<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Serdar Demirel | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/serdar-demirel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jul 2019 13:08:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Serdar Demirel | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hakikate Bilerek Bigâne Kalmanın Dayanılmaz Hafifliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hakikate-bilerek-bigane-kalmanin-dayanilmaz-hafifligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hakikate-bilerek-bigane-kalmanin-dayanilmaz-hafifligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 13:08:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikate Bilerek Bigâne Kalmanın Dayanılmaz Hafifliği]]></category>
		<category><![CDATA[Nisyan]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23037</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beşer cinsi kendisine ilginç ve tehlikeli tuzaklar kurar, hem de bilerek ama bilmezden gelerek. Yukarıda dillendirdiğim hüküm cümlesi ilk etapta çok yadırgatıcı gelebilir. Üzerinde biraz düşündükten sonra ise bana hak vereceğinize kaniyim. İnsan nisyanla malüldür, malum olduğu üzere. Nisyan, yani unutmak&#8230; Genellikle gayr-i ihtiyari unutur insan. Bazı durumlarda da bilerek ve isteyerek tercih eder nisyanı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hakikate-bilerek-bigane-kalmanin-dayanilmaz-hafifligi/">Hakikate Bilerek Bigâne Kalmanın Dayanılmaz Hafifliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23055 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-300x200.jpg" alt="" width="398" height="265" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/tasavvuf-resimleri-94.jpg 600w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></a></p>
<p dir="ltr">Beşer cinsi kendisine ilginç ve tehlikeli tuzaklar kurar, hem de bilerek ama bilmezden gelerek.</p>
<p dir="ltr">Yukarıda dillendirdiğim hüküm cümlesi ilk etapta çok yadırgatıcı gelebilir. Üzerinde biraz düşündükten sonra ise bana hak vereceğinize kaniyim.</p>
<p dir="ltr">İnsan nisyanla malüldür, malum olduğu üzere. Nisyan, yani unutmak&#8230; Genellikle gayr-i ihtiyari unutur insan. Bazı durumlarda da bilerek ve isteyerek tercih eder nisyanı. Unutmak onu psikolojik olarak rahatlatacaksa, o zaman seçer unutmayı.</p>
<p dir="ltr">Meselâ, çok sevdiği bir varlıktan ayrı düşen kişi, bir daha kavuşma umudu yoksa eğer, unutmayı dener. Unuttuğu nisbette acıları hafifler. Unutamazsa insan, acı ilk günkü tazeliğini korursa, hicranın varacağı yer depresyon durağıdır velhasıl.</p>
<p dir="ltr">Bu tür unutma denemeleri başarılı olursa bir rahmettir, lâkin unutma yoluna gitmenin her çeşidi de bir rahmet sayılmaz.</p>
<p dir="ltr">Insanın varlık nedenini unutması, nefsine, ailesine ve toplumuna karşı sorumluluklarına bîgâne kalması, makbul değildir elbette.</p>
<p dir="ltr">Allah’ı sevdiğini, O&#8217;na inandığını ikrar ettikten sonra teslimiyeti, retoriğe ve ibâhiyeci bir hayat tarzına engel olmayacak light bir kulluk pratiğine hasretmek bugün ne de çok müracaat edilen bir unutma girişimidir!</p>
<p>Light müslüman, Allah’ı, Allah’ın kendisini tanıttığı gibi tanıma çabasına bilerek girmez. Bilmenin yükümlülüğünden kaçınmak için cehaletten medet umar.</p>
<p>İnandığı gibi yaşamayan insan, zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlar kuşkusuz. Bir diğer ifade ile kendisini yaşadığı gibi inanmaya alıştırır, hayat tarzını ağır ağır bir karaktere ve inanca dönüştürür.</p>
<p>Peki, bunu niçin yapar?</p>
<p>Hakikat karşısında vicdanının sesini bastırmak, inandığının tersini yaptığından günahkâr psikolojisi taşımamak için. ”Gözden ırak, gönülden ırak” misali, hakikati mümkün olduğu mertebe gözden ırak tutarak unutmanın rahatlatıcı iklimine sığınmak için.</p>
<p>Zekice bir davranış, ama akıllıca değil.</p>
<p>Zekice, çünkü insan inandığının tersine bir yaşam tarzı tercih ederse Vicdanı onu rahat bırakmaz. Huzurlu olamaz çünkü.</p>
<p>Vicdanından yükselen itiraz seslerini ancak böyle bastırabilir.</p>
<p>Ama akıllıca değil, zira nihayetinde geçici dünya zevklerini ebedî bir hayata tercih etmiştir. Bilmenin ve inanmanın bedelini ödemekten kaçarak cehalete sığınmıştır. Akıl bunun neresinde?</p>
<p>Hakikat karşısında insanın kendisini sanki farkında değilmişçesine karanlıkta tutması, şeytanın şöyle bir giydirmesinin sonucudur sanırım:</p>
<p>”Eğer bilmezsem, Allah indinde bilmiyordum deme mazeretim olur!”</p>
<p dir="ltr">Bu kuruntuya naiv görünse de pirim verilir. İnsan bu vehme kendisini bilerek kaptırınca, vehim zamanla güçlenir, inanca bile dönüşür. Hakikatin nurunda değil de, cehaletin karanlığında durmanın mağfiretle sonuçlanacağı kuruntusuyla tabii ki.</p>
<p dir="ltr">İnsan, bu umudunu, hakikate duyduğu sevgiyi retorik düzlemde sık ve gür bir sedayla, kutsal gün ve gecelerde biraz da bidatlarla karıştırılmış light pratiklerle besler.</p>
<p dir="ltr">Hakikate lâkayd kalmayı tercih eden müslümanın zihninin arkaplanında böylesi bir gizli bilincin olduğunu düşünüyorum.</p>
<p dir="ltr">Çünkü bilmek cesaret ister. Bilmek aynı zamanda sorumluluk yükler. Yeteri cesarete ve sorumluluk yüklenme ruhî olgunluğuna sahip olmayan kişi, sorumluluk yükünden kaçınmak ve risk almamak için, ”farkında olmama rolü”nü benimser.</p>
<p dir="ltr">Nefsin ve şeytanın kurduğu bu tuzağa, genci de yaşlısı da düşer maalesef.</p>
<p dir="ltr">Hayatı öylesine malayani şeylerle doldurur ki insan, hakikatin peşinde koşmaya vaktinin ve mecalinin olmadığını iddia etmeye bile başlar. Sözün özü, kendisini kandırmayı tercih eder. Başarır da.</p>
<p dir="ltr">Algı dünyasını morfinlemenin bir başka yoludur bu.</p>
<p dir="ltr">Her şeyi hatırlamaya bir vakit bulur, hakikat ise bunun istisnasıdır! Fakat bilmez ki insan, Allah kendisini unutmayı tercih edenleri bilir.</p>
<p dir="ltr">”Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah&#8217;ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkan kimselerdir.&#8221;(Haşr,19)</p>
<p dir="ltr">Bir kişiye de Allah kendisini unutturdu muydu, maazallah, o kişi için kıyamet kopmuştur zaten.</p>
