<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İskender Pala | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/iskender-pala/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Feb 2020 13:28:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İskender Pala | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kalp ile Nefis</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kalp-ile-nefis/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kalp-ile-nefis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Feb 2020 13:28:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp ile Nefis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fikri sahih ü rayı pesendîde vü sevâb Nefsi alîm ü kalbi kavi kendü pehlevân Me&#8217;âlî Fikirce sağlam, görüşte doğru ve isabetli&#8230; Düşüncede bilge, kalbi kuvvetli, bedence pehlivan&#8230; FERÎDÜDDİN ATTÂR, &#8220;Sakın öfkene kapılma, seni yaralasalar da aldırma. Akıl, ilim ve yumuşak huylulukla kavga etme; kibir, kin ve öfkeyle barışma. İnsan, şeytanın sözünü dinle­mez; kendi koynunda yılan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalp-ile-nefis/">Kalp ile Nefis</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fikri sahih <em>ü rayı pesendîde vü sevâb </em></p>
<p><em>Nefsi alîm ü kalbi kavi kendü pehlevân </em></p>
<p>Me&#8217;âlî</p>
<p>Fikirce sağlam, görüşte doğru ve isabetli&#8230; Düşüncede bilge, kalbi kuvvetli, bedence pehlivan&#8230;</p>
<p>FERÎDÜDDİN ATTÂR, &#8220;Sakın öfkene kapılma, seni yaralasalar da aldırma. Akıl, ilim ve yumuşak huylulukla kavga etme; kibir, kin ve öfkeyle barışma. İnsan, şeytanın sözünü dinle­mez; kendi koynunda yılan beslemez. Ahlâkları bozuk olan­ları terbiye etmeye çalışma. Akıl atanın koşum takımını öfke ateşi yakar. Hışım ateşini yumuşak huyluluk suyu söndürür. Evin duman dolmasını istemiyorsan ateşin üstüne daha fazla odun atma&#8221; <em>(Mantıku&#8217;t Tayr,</em> s. 261) buyurmuş. Saydığı özel­liklere dikkat edilirse nefisten bahsettiği görülecektir. O nefis ki damarlardaki kana bağlı olarak insana bahşedilmiş soyut bir organımızdır. Kadrini bilenler için nimet, bilmeyenler için felâket oluverir. Onu, göğsümüzdeki kozalağın içinde şulele- nen soyut bir lamba farz edersek hayatımız bu lambanın ışığın­dan anlam kazanır. Lambamızın parıldayarak azalıp çoğalan aydınlığı duygular ve devinimlerden, durmadan harlanan ate­şi şehvetten, ince ince tüten dumanı öfkeden, yanıp yok olan yağı da midedeki gıdalardan gelir. Açlık ve sabır onun bekçisi, irfan ve bilgelik ise yardımcısıdır. Bekçisiz veya yardımcısız kaldığında hakikate gözünü kapatıp daima kötülüğe gider, yol şaşırır. Onun içindir ki nefisler bekçisiz veya yardımcısız bırakmaya gelmez. Bekçisiz nefis önce kendine güvenmeye, sonra da kendini beğenmeye başlar. Nefsin kendini beğen­mesi bir tür acıkma halidir ve doydukça kendini daha çok be­ğenir. Kendini beğendikçe doyumsuzlaşan ve doyuruldukça kendini daha çok beğenen bir nefsin canavarlaşması kaçınıl­mazdır. Böylece kontrolden çıkar ve sırasıyla aklı, ruhu, kalbi ve en sonunda da insaniyeti boğar, öldürür. İnsaniyetin ölümü insanın ölümüdür; beden nefes alıyor olsa bile&#8230; Bu yüzden insanın içindeki nefis denen canavarı kontrol altında tutması, azgınlıklarını görüp önlemler alması zaruridir. Nefsini kontrol konusunda kendine güvenenler talihsiz, güvenmeyenler bah­tiyardır. Nitekim Yusuf peygamber onca iffetine, onca masu­miyetine rağmen <em>“Ben nefsimi temize de çıkarmıyorum; çünkü ne­fis daima kötülüğü emreder”</em> (Kur&#8217;ân-ı Kerim, Yûsuf, 53) diyerek nefsin elinden Allah&#8217;a sığınmıştı.</p>
<p>Kişinin nefsini sevmesi ölüm, öldürmesi hayattır. Sûfîlerin &#8220;Ölmeden önce ölünüz!&#8221; düsturuna sıkı sıkıya bağlanmaları bu yüzdendir. İnsanın hayattayken nefsini öldürmesi, ancak ölü gibi yaşamakla, nefse ait bütün ihtiraslardan, hırslardan, tûl-i emellerden kurtulmakla mümkündür. Bunun için sûfîler nefsi basamaklar halinde derecelendirip her bir basamakta yapılması gerekenleri inceden inceye tasnif etmişlerdir. Şimdi en alt basa­maktan başlayarak kalbimizdeki sûfî eğilimleri tarayalım:</p>
<p><em>Nefs-i emmâre:</em> İnsandaki nefsin en zalim ve pervasız halidir. İnsanı köle gibi kullanan bir zalim kral misali&#8230; Hayatın her sahnesine, eğilimlerimize, ideallerimize, geleceğimize hâkim olmuş bir kral. Bilinçaltımızdan bize hükmetmeye, egomuzu besledikçe bize istediğini yaptırmaya, bizi zorlayıp emirlerini (emmâre) dinletmeye ve gitgide kalbimiz üzerinde diktatör­lük kurmaya başlamış bir iç ben. Eğer disiplin altına alınmaz­sa, iç hesaplaşmaya tâbi tutulmazsa felâket&#8230; Herkesin arada sırada egosunu muhasebeye çekmeye ihtiyacı var galiba.</p>
<p><em>Nefs-i Levvâme:</em> Yaptığının iyi olmadığını bilen ama yine de yapmaya devam eden bir adam düşünün. Her eyleminden sonra pişman olan ama yine de o eylemi yapmaktan vazgeç­meyen biri. Tiryakilik veya bağımlılık gibi&#8230; Nefsini kına­makla (levvâme) birlikte nefsine hâkim olamıyor. îşte kalbin en titrek ve tedirgin hali&#8230; Zalim kral karşısında kendisinin ne derece iradesiz ve zavallı olduğunu fark ettiği halde ona hizmete devam eden ılımlı, iradesiz ve sünepe bir köle gibi. Bu köleye sıkı bir perhiz lâzımdır; alışkanlıklarından ve zevk­lerinden perhiz. Perhiz olursa nefis bir basamak daha arına­cak, değilse kendi basamağının altına düşüp nefs-i emmâre batağına düşecektir.</p>
<p><em>Nefs-i Mülkime:</em> Bir eşik&#8230; İyilikle kötülüğün, kurtuluşla savruluşun eşiği&#8230; Kalpte beyazın siyaha hâkim olmaya baş­ladığı nokta. Bu eşikte benliğin (egoizm, enaniyet) muharebe hattında savaş verilip benin hâkimiyetine karşı zafer başarıl­mış, daha doğrusu benlik kazanılmıştır. Artık kişiliği dengele­nerek belli ilhamlar (mülhime) almaya başlayacak ve sonraki mücadelelerinden galip çıkacaktır. Nefsin bu üçüncü basama­ğı ancak dünyaya ait aşırı emellerden, ihtiraslardan, arzular­dan vazgeçerek aşılabilir. Egonun kabarmasını durdurarak özgürlüğünü kazanan kişiye ne mutlu!</p>
<p><em>Nefs-i mutmainne:</em> Yüksek bilince ulaşmış kişinin durduğu basamak&#8230; Buradan sevgiliye yol gider. Mutluluğun hakikati de kalp tarafından ilk burada hissedilir, insanın her halinde ve tavrında sevgiliyi anarak (zikir) varabildiği bu makamda kişi artık her iki mânasıyla huzurdadır, huzura ermiştir. <em>&#8220;Gerçek­ten de kalpler ancak Allah&#8217;ı anmakla huzura erer&#8221;</em> (Kur&#8217;ân-ı Kerim, Ra&#8217;d, 28) ve tatmin olur (mutmainne). Sûfîler bu basamakta bulunmayı ancak dünyaya ait bütün ilgilerin, kaygıların, hatta mutlulukların bile kaydında olmamakla mümkün görürler ve bu hale fakr (dünyalıktan fakir, manevî fakirlik, sevgiliyle zen­ginlik ve sevgiliden başka her şeye fakirlik) derler. İtminana ermiş bir nefis aşk içinde kendini idrak etmiş hakiki bir âşıktır ve artık bütün görünüşlerin arkasını görür, bütün varlığın öte­sindeki varlığı tanır, hadiselerin hikmetini bilir. Amacı sevgi­li olduğu için artık neye baksâ sevgiliyi görmekte, ne söylese sevgiliyi söylemekte, ne işitse sevgiliyi işitmektedir.</p>
<p><em>Nefs-i râziyye:</em> Nefsin sevgiliye kavuşmak dolayısıyla her bakımdan mutluluğa erdiği, kendini gerçekleştirdiği ve kendi­sinden razı olduğu (râziyye), kalp ile bütünleştiği basamaktır. Artık kişi ben demekten vazgeçmiş, &#8220;bana göre, bence, benim kanaatime göre&#8221; gibi içinde benlik geçen her şeyden kurtul­muş, sevgili huzurunda ben değil &#8220;sen&#8221; olmuştur. Bu hal onun kalbine bir yücelik olarak yansır ve içindeki her şeyi başkalaş­tırır, sevgili kalıbına sokar, kendiliğinden diğergamlık başla­tır. Kalp artık hakikati vasıtasız algılar, yaratılmışlarda kusur görmez, sevgilinin gözüyle görür, sevgilinin kudretiyle tecel­li eder. Sûfîler buna fenâ makamı, &#8220;fenâ-fi&#8217;llah&#8221; diyorlar. Bu mutlak aydınlanmadır ve bu basamaktaki bir nefsi ölüm bile öldüremeyecek, onun yükselişi sonsuzluk içinde sürecektir.</p>
<p><em>Nefs-i marziyye:</em> Bu basamak yalnızca mutluluğa eren de­ğil, sevgiliye de mutluluk getirenlerin basamağıdır. Sıradan bir âşık için sevgiliden hoşnut olmak önemlidir ama sevgilinin âşıktan hoşnut olması (marziyye) bir gömlek üstündür. Bura­da kalp aşkın mutlak gerçeğine erer ve ondan lezzet alır. Artık çarmıha gerilmekle kıyama durmak arasında fark hissedilme­yecektir. önceki basamakta sevgiliden başka bir şey için yaşa- mamayı tecrübe eden ve bu mutlulukla kendinden geçen kalp, mutlak hakikatten, mutlak varlıktan, mutlak Sevgili&#8217;den başka bir şeye dönüp bakılamayacağını tecrübe eder. Bu basamakta sûffye huşû kaftanı giydirilip yeniden bireyselliğe döndürü­lür. önceki basamakta Sevgili için feda ettiği benliğinin Sevgili adına iadesidir bu. Böylece kendi varlığında Sevgili&#8217;nin varlı­ğını taşımaya başlar. Sevgili ile görür, Sevgili ile işitir, Sevgili ile dostluğun ve iletişimin en derin evresini hisseder.</p>
