<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İbn Miskeveyh | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ibn-miskeveyh/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Nov 2017 19:52:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İbn Miskeveyh | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sevgi Türleri ve İlahi Sevgi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-turleri-ve-ilahi-sevgi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-turleri-ve-ilahi-sevgi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2017 09:29:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Miskeveyh]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi Türleri ve İlahi Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevginin türleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13867</guid>

					<description><![CDATA[<p> İbn Miskeveyh Yukarıda söylendiği ve açıkça belirtildiği gibi, insanlar birbirlerine muhtaçtırlar. Her insan kendisini tamamlamak için diğer insanlara muhtaçtır. Birbirleriyle yardımlaşmak zorundadırlar. Çünkü onlar birtakım eksikliklerle yaratılmış ve bunları tamamlamaya mecburdurlar. Yukarıda açıkladığımız gibi her birinin tek tek kendi başına mükemmelliğe ulaşmaları imkânsızdır. O halde bütün organları yararlı bir yapmada birleşen bir şahıs gibi, birbirine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sevgi-turleri-ve-ilahi-sevgi/">Sevgi Türleri ve İlahi Sevgi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="http://ilimcephesi.com/sevgi-turleri-ve-ilahi-sevgi/tasavvufta-ask-sevgi-ve-muhabbet-600x443/" rel="attachment wp-att-14077"></a> İbn Miskeveyh</h3>
<div class="Detay">
<p>Yukarıda söylendiği ve açıkça belirtildiği gibi, insanlar birbirlerine muhtaçtırlar. Her insan kendisini tamamlamak için diğer insanlara muhtaçtır. Birbirleriyle yardımlaşmak zorundadırlar. Çünkü onlar birtakım eksikliklerle yaratılmış ve bunları tamamlamaya mecburdurlar. Yukarıda açıkladığımız gibi her birinin tek tek kendi başına mükemmelliğe ulaşmaları imkânsızdır. O halde bütün organları yararlı bir yapmada birleşen bir şahıs gibi, birbirine bağlı ahenkli toplum olmak için dağınık fertlerin birleşmelerine ve kaynaşmalarına ihtiyaç ve zaruret vardır.</p>
<p><strong>Sevginin birçok türleri vardır ve bunların sebepleri türleri kadardır:</strong></p>
<p><strong>1–</strong> Hemen oluşan ve hemen kaybolan sevgi,<br />
<strong>2–</strong> Çabucak oluşan ve yavaş yavaş kaybolan sevgi,<br />
<strong>3–</strong> Yavaş yavaş oluşan ve çabucak kaybolan sevgi,<br />
<strong>4–</strong> Yavaşça oluşan ve yavaşça kaybolan sevgi.</p>
<p>Sevgi sadece bu çeşitlere ayrılır. Çünkü insanların yaşayışlarında göz önüne aldıkları amaçlar üç olup dördüncüsü her üçünün birleşmesiyle oluşan şeydir. Zevk, iyilik, menfaatler ve bunların oluşturduğu şey. İnsanların ulaşmak istedikleri amaçlar bunlar ise, şüphesiz sevginin sebepleri de bunlar kadar olur. Bu amaçlara ulaşmak için yardımlaşan kimse, başarıya erişmiş olur.</p>
<p>Sebebi zevk olan sevgi, çabucak oluşur ve çabucak kaybolur. Çünkü zevk, çabucak değişen bir şeydir. (…) Sebebi iyilik olan sevgi ise, çabucak oluşur ve yavaşça çözülür. Menfaatlere dayanan sevgi de, yavaş oluşur ve çabucak çözülür. Bunların birleşmesinden meydana gelen sevgide iyilik varsa, yavaşça çözülür, yavaşça oluşur.</p>
<p>İşte bu sevgilerin hepsi özellikle insanlar arasında ortaya çıkar. Çünkü bunlar irade ve düşünüp taşınmayı gerektirir, bunlarda cezalandırma ve ödüllendirme söz konusu olur.</p>
<p>Düşünmeyen canlılardaki sevgiye gelince, buna yakınlık demek daha doğrudur ve bu yalnızca aynı türden olanlar arasında meydana gelir.</p>
<p>Bizim üzerinde durduğumuz konu, insanlar arasında irade ile ortaya çıkan oran ve ondan dolayı meydana gelen ödüllendirme ve cezalandırmadır.</p>
<p>Dostluk, sevginin özel bir türü olup buna “meveddet” denir. Ayrıca bu, sevgi gibi büyük sayıda insanlar arasında yerleşemez.</p>
<p>Aşk ise aşırı derecede bir sevgidir ve sadece iki kişi arasında meydana geldiği için meveddetten daha dar bir çerçeve taşır. Bu aşk, ne yararlı alanda, ne de yararlının bulunduğu başka alanda ortaya çıkar. Ancak bunu, aşırı derecede zevk düşkünü ve aşırı derecede iyiliği seven kimseler duyar. Bunlardan biri kınanmış, öteki de övülmüştür. Dostluk, gençler arasında ve yaratılışça onlar gibi olanlarda yalnızca zevkten dolayı ortaya çıkar. Bunlar çabucak birbirleriyle dost olur ve çabucak birbirlerinden ayrılırlar. Bu, onlar arasında az zamanda sık sık görülür. Kimi vakitte dostluk, zevkin sürekliliğine olan güvenleri ve zaman zaman onu tekrar etmeler ölçüsünde devamlılık gösterir. Bu güven kesildikten sonra derhal dostluk da sona erer. Yaşlıların ve yaratılışça onların durumunda olanların dostluğu birbirlerine bağlanmalarını sağlayan bir menfaat uğruna ortaya çıkar. Aralarındaki menfaatler ortak ise bunlar çoğunlukla uzun sürelidir, dostlukları sürekli olur. Aralarındaki menfaat ilişkisi kesilir ve ortak menfaat ümitleri tükenirse, dostlukları da biter.</p>
<p>İyi insanlar arasındaki dostluk, sırf iyilik içindir ve onun sebebi iyiliktir. İyilik öz itibarıyla değişmeyen bir şey olunca ona sahip olanların sevgileri de değişmez ve sürekli olur. (…) İnsanda diğer tabiatlarla müşterek olmayan yalın, ilâhî bir cevher bulunduğundan dolayı onun zevki öteki zevklere benzemez ve bu da yalın bir zevktir. (&#8230;)</p>
<p>Böyle bir zevkin yol açtığı sevgi, öyle bir coşku hal gelir ki, tam, halis ve delice bir aşk olur. İşte bu sevgi Tanrı’ya yaklaştıklarını iddia eden kimselerin nitelendirdikleri ilâhî aşktır. (…)</p>
