<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Suç | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/suc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jun 2023 13:00:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Suç | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Suç Olgusu Çerçevesinde Duyguların Rolü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/suc-olgusu-cercevesinde-duygularin-rolu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/suc-olgusu-cercevesinde-duygularin-rolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2023 13:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Mahinur Tezcan]]></category>
		<category><![CDATA[DUYGU VE AKIL]]></category>
		<category><![CDATA[duygu ve suç ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kriminoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[suç davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[suç olgusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26429</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayşe Mahinur TEZCAN* Giriş Moderniteyle birlikte, rasyonel aklın egemenliğindeki bireyin duygudan arınmış olması makbul hale gelmiştir. Benliğin sınırlandırılması ve duyguların denetlenmesi akılcılaştırılmış ortamın özellikleri arasındadır (Ritzer, 2011-1998, s. 51). Duygu ve akim birbirinden koparılarak zıt kavramlar olarak değerlendirildiği, akim yüceltildiği ve duyguların akla kıyasla öneminin göz ardı edildiği 19. yüzyıl sonrasındaki bilimsel çalışmalarda akıl öncelenmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/suc-olgusu-cercevesinde-duygularin-rolu/">Suç Olgusu Çerçevesinde Duyguların Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26446" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/crow-300x140.webp" alt="" width="300" height="140" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/crow-300x140.webp 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/crow.webp 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Ayşe Mahinur TEZCAN*</strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Moderniteyle birlikte, rasyonel aklın egemenliğindeki bireyin duygudan arınmış olması makbul hale gelmiştir. Benliğin sınırlandırılması ve duyguların denetlenmesi akılcılaştırılmış ortamın özellikleri arasındadır (Ritzer, 2011-1998, s. 51). Duygu ve akim birbirinden koparılarak zıt kavramlar olarak değerlendirildiği, akim yüceltildiği ve duyguların akla kıyasla öneminin göz ardı edildiği 19. yüzyıl sonrasındaki bilimsel çalışmalarda akıl öncelenmiştir. Önemli bir karar verileceği zaman kararlarm akla uygun, duygulardan azade bir şekilde olması gerektiğine ilişkin “Çok duygusalsın! Biraz mantıklı ol!” gibi birçok söylemin yer aldığı gündelik dilin duygulara hak ettiği yeri verme konusunda ihmalkâr olduğu herkesin malumudur. Nasıl ki öznel deneyimin anlaşılması için özneden ziyade deneyimi açığa çıkaran söylem ve iktidar ilişkileri önemliyse (Foucault, 2000, s. 74) ya da bireyin yapıp ettikleri habitusundan bağımsız olamazsa (Bourdieu &amp; Wacquant, 2003, s. 114) bireyin eylemlerinin itici gücü olan duygular da toplumsallıktan uzak olamaz.</p>
<p>Çok çeşitli duygunun varlığı ve bu çeşitlilik içinde akla verilen önemin etkisiyle, terim yaygınlıkla pejoratif bir çağrışım içermektedir (Barbalet, 2002, s. 1). Akılla ilişkili olan muhakeme sürecini, duyguların olumsuz etkilediği düşüncesi bu çağrışıma sebep olmaktadır. ‘ Duygusal olmak kişinin yargılarının duygu tesiri altında olmasıdır: Aktif olmaktansa reaktif, bağımsız olmaktansa bağımlı olmaktır” (Ahmed, 2015, s. 11).</p>
<p>Aklın ötelendiği bir süreç olarak olumsuz yönüne vurgu, modern toplumun karakteristiğidir. Bununla beraber, 1990’larla birlikte bilimsel çalışmalarla beynin karar alma mekanizmaları ile duygular arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması neticesinde, duygu akıl ikiliğinde duyguyu önceleyenler (Zajonc, 1998) olduğu kadar karşılıklı bir süreç olduğunu düşünenler (Vertzberger, 1990) aklın tahtını sarsmışlardır. Akim işleyişinde duygularm önemli bir etkisi olduğunun anlaşıldığı yeni yaklaşımlarda görüntüleme tekniklerindeki ilerlemelerin önemli bir rolü vardır. Örneğin, prefrontal korteks duygu yönetiminde merkezi bir konumdadır (Ahmed, Bittencourt &amp; Sebastian, 2015, s. 12). Amigdala, korku ve öfkeyi yönetirken; insula tiksintiyle ilgilidir (Houghton, 2021, s. 164). Akim merkezi olan beynin aynı zamanda duygularm ortaya çıkmasında merkezi önemde olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Duygu ve akıl arasında oluşturulan hiyerarşinin dışmda duygular arası bir hiyerarşiden de bahsetmek gerekir. “Bazı duygular gelişmenin göstergesi olarak “yüceltilir”ken, bazıları zayıflığın göstergesi olarak “alçaltılır”” (Ahmed, 2015, s. 12). Cesaret yüce bir duyguyken, öfke zayıflık göstergesidir. Tönnies’in cemaat-cemiyet ayrımına denk düşecek şekilde Parsons, farklı toplum tipleri için duygusallık seviyeleri bakımmdan bir ayrım yapmıştır. Buna göre, cemaat tipinin karakteristik özelliği duygusallık olurken, cemiyet tipinin karakteristik özelliği duygusal yansızlıktır (Elias, 2000, s. 15). Elias (2000) bu tip bir ayrımı, sosyolojinin yoksullaştırılması olarak değerlendirmekte ve duygu-mantık karşıtlığından ziyade duyguların denetlendiği bir sürece vurgu yapmaktadır (s. 16).</p>
<p>Akla verilen önem sosyoloji dâhil bütün bilimsel süreçlere damgasını vurmuştur. Mestrovic (1999, s. 52) sosyolojik teorileştirmelerdeki kayıp malzemenin duygular olduğunu belirtmektedir. Pozitivist kriminolojinin de benzer şekilde suç davranışını anlamlandırmaya ilişkin çalışmalarında duyguların yeri yoktur. Bu durum, duyguların bireye bakan yönünün ön planda olmasından dolayı sosyal yönünün uzunca bir süre kriminologlar tarafindan ihmal edilmesinden kaynaklanmaktadır (Thoits, 1989, s. 317; Karsted, 2011, s. 2). Kriminolojik çalışmalar son dönemde duyguların önemini ortaya koymaktadır. Sherman’a göre (2003, s. 1), akıl çağmda ortaya çıkan bir bilim dalı olan Kriminoloji bugünlerde toplumun, suçluların ve mağdurların duyguları etrafında adaleti yeniden icat etmeye hazırlanmaktadır. Bununla beraber van Gelder (2016, s. 466) ise, kriminolojide yapılan istisnai çalışmalar dışında, duyguya yönelik çalışmalarm yeterince başarılı olmadığını iddia etmektedir.</p>
<p>Bireylerin kendisiyle başkalarını kıyaslama eğilimi vardır (Scheler, 2015, s. 37), Modernitenin aktörlere empoze ettiği ideal insan modeline ulaşma gayesi, aktörlerin olageldikleri hallerinin dışına çıkarak, kıyas içine düşmeleri neticesinde haset duygusuna gark olmalarına sebep olur (Sennett, 2019, s. 103). Bu durum bireyin kendisine olan saygısının kaybolmasına yol açar. Başkasmm mutluluğuna karşı ortaya çıkan haset ve kıskançlık, duyguların toplumsallığını göstermektedir. Bu duygular da suç davranışına sebep olabilir.</p>
<p>Bu çalışmada, duyguların toplumsallığı bağlammda; suç davranışı sürecinde ortaya çıkan duygular irdelenmektedir. Bu bağlamda suç davranışı esnasında duyguların oluşumu, suç davranışı sonrasında mağdur, fail ve toplum açısından ortaya çıkan duygular, suça ilişkin duygu teorilerinden bahsedildikten sonra tartışmaya açılmaktadır. Suç davranışının gelişimi ve sosyal kontrol mekanizmaları arasındaki kuvvetli ilişki, bu mekanizmanın oluşumunda duyguların aldığı konumun da incelenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle akabinde sosyal kontrol mekanizmasının oluşumunda duyguların önemine değinilmektedir. Son olarak suç ve duygu arasındaki ilişkinin önemli bir ayağı olan suç korkusu meselesi ortaya koyularak; suç korkusunun yapılan çalışmalarda ne şekilde ele  alındığı ve ne tür özelliklerin suç korkusunun oluşumuna katkı I sağladığı ortaya koyulmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyal Teorilerde Duygu ve Suç İlişkisi</strong></p>
<p>Evrensel olarak değerlendirilen ve türe ait olduğu varsayılan temel duygulardan bahsedenler olduğu kadar, duyguyu sosyal yapının, kültürün ürünü olarak değerlendirenler de vardır (Thoits, 1989, s. 319). Sosyal inşacılık ve sembolik etkileşimcilik teorisyenleri, duygunun zamana ve mekâna göre değişen duygusal inanışlar, duygu kelimeleri ve durumun tanımlarına bağlı olduğunu düşünür. Pozitivistler ise duyguyu belirli bir uyarıcıya karşı gelişen sabit ve otomatik cevaplar olarak görürler (Thoits, 1989, s. 319). Duygular, temel ve ikincil olarak ikiye ayrılmaktadır. Kemper (1987, s. 265,268) farklı yaklaşım biçimlerinin ortaya koyduğu temel duyguları incelediği çalışmasında, korku, öfke, depresyon ve tatmin olmak üzere dört temel duygu üzerinde, yaklaşım biçimleri arasmda bir mutabakat olduğunu ifade eder. İkincil duygular, sosyal tanımların, etiketlerin ve anlamların etkileşim ve sosyal organizasyonlara eklenmesiyle oluşan sosyal inşanın ürünleridir (Kemper, 1987, s. 276). Dolayısıyla duygu, sosyal inşa ürünü olarak yalnızca fizyolojik bir reaksiyon değildir. Thoits (1989, s. 319) de çıkar, korku, öfke, iğrenme, üzüntü, mutluluk ve belki küçümsemenin temel duygular içinde değerlendirilmesini eksik bularak tarihselliği ve kültürelliğinin ihmal edildiğini ifade eder. Duygular salt fizyoloji temelli bir durum değişimi değildir. Güç, statü, kültür, sosyal yapı, ilişkilerin doğası, kendi ve ötekilerin değerlendirmeleri ile ortaya çıkan bir değişim halidir. Duygu, bedendeki değişimi hissetme halidir (Ahmed, 2015, s. 14). Bu hissetme halinin algılanması, bireyin habitusuna göre farklılık göstermektedir. Kemper (1978, s. 36; 1987, s. 275) güç ve statünün duyguların analizinde hayati bir yeri olduğuna değinerek güç ve statüde hissedilen eksiklikler ve aşırılıkların suçluluk, utanç, kaygı, depresyon, öfke ve tatmin gibi temel duyguların oluşumunda etkili olduğundan bahseder. Bireyin deneyimlediği bu tür duygular ise suç davranışının oluşumunda etkili olmaktadır.</p>
<p>Değerlendirme teorilerinde duygu bir durum olmaktan ziyade süreçtir (Moors vd., 2013, s. 119). İnsanların durumlarına ilişkin değerlendirmeleri ile duygu durumları arasında güçlü bir ilişki vardır (Ellsworth &amp; Smith, 1988, s. 299). Değerlendirme teorisyenlerine göre duygular, bireylerin karşılaştıkları zorluklara yanıt vermelerine yardımcı olmak üzere çevreye verilen tepkilerdir (van Gelder, s. 469). Değerlendirme, hayattan tatmin ya da engelleri aşmayı içeren bir iyi oluş hali için çevrenin öneminin tespit edildiği ve analiz edildiği bir süreçtir (Moors vd., 2013, s. 120).</p>
<p>Duygulanım kontrol teorisi ise kültür ve sosyal durumun olayları yapılandırmada (rol yapmaktan sapkın davranışa, yaptırımlara kadar) önemli olduğunu söyler (Heise, 1987, s. 1,2). Duygulanım kontrol teorisini kurarken Heise’in temel amacı sosyal etkileşimler bağlammda davranışı açıklamak olup duygu sosyolojisi alanına katkı sağlamak gibi bir kaygısı olmasa da alan için merkezi önemde bir yere sahip olmuştur (Robinson vd., 2006, s. 179). Duygulanım kontrol teorisine göre bireylerin sosyokültürel olarak uygun şekillerde davranmak için ayrıntılı kuralları, normları, değerleri veya becerileri bilmeleri gerekmemektedir (Thoits, 1989, s. 327). Duygularının ortaya çıkmasının arka planmda bilinçdışı olarak kabul edilen, onaylanan ve içselleştirilen toplumsal kabuller söz, konusudur. Duygusal sistem, mantıklı eylemin kültürel mirasını depolamak için bir yol sağlar, mantığını anlaması gerekmez daha ziyade duyguları edinmeleri yeterlidir (Heise, 1987, s. 15, 16). Duygulanım kontrol teorisinde duygular, bir olay gerçekleştikten sonra kültürel anlamlarıyla ilişkili olan etiketlerdir (Robinson vd., 2006, s. 183). Thoits (1989, s. 327) Heise’in, teorisinde kültür ve anlamm durumlara, aktörlere vb. bağlı olan duygularla eşdeğer olması nedeniyle kültürel bilginin ve anlamın karmaşıklığını önemsemediğini iddia eder. Duyguları açığa çıkaran içselleştirilen kültür olsa da kültürün evrensel olmaması duyguların da evrensel olamayacağını düşündürmektedir. En azmdan duyguların açığa çıkma biçimi kültürden kültüre değişecektir. Bir diğer deyişle, farklı kültürlerden olan bireyler aynı duyguları farklı biçimlerde davranışa yansıtmaktadır. Duygulanım kontrol teorisi, duygusal deneyime olayların bir sonucu olarak bakar (Heise, 1987, s. 11). Kültürün değişkenliği bir tarafa bırakılırsa, duygusal deneyimin gerçekleşmesi bireyin yaşantısındaki tekil olaylar ve kendisine has ilişkiler neticesinde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Duygulanım kontrol teorisi suç üzerine yapılan çalışmalarda da kullanılmıştır. Duyguların, belirli bir anlama sahip kimliği olan bireyin, bir olaya nasıl tepki verdiğini göstermesi, ve belirsiz durumları tanımlamaya yardımcı işaretler olarak kullanılabilmesi dolayısıyla, suç araştırmacıları, zanlıların kararlarmı duyguların nasıl etkilediğini duygulanım teorisi aracılığıyla açıklamaya çalışmışlarda* (Robinson vd., 2006, s. 192).</p>
<p>Toplumsal yapı, sosyal çevre ve psikolojik rahatsızlıklar suç olgusunu açıklarken kullanılan temel faktörlerdir. Bir kişinin geçmişinde herhangi bir değişiklik olmaksızın aniden suça itildiğini düşünmek için büyüye inanmak gerekir (Katz, 1988, s.4). Katz, suçun ortaya çıkmasına sebep olan faktörlerin varlığını inkar etmemekle birlikte suçun işlenmesinin hemen öncesinde var olan duygusal dinamiklerin anlaşılmasının, suç davranışını anlamlandırmak için önemli olduğunu belirtir. Ahmed (2015, s. 23) de duygularm kültürel politikasına odaklandığı çalışmasında, sosyal yapıların duygusal yoğunlukları ihmal ettiğini belirtmektedir.</p>
<p>Duygularm sosyal etkileşimlerin sonucunda ortaya çıktığı gerçeğinden hareketle, kültürel ve yapısal faktörlere bağlı olarak oluştuğu söylenebilir. Duygularm bizatihi kendileri sosyal kaynak niteliğine haizdir (Üçer, 2016, s. 235). Bununla birlikte, duyguyu sadece kültüre ve yapısal faktörlere indirgemek de yanlıştır (Barbalet, 2004, s. 25). Duygularm eylemleri yönetme sürecinde, mekânın da etkili olduğunu söylemek icap eder. Vassaf (1992, s. 66) yaşama mekânının düzenlenmesinin duygulara hükmettiğini belirterek bu durumu bir misafirin yatak odasında ya da salonda ağırlanması neticesinde farklı duygularm oluşacak olmasıyla örneklendirmektedir.</p>