<p><em>Nefs-i safiye</em> veya <em>nefs-i kâmile:</em> Bu basamakta kişilik, saf ve mükemmel bir nura bürünmüş, kalp bir elmasa dönmüştür, öyle bir elmas ki sevgiliye ait varidatı hiçbir kayba uğratma­dan ışık kırılmaları gibi yansıtır, mutlak güzelliğin her bir zer­resindeki lezzeti çevresine gösterir. Böylece kalp kusursuzluk içinde doyuma ulaşır, salt nur kesilir. Et ve kas yığını kozala­ğın nirvanası, insanın kemâli ve yolun zirvesi burasıdır&#8230;</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.57,62</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalp-ile-nefis/">Kalp ile Nefis</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kalp-ile-nefis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibirli Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:29:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Kibirli Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kibre uyma sîret-i şeytânidür Kıl tevazu kol sıfat insânidür Ahmed-i Rıdvan Kibre gitme ki şeytanın içi kibirle doludur. Sen tevazu yolunu seç, çünkü tevazu (Âdem&#8217;den dolayı) insanın sıfatı olmuştur. RAHMET dediğimiz yağmur suları dağ başlarında değil, alçak vadilerde birikir. Kibirli insanların kalpleri de böyledir ve rahmet onların kalplerinden akar, alçak gönüllülerin kalple­rinde toplanır. Kibir, kişinin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/">Kibirli Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-23566 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-600x401.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024.jpg 692w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><em>Kibre uyma sîret-i şeytânidür </em></p>
<p><em>Kıl tevazu kol sıfat insânidür</em></p>
<p>Ahmed-i Rıdvan</p>
<p>Kibre gitme ki şeytanın içi kibirle doludur. Sen tevazu yolunu seç, çünkü tevazu (Âdem&#8217;den dolayı) insanın sıfatı olmuştur.</p>
<p>RAHMET dediğimiz yağmur suları dağ başlarında değil, alçak vadilerde birikir. Kibirli insanların kalpleri de böyledir ve rahmet onların kalplerinden akar, alçak gönüllülerin kalple­rinde toplanır.</p>
<p>Kibir, kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla baş­kalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunmasıdır ve elbette kal­bin en kötü hastalığıdır. Kabristanlar, maalesef &#8220;Küçük dağ­ları ben yarattım&#8221; havasında yaşamış insanlarla doludur. Ve aramızda onlardan çok çok vardır. Büyüklenme, böbürlenme, başkalarını küçük görme hastalığına tutulmuş insanlar&#8230; En kötüsü de inancı reddedip Allah&#8217;a karşı kibir taşıyan, yendisini yaratmış olana karşı boyun eğip kulluk etmeyi kendine yediremeyen kibirliler&#8230; Sahip olmadığı meziyetlerle övüne­rek kendini olduğundan farklı göstermeye çalışanlarsa başka bir âlem. Kendinden başkasını beğenmeyen narsist ruhlar&#8230;</p>
<p>Kibir üç kademedir. En az zararlı olanı gururdur. İnsan geçici değerlere aldanıp onlarla avunuyorsa gurur sarhoşu olmuştur. Bunun bir derece zararlısına &#8220;ucb&#8221; derler. İnsan başkasını küçük görmeden kendini ve yaptıklarını beğenerek böbürleniyorsa ucba müptela sayılır. Bunlar narsist bir duy­gunun içindedir. Üçüncüsü ise kibirdir; yanı insanın kendi­ni büyük görmekle birlikte karşısındakini de küçük görmesi halidir. İşte kalpleri karartan da budur. Çünkü bu tamamen şeytanın uşağı olmaya benzer. Nitekim şeytan da kendisinin Âdem&#8217;den daha üstün olduğunu ileri sürerek secde etmemiş ve lanetlenenlerden olmuştu.</p>
<p>Kibir insanın manevî yardım almaşım engelleyen önemli bir hastalıktır. Bunun giyim kuşamla, mevki makamla, para pulla alâkası yoktur. Sofrasında akşam yemeği bulunmaya» nice fakirlerde de, herkese hidayet yolu gösteren nice şeyh efendilerde de bulunabilir. Kişinin sorumluluğu, başkasına göre değil kendi nefsine göre kibrini sorgulamak ve yanlıştan dönmektir. Gazzâlî kibrin, insanın müminlere yaraşır huylar kazanmasını önlediğini ve cennete girmeye engel olacağım; bunun da asıl kaynağının kibirli kişinin kendisi için istediğini başkaları için isteyememesine bağlar&#8230;</p>
<p>Kibrin tedavisi için yalnızca bir yol vardır: tevazu. Kibir yüzünden kalbimizi istila eden katılıklar, kabalıklar, sertlik ve soğukluklar hep tevazu ile arındırılır. Gerçekten iyi bir in­san kibirli olamaz. Kibirli ise iyi olamaz. Kibir kalbimizi oldu­ğu gibi ruhumuzu da bozup hasta eder. İnsan her daim zayıf ve âciz bir varlık olduğunun bilinciyle hareket ederse Allah onun itibarını hem insanlar arasında hem de kendi katinda günden güne büyültür. Bir damla sudan yaratıldığını bilen birinin kendini yaratana karşı veya kendisi gibi bir damla su­dan ibaret olan birine karşı kibirlenmesi ne ola ki? Sonunda yan yatmış bir mezar taşı mı?</p>
<p>Hani denilmiştir: &#8220;Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var!..&#8221;</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.279-282</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/">Kibirli Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefalı Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/vefali-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/vefali-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Vefa]]></category>
		<category><![CDATA[Vefalı Kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23553</guid>

					<description><![CDATA[<p>El-aman ne fena vakte yetiştik Ahde vefa eder yaran kalmadı (Karacaoğlan) LEYLÂ&#8217;nın âşığı Kays kendini kaybedip de çöllere düştüğü vakit adı Mecnûn&#8217;a çıkmıştı. Nevfel isminde bir yiğit onun hikâyesini öğrenip Leylâ&#8217;ya kavuşturmayı içinden geçirdi. Bunun için önce kızı babasından istedi. &#8220;Bende bir inci, sende bir deli var. Kim incisini deliye teslim eder?&#8221; cevabım alınca da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vefali-kalp/">Vefalı Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/27289699643_1683131648.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-23564 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/27289699643_1683131648-300x300.jpg" alt="" width="299" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/27289699643_1683131648-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/27289699643_1683131648-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/27289699643_1683131648-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/27289699643_1683131648.jpg 480w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" /></a></p>
<p><em>El-aman ne fena vakte yetiştik</em></p>
<p><em>Ahde vefa eder yaran kalmadı</em></p>
<p>(Karacaoğlan)</p>
<p>LEYLÂ&#8217;nın âşığı Kays kendini kaybedip de çöllere düştüğü vakit adı Mecnûn&#8217;a çıkmıştı. Nevfel isminde bir yiğit onun hikâyesini öğrenip Leylâ&#8217;ya kavuşturmayı içinden geçirdi. Bunun için önce kızı babasından istedi. &#8220;Bende bir inci, sende bir deli var. Kim incisini deliye teslim eder?&#8221; cevabım alınca da kılıcı çekti. Leylâ&#8217;nın obasıyla Nevfel&#8217;in askerleri arasında meydan savaşı başladı. O sırada Mecnûn da bir kenara çekil­miş kendisi için savaşan cengâverleri seyrediyor ve onlardan biri daha öldükçe seviniyordu. Sonunda Nevfel bunu fark edip &#8220;Biz senin için canımızı ortaya koyar, kanımızı akıtırken sen diğer ordunun zafer kazanmasını istiyorsun ha?&#8221; deyince şöyle cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Sizinle savaşanlar Leylâ&#8217;nın askeri olduğu müddetçe ben onun zaferini istemezsem buna vefa denir mi?&#8221;</p>
<p>Sevenin sevgiliye vefası işte!..</p>
<p>Vefa hakkında pek çok söz edilebilir. Asıl hatırlanması gereken şey vefanın nasıl ve hangi şartlarda vefa olduğudur.</p>
<p>Bu bağlamda eskiler vefanın üç kademesinden söz ederler. Bi­rincisi sıradan insanlarla alâkalı olup bize vefa gösterene vefa göstermektir. Vefanın tabii şekli budur. İnsan kendisine bağ­lanana bağlanma eğiliminde yaratılmıştır. Buna rağmen bizi seven, bağlılık gösteren, iyiliğimizi isteyen samimi insanlara karşı vefasızlık etmek ancak hayırdan yoksun, soyu bozuk ve ahlâkı düşük insanların işidir. Böyle dostları olduğuna şükret­mek gerekirken onları çantada keklik görüp başkalarına ya­ranmaya kalkışmak şahsiyet eksikliğidir. Karşılıklı vefa sevgi bağının da bir göstergesidir. Özellikle birbirini seven iki insan arasında vefa hem bir sorumluluk hem bir mutluluktur çünkü.</p>
<p>Vefanın ikinci kademesi asil insanlarla alâkalıdır ve bize ha­inlik edene vefa göstermeyi gerektirir. Pek çok insan bunu başa­ramazsa da vefakârlık bundan ibarettir. Bize vefa gösteren biri­ne vefalı davranmak belki bir borcu ödemektir ama bize hainlik edene vefalı davranmak bir mürüvvettir, yüceliktir. Anlatırlar ki vaktiyle bir hükümdar sudan bir sebep bulup vezirini önce azletmiş, sonra da hapse attırmıştı. Zindanda geçen birkaç yılın ardından bir gün vezire bir ziyaretçi gelip &#8220;Falanca ülkenin hü­kümdarı sizin çok değerli olduğunuzu biliyor ve sizi buradan kaçırtıp kendisine vezir edinmeyi istiyor, hazırlarım!&#8221; yollu bir teklifte bulundu. Vezirin ziyaretçiye cevabı nazikçeydi:</p>
<p>&#8220;Sultanınızın hakkımdaki iltifatkâr düşünceleri benim sa­hip olduğum meziyetlerden daha değerlidir. Ancak bu soylu teklifinizi kabul etmem mümkün değildir. Bu yurdun ekme­ğiyle büyümüş, devletin imkânlarıyla yetişmiş hiçbir fert, kü­çük bir gönül kırgınlığıyla velinimetine vefasızlık etmez, beni mazur görünüz.&#8221; Bu hikâyeden kastımız odur ki hainliğe mis­liyle mukabele etmek kişinin elindedir ve bunun için ayıplan­maz, lâkin hainliğin cevabım vefa ile göstermek yiğitliktir. Bu hususta &#8220;Kötülüğe karşı kötülük her kişinin; kötülüğe karşı iyilik er kişinin kârı&#8221; denilmiştir.</p>
