<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yavuz Bahadıroğlu | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/yavuz-bahadiroglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Nov 2017 19:54:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Yavuz Bahadıroğlu | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Muhabbete Muhabbet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muhabbete-muhabbet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muhabbete-muhabbet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2014 06:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Türklerde Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbete Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yukarıya çektiğim başlık Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesidir: Üstad sevmeyi sevmekten söz eder… Aslında “sevgi” sözcüğü “muhabbet”i tam olarak karşılamıyor. Zaten yeni Türkçe, eski Türkçenin karşısında hepböyle âcizdir!  Kelimelerin ruhu var mı bilmiyorum, ama bazı kelimeler öyle güçlüdür ki, kavramlarla bütünlenip hızla tefekküre dönüşür. Ne kadar çok kelime, o kadar derin tefekkür… Ne kadar tefekkür, o kadar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muhabbete-muhabbet/">Muhabbete Muhabbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><span class="s1"><a href="http://ilimcephesi.com/muhabbete-muhabbet/muhabbet-2/" rel="attachment wp-att-16988"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16988" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/muhabbet-1.jpg" alt="" width="350" height="350" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/muhabbet-1.jpg 350w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/muhabbet-1-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/muhabbet-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a>Yukarıya çektiğim başlık<strong> Bediüzzaman </strong>Hazretlerinin ifadesidir: Üstad sevmeyi sevmekten söz eder…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Aslında <strong>“sevgi” </strong>sözcüğü <strong>“muhabbet”</strong>i tam olarak karşılamıyor. Zaten yeni Türkçe, eski Türkçenin karşısında hepböyle âcizdir! </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kelimelerin ruhu var mı bilmiyorum, ama bazı kelimeler öyle güçlüdür ki, kavramlarla bütünlenip hızla tefekküre dönüşür.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ne kadar çok kelime, o kadar derin tefekkür…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ne kadar tefekkür, o kadar fikir!</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Eskiden sohbet-muhabbet vardı: Kelimeler muhabbetle yeşerir, büyür, gelişir ve kimliklerini bulup fikre dönüşürdü.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Tekkelerde muhabbet vardı…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Zaviyelerde muhabbet vardı…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Dergâhlarda muhabbet vardı…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Medreselerde muhabbet vardı…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Hatta camilerde muhabbet, evlerde muhabbet vardı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bunlar <strong>Muhammed’</strong>li (s.a.v) muhabbet olduğu için yüreklere iner, yürekler nurla beslenirdi.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Birkaç ayet…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Birkaç hadis…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ardından <strong>Ahmediye, Muhammediye,</strong> yahut <strong>Mevlid.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Her bölümün sonunda yer alan, <strong>“Ger dilersiz bulasız oddan necat/ Aşk ile dert ile deyin Esselat-u vesselat”</strong> nakaratı topluluğu şevke getirir, topluca ve can-ı gönülden salâvat getirilirdi.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Evlerin camiye, camilerin eve dönüşmesi bundandır.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Çocuk ruhlar <strong>“salât”</strong> ve <strong>“selâm”</strong>dan beslenir, sünnet ahlâkı belirleyici olurdu.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Fransız yazar <strong>Brayer’</strong>in, <strong>“Türkler Peygamberlerini çok severler, onu taklit etmeye, onun gibi yaşamaya çalışırlar” </strong>demesi boşuna değil.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Şimdiki Türklerin, Avrupa’yı taklit etmeye çalıştıklarını görse, sanırım hayretten küçük dilini yutardı!</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Muhabbetin özü <strong>Muhammed</strong> (s.a.v) dedik ya, bu konuda bazıları o derece ileri gittiler ki, Efendimize duydukları derin muhabbeti mühürlerine dahi yazdılar.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Eskiden mühürlere güzel söz ve şiir yazdırma geleneği vardı:<strong> Sultan Abdülmecid’</strong>in annesi,<strong>Sultan II. Mahmud’</strong>un ikinci eşi <strong>Bezm-i âlem Valide Sultan </strong>(Guraba Hastanesi dediğimiz muhteşem hayrı milletimize armağan eden hanımefendi) da mührüne şu anlamlı şiiri yazdırmıştı:</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>“Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?..</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>“Zuhurundan, Bezm-i âlem oldu vasıl…”</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Vaktiyle kalpleri yumuşatıp adaveti (düşmanlık) muhabbete dönüştüren böyle bir iksirimiz vardı. Toplumsal yapımız <strong>“sevgi”, “şefkat”, “merhamet”</strong> ve <strong>“hamiyet”</strong> eksenine oturmuştu.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sohbetten kopunca muhabbetten, ondan koptuğumuz ölçüde de <strong>“sevgi”, “şefkat”, “merhamet”</strong> ve <strong>“hamiyet”</strong>ten koptuk…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Zamanla içimize <strong>“kin”</strong> düştü, <strong>“intikam”</strong> düştü, <strong>“güç”</strong> hevesi düştü…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Öncekiler <strong>“rahmani”,</strong> sonrakiler <strong>“nefsani”</strong>dir! </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Nefsimizin <strong>“hâkim”</strong>i iken <strong>“hâdim”</strong>i (hademe-hizmetkâr) olduk!</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ortalığı kavga götürüyor.</span></p>