<p>İnsanda bulunan ilâhî cevher, tabiatla temasından doğan kirlerden temizlenince ve çeşitli bedenî zevklerle türlü şeref tutkunluklarının çekiminden kurtulunca, kendi benzerine doğru yönelmek ister ve akıl gözüyle hiçbir maddenin lekelemediği mutlak “ilk iyiliği” temaşa eder, ona doğru koşar ve o zaman ilk iyilikten kendisine doğru gelen nurdan feyz alır. Böylece bundan eşi ve benzeri bulunmayan bir zevk duyar ve bedenini kullansın veya kullanmasın yukarıda anlattığımız birliğe varır. Ancak tabiattan tamamıyla ayrıldıktan sonra, bu yüksek mertebeye daha lâyık olur. Çünkü tam arınma, ancak dünya hayatından ayrıldıktan sonra gerçekleşir.</p>
<p>Bu ilâhî aşkın faziletlerinden biride, eksikliği kabul etmemesi ve ona entrikanın karışmaması, hükümdarın itirazına uğramaması ve sırf iyilere mahsus olmasıdır. Menfaat ve zevk ileri gelen sevgiler ise, kötüler arasında olduğu gibi, iyilerle kötüler arasında da olur. Fakat bunlar zevk ve menfaatlerin sona ermesiyle bitip tükenirler. Çünkü bu sevgiler gelip geçicidirler ve çoğunlukla alışılmayan yerlerdeki birleşmeler dolayısıyla ortaya çıkarlar. Bunlar, gemi ve benzerlerinde olduğu gibi, bu yerler terkedilince, ortadan kalkarlar. Bu sevginin sebebi sosyal yakınlıktır. Zira insan yaratılışı itibarıyla yabanî ve ürkek değil, sosyal yakınlık duygusuna sahip bir varlıktır.</p>
<p>İşte Arapçadaki “insan” kelimesi de bu kökten türemiştir. Bu konu dilbilgisinde açıkça anlatılmıştır. “İnsan unutkan olduğu için bu adı aldı” diyen şair doğru söylememiştir. Bu şaire göre “insan” kelimesi, unutma (nisyân) kökünden türetilmiştir. Bu ise yanlıştır. Bilmemiz gerekir ki insanda yaratılıştan gelen yakınlaşma duygusunu beşerî ilişkilerimizde hataya düşmemek için, büyük bir titizlikle korumamız ve onu hemcinslerimizle birlikte ortaya koymamız gerekir. Çünkü bütün sevgilerin kaynağını o teşkil eder. İnsanlarda bu yakınlık duygusunun gerçekleşmesi için din ve güzel âdetlerce davetlere katılmak birlikte yemek yemek gibi usuller konulmuştur.</p>
<p>İbn Miskeveyh, Ahlâkı Olgunlaştırma, Çev. A. Şener, C. Tunç, İ. Kayaoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983, s. 122–126.</p>
<p>Bize Yön Veren Metinler,Cilt.2</p>
<p>Derleyen:Alev Alatlı</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sevgi-turleri-ve-ilahi-sevgi/">Sevgi Türleri ve İlahi Sevgi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-turleri-ve-ilahi-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uygulamalı Felsefe</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/uygulamali-felsefe/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/uygulamali-felsefe/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2017 08:57:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Miskeveyh]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulamalı Felsefe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ibn Miskeveyh &#160; Geleneksel felsefe üçe ayrılır: Teorik felsefe, uygulamalı (pratik) felsefe ve üretici fel­sefe. Aşağıda İbn Miskeveyh in uygulamalı felsefe hakkındaki görüşleri yer almaktadır. &#8212;&#8212;&#8211; Hayvan, bitki ve cansız şeylerden her varlığın ve “bu ateş, hava, toprak ve su gibi basit unsurlarının ve gök cisimlerinin kendi varlıklarını meydana ge­tiren ve kendilerini bu varlıklardan ayırt [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uygulamali-felsefe/">Uygulamalı Felsefe</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/uygulamali-felsefe/ilim-2/" rel="attachment wp-att-14064"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-14064" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/ilim.jpg" alt="" width="428" height="242" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/ilim.jpg 428w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/ilim-300x170.jpg 300w" sizes="(max-width: 428px) 100vw, 428px" /></a>Ibn Miskeveyh</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel felsefe üçe ayrılır: Teorik felsefe, uygulamalı (pratik) felsefe ve üretici fel­sefe. Aşağıda İbn Miskeveyh in uygulamalı felsefe hakkındaki görüşleri yer almaktadır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Hayvan, bitki ve cansız şeylerden her varlığın ve “bu ateş, hava, toprak ve su gibi basit unsurlarının ve gök cisimlerinin kendi varlıklarını meydana ge­tiren ve kendilerini bu varlıklardan ayırt eden güçleri, kabiliyetleri ve fiilleri vardır. Ayrıca her birinin öteki varlıklarla ortak birtakım güçleri, kabiliyet­leri ve fiilleri de bulunmaktadır. Bütün varlıklar arasında yalnızca insanın iyi huyu ve hoş fiilleri olması arzu edilince, onun diğer varlıklarla ortak güç, kabiliyet ve fiillerini burada ele almamamız gerekir. Çünkü bu “tabiat ilmi” denen başka bir sanat ve ilmin konusudur. İnsanın insan olma sebebiyle kendisine has olan, insanlığını ve faziletlerini, tamamlayan güç, kabiliyet ve fiilleri, düşünme ve ayırt etme gücüne bağlı iradî gerçeklerdir. Bu konudaki araştırmaya “uygulamalı felsefe” adı verilir.</p>
<p>İnsanla ilgili olan bu iradî şeyler de iyilikler ve kötülükler olarak ikiye ay­rılır. İçimizden birisi insanın varoluş amacına yöneldiği zaman, ona iyi veya mutlu insan denilmesi gerekir. Başka engellerin bu amaçlardan alıkoyduğu kimse, kötü ve mutsuz kimsedir. Buna göre iyilikler, insanın yaratılış ve varedilişinin amaçları olan şeylerde gösterdiği irade çabasıyla meydana gelen işlerdir. Kötülükler ise, insanın iradesi, çabası, tembellik veya ilgisizliğiyle bu iyiliklere ulaşmasını engelleyen şeylerdir. (&#8230;)</p>
<p>Varlıklardan her birinin, kendisine has bir mükemmelliği ve onun mahiye­ti gereği başkalarıyla ortak olmayan bir fiili bulunduğunu, yani ondan başka bir varlığın bu fiili yapmasının elverişli olmadığını yukarıda belirtmiştik. (&#8230;)</p>
