<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mecit Ömür Öztürk | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mecit-omur-ozturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2019 20:38:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mecit Ömür Öztürk | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıyas Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kiyas-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kiyas-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 May 2019 20:40:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyas Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Mutsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrılar, sızılar, kederler izafidir; kıyasla artıp azalırlar. Kıyas ortadan kalktığında, keder dahi bir saadet türü olur. Çektiğimiz acıların büyüklüğü, biraz da acı çekmediğimiz günlerle yaptığımız kıyas yüzündendir. Kederimizi arttıran, kedersiz zamanlarımızla yaptığımız mukayesedir. Sonradan kör olan bir ressamın görmemekten çektiği acıyla, doğuştan âmâ olan birinin çektiği acı, her ikisi de şimdi göremiyor olmalarına rağmen, aynı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyas-tesellisi/">Kıyas Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-21893" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/kalem.jpg" alt="" width="493" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/kalem.jpg 493w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/kalem-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 493px) 100vw, 493px" /></p>
<p>Ağrılar, sızılar, kederler izafidir; kıyasla artıp azalırlar. Kıyas ortadan kalktığında, keder dahi bir saadet türü olur. Çektiğimiz acıların büyüklüğü, biraz da acı çekmediğimiz günlerle yaptığımız kıyas yüzündendir. Kederimizi arttıran, kedersiz zamanlarımızla yaptığımız mukayesedir. Sonradan kör olan bir ressamın görmemekten çektiği acıyla, doğuştan âmâ olan birinin çektiği acı, her ikisi de şimdi göremiyor olmalarına rağmen, aynı olabilir mi? Doğduğumuz günden beri bu acıları çekiyor olsaydık, şimdiki mevcudiyetine rağmen belki onu hissedemeyecek, hatta alışarak ondan lezzet almaya başlamış olacaktık. Acımızı arttıran, acıya karşı dayanma gücümüzü azaltan, ıstıraplarımızın ateşini yükselten eski mutluluklarımızla yaptığımız kıyaslardır.</p>
<p>Kör bir adamı çirkin görünümlü bir kadınla evlendirmişler. Kadının görünümü, kocasının gözleri onu göremediği için başlarda sorun olmamış. Ve bir gün adamın gözlerinin tedavi edilme imkânı doğmuş. Doktorlar adamın karısına, eşinizin görmesi artık mümkün, ancak siz bu ameliyatı kabul ediyor musunuz, diye sormuşlar. Kadın düşünüp taşınmış, epey tedirgin olmuş ama kocasına duyduğu sevgiden dolayı buna razı olmuş. “Yeter ki onun gözleri açılsın. Beni beğenmemesini göze alıyorum. Ne olacaksa olsun’’ diye düşünmüş. Göz ameliyatı başarıyla gerçekleşmiş. Ameliyat sonrası, adamın yanında eşinden başkası yokmuş. Gözlerini açar açmaz, karşısında gördüğü karısına demiş ki, &#8220;Ne kadar güzelmişsin.!’’ Kadının güzel görülme sebebi elbette gözleri açılan adamın henüz başka kadın görmemiş ve dolayısıyla herhangi bir kıyas yapma fırsatı bulamamış olmasıdır.</p>
<p>Biz de doğduğumuzdan beri hiç ferahlık, sağlık, huzur ve mutluluk yaşamamış olsaydık, bugün onları kaybettiğimize üzülemeyecek, o mutlulukların eksikliğini dahi hissedemeyecektik. Bir zamanlar şifâyı tattığımız için, hastalıklar şimdi daha fâzla incitiyor. Bir zaman başarıya erdiğimizden, başarısızlık daha ziyade sarsıyor. Evimizde bir huzursuzluk olduğunda, bir zamanlar huzurlu olduğumuz için daha çok esef duyuyoruz. Hâlbuki ev hayatımız hep sıkıntılarla geçmiş olsaydı, şimdi var olan o sıkıntıyı hissedemeyecek, hatta eskiden daha sıkıntılı günler geçirmiş olsaydık, şimdi yaşadığımız sorunlar, bize sorun olarak gözükmeyecekti.</p>
<p>Efendimiz (sav) şöyle buyurur: &#8220;Dünyevî nimetler hususunda sizden yukarıda olanlara bakıp da üzülmeyin, aşağıda olanlara bakın. Bu, Allahın size verdiği nimetleri küçümsememeniz için en uygun yoldur” (Buhâri, Rikak, 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizî, Kıyamet, 58). Kendimizden üstün kabul ettiğimiz insanların durumlarını gözleriz. Komşu, akraba ve arkadaşlarımızla mukayeseler yaparız. Onun zenginliği var benim yok, onun mülkleri var benim yok, o yüksek makamlara geldi ama ben gelemedim, diye düşünürüz. Nimetler içerisinde yüzerken, durduk yere, kendimizce bir mağduriyet üretiriz.</p>
<p>Başkalarının yüksek gelirleriyle maaşımızı kıyaslayınca, kazancımız küçülüp gider. Arkadaşımızın eviyle kendi evimizi mukayese edince, genişliğine rağmen yuvamız bize dar gelmeye, duvarlar üzerimize yürümeye başlar.İnsan gerçekten doğru bir kıyas peşindeyse, imkânlarını insanların tümüyle aynı anda mukayese etmelidir. Bütün coğrafyaları ve tarihin tamamını hesaba katmalıdır. Böyle yaparsa refah, mutluluk, sağlık ve huzur bakımından yüzde birlik dilime girdiğini rahatlıkla görebilir. Var olan imkânlarını değil de, elde edemediği olanakları zihninde öne çıkararak, kendini acınacak duruma düşürür insan. Yanlış mukayese edilmediği takdirde en çirkin bile güzeldir, en az bile çoktur, en yetersiz bile yeterlidir, en mutsuz sanılan bile mutludur.</p>
<p>İnsanı asıl üzen veya sevindiren, ona lezzet veya acı veren şey, yaptığı kıyaslardır. Her güzel, daha güzeline nazar edildiği zaman çirkin, her mutluluk daha büyüğüyle kıyaslandığı zaman mutsuzluk olur. Konfuçyüs der ki, “Kimi mutluluğu yukarıda arar, kimi de aşağıda. Hâlbuki mutluluk insanla aynı hizadadır. ”</p>
<p>Kıyasın faydası dokunacak bir yanı varsa, o da başkalarının kederleriyle olanıdır. İnsan, kendisiyle benzer acılar çekenlerin hallerine bakarak teselli bulur. Hüzünler, başkalarının hüznüyle kıyaslandıkça hafifler. Bebeğinin ölümü sebebiyle aklını yitiren bir anne, Buda’ya gelir ve bu sarsıcı durumu atlatamadığını anlatır. Buda kadına köydeki evleri tek tek dolaşmasını ve ölümü tanımamış her evden bir hardal tohumu getirmesini ister. Kadın sabırla kapı kapı dolaşır ve her evden eli boş döner. Köyde ölümün dokunmadığı tek bir ev dahi olmadığını fark etmiş olur. Tolstoy der ki, “İnsanoğlunun alışamayacağı koşul yoktur, hele de çevresindeki herkesin aynı koşullarda yaşadığını görüp duruyorsa&#8230; ” Bir tespit de Dostoyevski’den: “İnsan her şeye alınabilen bir varlıktır ve onu en iyi anlatan tanım budur.’’</p>
<p>“Şikâyet ettiğimiz yaşam, belki de bir başkasının hayalidir.” —Tolstoy</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.22-24</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyas-tesellisi/">Kıyas Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kiyas-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahiplenme Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sahiplenme-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sahiplenme-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2019 11:36:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[şekva ve şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<category><![CDATA[Sahiplenme Tesellisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organlarımızın doğru çalışmasında en küçük bir katkımız dahi olmamaktadır. Onları ‘benim organlarım’ deyip sahiplenenleyiz. Bize ait olsalardı, onları bizim üretmiş olmamız veya şu anda bizim çalıştırıyor olmamız lazım gelirdi. Mesela kalp kapakçıklarımızın açılıp kapanması harikulade bir olay-dır. Onların açılıp kapanması irademizle olsaydı defalarca açık veya kapalı unuturduk. Organlarımız bize ait değil, onları biz yaratmadık, bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sahiplenme-tesellisi/">Sahiplenme Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="321" height="498" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" /></p>
<p>Organlarımızın doğru çalışmasında en küçük bir katkımız dahi olmamaktadır. Onları ‘benim organlarım’ deyip sahiplenenleyiz. Bize ait olsalardı, onları bizim üretmiş olmamız veya şu anda bizim çalıştırıyor olmamız lazım gelirdi. Mesela kalp kapakçıklarımızın açılıp kapanması harikulade bir olay-dır. Onların açılıp kapanması irademizle olsaydı defalarca açık veya kapalı unuturduk. Organlarımız bize ait değil, onları biz yaratmadık, bir yerlerden satın da almadık ve biz işletmiyoruz. Görevlerinin isimlerini dahi bilemeyecek kadar cahili olduğumuz organları ne hakla sahiplenebiliriz?</p>
