<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Soner Duman | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/soner-duman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2020 17:05:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Soner Duman | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah Bizim Cennete ve Cehenneme Gireceğimizi Biliyorsa, Neden Bizi İmtihan Ediyor?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-bizim-cennete-ve-cehenneme-girecegimizi-biliyorsa-neden-bizi-imtihan-ediyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-bizim-cennete-ve-cehenneme-girecegimizi-biliyorsa-neden-bizi-imtihan-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 17:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kader/Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Bilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın imtihan etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kainatın Yaratılması]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Soner Duman Sorunun önemi Özellikle lise ve üzeri düzeydeki gençlerimizin sıklıkla sorduğu soruların başında yukarıdaki soru gelmektedir. Bu soruya cevap verme teşebbüsünde bulunmadan önce şu iki hususun göz önünde bulundurulması gerekir: a) Bu soru aslında İslam tarihi boyunca Müslüman âlimlerin üzerinde en çok konuştuğu ve tartıştığı meselelerden birini oluşturuyor. Çünkü bu sorunun imana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-bizim-cennete-ve-cehenneme-girecegimizi-biliyorsa-neden-bizi-imtihan-ediyor/">Allah Bizim Cennete ve Cehenneme Gireceğimizi Biliyorsa, Neden Bizi İmtihan Ediyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-7750 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir5.jpg" alt="" width="343" height="272" />Doç. Dr. Soner Duman</strong></p>
<p><strong>Sorunun önemi</strong></p>
<p>Özellikle lise ve üzeri düzeydeki gençlerimizin sıklıkla sorduğu soruların başında yukarıdaki soru gelmektedir. Bu soruya cevap verme teşebbüsünde bulunmadan önce şu iki hususun göz önünde bulundurulması gerekir:</p>
<p><strong>a)</strong> Bu soru aslında İslam tarihi boyunca Müslüman âlimlerin üzerinde en çok konuştuğu ve tartıştığı meselelerden birini oluşturuyor. Çünkü bu sorunun imana ilişkin pek çok meseleyle doğrudan irtibatı var. Bunların başında da kader konusu geliyor. Söz konusu kader olunca ister istemez Allah’ın ilmi, iradesi, yaratması gibi gaybî konular devreye giriyor. İşte bütün bu sebeplerle bu soruya bir çırpıda herkesi tatmin edecek bir şekilde cevap vermek o kadar kolay değil.</p>
<p><strong>b)</strong> Bu soruya cevap vermeyi zorlaştıran ikinci husus ise klasik kaynaklarımızın bu konuya dair açıklamalarını insanlarımızın anlayabileceği şekilde takdim etme güçlüğü. Zira bizim klasik kitaplarımızda bu meseleye dair yazılanlar halka değil konunun uzmanlarına hitap ediyor.</p>
<p>Bu iki zorluğa rağmen yine de biz sorunun cevabını ele almaya çalışalım.</p>
<p><strong>Allah bizi imtihan ediyor mu?</strong></p>
<p>Önce şu imtihan meselesinden başlayalım. Kur’an’da Rabbimiz pek çok âyette insanları imtihan ettiğini/edeceğini açık olarak ifade etmiştir. Bunların bir kısmı şöyledir:</p>
<p>“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk, 2)</p>
<p>“Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri bilinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.” (Muhammed, 31)</p>
<p>“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları bilecek, yalancıları da mutlaka bilecektir.” (Ankebut, 2-3)</p>
<p>“Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri bilmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe, 16)</p>
<p><strong>Allah’ın imtihan etmesi ne demek?</strong></p>
<p>Yukarıdaki âyetlerde açık bir biçimde Allah’ın kullarını imtihan ettiğinden söz ediliyor. Dahası kimi âyetlerde “bilelim diye” şeklinde ifadeler bile yer alıyor. İnsanlar arası günlük kullanımda “imtihan / sınav” sözcüğünü duyduğumuzda bununla öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi derecesini anlamak için yapılan yoklamayı kastederiz. Yani imtihan yapan şahıs (öğretmen) veya kuruluş (iş yeri, eğitim kurumları) bu imtihan öncesinde kişinin nasıl bir performans sergileyeceği, neyi bilip neyi bilmediği konusunda bir bilgi sahibi değildir. İmtihan sonucunda kişinin bilgi ve beceri seviyesi hem kendisi hem de bu imtihanı yapan kişi ya da kurum tarafından anlaşılacaktır. Peki Allah acaba gerçekten kulların durumunu öğrenmek için mi imtihan yapıyor? Kesinlikle hayır!</p>
<p><strong>Allah her şeyi zaten biliyor!</strong></p>
<p>Kullarını yoktan yaratan Allah onların geçmiş ve geleceğini, açığa vurduklarını ve gizlediklerini zaten bilmektedir. Nitekim Rabbimiz bu konuda şöyle buyurur:</p>
<p>“Sözünüzü ister açıktan söyleyin ister [içinizde] gizleyin [fark etmez]. O, göğüslerdekinin özünü [insanın aklından ve kalbinden geçenleri] bilir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Mülk, 13-14)</p>
<p>“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am, 59)</p>
<p>“Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).” (Sebe, 3)</p>
<p>“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadid, 22)</p>
<p>“Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talak, 12)</p>
<p>“O, [kullarının] önlerindekini ve arkalarındakini bilir.” (Bakara, 256)</p>
<p><strong>Madem biliyor, niçin imtihan ediyor?</strong></p>
<p>Yukarıdaki âyetler açık bir biçimde Rabbimizin her şeyi ezeli ilmiyle bildiğini, O’nun öğrenen bir varlık olmadığını, O’nun için “sürpriz” söz konusu olmadığını açık bir biçimde ortaya koyuyor. O halde şu soruyu soralım:</p>
<p>Bir tarafta Allah’ın imtihan yaptığını belirten âyetler, diğer yanda da O’nun her şeyi zaten bildiğini gösteren âyetler var. Bu bir çelişki değil midir?</p>
<p><strong>Kur’an’ın anlaşılmasına ilişkin önemli bir kural:</strong></p>
<p>Kur’an âyetlerinin yorumlanmasında tefsir âlimlerimizin belirttiği şu kuralı dâima göz önünde bulundurmak gerekir. “Kur’an’da ilk bakışta farklı şekillerde anlaşılmaya müsait olan yahut yeterince açık olmayan âyetler (müteşâbih), anlamı açık ve net olan âyetlere (muhkem) göre yorumlanmalıdır.” Bu kuraldan hareket eden âlimlerimiz “imtihan” ilgili âyetleri iki farklı şekilde yorumlamışlardır.</p>
<p><strong>Allah “imtihan” sözcüğünü kendisi açısından değil kullar açısından kullanıyor.</strong></p>
<p>Allah, sonsuz bilgisiyle her şeyi bildiği halde kullarına sanki onları imtihan ediyormuş gibi imtihan eden kimsenin muamelede bulunması gibi muamelede bulunur. Burada bir tarafta ilmi sonsuz olan, her şeyi bilen bir Allah diğer tarafta geleceği ve gaybı bilmeyen kul bulunmaktadır. Meseleye kul cephesinden bakıldığında gelecek zaman tamamen meçhuldür, o halde onun açısından bakıldığında sonucu bilinmeyen bir imtihan söz konusudur. İşte Allah kulları, onların kendi bulunduğu ilmî ve psikolojik hal açısından değerlendirerek kendilerine yaptığı muameleye “imtihan” adını vermiştir. Nitekim Kur’an’da Allah başka bazı konularda da kullara onların yapıp etmeleri cinsinden fiillerle mukabelede bulunmuştur. Öyleyse “Allah kullarını imtihan ediyor” ifadesini dünyada bir öğretmenin öğrencisini imtihan etmesine kıyaslamak kesinlikle yanlıştır. Çünkü bir öğretmen öğrencisinin imtihandan ne not alacağını bilemez, sadece tahmin eder. Tahmininde haklı da çıkabilir, yanılabilir de. Oysa Allah tahmin etmez, yanılmaz.</p>
<p><strong>Allah, ezelde bildiği şeylerin dış dünyaya yansımasına “imtihan” adını veriyor.</strong></p>
<p>Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. O’nun için “geçmiş”, “şimdi” ve “gelecek” birdir. Ancak kullar açısından zaman söz konusudur. Her ne kadar Allah’ın bilgisi ezeli olsa da bu bilginin varlıkla ve olaylarla ilişkisi “bizim açımızdan” değerlendirildiğinde Allah’ın bir şeyi bilmesinin iki boyutu ortaya çıkmaktadır:</p>
<p><strong>1.</strong> Allah’ın bir şeyi dış dünyada meydana gelmeden önce bilmesi.</p>
<p><strong>2.</strong> Allah’ın bir şeyi meydana geldikten sonra realiteye dönüşmüş haliyle bilmesi.</p>