<p>Vefaya muhatap olan insanların kalplerindeki mutluluğu ölçebilir misiniz? Peki ya vefa gösteren bir kalbin mutluluğu­nu? Buradan yola çıkarak vefa görmeyen kalp ile vefa gös­termeyen kalbin mutsuzluğunu da hesaba katmak gerekir. Birinden vefasızlık gördüğümüzde mümkünse susmak en hayırlısıdır. Beklemek, düşünmek ve dostluk bağını koparma- maya gayret etmek de önemlidir. Dönüş kapılarını daima açık tutmakta yarar vardır. Geçmişin güzel anılarını hatırlamak da bir vefanın kalpteki cevherini açığa çıkarabilir. Binlerinin bize ihanet ederek sırlarımızı dedikodu malzemesi yapması veya aradaki bağlan zedelemesi bizim de aynı şekilde davranma­mız için ruhsat değildir. Özellikle bize laf taşıyan binlerinin kışkırtmasıyla vefa bağlarını çözmek ucuzluktur. Yapılması gereken şey, bize geçilen dostumuzun sırlarını saklayacağımı­za dair teminat vererek dedikoducuyu mahcup etmektir.</p>
<p>Vefanın üçüncü derecesi kalpteki aşkla alâkalıdır. Âşık, -eğer gerçekten seviyorsa- sevgilisine dair tüm umutlarını yitirse, aşkı reddedilse, sevgili kendisinden yüz çevirse, uzaklaşsa, gurbete gitse, hatta felâkete uğrasa veya ölse bile ona karşı hâlâ vefa göstermek durumundadır. Sevgiliye ka­vuşma umudu kalmadığı veya sevgili dünyadan göçtüğü halde bile ona vefa göstermek kalbin aşka inandığım ve haki­ki vefayı gösterir. Mademki sevme, bağlanma, sevgiyi arttır­ma gibi şeyleri isteyen âşıktır, o halde sevgiliye sonuna kadar vefa göstermek zorundadır. Başlangıçta kimsenin onu bun­lar için zorlamaması, sonuçta da vefayı onun borç hanesine yazmaktadır. Anadolu, kocası askere gidip dönmeyen nice annenin bir ömür aşkına sadık kalarak hiç evlenmediğinin hikâyeleriyle doludur.</p>
<p>Sevgiliye karşı verdiği &#8220;Bir yastıkta kocama&#8221; sözünü bir ömür sadakatle yerine getiren kocalar ve kadınlara karşın nikâh memuru huzurunda &#8220;bir ömür boyu&#8221; diye söz verip ikinci senede o sözüne ihanet eden modem Türkiye&#8217;nin nice sanalı ilişkileri vardır. Aşk bahsinde vefadan söz edilecekse yapılması gereken şey, öncelikle en başta verilen sözlerin tutulması, güvenin yitirilmemesi, sevgilinin özel veya genel hatalarının gizlenmesi, kusuru varsa örtülmesi, onun gü­zel ve iyi yanlarının övülüp yayılması, yanılgılarının değil ba­şarılarının dillendirilmesi gibi yollar izlenebilir. Bir âşık -veya âşıklık iddiasında bulunan kişi- bunları yaptığında sevgilinin de saçlarını ona süpürge etmeyeceğini kim iddia edebilir?</p>
<p>Vefa, küçücük gölgeleri karanlık bir geceye döndürmemek, iplik iplik yağan yağmuru sağanağa çevirmemek için hassasi­yetle korunması gereken bir duygudur. Vefa, kalbe dair en im­renilecek duygulardan biridir. İnsaniyetin en güzel hamuru, insan olarak yaratılışın en özel nimetidir. Balansı için bal ney­se kalp için vefa odur. Özünde vefaya programlanmış bir kal­bin vefasızlığı ise eşekarısının bal üretmesinden öte nedir ki?</p>
<p>İskender Pala -Kalp,syf.257-260</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vefali-kalp/">Vefalı Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/vefali-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korku ve Umut</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/korku-ve-umut/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/korku-ve-umut/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:23:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Havf ve reca]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Korku ve Umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalbimde bîm-i çevri ümîd-i visali var Râh-i emelde havfü recâ meşrebimcedir Erzurumlu Zihnî Kalbimde eziyetinin korkusu, vuslatının da umudu var. Emel yolunda korku da umut da bana yoldaştır vesselâm&#8230; KALBİN içinde birbirini kovan en önemli duygulardan birisi korku, diğeri umuttur. Kalp bugünü, bu zamanı, bu anı yaşamayı tercih eder ve geçmişe yönelik kazanmalarını kaybetmekten korkar. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/korku-ve-umut/">Korku ve Umut</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-23562 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_-300x183.jpg" alt="" width="356" height="217" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_-300x183.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_-600x367.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_-768x469.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_-1024x626.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/s675h04960ea5155c8f6f3c5e4d5001c81dbdd0c2cad8_.jpg 1206w" sizes="(max-width: 356px) 100vw, 356px" /></a></em></p>
<p><em>Kalbimde bîm-i çevri ümîd-i visali var</em></p>
<p><em>Râh-i emelde havfü recâ meşrebimcedir</em></p>
<p>Erzurumlu Zihnî</p>
<p>Kalbimde eziyetinin korkusu, vuslatının da umudu var. Emel yolunda korku da umut da bana yoldaştır vesselâm&#8230;</p>
<p>KALBİN içinde birbirini kovan en önemli duygulardan birisi korku, diğeri umuttur.</p>
<p>Kalp bugünü, bu zamanı, bu anı yaşamayı tercih eder ve geçmişe yönelik kazanmalarını kaybetmekten korkar. Bu kor­kunun temeli geleceğe ait kazanım umududur. Seven kalp daima bu iki duyguyla çalkanır. Bazen biri diğerini, bazen de öteki bunu bastırır.</p>
<p>Bir kalbin sevip sevmediğini anlamak için içinde bir korku olup olmadığına bakmak lâzımdır. Eğer kalp, sevgiliye dair bir korkuyu içinde sürekli taşıyorsa o kalp seviyor demektir. Sevgilinin âşığa ihsan ettiği nimetlerin şükrünü gereği gibi yapmayıp bu nimetlerden mahrum kalma korkusu sevginin de temelidir. Kalp, korku ile umut arasında olduğu surece sevgiliye hizmetten ve itaatten geri durmaz.</p>
<p>Bir kalp vardır, sevgilinin kendisine hoşgörüyle bakacağı­nı umar. Bir başka kalp vardır, sevgiliye itaatini azalttığı için korkar. Her iki kalp de sağlıklıdır ve zaten de böyle olmak gerekir. Bir sevgili, pek çok âşık edinme potansiyeli var iken bir kalbe iltifat gösteriyor onu önemsiyorsa âşığın da ona karşı umut ve korku arasında titreyerek yaşaması, üzerine bir aşk borcudur. Çünkü sevgili, bir kalbe sevgisini emanet ettiyse o sevgiye lâyık olmak için sevenin umut ve korku vasıtasıyla bütün dizginlerini tutması ve kalbi sevgiliye adaması gerekir.</p>
<p>İbn Teymiyye, &#8220;Havf ve reca sahibi kişinin; korkusu Allah&#8217;ın kendisine örtülü olmasından, ümidi de Allah&#8217;ın ona tecelli etmesinden ileri geliyorsa bu, Allah&#8217;ı sevdiğinin sonuç­larından biridir. Sevginin kendisi, tecelli etme sevgisini ve ör­tülü olma korkusunu doğurmuştur&#8221; der.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[*]</a> Buradan korku ve umudun kalpte yer etmesinde en önemli faktörün sevgi oldu­ğunu çıkarabiliriz. İnsanın sevdiğinden korkması kadar tabii bir şey olmadığı gibi umduğunu da sevgiliden ummasına şa- şılamaz. Nitekim Allah&#8217;ın <em>“Onlar korku ve umut içinde Rablerine dua ederler!&#8221;</em> (Kur&#8217;ân-ı Kerim, Secde, 16) âyeti müminlere bir müjde gibi<u>dir</u> ve müminin korkuyla umut arasında, daha doğ­rusu korku ve umut ahlâkıyla yaşaması gerektiğini gösterir. Buradaki korkunun ahiret azabını, umudun ise cennet nimet­lerini kapsadığı düşünülebilirse de beis yoktur.</p>
<p>Korku ile umut, biri itaate çeken, diğeri kötülükten sakın­dıran iki iptir. Uçan kuşun iki kanadı gibi; biri olmazsa uçuş yok. Bunlardan biri kalbi terk ederse isyan tehlikesi belirir. Korkmayan veya umudu olmayan bir insanın işlemeyeceği suç yoktur. Gerçekten de korku ve umut kalbimize bir lütuf diye verilmiş olsa gerektir. Bir an ikisinden birinin veya her ikisinin yokluğunu hayal edin&#8230; Dehşet!</p>
<p>Kalbin korkusu titremekten ibaret olan korku değildir. Bi­lakis kararlar aldıran bir korkudur. Kalpteki umut, sahibine tembellik veren boş bir umut değil, bilakis o umudun gerektir­diği gibi davranmaktır.</p>
<p>Bir âşığa &#8220;Sevgiliye karşı kalbinde olan sevginden ve mik­tarından haber ver!&#8221; dediler, &#8220;İşte benim gibi!&#8221; deyip kestir­di. Maksadı, &#8220;Bunu ölçmek nefsin işi, kalbim bunu ölçemez!&#8221; demekti. Keza, &#8220;Kalp için korku mu önceliklidir, umut mu?&#8221; diye sorulan bir bilge, &#8220;Ben buna cevap veremem, çünkü bu nefsin işidir ve nefis kalbi ölçemez!&#8221; buyurdu. Sonuç şu, eğer sevgi bir kalbi kaplamışsa; umut veya korku, ikisi de o sevgi­yi büyütmek için oradadır. Biri olmazsa, diğeri&#8230; Umut veya korkunun olmadığı bir sevgi taşıyanlar o sevgiyi hemen terk etsinler, değilse kalpleri onları terk edecektir.</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.252-255</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/korku-ve-umut/">Korku ve Umut</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/korku-ve-umut/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doyan Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/doyan-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/doyan-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:21:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Doyan Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23551</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Hak murâdun gönlüne göre müyesser eylemiş Kalbüni öz kendü nûriyle münevver eylemiş Hayreti EY SEVGİLİ! Allah senin muradını tam da gönlüne göre vermiş. O kadar ki, kalbini Kendi&#8217;nin öz nuruyla aydınlatmış. Acıkan bir kalbin doyurulması, içine sevgiler ve erdemler koymakla mümkündür, bunu biliyoruz; lâkin her kalbin bir de dolaylı yoldan ihtiyaç duyduğu doygunluk biçimi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/doyan-kalp/">Doyan Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/700_FO64098253_563cd26df9b1a73a08a9da636ede6a3d.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-23560 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/700_FO64098253_563cd26df9b1a73a08a9da636ede6a3d-300x282.jpg" alt="" width="300" height="282" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/700_FO64098253_563cd26df9b1a73a08a9da636ede6a3d-300x282.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/700_FO64098253_563cd26df9b1a73a08a9da636ede6a3d-600x565.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/700_FO64098253_563cd26df9b1a73a08a9da636ede6a3d.jpg 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><em>Hak murâdun gönlüne göre müyesser eylemiş </em></p>
