<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/turkiyede-degisim-demokrasi-ve-aydinlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Jan 2018 13:41:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kültürel Yozlaşma Kıskacında Gençlik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kulturel-yozlasma-kiskacinda-genclik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kulturel-yozlasma-kiskacinda-genclik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2014 20:19:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Yozlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Yozlaşma Kıskacında Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültür, bir toplumu diğerlerinden farklı kılan değerler bütü­nü ve hayatı algılama biçimidir. Bilim ve teknoloji evrensel ama kültür millîdir. Kültürlerin millî olması, içlerine kapa­nık, diğer kültürlerden kopuk olmaları anlamına gelmez. Yeryü­zünde saf, katışıksız kültür unsuru yoktur. Hiçbir dil, mimari, musikî yoktur ki diğerlerinden etkilenmemiş, beslenmemiş olsun. Fransız Filozofu Alain, “Arslanın vücudu yediği diğer hay­vanların vücudundan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kulturel-yozlasma-kiskacinda-genclik/">Kültürel Yozlaşma Kıskacında Gençlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><span style="line-height: 1.5em;"><a href="http://ilimcephesi.com/kulturel-yozlasma-kiskacinda-genclik/yozlasma/" rel="attachment wp-att-20022"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-20022" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yozlasma.jpg" alt="" width="399" height="224" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yozlasma.jpg 575w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yozlasma-570x322.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yozlasma-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 399px) 100vw, 399px" /></a></span></p>
<p><span style="line-height: 1.5em;">Kültür, bir toplumu diğerlerinden farklı kılan değerler bütü­nü ve hayatı algılama biçimidir. Bilim ve teknoloji evrensel ama kültür millîdir. Kültürlerin millî olması, içlerine kapa­nık, diğer kültürlerden kopuk olmaları anlamına gelmez. Yeryü­zünde saf, katışıksız kültür unsuru yoktur. Hiçbir dil, mimari, musikî yoktur ki diğerlerinden etkilenmemiş, beslenmemiş olsun. Fransız Filozofu Alain, “Arslanın vücudu yediği diğer hay­vanların vücudundan meydana gelir, ama arslan her zaman ken­disidir” der. Arslan sabahleyin bir tavşan yediği zaman kulakları uzamıyor, öğleden sonra bir geyik yediği zaman boynuzları çık­mıyor. Yaratıcı, arslana hazmettiği herşeyi arslana dönüştürme özelliği vermiştir.</span></p>
<p>Alain, kültürlerin de böyle olduğunu söylüyor. Kültürler birbirlerinden beslenir, birbirlerinden etkilenirler. Ancak etkilenme, aynileşme, kopyası haline gelmeye dönüştüğü zaman işte o za­man yozlaşma ve sonuçta yok olma süreci başlar.</p>
<p>Bugün dünyanın en yaygın bilim ve iletişim dili olan İngilizce asli karakterini koruyarak dünyanın neredeyse bütün dillerinden kelime alan dev bir dil haline gelmiştir. Kültürün asli karakteri olan çekirdek unsurlar sabit kaldıkça kültürde kolay kolay yoz­laşma olmaz.</p>
<p>Kültürümüz, İslamiyet öncesi, İslami dönem ve Batılılaşma dönemi olmak üzere üç ayrı dönemin ürünüdür. Kendimize has dilimiz, musikimiz, mimarimiz, resmimiz, plastik sanatlarımız, folklorümüz ve etnografyamız vardır. Bunların hepsine şu veya bu oranda sinmiş, ruh ve mana kazandırmış bir dinimiz vardır.</p>
<p>İnsan, diğer varlıklardan farklı olarak üç zaman boyutunu birden yaşar. Geçmişe hatıraları ile bağlıdır, şimdiki zamanı yaşar ve gelecekle ilgili tasavvurlara sahiptir. Kişisel olarak yaşanan üç bo­yutlu zaman toplumsal olarak da yaşanır. Toplumun geçmişini bugüne bugününü yarına kültürün taşıyıcı unsurları vasıtasıyla aktarabiliriz.</p>
<p>Bilim ve teknoloji maddi hayatımızla ilgili olduğu gibi kültür de manevi hayatımızla ilgilidir. Duygularımızı dille, ruhumuzun derinliklerinden gelen nağmeleri musikiyle, estetik zevklerimizi görsel sanatlarla ifade ederiz. Beşer olarak aczimizi, faniliğimizi hissettiğimiz zaman, yaratıcı kudrete sığınırız.</p>
<p>Kültürel yozlaşma sonucu bugün gençlerimiz maalesef büyük çapta renksiz, ruhsuz, şiirsiz bir dünyada yaşamaktadırlar. Gö­nüller sultanı Yunus Emre 7 asır önce maddenin şekil verdiği, ma­nanın hayata hakim olmadığı bir dünyada yaşayan insanların ızdırabını</p>
<blockquote><p><i>Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı</i></p></blockquote>
<p>mısrası ile ifade etmiştir. Gerçekten bütün lükse, konfora, mede­niyetin nimetlerine rağmen insanlık gönül darlığı içerisindedir.</p>