<p>Mesela siz doğmadan önce Rabbimiz ezelde sizi yaratacağını ve sizin o gün doğacağınızı bilir. Bu, bir şeyin var olmasından önceki ön bilgidir. Sizin günü ve vakti gelince doğmanız durumunda Allah’ın bunu bilmesi bir şeyi olduktan sonraki haliyle bilmesidir. Şu halde aslında varlık, Allah’ın ezelî ilminde bir bilgi halinde mevcutken zaman gelip yaratılıyor, pratiğe dökülüyor ve Allah, o varlığı ezelde bilgi halinde bildiği gibi, sonradan yaratıp pratiğe dökünce de gerçek-realite haliyle bilmiş oluyor.</p>
<p>İşte Allah’ın “bilelim diye imtihan ediyoruz” ifadesi şu anlama gelir: “Ezelde zaten ön bilgi halinde bildiğimiz şeyin, bilfiil realiteye döküldükten sonra gerçeğe dönüşmüş haliyle de bilelim diye sizi imtihandan geçiriyoruz.”</p>
<p><strong>Allah için “sürpriz” ve “sonradan öğrenme” diye bir şey olmaz!</strong></p>
<p>İster ilk yorumu isterse ikinci yorumu kabul edelim, netice itibarıyla Allah açısından “sürpriz bir bilgi”, “bir şeyi sonradan öğrenme”, “bilgisiz iken bilgili hale gelme” diye bir durum söz konusu değil. O halde Allah, bilmediği bir şeyi öğrenmek için kullarını imtihan etmiyor. Ezeli bilgisinde bildiği şeyleri realiteye döküyor, pratiğe geçiriyor. Klasik tabiriyle “kader, kazaya dönüşüyor.”</p>
<p><strong>Öyleyse biz imtihandan geçmiyor muyuz?</strong></p>
<p>“İmtihan” meselesine biz kullar açısından baktığımızda bu kelimenin bizim hakkımızda kullanılması yüzde yüz doğru. Yani biz, sonucunu bilmediğimiz bir imtihandan geçiyoruz, dünya da bir imtihan alanı. Ama Allah açısından bakıldığında bilinmeyen bir şeyin öğrenilmesi için kulların imtihan edilmesi söz konusu değil. Bilinen bir şeyin pratiğe dökülmesi söz konusu.</p>
<p><strong>Her şey baştan belli iken yaratmanın anlamı ne?</strong></p>
<p>Rabbimiz Kur’an’da kâinatın yaratılış sebebi ile ilgili olarak önce yanlış anlayışları ortadan kaldırıp sonra doğru cevabı ortaya koyuyor. Biz de önce kâinatın yaratılış sebebinin ne olmadığı üzerinden hareket edip sonra ne olduğunu ortaya koymaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Allah kâinatı, ihtiyacı bulunduğu için yaratmamıştır.</strong></p>
<p>Biz insanlar, ihtiyaç duyduğumuz şeyleri yapar ve üretiriz. Mesela ekmeği yemek için, elbiseyi giymek için üretiriz. Evleri içinde yaşamak için yaparız. Oysa Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu varlıktır. (es-Samed).</p>
<p>Rabbimiz, Kur’an’da kâinata ve içindeki hiçbir varlığa ihtiyacı bulunmadığını defaatle belirtmiştir. (Âl-i İmran, 97; Hicr, 70; Ankebut, 6)</p>
<p><strong>Allah kâinatı “oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır.</strong></p>
<p>Biz insanlar, bazı şeyleri ihtiyacımız olduğundan değil sırf hoşça vakit geçirmek, can sıkıntısından kurtulmak için yaparız. Mesela müzik dinler, resim yapar, gezintiye çıkarız. Buna ihtiyacımız olduğu için değil iyi vakit geçirmek için bunu yaparız. Oysa oyun ve eğlence edinmek Rabbimizin münezzeh olduğu bir durumdur. Bu, canı sıkılan ve can sıkıntısını geçirmek için bir şeylerle oyalanmaya ihtiyaç duyan insanların özelliğidir.</p>
<p>Rabbimiz kâinatı fantastik bir sebeple, hoşça vakit geçirmek için yaratmadığını, bu kâinatı yaratmasının haklı bir sebebinin bulunduğu şu şekilde belirtmektedir:</p>
<p>“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” (Duhân, 38-39)</p>
<p><strong>Allah kâinatı amaçsız ve sebepsiz yere [abes olarak] yaratmamıştır.</strong></p>
<p>Biz insanlar bazen amaçsız ve sebepsiz işler yaparız. Bu yaptıklarımız bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığı gibi bize hoşça vakit geçirme fırsatı da sunmaz. Şuursuz ve bilinçsizce, sırf iş olsun diye işler yaparız. Allah, yaptığı her şeyi yerli yerince yapan, yaptığı şeylerde nice hikmetler bulunan el-Hakîm’dir. O’nun hiçbir fiili hikmetsiz değildir.</p>
<p>Rabbimiz, kâinatın boşu boşuna yaratıldığı fikrinin kâfirler tarafından sahip olunan bir fikir olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!” (Sad, 27)</p>
<p>Rabbimiz, bir başka âyetinde insanlara hitap ederek onların yaratılışının amaçsız, sebepsiz [abes] olmadığını şu şekilde belirtmektedir:</p>
<p>“Yoksa sizi boşu boşuna [amaçsız ve sebepsiz olarak abes yere] yarattığımızı mı sandınız?” (Müminûn, 115)</p>
<p><strong>Kâinatın yaratılmasının haklı bir gerekçesi vardır.</strong></p>
<p>Rabbimiz Kur’an’ın pek çok âyetinde kâinatı yaratmasının hak ile olduğunu belirtir. Bu, kâinatın boş yere ve sebepsiz olmadığının olumlu ifade ile pekiştirilmesidir. Bu konu ile ilgili âyetlerin bir kısmı şu şekildedir:</p>
<p>“Allah, gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yarattı. Şüphesiz bunda, iman edenler için (Allah’ın varlık ve kudretine) bir nişâne bulunmaktadır.” (Ankebut, 44)</p>
<p>“Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir.” (İbrahim, 19)</p>
<p>“Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.” (Câsiye, 22)</p>
<p><strong>Kâinatın yaratılış sebebi Allah’ın İlahlık ve Rabliğini göstermeyi dilemesidir.</strong></p>
<p>Kâinatın yaratılışının temel sebebi yaratılan varlıkların Allah’ı yüceltmeleri, kulluklarını göstermeleri, Rabbimizin de onlara karşı ilahlığını ve rabliğini göstermesidir:</p>
<p>Kur’an, insan dışında yaratılmış olan yerdeki ve gökteki bütün varlıkların Allah’a boyun eğdiğini, secde ettiğini, onu tenzih ettiğini belirtir. Bu âyetlerin bir kısmı şöyledir:</p>
<p>“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.” (İsra, 44)</p>
<p>“Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.” (Nahl, 49)</p>
<p>“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.” (Hadid, 1; Haşr, 1; Saf, 1)</p>
<p>Kur’an, akıl, irade ve nefis sahibi varlıklar olan cinler ve insanların da kulluk sebebiyle yaratıldığını şu şekilde belirtir:</p>
<p>“Ben, cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyat, 56)</p>
<p><strong>Allah’ın ibadete ihtiyacı mı vardı?</strong></p>
<p>Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Hiçbir varlık Allah’ı zikretmese, tesbih ve tenzih etmese de Allah zâtı itibarıyla övgüye layıktır. O’nun övgüye layık olması, kendisini öven birilerinin bulunmasına bağlı değildir.</p>
<p>Bu soru başka bir soruyu gündeme getirir: O halde madem ki ibadet edilmeye, yüceltilmeye ihtiyacı yok öyleyse hiçbir varlığı yaratmasaydı!</p>
<p>Burada hemen şu âyetler gündeme gelir: “O, dilediğini yapar.” (Hûd, 107; Burûc, 16). “O’na yaptığı bir şeyden dolayı [“niçin böyle yaptı?”] diye soru sorulamaz. Ancak [O’nun tarafından insanlara, “niçin böyle yaptınız?” diye] sorulacaktır.” (Enbiyâ, 23)</p>
<p><strong>Sonuç Kadere Çıkıyor</strong></p>
<p>Sonuç yine kadere çıkıyor:</p>
<p>Rabbimiz ezeli ilmiyle bildiği, ezeli iradesiyle dileyip tercih ettiği şeyleri yaratma sıfatıyla yaratıp varlık âlemine çıkardı. Bizim açımızdan bakıldığında ortada tam bir imtihan var. Hiçbir şey belli değil. Bize seçme hakkı verilmiş, irade verilmiş. Hiçbir şey zorla yaptırılmıyor, her şeyi biz yapıyoruz. Ama meseleye Allah açısından bakıldığında o her şeyi biliyor, bildiklerini yaratarak pratiğe döküyor. Varlıklar onun ezelî ilminden varlık âlemine çıkarken O’nun irade, kudret, tekvin gibi bütün sıfatları da tecelli ediyor.</p>
<p>Bütün bu tecelliler ve -kullar açısından bakıldığında- imtihanlar sonucunda Rabbimiz başta Hz. Muhammed (s.a.v.) ve diğer peygamberler, Allah dostları, şehitler ve sâlih müminler olmak üzere kendine ebedî dostlar ediniyor. Onları ebedî nimetlerine gark ederek kendi güzelliğini ve cemalini gösteriyor. Bunu onlara doğrudan ve hazır bir şekilde vermiyor da onlar açısından bir imtihan sonucu veriyor. İşte kullar açısından imtihanın en büyük kazanımı bu! Bu imtihan sonucunda kaybeden, cehennemlik olan, ebedî azaba dûçar olanlar ise bunu tamamen kendi tercih ve seçimleri ile hak ediyorlar. Allah onları tercihlerini bu şekilde kullanmaya kesinlikle zorlamıyor. Dolayısıyla hiçbir haksızlık ve adaletsizlik söz konusu değil.</p>
<p>Bu açıklamalarda doğru bir husus varsa Rabbimizin lütfundandır. Yanlış bir şey varsa o da bizim nefsimiz ve şeytandandır, Rabbimiz bundan münezzehtir. Her şeyin en doğrusunu Rabbimiz bilir.</p>
<p>“Rabbimiz, Senin bize öğrettiğinden başka bizim bir ilmimiz yoktur. Şüphesiz ki her şeyi bilen ve her şeyi hikmetli bir şekilde yapan ancak Sensin.” (Bakara, 32)</p>