<p dir="ltr">Serdar Demirel &#8211; Yerelden Küresele Ahlaki Duruşumuz,syf.58,60</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hakikate-bilerek-bigane-kalmanin-dayanilmaz-hafifligi/">Hakikate Bilerek Bigâne Kalmanın Dayanılmaz Hafifliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hakikate-bilerek-bigane-kalmanin-dayanilmaz-hafifligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihselciliğin Tarihten Meşruiyet Arayışı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tarihselciligin-tarihten-mesruiyet-arayisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tarihselciligin-tarihten-mesruiyet-arayisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2019 12:41:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Müellefe-i kulûb]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihselciliğin Tarihten Meşruiyet Arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihselcilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu zeminde, Kur’an’ı Hz. Peygamber’in (sas) kalbine gelen ilahî mana olarak yorumlayanlar var. Peygamber bu manayı beşer kapasitesi dahi-linde formüle ederek kitaplaştırmış ve Kur’an böyle meydana gelmiştir görüşündeler. Buna göre, tarihsel bir kişilik olarak Hz. Resûlullah çağının çocuğudur. Yaşadığı dönemin kültüründen, bilgi birikiminden, şahsî tarih tecrübesin-den etkilenerek ve öğrenerek yetişmiştir. Aynı zamanda beşer kapasitesinin sınırı, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tarihselciligin-tarihten-mesruiyet-arayisi/">Tarihselciliğin Tarihten Meşruiyet Arayışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-11049 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-1-2.jpg" alt="" width="280" height="180" /></p>
<p>Bu zeminde, Kur’an’ı Hz. Peygamber’in (sas) kalbine gelen ilahî mana olarak yorumlayanlar var. Peygamber bu manayı beşer kapasitesi dahi-linde formüle ederek kitaplaştırmış ve Kur’an böyle meydana gelmiştir görüşündeler.</p>
<p>Buna göre, tarihsel bir kişilik olarak Hz. Resûlullah çağının çocuğudur. Yaşadığı dönemin kültüründen, bilgi birikiminden, şahsî tarih tecrübesin-den etkilenerek ve öğrenerek yetişmiştir. Aynı zamanda beşer kapasitesinin sınırı, yaşadığı olaylar karşısında kimi zaman sevinmesi, kimi zaman üzülmesi, öfkelenmesi de onun fiilî tasarruflarına ve kurduğu cümlelere etki etmiştir. Kur’an’ın Arapça metinleşme süreci bütün bu tarihselliği bünye-sinde barındırmaktadır.</p>
<p>Bu bakışa göre Kur’an’a beşer müdahalesi mevcuttur. Bu iddia bu muhtevayla modernleşme sürecimizin bir sonucudur. Yöntemini Batı’dan dev-şirmiş, kutsal metinleri bu yöntemin nesnesi kılmış, özüne İslâm’ı çağdaşlaştırmak/ sekülerleştirmek gayesi mündemiç ve İslâm’ı paradigmayı kökten değiştirmeyi teklif eden cüretkâr bir hamledir yapılan.</p>
<p><strong>Kerhen referans</strong></p>
<p>Kur’an’ı şimdilik tevhid, ahlâk ve ibâdetle sınırlayan, onun yeryüzünde İslâm’ı bünyesinde canlı yaşayan bir topluluk inşa etme gayesini gerek-siz gören, başta da cihat âyetlerinin hükmünü tarihin belli bir dönemine hapsederek Müslümanların işgalcilere karşı direnme iradelerini zayıflatan bir işlevle karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>İşin manidar tarafı ise, sırtını moderne/postmoderne dayayan tarihselcilik teklifi, geniş halk kitlelerini davasına ikna etmek ve itirazların ateşini düşürmek sadedinde kendisini arızalı gördüğü tarihe, ilmî geleneğe kerhen refere etmektedir.</p>
<p>Sanki bir iddiayı ilim geleneğimizde ve tarih tecrübemizde ortaya çıkmış herhangi bir görüşe refere etmek onu İslâm adına meşru kılmaya yeter-miş gibi…</p>
<p>Öncelikle İslâm ve geleneğin aynı olmadığını belirtelim. Müslümanlara göre İslâm, Allah’ın (c.c.) insanlığa gönderdiği dindir. Vahiydir, değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez Allah (c.c.)’den gelmiş hakikattir. Gelenek ise İslâm’la eşanlamlı değildir, değişebilir, yeniden yorumlanabilir.</p>
<p>Türk Dil Kurumu geleneği şöyle tanımlar: “Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa ileti-len, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.”</p>
<p>Bu meyanda geleneğin tümünün İslâm’a göre meşru kabul edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla tarihsel yaşanmışlık manasında kaba iki tür gele-nekten bahsedebiliriz; meşru olan ve olmayan diye.</p>
<p><strong>Meşru gelenek</strong></p>
<p>Bizi konumuz itibarıyla ilgilendiren meşru gelenektir. İllete mebnî İslâmî hükümlerin tarih süreci içinde gelişen ve değişen toplumsal dinamikler muvâcehesinde sabitelere bağlı kalınarak tutarlı bir usûl çerçevesinde ehli tarafından tekrar yorumlanması geleneği. Buna, ortaya çıkan yeni meselele-re dair dinî hükmü, usûl zemininde içtihadla ortaya koyma gayretlerini de ekleyebiliriz. Toplumsal dinamikler değiştiği zaman aynı zeminde İslâmî bir içtihadın/yorumun da değişebileceği bir usûl kâidesidir.</p>
<p>Müslümanların tarih tecrübesinde bu ilmî geleneğe bazen kısmen bazen de büyük oranda aykırı davranmış kişi ve fırkaların varlığı inkâr edile-mez. Bunlar da Müslüman tarih tecrübesinin bir parçası kabul edilirler. Buna rağmen bu fırkaların merkezî kriterlere aykırı amel ve yorumları bir sapma olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla bir yorumun, bir nâhoş olgunun tarih tecrübemizde ortaya çıkması onu meşru kılmaz. Tarihimizdeki hadis uyduran kişi ve grupların varlığı bugün hadis uydurmayı meşru kılmayacağı gibi. O dönemde kınanmıştı, bugün de kınanmaktadır. Meseleyi daha fazla izah etmek üzere bazı örnekler verelim.</p>
<p>Kerramiye fırkası ve bazı Mürcie müntesiplerinin münafıkları Allah indinde Müslüman görme sapkınlıkları. Zira onlar; diliyle şehâdet getirenlerin kal-ben inanmasalar dahi Müslüman olduklarını söylemişler, böylece Kur’an’a, Sünnet’e ve icmaya aykırı düşmüşlerdi.1</p>
<p>İsnâ Aşeriyye Şia’sının on iki imamın masum olduğu, vahiy aldığı ve sırasıyla Hz. Muhammed (sas)’den sonra tüm inananların siyasî ve dinî otoritesi olduğu inancı.2 Hâricilerin Müslümanların kanını, malını ve ırzını helal saymaları ve bu zeminde gerçekleştirmiş oldukları katliamlar. DEAŞ de şiddet teolojisini ve pratiklerini Hâricî tarih tecrübesine ve bağlamından koparılmış bazı selefi yorumlara dayandırmaktadır.</p>
<p>Bugün Kur’an-ı Kerim’in tarihselliği adı altında estirilen fikir terörü de meşrulaştırılması mümkün olmayan bir iddiayı meşrulaştırmak adına kay-nak kitaplardan bir takım alıntılara zoraki dayandırılıyor. Öncelikle asıl kaynaklarını gizliyorlar. ‘Bizim de gelenekten dayanağımız var, gidin itirazı-nızı geleneğe yapın’ türünden tutarsızlıklarını örtmeye çalışıyorlar. Oysa ilmî geleneği kendilerine bir engel olarak görürler.</p>
<p>Tarihsel tecrübemizde ortaya çıkmış her iddiayı olumlama veya fikir hürriyeti bağlamında dokunulamaz kılmak aslında çılgınlıktır. Bâtinilerin helali haram, haramı helal sayan hakikatten kopuşları gibi nice küfür ve bidat uygulama ve iddiaları hatırlamakta yarar vardır.</p>