<p>Aristo, asırlarca önce “En bedbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlâkı harabe olan millettir” demişti. Kültürel yozlaşma beraberinde tabii olarak kültürün ve ahlâkın harap olmasını getirir.</p>
<p>Tek Partili dönemde Batılılaşmak hevesiyle millî kültürümüze büyük darbe vurulmuştur. Solcu aydınlarımızdan Atilla İlhan’ın şu sözleri bize ait olanların söz konusu dönemde nasıl horlandı­ğının, hayatımızdan koparılıp atıldığının bir örneğidir.</p>
<blockquote><p><i>Lisede Sophokles okuduk. Klasik Türk Musikisine sövmeyi, </i><i>Divan Şiirini hor görmeyi, buna karşılık; kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeği öğrendik. San­ki Sinan Leonardo’dan önemsiz, Mevlana Dante’den küçüktü. </i><i>Itri ise Bach’ın eline su dökmezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk.</i></p></blockquote>
<p>Kültür emperyalizmine malzeme olmamak elbette dünyaya antenlerin kapatılması, değişen zaman ve şartlara göre kültürel olarak değişime direnmek anlamına gelmez ve gelmemeli.</p>
<p>Kitle iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla geliştiği dün­yamızda, özü korumak şartıyla, değişim, çağdaş dünyayla rekabet etmenin vazgeçilmez şartı olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, “de­ğişerek gelişmek ve gelişerek devam etmek”ten söz eder ki, son derece haklıdır. Artık 20. yüzyılın başında bazı aydınlarımızın söylediği gibi “Batının bilim ve teknolojisini alalım ama kültü­ründen uzak duralım” mantığı geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü bu mümkün değildir. Japonya eninde sonunda kültürel olarak da Ba­tının tesirine açılmak zorunda kaldı. Burada yapılması gereken şey çok iyi seçmeci, ayıklamacı olmayı başarabilmektir. Bal arısı bal gibi bir gıdayı üretmekle beraber, zehiri de vardır. Akıllı insan, arıya yaklaşmasını bilen insan balından yararlanır. Arıya nasıl yaklaşacağını bilmeyenler ise zehirinden nasibini alır.</p>
<p>Bugün kültürel hayatımızın yozlaşmasına sahip olan kitle iletişim araçları, araç olarak son derecede faydalı ve masumdurlar. Onları iyiye ve güzele kanalize ederseniz iyi ve güzel sonuçlar alırsınız. Tersi yapıldığı zaman ise bugün ülkemizdeki durum or­taya çıkar.</p>
<p>Ateş, insan hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu kadar fay­dalı olan bir nimet, kötüye kullanıldığı zaman insanlığın felaketi­ne de yol açabilir. Silah güvenlik görevlisinin elinde bir emniyet aracı iken bir teröristin elinde ölüm mâkinası olur.</p>
<p>Bugün ülkemizde yayın yapan gazete ve televizyonlarımızın çoğu, ne yazık ki, insanımızı enforme etmeleri gerekirken, kültü­rel hayatımızın taşıyıcı, öğretici, eğlendirici, düşündürücü unsur­ları olmaları gerekirken kültürel yozlaşmanın en büyük sebebi olabilmektedirler. Çok düzeyli ve sorumluluk bilinciyle yayın ya­pan bazı televizyon kuruluşlarını tenzih ediyorum ama televiz­yonlarımızın büyük bir kısmı tavernacı, gazinocu bir anlayışla ya­yın yapıyorlar.</p>
<p>Şiddet, müstehcenlik, karamsarlık aşılama, özenti yaratma, yanıltıcı reklamlarla tüketimi arttırma, yazılı kültürden uzaklaş­tırma gibi mahzurları olan yayınlar —üzülerek belirteyim ki— ço­ğunluktadır. Çizgi filmlere varıncaya kadar şiddet, yıkma, dökme, ortadan kaldırmanın ağırlıkta olduğu yapımlar gençlere 24 saat sunuluyor.</p>
<p>Bizim kültürümüzde saygı değer bir konumda olan, anne, kız kardeş veya eş olarak hürmet edilen kadın, adeta bir ticari malze­me bir reklam aracı ve her şeyden daha vahimi cinsel bir obje ha­line getirilmiştir. Ünlü şairimiz Ahmet Haşim, daha 20. yüzyılın başında ilahelere benzettiği sevgilisine seslenirken bugünkü beşe­rin kirli bakışından dert yanıyordu.</p>
<blockquote><p>Sana yalnız bir ince taze kadın<br />
Bana yalnızca eski bir budala<br />
Diyen bugünkü beşer,<br />
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,<br />
Bulamaz sende bende bir ma’na&#8230;</p></blockquote>
<p>Bizim toplumumuzun çok ciddi sorunlarının olduğu doğru­dur. Ancak medyanın sürekli olarak yanlışlıkları, toplumun kang­ren olmuş taraflarını, kötü örnekleri insanların önüne sergileme­si kişilerin ülkeleri, hatta kendileri ile ilgili karamsarlığa düşme­lerine sebep olmaktadır. Okuyucu, dinleyici veya seyirci sürekli olarak hırsızlıklar, yolsuzluklar, ahlaksızlıklar, haksızlıklar, işken­celer, katiller, insan haklan ihlalleri, dürüst ve namuslu insanla­rın hayal kırıklıkları vs. ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Yani özetle bütün çirkinlikler sergilenirken iyi örnekler, güzellikler adeta görmezlikten gelinmektedir. Bu durum, toplumu müthiş bir karamsarlık girdabına sürüklemektedir. Medya elbette dene­tim görevini yapacaktır, ama olayların takdim ediliş biçimi çok önemlidir.</p>
