<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ehl-i Beyt Meseleleri | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/islam/ehl-i-beyt-meseleleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jun 2017 13:46:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ehl-i Beyt Meseleleri | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hazreti Muaviye hakkındaki bazı suallerin cevapları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hazreti-muaviye-hakkindaki-bazi-suallerin-cevaplari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hazreti-muaviye-hakkindaki-bazi-suallerin-cevaplari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Sep 2016 10:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehl-i Beyt Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Nasuhi Bilmen]]></category>
		<category><![CDATA[Cemel Vakası]]></category>
		<category><![CDATA[Cemel ve Sıffin Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Muaviye hakkındaki bazı suallerin cevapları]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye Hz.Ali'ye lanette bulunmuş mu?]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Yezid'in Veliahdı]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Sıffîn Vakası]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12874</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230;&#8230;. (6)    Soru: Muaviye ashabı Kiramın şahadetleri ve kitapların beyanatı veçhile Kur&#8217;anı mübînin ve Resuli A&#8217;zamın emirlerini ayak altına alarak İmamülmüslimine bagy ve isyan edip müslümanlar arasında ilk defa fitne ve fesat sokarak iki yüz küsur bin mü&#8217;minin kanlarının dökülmesine ve İmamül&#8217; müslimînin şehadetine sebep olmuş değil midir?.  Cevap: Bu sual de tahlile, tashihe muhtaçtır.;. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hazreti-muaviye-hakkindaki-bazi-suallerin-cevaplari/">Hazreti Muaviye hakkındaki bazı suallerin cevapları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span style="color: #000080;"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/hazreti-muaviye-hakkindaki-bazi-suallerin-cevaplari/652_320_a60f825d/" rel="attachment wp-att-12875"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12875" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/652_320_a60f825d.jpg" alt="Hazreti Muaviye hakkındaki bazı suallerin cevapları" width="498" height="267" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/652_320_a60f825d.jpg 560w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/652_320_a60f825d-300x161.jpg 300w" sizes="(max-width: 498px) 100vw, 498px" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong>&#8230;&#8230;.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000080;"><strong>(6)    Soru:</strong></span><br />
<span style="color: #000080;"> <strong>Muaviye ashabı Kiramın şahadetleri ve kitapların beyanatı veçhile Kur&#8217;anı mübînin ve Resuli A&#8217;zamın emirlerini ayak altına alarak İmamülmüslimine bagy ve isyan edip müslümanlar arasında ilk defa fitne ve fesat sokarak iki yüz küsur bin mü&#8217;minin kanlarının dökülmesine ve İmamül&#8217; müslimînin şehadetine sebep olmuş değil midir?. </strong></span></p>
<p><span style="color: #000080;"> <strong>Cevap:</strong></span></p>
<p>Bu sual de tahlile, tashihe muhtaçtır.;.</p>
<p>&#8220;Şöyle ki: Hazreti Muaviye, Kur&#8217;anı mübînin ve Resuli Ekrem&#8217;in emirlerine her veçhile itaati bir vecîbe bilen yüksek bir müslümandır, o bunlara amden muhalefet etmiş olamaz. Fakat masum olmadığı için bu hususta bazı yanlış hareketleri görülmüş olabilir. Ümmeti merhume arasında Kur&#8217;anı Kerimin ve Hazreti Peygamberin emirlerine hakkiyle riayet edip kendisinden asla hatâ, muhalef et sudur etmemiş kaç zat gösterilebilir. Ancak Allah Taalâ gafurdur, rahimdir, kullarını hemen hatâ ve muhalefetlerinden dolayı ubûdiyyeti şerefinden mahrum, islâmiyet sahasından tard etmez. Elverir ki yapılan hatâ ve muhalefet bir küfr-ü şirkten ibaret bulunmasın.</p>
<p><strong>*</strong> Hazreti Muaviyeye gelince bütün ehli sünnet uleması müttefiktirler ki, onun Hazreti Aliye karşı muhalefeti bir ictihad neticesi idi. Şöyle ki; Amca zadelerinden olan Hazreti Osman mazlûmen şehid edilmişti. Katilleri meydanda dolaşıp duruyorlardı, Hazreti Osmanın evlâdı, babalarının katilleri hakkında kısas icrasını istedikleri halde bu hükmi şer&#8217;î yerine getirilmemişti. Bunu yerine getirecek olan da — Emirülmü&#8217;minin olması cihetiyle — Hazreti Ali idi. Artık bu hususta Hazreti Osmanın evlâdına müslümanların ve bilhassa kendi amca zadelerinin müzahareti bir vazife teşkil ediyordu, aksi takdirde bir emri dinînin ayaklar altına alınmış olacağı zannedilmişti.</p>
<p>Bunun içindir ki Ümmül’mü&#8217;mînin Hazreti Aişe ile aşerei mübeş-şereden Hazreti Zübeyr ve Talha da bu emrin temini icrası için muhalefete geçmişlerdi. Deniliyordu ki: «îmam Ali &#8220;(Kerrem-allâhü veçhen), eğer imameti kübra makamını ihraz etmiş ise kuvvet ve satvet sahibi olacağından bu kısası icra etmelidir. Ve eğer bunu icraya muktedir değilse demek ki henüz îmamül&#8217;müslimîyn değildir, şayet bu kısası kasden tatbik etmiyorsa Hak Taalâya asi olmuş olacağından biz kendisine nasıl tâbi&#8217; olabiliriz?. Allhu Taalâya ma&#8217;siyyeti icap eden hususta mahlûka itaat caiz değildir.»</p>
<p><strong>  لاطاعة المخلوق عند معصية الخالق </strong>İşte Hazreti Muaviye de bunları nazara alıyor, bey&#8217;attan kaçınıyor, bir hakkı şer&#8217;înin bir an evvel yerine getirilmesini istiyordu. Biz bu hususa dâir evvelce de biraz izahat vermiş bulunuyoruz.</p>
<p>Filvaki Hazreti Ali haklı idi, içtihadında — Allahü a&#8217;lem — musîb idi, fakat hazreti. Muaviyenin içtihadı da hatâ olsa bile hakkında Afvi ilâhînin tecellisine ve belki de bu yüzden me&#8217;cur olmasına kâfi idi.</p>
<p>Binaenaleyh Kur&#8217;anı Azîmin ve Peygamberi Zîşanın emirlerine karşı Hazreti Muaviyenin riayetsizlikte bulunmuş olduğu iddia edilemez.</p>
<p><strong>*</strong> Hazreti Muaviyenin bağy-ü isyanına gelince buna dâir ileride izahat vereceğiz. Ancak burada şunu arzedelim ki: Buğy denilen hareket, bir içtihada, bir te&#8217;vile müstenit, veliyyülemrin gayrimeşrû zannedilen bir muamelesine karşı isyandan ibaret olduğu cihetle her halde mezmum bir hareket sayılmaz ve sahibi Ehli sünnetin Cumhuruna göre tefsîk edilmez. Kütübi fıkhiyemizde mufassalan yazıldığı üzere bağilerin haklarında da tamamen islâm hükümleri câri olur.</p>
<p><strong>*</strong> Sonra müslümanların arasındaki ilk fitneye gelince bunu Hazreti Muaviyeye isnat etmek, tarihe karşı bir bühtandır. Malûmdur ki, müslümanlıkta ilk fitne, Hazreti Osmanın şahadetini intaç eden ve ondan sonraki fitneleri doğuran, Mısırlı, Basralı, Kûfeli ihtilâlcilerin vücude getirmiş oldukları fitnei azî-medir.</p>
<p>Hazreti Alinin şahadetine sebep olan Hazreti Muaviye değildir. Belki İmam Alinin ordusundan ayrılmış, kendisine cephe almış ve hattâ Hazreti Aliyi de, Hazreti Muaviyeyi de tekfire cür&#8217;et göstermiş olan haricîlerdir.</p>
<p>Cemel vak&#8217;asının da Siffiyn vak&#8217;asından evvel vücude gelmiş olduğunu unutmamalıdır.</p>
<p><strong>*</strong> Tathirülcenanda deniliyor ki: «İmam Ali&#8217;ye karşı muhalefete başlamak hâdisesini yalnız Hazreti Muaviye&#8217;ye tahsis etmek, hoş görülmiyecek bir tahakkümdür. Bu hususta kendisine ecillei sahabeden ve tabiînden nice zatlar da muvafakatta bulunmuşlardır. Bilhassa mertebeleri Hazreti Muaviye&#8217;den daha yüce olan Hazreti Aişe, Hazreti Zübeyr, Hazreti Talha ve kendileriyle beraber olan sair bir kısım sahabei güzîn, İmam Ali ile mukateleye, Hazreti Muaviye&#8217;den evvel başlamışlardı. Bunların bu husustaki te&#8217;villeri, Hazreti Osman&#8217;ın katillerini vârislerinin kısasen kati ettirmelerine İmam Ali&#8217;nin mani olmuş olması idi. İşte Hazreti Muaviye&#8217;nin te&#8217;vili de bundan ibaretti. Nasıl ki o ecillei sahabe, bu te&#8217;vil ile mukateleyi mubah görmüşlerdi, Hazreti Muaviye&#8217;de bu te&#8217;vil ile bunu mubah itikad etmişti.»</p>
<p>«Bu zatlar, İmam Ali ile böyle mukateleyi mubah gördükleri halde Hazreti İmam, bunların bu butlanı kat&#8217;î olmayan te&#8217;villerine bakarak: (اخواننا بغوا علينا = Kardeşlerimiz bize karşı serkeşlik ettiler) diyerek kendilerini ma&#8217;zur görmüştü. Muhaddis ibni Ebi Şeybe bunu aenediyle rivayet etmiştir.» [Tathirülcenan, s: 75.] demek ki mukatele, şer&#8217;i müevvel üzerine vuku&#8217; bulmuştu.</p>
<p>Siffiyn vak&#8217;ası hakkında islâm âlimlerinin kanaatlarına burada biraz işaret edeceğiz.</p>
<p>Şöyle ki<strong>:</strong> Bazı zevata göre Siffiyn harbini vücuda getiren her iki taraf da müctehid, müteevvil olduğundan musîb idi. Çünkü bir çok usuliyyûne göre her müctehid, kendi içtihadını sarf ettiği için musîb sayılır. Kelâm, hadis fıkıh ulemasından bir çoklarının kanaatları böyledir. Eş&#8217;a-rîlerin ekserisi ve Hanefî, Şafiî fukahasnın bir çokları buna kaildir. Bazı zatlara göre de bu iki taraftan lâaletta&#8217;yin biri musîb idi. Kerremiyyeden bir taife buna kaildir.</p>
<p>Bir çok zevata göre de bu vak&#8217;ada Hazreti Ali musîb, Hazreti Muaviye ise bir müctehidi muhtî idi. Mezahibi erba&#8217;a ulemasından bir çokları buna kaildir, .bir kısım zatlar da demişlerdir ki: Evlâ olan, bu kıtale meydan verilmemekdi.</p>
<p>Çünkü bu bir fitne kıtali idi, Vâcib veya Mustahab bir kıtal değildi. Bunu terk etmek, iki taraf için de hayırlı idi. Şu kadar var ki, bu hususta İmam Ali, Hazreti Muaviye&#8217;den hakka daha yakındır. İmam Ahmed&#8217;in, ekseri ehli hadîsin, bir çok fukahanın ve ekâbiri sahabe ile tabiînin kavilleri de böyledir. Bunun içindir ki, ekâbiri islâmdan bir çokları bu harplere iştirak etmemişlerdir. Hattâ Imran ibni Huseyn (Radıyallâhü anh) bu iki fırkaya silâh satılmasını nehyeder, «Bu fitne zamanında silâh satmaktır» derdi. Sahabei kiramdan Üsamet ibni Zeyd, Muhammed ibni Mesleme, Sa&#8217;d ibni ebi Vakas gibi zatlar bu kanaatta idiler.</p>
<p>Binaenaleyh ehli sünnetin mezhebi, ashab arasındaki münazaattan lisanları tutmaktır. Çünkü hepsinin faziletleri sabit, muhabbet ve muvalâtı vacibtir. Olabilir ki, onların bu hususta indallah makbul olan özürleri bulunur da başkalarına gizli kalmış olur ve bunlardan bazıları tövbe etmiş, bazıları da Allahın mağferetine nail olmuş olabilir. Bunların aralarındaki münazaalara dalmak, bir çok insanların kalblerine buğz ve adavet düşürür. Artık insan bu babda muhtî, belki de âsi olur. Öyle ise insan kendi nefsine bakmalıdır[Minhaccüs sünne c: 2. s: 219.].</p>
<p>Görülüyor ya, Hazreti Muaviye aleyhinde alelitlâk ashabı kiramın şahadetleri, kitapların beyanatı mevcut değildir. Onun lehi ve yazılanlar, söylenilenler, aleyhine yazılanlardan, söylemlerden daha çoktur, bir kısım tarih kitaplarının ve bir takım ehli bid&#8217;attan bulunan gayri ilmî mezheb sahiplerinin her iki taraf lehine veya aleyhine yazdıkları şeyler ise asılsız, veya mübalâğalı birer hikâye kabilinden olduğu cihetle bu bapta bir sened olamaz.</p>
<p><strong>*</strong> İbni Teymiyye diyor ki: «Rafizî taifesi, İmam Ali&#8217;ye karşı mukateleye kıyam edenler, hakkında işi i&#8217;zam edip Hazreti Osman&#8217;ı katledenleri ise medh ederler. Halbuki, Hazreti Osman&#8217;ı katledenler hakkındaki zem ve günah daha büyüktür. Çünkü Hazreti Osmanın hilâfetinde nâs&#8217;ın ittifakı vardı.</p>
<p>Hazreti Osman bir müslimi katletmiş değildi. Bilâkis ona karşı hilâfetinden ayırmak için mukatelede bulundular. Onun velayetinde devam etmesi hakkındaki mazereti, îmam Ali&#8217;nin kendisine nâ&#8217;sın itaatim talep hususundaki mazeretinden daha kuvvetlidir.»</p>
<p>«Hazreti Osman sabr etti, nefsini müdafaada bulunmaksızın mazlûmen şehid oldu. İmam Ali ise Muaviye&#8217;nin ashabını öldürmeğe başladı. Halbuki bunlar kendisine karşı mukatelede bulunmuş değildiler. Yalnız kendisine mubayaadan imtina&#8217; ediyorlardı.»</p>
<p>«Sonra İmam Ali, Muaviye&#8217;yi azle mübaderet etti, halbuki o azle müstahak değildi. Çünkü Nebiyyi zişan hazretleri Muaviye&#8217;nin babası Ebu Süfyanı Necrana vali ta&#8217;yin etmişti. Resulullâh, ahirete irtihal buyurdu, Ebu Süfyan halâ orada vali bulunuyordu. Peygamber Efendimizin bir çok ümerası, Beni ümeyyeden idi, hattâ Mekkei Mükerremenin fethinden sonra oraya Beni ümeyyeden bir genç olan «Attab ibni Esid»i vali ta&#8217;yin etmişti.Halid ibni Saidi, Eban ibni Saidi de me&#8217;muriyetlerde istihdam buyurdu.»</p>
<p>«Bilâhara Hazreti Sıddık da, Hazreti Ömer de bunları vilâyetlerde bulundurdular. Halbuki Hazreti Ali&#8217;ye Hazreti Muaviye&#8217;yi azl etmeyip muvakkaten olsun istihdam etmesini tavsiye ettiler, «Ya Emirülmüminîn! onu bir ay kadar vali ta&#8217;yin et, sonra kendisini ebediyyen azl edersin» dediler. Fakat Hazreti Ali dinlemedi. Şüphe yok ki; onu valilikte bulundurması, onun ya istihkakından veya kalbini te&#8217;lif ve isti&#8217;taftan dolayı maslahata muvafık olurdu.»</p>
<p>«Resuli Ekrem hazretleri, îmam Ali&#8217;den afdal olduğu halde Hazreti Muaviye&#8217;den afdal olmayan babası Ebu Süfyanı vali ta&#8217;yin etmişti. Şimdi İmam Ali, Hazreti Ebu Süfyandan afdal olan Hazreti Muaviye&#8217;yi vali ta&#8217;yin etmeli değil mi idi? [Minhacüs sünne.  c: 2. s: 222.].</p>
<p>Filhakika İbni Abbas hazretleri de İmâm Ali (Kerremal-lâhü veçheh) ye bu yolda tavsiyelerde bulunmuştu. Hattâ bir kerre: «Ya Emirülmüminîn!    Senin şecaatında söz yok, fakat siyasetinde isabet görülmüyor demişti. Hattâ Hazreti Ali, kendisine karşı yapılan muhalefetleri ve bu tarzda söylenilmiş olan sözleri «Nehcül&#8217; belâğa» da münderiç bir hutbesinde şu veçhile hikâye buyurmuştur:</p>
<p><strong>وفسدتم علي رأى بالعصيان والحزلان حتي قلت قريش ان ابن ابي طالب رجل شجاع ولكن لاعلم له بالحرب</strong></p>
<p><strong>Ya&#8217;ni:</strong> İsyan ile, yardımı terk ile re&#8217;yimi bozdunuz, tâ ki Kureyş: «Ebu Talibin oğlu, şecaatli bir kişidir, fakat onun savaşa bilgisi yoktur, der oldular» [Nehcülbelâğe. s: 78. Tarihi Kâmil.].</p>
<p><strong>*</strong> Yine Şeyhul&#8217;islâm ibni Teymiyeden naklen şu sözleri de ilâve edelim: «Gerek İmam Alinin ve gerek Hazreti Muaviyenin taraftarları görünen kimseler arasında öyle zümreler var idi ki, bunlar ne Hazreti Alinin, ne de Hazreti Muaviyenin sözlerini dinlemiyorlardı. Bu iki zat, kan dökülmesine meydan vermemek istiyordu. Fakat mağlûp bir vaziyette kalmışlardı. Bir kerre fitne parladı mı, onu söndürmekten hükema âciz kalır.»</p>
<p>«İki tarafın ordularında (Esteri Nehaî), (Haşim ibni Utbe), (Abdürrahman ibni Halid), (Ebu a&#8217;verisselemi) ve benzerleri gibi kitale haris serkerdeler var idi. Bunlardan bir taife, Hazreti Osmanın intikamını almayı son derece istiyordu. Diğer bir taife de Hazreti Osmandan nefret edip duruyordu. Kezalik; bir taife, İmam Aliye yardım ediyor. Diğer bir taife de ondan nefret duyuyordu. Sonra Hazreti Muaviyenin ashabı, hassatan Hazreti Muaviye için harp etmiyorlardı. Belki başka sebeplerden dolayı savaşa başlamışlardı. Fitne kitali, cahiliyet kitali gibidir ki, ehlinin maksatları, itikatları rabt ve zabt altına alınamaz» [Minhacüs sünne. c: 2. s: 222.].</p>
<p>İşte bütün bu yazılardan anlaşılıyor ki, siffiyn badiresi, ister istemez vücude gelmiş, bundan dolayı Hazreti Ali de, Hazreti Muaviye de müteessir bulunmuştur. Artık bunun mes&#8217;uliyetini Hazreti&#8217; Muaviyeye yüklemek doğru olamaz. <strong> وكن امرالله قدراًمقدرا</strong></p>
<p><strong>*</strong> Sıffiyn harbi yüzünden iki yüz küsur bin müminin kanlarının dökülmüş olmasına gelince, bu hale elbette pek çok acınır. Bundan dolayı elbette kalblerimiz cerihadardır. Maamafih şunu da kaydedelim ki, bu mikdar pek fazla gösterilmiştir. Sıffiyn vak&#8217;asında Hazreti Alinin fırkasından yirmi beş bin, Hazreti Muaviyenin fırkasından da kırk beş bin kimse şehid düşmüştü   [Mürûcüzzeheb. Kısası Enbiya c: 7. s: 103.].</p>