<p>Günümüzde şâhit olduğumuz ve özünde İslâm’ın içini boşaltmayı ve dini sekülerleştirmeyi amaç edinmiş nevzuhur tarihselciliğin birkaç yüzyıl sonra tarih tecrübemizin bir parçası olacağı da açıktır. Bu, tarihselciliği, ileride bugünü gelenek sayarak meşru kılamaya yetecek mi?</p>
<p><strong>Müellefe-i kulûb</strong></p>
<p>Tarihselcilerin kendilerini refere ettikleri belki de en önemli mesele Hz. Ömer’in müellefe-i kulûb’a (kalpleri İslâm’a ısındırılanlar, yumuşatılanlar) zekattan verilen payı kesmesi hâdisesidir. Hz. Ömer’in Kur’an’ın aşağıdaki hükmünü içtihatla nesh ettiğini (ortadan kaldırdığını) dahi iddia edebil-mekteler. O yaparsa biz de yapabiliriz fehvasınca…</p>
<p>Özetle meselenin aslına bakalım. Kur’an’da zekat verilmesi gereken sınıflar şöyle sıralanır:</p>
<p>“Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar (miskinler), o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm’a ısındırılacaklar), köle-ler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe: 9/60)</p>
<p>Görüldüğü üzere bu âyet zekat malının kimlere verileceğini hükme bağlamaktadır. Bu sınıflardan birisi de müellefe-i kulûb’tur. Bu sınıfa girenler, hem Müslüman hem de gayrimüslim kişi ve toplumlardan oluşur. İslâm’a kazandırılacaklar, kafirlerin tarafında bulunup Müslümanlara yardım edebilecek kimseler, kendilerine maddi yardım yapılmadığı takdirde küfre döneceğinden korkulan yeni Müslümanlar ve benzer konumda olan birçok kişiyi, sınıfı ifade eder.3</p>
<p>Bu uygulamadan amaç, onları İslâm’a kazanmak ya da en azından onlardan gelecek zararları onların gönüllerini hoş tutarak def etmektir. Sa-dece zekat malından değil, gerektiğinde ganimet ve diğer gelirlerden de bu sınıfta olan kişilere bu tür harcamalar yapılabilir.</p>
<p>Peki, Hz. Ömer’in Kur’an’ın bu hükmünü yorumla ortadan kaldırdığı ve sahabelerin de bu yeni uygulama üzerinde ittifak ettiği doğru mudur? Dillerine pelesenk ettikleri olayın özeti şudur:</p>
<p>Müellefe-i kulûb’tan olan Uyeyne b. Hısn el-Fezârî ile ez-Zibrikân b. Bedr, Hz. Ebû Bekr’in hilafeti döneminde kendisine gelerek, Bahreyn’den gelen haraç (dikkat edin zekat değil, haraç) gelirlerini kendilerine bağlaması durumunda kavimlerinden hiç kimsenin İslâm’dan dönmeyeceği güvence-sini vereceklerini söylediler. Hz. Ebû Bekr bu teklifi kabul etti ve bir vesika hazırladı. Vesika hakkında ihtilafa düştüler. Hazırlanan bu vesikaya şahit olarak yazılan isimler arasında Hz. Ömer de bulunuyordu. Onaylaması için söz konusu vesika kendisine getirildiğinde, onaylamayı reddetti ve vesika metnini sildi. 4 Hz. Ebû Bekr de bu görüşü benimsedi.</p>
<p>Kaynakların aktardığı bu olaydan hareketle Hz. Ömer’in Kur’an’ın ve Sünnet’in hükmünü şahsi görüşüyle ortadan kaldırdığını iddia etmek ve bunu tarihselciliğe kaldıraç kılmak doğru değildir.</p>
<p>Bu meseleyi bütün boyutlarıyla burada ele almanın imkânı bulunmamaktadır. Konuya ilgi duyanlar tefsirlerden ilgili âyetin izahına ve konuyu ele alan kitaplara bakabilirler. Biz şu kadarını zikretmekle yetinelim.</p>
<p>Hz. Ömer âyetin hükmünü ortadan kaldırmamıştır. Müellefe-i kulûb sınıfına giren kişilere yapılan ödemeden sadece iki kişinin (Uyeyne b. Hısn el-Fezârî ile ez-Zibrikân b. Bedr) ödemesine son vermiş, asalak bir sınıfın üremesinin önüne geçmiştir. Zira hükmün illeti, yani kalbin telifini gerektiren şey, o iki kişiye has olarak ortadan kalkmıştır, illet kalkınca da onlara dair hüküm de sona ermiştir. Bu da bir usûl kaidesidir. Hüküm illetiyle vardır. Bu müellefe-i kulûb hükmünün ve bu sınıfa giren kişelere ödemelerin durdurulduğu anlamına gelmediğini yine kaynaklar bildirmektedir.</p>
<p>Meselâ Hz. Ömer, Sasani ordusunun önemli komutanlarından Hürmüzân’a kalbini İslâm’a ısındırmak gâyesi ile iki bin dirhem maaş bağlamış-tır. Yine “Hutay’e” lakaplı meşhur şair Cervel b. Mâlik’e -ki kendisini etrafındakileri hicvetmekten alamayan güçlü bir şairdi- Müslümanları şiirleriyle rahatsız etmemesi için aynı fondan ödeme yapmıştır. Daha başka örnekleri de olan bu olaylar bizzat Hz. Ömer’in mevzuhabis âyetle amel ettiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Ancak tarihselciler meselenin aslını ortaya koymak derdinde değillerdir. Daha önceden ikna oldukları tarihselciliğe pek de kendilerini bağlama-yan, önemsemedikleri ve hatta ayak bağı gördükleri ilmî gelenekten ana akım Müslümanların itirazlarını hafifletmek üzere dayanak aramaktadırlar. Yukarıda özetle değindiğimiz ve burada zikretmediğimiz bazı uygulama ve nakiller salt bu amaçla ileriye sürülmüştür. Böylece geleneğin tarihselliğini değil vahyin tarihselliğini ispatlayacaklarını düşünüyorlar. Bunu yapabilirlerse Kur’an-ı Kerim’in evrenselliğine ve tarih üstülüğüne olan Müslüman imanını yapıbozuma uğratacaklardır.</p>
<p>Ontolojisini, epistemolojisini (bilgi sistemini) ve medeniyet tecrübesini ayıplı gören akılların başkalarının epistemolojisine bütün özgünlük iddiala-rına rağmen teslim olmaktan başka çareleri yoktur.</p>
<p>Bu iddia sahipleri Pakistan, İran, Türkiye, Mısır ve birçok coğrafyada etkili çevreler tarafından medyada gündem yapılıyor. Müslüman coğrafya ateş çemberinden geçerken bu tür tartışmalar Müslümanlara zaman ve enerji kaybettirmekte, yoğunlaşmaları gereken meseleleri ıskalamalarına sebep olmaktadır.</p>
<p>Müslümanların görevi tarihte ortaya çıkmış arızalı yorumları ve pratikleri ihya ve tecdid geleneğimizle tasfiye etmek olmalıdır, meşrulaştırmak ve merkezî kriterleri değiştirmek değil.</p>
<p>Prof.Dr.Serdar Demirel</p>
<p>Kaynaklar</p>
<p>1) En-Nevevî, Ebû Zekeriya Muhyiddin, el-Minhâc Şerhu Sahih Muslim, (Beyrut: Daru İhya et-Turâs al-Arabî, b.2), 1/147; el-Aynî, Bedreddin, Umdetu’l Kârî Şerhu Sahih el-Buhâri, (Beyrut: Daru İhyau’l Turâs al-Arabî), 1/191.</p>
<p>2) El-Kuleynî, Muhammed b. Ya’kub b. İshâk er-Râzî, El-Kâfî, (Tahran: Dâru’l Kutub el-İslâmiyye), 1/279.</p>
<p>3) El-Karadâvi, Yusuf, Fıkhu Zekât, (Müssesetü’l Risâle, b.2, 1973), 2/595-598.</p>