<p>Öyleyse, diğer varlıklar arasında insanın kendisine has ve başkasıyla pay­laşmadığı bir fiili vardır. O da insanın ayırt etme ve düşünme gücünden orta­ya çıkan bir fiildir. Kimin ayırt etmesi daha sağlam, düşüncesi daha üstün ve seçimi daha doğru ise, onun insanlığı o ölçüde mükemmeldir. Tıpkı kılıç ve testere gibi. Bunlardan yapılış amaçlarına göre özel bir iş ortaya çıktığı zaman, kendileri bir değer kazanır; sözgelimi kılıçların en üstünü, en keskin, en biçici ve ufacık bir hareketle yapılış amacındaki mükemmelliğe ulaşmada en yeterli olanıdır. Aynı şekilde durum at, şahin ve öteki hayvanlarda da böyledir. Atla­rın en üstünü, en çabuk hareket eden, geme uymada, hareketlerinde iyi alım­lı olma, sıçrama ve koşmada çabukluk gösterme gibi hususlarda binicisinin isteği karşısında en çok çeviklik gösteren attır. Yine aynı şekilde insanların da en üstünü, kendisine has işlerini yapmada en güçlü olan ve kendini diğer varlıklardan ayıran cevherinin gereklerine en çok bağlı olan kimsedir.</p>
<p>Bu itibarla söz götürmez görevimiz, mükemmelliğimizi sağlayan ve ya­ratılış amacımızı teşkil eden iyiliklere karşı arzu duymamız, onlara ulaş­mak için uğraşmamız ve bizi onlara ulaşmaktan alıkoyan ve onlardan elde edeceğimiz zevki azaltan kötülüklerden kaçınmamızdır. Sözgelimi at mü­kemmelliği azaltır, kendisine has işleri en üstün biçimde yapmazsa, at ol­mak derecesinden aşağı düşer, palan vurularak eşekler gibi kullanılır. Kılıç ve diğer aletlerin durumları da böyledir. Bunlar kendilerine has işleri eksik yaparlarsa, bulundukları derecelerinden düşerler ve kendilerinden aşağıda bulunan nesneler gibi kullanılırlar.</p>
<p>İnsan da fiillerini eksiltir ve yaratılış amacının gerisinde kalırsa, yani kendi düşüncesinden meydana gelen fiilleri mükemmel olmazsa, o insan­lık derecesinden hayvanlık mertebesine düşmeye daha lâyıktır. İşte onun İnsanî fiilleri eksik ve kusurlu olursa, durumu böyledir. Eğer onun fiilleri yaratılış amacına zıt olarak meydana gelirse, yani eksik düşünce hayvanla ortak oldukları bedenî arzulardan dolayı, iyi yoldan sapmak suretiyle veya kendi nefsini temizlemeden ah koyan duygulu işlere aldanarak kötü fiiller yaparsa, ki bu temizleme, insanı yüce servete, gerçek sevince, Ulu Tanrı’nın “onlar için gizlenen müjdeyi hiçbir nefis bilmez”(secde,17) mealindeki sözünde ge­çen “müjdeye” ulaştırır; ebedî cennette ve hiçbir gözün görmediği ve hiçbir insanın gönlünden geçirmediği zevkler içerisinde âlemlerin Rabbı’nin ya­kınlığına eriştirir.</p>
<p>Temelsiz bayağı işlerle bu sonsuz nimetleri unutursa, o, yaratanının gazabına, cezasının çabuklaştırılmasına, insanların ve yeryüzü­nün ondan kurtarılmasına layıktır.</p>
<p>Şu halde anlaşılıyor ki, her varlığın mutluluğu kendisine has olan fiilleri­nin ondan tam ve kâmil olarak meydana gelmesine bağlıdır. Bu mutluluğun düşünme ve düşünme konusu olan nesneye göre birçok dereceleri vardır. Bunun içindir üstün düşünme, en yüce olan varlık hakkındaki düşünmedir, denilmiştir. Sonra duyular âleminin mümkün olayları hakkındaki düşünce­ye ulaşıncaya kadar derece derece inilir. Bu şeyler üzerinde düşünen kimse, düşüncesini ve kendisine has formu (sureti) kullanır. İşte bu form sayesin­dedir ki, insan, mutlu olmakta, gerçek varlığı olmayan bayağı nesnelerden sıyrılıp sonsuz servete ve ebedî nimetlere çağrılmaktadır. Yine biliyor ki, bütünüyle mutluluk türleri ve bunların karşıtları olan mutsuzluklar ve çe­şitleri, iradî fiillerdeki iyilik ve kötülükler, ya en üstünü seçme ve ona göre davranma, ya da aşağı olanı seçip ona yönelme ile olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Miskeveyh, Tehzîbü’l-Aklâk Ahlâk Eğitimi, Çev. A. Şener, C. Tunç, İ. Kayaoğlu, Büyü­yen Ay, İstanbul 2013, s. 28-31.</p>
<p>Bize Yön Veren Metinler,Cilt.1</p>
<p>Derleyen:Alev Alatlı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uygulamali-felsefe/">Uygulamalı Felsefe</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/uygulamali-felsefe/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin ve Çocukların Eğitimi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/genclerin-ve-cocuklarin-egitimi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/genclerin-ve-cocuklarin-egitimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2015 13:38:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukları Yetiştirme Kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Miskeveyh]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlerin ve Çocukların Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Giyinme Kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Oturup Kalkma Kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Kuralları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9719</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Bu bölümün büyük bir kısmını Bryson&#8217;un kitabın dan aldım). Yukarıda söylediğimiz gibi insanda onaya çık.m ve oluşan ilk güç, beslenmeye karşı istek duyduğu güçtür. İşte onun yaşamasını da bu beslenme sağlar. İnsan doğuş tan süte doğru hareket eder ve hiçbir bilgiye ve öğrenime dayanmaksızın anne memesini arar. Kendisinde ses çıkararak süt isteme gücü meydana gelir, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/genclerin-ve-cocuklarin-egitimi/">Gençlerin ve Çocukların Eğitimi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/images6.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9720" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/images6.jpg" alt="Gençlerin ve Çocukların Eğitimi" width="440" height="274" /></a></p>
<p>(Bu bölümün büyük bir kısmını Bryson&#8217;un kitabın dan aldım).</p>