<p class="p3">Yavuz Bahadıroğlu &#8211; Yeni Akit, 16.9.2014</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muhabbete-muhabbet/">Muhabbete Muhabbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muhabbete-muhabbet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarla Yaşamak Zordur, Ama Güzeldir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-yasamak-zordur-ama-guzeldir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-yasamak-zordur-ama-guzeldir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2014 08:32:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılar Yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılarla Yaşamak Kolay mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılarla Yaşamak Zordur Ama Güzeldir]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılarla yaşanır mı]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünkü yazımızda, “Yaşlılarla oturmanın faydaları”nı 13 madde halinde sıralamıştım&#8230; Bugün de “Yaşlılarla oturmanın mahzurları”ndan söz edeceğim. 1. Yaşlılar, yaşlılığın ya da tecrübenin ya­hut farklı or­tam­lar­da, farklı za­man­lar­da yetişmenin so­nu­cu ol­a­rak faz­la müdahalecidirler. Za­man za­man da bunu abartırlar ve en sağlam si­nir­le­rin bile bozulmasına se­bep olur­lar&#8230; 2. İstedikleri olmadığında çabucak kızar, küser, gençlerin o ana ka­dar yaptıklarını bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-yasamak-zordur-ama-guzeldir/">Yaşlılarla Yaşamak Zordur, Ama Güzeldir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="color: #000000;"><a href="http://ilimcephesi.com/yaslilarla-yasamak-zordur-ama-guzeldir/yaslilar-2/" rel="attachment wp-att-16668"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16668" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-1.jpg" alt="" width="503" height="243" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-1.jpg 615w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-1-600x290.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-1-613x297.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-1-300x145.jpg 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" /></a></p>
<p class="p1" style="color: #000000;">D<span class="s1">ünkü yazımızda, <strong>“Yaşlılarla oturmanın faydaları”</strong>nı 13 madde halinde sıralamıştım&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Bugün de <strong>“Yaşlılarla oturmanın mahzurları”</strong>ndan söz edeceğim.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>1.</strong> Yaşlılar, yaşlılığın ya da tecrübenin ya­hut farklı or­tam­lar­da, farklı za­man­lar­da yetişmenin so­nu­cu ol­a­rak faz­la müdahalecidirler. Za­man za­man da bunu abartırlar ve en sağlam si­nir­le­rin bile bozulmasına se­bep olur­lar&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>2.</strong> İstedikleri olmadığında çabucak kızar, küser, gençlerin o ana ka­dar yaptıklarını bir ka­lem­de si­liv­e­rirl­er (ama gönüllerini almak o kadar zor değildir)&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>3.</strong> Hiç bilmedikleri konularda bile bilir görünmek hoşlarına gider. Bu yüzden saçmalayabilirler. İncir çekirdeğini dahi doldurmayacak konuları abartıp kavga vesilesi yaparlar. Hâlâ işe yaradıklarını ispat etme çabasıyla genel olarak çok konuşurlar ve bil­sin­ler bilme­sin­ler her şeye karışırlar&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>4</strong>. Ge­lin hanımı ken­dil­e­rine ben­zet­meye çalışırlar, ayrı ve farklı bir kim­liği, ayrı ve farklı bir kişiliği olduğunu an­la­mak iste­mez­ler, dikkate almazlar. <strong>“Ben söylerim sen yaparsın”</strong>havasındadırlar&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>5.</strong> Oğullarını daima ken­di ek­sen­le­rinde görmek is­terl­er. Ge­line faz­la il­ti­fat et­me­sin­den hoşlanmazlar (Hat­ta bazı yörelerde ge­lin damadı, da­mat ge­li­ni is­miyle çağıramaz, konuşamaz bile). Sık sık nazlanırlar. Çocuk gibi sevilip okşanmak isterler&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>6.</strong> Bazen aşırı baskıcıdırlar: Aile hayatının arzuladıkları is­tik­a­mette şekillenmesi için bin dereden su getirebilir, acımasızca eleştireb­i­lirl­er&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>7.</strong> İleri yaşlarda her şeyden çok yakınır, bitmez tükenmez ağrı ve sızılarını uzun uzun anlatır, ba­zen de ge­lin­le­ri­ni her­kese çekiştirirler (özellikle kaynanalar bunu yapar)&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>8.</strong> Yanlış da olsa bildiklerinden şaşmazlar. O kadar ki, yanlış olduğunu ispatlasanız dahi bir işe yaramaz. Za­man farkını, kuşak farkını algılamaya yanaşmazlar&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>9.</strong> Çok faz­la ken­dil­e­rin­den bah­se­derl­er. Çok faz­la geçmişte yaşarlar. <strong>“Bi­zim zamanımızda”</strong> diye başladıkları her konuşma, geçmişin me­thiy­es­i­dir, kendi gelinliklerini, terbiyelerini, eski saygıyı anlata anlata bitiremezler&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>10.