<p><em>Kalbüni öz kendü nûriyle münevver eylemiş</em></p>
<p>Hayreti</p>
<p>EY SEVGİLİ! Allah senin muradını tam da gönlüne göre vermiş. O kadar ki, kalbini Kendi&#8217;nin öz nuruyla aydınlatmış.</p>
<p>Acıkan bir kalbin doyurulması, içine sevgiler ve erdemler koymakla mümkündür, bunu biliyoruz; lâkin her kalbin bir de dolaylı yoldan ihtiyaç duyduğu doygunluk biçimi vardır, zihinlere kelimeler koymak&#8230; Nasıl diyeceksiniz? îzah edelim:</p>
<p>Aklımız insan ömrünün süresini takvimlerle ölçüyor. İlahî takdirde ise ömürlerimiz şu kadar yıl, şu kadar ay, şu kadar gün ve saat diye yazılmıyor. Takvimler bizim icadımız ve gö­rece tespitler&#8230; Kader kâtipleri ise Allah&#8217;ın takdir ettiği ömrü, &#8220;şu kadar nefes&#8221; yahut &#8220;şu kadar kalp atışı&#8221; diyerek yazıyor­lar. Biz istesek de istemesek de ömrümüzü takdir edilen ne­fes veya bud-dub kadar yaşıyoruz. Takdirin dışına çıkmak, Allah&#8217;ın verdiği ömrü azaltmak veya kısaltmak elimizde de­ğil. Sadakayla hayatımızı uzatmak veya intihar ederek kısalt­mak da Allah&#8217;ın takdiri dahilinde.</p>
<p>Bu demektir ki her insana belli sayıda nefes takdir edilmiştir. Herhangi birisi çıkıp gün­leri kalp atışlarıyla çarpıp &#8220;Falancanın hayatı boyunca kalbi şu kadar atmıştır!&#8221; diye bir hesaplama da yapabilir. Diyelim bu rakam 888.888.888.881 atım olsun. Kişi daha cenin halin­deyken kalbi yaratılır ve insan ete kemiğe bürünmüş olur. Kalbin o ilk atış ânından itibaren zaman denilen ırmağın içine giren insanın sonraki her adımı, her nefesi, her hareketi kalbi­nin kasılıp gevşemeleriyle ilerler ve ömrün sonundaki 881 .nci bud-dub bittiğinde ölüm gelir, ruh bedenden ayrılır, zaman üzerinden alınır.</p>
<p>Belki de insanın kendisine yöneltmesi gereken soru, &#8220;Açlık çeken bir kalple mi ölmek isterim, doygun bir kalple mi?&#8221; ol­malıdır. Çünkü böyle bir sorunun cevabı hayata anlam katar ve insan bu soruya verdiği cevap ölçeğinde yaşadığını hisseder.</p>
<p>Ölümcül hastaların başucunda duran kardiyografi ekran­larını hatırlayalım. Hasta hayatına devam ettiği müddetçe ekrandaki grafik çizgileri yukarı-aşağı durmadan zikzaklar çi­zer. Hastanın kalp atışları normal ritminde ve rahat sürüyorsa bu çizgiler normal seyrinde, nefes dadanmaları oluyor, kalp düzenli çalışmıyorsa grafik çizgileri daha düşük seviyelerde veya dengesiz ilerler. Hayatı mutlu yaşayan, doygun kalple­rin hayattan aldıkları zevk de tıpkı bu ekrandaki gibi düzenli bir grafik çizer. Kalbin içindeki sevgiler ve erdemler, tıpkı zi­hindeki kelimeler gibi doygunluk derecesinde ise hayat ema­remiz doktorları sevindiren düzlemde, yani normal, normal olduğu için de sağlıklı bir akış içinde olur. Ama eğer kalbimiz­de sevgiler, erdemler, zihnimizde de kelimeler az ise o vakit teklemeler, nefes darlıkları baş gösterecektir.</p>
<p>Bir nevi hayatî tehlike hali yani. İnsanı anlamlandıran şey kalpteki hisler ve zihinlerdeki kelimeler olduğuna göre insan severek, erdem­lerini çoğaltarak veya çok okuyarak ömrünü fiziken değilse de keyfiyet itibariyle uzatabilir. Kalbinde üç erdemle yaşayan insanın otuz erdemle yaşayana oranla, zihninde beş yüz ke­limeyle yaşayanın beş bin kelimeyle yaşayana oranla hayatı anlamlandırma, anlama, lezzet alma, hissetme bakımından daha sığ kalacağı veya tersinden söylersek erdemli olanın, çok okuyanın diğerine nazaran hayatı on kat fazla yaşamış olacağı aşikârdır. însan erdemli veya erdemsiz, az kelimeyle veya çok kelimeyle yaşadığında anne karnında atmaya başlayan kalbi­nin son bud-dubu yine aynı rakama denk gelecektir.</p>
<p>Ne var ki grafi ekranındaki çizgiler gibi birinciler daha sığ ve düz man­tıkla (dar bakış açısıyla, basitlik ve sıradanlık içinde), İkinci­ler ise daha zengin, entelektüellik boyutunda zengin (toplum vicdanı olacak derecede yüce, bir o kadar da toplumsal sana sahibi) olacaktır. Dememiz o ki kalbimizi bir de bu yönden yoklamaya ve hangi grupta yaşamak istediğimizi yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Ekrandaki grafi çizgisi ne kadar düşük seviyede ve az ise hayatın lezzeti bize o kadar uzak, çizgiler ne derece yüksek ve çok ise hayatın anlamı bizim için zengindir. Kalbini doygun tutanlar ile aç bırakanların aynı düzlemde yaşaması imkânsızdır. Bundan daha kötüsü ise kal­bini iflas ettirenlerin halidir ki bu, grafi cihazındaki tek düz çizgidir; ölüm çizgisi&#8230;</p>
<p>Hâmiş: Acaba bizim kalp grafimizdeki çizgiler çoktan düz ilerlemeye başladı da biz mi farkında değiliz? Yoksa şair &#8220;Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?&#8221; derken haklı mıydı? Kalbimiz bud-dub yapıyor, tamam da; gerçekten yaşıyor mu?</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.73-76</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/doyan-kalp/">Doyan Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/doyan-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıkan Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/acikan-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/acikan-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:19:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Acıkan Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23550</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalbimin esrarını pes perdeden ney söylüyor Sîne-çâk olduklarım her dem pey-â-pey söylüyor Âsaf Neyler, alttan alta hep kalbimdeki sırları dile getiriyor ve durmaksızın bağrımı yarıp yırttığımı dillendiriyorlar. İNSAN bedeninde acıkan üç organ vardır. Birisi maddi (so­mut), diğer ikisi manevî (soyut) açlık çekerler. Birincisi mide­dir ve çağımız insanını kıskıvrak yakalayan materyalist felsefe neredeyse &#8220;Bütün yollar mideden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/acikan-kalp/">Acıkan Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23558 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir.jpg" alt="" width="448" height="251" /></a></em></p>
<p><em>Kalbimin esrarını pes perdeden ney söylüyor </em></p>
<p><em>Sîne-çâk olduklarım her dem pey-â-pey söylüyor</em></p>
<p>Âsaf</p>
<p>Neyler, alttan alta hep kalbimdeki sırları dile getiriyor ve durmaksızın bağrımı yarıp yırttığımı dillendiriyorlar.</p>
<p>İNSAN bedeninde acıkan üç organ vardır. Birisi maddi (so­mut), diğer ikisi manevî (soyut) açlık çekerler. Birincisi mide­dir ve çağımız insanını kıskıvrak yakalayan materyalist felsefe neredeyse &#8220;Bütün yollar mideden geçer&#8221; sloganıyla hareket ettiği için açlığın derecesi pek yüksektir. Yiyecek sıkıntısı çe­ken Afrika&#8217;dan veya obeziteyle başı dertte olan Avrupa&#8217;dan söz etmiyoruz, hayır, nefsinin arzularına esir olmuş insanlık­tan bahsediyoruz. O kadar ki neredeyse yalnızca midesindeki açlığa bağlı nefis ihtiyaçlarını gidermek adına çalışıp çabala­yan, hatta çırpınıp duran, buna mukabil diğer iki açlığım, kal­binin ve zihninin açlıklarını unutan bir insanlık.</p>
<p>Zannediyor ki aklı ve aklının gereği ürettiği her şey ekmeğim kazanmak içindir; hayır, akıl ve ilim insanın kendini kazanması içindir. Bütün yolların mideden geçtiğini düşünenler maalesef insanın kendini kazanmasını ihmal ettiklerinin farkında değiller. Oysa maddî olanı (ekmeği) kazanmak yalnızca bir vasıta, maddenin dışındaki saadeti kazanmak ise bir amaçtır. Bir vasıtanın gaye telakki edilmesi nazik bir mesafenin yanlış ölçüyle ölçülmesi, belki faziletin kör bıçakla boğazlanması olur.</p>
<p>İnsanoğlu midenin izini sürdüğü müddetçe menfaatlerine ve hırslarına -dolayısıyla nefsine- üstün kimlikler vermeye ve o kimliklerin kalbine telkin edip durduğu hislerle dolu bir macerayı yaşamaya mahkûm olma tehlikesiyle karşı karşıya demektir. Neticede aklımız mavera yerine maddeyle zayıfla­makta, gözlerimiz içi ve ruhu görmek yerine yalnızca dışı ve  sûretleri görmekte, kalbimiz kendisinden uzaklaşmaktadır.</p>
<p>İnsan kalbi bir hazinedir; ruhun hâzineye ulaşmasını sağlayacak rehber ise akıldır. Akim rehberliği bilgi, marifet, sevgi, korku, üzüntü gibi hallerin kalpte oluşmasını sağlar. Midesi­nin derdine düşen insan bütün bu erdem veya erdemsizlikleri kalbiyle değil, aklıyla ölçer ve kalbine hükmetme yetisinden mahrum kalır. Yazık ki çağımızın insanı en kıymetli cevheri ve asıl emaneti olan kalbinin derdine düşmesi gerektiğini bil­miyor da midesinin derdiyle yanıyor. Oysa kalbinin derdini dindirse, midesine ait dertlerden de kurtulmuş olacak.</p>