<p>Öte yandan gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğu ülkemizde, yapılan yayınlarla fakir fukara adeta acite edilmektedir. Eskiden beri ülkemizde dar gelirli insanlar hep olagelmiştir. Ne var ki bu insanların başka kesimlerin hayatlarına özenmeleri söz konusu değildi. Özellikle televizyonlar yurdun en ücra köşesinde yaşayan doğru dürüst beslenemeyen, giyinemeyen vatandaşları­mıza şatafatlı bir dünya sunmaktadır. Bir yandan varlıklı, kolay kazanıp kolay harcayan insanların eğlence adı altında akla hayale gelmedik çılgınlıkları ve bunların magazin haberleri adı altında teşhir edilmesi; öte yandan kızgın güneşin altında tütünle, pa­mukla uğraşan ancak alnının terinin karşılığını alamayan insanımız&#8230; Bu durumda Batman’da bazı genç kızların intihar etmesine şaşmamak lazım. Kavak eken sopa biçer, rüzgar eken fırtına biçer. Beş yıldızlı otellerde yapılan düğünlerde marklar, dolarlar ayaklar altında dolaşıyor, stres atmak için tabaklar kınlıyor, masa örtüle­ri, ceketler yakılıyor, peçeteler savruluyor vs.</p>
<p>Kültürümüzün en önemli unsurlarından biri, eski tabirle adab-ı muaşeret, yani görgü kurallarıdır. Bizim kültürümüzde servet vardır, veren el alan elden üstündür ama servet gösterisi iğrenç ka­bul edilmektedir. Yukarıda sözü edilen durumlar, müthiş bir kül­türel yozlaşmayla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir.</p>
<p>Kitabı adeta hayatımızdan kovduk. Araştırmalara göre Türk insanı, günde ortalama 7 küsur saat televizyon seyrederken kitap okumaya ayrılan zaman ne yazık ki ya hiç veya çok azdır. Televiz­yon sadece göze hitap etmektedir. Televizyonda veya sinemada seyredilen bir film kısa sürede büyük çapta unutulur, ama çocuk­lukta okunan bir roman bile kolay kolay unutulmaz. Çünkü ro­manda kahramanları biz hayalimizde şekillendiriyor, çevreyi biz oluşturuyor ve hayatımızdaki mekânlardan birine biz yerleştiri­yoruz. Yazılı kültürden yoksun toplumları görsel, sadece göze hi­tap eden vasıtalar doyuramaz. Bazı kitaplar istisna edilirse artık yayınevleri bastıkları kitapları en fazla 2-3 bin adet basıyorlar. 65 milyonluk bir ülkede basılan, satılan ve daha vahimi okunan ki­tap sayısına baktığımız zaman ürküyoruz.</p>
<p>Dilimizin, musikimizin, mimarimizin, folklorumuzun, insan ilişkilerimizin içerisinde bulunduğu durum, ciddi bir kültürel yozlaşma ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Tabii ki bunların başta eğitime dayalı olmak üzere, sosyal ve ekonomik sebepleri vardır. 1980’li yıllarda İngiltere’de punkçıların ortaya çıkmasına sebep olan ekonomik, sosyal ve kültürel sebepler araş­tırılacağına yedi renge boyalı saçları, yırtık deri elbiseleri, zincir­den, çivilerden takılan olan, nihilizmi, anarşizmi kendilerine ha­yat felsefesi kabul eden bu insanlar, bir adaya sürülmekle, oraya kapatılmakla tehdit edildiler ama faydası olmadı. İngiltere çabuk uyandı ve punkçı tarzın backgroundunu araştırmaya başladı.</p>
<p>Biz de varoş müziği diye yıllarca arabesk müziğe sadece yan baktık ve TRT’de yayınını yasakladık ama bunların faydası olma­dı. Arabesk büyük bir sektör oldu, starlar yetiştirdi.</p>
<p>Türkçe, edebiyatçılar tarafından işlenerek geliştirileceğine yıl­larca üzerinde ideolojik oyunlar oynanan bir alan olmuştur. 1980 öncesinde TDK solcu aydınlarımızın yönetiminde iken Arapça, Farsça kelimeler atılıp yerine tatsız, ruhsuz kelimeler türetildi. 1980 sonrasında milliyetçi öğretim üyelerinin yönetimine geçen Kurumda bu sefer Batı kökenli kelimeler atılıyor, yerlerine yeni kelimeler üretiliyor. Sempozyum yerine “bilgi şöleni”, fax yerine “belgegeçer” zaping yapma yerine “geç-geç” vb.</p>
<p>Dilimiz o kadar fakirleştirildi ki artık insanlar 2-3 yüz kelime ile konuşur hale geldiler. Dili yozlaşan, fakirleşen toplumlar dü­şünme melekelerini bile kaybederler. Çünkü insanlar kelimelerle düşünür. Bırakalım 100 yıl önce basılmış bir kitabı, 1960’larda 1970’lerde yazılıp basılan kitaplar bugünkü nesiller tarafından kolay kolay anlaşılamıyor. Üretilen zevksiz, kuru, müzikaliteden yoksun kelimeler zamanla yerleşince “Bakınız işte tuttu. Güzel olmasaydı halk tarafından benimsenmezdi” gibi yorumlar yapılı­yor. Halbuki sürekli bir empoze sonucu yanlış da olsa bunlara toplumun alıştırıldığı göz ardı ediliyor. Bu durumu çok güzel izah eden bir fıkra vardır:</p>
<p>Şehirden Anadolu’nun ücra bir köyüne bir gelin gider. Gelin Hanım köye varınca mayıs kokusundan müthiş rahatsız olur. Her tarafta tezek yığınları vardır. Kayınpederine evlerinin etrafındaki hayvan pisliklerini niye temizlemediklerini, mevcut pis kokuya nasıl dayandıklarını sorar. Kayınpederi der ki:</p>
<blockquote><p>— Kızım biz evimizin etrafındakileri uzaklaştırsak bile 15 met­re öteden bu sefer, Mehmet Efendi’nin evinin etrafındakilerin ko­kusu gelir. Burası köy yeridir. Bundan kurtulmak çok zordur.</p>