</strong> Genç karı-kocanın bir­likte gez­meye git­mek is­te­mel­e­ri­ni bir şekilde en­gel­lem­eye kalkışırlar. Özellikle kay­nan­a­lar ille de peşlerine takılmak is­ter. İstediği olmazsa, günlerce so­mur­tab­i­lir, söylenebilirler&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>11.</strong> Evin tek hâ­ki­mi gi­bi davranırlar. Yemeğe, temizliğe, kısacası her şeye ken­di­le­ri kar­ar ver­mek is­terl­er. Ge­li­ni karıştırmaya yanaşmazlar. Hükmetme ve em­ret­me sevdalısıdırlar. Bu da za­man za­man tahammül sınırlarını zor­lay­ab­i­lir, hat­ta kav­ga pat­la­tab­i­lir&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>12.</strong> Kulakları ağır işiten yaşlılar tel­e­viz­yo­nun se­si­ni faz­la açarlar. Za­man za­man komşularla bu yüzden prob­lem çıkabilir&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>13.</strong> Yaşlı in­san­lar meraklı olur. Bu­ yüzden çevrelerinde ol­up bit­en her şeyi bil­mek is­terl­er. Ama öğrenince ağızlarında pek bak­la ıslanmaz. Aile sırrını bile faş edeb­i­lirl­er. Bu­nu kötülük ol­sun diye değil, bir şeyler bil­dik­le­ri­ni, ya­ni hâ­lâ işe yaradıklarını ispatlama uğruna ya­par­lar. Ama ba­zen sabır taşı çatlar&#8230;  </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong><span class="s1"><strong>•</strong></span></strong></span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Kısacası dostlarım, yaşlılarla birlikte yaşamak zordur, ama güzeldir. Her şeye rağmen yaşlılar tatlı ve ber­e­ket­li insanlardır&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Eskilerimiz yaşlıları <strong>“Evin bereketi”</strong> olarak görürlerdi&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Unutmayalım ki, on­lar­la ilgilendiğimiz ka­dar, yaşlılığımızda bi­zim­le il­gil­e­nil­e­cek­tir&#8230;</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;">Yavuz Bahadıroğlu &#8211; Yeni Akit &#8211; 19.08.2014</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-yasamak-zordur-ama-guzeldir/">Yaşlılarla Yaşamak Zordur, Ama Güzeldir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-yasamak-zordur-ama-guzeldir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarla Oturmanın Anlamı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-oturmanin-anlami/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-oturmanin-anlami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2014 08:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilerin Yaşlılarla Oturması]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılarla Oturmak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılarla Oturmanın Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1630</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlılarla aynı evi paylaşmanın bazı olumlu taraflarına bir göz atmakta fayda var sanırım… 1. Genç evliler açısından önemli bir problem olan ev arama zahmeti ortadan kalkar (çünkü zaten kurulu bir aile vardır)… 2. Yeni evliler bir sürü eşya alma derdinden kurtulurlar (eşyaya verilecek para daha faydalı şeyler edinmede değerlendirilir)… 3. Kurulu bir düzen olduğu için, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-oturmanin-anlami/">Yaşlılarla Oturmanın Anlamı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2" style="color: #000000;"><a href="http://ilimcephesi.com/yaslilarla-oturmanin-anlami/yaslilar-3/" rel="attachment wp-att-16671"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16671" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-2.jpg" alt="" width="565" height="273" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-2.jpg 615w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-2-600x290.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-2-613x297.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/yaslilar-2-300x145.jpg 300w" sizes="(max-width: 565px) 100vw, 565px" /></a></p>
<p class="p2" style="color: #000000;">Y<span class="s1">aşlılarla aynı evi paylaşmanın bazı olumlu taraflarına bir göz atmakta fayda var sanırım…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>1.</strong> Genç evliler açısından önemli bir problem olan ev arama zahmeti ortadan kalkar (çünkü zaten kurulu bir aile vardır)…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>2.</strong> Yeni evliler bir sürü eşya alma derdinden kurtulurlar (eşyaya verilecek para daha faydalı şeyler edinmede değerlendirilir)…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>3.</strong> Kurulu bir düzen olduğu için, gençler, yeni düzen kurmaya vakit ayırmazlar (dolayısıyla daha ilk günlerde yıpranmaz, yorulmazlar. Tabii bunlardan kaynaklanan tartışmalara da girmezler)…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>4.</strong> Gelin hanım kocasının sevdiği yemekleri bizzat kaynanasından öğrenme imkânı bulur. Annesinin oğluna nasıl davrandığını gözler ve zaman içinde bunları uygulayarak kocasını kendisine çeker…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>5.</strong> Yemek ve temizlik gibi önemli iki büyük dert ortadan kalkar. Karı-koca birbirlerine daha çok zaman ayırabilirler. Rahat rahat gezmelere çıkabilirler. Bu da yeni aileyi sağlamlaştırır…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>6.</strong> Biliyorsunuz geçim sıkıntısı, boşanmayla sonuçlanan pek çok kavganın sebebidir. Eve anne-baba kanalıyla da iyi-kötü para girdiğinden, yeni evliler geçim sıkıntısı çekmezler, dara düşmezler…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>7.</strong> İşten atılma ve beş parasız kalma korkusu hayatlarını cehenneme çevirmeyeceğinden, daha mutlu olma ihtimalleri artar…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>8.