<p>Bir saniyeden az sürede aldığı kokuyu üç bin koku çeşidinden ayırt eden burun adlı organın, bir doğruyu bariz bir yanlıştan tefrik edemeyen insana ait olduğunu nasıl düşünebiliriz? İnsanın bedenini her istediğinde yürütebilmesi, dilediğinde koşabilmesi, elini dilediğinde kaldırıp dilediğinde indirebil-mesi ve bunları her gün tecrübe ediyor olması, bedenini kendisine ait sanmasına ve onu kendi tasarrufunda görmesine sebebiyet vermiştir. Oysa bir elin havaya kaldırılmasında beyin ve kaslar arasında binlerce etkinlik cereyan etmekte ve insan bu etkinliklerden haberdar olmadığı gibi, onların adlarını bile bilmemektedir. Doğuştan verilmiş beden ve onun içerisindeki organlarımız bize ait olmaması gibi sonradan kazandığımız varlıklardaki durum da böyledir. Bazı şeylerin kağıt üzerinde insana ait olması, onları kendi mülkü haline getirmez. Bankada kağıt banknot olarak bile değil, bilgi işlem datası olarak duran ve yalnızca bilgisayarda izafi varlığı olan parayı kendine ait zanneden insan yanılgı içindedir. Hatta cebimizdeki para bile gerçek değil izafi bir maldır.</p>
<p>Kağıt olarak bir değeri yoktur ama bir alışveriş anında atanacak bir değeri beklemektedir. Hiç parası olmayan bir insanla, çok parası olan bir insan arasındaki zenginlik, şayet bir bilgi işlem datasından ibaretse, onun bir hükmü yoktur. Ayrıca, insanın kendine ait zannettiği mülk, çoğu zaman emek verip onu kazananlar tarafından değil, o konuda hiç emek sarf etmemiş oğulları ve torunları tarafından acımasızca tüketilmekte veya birtakım musibetler sebebiyle yok olup gitmektedir.</p>
<p>Mülkten gerçek istifade kâğıtlarda, datalarda yazılı olan değil, insanın faydalanabildiği miktardadır. Rızık, herkesin midesinin büyüklüğüyle sınırlıdır. Bu noktada zenginin de fakirin de sınırı birkaç tabak yemekten ileriye gidemez. Üstelik fakirin kuru ekmekten aldığı lezzeti, zenginler alışkanlığın verdiği öğütücülükle en pahalı yemeklerde dahi bulamazlar. Sadi ne güzel söyler: “On derviş bir kilimde uyurken, iki padişah bir dünyaya sığmaz. ”</p>
<p>İki tür mülkiyet ilişkisi vardır: Biri insanın sahip olduğu mülkiyet, diğeri mülkiyetin sahip olduğu insan. Bir düşünürün dediği gibi, “Az şeye sahip olursan az şeye ait olursun. ” Alman Filozof Hegel, “Kişiler şeyleri, özneler nesneleri mülk edinirler. Kişilerin şeyler üzerinde haklan vardır ama şeylerin kişiler üzerinde hakları yoktur.’’der. Filozof Gabriel Marcel’e göre varlık tecrübe edilir, gösterilebilir, doğrulanabilir ama sahiplenilemez. Platon der ki; “Zenginlik çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duymaktır.’’</p>
<p>Temelde üç noktada tevhitten ve bu üç noktada şirke girilebileceğinden bahsedilir; Allah’a ulûhiyetinde, rububiyetinde ve mülkünde şirk koşmak. Allaha mülkünde ortak koşmak, en yaygın olanıdır. İnsan, bedeni dâhil herhangi bir şeyi kendisine ait gördüğünde, Rabbine ilahi mülkte kendini ortak koşmuş olur. Rabbimiz karşısında küçük ve büyük ayrımı olmadığı için, kainattan küçük bir çakıl taşını sahiplenmekle, kâinatın tamamını sahiplenmek arasında bir fark yoktur. Ailesini, çocuklarım, evini, arabasını, gözünü, kulağını kendisine ait gören biri, aynı şeyin iki hakiki sahibi olamayacağına göre, bu kâinatta Allah’a ait olmayan bir parçanın da var olduğunu ifade etmiş olur ki, artık umumi mülk bölüşülmüş demektir. Hiçbir nimet insanın malı değildir. Dolayısıyla nimetin kaybı anlamına gelen musibetlerde kimsenin Rabbine itiraz hakkı yoktur. Mülkün sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, onda dilediği kararlara imza atar ve onu istediği hallerden geçirir. İnsanın hayatı da, bedeni de, içerisinde yaşadığı dünya da ona ait değildir.</p>
<p>Sokrat’a “Niçin biç kederlenmiyorsun?” diye sorarlar. O, “Kaybettiğimde beni kederlendirecek şeyler edinmiyorum” diye cevap verir. Bir mümin, bu cümleyi bir adım daha ileriye götürerek, ‘hiçbir şeyin bana ait olmadığını bildiğim için, onları kaybettiğimde kederlenmiyorum’ diyebilmelidir.</p>
<p>Büyük bir âlim; aynı zamanda başarılı bir tüccar olan, on binlerce talebesinin bütün masraflarını üstlenmiş bulunan Ebu Hanife Hazretlerine, kumaş yüklü iki gemisinin tamamen yandığı haberi gelir. O “Elhamdülillah” der. Sonrasında haberin yanlış olduğu söylenir. O yine “Elhamdülillah” der. Bu tavrının hikmeti sorulduğunda şöyle cevap verir: “Geminin battığı haberi geldiğinde kalbimi yokladım. Dünya malını kaybetmiş olmaktan dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu sebeple Allah&#8217;a hamd ettim. Batan geminin benimki olmadığı haberi gelince yine kalbimi yokladım. Kalbimde en ufak bir sevinç yoktu. Kalbimi bu halde tutan Allah&#8217;a yeniden hamd ettim. ”</p>
<p>Filozof Seneca der ki, “Hiçbir zaman bana bahşedilenlere güvenmedim., bana huzur verdiği zamanlarda bile. Bana bahşedilen her şeyi; parayı, mevkii, gücü öyle bir yere koydum ki, kader onu geri almak istediği zaman beni rahatsız etmeden alabilsin. Bütün bu sahip olduğum şeylere belli bir mesafede durdum ki, kader istettiği zaman onları bulundukları yerden rahatça alsın, benden söküp koparmasın,<br />
İnsanın dünya hayatındaki izafi mülk ve vasıflarının tamamı tehlike altındadır.</p>
<p>Çalınabilen, gasp edilebilen, el konulabilen cinstendir hepsi. Ancak insanın bu izafi mülkünün âhirete yönlendirilmiş yanlarında hiçbir tehlike yoktur. Menkıbeye göre adamın biri, evliyaya “Evime hırsız girdi ve yiyeceğimi götürdü’’ diye şekva eder. Veli, “Allah&#8217;a şükretsene; ya şeytan kalbine girip îmânını çalsa ne yapardın?” diye mukabelede bulunur. Evet, hiçbir güç insanın imanına el koyamaz, sevaplarını gasp edemez, birikmiş manevi kazançlarını çalamaz, onların kıymetlerini düşüremez. Dünyanın en güçlü devlet ve orduları dahi kişinin zâd-ı âhiret, yani âhirete ulaştırmış olduğu mülklerine bir sineğin etkisi kadar tesir edemezler.</p>
<p>Musibet isabet ettiğinde, söylenmesi hem Kur’ân-ı Kerîmin emri hem de Efendimizin sünneti olan ‘Innâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ün (Bakara, 156) ifadesi, biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz, anlamına gelmektedir. Biz Allah’ın kullarıyız. Bizi yaratan O, yaşatan O, varlığımızı, kudretimizi, kuvvetimizi, melekelerimizi, kabiliyetlerimizi, hislerimizi, azalarımızı, aklımızı, fikrimizi her şeyimizi veren O, her şeyimiz O’na ait. Bu açıdan bakıldığında, fakirin de zenginin de mülkü yoktur. Sokrat da Karun’la eşit mülkiyete, yani birer sıfıra sahiptirler.</p>
<p>Dolayısıyla Rabbimiz, musibet anında ilk olarak, acı çekmekte olan benliğimizin de, kaybettiğimiz şeylerin de bize değil, O’na ait olduğunu hatırlamamızı emretmektedir. ‘Biz Allah’a aidiz’ ibaresiyle malımız, canımız ve her şeyimiz Allah’ın tasarrufundur; canlarımızda ve bedenlerimizde dilediği gibi yönetim<br />
hakkı Rabbimize aittir ve mülk tamamen O’na ait olduğa için hiçbir tasarrufuna itiraz caiz değildir, demiş olmaktayız.</p>
<p>Şekva ve şikayet, hakların zayi olmalarından kaynaklanır. Gerçekte insana ait dian bir şey yoktur ki, kaybından dolayı Allah’a isyan ve itiraz etmekte haklı olsun. Yitirildiği düşünülen hakların ve imkânların tamamı Allaha aittir. Cenabı Hakk kendisine ait olan bu hakları, mecbur olmadığı halde karşılığında cennet gibi bir mükafat dahi vererek, insandan emaneten geri almaktadır. Bundan rahatsızlık duymaya kimin hakkı olabilir?</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.260-264</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sahiplenme-tesellisi/">Sahiplenme Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sahiplenme-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzleşme Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yuzlesme-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yuzlesme-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2019 11:24:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Keder]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzleşme Tesellisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21783</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan nefsi, hazırdaki bir parça hazzı, gelecekte saklı binlerce hazza tercih eder; şimdi bir sızı çekmemek uğruna, gelecekte yıllarca azap çekmeyi göze alır; lezzetleri hemen almak, sıkıntıları ise her ne pahasına olursa olsun şimdi çekmemek ister. Ona göre gelecekteki hazların bir kıymeti yoktur. Haz; peşin, yakında ve ulaşılabilir olmalıdır. Cennetse ileride, uzakta ve ulaşması şimdilik [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yuzlesme-tesellisi/">Yüzleşme Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" />İnsan nefsi, hazırdaki bir parça hazzı, gelecekte saklı binlerce hazza tercih eder; şimdi bir sızı çekmemek uğruna, gelecekte yıllarca azap çekmeyi göze alır; lezzetleri hemen almak, sıkıntıları ise her ne pahasına olursa olsun şimdi çekmemek ister. Ona göre gelecekteki hazların bir kıymeti yoktur. Haz; peşin, yakında ve ulaşılabilir olmalıdır. Cennetse ileride, uzakta ve ulaşması şimdilik zor olduğu için onu cezp etmez. Cehennem korkutmaz, oraya şimdi girilmediği için. Şimdi küçük bir acı çekerek, büyük bir bedel ödemiş olacak ve bu sayede gelecekte büyük acılardan kurtulacaksın, deseler, hayır, der; ben şimdi bu acıyı çekmeyeyim de, sonra ne olacaksa olsun!</p>