<p>Hamarat gelin herşeye rağmen kollan sıvar evlerinin etrafındaki bütün mayısı, tezekleri uzaklaştırır. Bir ay sonra koku namı­na bir şey kalmaz. Kayınpederine,</p>
<p>“Gördünüz mü koku diye bir şey kalmadı” deyince kayınpederi;</p>
<p>“Kızım aslında koku aynen devam ediyor ama kokuya senin burnun alıştı” der.</p></blockquote>
<p>Maalesef toplumumuzun bir çok çirkinliğe ve yanlışlığa tabir ye­rinde ise empoze ve yoğun telkin sonucu adeta burnu alıştırılıyor.</p>
<p>Zengin bir folklorumuz vardır. Saz şairleri beşerî bütün duyguları en sade, en açık Türkçe ile anlatmakta ustadırlar. Nasrettin Hoca&#8217;nın fıkraları, insanın en gülünç ihtiraslarını, zaaflarını en veciz şekilde ortaya koyarlar. Bektaşi fıkraları, dinî taassuba karşı yöneltilmiş en keskin hicivleri içerirler. Kerem ile Aslı hikâyesi, “sen”in peşinde koşan insan ruhunun en saf, en asil timsalidir. Her atasözü derin bir hikmeti anlatır. Bundan dolayıdır ki şair Şinasi, atasözlerine halk felsefesi anlamına gelen “hikmet-i avâm” demektedir. Halk masallarında hayal gücünün en güzel en hür oyunları vardır. Öyle halk havaları vardır ki oynamasını bilmese­niz de insanı kıpır kıpır ritmine kaptırır. Anadolu’da hasret ve gözyaşı ile kalbimizi burkan ağıtlar dinlersiniz. Anadolu’nun uzak ve mütevazı köylerinde, kasabalarında tandır başında genç kızların işledikleri nakışların rengini ve şeklini büyük müzelerde­ki meşhur tablolarda göremezsiniz. Her halı, her kilim aynı za­manda ilmik ilmik, desen desen gönlün aynasıdır. Hele o günlük hayatı derin bir mana ile şekillendiren örf ve adetler&#8230;</p>
<p>Batının yüksek kültüründe halk kültürünün, dinin derin izle­ri vardır. Sanatkârlar, halkın basit ama saf ve samimi dünyasını ham bir malzeme gibi alır ve işlerler. Bizim de bunu yapmamız la­zım.</p>
<p>Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi kültürümüzün dünyaya kapatılması, durağan hale getirilmesi elbette söz konusu olamaz. Bu­nu istesek de yapamayız. Çünkü internet çağında yaşıyoruz. Yu­nus Emre;</p>
<blockquote><p><i>Her gün yeniden doğarız bizden kim usanası</i></p></blockquote>
<p>derken değişimin kaçınılmaz olduğundan ve sürekli aynı kalmanın usanç vereceğinden söz ediyordu. Benim gencim elbette deği­şen şartlara göre, kültürel olarak da kendini yenileyecek. Her gün yeni bir âlem kuruluyor. Ne var ki, bizi biz yapan asli çekirdekle­ri, ana karakteri kaybetmeden&#8230;.</p>
<p>Onun için “Biz, Avrupa Birliği’ne ezanımızla, Kur’an’ımızla, bayrağımızla girmeliyiz, böyle girmek istiyoruz. Aksi takdirde atı­lacak taş ürkütülecek kurbağaya değmeyecektir.</p>
<p>Şair Kemalettin Kamu, “Bingöl Çobanlarına” isimli şiirinde çobanın dar ve basit dünyasını onun ağzından anlatırken der ki:</p>
<blockquote><p><i>Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni</i></p>
<p><i>Kuzular söyler bize yılların geçtiğini.</i></p></blockquote>
<p>Bu dizeleri bizim diplomalılarımıza uyarlamak pekâla mümkündür. Eskiyi bilmeden, yeniyi yani Batıyı bilmeden ahkâm ke­senlerin haddi hesabı yok. Okuyanımız, yazanımız da maalesef medeni dünya ile karşılaştırılamayacak kadar azdır. Tabii ki şairin kastı başka ama biz burada okuma-yazmadan söz ederken entellektül anlamda okuma-yazmadan söz ediyoruz.</p>
</div>
<p>Gençliğimiz kapı komşusundan habersiz ama dünyanın öbür ucundaki insanla chat yapıyorsa bu sağlıklı bir durum değildir, ikisinin bir arada yapılması elbette arzulanan şeydir. Kendisiyle, ailesiyle, toplumuyla iç içe ve ilgili, ayakları kendi topraklarına basan, millî değerleri ve millî kültürü özümsemiş ancak dünyayı bilen, dünyadaki gelişmeleri takip eden ve çağdaş değerleri iyi okuyan bir genç&#8230; İşte bizim arzuladığımız genç, işte yetişmesini istediğiniz genç:</p>
<p>Orhan Veli, bir şiirinde.</p>
<blockquote><p><i>Düşünme, arzu et!</i></p>
<p><i>Bak böcekler de öyle yapıyor.</i></p></blockquote>
<p>der. Bugün gerçekten düşünmeyen, sadece midesine ve sensualiteye bağlı, ruh dünyası boş ve hayatı anlamsız bir nesil yetiştiril­meye çalışılıyor. Büyük Türkiye, ancak kültür ve birikim olarak, ruh olarak büyük ye idealist bir gençlikle gerçekleşir.</p>
<p>Burada ünlü Avusturyalı devlet adamı Matternich ile ünlü Türk dostu İngiliz diplomat Davit Urquhart’ın birbirine çok ben­zeyen sözlerini hatırlayalım. Matternich 19. yüzyılın başında, Urquhart ise ikinci yansında Osmanlı Devlet adamlarına “Bizim nezdimizde de saygıdeğer kalmak istiyorsanız lütfen kendiniz olarak kalın” mealinde sıkça uyarılarda bulunmuşlardı.</p>
<p>Kültürel beslenmeye, yararlanmaya, iyi ve güzel nerede ve ki­me ait olursa olsun faydalanmaya açık olalım ama daima kendi­miz olarak kalalım.</p>