<p>Mekânsal farklılaşma, farklı duyguların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla davranışların farklılaşmasına sebep olmaktadır. Bu durum suç davranışının gelişimi açısmdan değerlendirildiğinde pencerelerin kırık, binaların yıkık dökük, elektrik lambalarının çalışmadığı yani mekânsal düzensizliklerin olduğu bir semtte suç oranlarının daha yüksek olduğu bilinmektedir. Mekânsal düzensizlik konusu ve suç arasındaki ilişkiyi içeren çok sayıda çalışma vardır (Zimbardo, 1970; Willson &amp; Kelling, 1982; Garafalo, 1986; Payne &amp; Policastro, 2016). Fakat bu çalışmalar suç davranışının oluşumunda mekânsal düzensizliklere odaklanırken bu ortamda oluşan ve eylemi yönlendiren duygulara eğilmemektedir.</p>
<p>Suç araştırmalarında duygularm göreceli olarak ihmal edilmesi, cezai karar vermenin baskm modellerinin, rasyonel seçim paradigmasından yararlanma eğiliminde olduğu, öfke ve nefret gibi duygularm karar süreciyle büyük ölçüde alakasız olduğu veya yalnızca sağlam karar vermeyi bozan sistematik etkiler olarak gördüğü anlamına gelir (van Gelder, 2016, s. 474; de Haan &amp; Loader, 2002, s. 249). Nihayetinde, toplumsal yapı ve aktör arasmda gerekli bir bağlantı olan duygunun (Barbalet, 2004, s. 27; Pedersen, 2000, s. 282) suç davranışlarının meydana gelmesi sürecinde etkin olduğu anlaşılmaya başlamıştır. Aslında duygusal deneyimler, sosyal etkileşimin yapısal özellikleriyle belirlenmektedir (Pedersen, 2000, s. 281). “Duygular, sosyal ilişkilerin gerçek (hissedilen), hayal edilen veya hatırlanan sonuçlarından kaynaklanır” (Kemper, 1978, s. 36). Dolayısıyla, duygularm kökeni, bireyin içi olmaktan ziyade dışarısıdır. Akim gelişmesini sağlayan, yönlendiren, duyarlılığını artıran ve bilgilere ulaştıran temel duyarlılık kanalı (Yıldız, 2007, s. 130) olarak duygu, bedenli toplumsallık olarak ifade edilmektedir (Lupton, 2002, s. 14, akt. Yıldız, 2007, s. 132).</p>
<p>Sosyal etkileşimden bağımsız olmayan duygular, sabit olmayıp gelişim ve değişim göstermektedirler. Duygular hareket halindedir. Bu durum kavramın kelime kökünden hareketle de kavranabilir. Şöyle ki, duygu <em>(emotiori)</em> Latince hareket etmek, dışarı çıkmak anlamına gelen <em>emovere</em> kelimesinden türemiştir (Ahmed, 2015, s. 21). Sosyal etkileşimler neticesinde bireylerin duyguları anlık değişimler göstermektedir. Örneğin, eşiyle güzel bir vakit geçirdikten sonra bireyin yaşadığı mutluluk işyerinde karşılaştığı mobbingle öfkeye dönüşebilir. Bu öfkeyle dışarı çıktıktan sonra trafikte yanlış bir davranışta bulunarak ölümcül bir kazaya sebebiyet verdikten sonra yaşayabileceği yeni duygu pişmanlık olacaktır. Örnek de göstermektedir ki suç davranışı ve duygular ilişkisini etraflıca incelemek yerinde olacaktır.</p>
<p><strong>Kriminoloji Teorilerinde Suç Davranışı ve Duygular</strong></p>
<p>Kriminolojik çalışmalarda çoğunlukla duyguların davranışın oluşumundaki yerinden ziyade, gelecekteki duygu durumlarının tahminlerine odaklanılmıştır (van Gelder, 2016, s. 466). Eylemi ortaya çıkaranın gelecekte yaşanacak duygu nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Suç davranışının duygudan bağımsız gerçekleşmesinin imkânı yoktur. Eylemin ortaya çıkması için salt bilgi yetmeyecektir; eylem, duygular ve akıl arasındaki bağlantı neticesinde oluşmaktadır (Mestrovic, 1999, s. 51-52). Suç davranışı sonrası ortaya çıkacak muhtemel duyguların suç davranışının oluşumunda etkisi olduğunu düşünen bakış açısı bireyin seçimlerinde rasyonel oluşundan hareket eder. Eylem neticesinde kişinin karşılaşacağı yaptırımların meydana getireceği acı, eylemin gerçekleşmesine engel olabilir. Bu noktada duyguların anlık ya da uzun dönemli oluşu suç davranışının oluşumunu farklı biçimlerde etkileyecektir. Seçimi ceza hukukunun temel dayanağı olarak nitelendiren Nagin (2007, s. 261) kriminoloji literatüründe karar vermenin fırsat teorisi ve rasyonel seçim teorileri dışında ikincil bir rol oynadığını ifade etmektedir.</p>
<p>Suç, toplumsal ya da evrensel olarak kabul edilen çeşitli normlardan sapma olarak değerlendirildiğinde, suç davranışı sergileyen bir aktörün de kabul ettiği, içine doğduğu, sosyal olarak çevrelendiği çeşitli normlar söz konusudur. Suçlu, normları ihlal ettiği ve toplumsal düzeni bozduğu için toplum düşmanı olarak da görülmektedir (Foucault, 2011, s. 219). Aktörü bu normlardan  sapmaya götüren faktörler ve duygu durumlarının nasıl bir rol  oynadığının anlaşılması, suç davranışının ortaya çıkmasını anlamak adına çok mühimdir. Normların ihlali bireyde negatif duyguların oluşmasına sebebiyet verir. Değerler ve normların ihlali neticesinde oluşan rahatsızlık hissi, algılanan ihlalin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. İhlal ne kadar büyük olursa duygusal deneyim de o kadar acı verici olur (van Gelder, 2016, s. 468). Duygular birçok sosyal  süreci sürdürür, değiştirir ve bazen de yok eder (Kemper, 1978, s. 39). I Suç ile ilgili daha rasyonel bir tartışma yapabilmek için paradoksal I olarak duygusal boyuta daha çok ilgi gösterilmelidir (de Haan &amp; I Loader, 2002, s. 250). Ayrıca, duygu ve biliş arasındaki etkileşimi i anlamak, suçu ve suçun nasıl önleneceğini anlamak açısmdan çok I önemlidir (Nagin, 2007, s. 262).</p>
<p>“Suça sürüklenme ve sapma davranışıyla ilgili baskın olan 3 temel teori vardır. Gerilim ya da güdülerime teorisi, meşru isteklerin tatmin edilmemesi neticesinde suça zorlanmanın gerçekleştiğini iddia eder. Kontrol ya da bağlanma teorisine göre bir kişi geleneksel düzenle bağları bir şekilde koptuğu için suçlu eylemlerde bulunmakta özgürdür. Kültürel sapma teorilerine göre ise sapkın, daha büyük ve daha güçlü bir toplum tarafindan kabul edilmeyen standartlara uyar” (Hirschi, 1969, s. 3).</p>
<p>Agnew (1992), suçu açıklamada çok önemli bir rolü olduğunu düşündüğü Merton’ın kurduğu gerilim teorisini içine duyguları ekleyerek geliştirmiş ve genel gerilim teorisini kurgulamıştır. İMerton’a göre (1968, s. 175), sosyal sapma davranışı, toplumsal normlara uyumlu davranış kadar sosyal yapının bir ürünüdür. En tuhaf olan ve görünüşte altında bir şey yatmayan, biricik sebepleri olduğu düşünülen suçların bile sosyal bir anlamı vardır ve önceki ilişkiler I tarafından şekillenmektedir (Roth, 2017, s. 364). Merton’a göre (1968, ■ s. 233-234), bazı bireyler, kültürel hedefleri ve onlara etkin bir şekilde ulaşmaları arasındaki uyuşmazlıktan doğan gerilimin daha çok muhatabı olmaktadırlar ve onlar sapkın davranışa karşı daha savunmasızlardır. Sapma davranışı, sadece bu davranışı eyleyenleri değil, onlarla etkileşim içinde olanları da etkilemektedir. Başarı- hedefin kültürel (veya kendine özgü) olarak abartılması insanların kurallara olan desteğinden vazgeçmesine sebep olur (Merton, 1968, s. 190). Böylelikle sapma davranışma yönelme gerçekleşir. Fakat kültürel normlar bir kez içselleştirildikten sonra tamamen ortadan kaldırılması pek mümkün değildir. Daha çok kişilik gerilimlerine ve çatışmalarına neden olacaktır. Suçluluk duygusu, günah duygusu, vicdan azabı bu gerilimin ortaya çıkardığı çeşitli hislerdir (Merton, 1968, s. 190, dipnot 7). Normların içselleştirilmesine rağmen sapma davranışının deneyimlenmesi neticesinde bu tür duygular ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Genel gerilim teorisi diğerleriyle olumsuz ilişkilere odaklanan ve suçluluğun bu tür ilişkilerin neden olduğu olumsuz etkiden kaynaklandığını iddia eden tek büyük teoridir (Agnew, 1992, s. 76). Genel gerilim teorisi negatif ilişkilerin sebep olduğu özellikle öfke ve benzeri duygular yüzünden suça sürüklenen gençlere odaklanmaktadır. Bu olumsuz duygular nedeniyle gençler uyuşturucu madde kullanımından, sıkıntılarının kaynağına saldırmak ya da kaçmak gibi kendilerince düzeltici eylemler sergileme yoluna giderler (Agnew, 1992, s. 49). Negatif sosyal ilişkiler neticesinde yaşanan olumsuz duygular kendine ya da başkalarına zarar verme ya da bulunulan yeri terk etme davranışlarına sebep olmaktadır.</p>
<p>Suç davranışının nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışan teorisyenler bireyin karar sürecine odaklanarak, kararlarını rasyonel olarak kendileri için en iyi sonuçlar doğuracak şekilde aldıkları gerçeğinden hareketle anlamaya çalışmaktadırlar. Bununla birlikte, insanlar kötü bir karar olduğunu bilerek de kötü kararlar verirler (Nagin, 2007, s. 262). Hirschi ve Gottfredson’m geliştirdiği genel suç teorisine göre de bazı bireyler anlık hazza odaklandıkları için eylemlerinin uzun dönemli sonuçlarını es geçebilirler. Bu durum bu tip bireylerin anlık hazza duyarlı fakat uzun dönemli sonuçlara duyarsız olduğunu göstermektedir (Hirschi &amp; Gottfiredson, 2017 s 20).</p>
<p>Klasik kriminoloji teorileri, bireyi kendi kontrolleri dışında psikolojik ya da çevresel faktörler nedeniyle suça itilen ya da suçtan uzak duran olarak görerek, birey failliği <em>-humarı agency-</em> olarak adlandırılan, bireyin seçim yapma ve yaşamına uygulama kapasitesini göz ardı etmektedir (Nagin, 2007, s. 261-2; van Gelder, 2016, s. 467). Klasik kriminoloji teorilerinin ihmal ettiği şey, karar verme sürecinin basamakları arasında duyguların da yer aldığıdır. Bu durum, duyguların çevresel faktörlerden bağımsız olduğunu göstermez. Aksine duyguların kaynağı kamusal alanda dolaşan ötekilerdir (Ahmed, 2015, s. 9). Ahmed (2015, s. 19) duyguları sahip olunan bir şey olarak varsayan dıştan içe modelini (dış faktörlerin duyguları oluşturduğu) sorunlu bulmaktadır. Kendisinin oluşturduğu duyguların sosyalliği modelinde, içeriyle dışarı ayrımını oluşturan sınırları duyguların yarattığını iddia etmektedir. Bireyin oluşturduğu aidiyet hissinin kaynağı biz ve öteki ayrımından kaynaklanır. Bizin ve ötekinin oluşumu iktidar ilişkilerine dayanmaktadır. Bu durumu, küreselleşen dünyada iç içe geçmiş olan ulusların bir arada uyum içinde yaşamasına ilişkin çeşitli politikalar geliştirilerek suç kapsamına alman ırkçılık üzerinden örneklendiren Ahmed’e göre (2015, s. 9-10), ırkçılık eyleminin ortaya çıkışında etkili olan “biz” duygusu ve benimsenen ulus sevgisi, “ötekiler” olarak değerlendirilen ve “biz”e ait olana sahip olma ihtimali olanlara karşı geliştirilen incinme ve öfke duygularıdır. Sonuç itibarıyla bireyin suç davranışına karar verme süreci, bireyselliğinden bağımsız görünen fakat maruz kaldığı, benimsediği, içinde olduğu ve kimi zaman kendi düşünme । biçimine sebep olan iktidar ilişkilerinin farkında olmadığı duygularının etkisi altındadır.</p>
<p>Farklı duygular, farklı seçim davranışlarını getirmektedir. I Yapılan bir çalışma korkmuş olan kişilerin öfkeli ve mutlu olan I kişilere kıyasla daha kötümser karar aldıklarını ortaya koymaktadır I (Lemer &amp; Keltner, 2001, s. 154). Bu bulgu, öfkenin kesinlik Ve kontrol değerlendirmeleriyle, korkunun ise belirsizlik değerlendirmeleri ve kontrol eksikliği ile ilişkili olduğu gerçeğiyle açıklanmaktadır (van Gelder, s. 470). Bu durum insanların karar süreçlerinde duyguların önemini ortaya koymaktadır. Duygu değerlendirmeleri en genel düzeyde, bir olayın iyi mi kötü mü olduğuna ve insanların mevcut eylemlerinin ve çevrelerinin kişisel hedef ve beklentilerine karşılık gelip gelmediğine ilişkin değerlendirme yargılarını içerir (Keltner &amp; Lemer, 2010, s. 315). Katz’a göre, sapmanın aktör için anlamına odaklanmak, bu davranışı açıklayabilmek için hayati önemdedir. Suçun anlamını kavrayabilmek için fenomenolojik analiz kullanılmalıdır (Türk, 1991, s. 182). Fenomenolojik analiz, bireylerin deneyimlerini nasıl algıladıklarına ve bu algılamalarına göre nasıl tepkiler verdiklerine odaklanır (Layder, 2010, s. 124; Güloğlu, 2022a, s. 170). Bu tepkiler ve algılamalarsa duyguları da kapsamaktadır. Birey kendi başma suç davranışının arka planında duyguların olduğunu kavrayamayabilir. İnsanlar suç işlerken suçluluklarına çekildiklerini ve itildiklerini hissederler, ancak dış güçler tarafmdan belirlendiğini hissederek ahlaki olarak özel bir şey yapmazlar (Katz, 1988, s. 4). Ona göre gerçekleştirdiği eylem, toplumsal yapının getirdiği eşitsizlikler ya da kendisine/yakınına karşı gerçekleştirilen adaletsiz davranışlar neticesinde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Suç davranışı ve duygular ilişkisini suç işlenmesinden önce ve sonra ortaya çıkan duygular olarak değerlendirmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>Suça İtilme Öncesinde Ortaya Çıkan Duygular</strong></p>
<p>Suça itilme öncesinde meydana gelen duygularm nasıl oluştuğu ve hangi sosyo-kültürel faktörlere bağlı olarak oluştuğunun anlaşılması önemlidir. Salt duygu ve suç davranışı arasında duygudan kaynaklı suç davranışının oluştuğunu düşünmek kıt bir kavrayışa neden olmaktadır. Suçlunun seçimine dayalı olan baskın teoriler, suça neden olmada duyguların rolüne değindiği sürece bunu yalnızca sınırlı bir ölçüde yapmış olurlar (van Gelder, 2017, s. 469). Rasyonel seçin# dayalı teoriler, eylem sonrasında ortaya çıkacak sonuçları tartarak hissedilecek muhtemel duyguların bireylerin karar verme sürecinde etkili olan dolaylı bilişsel bir süreç oluşuna odaklanmaktadır (Loewenstein vd., 2001, s. 268). Bireylerin suç işleme karan verirken sosyal kayıplarını minimize etme arzuları, kararlarının optimal olmasını sağlar (Becker, 1968, s. 207). Bununla birlikte Roth (2017, s. 323) şehvet, açgözlülük, kıskançlık, korku, intikam vb. duygularla cinayet işleyenlerin, bir adli psikiyatra göre kar ve zarar muhakemelerinin farklı işlediğini belirtmektedir. Küçük bir kızı öldürüşünü güzel ve heyecan verici (Roth, 2017, s. 354) olarak betimleyen kişinin ya da kendilerine emanet edilen bebekleri hiçbir sebep olmadan gaddarlıkla doğrayan ve çocuğu kendisi gibi yalnız ve mutsuz yaşamaktan kurtardığına inanan hizmetçinin (Foucault, 1991, s. 182) muhakemelerinin farklı olduğu açıktır.</p>