<p>Böylece bin kederi, bir kedere gözünü kırpmadan yeğleyebilir. ‘’Şimdi al seneye öde&#8221;kampanyalarının sembolize ettiği hazzı öncelemek ve sorumluluğu ötelemek, bu asırda bir alışkanlığa dönüşmüştür İnsan, hazırdaki lezzeti tadabilmek uğruna, ilerideki binlerce lezzeti ıskalamayı ve sırada bekleyen musibeti çekmeme pahasına, başına büyük belalar açmayı marifet sayar. Acıları erteler, o yüzden durmadan büyür acıları&#8230; Gitgide küçülür mükâfatları, hazları ertelemeyi kabul etmediği için&#8230;</p>
<p>İnsan, âhireti dünyanın sonuna eklenmiş, dünyanın devamı olarak kurgular. Ne de olsa dünya hayatı bitmeden, âhiret hayatı başlamayacak diye kendini teselli eder. Dünya hayatının halen sona ermemiş olmasından cesaret alarak, âhiret âlemlerinde kendisini bekleyen tehlikeleri hafife alır. Cehennemin mekan olarak uzakta ve zaman olarak çok ileride olduğunu düşündüğü için günahlara rahatlıkla girer, yapması gereken amelleri vurdumduymazca ihmal eder. Âhiretin ona uzak görünüşü, iyilik ve ibadetlere karşı heyecan duymasının önündeki engeldir. Salih bir amel işlediğinde, âhireti unutup, bunun dünyadaki peşin karşılığını arar. Oysa onun şimdi çektiği acılar, dünkü amellerinin cehenneminden bir parça; bugün gördüğü lütuflarsa, dünkü iyiliklerinin cennetinden bir kesittir.</p>
<p>Bir yönüyle âhiret başlamış, kıyamet kopmuş, hesap başlamıştır. An itibariyle kıldan ince kılıçtan keskin dünya hayatında Sırat’ı geçme imtihanındadır, ama o, Sırat’ı, ileride karşılaşacağı bir imtihan zannetmektedir. “Şu insanlar,çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (âhireti) ihmal ediyorlar.’’ (İnsan, 27).</p>
<p>Cennet vaat edilir; o ise hazırdaki lezzetleri ondan daha değerli görür. Cehennemle korkutulduğunda, ona şimdiki acılarından kurtulmak, oraya düşmemekten daha önemli gelir. Yanlışları şimdi yapmak, günahları şimdi işlemek ama bedellerini uyak geleceğe bırakmak; iyiliklerinse sefalarını şimdi sürmek ama cefalarını ve yapılışlarını ertelemek ister. Konu salih amellere gelince, yaşlanınca bakmak, Hacca gittikten sonra düzeltmek, işler yoluna girince başlamaktan dem vurur. Ama bir iyiliği şimdi ortaya koymaktan alabildiğine kaçar. Gelecek geldiğinde o da şimdi ye dönüştüğü için, hayırları o zaman da ertelemeye içten içe niyetlidir. Karşılığı uzak gelecekte verilecek olan şeyler için boşu boşuna (!) uğraşmak istemez.</p>
<p>Problemlerden kaçar ve onlarla yüzleşemez.</p>
<p>Taraftarı olduğu takımının şampiyonluğuyla, desteklediği partinin seçim kazanması ya da kaybetmesiyle, takip ettiği dizinin bir sonraki bölümünde ne olacağıyla ilgilendiği kadar, ahiretteki akıbetiyle ilgilenmeyen insan&#8230; Fâni bir sevgiliyi düşündüğü kadar, her şeyi yaratan Bakîyi düşünmeyen insan&#8230; Faturasını ödeyememekten korktuğu kadar cehennemden korkmayan insan&#8230; Bir günahı arzuladığı kadar olsun, cenneti arzulamayan insan&#8230; Ruhlar âleminde başlayıp anne karnında devam eden; çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık duraklarına uğradıktan sonra; kabirden, hesaptan, sırattan geçecek; cennet ve cehennemde noktalanan ve telâfisi olmayan imtihanında, kendisine yarar sağlamayan şeylerle meşgul olmaktan çekin-meyen insan&#8230; 21. yüzyıl dünyevi şeyleri geçiciliğine rağmen aşırı önemseyen, âhirete ait işleri kalıcı olmalarına rağmen hafife alanların asrı; Allah ile neyin arasında kalınırsa kalınsın, en pespaye şey bile olsa onu tercih edenlerin asrı.</p>
<p>İnsan bazen Allah ile patron arasında kalır. Patronun dediğini yapsa Cenâb-ı Hakk razı olmayacak, Allah’ın dediğini yapsa patron darılacaktır. ‘Patronun yaşatacağı sıkıntı peşin, Allah’ın ona vereceği ceza ise âhirette’ diye düşünür. ‘Patronun istediği olsun diyerek aklınca doğru karara imza atar. Bazen vicdanıyla nefsi arasında kalır. Vicdanının sesini dinlese nefsi öfkelenecek, nefsinin arzusunu yerine getirse vicdanı darılacaktır.</p>
<p>Böylesi bir durumda, vicdanının ve kalbinin beklentilerini boşa çıkarmayı marifet sayar.</p>
<p>“Yeter ki, şimdi, şu anda tadım kaçmasın.’’düşüncesindedir insan. Ancak bu düşünce daima tadının kaçmasıyla sonuçlanır. Kayıplar olacaksa bugün olsun, ama haz, ödül ve mükâfat varsın şimdi olmayıversin, demeyi öğrenmelidir insan. Gerekirse bugünü karartmak ama geleceği karartmamak, dünyasını kaybetse de âhireti kaybetmemelidir. Geçici bir lezzetin hatırına sonsuz saadet olan âhiretini kurban etmemeli, bilakis, kalıcı âhiret mülkleri için, geçici heveslerini terk etme yolunda olmalıdır. Sıkıntıları vaktinde yaşamalı, kendiyle zamanında hesaplaşmak, bedelleri yerinde ödemelidir.</p>
<p>İnsan; sabrı, mücadeleyi veya yüzleşmeyi gerektiren durumları atladığında, yeniden sabır göstermesi gereken durumlara maruz kalacaktır. Derdin dilini, sembolünü ve ondaki mesajı çözmediği için benzer dertler karşısına yeniden dikilecektir. Kaçtığı küçük yüzleşmeler, birikip toplanarak daha zor yüzleşmeleri doğuracaktır. Gençken kaçılan yüzleşme yaşlılıkta, dünyada kaçılan yüzleşme sekarat denilen ölüm anında, bazen kabirde veya âhirette karşısına çıkacaktır.</p>
<p>Payına düşen acıyı ertelememeli insan. Rabbinin ona verdiği ‘kendiyle yüzleşme fırsatlarını’ yok etmeye çalışmamalıdır. Kader rotasında bir problem gördüğünde onu iliklerine kadar yaşamalı ondan kaçmamalıdır. Bugünkü sorunlar, dün yüzleşemediklerinin, önüne yeniden çıkarılmasından dolayı olduğu gibi yarının dertleri de bugün yüzleşmediği gerçeklerin ona geri dönüşünden ibaret olacaktır. Bu bedeller, insanın onlar-dan kaçmasını değil, onları misafir edip anlamasını ve dinlemesini beklemektedirler. Onlarla yüzleşmek, insanın kendiyle yüzleşmesi demektir. Onları anlamak, insanın kendisini anlaması demektir.</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.308-31</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yuzlesme-tesellisi/">Yüzleşme Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yuzlesme-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlam Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/anlam-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/anlam-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2019 11:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fiziğin metafiziğe, metafiziğin de fizik âleme etkileri vardır. Kur’ân-ı Kerîmde bir ayette “Ey iman edenler! Siz toplantı halindeyken ‘Biraz yer açıverin!’ denildiği zaman yer açın ki Allah da size genişlik versin” buyrulmaktadır (Mücadele, 11). Mekân olarak birine yer açmanın, kişinin kendi hayatında birtakım genişliklere sebep olması arasında kurulan bağ harikuladedir.Metafiziğin fiziğe olan etkileri ise dua [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/anlam-tesellisi/">Anlam Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Fiziğin metafiziğe, metafiziğin de fizik âleme etkileri vardır. Kur’ân-ı Kerîmde bir ayette “Ey iman edenler! Siz toplantı halindeyken ‘Biraz yer açıverin!’ denildiği zaman yer açın ki Allah da size genişlik versin” buyrulmaktadır (Mücadele, 11).</p>
