<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ebubekir er Razi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ebubekir-er-razi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Jan 2018 13:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ebubekir er Razi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinsel İlişki (el-Cima) Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cinsel-iliski-el-cima-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cinsel-iliski-el-cima-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2015 23:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel İlişki (el-Cima) Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir er Razi]]></category>
		<category><![CDATA[Heva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aynı şekilde cinsel ilişki de, hevanın  ve sahibine birçok kötü hastalık ile belalar getiren hazzın tercih edilmesinin neden olduğu anormal durumlardan biridir. Bu, görmeyi zayıflatır, bedeni güçsüzleştirir, halsizleştirir, ihtiyarlığı hızlandırır, beyne ve sinirlere zarar verir, güç ve kuvveti azaltır. Ayrıca, burada ifade edilemeyecek sayıda daha birçok hastalıklara da neden olur. Nefsin, cinsel ilişkiden aldığı aşırı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cinsel-iliski-el-cima-hakkinda/">Cinsel İlişki (el-Cima) Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/ebubekir_razi.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9111" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/ebubekir_razi.jpg" alt="Cinsel İlişki (el-Cima) Hakkında" width="336" height="258" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/ebubekir_razi.jpg 336w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/ebubekir_razi-170x130.jpg 170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/ebubekir_razi-300x230.jpg 300w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" /></a></p>
<p>Aynı şekilde cinsel ilişki de, hevanın  ve sahibine birçok kötü hastalık ile belalar getiren hazzın tercih edilmesinin neden olduğu anormal durumlardan biridir. Bu, görmeyi zayıflatır, bedeni güçsüzleştirir, halsizleştirir, ihtiyarlığı hızlandırır, beyne ve sinirlere zarar verir, güç ve kuvveti azaltır. Ayrıca, burada ifade edilemeyecek sayıda daha birçok hastalıklara da neden olur. Nefsin, cinsel ilişkiden aldığı aşırı hazzı hatırlamasından dolayı, cinsel ilişki düşkünlüğü diğer haz vericilere olan düşkünlüklerden daha kuvvetli ve daha şiddetlidir.</p>
<p>Bununla birlikte sık sık cinsel bölgelerin tahrik edilerek uyarılması erbezlerinin ge­nişlemesine, bu bölgelere fazla kanın hücum etmesine ve bu da sonuçta erbezlerinde çok fazla sperm oluşmasına yol açar. Bundan dolayı da insandaki cinsi münasebet istek ve arzusu kat kat artar. Bunun aksine, insan cinsel ilişkiyi azalt­tığında, ondan kaçındığında beden asıl tazeliğini ve dinçli­ğini korur, büyüme ve gelişme süresi artar, yaşlanması, ku­ruyup solması ve bunaması gecikir; erbezleri küçülür ve malzeme sağlamaz. Böylece de erbezlerinde az sperm olu­şur, gerilme zayıflar, erkeklik organı geri çekilir, şehvet dü­şer ve sonuçta cinsel ilişkiye olan şiddetli istek ve arzu yok olur.</p>
<p>Bundan dolayı akıllı kimsenin, nefsini kontrol altına alma­sı ve cinsel ilişkiden menetmesi, ona aldanarak kapılmaması ve nefsini ondan alıkoymanın, engellemenin zor olduğu veya mümkün olmadığı bir duruma gelmemesi için nefsiyle bu konuda mücadele etmesi ve bizim, hevanın sınırlandırılması ve kontrol altına alınması ile ilgili olarak ifade ettiklerimizi hatırlaması, zihninde tutması gerekir. Özellikle de açgözlü­lükle ilgili bölümde ifade ettiğimiz üzere, mümkün olan en üst noktada zevke ulaştıktan ve onu elde ettikten sonra bile şehvetin insanı zevke teşvik ettiği gerçeğini aklında bulun­durmalıdır,însanlarm zihninde cinsel ilişkiden elde edilen hazzın diğer hazlardan daha üstün olduğu yönünde bir dü­şünce olduğu için, cinsel ilişkiden elde edilen haz diğer haz­lardan daha kuvvetli ve daha aşikardır.  Çünkü cinsel iliş­ki düşkünlüğü, nefsin -özellikle de filozofların sınırlandırılmamış diye isimlendirdikleri ihmal edilmiş, kendi haline bı­rakılmış ve disipline edilmemiş nefsin- şehevî arzu ve isteği­ni ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Yine metresin çok olması da nefsin on­ların dışındakileri arzulamasını engellemez. Bunun sonsuz olarak yapılamayacak olmasından dolayı, böyle bir adamın, arzulanan objeden alınan hazzın kaybolmasının ateşi ile ya­nıp tükenmesi ve hazzı meydana getiren nedenlerin olması­na rağmen haz alamamasından dolayı ortaya çıkan eleme katlanması ve tahammül etmesi gerekir. Bu durum ya para ve kuvvete ihtiyaç duymaktan, ya da tabiat ve bünye yönün­den zayıf olmaktan kaynaklanmaktadır. Çünkü her halükar­da şehvetin istediği oranda arzu edileni elde etmek mümkün değildir. Bu aynen, açgözlülük bölümünde ifade edilen iki adamın durumu gibidir.</p>