<p>Suça ilişkin karar verme süreci ile ilgili araştırma yapanlar çoğunlukla ahlaki bir yönü olan, yapılacak eylemlerle ilgili ahlaki barometre işlevi gören ve suç, adalet ve suçluluk kavramları için hayati derecede önemli olan utanç, öfke ve suçluluk duygularma eğilmektedir (van Gelder, 2016,ş. 468; Tangney vd., 2007, s. 347).</p>
<p>Sosyal aşağılanma korkusu olarak nitelenen utanma hissi, başkalarının üstünlük sağlayan jestlerine karşı duyulan korku olarak da ifade edilebilir (Elias, 2002, s. 377). Öfke ise, “engellenme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık” olarak tanımlanmaktadır (TDK). Bu engellenme ya da incinme hali, kişinin kendisi ile ilgili olabileceği gibi sevdiği, yakın olduğu bir kişiye ilişkin de olabilir. Öfke, algılanan adaletsizliğe karşı geliştirilen tepki (durumu düzeltme, misilleme, cezalandırma vb.) olarak ortaya çıkan bir ahlaki duygudur (Dilekler vd., 2014, s. 45). Olumsuz bir olay karşısında başkalarını suçlamak öfke, kendini suçlamak ise suçluluk duygusu yaratır (van Gelder, s. 470). Utanç, suçluluk, korku ve öfke negatif hedonik bir değere sahiptir ve olumsuz olarak değerlendirilir.</p>
<p>Utanç ve suçluluktan farklı olarak öfke ve korku, öngörülür olmaktan I ziyade anlık olarak bir olaya, duruma, bireye veya yaptırım 1 beklentisine karşı, ani içgüdüsel tepkileri oluşturur (van Gelder, s.</p>
<p>Yapıları itibarıyla anlık duygular, davranış sonucunda ortaya çıkabilecek muhtemel duyguları görmezden gelmeye sebep olurlar.</p>
<p>Yapılan bir çalışmanın bulguları öfkenin, insanları kendilerini öfkelendiren kişileri adil olmayan bir şekilde incitmeye yönlendirdiğini ortaya koymaktadır (Shalvi vd., 2013, s. 187). Öfke, bireyler kendi talihsizlikleri için başkalarmı suçladıklarında ortaya çıkan bir “anahtar duygudur”, kişilerin yaşadığı problemin derecesini arttırır, intikam duygusunun oluşmasına sebep olur ve diğer insanların öfkelendiklerinde kendilerini haklı buldukları düşüncesinin ortaya çıkmasıyla birlikte engellenmeyi azaltır (Agnew, 1992, s. 59, 60). Aslmda öfkenin şiddeti ne kadar yüksekse o kadar haklılığını yitirme gerçekleşecektir. Haklıyken haksız duruma geçme halinin ortaya çıkardığı yıkıcı sonuçlar, öfkenin anlık duygu oluşunun neticesinde meydana gelmektedir.</p>
<p>Kendi kendine yetememe durumunun ortaya çıkardığı başarısızlık hissi neticesinde insanların muhtaciyetinden dolayı yaşadıkları utanç, diğerlerine karşı şüpheci, güvensiz ve öfkeli olmalarına yol açmaktadır (Sennett, 2012, s. 144). Hiçmiş gibi davranılmak, görünmez olmak, bireyde, bunu yapanlara karşı bir öfkenin ortaya çıkmasına sebep olurken; eğitim seviyesinin düşüklüğü ve kalifiye olmayan bir işte çalışıyor olmasının insanlara bu şekilde davranma hakkı verdiğine ilişkin bir korkuyu da beraberinde getirir (Sennett, 2012, s. 15; Sennett &amp; Cobb, s. 151). Korku, gelecek beklentilerini sarsar (Güloğlu, 2022b, s. 136). Ortaya çıkan bu öfke ve utanç, muhakemede yanılgıya sebep olarak suç ya da sapma davranışının gerçekleşmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Kriminolojideki gerilim teorileri kültürel olarak üretilen hedeflere ulaşamama üzerine odaklanmaktadır (Agnew, 1992, s. 52). Buna göre, beklentilere erişimde meydana gelen başarısızlık öfke, hmç, hırs, memnuniyetsizlik, hayal kırıklığı ve mutsuzluk duygularına sebep olabilir. Bireyler beklentileri ve başarıları arasındaki uçurumu azaltmak için sapma davranışını bir seçenek olarak değerlendirebilecekleri yönünde güçlü bir şekilde motive olacaklardır (Agnew, 1992, s. 52). Sennett (2012, s. 119) modern dünyanın en büyük tabusunun başarısızlık olduğunu belirterek, başarıya ulaşmak için tavsiyelerle dolu olan popüler kişisel gelişim kitaplarının, başarısızlığın üstesinden gelme hususunda sessiz kaldığını ifade etmektedir. Başarısızlık korkusu, bireyin içindeki obsesyonu ve utancı daha da şiddetlendirmektedir (Sennett, 2012, s. 119). Gerginliğin tetiklediği olumsuz duygularla başa çıkmak gerekmektedir. Meşru başa çıkma stratejilerinin yetersiz olduğu durumlarda bireyler gayri meşru yollara yönelirler (Broidy, 2001, s. 10). Bir başka deyişle, bireyler toplumsal olarak yüceltilen değerler, hedefler ve konumlara ulaşmak adma yaşadıkları öfke, utanç, suçluluk gibi negatif duyguların da sebep olduğu motivasyonla, yo Harına çıkan engelleri aşmak için suça sürüklenebilirler.</p>
<p>Popüler kriminoloji teorilerine göre cezai yaptırımlara karşı gelişen korku, adalet sisteminin mihenk taşı ve güçlü bir mekanizması olarak değerlendirilmektedir (Karsted, 2011, s. 2). Eylem neticesinde deneyimlenecek cezai yaptırımın, suç davranışının oluşumunu engellediğine inanılır. Birey sadece cezai yaptırım tehdidi nedeniyle suçtan uzak durmamaktadır. Sosyal normlar, bireyin sahip olduğu değerler de suç davranışından uzak durma konusunda önemli bir yere sahiptir. Resmi yaptırımlarda ceza tehdidinin kaynağı devletken, vicdani sancıları hissetmemek arzusundan kaynaklanan ahlaki duygulardan kaynaklanan tehdidin kaynağı benliktir (van Gelder, 2016, s. 468). Cezanın suçu azalttığına yönelik düşünceye karşıt fikir geliştiren Shutterland ve Cressey’e göre (1966, s. 342), bu düşünce [ biçimi, haz-ıstırap hesabına göre insanların davranışlarını İ düzenlediğini düşünen hazcı bir yaklaşımı temel almaktadır. Hazzı t deneyimlemek ve acıdan kaçınmak ilkesi ile suçtan uzak olmayı | açıklayanlara karşı Hirschi ve Gottfredson, suçluların acıdan kaçmak I ve hazzı yaşamak için daha hızlı ve daha etkili bir yol olarak | gördükleri zor kullanma veya dolandırmaya hazır oldukları savmı I ortaya atar (Hirschi &amp; Gottfredson, 2017, s. 635; Jenkins, 2017, s. 11).</p>
<p>Yazarlar suçu, çevresel faktörlerden ziyade bireyin motivasyonu ve eylemleriyle açıklamaya çalışırlar (Jenkins, 2017, s. 11). Motivasyon ise suçtan uzak durmaktan ziyade hedefe her ne olursa olsun ulaşmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hedefe her ne olursa olsun ulaşma arzusu da sapmaya sebep olmaktadır.</p>
<p><strong>Suç Davranışı Sonrası Ortaya Çıkan Duygular</strong></p>
<p>Suç davranışı gerçekleştikten sonra hem fail hem mağdur hem de toplum farklı duygusal tepkiler verecektir. Failde gerçekleştirdiği eylem sonrasında pişmanlık, utanç, onur vb. duygular ortaya çıkabilir. Ortaya çıkan duygularm farklılaşmasında sosyal ve kültürel yapı etkili olduğu kadar, failin statüsü ile eylemin gizli kalması ya da açığa çıkması da etkilidir. Adam öldürme eylemi ele alınacak olursa: Yaşadığı anlık bir öfke neticesinde eşini öldüren bir kişinin hissedeceği muhtemel duygu pişmanlık ve utanç olacakken, namus cinayeti neticesinde kardeşini öldüren kişinin, ailesinin “namusunu temizleme” vasfıyla yaşayacağı saygınlık hissi ağır basacaktır. Toplum ya da mağdurlar açısından ise faile duyulan hınç, öfke ve nefretle birlikte hak ettiği cezayı almasına yönelik bir istek oluşacaktır. Suçun cezalandırılması isteği karşımıza geleneksel bir duygusal tepki olarak çıkmaktadır (Mestrovic, 1999, s. 73).</p>
<p>İnsanların kararlarında rasyonel olduğunu savunanlar, suçluların kamuoyunun öfkesini bastırması gerektiğine ilişkin talebini içeren cezaların, eylemlerini rasyonel bir şekilde sergilemesine sebep olduğunu belirtmektedir (Karsted, 2011, s. 3). Adalet mekânizmasının önemli ayaklarından biri olan hapsedilmeyle birlikte birey, özgürlüğünün yitimi, utanç, öfke, pişmanlık, endişe gibi çok çeşitli duyguları bir arada yaşamaktadır. Hapishanenin kendine özgü olan niteliklerinin temelinde kurumda kaygının yaratılması vardır (Goffman, 2016, s. 77). Bireyin rasyonel seçiminin bu ortama girmekten kaçınmaya yönelik olması beklenir. Suç davranışı sonrası hissedilecek muhtemel duygu, davranışa yönelik karar aşamasında belirleyici olabilir.</p>
<p>Maruz kalman suç davranışına göre mağdurların duygusal tepkileri değişiklik göstermektedir. Suça yönelik en yaygın duygusal tepki öfke ve şok halidir. Örneğin, araçları çalman kişiler, evleri soyulan kişilere göre daha fazla öfkeye karşılık daha az korku hissederler (Shapland &amp; Hail, 2007, s. 183). Dolandırıcılık mağdurları çoğunlukla utanç, mahcubiyet, keder, üzüntü ve öfke hissederlerken, çok küçük bir oran (%2,3) intihar etme isteği yaşadığmı ifade etmiştir (Dinisman &amp; Moroz, 2017, s. 4). Yapılan araştırmalar, hırsızlık mağduriyeti yaşayanlarm maddi kayıplar dışmda ciddi duygusal sıkıntılar yaşadıklarını ortaya çıkarmaktadır (Reep-van den Bergh &amp; Junger, 2018).</p>
<p>Mağdurun topluma karşı ifade etmekte zorlandığı için kendi içinde yaşadığı duygular da söz konusudur. Tecavüze uğrayan bir kişi saldın esnasmda güçsüzlük ve korku duygularını yaşarken, tecavüz sonrasında en çok suçluluk duygusunun etkisi altmda kalmaktadır (Schwendinger &amp; Schwendinger, 1980, s. 8). Toplumdan gelen değerlendirmelerin ya da imaların, mağduru suçlayıcı şekilde olması, suçluluk duygusunun ortaya çıkması sonucunu doğurmaktadır. Mağdurlarm hem maruz kaldıkları davranışlar hem de adalet ihtiyaçları, çeşitli negatif duyguları deneyimlemelerine sebep olmaktadır. Failin gerçekleştirdiği eylem neticesinde hak ettiği cezayı almasının dışmda mağdurun hissettiklerini de anlamaları arzulanır.</p>
<p>Duyguların adalet sahnesine geri dönmesi olarak nitelenen onarıcı adalet, suçun cezasmm misilleme olduğu adalet fikrine itiraz olarak ortaya çıkmıştır (Ahmed, 2015, s. 247). Bilakis onarıcı adaletin kökleri antik Yunan, Arap ve Roma medeniyetlerine dayanmaktadır (Van Ness, 1986 akt. Braithwaite, 1998, s. 323). Onarıcı adalette l yasaların ihlal edilmesinden ziyade bir kişinin başka bir kişi tarafindan i ihlali neticesinde mağdurun hissettiği acının failce de hissedilmesinin | sağlanarak sebep oldukları korku, öfke, acı gibi duyguların farkma  varılması hedeflenir (Johnstone, 2011, s. xi). Suçlunun cezalandırılmasındansa failin mağdurun yaşadığı sıkıntıları hissetmesi löncelenmektedir (Johnstone, 2011, s. 1). Failin eyleminin neticesinde ortaya çıkan zarardan dolayı pişmanlık ve utanç hissetmesi için mağdur ve fail arasındaki diyalog akrabalar, kolluk kuvvetleri ve diğer arabulucularca sağlanır (Mercan, 2020, s. 346).</p>
<p>Suç davranışı sonrasında adaletin sağlanmadığına dair inancı olan mağdurun hissettiği duygular da dikkate değerdir. Adaletsiz muamele gören kişi keder, öfke, güvensizlik duygularını yaşayacak ve bu duygu durumunun üstesinden ancak adaletin sağlanmasıyla gelebilecektir. Kimi durumda adaleti kendisi tesis etmeye çalışırken suça itilebilecektir. Onarıcı adaletin failin cezalandırılmasmdansa faile mağdurun yaşadıklarını hissetmesini sağlaması, mağdurun yaşadığı sıkıntıların verilecek her cezanın mağdur açısından az bulunduğu durumda, kendi deneyiminin karşı tarafça hissedilmesi, mağdurun duygusal yükünü hafifletmektedir. Mağdurun faille kurduğu empati kadar failin mağdura yönelik kurduğu empati, muhtemel suçları önlemeye yönelik başlıca duygusal araçlardandır (Sherman, 2003, s. 10; Braithwaite, 1998, s. 325).</p>
<p>Modern adalet sisteminin yapısı da suç davranışı sonrasında adalet sağlayıcılarının hissettiği bir duygunun açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Geçmişte halka ibret olması, suç davranışından uzak kalınması ve korku unsuru olarak bir işlev görmesi için halka açık bir şekilde cezanm infazı gerçekleşmekteydi. Ceza sistemi içinde cezanın seyirlik unsurunun ortadan kalkması yani kapalı kapılar arkasında infaz edilmesi, modern adalet sisteminde cezanm iyileştirme, düzeltme fonksiyonunun öne çıkmasıyla birlikte adalet sağlayıcıları arasında cezalandırmaya yönelik olarak utanma duygusunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur (Foucault, 2000, s. 10-12). Suçluların seçimlerinin rasyonel olması ve adalet sisteminin halkın duygularım ifade etmek için oluşturduğu cezalandırma mekanizmasının duygusallığı, sosyal politikanın bir paradoksu olarak karşımıza i çıkmaktadır (Sherman, 2003, s. 2). Hem görevlilerin hem de suçluların davranışında etkili olan duyguların etkilerinin yönetimi ve tanınmasının açıklanması olarak ifade edilen duygusal zekâ adaleti 1 paradigmasını ortaya atan Sherman (2003, s. 2, 6), bu paradigmanın güncel uygulamalara radikal bir alternatif olarak alınması gerektiğini belirtmektedir.</p>
<p><strong>Sosyal Kontrol Mekanizmasının Oluşumunda Duyguların İşlevi</strong></p>
<p>Duygular salt suçların ortaya çıkmasında hızlandırıcı faktör olarak rol almayıp aynı zamanda sosyal kontrol mekanizmasının çalıştırılmasında rol alırlar. Sosyal kontrol yaklaşımları, toplumsal bağların gücüyle suç davranışının negatif yönlü bir ilişkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Toplumsal bağlar ne kadar güçlüyse suç davranışları da o derecede az olacaktır. Toplumdan onay görme ihtiyacı, bireyin toplumsal kabullerin dışına çıkmasını engelleyecek ve suç davranışının neticesinde ortaya çıkacak utanç ve mahcubiyet suçtan uzak durulmasına sebep olacaktır. Utanç ve mahcubiyet tehdidi, muhtemel suç davranışının beklenen faydasını azaltarak yasal yaptırım tehdidine benzer bir işlev görmektedir (van Gelder, 2016, s. 468; Grasmick &amp; Bursik, 1990, s. 840). Resmi yaptırımlarla birlikte kişinin kendi içinden gelen utanç ve topluma karşı hissettiği mahcubiyetin karar verme sürecindeki  etkisi birlikte değerlendirilmelidir (Grasmick &amp; Bursik, ,1990, s. 858). Toplumsal bağların gücü her birey üzerinde aynı şekilde etkili değildir. Utanmaya meyilli insanlar gelecekteki davranışlarından kaynaklanabilecek utanç duygusuna karşı daha hassastırlar (Tangney vd., 2007, s. 347). Bununla birlikte toplumsal bağların gücünden ziyade toplumda öne çıkan değerlere ulaşma ve neticesinde toplumdan onay görme ihtiyacı, kimi zaman suç davranışının ortaya çıkmasına sebep, olmaktadır.</p>