<p>Mekân olarak birine yer açmanın, kişinin kendi hayatında birtakım genişliklere sebep olması arasında kurulan bağ harikuladedir.Metafiziğin fiziğe olan etkileri ise dua hakikatinde apaçık şekilde anlatılmaktadır. Maddi bir sebep, manevi bir sonuca kaynaklık edebileceği gibi, manevi bir aksaklık da, maddi gerçeklik dünyasında bir takım aksamaların gerekçesi olabilmektedir.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’nın değişik yerlerinde başa gelen musibetlerin sebeplerini maddi ve manevi sebepler olarak ikiye ayırır. Ona göre, Rabbimiz kâinatta vesilelerle, sebeplerle iş görür. Dolayısıyla yaşanan her şeyin görünür gerekçeleri ve maddi izahları vardır. Her musibet bir gerekçeyle gelir ve her hastalık bir sebeple bedene yerleşir. Ancak, bu sebepler ana sebepler değil, ikincil sebeplerdir.</p>
<p>Hastalandıran, musibete giriftar eden Allah’tır, ikincil sebeplerin gerçek bir etkileri yoktur.Neden hasta oluruz? Bunun maddi sebeplerini anlayabilmek için doktora gideriz. Ancak bir de bunun manevi sebepleri vardır. Acaba hangi duygularımızda kaymalar vardı da bunlar oldu? Musibet ve hastalıkların sebepleri yalnızca fiziksel, biyolojik ve tıbbi faktörlerde aranırsa, hikmetten uzaklaşılmış olur. Hastalıklar ve musibetler yalnızca maddi ihmallerin değil, aynı zamanda manevi ihmallerin de sonucudur. Gurur, kibir ve enaniyet gibi kalbi hastalıklar da maddi musibetlere kaynaklık edebilirler. Sonuca dönüşmesi bakımından, maddi sebeplerin manevi sebeplere bir üstünlüğü veya ona kıyasla daha belirleyici bir rolü yoktur.</p>
<p>Birincil sebebi Rabbimizin takdiri olan yaşadığımız tüm olayların ikincil, yani sonradan yaratılan sebepleri maddi ve manevi olarak ikiye ayrılır. Daha açıkçası, görünür ve görünmeyen sebeplerdir ikincil sebepler. Baş ağrısının tıbbi bir sebebinin olması, onun aynı zamanda manevi bir gerekçesi olmadığını göstermez. Mutsuzluğumuzun açıklanabilir gerekçelerinin olması, onun görünürde olmayan manevi ihmallerden kaynaklanmadığını ispatlamaz. Manevi sebeplerle hüküm veren kader müsaade ettiğinde, maddi sebepler sonradan yaratılmaya başlanır. Burada bir adım daha önde olan manevi sebeplerdir.</p>
<p>Olumsuz bir durumun, hangi yanlışımızdan kaynaklandığını düşünürken aklımıza en yakın somut sebepler gelir ve böylece konuyu hayli daraltmaya başlarız. Diyelim ki arabayla giderken arkadan biri çarptı. Bu hadisenin gerçek sebebi nedir? İlk akla gelen şudur: Biz yavaş gidiyorduk veya bize çarpan kişi frene basması gerekirken basmadı. Veya o kişi telefonla konuşarak araba kullanıyordu ve hadiseye bu ihmaliyle sebebiyet verdi. Ama biz yıllardır trafikteyiz ve telefonuyla araç kullanan binlerce insan var. Bu kaza dün değil bugün niye oldu? Bunun sebebini balatalarda, frenlerde, debriyajlarda aramak oldukça kısıtlı bir bakış açısıdır. Bizim de böyle çarptığımız biri mi vardır? Bu çarpma illa arabayla da olmayabilir.</p>
<p>Bir lafla bile çarpabilir insan insana. Biri hayatında kendi normal ritminde gidiyordur, onun yolculuğunu alt üst etmişizdir. Kendi manevi yolculuğunda, Allah’a veya başka bir maksada doğru ilerleyen birinin motivasyonunu kırmış, onun yolculuğunu sekteye uğratmışızdır ve şimdi bunun bedelini ödüyoruzdur, kim bilir.Bazen de musibetin maddi sebebi, manevi ve hakiki sebebin tam zıddı durumundadır. Görünürde bir fiilimizden dolayı cezalandırılmışızdır ancak hakikatte o fiili yeterince işlemediğimizden dolayı kader ceza takdir etmiştir, ibadet ettiği için işten çıkarılan biri, suçu ibadetlerde aramamalıdır; kim bilir, ibadetlerini ihlaslı ve huşu içerisinde yapmıyor olmasının bir karşılığıdır bu.</p>
<p>Musibetlerin altında yatan manevi sebeplerle yüzleşmek zordur. Sebep-sonuç ilişkisini tespit etmek, manevi gerekçeyi bulmak biraz yorucu olacaksa, bunları düşünerek vakit kaybetmek de istemez insan. Çünkü orada derinlere inmeden başa gelen belayı zahmetsizce ilişkilendirebileceğimiz somut bir faktör veya bir insan vardır çoğu zaman. O somut sebebe yani bize haksızlık edene odaklanırsak kendi eski suçlarımızı örtbas edecek ve böylelikle bir taraftan teselli olurken diğer yandan hatalarımızı zihnimizden çıkarmış olacağızdır.</p>
<p>Yalnızca belalar açısından değil, nimetler açısında da bu böyledir. Bu diyeti bu yıl nasıl başarabildin? Eskiden defalarca uğraşmış ama yapamamıştın, fakat şimdi başardın. Acaba kader sende hangi konuda nasıl bir düzelme gördü de defalarca denediğin bu şeyi bu kez başarmana müsaade etti? Farklı bir şey olmuş olmalı. Eskiden girdiğin birtakım günahlardan vazgeçtin de mi böyle oldu? Yoksa Cenab-ı Hakk’ı razı edecek davranışlar sergiledin de mi böyle oldu? Yoksa bir başkası için yaptığın bir iyilik sebebiyle mi bu oldu? İzn-i ilahi olmadan bela da gelmez, nimet de erişmez. Kaderden mutlaka izin çıkması lazım&#8230; Bu izinler insanın daha çok manevi hal ve tavırlarına bağlanmıştır.<br />
İnsan başına her gelene maddi gerekçeler arar ve bütün davranışlarını maddi bir sonuca yönelik yapmak ister.</p>
<p>Olayları görünen sebep-sonuç ilişkisi dışında değerlendirmek istemez. Oysa her olayın zahiri, yani görünen sebebi, hakiki ancak görünmeyen sebebinin önünde perde ve engeldir. Bu perde aralandığında musibet, insan ve Rabbi baş başa kalacak ve musibet gerçek anlamını kazanacaktır. Bu anlam kasvet değil huzur kaynağıdır.</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.202-205</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/anlam-tesellisi/">Anlam Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/anlam-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hâl Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hal-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hal-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2019 10:25:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Şer]]></category>
		<category><![CDATA[Hâl Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[irfan makamı]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sufıler, mutlulukta takılı kalmayı eksiklik saymışlar, mutluluğu yaşamın temel gayesi olarak ele almayı anlamsız bulmuşlardır. Onlara göre mutluluk hallerden ancak bir haldir.O bütün hallerin gelip dayandığı en iyi ve nihai hal değildir. Ondan da geçmek, daha farklı hallere ve makamlara ulaşmak icap eder ki manevi yolculuk devam edebilsin. Günümüzde bütün insanlık mutluluğun peşinden koşmaktayken, Kurân-ı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hal-tesellisi/">Hâl Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Sufıler, mutlulukta takılı kalmayı eksiklik saymışlar, mutluluğu yaşamın temel gayesi olarak ele almayı anlamsız bulmuşlardır. Onlara göre mutluluk hallerden ancak bir haldir.O bütün hallerin gelip dayandığı en iyi ve nihai hal değildir. Ondan da geçmek, daha farklı hallere ve makamlara ulaşmak icap eder ki manevi yolculuk devam edebilsin. Günümüzde bütün insanlık mutluluğun peşinden koşmaktayken, Kurân-ı Kerîmde ve diğer kutsal metinlerde dünyada mutlu bir yaşama erme hususunda herhangi bir emir yoktur. Ama sabırlı, dürüst, takvalı ve ihlaslı birer insan olmak konusunda birçok emir vardır.</p>
<p>Tasavvufa göre irfan makamı çileli bir hayada kazanılır. Ârif, hayır ve nimeti cemâl sıfatının, şer ve musibeti celâl sıfatının tecellisi bilir. Allah’ın lütfunu da kahrını da hoş karşılar. O, sükûn ile hareketi, huzur ile tasayı en yüksek seviyede kendisinde birleştirmiştir. Bundan dolayı Şiblî, &#8216;Ârif bahar gibidir; bir taraftan gök gürler şimşekler çakar, öbür taraftan çiçekler açar, kuşlar ötüşür’ demiştir. Ârif, benliği yok olduğu ve Allah’ta beka bulduğu için kendisini muhavvilu l-ahvâlin yani halden hale çeviren Allah’ın tasarrufuna bırakmıştır (îbn Kayyim el-Cevziyye).</p>
<p>Halil Cibran ifadesiyle: &#8221;Güneşi ve sıcaklığı kabul ediyorsak, yağmuru ve şimşeği de kabullenmeliyiz seve seve&#8230; İnsanlar nehirler gibidir, &#8220;der Tolstoy ve şunları söyler: “Her nehir bir yerde daralır bir yerde genişler, bazı noktalarda suyun akışı yavaşlar bazı noktalarda hızlanır, bir yerde daha temiz ve daha soğuktur, başka bir yerde ise daha ılık&#8230; İşte insanlar da böyledir. ” Kur’ânda, “Ve rüzgarların tasrifinde akleden bir kavm için ayetler vardır” buyrulur (Câsiye, 5; Bakara, 164). Tasrif; döndürmek, bir şeyi başkalaştırarak türlü şekillere soymak ve evirip çevirmektir.Ayette geçen sarafâllahüriylıa, Allah, rüzgârı bir yönden diğer yöne çevirdi, anlamına gelir.</p>