<p>https://gencdergisi.com/12775-allah-bizim-cennete-ve-cehenneme-girecegimizi-biliyorsa-neden-bizi-imtihan-ediyor.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-bizim-cennete-ve-cehenneme-girecegimizi-biliyorsa-neden-bizi-imtihan-ediyor/">Allah Bizim Cennete ve Cehenneme Gireceğimizi Biliyorsa, Neden Bizi İmtihan Ediyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-bizim-cennete-ve-cehenneme-girecegimizi-biliyorsa-neden-bizi-imtihan-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otorite Olmadan İlim Öğrenilir mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/otorite-olmadan-ilim-ogrenilir-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/otorite-olmadan-ilim-ogrenilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ilimde otorite]]></category>
		<category><![CDATA[Otorite Olmadan İlim Öğrenilir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern dönemler öncesinde, ilmin üretildiği ve aktarıldığı kurumlar medreselerdi. Bu medreselerde her bir ilim dalında “otorite” kabul edilen bir takım metinler ve o otorite metinlerin yazımı, şerh edilmesi ve öğrencilere aktarılmasında uzmanlaşmış “otorite âlimler” vardı. Bu metinlerin kimi zaman özet tarzında (muhtasar), kimi zaman şiir tarzında (manzum) yazılmış olanları ilme yeni başlayan öğrencilere bu otorite [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/otorite-olmadan-ilim-ogrenilir-mi/">Otorite Olmadan İlim Öğrenilir mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-10969 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/indir-5.jpg" alt="" width="404" height="274" /></p>
<p>Modern dönemler öncesinde, ilmin üretildiği ve aktarıldığı kurumlar medreselerdi. Bu medreselerde her bir ilim dalında “otorite” kabul edilen bir takım metinler ve o otorite metinlerin yazımı, şerh edilmesi ve öğrencilere aktarılmasında uzmanlaşmış “otorite âlimler” vardı. Bu metinlerin kimi zaman özet tarzında (muhtasar), kimi zaman şiir tarzında (manzum) yazılmış olanları ilme yeni başlayan öğrencilere bu otorite âlimler tarafından ezberletilirdi. Bu metinler, o ilme ilişkin bilinmesi gereken ana malzemeyi derli-toplu sunar, hiçbir önemli meseleyi dışarıda bırakmazdı. İlerleyen yıllarda okutulan bütün metinler, ilk başta ezberlenen bu muhtasar metinlerin açılımı mahiyetinde metinlerdi. Böylece medreseden mezun olan ve vasatın altına düşmeyen bir öğrenci İslamî ilimlerin hemen her dalının temel meselelerini ayrıntılarıyla bilirdi.</p>
<p>Medrese geleneğinin ortadan kalkmasıyla birlikte İslamî ilimlerin eğitim-öğretiminde büyük bir kriz de söz konusu oldu. Artık ne “otorite metinler”, ne de “otorite âlimler” vardı. Otorite metinlerin yerini, şuradan buradan yapılan alıntılarla oluşturulmuş derme çatma metinler, otorite âlimlerin yerini ise pergelinin sabit ayağını koyabileceği sabit bir zemin bulamayan yeni nesil din bilginleri (!) alacaktı.</p>
<p>Bu yeni dönemin en belirgin özelliği &#8220;otorite karşıtlığı&#8221; idi. Zira otorite onlara göre taklid / taassup / bağnazlık demekti. Hür düşünceye engeldi. Vâkıa, tarihte otorite metinleri ve otorite âlimleri hatasız kabul edip tazimde aşırıya gidenler yok değildir. Lâkin bu durum ne bu metinlerin ne de bu âlimlerin ilme yaptığı katkıların inkârını gerektirmezdi / gerektirmemeliydi. Ama öyle olmadı… İlim, ancak sabiteler üzerine kurulabilirdi. Evet, ilimde ön yargıya yer yoktu ama ön yargı ile sabite farklı şeylerdi.</p>
<p>Devran öyle bir döndü, devir öyle bir değişti ki kimileri çağımız Müslümanlarına “otorite fikrine bütünüyle karşı çıkma”yı salık verdi. Bırakın âlimin otoritesini artık bu dini tebliğ eden, bizi Allah’ın kitabıyla tanıştıran zâtın bile bu dinde otoritesi yoktu!. Artık tek otorite “Allah’ın kitabı” idi.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ve ashabının yaşadığı İslam’ı sahih gelenekler halinde bize takdim eden “mezhepler” hiç olmaması gereken yapılardı. Mezhep imamları, bizim Kur’an’ı anlamamızın önünde engeldi. Tarihin bize süzerek getirdiği ilim geleneği ve kitaplar, hep “uydurulmuş din”in yapıtaşlarıydı. Artık bu “uydurulmuş din” bir kenara bırakılmalı, şahıslar ve kitaplara yönelik “otorite” fikrinden vazgeçilmeli, tek otorite olan “Kur’an” okunmalı, ihtiyaç duyduğumuz her şey ondan elde edilmeliydi.</p>
<p>Bu düşüncenin bizi götüreceği nokta, tarihsel süreçte İslam’ı anlamaya vesile olan fıkıh, tefsir, hadis, kelam, siyer gibi bütün ilmî geleneklerin gayr-i meşru ilan edilmesi, İslamî ilimler içinde metodoloji meselesini ele alan usulün görevine son verilerek devre dışı bırakılmasıydı.</p>
<p>Bu protest(an) Müslümanlık anlayışı ne getirdi? Bizi İslam’ı doğru anlayacak ve yaşayacak bir seviyeye ulaştırdı mı? Bizi, kendimizle ve “öteki” ile olan sorunlarımızı çözebilecek bir donanıma ulaştırdı mı? Bizi, “ötekine” benzemekten kurtardı mı? Asla!</p>
<p>Tarihimizi, baştan sona hiç yaşanmaması gereken kara bir leke gibi gören / gösteren bu protest(an) Müslümanlık anlayışı tarihle bütün bağlarımızı kopardı. Tarihle olan bağlarımızın kopması demek, bizi biz yapan bütün değerlerle aramıza mesafe koymak demekti. Kabuğundan çıktıktan sonra kabuğunu beğenmeyen kaplumbağa gibiydik artık. Övünebileceğimiz İmam Gazalîler, İmam Maturidîler, Fahreddin Razîler, İbn Rüşdler, İmam Ebu Hanîfeler yoktu… Zira bunlar hep Kur’an’ı doğru anlamamızı engelleyen “yol kesiciler”di. Hür düşünceli, ileri müslüman olmak için bu ayakbağlarından kurtulmalı, İslam&#8217;ı doğrudan / sadece Kur&#8217;an&#8217;dan öğrenmeliydik.</p>
<p>Peki tabiat boşluk kabul etti mi? Ebu Hanife’leri, Şâfiîleri, Maturidîleri, Eş’arîleri, Gazalîleri, Râzîleri otorite kabul etmeyi bıraktığımızda gerçekten bütün otoritelerden kurtulduk mu? Asla!</p>
<p>Şimdilerde bu “saf ötesi” zihnin fark edemediği yeni otoriteler edindik. Artık ilimde hiçbir sabitesi olmayan, ömrünü güya “ezber bozmaya” adayan, “muhalefet et ki tanınasın” parolasını şiar edinen, Kur&#8217;an&#8217;ın yeryüzünde sözcülüğüne soyunan sivri dilli yeni otoritelerimiz var. Ve bu otoriteler karşısında ağzı açık bir hayranlıkla onları dinleyen, onları tartışılmaz bir otorite edindiğinin farkına varmayarak sözüm ona geçmişin otoritesine karşı çıkan, onlardan edindiği malumatı, bütün tartışmalarında bir tekerleme gibi tekrarlayan yığınla kitleler. Bütün sermayesi retorik, muhalefet, laf cambazlığı olan, Kur’an’ın bir satırını hatasız okuma becerisine sahip olmayan kitleler.</p>
<p>Evet… Mutlak otorite Allah’a aittir. Âmenna. Allah Resûlü dışında hiç kimse masum değildir. Hiç kimse hata etmez / eleştirilemez değildir. Hiçbir âlim peygamber olmadığı gibi hiçbir beşer ürünü kitap da Kur’an değildir. Bunların tümüne âmennâ…</p>
<p>Ama en az bunun kadar gerçek olan başka bir şey daha var: Allah, dinini öğrenme ve öğretmeyi önce Resûlü’ne (s.a.v.) ve onun vasıtasıyla da onun mirasçıları olan Rabbânî âlimlere tevdi etmiştir. Ulema belirli bir sınıf, zümre, oligarşik bir yapı değildir. Ulema &#8220;ruhban sınıfı&#8221; değildir. Kim ilim öğrenmek isterse kapılar ona sonuna kadar açıktır. Kime de ilim verilmişse ona mutlaka büyük bir pay verilmiştir.</p>
<p>Hâsılı ilimde otoriteyi kutsamak / tartışılmaz kabul etmek ne kadar yanlışsa ilimde otorite fikrini bütünüyle yok saymak da en az bunun kadar yanlıştır. Ve doğru, her zaman olduğu gibi ifrat ve tefrit arasında itidal noktasındadır. Vallahu a’lem.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:34-36</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/otorite-olmadan-ilim-ogrenilir-mi/">Otorite Olmadan İlim Öğrenilir mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/otorite-olmadan-ilim-ogrenilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Usul Okumak Ne Demek?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/usul-okumak-ne-demek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/usul-okumak-ne-demek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmî ilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Usul Okumak Ne Demek?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece usul-i fıkıh için değil bütün İslamî ilimler [ve hatta belki de bütün beşerî ilimler] için şunu söyleyebiliriz: &#8220;Bir ilim dalına ilişkin medlulleri [deliller ile ulaşılmış sonuçları] bilmek ile o medlulleri elde etme sürecini bilmek farklı şeylerdir.&#8221; Fıkıh ilminden örnek verelim: Fıkıhta mükelleflerin fiillerine ilişkin farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh, haram vb. hükümler, fıkıh ilminin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/usul-okumak-ne-demek/">Usul Okumak Ne Demek?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-17656 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1.jpg" alt="" width="443" height="295" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ilim-ogrenmek-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" /></p>