<p>Bireyin karakterinin saygı kazanma ya da kazanamamasıyla toplum tarafmdan şekillendirildiğini belirten Sennett, bunun üç yolu olduğundan bahseder: îlki kendisini, yeteneklerini geliştirmek, İkincisi kendini önemsemek ve üçüncüsü ise geri vermek (değiş [ tokuş)tir. Bu üç yolun her birinin oluşumunda eşitsizlik belirleyici bir rol oynamaktadır (Sennett, 2019, s. 77-78). Kendini gerçekleştirmek, tüketim toplumunda elle tutulabilir somut bir ürün olarak değil, daha çok bir tatmin, heyecan, tutku, ferahlama ya da rahatlama hissi biçiminde sunulan ve söz konusu kişiye özel hizmetlerin üretiminde vazgeçilmez olan öncelikli şeyin, duygulanımın ve duyguların yaratılması ve manipüle edilmesi şeklinde gerçekleşir (Göktürk &amp; Çokadar, 2021, s. 351). Eşitsizliğin olduğu bu yapı, bireylerin gayrimeşru yollara girmesine vd/ya muhatabm olumsuz duygular yaşamasına katkı sağlamaktadır. Toplum nezdinde zekâsını, yeteneklerini heba eden kişiye saygı duyulmaz fakat sahip olduklarının sınırlarını zorlayan birey çalışkan, azimli, yetenekli olarak addedilir ve saygı duyulur. Toplumsal ve kültürel yapı bu hedeflere ulaşmanın yollarını tanımlar, düzenler ve kontrol eder (Merton, 1968, s. 187). Toplumsal olarak onaylanan hedeflere ulaşma arzusu kimi zaman bireylerin yapısal olarak belirlenenin dışma çıkarak illegal yollara başvurmasına sebep olur.</p>
<p>Kendini önemsemek, diğerlerinde korku ya da korkuyla karışık saygı uyandırma veya başkasına muhtaç olmama ve kendine yetebilme yoluyla gerçekleşir (Sennett, 2019, s. 78). Muhtaç olma hali bir yandan bireyin kendisinde mahcubiyet duygusunun oluşmasma sebep olurken diğer yandan toplumun kişiye saygı göstermemesi sonucunu doğurur. Ortaya çıkan utanç duygusunu gidermek isteyen birey, kendisini utandıracak başka sonuçları ortaya çıkarabilecek yolları seçerek sapma davranışları sergileyebilir. Birey, bu eylemlerinin sonucunda, ulaşmak istediği hedefi olan ihtiyaçlarının giderilmesine odaklandığından, sergilediği sapma davranışının gizli kalmaması, açığa çıkması vb. neticeleri göz ardı etmektedir. Nihayetinde kendine yetemeyişinin oluşturduğu utanç duygusu, işlediği suçun ortaya çıkmasının getirdiği utanç ve suç işlemenin getirdiği vicdan azabıyla birleşir. Bazı çalışmalar utanç duygusundan I ziyade suçluluk duygusunun insanların ahlaki normlara uyma I konusunda daha etkili olduğunu ortaya koymaktadır (Tangney vd., I 2007, s. 355).</p>
<p><strong>Suç Korkusu</strong></p>
<p>Kriminoloji ve viktimoloji araştırmalarının önemli bir bölümü suç korkusuna (suç endişesi olarak da literatürde yer bulmaktadır) odaklanmaktadır. Suç mağduriyeti yaşama korkusu, sosyo-ekonomik yapı, cinsiyet, daha önceden suça maruz kalma deneyimi olma ya da olmama gibi faktörlerle suç davranışı arasmdaki ilişkiyi tespit etmeye yönelik çalışmalar söz konusudur. Suç korkusu endişe, öfke, korku ve kırılganlık gibi pek çok duyguyu barındırmaktadır (Dolan &amp; Peasgood, 2007, s. 122). Mağduriyet anketleri aracılığıyla ölçülmeye çalışılan suç korkusuna yönelik, anketin yapılandırılma biçiminden dolayı suç korkusunu abartma potansiyeli olduğu şeklinde eleştiriler de yapılmaktadır (Farrall &amp; Gadd, 2004, s. 494; Lee, Jackson &amp; Ellis, 2020, s. 3). Suç korkusunu açıklamaya çalışan farklı yaklaşımlar farklı faktörleri dikkate almışlardır. Skogan ve Maxfield’ın geliştirdiği dolaylı mağduriyet yaklaşımı, suç korkusunun daha önce suç mağduriyeti yaşamayan bireylerin de deneyimlediği bir korku olduğuna odaklanır. Bireylerin dolaylı olarak edindiği suça ilişkin bilgiler suç korkusunun yaşanmasına sebep olmaktadır (Skogan &amp; Maxfield, 1981, s. 2). Mekânsal düzensizlikler, yaşam tarzı ve gündelik aktiviteler de suç korkusuna sebep olmaktadır. Bireylerin yaşam tarzlarmdan dolayı, riskin daha fazla olduğu saatlerde veya yüksek riskli bölgelerde bulunduklarında, suç mağduru olma riskleri artmaktadır (Garofalo, 1986, s. 135). Bu durumu yaşayan bireyler, suç korkusunu daha fazla deneyimlemektedir. Ayrıca yapılan araştırmalar kadınların, yaşlıların, çocukların yani kırılganlıkları daha yüksek olan bireylerin, suç korkusunu daha fazla yaşadıklarını ortaya koymaktadır &gt; (Panek, Ivan &amp; Mackova, 2019, s. 3). Örneğin, gece vardiyasmda I çalışan bir kadmın suça maruz kalma riski hem rutin faaliyeti hem de kırılganlığı yüksek grupta olmasından dolayı daha yüksektir.</p>
<p>Çevresinde suça maruz kalan kişilerin olması ya da medyadan edindiği bilgiler, suça daha önce hiç maruz kalmayan bir kadmda, gece I vaktinde ev dışında olmasmdan ve cinsiyetinden dolayı suç korkusu  deneyimlemesine sebep olmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Her ne kadar duygusal zekânın öneminin anlaşılmasıyla birlikte duyguların rolüne gösterilen dikkatte bir artış söz konusu olsa da gündelik hayatta akla, mantığa yönelik iltimas halen geçerliğini sürdürür gözükmektedir. Akla ve mantığa yönelik iltimastan bahsetmek mantığın önemsiz olduğunu düşündürmemelidir. Bilakis duygu-akıl ikiliğinde duyguya hak ettiği itibarın iade edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Akademik dünyanm literatüre sunduğu katkılar dolayısıyla eylemlerin tetikleyicisi olma özelliğine sahip olan duygular ile akim sağduyusunun birbirinden ayrı değerlendirilmemesi gerektiği, birbirleriyle iç içe olduğu ortaya çıkmıştır. Duygu ve akıl arasındaki hiyerarşinin bozulması sürecinde duygunun öncelenmesinden ziyade duygu ve akıl arasındaki karşılıklı ilişki gözden kaçırılmamalıdır. Suç davranışının gerçekleşmesinde karar verme aşaması duygu ve akim karşılıklığıyla meydana gelmektedir. Suç davranışının oluşumunda duygulara yer vermek, suç davranışının oluşumuna yönelik çalışan klasik kriminoloji teorilerinin ortaya koyduğu toplumsal yapı, cinsiyet vb. faktörlerin etkisini göz ardı etmeyi gerektirmez. Bu durum suç davranışının oluşumunda toplumsal yapmm, kültürün, bireyin öznel faktörlerinin, habitusunun vb. yerinin olmadığı anlamma gelmemelidir.</p>
<p>Suç davranışı ve duygular ilişkisinde, suçun oluşumunda duyguların etkisi olduğu kadar mağdurun hissettiği duygular da önemlidir. Kriminoloji ve viktimolojinin suça ve mağdura ilişkin daha fazla problemi anlamlandırabilmesi, açığa çıkarabilmesi ve suç davranışının azaltılmasına yönelik hedeflere sunacağı katkıları artırabilmesi için suç davranışı öncesi ve sonrasmda, failde ve mağdurda ortaya çıkan farklı duygulara ve oluşma koşullarına daha çok yer vermeleri gerekmektedir.</p>
<p>Toplumsal normların bireyleri suç davranışından uzak tutmaya yönelik etkisine rağmen işlenen suçların varlığı, norm ihlallerinin neticesinde elde edilecek faydaların öne çıktığını ya da anlık duygular neticesinde gerçekleştirilen suçların olduğunu ortaya koymaktadır. Çeşitli duygularla gerçekleştirilen norm ihlalleri neticesinde de bireyde normların içselleştirilmesi ölçüsünde bazı negatif duygular meydana gelebilir. Bir başka deyişle, herhangi bir duygunun sebep olduğu suç davranışı bambaşka bir duygunun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla, duygu ve suç arasındaki ilişkinin çok boyutluluğu nedeniyle suç çalışmalarında duyguya daha fazla yer açılması gerekliliği tekrar ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Kriminoloji ve viktimoloji çalışmalarmda duyguların kapsadığı yer açısmdan onarıcı adalete verilecek önemin artırılması önemli ve gereklidir. Onarıcı adalette mağdurun hissettiği duygunun failce anlaşılması muhtemel suçlarm azaltılmasına katkı sağlayacaktır.</p>
<p class="pr_header__heading">Editör:İbrahim Yücedağ &#8211; Duygular Sosyolojisi, Sosyolojide Duyguların İzini Sürmek,syf:55-84</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Agnew, R. (1992). Foundation fbr a general strain theory of erime and delinquency, <em>Criminology,</em> 30(1), 47-88.</p>
<p>Ahmed, S. (2015). <em>Duyguların kültürel politikası.</em> S. Komut (Çev.). Sel Yayıncılık.</p>
<p>Ahmed, S. P., Bittencourt-Hewitt, A. &amp; Sebastian, C. L. (2015). Neurocognitive bases of emotion regulation development in adolescence. <em>Developmental Cognitive Neuroscience,</em> 15,11-25.</p>
<p>Barbalet, J. M. (Ed.) (2002). <em>Emotions and sociology.</em> Blackwell Pubhshing.</p>
<p>Barbalet, J. M. (2004). <em>Emotion, social theory and social strueture:</em> A <em>Macro sociological approach.</em> Cambridge University Press.</p>
<p>Becker, G. S. (1968). Crime and punishment: An economic approach. <em>Journal of Political Economy, 76(2),</em> 169-217.</p>
<p>Bourdieu, P. &amp; Wacquant J. D. (2003). <em>Düşünümsel bir antropoloji için cevaplar.</em> N. Ökten (Çev.). İletişim Yayınları.</p>
<p>Braithwaite, J. (1998). Restorative justice. M. Tonry (Ed.), <em>The handbook of crime and punishment</em> (s. 323-344). Oxford University Press.</p>
<p>Broidy, L. M. (2001). A test of general strain theory. <em>Criminology, </em>39(1), 9-36.</p>
<p>de Haan, W. &amp; Loader, I. (2002). On the emotions of erime, punishment and social control. <em>Theoretical Criminology.</em> 6(3), 243-253.</p>
<p>Dilekler, t., Törenli, Z. &amp; Selvi, K. (2014). Öfkeye Farklı Açılardan Bakış: öfkenin Mekanizması, Farklı Psikopatolojilerde Öfke ve Terapistin Öfkesi. <em>AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 1(3),</em> 44-59.</p>
<p>Dinisman, T. &amp; Moroz, A. (2017). <em>Understanding victims of erime: The İmpact of the erime and support needs.</em> London: Victim Support.</p>
<p>Dolan, P. &amp; Peasgood, T. (2007). Estimating the economic and social costs of the fear of erime. <em>The British Journal of Criminology. 47(1),</em> 121-132.</p>
<p>Elias, N. (2000). <em>Uygarlık süreci: Sosyo-oluşumsal ve psiko- oluşumsal incelemeler Cilt 1: Batılı dünyevi üst tabakaların davranışlarındaki değişmeler.</em> E. Ateşman (Çev.), İletişim Yayınları.</p>
<p>Elias, N. (2002). <em>Uygarlık süreci: Sosyo-oluşumsal ve psiko- oluşumsal incelemeler Cilt 2: Toplumun değişimleri bir uygarlaşma teorisi için taslak.</em> E. Özbek (Çev.), İletişim Yayınları.</p>
<p>[ Ellsworth, P. C. &amp; Smith, C. A. (1988). From appraisal to emotion: Differences among unpleasant feelings. <em>Motivation and Emotion, 12(3),</em> 271-302.</p>
<p>| Farrall, S. &amp; Gadd, D. (2004). Evaluating Crime Fears: A Research note on a pilot study to improve the measurement of the ‘fear of erime’ as a performance indicator. <em>Evaluation. 10(4),</em> 493-502.</p>
<p>■ Foucault, M. (1991). <em>Annemi, kızkardeşimi ve erkek kardeşimi katleden, ben Pierre Riviere: 19. Yüzyılda bir aile cinayeti.</em> E. Yıldırım (Çev.). Ara Yayıncılık.</p>
<p>■Foucault, M. (2000). <em>Özne ve iktidar.</em> F. Keskin (Çev.). Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>| Garofalo J. (1986) Lifestyles and Victimization: an Update. Fattah E.A. (Ed.), <em>From crime policy to victim policy</em> (s. 135-155), Palgrave Macmillan. <a href="https://doi.org/10.1007/978-l-349-08305-3_7">https://doi.org/10.1007/978-l-349-08305- 3_7</a></p>
<p>Goffman, E. (2016). <em>Tımarhaneler: Akıl hastalarının ve kapatılmış diğer kişilerin toplumsal durumu üzerine denemeler.</em> E. Ancan (Çev.). Heretik Yayınları.</p>
<p>Göktürk, G. &amp; Çokadar, A. (2021). Neoliberal ve Postmodern Deneyimler Arasında Bir Edinim: Kişisel Gelişim. <em>Sosyal Bilimler Dergisi,</em> 8(55), 336-355.</p>
<p>Grasmick, H. G. &amp; Bursik R. J. (1990). Consciense, significant others, and rational choice: Extending the deterrence model. <em>Law and Society Review, 24(3),</em> 837-862.</p>
<p>Güloğlu, M. F. (2022a). Mülteciliğe tutulmak: Fenomenlojik bir düşünüm. Başkan B. &amp; Kula M.E. (Ed.), <em>Uluslararası göç ve mültecilik</em> (s. 165-194), Siyasal Kitabeyi.</p>
<p>Güloğlu, M. F. (2022b). <em>Baba otoritesi: Bir aile sosyolojisi denemesi. </em>Sakarya Üniversitesi Yayınları.</p>
<p>Heise, D. R. (1987). Affect eontrol theory: Concepts and model. <em>Journal of Mathematical Sociology,</em> 73(1-2), 1-33.</p>
<p>Hirschi, T. (1969). <em>Causes ofdelinquency.</em> Berkeley and Los Angeles, University of Califomia Press.</p>
<p>Hirschi, T. &amp;Gottfiredson M. R. (Ed.) (2017). <em>The Generality of deviance.</em> Routledge.</p>
<p>Houghton, D. T, (2021). <em>Siyaset Psikolojisi: Durumlar, bireyler, olaylar.</em> H. înanç &amp; D. Şekeroğlu (Çev.). Bilge Kültür Sanat.</p>
<p>Jenkins, W. J. (2017). <em>Michael R. Gottfredson and Travis HirschVsa general theory of erime.</em> Routledge.</p>
<p>Johnstone, G. (2011). <em>Restorative justice: Ideas, values, debates- </em>Routledge.</p>
<p>Karsted, S. (2011). Handle with çare: Emotions, erime and justice. S« Karsted, I. Loader&amp;H. Strang (Ed.), <em>Emotions, erime and justice </em>(s. 1-19), Hart Publishing.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Keltner, D. &amp; Lemer, J. S. (2010). Emotion. D. T. Gilbert, S. T. Fiske &amp; G. Lindzey (Ed.), <em>The Handbook ofsocial psychology</em> (s. 317- 352), Wiley.</p>
<p>Kemper, T. D. (1978). Toward a sociology of emotions: Some problems and some Solutions. <em>American Sociological Association,</em> 73(1), 30-41.</p>
<p>Kemper, T.D. (1987). How many emotions are there? Wedding the social and autonomic components. <em>American Journal of Sociology,</em> 93(2), 263-289.</p>
<p>Layder, D. (2010). <em>Sosyal teoriye giriş.</em> Ü. Tatlıcan (Çev.). Küre Yayınları.</p>
<p>Lee, M, Jackson, J. &amp; Ellis, J. R. (2020). Functional and dysfunctional fear of erime in inner Sydney: Findings from the quantitative component of a mixed-methods study. <em>Australian and New Zealand Journal of Criminology,</em> 0(0), 1-22.</p>
<p>I Lemer, J. S. &amp; Keltner, D. (2001). Fear, anger, and risk. <em>Journal of Personality and Social Psychology,</em> 37(1), 146-159.</p>
<p>I Loewenstein, G. F., Weber, E-, U., Hsee, C. K. &amp; Welch N. (2001). Risk as Feelings. <em>Psychological Bulletin, 127(2),</em> 267-286.</p>