<p>Eskilerin yaptığı gibi konumuzu bir misalle yineleyelim ve midemiz, kalbimiz yahut zihnimizi birer mağaza gibi düşü­nelim. Biz de o mağazanın işletmecisi olalım. Hiçbir işletme eğitimi almasak, hiç okul yüzü görmesek bile bir mağazayı iş­letmek için mağazayı satılacak malzemeyle doldurmayı, satıl­dıkça da yerine en tazesinden, en iyisinden yenilerini koymayı pekâlâ bilebiliriz. Bizler, bu çağın insanları, mide mağazamı­zı işletmek için en yeni, en iyi, en taze bağlamında fevkalâde başarılı işler çıkarıyor, mağazaya vitrinler hazırlıyor, ilan ve reklamlar yapıyor, bazen yolsuzluklara bile göz yumuyoruz da aynı işletmecilik başarısını kalp veya zihin mağazalarımız söz konusu olduğunda nedense gösteremiyoruz.</p>
<p>Okumadı­ğımız, bilgiye önem vermediğimiz, kelimelerimizi çoğaltıp düşüncemizi genişletmediğimiz için zihin mağazamız iflas et­miş, kapısına kilitler vurulmuş durumda. En eğitimlimiz bile maalesef üniversiteden sonra okumayı bırakıyor ve zihnini sığ bir anlayışa hapsediyor. Bundan daha kötüsü ise kalplerimi­zin vitrinlerine astığımız iflas ilanları. Kalbimize sevgilerden, dostluklardan, gülümsemelerden malzemeler koyamadığı­mız, en yakınlarımıza bile sevdiğimizi söylemeye erindiğimiz için kalp mağazamız iflas ediyor.</p>
<p>Oysa acıkan kalp, kibirden arındırılmış sevgi sözleriyle, İlahî yakınlığa yöneltecek hasbi ifadelerle, insanın mayasında en baskın unsur olan sevgi gös­tergeleriyle, tebessümle, vefayla, gayretle, teşekkürle doymak zorundadır. Bu özelliğiyle kalp, annesinin gagasından gıda devşirmek üzere ağzını devamlı açık tutan bir serçe yavrusu­dur, onu doyurmak için serçenin içgüdülerinden daha kuvvetli hislerimiz olmalıdır. Düşünelim ki kalbimizin bir gözü vardır, görünmeyen âlemleri görür; kulağı vardır, gizli âlemlerin ko­nuşmalarını duyar; burnu vardır, kimsenin almadığı kokulan alır; damağı vardır, inanç ve bilgeliğin lezzetlerini tadar. An­cak bütün bunlar için kalbimizi yaşatacak kadar olsun açlığını gidermek üzerimize vazife değil midir?</p>
<p><strong>Hâmiş: </strong>Kurdun kuşun, dağın taşın sevgi açlığını bir yana koy­sak bile annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz, değer verdi­ğimiz insanlar, hepsi onları sevdiğimizi bilmeyi hak ediyorlar. Unutmamalıyız ki dilimiz ne kadar sevgi sözü telaffuz ederse kalbimiz o derece yaşadığını hissedecektir. Yunus derviş der gibi &#8220;Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.&#8221;</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.70-72</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/acikan-kalp/">Acıkan Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/acikan-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arsız Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/arsiz-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/arsiz-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:17:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Arsız Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Edep]]></category>
		<category><![CDATA[Haya]]></category>
		<category><![CDATA[Kalğ]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edeb kanda haya kanda resûle iktida kanda Begüm sıdk ü safa kanda dutup kalbi kasavetler Hakîkî Edep nerde kaldı, utanma nerde kaldı. Ya Peygamber&#8217;e uyma? A beyim, kalpleri kasvetler istila etmiş, doğruluk ve esenlik ne gezer! ESKİLER hoşlarına gitmeyen bir hale şahit olduklarında &#8220;el- hayâ ve el-edep!&#8221; diye hayıflanma nidası salıverirlerdi. Bura­daki edep kelimesi terbiyeli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/arsiz-kalp/">Arsız Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/1049165_620x360.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23556 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/1049165_620x360-300x174.jpg" alt="" width="326" height="189" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/1049165_620x360-300x174.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/1049165_620x360-600x348.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/1049165_620x360.jpg 620w" sizes="(max-width: 326px) 100vw, 326px" /></a></p>
<p><em>Edeb kanda haya kanda resûle iktida kanda</em></p>
<p><em>Begüm sıdk ü safa kanda dutup kalbi kasavetler</em></p>
<p>Hakîkî</p>
<p>Edep nerde kaldı, utanma nerde kaldı. Ya Peygamber&#8217;e uyma? A beyim, kalpleri kasvetler istila etmiş, doğruluk ve esenlik ne gezer!</p>
<p>ESKİLER hoşlarına gitmeyen bir hale şahit olduklarında &#8220;el- hayâ ve el-edep!&#8221; diye hayıflanma nidası salıverirlerdi. Bura­daki edep kelimesi terbiyeli olmayı, hayâ ise kalpteki utanma duygusunu karşılar. Hayâ karşılığı olarak Türkçemizde &#8220;ar&#8221; diye bir kelime vardır. Ar ve hayâ örneği insanlar veya arsız insanlar&#8230; Ve arsızlaşan kalpler&#8230; Allah&#8217;tan, akraba ya da ya­bancılardan, vicdanından utanmayan pervasız kalpler&#8230;</p>
<p>Kalp nefse daima arlı olmayı, hayâyı önerir; nefis ise ya­saklı bir işe bulaşarak veya iyi bir şeyi terk ederek kalbe mu­kavemet gösterir. Hayâ sahibi olan kalp, arsızlaşan ise nefistir. Çünkü hayâ kalbin hamurunda mevcuttur ve yerinde kulla­nılırsa insanın ruhunu da tabiatını da güzelleştirip onu ahlâk örneği haline getirir. Bu konuda kişi kendini daima kontrol et- inekle yükümlüdür. Söz gelimi nefsimiz çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk ediyorsa bu bizim ar sahibi olduğu­muzu gösterir; buna şükredilir. Değilse zaten arsızlık insanın yüzünü kızartacaktır.</p>
<p>İslâm tarihinde hayâ örneği olarak bilinen kişi Hz. Osman&#8217;dır. Resûlullah Efendimiz, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hâne-i saadete ziyarete geldiğinde rahat davranır, öyle karşılar ama Hz. Osman geldiğinde hemen derlenip toparlanır, bunu merak edenlere de &#8220;Meleklerin bile hayâ ettiği insandan be­nim hayâ etmemem doğru olmaz&#8221; açıklamasını yaparmış.</p>
<p>Müslüman toplumların en önemli vasıflarından biri­si kalplerindeki hayâ vasfıdır. Ahlâk ve terbiyenin esasla­rı yüzyıllar boyunca hep ar duygusuyla yoğrularak sürüp gitmiştir. <em>&#8220;Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin&#8221;</em> (Buhârî, &#8220;Enbiyâ&#8221;, 54) hadisi dillere peleseng olarak hâlâ toplumsal hayata yön vermektedir. Öyle ya, kişi ar duygusundan sıy­rılmışsa, ayıplanmaktan kaygı duymuyor, utanmıyorsa artık onu kötülükten ne alıkoyabilir? Oysa kalbinde hayâ hisseden birisi, yapacağı işin doğru olup olmadığım önce vicdanında sorgulayacak, kötü ise utanacak, yapmaktan vazgeçecektir. Bu bakımdan kalbin hayâsı insanın gidişatında da belirleyici­dir. Çünkü kalp bir olay, söz veya oluşum karşısında kendine &#8220;Sonunda bundan utanır mıyım?&#8221; diye sorar. Utanılacak bir şey ise yapmaktan vazgeçer, utanılmayacak bir şey ise yapar. Demek ki kalpteki hayâ, hayatın da belirleyici unsurudur. Yani insan, kötü olabileceğinden şüphe edilen şeylerden an­cak hayâ sayesinde uzak kalabilir; kanunlar, polisiye tedbirler ve jandarma korkusuyla değil.</p>
<p>İnsan hayâ duygusunu kalbinden aklına da indirirse ona uygun bir düşünme ve muhakeme yeteneği kazanır. Toplum­da Benim kalbim temiz!&#8221; diye gezen nice insanlar vardır ki düşünme ve muhakemeleri temiz değildir. Oysa kişinin dü­şüncesi temiz olmadan kalbinin temizliği bir işe yaramaz. Hayâ sahibi olmadan, ar daman çatlayan biri için kalp temiz­liği meziyet midir ki?</p>
<p>Sûfiler hayâyı ikiye ayırırlar. Kulun her hal ve tavrında Allah tarafından görüldüğü bilincinden doğan hayâ veya Allah&#8217;a yakınlıktan doğan hayâ. Birincisi dervişe katlanmayı, belâlardan şikâyet etmemeyi; İkincisi ise Allah ile olup halk ile ilişkiyi koparmayı öğretir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[*]</a> İbn Teymiyye, <em>Kalp Amelleri,</em> s. 116.</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.290-292</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/arsiz-kalp/">Arsız Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/arsiz-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aranan Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/aranan-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/aranan-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Nov 2019 13:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Aranan Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23521</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERHAL BULUN!” demiş patronları, “Nasıl bulduğunuz da, ne kadar masrafa mal olduğu da önemli değil, bulun, kalp bulun bana!” Adamları da aramışlar. Güya doktor en sağlıklı kalbin atletik gençlerde olduğunu söylemiş ama onlar abartmışlar, yeni ergen olsun, erkek olsun, sportmen olsun, sağlıklı olsun, şöyle olsun, böyle olsun&#8230; Patron kesenin ağzını açınca kraldan fazla kralcı alçaklar, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aranan-kalp/">Aranan Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23522 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-300x169.jpg" alt="" width="344" height="194" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" /></a></p>
<p>DERHAL BULUN!” demiş patronları, “Nasıl bulduğunuz da, ne kadar masrafa mal olduğu da önemli değil, bulun, kalp bulun bana!” Adamları da aramışlar. Güya doktor en sağlıklı kalbin atletik gençlerde olduğunu söylemiş ama onlar abartmışlar, yeni ergen olsun, erkek olsun, sportmen olsun, sağlıklı olsun, şöyle olsun, böyle olsun&#8230;</p>