<p>4) Et-Taberî, Muhammed b. Cerir, Târîhu’r-Rusul ve’l-Mulûk, (Beyrut: Daru’l Turas, b.2), 3/275.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tarihselciligin-tarihten-mesruiyet-arayisi/">Tarihselciliğin Tarihten Meşruiyet Arayışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tarihselciligin-tarihten-mesruiyet-arayisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâmcılık ve tarihselcilik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islamcilik-ve-tarihselcilik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islamcilik-ve-tarihselcilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2017 11:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmcılık ve tarihselcilik]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihselcilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medyada “İslâmcılık” meselesi yeniden tartışılmaya başladı. Bu sefer bağlam biraz farklı olsa da okuduğum yazılarda yine kavramın ilk kez ne zaman kullanıldığından tutun da ifade ettiği sosyo-politik manasına kadar yazılıp çizildi. Ben her şeyden önce kendimi Müslüman olarak tanımlarım. Şunun da çok iyi farkındayım; Batı’nın İslâmcı diye tanımladığı şey, benim müslümanlığımın önemli bir boyutunu da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamcilik-ve-tarihselcilik/">İslâmcılık ve tarihselcilik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/islamcilik-ve-tarihselcilik/images-2-43/" rel="attachment wp-att-15457"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-15457" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/images-2.jpg" alt="" width="282" height="214" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/images-2.jpg 282w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/images-2-170x130.jpg 170w" sizes="(max-width: 282px) 100vw, 282px" /></a><br />
Medyada “İslâmcılık” meselesi yeniden tartışılmaya başladı. Bu sefer bağlam biraz farklı olsa da okuduğum yazılarda yine kavramın ilk kez ne zaman kullanıldığından tutun da ifade ettiği sosyo-politik manasına kadar yazılıp çizildi.</p>
<p>Ben her şeyden önce kendimi Müslüman olarak tanımlarım. Şunun da çok iyi farkındayım; Batı’nın İslâmcı diye tanımladığı şey, benim müslümanlığımın önemli bir boyutunu da kuşatır.</p>
<p>Batı’nın Müslümanlığın bazı boyutlarına karşı çıkmadığı ama bazı boyutlarına da şiddetle karşı çıktığı bilinir. Batı’nın, İslâm’ın, İslâmcılık diye karşı çıktığı genel bir yapısı ve bu genel yapısı içinden de özellikle karşı çıktığı boyutları vardır.</p>
<p>Genelde karşı çıktığı temel husus; İslâm’ın birey, aile, toplum ve devlet hayatını fizik ve metafizik dengesinde kuşatan vahiy eksenli bir tasavvur sunmasıdır. Varoluşsal anlamı kendi etrafında toplayan konsantre öze dair bir tasavvurdan bahsediyorum.</p>
<p>Özelde ise, İslâm’ın antiemperyalist karakterine karşı çıkar. Müslümanlık ümmetçi karektere de sahiptir. Batı bu ikisini de tehlikeli görür. Mesela bu iki özelliğinden dolayı İslâmcıların ortak hayâli, Mescidi Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturmaktır. Ayasofya Camisi’ni tamamen ibâdete açmaktır.</p>
<p>İslâm’ın Müslüman coğrafyanın tümünün tam bağımsız ve egemen olmasını vaz eden tabiatı, kaçınılmaz olarak Batı’yla karşı karşıya gelmeyi ifade eder.</p>
<p>Sadece bu taleplerinden dolayı da Müslümanlık “İslâmcılık” yaftası altında Batı’da alarm zillerini çaldırır. Çünkü Batı, Müslüman coğrafyanın en hakiki gücünün Müslümanlar olduğunu gayet iyi bilir. Bu sebeple de antiemperyalist bütün İslâmî hareketleri farklı kategorilerde olsa da düşman beller.</p>
<p>Ve yine aynı sebeplerle FETÖ örneğinde olduğu gibi Batı’nın emperyalist politikalarına karşı çıkmayan, İsrail’le iş tutan, kalenin kapısını içeriden açan yapılarla bir problemi olmaz. Aksine bunları destekler, önünü açar, büyütür ve zamanı geldiğinde Müslümanlara karşı kullanır.</p>
<p>Bu meyanda İslâmcılık tarihin belirli bir döneminde kimi müslüman aydın ve alimlerin dönemsel meydan okumalara karşı Osmanlı Devleti’ni korumak üzere geliştirdikleri bir ideoloji değildir. Öyle olsaydı Osmanlının çökertilmesinden bir asır sonra İslâmcılık diye bir tartışma yaşanmazdı.</p>
<p>Müslüman tarih tecrübesinde ta başından beri Müslümanlar kendi referans kaynaklarına dayanarak canlı hayatı ve buna dair detayları kendi iman umdeleriyle yoğurmuş, karşı karşıya kaldıkları meydan okumalara bunun sunduğu imkânlarla mücadele vermişlerdir. Bu gayretlerin sonucu ortaya çıkan hâsılaya İslâmlaşmak veya Müslümanlaşmak deniyorsa eğer bu mücadele peygamberlerin ortak davasıdır. Tarihsel olaylara taalluk etse de bu olaylara yön veren anlam dünyası tarihsel değildir.</p>
<p>Bugün Hz. Resûlullah’ın (sas) Sünnet’ini topyekûn tarihsel görenler, bırakın Sünnet’i kelam-ı kadîm olan Kur’an-ı Kerim’i dahi tarihsel gösterenlerin olduğu bir zeminde birilerinin çıkıp da ‘İslâmcılık tarihseldir, miadını doldurmuştur’ demesi pek şaşırtıcı olmasa gerek.</p>
<p>Zira bizler kendisini İslâm’a müntesip görüp de onu sağdan sola, yukarıdan aşağıya sorgulayanların, hırpalayanların, Batı karşısında özür dileyicilerin, canlı hayata taalluk eden bütün ahkamını işlevsiz kılmak için çabalayanların ve üstünlüğü ötekisinde görenlerin yaşadığı bir dönemin Müslümanlarıyız. Bunların bir kısmının akademik unvan taşıması da sorunun derinliğini işaretler.</p>
<p>İnandığını söyledigi kutsal Kitab’ın tarihsel olduğunu isbatlamaya çalışan bir kişinin yarın o Kitab’ın anlattığı Allah inancının da tarihsel olduğu sonucuna varmayacağının garantisi nedir?</p>
<p>Müslümanlar için aslolan kavramın kendisi değil, muhtevadır. İslâmcılık kavramından neler kastedildiğine, neye savaş açıldığına baktığımızda kök değerlere bağlı kalarak varolmamızı sağlayacak muhtevanın hedef alındığını görüyoruz. Bu da bir anlama çabasıyla karşı karşıya olmadığımızı, bir algı operasyonuna muhatap olduğumuzu gösterir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof.Dr.Serdar Demirel</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamcilik-ve-tarihselcilik/">İslâmcılık ve tarihselcilik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islamcilik-ve-tarihselcilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç insan tipolojisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/uc-insan-tipolojisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/uc-insan-tipolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 09:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Üç insan tipolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15214</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Çok genç yaşta üç karakterde insan tipolojisi nazarlarıma takılmaya başladı. Sonraki yıllarda farklı karakterler de dikkatimi çekti ama bahsedeceğim bu üç insan tipolojinin evrensel tipolojiler olduğuna bulunduğum uluslararası ortamlarda da şahitlik ettim. Buradaki evrensellik değer atfetme manasında değil, tüm farklı ırklarda da mevcut olduğuna vurgu yapmak içindir. Birincisi. Eleştirmeyi mizaç hâline getirmiş ve insanda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uc-insan-tipolojisi/">Üç