<p>■Mercan, B. A. (2020). Doing criminological research: Affective States versus emotional reactions. <em>Theoretical Criminology,</em> 24(2), 335-352.</p>
<p>Moors, A., Ellsworth, P. C., Scherer, K. R. &amp; Frijda, N. H. (2013). Appraisal theories of emotion: State of the art and future devolepment. <em>Emotion Review,</em> 5(2), 119-124.</p>
<p>I Merton, R. K. (1968). <em>Social theory and social strueture.</em> The Free Press.</p>
<p>I Mestrovic, S. G. (1999). <em>Duyguötesi toplum.</em> A. Yılmaz (Çev.). Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><u>&#8212;&#8212;&#8212; _ Duygular Sosyoljisi &#8211; Sosyolojide Duyguların İzini Sürmek_______ </u></p>
<p>Nagin, D. S. (2007). Moving choice to çenter stage in criminological research and theory: The American society of criminology 2006 sutherland address. <em>Criminology, 45(2),</em> 259-272.</p>
<p>Panek, J., Ivan, I. &amp; Mackova, L. (2019). Comparing residents’ fear of erime with recorded erime data—Case study of ostrava, czech republic. <em>International Journal of Geo-Information.</em> 8(9), 1-15.</p>
<p>Payne B. K., &amp; Policastro C. (2016). Interventions, Policies, and Future Research Directions in Family Violence. C. A. Cuevas &amp; C. M. Rennison (Ed.), <em>The Wiley handbook on the psychology of violence</em> (s. 353-369), John Wiley &amp; Sons Ltd.</p>
<p>Pedersen, P. P. (2000). J. M. Barbalet: Emotion, Social Theory and Social Structure &#8211; A Macrosociological Approach. <em>Açta Sociologica.        43(1).</em>                                281-284.</p>
<p>doi: 10.1177/000169930004300311.</p>
<p>Reep-van den Bergh, C. M. M. &amp; Junger, M. (2018). Victims of eybererime in Europe: A review of victims surveys. <em>Crime Science,</em> 7(1), 1-15.</p>
<p>Ritzer, G. (2011). <em>Toplumun McDonaldslaş tinim ası: Çağdaş toplum yaşamının değişen karakteri üzerine bir inceleme.</em> Ş. S. Kaya (Çev.). Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Robinson, D. T., Smith-Lovin, L. &amp; Wisecup, A. K. (2006). Affect control theory. P. J. Burke (Ed.), <em>Contemporary social psychological theories</em> (s. 179-202), Stanford University Press.</p>
<p>Roth, M. P. (2017). <em>Göze göz: Suç ve cezanın küresel tarihi.</em> Banşhan Erdoğan (Çev.). Can Yayınları.</p>
<p>Schwendinger, J. &amp; Schwendinger, H. (1980). Rape victims and the false sense of guilt. <em>Crime and social justice,</em> 13, 4-17.</p>
<p>Shalvi, S., van Gelder, J. -L. &amp; van der Schalk, J. (2013). Emotional justifications for unethical bahavior, J. -L. van Gelder, H-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Elffers, D. Reynald &amp; D. S. Nagin (Ed.), <em>Affect and cognition in criminal decision making</em> (s. 179-193), Routledge.</p>
<p>Shapland. J. &amp; Hail, M. (2007). What do we know about the effects of erime on vietims? <em>International Review of Victimology. 14(2), </em>175-217.</p>
<p>jseheler, M. (2015). <em>Hınç.</em> A. Yılmaz (Çev.). Alfa Yayınları.</p>
<p>Sennett, R. (2012). <em>Karakter aşınması: Yeni kapitalizmde işin kişilik üzerindeki etkileri.</em> B. Yıldırım (Çev.). Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Sennett, R. &amp; Cobb, J. (2017). <em>Sınıfın gizli yaraları.</em> M. K. Coşkun (Çev.). Heretik Yayıncılık.</p>
<p>Sennett, R. (2019). <em>Saygı: Eşit olmayan bir dünyada.</em> Ü. Bardak (Çev.). Ayrıntı Yayınları</p>
<p>Sherman, L. W. (2003). Reason for emotion: reinventing justice with theories, innovations, and research — The American society of criminology 2002 presidential address. <em>Criminology,</em> 47(1), 1- 38.</p>
<p>Skogan, W. G., &amp; Maxfield, M. G. (1981). <em>Coping With Crime: Individual and Neighborhood Reactions.</em> Sage Publications.</p>
<p>Tangney, J, Stuewig J. &amp; Mashek D. (2007). Moral emotions and moral behavior. <em>Annual Review of Psychology,</em> 58, 345-372.</p>
<p>TDK. <a href="https://sozluk.gov.tr/">https://sozluk.gov.tr/</a> Erişim tarihi: 20 Haziran 2022.</p>
<p>Thoits, P. A. (1989). The sociology of emotions. <em>Annual Review of Sociology,</em> 15, 317-342.</p>
<p>Türk, A. T. (1991). Seductions of criminology: Katz on magical meanness and other distraetions [Review of seductions of crime: moral and sensual attractions in doing evil, by j. Katz]. <em>Law &amp; Social Inquiry,</em> 76(1),                                                               181-194. Erişim:</p>
<p><a href="http://www.jstor.org/stable/828553">http://www.jstor.org/stable/828553</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üçer, M. B. (2016). Sınıflar ve duygulan: Tabakalaşma çalışmalarında duygulara yer açmak. <em>Sosyoloji Dergisi, 36(1),</em> 227-247.</p>
<p>van Gelder, J. -L. (2017). Emotions in offender decision making. W. Bernasco&amp; J.-L van Gelder (Ed.), <em>The Ozford handbook of offender decision making</em> (s. 466-478), Oxford University Press.</p>
<p>Vassaf, G. (1992). <em>Cehenneme övgü: “Gündelik hayatta totalitarizm”. </em>ö. Madra &amp; Z. Gençosman (Çev.). Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Vertzberger, Y.Y.I. (1990). <em>The World in their minds: Information Processing, cognition, and perception in foreign policy decisionmaking.</em> Stanford University Press.</p>
<p>Wilson, J. Q. &amp; Kelling, G. L. (1982). Broken Windows: The poliçe and neighborhood safety. <em>The Atlantic Monthly, 249(3),</em> 29-38.</p>
<p>Yıldız, E. (2007). İnsan duygularıng^yeni bir yaklaşım: Duygu sosyolojisi. <em>Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Düşünceler Hakemli E-Dergisi.</em> (2),  129-146. Erişim:</p>
<p><u>https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/674434.</u></p>
<p>Zajonc, R. B. (1998). Emotions, D. T. Gilbert, S. T. Fiske, &amp; G. Lindzey (Ed.), <em>The handbook ofsocial psychology</em> (s. 591—632), McGraw-Hill.</p>
<p>Zimbardo, P. G. (1970). The human choice: Individuation, reason, and order versus deindividuation, impulse, and chaos, W. J. Amold &amp; D. Levine (Ed), 1969 Nebraska Symposium on Motivation (s. 237-307), University of Nebraska Press.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/suc-olgusu-cercevesinde-duygularin-rolu/">Suç Olgusu Çerçevesinde Duyguların Rolü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/suc-olgusu-cercevesinde-duygularin-rolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber Zorbalık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/siber-zorbalik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/siber-zorbalik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 08:27:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[sanal âlem]]></category>
		<category><![CDATA[siber ortam]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Zorbalık]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahmet, lise sınıfındaki kızlar arasında çok popüler. Havalı saçları, kendine güveni ve gülen gözleri ile kız­lardan yoğun ilgi görüyor. Bu durum sınıftaki bazı erkek çocuklarda kıskançlık duygusu uyandırıyor. Özellikle de istediklerini zorbalıkla elde etmeye alış­kın olan Mert&#8217;te. Öyle sinir oluyor ki Ahmet&#8217;e, o okul­da olmadığı günler okul bile keyifli geliyor. Madem okulda açık açık bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/siber-zorbalik/">Siber Zorbalık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23599 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb-300x169.jpg" alt="" width="344" height="194" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb.jpg 864w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" /></a></p>
<p>Ahmet, lise sınıfındaki kızlar arasında çok popüler. Havalı saçları, kendine güveni ve gülen gözleri ile kız­lardan yoğun ilgi görüyor. Bu durum sınıftaki bazı erkek çocuklarda kıskançlık duygusu uyandırıyor. Özellikle de istediklerini zorbalıkla elde etmeye alış­kın olan Mert&#8217;te. Öyle sinir oluyor ki Ahmet&#8217;e, o okul­da olmadığı günler okul bile keyifli geliyor. Madem okulda açık açık bir zarar veremiyor ona, sanal âle­min görünmezlik pelerini ile onu korkutmayı neden denemiyor ki? Evet, bu çok iyi bir fikir, öyle yapacak. Mert, kendine hemen sahte bir hesap açıyor. Her ak­şam, gizemli, ürkütücü mesajlar yolluyor Ahmet&#8217;e. Saçlarını kestirmesini, kızlardan uzak durmasını, bunları yapmadığı zaman ise başının derde gireceği­ni söyleyen onlarca mesaj atıyor. Ahmet, hayli tedir­gin oluyor ve tehditlerin ardı arkası kesilmiyor. Ta­cizlerin ve tehditlerin sıklığı gitgide artıyor. Ahmet&#8217;in ağzının tadı iyice kaçıyor, gülen gözler etrafa artık endişeli ve korku dolu bakmaya başlıyor. Peki bu arada Mert ne yapıyor dersiniz? Sebep olduğu bu değişimin keyfini çıkartıyor. Pişman mı? Eh, pek sayılmaz. Ken­di gücünün etkilerini hissedebildiği için mutlu. Sanal ortam ona gerçek hayatta tadamadığı bir güç bahşet­ti. Bu gücün tadını çıkarmak istiyor.</p>
<p>Siber zorbalık konusunda Amerika&#8217;da yaşanmış bir ör­nekle devam edelim. Bu örneğin Türkiye&#8217;de de benzer­lerini bulmak mümkün. Çok değil, bundan on yıl önce Amerika&#8217;da bir lise öğrencisi olan Jesse, erkek arka­daşının isteği üzerine, ona çıplak fotoğrafını yolladı. Arkadaşlıkları bittikten sonra, erkek arkadaşı fotoğ­rafı okuldaki diğer kızlarla paylaştı ve kızlar, Jesse&#8217;ye oldukça sevimsiz ithamlarda bulunmaya başladılar. Jesse&#8217;nin annesi okul yönetimi ile sorunu çözememesi sonucu, kızını yerel televizyon kanalına çıkardı. Jesse, yaşadıklarım anlatmak ve bunun başkasının da başına gelmesini engellemek için televizyona çıktığını söyledi, îki ay sonra Jesse katlanmak zorunda olduğu taciz ve utanç nedeniyle yaşamına son verdi, henüz 18&#8217;indey- di. Çok üzücü bir hikâye değil mi? Okul, aile, mahke­me süreçleri daha farklı yürütülse belki sonuç farklı olabilirdi. Fakat kesin olan bir şey var ki; gençler bu tarz olaylara karşı çok kırılgan ve özellikle yetişkin­liğe adım attıkları bir dönemde incitilmeye karşı çok hassaslar.</p>
<p>Amerika, İngiltere ve Kanada&#8217;da yapılan bir araştır­maya göre son yıllarda siber zorbalık sonucu intihar oranlarındaki artış dikkat çekici. &#8220;Siber zorbalık&#8221; in­ternet, cep telefonu veya başka bir teknolojik alet kullanarak bir kişiyi tehdit etmek, taciz etmek, utandır­mak, onunla dalga geçmek olarak tanımlanabilir. Bazı uzmanlar siber zorbalığı üç ana kavram üzerinden hanımlar: Güç dengesizliği, tekrarlama ve zarar ver­me amacı. Yapılan değişik çalışmalar gençlerin yüzde 20-40&#8217;ının hayatlarının bir noktasında siber zorbalık mağduru olduğunu ortaya çıkarmış. Yakın zamanda, ilköğretim öğrencileri arasında yapılan bir araştırma ülkemizde bu oranın yüzde 20&#8217;lerde olduğunu işaret ediyor.</p>
<p>Peki, çocuklar zorbalığa nasıl maruz kalıyor? &#8216;Küfür, tehdit, özel bilgi, fotoğraf, mesaj ya da sırlarını ifşa etme, alay etme en sık duyduklarımız arasında. Düşünsenize internet yokken, sevdiğinize yolladığınız bir mesaj kaç kişiye yayılabilirdi? Yaymak için nasıl bir emek gerekirdi, değil mi? Oysa şimdi öyle mi? Ayrıldığı sevgilisini rahatsız etmek için sürekli onunla fotoğraf­larını yayınlayan kişiler var. İnsan ilişkilerinde büyük gerilimlere yol açan yeni durumlar bunlar</p>
<p>Zorbalık için interneti suçlamak gerçekçi olmaz, çünkü zorbalık çok uzun zamandır gençler arasında büyük bir problem; belki insanlık tarihi kadar eski&#8230; Günümüzde ise akran zorbalığı neredeyse ilköğretim yaşlarına kadar indi. Çocuklarını ahlaktan yoksun ye­tiştiren bencil ve ilgisiz ebeveynler; durumu hakkani­yetle ve adaletle yönetmeyi beceremeyen eğitimciler ve ticarethaneye dönen okullar yüzünden birçok çocuk mağdur oluyor. Çocuklar akranları tarafından sadece psikolojik değil, fiziksel şiddete de maruz bırakılıyor. Ancak internet ortamı, çocukların okuldan eve döndüklerinde, güvende olmaları gereken bir mekânda da zorbalığa maruz kalmalarına yol açabiliyor. İnternet­teki anonimlik özelliği, siber zorbalığın yayılmasının önemli nedenlerden biri. Toplumsal sınırlar içinde zorbalık yapmaktan çekinen biri, anonimliğin koruyu­cu kalkanına sığınarak zorbalığa yeltenebilir. Bazen de gerçek hayatta zorbalık yapacağını hiç tahmin etmeye­ceğimiz ve normalde zorbalığın kurbanı olan gençler, öfkelerini dışa vurmak ve rol değiştirmek için anonim ortamda zorbalığa başvurabilirler.</p>
<p>Siber ortamın gerçek yaşamdan daha güvenli olduğu ve başkaları ile bağlantı kurmak için yüz yüze iletişimden daha az risk taşıdığı fikri bir illüzyondur, çünkü içgüdülerimiz sadece gerçek dünya için eğitimli.</p>
<p>Gerçek dünyadaki etkileşimlerimizde yüz yüze ileti­şim, vücut dili, mekânı kullanma gibi fiziksel ipuçları­nı değerlendirip daha sağlıklı karar veririz. Duygusal ve zihinsel yapımız bu konuda tecrübeli. Oysa karşı­mızdakinin kim olduğunu bile bilemediğimiz bir or­tamda, güvende olup olmadığımızı nasıl anlayacağız?</p>
<p>Üstelik bazı çalışmalar gösteriyor ki, siber zorba­lığa maruz kalan kişiler, sanılanın aksine tanımadığı yabancılar tarafından değil, tanıdıkları kişiler tara­fından mağdur ediliyorlar. Bir dostumun lisedeki kızı, uğradığı siber saldırılar sonucu evde tek başına bile kalamaz duruma gelmişti ki ona bu ürkütücü tehdit mesajlarını yazan kişinin, bir kız arkadaşı olduğu tez zamanda ortaya çıktı. Popülerlik için kıyasıya müca­dele eden bu iki genç kızdan biri, etik dışı yöntemlerle, rakibini diskalifiye etmekte bir sakınca görmemişti. Bu yaptıklarıyla arkadaşına ne denli zarar verdiğinin farkında bile olmaması, olayın vahim tarafıydı.«</p>