<p>Hüseyin Çelik – Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar &#8211; S. 228-236</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kulturel-yozlasma-kiskacinda-genclik/">Kültürel Yozlaşma Kıskacında Gençlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kulturel-yozlasma-kiskacinda-genclik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Ülkeyi Tanımak…</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bu-ulkeyi-tanimak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bu-ulkeyi-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Mar 2014 21:48:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Ülkeyi Tanımak…]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hepimiz ilkokuldan beri Türkiye’nin yüzölçümünün 780 bin küsur km2 olduğunu, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarım ada olduğunu, iklimini, bölgelere göre bitki örtüsü­nü dışarıdan neler alıp, dışarıya neler sattığını üç aşağı beş yuka­rı biliriz. Bizim bu yazının başlığında kullandığımız “tanımak” tabii ki sadece bir coğrafi tanımayı ifade etmiyor. Arapların bir atasözü vardır: “Mekân, mekin ile [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bu-ulkeyi-tanimak/">Bu Ülkeyi Tanımak…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-1082 alignleft" style="margin-left: 5px; margin-right: 5px;" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/bir-ulkeyi-tanimak-300x221.jpg" alt="bir-ulkeyi-tanimak" width="300" height="221" /></p>
<p>Hepimiz ilkokuldan beri Türkiye’nin yüzölçümünün 780 bin küsur km2 olduğunu, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarım ada olduğunu, iklimini, bölgelere göre bitki örtüsü­nü dışarıdan neler alıp, dışarıya neler sattığını üç aşağı beş yuka­rı biliriz.</p>
<p>Bizim bu yazının başlığında kullandığımız “tanımak” tabii ki sadece bir coğrafi tanımayı ifade etmiyor.</p>
<p>Arapların bir atasözü vardır: “Mekân, mekin ile güzeldir” di­ye. Yani mekânı güzelleştiren orada oturanlardır. İnsan, yaratılış ağacının meyvesidir. Nasıl ki ağacın kökü, gövdesi, dalları, yap­raklan, çiçeği, neyi varsa meyvanın oluşması için var ise bu âlem, bu dünya bu vatan da insan için vardır. O halde, ülkeyi tanırken öncelikle insanı, insanları tanımamız lazım.</p>
<p>Bu ülkenin insanlarını, diğer coğrafyalardaki insanlardan ayı­ran nedir? Kültür, hayatı algılama ve yaşama biçimi ise bu insan­ların kültürü nedir? Nedir inanç dünyamız, zevklerimiz, nefretle­rimiz, zaaflarımız, âdetlerimiz, görgü kurallarımız, hatta bid’a ve hurefelerimiz ve masallarımız? Zaferlere nasıl sevinir, musibetle­re nasıl tepki veririz? Anneler askere çocuklarını nasıl yolcu eder? Sosyal dayanışma, fakiri fukarayı gözetme, kendisini kom­şusundan sorumlu tutma duygumuz kalmış mıdır? Ölümüze na­sıl yanar, dirimize nasıl yararız?</p>
<p>Türkiye’de epey bir zamandır “Öteki Türkiye”den söz edili­yor. Neresidir bu öteki Türkiye? Öteki Türkiyelileri berikilerden ayıran nedir?</p>
<p>Gerçekten ülkemizi ve insanımızı tanımıyoruz. Zaten tanısaydık çeşitli bahanelerle kendi insanımızla kavga eder miydik? Bu ül­kede “televole”lerin malzemesi olan bir avuç haramzade bir yığın pislik üretiyor, seviyesizlikte dehâ sahibi olan bazı medya organla­rı ise onları teşhir ediyor. Beriki Türkiye’de her türlü bayağılık, bel­den aşağı geyik muhabbetleri, çeşit çeşit sapıklıklar, çalmalar, hortumlamalar devletin hâzinesini soymalar serbesttir. Bu insanlara sorsanız hepsi çağdaş, ilerici, laik hatta Atatürkçü geçinirler.</p>
<p>Öteki Türkiye’de halk bu rezilliklere bakar bakar ya kahrolur veya kendi çilesi ile bu insanların kendileri ile alay edercesine te­pinmelerine isyan eder. Öteki Türkiye’de bir kısım cahil insanlar, kendilerine sunulan bu şatafatlı, renkli dünyalara özenir. Kısa yoldan oralara varıp, aynı yalancı cennetin meyvelerinden yarar­lanmak ister. Bu işin en kestirmesi, uyuşturucu tüccarlığı başta olmak üzere, çeşit çeşit köşe dönücülük usulleridir.</p>
<p>Beriki Türkiye hem öteki Türkiye’yi sömürüyor, hem her ge­çen gün biraz daha dejenere ederek kendisine benzetmeye çalışı­yor. 20 Ocak 2001 tarihli Sabah gazetesinde Can Dündar’ın köşe yazısı “Televole’ye Yasak Aynayı Taşlamaktır” başlığını taşıyor.</p>
<p>Sayın Dündar, toplum ne ise ayna onu yansıtıyor demeye ge­tiriyor. Bence bütün tahribatlara, ilkesizliklere, ahlaksızlıklara rağmen bu toplum büyük bir ekseriyetle “televole” programların­da sunulan bir toplum değildir. Siz aynayı neye tutarsanız aynada onun yansımasını görürsünüz. Evin salonunda sergilenen biblo­lara, vazolardaki çiçeklere tutulan ayna bunları yansıtır. Ama evin bir tuvaletinin olduğu, bir ardiyesinin olduğu da bir gerçektir. Ay­nayı buralara tutarsanız aynanıza tuvalet veya ardiyedeki kırık dökükler yansır. Tıpkı, insan vücudu gibi, insan, güzellik sembolüdür; ama insanın iç organlarının varlığı, bağırsaklarının varlığı da bir gerçektir. İlahi kudret, insanın kendisinden iğrenmemesi için bunları güzel tabakalarla, dokularla örtmüştür. İnsan vücu­du, içini gösterecek şekilde şeffaf olsaydı, insan kendi görüntü­sünden bile ürkerdi.</p>