insan tipolojisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/uc-insan-tipolojisi/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem/" rel="attachment wp-att-15222"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15222" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem.jpg" alt="" width="373" height="209" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem.jpg 1200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serdar-demirel-mezhep-catismasi-nda-asil-problem-1024x576.jpg 1024w" sizes="(max-width: 373px) 100vw, 373px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok genç yaşta üç karakterde insan tipolojisi nazarlarıma takılmaya başladı. Sonraki yıllarda farklı karakterler de dikkatimi çekti ama bahsedeceğim bu üç insan tipolojinin evrensel tipolojiler olduğuna bulunduğum uluslararası ortamlarda da şahitlik ettim. Buradaki evrensellik değer atfetme manasında değil, tüm farklı ırklarda da mevcut olduğuna vurgu yapmak içindir.</p>
<p><strong>Birincisi</strong>. Eleştirmeyi mizaç hâline getirmiş ve insanda sanki eleştirmek için yaşayan varlık hissi uyandıran insan tipi. Çevrelerinde pek sevilmeyen, girdikleri her ortamda niza çıkaracak konu bulmakta zorluk çekmeyen cinsten “Bay Muhalefet” kişiler.</p>
<p>İlk tanıştığınız insanlarla ortak noktaları keşfetmek ve müşterekler üzerinden muhatabınızı anlamaya çalışmak daha sürdürülebilir bir ilişki için önemlidir.</p>
<p>Bunlar ise ihtilaflı konuları tesbitle işe başlarlar. Muhataplarını zora sokmak, rencide etmek bunlara özel bir haz verir. Tartışma çıkartıp yenme psikolojisi hâkimdir. Yendik dedikleri kişileri ballandıra ballandıra anlatmayı çok severler.</p>
<p>Her şeye muhalefet ederek farklı ve üstün olduklarını düşünürler. Etraflarındakileri aşağılamayı bir marifet bilirler. Kendileri allame, muarızları ise bilgi ve hikmet fukarası!</p>
<p>Genelde indirgemeci, genellemeci ve de subjektiftirler. İnsanlar çoğu zaman bunların yaralayıcı dilinden kurtulmak için karşılarında susmayı tercih ederler. Bunlar ise yeni bir zafer kazanmanın hazzına gark olurlar.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>. Bu sınıfa giren insan karakteri ise, ortada durmayı bir değer sanan neme lazımcı tipler. Kendisini hep sağlama almaya çalışan, riskin olduğu yerde durmayan, dünyevî maslahatlarını her daim önde tutan kendilerince çok akıllı insanlar.</p>
<p>Doğruluğuna inandıkları bir meselede risk varsa objektif olma bahanesiyle tarafsız kalmayı tercih ederler. Bu tarafsızlık bir kanaate ulaşamamanın sonucu değil, vardığı kanaatin bedelini ödeyememenin bir gereğidir.<br />
Bunların sabit fikirleri yoktur. Siyasi ve ideolojik olarak durdukları yeri değiştirmekte zorlanmazlar.</p>
<p>Reel politik, dünyanın kahrolası gerçekleri ve indi maslahat yorumları meşrulaştırılamazları meşrulaştırabilir. Hayatı ideallere göre yorumlamak ve ideallerle buluşturarak yaşamak yerine idealleri reele feda etmeyi gerçekçi olmak diye tanımlarlar.</p>
<p>Bunların sık kurdukları cümlelerden birisi de; “Siz hâlâ orada mısınız?”dır. Bedeli ödenmiş, muhakemesi ve muhasebesi yapılmış bir fikri dönüşüm değildir bu cümlede anlatılmak istenen. Reel olana teslim olmamanın üstünü örtme çabasıdır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong>. Bu kesim insanlar ise, bal arısı gibidirler. Her biri kendi kapasitesine göre farklı çiçeklere konarak yapacakları bala öz toplarlar. Zorlukları iş yapmamaya gerekçe göstermek yerine zorluklara rağmen iş üretmeyi beceren kişilerdir bunlar. Çevrelerine güven vermeyi ve bulundukları ortamlarda sinerji üretmeyi bilirler.</p>
<p>Gerektiğinde eleştiren ama eleştirmeyi daha iyisini bulup amele dökmek için yapan insanlardır bunlar. Bunların sayısı azdır. Hasbidirler. Amatör ruhla profesyonel iş yaparlar. Bunlara iş verdiğinizde arkanıza dönüp bakma gereği hissetmezsiniz.</p>
<p>Merhum Necip Fazıl üstadın “Gençliğe Hitabe”sinde dillendirdiği bir kıvamdır bu üçüncü karakter: “Kim var!”diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik&#8230;</p>
<p>Eleştirmek kolay, tarafsız kalmak mümkün ama yol göstermek zordur. Yıkmak kolay, işten kaçmak bir tercih ve fakat inşa etmek ise zordur. Zoru başaranların kıymetini bilmek gerek..<br />
Türkiye 16 Nisan halk oylamasıyla yeni bir merhaleye geçti. Bunun etkilerini yakında daha net göreceğiz. Sistem ne kadar iyi olursa olsun nihayetinde insan faktörüne dayanır. İnsan iyi olunca sistem çok daha iyi sonuç verir. Siyasette, eğitim ve bürokraside emanet âdil ve liyakat sahibi, kök değerlere bağlı insanlara teslim edilmelidir.</p>
<p>Prof.Dr.Serdar Demirel</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uc-insan-tipolojisi/">Üç insan tipolojisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/uc-insan-tipolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil İlahiyatçı Kız Tasavvurunda Annelik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yeni-nesil-ilahiyatci-kiz-tasavvurunda-annelik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yeni-nesil-ilahiyatci-kiz-tasavvurunda-annelik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2016 09:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Annelik]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni nesil ilahiyatçı kız tasavvurunda annelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyada yukarıdaki başlıktaki yazım çok paylaşılıyormuş. Bana gelen emailler ve telefonlar öyle söylüyor. Oysa yazı 13 Temmuz 2013 yılında Yeni Akit gazetesinde yayınlanmış. Ancak yazının ilk giriş kısmı paylaşanlar tarafından çıkartılmış. Dolayısıyla yazıyı olduğu gibi dikkatinize sunuyorum. Yeni nesil ilahiyatçı kız tasavvurunda annelik Kendisi de İlahiyat Fakültesi mezunu olan genç kalem Emrah Eker yeni [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeni-nesil-ilahiyatci-kiz-tasavvurunda-annelik/">Yeni Nesil İlahiyatçı Kız Tasavvurunda Annelik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/yeni-nesil-ilahiyatci-kiz-tasavvurunda-annelik/images-115/" rel="attachment wp-att-12043"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12043" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/images.jpg" alt="Yeni nesil ilahiyatçı kız tasavvurunda annelik" width="395" height="312" /></a></p>
<p>Sosyal medyada yukarıdaki başlıktaki yazım çok paylaşılıyormuş. Bana gelen emailler ve telefonlar öyle söylüyor. Oysa yazı 13 Temmuz 2013 yılında Yeni Akit gazetesinde yayınlanmış. Ancak yazının ilk giriş kısmı paylaşanlar tarafından çıkartılmış. Dolayısıyla yazıyı olduğu gibi dikkatinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Yeni nesil ilahiyatçı kız tasavvurunda annelik</strong></p>