<p>Sadece usul-i fıkıh için değil bütün İslamî ilimler [ve hatta belki de bütün beşerî ilimler] için şunu söyleyebiliriz:</p>
<p>&#8220;Bir ilim dalına ilişkin medlulleri [deliller ile ulaşılmış sonuçları] bilmek ile o medlulleri elde etme sürecini bilmek farklı şeylerdir.&#8221;</p>
<p>Fıkıh ilminden örnek verelim: Fıkıhta mükelleflerin fiillerine ilişkin farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh, haram vb. hükümler, fıkıh ilminin medlulleridir. Bir ilmihal kitabına baktığımızda ibadetler ile ilgili olarak bu medlulleri hazır olarak buluruz. Fakat, bu medlullerin hangi delillerden, hangi tür istidlaller kullanılarak elde edildiğini ilmihal kitabında göremeyiz. Bu bilgiyi ancak geniş çaplı fıkıh kitaplarında görebiliriz.</p>
<p>Bu açıklamaları dikkate alıp usul ilmine döndüğümüzde şunu söyleyebiliriz:</p>
<p><strong>&#8220;Usul okumak / usul bilmek&#8221; ile iki şey kastedilebilir:</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Usul ilminin medlullerini / hazır sonuçlarını / kurallarını bilmek.</p>
<p>Herhangi bir muhtasar usul eserini açıp baktığınızda, bir mezhebin usul konusundaki hazır sonuçlarını orada görebilirsiniz. &#8220;Emir vücub içindir&#8221;, &#8220;umum-i belvada haber-i vahid ile amel edilmez&#8221;, &#8220;iki delilin tearuz etmesi için aynı güçte olması gerekir&#8221; vb. kurallar bu medlullerdir.</p>
<p><strong>b)</strong> Usuldeki medlullere hangi delillerden ve hangi istidlaller ile ulaşıldığını bilmek.</p>
<p>Söz gelimi &#8220;emir vücub içindir&#8221; medlulüne usulcüler hangi delillerden hareketle ve hangi istidlalleri kullanarak ulaştılar? Bu konuda karşı görüşler nelerdir? Onlara nasıl cevap verilmiştir? Herhangi bir mezhebin birikimi bu medlulleri destekleyecek örnekleri ne ölçüde barındırmaktadır?</p>
<p>Usul ilminin meleke haline gelmesi, felsefî alt yapısının anlaşılması, derinliğinin keşfedilmesi ancak ve ancak usulün bu ikinci yönünün öğrenilmesi ile olur. Meseleleri enine boyuna tartışan, delillere yer veren usul eserleri okunmadan usulün bu yönü keşfedilemez.</p>
<p>Modern zamanda yazılan usul eserleri, her ne kadar meselelerin delillerine yer veriyor gibi görünse de mukayeseli bir yöntem uyguladıklarından ve &#8220;usulü kolaylaştırmak&#8221; parolasıyla usulün önemli pek çok meselesini ve tartışmasını kırptıklarından usul melekesi elde etmek için hiçbir zaman yeterli olmazlar. Ayrıca bu eserler, belirli bir usul ekolünü bir bütünlük içinde görmeye de engel olmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p>Usul okumak / bilmek, ancak usulün buzdağının denizin alt tarafında kalan yönlerini de bilmekle olur. Bunun için ise mesela Hanefîlerde Serahsî, Pezdevî ve Keşfü&#8217;l-esrar; Şâfiîlerde Mustasfâ, Mahsûl ve İhkâm gibi usul eserlerinin okunup mütalaa edilmesi şarttır. Bugünkü temel sorunumuz, İslamî ilimlerle -ve hatta fıkıh ilmiyle- iştigal edenlerin bu eserleri baştan sona okumaktan, usulü meleke haline getirmekten uzak duruyor olmasıdır. Vallahu a&#8217;lem.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:93-94</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/usul-okumak-ne-demek/">Usul Okumak Ne Demek?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/usul-okumak-ne-demek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şer&#8217;i Delillerin Farklı Bir Taksimi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/seri-delillerin-farkli-bir-taksimi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/seri-delillerin-farkli-bir-taksimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:09:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Şer'i Delillerin Farklı Bir Taksimi]]></category>
		<category><![CDATA[kesin deliller]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<category><![CDATA[zanni bilgiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Usul kitaplarında şer&#8217;î deliller farklı açılardan taksim edilir. Bu taksimler içinde lk olarak büyük Hanefî usulcü İmam Ebu Zeyd Debûsî&#8217;nin (v. 430) &#8220;Takvîmü&#8217;l-edille fî usuli&#8217;l-fıkh&#8221; adlı eserinde rastladığımız &#8220;bilginin kesinlik değeri&#8221; bakımından yapılan taksim son derece münâsip ve aynı zamanda önemli sonuçları bulunan bir taksimdir. Debûsî dinî konuda bize kesin bilgi verip vermemesi açısından delilleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seri-delillerin-farkli-bir-taksimi/">Şer’i Delillerin Farklı Bir Taksimi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-18810 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465.jpg" alt="" width="477" height="319" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465.jpg 696w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-600x401.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/ilim-696x465-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" /></p>
<p>Usul kitaplarında şer&#8217;î deliller farklı açılardan taksim edilir. Bu taksimler içinde lk olarak büyük Hanefî usulcü İmam Ebu Zeyd Debûsî&#8217;nin (v. 430) &#8220;Takvîmü&#8217;l-edille fî usuli&#8217;l-fıkh&#8221; adlı eserinde rastladığımız &#8220;bilginin kesinlik değeri&#8221; bakımından yapılan taksim son derece münâsip ve aynı zamanda önemli sonuçları bulunan bir taksimdir.</p>
<p>Debûsî dinî konuda bize kesin bilgi verip vermemesi açısından delilleri ikiye ayırır:</p>
<p><strong>A. KESİN BİLGİ VEREN DELİLLER</strong></p>
<p>(el-Hucecü&#8217;l-mûcibe li&#8217;l-ilm)</p>
<p>Bunlar hem kesin bilgi verir, hem de ameli gerektirir. Debûsî&#8217;ye göre bu deliller dört tanedir:</p>
<p><strong>1.</strong> Allah&#8217;ın kitabı: Debusî, Kur&#8217;an&#8217;da tevile kapalı olan, farklı yorumlanamayacak olan âyetlerin dinî konuda ihtimale açık olmayan kesin bilgi verdiğini belirtir.</p>
<p><strong>2.</strong> Hz. Peygamber&#8217;den bizzat işitilen haber: Bu, sahabe için söz konusudur. Sonraki nesiller açısından bu durum söz konusu değildir.</p>
<p><strong>3.</strong> Hz. Peygamber&#8217;den mütevatir olarak nakledilen haberler.</p>
<p><strong>4.</strong> İcma.</p>
<p>Kesin bilgi veren delillerin tümünün yolu aslında tek olup bu da Allah Resûlü&#8217;nün verdiği haberdir. Çünkü biz Allah&#8217;ın kitabını, onun (s.a.v.) bize verdiği haber ile öğrendik. Yine icmaın kesin hüccet olduğunu da Kitap ve Sünnet sayesinde öğrendik. Hz. Peygamber&#8217;den tevatür yoluyla nakledilen haberler de bizzat Hz. Peygamber&#8217;den işitilmiş gibidir.</p>
<p>Şu halde kesin delillerin tümünün dayanağı Allah Resûlü&#8217;nün verdiği haberdir. (Debusi, Takvimü&#8217;l-edille, s. 19)</p>
<p><strong>B. ZANNÎ BİLGİ VEREN DELİLLER</strong></p>
<p>(el-Hucecü&#8217;l-mücevvize li&#8217;l-ilm)</p>
<p>Bunlar kesin bilgi vermediğinden bilgiyi değil ameli gerektirir. Ameli gerektirmesi açısından &#8220;huccet&#8221; olduğu halde kesin bilgiyi gerektirmeyip ihtimalli olmasından &#8220;mücevvize&#8221; diye isimlendirilmiştir.</p>
<p>Bunlar da dört tanedir:</p>
<p><strong>1.</strong> Tevile müsait âyetler. Bu âyetler tevil edilmeden önce müşkil, müşterek veya mücmeldir.</p>
<p><strong>2.</strong> Tahsise uğramış umum ifadeler.</p>
<p><strong>3.</strong> Haber-i vâhidler ve sahabe haberi (merfu ve mevkuf rivayetler),</p>
<p><strong>4.</strong> Kıyas: Kıyas tamamen reye dayalı olduğu için ihtimallidir.</p>
<p>(Debusi, Takvimü&#8217;l-edille, s. 168)</p>
<p>Bu taksim niye önemli?</p>
<p><strong>1.</strong> Çoğu zaman hatalar dinî bilginin bu iki kategorisinin bilinmemesinden, iki delil türüne aynı muameleyi yapmaktan kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>2.</strong> Kimi zaman &#8220;kesin bilgi veren&#8221; bir delilin verdiği bilgi sanki zannî bir bilgi imiş gibi değerlendirilebilmekte, itiraza konu yapılabilmektedir. Kimi zaman da &#8220;zannî bilgi veren&#8221; bir delilin verdiği bilgi, kesin imiş gibi kabul edilmekte, bunu kabul etmemek ötekileştirme, dışlanma, tekfir vb. gibi şeylere yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>3.</strong> Kesin bilgi alanı &#8220;şeriat&#8221;, zannî bilgi alanı &#8220;fıkıh&#8221; alanıdır. Şeriat pergelin sabit ayağıdır, ittifak alanıdır. Fıkıh ise mezheplerin bulunduğu, ictihadın serbest olduğu alandır</p>