<p>Rabbimiz rüzgârları bir yönden diğerine çevirdiğinde aynı nitelikteki rüzgâr bazen insanlara rahmet, bazen de felaket getirebilmektedir. Estiği yönlerin farklılığına göre karayel, poyraz, lodos, meltem, samyeli gibi farklı isimler alır rüzgâr. Bazen üşütür, bazen ısıtır. Mevsimler de durmadan değişir. Gece ve gündüz daima yer değiştirir.Tabiata baktığımızda sürekli halden hale geçişler görürüz. Dünyâda tek bir meyve olabilirdi ama binlerce çeşidi var. Meyveler ve bitkiler tek renk olabilirdi ancak her birinin ayrı bir rengi var. Kokuları olmayabilirdi veya her birinin kokusu aynı olabilirdi; ama hepsi değişik.</p>
<p>Doğadaki bu çeşitliliğe bakılırsa, insanın başından geçecek hallerin de çeşitli olması pek tabiidir.Rabbimiz insan hallerini de evirip çevirmektedir. İnsan farklı zamanlarda farklı tecelliler altında yaşar. Efendimiz (sav) şu duayı çok yapardı: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah&#8217;ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!” Ve yine Efendimiz sembolik bir anlatımla “Kalpler, Rahmanın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir” buyurmaktadır (Tirmizî, Kaderi). Ayrıca Kur&#8217;ân “Zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz” (Âl-i İmrân, 140). buyurarak bugün galipken yarın mağlup, bugün muzafferken yarın perişan olmanın, yani halden hale geçmenin insanın yazgısı olduğunu belirtir.Sevinç de hüzün de farklı tecellilerdir. Biri menfi, diğeri müspet değildir bunların. Biri iyi, diğeri kötü değildir. Biri hayır, öteki şer değildir. Bazen ağlar, bazen de güleriz. Gün olur aynı yuva içerisinde kader birini ağlatırken, diğerini sevindirebilir.</p>
<p>Akif’in Farsça’dan çevirdiği bir şiirdeki şu beyitler bunu ne güzel anlatır: “Yâdında mı doğduğun zamanlar? / Sen ağlar idin gülerdi âlem / Bir öyle ömür geçir ki olsun / Mevtin sana hande halka matem.’’(mevt, ölüm; hande, gülüş anlamına gelir) Evet biz doğduğumuzda ağlıyorduk, ama ailemiz sevinçten havalara uçacak gibiydi.</p>
<p>Şairin teklifiyse şu; Öyle bir hayat yaşamalıyız ki, vefat ettiğimiz gün, ailemiz bizim için ağlarken, bu kez biz mutluluktan havalara uçabilelim.Hüzün olumsuz bir hal veya tecelli değildir. Hüzün ruhun gıdasıdır. Hüznün olumsuzlanması ilahi değil geleneksel bir yorumdur. Sevinç de hüzün de Cenab-ı Hakk’ın farklı birer tecellisi olmaları hasebiyle birinin diğerine üstünlüğünden söz edilemez, illa olacak olsa, hüznün bir üstünlüğü olabilir. Hadislerde Kur’ânı hüzünlü bir ortamda indiği belirtilmiştir (Ibn Mâce, İkame, 176). “Kuranı hüzünle okuyun buyurur Hüzün peygamberi olan Efendimiz&#8230; İnsanları hüzünlendiren sıkıntıların günahlarına kefaret olacağı (Müsned, VI, 157),</p>
<p>Allah’ın musibetler sebebiyle yaş döken gözleri, hüzünlenen kalpleri azaba uğratmayacağı ifade edilmiştir (Buharı, Cenâiz 45, Merdâ 1; Müslim, Cenâiz 12, Birr 52).Hüzün patolojik bir hal değil, bir sanattır. Herevî hüzün duymamayı da bir hüzün sebebi sayar. Zira ona göre hüzün, kulun İlâhî mazhariyetlere yönelik istek ve arayışının bir ifadesidir. Şu halde üzüntü çekmeyip rahat içinde olmak bir eksikliktir. Bu yüzden sûfî üzülemediği için de üzülür; ağlayamadığı için de ağlar (Ibn Kayyım el-Cevziyye, I, 546).</p>
<p>Yine hüzün, sûfîyi içinde bulunduğu durum hakkında sürekli düşünmesini ve kendini yetersiz görmesini sağlayan yapıcı bir şuur hali, nefsi temizlemenin ve daha yüksek makamlara doğru geliştirmenin bir aracıdır. “Hüzün sahibinin bir ayda kat ettiği yolu hüzün çekmeyen bir yılda kat eder&#8217;sözü (Haşan. Şerkâvî, :s.: 122-12-3) bu hususa işaret etmektedir. Bu sebepledir ki, Herevî, hüznü havf, işfâk, huşû, zühd, vera‘ gibi aynı mahiyetteki tasavvuf) erdemlerin başında göstermiştir.Nitekim Ebû Nuaym, büyük sûfî Hasan-ı Basrîyi ‘korku ve hüzünle dost olmuş, kaygı «Ve kederle kaynaşmış, uyku ve istirahati yitirmiş’şeklindeki nitelemelerle tanıtır. (Hilye, II,,131-132).:Şu halde hüzün psikolojik bir arıza değil mümini muhasebe, tövbe gibi ahlâkî makamlardan «geçirerek sâlih amellere götüren yapıcı bir bilinç halidir.</p>
<p>Bu sebeple Hasan-ı Basrî, &#8220;Mümini dini konusunda ancak korku ve hüzün rahatlatabilir” der. Kur’ânı doğru okumuş ve ona iman etmiş bir kimsenin mutlaka hüznünün artacağını, haşyetinin şiddetleneceğini ve gözyaşlarının çoğalacağını belirtir {Ali Sâmî en-Neşşâr, III, 134). Yine Hasan-ı Basrî, öldükten sonra kendisini rüyada son derece sevinçli ve mutlu gören ve bunun sebebini soran Mâlik b. Dînâr’a, bir insanın dünya hayâtında hüznü ne kadar sürekli olursa âhirette de sevincinin o kadar sürekli olacağını söylemiştir (İbnul-Geyzî, s-. 19).Dünyada ‘hüzün’ ve sevinç’ nefse göre nitelenmişlerdir; bu duyguların aklâ,ruha ve kalbe göre hükümleriyse farklıdır.</p>
<p>Gelenekler, neftin mahrumiyetlerini tacı’ olarak niteler. Bu yalnızca bir yorumdur. İnsanlık tarihi binlerce yıldır bir şeye acı dediğinden, şimdi biz de bu durumları acı olarak yorumluyoruz. Ölümü, ayrılığı, ağlamayı ‘acı’ diye vasıflandırmak insanın genlerine işlemiş durumdadır. Belki de ağlayan insanlar, ağlamayanlara nispetle daha çok haz içerisindeler. Ağlama hazzı&#8230; Ama bu haz nefiste değil, ruhta ve kalpte yaşanır. Ağlamanın negatif bir durum olduğunu söyleyen geleneksel aktarımdır. Efendimiz (sav) ise “Yaşarmayan gözden Allah&#8217;a sığınırım&#8217;dua buyurmuşlardır. Âdeta şeytanın şerrinden Allah’a sığınır gibi. “Bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız sözleriyle bilme ve gözyaşı arasındaki bağı gösteren de yine O’dur (sav): (Tirmizî, Zühd,9)</p>
<p>Ağlamak negatif bir fiil değildir. Onu olumsuz yapan, insanın neye ve niçin ağladığıdır. Mevlana der ki.’’Acizin ağlaması,ruhsuz kişinin ağlamasından farklıdır. Yakup’un Yusuf ağlayışı, Yusufu kuyuya atan kardeşlerin ağlayışı ile bir midir?” {Mesnevi, Cilt 5).“Her ruh kendi açısının taşıyıcısı olarak bizatihi sanatkârdır.,.”Hegel</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.149-153</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hal-tesellisi/">Hâl Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hal-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keşke Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/21765-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/21765-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 20:12:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İlâhî irâde]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Keşke Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslihiddin Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlerden bir gün, Musa bin Müslihiddin Efendi zikir meclisine katılmak ve sohbetini ilk defa dinlemek üzere Sümbül Efendi’nin dergâhına gider. Bir direğin arkasına oturur ve Sümbül Efendiyi dinlemeye koyulur. Duydukları ne şimdiye kadar dinlediği âlimlerin sözlerine ne de okuduğu kitapların yazdıklarına benzemektedir. Sohbet boyunca gözlerinden ve kalbinden kat kat perdeler kalkar ve içinde ışıklı bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/21765-2/">Keşke Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Günlerden bir gün, Musa bin Müslihiddin Efendi zikir meclisine katılmak ve sohbetini ilk defa dinlemek üzere Sümbül Efendi’nin dergâhına gider. Bir direğin arkasına oturur ve Sümbül Efendiyi dinlemeye koyulur. Duydukları ne şimdiye kadar dinlediği âlimlerin sözlerine ne de okuduğu kitapların yazdıklarına benzemektedir. Sohbet boyunca gözlerinden ve kalbinden kat kat perdeler kalkar ve içinde ışıklı bir âlemin uyandığını hisseder. Sohbet esnasında dünya ve âhiret, gözüne başka türlü görünmeye başlar. Halden hale geçmekte ve hiç hissetmediği duygular yaşamaktadır.</p>
<p>İşte tam bu sırada Sümbül Efendi kendisini dinleyenlere, &#8220;Söylediklerimi anlıyor musunuz?” diye sorar. Kimseden ses çıkmayınca yine kendisi cevap vererek &#8220;Hayır kimse anlamıyor ama direğin dibinde oturan anlıyor, çünkü şimdi ben yalnız onun için konuşuyorum” der. Müslihiddin Efendi, şaşkınlık ve korku içinde kalır. Onun orada olduğunu ve konuşulan bu derin meseleleri anladığını Sümbül Efendi nereden bilmiştir? Efendi yeniden konuşmaya başladığında artık anlatılanlardan o da bir şey anlamaz olur, kelimeleri duyamaz hale gelir. Bir ara tekrar Sümbül Efendi’nin sesiyle irkilir: “Bu söylediklerimi siz anlayamazsınız, direğin arkasındaki de anlayamaz, çünkü şimdi yalnız kendim için konuşuyorum.”</p>