<p>Kendisi de İlahiyat Fakültesi mezunu olan genç kalem Emrah Eker yeni nesil ilahiyatçı kızların anneliğe dair tasavvurlarını içeren gözlemlerini bizimle paylaştı. Önemli bulduğum bu gözlemleri köşeye sığmayacağı için bazı tasarrufatla sizlerin de dikkatine sunuyorum:</p>
<p>Geçenlerde, bir dönemin ilahiyat mezunları buluşmasında idim. Ve maalesef yeni nesil ilahiyatçılar arasında bile “ev hanımı olmak, anne olmak ne de zor bir durummuş”, bunu gözlemledim.</p>
<p>Okumaktan evliliğe vakit ayırmayan ve artık bir öğretmen, kk öğreticisi, vesaire kurum ve kuruluşlarda görevli olarak “ayakları üzerinde duran” hanımlar alkışı hak ederken ev hanımı olan ve çocuğuna baktığını mahcubiyetle ifade eden ve “ben görev ALAMADIM” diyerek üzüntüsünü ifade eden ilahiyatlı bacıların o hâlini görünce tüm hayat gayesi devlete sırtını dayayıp bir meslek sahibi olmak olan ve “kariyer” denilen şu lanet ego azdırıcısını kendine put edinen günümüzün yaygın gençliğine kim kızabilir ki.</p>
<p>Suçu tümüyle gençlerde buluyor da değilim. Meslek sahibi olan kız öğrencisiyle gurur duyan hocalar, ayakları üzerinde duran kızlarını el üstünde tutun aile ve akrabalar, aldıkları maaşlarla modanın hızını yakalayan arkadaşları ile ortak muhabbet konusu bulamayan bir sosyal çevre olduktan sonra, yani; “Paranı kazanıyor, kendi ayakların üzerinde durabiliyor ve kocanın eline bakmıyorsan senden iyisi yok” diyen bir toplum olduktan sonra ve bir de böyle bir algıya sahip olup “illa çalışanla evlenirim” veya “çalışıyor olması tercih sebebidir” diyen erkekler çoğunlukta olduktan sonra hangi kızdan “anneliği” kutsal bir vazife addetmesini, gururla “ev hanımıyım” demesini bekleyebilirsiniz ki!</p>
<p>Artık sadece erkeklerimiz değil, kızlarımız da işsizlik endişesi taşıyor. Zira artık erkek ve kadın eşit. Zira artık feminist zihniyet ülkemin her yerinde. Öyle ki, artık sadece genç kızlar değil, kızları yetiştiren anne ve babalar da zihinlerinde erkek ve kız çocuklarını eşitledi.</p>
<p>O kadar çok duyar oldum ki; “Kızım ekmeğini eline almadan, kendi ayakları üzerinde durmadan evlenemez. Parasını kazanacak, kocasının eline bakmayacak. Eğer kocası sorun çıkarırsa çıkıp gelecek, nasıl geçinirim diye düşünmeyecek.” Öyle de oluyor zaten&#8230;</p>
<p>Kadınlar habire boşanıp baba evine çıkıp geliyor. Zira bilinçaltına işleniyor anne ve babalar tarafından. Velhasıl kız ve erkeklerin eşit olmadığı tek yer kaldı. O da Allah’ın (c.c) kitabı. Kitap’ta hâlâ erkek ve kadın farklı yazıyor. Hâlâ erkeklere ve kadınlara farklı sorumluluklar yükleniyor.</p>
<p>İşte böyle bir zamanda, yemin ediyorum, kendisine kariyer planlaması sorulduğunda bir kızın;</p>
<p>“Allah’ın (c.c) fıtratıma koyduğu annelik vazifesini yerine getirmek için öncelikle evlenecek ve çocuklarımın bu ümmete hayırlı birer ferd olmaları için elimden geleni yapacağım. Bu asli vazifemin haricinde de elimden geldiğince etrafıma faydalı olacak etkinliklerde görev alacağım” diye cevap verdiğine şahit olursam…</p>
<p>Veya kendisini tanıtan evli bir kadının gururla ve yüksek sesle; “Şu yeryüzündeki en kutsal görevi yerine getiriyorum! Ben bir anneyim ve çocuğumu kreşlere emanet etmiyor, ona benim gibi kimsenin bakamayacağını bildiğimden dolayı Allah’ın bana olan emanetini, O’na layık bir kul olsun diye bizzat kendim yetiştiriyorum” diye haykırdığına şahit olursam, geleceğe ümitle bakabileceğim.</p>
<p>Çünkü dindar nesil ne 7 yaşından sonra okulda haftada bir saat gördüğü din kültürü ve ahlâk dersiyle, ne İmam Hatip Ortaokulları ve liseleriyle, ne Kur’ân kurslarıyla ve ne de ilahiyatlarla yetişir.</p>
<p>Dindar nesil ancak televizyonun karşısında yavşayan değil, seccadenin başında gözyaşı döken ve yavrusunun ahlâklı bir Müslüman olması için çalışıp çabalayan dindar ebeveynlerin kucaklarında yetişir.</p>
<p>Dindar nesil, “Anneliği” tüm kariyer hayatının temeli olarak gören ve “Ev Hanımıyım” demekten utanmayan “Ana”larla ve çocuğuna evden veya arabadan değil, güzel ahlâktan daha hayırlı bir miras bırakamayacağının bilincinde olan “Baba”larla yetişir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Serdar Demirel Hoca</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeni-nesil-ilahiyatci-kiz-tasavvurunda-annelik/">Yeni Nesil İlahiyatçı Kız Tasavvurunda Annelik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yeni-nesil-ilahiyatci-kiz-tasavvurunda-annelik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jul 2016 21:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Daeş]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet İnkarcıları]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11988</guid>

					<description><![CDATA[<p>  DAEŞ’in İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki hunharca katliamı ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş. İnsanlar neler olduğunu anlamaya çalışıyor. TV kanalları da birçok uzmanı canlı yayınlarda konuk ederek meseleyi aydınlatmaya çalışıyor. Uzman diye çağrılanların da çoğunun cevabı yok.. Ama birilerinin kesin cevabı var, olanları ve niçin olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlara göre suçlu; Ehl-i Sünnet din anlayışı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/">DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="93bj7-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="93bj7-0-0"><a href="http://ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/hqdefault-13/" rel="attachment wp-att-11989"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11989" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault.jpg" alt="DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek" width="395" height="296" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" /></a></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="94mbi-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="94mbi-0-0"><span data-offset-key="94mbi-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1ouqr-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1ouqr-0-0"><span data-offset-key="1ouqr-0-0"><span data-text="true">DAEŞ’in İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki hunharca katliamı ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş. İnsanlar neler olduğunu anlamaya çalışıyor. TV kanalları da birçok uzmanı canlı yayınlarda konuk ederek meseleyi aydınlatmaya çalışıyor. Uzman diye çağrılanların da çoğunun cevabı yok..