<p><strong>4.</strong> Kesin bilgi alanı çoğulculuğa müsait değildir. Zannî bilgi alanı ise tektipleştirmeye müsait olmayıp çoğulculuk alanıdır.</p>
<p>Günümüzdeki kör dövüşünün bitmesi bu usul alt yapısına bağlı.<br />
Vallahu a&#8217;lem.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:138-140</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seri-delillerin-farkli-bir-taksimi/">Şer’i Delillerin Farklı Bir Taksimi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/seri-delillerin-farkli-bir-taksimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben Demiyorum Allah Diyor</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ben-demiyorum-allah-diyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ben-demiyorum-allah-diyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:06:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Demiyorum Allah Diyor]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<category><![CDATA[taassup]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24166</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bizim mahalle&#8221;de modern zamanlara has “enteresan” durumlardan biri de mebzûl miktarda &#8220;İslam&#8217;da&#8221; ve &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; diye başlayan eserin yazılmasıdır. Sanırım sizler de araştırdığınızda ne kadar çok &#8220;İslam&#8217;da&#8221; ve &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; diye başlayan kitap olduğunu göreceksiniz.! Sadece yazılı eser mi? Konuşmalarımızda da sürekli bu kelimeleri vurgular olduk! “Bunda ne var ki!” diyebilirsiniz. Peki bu durum neyin işareti? Bunu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ben-demiyorum-allah-diyor/">Ben Demiyorum Allah Diyor</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17313 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/Kuran-Muslumanligi-250x250.jpg" alt="" width="273" height="273" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/Kuran-Muslumanligi-250x250.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/Kuran-Muslumanligi-250x250-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" /></p>
<p>&#8220;Bizim mahalle&#8221;de modern zamanlara has “enteresan” durumlardan biri de mebzûl miktarda &#8220;İslam&#8217;da&#8221; ve &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; diye başlayan eserin yazılmasıdır. Sanırım sizler de araştırdığınızda ne kadar çok &#8220;İslam&#8217;da&#8221; ve &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; diye başlayan kitap olduğunu göreceksiniz.! Sadece yazılı eser mi? Konuşmalarımızda da sürekli bu kelimeleri vurgular olduk! “Bunda ne var ki!” diyebilirsiniz. Peki bu durum neyin işareti? Bunu nasıl yorumlamalı? Acaba dine bağlılığımızın daha da arttığını, artık her şeyi İslam nokta-yı nazarından görmeye başladığımızı, “vizyon” ve “misyonumuzu” Kur’an’ın belirlediğini mi gösteriyor? Hiç sanmıyorum!</p>
<p>Haydi genelleme yapmayayım ama bu tarz eserlerin çoğunluğu, &#8220;gelenek bağından kurtulmak&#8221;, &#8220;mezhep taassubundan sıyrılmak&#8221;, “hurafelerden arınmak” parolasıyla yola çıkanların, bir sistem içinden konuşma meşrûiyetini yitirdiklerinden kendi görüşlerinin meşrûiyetini &#8220;İslam&#8217;da&#8221; veya &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; diye başlayan kitaplar yazarak kotarmaya çalışmasından başka bir şey değil. Şimdilerde çoğu yazar Kur&#8217;an ve İslam&#8217;dan kendi anladığını Kur&#8217;an ve İslam&#8217;ın kendisi gibi takdim ediyor.</p>
<p>Peki biz hiç &#8220;İslam&#8217;da&#8221; ya da &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; diye başlayan cümle kuramaz mıyız? Elbette kurarız ancak&#8230;.Kur&#8217;an ve İslam kimsenin noteri, payandası, babasının malı değildir. Bir müslüman, ancak bütün müslümanların üzerinde ittifak ettiği bir konudan bahsederken &#8220;İslam&#8217;da&#8221; veya &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da&#8221; cümlesini kurabilir, ihtilaflı bir meselede bu cümleyi kuramaz. Örneğin &#8220;İslam&#8217;da namaz farzdır&#8221; diyebilirsiniz, ama &#8220;İslam&#8217;da vitir namazı vâciptir&#8221;, &#8220;İslam&#8217;da velisiz nikâh kıymak caizdir&#8221; diye bir cümle kuramazsınız, çünkü bu konular öteden beri müslümanların farklı görüşler ileri sürdüğü konulardır.</p>
<p>Muhtasar bir fıkıh kitabını okuyanlar bilir ki amele ilişkin görüşler &#8220;Ebu Hanife&#8217;ye göre&#8221;, &#8220;Şâfiî&#8217;ye göre&#8221;, &#8220;Mâlik&#8217;e göre&#8221; diye etten kemikten bir şahsa (müctehid âlime) nispet edilerek zikredilir. Üzerinde icma olan konular ise İslam&#8217;a mâl edilir.</p>
<p>“İslam’da / Kur’an’da evlilik”, “İslam’da / Kur’an’da kadın”, “İslam’da / Kur’an’da ekonomi”, &#8220;İslam&#8217;da / Kur&#8217;an&#8217;da devlet yönetimi&#8221; gibi kitaplar yazarak evlilik, kadın ve ekonomi konusunda kendi anladıklarını Kur’an âyetlerine giydirmenin varacağı son nokta “ben demiyorum Allah diyor!” cümlesidir. (Sırf bu sebepten, İslam Hukuku ve İslam Ekonomisi gibi kullanımlara da öteden beri alerjim vardır.)</p>
<p>Eslafımızın güzel huylarından biri de kendi şahsî fikirlerini, dinin sabitelerinden ayırma konusundaki özenleriydi. Onlar, bir görüş ortaya koyduğunda &#8220;şayet doğru ise Allah&#8217;ın lütfudur, yanlış ise benden ve şeytandandır&#8221; derlerdi. Ulemâ bir meselede son sözü hep Allah&#8217;a havâle ederek &#8220;vallahu a&#8217;lem / Allah daha iyi bilir&#8221; derlerdi. Eskilerin atıf harfi ve ism-i tafdil şeklinde söylediği bu söz şimdilerde -sanki- kasem şeklinde ve muzarî fiille söyleniyor: &#8220;Vallahi a&#8217;lemu / vallahi ben biliyorum!&#8221;</p>
<p>Bakalım bu kulaklar daha neler duyacak, bu gözler daha neler görecek!</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:164-165</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ben-demiyorum-allah-diyor/">Ben Demiyorum Allah Diyor</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ben-demiyorum-allah-diyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sünnet Üzerine</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sunnet-uzerine/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sunnet-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24164</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Ağacı budamak&#8221; ile &#8220;ağacı kökünden kesmek&#8221; arasındaki farkı anlatmaya gerek yok&#8230; Biri ağacın ömrüne ömür katar, güçlendirir, gürbüz hale getirir. Diğeri ağacı kurutur, öldürür&#8230; Allah Resûlü&#8217;nün (s.a.v.) sünnetini bir ağaca, o ağacın dikili olduğu zemini Kur&#8217;an&#8217;a benzetebiliriz. Sünnetin kökleri Kur&#8217;an toprağının dört bir yanına sapasağlam yayılmıştır. Sünnetin gövdesini amelî tevatür oluşturur. Dallar, yapraklar ve meyveler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnet-uzerine/">Sünnet Üzerine</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24220 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/91785-300x166.jpg" alt="" width="457" height="253" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/91785-300x166.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/91785.jpg 554w" sizes="(max-width: 457px) 100vw, 457px" /></p>
<p>&#8220;Ağacı budamak&#8221; ile &#8220;ağacı kökünden kesmek&#8221; arasındaki farkı anlatmaya gerek yok&#8230; Biri ağacın ömrüne ömür katar, güçlendirir, gürbüz hale getirir. Diğeri ağacı kurutur, öldürür&#8230;</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün (s.a.v.) sünnetini bir ağaca, o ağacın dikili olduğu zemini Kur&#8217;an&#8217;a benzetebiliriz. Sünnetin kökleri Kur&#8217;an toprağının dört bir yanına sapasağlam yayılmıştır. Sünnetin gövdesini amelî tevatür oluşturur. Dallar, yapraklar ve meyveler ise haber-i vâhidlerdir.</p>