</strong> Aileye başka kanallarla para girdiği için, gelin hanım çalışmak zorunda  kalmaz. Damat bey, aynı gerekçeden dolayı ikinci bir işte çalışmayacağından vaktinden önce çökmez. Tüm vakitlerini bir birlerine ve çocuklarına hasrederler…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>9</strong>. Damat bey zaman zaman iş icabı geceleri de çalışacak yahut seyahatlere çıkacaktır. Bu durumda, evde anne-baba yoksa, gelin hanım yapayalnız kalır. Özellikle evliliğinin ilk yıllarında, alışmadığı bir muhitte, hatta kentte yaşadığı için, yalnız kalmaktan korkabilir. Korkusu sinirlerini bozacağından, başka biçimde eşine yansıtabilir. Böylece yeni ailenin ilk kavgaları başlayabilir (gece çalışmalarının ürettiği korkular, kuşkular ve kıskançlıklar sebebiyle dağılan aileleri her gün gazetelerde okuyoruz)…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>10.</strong> Çocuklarıyla aynı evde oturan yaşlı anne babalar, daha mutlu olurlar. Onların mutluluğu genç evlileri etkileyeceğinden, tüm ailede mutluluk havası eser. Bu da çocukların ruhsal gelişimi açısından son derece önemlidir…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>11.</strong> Yeni gelinin hamilelik döneminde, deneyimli bir insanın (gel-i-nin ya-hut damadın an-nesi-nin) ai-ledeki varlığı, genç bir ge-lin için büyük güvencedir. Eğer ai-lede tecrübeli bi-ri yok-sa geçici süreler için yine an-ne-lerd-en yardım is-ten-e-cek, böylece iki ta-raf da mec-bur-en alışmadıkları ortamı paylaşacak ve büyük ih-ti-malle hu-zur-suz olacaklardır. Bu da za-ten stres içinde olan ha-mile ge-li-ni da-ha büyük bir strese sürükler…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>12.</strong> Çocuklar, büyüme çağında, yalnız anne-babaya değil, dede ve nineye de muhtaçtır. Pek çok hayat dersini onlardan alırlar. Dede ile nine kavramı belli yaşlardaki çocuklar için bir sığınaktır. Annenin yersiz öfkelerinden ve zaman zaman şiddete varan çıkışlarından kaçan çocuk dedesine yahut ninesine sığınır. Her biri hayattan alınma masalları, kıssaları, hikâyeleri ve hatıraları onlardan dinler. Hatta çocuklar, çıkarsız sevmeyi, yaşlı yakınlarını severek öğrenirler…</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>13</strong>. Anne-babaya sevgi, saygı; anne-babayı koruma, kollama, gözetme ve mutlu etme, zaten Allah’ın emri, Peygamber’in kavlidir. Bu itibarla ibadettir. İbadet ise sevaptır. Sevap ise cennettir.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Demek oluyor ki, yaşlı anne ve babalarımızın ve diğer yaşlılarımızın yüreği cennetin kapısıdır. Onların yüreğine girmek demek, cennette gitmek demektir. Az biraz sıkıntısı olsa da katlanmaya değmez mi?</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Yaşlılarla oturmanın bazı sıkıntılı yönlerine de yarın bakalım inşallah. </span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;">Yavuz Bahadıroğlu &#8211; Yeni Akit &#8211; 18.08.2014</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-oturmanin-anlami/">Yaşlılarla Oturmanın Anlamı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yaslilarla-oturmanin-anlami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi bozmak için neler yapıldı?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tarihi-bozmak-icin-neler-yapildi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tarihi-bozmak-icin-neler-yapildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2013 20:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi bozmak için neler yapıldı?]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihi bozmak için yapılanları bir zamanlar üniversitelerimizde okutulan, Dr. İlter Turan’ın kaleme aldığı bir kitaptan aktarayım: 1. Türk Devleti, kanunlarla ıslahat yapmak yerine, din esaslarına dayanmayan Batı dev­letleri kanunlarını doğ­rudan kabul ederek, di­nin siyasî hayat üzerindeki etkisini bertaraf etme yoluna gitti. Bu suretle siyasî hayat üze­rinde büyük nüfuz sahibi olan din âlimleri [ulema] sınıfı­nın da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tarihi-bozmak-icin-neler-yapildi/">Tarihi bozmak için neler yapıldı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-743" src="http://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/08/tarihi-bozmak-icin-ne-yapildi.jpg" alt="tarihi-bozmak-icin-ne-yapildi" width="490" height="261" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/08/tarihi-bozmak-icin-ne-yapildi.jpg 490w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/08/tarihi-bozmak-icin-ne-yapildi-300x160.jpg 300w" sizes="(max-width: 490px) 100vw, 490px" /></p>
<p>Tarihi bozmak için yapılanları bir zamanlar üniversitelerimizde okutulan, Dr. İlter Turan’ın kaleme aldığı bir kitaptan aktarayım:</p>
<p><strong>1</strong>. Türk Devleti, kanunlarla ıslahat yapmak yerine, din esaslarına dayanmayan Batı dev­letleri kanunlarını doğ­rudan kabul ederek, di­nin siyasî hayat üzerindeki etkisini bertaraf etme yoluna gitti. Bu suretle siyasî hayat üze­rinde büyük nüfuz sahibi olan din âlimleri [ulema] sınıfı­nın da otorite kaynağını ortadan kaldırdı. Kanunların halk tarafından benim­senmesi için, bu kanunların şu veya bu ülkeden aktarıldığı üzerinde durulmadı, kamuoyuna “uygar ülkelerin kanunları” diye takdim edil­di.</p>
<p><strong>2.</strong> Millî devlet, tekkeleri kapatarak ve tari­kat faaliyet­lerini yasaklayarak, bölücü ve devlet otoritesini zayıfla­tıcı niteliklerini asga­riye indirmeye çalıştı.</p>