<p>Müslihiddin Efendi kendinden geçip olduğu yere yığılır. Şeyhin emri ile onu alıp huzura getirirler, uzun bir eğitim faslından sonra genç medreseli hırka giyer ve çileye soyunur.Bir gün Sümbül Efendi dervişlerine bir soru sorar: “Âlemi siz yaratmış olsaydınız nasıl yaratırdınız?” Bu soruya kimi, kötülüğü yeryüzünden kaldırırdım, kimi, sefaleti istemezdim, bir başkası, kış mevsimini getirmezdim, bir başkası da, ibadet etmeyecek kimseleri yaratmazdım, diye cevap verir. Sıra Müslihiddin Efendi ye geldiğinde o “Her şey merkezinde efendim, ben olsam hiçbir şeyi yerinden oynatmazdım. Âlem mümkün âlemlerin en iyisidir.Burada her şey güzel ve her şey mükemmeldir” diye cevap verir.</p>
<p>Bu cevaptan memnun olan Sümbül Efendi, “öyleyse senin adın bundan sonra Merkez Müslihiddin olsun’’ der. O zamandan beri adı Merkez Efendi olarak bilinir, kabriyse Zeytinburnu semtinde Merkez Efendi türbesi adıyla anılmaktadır.Kâinat ve içindekilerin şu anki halinden daha güzeli, daha efdali yoktur. Her türlü kusur ve noksanlardan uzak olan Rabbimizin ilim, irade ve kudret gibi diğer bütün sıfatları da mükemmel ve eksiksizdir. İlahi sıfatlardan biri olan ‘irade’ sonsuz alternatifler arasından seçimler yapmaktadır.</p>
<p>Şu andaki kâinat ilahi iradenin seçimlerinden biri olduğu için; şimdi ve her zaman olabileceği en ideal halindedir. Kâinat içerisindeki en mühim varlık olan insana gelince, başına gelmiş her türlü musibeti de hesaba katarak diye-biliriz ki, her insanın yaşadığı hayat da en ideal hayattır. İnsanın başına daima her şeyin en iyi versiyonu, en gerekli hali gelmektedir; bir derece daha üstünü olamayacak şekilde en güzel şeyler olmaktadır.Düne kadar bu böyleydi, yarın da böyle olacaktır.Rabbimiz için geçmiş de, gelecek de aynıdır.</p>
<p>O, olmuş ve olacak olanı bilir. İlahi düzlemde geçmiş nasıl sona ermişse, gelecek de öyle sona ermiştir. Bu yüzden kâinatta keşke yoktur. İnsan kendi kader kitabını henüz okumamış olduğundan, musibet karşısında çabayla mükelleftir ve onlardan kurtulmak için elinden geleni yapmak zorundadır. Gelecek açısından olmasa da, gelip çatmış bir musibet açısından ‘keşke’ kelimesi bir değer taşımamaktadır.Kaderde olduğu için yaşanan acılar cihetiyle ‘keşke’ ifadesi mahzurlu görülmüştür. Efendimiz (sav)&#8217;Başına bir musibet geldiğinde &#8216;keşke şöyle yapsaydım da böyle olmasaydı deme. Bilakis &#8216;Allah böyle takdir etmiş.</p>
<p>O dilediğini yapar de. Çünkü &#8216;şayet, keşke’şeklindeki ifadeler, şeytana kapı aralar” buyurmuştur (Müslim, Kader, 34, îbn Mâce, Mukaddime, 10). Hz. Mevlana, &#8220;Gökten yeryüzüne ne yağmış da, yer kaçıp kurtulabilmiş &#8216;Sizi topraktan yarattık&#8217; ayetini unutur da Haktan gelene öfkelenirsin. Topraksın, arştan gelenden kaçamazsın. Toprak gibi razı ve mütevazı ol” buyurur (Mesnevi, Cilt 3).Keşke şöyle olsaydı, bu sorunlar olmazdı diye düşünürüz. Ancak öyle olsaydı, musibetin gerçekleşmeyeceğinin garantisi yine de yoktur. Olmasaydı, diye düşündüğümüz şeyin olmaması belki de başka konuda bir musibetle neticelenecekti. Akla şu soru gelebilir: Başa gelecek musibetler kaderde yazılıysa, insanın ondan kurtulma çabası ve hatta duasının ne anlamı kalacaktır?</p>
<p>Bu noktada kader ve levh-i mahfuz hakikatlerini ayırmak gerekmektedir. Rabbimiz duayı da, sadakaları da, çabaları da musi- betler üzerinde etkili kılmış, ancak hangi halimizin musibetlere ne kadar etki edeceğinin bilgisini de kendisinde mahfuz tutmuştur. Kuryân bu hakikati şöyle dile getirir: &#8220;Herhangi bir canlının ömrünün uzaması veya kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Bütün bunlar, Allaha göre, elbette pek kolaydır&#8221; (fatır, 11). İşte bu son bilgilerin kayıtlı olduğu yer Levh-i Mahfuzdur. Levh-i Mahfuz insanla aktüel olarak ilişkili bir tecelli alanı değil, bilakis Rabbimizin ilminin kendisine dönük yanıdır.</p>
<p>&#8220;Olayların arzu ettiğiniz gibi olmasını beklemeyin.Zaten oldukları gibi olmalarım arzulayın&#8217;—Epiktetos</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.146-148</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/21765-2/">Keşke Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/21765-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Latife Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/21764-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/21764-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 20:11:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Latife Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organlarımızdan herhangi biri zarar görse hayatı idame ettirmek oldukça zorlaşabilir. Ayaksız yolculuk etmek, elsiz yemek yemek hayli meşakkatli&#8230; Bedenin nispeten daha latif organları olan beş duyudaki hastalıklarsa, hayatı daha da zorlu kılar. Görme, işitme veya dokunma hislerimizin bir anda yok olup gittiğini hayal edelim. Ne büyük felaket! Sobaya dokununca aynı, buza dokununca aynı his elde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/21764-2/">Latife Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Organlarımızdan herhangi biri zarar görse hayatı idame ettirmek oldukça zorlaşabilir. Ayaksız yolculuk etmek, elsiz yemek yemek hayli meşakkatli&#8230; Bedenin nispeten daha latif organları olan beş duyudaki hastalıklarsa, hayatı daha da zorlu kılar. Görme, işitme veya dokunma hislerimizin bir anda yok olup gittiğini hayal edelim. Ne büyük felaket!</p>
<p>Sobaya dokununca aynı, buza dokununca aynı his elde edilseydi, hayat ne kadar karmaşıklaşırdı. Suya dokununca ne hissediyorsak, kapı koluna dokununca da onu hissetseydik, işler birbirine girerdi. Daha da ötesi, neye dokunursak dokunalım hiçbir şey hissetmeseydik, bundan daha korkunç ne olabilirdi? Bu durumda kainat görüntüsü olan ama somut varlığı olmayan bir rüyaya dönerdi.</p>
<p>Beş duyu organımız, yok olmaması karşılığında elde olsa bütün dünyayı feda edebileceğimiz kadar kıymetli duyularımızdır.Beş duyu organımızdan başka, onlardan daha latif, daha fonksiyonel ve daha kıymetli birtakım manevi duyularımız vardır; onlar maddi organlardan daha kuşatıcı, daha güçlü ve daha gereklidir&#8230; İnsanın binlerce gözü ve kulağı olsa karşılığında hepsini hiç düşünmeden feda edebileceği kıymette küfelerdir bunlar. Dokunma hissini, lafı mı olur diyerek, uğrunda bir hamlede terk edebileceği derinlerde bir takım hissetme yeteneklerimiz&#8230; Latifeler, ince duyularımız, manevi algılarımız&#8230;</p>
<p>Birçok manevi organa sahip olduğunu herkes fark ede- mese de, onlardan birinin öldüğünü, kalbe çöken karanlıktan her insan çıkarabilir. Latifelerin en önemli yaratılış gayesi Allah&#8217;ı müşahede (şahit olma) edebilmektir. Latifelerden her ne kadar bu dünyada da kısmen istifade ediliyor olsa da onların asıl kullanım yeri âhiret hayatıdır.Cennetin özelliklerinden biri de latifelerin tamamını doyuran bir yer olmasıdır. Latifelerin veriliş gayelerinden biri de bu dünyada manevi nimetlerin hissedilmesi, tattırılması ve dolayısıyla şükre vesile olmaktır.</p>
<p>Vicdan, âsab, his, akıl, hevâ, nefis, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kalb, ruh, sır, saika, şâika, hafi, ahfâ, hayal kavramları latifelerden sayılmaktadır. Her latifeye ait değişik bir gıda türü vardır. Bu gıdaların başında ‘iman’ gelmektedir. Ayrıca başta namaz olmak üzere ibadetler de latifelerin teneffüsüne ve beslenmesine sebebiyet vermektedir. Kuryân kelimelerinin ve orucun da latifeleri gıdalandırdığı, nurlandırdığı ve feyizlendirdiği ifade edilir. Zikrullah da latifelerin temel gıdalarından biridir.</p>
<p>Latifelerimizin mühim gıda kaynaklarından biri de musibetlerdir. Musibetlerin sarsıcılığı ve acı vericiliğinin rağmına, onlardan gıdalanan birçok latife vardır. Latifeler musibetlerle beslenir, dirilir ve canlanırlar. Musibetlerde akıl kendi vazifesi olan sebep ve sonuç arayışıyla meşgulken, latifeler musibetin kendisine değil musibeti gönderene odaklanıp Rabbiyle bir tür iletişim haline geçerler. Nefs ve akıl keder içerisindeyken birçok latife, süt emen bir bebek gibi, musibetlerin akıl üstü ve nefs dışı yanlarından kana kana içerler.</p>