<p>Kanadalı kriminoloji (suçbilim) uzmanı Kim Rossmo, büyük beyaz köpekbalıkları ile seri katiller arasında, nasıl avlandıkları konusunda davranışsal bir benzerlik tespit etmiş. Her ikisi de odaklanmış ve stratejisi olan katiller, kurbanlarının genç ve yalnız olmasını tercih ederler ve ışık az olduğunda saldırırlar. Biraz tanıdık gelmiş olabilir mi? Sonuçta siber âlem de biraz karan­lık; gençlerin yalnız ve sayıca çok olduğu bir ortam. Suçla ilgili birçok teori var. En eski teorilerden biri şunu söyler: Suç işleme niyetindekiler, uygun hedefler­le, yetkin koruyucuların olmadığı bir ortamda bir ara­ya gelirse, suçun gerçekleşme olasılığı ve sıklığı artar. Bu tarif de biraz tanıdık değil mi? Sonuçta çocukla­rımız internette kendi başına geziniyor, bizimle değil. İnternetin çok da göz önünde olmayan, karanlık ağ ya da derin ağ olarak bilinen kanunsuz bir tarafı da mev­cut. Bu sitelere ulaşmak kolay değil ama ulaşıldığında <em>hacker</em> kiralamaktan uyuşturucu teminine kadar çok sayıda kanunsuz işe erişilebiliyor. Suç oranının yüksek olduğu bir şehre taşınırsanız, kurban olma olasılığınız da artar. İnternetteki karanlık ağlar da öyle. Siber dün­yanın arka sokakları ve yeraltı, görünenin aksine çok da masum değil. .</p>
<p>Ebeveynler özellikle çocukları konusunda daha tedir­ginler. Birçok ebeveynin ortak korkusu, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalması. Siber zorbalığın psikolojik etkenleri üzerine bazı araştırmalar yapılmış olsa da sosyal ve yapısal etkenleri üzerine çok fazla şey bilmi­yoruz. Almanya&#8217;da lise öğrencilerinin gerçek sosyal ağ­larında yapılan bir araştırma siber zorbalığın sosyal ve yapısal yönlerine odaklanmış. Araştırma sonuçlan hayli ilginç. Kızların, erkeklerden daha fazla siber zor­balığa maruz kalması gibi bireysel faktörlerin yanında yapısal faktörler de tespit edilmiş. Zorbalığa uğramış ya da zorbalık yapmış olan çocuklar, hem zorbalığa uğ­rayıp hem de zorbalık yapan çocuklardan daha az po­püler bulunmuş. Yani zorbalık mağduru bir çocuk aynı zamanda zorbalık da yapabiliyor ve okulda popüler bir isim de olabiliyor.Belli bir grup içinde zorbalık yapan çocuk, başka bir grupta kurban olabiliyor. Araştırma­cılara göre bu karmaşık durumun işaret ettiği şey, tüm bu yapısal faktörleri »anlamadan siber zorbalığın psi- kolojisini öğrenemeyecek olmamız.</p>
<p>Aslında tam bu noktada, eğitim sisteminde yapıl­ması gereken reformlar üzerine de düş<u>ünm</u>eliyiz. De­ğerler eğitiminden yoksun bir sistem akademik başa­rıyı sağlasa da gelecek nesillerin daha iyi yetişmesini sağlamaz. Eğirim önce ailede başlar fakat ailenin eksik bıraktığını eğitim sistemi tamamlamazsa, çocukluk çağında açılan gedik büyür ve birey ile yaşadığı top­lum arasındaki uçurum derinleşir. Bireyler birbirinin ıstırabına duyarsız, diğerkâmlıktan uzak yetişirler.</p>
<p>Siber zorbalık özelinde düşündüğümüzde ise okul­lardaki farkındalık eğitimlerinin siber zorbalığı önem­li oranda azalttığı tespit edilmiş. Finlandiya ve Avust­ralya gibi bazı ülkelerde gerek çıkartılan yasalarla gerekse okullarda hayata geçirilen bazı uygulamalarla siber zorbalıkla mücadele ediliyor. Örneğin, Finlandi­ya&#8217;da yapılan farkındalık eğitimleri sonrasında siber zorbalığın yüzde 30 ile 40 oranında azaldığı görülmüş.</p>
<p>Siber zorbalığa maruz kalmak, kişide hem öfke duy­guları uyandırır hem de üzüntü, özellikle ergenler bu tarz olaylardan çok etkilenirler. Kırılan gururları, in­cinen duygularını tamir etmek oldukça çaba gerekti­rebilir. Bir yazışma grubunda, arkadaşları kendisiy­le acımasızca alay ettiği için depresyona giren yahut okulu bırakmak isteyen gençler biliyorum. Yıllar önce bir ergen kliniğinde, arkadaşları sanal ortamda toplu­ca onun üzerine çullandıkları için intihara teşebbüs etmiş bir genç kız görmüştüm. Ortak hücum kelime­leri, &#8220;ezik&#8221; hitabıydı. Üstelik, internetin bir de dürtü- sellik boyutu var. Bir anlık dürtü ile erkek arkadaşına fotoğrafım yollayan Jesse&#8217;yi hatırlayın. Bir yetişkin, benzer durumlarla daha iyi baş edebilir ama gençler ve çocuklar ne yapacaklar? Siber zorbalık konusunda çocuklarımızı bilinçlendirmek gerek. Birkaç basit ey­lemle başlayabilirsiniz:</p>
<p>Dijital yerlilerin &#8220;mahrem&#8221; anlayışı ita dijital göç­menlerinki arasında fark var. Mahrem nedir, kişisel nedir, çocuklarımıza örneklerle anlatalım. Ruhunun ve bedeninin mahremiyetini korumasını öğretelim.</p>
<p>Günlerinin nasıl geçtiğini sorarken, siber âlemde neler yaptıklarını da soralım.</p>
<p>Siber âlemin tehlikelerine dikkat çekelim, yaş<u>anmış </u>olaylardan örnekler verelim.</p>
<p>Kimlik bilgilerinin ne olduğunu ve bu bilgileri ne­den muhafaza etmesi gerektiğini anlatalım.</p>
<p>Kendisine verilen değerin ve sevginin farkında olan bir çocuk, kendine zarar vermeye çalışan diğer kişiler için bir savunma mekanizmasını zamanla geliştirecek­tir elbette ama yine de internetin bu denli kuşatıcı ve kışkırtıcı olduğu bir çağda, çocuklarımızı olası tehlike­lere karşı önceden uyarmakta fayda var.</p>
<p>Tabii bu arada, çocuğunuza bunları anlatmak için kendisinden mesajla randevu almanız gerekebilir. Ala­mazsanız da pes etmeyin. Bulduğunuz bir bilgilendi­rici videoyu WhatsApp mesajı ile yollayıp, izlemesini isteyebilirsiniz. Ne de olsa artık her şey internetten öğ­reniliyor. Biz yetişkinlerin de çocuklarımızla iletişim kurmanın en doğru yöntemini keşfetmemiz gerekiyor.:</p>
<p>Kemal Sayar-Berna Yalaz &#8211; Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak,syf.91-98</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/siber-zorbalik/">Siber Zorbalık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/siber-zorbalik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Mar 2019 13:20:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevab]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü matematikçi ve meteorolog Edward Lorenz, 1963 yılında hava durumu üzerinde çalışırken bir kelebeğin kanat çırpışına denk düşecek hava hareketinin, doğrusal girdiler sonucu bir başka yerde kasırgaya neden olabildiği sonucunu ortaya koyduğunda aslında sadece tabiatın işleyişiyle ilgili bir keşfe imza atmamıştı. İnsanlar ve toplumlar da tıpkı Lorenz’in kelebek etkisi diye ünlenen felsefesiyle hareket etmekte, tarihin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/">Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-22031" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi.jpg" alt="" width="660" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi.jpg 660w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p>Ünlü matematikçi ve meteorolog Edward Lorenz, 1963 yılında hava durumu üzerinde çalışırken bir kelebeğin kanat çırpışına denk düşecek hava hareketinin, doğrusal girdiler sonucu bir başka yerde kasırgaya neden olabildiği sonucunu ortaya koyduğunda aslında sadece tabiatın işleyişiyle ilgili bir keşfe imza atmamıştı. İnsanlar ve toplumlar da tıpkı Lorenz’in kelebek etkisi diye ünlenen felsefesiyle hareket etmekte, tarihin herhangi bir yerinde meydana gelen ufak sapmalar büyük ve geri döndürülemez sonuçlar doğurmaktaydı. Bu açıdan toplumsal pek çok kırılmanın, bireylerin küçük tutumları sonucunda meydana geldiğini söylemek doğru olacaktır.</p>
<p>İnsan sosyal bir varlık olarak çevresiyle sayısız etkileşim içinde yaşar. Hem kendi yaşamında hem başkalarının yaşamında gündelik ve basit görülen bir davranışıyla tıpkı kelebek etkisinde olduğu gibi büyük değişikliklere, tahayyülü imkânsız akıbetlere neden olabilir. Öyle ki birey çoğu zaman iş işten geçtikten ve maalesef yapacağı bir şey kalmadıktan sonra bunun idrakine varır. O an “Böyle olacağını bilseydim…”le başlayan keşke cümleleri zihinlerde ardı ardına yankılanır.</p>
<p>İnsan yeterince ince düşünüp davranışlarını aklın ve kalbin hassas terazisinde tartamadığı için derin bir pişmanlık duyar. Zira rikkat öyle bir erdemdir ki vakti zamanı kaçırıldığında insanın elinde uçuşan biz toz bulutuna dönüşüverir. Bu durum insanın bütün hayatını bir dikkat ve temkin esasına dayandırarak biçimlendirmesini gerekli kılar. Somurtkanlığımızla uçurumun kenarındaki insanı daha kıyıya itebilir, kabalığımızla farkında olmadan pek çok kişiye sirayet edecek bir karamsarlık dalgası yayabiliriz. Ama en kötüsü de susarak veya yapmamız gerektiği şeyleri yapmayarak, atmamız gereken elzem adımları atmayarak kötülüğün ve fitnenin ocağına odun taşımış olabiliriz.</p>
<p>Günah, meşruiyet toprağında büyür. Çevremizdeki hatalara, zulümlere sessiz kalarak farkında olmadan can suyu vermiş oluruz. Hiçbir kötülük kendiliğinden neşet etmez. Önce bir insanı ele geçirir, onun davranışlarında yabani sarmaşıklar gibi gelişir, çoğalır. Fakat asla tek bir insanla yetinmez. Yayılmak, kalpten kalbe, insandan insana sirayet etmek, bütün toplumu ele geçirmek ister.</p>
<p>İşte bu yayılma esnasında kötülüğün kadim bir yöntemi vardır. Sinsi ve çekingen başını çıkarıp insanları seyretmek, sabırla toplumun kendisine alışmasını, onu normalleştirmesini beklemek… İkinci adım olarak zehirli filizlerini insandan insana uzatır. Kötülüğün toplumsal zemin bulması da böyle cereyan eder. Artık o bir yabancı değil, ev sahibidir. Dağdan gelmiş, bağdakini kovmuştur. Bunu yapamamış olsaydı, ele geçirdiği ilk insanın şahsında yalnızlaştırılacak, vicdan değirmeninde öğütülecekti. Öte yandan insanlar basit bir nemelazımcı davranışla felaketle sonuçlanabilecek toplumsal savrulmalara zemin hazırlamıştır.</p>
<p>“Kırık Cam Teorisi” bu noktada bir kötülüğün yahut hatalı davranışın nasıl hızla yayıldığına dair çarpıcı bilgiler sunmaktadır. Teori, kamuya açık alanların sürekli gözlemlenerek yaşanan en ufak aksaklığın ivedilikle giderilmesi ve düzenin sağlanması esasına dayanıyordu. Suçu önleme anlayışıyla hareket ettiklerini belirten teorisyenler James Q. Wilson ve George L. Kelling yayımladıkları makalede şunları dile getirmişti.</p>
<p>“Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün. Camlar tamir edilmemişse vandallar birkaç cam daha kırmaya meyillidir. Sonunda bina boş ise tüm camları kırılabilir. Ya da bir kaldırım düşünün. Burada bazı çöpler birikir. Eğer o ilk atılan çöpler temizlenmezse yakın zamanda bu çöpler daha fazla birikir. Sonunda buradaki restoranlar, hatta paket servis yapan insanlar bile çöpleri araba ile poşetler hâlinde getirerek buraya atarlar.”</p>
<p>ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilen teori,  suçun insandan insana sıçrayışını gözler önüne seren bir sosyal deneyin akabinde ortaya konmuştu. Zimbardo, sosyal statüleri ve demografik yapıları birbirinden farklı iki şehre iki araç bırakmıştı. Bunlardan ilki suç oranının yüksek olduğu ve yoksulluğun kol gezdiği Bronx şehriydi, diğeri ise yüksek yaşam standartlarına sahip Kaliforniya’daki Palo Alto. Araçların ikisinin de plakası yoktu ve kaputları aralıktı.</p>
<p>Bronx’daki otomobil üç gün gibi kısa sürede tanınmaz hâle geldi. Terk edilmesinden sadece dakikalar sonra bir ailenin saldırısına uğradı. Aküsü ve radyatörü çalınan otomobilin pencereleri kırıldı, döşemeleri parçalandı. Bu sırada neredeyse bir hafta geçmesine rağmen Palo Alto’daki araç herhangi bir zarar görmemişti. Deney burada kalmayacaktı. Asıl olay Zimbardo ile iki öğrencisinin, sağlam kalan otomobilin yanına giderek kelebek camını kırmasıyla patlak verdi. Çünkü bu küçük darbenin ardından Palo Alto’nun suça bulaşmamış insanları araca hunharca saldırmaya başladılar.</p>
<p>Otomobilin kelebek camını kırmak küçük bir eylemken ardından daha büyük sonuçları doğurmuştu. Dolayısıyla yapılan bir kötülük kendi ile kalmıyor ardından başka kötülük tohumlarına da zemin hazırlıyordu. Etkisi halka halka büyüyerek daha geniş bir alana tesir eden tek bir davranıştı. Bu bazen birey için düşünülmeden söylenmiş bir söz, hesap edilmeden atılmış bir adım olabilirdi.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, bu bağlamda insana bıraktığı izlerin de hesabının sorulacağını hatırlatır: “Şüphesiz ölüleri diriltecek olan biziz. Onların gelecek için yaptıkları her şeyi ve bıraktıkları her izi de yazıyoruz…” (Yasin, 36/12.) Müfessirler bu ayetin, başkalarının kötülük işlemesine sebebiyet verecek kötü bir yol açanları da kapsadığını söyleyerek insanların, etkileri öldükten sonra da devam eden kötülüklerden ötürü veballerinin arttığını belirtirler. (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 478-480.)</p>
<p>Nitekim Hz. Peygamber de iyi veya kötü bir çığır açmanın kişiyi menfi veya müspet anlamda bağlayacağını ifade eder: “Kim iyi bir uygulamaya öncülük ederse kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin sevabı verilir. Yine kim kötü bir uygulamaya öncülük ederse kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin günahı yüklenir.” (Müslim, İlim, 15.)</p>
<p>Çocuklar ve gençler dış tesirlere yetişkinlerden daha açıktırlar. Henüz kendini inşa etmekte olan zihin dünyaları, aileden başlayarak bütün çevreleri boyunca onların üzerinde etkiye sebep olur. İyiyle kötü, doğruyla yanlış arasındaki farkı bu dönemde kalplerine ve akıllarına kazırlar. Sevip değer verdikleri kimseler tarafından sergilenen bir haksızlığa şahit olmaları, hayatları boyunca onlarda bir bulanıklığa, değerler arası muvazenesizliğe sebebiyet verecektir. Yetişkinler ve özellikle ebeveynler, her tutum ve davranışla çocuğun körpe dünyasında bir kelebek etkisi meydana getirdiklerini, bazen tek bir hatanın dahi suçun kanıksanmasına imkân hazırladığını unutmamalıdırlar.</p>
<p>Yazar: Sema BAYAR</p>
<p>Diyanet Aylık Dergi</p>