<p>Maalesef İslâm tarihinde bundan daha feci&#8217; hâileler vücude gelmiştir. Yalnız Sıffiyn faciasını behane ederek bir takım ea&#8217;zima karşı hakarette bulunmaya bugün bizlerin ne hakkımız olabilir?</p>
<p><strong>*</strong> Hani, Hazreti Alinin hanedanı namına hareket eden, sonra da viche-i azimetini değiştirip Abbasîler için temin ettiği hükümet ve saltanatın kabrine uğrayarak mahv-ü münderis olan Ebu Müslimi Horasanînin dökmüş olduğu Ehli islâm kanlarını da bir düşünmeli değil midir?</p>
<p><strong>*</strong> Hangi maksatla, hangi intikam emelile hareket ettiği Hak taalâya ıyan olan Ebu Müslimi Horasanı, Abbasîler namına muharebelerde öldürdüğü müslümanlardan başka Beni Ab-basa karşı itaatlarında şüpheli olmaları behânsile altı yüz bin ma&#8217;sûmu da oklar ile, taşlar ile vura vura şehid etmiş. Bunlar müslüman değil mi idiler?. Bu faciaları îbni Esir ve sair müverrihler yazmışlardır. Ne için bu mazlum şehidlerden dolayı bîr sedayı teessüf duyulmuyor?.</p>
<p><strong>*</strong> Yine hangi hain, intikamcı kimselerin gizli ve aleni teşvikiyle idi ki Emin ile Me&#8217;mun arasında; bir hanedane mensub bu iki kardeş beyninde muharebeler devam ederek binlerce müslüman kanı seller gibi akıp gitmişti. Bunlar, «benî Ümeyyeden değil, benî Haşimden idiler. Hazreti Alinin kendi muhterem ahfadı arasında da nice kanlı muharebeler vukua gelmiş olduğu tarihçe sabittir, bu hususta <strong>(,خلاصة الكلام في بيان امراء البلد الحرام </strong>adındaki kitabı okumak kâfidir. Ne için bunlardan dolayı da bir taraf hakkında teessüf ve telehhüf sadaları yükselmiyor?</p>
<p><strong>*</strong>  Maksadımız yanlış anlaşılmasın, biz şimdi bu gibi sadaların yükselmesine asla taraftar değiliz. Allah Taalâ iki tarafın taksiratım afv buyursun. Ancak şunu demek istiyoruz ki, Sıf-fiyn badiresinin yad edilip durması; ashabı kiramdan bir kısmına adavet ve hakaret göstermek ve bu sebeple müslümanların arasına tefrika düşürmek için ötedenberi bir behâne ittihaz edilegelmiştir. Artık bu gibi hallerden vazgeçmeli, başkalarına bir gaflet eseri olarak âlet olmamalı, islâm birliğini ihlâl edecek hallerden çekinmelidir. Mazideki bir takım elîm hâdiselerden dolayı eslâfi tahkir etmekte faide yoktur. Bizim için lâzım olan geçmişten ibret almaktır. Mazideki nahoş hallerin tekerrürüne meydan vermemektir, müslümanlarm arasındaki din kardeşliğinin asarını tecelli ettirmeğe elbirliğiyle çalışmaktır.<br />
<strong>(  كونوا عبادالله اخواناً  (يدالله علي الجماعة)</strong></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>(7)   Soru:</strong></span><br />
<span style="color: #000080;"><strong> Muaviye, İmam Ali ile muhiblerine şehâdetlerinden sonra altmış dokuz sene Cum&#8217;a ve Bayram günlerinde minberlerde lâ&#8217;net etmiş ve ettirmiş midir? Bu lâ&#8217;net(لاتسبو اصحابي ومن سبهم فعليه لعنةالله) ve (  سباب المؤمن فسوف وقتاله كفر) hadisleri mucibince memnu’ değil midir?.                                              .</strong></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong> Cevap:</strong></span></p>
<p>Bu suale cevap vermeden evvel şunu kaydedelim ki lâ&#8217;net, ya müslim veya gayrimüslim bir kimse hakkında vaki olmuş olur. Müslim hakkındaki lâ&#8217;netten maksat, kerametten o müs-limin uzak bırakılmasından ibarettir. Nitekim<strong> (المحتكر ملعون)</strong> hadisindeki lâ&#8217;netten murat, budur, onun ebrar derecesinden mat-rudiyetidir, yoksa gaffarın rahmetinden matrudiyeti değildir. Gayri müslim hakkındaki lâ&#8217;netten murat ise onun alel&#8217;ıtlak kerametten, rahmetten, cennetten tard ve ib&#8217;ad edilmesi demektir [Ruhülbeyan: c: 1. s: 122.],</p>
<p>Seb mefhumuna gelince, bu da bir kimseyi kendisinde bulunan bir şey ile zem etmektir. Sibab ise bir şahsı kendisinde bulunmayan bir vasf ile zem eylemekten ibarettir [Camiüssagir haşiyesi, c: 3. s: 56.].</p>
<p>Kimlerin haklarında lâ&#8217;net veya seb ve şetm caiz olup olmayacağına dair ileride malûmat verilecektir.</p>
<p><strong>* Biz şimdi sualin cevabına gelelim:</strong></p>
<p>İmam Ali, kerremallahü vecheh hazretlerine şehadetlerinden sonra bizzat Hazreti Muaviyenin lânette veya sebb-ü şetm-de bulunmuş olduğu asla iddia edilemez. Zaten elimizdeki muteber tarih kitaplarında vesairede de buna dair bir sarahat yoktur. Ancak Şeyhülislâm ibni Teymiyenin yazdığına nazaran «Hazreti Ali ile Hazreti Muaviyenin taraftarları arasında muharebe vaki olduğu gibi telâun de vaki olmuştur. Bu iki taifeden her biri, diğerinin rüesasına dualarında lâ&#8217;net okumuşlar imiş» «denilmiştir ki: Bu iki taifeden her biri namazlarda diğerinin aleyhine Kunutta, bedduada bulunmuştur. El ile kıtal ise dil ile telâundan daha büyüktür. Bunların bu mütekabil hareketleri, ister günah olsun ve ister bir içtihad neticesi olarak hatâ ve sevap bulunsun tövbe etmiş, mağfireti ilâhiyeye ermiş olmalarına mani değildir, yahut evvelce yapmış oldukları hasenat sebebiyle veya uğramış oldukları mesaîb dolayısiyle bu hareketlerinin mes&#8217;uliyetinden kurtulmuş olmaları da melhuzdur.»</p>
<p>«Garibi şudur ki: Rafiziler, Hazreti Ali&#8217;ye seb&#8217;edilmesini münker gördükleri halde kendileri Hazreti Sıddika, Hazreti Ömere, Hazreti Osmana ve daha birçok sahabei kirama ve onlara muhabbet edenlere seb ve şetm etmekten geri durmazlar. Hazreti Muaviye ve onun fırkası, Hazreti Ali&#8217;yi asla tekfir etmemişlerdir, bu fazihayı haricîler irtikâf etmişlerdi. Rafizîler ise daha birçok zevatı tekfir ederek &#8220;haricîlerden şerir bulunmuşlardır»[Minhacüssünne. c: 2. s 225.].</p>
<p><strong>*</strong> Evet&#8230; Emevîlerden bazılarının hutbelerde Hazreti Ali hakkında seb etmek fezahatine cür&#8217;et etmiş oldukları tarihlerde mukayyeddir. Bu seb, öyle söğüp saymadan ibaret olacağı asla tahmin edilemez. Olsa olsa Hazreti Ali&#8217;nin harekâtını tenkitten, yaptığı muharebelerin yerinde olmadığını beyandan, Hazreti Osman&#8217;ın katillerine karşı müsameha göstermiş olduğunu iddiadan ibaret olabilir. Yoksa büyüklüğü, fazıl ve kemali bütün müslümanlarca müsellem olan bir zata karşı lâ&#8217;nette, seb ve şetemde bulunmaları kabil değildir. Buna ne zamanın, ne de zeminin hali mütehammil olamazdı.</p>
<p><strong>*</strong> Şunu da düşünmeli ki, arada bir muharebe vuku&#8217; bulmuştu, iki taraftan her biri kendisini haklı görüyordu. İhtimal ki bunlardan her biri diğer tarafı tenkid ediyor, o tarafın yolsuz hareketini, gayrı lâyık ahvalini söyliyor, hasımlarını badirelere sevk etmiş olanların azabı ilâhîye müstahık olduklarını iddia ediyordu.</p>
<p>Arada kanlar dökülmüş, bahusus Hazreti Osman gibi bir zatı âli, islâma o kadar hizmet etmiş bir halife, mazlûmen öldürülmüştü, iki taraftan her biri kendisini haklı görüyordu. Artık bunlar; kendilerinin haklı, diğerlerinin haksız, muhtî olduğunu isbat mecburiyetinde idiler. Acaba umuma karşı minberlerden verilen nutuklarda banlar mı bahis mevzuu oluyordu?. Bunlar bizce meçhul.</p>
<p>Maahaza o mübarek, kutsi tiynet İmam Ali Radıyallâhü anh Efendimiz hakkında mübalatı diniyyesi noksan bazı kimseler, böyle bir cür&#8217;ette bulunmuşlar ise bundan Hazreti Muaviye&#8217;yi mes&#8217;ul tutmaya kimsenin hakkı olamaz. Çünkü onun bu cür&#8217;ete razı ve taraftar olduğuna hükm edilemez. Bazı tarihlerin mübalâğalı yazıları ise bu hususta bir hüccet teşkil edemez.</p>
<p><strong> * Velhasıl:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin Hazreti Ali&#8217;ye böyle bir seb ve lâ&#8217;nette bulunduğu ve buna muvafakat ettiği müstebeddir.</p>
<p><strong>Evvelâ:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin Hazreti Ali&#8217;ye karşı ne hayatında, ne de şahadetinden sonra seb ve lâ&#8217;net ettiğine dâir ihticace salih bir rivayet yoktur. Bilâkis Hazreti Ali hakkında hürmetli bulunduğu bir çok sözlerinden, hutbelerinden anlaşılmaktadır. İmam Ali&#8217;ye isnad edilen hutbeler, nutuklar ile Hazreti Muaviye&#8217;ye nisbet edilen nutuklar, mektuplar mukayese edilirse İmam Ali Hazretlerinin Hazreti Muaviye&#8217;ye karşı daha tenkitkâr bir lisan kullanmış olduğu görülür.</p>
<p><strong>Saniyen:</strong> Hazreti Muaviye, İmam Alinin şahadetinden sonra yirmi sene kadar yaşamıştır. Vefatı hicretin altmışıncı senesine müsadiftir. Artık altmış dokuz sene kadar la&#8217;net veya seb ve şetem etmiş ve etdirmiş olduğu nasıl iddia edilebilir?. Bu bir su&#8217;i zandan ibarettri. Bilâhere böyle bir fezahata başkaları cür&#8217;et  etmiş   ise  bundan   Hazreti   Muaviye   mes&#8217;ul   değildir.<strong>ولا تزر وازرة وزراخرى</strong></p>
<p><strong>Salisen:</strong> Haziati Muaviye, hasımlarının da itiraf ettikleri veçhile son derece halım, selim, hekim, fetin bir zat idi. Muhiti de adabı şer&#8217;iyeye riayet eder, binlerce sahabei kiram ile, e&#8217;azımı tabiîn ile dolu idi. Artık böyle bir muhitde İmam Ali hazretlerine iddia edilen tarzda la&#8217;net edilmesi aklen tasavvur olunamaz. Böyle bir şeyi, değil dahî sayılan Hazreti Muaviye, ufak bir idareci bile muvafık göremez.</p>
<p><strong>Rabiyen:</strong> Hazreti Muaviye, seb ve la&#8217;net hakkındaki Ehahidi Şerifeye elbette bizlerden daha ziyade muttali, daha ziyade riayetkar idi. Buna rağmen İmam Aliye seb ve la&#8217;nete nasıl cüret edebilirdi?. O kadar fâzıl, o kadar dûrbin olan bir zat, uhrevî mes&#8217;uliyeti ve milleti islâmiyenin nazarı nefretini kazanacağını hiç düşünmez mi idi?.</p>
<p>Bu mütaleamızı teyid için büyük müctehid, müverrih İbni Ceririn tarihinde mukayyet olan bir kıssayı burada kaydedelim. Şöyle ki: Büsribni Ebi Ertat, Hazreti Muaviyenin yanında İmami Ali hazretlerine atıp tutmak istemişti. Yanlarında bulunan Ömer İbnilhattap hazretlerinin oğlu Zeyt, eline aldığı bir asa ile vurup Büsri yaraladı. Hazreti Muaviye, evvelâ  Zeyde: «Şam Ahalisinin ulusu bulunan bir ihtiyara kasdedip vurdun» dedi. Sonra da Büsre dönüp: «İmam Aliye şetm ediyorsun o, Zeydin dedesidir. Hazreti Faruğun oğlu, nasın başı üzerindedir, sen zanneder misin ki, bu dil uzatmaya o sabr eder.» dedi ve her ikisini hoşnut eyledi [Tarihül&#8217; ümem ve Elmülûk, cilt 6 sahife 187.].</p>
<p>Görülüyor ya; Hazreti Muaviye bir zatı bile darıltmak istemiyor, bunu münasip görmiyor, artık yapacağı bir seb ve şetm ile yüzlerce ehli beyti, binlerce sahabei güzini darıltmak, aleyhinde bir ceryana vücut vermek ister mi idi?</p>
<p><strong>*</strong> Doğrusu biz böyle bir suali muvafık bulmuyoruz. Bu gibi sualleri ileri süren kimseler için elzem olan, bundan on dört asır evvel ceryan etmiş bir hâdiseyi kurcalamak değildir. Belki irat ettikleri hadisleri güzelce düşünüp ashabı kiramdan her hangi birine karşı hakareti seb ve lâ&#8217;neti işrab edecek sözlerden, tenkitlerden kaçınmaktır. Hazreti Ali, sahabei kiramdan olduğu gibi Hazreti Muaviye de sahabedendir. Bunda bütün milleti îslâmiyenin ittifakı vardır. O halde Hazreti Ali hakkında lâ&#8217;net, seb ve şetm caiz olmadığı gibi Hazreti Muaviye hakkında da caiz değildir, her ikisi hakkında da bu gibi fezahatlere cür&#8217;et etmeden son derece sakınmalıdır.   Çünki hadisi şerifte:<br />
<strong>لاتسبو اصحابي ومن سبهم فعليه لعنةالله والملاءكة والناس اجمعين)</strong>buyurulmuştur [Taberanî. Savaik. s: 156.]</p>
<p>Ya&#8217;ni: «Ashabıma seb etmeyiniz, her kim onlara seb ederse üzerine Allah Talanın ve bütün meleklerin, insanların lâ&#8217;neti olsun». Bu hadîsi şerifte Ashab mutlaktır, artık Hazreti Aliye seb etmek, lâ&#8217;nete sebep olacağı gibi Hazreti Muaviyeye veya sair her hangi bir sahabeye seb etmek de lâ&#8217;netin teveccühüne sebep olacaktır. Artık zamanımızda böyle &#8220;bir seb ve şetme sebebiyet verenler de bunun ma&#8217;nevî mesuliyetini düşünsünler!.</p>
<p><strong>*</strong> Sonra [Sahihi Buharı ve müslim.<strong>] سباب المؤمن فسوف وقتاله كفر)</strong>hadîsi şerifini de<br />
yanlış anlamamak lâzımdır. Sibab, yok yere iftira kabilinden olarak bir kimseyi zem etmekten ibaret olduğu cihetle bu bir fısıktır, bir masiyettir. Fakat şüphe yok ki Ashabı kiramdan hiç biri diğeri hakkında bir içtihada, bir kanaata müstenit olmaksızın mücerret bir iftira olmak üzere böyle bir harekette bulunmuş değildir. Onların diyanetleri, ahlakca selâbetleri buna ma-ni&#8217;dir.</p>
<p>Mü&#8217;mini katl cihetine gelince bu da mutlak surette bir küfür değildir. Meselâ: Bir mü&#8217;mini hatâ tarikiyle öldürmek bir küfür değildir. Bir mü&#8217;mini kısasan öldürmek bir küfür değildir. Belki bir vecibei diniyedir. Bir mü&#8217;mini kasten öldürmek de pek büyük bir günah olduğu halde bir küfür değildir. Her hangi bir mü&#8217;minin küfürden başka her hangi &#8220;bir masiyet sebebiyle küfre düşeceği, imandan mahrum kalacağı, iddia edilemez. Böyle bir iddia, mezahibi islâmiyeye muhaliftir. Ancak bir şahıs, her hangi bir müslümanın mücerret bir müslüman olduğundan dolayı katledilmesini helâl görürse işte o zaman küfre düşmüş olur. Çünkü bu katl islâmiyete adavet, nassı Kur&#8217;anîye muhalefet eseri olduğu için küfrü müstelzimdir.</p>
<p>İşte hadîsi şerifteki katilden murad da budur. Nitekim bu hadisi şerifin şerhinde Azizî ve Hafnî merhumlar taraflarından denildiği üzere «Bir kimse bir müslüman ile haksız yere kıtali helâl görse veya bir müslümam haksız yere helâl görerek öldürse bu, bir küfr olmuş olur. Bir de bu hadisi şerifteki küfürden maksat, küfri lûgavî olabilir. Küfür kelimesi, lûgatta setr ma&#8217;nasınadir. Bir mümin ile kıtalda bulunan, ona karşı yardımı terk etmiş, ezayı mubah görmüş, nimeti hayatı örtbas etmek istemiş olacağı cihetle bu hareketine küfür denilmiş olur.Maamafih bu kıtale mübalâğa tarikiyle «Küfür» tabir edilmiş olması da muhtemeldir» [Essiracül&#8217; münîr. Cilt 2. Sahife 335.].</p>
<p><strong>*</strong> Bir kerre düşünmeli, müslümanların arasında ne kadar mukateleler vaki&#8217; olmuştur. Artık biz onlara bu mukateleden dolayı kâfir nazarile mi bakacağız?. Eğer bu kıtal, mutlaka küfr ise bu iki tarafdan vaki&#8217; olmuştur. İki taraf da müslüman olduğu halde biribirini öldürmeğe kıyam etmiştir. Artık bundan dolayı her hangi bir tarafın küfrüne nasıl istidlal olunabilir?.</p>
<p>Binaenaleyh bu gibi umumî delillere, haberi âhad kabilinden olan hadislere bakıp da dini islâmda kat&#8217;î nusûs ile sabit bulunan ahkâma muhalif hüküm vermek caiz olamaz.</p>
<p>Görülmüyor mu ki, Kur&#8217;anı mübinde:<strong> وان طاءفتان من المؤمنين اقتتلوا فا صلحوا بينهما  </strong> buyurulmuştur. «Müminlerden iki taife, birbiriyle mukatelede bulununca aralarını islâh ediniz» diye emr olunuyor. Bu iki taifeye yine mümin deniliyor. Artık mücerret kitalden dolayı müslümanların küfrüne nasıl hükmedilebilir?</p>
<p>Yüksek Fakîh Ibni Abidin merhum da (Tenbihül vülâti vel-hükkâm&#8230;) unvanlı risalesinde şöyle yazmıştır: Sahabeden birine seb veya buğz etmek küfür değildir. Fakat buna cür&#8217;et eden dalalete nisbet edilir. Çünkü îmam Ali Radiyallahü anh kendisine şatem edeni tekfir etmemiş, hattâ katil de etmemiştir.</p>
<p>«İmam Malik demiştir ki: Bir kimse, Resuli Ekrem Sallallâhü aleyhi veselleme — haşa — seb etse katlolunur, ashabına sebbetse te&#8217;dip edilir. Ebubekre, Ömere, Osmana, Muaviyeye, veya Amribnil Ase şetm etse bakılır: Eğer “bunlar dalâlette idiler” derse katlolunur, böyle demeksizin nasm muşatemesi kabilinden olarak şetm etmiş ise şiddetli surette tenkil edilir.»</p>
<p>«Ülemayi, evliyayı kati veya bunlara seb — kebairden ise de — küfür değildir. Meğer ki istihlâl, istihfaf veçhile olsun, Osman ve Ali Radiyallahü Anhümayı katledenlerin küfrüne ulemadan bir kimse kail olmamıştır. Ancak haricîler, Hazreti Osmanı katledenin, Rafiziler de Hazreti Ali&#8217;yi katledenin küfrüne kail olmuşlardır.»<br />