<p>Toplumdaki çirkinlikleri, bayağılıkları, hasta unsurları, ahlak­sızlıkları teşhir etmek, bunları sanat diye malzeme yapmak, gaze­tecilik diye kazanç konusu yapmak ne sanat ne de gazeteciliktir. Cerrahın kestiği hastalıklı organ veya doku bir gerçektir. Cerrah, onu pataloğa gönderir, inceletir ona göre teşhis koyar ve hastayı tedavi eder. Hastalardan alman hastalıklı organlar, hastahanelerde herkesin göreceği şekilde teşhir edilmez. Sosyal problemler, eksiklikler, aksaklıklar tabii ki örtbas edilmeyecek. Sosyolog, siyaset bilimci, psikolog, pedagog, kriminolog (suçlarla ilgilenen bilim adamı) vs. bunları tesbit eder, çözüm üretecek kişi ve kuramlara gönderir.</p>
<p>“Toplum ne ise biz aynamızı ona tutup yansıtıyoruz” demek sorumlu bir yayıncılık anlayışı&#8217; ile bağdaşmaz. Toplum sürekli yanlış ve olumsuz örneklerle karşılaşa karşılaşa karamsarlaşıyor. Şu ülkede hiç iyi insan, iyi örnek, iyi davranış, iyi uygulama yok mudur? Biraz da aynayı bu tarafa tutamaz mıyız?</p>
<p>Ülkesini tanıdığını sanan ama gerçekte tanımayan entellere Halide Nusret’in mısraları ile seslenmek istiyorum:</p>
</div>
<p>[alert color=&#8221;blue&#8221;]</p>
<div>
<blockquote><p>Seviyorum bu toprakları,</p>
<p>Çünkü tanıyorum,</p>
<p>Çünkü bu toprağın ateşiyle yanıyorum,</p>
<p>Bu toprağın derdini duyuyorum ta&#8230; can evimde.</p>
<p>Tanıyorum evet:</p>
<p>Hem şöyle bir kuş bakışı görüp tanımak değil bu,</p>
<p>&#8211; Ne münasebet —</p>
<p>Ben bu yurdu baştan başa,</p>
<p>Karış karış</p>
<p>Gezdim, dolaştım.</p>
<p>Kâh bir “makine&#8221; içinde ettim rüzgârla yarış,</p>
<p>Kâh uslu bir at sırtında dik yamaçlar aştım.</p>
<p>Ben topraklan severek, okşayarak,</p>
<p>Dinleyerek, duyarak</p>
<p>Dolaştım&#8230;.</p>
<p>Sevgilim benim, anam benim bu toprak!</p>
<p>Ben ona gönül verdim, can adadım.</p>
<p>Can adadım!&#8230;</p>
<p>Vilayet merkezlerinde ziyafetten ziyafete konarak</p>
<p>Şerefe kadeh kaldırmak,</p>
<p>Nutuklar söylemek,</p>
<p>Köylüyü övmek,</p>
<p>Alkışlamak, alkışlanmak</p>
<p>Hoş şeylerdir bunlar doğrusu,</p>
<p>Fakat</p>
<p>Bize bu topraklan tanıtmaz.</p>
<p>Tanıyabilmek için bu mukaddes toprağı,</p>
<p>Bir çırpıda geçerek</p>
<p>Ve atlayarak</p>
<p>-Şehrin ve dolaylarındaki bahçeyi bağı-</p>
<p>Köyün kendisine yönelmek gerek!</p>
<p>Köyün fakir sofrasına diz çökmek,</p>
<p>Konuk ağırlamak için yaptığı bulgur aşına</p>
<p>Yufka ekmeğini kaşık etmek</p>
<p>Ve evin tek tahta kaşığıyla</p>
<p>Sekiz-on kişi, ayran içmek gerek!</p>
<p>Trahomlu çipil çocuk gözlerinde</p>
<p>Ağlayan acıyı ve gülen umudu</p>
<p>Görmek</p>
<p>Görebilmek</p>
<p>Ve onlara vermek&#8230; vermek&#8230;</p>
<p>Elimizden&#8230; kafamızdan,</p>
<p>Gönlümüzdeki hazdan&#8230;</p>
<p>-vermek</p>
<p>Yol, okul, ilaç, ışık, su</p>
<p>Ve sevgi&#8230; sevgi, yürekler dolusu.</p></blockquote>
</div>
<p>[/alert]</p>
<p>Çok şükür bugün ülkemizde ne “tahta kaşık” ne de “trahom­lu çipil çocuk gözleri” vardır. Ama, ülkenin nimetlerinden en as­gari düzeyde yararlanan, sömürülen, horlanan, kandırılan, soyu­lan, zulmedilen bir “Öteki Türkiye” vardır. Sanırım Halide Nusret bugün yaşıyor olsaydı bu öteki Türkiye’nin şiirini yazardı.</p>
<p>Hüseyin Çelik – Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bu-ulkeyi-tanimak/">Bu Ülkeyi Tanımak…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bu-ulkeyi-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil ve Aydınlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2014 21:02:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilde Tasfiyecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe, İslâmî dönemde Arapça ve Farsça ile olan yakın teması sonucu söz konusu dillerden istifade ederek Osmanlıca denen bir ilim ve kültür dili doğurmuştur. Doğu’dan olduğu gibi Batı dillerinden de istifadesi olan Türkçe, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında tüm aşırı tasarruflardan kurtularak, mükemmel şeklini bulmuştur. Ancak II. Meşrutiyet yıllarından itibaren dilde tasfiyeciliği teklif [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/">Dil ve Aydınlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height: 1.5em;"><a href="http://ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/dilde-tasfiyecilik-250x250/" rel="attachment wp-att-16499"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16499" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/Dilde-Tasfiyecilik-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/Dilde-Tasfiyecilik-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/Dilde-Tasfiyecilik-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></span></p>