<p>Patron kesenin ağzını açınca kraldan fazla kralcı alçaklar, aranan kalbe kendilerinde olmayan başka özellikler de eklemişler. Dürüst olsun, akıllı olsun, güzel yüzlü olsun&#8230; Ve en cahilleri canlıdan canlıya kalp naklinin daha iyi olacağını yumurtlamış. Hırs, kötülükle el ele, vahşet zulümle kol kola, haydi iş başına&#8230;</p>
<p>Önce organ mafyasına, terör örgütlerine , yer altı dünyasına haber salınmış. Yetinmeyip şehrin izbe sokaklarına, kimsesiz köprü altlarına, ücra kenar mahallelere zebellah adamlar gönderilmiş. Bir gün, iki gün&#8230; Patronun sabra tahammülü yok, cerrah acele ediyor. Avukatı durumu öğrenip işi üstüne almış ve suçlular listesinden tanıdığı ayyaş bir babaya yüzlük rakı ile yol uğratmış. Önce içirmiş, sonra usulünce henüz 11 yaşındaki oğlunun can pazarlığını yapmış. Kurt , çakal ve tilki anlaşınca kuzunun elinden ne gelsin, ertesi gün iş bitirilecek. Vicdandan yoksun kalpsizler bir kalp için hilelerini kurdularsa, masumların tedbiri artık çare etmez.</p>
<p>Her şey tamam. Hekim operasyon için hazır. Kurbanı içeriye alıp gözlerindeki bağı çözmüşler. Çocuğun ay gibi yüzündeki masumiyetten ilk etkilenen patronun kendisi olmuş. Güzellik, endam, boy, pos&#8230; Maşallah. Dünyayı bozan katran karası kalpler arasında bir güneş, kargalar arasında bir tûtî&#8230; Birkaçı işgüzarlıkla zavallıyı tutup sedyeye itelemeye çalışırken çocuk kollarını silkelemiş ve sevinir gibi gönüllü olarak sedyeye yürümüş. Yüzünde bir tebessümle göğe bakarak ve mırıldanarak&#8230; Herkes gibi patron da şaşmış bu hale ve sormuş:</p>
<p>“Akıbet ortada; şu halde bu neşe, bu tebessüm neden çocuk?”</p>
<p>Kurban herkesi tek tek süzdükten sonra zekâsının fevkalâde kavrayışına hazin bir umutsuzluk katarak mırıldanmış:</p>
<p>“Bir çocuğun nazını çekmek için ancak anne babasının kalbi yanar. Birine sağlık lâzım olunca hekimin kalbi imdada yetişir. Haksızlığa uğrayan birisi adalet için hâkimin kalbine başvurur. Kimsesizi besleyip büyüterek iyi insan olamasını sağlamak da zenginlerin kalbinedir. Oysa şu halime bakın. Kalbi yanması gereken kalbimi yakmış, bana hayat vermesi gereken ölümüm için bıçak çekmiş, adaleti sağlaması gereken fermanımı yazmış, beni besleyip büyütmesi gereken ise benimle beslenip büyümek istiyor. Bu durumda Allah’a seslenmekten başka çarem var mı? Dedim ki, ‘Ey yüceler yücesi, çaresizliğimi görüyorsun, çarem ol!’ Kalbime o anda bir ferahlık doldu, gülümsedim.”</p>
<p>Bu hikaye orada yaşadıklarından sonra tövbekar olan bir gönül adamına ait. Anlatırken ilave ediyordu:</p>
<p>“Çocuğun söyledikleri bizi darmadağın etmişti. Hepimiz patrona baktık. Kalbi burkulmuş gibi gözlerinden yaşlar damlamaya başladı. Diyordu ki ‘Tövbeler olsun, yazık bize&#8230; Şu iyiliklerle dolu kalp çarpsın da gerekirse benimki dursun. Onun kalbi şu dünyaya benimkinden daha gerekli.’ Çocuğu kucaklayıp yüzünü gözünü öptü ve onu evlat edindi. Ve hasta kalbini on iki yıl daha taşıdı, temiz yaratılışlı çocuğun üniversiteyi bitirip şirketlerin başına geçtiği güne kadar&#8230;”</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.115</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aranan-kalp/">Aranan Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/aranan-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İskender Pala &#8211; Kalp &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/iskender-pala-kalp-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/iskender-pala-kalp-alintilar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Nov 2019 11:31:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[Hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbin Merhameti]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbin Vefası]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Selim kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23520</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yine de kalp bu.. Seviyor ama okşamak için elleri yok. Tıbben ağrıması mümkün değil ama bir şekilde ağrıyor işte. Beyne musallat olan migrenden daha şiddetli bir ağrısı var. Hafızası da beyin hafızasından daha kuvvetli. Ayaklarımızın veya beyin hücrelerimizin bizi götüremediği yerlere kadar götürdüğü biliniyor ama asla ne kendisi bir taşıma aracı ne de bizden taşıma [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iskender-pala-kalp-alintilar/">İskender Pala – Kalp ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23522 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-300x169.jpg" alt="" width="360" height="203" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></a></p>
<p>Yine de kalp bu.. Seviyor ama okşamak için elleri yok. Tıbben ağrıması mümkün değil ama bir şekilde ağrıyor işte. Beyne musallat olan migrenden daha şiddetli bir ağrısı var. Hafızası da beyin hafızasından daha kuvvetli. Ayaklarımızın veya beyin hücrelerimizin bizi götüremediği yerlere kadar götürdüğü biliniyor ama asla ne kendisi bir taşıma aracı ne de bizden taşıma ücreti talep ediyor. Biz onu terketmesek o bizi terk etmiyor. Nadiren de olsa sahibine iyilik yapacağı tutarsa cildine güzellik, yüzüne aydınlık, saçına parlaklık, gamzelere keskinlik katarak bunu gösteriyor ve sahibine yaşadığını bütün hakikatiyle hissettiriyor. Bedendeki diğer organlar öyle kendi hallerinde diğer organlarla uyum içinde çalışırken bizimki birden düzeni bozup her şeyi allak bullak ediveriyor. Hatta sevgiden aç bırakıldığında sol böğrümüzdeki yerinde bir boşluk hissi bile bırakıyor.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Nefsin kendini beğenmesi bir tür acıkma halidir ve doydukça kendini daha çok beğenir. Kendini beğendikçe doyumsuzlaşan ve doyuruldukça kendini daha çok beğenen bir nefsin canavarlaşması kaçınılmazdır. Böylece kontrolden çıkar ve sırasıyla aklı, ruhu, kalbi ve en sonunda da insaniyeti boğar, öldürür. İnsaniyetin ölümü insanın ölümüdür; beden nefes alıyor olsa bile&#8230; Bu yüzden insanın içindeki nefis denen canavarı kontrol altında tutması, azgınlıklarını görüp önlemler alması zaruridir. Nefsini kontrol konusunda kendine güvenenler talihsiz, güvenmeyenler bahtiyardır. Nitekim Yusuf peygamber onca iffetine, onca masumiyetine rağmen ”Ben nefsimi temize de çıkarmıyorum; çünkü nefis daima kötülüğü emreder” (Kur’ân-ı Kerim, Yusuf, 53) diyerek nefsin elinden Allah’a sığınmıştı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>”FAKİR bir derviş talebe okutacak okulu olmayan bir Arapça hocasına rast gelir. Hoca derslerini şehrin duvarlarına tebeşirle yazarak vermektedir. Derviş, hocaya kendisinin de okuma yazma öğrenip öğrenemeyeceğini sorar. Dervişin samimiyetinden etkilenen hoca ona ücretsiz ders vermeyi kabul eder. Duvara tek bir çizgi çeker ve açıklar; ’Bu elif harfi, alfabenin ilk harfidir’ der. Derviş başını eğer, hocaya teşekkür eder ve oradan uzaklaşır. İlk derste alfabenin en az yarısını öğretme âdeti bulunan hoca şaşırır. Bu eğitim uzun bir süreç olacak gibi görünmektedir.</p>
<p>Derviş ne ertesi gün ne de ertesi hafta gelir. Giden gitmiş gibidir. Hoca onu tamamen unutur. Ama o da ne? İki yılın sonunda derviş gözleri gönül ışığıyla parlayarak gelmiştir. Hocayı hararetle selamlar ve ikinci derse hazır olduğunu söyler. Hoca içinden ’Bu hızla alfabeyi asla bitiremeyecek’ diye düşünmektedir. Dervişe döner, ’Tamam. Şimdi ilk dersimizi tekrarlayalım. Elif harfini duvara yaz’ der. Derviş elif harfini duvara yazar ve duvar yıkılır gider.&#8221;</p>
<p>(Prager, R., Kalp Nefs ve Ruh, İstanbul 2003, s. 40)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Akıl, hakikatin peşinde çabalar, kalp ise akıldan aldığı hakikatin verilerini eyleme dönüştürüp inanır. Aklın verileri inanca dönüştüğünde hakikat ortaya çıkar. Hakikat sevgisi veya bilinci, aklın kalbe gönderdiği bilginin erdemiyle doğru orantılıdır. Bu yolda akıl marifetli bir at gibidir, insanın mesafeyi çabuk almasını sağlar. Mesafenin sonuna gelen, yani huzura varan insan anlar ki bineğin ait olduğu yer aslında vardığı yerdir. Onu bağlayıp orada bırakmak gerekir. Bir süvari sultanın sarayına vardıktan sonra atının hesabında olmamak gerekir. Süfîlere göre kalp, sultanının sarayında akıl atına itibar eden aldanmış sayılır.</p>
<p>İnsanın hayat hakkındaki görüşü doğuştan bir ilkellik taşır. Akıl ne derece birikimle hayatı anlamlandırırsa insan da o kadar olgunlaşıp ona göre bir kimlik kazanır. Kazanılan kimliğin en yüksek kertesi kalbin kutsal diye inandığı kudrete teslim olması, boyun eğmesidir. Kuvvetli insan, kas ve adaleleriyle değil idrakinin kudretiyle ölçülür. Akıl ne kadar güçlü bir pehlivan olursa olsun kalbin karşısında güçsüzdür. Top nasıl ki futbolcunun ayağında bir oyuncak ise&#8230;</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>İnsanoğlu midenin izini sürdüğü müddetçe menfaatlerine ve hırslarına -dolayîsıyla nefsine- üstün kimlikler vermeye ve o kimliklerin kalbine telkin edip durduğu hislerle dolu bir macerayı yaşamaya mahküm olma tehlikesiyle karşı karşıya demektir. Neticede aklımız mavera yerine maddeyle zayıflamakta, gözlerimiz içi ve ruhu görmek yerine yalnızca dışı ve suretleri görmekte, kalbimiz kendisinden uzaklaşmaktadır.</p>