<p><strong>3</strong>. Memlekette kullanılan kıyafetlerin Batı memleketle­rinde kullanılanlardan ayrı oluşu, Batılılaşma çabasında olan bir toplumun bu yolu benimsemesine psikolojik bir engel teşkil ediyordu. Ayrıca Batı âdetlerini benimsemiş aydınların Avrupalı kıyafetlerle gezmeleri ya­nında gele­neksel kostümlerin kullanılışı, zaten mevcut olan halk ayırımını kuvvetlendirici ve görülebilir şekle sokacak nitelik­teydi.<br />
Millî devlet, sosyal ayırımları görünebilir ve sembolik şekilde ifade eden kıyafetlerin giyil­mesini yasaklayarak, yerlerine herkesçe giyi­le­bilecek kıyafetlerin giyilmesini sağlamaya çalı­şarak, bu ayırımların zayıflamasına ça­lışmış­tır.</p>
<p><strong>4.</strong> Millî devrimin bir amacı, Türkiye’yi Asya ve Arap kültüründen çıkararak Batı kültürüne mâl etmekti. Sosyal ve siyasî hayatın her yö­nüne nüfuz etmiş olan dini bu yerinden çıka­rarak birey [fert] ile Tanrı arasında bir olay yapmak, Arap kültüründen çıkmanın başlan­gıcını teşkil ediyordu. Bunu gerçekleştirmek, dinin toplumsal kurumla­rını ve görüntülerinin bir kısmını ortadan kaldırmakla mümkün ola­bilirdi. Devrimlerin izlediği yol da bu oldu. An­cak din gibi, hislere hitap eden bir kurumun za­yıfla­ması, bir “his boşluğu” meydana getiri­yor­du.</p>
<p>Bu boşluğu doldurmak veya diğer bir de­yimle “bireysel” hislerin top­lumsal hareketler şeklinde ifade edilmesini sağlamak için, millî hislerin geliştirilmesine, milliyetçiliğin yayılma­sına çalışıldı. Mustafa Kemal’in kişiliğine yö­nelen bağlılık, sul­tan ve halifeye duyulanın ye­rini aldı. Milleti yüceltmek emel ise hiç ol­maz­sa aydınlara erişilmesi güç, kendilerini verme­lerini gerektiren bir ideal verdi. İhdas edilen millî bayramlar, düzenlenen törenler, dinî tö­ren ve bayram­larda duyulan hislerin millî gün­lerde de duyulmasını sağlamaya ça­lıştı ve bunda başarıya ulaştı. (Dr. İlter Turan, Cumhuriyet Tarihimiz, s. 82-83).</p>
<p>Şimdi hepimizi uzun uzun düşündüreceğine inandığı­m konuya geçelim. Aynı ders kitabından aktarıyorum:</p>
<p>“Arap harflerini kullanmanın doğurduğu güç­lükler milliyetçilerce düşünülürken, Sovyetler Birliğindeki Türk cumhuriyetlerinde Arap ya­zısı yerine Lâtin harfleri kabul edildi. Değişik­liğin amacı Sovyet Türklerini kültürel ba­kım­dan Türkiye’den ve dinî bağları olan Araplar­dan ayırmak olmasına rağmen, milli­yetçi kad­roya Lâtin harf­lerinin Türkçe için çok daha uy­gun olacağını gösterdi.</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu / Yeni Akit</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tarihi-bozmak-icin-neler-yapildi/">Tarihi bozmak için neler yapıldı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tarihi-bozmak-icin-neler-yapildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelin ve Kaynana Evde Nasıl Mutlu Olur?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gelin-ve-kaynana-evde-nasil-mutlu-olur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gelin-ve-kaynana-evde-nasil-mutlu-olur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2013 20:19:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[gelin ve kaynana]]></category>
		<category><![CDATA[Gelin ve Kaynana arası nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[Gelin ve Kaynana Evde Nasıl Mutlu Olur?]]></category>
		<category><![CDATA[Gelin ve kaynana ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[HAYATI AŞKLA YAŞAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=739</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı gelinlerde &#8220;cadı kaynana&#8221;, bazı kaynanalarda da &#8220;cadı gelin&#8221; sendromu var. Ama aşılamaz değil. Ortak noktalar bulunabilir ve o noktalarda yoğunlaşarak birliktelikler daha tutarlı ve anlamlı hale getirilebilir. Belirtmek gerekir ki, gelin kaynanaya, kaynananın geline karşı tavrını, peşin hükümler belirliyor. Yani kafalar birbirlerinin aleyhine hükümlerle dolu olarak buluşuyorlar.Ve kafalarında taşıdıklarına göre davranıyorlar. Bu da küçük bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gelin-ve-kaynana-evde-nasil-mutlu-olur/">Gelin ve Kaynana Evde Nasıl Mutlu Olur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-740 alignleft" style="margin-left: 5px; margin-right: 5px;" src="http://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/08/gelin-ve-kaynana-nasil-mutlu-olur.jpg" alt="gelin-ve-kaynana-nasil-mutlu-olur" width="197" height="296" />Bazı gelinlerde &#8220;cadı kaynana&#8221;, bazı kaynanalarda da &#8220;cadı gelin&#8221; sendromu var. Ama aşılamaz değil. Ortak noktalar bulunabilir ve o noktalarda yoğunlaşarak birliktelikler daha tutarlı ve anlamlı hale getirilebilir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki, gelin kaynanaya, kaynananın geline karşı tavrını, peşin hükümler belirliyor. Yani kafalar birbirlerinin aleyhine hükümlerle dolu olarak buluşuyorlar.Ve kafalarında taşıdıklarına göre davranıyorlar. Bu da küçük bir anlaşmazlığı kavgaya dönüştürüveriyor.</p>
<p>Yoksa aynı insanı seven iki kişi neden o yoğunlukta kavga etsin?</p>
<p><strong>Bu girişten sonra taraflara şu tavsiyelerde bulunabilirim:</strong></p>
<p><strong>1.</strong>Kafanızdaki peşin hükümleri sorgulayın, gerçekten de kaynananız(ya da gelininiz) düşmanlığınızı hak edecek kadar kötü biri mi?</p>
<p><strong>2.</strong>Aranızda çıkan sorunları peşin hükümlerinizle bütünlemeyin. Çıkan her sorunu tek başına ele alın.</p>
<p><strong>3</strong>.Yanlış bir davranışla karşılaştığınızda bu davranışının nedenleri üzerine tahmin yürütmeyin, abartmayın, sebebi kendisinden öğrenmeye çalışın, göreceksiniz ki, büyük bir ihtimalle yanlış anlaşılma vardır.</p>
<p><strong>4.</strong>Gelin-kaynana aynı insanı sevdiğinizi, onun üzerine titrediğinizi, onu mutlu etmek için çırpındığınızı hatırlayın.</p>