<p>Durum böyle olunca uygun olan şey, kötü sonuçlarından emin olmak, doymazlığını, tatminsizliğini, kuvvetli tahrik ve isteklerini gidermek için olması ve karşılaşılması kaçınılmaz olanı -yani bütün şartların tamam olmasına rağmen arzula­nanı elde etmiş olmaktan dolayı haz alamama durumunu- aşırı bir şekilde hazza düşkün olmadan önceye almaktır.</p>
<p>Buna ilaveten cinsel ilişkiden alınan haz, her halükarda bü­tün hazlar içinde terk edilmesi en uygun ve en münasip olan­dır. Bu, cinsel ilişkinin yemek ve içmek gibi hayatın devamı için zorunlu olmamasından, terk edildiğinde açlık ve susuzlu­ğun meydana getirdiği elem gibi açık ve hissedilir bir elemin meydana gelmemesinden ve bir de, ona aşırı düşkünlüğün be­denin yapısını bozmasından kaynaklanmaktadır. Ona teşvik edene tâbî olmak ve onunla beraber hareket etmek hevanın ak­la galip gelmesinin ve onu ortadan kaldırmasının bir işaretidir. Bu, akıllı kimsenin kaçınması, nefsini uzak tutması ve damızlık atlara, boğalara, geleceği düşünmeyen, dikkate almayan diğer hayvanlara benzememesi gereken bir durumdur.</p>
<p>Bununla birlikte insanların çoğunun bu işi kötü ve iğrenç kabul etmesi, yaptıklarında da gizlemeleri bunun nefsi natı­ka nazarında kötü bir iş olduğunu göstermektedir. Çünkü in­sanların çoğunun onu iğrenç kabul etmesi ya tâbî bir içgüdü­den, ya da eğitim-öğretimden kaynaklanmaktadır. Her iki durumda da, onun bizzat kendisinin kötü ve iğrenç olması gerekir. Bu, mantığın kanunlarına göre sıhhatinden şüphe edilmemesi gereken görüşlerin, bütün insanların veya çoğu­nun, ya da en hikmetlilerinin üzerinde ittifak ettikleri görüş­ler olmasından dolayıdır.</p>
<p>Biz kötü ve iğrenç bir şeyi yapmak zorunda değiliz. Aksi­ne bizim yapmamız gereken onu terk etmektir. Eğer onu yap­mak zorunda kalırsak, o zaman da kendimizi bu yaptığımız­dan dolayı kınayarak ve de utanarak mümkün olanın en as­garisini yapmalıyız. Başka türlü hareket ettiğimizde aklı terk ederek hevaya tâbî olmuş oluruz. Bu durumda olan kişi akıl­lılar nazarında, aklın ona bu şekilde hareket ettiğinde katla­nacağı zararları bildirmesine ve onu uyarmasına rağmen he­vaya tâbî olduğu, onun isteklerini tercih ettiği için hayvanlar­dan daha adî ve daha çok hevaya tâbî olandır. Halbuki hay­vanlar, kendilerini uyaran ve hareketlerinin sonucunda orta­ya çıkacak olan zararlar hakkında kendilerine bilgi veren ol­maksızın sadece doğal içgüdülerine tabiî olurlar.</p>
<p>Ebubekir Er Razi-Ruh Sağlığı</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cinsel-iliski-el-cima-hakkinda/">Cinsel İlişki (el-Cima) Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cinsel-iliski-el-cima-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cimrilik (el-Buhl) Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cimrilik-el-buhl-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cimrilik-el-buhl-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2015 23:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Cimrilik (el-Buhl) Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir er Razi]]></category>
		<category><![CDATA[Heva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu huyun tamamen hevadan kaynaklandığını söyleme­miz mümkün değildir. Çünkü biz, fakirlikten aşırı de­recede korkmalarının, çok ilerisini düşünmelerinin, bela ve musibetlere karşı tedbir almada aşırıya kaçmalarının kendilerini cimri olmaya ve sahip olduklarını korumaya sevk ettiği bazı insanlar görürüz. Diğer bazı insanların da herhan­gi bir gayeye yönelik olmaksızın, sadece kendileri için mal bi­riktirmekten zevk aldıklarını görürüz. Yine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cimrilik-el-buhl-hakkinda/">Cimrilik (el-Buhl) Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-23.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9108" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-23.jpg" alt="Cimrilik (el-Buhl) Hakkında" width="296" height="296" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-23.jpg 225w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-23-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" /></a></p>
<p>Bu huyun tamamen hevadan kaynaklandığını söyleme­miz mümkün değildir. Çünkü biz, fakirlikten aşırı de­recede korkmalarının, çok ilerisini düşünmelerinin, bela ve musibetlere karşı tedbir almada aşırıya kaçmalarının kendilerini cimri olmaya ve sahip olduklarını korumaya sevk ettiği bazı insanlar görürüz. Diğer bazı insanların da herhan­gi bir gayeye yönelik olmaksızın, sadece kendileri için mal bi­riktirmekten zevk aldıklarını görürüz. Yine biz, düşünceleri ve aklî melekeleri tamamen oluşmamış olan çocukların bir kısmının tamamen cimri davranmasına karşın, başka bir kıs­mının ise sahip olduklarının hepsini arkadaşlarına verdikle­rini gözlemleriz.</p>