<p>Yukarıda söylediğimiz gibi insanda onaya çık.m ve oluşan ilk güç, beslenmeye karşı istek duyduğu güçtür. İşte onun yaşamasını da bu beslenme sağlar. İnsan doğuş tan süte doğru hareket eder ve hiçbir bilgiye ve öğrenime dayanmaksızın anne memesini arar. Kendisinde ses çıkararak süt isteme gücü meydana gelir, bu ses, onun başvur­duğu acı ve zevkini belirten temel bir araçtır. Onda bu güç zamanla gelişir ve o bunu sürekli olarak artırmak ve çeşitli isteklerinde kullanmak ister. Sonra onda kendisine verilen araçlarla onlara doğru hareket gücü gelişir ve kendisine bunları sağlayan işlere doğru yönelme arzusu doğar. Daha sonra duygular yoluyla eşyayı hayal etme gücü oluşur. Ha­yal gücünde birtakım imajlar teşekkül eder ve o bunları özler. Bundan sonra da onda öfke gücü gelişir; o, bununla kendisine zarar veren şeyleri uzaklaştırmak ve yararlarını engelleyen şeylere karşı koymak ister. Eğer çocuğun ken­disine zarar veren şeylerden intikam almaya gücü yeterse, onlardan öcünü alır. Gücü yetmezse, başkasından veya ana-babasından, ses çıkararak ve ağlayarak yardım ister. Yavaş yavaş onda insan fiillerini ayırt etme arzusu doğar. O bu ayırt etme gücünde olgunluğa ulaşır ve böylece akıllı kimse olur.</p>
<p>Bu güçler çoktur. Bunlardan kimisi ötekinin varlığı için zorunludur ve bu zorunluluk “son gaye’ye ulaşıncaya kadar böylece devam eder. Bu son gaye, kendisinden baş­ka bir gaye için istenmeyen amaçtır. İnsanın insan olması itibarıyla arzu ettiği mutlak iyiliktir. Çocukta ilk önce bu ayırt etme gücünden utanma duygusu oluşur. Bu da kendisinden kötü bir şeyin ortaya çıkma korkusudur. Bun<sub>ü</sub> içindir ki, çocukta ilk olarak ortaya çıkması gereken onun aklının varlığını gösteren şeyin utanma duygusu ol­duğunu söyledik. Çünkü bu (utanma) onun kötülüğü his­settiğini gösterir, bununla ondan sakınır, çekinir ve kendi­sinde veya kendisinden böyle bir şeyin ortaya çıkmasından korkar. Çocuğa baktığımız zaman onun utandığını, yer<sub>e</sub> bakarak başını eğdiğini, yüzsüzlük yapmadığını ve gözü­müzün içine bakmadığını görürüz. İşte bu, onun asaletinin ilk delili, iyilik ve kötülük duygusuna sahip oluşunun ta­nığıdır. Onun utanma, kendisinden doğacak kötü bir dav­ranıştan korkarak nefsini tutmasıdır. Bu da ayırt etme ve akıl sayesinde güzeli benimsemek ve kötüden kaçmaktan başka bir şey değildir.</p>
<p>İşte bu nefis eğitilebilir ve önem vermeye lâyıktır. 0 ihmal edilmemeli, temas etmek ve karışmak suretiyle onu bozan karşıtlarıyla baş başa bırakılmamalıdır. Fazileti ka­bul etmek için kabiliyet yönünden bu durumda olan çocu­ğun nefsi sadedir ve henüz ona herhangi bir suret nakşolunmamıştır. Onun belli bir görüşü ve birine veya diğerine meyledeceği bir kararı yoktur. Ona bir suret nakşedilir ve o bunu kabul ederse, ona göre yetişir ve alışkanlık kazanır.</p>
<p><strong>Çocukları Yetiştirme Kuralları</strong></p>
<p>Öyleyse böyle bir nefsin daima şeref sevgisine karşı uyarılması daha iyidir. Özellikle onun maldan değil, din ve dinin kural ve görevlerine bağlı kalmadan doğan yü­celik duygusunu kazanması gerekir. Sonra onun yanın­da iyi insanlar övülmeli ve iyi bir davranışta bulunduğu zaman kendisi de övülmelidir. Kendisinde görülecek en küçük kötülük dolayısıyla kınanmakla korkutulmalı,y<span style="font-size: 13.3333px; line-height: 20px;">i</span>yecek, içecek ve pahalı yiyeceklere düşkünlük gösterdiği zaman kulağı çekilmelidir. Nefsi arzularına uymamasının, Özellikle yiyeceklere ve genellikle zevklere düşkün olma­masının güzelliği ona gösterilmelidir. Yiyecek konusunda başkasını kendisine yeğ tutması, orta yolu benimsemesi, aşırı istekte bulunmaması gerekir.</p>
<p>Renkli ve işlemeli elbiseler giymenin, erkekler için süslenen kadınlara, sonra kölelere ve hizmetçilere yaraş­tığı, şerefli ve asaletli kimselere beyaz ve ona yakın renk­te elbiseler giymenin daha uygun olduğu çocuğa öğretil­melidir. Böylece o buna göre yetişmeli ve çevresindekiler bunu ona duyurmalı, sık sık söylemelidir. Bunun aksini ileri sürenlerle düşüp kalkması önlenmelidir. Özellikle bu konuda kendisine yaşıt olan ve onunla oynayabilecek olanlara dikkat edilmelidir. Çocuğun ilk gelişmesi sırasın­daki davranışlarının ya hepsi veya çoğu, genellikle ilkeldir. Çünkü çocuk yalan söyleyebilir, duymadığı ve görmediği şeyleri anlatabilir, kıskançlık edebilir, hırsızlığa kalkışa­bilir, uydurma şeyler söyleyebilir, gevezelik ve lüzumsuz­luk eder, kendisine ve çevresine zarar verebilir. O sürekli eğitim, yaşının ilerlemesi ve deneylerle yavaş yavaş değişir. Bunun içindir ki, anlattığımız ve anlatacağımız şeylerle onun küçük iken kulağı çekilmelidir.</p>
<p>Onun güzel tarihî bilgileri, eğitilerek iyi alışkanlık kazanmasını sağlayan şiirleri öğrenmesi istenir. Böylece onları ezberleyip anlatma, yeri geldikçe tekrarlama gücü artsın. Bayağı şiirlerden, bunlarda yer alan aşk ve âşıklar gibi şeyleri dinlemekten ve bu şiirleri yazanların ince yara- tılışlı kimseler olduğu düşüncesini uyandıran hususlardan uzak tutulmalıdır. Çünkü bunlar gerçekten gençleri yol­dan çıkaran şeylerdir. Sonra çocuğun her güzel davranışı övülmeli ve o her iyi işinden dolayı ödüllendirilmeli. Çocuk, kimi vakitler bu anlattıklarımıza aykırı davranır sa, azarlanmaması ve yüzü açılmaması daha uygun olu<span style="font-size: 13.3333px; line-height: 20px;">r.</span> Aksine çocuk, o işi bilerek yapmamışsa ve özellikle <sub>0</sub> yaptığı işi herkesten gizliyorsa, ona göz yummak ve bunu yüzüne vurmamak gerekir. Çocuk onu tekrar yaparsa gizlice azarlanmak, yaptığı işin kötülüğü anlatılmalı ve onu tekrar etmemesi söylenmelidir. Zira onu azarlanmaya alıştırır ve yüzünü açarsak, onu utanmazlığa sevk eder ve kötü olarak gördüğü şeyleri tekrarlamaya zorlamış oluruz. Böylece, nefsinin sevk ettiği pek çok kötü zevklerin ardına düşmesinden dolayı kınanmak, onun için önemsiz kalır.</p>
<p><strong>Yemek Kuralları</strong></p>