<p><strong>5.</strong>Kaynananızı annenizin ya da gelininizi kızınız yerine koyun; annenizden veya kızınızdan ters bir davranışla karşılaştığınız zaman ne yapıyorsanız yine aynısını yapın.</p>
<p><strong>6.</strong>Birbirinize nispet yapmayın, inat etmeyin; gelini kocasına ya da kaynanayı oğluna şikâyetle korkutmaya çalışmayın, aranızda gelişen sorunları aranızda çözün; kavga ederek değil, ancak konuşarak kalıcı sonuçlara ulaşabileceğinizi unutmayın.</p>
<p><strong>7.</strong>Birbirinizi sevmiyorsanız, bunda, kaynana-gelin konusundaki peşin hükümlerinizin etkili rolü olduğunu blin.</p>
<p><strong>8.</strong>Sevgisizliğinizi somutlaştırın. Kaynananızın(ya da gelininizin) hangi huylarını, hangi davranışlarını sevmiyorsunuz?</p>
<p><strong>9.</strong>Kaynananızın ya da gelininizin olumsuz yönleriyle olumlu yönlerini alt alta yazın, kararınızı buna göre verin.</p>
<p><strong>10.</strong>Birbirinizi başkalarıyla kıyaslamayın, herkesin farklı olduğunu unutmayın.</p>
<p><strong>11.</strong>Birbirinizi değiştirmeye kalkışmayın, olduğu gibi kabullenin ve çatışma unsurları arayacağınıza uyum arayın.</p>
<p><strong>12.</strong>Farklı kuşaklara mensup insanların,(bir de farklı bölgelerin farklı kültürlerinden gelmişlerse)zaman zaman çatışmaları kaçınılmazdır, bunu kaynana-gelin ilişkisinin ön çatışma şartı yapmayın, farklılıkları abatmayın.</p>
<p>Tek cümle ile söylemek gerekirse: Alışkanlıklarımızı, düşüncelerimizi, geleneklerimizi;kısacası beynimizdeki herşeyi zaman zaman sorgulamayı göze almalıyız.</p>
<p><strong>Bir fıkra:</strong></p>
<p><strong>TEMEL REİS&#8217;İN KAYNANASI</strong></p>
<p>Temel Reis&#8217;in kaynanası kaybolmuş. Karısı &#8220;kayıp ilânı&#8221; vermesi için zorlamış Temel&#8217;i&#8230;Temel de kaynanasının fotoğrafıyla birlikte gazeteye büyükçe bir ilân vermiş:</p>
<p>&#8220;Ha bu kadını görenler insanluk adına görmezden gelsün!&#8221;</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu&#8217;nun HAYATI AŞKLA YAŞAMAK adlı kitabından alıntıdır..</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gelin-ve-kaynana-evde-nasil-mutlu-olur/">Gelin ve Kaynana Evde Nasıl Mutlu Olur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gelin-ve-kaynana-evde-nasil-mutlu-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harf devriminin en önemli amacı…</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/harf-devriminin-en-onemli-amaci/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/harf-devriminin-en-onemli-amaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2013 12:03:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Harf Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi neden yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[harf devriminin amacı]]></category>
		<category><![CDATA[Harf devriminin en önemli amacı]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=732</guid>

					<description><![CDATA[<p>H. Ritter şöyle diyor: “Lâtin yazısın­dan beş defa kısa ve harikulâde müsait olan Arap yazısı okuma yazmayı kolaylaştırdığı için İslâm âlimleri sayısız eser vermiştir (Classicisme et Declin culturel dans l’histoire de Islâm, Paris 1957, s. 178-179). Prof. Osman Turan da aynı konuda şu görüşleri dillendiriyor: “Gerçekten İslâm harfleri şakulî, ufkî ve inkinaî olduğundan onunla bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-devriminin-en-onemli-amaci/">Harf devriminin en önemli amacı…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/harf-devriminin-en-onemli-amaci/harf-4/" rel="attachment wp-att-16480"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16480" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/07/harf.jpg" alt="" width="187" height="270" /></a></p>
<p>H. Ritter şöyle diyor: “Lâtin yazısın­dan beş defa kısa ve harikulâde müsait olan Arap yazısı okuma yazmayı kolaylaştırdığı için İslâm âlimleri sayısız eser vermiştir (Classicisme et Declin culturel dans l’histoire de Islâm, Paris 1957, s. 178-179).</p>
<p>Prof. Osman Turan da aynı konuda şu görüşleri dillendiriyor:</p>
<p>“Gerçekten İslâm harfleri şakulî, ufkî ve inkinaî olduğundan onunla bir metnin yazılması ve okunması, zaman ve emek tasarrufu sağlar; Lâtin harfleri gibi sadece ufkî ve uzun olmadığı için muhakeme mana üzerinde toplanır; Lâtin harfleriyle yazılı bir kelime incelenirken, eski yazı ile bir bakışta bir cümle okunur, hatta bir sahifenin muhtevasına nüfuz edilir&#8230; Mimarîde büyük selâtin camileri ve kervansaraylar, musi­kide Dede Efendiler ne ise, yazı sanat eserleri ile tuğralı fermanlar da ay­nı ince ve yüce ruhun tecellileridir.” (Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi)”</p>
<p>Dr. İlter Turan da işin gerçeğini fısıldıyor idrakımıza: “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaş­masını kolaylaştırmak de­ğildir&#8230; Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyasıyla bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı (İsmet İnönü de aşağı yukarı hatıralarında bunları yazıyor).</p>
<p>“Milliyetçiler (yani dev­leti yönetenler), yeni bir toplum meydana ge­tirmek isteğindeydiler. Toplumun geçmişiyle bağları ne kadar kuvvetli olursa, toplumu değiştirmek o kadar güç olurdu. Yeni nesiller eski yazıyı öğrenmeyecekler, yeni yazıyla çıkan eserlerin muhtevasını ise milliyetçiler denetleyebileceklerdi. Türk yazısı ile Arap yazısı başka olduğundan, Araplarla kültür bağ ve ilişki­leri zayıflayacak ve Türkiye Batıya yöne­lecekti. Din eser­leri eski yazıyla yazılmış ol­duğundan okunmayacak, di­nin toplum üzerin­deki etkisi azalacaktı.”</p>