<p>Bundan dolayı bu huyla sadece hevadan kaynaklandığı zaman mücadele etmemiz gerekir.  Eğer cimrilik yapan bir kimse, kendisine malı tutmasının, yani cimrilik yapması­nın nedeni sorulduğunda, uygun bir sebebe dayanan açık- seçik ve kabul edilebilir bir gerekçe bulamayarak kaypak, kaçamak ve karışık cevap veriyorsa, işte bu kişinin cimriliği sadece hevadan kaynaklanmaktadır. Bir keresinde ben, mal biriktiren adamların birine kendisini bu şekilde hareket et­meye yönelten nedeni sordum. O da bana yukarda belirtti­ğim şekilde cevap verdi. Bunun üzerine ben de ona, cevabınin geçersiz olduğunu ve bunlardan hiçbirinin onun bu şe­dide cimri olmasının gerçek nedeni olamayacağını söyle­dim. Ben ondan zenginliğini azaltacak ve ona zarar verecek bir şekilde malından cömertlik etmesini istemedim. Bana en son verdiği cevap: &#8220;seviyorum, istiyorum&#8221; oldu. O zaman ben de ona, delil olarak ileri sürdüklerinin ne şu andaki halini, ne de ihtiyatlı ve tedbirli olmasını, ilerisini düşünmesini etkile­mediği için, akim hükmünden ayrılarak hevaya tâbî olmuş olduğunu söyledim.</p>
<p>Cimrilik bu dereceye vardığında ıslah edilmesi ve hevanın ondan uzaklaştırılması gerekir. [60] Bu, mevcut durumunu daha kötüye götürmeyen ve bundan sonra da istediği bir ma­la ulaşmasını zorlaştırmayan veya imkansız hale getirmeyen bir şey hakkında cimri olmaktır. Bununla birlikte, bunlardan biri veya her ikisi hakkında açık ve geçerli bir mazereti olan kişinin cimriliği ise, hevadan değil akıl ve düşünceden kay­naklanmaktadır. Dolayısıyla da bu şekildeki cimrilik, söz ko­nusu kişiden kaldırılmamak, aksine artırılmalı ve kuvvetlen- dirilmelidir. Yalnız her cimrinin bu delillerin ikinci grubuyla delil getirmesi doğru değildir. Cimriliği vasıtasıyla şu andaki konumundan daha yüksek ve daha önemli bir makama gele­ceğinden ümidini kesmiş olan kişi, -ömrünün sonuna gelmiş veya ulaşabileceği en üst noktaya ulaşmış olan kişi gibi- ke­sinlikle ikinci grupla delil getiremez.</p>
<p>Ebubekir er Razi,-Ruh Sağlığı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cimrilik-el-buhl-hakkinda/">Cimrilik (el-Buhl) Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cimrilik-el-buhl-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfkenin Ortadan Kaldırılması Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ofkenin-ortadan-kaldirilmasi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ofkenin-ortadan-kaldirilmasi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2015 23:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Öfkenin Ortadan Kaldırılması Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir er Razi]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir ve Buğz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öfke, eziyet verenden intikam almaları için hayvanlar­da yaratılmıştır. Bu anormal durum aşırı olur ve aklı ortadan kaldıracak derecede kendi sınırını aşarsa, kendisine kızılandan daha fazla kızan kişiye zarar ve elem verir. Bundan dolayı akıllı kimsenin sık sık, kızgınlığı kendi­sini hemen o anda ve daha sonra kötü bir duruma getiren ki­şinin halini hatırlaması ve kızdığında da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ofkenin-ortadan-kaldirilmasi-hakkinda/">Öfkenin Ortadan Kaldırılması Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-15.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9105" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-15.jpg" alt="Öfkenin Ortadan Kaldırılması Hakkında" width="378" height="190" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-15.jpg 316w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-15-300x151.jpg 300w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" /></a></p>
<p>Öfke, eziyet verenden intikam almaları için hayvanlar­da yaratılmıştır. Bu anormal durum aşırı olur ve aklı ortadan kaldıracak derecede kendi sınırını aşarsa, kendisine kızılandan daha fazla kızan kişiye zarar ve elem verir. Bundan dolayı akıllı kimsenin sık sık, kızgınlığı kendi­sini hemen o anda ve daha sonra kötü bir duruma getiren ki­şinin halini hatırlaması ve kızdığında da kendini onların kö­tü hallerinde tasavvur etmesi gerekir. Öfkelenen insanların çoğu kızdıklarında yumruk ve kafa atarlar. Bu şekilde de kız­dıkları kişiden ziyade kendilerine elem verirler. Ben başka bir kişinin çenesine yumruk atarak kendi parmaklarını kıran, ay­larca onları tedavi etmekle uğraşan ve yumruk attığı kişiye ise çok fazla elem vermeyen bir adam gördüm. Yine öfkele­nerek bağırıp çağıran ve hemen oracıkta kan tüküren başka bir adam gördüm. Bu durum, söz konusu kişinin ölümüne neden olan verem hastalığına yakalanmasına sebebiyet verdi.</p>
<p>Ayrıca bize, kızdıkları zaman eşlerine, çocuklarına ve kendi­leri için değerli olan kimselere elem veren; yaptıkları bu ha- reketten dolayı uzun süre pişman olan ve verdikleri zararı ömürlerinin sonuna kadar düzeltemeyen insanlarla ilgili haberler geldi. Galen annesinin kapı kilidini açarken zorlandı­ğında ağzıyla kilide saldırdığını ve onu ısırdığını ifade et­mektedir. Hayatıma yemin olsun ki, öfkelenerek düşünce gü­cünü kaybeden kimse ile deli arasında fazla bir fark yoktur.</p>