<p><span style="line-height: 1.5em;">Türkçe, İslâmî dönemde Arapça ve Farsça ile olan yakın teması sonucu söz konusu dillerden istifade ederek Osmanlıca denen bir ilim ve kültür dili doğurmuştur. Doğu’dan olduğu gibi Batı dillerinden de istifadesi olan Türkçe, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında tüm aşırı tasarruflardan kurtularak, mükemmel şeklini bulmuştur. Ancak II. Meşrutiyet yıllarından itibaren dilde tasfiyeciliği teklif eden bir grup sözde aydının gayretiyle, Türkçe zamanla kısır, güdük bir dil haline getirilmiştir.</span></p>
<p>Cumhuriyet dönemi ile beraber resmileşen söz konusu tavırdan dolayı yeni nesiller geçmişi okuyamaz, anlayamaz hale getirilmiş, geçmişin dile dayalı kültürel değerleri böylelikle unutulmaya terkedilmiştir.</p>
<p>Hüseyin Çelik – Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/">Dil ve Aydınlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye:&#8221;Korkular Cumhuriyeti&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-korkular-cumhuriyeti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-korkular-cumhuriyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2014 20:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye: Korkular Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=1013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korku, hayatın korunması için ilahi kudret tarafından insanlara verilen bir duygudur. Yerli yerinde kullanıldığı zaman insanoğlunun zararlılardan korunmasını sağlar. Korku duygusunun kontrolden çıkmış şekli, psikolojik bir rahatsızlıktır. Ne yazık ki ülkemizde hem ferdi hem toplumsal korkular kontrolden çıkmış vaziyettedir. Devlet kendi halkından, halk devletinden korkuyor. Ülkedeki kurumlar bile zaman zaman birbirinden korkuyor. Türkiye, Hristiyan-Müslüman ayırımı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-korkular-cumhuriyeti/">Türkiye:”Korkular Cumhuriyeti”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height: 1.5em;"><a href="http://ilimcephesi.com/turkiye-korkular-cumhuriyeti/korkular-2/" rel="attachment wp-att-16496"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16496" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/korkular-1.jpg" alt="" width="365" height="231" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/korkular-1.jpg 587w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/korkular-1-585x372.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/korkular-1-300x190.jpg 300w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" /></a></span></p>
<p><span style="line-height: 1.5em;">Korku, hayatın korunması için ilahi kudret tarafından insanlara verilen bir duygudur. Yerli yerinde kullanıldığı zaman insanoğlunun zararlılardan korunmasını sağlar. Korku duygusunun kontrolden çıkmış şekli, psikolojik bir rahatsızlıktır.</span></p>
<p>Ne yazık ki ülkemizde hem ferdi hem toplumsal korkular kontrolden çıkmış vaziyettedir. Devlet kendi halkından, halk devletinden korkuyor. Ülkedeki kurumlar bile zaman zaman birbirinden korkuyor.</p>
<p>Türkiye, Hristiyan-Müslüman ayırımı yapmaksızın bütün komşularından korkuyor. Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, Ermenistan’dan, Rusya’dan, Yunanistan’dan korkuyor. Öte yandan Osmanlı Devleti dönemindeki “düvel-i muazzama&#8221; (üç büyük devlet: Rusya, İngiltere Fransa) korkusu yerine şimdi genel olarak bir Amerika ve Batı korkusu vardır.</p>
<p>Devlet soldan korkuyor, sağdan korkuyor, İslamcıdan korkuyor; farklı etnik gruplardan korkuyor; tarihten korkuyor, coğrafyadan korkuyor.</p>
<p>1970&#8217;li yıllardan itibaren hepimiz komünizmden korkuyorduk. Enver Hoca’nın 2 milyonluk, bugün bile sefil olan Arnavutluk’unun bile bize rejim ihraç edeceğinden korkuyorduk. Marks’tan, Engels’ten, Lenin’den, Mao’dan, Nazım Hikmet’ten hatta kitaplardan korkuyorduk.</p>
<p>1990’lı yıllardan itibaren Komünizm korkunç olmaktan çıktı. Korku menümüze yeni bir şey ilave edildi: İslâmî Fundamentalizm. Bunun bizdeki adı, 200 yıldan beri “irtica” idi. Bu sefer irticadan, sarıktan, sakaldan, cüppeden, takkeden, başörtüsünden korkmaya başladık.</p>
<p>Bu ülkede korku bir paranoya haline geldi. Korkulacak bir şey olmadığı zaman mevhum bir şey yaratıp ondan korkuyoruz. Mahallede hırsızlardan söz bile edilmiyorsa mahalle bekçisinin bir önemi kalır mı? Bekçinin öneminin devam etmesi için yoksa bile mahallede hırsızların dolaştığını yaymak lazım! Vural Savaş’ın popüler ve sürekli gündemde kalması için mutlaka birşeylerin olması lazımdı. Koruculuk sisteminin ne kadar büyük bir nimet olduğunun tescili için terörün devam etmesi lazım!</p>