<p>“Dinin toplum üzerindeki etkisi” azaldı. Millet, Batı is­tikametinde yıllar boyu ite-kaka yürütüldü. Sonuç: Kültürden kaçan, kütüphanelere mezar­lık gözüyle bakan, günde sadece iki buçuk-üç milyon ga­zete okuyan bir toplum&#8230; Şark’ı küstüren, Garp tarafından da reddedilen az gelişmiş bir ülke ve boşlukta bırakılan nesillerin Batı’nın “izm”leriyle birbirlerini vurması&#8230;</p>
<p>İşin en acı tarafı ise, bu tablonun sorumlularının hâlâ alkışlanması&#8230;<br />
Toplumlar bir kere şaşırtıldıktan ve bir fikrin güdü­müne sokulduktan sonra, demek ki, kolay toparlanamı­yor; kurbanlar verme pahasına, alıştırıldığı yolda yürümeyi sürdürüyor.</p>
<p>Tarih de aynı görüşe verilmiş bir başka kurban. Zaten hepsi öylesine iç içe ki, birbirinden ayırmak mümkün değil.</p>
<p>Yeniler, eskiyi “hanedan tarihi” saydığından ve yeni devlet “redd-i miras” üstüne bina edildiğinden, millete yeni bir tarih gerekliydi. 1930’da bir “Tarih Tetkik Heyeti” ku­rularak işe başlandı. 1933’te ise Türk Tarih Kurumu, bu he­yetin yerini aldı.</p>
<p>Aynı tarih kitabından olayı takip edelim:</p>
<p>“Yeni bir tarih tezi ileri sürüldü. Bu teze göre medeniyetin ilk kurucuları Orta Asya’daki Türkler, Orta Asya’dan göç ederek medeniyeti dünyanın diğer bölgelerine yaymış­lardı (Meşhur “Güneş Dil Teorisi”nin tarihe yansıması)… Bugünkü Avrupa medeniyetinin öncüleri de Türklerdi. O hâlde Türklerin Batılılaşmak is­temesi, doğmasında kendilerinin büyük payı olan bir uygarlığa tekrar dönmelerinden iba­retti. ‘Batılılaşmak’ demek, kendilerinin de bir parçası olduğu uygarlığı yeniden benimse­mek demektir.</p>
<p>“İkinci olarak, Anadolu’da tarih boyunca ku­rulan uygar­lıklar incelenerek, bunların Türk uygarlıkları olduğunun gösterilmesine çalışıldı. Anadolu uygarlıkları arasında, özellikle Sümerler ve Etiler üzerinde duruldu. Sümerler ve Etilerin tercih edilmiş olması sebepsiz de­ğildir. Osmanlı Devletinin kalıntılarının yı­kılmak is­tendiği bir devrede, Osmanlı tarihi incelene­mezdi. Sonra gerek Selçuklu, gerek Osmanlı tarihinin araştırılması, Türklerin İslâm’a olan yakın ilgisini de belirtmek zorun­daydı.</p>
<p>Lâik­leşme döne­minde İslâm’ın bir araş­tırma konu­su edilmesi uygun düş­mezdi. Hâlbuki Sümerler ve Etiler, Anadolu’da yaşa­mış oldukları gibi, Selçuklu ve Osmanlıların ortaya çıkardığı sa­kıncalar (yani Müslümanlık) onlar için varit değildi (çünkü onlar Müslüman değildi). Dola­yısıyla onların pek de kesin olmayan Türklük­leri—ki, bugün Etilerle Sümerlerin Türk olmadı­ğı konusundaki deliller kesindir—üzerinde du­ruldu, kurdukları uygarlıkların “Anadolu Türk uygarlığı” olduğu ve Türklerin Anadolu’da uzun bir tarihe sahip olduğu gösterilmeye ça­lışıldı.<br />
“Çalışmalar belirli bir gayeye hizmet etmek için yapıldı­ğından zaman zaman bilimsellik dışına çıkmışlardır” (s. 93-94).</p>
<p>“Belirli bir gaye”den muradın ne olduğunu bugün hepi­miz biliyoruz. Kitleleri dininden, dilinden, kültüründen, me­deniyetinden, tarihinden koparıp Batılılaştırma gaye­sidir bu. Hatta bu “gaye”nin gerçekleşmesi için isyanlar ter­tip­lenmiş, sehpalar kurulmuş, kelleler alınmış, arkada kandan bir iz bıra­kılmıştır.</p>
<p>Ama acaba umulan elde edilmiş midir?</p>
<p>Eğer bir türlü belini doğrultamayan, kendi ayakları üzerinde du­ramayan, bir asra dünya çapında birkaç deha oturtama­yan fukara, ilmî gelişmelerin dışında, kabuğuna büzülmüş bir Türkiye murat ediliyordu ise, evet, umduklarını elde etmiş sayılabilirler.</p>
<p>Yok, kültürlü, dünyada sözü geçen ve ilim, fen, edebiyat, teknik sahalarında söz sahibi bir Türkiye murat ediliyordu ise, bunun hâlâ çok uzağındayız.<br />
Zaten o yoldan yürüyüp parıltılı bir noktaya gelmek, geçmişi in­kâr zeminine sağlam bir gelecek inşa etmek imkânsızdı. Gele gele inkârcıların gelebileceği bir noktaya gelmişiz: Hüsran noktası&#8230;</p>
<p>Bu noktadan geçmişi tahlile çalışırken, kahırlanmamak elden gelmiyor. Ancak kahırlanıp kalmak da çare olarak gözükmüyor. Bizce ilk çare, kaybettiğimiz değerleri, kaybettiğimiz yerlerde ara­maya başlamaktır. Öncelikle ders kitaplarının yeniden yazılmasına ihtiyaç var.</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu / Yeni Akit</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-devriminin-en-onemli-amaci/">Harf devriminin en önemli amacı…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/harf-devriminin-en-onemli-amaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’nın Cumhuriyete mirası borç muydu, servet mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/osmanlinin-cumhuriyete-mirasi-borc-muydu-servet-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/osmanlinin-cumhuriyete-mirasi-borc-muydu-servet-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2013 20:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı borçları]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı’nın Cumhuriyete mirası borç muydu]]></category>
		<category><![CDATA[servet mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan 2.Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=606</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemen belirteyim: Yakın tarih konusunda vicdanlar hâlâ özgür değil. Bir taraftan yasaklar sıkıştırırken, öbür taraftan hepimizin üzerinde tek taraflı bir propagandanın baskısı var.Her türlü devlet imkânıyla donanmış resmi tarih tezi ile özgür tarih anlayışı soluk soluğa çatışıyor. Bu kavga ortamında gerçeklerden ziyade spekülasyonlar konuşuluyor.Din ve tarih dâhil, her şey bir ikilem içinde ele alınıyor Türkiye’mizde. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanlinin-cumhuriyete-mirasi-borc-muydu-servet-mi/">Osmanlı’nın Cumhuriyete mirası borç muydu, servet mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="id_5138f6306e7cd1749656721"><a href="http://ilimcephesi.com/osmanlinin-cumhuriyete-mirasi-borc-muydu-servet-mi/309694_241958335859752_1182885851_n-2/" rel="attachment wp-att-16393"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16393" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/03/309694_241958335859752_1182885851_n-1.jpg" alt="" width="200" height="244" /></a><br />