<p>Normal halinde bu durumları çok sık hatırlayan kişinin öfkelendiği zaman da söz konusu durumları hatırlaması da­ha kolay olur.  İnsanın, öfkelenen kişilerin bu durumda iken düşünce gücünü kaybettikleri için böyle kötü fiilleri yaptıklarını bilmesi ve kızdığı zaman düşünmeden eylemde bulunan hayvanlar gibi olmaması, başkasına zarar vermeyi düşünürken kendisine zarar vermemesi için düşünüp taşın­madan eylemde bulunmaması gerekir. Bütün bunlara ilave­ten, insan ceza verirken şu dört özellikten uzak olmalıdır: Ki­bir ve buğz (söz konusu kişiye karşı aşırı derecede kızgın ol­mak) ile bu ikisinin zıddı, yani aşırı tevazu ve ceza vereceği kişi ile arasında sevgi bağının olması. İlk ikisi cezanın suçun gerektirdiğinden daha fazla olmasına; son ikisi de daha az ol­masına neden olur. Eğer akıllı kimse, bu bilgileri aklında tu­tar ve hevasını da onlara tâbî kılarsa, o zaman öfkesi ve inti­kamı adalet ölçüsünde olur, bedenine ve nefsine hem bu dünyada hem de öteki alemde herhangi bir zarar gelmesin­den de emin olur</p>
<p>Ebubekir er Razi &#8211; Ruh Sağlığı</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ofkenin-ortadan-kaldirilmasi-hakkinda/">Öfkenin Ortadan Kaldırılması Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ofkenin-ortadan-kaldirilmasi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendini Beğenme (el-Ucb) Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kendini-begenme-el-ucb-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kendini-begenme-el-ucb-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2015 22:57:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir er Razi]]></category>
		<category><![CDATA[Kendini Beğenme (el-Ucb) Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Ucb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her insan, başka herşeyden daha çok, kendisini sevdiği için; sahip olduğu kötü özellikleri olduğundan daha küçük, iyi özellikleri de daha büyük görür. Di­ğer taraftan başka insanlardaki iyi ve kötü özellikleri -sevgi ve nefretten uzak olduğu için- gerçekte oldukları gibi değer­lendirir. Çünkü bu durumda söz konusu kişinin aklı saf olup heva tarafından kaplanmamış ve etkilenmemiştir. Bundan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kendini-begenme-el-ucb-hakkinda/">Kendini Beğenme (el-Ucb) Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/2mwug3l.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9102" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/2mwug3l.png" alt="Kendini Beğenme (el-Ucb) Hakkında" width="430" height="322" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/2mwug3l.png 430w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/2mwug3l-360x270.png 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/2mwug3l-300x225.png 300w" sizes="(max-width: 430px) 100vw, 430px" /></a></p>
<p>Her insan, başka herşeyden daha çok, kendisini sevdiği için; sahip olduğu kötü özellikleri olduğundan daha küçük, iyi özellikleri de daha büyük görür. Di­ğer taraftan başka insanlardaki iyi ve kötü özellikleri -sevgi ve nefretten uzak olduğu için- gerçekte oldukları gibi değer­lendirir. Çünkü bu durumda söz konusu kişinin aklı saf olup heva tarafından kaplanmamış ve etkilenmemiştir. Bundan dolayı insan, kendisinin sahip olduğu herhangi bir fazileti -bu en küçük fazilet bile olsa fark etmez- çok büyük bir fazi­let olarak görür ve ondan dolayı hak ettiğinin üstünde övül­mek ister. Bu düşünme tarzı kişide yerleştiğinde, özellik­le de istediği şekilde kendisini övmek ve takdir etmek sure­tiyle bu konuda kendisine yardım eden bir kavim bulundu­ğunda, kendini beğenmişlik hali meydana gelir.</p>
<p>Kendini beğenmişliğin musibetlerinden biri, meydana geldiği işte eksikliğe neden olmasıdır. Çünkü her hangi bir konuda kendini beğenen insan, kendini beğendiği konuda gelişmeyi, daha iyi olmayı ve başkalarını örnek almayı iste­mez. Örneğin, sahip olduğu at konusunda kendini beğenen kimse, atını ondan daha hızlı olan bir atla değiştirmek istemez. Çünkü bu kişi atından daha hızlı bir atın olabileceğini düşünmez. Aynı şekilde yaptıkları konusunda kendini be­ğenen kişi de, hareketlerini düzeltmeye çalışmaz. Zira o, iş­lerinde düzeltilmesi gereken herhangi bir noktanın olduğu kanaatinde değildir. Herhangi bir konuda daha iyisini arzu­lamayan kimse de, zorunlu olarak o konuda noksan olur, ra­kiplerinden ve benzerlerinden geride kalır. Çünkü rakipleri ve benzerleri, kendilerini beğenen kimseler olmadıkları için, kendilerini geliştirmeye devam ederler. Bu yüzden de ken­dini beğenmiş olan kimse onların arkasında kalırken, onlar kendini beğenmişi geçerek söz konusu işte daha iyi olmaya ve yükselmeye devam ederler.</p>