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="fa4ka-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fa4ka-0-0"></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fa4ka-0-0"><span data-offset-key="fa4ka-0-0"><span data-text="true">Ama birilerinin kesin cevabı var, olanları ve niçin olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlara göre suçlu; Ehl-i Sünnet din anlayışı ve bundan kurtulamamak. Tek çözüm; sadece onların anladığı Kur’an’a dönmek..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="2u3so-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="2u3so-0-0"><span data-offset-key="2u3so-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="aovio-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="aovio-0-0"><span data-offset-key="aovio-0-0"><span data-text="true">Havalimanındaki katliamı fırsat bilen kimi Sünnet karşıtı zevat, halkımızın da büyük çoğunluğunun takip ettiği Ehl-i Sünnet paradigmayı suçlu ilan etme gafletine düşüyor. Bunu en son Habertürk kanalında önünde profesör unvanı olan bir akademisyen yaptı..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="d3dlf-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="d3dlf-0-0"><span data-offset-key="d3dlf-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="6j37j-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6j37j-0-0"><span data-offset-key="6j37j-0-0"><span data-text="true">Haddini bilmez bazıları da DAEŞ’in yaptığı öne sürülen kimi katliam resimlerini email adresimize işte bundan sorumlu Sünnet’tir diye gönderiyor. Vahşetten Allah Resûlü’nün (sas) hadislerini sorumlu tutuyor.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="cn5hd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cn5hd-0-0"><span data-offset-key="cn5hd-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="7d5jq-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7d5jq-0-0"><span data-offset-key="7d5jq-0-0"><span data-text="true">İlmî tartışmanın da bir ahlâkı vardır. Oryantalistlerin büyük çoğunluğu bile bunlar kadar provakatif bir uslûp ve kirli bir dil kullanmıyor. Halkın terör karşısında yükselen öfkesini Sünnet’e ve üzerinde ittifak edilmiş merkezi kriterlere yöneltmeye çalışıyorlar. Hunharca işlenmiş bir katliamı Sünnet karşıtlığına dayanak kılmak, bu zeminde alan genişletmeye çalışmak en hafifiyle ayıptır, günahtır..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1u9h8-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1u9h8-0-0"><span data-offset-key="1u9h8-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="dcocq-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="dcocq-0-0"><span data-offset-key="dcocq-0-0"><span data-text="true">DAEŞ’in asıl kurbanları Ehl-i Sünnet müntesipleridir. Katliam yaptığı coğrafyalara bakın bunu rahatlıkla görürsünüz. DAEŞ Irak ve Suriye’de İran’la karşı karşıya. Ama DAEŞ İran’da eylem yapmıyor. DAEŞ İsrail’de de eylem yapmıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde bu iki devlet çıkarlarına karşı eylem yapabilecekken yapmıyor. Ama Ehl-i Sünnet halklara karşı en acımasız, gaddar ve gayri ahlâki saldırılarını yapıyor.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="j8no-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="j8no-0-0"><span data-offset-key="j8no-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="8nnl2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="8nnl2-0-0"><span data-offset-key="8nnl2-0-0"><span data-text="true">Sünnet karşıtları da dönüp Ehl-i Sünnet müntesiplerine, suçlu sizin inanç kaynaklarınızdır diyebiliyor. DAEŞ’in bağlamından kopartılmış hadis ve fıkıh kaidelerini kullanmasını Ehl-i Sünnet paradigmaya yönelttikleri argümanlarına susturucu olarak takıyorlar.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="3l3kb-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3l3kb-0-0"><span data-offset-key="3l3kb-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="3cnl6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3cnl6-0-0"><span data-offset-key="3cnl6-0-0"><span data-text="true">Aynı mantıkla hareket eden Batı’daki İslâm düşmanları da benzer ithamları Kur’an’a yönelik yapıyorlar. Bağlamından çıkartılmış Kur’an âyetlerini DAEŞ’i ortaya çıkartan temel dinî nasslar diye öne sürüyorlar!..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="2l5ip-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="2l5ip-0-0"><span data-offset-key="2l5ip-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1nao-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1nao-0-0"><span data-offset-key="1nao-0-0"><span data-text="true">İslâm tarihinde, şiddetin teolojisini yazan Hariciler Sünnet’e pek itibar etmez ve Kur’an merkezli hareket ederlerdi. Haricilerin şiddet eylemlerinden Kur’an’ı sorumlu tutmak ne kadar doğruysa DAEŞ’in şiddeti kutsayan eylemlerinden de Sünnet’i sorumlu tutmak o kadar doğrudur!..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="210j3-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="210j3-0-0"><span data-offset-key="210j3-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="aala0-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="aala0-0-0"><span data-offset-key="aala0-0-0"><span data-text="true">Sünnet karşıtı olabilirsiniz. İslâm ilmî disiplinlerini de red edebilirsiniz. Anladık. Ama bari halkın büyük acı yaşadığı bir zamanda televizyonlarda insanların gözünün içine bakarak onların kutsallarına saldırmayın. Din düşmanlarıyla, vahiy karşıtlarıyla buluşmak çok mu hoşunuza gidiyor..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="59jn2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="59jn2-0-0"><span data-offset-key="59jn2-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="4meda-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="4meda-0-0"><strong><span data-offset-key="4meda-0-0"><span data-text="true">Oysa coğrafyamızda ne oluyor? </span></span></strong></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="a1n82-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="a1n82-0-0"><span data-offset-key="a1n82-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="5qph1-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5qph1-0-0"><span data-offset-key="5qph1-0-0"><span data-text="true">Yeni dünya düzeni bir türlü kurulamıyor. Bölgesel ve küresel aktörler yeni kurulacak düzende alan hâkimiyeti mücadelesi veriyor. Direkt savaşı göze alamayan güçler terörü bir kaldıraç olarak kullanıyor. Bunun için de coğrafyamızın tarihî realitesi olan mezhep ve etnik farklılıkları çatışmaya zorluyor.