<p>Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik açıdan çok önemli bir coğrafyada yer aldığını biliyoruz. Bu önemine binaen güçlü bir orduya ve düşmanlarını caydıracak tedbirlere sahip olmasından daha gerekli ve tabii bir şey olamaz. Ne var ki sürekli olarak içerde ve dışarda “teyakkuz” durumunda olmakla bu teyakkuzu bir vehimler yumağı haline getirmek farklı şeylerdir.</p>
<p>En kötüsü, bir süreden beri bu ülkenin insanları biribirinden, korkuyor. Tıpkı Sultan II. Abdülhamid dönemindeki gibi akıllara durgunluk veren bir jurnalcilik mekanizması işliyor. Milletvekili olarak hergün onlarca imzasız mektup alıyorum. Bu mektupların % 90’ı şu veya bu müdürü, amiri veya memuru itham eden, onlara çeşidi yaftalar yapıştıran mektuplardır, işin ilginç yanı her dönemin hassasiyetine ve moda yaftasına göre ithamlar değişiyor. 1970’lerde birine “komünist” damgası vurdunuz mu o kolay ko-lay iflah olmazdı. 1978’deki Humeyni devriminden sonra en tehlikeli yafta, “Humeynici” idi. 1980 ihtilalinden sonra yaftaların hemen hepsi borsada alıcı buluyordu. Çünkü 12 Eylülü yapanlara göre, solculuğun her çeşidi, ülkücü-milliyetçi, bütün dinî tarikatlar, cemaatler, cemiyetler, vakıflar hasılı hepsi muzırdı.</p>
<p>1983’ten sonra siyasi, idari, ekonomik rakiplerinizi alt etmenin en kestirme yolu, ona PKK’cı veya PKK sempatizanı damgasını vurmaktı. Bugünlerde reytingi en yüksek yafta “mürteci” yaftasıdır.</p>
<p>Bir sûre önce bir gazetede şovmen Beyaz’ın bir açıklaması vardı. Beyaz, Türkiye’de evlenmek istemediğini çünkü doğacak çocuklarının devlet korkusu ile büyümelerini istemediğini söylüyordu.</p>
<p>Eğer bu ülkede Beyaz gibi bir şov adamı iliklere sinmiş bir devlet korkusundan söz ediyorsa siyasetle uğraşan, okuyan, yazan, ülke meseleleri üzerinde şu veya bu cenahta kafa yoran insanların vay haline!</p>
<p>Bir ülkede suçsuz, masum bir vatandaş devletten veya kendisi gibi insanlardan korkuyorsa bu durum hayra alamet değildir. Bakınız Tevfik Fikret, Sultan II. Abdülhamit dönemi istibdadını anlattığı Sis isimli şiirinde,</p>
<p><i>Ey savlet-i evham ile bitâb-ı tahassüs</i></p>
<p><i>Vicdanlara temdit edilen gûş-ı tecessüs</i></p>
<p>diyordu. Yani “ey vehimlerin sürekli saldırıları sonucu duygusal düşünmekten yorgun düşmüş, vicdanlara uzatılan hafiye kulağı”. O gün de insanların ne yaptığı ne söylediği önemli değildi. İnsanların vicdanî kanaati bile mahkum olmalarına yetiyordu.</p>
<p>Eğer, birinin vicdanî kanaati otoriteyi elinde tutanların dünyasına tıpa tıp uymuyorsa o insan makbul değildi. Aradan geçen bir yüzyılı aşkın zamana rağmen bugün ülkede câri olan aynı şey değil midir? İşin kötüsü bugün bu durumu mısralara dökecek bir Fikret de yok.</p>
<p>Halk Ozanımız Karacaoğlan,</p>
<p><i>Harami var diye korku verirler</i></p>
<p><i>Benim ipek yüklü kervanım mı var?</i></p>
<p>derken de sanki bugünü anlatıyordu. Geçim sıkıntısı altında inleyen memura, işçiye, esnafa, köylüye, özetle ülke nüfusunun ezici çoğunluğuna bu yetmiyormuş gibi bir de korku pompalamanın ne âlemi var.</p>
<p>Onurlu insanlar belki ekmeksiz yaşar ama hürriyetsiz asla. Korkuların, vehimlerin, jurnallerin, gelecek endişesinin şekillendirdiği bir dünyada, mükellef sofralarda beslenerek yaşamaktansa hür ortamlarda, korkulardan ve gelecek endişesinden arınmış olarak çok daha mütevazı şartlarda yaşamak tercih edilir.</p>
<p>“İnsan” kelimesi Arapça’daki “ünsiyet” mastarından türemiş bir kelimedir. İnsan, birbirine muhtaç, birbirine alışık, birbiriyle barışık demektir. Ünsiyet&#8217;in zıttı vahşettir. Kendi cinsinden olanları yemekle beslenen canlılar, sadece hayvanlardır. Bir metrekarelik toprakta birbirine taban tabana zıt özelliklere sahip, biri zehir, diğeri panzehir yüzlerce çeşit bitki yaşar; birbirine zarar vermeden, biri diğerini imha etmeden&#8230; Bundan dolayıdır ki gönüller sultanı Yunus Emre, bakın yeryüzüne geliş sebebimizi nasıl dile getiriyor:</p>
<p><i>Ben gelmedim da’vi için</i></p>
<p><i>Benim işim sevi için</i></p>
<p><i>Dostun evi gönüllerdir;</i></p>
<p><i>Gönüller yapmağa geldim.</i></p>
<p>Gözlerde korkunun değil, ümidin ve sevginin parıldadığı bir Türkiye özlemiyle&#8230; Türkiye “korkular” Cumhuriyeti’nden Türkiye “sevgiler” Cumhuriyeti’ne yelken açmanın zamanı çoktan geldi, geçiyor bile.</p>
<p>Hüseyin Çelik – Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar, 180 – 183 s.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-korkular-cumhuriyeti/">Türkiye:”Korkular Cumhuriyeti”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-korkular-cumhuriyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