«Amma sahabeden birine sebbeden kimse, bil&#8217;icma&#8217; fasiktir, mübtedidir. Meğer ki bunun mubah veya sevap olduğuna veya sahabenin küfrüne mu&#8217;tekit olsun. Böyle bir kimse ise bilicma&#8217; kâfirdir» [S: 64 &#8211; 74.].</p>
<p><strong> * Velhasıl</strong>: Sıffiyn vak&#8217;ası ve emsalindeki mukateleler, müslümanlığa adavet, müslüman kanının dökülmesini istihlâl tarikiyle olmayıp  mücerret bir hükmi şer&#8217;înin yerine getirilmesi içtihadına metni caiz görülmüş olduğu cihetle bunlardan dolayı kimse tekfir edilemez. Nakledilen hadislerin onlara şümulü yoktur. Akaidi diniyemiz, böyle yanlış zehablara mani&#8217;dir.</p>
<p>&#8230;..</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>(9)   Soru:</strong></span><br />
<span style="color: #000080;"><strong> Muaviye, vefatından birkaç gün evvel oğlu Yezit gibi bir zâlimi halife makamına veliyyiaht tayin edip bu habisin vasıtasiyle de Peygamber Efendimizin en sevgili evlâdı olan İmam Hüseyni on sekiz evlâdiyle şehid ettirmemiş midir?</strong></span></p>
<p><strong> Cevap:</strong></p>
<p>Malûm olduğu üzere İmam Hasan radıyallâhüanh Efendimiz, kendi arzusiyle hilâfeti Hazreti Muaviyeye devretmiş, bu devir senesine (ammül&#8217;cemaa) denilmiş, bu sayede İslâm alemindeki ihtilâf bertaraf olarak müslümanlar, dini Islâmın intişarına, fütuhatı İslâmiyenin tevalisini te&#8217;min için çalışmaya vakit bulmuşlardı. Hazreti Hasanın bu fedakârlığı, bir mucizei Nebeviye olmak üzere evvelce bir lisanı sitayiş ile tarafı Nebeviden  şöylece beyan buyrulmuştu: <strong> إن هذا ريحانتي وإن هذا ابني هذاحسى أن يصلح الله به بين فئتين من المسلمين </strong>[Hilye. Savaik. S: 82.]</p>
<p><strong>Ya&#8217;ni:</strong> Bu, benim reyhanımdır, benim bu oğlum Hasan, Seyyitdir, umarım ki Allah Taalâ bununla iki İslâm cemaatinin arasını ıslâh buyura.</p>
<p>İşte bu hadisi şerif ile bu hâdise evvelce haber verilmiş ve her iki cemaat da müslim olmakla tavsif buyrulmuştur. Nihayet Hazreti Muaviyenin ahirete intikal zamanı yaklaşmıştı, âmme riyasetini ihraz edecek bir kimseye lüzum vardı. O zaman kuvvet ve satvet de Ümiyye hanedanında idi. Bunlar, bu riyasetin başka hanedana intikalini istemezlerdi, aksi takdirde yeniden ihtilâl yüz gösterebilirdi.</p>
<p>Hazreti Muaviye ise oğlu Yezidde bir kabiliyet ve iktidar görmekte idi. Yezidin fısk ve fücur ile me&#8217;lüf olup olmadığı o zaman malûm değildi. Bilakis Yezit, ordularda kumandanlık etmiş, İstanbulun muhasarasında bulunmuş, dirayetiyle temayüz eylemşti. Kostantîniyeye ilk gazada bulunacak müslümanların mağfur olacaklarına dair, Sahih Buharîde münderiç:<strong> (اول جيش يغزواالقسطنطنية مغفورلهم)</strong> hadisi şerifi de mevcut bulunuyordu. Hattâ rivayete nazaran Yezit, bu mağfuriyet müjdesine nâiliyet için bu gazaya iştirak etmişti.</p>
<p>Etraftan bazı zî nüfuz kimselerde Hazreti Muaviyeye müracaat ederek Yezidin veliyyiahd ta&#8217;yin edilmesini tavsiyede bulunuyorlardı.</p>
<p><strong>*</strong> Vaktiyle Hazreti Alinin taraftarları, onun şehadetini müteakib bir çok ekâbiri Ashab mevcut olduğu halde muhterem mahdumu Hazreti Hasana küfede bey&#8217;at etmiş, onu pederi Ali kadrinin yerine Emirülmü&#8217;minîn intihap eylemişlerdi. Aradan yirmi sene kadar bir müddet geçmiş, binnisbe ekâbiri ashab azalmış idi. Şimdi de Hazreti Muaviyenin vefatında yerine oğlunu Şamda veliyyülemir intihab etmek istiyorlardı. Hattâ Küfe valisi «Elmüğiret ibni Şu&#8217;be» kendi mevkiini tahkim için veya başka bir maksada mebni Hazreti Muaviyeye demiştir ki: «Ya Emirülmü&#8217;minîn!. Hazreti Osmandan sonra dökülen kanları, zuhur eden ihtilâfları görmüş bulunuyorsun, Yezidin sana halef olmak kabiliyyeti vardır, onu veliyyiahd yap, sana emrihak vaki olursa o nas için bir kehfi aman olur ve sana bir halef bulunur, kan dökülmez, fitne zuhur etmez» [Tarihi kâmil: Cild: 2. Sahife: 198.].</p>
<p>İşte bu gibi tavsiyelere, düşüncelere binaen Hazreti Muaviye  Yezidi veliyyiaht ta&#8217;yin etmiş ve kendisine her taraftan bey&#8217;at merasimi yapılmıştı. Ârtık Yezidin bil&#8217;ahara yaptığı fenalıklardan dolayı Hazreti Muaviye neden mes&#8217;ul tutulsun?.</p>
<p><strong>*</strong> Muhaddislerden hafız îbni Hacer merhum, (Feth) unvanlı eserinde diyor ki: «Hazreti Muaviyenin re&#8217;yine göre hükümet makamına daha kuvvetli, re&#8217;yi ve ma&#8217;rifeti daha fazla olan bir zat, daha evvel İslâma gelmiş, diyanet ve ibadet hususunda daha ileri gitmiş zatlara takdim edilir. Çünkü bu, bir riyaseti âmmedir, umumun idaresi hususunda fazla maharet ve ma&#8217;rifete lüzum vardır. Nitekim Resulullâh sallallâhü aleyhi vesellem ba&#8217;zı gazvelerde maharetlerinden dolayı ikinci derecedeki Ashabı kiramından kumandanlar ta&#8217;yin eder bunların maiyyetlerinde en büyük Ashabmı bulundururdu. Ezcümle Kuzaa kabilelerine karşı yapılan bir gazvede Amr İbnil&#8217;as kumandan ta&#8217;yin edilmiş, kendisine muhacirlerden, ensardan üç yüz zat terfik edilmişti. Bilâhara yardımına gönderilen iki yüz zat içinde Hazreti Sıddik ile Hazreti Ömer de bulunmuştu.</p>
<p>İşte bu cihetle Hazreti Muaviye de kendisini ve ba&#8217;dehu oğlunu bu riyasete ehil görmüştü. Yoksa diğer zevatın yüksek fazilet ve diyanetlerini görmez, takdir etmez değildi.»</p>
<p>«Sahabei kiramın fukahasından olan ibni Ömer hazretleri, bu reyde değildi. Ona göre fâdil varken  mefdule bey&#8217;at edilemezdi. Meğer ki bir fitne zuhurundan korkulsun. İşte böyle bir fitne tahaddüs etmesin diye îbni Ömer radıyallahü anhüma evvelâ Hazreti Muaviyeye, badehu Yezide beyat etmiş ve bey&#8217;ati bozmadan oğlunu, men eylemiş, daha sonra da Abdülmelike beyatte bulunmuştu»   [Dehlevînin Tühfetülisna aşeriyesi. s: 34.].</p>
<p><strong> *</strong> Filhakika pek mütefekkir bir âlim, bir müverrih olan ibni Haldun da şöyle demektedir:</p>
<p><strong>«Ve kezalik:</strong> Muaviye dahi iftirakı kelime havfiyle oğlu Yezidi veliyyiahd edip kendinden sonra emri hilâfeti ana taklit ve tafvize muzdar oldu. Zira Muaviyenin kavm ve kabilesi olan Beni Ümeyye aşiretinin ekserisi, Yezkh anide ittiba&#8217; ve inkıyad edip kılâdei saltanatın gayre teslimine razı değiller idi. Şöyle ki: Eğer Muaviye, Yezidi veliyyiaht etmeyip şeriri devleti ahara tafviz edeydi, cümhuru Beni Ümeyye, kıdemi nizaa kıyam ile müslimîn beyninde fitnei azime hudusuna bais olurdu.</p>
<p>Maahaza gerek Muaviye ve gerek eşrafı Beni Ümeyye, Yeziye hüsnü zan edip tanzimi umur müslimîne salâh ve liyakatine itikat ve azm ve hezmine vüsuk ve itimat ile ol süst ahdü peymanı veliyyiahd eyledi. Ve illa Hazreti Muaviye, zümrei kibarı Ashabı kiramdan olup kâtib-üssırrı vahyi rabbani ve rakam nüvisi hitabı subhanî olmakla Yezit gibi faciri cairin fısk ve fesadı malûmı olduğu halde emaneti kübrayı hilâfeti ol haini mehine teslim etmek töhmetinden masunüssaha olduğu zahirdik [Mukaddimei ibni Haldun, c: 2. s: 21.].</p>
<p><strong>Vehlasıl;</strong> Hazreti Muaviye, Yezidin âtideki mesavisini bilemezdi ve ondan riyaseti esirgemesi, bir fitne zuhuruna sebep olabilirdi. Bütün bunlardan ve daha bilemediğimiz sebeplerden dolayı Yezidi veliyyiahd ta&#8217;yin etmiş olması melhuzdur.<br />
Maahaza Hazreti Muavîye, bir hutbesinde şöyle dua etmişti: «Ya ilâhi!. Ben Yezidi görmüş olduğum faaliyetinden dolayı veliyyiaht tayin ettim, artık sen onu umduğuma kavuştur, kendisine muin ol. Eğer onu veliyyiaht tayin etmeye beni babanın evlâdına olan muhabbeti sevk etmiş, o da ta&#8217;yin ettiğim şey&#8217;e ehil bulunmamış ise ona kavuşmadan ruhunu kabzet» [Savaikı muhrike: 134.].</p>
<p>Bu dua, müstecap olmuş, Yezit âmmed riyasetinde uzun bir müddet durmadan vefat etmiştir.</p>
<p><strong>*</strong>  Hazreti Hüseynin şehadeti mes&#8217;elesine gelince Hazretî Muaviye bundan dolayı da mes&#8217;ul değildir. Bir kere bütün tarih kitapları müttefikan yazıyorlar ki, Hazreti Muaviye, hanedanı nübüvvete ve bilhassa Hazreti Hüseyne riayet ve ta&#8217;zim edilmesi için Yezide kafi surette emir ve tavsiyede bulunmuştu. Sonra Münahicüssünnede de beyan olunduğu üzere Yezid, Hazreti Hüseyinin katli için emir vermemişti. Maamafih farz edelim ki, Hazreti Hüseyni Yezid şehit etmiştir, fakat oğlunun bu günahı, Hazreti Muaviye için bir günah olmaz.<br />
Çünkü Allah Taalâ: (<strong>ولا تزر وازرة وزراخرى)</strong> buyurmuştur.</p>
<p><strong>*</strong> Evet&#8230; Hazreti Huseyn&#8217;nin şahadeti, islâm âlemini ilel-ebed büyük bir hüzün ve teessür içinde bırakmıştır. Fakat bu hâdiseyi hissiyata kapılmaksızın muhakeme etmelidir. Denilebilir ki, Yezid Şam’dan İslâm hükümetinin riyasetini işgal etmişti, haklı olsun olmasın hiç bir hükümdar, kendi aleyhine bir kuvvetin teşekkül etmesini hoş görmez. Aksi takdirde mevkiini hasımlarına terk etmesi lâzım gelir. Sonra Yezid, babasiyle İmam Ali arasındaki muhasemat neticesinde müslümanların büyük zararlara uğramış olduklarını görmüştü. Artık yeniden böyle bir fitnenin, felâketin zuhuruna meydan verilmesi, savap görülemezdi. Beri taraftan ise Kûfeliler, Şam hükümetine karşı durmak için hazırlıklarda bulunmak istiyor, başlarında da — maksatları terviç için — Hazreti Hüseyni bulundurmak arzusunu gösteriyorlardı. Halbuki, Medinei Münevveredeki zevat, bilhassa îbni Abbas Hazretleri, halisane tavsiyelerde bulunarak: «Sakın Kûfelilerin davetine icabet etme, onlar sözlerinde durmazlar, icabında seni müdafaaya koşmazlar» diyorlardı.</p>
<p>Filhakika, Küfelilerin mahiyetleri ma&#8217;lûm idi, îmam Ali&#8217;ye ne kadar zahmet vermiş, o mübarek zatı ne kadar dilgir etmişlerdi. Hazreti Ali&#8217;nin hutbeleri buna şahiddir. Fakat Hazreti Hüseyin, yapılan tavsiyeleri dinlemedi, takdiri ilâhî, kendisini kutsal yuvasından çıkardı, Küfeye müteveccihen hareket etti. Kerbelâ sahrasında bütün ehli imanın gözlerini yaşlar, kalblerini hüzünler içinde bırakan o pek dilsûz şahadet hâdisesi vuku&#8217; buldu. Acaba bu hâdisenin bu suretle tecellisine Yezid razı mı idi?.. Onu ancak Allah Taalâ bilir.</p>
<p><strong>*</strong> Biz yine mütefekkir, müdekkik âlimlerimizin sözlerini nakl edelim. Şeyhülislâm  İbni   Teymiyye merhum diyor ki:</p>
<p>«Ehli naklin ittifakı vardır ki, Yezid Hazreti Hüseynin öldürülmesini emr etmemişti. O, ancak Hazreti Hüseyni Irak vilâyetine gitmekten men&#8217; ediniz diye îbni Ziyâde yazmıştı. Hüseyin Radıyallahü anh ise kendisine ehli ırakın yardım edeceklerini ve kendisine yazmış oldukları şeylere vefada.bulunacaklarını zannetmişti. Iraklılara amıcası oğlu «Müslim ibni Akîl»i gönderdi. Iraklılar ise Müslimi kati ve ona gadr edip îbni Ziyade bey&#8217;at ettiler. Hazreti Hüseyin, bunun üzerine geri dönmek istemişti. Fakat îbni Ziyadın tertib ettiği zâlim çete, kendisine kavuştu. Hazreti Hüseyin:</p>
<p>«Bırakınız beni, ya Yezidin yanına gideyim, veya beldeme döneyim, veyahud hududu geçeyim» dedi ise de bunlardan birini yapmasına müsaade etmediler, kendisini esir etmek istediler Hazreti Hüseyn ise bundan imtina&#8217; ederek aralarında harb vuku&#8217; buldu, O nuridîdei müslimîn mazlûmen şehid oldu. Radiyallahü Taalâ anh.»</p>
<p>«Yezid, Hazreti Hüseynin şehadetini haber alınca hanesinde ağlamış, hüzün ve keder göstermiştir. Hazreti Hüseynin harem dairesinden hiç bir kimseyi esir tutmamış, belki onun ehli beytine ikram etmiş, onları beldelerine mükerremen iade eylemiştir.» «Yezid, çok müteessir olmuş, «Allah İbni Mercaneye, yani Ubeydullah İbni Ziyade lâ&#8217;net etsin, yok, vallahi eğer Hüseyn ile aralarında bir karabeti rahmiyye bulunsa idi onu öldürmezdi, ben Hüseyni öldürmeksizin yalnız Irak ehalisinin itaatine razı idim, demiştir.»</p>
<p>«Yezid, Hazreti Hüseynin ehli beytini, en güzel teçhizat ile teçhiz ederek Medinei Münevvereye gönderdi. Şu kadar var ki Hazreti Hüseyn için intisarde bulunmadı, katilinin öldürülmesi için emir vermedi»[Minhacüssünne. c: 2. s: 226 &#8211; 249.]</p>
<p><strong>*</strong> Cevdet Paşa merhum da şöyle yazıyor: «Ba&#8217;dehu İbni Ziyad, Hazreti Hüseynin seri saadetini vesair şühedayi kerbelânın rüusi saidelerini ve nisvan ve sıbyanı Şam&#8217;a gönderdi. Zeynülabidîn dahi anlarla beraber olup ancak ellerine bilekçe ve boynuna zincir vurdurdu. Şam&#8217;a vardıklarında Zübeyr İbni Kays, Yezidin huzuruna girdi, müjde verdi, Kerbelâ vak&#8217;asının tafsilâtını bildirdi. Yezidin gözleri yaş ile doldu. «Allah İbni Sümeyye&#8217;ye lanet etsin» dedi, ve Hazreti Hüseyne rahmet okudu. «Bana gelseydi anı afv ederdim» dedi ve Zübeyre bir şey vermedi&#8230; Sonra kadınlar, Yezidin harem dairesine idhal olundular, hep saray halkı olan kadınlar gelip anlara ta&#8217;ziyet ve anlarla beraber matem ettiler ve neleri ahzu gasb olunmuş ise sordular. Zayiatlarını kat kat verdiler. Ba&#8217;dehu Yezid, Zeynel abidin Hazretlerinin demirlerini çözdü, anı yanma götürdü ve anı ve nisasını hareminde ayrıca bir daireye kondurdu, akşam sabah sofrasına davet eylerdi.&gt;</p>
<p><strong>*</strong> «Mervîdir ki Yezid, bu Kerbelâ vak&#8217;asından nâşi kulûbı ehli islâmın pek ziyade müteessir olduğunu görünce: «Allah o ibm Metcaneye lâ&#8217;net eylesin, Hüseyinin tekâlifini kabul etmeyip de ani katlettirdi ve anın katliyle nâsı bana gücendirdi, kulûbi enamda benim için adavet tohumu ekdirdi, berr-ü facir hep halk, Hüseyinin katlini izam ederek bana buğz eder oldular, dermiş» [Kısasıenbiya. s: 225-228 c: 7.].</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>(10)   Soru:</strong></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Muaviye, oğlunun mahiyetini güzelce anlamış olmak lâzım gelmez miydi?. Bu zâlime neden, muhabbet etti?. Neden ona temayül gösterdi?. Onu valiyyiaht yapmakla intihap usulünü ihlâl etmiş olmadı mı?. Yezidin akıbetini nurı basiretle görmeli değil miydi?.</strong></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong> Cevap:  </strong>  </span></p>
<p>İnsanların mahiyetlerini, ahvali kalbiyelerini, fıtrî olan isti&#8217;datlarını, hallerinin akıbetini tamamı tamamına keşif ve ta&#8217;yin, insanlar için daima nasip olmaz. İnsanlar, böyle bir şey ile mükellef değildirler. Bunların bir kısmı gayba müteallik şeylerdir. İnsanlar ise gayba muttali&#8217; olamazlar. Resuli Ekrem Hazretleri bile Allah Taalâ bildirmedikçe gayba muttali&#8217; olamazdı. Nitekim: <strong>(لو كنت اعلم الغيب لا ستكثرت من الخير)</strong> âyeti kerimesi de bu hakikati nâtıktır.</p>
<p>Sonra insanların fikirleri, niyetleri, ahlâkî halleri vakit vakit tebeddüle uğrar, bazı kimseler, mahrûmülbidaye iken merzukün-nihaye olur, bazıları da merzukul-bidaye iken — Maazallah — mahrûmünnihaye bulunur.</p>
<p>Binaenaleyh her hangi bir kimsenin ahvalini, avakıbini evvelce keşif ve ta&#8217;yin etmek kolay, belki de mümkün değildir. Bu cihetle de hiç bir kimse böyle bir keşf ve ta&#8217;yin ile mükellef, bundan dolayı mes&#8217;ul olmaz.</p>
<p>Yezide gelince: Bunun hali de, Hazreti Muaviyece malûm değildi. Zaten o zamana kadar fena bir şöhret kazanmış bulunmuyordu. Artık Hazreti Muaviye, onun ileride bir zalim, bir gaddar olacağını keşfedememiş olabilir, bundan dolayı kendisini mes&#8217;ul görmek doğru değildir.</p>
<p><strong>*</strong> Evet&#8230; Hazreti Muaviye bu hususta da ictihadında, kanaatinde hatâ etmiş olabilir. Bu, beşeriyet muktezasıdır. Zaten peygamberlerden başka hiç bir kimse, masum, hatâdan masun değildir. Hattâ enbiyai izam hazeratı bile hakkında vahyi ilâhî bulunmayan bir kısım hâdiseler ve kararlar hususundaki icti hatlarında isabet etmeyebilirler. Şu kadar var ki, onların isabetleri vaki olmayınca hemen vahyi ilâhi ile kendilerine hakikat bildirilir. Onların ademi isabet üzere bulunmalarına imkân verilmez. Nitekim Tebük gazvesine iştirak etmemek isteyen bir takım kimselere Resuli Ekrem Hazretleri izin vermiş, onların dermeyan ettikleri mazeretleri ciddî sanmıştı. Bu bir içtihat neticesi idi. Fakat az sonra<strong>( عفاالله عنك لم اذنت لهم</strong>) âyeti kerîmesi nazil olmuş, bu izinde isabet bulunmadığı bildirilmişi idi.</p>