<p>Kökleri ve gövdesi sapasağlam bu ağacın dalları içinde sağlam olanlar olduğu gibi kurumuş olanlar da vardır&#8230; Yapraklar içinde yeşil olanlar olduğu gibi sararmış olanlar da vardır&#8230; Meyveler içinde körpe, canlı ve taze olanlar olduğu gibi kurtlanmış, çürük olanlar da vardır. Ama bir gerçek var ki asırlardır sapasağlam bir zemin üzerinde olan bu ağacın kökleri de gövdesi de dallarının çoğunluğu da sağlamdır. Gölgesinde nice nesilleri eskitmiş, nice nesiller bu ağacın meyvelerinden yemişlerdir.</p>
<p>Tarih boyunca sünnetin sağlamını çürüğünden ayrıştırmak konusunda gerek ehl-i hadis gerekse ehl-i rey ulemanın çabasını ağacın budanması, meyvelerinin toplanması ve servis edilmesi olarak nitelemek mümkündür. Bu âlimlerimizin tek derdi hem ağacı en sağlıklı bir şekilde muhafaza etmek, hem de insanlığın bu ağacın meyvelerinden en güzel şekilde istifade etmesini sağlamaktı. Modern zamanlarda sözüm ona tarlayı korumak adına o tarladaki gürbüz ağacı kökünden kurutmaya, gövdesinden etmeye yönelik teşebbüsler var. Bağa destursuz giren, baltasına sarılan herkes ağaçtaki üç beş kurumuş yaprağı bahane edip ağacı kökünden kesmeye çalışıyor.</p>
<p>Biz iki kesimden çok çekiyoruz:</p>
<p><strong>1.</strong> &#8220;Ağacı asla budattırmayız!&#8221; deyip ağacı kötü gösteren ve zayıflamasına yol açan kurumuş dalları ve sararmış yaprakları kopartmaktan, ağacı çürütebilecek haşeratla savaşmaktan geri duranlar. Bunlar, işi konusunda ehil olan bağcıya da ağacı budadığı için kızarlar. Çünkü bunların amacı &#8220;meyve yemek&#8221; değil &#8220;bağcıyı dövmek&#8221;tir.</p>
<p><strong>2.</strong> Ağacı, birkaç kuru dalı, birkaç sarı yaprağı, üzerinde gezinen bazı zararlı haşerâtı sebebiyle kökünden koparmaya, sökmeye çalışanlar&#8230; Bunlar, binlerce yıllık köklü ağacı söküp yerine kendi yapmacık, sentetik bitkilerini ikame etme heveslisi tiplerdir. Bunlar da bağcıya ağacı kökünden sökmedi diye kızarlar&#8230;</p>
<p>Amaç üzüm yemekse işinin ehli bağcı yetiştirmek zorundayız&#8230;Öyle bir bağcı ki&#8230;Bu iki kesim var diye ne ağaçtan ne de gerektiğinde onu budamaktan vazgeçsin ! Ne ağaca merhametsizlik etsin, ne kuru dallara merhamet&#8230;.</p>
<p>Amacımız &#8220;meyve yemek&#8221; olunca kurumuş üç beş dal, sararmış birkaç yaprak, kurtlanmış ve çürümüş birkaç meyve, zararlı birkaç böcek ile mücadele etmek bize vız gelir. Elverir ki budayacak el ehil olsun, kullandığı âlet iş görsün, yoksa maazallah ağacın kanına girmek işten bile değildir! Demek ki iş yine usule geliyor. Vallahu a&#8217;lem.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:209-210</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnet-uzerine/">Sünnet Üzerine</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sunnet-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İcma:Nuh&#8217;un(a.s) Gemisine Binmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/icmanuhuna-s-gemisine-binmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/icmanuhuna-s-gemisine-binmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[İcma]]></category>
		<category><![CDATA[İcma:Nuh'un(a.s) Gemisine Binmek]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24162</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam ümmeti, 1400 yıllık süreçte ne bâdireler atlattı… Ne tûfanlar gördük, ne kasırgalar yaşadık, ne zelzeleler salladı bizleri… Resûlullah (s.a.v.) döneminden günümüze gelinceye kadar ümmetimiz içinde dudak uçuklatacak kadar farklılıklar çıktı… Sarsıldık, sendeledik, tökezledik… Bununla birlikte bu ümmetin ana gövdesi yoldan sapmadı, raydan çıkmadı, istikametini kaybetmedi. Ümmetin dönem dönem “fiziği” bozuldu belki ama “kimyası” asla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/icmanuhuna-s-gemisine-binmek/">İcma:Nuh’un(a.s) Gemisine Binmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24218 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/icma-ne-demek-islamda-icma-nedir-300x206.jpg" alt="" width="435" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/icma-ne-demek-islamda-icma-nedir-300x206.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/icma-ne-demek-islamda-icma-nedir-600x412.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/icma-ne-demek-islamda-icma-nedir.jpg 670w" sizes="(max-width: 435px) 100vw, 435px" /></p>
<p>İslam ümmeti, 1400 yıllık süreçte ne bâdireler atlattı… Ne tûfanlar gördük, ne kasırgalar yaşadık, ne zelzeleler salladı bizleri… Resûlullah (s.a.v.) döneminden günümüze gelinceye kadar ümmetimiz içinde dudak uçuklatacak kadar farklılıklar çıktı… Sarsıldık, sendeledik, tökezledik… Bununla birlikte bu ümmetin ana gövdesi yoldan sapmadı, raydan çıkmadı, istikametini kaybetmedi. Ümmetin dönem dönem “fiziği” bozuldu belki ama “kimyası” asla bozulmadı! Ümmetin metabolizması mutasyona uğramadı!</p>
<p>Ümmeti ana çizgide tutan bu iksir neydi? Kuşkusuz Allah’ın irâdesi, insanlığın son şansı,“insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet” olan “vasat kılınmış” bu ümmeti kurda kuşa teslim etmeyecekti… İçinde ne kadar siyasî, itikadî, fıkhî görüş ayrılığı olsa da bu ümmeti, toptan bir şekilde sapmaktan muhafaza edecekti… Ama nasıl? Yüce Allah buna “icma”yı vasıta kıldı… İcma, ümmetin görüş ayrılıkları içinde boğularak topyekün dejenere olmasını engelleyen bir can simidiydi&#8230;</p>
<p>Dinî ilimlerle uğraşanlar “dört delil” deyince bir nefeste “Kitap”, “Sünnet”, “İcma” ve “Kıyas” delillerini sayarlar… Bu sayımda öncelik hep “Kitap” ve “Sünnet” üzerinde olduğu için çoğu zaman “icma” delilinin değeri yeterince anlaşılmaz… Öyle ki icmaya “olsa da olur olmasa da” diye bakıldığı bile olur! Ne marazî bir bakış! Ne sakat bir mantık!<br />
Oysa icma, görüş ayrılıklarının ayyuka çıktığı bir dönemde ümmeti parçalamaktan koruyan Nûh’un gemisidir…</p>
<p>İcma, ümmeti kimlik krizine girmekten koruyan mayadır…</p>
<p>İcma, o düşerse ümmetin topyekün bertaraf edileceği son kaledir…</p>
<p>İcma, sanıldığının aksine sadece ve sadece “bir dönemdeki müctehidlerin bir konunun hükmü konusunda görüş birliği” değildir… Bu, icmaya eksik bir bakıştır. Bu, cüz’î icmadır… Bir de içinde tevatürü barındıran küllî icma vardır ki vahdetin mayası orada gizlidir…</p>
<p>Geçmiş dönemde de âlimler, icmaın bu kuvvet ve kudretinin farkına varmışlardır… İşte Hüccetü’l-İslâm İmam Gazalî…İmam Gazalî’nin –ilk bakışta çok tuhaf görünen ama iyice incelendiğinde ne kastettiği anlaşılan- önemli bir sözü vardır:</p>
<p>“Deliller sayılırken icmaın üçüncü sırada gelmesi seni aldatmasın! Bu, şeref bakımından yapılan bir sıralamadır. Aslında icma delillerin ilkidir. Çünkü Kur’an ve Sünnette yer alan nassların neshedilmiş olması ya da farklı anlamlara yorulma ihtimali her zaman mevcuttur. Ama icma her türlü ihtimale kapalıdır.”</p>
<p>İcma değil midir &#8220;zikri biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz&#8221; âyetinin gerçekleşmesine aracılık eden?</p>
<p>İcma değil midir Resûlullah&#8217;ın sünnetini &#8220;ümmetin kabul üzere telakki etmesi&#8221; ile koruma altına alan?</p>
<p>İcma değil midir, Kur&#8217;an&#8217;ın tamamen keyfî yorumlara tabi tutulmasını, gelişi güzel tevil edilmesini engelleyen?</p>
<p>Asrımızdaki şu vâveylâya bakınca… Bir tarafın “Kur’an İslâm’ı” söylemiyle Kur’an’ı teslim almaya çalışan, diğer bir tarafın “ehl-i sünnet bekçiliği” söylemiyle insanları yaftalayan tavırlarını gördükçe… Kur’an ve Sünnet’in birbirinin rakibi gibi tokuşturulduğuna şahit oldukça… Fetva alanında, ümmetin 14 asrını heder eden, daha önce kimsenin aklına gelmemiş görüşleri, “muhalefet et ki tanınasın!” parolasıyla piyasaya sürenleri gördükçe… Aklı başında her insan gibi benim de haykırasım geliyor:</p>