<p>İnsan kalbi bir hazinedir ; ruhun hazineye ulaşmasını sağlayacak rehber ise akıldır. Aklın rehberliği bilgi, marifet, sevgi, korku, üzüntü gibi hallerin kalpte oluşmasını sağlar. Midesinin derdine düşen insan bütün bu erdem veya erdemsizlikleri kalbiyle değil, aklıyla ölçer ve kalbine hükmetme yetisinden mahrum kalır. Yazık ki çağımızın insanı en kıymetli cevheri ve asıl emaneti olan kalbinin derdine düşmesi gerektiğini bilmiyor da midesin derdiyle yanıyor. Oysa kalbinin derdini dindirse, midesine ait dertlerden de kurtulmuş olacak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>VAKTİYLE bir haritacı varmış. Günlerden birinde yaşadığı dünyanın haritasındaki bütün tanımları, bütün çizimleri, bütün görünümleri gönlündeki sevgi ve aşk ekseninde düzenlemeye başlamış. Artık haritasını çizerken onun doğduğu şehir, onun evine giden yol, onun gezindiği çimenlik, onun altında oturduğu ağaç, onun su içtiği ırmak, onun&#8230; diye diye tarumlamış bütün mekânları ve yönleri. Devrinin gönül erleri ”hakiki âşık&#8221; olarak haritacının adını defterin en başına gönüllerine yazmışlar, uğraş alanlarında hep onun gibi olmaya çalışmışlar.</p>
<p>Gönülden bir ahdin sahibi olanların ömür haritasının başka türlü çizilmesine imkân ve ihtimal yoktur zaten. Hakiki aşk (hakikatli aşk), gönülde anlam bulmuş bir ahdin izini sürmekten başka bir şey değildir ve ömür haritasında bütün işaretler aşk ahdi üzerine olmadıkça kişi yaşadığım hissedemez. Böyle birisi belki ömür sürer, ama yaşayamadan ömrünü tamamlamış olur. Çünkü yaşamak, ancak gönülle mümkündür.</p>
<p>Hâmiş: Gönül haritalarınızı kontrol ediniz; oradan çıkan yollar nereye gidiyor?!.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Selim bir kalp, tam huzura ermiş bir kalptir. Kalbin huzurunu kaçıran şeylerin başında otokontrolü terk etmek, çok gülmek, çok konuşmak, merhametsizlik gibi zararsızmış gibi görünen, malayani tavırlar yer alır. Kalbin bunları alışkanlık haline getirmesiyle de bencillik, haset, kibir, cimrilik, hilekârlık, kendini beğenme, başkalarına tepeden bakma, suizanda bulunma, kin besleme, insanların başına gelen musibetten zevk alma, dostlara darılıp onları yüzüstü bırakma, sözünde durmama, dünyaya karşı gözü doymama gibi hastalıklar sökün edip gelir. Oysa selim kalp, hastalıksız kalptir, dingin ve mesut kalptir, temiz ve berrak kalptir. Bu da polisiye tedbirlerle değil ancak vicdanla, Allah korkusuyla mümkün olabilir. Nitekim Resülullah Efendimiz ”Allah&#8217;tan korkan, tertemiz kalptir. Bu kalpte günaha, zulme, kine, hasede yer yoktur” (İbn Mâce, ”Zühd”, nr. 24) buyurur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Hâmiş: Kalp nasıl ki günde yüz bin kez kanı pompalayarak bütün hücrelerimize hayat veriyorsa, gönül denilen ekran da bize günde yüz bin kez görüntüler sunuyor. Ekranımız temiz değilse orada bir şey göremeyeceğimiz âşikârdır. Akılda tutulması gereken şey ise gönlümüzün ilahî bir ekran olduğu ve görüntü alabilmek için ancak sevgi ve erdemler kanalına ayarlanması gerektiğidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Dile sabun-i teselli sürerek ehI-i nifak.<br />
Damen-i dilde meğer çirk-i nedamet mi kalur<br />
Nâbî</p>
<p>Bozgunculuk çıkaranlar kalplerini teselli sabunu ile yıkayıp paklasalar acaba gönlün eteğinde hiç pişmanlık kiri mi kalır?!..</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>”GECENİN karanlığıyla kalbi aydınlanan bir ârif, gözünü tamamen uykuya kapatmıştı. Gece, gözünü güneşe kapar kapamaz onun gözü gönül mumunu sabaha dek yakardı.</p>
<p>Kanlı gözyaşı akan gözünün her kirpiği, sanki kaşına düğümlenmişti.</p>
<p>Bir gün meraklının biri ona bir soru sordu:</p>
<p>’Ey uyku ve rüyanın hiç uğramadığı kişi!</p>
<p>Uyanık kalbin uykudan kurtulduğunda gözünü de uykuya kapatmak zorunda mısın?</p>
<p>Uykusuzluk acısı üzerine çöktüğü zaman bir anlık rahatlık sana ne zarar verir; azıcık uyusan!..’</p>
<p>’Yakışmaz’ dedi ârif, çünkü âlemin yaratıcısı her gece birinci göğe inerek seslenir:</p>
<p>&#8216;Yoldan sapanlar arasından kim kapıma af dilemeye gelir? Bağışımı ona elçi göndereyim, rahmetimi ona şefaatçi kılayım!’</p>
<p>Ben böyle bir durumda yatıp uyur muyum? Bu güzel çağrıya kulağımı tıkar mıyım?</p>
<p>O lütuf gözünü bana açmışken, ikbal gözümü O&#8217;na yumar mıyım?</p>
<p>O&#8217;na karşı sevdalık iddiasında bulunanlar, O’nun cemâlinden gafil olup uyuyanlardır.<br />
Onların iddiası doğruluktan uzaktır, ilk tan kızıllığının nefesi gibi yalandır.</p>
<p>Molla Câmî,Sufilere Armağan,s.109-110</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>”SÖZÜN aslı gönüldür. Her kim gönül bahrine (denizine) yol buldu, ne dürr (inci) isterse dalıp çıkardı. Onlar kim sûrete (görünüşe) baktı, gaflet ipin boynuna taktı; taati hırmenin oda (itaat birikimini ateşe) yaktı, kandilin duhanı (dumanı) göklere çıktı. Zira gönlü Hak kendi için yarattı; ’Her kim beni isterse sınuk (kırık) gönüller içre bulsun!’ dedi. Her kim gönle yol bulmadı ve istedüği nesneyi onda bulmadı, uçmağa (cennete) dahi girmedi, Padişah dîdârın (Allah’ın cemâlini) dahi görmedi; gafil mebaş (Gafil olma)! Gönle yol bulan kişiye kul olan mağbûn (düşkün) değildür. Eğer ol seni kulluğa kabul iderse zehi devlet (ne saadet)!.. Pes imdi anun kim (O halde şimdi her kimin) gönülden haberi olmaya, kamışı şekerden ayırmış ola!”</p>
<p>(Kaygusuz Abdal, Budalanâme’ den)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Bir insanın herhangi bir konuyu düşünüp durması onun tefekkürünü değil, takıntısını gösterir. Ama eğer insan bir hakikati derinlemesine düşünüyorsa orada tefekkürden söz edilebilir, çünkü artık akıldaki düşünce kalbe inmeye başlamıştır. Buna kalbin düşünmesi de diyebiliriz. Uzakdoğu’da bunun meditasyon yahut yoga içinde eritilmiş bir versiyonu bulunmaktadır. İslâm’ın tefekküründe ise yaratılanların hikmeti, hatalar, kötü eylemler, pişmanlıklar, en fazla da Allah’ın kudreti vardır. Bunlardan herhangi birinde tefekküre dalan kişi dış dünyadan içine doğru yürümeye, kalbinin içindeki cevheri keşfetmeye başlamış sayılır.</p>
<p>Bir aynaya bakmak gibi; kişi kendi içindekini, iç hakikatini görür; yani ”idrak”! Varlık ile yokluk, kâinat ve zaman, geçmiş ve gelecek, yönler ve mekânlar, bâki olanla fânilik, nefsin küçük hesapları ve ruha gel diyen ulvi makamlar, hepsi o tefekkürün içinde birer birer kalbimizde şekillenir, idrake dönüşür, tecelli olur. Tefekkür eden bir kalp dıştan bakışta nazarî bir araştırma yapıyor gibidir ama içe yüründüğünde salt hakikate yapıştığına şahit olunur. İşin akıbetini düşünmek, belki sonunu baştan görebilmek bu sayede mümkündür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Hasta kalbin tabibi erdemlerdir. Bizi kimin tedavi ettiğine dikkat etmeliyiz. Çünkü kalp tedavisinde istikamet tutturmak zordur. Kalplerimizi yoklayalım isterseniz ve görelim içinde sevgili kılığında kaç adet hastalık var. Hırs, para, marka tutkusu, şöhret, eğlence, cehalet, kötülük, dedikodu, sahiplenme. arzusu VS. vs. En sağlam ve sağlıklı kalp, hiçbir sevginin (ihtiraslar, tutkular, para vb.) ve sevgilinin (eş, evlâtlar, dostlar, zenginlik, makam vb.) hakiki Sevgili’den kendisini alıkoyamadığı kalptir. Kalplerimizi yeniden yoklayalım isterseniz ve görelim içinde hakiki Sevgili’ye ortak ettiğimiz kaç sevgili var?</p>
<p>Kalbini hastalıktan koruyabilenler kalbin aynı zamanda bir şifacı olduğunu da göreceklerdir. Tarih boyunca en başarılı hekimler kalbin sevgisiyle dinleyen, dokunan, saran veya tedavi eden hekimler olmuştur. Çünkü kalbin bizatihi kendisi bir hekimdir. Rastladığı acıyı dindirmek, her ıstıraba merhem olmak, kederleri sevince dönüştürmek onun yaratılışında vardır. Hastalıkların yol açtığı acılar bedenimizin doğasında değil, ruhumuzdadır. İnsan ve insanlık sancılanmaktadır. Ve yalnızca kalp onun sancısını giderebilecektir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Günümüzde pek çok genç, aşk kelimesini sevgi kelimesi yerine ve cömertçe kullanmakta, hatta muhatabını ”Aşkım!” diye çağırmaktadır. Bir ilgi, bir heves, bir dostâne yakınlık, bir sevgi ve en nihayet tutkulu bir muhabbet halinde iken buna aşk demek, belki de gerçek aşkı -buna aşkın gerçeğini de diyebiliriz- tanıma yolunda bir engel, bir perdedir. Her türlü duygu için aşk kelimesini kullanmak ve o duyguyu aşk diye tanımlamak yolun başlangıcındayken hedefe vardığını söylemek, henüz birinci sınıf öğrencisiyken allâme olduğunu zannetmek gibidir. Daha kötüsü de aşk kelimesinin bu derece ulu orta kullanımı aşk kavramının içini boşaltmak, asil ve imrenilecek bir hali ucuzlatarak piyasa metaı haline getirmek biçiminde de yorumlanabilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme<br />
Esîr-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme<br />
Târik-i aşkda bîçâre-i hicrânı incitme<br />
Sabır kıl her belâya hâne-i Rahmân&#8217;ı incitme<br />
Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme<br />
Günahkâr olma Fahr-i âlem-i zîşânı incitme<br />
Alvarlı Efe Hazretleri</p>
<p>&#8220;Aman ha, kimsenin kalbini kırma, canını incitme. Zaten bir ayrılık yurdu olan şu dünyaya esir olup kalmış insanı incitme. O insan ki aşk yolunda ayrılık çeken bir biçaredir. Sana bela getirenlere bile sabret Allah&#8217;ın evi olan kalbi incitme.</p>