Hemen belirteyim: Yakın tarih konusunda vicdanlar hâlâ özgür değil. Bir taraftan yasaklar sıkıştırırken, öbür taraftan hepimizin üzerinde tek taraflı bir propagandanın baskısı var.Her türlü devlet imkânıyla donanmış resmi tarih tezi ile özgür tarih anlayışı soluk soluğa çatışıyor. Bu kavga ortamında gerçeklerden ziyade spekülasyonlar konuşuluyor.Din ve tarih dâhil, her şey bir ikilem içinde ele alınıyor Türkiye’mizde. Bu yüzden hem her şey muğlak kalıyor, hem de tartışmalar çabucak kavgaya dönüşüyor…<br />
Aslında tarih, resmi mülâhazaların giremeyeceği iki alandan (ilki din) biridir. Hazin ki en çok bu alanlara girmiş, görüş bildirmiş, hükümler vermiştir… (Düşünün: Ord. Prof. Enver Ziya Karal bile bu gerçeği açıkça itiraf etmekten kendini alamıyor)<br />
Sadece totaliter rejimlerde rastlanabilen bu anlayış, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakasını hiç bırakmamıştır…</p>
<p>Tabii “ifrat”, “tefrit”i doğurmuş. Her ifrat kendi alternatifini üretmiş. Meselâ, “resmi tarih”in (ki ders kitaplarında somutlaşır) “Kızıl Sultan” dediği Abdülhamid Han, alternatifinde “Ulu Hakan” olarak selamlanmış, resmi tarihin “vatan haini” ilan ettiği Sultan Vahdettin, (doğrusu Vahidüddin) “büyük vatansever” olmuştur.<br />
Etraflarında saflaşmalar meydana gelmiş, iki tarafın bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmuş fanatikleri, tarihi kişilerle olaylara salt tarih ilmi açısından yaklaşan dürüst tarihçiyi konudan uzak tutmuş, dolayısıyla gerçek Abdülhamid’le gerçek Vahdettin, tarihimizin diğer bazı “gerçek”leri gibi, kaynayıp gitmişti.<br />
Tarihe siyaset karıştırmanın, tarihi, güncel ideolojik çatışmaların kaynağına dönüştürmenin böyle mahzurları oluyor… Ve bu mahzurlarla malul hale gelmiş milletler bir türlü dirilemiyorlar. (Faşist ve komünist ülkeler örneğinde görüldüğü gibi).</p>
<p>Güncel siyasetin icabatından tarihe bakma alışkanlığı, açıkça ifade etmeliyim ki, tarihi kirletmiştir. Osmanlı’nın hem kuruluş, hem de yıkılış devresini siyasi iktidarların arenası yapmıştır. Siyasi beklenti gerçeğin önüne geçtiği için de maalesef gerçek güme gitmiş, uydurma şayia ve efsaneler gerçeğin yerini almıştır.<br />
Bu şayialardan biri de “Osmanlı’dan kalan borçları Cumhuriyet Türkiye’sinin ödediği” yolundaki söylentidir.</p>
<p>Gerçek şu ki, “Osmanlı Türkiyesi”, “Cumhuriyet Türkiyesi”ne devrettiği borçları rahatça karşılayabilecek miktarda da nakit para bırakmıştır.</p>
<p>Üstelik Cumhuriyet’in Osmanlı’dan devraldığı para miktarı, ödemek zorunda olduğu Osmanlı borçlarından fazladır.</p>
<p>Çünkü borçların toplam tutarı o günkü parayla 150 milyon lira, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan nakit para tutarı ise 161 milyon liradır.</p>
<p>Bu miktar, kâğıt para bazında (bozuk paralar hariç), ödenmesi gereken borçtan tam 11 milyon lira fazladır.</p>
<p>Açıkçası Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı borçlarını Osmanlı hazinesinden devraldığı paralarla ödemiş, ayrıca da 11 milyon lira kâr sağlamıştır.</p>
<p>Üstelik kalan meblâğ nakit, ödenecek borç ise taksitlendirilmiş borçtur. (Borcun faiz ödemelerine 1929’da başlanmış, müteakip yıllarda Cumhuriyet Türkiye’si ekonomisi iflasa sürüklendiği için ödemelere çaresiz ara verilmiş, ardından alacaklı devletlerle görüşmeler başlamış, bu görüşmeler 1932’ye kadar sürmüş, 1933 yılında ise borcun düzenli olarak ödenmesine başlanmıştır).</p>
<p>Sonra ödeme yeniden başlamış, düzenli borç ödemeleri 1954 yılına kadar devam etmiştir.</p>
<p>Yani Osmanlı borçları, Adnan Menderes’in Başbakanlığa geldiği Demokrat Parti iktidarı döneminde uygulanan ekonomi-politika sayesinde dışa açılan Türk ekonomisinin bulduğu kredilerle kapatılmıştır.</p>
<p>Osmanlı’dan Cumhuriyete kalan 11 milyon Türk Lirası, ekonomiyi bilen yöneticilerin elinde kalkınmanın dinamosu olarak kullanılabilseydi, Türkiye iflasını ilan etmek zorunda kalmaz, en azından ekonomisini Nazi Almanyası’na endekslemezdi.</p>
<p>Bu tespitler karşısında bazıları pekalâ feryad-u figân edebilir: Çünkü bize Cumhuriyetin 1950’ye kadarki bölümünde ekonominin tümüyle bağımsız ve bağlantısız yürüdüğünü öğrettiler. Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde bu ideolojik propagandanın etkisine girdik. Ancak artık propagadanın izlerini silip gerçeklerle kucaklaşma vaktidir.</p>
<p>Zira uzun süre kimse tarihi gerçekleri değiştiremez!</p>
<p>Hatırlanması gereken diğer bir nokta da, borç ertelemeleri (kalan 11 milyon liranın ne olduğunu, nerelerde kullanıldığını bilmiyoruz) ile birlikte dış kredi itibarımızın sıfırlandığıdır.</p>
<p>O kadar ki, İngiltere Türkiye’nin İngiltere’de tahvil satmasını yasaklamıştır (1920). İsmet Paşa’nın başbakanlık yaptığı Türk hükümeti çaresizlik içinde ABD’ye başvurmuş, Avrupalı tahvil alacaklılarının bastırması sonucu ABD’den de eli boş dönmüştür.</p>
<p>Yavuz Bahadiroğlu &#8211; Yeni Akit</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanlinin-cumhuriyete-mirasi-borc-muydu-servet-mi/">Osmanlı’nın Cumhuriyete mirası borç muydu, servet mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/osmanlinin-cumhuriyete-mirasi-borc-muydu-servet-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