<p>Önce çocuğa yemekle ilgili kuralları öğretmekle işe başlamalıdır, ilkin çocuğa yemeğin zevk için değil, sağlık için gerekli olduğu anlatılmalıdır. Bütün yiyecekler, an­cak bizim beden sağlığımız ve hayatımızı sürdürmek için yaratılmış, hazırlanmıştır. Onlar, açlık ve açlıktan ileri gelen acımızı tedavi etmek için kullandığımız ilaç duru­mundadırlar. Nasıl ilaç zevk için alınmaz ve iştahla çokça kullanılmazsa, yiyecekler de böyledir. Onlar da bedenin sağlığını acısını giderecek ve hastalıktan koruyacak kadar alınmalıdır. Çocuğun yanında obur kimselerin çok yemek yemeleri küçümsenmeli, onların vücutlarının ihtiyacın­dan fazla veya uygunsuz biçimde yemek yemeleri kötülen­meli ki, o bir tür yemekle yetinsin, türlü türlü yemekler yemeye özenmesin. Başkasıyla sofraya oturduğu zaman, yemeğe önce kendisi başlamasın, sürekli olarak yemek ç<sup>e</sup> şitlerine bakmasın, onlara gözünü dikip durmasın. Kendi önündekiyle yetinsin, çabuk çabuk yemesin ve lokmaları ardarda sıralamasın. Büyük lokma almasın ve onu iyi<span style="font-size: 13.3333px; line-height: 20px;">ce </span>çiğnemeden yutmasın. Elini ve elbisesini kirletmesin, ken­disiyle yemek yiyen kimseyi gözetlemesin ve onun eliyle yemeğin neresinden aldığına bakmasın. Kendi önüne ge­len kısım daha iyi ise, onu başkasına ikram etsin. Sonra isteğine hâkim olarak, yemeğin basit olan ve önüne gele­niyle yetinsin. Kimi vakitlerde de kuru ve katıksız ekmek yesin.</p>
<p>İşte bu kurallar, fakirler için güzel ise, zenginler için daha güzel ve daha iyidir. Yemeği akşamları bolca yeme­li. Öğle yemeğini bolca yerse, tembelleşir, uykusu gelir ve bununla birlikte anlayışı azalır. Çocuk çoğu zaman et yemezse, bu canlılık, uyanıklık, hareketlilik ve çabukluk bakımından onun için daha yararlı olur. Tadı ve meyveyi mümkünse hiç yememeli, yoksa imkân nispetinde az ye­melidir. Çünkü bunlar, onun bedeninde değişiklik mey­dana getirir ve sindirimi artırır, ayrıca onu oburluğa ve çok yemek yeme düşkünlüğüne alıştırır. Yemek esnasında su içmemeye alışmalıdır. Şıra ve sarhoş edici içkilerden ka­çınmalı, çünkü bunlar bedene de, nefse de zarar verir, onu çabuk öfkelenme, kötü ve çirkin şeylere atılma gibi beğe­nilmeyen işlere sürükler.</p>
<p>Çocuk içki meclislerine gitmemeli, bilgili terbiyeli ve faziletli kişilerin toplantılarına katılmalıdır. Böylece bun­ların dışındaki toplantılarda konuşulan çirkin ve saçma sözleri işitmesin. Eğitimle ilgili ödevleri bitirmeden ve ye­teri kadar yorulmadan yemek yememeli. Başkasına göster­mek istemediği işlerden uzak durmalıdır. Çünkü o, ancak kötü sandığı veya kötü olduğunu bildiği şeyi gizli tutar. Çok uykudan kaçınmalı, çünkü çok uyku onu fenalaştı­rır, zihnini kalınlaştırır ve hafızasını öldürür. Bu gece için böyledir; gündüz ise, uyumaya hiç alışmamalıdır. Yumuşak yataktan ve her çeşit rahatlıktan kaçınmalı ki, vücud sertleşsin ve sertliğe alışsın. Yazın serin evlere ve serinletici&#8217; araçlara, kışın da yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden dolayı kürk ve ısıtıcı araçlara alışmasın. Yürümeye, hareke etmeye, biniciliğe ve beden eğitimi yapmaya alıştırılma, bunların zıtları olan alışkanlıkları kazanmamalıdır.</p>
<p><strong>Giyinme Kuralları</strong></p>
<p>Çocuk etrafını araştırmamaya, hızlı yürümemeye, ellerini salıvermemeye, aksine onları göğsüne koymaya ve saçını uzatmamaya, kadın elbiseleri giyerek süslenmemeye, gerekmedikçe yüzük takmamaya, yiyecek, giyecek ve benzerleri gibi ailesinin sahip olduğu herhangi bir şeyle arkadaşlarına karşı övünmemeye, onları kötülememeye, aksine ilişki kurduğu herkese karşı tevazu göstermeye ve ikramda bulunmaya alıştırılmalıdır. Çocuk eğer bir şeref veya ailesinden gelen bir üstünlüğe sahipse, bunlar, onu, kendisinden aşağıdakileri kızdırmaya, hevesinden vazgeçilemeyeceği bir kimseye yol göstermeye kalkışmasına, ya da ona üstünlük taslamaya sevk etmesin. Sözgelişi, dayısı vezir veya amcası sultan olan bir kimse, bunlarla emsalini kırmamak, arkadaşlarına saldırmamak, komşu ve tanıdık­larının mallarını ellerinden almamalıdır.</p>
<p><strong>Oturup Kalkma Kuralları</strong></p>
<p>Çocuğun topluluk içinde oturduğu yerlere tükürme­mesi, sümkürmemesi, başkalarının yanında esnememesi* ayak ayak üstüne atmaması, kolunu çenesinin altına koy­maması, elini başına dayamaması gerekir. Zira bu tembel­lik işaretidir. Elinin yardımıyla başını taşıma gibi kötü bir alışkanlığa yol açar. Çocuk yalan söylememeye, yalan vey<sup>a</sup> gerçek de olsa, hiçbir şekilde yemin etmemeye alıştırılır.</p>
<p>Çünkü yemin etmek, kimi vakitlerde gerekli olsa da, er­kekler için çirkin bir şeydir. Çocuklar için ise, yemine hiç gerek yoktur. Yine çocuk az ve sadece cevap vermek için konuşmaya alıştırılmak, kendisinden büyük birisinin hu­zurunda onu can kulağıyla dinlemeli ve o konuşurken sus­malıdır. Çirkin ve kaba sözlerden, küfür, lanet ve boş laf­tan sakındırılmak; güzel ve zarif sözlere, birini kibarca ve nezaketle karşılamaya alıştırılmak, başkasından bunların karşıtlarını dinlemesine müsaade edilmemelidir. Kendi işini kendi yapmaya, öğretmenine ve kendisinden büyük olanlara hizmete alıştırılmalıdır.</p>
<p>Bu eğitime zenginlerin ve bolluk içinde yaşayan kimselerin çocukları daha çok muhtaçtırlar. Öğretmen dövdüğü zaman, onların bağırmaması ve birinden şefaat beklememesi gerekir. Bu gibi işler kölelerin ve zayıf ya- ratılışlı kimselerin davranışlarıdır. Bunları benimsemek ancak kötü bir eğitimi benimsemektir. Çocuklar kabalaş­tırılmamak, onlara iyi davranmalı ve onlar iyi hareketle­rinden dolayı bolca ödüllendirilmek, çocuklardan ve ar­kadaşlarından kazanç sağlamaya alıştırılmamalıdır. Altın ve gümüş sevgisinden uzaklaştırılmalı, yırtıcı hayvanlar, yılanlar, akrepler ve engereklerden daha çok, bunlardan sakındırılmalıdır. Çünkü altın ve gümüş sevgisi, zehir­lerden daha çok tehlikelidir. Çocuğa, kimi vakitlerde eği­timin yorgunluğunu gidermek için iyi şekilde oynama izni verilmeli, oynarken acı ve fazlaca yorgunluk duymamalı­dır. Ana-babasına, öğretmenlerine ve eğiticilerine karşı itaatli olmaya, onlara saygı duymaya ve onlardan korkma­ya alıştırılmalıdır.</p>