<p>Demek oluyor ki, en büyük nurı basirete sahip olan peygamberanı zîşan bile bazan böyle içtihatlarında lihikmetin isabetsizliğe maruz olabiliyorlar. Bu da beşeriyet muktezasıdır. Beşeriyetin, uluhiyete mahsus bir kemal ile, gayba ıttıla’ kudretiyle muttasıf olmadığına bir delildir.Artık Hazreti Muaviye de bu husustaki ademi isabetinden dolayı mazur görülmek lâzım gelmez mi?.</p>
<p>«Hazreti Muaviyenin Yezide muhabbet ve temayülüne gelince: Bu, bir fıtrat mes&#8217;elesidir. Herkes kendi evlâdını fıtratın sever, ona meyleder. Fakat onun bu muhabbeti, Yezidin zulmüne, gadrine razı olduğuna asla delâlet etmez. Zâlimlere muhabbetin ve temayülün ne suretle memnu olduğunu ilerideki sual vasıtasiyle izah edeceğiz.</p>
<p><strong>*</strong> Hazreti Muaviyenin intihap usulünü tağyir etmiş olması iddiası da tetkika, tahlile muhtaçtır. Vakıa müslümanlıkta âmme riyasetini ihraz edecek zatm intihap ile ta&#8217;yini bir esastır. Fakat bu intihap, bütün ehalii islâmiyenin iştiraki suretiyle olmak müşkil ve âdeta muhal olduğundan bu cihet, ehli hall-û akd denilen zevatın intihaplariyle, mubayaalariyle yapılagel-miştir.</p>
<p><strong> Meselâ:</strong> Hazreti Ebubekir, hastalığında bir ahdname yazarak Hazreti Ömeri veliyyiahd göstermiş, bunu hanesi önünde toplanan zevatı kirama bildirmiş, onlar da muvafakat göstermekle bu intihab yerine getirilmiştir. Hattâ Aşerei Mübeşşereden Talha Hazretleri, Hazreti Ömer&#8217;in fitretindeki şiddet ve celâdeti düşünerek Hazreti Sıddık&#8217;a hitaben: «Sen Ömerfi veliyyiahd mi ettin?. Sen var iken anın halka nasıl muamele etti,ğini gördün, yalnız kaldığı halde ne yapmaz. Allanın huzuruna vardığında raiyyeyi senden sorar.» demiş, Hazreti Sıddık da: «Rabbime mülâki olup da benden de sual ettik de: «Yarabbi! kullarının umurunu anların en hayırlısına havale ettim» diye cevap veririm demiştir [Kısasül enbiya cüz: 6. s: 484.].</p>
<p><strong>Kezalik:</strong> Hazreti Ömer de vefatından evvel, altı zattan müteşekkil bir şûra heyeti ta&#8217;yin etmiş, kendisine halef olacak zatın intihabını onlara havale eylemişti.<br />
Görülüyor ki intihabın müttefikan yapılması lâzım gelmiyor, her halde yapılan intihaba karşı böyle muhalifler de bulunabilir. Fakat hall-ü akd erbabının ekseriyetle kabul ve mubayaası kâfi görülmüştür. İmam Ali Hazretlerinin intihabı da öyle olmuştu. Zaten zamanımızda da her yerde intihablar böyle ekseriyetle yapıla gelmektedir.</p>
<p>İşte Hazreti Muaviye&#8217;de bir çok kimselerin tavsiye ve tensıbleri üzerine Yezidi veliyyiahd ta&#8217;yin etmiş, bununla beraber bütün erbabı hallü akdin, bütün valilerinin mubayaalarına, lüzum görmüş, bu mubayaa ekseriyeti âzime ile icra edilmiş, buna yanlız Hazreti Hüseyn, Hazreti Abdullah ibni Zübeyr gibi bazı zatlar muhalif kalmışlardı.</p>
<p>Evliyai umurun veliyyiahdlığı ve întihab ve mubayaası hakkındaki ahkâm, Şerhi Mevakıf, Şerhi Makasid gibi akaid kitaplarımızda mufassalan yazılmıştır. Fazla malûmat için onlara müracaat edilebilir.</p>
<p><strong>*</strong> Daha kıymetli, ma&#8217;nen daha yüksek zatlar dururken Yezidin o makama neden getirilmiş olduğuna dair evvelce malumat vermiş bulunuyoruz.<br />
<strong> Hülâsâi kelâm:</strong> Bu bir hadisei tarihiyedir ki, bir takdiri ilâhî muktezası olarak bundan bin üç yüz sene evvel vuku&#8217; bulmuştur. (Olmuş amma olmasaydı keşke) demekten başkası zaittir. Bu gün biz, bundan mes&#8217;ul değiliz, bundan dolayı kendilerine mes&#8217;uliyet teveccüh edecek kimseler var mıdır, yok mudur, bu da bizce sabit, yakinen malûm değildir. Artık bunu bahane ederek büyüklere, dine hizmetleri beynelmüslimîn. sabit olan zatlara dil uzatmamız asla doğru olamaz.<br />
<strong>  ومن سعادة تركه مالا يعنه</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Ömer Nasuhi Bilmen &#8211; Ashab-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sual ve cevapların tamamı için bkn:</strong></p>
<p>http://www.incemeseleler.com/nezih-tikadlar/58-hazreti-muaviye-hakkndaki-baz-suallerin-cevaplar.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hazreti-muaviye-hakkindaki-bazi-suallerin-cevaplari/">Hazreti Muaviye hakkındaki bazı suallerin cevapları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hazreti-muaviye-hakkindaki-bazi-suallerin-cevaplari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-5</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-5/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-5/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2015 12:44:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şia ve Ehli Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Şia'nın Ehli Beyt Hakkında ki Görüşleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-5]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiâ&#8217;nın Ehl-i Beyt imamları hakkındaki aşırılıklarının nerelere vardığını kısaca göstermek adına, el-Kuleynî&#8216;nin Usûlü&#8217;l-Kâfî adlı eserinin birinci cildinde Ehl-i Beyt&#8217;le alâkalı başlıklara burada yer vermek istiyoruz. Başlıklar şu şekilde: *Allah&#8217;ın hüccetinin ancak imam ile gerçekleşeceğine dâir bab. *İmamı tanıma ve ona başvurmaya dair bab ve bu bab zımnında: Allah&#8217;ı tanımanın, Allah ve Rasûlü&#8217;nü (sallallahu teâlâ aleyhi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-5/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-5</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiâ&#8217;nın Ehl-i Beyt imamları hakkındaki aşırılıklarının nerelere vardığını kısaca göstermek adına, el-Kuleynî<span class="text_exposed_show">&#8216;nin Usûlü&#8217;l-Kâfî adlı eserinin birinci cildinde Ehl-i Beyt&#8217;le alâkalı başlıklara burada yer vermek istiyoruz. Başlıklar şu şekilde:</p>
<p>*Allah&#8217;ın hüccetinin ancak imam ile gerçekleşeceğine dâir bab.</p>
<p>*İmamı tanıma ve ona başvurmaya dair bab ve bu bab zımnında: Allah&#8217;ı tanımanın, Allah ve Rasûlü&#8217;nü (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) tasdik etmek, Ali&#8217;yi dost bilmek, onu ve diğer hidayet imamlarını (on iki imamı) imam edinerek onların düşmanlarından uzak olup Allah&#8217;a sığınmaktan ibaret olduğu&#8230; Yine bu bab zımnında: Kişinin Allah&#8217;ı, Rasûlü&#8217;nü, bütün imamları ve zamanının imamını tanıyıp bilmedikçe iman etmiş olmayacağı&#8230;</p>
<p>*İmamlara itaatin farz oluşuna dair bab.</p>
<p>*İmamların Allah Azze ve Celle&#8217;nin kullara şahit tutulacaklarına dâir bab.</p>
<p>*Hidayet edicilerin ancak imamlar olmasına dâir bab.</p>
<p>*İmamların Allah&#8217;ın emrinin sahipleri ve onun ilminin bekçileri olmalarına dâir bab.</p>
<p>*İmamların, Allah Azze ve Celle&#8217;nin yeryüzündeki halifeleri olmalarına ve ancak onlar vasıtasıyla Allah&#8217;a ulaşılabileceğine dâir bab.</p>
<p>*İmamların Allah Azze ve Celle&#8217;nin nuru olduklarına dâir bab.</p>
<p>*İmamların yeryüzünü ayakta tutan direkler olduklarına dâir bab.</p>
<p>*İmamların emir sahipleri (Allah&#8217;ın insanlara tayin etmiş olduğu yöneticiler olduklarına ve Allah Azze ve Celle&#8217;nin Kur&#8217;an&#8217;da sözünü ettiği &#8220;kıskanılan insanlar&#8221;dan kastın imamlar olmasına dâir bab(&#8220;Yoksa Allah&#8217;in bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar?&#8221;(en-Nisa/<wbr />54) ayetini kastediyor.).</p>
<p>*İmamların Allah Azze ve Celle&#8217;nin kitabında zikrettiği &#8220;alâmetler&#8221; olduğuna dâir bab(&#8220;Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla dayollarını doğrulturlar.&#8221;(en-Nahl/<wbr />16) ayetine atıf yapıyor.).Ayrıca bu babdan: ayetteki yıldızın Rasulullah, alâmetlerin ise imamlar olduğu&#8230;</p>
<p>*Allah Azze ve Celle&#8217;nin kitabında zikrettiği &#8216;ayetlerin&#8217; &#8220;imamlar&#8221; olduğuna dâir bab(&#8220;De ki: Göklerde ve yerde neler var, bakın. (Fakat) bunca ayetler ve uyarıcılar îman etmeyecekler gürûhuna fayda vermez.&#8221; (Yunus/101)ayetine işâret ediyor.).Ayrıca, ayetlerin imamlar; uyarıcıların ise peygamberler olduğu&#8230;</p>
<p>*İmamlarla birlikte olmanın Allah ve Rasûlü tarafından farz kılındığına dâir bab (&#8220;Ey o bütün iman edenler! Allah&#8217;tan korkun ve sadıklarla beraber olun!&#8221; (Tevbe/119) ayetine atıf yapıyor.).</p>
<p>*Allah&#8217;ın kullarına, bilmediklerini sormalarını emrettiği zikir ehlinin, &#8220;imamlar&#8221; olduğuna dâir bab(&#8220;Eğer bilmiyorsanız zikir erbabına sorun&#8221; (en-Nahl/43) ayetine işâret ediyor.).</p>
<p>*Allah Teâlâ&#8217;nın kitabında ilimle vasıflandırdıklarının &#8220;imamlar&#8221; olduğuna dâir bab (&#8220;De ki: &#8216;Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?'&#8221; (ez-Zümer/9) ayetine işâret ediyor.).</p>
<p>*İlimde derinleşenlerin &#8220;imamlar&#8221; olduğuna dâir bab(&#8220;İlimde derinleşenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler&#8221; (Âl-i İmran/7) ayetine işâret ediyor.).</p>
<p>*Allah&#8217;ın kulları arasından seçtiği ve kitabına vâris kıldığı kimselerin &#8220;imamlar&#8221; olduğuna dâir bab. (&#8220;Sonra biz o kitabı kullarımızdanseçtiklerimiz<wbr />e mîras bıraktık&#8221;(el-Fâtır/32) ayetine işâret ediyor.)</p>
<p>*Kur&#8217;ân&#8217;ın (insanları) imama ilettiğine dâir bab(&#8220;Haberiniz olsun ki bu Kur&#8217;an, insanları en doğru yola iletir&#8221;(el-İsrâ/9) ayetine işâret ediyor.).</p>
<p>*Allah Azze ve Celle&#8217;nin kitabında zikrettiği nimetin &#8220;imamlar&#8221; olduğuna dâir bab (&#8220;O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah&#8217;ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız.&#8221;(İbrahim/<wbr />34) ayetine işâret ediyor.).</p>
<p>* Amellerin Hazret-i Peygamber&#8217;e ve imamlara arz edilişine dâir bab (&#8220;De ki:(Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Rasûlü de müminler de görecektir&#8221;(et-Tevbe/<wbr />105)ayetine işâret ediyor.).Ayrıca ayetteki müminlerin imamlar olduğu&#8230;</p>
<p>*Üzerinde dosdoğru hareket edilmesi teşvik edilen yol, Ali aleyhisselâmın velayeti olduğuna dâir bab (&#8220;Eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru gitselerdi elbette Onlara bol su içirirdik&#8221;(el-Cin/16) ayetine işâret ediyor.).</p>
<p>*İmamların ilmin madeni, peygamberliğin ağacı ve meleklerin uğrak yerleri olduğuna dâir bab.</p>
<p>*İmamların ilmin vârisleri olduğuna ve ilmi birbirlerine mîras bıraktıklarına dâir bab.</p>
<p>*İmamların Hazret-i Peygamber ile bütün nebilerin ve kendilerinden önceki vasîlerin ilimlerini mîras aldıklarına dâir bab.</p>
<p>*Allah Azze ve Celle&#8217;nin katından inen bütün kitapların imamların yanında oluşuna ve dillerinin farklı olmasına rağmen bu kitapları bilmelerine dâir bab.</p>
<p>*Kur&#8217;ân&#8217;ın tamamını sadece imamların topladığına ve onların Kur&#8217;ân&#8217;ı her şeyi ile bildiklerine dâir bab(Bu bab, Kur&#8217;an&#8217;ın tahrif edilip bazı kısımlarının çıkarıldığı iddiasına dayanmaktadır.).</p>
<p>*İmamların meleklere, Nebîlere ve Rasûllere giden bütün ilimleri bildiklerine dâir bab.</p>
<p>*İmamların bir şeyi bilmek istediklerinde onlara bildirildiğine dâir bab.</p>
<p>*İmamların ne zaman öleceklerini bildikleri ve ancak kendi istekleriyle öldüklerine dâir bab.</p>
<p>*İmamların olanları ve olacakları bildiğine ve hiçbir şeyin onlara gizli kalmayacağına dair bab.</p>
<p>*Kendisine her ne öğrettiyse onu Emîrü&#8217;l-Mü&#8217;minîn&#8217;e de öğretmesini Allah Azze ve Celle&#8217;nin Hazret-i Peygamber&#8217;e emrettiğine ve İmam Ali&#8217;nin ilimde Hazret-i Peygamber&#8217;in ortağı olduğuna dâir bab.</p>
<p>*Şayet sırları saklanacak olsaydı, imamların herkese leh ve aleyhlerindeki şeyleri haber verebilecek olduklarına dâir bab.</p>
<p>*Meleklerin imamların evlerine girip sergilerine ayak bastıklarına ve onlara haberler getirdiklerine dâir bab.</p>
<p>*İmamlar açığa çıkınca, Dâvud aleyhisselam ve âilesinin hükmüyle hükmedeceklerine ve şahit istemeyeceklerine dâir bab (Acaba niçin Muhammed Mustafa ve O&#8217;nun âlinin hükmü ile hükmetmiyorlar? Hâlbuki Efendimiz şahit isterdi.).</p>
<p>*İnsanların elindeki bir şey imamlardan kaynaklanmıyorsa hak olmadığına ve imamlardan gelmeyen herşeyin bâtıl olduğuna dâir bab.</p>
<p>*Yeryüzünün tamamının imama ait olduğuna dâir bab.</p>
<p>İşte Ehl-i Beyt imamlarına dair bölüm başlıklarından bir kısmı böyle&#8230; Ve bu bölümlerin her birinde konu başlıklarıyla alâkalı bir takım rivayetler de bulunuyor. El-Kâfî kitabı Şiâ mezhebinin en büyük kitaplarından birisi veya en büyüğü ve en sağlamı kabul edilir. Hicrî 329 yılında vefat eden el-Kuleynî&#8217;nin kitabının el-Kâfî ismini alması ise kendilerine yeterli oluşuna atfendir.</p>
<p>Burada yer verilen başlıklardan da anlaşıldığı üzere, Şiâ, imamlar hakkında işi çok ileriye götürmekte, onları peygamberlik makamının da ötesinde, ilahlığa yakın bir makamda görmektedirler. İşte bunlar önce gelenlerin imamlar hakkındaki aşırılıklarını gösteren örnekler&#8230;</p>
<p>Sonra gelenlerin ve çağımızdakilerin aşırılıklarına gelirsek; biz bu konuda meseleye açıklık getirmek adına, Şiîlerin önde geleni, İran devriminin lideri Humeynî&#8217;nin İslamî Hükümet adlı eserinden bir pasaj aktarmakla yetineceğiz. Diyor ki:</p>
<p>&#8220;İmamın velayet ve hâkimiyet makamlarına sâhip oluşu, onun Allah nezdindeki hususî makamından ayrıldığı anlamına gelmez ve onu sıradan hâkimlerden biri hâline getirmez. Zira imamın öyle övülmüş bir makamı (makâm-ı mahmud), öyle yüksek bir derecesi ve yaratma konusunda bir hilâfeti vardır ki, onun velayetve güçleri karşısında bu kâinatın herbir zerresi boyun eğer. Ayrıca mezhebimizde zaruriyatlardan(inanılması<wbr /> zorunlu olan şeylerden) birisi de şudur: &#8216;İmamlarımızın öyle makamları vardır ki; oraya ne mukarreb bir melek ne de bir peygamber ulaşabilir&#8217;. Keza, bize göre sabit olmuş hadis ve rivayetler şuna inanmamızı gerekli kılmaktadır: &#8216;Rasûl-u A&#8217;zam (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) ile imamlarımız bu âlem yaratılmazdan önce nur idiler. Sonra Allah onları arşının etrafını çevreler bir vaziyete getirdi ve kendisinden başkasının bilmediği makam ve yakınlığı onlara bahşetti. Nitekim Cibril –Mîrac&#8217;a dâir rivayetlerde geldiği üzere- &#8216;bir parmak daha ilerlersem yanıveririm&#8217; demiştir. Bunun yanında imamlarımızdan şu söz de bize ulaşmıştır: &#8216;Bizim Allah&#8217;la öyle hallerimiz vardır ki, o hâle ne mukarreb bir melek ne de bir peygamber erişemez!&#8217; Bizce sabit olmuş rivayetler bunun Fâtıma için de geçerli oluşunu îcab ettirmektedir.&#8221;</p>
<p>Biz artık bu kadarla iktifa edelim; zira yazının sınırları ancak bu kadarına müsaade etmektedir. Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Katından bize rahmet bağışla! Şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.</p>
<p>Allah&#8217;ım! Bize hakkı hakk olarak göster ve ona uymayı nasib et bize! Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan kaçınmayı nasib et bize!</span></p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-5/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-5</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-5/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-4</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-4/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2015 12:41:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-4]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyt konusundaki tavrı nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyt konusundaki tavrı nedir? Ehl-i Sünnet&#8217;in bu konuda tavrını belirleyen şey &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler&#8221;(el-Ahzâb/33) ve &#8220;Peygamberin müminler üzerindeki hakkı, onların bizzat kendileri hakkında haiz oldukları haktan daha fazladır. Onun eşleri de müminlerin anneleridir&#8221; (el-Ahzâb/6) ayetleridir. Yanı sıra Efendimizden (sallallahu teâlâ aleyhi ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-4/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-4</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyt konusundaki tavrı nedir?</strong></p>