<p>Kendini beğenmişliği ortadan kaldırmanın yollarından bi­ri, insanın, kendi hatalarını nasıl bileceği konusunu tartışır-ken söylediğimiz gibi, kendisinin sahip olduğu iyilik ve kötü­lüklerin değerlendirilmesini başkasına bırakmasıdır. Kendini beğenmişliği ortadan kaldırmanın bir diğer yolu da, insanın kendisini adî, değersiz ve kendini beğendiği konuda çok fazla nasibi olmayan, ya da sakinleri bu halde olan bir yerde yaşayan insanlarla mukayese etmemesi ve onları nazarı itibara almamasıdır. Bu iki şeyden birisi ile kendini beğenmişlik­ten kurtulan kimse, her gün kendisini beğenmiş olmaktan zi­yade kendisine gerçek değerinin altında değer biçmesine ne­den olacak şeyler görür. Kısaca o, ne kendisine denk olanla­rın başkalarının nazarındaki mertebelerini geçecek şekilde kendini büyütmeli, ne de kendisini onlardan, ya da kendisi­nin ve kendisi gibi olanların başkalarının nazarındaki yerin­den daha aşağı dereceye düşürecek şekilde küçümsemelidir.</p>
<p>Eğer böyle yapar ve kendisini ona karşı kuvvetlendirirse, o zaman kendini beğenmişlik ile kötülüğün adîliğinden uzak olur. İnsanlar da onu kendisinin gerçek değerini bilen birisi olarak isimlendirir.</p>
<p>Ebubekir er Razi &#8211; Ruh Sağlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kendini-begenme-el-ucb-hakkinda/">Kendini Beğenme (el-Ucb) Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kendini-begenme-el-ucb-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk, Ünsiyet ve Haz Hakkında Bir Özet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ask-unsiyet-ve-haz-hakkinda-bir-ozet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ask-unsiyet-ve-haz-hakkinda-bir-ozet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2015 22:53:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Ünsiyet ve Haz Hakkında Bir Özet]]></category>
		<category><![CDATA[Şehvani Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir er Razi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9098</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahsedilen büyük ideal sahibi ve üstün nefisli insanlar bu beladan (şehvanî aşk) tabiatları ve huyları vasıta­sıyla kurtulurlar.  Çünkü onlar için adî, alçak ve sefil olmaktan, istek ve ihtiyacı açıkça belirtmekten, haksızlı­ğa ve kibre tahammül etmekten daha fazla elem veren hiçbir şey yoktur. Sonra onlar, aşıkların bu konularda katlanmak zorunda kaldıkları ıstırapları düşündüklerinde, sevmekten kaçınırlar, sabrederler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ask-unsiyet-ve-haz-hakkinda-bir-ozet/">Aşk, Ünsiyet ve Haz Hakkında Bir Özet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir10.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9099" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir10.jpg" alt="Aşk, Ünsiyet ve Haz Hakkında Bir Özet" width="349" height="230" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir10.jpg 276w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir10-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 349px) 100vw, 349px" /></a></p>
<p>Bahsedilen büyük ideal sahibi ve üstün nefisli insanlar bu beladan (şehvanî aşk) tabiatları ve huyları vasıta­sıyla kurtulurlar.  Çünkü onlar için adî, alçak ve sefil olmaktan, istek ve ihtiyacı açıkça belirtmekten, haksızlı­ğa ve kibre tahammül etmekten daha fazla elem veren hiçbir şey yoktur. Sonra onlar, aşıkların bu konularda katlanmak zorunda kaldıkları ıstırapları düşündüklerinde, sevmekten kaçınırlar, sabrederler ve müptela olmuş bile olsalar, hevalarını şehvanî aşktan uzak tutarlar. Dinî ve dünyevî işlere dal­mış olan kimselerin durumu da böyledir. Fakat hünsalar, flört edenler, boşta gezenler, şımarıklar ve sadece şehevî ar­zularını tercih edenler, onlardan başkasıyla ilgilenmeyenler, dünyevî tatmin isteyenler, dünyadaki hazzı kaybettiklerinde veya bir kısmını elde edemediklerinde üzülenler hemen he­men hiç bu beladan kurtulamazlar.</p>
<p>Şimdi, bu kitabımızın amacına uygun olduğu kadarıyla, herhangi bir kişinin bu tür eğilimlere karşı nasıl uyanık olacağından ve nasıl onların aldatmasının farkına varacağından bahsedelim. Ancak öncelikle, bu kitabın hem daha önce geç­miş, hem de daha sonra gelecek olan amacına ulaşmasına yar­dımcı olacak bir bölümü -haz tartışmasını- sunacağız.</p>
<p>Biz hazzın, eziyet verenin kendi tabiî durumundan çıkar­dığı bir şeyi tekrar önceki haline iade etmesinden başka bir şey olmadığını söylüyoruz. Bu aynen, gölgeli, rahat bir yer­den çöl güneşine çıkan, sonra sıcaktan etkileninceye kadar güneşin altında kalan ve güneşten etkilenince de tekrar ilk yerine geri dönen adamın durumu gibidir.  Bu kişi, bede­ni ilk haline yani tabiî haline dönünceye kadar bu mekanda haz hissetmeye devam eder. Sonra bedenin tabiî haline (ilk hale) dönmesiyle birlikte de bu haz duygusunu kaybeder, in­sanın gölgede elde ettiği hazzın şiddeti, güneşin altında his­settiği sıcaklığın şiddeti ile gölgeli yerdeki serinlemesinin hı­zı derecesinde olur. Bundan dolayı tabiat filozofları hazzı ta­biî hale dönme olarak tanımlamışlardır.</p>