<p>Çocuklar için yararlı olan bu kurallar, büyükler için de yararlıdır. Ancak bunlar gençler için daha faydalıdır.</p>
<p>Çünkü onları faziletleri sevmeye alıştırmaktadır. Gençl<sub>er</sub> bu kurallara uyarak yetiştikleri takdirde kötülüklerden sa­kınmaları zor olmaz, dolayısıyla hikmet, din kuralları ve geleneklerin ortaya koyduğu şeylerin hepsi onlara kolay gelir, nefislerinin sürüklediği kötü zevklerden kendilerini alıkoyarlar. Bu kurallar, onların kötü zevklere dalmaları­nı ve bunları çok düşünmelerini önler; onları felsefenin yüksek düzeyine çıkarır. Bu kitabın baş tarafında belirtti­ğimiz Allah’a yakınlaşmak, bu dünyada iyi hâl sahibi ola­rak meleklere benzemek, güzel bir hayat sürmek, iyi bir ün bırakmak, az düşman sahibi olmak, özellikle faziletli kişilerden birçok dost kazanmak gibi yüceliklere eriştirir. Bu düzeyi geçip insanların amaçlarını ve olayların sonuç­larını anlayacak yaşa ulaşınca, çocuk bilir ki, insanların yöneldikleri ve üzerine düştükleri servet; mal mülk, köle, at, ev eşyası ve benzeri şeyleri elde etmekten amaç, bedeni rahatlatmak ve onun sağlığını korumak, yaşadığı sürece dengeli kalmak, hastalıklara düşmemek, ansızın ölme­mek, Allah’ın verdiği nimeti içine sindirmek, öteki dünya ve ebedî hayat için hazırlanmaktır. Gerçekte bütün zevk­ler, acılardan kurtulmak ve yorgunluğu giderip rahata ka­vuşmaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Miskeveyh-Ahlak Eğitimi</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/genclerin-ve-cocuklarin-egitimi/">Gençlerin ve Çocukların Eğitimi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/genclerin-ve-cocuklarin-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan: Hükümdar, Yırtıcı Hayvan,Hınzır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-hukumdar-yirtici-hayvanhinzir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-hukumdar-yirtici-hayvanhinzir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2015 13:34:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Miskeveyh]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Hınzır]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtıcı Hayvan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9716</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilin ki,“Birinci Bölüm”de anlattığım üç nefis için en iyi örnek şudur! Değişik üç canlı bir yerde toplanmış»bunlardan biri hükümdar, biri yırtıcı hayvan, diğeri de do­muzdur. Bunların hangisi gücüyle ötekileri yenerse, onun sözü geçer. Bu örneği göz önüne alan kimse bilmelidir ki; nefis bir cevherdir, cisim değildir. Onda cismin güçleri ve arazları yoktur. Nitekim bu kitabın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-hukumdar-yirtici-hayvanhinzir/">İnsan: Hükümdar, Yırtıcı Hayvan,Hınzır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/5511.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9717" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/5511.jpg" alt="İnsan: Hükümdar, Yırtıcı Hayvan,Hınzır" width="616" height="298" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/5511.jpg 616w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/5511-600x290.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/5511-613x298.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/5511-300x145.jpg 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" /></a></p>
<p>Bilin ki,“Birinci Bölüm”de anlattığım üç nefis için en iyi örnek şudur! Değişik üç canlı bir yerde toplanmış»bunlardan biri hükümdar, biri yırtıcı hayvan, diğeri de do­muzdur. Bunların hangisi gücüyle ötekileri yenerse, onun sözü geçer. Bu örneği göz önüne alan kimse bilmelidir ki; nefis bir cevherdir, cisim değildir. Onda cismin güçleri ve arazları yoktur. Nitekim bu kitabın baş tarafında bunları açıkladık, öyleyse, nefsin birleşmesi ve kaynaşması, cisim­lerin birbiriyle olan birleşme ve kaynaşmasından ayrıdır.</p>
<p>Bu üç nefis birleşince tek ve aynı şey olur. Bununla birlikte onlar farklılıklarını korur ve güçler de biri diğe­rinden bağımsız olarak, sanki biri diğeriyle birleşmemiş- çesine faaliyete geçer. Yine kendi başına varlığını sürdüre­mez ve ayrı bir gücü yokmuş gibi tamamıyla iç içe girmez ve yüzeyleri birbirine iyice temas etmez. Aksine, kimi du­rumlarda tek ve aynı şey, kimi durumlarda da güçlerden birinin heyecanlı ve sakin olmasına göre değişik şeyler olurlar.</p>
<p>Bu yüzdendir ki bazılarına göre nefis tektir ve onun birçok güçleri vardır. Bazılarına göre de o, öz bakımından tek, araz ve konu bakımından çoktur. Bu husus üzerinde durmak kitabımızın amacını aşar ve ilerde yeri gelince bu konuda bilgi verilecektir. Şimdilik bu görüşleri benimse­menizde bir sakınca yoktur. Bu nefislerin kimisi yaratılış­tan üstün ve iyi eğitilmiştir, kimisi de yaratılıştan bayağı ve eğitilmemiş olup, eğitimi kabul etme kabiliyeti yoktur. Kimisi de eğitilmemiştir; fakat eğitilebilir ve iyi eğitilmiş olan birine boyun eğer.</p>