<p>Ehl-i Sünnet&#8217;in bu konuda tavrını belirleyen şey &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler&#8221;(el-Ahzâb/33) ve &#8220;Peygamberin müminler üzerindeki hakkı, onların bizzat kendileri hakkında haiz oldukları haktan daha fazladır. Onun eşleri de müminlerin anneleridir&#8221; (el-Ahzâb/6) ayetleridir. Yanı sıra Efendimizden (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) bize ulaşmış, Ehl-i Beyt&#8217;e hürmet edip haklarını gözetmemiz hususunda emir ve tavsiyelerin bulunduğu hadis-i şeriflerdir.</p>
<p>Daha önce geçen, Müslim&#8217;in Zeyd b. Erkam&#8217;dan, Tirmizî&#8217;nin keza Zeyd b. Erkam ve Câbir b. Abdullah&#8217;tan rivayet etmiş oldukları üç hadis, bunlardandır. Aynı şekilde Efendimizin (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Ehl-i Beyt&#8217;i bir örtü ile örttüğüne dair rivayetler de bu cümledendir.</p>
<p>Yine bu cümleden olarak:</p>
<p>*Kureyşten bazıları Hâşim oğullarına farklı davranışlarda bulunup onlara ezâ-cefâ verince, Hazret-i Abbâs bu durumdan Hazret-i Peygamber&#8217;e (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) dert yandı. Bunun üzerine Nebî (aleyhissalâtu vesselâm)&#8221;Nefsim kudretiyle yaşayan Zât&#8217;a yemin olsun ki, sizi (Haşimoğullarını) Allah ve Rasûlü için sevmedikçe kişinin kalbine iman girmez&#8221; buyurmuştur. Bunu İmam Ahmed&#8217;in yanı sıra Tirmizî rivayet etmiş ve hasen-sahih olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>*&#8221;Kureyşi öne geçirin, onları geçmeyin.&#8221; (el-Beyhakî, Marifetu&#8217;s-Sünen, es-Sünenu&#8217;l-Kübra, 3/121)</p>
<p>*&#8221;Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahumme! Kim ona dost olursa Sen de ona dost ol! Kim ona düşman olursa Sen de ona düşman ol!&#8221; (Müsned-i Ahmed 4/470, İbn-i Hibban, 2205)</p>
<p>*(Hazret-i Ali&#8217;ye hitaben) &#8220;Seni müminden başkası sevmez; münafıktan başkası da sana kin gütmez.&#8221;(Müslim 3/64, Tirmizî, Menâkıb, 3736)</p>
<p>*Hazret-i Ebubekir&#8217;in (radiyallahu anhu) söylemiş olduğu &#8220;Ehl-i Beyt&#8217;i husûsunda Efendimiz Muhammed&#8217;in hakkına riayet edin!&#8221; (Buhârî, menâkıb, 8/79) gibi gerek Râşid Hâlifeler&#8217;den gerek sahabe ve tabiînden bize ulaşmış olan, Ehl-i Beyte hürmet etme, haklarını gözetme, onlara karşı son derece iyi muamele göstermeye dair benzeri haberler Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyt&#8217;e olan yaklaşımını belirlemektedir. Zira Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) ailesine, nesline, müminlerin anneleri olan eşlerine hürmet gösterip onlara karşı iyi davranmak, Efendimize hürmet etmenin, hakkını gözetmenin kapsamına dâhildir. Nitekim Efendimiz de ümmetini buna teşvik etmiş; salih seleflerimiz de bu yolda yürümüştür.</p>
<p>Dolayısıyla Ehl-i Sünnet, Rasûlullah&#8217;ın (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Ehl-i Beyt&#8217;ini sevmekte, onları dost bellemekte ve Efendimizin (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Gadîr-i Hum günü dile getirdiği &#8220;Ehl-i Beyt&#8217;im hakkında size Allah&#8217;tan korkmayı vasiyet ediyorum&#8221; (Müslim)şeklindeki emirlerini muhafaza etmektedir. Öte yandan Ehl-i Beyt&#8217;i Hazret-i Fâtıma ve on iki imamla sınırlayıp sahip olmadıkları günahsızlık sıfatını onlara vererek aşırıya kaçan Rafızîlerle; Ehl-i Beyt&#8217;i düşman belleyip onlara zulmeden Nâsıbîlerin yolundan ayrılmaktadırlar.</p>
<p>Ehl-i Sünnet ile Şiâ&#8217;nın Ehl-i Beyt&#8217;e dair inançlarında ne gibi farklar mevcuttur?</p>
<p>Ehl-i Beyt konusunda Râfızî Şiâ ile Ehl-i Sünnet arasında dinin temel inançlarıyla alâkalı esaslı birçok fark bulunmaktadır:</p>
<p>1-İlk olarak Ehl-i Beyt&#8217;in tarifi ve belirlenmesi hususundaki farka bakalım. Şiâ&#8217;ya göre Ehl-i Beyt, Ehl-i Sünnetin tarif ettiğinden başkadır. Ehl-i Sünnet&#8217;e göre mü&#8217;min vasfını taşıyan Haşim oğulları (İmam Şafiî ve İmam Ahmed&#8217;e göre Muttalib oğulları da buna dâhil) ve Efendimizin (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) zevceleri Ehl-i Beyt&#8217;i oluşturmaktadır. Buna göre kıyamete kadar Haşim ve Muttalip oğulları neslinden gelmiş, gelecek binlerce belki de milyonlarca müslüman Ehl-i Beyt kapsamına girmektedir. Şiâ&#8217;ya göre ise Ehl-i Beyt Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ve Hüseyin ile on iki imamın diğer fertlerinin oluşturduğu toplam onüç kişidir. Böylece Şiâ, Efendimizin (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) zevcelerini, amcalarını, Hazret-i Ali dışındaki amcazâdelerini, Hazret-i Fâtıma dışındaki üç kızını ve onların çocuklarını, Hazret-i Hasanın bütün çocuklarını, Hazret-i Ali&#8217;nin Hasan ve Hüseyin&#8217;den başka diğer dokuz erkek(1) ve onsekiz kız çocuğunu ve bunların çocuklarını, ayrıca Hazret-i Fâtıma&#8217;dan doğma Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adındaki iki kızını ve bunların çocuklarını Ehl-i Beyt&#8217;ten çıkarmışlardır. Liste daha da uzatılabilir. İşte bu, Şiâ&#8217;nın Ehl-i Beytanlayışıdır. Peki, bu anlayışın delili nedir? Ne aklen ne de naklen buna dair hiçbir delil yoktur.</p>
<p>2-Ehl-i Sünnet, Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımlarının&#8221;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz yapmayı diler&#8221;(el-Ahzâb/<wbr />33)ayetinde zikredilen Ehl-i Beyt kapsamına girdiğine inanmaktadır. Onların Müslüman kadınların en üstünleri ve müminlerin anneleri olduklarına inandıkları gibi, Kuran-ı Kerim&#8217;in diliyle aklanıp tertemiz kılınmış olduklarına ve de Allah&#8217;ın onları, yaratmış olduğu en yüce varlığın hanımı olma makamına seçtiğine iman etmektedirler. (En yüce salât u selamlar O&#8217;na ve eşlerine olsun). Nitekim Allah Teâlâ Ahzâb Sûresi&#8217;nin altıncı ayetinde &#8220;Peygamberin müminler üzerindeki hakkı, onların bizzat kendileri hakkında hâiz oldukları haktan daha fazladır. Onun eşleri de müminlerin anneleridir&#8221;; ve Nur Sûresi&#8217;nin altıncı ayetinde &#8220;Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yakışırlar. Bunlar, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktır&#8221; buyurmuştur. Kezâ sahih bir rivayette Efendimize en çok sevdiği kişiden suâl edildildiğinde &#8220;Aişe&#8221; diye buyurmuştur. Soran kimse &#8220;Peki erkeklerden kimdir?&#8221; deyince de:&#8221;Babası (Ebu Bekir)&#8221;diye buyurmuştur. Bizler onun Sıddîk&#8217;ın kızı Sıddîka olduğuna inandığımız gibi Âlemlerin Rabbi&#8217;nin elçisinin en sevdiği kişi olduğuna da inanmaktayız. Gelin görün ki Şiâ onu zinayla, kötü olmakla suçlamaktadır. Babasından nasıl nefret ediyorlarsa, Hazreti Aişe de en nefret ettikleri insandır. Bununla da kalmayıp Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) bütün eşlerini Ehl-i Beyt&#8217;ten çıkarmaktadırlar. Efendimizin eşlerini müminlerin anneleri yapan ve Temiz&#8217;in eşi olmalarından ötürü temiz zevceler olduklarını dolayısıyla iftiralardan müberra bulunduklarını ilan eden yukarıdaki iki ayet karşısında Şiâ&#8217;nın nerede durduğunu âh bir bilseydim!.. Bu iki ayeti okurken acaba ne hissediyorlar? Onları aklayıp temizledi, şanlarını yüceltti diye yoksa Allah&#8217;a mı kızıyorlar? Ya da O&#8217;na inanmıyorlar mı? Ve yahut Allah Teâlâ&#8217;nın onları güzel şekilde anmasının aksine, Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımları hakkında benimsedikleri çürük inançlarına ve kendilerine mi kızıyorlar?</p>
<p>3-Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali&#8217;nin ilk üç halifeden sonra bu ümmetin en üstün dördüncü ferdi olduğuna inanırlar. Ya da onu üstünlükte Hazret-i Osman&#8217;a önceleyen bazı mütekaddim Ehl-i Sünnet ulemasına göre ise Hazret-i Ali, Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer&#8217;den sonra fazilette üçüncü sıradadır. Ayrıca onun halifelerin dördüncüsü olduğuna ve yönetim husûsunda dönemindeki ehil kimselerin seçimi ve ona biat etmeleri ile hilâfetinin gerçekleştiğine inanırlar. Bununla beraber, ne kadar üstün olursa olsun mâsum olmadığını, yanlışa düşebileceğini, emr-i ilâhîye aykırı hareket etmesinin mümkün olabileceğini söylerler. Bu söylediklerimizin delilleri hadis-i şeriflerde mevcuttur; ayrıca bu hususlarda ümmetin icmâ&#8217;ı da tahakkuk etmiştir. Ancak konuyla ilgili nasslara bu yazı sınırları içerisinde yer verme imkânımız bulunmamaktadır.</p>
<p>Şiâ&#8217;ya gelince, onlar Hazret-i Ali&#8217;nin diğer onbir imam gibi günahsızlığına ve Hazret-i Peygamber&#8217;den (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) sonraki gerçek halife olduğuna inanmaktadırlar. Yanı sıra, hilâfetin Hazret-i Ali&#8217;ye Allah tarafından verilmiş bir hak olduğunu savunurlar. Şiâ&#8217;ya gore Sahabe, bu hakkı zulümle gasbederek Allah&#8217;ın emrine karşı çıkmış ve bu yüzden fâsık veya kâfir olmuşlardır.</p>
<p>4-Ehl-i Sünnete göre Mehdî, Ehl-i Beyt neslinden âhir zamanda çıkacak ıslâh edici bir şahıstır. Diğer insanlar gibi doğar ve yaşar. Gözlerden gizli ve bir yerlerde saklanmış değildir. Kendisinden önce zulümle doldurulmuş dünyayı adâletle dolduracaktır. Şiîler ise Mehdi&#8217;nin Hasan el-Askerî&#8217;nin oğlu ve on ikinci imam olan Muhammed olduğunu savunurlar. Dört yaşında iken gözlerden kayboluvermiş; yaklaşık 1150 yıldan beri de insanlardan gizlenegelmiştir. Onun yeniden çıkmasını ve dünyayı ıslah etmesini beklemektedirler. Fakat tarihen sabittir ki, Hasan el-Askerî ardında bir çocuk bırakmadan vefat etmiş, bu yüzden mirasını kardeşi Câfer almıştır. Mehdî ve on ikinci imam diye inandıkları kişi aslında hiçbir zaman var olmamıştır, bir hayal mahsulüdür.</p>
<p>5-Ehl-i Sünnet, Ehl-i Beyt imamlarını fazilet sâhibi ve soylu kişiler olarak görmekte, onlara karşı hürmet beslemekte ve hukuklarını tanımaktadırlar. Onları Ehl-i Sünnetin imamları addettikleri gibi adâlet sâhibi olduklarını söyleyip onlardan ve onlar kanalından gelen hadisleri rivayet etmektedirler. Bu imamlardan oluşan senede altın silsile ismini vermekte ve bunu en sahih senetlerden saymaktadırlar. Kütüb-ü Sitte ve diğer hadis kaynaklarımızda onlardan gelen rivayetler az değildir. Temel hadis kaynaklarımızda hadis ulemamız genel mânâda Ehl-i Beyt&#8217;in, özel olarak da Ehl-i Beyt&#8217;e mensup bazı fertlerin faziletleri hakkında bölümler oluşturmuştur.Şiâ ise on iki imam hakkında aşırıya giderek onlara sahip olmadıkları vasıfları vermekte ve onların günahsız olduklarına inanmaktadırlar. Öte yandan, onlar hakkında asılsız haberler uydurmakta, akide ve mezheplerini temellendirdikleri iftira ve yalanları onlara dayandırmaktadırlar. Hâlbuki bu imamlardan Şiâ akidesini temelinden yıkan sahih rivayetler gelmiştir. Ehl-i Beyt imamlarının hepsi sabahenin faziletini, ilk üç halifenin hilâfetini ve Hazret-i Peygamber (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) katındaki yüce mevkilerini kabul etmiştir.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong><br />
Dipnotlar</p>
<p>1- Bu dokuz erkek evlâdının isimleri şöyledir: Muhammed b. Hanefiyye, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Abbas, Câfer, Abdullah, Ubeydullah ve Yahya</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-4/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-4</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-3</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-3/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2015 12:37:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiîlere Göre Ehl-i Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-3]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5834</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci Mesele: Şiîlere Göre Ehl-i Beyt Şiîler Ehl-i Beyt&#8217;i sadece Hazret-i Fâtıma ve on iki imama hasretmişlerdir. Şiî âlimlerin ortaya koymuş olduğu bir çalışma olan el-Mevsûʻatu&#8217;l-Arabiyyetu&#8217;l-Muyessere&#8217;de (1/630) şunlar geçmektedir: &#8220;Alevîler (Şiîler) Ehl-i Beyt&#8217;in mânâsını şu şekilde açıklarlar: Ehl-i Beyt Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, onların neslinden gelen Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyin, Ali b. Hüseyin, Muhammed b. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-3/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-3</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Mesele: Şiîlere Göre Ehl-i Beyt</p>
<p>Şiîler Ehl-i Beyt&#8217;i sadece Hazret-i Fâtıma ve on iki imama hasretmişlerdir. Şiî âlimlerin ortaya koymuş olduğu bir çalışma olan el-Mevsûʻatu&#8217;l-Arabiyyetu&#8217;<wbr />l-Muyessere&#8217;de (1/630) şunlar geçmektedir: &#8220;Alevîler (Şiîler) Ehl-i Beyt&#8217;in mânâsını şu şekilde açıklarlar: Ehl-i Beyt Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, onların neslinden gelen Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyin, Ali b. Hüseyin, Muhammed b. Ali, Câfer b. Muhammed, Musa b. Câfer, Ali b. Musa, Muhammed b. Ali, Ali b. Muhammed, Hasan b. Ali ve Muhammed b. Hasan el-Mehdî&#8217;dir. İşte bunlar Hazret-i Peygamber&#8217;den sonraki önderler ve Allah Teâlâ&#8217;nın kendilerine itaat edilmesini emrettiği ulu&#8217;l-emirdir (hüküm sahipleridir). İnsanlara şâhit tutulacaklar onlardır. Onlar Allah&#8217;a ulaştıran kapılar ve O&#8217;na götüren rehberlerdir. Allah&#8217;ın ilminin kapıcıları, vahyinin tercümanları, tevhîdinin direkleridir&#8230; Öyle ki Şiîler, Ehl-i Beyt&#8217;in emir ve yasaklarının Allah&#8217;ın emir ve yasakları olduğuna ve aynı şekilde onlara itaat ve isyanın da Allah&#8217;a itaat ve isyan olduğuna inanırlar. O halde onlara teslîmiyet göstermek, emirlerine boyun eğmek ve sözlerine tutunmak vâciptir. Kesin ve kat&#8217;î deliller Ehl-i Beyt&#8217;e mürâcaatın vacip olduğunu ve Hazret-i Peygamber&#8217;den(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) sonra Allah&#8217;ın indirdiği hükümler husûsunda asıl mercînin onlar olduğunu bildirir.&#8221;</p>
<p>Bu sözler herhangi bir yorum yapmaya ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır. Şiîler, Hazret-i Akîl, Hazret-i Câfer ve Hazret-i Abbâs&#8217;ın aileleri, Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımları ve Hazret-i Fâtıma dışındaki kızları, Hazret-i Ali&#8217;nin Hazret-i Fâtıma dışındaki hanımlarından nesli, Hazret-i Fâtıma&#8217;nın Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin dışındaki nesli, Hazret-i Hasan&#8217;ın bütün nesli, Hazret-i Hüseyin&#8217;in Ali Zeynelâbidîn dışındaki nesli ve uzayıp giden bu listenin hiçbir ferdini Ehl-i Beyt&#8217;ten saymamışlardır.</p>
<p>İşte Şiîlere göre Ehl-i Beyt&#8217;in hakikati budur. Onların taksimleri işte böyledir ve insafsızca bir taksimden başka bir şey değildir. Buna dair ne Kur&#8217;an&#8217;dan ne de Sünnet&#8217;ten hiç bir delilleri yoktur. Bilakis Kitap ve Sünnet&#8217;in ikisi de Ehl-i Beyt&#8217;in bütün Haşim oğullarını veya onlarla birlikte bütün Abdulmuttalip oğullarını kapsadığını söyler. Sadece örtüyle örtme hadislerini bile göz önüne aldığımızda bunların çoğunun sadece Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;i zikrederken bazı rivayetlerin, başkalarını da içine aldığını görürüz. Bu rivayetlerin hiçbirinde örtünün altındakilerin soyundan gelecek olanların Ehl-i Beyt&#8217;ten olduklarını gösteren tek bir delil bile yoktur. Örtünün altındakilerin nesillerinin, Ehli beyt tabiri altına girmesini ifade eden delil, bütün Haşim oğulları ve Muttalip oğullarının Ehl-i Beyt&#8217;ten olduğunu gösteren üç hadis ile bu mânâdaki başka rivayetlerdir. Fakat Ehl-i Beyt&#8217;i sadece Fâtıma ve on iki imama has kılan bir delil yoktur.</p>