<p>Kastamonur.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/">Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemil Meriç &#8211; Bir Facianın Hikayesi&#8217;nden Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 14:29:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Anarşi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupalılaştırma nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Facianın Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist ekonomi.]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdulhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Babil kulesinde yaşıyoruz Sombart’a göre. Avrupa insanı doğru yoldan uzaklaştı… Bir buçuk asırdır Avrupa’da ve Amerika’da olup bitenleri anlamak için Şeytan’ın gücüne inanmak lâzım. Gördüklerimizi Şeytan’ın işi diye vasıflandırmaktan başka çıkar yol yok. Mavera inancını yıktı Şeytan. İnsanları kibirlerinden yakaladı. Tanrı’dan ne farkımız var demeye başladılar. Ve Şeytan içimizde uyuklayan aşağılık insiyakları şahlandırdı : “Hırs, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/">Cemil Meriç – Bir Facianın Hikayesi’nden Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/12091796.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-21346 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/12091796-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22507 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n.jpg" alt="" width="418" height="418" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" /></a></p>
<p>Babil kulesinde yaşıyoruz Sombart’a göre. Avrupa insanı doğru yoldan uzaklaştı… Bir buçuk asırdır Avrupa’da ve Amerika’da olup bitenleri anlamak için Şeytan’ın gücüne inanmak lâzım. Gördüklerimizi Şeytan’ın işi diye vasıflandırmaktan başka çıkar yol yok. Mavera inancını yıktı Şeytan.</p>
<p>İnsanları kibirlerinden yakaladı. Tanrı’dan ne farkımız var demeye başladılar. Ve Şeytan içimizde uyuklayan aşağılık insiyakları şahlandırdı : “Hırs, tama’ı, altın aşkı.” Bu insiyakların doludizgin at koşturacakları bir iktisat düzeni ilham etti: Kapitalist ekonomi.</p>
<p>“Ve Şeytan, Âdemoğlu’nu yüksek bir tepeye çıkardı. Arzın bütün ihtişamını gösterdi ona. Bu ülkeler benim, dedi. Onları dilediğime bağışlayabilirim. Bana secde et, bu nimetlerin hepsi senin.”Âdem, İblis’e boyun eğmedi ama çağımızın insanları secde ettiler.Verdiği sözü tuttu Şeytan. “Dünyada uzun zaman yaşayacaksın” demişti insana. Üstelik eskisinden daha iyi yaşıyordu şimdi. Nüfustan daha hızlı artıyordu servet. Keşifler keşifleri, icadlar icadları kovaladı. Ufak tefek aksilikler de oluyordu şüphesiz. Meselâ medeni kavimler 1914’de, birbirini boğazlıyordu. Adam, bu belâ da sona erdi nihayet. Herkes işine gücüne döndü. Kulenin kuruluşu devam ediyordu.Neredeyse göklere varacaktı zirvesi. Sonsuz terakki, sonsuz refah.Birden yıldırım düştü kuleye.İşçiler kaçıştı. Mühendisler, temelleri yokladılar.</p>
<p>Bir de gördüler ki temeller hiç de sağlam değilmiş. Bina, geçen asırda, dünya ülkelerinin Avrupa devletlerine bağlılıkları dikkate alınarak kurulmuş.</p>
<hr />
<p>Kapitalist kazancın durmadan çoğalan fazlalıkları, yabancı ülkelere bazan borç, bazan teşebbüs biçiminde yatırıldı. Dünya milletleri iki zıd kutba ayrıldılar: Borç verenler, borçlular. Parayı dağıtan,milletlerarası sermayenin temsilcisi üç beş banka.<br />
Geçen asırda önemli sayılabilecek siyasî karışıklıklar yok. Fakat mutlu bir içtimaî düzen, temelinden yıkıldı. Baba ocağından kovuldu insanlar. Ya sokağa döküldüler, ya gecekondulara sığınmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Avrupa, geçen asrın başlarına kadar, hürmete şayan bir takım cemaatlerin kucağında yaşıyordu: Köy cemaatleri, aile toplulukları gibi. Bu cemaatler bir bir kayboldu. Köyler boşaldı, Şehir işçisini koruyan localar ortadan kalktı. Aile topluluğu çöktü, ev diye bir şey kalmadı. Kadınlar pazarda iş aramağa başladılar. Feminizm eskiden hayatını evinde kazanan kadınlara pazarlarda iş bulma davasıdır.</p>
<hr />
<p>Devlet, iktisadi çıkarların savunucusu. Hükümet şeklinin fazla önemi yok. Demokrasi dediğimiz, sınıflar arasındaki uzlaşmanın kanunileşmesi.Savaşın amacı da: Ya maddî çıkarları korumak yahut yeni kazançlar sağlamak. Düşman: Yoksul kalabalık. Kalabalığın her mel&#8217;ânete başvurması kabil, onun için dikkatle denetlenmesi şart.</p>
<p>Ortak bir şuur yok artık. Herkesin konuştuğu dil başka. Hırsızlarla dolu bir panayırdayız. Bezirgânlar mallarını sürmek için sesleri çıktığı kadar bağırıyorlar. Tam bir yaygara. Oysa medeniyet üslûp demektir.</p>
<hr />
<p>Ortaçağ’ın bir karanlık devri olduğu da bir masal. Rönesans’ta ortaya atılan bir kelime, modern çağın bütün programını hülasa eder:</p>
<p>Hümanizm&#8230; Her şeyi insan ölçüsüne irca etmek. Arzı fethetmek için arşdan vazgeçmek.</p>
<p>Hümanizm, çağdaş laisizmin ilk şekli. Zamanla hümanizm, insanın en aşağı insiyaklarını tatmin olarak anlaşılacaktır. Kali &#8211; Yuga&#8217;nın son demlerine gelmiş bulunuyoruz. İnsanlık bu badireden ancak bir alt üst oluşla kurtulabilir. İğtişaşın kaynağı: Batı. Oradan bütün dünyayı istilâ edeceğe benzer. Hind&#8217;in mukaddes kitapları söylemiş : “Kastların iç içe girdiği, ailenin yok olduğu bir devir” yaşıyoruz.</p>
<p>Eski dünyanın sona erişi, yeni bir dünyanın başlangıcı olacak.Bugün aslî cevherlerine sadık kalmış medeniyetlerle (Doğu medeniyetleri) aslî cevherlerinden uzaklaşmış yani sapıtmış medeniyetler (Batı medeniyeti) karşı karşıya. Dünyanın Doğu, Batı diye ayrılması doğru mu? Hiç olmazsa zamanımız için doğru. Avrupa ile Amerika’nın ortak bir medeniyetleri var. Doğu için mesele o kadar basit değil. Çünkü Doğu, birçok medeniyetlerin vatanı.</p>
<hr />
<p>Göz korkutmak başka, terörizm başka.</p>
<p>Korkutan, istekleri yerine gelmeyince sadece tehdit eder.<br />
Bazı kimselerden, para sızdırmak veya istediğini yapmaya zorlamak için korkutulur. Terörist tehdit etmez. Cana kıymak, yakıp yıkmak faaliyetinin bir parçasıdır.<br />
Yakayı ele verince de, yargılanırken, kendini kurtarmaktan çok doktrinini yaymaya çalışır.</p>
<hr />
<p>Aydınlıklar çağı felsefesinin ayırıcı vasfı: Dinin tenkididir, en geniş manâsıyla dinin. İnsanların başka insanlarla veya tabiatla olan bütün münasebetleri, o zamana kadar, dinî bir mahiyet taşıyordu.</p>
<p>XVIII. asırda felsefe ve olayların tabiî gelişmesi yüzünden bu münasebet laikleşti veya dindışına çıkarıldı.Durkheim, sosyalizmin kaynaklarını XVIII. asır düşüncesinde bulur. Sosyalizm, ona göre, iktisadi faaliyetleri toplumun yönetici ve şuurlu<br />
merkezlerine bağlamak ister. Böyle bir anlayışın ortaya çıkması için devletin mistik mahiyetinden ayrılması ve din dışı bir iktidar olarak telâkki edilmesi lâzımdır. “Toplum, insanların üstünde kanat çırpan mutlak bir varlık olarak görülmemeli idi ki, devlet -yozlaşmadan, haysiyetini kaybetmeden- insanlara yaklaşabilsin ve onların<br />
ihtiyaçları ile uğraşabilsin.”Ne var ki, dindışılaşmak devleti ferde yaklaştırmamış, ondan uzaklaştırmıştır. Evet, XVIII. asırdan itibaren devletle toplumun özü ferdinki ile aynı sayılmıştır.</p>
<p>Ama toplum da, devlet de, Tanrı’dan gelen yakınlığı, senlibenliği, beraberliği kaybetmişlerdir.Mümin Tanrısıyla gönül gönüledir. Yekpare bir varlık, mistik bir<br />
vücud olarak hissedilen dini topluluklarda ferd hiçbir şey değildir ve her şeydir.</p>
<hr />
<p>Toplum ilerledi. Şimdi kan yerine altın, işkence yerine rüşvet geçerlidir.</p>
<p>İnsanlık bu güne kadar iki çeşit medeniyet yaratmış, diyor Ferrero: şiddete dayanan medeniyet, hileye dayanan medeniyet. Şiddete dayanan medeniyette, hayat kavgası kaba kuvvetle; hileye dayanan medeniyetlerde ise, kurnazlık ve aldatmaca yolu ile yapılır. Şiddete dayanan medeniyette, siyasî iktidar ve servet, silâh elde fethedilir.</p>
<p>Milletler arasındaki ticarî rekabet ordular ve donanmalar vasıtasıyla çözümlenir, fertler arasındaki hukukî anlaşmazlıkların hal yolu da düellodur. Hileye dayanan medeniyetlerde ise, siyasî iktidar tabanca kurşunları ile değil para ile elde edilir.</p>
<p>Birincisi, ilkel toplulukların medeniyeti.</p>
<p>İkincisi, modern toplumların. Bazan aynı toplumun içinde bu zıd medeniyetleri canlandıran tipler bir aradadır.</p>
<p>Zamanımızda şiddet de geçerli, hile de. Şiddetten çok, hile.Umumiyetle yabancı ülkeler için şiddet, kendi ülkemiz için hile.Milletlerin tarihinde bu iki yol kesin olarak birbirinden ayrılabilir.Barbarlığın ayırıcı vasfı: şiddettir; medeniyetin: hile.</p>
<hr />
<p>Suç toplumun gölgesidir. İnsicamlı bir bütün değildir toplum. Onun için de her iki suç biçimi bir arada görülmektedir. Başka bir deyişle atavik suçlar da var, gelişmiş suçlar da. Bazı ferdler vücut ve ruh bakımından hastadırlar, hayat kavgasında şiddete başvururlar. Oysa medeniyet, cana kıyma, hırsızlık, ırza geçme gibi yöntemleri<br />
lüzumsuz hâle getirmiştir. Bu suçlar, geçen asırların yadigârı.</p>
<p>Gelişmiş suçlar ise, modern toplumun ürünü.</p>
<p>Toplulukların işlediği suçlar da ikiye ayrılabilir. Ayak takımının işlediği suçlar, yüksek sınıfların işlediği suçlar. Ayak takımı da,gelişmemiş ferdler gibi, şiddete başvurur: isyan, katil, dinamit.Yüksek sınıflar ise, beyinleri ile iş görürler: sahtekârlık ve hile.</p>
<hr />
<p>Zavallı şair&#8230; Bülbül hamûş, havz tehî, gülistan harab diye inliyordu. Ne bülbül kaldı, ne havz.</p>
<p>Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennemî bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri. Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor? Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?<br />
Tarihlerin tanımadığı bir tahrip cinneti karşısındayız. Sosyal bir kuduz veya kanser. Bu sinsi, bu kancık, bu sürekli boğazlaşmaya anarşi demek hata. Anarşi saman alevi gibi yanıp söner. Her ülkede, her çağda, her düzende belirebilir: fitne, fesat, kargaşa. Anarşizm desek düpe düz münasebetsizlik. Anarşizm, bir dünya görüşüdür. Tutarlı bir felsefesi, gözüpek havarileri, ölümle alay eden kahramanları vardır.</p>
<p>Anarşizm, hürriyet aşkıdır; insanın asaletine ve yüceliğine inanıştır; tek kusuru hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve gerçekleşemiyecek olması. Anarşizm Avrupa’nın rezil ve yalancı medeniyetini yokedip bahtiyar bir çağın yaratıcısı olmak hülyâsıdır. Nihilizm? Nihilizm, Anarşizm’in Çarlar Rusya&#8217;sında aldığı isim. Batı, bizim yaşadığımız faciaya şahit olmamış ama başlayacak diye tir tir titrediği bu felâketin adını koymuştur: Anomi. Anomi: şuursuzluk. Anomi, bütün değerlerin tepetaklak olması, çürüyüş, çöküş&#8230;</p>
<p>Aydının görevi: karanlıkları aydınlatmak. Yazık ki o da kasırganın içinde. Sokaklarda kardeşleri, çocukları boğazlaşırken soğukkanlılığını nasıl koruyabilir! Evet, ama görev görevdir. Önce kafalardaki keşmekeşi dağıtmağa; metafizik birer orospu olup çıkan kaypak, hain, aldatıcı mefhumlara ışık tutmağa çalışalım. Bu araştırma zifiri bir karanlıkta çakılan kibrit&#8230; Kuledeki nöbetçinin feryadı.</p>
<hr />
<p>Geçen asrın sonlarında bir Fransız hukukçusu şöyle yazıyordu:</p>
<p>“Bugün başrolde üç aktör var: parababası, politikacı, anarşist. Makinalaşan realite, gemi azıya alan üretim, politikacı ile iş adamını eritti; artık güçleri sadece görünüşte. Modern dünya belli bir insan tipi doğuruyor hep, Janus&#8217;a benzeyen bir insan: bir yüzü ile robot, bir yüzü ile manda! Reklâmın ve propagandanın biçimlendirdiği,Pavlov&#8217;un köpekleri gibi şartlı reflekslerle harekete geçen bu insan karşısında isyan ediyor anarşist.</p>
<p>Ve öfke ile haykırıyor çağdaşlarına: “Ol veya öl.” İnsan, hürriyetini bir an önce elde edemezse, baskının pençesinde uçuruma sürüklenecektir. 1888&#8217;de İspanyol anarşistleri,Valence&#8217;deki bir toplantıda şöyle diyorlardı: “Toplum boyun eğerse ne âlâ. Cana kıymamıza lüzum kalmaz. Karşı koymakta direnirlerse,şerrin ve rezaletin kökünü kazımak lâzım, ama hepimiz ölecekmişiz,ölelim.”</p>
<hr />
<p>Avrupa, Makyavel&#8217;den beri kasideler okur şiddete. Hristiyanıyla, maddecisiyle, sosyalistiyle bir sara nöbeti içindedir. Ama şiddet, tarihin hiçbir döneminde çağımızdaki kadar yüçeltilmemiştir. Sorel&#8217;in “Şiddet Üzerine Düşünceler”iyle başlayan bir isteri nöbeti, Batı’nın sözde irfanını bir cinayet kışkırtıcısı derekesine düşürdü.</p>
<p>Camus doğru söylüyor: “Maverayla göbek bağını koparmış bir dünyanın insanı ya intihar eder ya isyan.” Öldürmek, maddeci Batı’nın alın yazısı. Kendini ve daha da çok başkalarını öldürmek. İnsan insandan iğreniyor. Bir ana kucağı olan tabiat sonsuz bir mezbele. Şehirler, kan deryası. Büyücü çırağı, topraktan fışkırttığı ifrit tohumlarını tekrar yerin dibine sokmak için var gücüyle tedbir arıyor. Ne yazık ki şerrin kaynağına bir türlü inemedi. Biz de temelleri çatırdıyan bu yalancı, bu katil medeniyetin şuursuz bir taklitçisi olarak aynı ölüm karnavalına katılmış bulunuyoruz.</p>
<hr />
<p>İbsen, çoğunlukla azınlığın farklarını ne güzel anlatmış: “Çoğunluk hiçbir zaman haklı değildir, anlıyor musunuz? Hiç bir zaman. Çoğunluğun haklı olduğu düpedüz yalan. Çoğunluk dediğimiz kimseler zekâyı mı temsil ederler, hamakatı mı? Yüz kızartıcı ama dünyanın budalalarla dolu olduğu inkâr edilmez bir gerçek. Öyledir diye aptallar mı yönetecek zekileri? Evet, çoğunluk güçlüdür ama haklı olmak için güçlü olmak yeter mi? Haklı olan, her zaman azınlıktır. Halkın sesi hakkın sesi imiş&#8230; Palavra. Çoğunluğun dile getirdiği hakikatler ne menem hakikatler? Porsumuş, çürümüş hakikatler değil mi? Bir hakikat o kadar köhneleşince, yalanlaşır.</p>
<hr />
<p>Anarşi, anomi, terör.,. Hangi adla yâd edilirse edilsin, korkunç bir buhranın pençesindeyiz. Teceddüd illetinden doğan bir buhran. Bin yıllık bir medeniyet parça parça yıkılır, toplum hayatına yön veren inançlar yok edilirken, şuursuz bir intelijansiya sevinç çığlıkları atıyordu. Ama zelzelenin yaptığı ve yapacağı tahribatı bütün dehşetiyle sezen ve mezar kazıcılara “Ne yapıyorsunuz?” diye haykıran vicdanlar da yok değildi. Mustafa Sungur&#8217;un kitabı (Anarşi, Sebeb ve Çareleri, 1978), Bediüzzaman’ın bu korkunç felaketi önlemek için nasıl yarım asır çalıştığını anlatıyor. İktidar, kulaklarına pamuk tıkamayıp Nurslu Münzevi’nin ihtarları üzerinde düşünmek zahmetine katlansaydı. Ülkenin akıbeti bu kadar hazîn olmazdı belki.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre, “dini terk edip İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslim, dalâlet-i mutlaka’ya düşer, anarşist olur”. “Ruhunda kemâlata medar hiç bir halet kalmaz, vicdanı tefessüh eder, hayât-ı içtimaiye için bir zehir olur”.</p>