<p>“Ey ümmet-i merhûme! Seni sen yapan değer 14 asırlık icmadır. Nûh’un gemisine sığın! O gemide Kur’an da Sünnet de kendi lâyık olduğu konumlarına oturacak, görüş birliği olan noktalar ümmetin omurgasını teşkil edecek, görüş ayrılığı olan meselelerde ise son söz âlemlerin Rabbine kalmış olacak.”</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:236-238</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/icmanuhuna-s-gemisine-binmek/">İcma:Nuh’un(a.s) Gemisine Binmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/icmanuhuna-s-gemisine-binmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sebep &#8211; Hüküm İlişkisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sebep-hukum-iliskisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sebep-hukum-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 09:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sebep - Hüküm İlişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24156</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir sebebe bağlı olarak indirilen bir âyet veya bir sebebe bağlı olarak Allah Resûlü (s.a.v.) tarafından söylenilen bir söz acaba yalnızca o sebebe mi özgüdür yoksa genel midir? Bu konu usul tarihinde farklı tartışmalara sebep olmuştur. Bu konuda MâlikÎlerin meseleye toptancı yaklaşmayıp bir ayrım yaptıkları görülür. [Zaten Mâlikî mezhebinin özellikle furu fıkıhtaki genel yaklaşımı, toptancı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sebep-hukum-iliskisi/">Sebep – Hüküm İlişkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24214 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/fikih-ne-demek-702x336-1-300x144.jpg" alt="" width="465" height="223" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/fikih-ne-demek-702x336-1-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/fikih-ne-demek-702x336-1-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/fikih-ne-demek-702x336-1.jpg 702w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" /></p>
<p>Bir sebebe bağlı olarak indirilen bir âyet veya bir sebebe bağlı olarak Allah Resûlü (s.a.v.) tarafından söylenilen bir söz acaba yalnızca o sebebe mi özgüdür yoksa genel midir? Bu konu usul tarihinde farklı tartışmalara sebep olmuştur. Bu konuda MâlikÎlerin meseleye toptancı yaklaşmayıp bir ayrım yaptıkları görülür. [Zaten Mâlikî mezhebinin özellikle furu fıkıhtaki genel yaklaşımı, toptancı hüküm yerine her bir duruma özgü özel hüküm türetmektir.] Mâlikî mezhebinin önde gelen âlimlerinden Ebubekir İbnü&#8217;l-Arabî (468-543) mezhebinin görüşünü şu şekilde ortaya koyar:</p>
<p>***</p>
<p><strong>Bir sebep üzere gelen hitap [âyet / hadis] iki şekilde olabilir:</strong></p>
<p><strong>a) Sebebi bilinmeksizin de anlaşılabilen hitap:</strong></p>
<p>Bu, müstakil bir manası olup anlaşılmak için o sebebin bilinmesine ihtiyaç duyurmayan lafız olup bu lafız [âyet veya hadis] umumi hüküm ifade eder.</p>
<p>Mesela, Hz. Peygamber&#8217;e, Medine&#8217;de içine pisliklerin, çöplerin atıldığı Budaa kuyusunun suyu ile abdest alınıp alınamayacağı sorulduğunda şu cevabı vermiştir:</p>
<p>&#8220;Allah suyu temizleyici olarak yaratmıştır. Onun tadını, kokusunu, rengini değiştiren bir şey olmadıkça temizleyicidir.&#8221;</p>
<p>Şimdi biz, Peygamberimizin bu sözünün hangi olay üzerine söylendiğini, öncesinde ona ne sorulduğunu bilmesek bile sırf bu sözü duyduğumuzda onu anlamak için başka bir şeye ihtiyaç duymuyoruz. Hiçbir sebep bilmesek de bu sözü kendi başına bir anlam ifade etmektedir. İşte böyle lafızlar, bir sebep üzerine söylenmiş olsa bile hüküm umumidir. Yukarıdaki olayda Hz. Peygamber&#8217;in sözü, sadece soruda geçen kuyu için değil dünyanın bütün suları hakkında geçerli genel-geçer bir hükümdür.</p>
<p><strong>b) Anlaşılmak için sebebinin bilinmesine ihtiyaç bulunan lafız.</strong></p>
<p>Bu lafız, aksine bir delil olmadığı sürece umum ifade etmez, yalnızca hangi sebebe özgü söylenmişse hüküm de o sebebe özgü olur.</p>
<p>Mesela Hz. Peygamber&#8217;e kuru hurmanın yaş hurma ile değiştirilip değiştirilemeyeceği sorulmuştu. O, &#8220;yaş hurma kuruduğunda [hacminde] azalma meydana geliyor mu?&#8221; diye sordu. Ashab-ı kiram &#8220;evet&#8221; deyince Peygamberimiz &#8220;o halde değiştirilemez&#8221; diye cevap verdi.</p>
<p>Şimdi Peygamberimizin &#8220;o halde değiştirilemez&#8221; ifadesi, bu sözün hangi sebep üzerine söylendiğini bilmeden anlaşılamaz. Dolayısıyla bu hadisin hükmü umumi değil sadece hurmaya özgüdür.</p>
<p>(Bazı tasarruflarla çevrilmiştir. Bkz. İbn Arabi, el-Mahsul, s. 79-80)</p>
<p>***</p>
<p>Bu kısa ama önemli pasajdan ne sonuç çıkardık?</p>
<p>Bir âyet ya da hadisi okuyup hemen kendi kafamızdan ahkâm kesmeden önce bu âyet ve hadislerin söylenmesine sebep olan bağlamın (sebeb-i nüzul ve sebeb-i vurud) çok iyi bilinmesi gerekir. Bağlam bilinmediğinde hususi olarak anlaşılması gereken bir nassı umumileştirerek tüm zaman ve mekânlara teşmil etmek sakıncası vardır.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:304-305</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sebep-hukum-iliskisi/">Sebep – Hüküm İlişkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sebep-hukum-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Mezhep Nasıl Doğar?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bir-mezhep-nasil-dogar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bir-mezhep-nasil-dogar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 09:33:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Mezhep Nasıl Doğar?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mezheplerin, &#8220;kurucularının&#8221; isimleriyle anılması zaman zaman &#8220;kurucu imam&#8221; sonrasındaki fukahanın mezhep içi faaliyetlerinin öneminin gözden kaçırılmasına yol açmaktadır. Oysa mezhep dediğimiz kurumsal yapı, yalnızca &#8220;kurucu imam&#8221;ın ictihadlarına indirgenemeyecek kadar önemlidir. Mezhebin, &#8220;kollektif bir çabanın ürünü&#8221; olduğunu anlamak, mezhebin nasıl doğup kurumsal kimlik kazandığı sorusuna cevap vermeyi gerektirir. Mezhep kelimesi fıkıh ve usul literatüründe biri dar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-mezhep-nasil-dogar/">Bir Mezhep Nasıl Doğar?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24210 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865-300x144.jpg" alt="" width="440" height="211" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865.jpg 702w" sizes="(max-width: 440px) 100vw, 440px" /></p>
<p>Mezheplerin, &#8220;kurucularının&#8221; isimleriyle anılması zaman zaman &#8220;kurucu imam&#8221; sonrasındaki fukahanın mezhep içi faaliyetlerinin öneminin gözden kaçırılmasına yol açmaktadır. Oysa mezhep dediğimiz kurumsal yapı, yalnızca &#8220;kurucu imam&#8221;ın ictihadlarına indirgenemeyecek kadar önemlidir. Mezhebin, &#8220;kollektif bir çabanın ürünü&#8221; olduğunu anlamak, mezhebin nasıl doğup kurumsal kimlik kazandığı sorusuna cevap vermeyi gerektirir.</p>
<p>Mezhep kelimesi fıkıh ve usul literatüründe biri dar biri geniş olmak üzere iki anlamda kullanılır:</p>
<p>Dar anlamda mezhep, sahabe döneminden itibaren ictihad kabiliyetine sahip olan bir âlimin fıkhî bir meseledeki görüşünü ifade eder. Bu anlamda fıkıh kitaplarında &#8220;Hz. Ömer&#8217;in bu konudaki mezhebi şudur&#8221; vb. ifadelere rastlanır. Usul eserlerinde sahabî görüşlerini ifade etmek üzere kimi zaman &#8220;kavlü&#8217;s-sahabî&#8221; kimi zaman da &#8220;mezhebü&#8217;s-sahabî&#8221; ifadesi kullanılır.</p>
<p>Geniş anlamda mezhep ise temelinde kurucu bir imamın ictihadları bulunmakla birlikte sonradan kurumsal bir kimlik kazanan yapıya verilen isimdir.</p>
<p>Tarihte pek çok müctehid gelip geçmiş olmakla birlikte bunların görüşleri kurumsal bir yapıya bürünememiş, zaman içinde sünnî muhitte yalnızca dört imamın görüşleri kurumsal yapıya bürünmüştür.</p>
<p>Bu dört mezhep, şu dört unsuru tamamlamış olduğu için günümüze kadar gelen kurumsal yapılara dönüşmüşlerdir:</p>
<p><strong>1. Akademik unsur:</strong></p>
<p>Fıkhın bütünü hakkında görüş belirten &#8220;karizmatik&#8221; bir &#8220;kurucu imam&#8221;, bir mezhebin akademik alt yapısını teşkil eder. Tarihte ilk defa Ebu Hanife fıkhı bir bütün olarak ele alıp tasnif etmiş, bablara ayırmış, sistematik hale getirmiştir.</p>
<p><strong>2. Pedagojik unsur:</strong></p>
<p>Kurucu imamın görüşlerinin öğrencileri tarafından tedvin edilip yazılı hale getirilmesi, imamın vefatından sonra bu görüşlerin eğitim-öğretim faaliyetlerine konu olması, bu ilk malzemelere dayalı olarak yenilerinin üretilmesi mezhebin kurumsal kimlik kazanması için zorunludur. Pedagojik unsur, genellikle kurucu imamın ilk ve ikinci nesil öğrencileri tarafından gerçekleştirilir.</p>
<p><strong>3. Metodolojik unsur:</strong></p>