<p>Üçüncü Mesele:</p>
<p>Müslim&#8217;in iki ağır emaneti anlatan hadisinde Ehl-i Beyt&#8217;e ittiba etmeyi emreden herhangi bir şey yoktur. Hadiste sadece Allah&#8217;ın kitabına ittiba etmeyi ve Ehl-i Beyt&#8217;in haklarına riayet etmeyi bildiren bir vasiyet vardır. İbn-i Teymiye şöyle demektedir:</p>
<p>&#8220;Hadiste yalnızca Allah&#8217;ın kitabına dair bir vasiyet vardır ki o da zaten daha önce veda haccında vasiyet edilmişti. Bununla birlikte Hazret-i Peygamber&#8217;in yakın akrabalarına/ıtrete ittiba etmeyi emretmiyor. Sadece &#8220;Ehl-i Beyt&#8217;im hakkında size Allah&#8217;ı hatırlatırım!&#8221; buyuruyor ki ümmete Ehl-i Beyt hakkında bir hatırlatma yapılması onların haklarına riayet edilip kendilerine zulmedilmemesi gibi zaten daha önce emredilmiş olan hususları hatırlamayı gerektirir. Nitekim bunlar Gadîr-i Hum&#8217;dan önce de beyân edilmişti. Bundan anlaşılıyor ki o sırada Gadîr-i Hum&#8217;da ne Hazret-i Ali ne de başkası hakkında, ne imâmet ne de başka bir hususta şer&#8217;î bir hüküm nâzil olmadı.&#8221;</p>
<p>Ayrıca İbn-i Teymiye şunları ifade etmektedir: &#8220;Bu hadisi şu ziyadeyle Tirmizî de rivayet etmiştir: &#8220;Bu iki şey kıyamet günü Havz-ı Kevser başında gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmayacaklardır.&#8221; Birçok hadis hâfızı bu ziyâde hakkında eleştiride bulunmuş ve bu kısmın hadisten olmadığını söylemiştir. Bu ziyâdenin sahîh olduğunu düşünenler ise, Hazret-i Peygamber&#8217;in Haşim oğullarından yakın akrabalarının/ıtretinin hepsinin birden sapıklık üzerine birleşmeyeceklerine delil olduğunu belirtmişlerdir. Ehl-i Sünnetten de bu görüşte olanlar vardır. Bu görüş, ayrıca Ebû Yaʻlâ ve başkalarının meseleye verdiği cevaplardandır.&#8221; (Minhâcu&#8217;s-Sunne – 4/85)</p>
<p>Dördüncü Mesele:</p>
<p>Tirmizî&#8217;nin bu iki hadisinde geçen ve Hazret-iPeygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)kendilerine sarılıp tutunmamızı vasiyet ettiği Ehl-i Beyt ile kastedilen kimseler bu mübârek nesilden gelen tek tek her bir fert değildir. Çünkü aralarında âlim ve salih kimseler olduğu gibi câhil ve başka türlü olanlar da vardır. Durum böyle iken Hazret-i Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) nasıl olur da câhillerin peşinden gitmeyi veya sâlih olmayanlara tutunmamızı vasiyet eder?</p>
<p>Öyleyse burada Ehl-i Beyt ile kastedilen kimseler Hazret-i Peygamber&#8217;in sîretini iyiden iyiye bilen, onun yolundan giderek getirdiği hüküm ve hikmetleri tanımakla sünnetine sımsıkı sarılan Ehl-i Beyt&#8217;in âlimleridir. Böylece bu hadisten maksat Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) sünnetine sarılmayı vasiyet etmek olur. Bu sebeple Zeyd b. Erkam&#8217;ın hadisinde Hazret-i Peygamber birinci ağır emanet olan Kur&#8217;ân&#8217;ın yanında Ehl-i Beyt&#8217;i ikinci ağır emanet kılmıştır.(Not: Üstad Bediüzzaman da buna işaret sadedinde; &#8220;Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı: Sünnet-i Seniyesidir. (Lem&#8217;alar s: 21 ) der.</p>
<p>Hâsılı, bu hadiste Kur&#8217;ân-ı Kerîmin yanındaEhl-i Beyt&#8217;in zikredilmesi Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)şu sözünde sünnetinin yanında Râşid Halîfeler&#8217;in sünnetinin zikredilmesine benzer: &#8220;Benim sünnetime ve râşid halîfelerin sünnetine sarılın.&#8221; Çünkü râşid halîfeler zaten sünnetinden başka bir şeyle amel etmemişlerdir. O halde onların eklenmesi ya sünnetle amel etmelerinden veya hükümleri ondan almalarından dolayıdır. Aliyyu&#8217;l-Kârî, Mişkât&#8217;ın şerhinde (5/600) şöyle demektedir: &#8220;Öyleyse Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Ehl-i Beyt&#8217;ine tutunmayı emreden hadisten maksat onun sünnetine tutunmayı emretmek olur. Bu durumda hadisin Tirmizî kanalından gelen rivayetiyle İmam Malik kanalından &#8220;Size onlara sarıldığınız sürece asla sapıklığa düşmeyeceğiniz iki şey bırakıyorum: Allah&#8217;ın kitabı ve Resûlü&#8217;nün sünneti&#8221; şeklinde gelen rivayeti de örtüşmüş olur.&#8221;</p>
<p>Tirmizî&#8217;nin hadisinde Ehl-i Beyt&#8217;in özellikle zikredilmesindeki hikmet ise Allahu âlem Ehl-i Beyt&#8217;in(ev ahâlisinin) genel itibarıyla evin sahip ve reisini daha iyi tanıyıp ahval ve vaziyetini daha iyi biliyor olmalarıdır. Ayrıca bu durum Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)sünnetini bilip onunla amel etmenin onun pâk ıtreti/yakın akrabaları arasında devam edip hiç kesilmeyeceğine, kıyamet gününe kadar onlardan bir tâifenin haktan ve sünnetin yolundan ayrılmayacağına ve ıtretinin/yakın akrabalarının hepsinin birden sapıklıkta birleşmeyeceklerine de işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.</p>
<p>Beşinci Mesele:</p>
<p>Şiîler, Ehl-i Beyt&#8217;i yukarıda zikrettiğimiz kişilerle sınırlandırmakla kalmamış, aynı zamanda &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz yapmayı diler&#8221;(el-Ahzâb/<wbr />33)ayetini, tıpkı Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) mâsum oluşu gibi, Ehl-i Beyt&#8217;in mâsum oluşunun delili saymıştır. Onlar bu ayette geçen ليذهب(uzaklaştırmak) kelimesini يريد(diler) fiilinin mef&#8217;ûl bihi (nesne)&#8217;si olarak kabul edip; الرجس(kir) kelimesini de &#8217;emirleri terkedip haramları işlemek sebebiyle insanı kirleten günahlar&#8217; şeklinde yorumlamakla bu sonuça varmışlardır.</p>
<p>Hâlbuki bu ayette, iddia ettikleri şeye dâir herhangi bir delil olmadığı gibi; öncesi-sonrası ve bağlamı içerisinde değerlendirildiği takdirde, bizzat bu ayetin, Ehl-i Beyt diye isimlendirdiği kişilerin mâsum olmadıklarına delil olduğu görülür. Zira söz konusu ayet, Efendimizin (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) zevcelerine emir ve yasakları, vaazu nasihatleri bildiren ayetler bağlamında gelmiştir. Ayeti bağlamından koparmak ise câiz değildir.</p>
<p>Bu ayetleri okuyan herhangi biri, ayetlerin birbirine bağlı olduklarını görecektir. Hiç kimse söz konusu ayeti bağlamından kopuk düşünerek değerlendiremez. Ayetin mânâsı ise (öncesi ve sonrasındaki ayetleri de göz önüne alarak) şu şekildedir:&#8221;Ey Peygamber hanımları! Allah, sizden kiri uzaklaştırmak ve siz Ehl-i Beyt&#8217;i tertemiz yapmak için sizlere Allah ve Rasûlü&#8217;nü istemeyi, açık seçik bir hayâsızlıkla gelmemeyi, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne boyun eğerek takva ehli olmayı, salih ameller işlemeyi, yabancı erkeklerle yumuşak ve edâlı bir tarzda konuşmamayı, güzel ve dosdoğru söz söylemeyi, evlerinizde sükûnetle oturarak açılıp saçılmamayı, namazı dosdoğru kılıp zekâtı vermeyi, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne itaat etmeyi tavsiye etmektedir. Allah faydasız bir şeyi size yüklüyor da sizi bununla imtihan ediyor değildir. Aksine bunlar son derece sizin yararınızadır.&#8221;</p>
<p>Söz konusu ayetler, Ehl-i Beyt diye isimlendirdiği kişilerin mâsum olmadıklarına birçok yönden delâlet eder:</p>
<p>1-Bu ayetler, Efendimizin (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımları hakkında vârid olmuştur. Ne Sünnîlerden ne de Şiîlerden onların mâsum olduğunu söyleyen çıkmamıştır. Hattâ Şiîler Efendimizin hanımlarını çok ağır şeylerle suçlamaktadırlar.</p>
<p>2-Önce ve sonrasında gelen ayetler, Ehl-i Beyt diye adlandırılanların günah işleyebileceğini göstermektedir. Çünkü o ayetlerde, emirleri dinleyip yasaklardan kaçınmaları durumunda mükâfat vaad edilmiş; buna riayet etmedikleri takdirde ise ceza ve azap ile tehdit edilmişlerdir. Ayrıca emirleri dinleyip yasaklardan kaçınmaları şiddetle tavsiye edilmiştir. Vaad, tehdid ve tavsiyeye muhâtap olmaları da emir ve yasaklara uymamalarının ihtimal dâhilinde olduğunu ifade eder.</p>
<p>3-Ayetin mânâsı: &#8220;Bildirmiş olduğu şu emir ve yasaklara uymanız şartıyla, Allah siz Ehl-i Beyt&#8217;i kirden uzaklaştırıp tertemiz yapmayı istiyor&#8221; şeklindedir. Yâni ayet şart anlamı taşımaktadır. Bu şartın gerçekleşmesi ise kesin değil, aksine muhatapların tercihine, hür irâdelerine kalmıştır. Dolayısıyla şartın yerine getirilmesi de ihtimâl dâhilindedir.</p>
<p>4-&#8216;إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ'(Allah ancak&#8230; diler)ayetinde geçen &#8216;irade&#8217; fiili iki anlama gelebilir. Bunlardan birincisi &#8216;dilemek&#8217;tir. Buna göre Allah&#8217;ın murâdı olan &#8216;kirden uzaklaştırma ve temizleme&#8217;nin gerçekleşmesi, emir ve yasaklara uyulması şartına bağlı olmuş olur. Bu şart yerine getirildiği takdirde &#8216;kirden uzaklaştırma ve temizleme&#8217; de gerçekleşecektir. Fakat bu şartın gerçekleşmesi kesin olmadığı için meşrûtun yani kirden uzaklaştırma ve temizlemenin gerçekleşmesi de kesin değildir.Ayetteki &#8216;irade&#8217; fiili sevmek anlamına da gelebilir. Buna göre ise Allah Teâlâ&#8217;nın sevdiği ve râzı olduğu her birşeyin gerçekleşmesi gerekmez. Nitekim Allah kâfirlerin iman; âsilerin tövbe etmesini sever,lâkin her kâfir iman; her âsi de tövbe etmez.</p>
<p>5-Ayet Ehl-i Beyt&#8217;in mâsum olmadığının delilidir. Şöyle ki; temiz (mâsum) olan biri hakkında &#8216;onu temizlemek istiyorum&#8217; denmez. Çünkü bu var olanı var etmeye çalışmak (hâsılı tahsîl) olur ki, imkânsızdır. Ayette faraza mâsumluk kastedilecek olsaydı; &#8216;Allah sizi kirden uzaklaştırmış ve tertemiz kılmıştır&#8217; denilirdi.«إنَّ اللًّهَأَذْهَبَ عَنْكُمْ الرِّجْسَ وَطَهَّرَكُمْ تَطْهِيرًا»</p>
<p>6-Eğer bu ayet Ehl-i Beyt&#8217;in mâsum oluşunu ifâde etseydi, Mâide Sûresi&#8217;nin altıncı ayetindeki &#8220;Fakat o sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz&#8221;وَلَكِنْيُرِي<wbr />دُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ &#8221;ibâresinin de, muhâtapları olan Bedir ehlinin mâsum oluşunu ifade etmesi gerekirdi. Oysa Bedir ehlinin mâsum olduğunu kimse söylememiştir.</p>
<p>Altıncı Mesele:</p>
<p>Şiâ, Efendimizden (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) sonra hak olan imamların on iki tane olduğunu inanç esaslarından biri hâline getirmiştir. Bu görüşün temeli imâmet konusundaki inançlarına dayanır. Onlara göre imâmet Efendimizden (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) sonra Hazret-i Ali&#8217;nin hakkıdır. Nasıl ki nübüvveti Allah Teâlâ Hazret-i Muhammed(sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) için seçmişse, imâmeti de Allah Teâlâ&#8217;nın Hazret-i Ali için seçmiş olduğu ilâhî bir makamdır. Hazret-i Peygamber de (sallallahu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) kendisinden sonra imâmetin Hazret-i Ali&#8217;ye ait olduğunu bildirmiştir. Aynı şekilde Hazret-i Ali&#8217;den oğlu Hazret-i Hasan&#8217;a; ondan da kardeşi Hazret-i Hüseyin&#8217;e ve bu şekilde on ikinci imam Mehdi el-Muntazr&#8217;a kadar imâmet devredile gelmiştir. Şiâon iki imamın imâmetine delil olarak, Buhâri, Müslim, Ebu Dâvud ve daha başkaları tarafından rivayet edilen, sıhhatinde ittifak edilmiş şu hadisi öne sürmektedir: &#8220;Ümmetin ittifak ettiği on iki halife size hükümet ettiği sürece, bu din gâlip olmaya devam edecektir.&#8221;Bu Ebu Devud&#8217;un metnidir.«لا يزال هذا الدين قائما حتى يكون عليكم اثنا عشر خليفة، كلهم تجتمع عليه الأمة»Ebu Dâvud&#8217;unkinden başka rivayetlerde &#8216;benden sonra&#8217;يكون بعدي)) ibâresi de mevcuttur. Buhâri rivayetinde ise &#8216;halîfe&#8217; yerine &#8217;emir&#8217; kelimesi geçmektedir. Süfyan b. Uyeyne kanalından gelen rivayet ise şu şekildedir: &#8220;On iki kişi insanları yönettiği sürece onların işleri yolunda olur.&#8221;&#8216;لا يزال أمر الناس ماضيا ما وليهم اثنا عشر رجلا'(Bkz, Fethu&#8217;l-Bârî, 13/182)</p>
<p>Bu delillendirme ise birçok bakımdan geçersizdir:</p>
<p>1-Hadiste geçen &#8220;aleykum&#8221; (عليكم) kelimesi ümmete liderlik ve hükümet etme anlamlarını gerektirmektedir. Hâlbuki Hazret-i Ali ve Hazret-i Hasan&#8217;dan başka (radiyallahu anhuma) bu zatlardan ümmetin başına geçen olmamıştır.</p>
<p>2-Halife, kendisinden öncekinin yerine geçen kişiye denir. Hadisteki bağlam, hadisteki halifelik(kendisinden öncekinin yerine geçme): yönetme, ümmetin başına geçme konusunda olduğunu ifade ediyor. Nitekim Buhârî rivayetinde &#8216;halife&#8217; yerine &#8217;emir&#8217; (yönetici) kelimesi gelmiştir. Yine Süfyan b. Uyeyne kanalıyla gelen rivayet&#8221;On iki kişi insanları yönettiği sürece onların işleri yolunda olur&#8221;&#8216; وليهم اثنا عشر رجلا&#8217;şeklindedir. Bu iki rivayet, &#8216;yönetici'(أمير) ve &#8216;idâre etme'(ولي) kelimelerini ihtivâ ettikleri için hadisten maksadın ne olduğunu daha açık bir sûrette ifâde etmektedir. Ne var ki; ilk ikisi dışında on iki imamdan ümmetin başına geçip de idâreyi ele alan olmamıştır.</p>
<p>3-Ümmet, yöneticiliği hususunda on iki imamın birinde bile görüş birliğine varmış değildir. Yaklaşık olarak (o zamanki) ümmetin yarısı Hazret-i Ali ve Hazret-i Hasan&#8217;ı lider olarak kabul etmişti. Rivayetlerin çoğunda &#8216;ümmetin ittifak ettiği&#8217; كلهم تجتمع عليهاالأمة&#8221; ziyâdesi mevcut değilse de; İbn-i Hacer&#8217;in Fethu&#8217;l-Bârî&#8217;de belirttiği üzere bu, sahih bir ziyâdedir.</p>
<p>4-Serdab denen yerde bulunduğunu iddia ettikleri ve beklenen Mehdî olarak kıyamete yakın ortaya çıkacağına inandıkları on ikinci imam Muhammed b. Hasan el-Askerî adındaki kişi aslında bir hayal ürünüdür. Tarihen sabittir ki on birinci imam Hasan el-Askerî, ardında bir evlat bırakmadan vefat etmiş; bu sebeple mirasını kardeşi Câfer almıştır. Taberî, İbn-i Hazm ve İbn-i Hallikan gibi tarihçiler bunu dile getirenler arasındadır.</p>
<p>5-Hadisteki geçen on iki halifenin bu on iki imam olduğu iddiası arzu ve varsayımdan başkası değil, ispat edecek bir delil veya bir emare yoktur. Bilakis hadisin değişik rivayetlerinin lafızlarının çoğu bu iddiayı reddetmektedir.</p>
<p>Özet olarak diyebiliriz ki bahsi geçen hadisin mânâsı ve lafızlarının çoğu bu tarz bir delillendirmeyi çürütmektedir.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-3/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-3</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2015 12:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-İ Beyt’e Bakış Açımız-2]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Beyt Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5831</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olduğunun delîli önceki anlattıklarımızdır. Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;in dâhil olmasının delili ise, onların Hazret-i Peygamber&#8217;in en yakın akrabaları ve ev ahâlisi olmalarıdır. Bir kısmı az sonra gelecek olan ve üzerlerini bir örtüyle örtme hâdisesini anlatan bazı hadisler de [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-2/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olduğunun delîli önceki anlattıklarımızdır. Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;in dâhil olmasının delili ise, onların Hazret-i Peygamber&#8217;in en yakın akrabaları ve ev ahâlisi olmalarıdır. Bir kısmı az sonra gelecek olan ve üzerlerini bir örtüyle örtme hâdisesini anlatan bazı hadisler de bu görüşü teyid eder. Bu hadislerden biri de Müslim&#8217;in (2424) Hazret-i Âişe&#8217;den(radiyallâhu teâlâ anha) yaptığı şu rivayettir: &#8220;Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)üzerinde siyah kıldan bir elbise varken bir sabah çıktı. Hasan b. Ali geldi ve Peygamber onu elbisesinin içine aldı. Sonra Hüseyin geldi ve o da yanına sokuldu. Sonra Fâtıma geldi Peygamber onu da içine aldı. Sonra Ali geldi ve onu da içine aldı. Sonra dedi ki: Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz yapmayı diler.&#8221;</p>