<p>“Laubaliler iyi bilsinler ki dinsizlikle kendilerini hiç bir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar.” Müslüman başka bir dine giremez. Ne Hıristiyan olabilir, ne Yahudi, ne de Bolşevik. “Çünkü bir İsevî Müslüman olsa, İsa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevî Müslüman olsa, Musa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman Muhammed aleyhissalatü vesselamın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiç bir dine giremez, anarşist olur.”</p>
<hr />
<p>Avrupalılaştırma nedir? Avrupa&#8217;ya has içtimaî bütünlerin (sistem) Asya, Amerika, Afrika kültür ve medeniyetlerini istila etmesi. Bu içtimaî sistemlerin vasıfları da şunlar: Siyasî bakımdan demokrasi düzeni, iktisadî bakımdan ferdiyetçi kapitalizm ve rekabet, sanayide el tezgâhının yerine fabrika ve dökümhane. Terbiye alanında Avrupa dışındaki kıtaları Avrupa ilimlerini elde ederek maddî hatta manevî kazançlar sağlayacaklarına inandırmak, misyonerlerin Kitab-ı Mukaddes’i, tüccarın malları, idarecinin iyi niyetleri aracılığıyla, kabile geleneklerini yıkmak ve israfı önlemek.</p>
<p>Avrupalılaştırmanın Asya üzerindeki etkisi, gerek tarihi gerek sonuçları bakımından Amerikalara ve Afrika’ya etkisinden çok farklı olmuştur, olmaktadır, olacaktır. Bir kelimeyle Avrupa’nın başlıca davası Asya’nın direncini kırmak, onu kendine benzetmek ve gönlüne göre istismar etmektir.</p>
<p>Afrika’nın kabile kültür ve medeniyetleri şimdiden Avrupa’nın baskısı altındadır ve eninde sonunda Avrupa ferdiyetçiliğinin ve sanayiinin taarruzuyla yok edilecektir; Asya&#8217;da batı medeniyetinin ferdiyetçilik, sanayileşme, hamleleri yani ticarî zihniyeti ve kapitalizmi ile İslâmiyet’in veya Budizm’in kolektivizmi, komünizmi, militarizmi ve mistisizmi arasında her zaman medd-ü cezir vardır. Amerikan yerlileriyle Afrika zencilerinin, Arapların, Berberilerin iki şıktan birini seçmesi gerekiyordu: Avrupalılaşmak veya yok olmak. Asya hiç bir zaman böyle bir mecburiyetle karşı karşıya gelmemiştir. İki kıta arasındaki hâkimiyet savaşı tarih öncesine kadar uzanır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Oysa Abdülhamid katiyen zalim değildi. Adına ve hatırasına eklenen “Kızıl Sultan” lâkabı tarihin en büyük yalanı. Boğdurulup yok edilen devrimci talebeler masalı yalan, çuvallara dikilip Boğaz&#8217;ın sularına atılan saraylı kadınlar hikâyesi yalan! Tam tersine&#8230; Abdülhamid şiddetten nefret ederdi. Tahammül edemezdi kan akmasına, maddî eza duyardı. Nefret ederdi darağacından. Affetme salahiyetini her vesileyle kullanırdı. Hatta suiistimal ederdi. Nizamî muhakeme tarafından verilen idam hükümlerinin hemen hepsi otomatik olarak sürgüne tahvil edilirdi.</p>
<p>Siyasî hasımlarına karşı başlıca silahı sürgündü. Ustaca derecelendirilmiş bir sürgün: Yemen veya Fizan&#8217;da gözaltında bulundurulmaktan tutunda Payitaht’tan az veya çok uzak vilayet veya kazalarda valilik veya kaymakamlığa kadar. Sürgüne yollanılan maaş alır, iaşe ve ibatesi temin edilir ve da</p>
<p>ima Payitaht’a dönmek ümidini muhafaza ederdi. Çok defa efendi olarak gidilir, bey olarak dönülür, paşa olarak dönülürdü. Belki bu da bir hesaba dayanıyordu. Abdülhamid&#8217;in ayırıcı vasfı trimetrik (düzenleyici) olmaktır, kombinezonlara bayılır, kesin çözümlemelerden hoşlanmaz. Hiçbir bağlılığı önceden reddetmez, sönmez bir kin tutuşturmak istemez.</p>
<p>Şiarı: korksunlar ama nefret etmesinler. Bir kelimeyle faydacı ve şüpheci. Ne var ki, bu vasıflarının altında hakşinas ve âdil bir hükümdar saklıdır. Tebaalarının -siyasî olması da- medenî haklarına saygılı herkesin mülkiyet hukukuna riayetkâr bir padişah. Uzun süren saltanatı boyunca, makamından faydalanarak meşru olmayan bir kazanç elde etmeğe kalkıştığı veya birinin rızası hilafına ve kanunî bir tazminat ödemeden malını gasp ettiği görülmemiştir. Demek ki, munsif ve âdil oluşunu sadece hesaba ve sadece politikaya atfetmek doğru olmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>(Sultan Abdulhamid)1882’den tahttan indiriliş tarihi olan 1908&#8217;e kadar gecen 26 sene zarfında ülke nice siyasi buhranlara, hudud eyaletlerinde ayaklanmalara, bir çok kısmı seferberliklere, bir gerçek savaşa şahid olmuşken, borçlar cüz&#8217;i bir artış kaydetmiş, 130 milyondan 150 milyona çıkmıştır.</p>
<p>İdarenin illallah dedirten sonu gelmez mali güçlükleri düşünülürse, sadece yabancı ipoteği biraz daha ağırlaştırmamak için daima elinin altında bulunan bir kaynaktan faydalanmayı reddeden, aleyhinde o kadar atılmış-tutulmuş bir padişahın gösterdiği hamiyeti takdir etmemek mümkün değildir. Bundan, büyük bir feragat, bundan yüce bir vatanperverlik düşünülebilir mi? Padişah, kişi olarak da kendini kıt kanaat yaşamaya mahkûm etti. Saltanatı boyunca tek pahalı, tek debdebeli saray kurulmadı.</p>
<p>Boğaziçi&#8217;nin bütün ihtişamlı saraylarını selefleri inşa ettiler. Abdülhamid bunlara, bina olarak, Yıldız çevresinde bir kaç boyalı baraka ile deniz kenarında bir kac köşk ilave etti, o kadar. Bu köşkleri kızları ve damatları için yaptırıyordu. Oysa zaman-ı saltanatında gerek İstanbul’da gerekse taşrada adını taşıyan nice hastaneler, nice mektepler inşa edildi.</p>
<hr />
<p>Abdülhamid, gerek merkezdeki gerek eyaletlerdeki idare cihazını ıslah etmek için, Avrupa ilimlerine sürtünmüş, Avrupa metodlarını uygulayacak ehliyette tebaalar yetiştirecek mekteplere ihtiyacı olduğunu bilmektedir. Ama okuyanlar Halife’ye karşı sadakatlerini de muhafaza etmeliydiler. Bunun için mekteplerde İslam akaidi de telkin edilmeli yani dini ibadetler unutulmamalıdır&#8230; Abdülhamid idarede teokrasinin dış şekillerini muhafaza etmeğe çalışır.</p>
<p>Polisin görevi dinin emirlerine riayet edilmesini sağlamak. Ama bu meselenin halli de, yukarda bahsettiğimiz mali meselelerin halli gibi, hemen hemen imkansız. Memur ve zabit çevrelerinde, intelijansiyaya Tanzimat’ın başlarından beri öylesine bir şüphecilik, öylesine bir kayıtsızlık gelişmiştir ki padişahın derpiş ettiği tedbirler ciddi bir netice sağlayamamaktadır.</p>
<p>Abdülhamid&#8217;in büyük meblağlar harcayarak ayakta tuttuğu mekteplerden çıkanlar, niçin saklamalı büyük çoğunluk bu mektepleri ayakta tutan ve çok defa bizzat kuran hükümdara düşmandırlar.</p>
<p>Şunu da unutmamalıyız, bu nesil İttihad ve Terakki’nin parlamentoda çevireceği dolapları nasıl bilebilirdi. Onun için Mithad&#8217;ın Anayasası’na inanıyordu, o anayasa ki melun eller tarafından daha tomurcukken boğulmamış olsa altın meyveler verecekti. İntelijansiya nesli için Meşrutiyet bir devayı küldür, Anayasa, bütün güçlükleri yok edecek, bütün tehlikeleri aştıracak bir tılsım.</p>
<hr />
<p>Yabancı neşriyat yaydığı haberlerle, Şark Meselesi üzerine döktürdüğü makalelerle (bu makaleler hemen hemen daima aleyhimizdeydi) padişahı küçük düşürüyor. Türk okuyucuları nezdinde itibarını zedeliyordu. Sonunda hükümdarın memur ve zabitleri, efendilerini, Avrupa efkârı umumiyesinin düşmanca gözleriyle görmeğe başladılar. Padişah 1883’de ihdas edilen sansürle yerli basının ağzını sıkı sıkıya kapamıştı.</p>
<p>Şimdi bu tedbir kendi aleyhine dönüyordu. Abdülhamid sessizliğe aşıktı, gürültü,patırdıdan, nümayişten nefret ederdi, adeta marazî bir nefret. Ama dışardan gelen bozguncu sesleri de susturamıyordu.</p>
<p>Oysa insiyakî nefretini dizginlemesi lazımdı. Davasını müdafaa etmek, Avrupa&#8217;nın ithamlarında ne kadar haksız, iddialarında ne kadar mesnetsiz olduğunu ispat etmek (bu onun için gayet kolaydı) ülkesinin çıkarlarını korumak amacıyla nasıl didindiğini, ne cansiperane gayretler harcadığını göstermek için kendi basının sütunlarından faydalanabilirdi.</p>
<p>İNTELİJANSİYANIN KAYGISI</p>
<p>Bir bedbinlik havası esiyordu ülkede. Padişah, düşmanlarının yarattığı bu havayı maâkul bir nikbinliğe çevirmeğe, gönül ve kafaya seslenen delillerle temellendirilmiş bir güven havasıyla yok etmeye çalışmalıydı. Heyhat&#8230;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/">Cemil Meriç – Bir Facianın Hikayesi’nden Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uygarlık ve Suç</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/uygarlik-ve-suc/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/uygarlik-ve-suc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 18:37:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Uygarlık ve Suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce şu aşağıdaki satırları okuyalım: ”&#8230; medeniyetin gelişmesi örf ve adetlerdeki yumuşamalarla sonuçlandığından ve ayrıca Batı&#8217;nın ileri toplumlarında etkili bir suç politikası da uygulanabildiğinden, şiddet belirten adam öldürme, ırza tecavüz, yağma, nâsrı izrar, isyan, kamu otoritesini temsil edenlere mukavemet gibi, şiddetle birlikte işlenen suçluluğun gerilemesine neden olmak gerekirdi. Medeniyet ilerledikçe mutavassıtlık, hırsızlık, karşılıksız faydalanma, dolandırıcılık, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uygarlik-ve-suc/">Uygarlık ve Suç</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/uygarlik-ve-suc/images-8-9/" rel="attachment wp-att-19606"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19606" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8.jpeg" alt="" width="470" height="313" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8.jpeg 470w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-360x240.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-296x197.jpeg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-270x180.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-370x247.jpeg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-236x157.jpeg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-8-300x200.jpeg 300w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /></a></p>
<p>Önce şu aşağıdaki satırları okuyalım:</p>
<p>”&#8230; medeniyetin gelişmesi örf ve adetlerdeki yumuşamalarla sonuçlandığından ve ayrıca Batı&#8217;nın ileri toplumlarında etkili bir suç politikası da uygulanabildiğinden, şiddet belirten adam öldürme, ırza tecavüz, yağma, nâsrı izrar, isyan, kamu otoritesini temsil edenlere mukavemet gibi, şiddetle birlikte işlenen suçluluğun gerilemesine neden olmak gerekirdi. Medeniyet ilerledikçe mutavassıtlık, hırsızlık, karşılıksız faydalanma, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma, sahtekârlık, rüşvet ve irtikap, yalan şahitlik, iftira, karşılıksız çek keşidesi, şantaj ve genel olarak beyaz yaka suçlarının çoğalacağını söylemek gerekir. Bununla beraber Avrupa memleketlerindeki istatistikler son yıllarda şiddetle birlikte işlenen suçların arttığını göstermektedir. Sözgelimi Fransa’da şiddet suçları yukarıda belirtilen hırs ve tamâ suçlarının 1933 yılmda % 30&#8242; unu teşkil ettiği halde 1964 yılında hemen yarısına yükselen bir oran almıştır. Gene Batı memleketlerinde organize suçun gittikçe genişlik kazandığı görülmektedir. Suçluluk gittikçe profesyonel nitelik almakta, tekerrür oranı yükselmektedir.&#8221;(3)</p>
<p>Yukarıdaki metinde geçen ”beyaz yaka suçları” kavramı, aynı kitapta şöyle tanımlanmaktadır: ”Beyaz yaka suçları, toplumda saygıdeğer sayılan sosyal itibara sahip kimselerin yürüttükleri, iş hayatında işledikleri sömürücü ve hileli ekonomik suçlardır.”(4)</p>
<p>Aynı yerde, çeşitli dal ve ekonomik alanlarda, kanunların boşluklarından veya hükümleri arasından sıyrılarak gerçekleştirilen bu mali rezaletlerin, insafsız bir rekabet dünyasının ve karşılıksız faydalanma felsefesinin sonucu olarak meydana geldiği kanısına yer verilmektedir.</p>
<p>Uygarlık denildiğinde kitlelere verilen imaj, genellikle örf ve âdetlerdeki (gelenek, görenek), insanla insan arasındaki yumuşama, genel bir toplumsal mutluluk ve huzur gibisinden oldukça düz ayak genellemelerdir. Gerçi uygarlığın tanımı içinde bu türden motifler yok değildir. Yerleşik (uygar, medeni) hayatın ortaya koyduğu bolluk ve refahın sonuçları hususunda İbn Haldun’un tanıklığına bakalım. Durumu şöyle anlatıyor:</p>
<p>”Bu hayatın bir sonucu olarak daima talep ve ihtiyaçlar arkasından koşmak, birbiri ardınca ahaliyi yorar, üstelik bu tekellüflerin çok olan çeşitlerinden birini elde ettikten sonra, nefis diğer çeşitlerini de arzu eder. Bunun tesiri ile fısk ve fücur artar, meşru ve gayrimeşru yollarla geçinme vasıtalarını elde etmek üzere türlü çarelere başvurulur.</p>
<p>”Fikirler bunu düşünmekle meşgul olur. Bunun vasıta ve hilelerini arar. Bunun bir sonucu olarak yalancılık, kumar, aldatma, ahlâksızlık, hırsızlık, yalandan and içme ve intikâ hüküm sürer. Bu ahlaksızlık ve onun namus ve şerefe dokunan kötülükleri herkesin gözü önünde açık bir surette işlenir. Yerleşik ve tekellüflü hayatın bozuk ve kötü olan hallerinden biri de, şehvetlere dalmak ve şehvet düşkünü olmaktır. Bu düşkünlük de bolluğun ve refahın tâbilerindendir. (Sonuç) zina ve lutiliğin yaygınlaşmasıdır.&#8221;5</p>
<p>Dikkat edilirse günümüze ait bir kriminoloji kitabının tanıklığı ile altı yüz yıl önce söylenmiş sözler arasında, uygarlığın getirdiği sonuçlar konusunda hemen hemen ortak sayılabilecek gözlemler vardır. Uygarlık denilen olayın ”sevimli” yüzü sürekli biçimde gösterilirken onun ”çirkin&#8221; yüzü görmezlikten gelinmemelidir. Onun getireceği bütün sonuçlara katlanmayı önce&#8217; den göze almak gerekiyor. Gerçi bu sonuçlara razı olmayı şimdiden göze alan kitleler oluşturulmuştur. Buna rağmen halihazır duruma teslim olmama hususundaki bilinç saklı tutulmalıdır, diyoruz.</p>
<p>Rasim Özdenören &#8211; Yaşadığımız Günler,syf.202-204</p>
<p>Dipnot:</p>
<p>3 Dönmezer, Kriminoloji, 5. bası, s. 61, Ist. 1975.</p>
<p>4 A.g.e., s. 57.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uygarlik-ve-suc/">Uygarlık ve Suç</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/uygarlik-ve-suc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