<p>Bazen elem ve tabiî halden ayrılış uzun bir zaman dilimin­de ve yavaş yavaş, tabiî hale dönüş de kısa bir zaman dili­minde birden olur. Bu şartlar altmda biz elem hissetmeyiz. Halbuki tabiî hale dönmekle elde edilen hissin şiddeti artar. Bu durumu haz diye isimlendiririz. Haz konusunda bilgisi olmayan kişi, hazzm, öncesinde bir elem olmaksızın meyda­na geldiğini ve elemden tamamen arınmış, saf ve tek bir feno­men olduğunu zanneder. Gerçekte durum böyle değildir. Aksine haz, kendinden önce olan tabiî halden çıkmaktan do­layı meydana gelen elem miktarınca olur.</p>
<p>Muhakkak ki insan yemeden ve içmeden açlığı ve susuzluğu oranında haz alır. Acıkmış ve susamış olan bir kişi ilk haline, yani acıkma­dan ve susamadan önceki durumuna geri döndüğünde, bu kişi için, biraz önce yeme ve içmekten daha fazla haz verici ve daha sevimli bir şey olmamasına rağmen, şimdi ise, ken­disini yemeye ve içmeye zorlayandan daha şiddetli azap yoktur. Diğer hazlar için de durum aynıdır. Bu tanımlama evrensel olup bütün hazları kapsayıcıdır. Bununla beraber biz, hazzı daha açık ve anlaşılır yapmak için bundan daha uzun, daha detaylı ve daha ayrıntılı bir tartışmaya ihtiyaç du­yarız. Gerçekte biz bu konuyu &#8220;fî Maiyyeti&#8217;l-Lezze&#8221; isimli eserimizde açıkladık. Bundan dolayı burada zikrettiklerimiz şu anda ihtiyaç duyduğumuz için yeterlidir.</p>
<p>Hazza meyleden ve körü körüne onun peşinden giden in­sanların çoğu, hazzın mahiyetini, yani hangi aşamaları izle­yerek meydana geldiğini bilmezler ve onun ancak ikinci hali­ni, yani elem veren fiilin bittiği anın başlangıcından ilk hale dönmenin tamamlandığı ana kadar olan halini tasavvur ederler. Bundan dolayı da hazzı severler ve her halükarda ondan ayrı olmamayı isterler. Bunun mümkün olmadığını ise bilmezler. Çünkü haz, kendisinden önce ilk hal olmaksızın bilinemeyen ve var olmayan bir şeydir.</p>
<p>Aşıklar ile otorite, yöneticilik ve insanların sadece onu el­de etmeyi istemelerini, onsuz hayatı değersiz bulmalarım sağlamak için insanlara baskı kurma imkanı elde ettikleri diğer aşırı şeylere tutkun olanlar gibi herhangi bir şeye düş­kün olanlar için, istediklerine ulaştıklarında elde etmeyi ta­savvur ettikleri haz gerçekte olduğundan çok büyük ve bü­tün hesapların Ötesinde gözükür. Bu, onların istediklerine ulaşmak için geçmeleri gereken bir yol olan ilk haldeki du­rumlarını düşünmeksizin sadece kendileri için çok önemli ve kıymetli olan isteklerini elde etmiş olmayı tasavvur etme­lerinden dolayıdır. Eğer onlar bu yolun zorluğunu, sertliği­ni, tehlikelerini, tuzaklarını düşünselerdi, katlanmak zorun­da kalacakları sıkıntı ve zorluk açısından, şu anda onlara tatlı olarak görünenler acı, küçük olarak görünenler de bü­yük görünecekti.</p>
<p>Hazzm mahiyetinin bir özetini verdikten ve hazzı sadece elem ve ezadan uzak olma olarak tasavvur edenlerin hatalarının nereden kaynaklandığın açıkladıktan sonra, şimdi biz tartışmamıza geri döneceğiz ve bu eğilime, yani şehvanî aşka ve onun kötü özelliklerine dikkat çekeceğiz.</p>
<p>Aşıklar, kendi kendilerini kontrol edememeleri, hevaları- na engel olamamaları ve şehvetlere boyun eğmelerinden do­layı hayvanların sınırlarını bile geçerler. Çünkü onlar, gerçek insan olan nefsi natıka nazarında bütün şehvetlerin en çirki­ni ve en kötüsü olan şehveti, yani cinsel birleşme hazzını, tat­min edilmesi mümkün olan herhangi bir yerde tatmin etme­yi istemezler. Aksine onu, bir şehvetin üzerine başka bir şeh­vet ilave edecekleri, hevalarına tekrar tekrar itaat edecekleri, boyun eğecekleri ve bir köleliğe diğerini ekleyecekleri bir yerde tatmin etmeyi isterler. Hayvanlar bile bu konuda bu derece ileri gitmezler. Zira hayvanlar ancak, kendi tabiatları­nın onları bu yöne sevk eden ıstırap ve elem duygusundan kurtulmak için muhtaç oldukları oranda ondan nasiplenirler.</p>
<p>Sonra hayvanlar tam bir rahata ulaşırlar. Hayvanların içgü­düye (tabiata) boyun eğme dereceleriyle kendilerini sınırla­mayanlar ve en gizli şehveti hesaplamak ve en son kemal de­recesinde ondan zevk almak için Allah&#8217;ın kendisiyle onları hayvanlara üstün kıldığı, hevanın kötü yönlerini görsünler ve bundan dolayı da onu engellesinler diye onlara verdiği akıldan yardım isteyenler, asla hedeflerine ulaşamazlar ve ra­hata da eremezler. Onlar, kendilerini şehvete sevk eden dür­tülerin çok olmasından dolayı elem duymaya ve hedeflerinin çoğunu gerçekleştiremediklerinden dolayı da kederlenmeye devam ederler. Ayrıca onlar, elde ettiklerinden ve ulaştıkla­rından dolayı asla gerçekten memnun ve mutlu değillerdir. Çünkü her zaman onlar, elde etmiş oldukları şehvetten vaz­geçerler ve sonsuz olan daha yüksek şehvetleri elde etmeyi isterler.</p>