<p>Bu konudaki başka bir hadis de Tirmizî (2997) ve Hâkim&#8217;in(1) (2/316) Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)üvey evladı Ömer b. Ebî Seleme&#8217;den yaptığı şu rivayettir:&#8221;Ümmü Seleme&#8217;nin evinde Hazret-i Peygamber&#8217;e(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) &#8220;Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.&#8221; ayeti nâzil olunca Fâtıma, Hasan ve Hüseyin&#8217;i çağırıp onları bir örtüyle örttü. Ali de O&#8217;nun arkasındaydı. Onu da başka bir örtüyle örtüp şöyle dedi: &#8216;Allahumme! Bunlar benim Ehl-i Beyt&#8217;imdir. O halde onlardan kiri uzaklaştır ve onları tertemiz yap.&#8217; Bunun üzerine Ümmü Seleme dedi ki: &#8216;Ben de onlarlayım (değil mi) Ey Allah&#8217;ın Peygamberi? Peygamber dedi ki: Sen kendi konumundasın ve sen hayır üzeresin.&#8221;</p>
<p>Ayrıca Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;ten olduğunu gösteren başka hadisler de vardır. Bu hadislerin hiçbirisinde Ehl-i Beyt&#8217;in onlarla sınırlı olduğunu gösteren bir şey yoktur. O yüzden Ehl-i Beyt&#8217;i onlarla sınırlayanlar(Rafızîler ve Ehl-i Sünnetten bir fırka) için bu hadislerde hiç bir delil yoktur.</p>
<p>Şevkânî Fethu&#8217;l-Kadîr isimli eserinde (4/270) şöyle der: &#8220;Üçüncü bir grup da ilk iki grubun arasında orta bir yol tutarak bu ayeti hem Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımlarına hem de Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;e şâmil kıldı. Daha önce söylediğimiz gibi, Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımları zaten bu ayetlerin siyâkında kastedilen kimseler oldukları ve O&#8217;nun (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) evlerinde ikâmet ettikleri için Ehl-i Beyt&#8217;e dâhildirler. Bundan önce İbn-i Abbâs ve başkalarından naklettiklerimiz de bu görüşü destekler mahiyettedir. Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olmasına gelince bu da onların Hazret-i Peygamber&#8217;in akrabaları ve ev ahâlisi olmaları sebebiyledir. Zikrettiğimiz hadis-i şerifler de bunu desteklemektedir. Bu ayeti iki kısımdan birine has kılanlar, dâhil olması gereken kimselerin bazılarını dâhil etmelerine rağmen Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olması hususunda ihmâl edilmemesi gereken bazı kimseleri ihmâl etmişlerdir. Kurtubî ve İbn-i Kesîr gibi bazı muhakkik âlimler de bu görüştedir.&#8221;</p>
<p>Buraya kadar Allah Teâlâ&#8217;nın Ahzâb Sûresi&#8217;deki kelâmında vârid olan Ehl-i Beyt&#8217;le ilgili meseleleri anlattık.</p>
<p>Şimdi ise Müslim&#8217;in Zeyd b. Erkam&#8217;dan rivayet ettiği hadise gelelim:&#8221;Bir gün Rasûlullâh(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir su­yun başında bize bir konuşmak üzere üzere ayağa kalktı. Allah&#8217;a hamdu sena, bize vaazu nasihat ettikten sonra şöyle buyurdu: &#8216;Dikkat edin Ey Cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbimin Râsûlü gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır emanet bıra­kıyorum. Bunların birincisi kendisinde doğru yol ve nur bulunan Allah&#8217;ın kitabıdır. İmdi Allah&#8217;ın kitabını alın ve ona sarılın!&#8217; Daha sonra Allah&#8217;ın kitabına teşvik buyurup ona rağbet etmemizi öğütledi. Sonra: &#8216;Bir de Ehl-i Beyt&#8217;imi&#8230; Ehl-i Beyt&#8217;im hakkında size Al­lah&#8217;ı hatırlatırım!.. Ehl-i Beyt&#8217;im hakkında size Allah&#8217;ı hatırlatırım!.. Ehl-i Beyt&#8217;im hakkında size Allah&#8217;ı hatırlatırım!..&#8217; buyurdu. Husayn Zeyd&#8217;e:</p>
<p>&#8211; Onun Ehl-i Beyt&#8217;i kimlerdir Ey Zeyd? Kadınları Ehl-i Beytinden de­ğil midir? diye sordu. Zeyd:</p>
<p>-Kadınları Ehl-i Beyt&#8217;indendir. Lâkin O&#8217;nun (burda kastettiği) Ehl-i Beyt&#8217;i ondan sonra kendilerine zekât verilmesi haram olan kimselerdir, cevâbını verdi. Husayn:</p>
<p>-Kimdir onlar? diye sordu.</p>
<p>-Onlar Ali&#8217;nin ailesi, Akîl&#8217;in ailesi, Câfer&#8217;in ailesi ve Abbâs&#8217;ın ailesidir, dedi. Husayn:</p>
<p>&#8211; Bunların hepsi zekâttan mahrum mudurlar? dedi. Zeyd:</p>
<p>-&#8216;Evet!&#8217;cevabını verdi.&#8221;</p>
<p>Bu hadiste geçen Ehl-i Beyt&#8217;ten murâd Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)ümmetine bıraktığı, kıyamete kadar onların arasında var olacak ve Tirmizî&#8217;de geçtiği gibi Havz-ı Kevser&#8217;de buluşuncaya kadar ayrılmayacak olan iki ağır emanetten birisidir. Tirmizî, Zeyd b. Erkam&#8217;dan şöyle rivayet ediyor:&#8221;Rasûlullâh (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) buyurdu ki: Ben size bir şeyler bırakacağım ki buna sarıldığınızda benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür: Gökten yere uzanan bir ip gibi olan Allah&#8217;ın kitabı ve yakınlarım, Ehl-i Beyt&#8217;im. Kıyamet günü havuz başında bana gelinceye kadar bu iki şey asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Benden sonra bu iki şeye karşı nasıl davranacağınıza dikkat edin.&#8221;(2)</p>
<p>Tirmizî&#8217;nin Zeyd b. Hasan&#8217;dan, o Câfer b. Muhammed&#8217;den, o babasından, o da Câbir b. Abdullâh&#8217;tan rivayet ettiği başka bir hadiste Câbir b. Abdullâh şöyle dedi:&#8221;Resûlullah sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellemi hacda arefe günü Kusva isimli devesine binmiş hutbe verirken gördüm, şöyle diyordu: &#8220;Ey İnsanlar! Size iki şey bırakıyorum ki onlara uyarsanız asla sapıklığa düşmezsiniz: Allah&#8217;ın kitabı ve yakınlarım olan Ehl-i Beyt&#8217;im.&#8221;(3)</p>
<p>Bu üç hadiste Ehl-i Beyt&#8217;ten maksat Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem) yakın akrabaları/ıtretidir (عترته). Bundan dolayı Tirmizî hadisinde Ehl-i Beyt tabiri ıtreti açıklayacak şekilde gelmiştir. Kişinin ıtreti hanımlarını kapsamaz. Es-Sıhâh ve el-Kâmûsu&#8217;l-Muhît isimli sözlüklerde &#8220;Kişinin ıtreti onun nesli ve aşîretinden kendisine en yakın olanlardır&#8221; diye geçmektedir. Esâsu&#8217;l-Belâğa&#8217;da &#8220;Kişinin ıtreti çocukları, çocuğunun çocukları, amca çocukları ve bunların devam eden nesilleridir.&#8221; şeklinde geçmektedir.</p>
<p>Bundan dolayı Müslim&#8217;in rivayetinde Zeyd b. Erkam,hanımları Ehl-i Beyt&#8217;ten saymadı. Yalnız naklettiğimiz o rivayette &#8220;Lâkin O&#8217;nun (burada kastedilen) Ehl-i Beyt&#8217;i ondan sonra kendilerine zekât verilmesi haram olan kimselerdir&#8221; diyerek meseleyi vuzûha kavuşturdu: Yani Zeyd önce Hazret-i Peygamber&#8217;in evinde ikâmet eden Ehl-i Beyt mânâsında hanımlarının Ehl-i Beyt&#8217;inden olduğunu ve onlara hürmet göstermenin ve haklarını muhâfaza etmenin vacip olduğunu tasdik etti. Sonra da yaptığı açıklamayla onların, nesep ve ıtret yönünden Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve selem)Ehl-i Beyt&#8217;inden olmadıklarına ve de Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve sellem) sonrakilere bıraktığı ve kıyamete kadar var olup Müslümanların kendilerinden fayda göreceği zikredilen ağır emanet anlamındaki ehli beyten olmadıklarına işaret etti. Çünkü hanımları Rasûlullah&#8217;ın(sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem) vefâtından kısa bir süre sonra vefât ettiler.</p>
<p>O halde Ehl-i Beyt tabiri için iki farklı kullanım söz konusudur. Birine Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımları dâhil iken, diğerine dâhil değildir. Böylelikle Müslim&#8217;in rivayet ettiği iki hadisinin arasını bulmamız mümkün olur. Şöyle ki rivayetlerin birinde Zeyd, hanımların Ehl-i Beyt&#8217;ten olduğunu söylemesine rağmen diğerinde Husayn&#8217;ın &#8220;Ehl-i Beyt kimlerdir? Hanımları değil midir?&#8221;sorusu üzerine &#8220;Allah&#8217;ın adına yemin ederim ki değildir&#8221; diyerek onları Ehl-i Beyt&#8217;ten saymadı ve sonrasında sözünü şöyle gerekçelendirdi: &#8220;Şüphesiz kadın zamanın belli bir diliminde kişiyle beraber olur ve sonra bu kişi onu boşar da kadın babasına ve aşîretine geri döner.&#8221; Sonra Zeyd dedi ki: &#8220;Hazret-i Peygamber&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;i ondan sonra kendilerine zekât almak haram olan asıl ve yakın akrabalarıdır.&#8221; Böylece Zeyd bu hadiste geçen Ehl-i Beyt tabirinin ıtret ve neseb yönünden Ehl-i Beyt mânâsına geldiğini, ev halkını kapsamadığını ifade eder.</p>
<p>Müslim&#8217;in (1072) Abdulmuttalib b. Rabîa b. el-Hâris&#8217;ten rivayet ettiği hadis-i şerîf Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve sellem) amcaoğullarının da Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olduğuna delildir: Abdulmuttalib ve Fadl b. Abbâs, evlenmelerine yardımcı olacak bir mala kavuşabilmek gâyesiyle Rasûlullâh&#8217;tan(sallallâhu aleyhi ve sellem) zekat memuru tayin edilmelerini talep ettiler… Bunun üzerine şöyle buyurdu: &#8220;Şüphesiz ki zekât âl-i Muhammed&#8217;e lâyık değildir. O, ancak in­sanların kirleridir.&#8221; Daha sonra o ikisinin evlendirilmesini ve kendilerine humusun humusu (beşte birin beşte biri) verilmesini emretti.</p>
<p>İmam Şafiî ve İmam Ahmed b. Hanbel, kendilerine zekât vermenin haramlığı husûsunda Muttalib oğullarını da Haşim oğulları gibi değerlendirmiştir. Çünkü onlar da kendilerine humusun humusu (beşte birin beşte biri) verilmesi hususunda Haşim oğullarıyla ortaktırlar. Bu da Buhârî&#8217;deki rivayetten (3140) dolayıdır. Buhârî&#8217;de Hazret-i Peygamber&#8217;in Muttalib ve Haşim oğulların bir olduğundan onlara humustan pay vermesine rağmen Abdişems ve Nevfel oğullarına pay vermediği geçmektedir.</p>
<p>Burada daha evvel bahsi geçen Ahzâb Sûresi&#8217;ndeki ayet ve üç hadisle alakalı önemli bazı meselelere dikkat çekmemiz gerekiyor.</p>
<p>Birinci Mesele:</p>
<p>Ayet-i kerimede geçen Ehl-i Beyt&#8217;le ilgili üç görüş vardır: Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarına has olması, Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;e has olması ve de en sahih görüşe göre iki kısmı da kapsaması.</p>
<p>Hazret-i Peygamber&#8217;in üzerlerini bir örtüyle örttüğü meseleyi anlatan hadislere gelince bunların çoğu Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin hakkında vârid olmuş olup Hazret-i Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)de bu fiili ve söyledikleriyle onların ayet-i kerimede geçen Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olduklarını göstermiştir; yoksa Ehl-i Beyt&#8217;in yalnızca onlardan oluştuğunu kastetmemiştir. Bu fiili ancak ayette geçen Ehl-i Beyt&#8217;e onların da dâhil olduklarının vuzûha kavuşması için yapmıştır. Şayet böyle yapmasaydı ayetin öncesi ve sonrasındaki hitâp Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımlarına yönelik olduğu için onların ayete dâhil olmadıkları vehmedilebilirdi. Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının ayete dâhil oldukları zaten ayetin onlara hitâp bağlamında gelmesinden ve de evinde ikâmet etmelerinden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bunu özellikle vurgulamaya ihtiyaç duyulmadı. Nitekim örtme hadislerinin bazısında Ümmü Seleme&#8217;nin Ehl-i Beyt&#8217;e zaten dâhil olduğunu ifade eden Hazret-iPeygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)açık bir beyânı vardır.</p>
<p>Âlûsî der ki: &#8220;Ümmü Seleme&#8217;nin &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resûlü! Ben de Ehl-i Beyt&#8217;ten değil miyim?&#8221; demesi üzerine Hazret-i Peygamber&#8217;in &#8220;Tabi, Allah&#8217;ın izniyle&#8221; dediği sahih bir nakille gelmiştir. Başka rivayetlerde de onun Hazret-i Peygamber&#8217;e(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) &#8220;Ben senin Ehl&#8217;inden değil miyim?&#8221; demesi üzerine Hazret-i Peygamber&#8217;in &#8220;Tabiî ki!&#8221; cevabını verip elbise altındakilere yaptığı duayı bitirdikten sonra onu da elbisenin altına aldığı geçmektedir. Ayrıca başka rivayetlerde Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin(radiyallâhu teâlâ anhum) dışında diğer akraba, kız ve hanımlarını da elbisesinin altına topladığı haberi gelmiştir.&#8221;</p>
<p>Bununla birlikte üzerlerini örtme hâdisesini anlatan rivayetlerdeki ihtilaf bu fiilin Hazret-i Peygamber&#8217;den(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) birkaç defa sâdır olduğuna delâlet eder. Yani bir defa Ümmü Seleme&#8217;nin evinde, bir defa Fâtıma&#8217;nın evinde ve başka bir defa da Hazret-i Âişe (radiyallâhu teâlâ anhunne) evinde vâki olmuştur. İşte bundan dolayı elbisenin altına girenlerin şahısları ve sayılarında ihtilaf olmuştur. Âlûsî şöyle diyor: &#8220;İbn-i Hacer, -bazı farklı rivayetlerin sahih olmaları takdirinde- ayetin iki kere nâzil olmasıyla durumun açıklanabileceğini söylemiştir.&#8221; (Rûhu&#8217;l-Meânî – 22/15)</p>
<p>Müslim&#8217;in rivayet ettiği Zeyd b. Erkam&#8217;ın hadisinde ve Tirmizî&#8217;nin rivayet ettiği iki hadiste Ehl-i Beyt, Hazret-i Peygamber&#8217;in yakın akrabalarına/ıtretine has olup Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımlarını kapsamamaktadır. Lakin ıtretinin hepsini içine alır. Kişinin ıtreti, onun nesli, aşiretinden en yakın olanları, akrabalarının çocukları, çocuklarının çocukları ve amcaoğullarından devam eden nesilleridir. Sadece Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;e veya ikisinin soyundan gelenlere mahsus değildir. Aksine Arapçadaki kullanım gereği amcaoğullarından olan akrabalarına ve bunların soyundan gelenlere de şâmildir.</p>
<p>Zeyd b. Erkam kendilerine zekât verilmesi haram olanlarla sınırlayarak Ehl-i Beyt&#8217;i Hazret-i Ali, Hazret-i Akîl, Hazret-i Câfer ve Hazret-i Abbâs&#8217;ın ailelerinin oluşturduğunu söyledi. Bu, Zeyd&#8217;in kendilerine zekât verilmesi haram olan kimselere dair yaptığı ictihadın neticesidir. O yalnızca bu dört sınıfa zekâtın haram olduğunu düşünüyordu. Onlar da Haşim oğullarıdır. Çünkü Haşim&#8217;in soyu sadece Abdulmuttalip&#8217;ten devam etmiş. Bazı âlimler ise zekâtın haram olduğu kimselere hem Haşim oğullarını hem de Abdulmuttalip oğullarını dâhil etmiştir. Bu da İmam Şafiî ve İmam Ahmed&#8217;in mezhebidir. Bu âlimlere göre Ehl-i Beyt Haşim oğulları ve Muttalip oğullarıdır. En doğru görüşe göre ise Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarına zekât verilmesi haram değildir.</p>
<p>Böylece bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur&#8217;an ve Sünnete göre Ehl-i Beyt, Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımları, evlatları, Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan&#8217;la Hazret-i Hüseyin ve onların neslinden gelenler, Hazret-i Fâtıma&#8217;nın Hazret-i Hasanla Hazret-i Hüseyin dışındaki nesli, Hazret-i Ali&#8217;nin Hazret-i Fâtıma dışındakilerden olan nesli, Hazret-iAkîl, Hazret-i Câfer ve Hazret-i Abbâs&#8217;ın aileleridir.</p>
<p>Aynı şekilde İmam Şafiî gibi çoğu âlime göre Abdulmuttalip oğulları da Ehl-i Beyt&#8217;tendir. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet&#8217;e göre herhangi bir kayıtla kullanılmadığında Ehl-i Beyt&#8217;ten anlaşılan kimseler bunlardır. Yani Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) &#8216;in hanımları ve Haşim oğullarının tamamı veya onlarla beraber Muttalip oğullarıdır.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong></p>
<p>Dipnotlar</p>
<p>1-Hâkim&#8217;in sahih hükmüne Zehebî de muvafakat etmektedir.</p>
<p>2-Tirmizî bu hadis hasen-garîbtir dedi.</p>