<p>Musibetin başlaması o latifeler için manevi bir yağmur, bitişi ise kuraklığın başladığı dönemlerdir.Sahip olduğu bir varlığı yitirmek, nefs için keder sebebiyken, latifelerde bir doygunluğa, bir itminana vesile olur. Kayıptan dolayı nefsin çektiği acıya ‘hüzün dense de, dünyevi zararların, uhrevi kazançlara dönüştüğünü bilen latifelere göre bunun anlamı &#8216;sevinç’tir, &#8216;itminan’dır. Başa bir musibet geldiğinde, nefsin çektiği kederi bir yana bırakırsak, ruh o an ne hissediyor, kalp ne algılıyor, latifelerimiz neler solukluyor? Onlar bu tür durumlardan güzellik devşiriyor ve lezzet alıyorlar. Ama insan genellikle hadiselerin nefse ve diyalektik akla bakan taraflarıyla ilgilenir.</p>
<p>Cenap Şehabettin’in “Gariptir; yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler” dediği gibi insan musibet karşısında yaşadığı kalp itminanını görmezden gelmekte ve nefsin feryadına kulak vermektedir. Çünkü itminan sessiz, feryat gürültülüdür.</p>
<p>– Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.121-123</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/21764-2/">Latife Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/21764-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hikmet Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hikmet-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hikmet-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 15:46:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rabbimiz her duaya icabet eder. Ancak insanın bazen kendi zararına şeyler istemesi, bazen de başına gelmiş faydalı şeylerden cahilce kopmayı arzulaması gibi sebeplerle, her dua yapıldığı şekliyle kabul edilmeyebilir. Duanın üç tür çıktısı olabilir. Birincisi, istenilenin aynen yerilmesidir; zira istenen hikmete uygundur; dünya ve âhiret yararınadır. İkincisi, istenilenden daha iyisinin bahşedilmesidir; bu durumda insan daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hikmet-tesellisi/">Hikmet Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Rabbimiz her duaya icabet eder. Ancak insanın bazen kendi zararına şeyler istemesi, bazen de başına gelmiş faydalı şeylerden cahilce kopmayı arzulaması gibi sebeplerle, her dua yapıldığı şekliyle kabul edilmeyebilir. Duanın üç tür çıktısı olabilir. Birincisi, istenilenin aynen yerilmesidir; zira istenen hikmete uygundur; dünya ve âhiret yararınadır. İkincisi, istenilenden daha iyisinin bahşedilmesidir; bu durumda insan daha iyisi is- tenilebilecek bir durumun, daha aşağısı için bir talepte bulun-muştur. Üçüncüsü ise, istenilenin verilmemesidir; bunun sebebi ettiği duanın yarar yerine zarar verecek bir talep içermesidir.</p>
<p>Bir de başkasının yararına ancak bizim zararımıza olacak şeyler vardır ki, bir kimsenin Rabbinden onları istemesi ‘kabule layık bir dua’, bizim aynı konudaki talebimiz ise hikmetliliği sebebiyle kabule liyakati olmayan ve nihayetinde geri çevrilecek bir taleptir. Mesela zenginlik, bazı insanları şükre ve cömertliğe sevk edecekken, başka insanları fıtratlarındaki birtakım özellikler sebebiyle cimriliğe ve nankörlüğe sürükleyecektir. Bu fıtrattaki birinin zenginlik istemesiyle başına bela istemesi aynı şeydir ki, onun fıtrat özelliklerini bilen Rabbimiz bu duayı geri çevirecek veya farklı bir nimet şeklinde tezahür ettirecektir. Mevlana ne güzel söyler, “Tut ki Aliden Zülfikâr sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve kalbi yoksa Zülfikâr neye ya-rar?” {Mesnevi, Cilt 5). Mesela bir kişinin makam veya şöhret sahibi olması, onun dinine ve insanlığa hizmet edip dünyasını ve âhiretini mamur etmesine sebebiyet verecekken, kibirden kurtulamamış ve kalbinde makam ve şöhret zaafı taşıyan bir başkasının dünyada ruh hastası olmasına ve âhiretini tamamen kaybetmesine sebebiyet verebilir. Dolayısıyla duanın kabulünün ölçülerinden biri de insanın fıtrat ve mizacıdır.</p>
<p>Konuyu tersinden düşünecek olursak, herkesin ittifakla zararlıdır diye düşündüğü bir konu, mizaç ve fıtratından dolayı bazı kişilere rahmet olabilir. Mesela hayatı kibir içerisinde geçen, kendini hep başkalarından üstün gören, etrafındaki insanları daima hafife alan birinin başına öyle felaketler gelir ki, onu dünyanın en mütevazı insanı yapar. Kader onu öyle şeylere şahit kılar ki, yerde yürüyen karıncadan bile üstün görmez artık kendini. Belayla ihtiyacı giderilen, hastalığı şifaya ermiş insan için bu bir bela değil rahmettir.</p>
<p>Su gibi, herkesin ittifakla faydalı olduğunu düşündüğü bir nimet dahi, farklı hallerde zararlı olabilmekte, hatta insanı ölüme dahi sürükleyebilmektedir. Bir felaketi nimet sanarak dua ettiğimizde, onun bize verilmesi zulüm olacaktır. Cenab-ı Hakk zulmetmekten münezzehtir.</p>
<p>Fıtrat ve mizacımızın farklılığından dolayı diğer hastalara şifa olarak verilen ilaç bize verilmemiş veya başkalarına verilmeyen bir tedavi farklılığımız sebebiyle bize uygulanmışsa, buna üzülmek değil sevinmek gerekir. Bir doktorun her hastaya aynı reçeteyi yazmasını beklemekte bir mantık hatası vardır. Nasihat isteyen cimriye, kitâb-ı iktisattan ders vermek, ateşi benzinle söndürmeye çalışmak gibidir. Geleneksel tıbbın düsturlarından biri şudur, “Her illet (hastalık) zıdd-ı tabiatıyla tedavi olunur.</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.109,110</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hikmet-tesellisi/">Hikmet Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hikmet-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mercek Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mercek-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mercek-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 15:36:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[çirkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[bakış]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Mercek Tesellisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aynı hadisenin hem saadet veren, hem kalbi daraltan yanları mevcuttur, insana düşen, çirkin olanı bırakıp güzel olana yönelmek, sıkıntılı yönlere değil ferahlatan yönlere dikkatini yoğunlaştırmaktır. Hatalı yorumlardan dolayı olumsuz hale gelen birçok hadise vardır. Her tarafın siyah olduğunu iddia eden biri varsa, anlarız ki, onun gözlüğü siyahtır. Endişeli bakış, kâinatta her şeyi endişe kaynağı olarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mercek-tesellisi/">Mercek Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Aynı hadisenin hem saadet veren, hem kalbi daraltan yanları mevcuttur, insana düşen, çirkin olanı bırakıp güzel olana yönelmek, sıkıntılı yönlere değil ferahlatan yönlere dikkatini yoğunlaştırmaktır. Hatalı yorumlardan dolayı olumsuz hale gelen birçok hadise vardır. Her tarafın siyah olduğunu iddia eden biri varsa, anlarız ki, onun gözlüğü siyahtır.</p>
<p>Endişeli bakış, kâinatta her şeyi endişe kaynağı olarak gösterir. İhanet korkusu yaşayan biri etrafını bir ihanet çemberi olarak görür. Sorun, görünenlerde değil, gözlerdedir, bakışlardadır. Her güzelin çirkin göründüğü bir görme açısı, her çirkinin güzel göründüğü bir bakma açısı mutlaka vardır. Her şey yolunda gitse bile kalbindeki karanlık sebebiyle hayatı ve olayları daima karanlık gören insanlar vardır. Bir bilge, hep olumsuzluğa odaklananları, çiçekleri bırakıp sadece yaraların üzerine konan sineklere benzetir.</p>
<p>Bazen bir şeyin bütününde var olan güzellik, ayrıntılarında görünmeyebilir. Mesela Mars’ın dışarıdan çok güzel bir görüntüsü var. Ama Mars’ın içindeyken o güzellik görülemez. Bir şarkının notaları tek tek dinlendiğinde insanı etkilemesi mümkün değildir. Başımıza gelen bazı hadiselere geniş bak-tığımızda onlardaki güzellikler görülür, detaylara inildikçe o güzellikler kaybolur hatta yerini çirkinliklere bırakır. Bu durumlarda önemli olan teferruat değil, bütünlüktür. Bir kimseye; “Okyanusu tarif et!” denildiğinde, kıyıya vuran birkaç çöpten bahsedip o muhteşem denizi görmüyorsa, detayda boğuluyor demektir. Detaycı insanlar kimi zaman nimeti azap olarak görürler. Biri ona nasihat etmiştir. Tam ihtiyaç duyduğu nasihatlerdir bunlar. Bu ona yapılmış bir iyiliktir aslında. Ama o, birtakım lüzumsuz detaylara takılmaya başlar. O kişi hangi niyetle böyle demiştir?</p>