<p>Yaratılıştan eğitilmiş üstün nefis, düşünen nefistir. Eğitilmemiş ve eğitilmeyi kabul etmeyen nefis de, hayvani nefistir. Eğitilmemiş olan ve eğitilmeyi kabul eden ve ona boyun eğen nefis ise, kızgın nefistir. Eğitimi kabul etme­yen hayvanı nefsi ıslah etmemiz için Yüce Tanrı özellikl<sub>e</sub> bize bu kızgın nefsi vermiştir. Eskiler bu üç nefis konusun­da insanı güçlü bir hayvana binip av için köpek veya parsı yedeğinde götüren kimseye benzetirler. Bunlar arasında hayvanı ve köpeği eğiten ve onlara yön veren insandır. Hayvan ve köpek yolda giderken, avlanırken veya herhangi bir şey yaparken insana uyarlar. Bu üçü arasında rahat bir yaşayış ve âhenkli bir durum bulunduğunda şüphe yoktur. Çünkü insanın arzuları rahatça yerine getirildiğinden, atı­nı istediği gibi ve istediği yere kadar koşturur; köpeğini de aynı şekilde salıverir. Kendisi inip dinlendiği zaman onla­rı da dinlendirir ve onlara yiyecek ve içecek vermesi bakı­mından üzerine düşeni yapar. Düşmanlarına karşı koru­ma gibi, onların öteki ihtiyaçlarını sağlar. Burada hayvani nefis üstün gelirse, üçünün de durumu kötüleşir ve insan diğer ikisine oranla zayıf kalır; at binicisine itaat etmez ve ona galebe çalar. Hayvan uzakta bir ot görünce, ona doğru fena şekilde koşar, yoldan çıkar; vadiler, uçurumlar, diken ve ağaçlarla karşılaşır, onlara dalar, kendisi de binicisi de bu durumda türlü felâket ve sıkıntılara uğramış olur.</p>
<p>Aynı şekilde köpek de sahibine boyun eğmez, uzakta bir av görünce veya bir şeyi av sanınca, ona doğru koşarsa, biniciyi de atını da çeker ve hepsi birlikte kat kat kötülük ve zarara uğrar.</p>
<p>Eskilerin verdikleri bu örnek, nefislerin durumunu ve Yüce Allahın insana lütfettiği ve ona yerleştirdiği, onun hizmetine sunduğu, insanın diğer iki gücün emrine uya­rak ve yönetimi ihmal ederek Yüce Yaratanına isyan il<span style="font-size: 13.3333px; line-height: 20px;">e</span> kaybettiği nimeti göstermektedir. Oysa diğer iki güç,insana boyun eğmeli ve onun emirlerini yerine getirmelidir.</p>
<p>Dolayısıyla Yüce Allahın yönetimini ihmal eden, onun verdiği nimeti yitiren ve kendisindeki bu güçleri başıboş bırakan insandan, durumu daha kötü olan kimse var mı­dır ? Bu durumda yönetici yönetilen olmakta, hükümdar köle olmakta, kendisi de boyun eğdiği güçlerle birlikte tehlikelere uğramakta ve yok olmaktadır. Şeytan ve ib­lislere uyarak halk içerisinde böylece rezil olmaktan Ulu Tanrıya sığınınız. Burada, sadece bu güçlere ve onun du­rumlarına işaret etmiş olduk. Allah’tan bizi korumasını ve bu nefisleri olgunlaştırmamız için yardım etmesini dile­riz. Böylece iyi işlerimizin amacı olan, bizi büyük kurtulu­şa ve sonsuz nimetlere ulaştıran Allah’ın itaatinde olalım.</p>
<p>Filozoflar, düşünen nefsin yönetimini ihmal edip şeh­vete boyun eğen kimseyi, elinde güzellik yönünden, altın ve gümüşle değerlendirilemeyecek kadar kıymetli bir ya­kut bulunan ve onu yanmakta olan ateşe atarak onun ki­reçleşmesine ve ondaki yararların yok olmasına sebep olan kimseye benzetirler. Şimdi öğrenmiş bulunuyoruz ki, dü­şünen nefis, kendi değerini bilir ve Yüce Tanrı katındaki mertebesini iyice anlarsa, bu söz konusu güçleri eğitmek ve yönetmek hususunda onun halifeliğini hakkıyla yerine getirir. Allah’ın vermiş olduğu güçle onun katında kendi­sine ayrılmış olan şeref ve yüceliğe erişir, hayvani ve öfke­li nefse boyun eğmez. Düşünen nefis, bizim öfkeli nefis olarak nitelendirdiğimiz kızgın nefsi ıslah eder, kendisine iyice boyun eğdirerek eğitir. Sonra hayvani nefsi, heyecan­landığı ve şehvetlere yöneldiği vakitlerde onunla bastırır; öfkeli nefsi, hayvani nefsi eğitmede kullanır, hayvani nef­sin isyanına karşı ondan yardım görür. Çünkü bu öfkeli nefis, eğitilmeye elverişli olup belirttiğimiz gibi ötekini bastırmaya gücü yeter. Hayvani nefis ise, eğitilmemiş ve eğitmeye elverişli de değildir. Düşünen nefis, Eflâtunun şu sözleriyle ifade ettiği şeydir:</p>
<p>‘Düşünen nefis eğilme ve yumuşaklık bakımın</p>
<p>dan altın gibidir. Hayvani nefis ise, sertlik ve katılık bakımından demir gibidir.”</p>
<p>Bir vakit iyi bir iş yapmak istesen, öteki güç de seni zevke ve istediğin şeyin aksine doğru çekse, şiddetle ve g<span style="font-size: 13.3333px; line-height: 20px;">u</span>        rurla hareket eden öfke gücünden yardım gör ve onunla hayvani gücü ez. Bununla beraber o seni yener, sonra da sen pişmanlık ve hoşnutsuzluk duyarsan, demek ki, doğru yoldasın. Kararından vazgeçme. Onun tekrar seni alt et­mesinden sakın. Böyle yapmazsan ve sonunda zafer senin olmazsa, sen ilk filozofun (Aristo’nun) dediği gibi olur­sun:</p>
<p>“İnsanların çoğu güzel işleri sevdiklerini ileri sürerler, fakat sonra da bu konuda onların üstün olduklarını bil­dikleri hâlde, zahmete katlanmadıklarını, dolayısıyla ra­hatlık ve tembellikten hoşlanıp yenildiklerini görüyorum.</p>
<p>Öyleyse sabır zahmetine katlanmayınca, tercih ettikleri vc üstün olduğunu bildikleri şeyi nasıl tamamlayacaklarını öğrenme yolunda sabır göstermeyince, onlarla güzel işleri sevmeyenler arasında bir fark olmaz.”</p>
<p>Kuyuya düşen bir körle gören bir kimse örneğini ha­tırlayalım. Tehlikede olma yönünden ikisi de aynıdır. An­cak kör olan kimse, bu konuda daha çok özürlüdür.</p>
<p>Bu davranış kurallarıyla istenilen mertebeye ulaşan ve bunlar sayesinde anlattığımız faziletleri kazanan kim­senin görevi başkalarını eğitmek ve Allah&#8217;ın kendisine bahşetmiş olduğu şeyleri hemcinslerine iletmek olmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Miskeveyh-Ahlak Eğitimi</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-hukumdar-yirtici-hayvanhinzir/">İnsan: Hükümdar, Yırtıcı Hayvan,Hınzır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-hukumdar-yirtici-hayvanhinzir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazileti İsteme ve Eksiklikten Kaçınmanın Yararı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fazileti-isteme-ve-eksiklikten-kacinmanin-yarari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fazileti-isteme-ve-eksiklikten-kacinmanin-yarari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2015 13:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Miskeveyh]]></category>
		<category><![CDATA[Fazileti İsteme ve Eksiklikten Kaçınmanın Yararı]]></category>