<p>3-Tirmizî dedi ki: Bu hadis bu vecihle garîb-hasendir.Bu konuda Ebû Zer, Ebû Saîd, Zeyd b. Erkam, Huzeyfe ve İbn-i Esîd&#8217;den de hadis rivâyet edilmiştir.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-2/">Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-İ Beyt’e Bakış Açımız-1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2015 12:31:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-İ Beyt’e Bakış Açımız-1]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Ve Sünnete Göre Ehl-i Beyt Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da Ehli Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnette Ehli Beyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;an Ve Sünnete Göre Ehl-i Beyt Kimdir? Ehl-i Beyt, &#8216;Ehl&#8217; ve &#8216;beyt&#8217; kelimelerinin oluşturduğu bir isim tamlamasıdır. Bu tamlamanın mânâsını Kur&#8217;an ve Sünnete göre açıklamaya başlamadan önce, bu iki kelimenin sözlük anlamlarını açıklamaya çalışacağız. Sözü fazla uzatmamak adına bu hususta sadece Râgıp el-İsfehânî&#8217;nin söylediklerini nakletmekle yetineceğiz. El-İsfehânî, el-Müfredât isimli eserinde der ki: &#8220;Kişinin ehli (أهلالرجل) [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-1/">Ehl-İ Beyt’e Bakış Açımız-1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kur&#8217;an Ve Sünnete Göre Ehl-i Beyt Kimdir?</strong></p>
<p>Ehl-i Beyt, &#8216;Ehl&#8217; ve &#8216;beyt&#8217; kelimelerinin oluşturduğu bir isim tamlamasıdır. Bu tamlamanın mânâsını Kur&#8217;an ve Sünnete göre açıklamaya başlamadan önce, bu iki kelimenin sözlük anlamlarını açıklamaya çalışacağız. Sözü fazla uzatmamak adına bu hususta sadece Râgıp el-İsfehânî&#8217;nin söylediklerini nakletmekle yetineceğiz. El-İsfehânî, el-Müfredât isimli eserinde der ki:</p>
<p>&#8220;Kişinin ehli (أهلالرجل) nesep, din, meslek, ev veya memleket gibi hususlarda o kişiyle ortaklığı bulunan kimselerdir. Bununla birlikte hakîkî mânâsıyla kişinin ehli tabiri, kendisiyle aynı meskeni paylaşan kimseleri ifâde eder. Daha sonra bu tabir mecâzî bir anlam kazanıp, kendisiyle nesep ortaklığı bulunan kimseler için kullanılır oldu. Ehl-i Beyt denildiği zaman ise Allah Azze ve Celle&#8217;nin &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.&#8221;(el-Ahzâb/33)</p>
<p>kelâmından dolayı mutlak mânâda Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve sellem) âilesi anlaşılır. Ayrıca kişinin ehli tabiri kişinin hanımı mânâsında da kullanılır&#8230; Arapça&#8217;da &#8216;evlendi&#8217; mânâsında ehl sahibi oldu/bir ehli oldu (تأهَّل) denir. Şu kullanım da bu son kabildendir: &#8216;Allah sana cennette bir ehil versin&#8217; ( أهلك الله في الجنة ), yani seni orada evlendirsin.&#8221;</p>
<p>Râgıp el-İsfehânî beyt kelimesinin açıklamasında da bize şunları nakleder: &#8220;Beyt kelimesinin aslı insanın geceleyin barındığı yer mânâsındadır. Çünkü nasıl ki gündüzünü geçirdi mânâsında &#8216;zalle/gündüzledi&#8217; ( ظلَّ ) deniliyorsa, geceyi geçirdi mânâsında da geceledi (بات) denir. Sonraları gece mânâsı itibara alınmaksızın beyt kelimesi mesken/ev mânâsına gelir oldu. Allah Teâlâ buyurdu ki: &#8220;İşte onların, zulümleri sebebiyle ıssız kalmış, çökmüş beyt(ev)leri&#8230;&#8221;(en-Neml/52)&#8230; Bu kelime taştan, çamurdan, yünden veya hayvan kılından/postundan yapılan evlere de kullanılır&#8230; Bir şeyin mekânı için de &#8216;onun beyti&#8217; tabiri kullanılır. Bununla birlikte Ehl-i Beyt tabiri Hazret-i Peygamber&#8217;in(aleyhissalâtu vesselâm) âli/yakın akrabası mânâsında kullanılır ve bilinir hâle geldi.&#8221;</p>
<p>İşte buraya kadar anlattığımız bu iki kelimenin mânâsıdır.</p>
<p>Kur&#8217;an ve Sünnete göre Ehl-i Beyt tamlamasının mânâsına gelirsek, bu tabirin Kur&#8217;an-ı Azîz&#8217;de iki yerde geçtiğini görürüz. İlki, Allah&#8217;ın elçi meleklerinin Halîlullah İbrahim&#8217;e(ala nebiyyinâ ve aleyhi efdalussalâtu vetteslîm) bir müjde getirdiği kıssayı anlatan Hûd Sûresi&#8217;nde şu bağlamda geçmektedir: &#8220;(İbrâhîm&#8217;in) karısı (hizmet için) ayakta idi. (Bu söz üzerine) güldü. Biz de ona İshak&#8217;ı, İshak&#8217;ın ardından da (torunu) Ya&#8217;kûb&#8217;u müjdeledik. &#8216;(Kadın) vay, dedi, kendim bir koca karı, şu zevcim de bir ihtiyar iken ben mi doğuracak mışım? Bu, cidden pek şaşılacak bir şey!&#8217; (Elçi melekler): &#8216;Allah&#8217;ın emrine mi şaşıyorsun? Ey Ehl-i Beyt! Allah&#8217;ın rahmeti, bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphe yok ki, O, asıl hamde lâyık, hayru ihsânı çok olandır&#8217; dediler.&#8221; (Hûd/71-73). Görüldüğü gibi ayette Ehl-i Beyt tabiri İbrahim ve hanımı hakkında kullanıldı.</p>
<p>Ehl-i Beyt terkibinin kullanıldığı yerlerden ikincisi ise Ahzâb Sûresi&#8217;nin 33. ayetidir. Bu tabir Hazret-iPeygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve aleyhinne ve sellem) hanımlarına hitâp eden ve hepsi emir-nehiy, vaaz ve nasihat olan yedi ayetin içinde vârit olmuştur. Bu ayetlerden bir kısmı şöyledir: &#8220;Ey Peygamber kadınları, siz (diğer) kadınlardan (herhangi) biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah&#8217;tan) korkuyorsanız (size yabancı olan erkeklere) yumuşak söylemeyin. Sonra kalbinde bir maraz bulunanlar tamaʻa düşer(ler). Sözü ma&#8217;rûf vecih ile (ve ağır başlı) söyleyin.&#8221;(el-Ahzâb/32). &#8220;Evinizden çıkmayın. Evvelki câhiliyye (devri kadınlarının kırıla döküle, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın. Zekâtı verin. Allah&#8217;a ve Rasûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.&#8221; (el-Ahzâb/33). &#8220;Evlerinizde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz ki Allah her şeyin iç yüzünü bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdârdır.&#8221; (el-Ahzâb/34).</p>
<p>Birinci ayet Efendimiz İbrahim&#8217;in(aleyhi ve ala nebiyyinâ efdalussalâtu vetteslim)hanımının onun Ehl-i Beytinden olduğunu açıkça gösterdiği gibi, bu ayet de Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının O&#8217;nun Ehl-i Beyt&#8217;inden olduğunu açıkça gösteriyor. Nitekim müfessirlerin çoğu da bu görüşte olduğunu beyân etmiştir.</p>
<p>İbn-i Âşûr der ki: &#8220;Ehl-i Beyt Hazret-iPeygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımlarıdır. Ayetin hitabı da öncesi ve sonrasındaki kısımlar da onlara yöneliktir. Bu hususta hiç kimsenin aklına bir şüphe gelmez. Zaten Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) ashâbı da, tâbiîn de bu ayetlerde kastedilen kimselerin O&#8217;nun(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımları olduğundan ve de ayetin onların durumu hakkında indiğinden başka bir şey anlamamışlardır.&#8221; (22/15)</p>
<p>İbn-i Kesîr der ki: &#8220;Allah Teâlâ&#8217;nın &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.&#8221; (el-Ahzâb/33) sözü Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının burada Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olduğu hususunda apaçık bir nasstır. Çünkü onlar bu ayetin nüzul sebebidir ve nüzul sebebi olan kimseler ittifakla hitâba dâhildir. Onlardan başkaları ise bir kavle göre dâhil değildir, başka bir kavle göre ise -ki sahih olan da budur- hitâba dâhildir.</p>
<p>İbn-i Cerîr, İkrime&#8217;nin çarşıda şu şekilde nidâ ettiğini rivayet etti: &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.- Bu ayet husûsi olarak Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımları hakkında inmiştir.&#8221;</p>
<p>Aynı şekilde İbn-i Ebî Hâtim, İkrime&#8217;den, o da İbn-i Abbâs radiyallâhu Teâlâ anhumadan Allah Teâlâ&#8217;nın &#8220;Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler&#8221;ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etti: &#8220;Bu ayet husûsi olarak Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımları hakkında inmiştir.&#8221; İkrime der ki: &#8220;Bu ayetin Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve sellem) hanımları hakkında indiği husûsunda isteyen herkesle lânetleşebilirim.&#8221;</p>
<p>Eğer bu sözlerle kastedilen ayetin inme sebebinin sadece onlar olması ise, bu doğrudur. Yok, bu değil de ayetin muhâtapları sadece onlar olup başkası bu hitâba girmez denilmek isteniyorsa, bu görüşte bir sıkıntı vardır. Çünkü ayette Ehl-i Beyt tabiriyle kastedilen kimselerin onlardan başkasını da kapsadığını gösteren pek çok hadis vârid olmuştur.&#8221; (3/483)</p>
<p>Ebû Hayyân der ki: &#8220;Açığa çıkan o ki Ehl-i Beyt Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımları ve âilesidir. Buna göre hanımları Ehl-i Beyt olmaktan çıkmaz, hatta öyle görülüyor ki O&#8217;nun (aleyhissalâtu vesselâm) evinde sürekli kalmalarından ötürü bu ismi almaya daha fazla hak sahibidirler.</p>
<p>İbn-i Atiyye der ki: &#8220;Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımlarının Ehl-i Beyt&#8217;ten çıkmadıkları âşikardır. O&#8217;nun Ehl-i Beyt&#8217;i hanımları, kızı, kızının oğulları ve kızının kocasıdır.&#8221;</p>
<p>Zemahşerî der ki: &#8220;Bu ayet, Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının Ehl-i Beyt&#8217;ten olduğunu gösteren bir delildir.&#8221; (el-Bahru&#8217;l-Muhît – 7/272)</p>
<p>İbn-i Cüzey der ki: &#8220;Hazret-iPeygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Ehl-i Beyt&#8217;i onun hanımları, nesli, Hazret-i Ali ve Hazret-i Abbâs ve Hazret-i Ali gibi akrabaları ve de kendilerine zekât verilmesi haram olan herkestir. Ayrıca &#8216;burada husûsi olarak kastedilenler, hanımlarıdır&#8217; da denmiştir. Buna göre &#8216;beyt&#8217; burada mesken/ev demektir. Fakat bu görüş zayıftır. Çünkü hitâp müzekker (eril) sigayla gelmiştir. Eğer sadece hanımları kastedilseydi &#8216;ankunne'(عنكن)diye müennes (dişil) sigayla gelirdi.&#8221; (et-Teshîl – 3/137)</p>
<p>İmam Râzî der ki: &#8220;Allah Teâlâ, Ehl-i Beyt&#8217;e hanımları da erkekleri de dâhil etmek için müennes (dişil) sigayla hitâbı terkedip &#8216;sizden kiri uzaklaştırmak için&#8217; ( ليذهب عنكم الرجس) buyurarak müzekker (eril) sigayla hitâp etmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte Ehl-i Beyt mevzusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Birincisi, Ehl-i Beyt&#8217;in onun evlatları ve hanımlarından oluştuğu görüşüdür. Buna göre Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin onlardandır. Hatta Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)evine sık sık gidip gelmesi ve Hazret-i Peygamberle olan sürekli beraberliğinden ötürü Hazret-i Ali de Ehl-i Beyt&#8217;ten sayılır.&#8221; (Mefâtîhu&#8217;l-Gayb – 6/783)</p>
<p>Ebu&#8217;s-Suûd der ki: &#8220;Gördüğün gibi bu ayet Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının onun Ehl-i Beyt&#8217;inden olduğunu gösteren apaçık bir delil ve parlak bir hüccet olduğu gibi Şiâ&#8217;nın Ehl-i Beyt&#8217;i sadece Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Ali ve onların iki evladıyla(rıdvânullâhi teâlâ aleyhim) sınırlayan görüşünün batıllığına da hükmeder.</p>
<p>Şiilerin tutundukları şu rivayet ise onların Ehl-i Beyt&#8217;ten olduğunu gösterse de, onlardan başkasının Ehl-i Beyt&#8217;ten olmadığına delil olamaz: &#8220;Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) bir sabah vakti çıkageldi. Üzerinde siyah kıldan bir elbise vardı. Oturdu. Sonra Fâtıma geldi ve Peygamber, onu elbisesinin içine aldı. Sonra Ali geldi ve onu da elbisenin içine aldı. Sonra Hasan ve Hüseyin geldi ve onları da içine aldı. Sonra dedi ki: Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.&#8221; Hatta bunu ifade etse bile, ayetin nassıyla çeliştiğinden [dolayı] itibara alınmaması gerekir.&#8221; (İrşâdu&#8217;l-Akli&#8217;s-Selîm &#8211; 3204)</p>
<p>Ben derim ki öncesi ve sonrasındaki ayetlerin ortak siyâkının bu ayette değiştirilmesi de Ehl-i Beyt tabirinin Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımlarından başkalarını da kapsadığını gösterir. Çünkü öncesi ve sonrasındaki ayetlerin hepsinde hitâp, dişil zamirle yapıldı. Bu ayette ise eril zamirle yapıldı. Arapçadaki tağlip kâidesine göre muhâtaplar erkek ve kadınlardan oluşursa bunları ifade için çoğul eril zamir tercih edilir. Bundan dolayı şayet Ehl-i Beyt sadece hanımlara has olsaydı üslup değiştirilmez ve şöyle denirdi: &#8220;Ey Ehl-i Beyt, Allah siz hanımlardan ( عنكن) ancak kiri uzaklaştırmak ve siz hanımları tertemiz yapmak ( يطهركن) diler.&#8221; O halde siyâkın değiştirilmesi ve çoğul eril zamir ile ifâde edilmesi hitâbın onlara has olmadığını ve dolayısıyla Ehl-i Beyt tabirinin hem hanımları hem de sözlük anlamı itibarıyla bu lafzın kendileri için kullanılabildiği başka kimseleri de içine aldığını gösterir.</p>
<p>Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem), bu başka kimselerin de Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin olduğunu beyân etmişlerdir. Aynı şekilde -sahih olmaları takdirinde- bazı rivayetlerde açıkça zikredildiği için Abbâs ve oğulları da Ehl-i Beyt&#8217;tendir.</p>
<p>Hûd Sûresi&#8217;ndeki &#8220;Ey Ehl-i Beyt! Allahın rahmeti, bereketleri sizin üzerinizdedir.&#8221; ayetinde Efendimiz İbrahim&#8217;in(aleyhi ve ala nebiyyinâ efdalussalâtu vetteslim) hanımının onun Ehl-i Beytine dâhil olduğunda şüphe yoktur. Çünkü bu ayet meleklerin Hazret-i İbrahim&#8217;in hanımına olan hitâbı şeklinde gelmiştir.</p>
<p>Aynı şekilde Ahzâb Sûresi&#8217;nde geçen Ehl-i Beyt terkibine Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının dâhil olduğu hususunda da hiç bir şüphe yoktur. Bu zaten dilin verdiği mânâdır. Çünkü beyt kelimesinin sözlükteki asıl anlamı mesken demektir. Gerek bu ayetin gerek öncesi ve sonrasında gelen yedi ayetin siyâkı da bunu açıkça gösteriyor. Çünkü bu ayetlerin hepsi de onlara yöneltilen ve onlara hitâp edilen vaaz, emir ve nehiylerden oluşmaktadır ve bu ayetlerin nüzul sebebi de onlardır.</p>
<p>Tartışma sadece &#8220;Ahzâb Sûresi&#8217;nde geçen Ehl-i Beyt tabiri, O&#8217;nun(sallallâhu aleyhi ve sellem) hanımları dışında başka kimseleri de kapsıyor mu yoksa yalnız onlara mı mahsustur?&#8221; meselesinde yaşanmaktadır. Bu tabirin onlara has olduğunu söyleyen İbn-i Abbâs, İkrime, Atâ, el-Kelbî, Mukâtil ve Said b. Cübeyr dediler ki:</p>
<p>&#8220;Ayetteki beyt kelimesinden kasıt, Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) beyti/evi ve hanımlarının meskenleridir. Çünkü hanımlarının evlerinden ayrı olarak Hazret-i Peygamber&#8217;in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)başka bir evi olmadı. Hemen akabinde gelen Allah Teâlâ&#8217;nın şu ayeti de buna delildir: &#8220;Evlerinizde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.&#8221; (el-Ahzâb/34). Gerek yedi ayetin siyâkı gerek onların ayet-i kerimelerin nüzul sebebi olması da bunu gösterir.&#8221;</p>
<p>Bununla beraber sözlerini az önce naklettiğimiz İbn-i Kesîr&#8217;in de işâret ettiği üzere İbn-i Abbâs ve beraberindekilerin murâdını şu şekilde anlamak da mümkündür: Ayet-i kerime her ne kadar nüzul sebebi itibarıyla Hazret-i Peygamber&#8217;in hanımlarına has olsa da, başkalarını dışarıda bırakıyor değildir.</p>
<p>Bazı müfessirler de ayet-i kerimenin hem Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem) hanımlarını hem de Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin&#8217;i kapsadığı görüşündedir. Kurtubî ve İbn-i Kesîr&#8217;in de aralarında bulunduğu muhakkik âlimlerden bir grup da bu görüşü tercih etmiştir. Bunlardan bazıları Hazret-i Abbâs ve oğullarının da Ehl-i Beyt&#8217;e dâhil olduğu görüşündedir. Nitekim bazı hadislerde Hazret-i Peygamber&#8217;in(sallallâhu aleyhi ve sellem) onları da Ehl-i Beyt&#8217;ten saydığı vârid olmuştur.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-1/">Ehl-İ Beyt’e Bakış Açımız-1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ehl-i-beyte-bakis-acimiz-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