<p>Acaba daha farklı bir şey demek istemiş olabilir mi? Onun kuyusunu kazmaya çalışıyor olabilir mi? Onu oyundan düşürmek istiyor olabilir mi? Böyle tuhaf detaylar içerisinde boğularak bir iyiliği, kendisine yapılan bir hücuma çevirebilir insan. Kur’ânın ifadesiyle “Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar” (Mûnafikun, 4). Çiçekteki güzellik teferruata inildiğinde değil, dış bütünlüğüne bakıldığında belli olur. Çiçeğe mercekle bakmamalıyız. Çirkin çiçek yoktur, yanlış yerden ve yanlış araçla bakılmadığı müddetçe, işte bazen teferruata girmek incitir inşam, vesveselere sebebiyet verir.</p>
<p>Bazı filozoflar ‘bilginin acı sebebi olduğunu, bazıları da cehaletin’ mutluluk kaynağı olduğunu söylemişlerdir. Bu tespitler doğru olmasa da, bazı durumlar için geçerlidir. Şayet kasıtları yüzeysel bakılması gereken konulara detaylı bakılmasının zararları ise bu konuda haklılar. Şeytan teferruatta gizlidir, derler. Ama sanat da teferruatta gizlidir. Bazı durumlarda önemli olan bilakis teferruattır. Kar tanesindeki sanatı arıyorsak teferruatına bakmalıyız. Kar tanesindeki ince sanatlar sadece mikroskoplarla görülebilir.</p>
<p>Herhangi bir insana veya ağaca bakınca, Allah insanı veya ağacı daha güzel yaratamaz mıydı, diye bir soru içimizden geçebilir. Kendisi en fazla birkaç kilometre uzağı görebilen; içinde bulunduğu zamanın bir dakika sonrasını ve bir dakika öncesini algılayamayan, bir şeyin önünü gördüğünde arkasını, arkasına baktığında önünü göremeyen, bir şeyin dışını gördüğü anda içini, içini gördüğündeyse dışını göremeyen insanoğlunun kâinatın bütünlüğü açısından bir şeyin nasıl göründüğünü, ağacın nasıl bir güzelliğe sahip olduğunu bilmesi mümkün müdür? Bütünlük algısı olmadığı müddetçe, parçaya bakarak tutarlı bir yorum ileri sürmek imkân dâhilinde değildir. Çünkü “bütün’, &#8216;parça’nın doğru tanımını sağlayan en önemli etkendir.</p>
<p dir="ltr">Bazen detaya bakan çirkin, bütüne bakan güzellik görür, bazen de tamamına bakan çirkinlik, detayına inen güzellik görür. İnsana düşen ne zaman detaylara odaklanacağını, ne zaman olaylara dışından bakacağım doğru belirlemektir. Yaşadığımız hadise ferahlık kaynağı olmak yerine, kasvet sebebi olmuşsa, teferruata bakmamız gereken yerde bütüne, bütüne bakmamız gereken yerde teferruata dikkat kesildiğimizden dolayıdır.</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.63-65</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mercek-tesellisi/">Mercek Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mercek-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhtiyaç Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ihtiyac-tesellisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ihtiyac-tesellisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 15:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İhtiyaç Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başa gelen musibetlerin bir sebebi de onlara ihtiyaç duyuluyor olmasıdır. Firavun, Musa Peygamber için bir ihtiyaçtı. Ebu Cehil, Efendimiz (sav) için bir ihtiyaçtı. Bu kötü karakterler, dinlerin yayılmalarına farkında olmadan iyi karakterlerden daha önemli katkılar yapmışlardır. Nemrut, İbrahim Peygamber için bir ihtiyaçtı. Hz. Mevlana, “Nemrut’un ateşi İbrahim’in tevekkülünü artırdı”der (Mesnevi, Cilt 6). Mucizelerin yaratılması da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ihtiyac-tesellisi/">İhtiyaç Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Başa gelen musibetlerin bir sebebi de onlara ihtiyaç duyuluyor olmasıdır. Firavun, Musa Peygamber için bir ihtiyaçtı. Ebu Cehil, Efendimiz (sav) için bir ihtiyaçtı. Bu kötü karakterler, dinlerin yayılmalarına farkında olmadan iyi karakterlerden daha önemli katkılar yapmışlardır. Nemrut, İbrahim Peygamber için bir ihtiyaçtı. Hz. Mevlana, “Nemrut’un ateşi İbrahim’in tevekkülünü artırdı”der (Mesnevi, Cilt 6). Mucizelerin yaratılması da bu olumsuz karakterler sayesinde olmuştur.</p>
<p>Firavun, sihirbazlarını Hz. Musa’nın karşısına çıkararak, ilk defa bir insanı rakip olarak kabul etmiş ve dikkatlerin onun üzerine yönelmesine vesile olmuştur. Odaklanma duygusunun yüksek olduğu ve kimsenin bir işle meşgul olmadığı kuşluk vakti seçilmiş ve Hz. Musa ile Firavunun sihirbazları müsabakaya tutuşmuşlardır. Daha müsabaka başlamadan anlaşılmıştır ki, Firavun’un dahi dikkate aldığı mühim bir zat söz konusu. İlahi vahyi duyurma imkânları kısıtlı olan Hz. Musa, bu olay vasıtasıyla mesajını herkese bir anda ulaştırabilmiştir. Ebu Cehil, Arap yarımadasının meşhurlarındandı. O birisine düşman olmuş diye duyulduğunda, bu olay herkesin dikkatini fevkalade çekmiştir. Nemrut’un karşısında Hz. İbrahim’in durumu da pek farklı değildir.</p>
<p>Musibetlerin ihtiyaçlarla ciddi bir alakası vardır; ancak ihti-yaçlar Maslov’un hiyerarşisinde olduğu gibi güvenlik İhtiyacı gıda ve barınma gibi fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarla sınırlı değildir. İnsanın üzülmeye de, musibete de, yadırganmaya da, incinmeye de, hayal kırıklığına da ihtiyacı vardır. İnsanın hatırlamaya ihtiyacı olduğu kadar unutmaya da ihtiyacı vardır. İnsanın sevmeye ihtiyacı olduğu kadar nefret etmeye de, yükselmeye ihtiyacı olduğu kadar düşmeye de, varlık sahibi olmaya ihtiyaç duyduğu kadar yoksunluğa da ihtiyaç duymaktadır. Kimin neye ihtiyacı varsa, o olacaktır. Mevlana Hazretleri şöyle buyurur: “Dert nerede ise deva oraya gider. Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider. Soru nerede ise cevap oraya gönderilir. Gemi nerede ise su oradadır. Suyu bulmak istiyorsan susuzluğu elde et ki, sular fışkırmaya başlasın ” {Mesnevi, Cilt 3).</p>
<p>Halil Cibran da, “Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz&#8221; derken bu gerçeği kastediyor olmalıdır.<br />
İnsanın gerçekte neye ihtiyaç duyduğu, onun beden ve ruhunun tamamını gören Cenab-ı Allah tarafından bilinebilir, Eğer nimet lazımsa nimet, musibet lazımsa musibet gelir. Lazım olduğunda musibet de bir nimettir. İnsanın baş ağrısına ihtiyacı olabilir mi? Beden ve neft bakımından bunun bir gereksinim olmadığı açıktır (;) ancak neftin bir şeye ihtiyaç duymaması, ruh ve kalbin de ona gereksinim duymadığı anlamına gelmez. Sufıler derler ki, nefte lezzet veren pek çok şey ruha acı vermektedir, ruhta tat bırakan pek çok şey de nefiste keder olarak hissedilir. Oruç nefte acı verse bile ruh ve kalp için bir lezzet, bir gıda ve bir ihtiyaçtır. Efendimiz (sav) bir hadislerinde “Ben açlıkla doyuruluyorum&#8221; buyururlar.</p>
<p>Yerde yürüyen karınca gıdasını istediğinde, Cenab-ı Hakk güneşi, bulutları harekete geçiriyor da, kalbimizin gıdası olan hüzne gereksinim duyduğumuzda, o gıdayı sağlayan musibetleri harekete geçirmeyecek midir?’’Yarabbi bana gıdamı, yani hüznümü ver diye inleyen kalbin bu duası kabul olmayacak mıdır? Musibetin her türü, ruh ve kalpteki ihtiyaçlar açısından gıda hükmündedir. Kim her neye ihtiyaç içerisindeyse, o konuda aç demektir. Ve o açlığını giderecek olan şeyin duasındadır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne ism-i azam’dan sorulduğunda, hiç duymadığımız bir cevap verir; Cû’ yani açlık. Hazret, bu tespitiyle maddi ve manevi açlığın, varlıkları Rahman ismiyle münasebete geçirdiğini ve bu sayede kendisi ism-i azam olmayan açlık’ hakikatinin ism-i azam olma ihtimali yüksek olan Rahman ismine götürdüğünü vurgular.</p>
<p>Herkes işe ihtiyacı olduğunu düşünür (;) ama kimi zaman insanın işsizliğe de ihtiyacı olabilir. İşsiz kalmanın içinde birçok hikmetler saklıdır. Zaman olur, insanın kendini bulması, kafasını ve düşüncelerini toparlaması, istikamete girmesi ancak işsizlik vesilesiyle mümkün olabilir. Bazen fakirlik bir ihtiyaçtır, bazen hastalık, bazen de huzursuzluk. Kimin neye ihtiyacı varsa, o olmaktadır. Çünkü kâinat ihtiyaç sinyallerine göre çalışan bir sistemde yaratılmıştır. Yaratılışın kodları ihtiyaçlarla yazılmıştır. Arthur Schopenhauer, Hayatın Anlamında, der ki: “Doğrusu herkes, her zaman belli bir tasa, kaygı, endişe, ıstırap ya da sıkıntı terkibine ihtiyaç duyar, tıpkı bir geminin sağa sola yalpalamadan dosdoğru yol alabilmesi için bir denge ağırlığına duyması gibi&#8230; ”</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.25-27</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ihtiyac-tesellisi/">İhtiyaç Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ihtiyac-tesellisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