<p>Buna ilaveten aşıklar, hevaya itaat etmeleri, hazzı tercih etmeleri ve onu aşırı derecede arzulamalarından dolayı, se­vineceklerini düşündükleri yerde hüzünlenirler ve haz elde edeceklerini umdukları yerde de elem elde ederler. Bu, onla­rın herhangi bir endişe ve kaygı tarafından etkilenmeksizin hiçbir hazzı elde edememeleri ve ona ulaşamamalarından dolayıdır. Bu durumda belki de onlar, istediklerini elde et­meksizin sürekli bir acı ve ıstırap içinde kalırlar. Onların ço­ğu uzun süren uykusuzluk, endişe ve iyi beslenememekten dolayı deli durumuna, vesveseye düşerler, zayıflarlar, kuru­yup solarlar.</p>
<p>Haz, kendisinin çok kötü, iğrenç ve berbat tu­zağına düşenleri sonuçta ıstıraba ve mahvolmaya götürür. Onlardan, şehvanî aşka sahip olarak ve onu kontrol ederek aşk hazzını tam anlamıyla elde ettiklerini zannedenler ise, açık bir hata içindedirler. Çünkü elde edilen haz, bu hazza neden olanın verdiği ıstırap ve elem oranında olur. Bir kişi ondan az bir şey elde ederse onun içindeki teşvik edici kuv­vet hafifler, sakinleşir ve hızlıca sükuna erer. Her var olana sahip olunduğunu ve her yasaklananın da istenildiğini söy­lemek doğrudur.</p>
<p>Buna ilaveten, arkadaşları ve aşıkları ayıran dünyevî ili­nek ve olaylardan emin olunsa bile, ölüm nedeniyle sevgili­den ayrılmak kaçınılmaz bir şeydir. Bu acıyı içe çekmekten ve bu acüığı tatmaktan başka bir yol olmadığına göre, söz ko­nusu acıyı öne alarak bir an önce ondan rahatlamak erteleye­rek olmasını beklemekten daha iyidir. Çünkü insan, olması zorunlu olan herhangi bir şey öne alındığında, ertelendiği za­man esnasında meydana gelecek olan ondan korkma yükün­den de kurtulmuş olur. Yine aynı şekilde, sevgi nefse yerleş­meden ve hakim olmadan önce nefsi sevgilisinden menet­mek, alıkoymak daha kolay ve daha basittir. Ünsiyet, ya­ni sevginin sıcaklığı şehvanî aşka yerleşince onu sona erdir­mek ve ondan kurtulmak zor olur. Çünkü ünsiyetin musibe­ti şehvanî aşkın musibetinden başka bir şey değildir. Gerçek­te bir kişi, ünsiyetin şehvanî aşktan daha kuvvetli olduğunu ve daha zor oluştuğunu söylese hata etmiş olmaz.</p>
<p>Şehvanî aşk süresi kısa olduğunda ve sevgiliyle karşılaş­ma da az olduğunda, şehvanî aşkın ünsiyetle karışmamış ve onunla kuvvetlenmemiş olması muhtemeldir. Bu konuda ak­im vermesi gereken hüküm, nefsi şehvanî aşka düşmeden önce ona düşmekten alıkoymak ve düştükten sonra da şehva­nî aşk nefiste iyice yerleşmeden önce nefsi ondan ayırmak için çalışmaktır. Bu, Platon&#8217;un bir cariyenin aşkından perişan olmuş ve kendi ders halkasından ayrılmış olan öğrencisine karşı delil olarak getirdiği bir argümandır. Platon söz konusu öğrencinin araştırılmasını ve geri getirilmesini emreder.</p>
<p>Öğ­renci huzuruna geldiğinde Platon ona, &#8220;Ey falan, bir gün bu sevgilinden ayrılmak zorunda kalacağından şüphe duyuyor mu­sun?&#8221; dedi. Genç adam, &#8220;ben bu konuda şüphe duymuyorum&#8221; dedi. Bunun üzerine Platon, &#8220;O gün geldiğinde mutlaka tadaca­ğın acıyı bu gün tat ve böylece gelmesi kaçınılmaz olan bir hali bek­lemekten dolayı meydana gelecek olan acı ile şehvanî aşkın yerleş­mesinden ve ünsiyet ile kuvvetlenmesinden sonra ortaya çıkacak olan tedavi etme zorluğunu ortadan kaldır.&#8221; der.</p>
<p>Öğrencinin Platon&#8217;a şöyle cevap verdiği söyleniyor: &#8220;Ey hikmetli kişi, söyledi­ğin doğrudur. Fakat gün geçtikçe ben onu beklemenin daha eğlen­celi ve rahat olacağını, buna dayanmanın, tahammül etmenin de be­nim için daha kolay olacağını düşünüyorum.&#8221;. Bunun üzerine Platon ona şöyle dedi: &#8220;Sen zamanın teselli vesilesi olacağından nasıl emin olabilirsin ve ünsiyetin ona karışmasından korkmazsın? Sevgin tam olarak yerleştikten sonra ve teselli olmadan önce ayrılı­ğın sana gelmeyeceğinden niçin bu kadar eminsin? O durumda ele­min artacak ve acın iki katına çıkacak.&#8221;</p>
<p>Bu gencin o anda Pla­ton&#8217;un önünde yere kapanarak ona teşekkür ve dua ettiği, onu övdüğü, o andaki durumundan daha önceki durumuna dönmediği, bu konuda üzüntü ve hasret göstermediği ve bundan sonra da ara vermeksizin Platon&#8217;un derslerine gidip gelmeye devam ettiği söylenmektedir. Ayrıca bu karşı­lıklı konuşma bittikten sonra Platon&#8217;un diğer öğrencilerine dönerek onları, bu genci kendi haline bırakmalarından ve onun şehevî nefsini ıslah etmeden, bastırmadan ve nefsi natı­kaya boyun eğdirmeden önce bütün enerjisini felsefenin di­ğer branşlarına yöneltmesine müsaade etmelerinden dolayı azarladığı ve kınadığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Ebubekir Er Razi-Ruh Sağlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ask-unsiyet-ve-haz-hakkinda-bir-ozet/">Aşk, Ünsiyet ve Haz Hakkında Bir Özet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ask-unsiyet-ve-haz-hakkinda-bir-ozet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Kendi Hatalarını Bilmesi Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insanin-kendi-hatalarini-bilmesi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insanin-kendi-hatalarini-bilmesi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2015 