<p>Hâsılı, şu evrende bir insan olarak yaşıyorsan (insanlığına yakışanı yap), bir canı incitme. Ta ki günaha düşüp âlemlerin övüncü yüce Peygamber&#8217;i incitme.&#8221;</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>ŞAİRİN biri (Ahmet Haşim) ”Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz” buyurmuş. Bir diğeri (Hilmi Yavuz) onun fikrini pekiştirmiş: ”Hüzün ki en ziyade yakışandır bize.”</p>
<p>Deriz ki; hüzün, su ve ateştir, gülünü de gülistanın da, ırmağı ve lalesini de ateş ve suya döndürür hayatın&#8230; Hüzün kalpte başlayan bir yanıştır ve göz pınarları yağmur yağmur&#8230; Kelimeleri tutsak olmuş zamanları sürükler dalga dalga, inatla ve kasıtla. Sonsuz hürriyete benzer uzayan bir şey vardır uzaklarda, hep uzaklarda&#8230; Yağmayan yağmurların altında, yalınayak, antik güzelliklere tutkun papatya tarlalarını seher yürüyüşleriyle geçerek beyaz saatler yaşamaktır hüzün. Damla damla arınmadır, kirli sulardan. Kirlerden arınmak için onu anlamayan nesle âşinâ olmayız, onu kendimize pek yakıştırırız.</p>
<p>Hüzün, kelime anlamıyla ”kalbin içindeki gam ve keder&#8221;dir. Keder bir kalp kırığından olabildiği gibi bir sorumluluk hissinden de kaynaklanabilir. Eğer bir sorumluluk hissiyle hüzün sahibiyseniz kalbinizi tebrik edin; çünkü hüzün ancak duyarlı kalplerde bulunabilir. Tıpkı melâl gibi. Hani Namık Kemal, ”Kendi derdi gönlümün billah gelmez yâdına&#8221; der ya!..</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı fîrâkız<br />
Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden<br />
Sultan 2.Selim</p>
<p>Aşağı yukarı şöyle demeye gelir: “Biz, ayrılık denen gül bahçesinde yanık nağmelerle inleyip duran bir bülbülüz. Öyle (yanık) ki, eğer saba rüzgârı bizim şakıdığımız bahçeden geçecek olsa ateş kesilir (Bir uçtan rüzgâr olarak girer, diğer tarafa ateş olarak geçer).&#8221;</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Duhân-ı âh ile şem‘-i ruhundan tâzeler tâbın<br />
Sönerse gam degil bâd-ı fenâdan dil çerâg-âsâ</p>
<p>Gönül, yokluk rüzgarının esintisiyle bir kandil gibi sönse de dert değil;(çünkü o) ışığını, (kendi) ahının dumanı ve (senin) yanağının mumundan (devamlı) tazelemektedir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>BIR ZAMANLAR çok çabuk öfkelenen, bu yüzden insan ilişkilerinde hüsrana uğrayan bir delikanlı varmış. Mürşidine varıp bu huyundan şikâyetçi olmuş. Mürşidi ona bir kese dolusu çivi vermiş ve her öfkelendiğinde, bahçe kapısına bir çivi çakması gerektiğini söylemiş. Derviş daha ilk gün kapıya 37 çivi çakmış. İlerleyen haftalarda öfkesini kontrol etmeyi öğrendikçe, kapıya çaktığı çivilerin sayısı da her geçen gün azalıyormuş. Gün gelmiş, öfkesini kontrol etmenin, kapıya çivi çakmaktan daha kolay olduğunu keşfetmiş. Ve bir gün derviş kapıya hiç çivi çakmadan durmayı başarmış. Koşup şeyhine durumu anlatmış. Şeyh efendi bu sefer başka bir görev vermiş. Öfkesine her hâkim oluşunda, kapıdan bir çivi sökmek. Günler geçmiş. Derviş, kapıdaki tüm çivilerin söküldüğünü mürşidine söylemiş. Mürşid onu bahçe kapısının karşısına getirip &#8220;Aferin sana” demiş, ”çok şey başardın. Ama bir bak, kapının üstü delik deşik oldu. Bu kapı asla eskisi gibi olmayacak. Bır insana bıçak sapladıktan sonra bıçağı çekip alabilirsin ama yara hep orada kalacaktır. Bunun için daha işin başında bıçağı saplamamayı öğrenecek şekilde öfkeni kontrol etmelisin!&#8221;</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Kalbinizle konuşun, kalbinizi açın, kalbinizle görün, kalbinizle işitin, kalbinizle… kalbinizle… Çünkü bir söz kalpten geliyorsa kalbe girer, bir kalp kendini açıyorsa açık kalpler bulur, kalp gözüyle bakan elbette görür, kalbiyle işiten söylenmemiş heceleri bile duyar, kalbiyle… kalbiyle…</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>“Kalbin durmadan “bud-dub&#8230; bud-dub&#8230;” diye yankılanması belki de bir gün “Bul-dum&#8230;<br />
Bul-dum&#8230;” diyebilmek içindir. Çünkü bulmak zordur, hele kendinde saklı olanı bulmak dağları başına koyup taşımak gibidir.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>“Tabiatın ve varlığın pak yaratılmışken şu dünyanın kirine bulaşma. Sonunda bırakıp gideceğini bildiğin mala, mülke ve makama güvenme. Dünya denen bahçede onca zenginlik içinde yaşadığı halde Karun’un malı şimdi kim bilir nerede, kimin elinde bir baksana. Hele şu dünyada geçici bir misafir olduğunu bilip dururken bunca dünya derdiyle dolup taşmak da neyin nesi?”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Konfüçyüs diyor ki:</p>
<p>“Herkes gibi ben de ağlayarak dünyaya geldim. Çocukken çok ağlardım. 15 yaşında; kendimi öğrenmeye verdim&#8230; 30 yaşında; irademe sahip olabildim&#8230; 40 yaşında; şüphelerden uzaklaştım&#8230; 50 yaşında; göğün emrini öğrendim&#8230; 60 yaşında; seziş yoluyla her şeyi kavradım&#8230; 70 yaşında; doğru olan şeylere zarar vermeden kalbimin istediklerini yerine getirebildim&#8230; 80 yaşında kalbimi dinleyip ağladım; yalnızca ağladım&#8230; Bütün ömrümün bir ağlamadan ibaret olduğunu o vakit anladım.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p><strong>KALBİN VEFASI</strong></p>
<p><em>Dürlü sûretlerle &#8216;uşşaka geçer nakş ol sanem</em></p>
<p><em>Deyr-i kalbi âh kim nakş-i vefadan sadedür</em></p>
<p>Zâtî</p>
<p>O put gibi güzel sevgili, değişik sûretler takınarak âşıklarını aldatır durur. Kilise kalbinde her sûret çizilmiş ama nedense vefanın bir sûreti yok&#8230;</p>
<p>&#8220;VEFASIZ ve sözünde durmayanı sevme. Onların sözleri yel gibidir. Bunun için sen yel kovma. Her kim o tuz ekmek hak­kını bilmezse ve yapılan iyiliklerin ve ihlasların şükrünü eda etmezse, yediği ve yiyeceği ne olursa olsun köpek bile o kişi­den daha üstündür. Ey yiğit! Köpek, insana sadakat ve vefa gösterir. Bundan dolayı bir it bile yüz münafıktan üstündür. Şimdiye kadar münafıklık yapmayan bir kimseye rastlaya- madık. Uygun ve temiz bir insan göremedik. Kimsenin ek­meğini yeme. Yersen de şükürden başka bir şey yapma. Ek­mek yemeyen insan nerede bulunur? Sağlık, ekmek yiyip de şükrünü eda edenedir. Sen dünyada kendine vefalı insanları dost edin. Vefasız insanlarla asla oturup kalkma. Devletsiz, bahtsız kişilerden sürekli kaç. Talihli insanların çevresinde bulun. Kimse dünyayı bozulup dağılmaz sanmasın. Müna­fıklara dünyada kimse kulak vermesin.&#8221;</p>
<p>(Ferîdüddin Attâr, <em>Mantıku&#8217;t Tayr,</em> s. 274-5)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p><strong>Kalbin Merhameti</strong></p>
<p><em>Merhametden güzelüm kalbimi halî dirler </em></p>
<p><em>Yok durur âşıka kıymakda misâli dirler</em></p>
<p>Gelibolulu Âlî</p>
<p>A güzel, senin için kalbi merhametten arın­mıştır diyorlar&#8230; Hatta âşıklarına kıymakta bir benzeri görülmemiştir de diyorlar&#8230;</p>
<p>MAHLÛKUN merhameti dertten doğar, Hâlik ise rahmetiyle sevince boğar. Merhamet ok ok yürekler kanatır yaratılanda; merhamet eseri olarak yağmur yağmur sevindirir kulunu Ya­ratan da. Merhamet bir gözyaşıdır, gözyaşı dökende merhamet sicim sicim; merhametini rahmet rahmet dağıtınca Rahman ve Rahim, elbet annenin yavrusuna merhametinden çok ötedir, hem çok Kerim!.. Kışın mağaralarında barındığı dağlara da, güneşin sessiz vadilerde kavurduğu çağlara da; toprağın yarıldığı kuraklıklara ve yolları yollara bağlayan aklıklara da eşittir merhamet. Güneş ışığını yayar gibi, ay nurunu salar gibidir. Ozanların sözcüklerinde içli mânalar yüklenir, kanadı kırık kuşun yarasını sardıkça büyüklenir. Dudakları açlıkla kızar­mış bebelerin de şahmaranları cangıllara resmeden perdelerin de sınavı merhamette olur.</p>
<p>Toprağı deşerken saban, garibi büyütürken de yaban merhamet damıtır. Bazen o, yaşayama- dan ölenlerin ve ölmek için doğanların uykusuz kirpiklerine sığınmak ister de kapı bulamaz; bazen da zaman saatini geriye almak isteyenlerin bahar şarkısına girmek için yapı bulamaz. Göç etmeye korkan güvercinleri yuvadan merhamet uçurur, umutlarına yaslanan mahkûmların yürekleri gözlerine merha­met vurur. Güvercin kanatlarında yedi iklime ulaşan muştuların tadıdır bazen; bazen de namluya sürülmüş kurşunların en kızıl yerinden vurduğu zulümlerin adıdır. Oysa şimdi şirazesi dağılmış elyazması kitapların sayfalarında yazılı bir kelimeye döndü ve merhamet menkıbelerinin dağıldı meclisleri, babları, fasılları ve yekpare cümleleri.</p>
<p>Yumurtanın içinden çıkan yavru kuşun ıslak tüylerini ku- rutmasaydı ve son durak göz mesafesine girince en derin uyku gözleri tutmasaydı nerden bilirdik ki merhameti.</p>
<p><em>(Kırk Güzeller Çeşmesi&#8217;nden)</em></p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>ŞÎRAZLI SA&#8217;DÎ anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Köyün genç delikanlılarından biri kötü bir işe dadanmıştı. Büyük bir zat, delikanlı bir gün o iş ile meşgulken yarımdan geçti ve o kötü işi yaparken gördü. Delikanlı çok utandı, kan ter içinde kaldı, o büyük zattan af diledi. Sonra da orada bu­rada, &#8216;Köyün büyüğü yanında rezil oldum&#8217; diye yakınmaya başladı. İrfan sahibi olan o büyük zat bu sözü işitince fena halde öfkelendi:</p>
<p>&#8216;Hey delikanlı, her yerde hazır ve nâzır olan Allah&#8217;tan utanmayıp da benden mi utandın? İşte asıl utanılacak şey bu­dur, dedi.&#8221;</p>
<p>(Sa&#8217;dî-i Şîrâzî, <em>Bostan,</em> s. 310)</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iskender-pala-kalp-alintilar/">İskender Pala – Kalp ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/iskender-pala-kalp-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