<p>İmam tarafından ortaya konulan, öğrencileri tarafından yazılı hale getirilen malzemenin sonraki ulema tarafından dinde meşru kabul edilen edille-i şer&#8217;iyye ekseninde temellendirilmesi, bu temellendirmenin alt yapısı olan &#8220;fıkıh usulü&#8221;nün ortaya konulması, mezhep içi işleyişte bir kargaşaya meydan vermemek adına &#8220;fetva usulü&#8221;nün tespit edilmesi, mezhebin dağınık haldeki binlerce ictihadının belirli üst kurallar altında toplanması işin metodolojik boyutunu oluşturur. Metodolojik unsur, mezhep içinde sonraki nesiller tarafından gerçekleştirilmiştir. Özellikle dört mezhep açısından hicrî IV. ve V. asırlar, metodolojik temellerin atıldığı dönemledir.</p>
<p><strong>4. Sosyolojik unsur:</strong></p>
<p>Mezhebin toplum nezdinde sağlam bir temele oturması için mezhebin görüşünü benimseyen ulemanın başta müftülük, kadılık, valilik vb. siyasî görevlerde yer alması, mezhebin görüşlerinin eğitim öğretiminin aksatılmadan devam ettirilmesi işine kaynak sağlamak üzere vakıflar tesis edilmesi, eğitim-öğretimin bilfiil gerçekleştirilmesi amacıyla medreseler kurulması işin sosyolojik unsurunu oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p><strong>1.</strong> Bütün bu unsurlar, bize tarihte nasıl olup da bazı imamların görüşlerinin mezhepleşerek günümüze geldiğini, diğer bazılarının ise gelemediğini net olarak ortaya koymaktadır. Bu, görüşleri mezhepleşen imamların diğerlerinden daha üstün olmasından dolayı değil, izah edilebilecek sosyolojik, metodolojik, pedagojik bir takım sebeplerden kaynaklanmaktadır. Elbette bütün bunların gerisinde takdir-i ilahîyi de unutmamak gerekir.</p>
<p><strong>2.</strong> Mezhep dediğimiz yapıyı sadece bir âlime indirgeyerek küçümsemek, buz dağının suyun üzerinde görünen kısmına bakarak hüküm vermekten farksızdır. Mezhep, asırlara yayılmış kollektif bir çabanın ürünüdür. Mezhep uleması,farklı zaman dilimlerinde farklı kıtalara yayılmış, farklı ırk, dil ve kültürel şartlar altında aynı usul etrafında birleşen bir koloni gibi kollektif hareket etmektedir. Mezhep fikrine karşı çıkmak, on asırlık bu kollektif çabayı yok sayıp heder etmektir. Vallahu a&#8217;lem.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,SYF:327-329</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-mezhep-nasil-dogar/">Bir Mezhep Nasıl Doğar?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bir-mezhep-nasil-dogar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezheplerin Kurucu İmamlarının Ümmet İçin Önemi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mezheplerin-kurucu-imamlarinin-ummet-icin-onemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mezheplerin-kurucu-imamlarinin-ummet-icin-onemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 09:31:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[Mezheplerin Kurucu İmamlarının Ümmet İçin Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hanbelî fıkhının en önde gelen âlimlerinden Muvaffakuddin İbn Kudâme (v. 620), kendi mezhebi yanında diğer mezheplerin görüşlerini de delilleriyle birlikte ele aldığı muhteşem eseri el-Muğnî’nin girişinde mezheplerin kurucu imamlarına yönelik mükemmel bir bakış açısı ortaya koyarak şunları söyler: *** Yüce Allah, rahmeti, lütfu, kuvveti ve kudretiyle, kıyamete kadar bu ümmetten bir grubun hak üzere kalacağını, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mezheplerin-kurucu-imamlarinin-ummet-icin-onemi/">Mezheplerin Kurucu İmamlarının Ümmet İçin Önemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24210 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865-300x144.jpg" alt="" width="446" height="214" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mezhep-imamlari-170865.jpg 702w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" /></p>
<p>Hanbelî fıkhının en önde gelen âlimlerinden Muvaffakuddin İbn Kudâme (v. 620), kendi mezhebi yanında diğer mezheplerin görüşlerini de delilleriyle birlikte ele aldığı muhteşem eseri el-Muğnî’nin girişinde mezheplerin kurucu imamlarına yönelik mükemmel bir bakış açısı ortaya koyarak şunları söyler:</p>
<p>***</p>
<p>Yüce Allah, rahmeti, lütfu, kuvveti ve kudretiyle, kıyamete kadar bu ümmetten bir grubun hak üzere kalacağını, onları terk edenlerin kendilerine hiçbir zarar veremeyeceğini garanti etmiştir. Onlar, imamlarına ve fakihlerine uydukları için Yüce Allah da onların varlığını devam ettirmiştir.</p>
<p>Allah, bu ümmetin âlimleri ile olan ilişkisini, önceki ümmetlerin peygamberleri ile ilişkisi gibi kılmış, her bir tabakada fakihler içinden kendilerine uyulan, görüşlerine başvurulan imamlar var etmiştir.</p>
<p>Bu ümmetin selefi içinde önde gelen âlimler var etmiş, İslam’ın temel taşlarını onlar vâsıtasıyla döşemiş, problemli hükümleri onlar vâsıtasıyla vuzuha kavuşturmuştur.</p>
<p>Onların ittifakları [bağlayıcı] bir hüccet, ihtilafları ise geniş bir rahmettir.</p>
<p>Kalpler onların haberleri ile dirilir. Mutluluk onların izinden gitmekle elde edilir.</p>
<p>Sonra bunlar içinden bazılarını seçerek onların kadir ve makamlarını daha da yükseltmiş, onların isimlerini ve mezheplerini bâki kılmıştır. Hükümler onların görüşlerine dayanır, Müslüman fukaha onların mezheplerine dayanarak hüküm verir.</p>
<p>(İbn Kudâme, el-Muğnî, Kahire: Mektebetü’l-Kahire, 1968, I, 3-4)</p>
<p>***</p>
<p>İbn Kudâme’nin kaleme aldığı şu kısa ifadeler, ümmet için imamların, fakihlerin ve mezheplerin ne anlam ifade ettiğini ortaya koyması bakımından son derece önemli ve açık hususlar barındırmaktadır. Bu pasaj bize ne gibi sonuçlar îma ediyor? Bundan ne anlamamız lazım?</p>
<p><strong>1.</strong> Yüce Allah, bu ümmeti “insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet” ve “vasat ümmet” olarak nitelemesinin bir sonucu olarak, her dönemde ümmetinden bu nitelikleri hak edecek kimseleri var ediyor. Rabbimizin ümmetimiz üzerinden rahmeti, lütfu ve inayeti eksilmemiş, kıyamete kadar devam edecektir.</p>
<p><strong><em>2.</em></strong> Şu kâniatta her şeyi bir takım sebeplere bağlı olarak var eden Allah, ümmetin doğru yolda bulunma sebebi olarak da Rabbanî âlim ve fakihleri tayin etmiştir. Bu bağlamda mezheplerin kurucu imamları en başta isimleri zikredilmesi gerekenler arasında gelmektedir. Ümmet içinde söz konusu âlimlerin isimlerinin ve görüşlerinin öne çıkmasında kaderin parmağını görmezden<br />
gelmek, tarihi sırf yatay boyuttan izlemek, dikey boyutu ıskalamak anlamına gelir.</p>
<p><strong>3.</strong> İslam âlimlerinin geçmiş ümmetlerin peygamberlerine benzetilmesi onların &#8220;masum&#8221;, &#8220;günahsız&#8221; ya da &#8220;vahiy alan&#8221; kimseler olmaları anlamında olmayıp &#8220;peygamberlerin vârisi&#8221; olmaları hasebiyledir. Rabbimiz geçmiş ümmetlere peygamberler vasıtasıyla doğru yolu gösteriyor, bir peygamberin vefatı sonrasında başka bir peygamber gönderiyordu. Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217;den sonra kıyamete dek yeni bir peygamber gelmeyecek, ancak Rabbimiz ümmete yol gösterme işini âlimler-fakihler vasıtasıyla icra edecektir.</p>
<p><strong>4.</strong> Fukahanın ittifak ettiği hükümler herkesi bağlayan bir delildir. Onların ihtilafları ise ümmet için bir rahatlık, esneklik ve genişlik sebebidir.</p>
<p><strong>5.</strong> Âlimler arasında ihtilafın varlığını kabul etmek, aynı zamanda farklı görüşlerin tabi karşılanması gerektiğini, bir delile dayalı olarak itiraz hakkının baki olacağını da ima eder. Bu durum, âlimlerin “yanılmaz” ve “kutsal” olmadığını da gösterir.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p>İslam ümmetinin selameti, âlimlerini-fakihlerini ve onların görüş ve eserleriyle dokunmuş olan ilim mirasını / geleneği “yok sayan” veya “kutsayan” bir bakış açısıyla değil, ittifaklarına uyan, ihtilaflarında ise rahmet olduğunu bilen bir bakış açısıyla hareket etmesine bağlıdır. Âlimler, kulluğumuzu nasıl yapacağımızı öğreneceğimiz kimselerdir, kendilerine kulluğumuzu arz edeceğimiz kimseler değil. Vallahu a’lem.</p>
<p>Soner Duman &#8211; Usul Yazıları,syf:343-345</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mezheplerin-kurucu-imamlarinin-ummet-icin-onemi/">Mezheplerin Kurucu İmamlarının Ümmet İçin Önemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mezheplerin-kurucu-imamlarinin-ummet-icin-onemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