		<category><![CDATA[Giyinme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı insanın ödevi, insan vücuduna arız olan bu eksiklikleri ve mecburi ihtiyaçlarını gidermek ve tamam­lamak için onları tanımasıdır. Bunlar bazen beslenmeyle olur. Beslenme, insanın mizacını ve hayatının dayanağım dengeli tutar. Mükemmellik kazanmak için insan yeteri kadar beslenir, beslenmeyi bizzat zevk olarak değil, aksine onu zevkli bir hayatın temeli olduğu için ister. Beslenme­de zorunlu olan ölçüyü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fazileti-isteme-ve-eksiklikten-kacinmanin-yarari/">Fazileti İsteme ve Eksiklikten Kaçınmanın Yararı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/phpThumb_generated_thumbnail1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9714" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/phpThumb_generated_thumbnail1.jpeg" alt="Fazileti İsteme ve Eksiklikten Kaçınmanın Yararı" width="270" height="415" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/phpThumb_generated_thumbnail1.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/phpThumb_generated_thumbnail1-195x300.jpeg 195w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /></a><br />
Akıllı insanın ödevi, insan vücuduna arız olan bu eksiklikleri ve mecburi ihtiyaçlarını gidermek ve tamam­lamak için onları tanımasıdır. Bunlar bazen beslenmeyle olur. Beslenme, insanın mizacını ve hayatının dayanağım dengeli tutar. Mükemmellik kazanmak için insan yeteri kadar beslenir, beslenmeyi bizzat zevk olarak değil, aksine onu zevkli bir hayatın temeli olduğu için ister. Beslenme­de zorunlu olan ölçüyü aşarsa, bu insanlıktaki mertebesi­ni koruyacak, insanlar arasındaki durum ve mertebesine göre bayağılık ve cimrilikle nitelenmeyecek ölçüde olma­lıdır. Zorunlu ihtiyaçlardan biri de giyinmedir. Bununla insan, sıcaktan ve soğuktan gelen sıkıntılara karşı korun­muş ve vücudunu örtmüş olur. Giyinmede ileri giderse, bu da küçümsenmeyecek, emsalleriyle kendi düzeyinde olanlar arasında pintilikle nitelenmeyecek ölçüde olmalıdır.</p>
<p>Zorunlu ihtiyaçlardan bir başkası da cinsî ilişkide bulunmaktır. İnsan, bu sayede kendi türünü ve suretini korur. Yani cinsî ilişkiden amaç neslin devamını istemek­tir. Bunun ölçüsünü biraz aşarsa, bu sünnetin dışına çık­mayacak ve başkasının hakkına tecavüz etmeyecek ölçüde olmalıdır.<br />
Akıllı insan, kendisini insan yapan düşünen nefsin­de faziletini arar, özellikle bu nefiste bulunan eksiklikler üzerinde durur ve gücü yettiği kadar nefsini olgunlaştır­maya çalışır. İşte bu iyilikler gizlenilmez. İnsan bunları elde edince utanç duymaz. Onları duvar ve karanlıklarla örtmeye çalışmaz. İnsanlar arasında ve bu topluluklarda her zaman bunları açıklamaktan çekinmez. Bu iyiliklerde insanların kimisi, kimisinden üstündür. Bazıları diğerle­rinden daha iyidir ve öteki nefse uygun olan gıdaları sağ­ladığı gibi, bu nefsi de uygun ve eksiğini giderici gıdalarla besler. Bu nefsin gıdası ilim ve düşünülürlerde gittikçe ilerlemek, görüşlerde doğruluktan ayrılmamak, nerede ve kiminle olursa olsun gerçeği kabul etmek, nasıl ve nere­den gelirse gelsin yalan ve yanlıştan kaçınmaktır. Bir kim­se çocuk iken din terbiyesiyle yetiştirilir, alışkanlık kazanıncaya kadar ödev ve görevlerini yapması sağlanır. Sonra ahlâk kitaplarında belirtilen güzel alışkanlık ve nitelikle­ri nefsinde delilleriyle pekiştirecek şekilde inceler.</p>
<p>Daha sonra aritmetik ve geometriyi öğrenerek tanım ve delilin doğruluğunu kavrayıp ancak bununla tatmin olur, sonra da Tertîbus-Seâdât ve Menâzilu-Ulûm adlı kitabımızda açıkladığımız gibi, insan mertebesinin en yüce noktası­na erişirse, işte o, tam mutlu kişidir. Bunun için o, Yüce Allah a, verdiği büyük lütuf ve nimetten dolayı şükretsin.<br />
Bir kimse, ilk önce yetişirken yukarıdaki imkânları bulamaz ve sonra onu, babası ahlâk dışı şiirleri ezberletip bu uydurmaları benimsetmek, bu şiirlerde yer alan kötü şeylerin iyi olduğunu kabul ettirmek, İmru’ul-Kays Nâbiga ve benzerlerinin şiirlerinde olduğu gibi zevklere erişmek üzere yetiştirse, bundan sonra o ileri gelenlerin yanlarına gidip o şiirleri okuyarak bol ödüller alsa, bedenî zevkleri elde etmede kendisine yardımcı olan arkadaşlar edinse, bir zamanlar benim yaptığım gibi yaratılıştan yiyecek, giyecek, binecek ziynet, at ve kölelere, düşkün olsa, sonra da bunlarla uğraşarak kendisinin lâyık olduğu mut­luluğu ihmal etse, bu onun için bir bahtsızlıktır, ziyandın Nimet ve kazanç değildir. O yavaş yavaş nefsini bunlardan uzaklaştırmaya çalışmalıdır. Bu ise çok zordur, ancak yan­lışta ısrardan daha iyidir.<br />
Bu kitabı inceleyen bilmelidir ki, özellikle ben de büyüdükten ve bir kısım alışkanlıklar kazandıktan sonra, yavaş yavaş nefsimi onlardan uzaklaştırdım ve bu uğurda çok çaba harcadım. Ey faziletleri araştıran ve gerçek eğiti­mi isteyen okuyucum! Kendim için istemiş olduğum şeyi senin için de arzu ettim. Önceleri benim kaçırdığım fırsa­tı senin kaçırmamam söylerken, belki sana öğüt vermede ileri gittim. Sana, sapıklık çöllerinde uyanmadan önce, kurtuluş yolunu ve sana yok olma denizinde boğulma­dan önce gemiyi gösterdim. Ey kardeşlerim ve evlatlarım! Allah’tan korkun! Hakka teslim olun, uydurma olmayan gerçek edeple eğitilin, üstün hikmetten ayrılmayın, doğru yoldan gidin, nefislerinizin durumlarım göz önüne geti­rin ve onların güçlerini düşünün!..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Miskeveyh-Ahlak Eğitimi(büyüyenay,yay.)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fazileti-isteme-ve-eksiklikten-kacinmanin-yarari/">Fazileti İsteme ve Eksiklikten Kaçınmanın Yararı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fazileti-isteme-ve-eksiklikten-kacinmanin-yarari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