22:48:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Kendi Hatalarını Bilmesi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir er Razi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9095</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Her birimizin, kendisini kendi dışındaki herşeyden daha çok sevmesinden, yaptıklarını onaylamasın­dan ve iyi kabul etmesinden dolayı hevasına engel olması ve ahlâkına, hayat şekline sırf akıl nazarından bakma­sı mümkün değildir. Bunun sonucunda da insan, neredeyse kendisindeki hataları ve kötü huyları ayırt edemez duruma gelir. Bunları ayırt edip bilemeyince de onlardan kurtulamaz. Çünkü onları kötü görme [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanin-kendi-hatalarini-bilmesi-hakkinda/">İnsanın Kendi Hatalarını Bilmesi Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Kendimizi-Bilmek-300x198.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9096" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Kendimizi-Bilmek-300x198.jpg" alt="İnsanın Kendi Hatalarını Bilmesi Hakkında" width="347" height="229" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Kendimizi-Bilmek-300x198.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Kendimizi-Bilmek-300x198-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Kendimizi-Bilmek-300x198-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" /></a>Her birimizin, kendisini kendi dışındaki herşeyden daha çok sevmesinden, yaptıklarını onaylamasın­dan ve iyi kabul etmesinden dolayı hevasına engel olması ve ahlâkına, hayat şekline sırf akıl nazarından bakma­sı mümkün değildir. Bunun sonucunda da insan, neredeyse kendisindeki hataları ve kötü huyları ayırt edemez duruma gelir. Bunları ayırt edip bilemeyince de onlardan kurtulamaz. Çünkü onları kötü görme ve onlardan kurtulmaya çalışma ihtiyacı hissetmez.</p>
<p>Bu yüzden insanın bu konularda kendisiyle çok fazla be­raber olduğu yakm ve sadık bir arkadaşma güvenmesi; on­dan kendisinde gördüğü bütün kötü davranışları haber ver­mesini istemesi; bunun, kendisinin en çok sevdiği ve istediği şey olduğunu söylemesi ve bunu yaptığı takdirde ona son derece müteşekkir olacağmı ifade etmesi gerekir. Yine ondan, bu konuda çekingen olmamasını, gerçeği söylemekten geri durmamasmı, yağcılık yapmamasmı istemesi ve bu hususta herhangi bir şeyi söylemeksizin geçtiğinde veya haber verme noktasında yavaş hareket ettiğinde, kendisini aldatmış ve ona zarar vermiş olacağını, bu durumda da kendisinin kına­masını hak etmiş olacağım bildirmesi gerekir.</p>
<p>insan, denetleyicisi kendisinde gördüklerini ona haber vermeye ve bildirmeye başladığında üzülmemeli ve aşağı­lık kompleksine de kapılmamalı, aksine duyduklarından dolayı mutlu, duymadıklarını duyma noktasında da istekli olmalıdır. Eğer o, denetleyicinin kendisinden utandığı için bazı şeyleri gizlediğini veya hoşnutsuzluğunu ifade eder­ken çok ılımlı, yumuşak olduğunu, çirkinliğinden dolayı sözü kısalttığını veya güzelleştirdiğini fark ederse, o zaman bu hareketinden dolayı denetleyiciyi kınamalı ve bu durum karşısında üzüldüğünü ifade etmelidir. Ona, bundan hoş­lanmadığını ve kendisinde gördüklerini oldukları gibi açık­ça yüzüne söylemesini istediğini söylemelidir.  Eğer di­ğer taraftan kişi, denetleyicinin kendisinde gördükleri kötü özelliklerden dolayı onu çok fazla ayıpladığını ve bu konu­da aşırıya kaçtığını fark ederse, o zaman da bu hareketin­den dolayı ona kızmamalı, aksine onu takdir etmeli ve on­da gördüğü bu durumdan dolayı ona karşı güler yüz ve memnuniyet göstermelidir.</p>
<p>Bununla birlikte, zaman zaman insanın denetleyicisinden olan bu isteğini yenilemesi gerekir. Çünkü kötü huylar ve ah­lâklar yok edildikten sonra tekrar ortaya çıkarlar. Ayrıca kişi­nin, komşularının, mesai arkadaşlarının ve dostlarmm kendi­si hakkında ne söylediklerini; kendisini hangi konuda övdük­lerini ve yerdiklerini de araştırması gerekir.</p>
<p>Bu konularda böyle bir metot takip eden kişiye, çok gizli ve çok az bile olsalar, hatalarmm hiç biri gizli kalmaz. Eğer o, hatalarını ve kötülüklerini açıklamaktan zevk alan bir düş­mana veya hasıma rast gelirse, o zaman kendisindeki kötü davranışları bilmek için beklemek zorunda kalmaz. Aksine eğer kendisine saygısı olan ve faziletli, iyi bir insan olmayı is­teyen bir kişiyse, erkenden onlardan kurtulmaya zorlanacak­tır. Galen bıi konuda Düşmanlarından Faydalanan îyi İnsanlar Hakkında (fî Enne&#8217;l-Ahyâre Yentefi&#8217;ûne bi A&#8217;dâihim) isimli bir eser yazdı. Galen bu eserde bir düşmana sahip olmaktan do­layı elde etmiş olduğu faydalardan bahsetmektedir.</p>
<p>Ebubekir er Razi &#8211; Ruh Sağlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanin-kendi-hatalarini-bilmesi-hakkinda/">İnsanın Kendi Hatalarını Bilmesi Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insanin-kendi-hatalarini-bilmesi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