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="2d6ha-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="2d6ha-0-0"><span data-offset-key="2d6ha-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="547rv-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="547rv-0-0"><span data-offset-key="547rv-0-0"><span data-text="true">Daha özele gelirsek, ortada DAEŞ diye bir küresel proje var. Neresinde, ne kadar hangi bölgesel ve küresel istihbarat örgütleri var bilinmiyor. Müslüman gençliği tuzaklarına düşürüyorlar. Bu komplo özü itibarıyla dünya Müslümanlarının yüzde 90’nı teşkil eden Ehl-i Sünnet Müslümanlara karşı kurulmuş.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="5bpqd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5bpqd-0-0"><span data-offset-key="5bpqd-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="989sq-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="989sq-0-0"><span data-offset-key="989sq-0-0"><span data-text="true">Bu projenin siyasi, askeri, iktisadi boyutları var. En önemli sebebi de Müslümanların kendi değerlerine bağlı, tarihleriyle barışık, başarılı ve sürdürülebilir bir model oluşturmasını önlemek. İslâm’ın temel öğretilerine, Müslüman tarih tecrübesine aykırı yerli olmayan ama yerli görüntüsünde bir operasyon yapılıyor.</span></span></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="989sq-0-0"></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1281t-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1281t-0-0"><span data-offset-key="1281t-0-0"><span data-text="true">Sen bu operasyonları görmeyeceksin, olayın asıl mağduru olan Müslümanların kutsallarını diline pelesenk edip, sorumlu sizin kutsallarınızdır, derhal bu hurafelerden kurtulun diyeceksin. İnsan gerçeklikten kopunca vehimlerini doğru sanırmış..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="8evhr-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="8evhr-0-0"><span data-offset-key="8evhr-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="d1fm4-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="d1fm4-0-0"><span data-offset-key="d1fm4-0-0"><span data-text="true">Serdar Demirel</span></span></div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/">DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İndirilen din”, “uydurulan din”</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2015 11:23:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[“İndirilen din”]]></category>
		<category><![CDATA[“uydurulan din”]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis-i Şerifler]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Usul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birileri “indirilen din” ve “uydurulan din” sloganını bulmuş. Sınırlarını kendilerinin çizdikleri dine indirilen, buna aykırı gördükleri din yorumuna da uydurulan din yaftasını yapıştırmaktalar.Bunların meşhur olanlarından birisine itiraz sadedinde size göre tarihte İslâm’ı doğru anlayan kimse çıkmamış dediğimde; “Hayır, doğru anlayanlar çıkmıştır. Ancak Ehl-i Sünnet onlara zındık yaftasını yapıştırarak mahkum etmiştir” cevabını vermişti.Ehl-i Sünnet, onlara göre [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din-2/">İndirilen din”, “uydurulan din”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Yrd-Doc-Dr-Serdar-DEMIREL-060214.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8544" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Yrd-Doc-Dr-Serdar-DEMIREL-060214.jpg" alt="İndirilen din”, “uydurulan din”" width="295" height="372" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Yrd-Doc-Dr-Serdar-DEMIREL-060214.jpg 369w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Yrd-Doc-Dr-Serdar-DEMIREL-060214-238x300.jpg 238w" sizes="(max-width: 295px) 100vw, 295px" /></a></p>
<p>Birileri “indirilen din” ve “uydurulan din” sloganını bulmuş. Sınırlarını kendilerinin çizdikleri dine indirilen, buna aykırı gördükleri din yorumuna da uydurulan din yaftasını yapıştırmaktalar.Bunların meşhur olanlarından birisine itiraz sadedinde size göre tarihte İslâm’ı doğru anlayan kimse çıkmamış dediğimde; “Hayır, doğru anlayanlar çıkmıştır. Ancak Ehl-i Sünnet onlara zındık yaftasını yapıştırarak mahkum etmiştir” cevabını vermişti.Ehl-i Sünnet, onlara göre İslâm’a kurulmuş sistemli tuzağın adıdır. Mezhepler birer hurafedir. Hz. Peygamber’in (sas) hadislerini, Müslüman fıkhını, usûl ilimlerini yıpratmak irşat faaliyeti hükmündedir&#8230;</p>
<p>Bunların iddialarından ortaya iki ihtimal çıkıyor: Birincisi, İslâm anlaşılması imkânsız bir dindir. Öyle ya, mezhepler, binlerce muhaddis, fakih, müfessir, mütekellim tarih boyunca dini sahih anlayamadığına göre bu din anlaşılması çok zor bir dindir.İkinci ihtimal ise, İslâm’ın anlaşılması aslında zor değil fakat ulema dini heva ve hevesine kurban ederek tahrif etmiş ve yerine yeni bir din uydurmuştur. Bunların iddialarına baktığımda başka bir ihtimal göremiyorum.İşin trajikomik tarafı ise; bunlar, 14 asır sonra dini hem doğru anlayabilmişler hem de öncekilere nasip olmayacak kadar samimi, serdengeçti ve kahraman olduklarından bütün riskleri göze alarak eğip bükmeden bunu topluma anlatabiliyorlar!</p>
<p>Aslında bunların davet ettiği şey, yaşanmış tarihi, rafine edilmiş İslâm disiplinlerini, içtihat birikimini görmezden gelerek uzuun bir tarih atlaması yaparak 2015’ten Kur’an’ın nüzûl ettiği döneme ışınlanmak ve böylece hurafelerden uzak bir İslâm okuması yapmak!Bunların genel karakteristiği Kur’an’a uyduğunu düşündükleri velev ki zayıf ve uydurma rivâyetler olsun kabul etmek, meşrep ve kültürlerine aykırı düşen rivâyetleri de sahih dahi olsa reddetmek.İlmî tutarlılıktan yoksunlar. Zira hadisleri reddederken kişiden kişiye, rivâyetten rivâyete, çağdan çağa değişmemesi gereken her ilim talebesinin uygulayabileceği standart bir usûlleri yoktur. “Kur’an’a arz etme” gibi genel bir iddianın arkasına saklanmakla bu zaafiyet gizlenemiyor.Her asırda yüzlerce ulemanın katkısıyla oluşmuş, tarihin ve yaşanan hayatın test ettiği aslı Kur’an, Sünnet ve sahabe uygulamalarına dayanan usûl disiplinleri özünde standart kaideler içerir. Bunlar tatbik edilirken elbette alimler farklı sonuçlara varabilirler. Ama ortada son derece sistematik ve herkese açık usûl disiplinleri vardır. Bu kıvamda ve tutarlılıkta bir usûl görmek istiyoruz..</p>
<p>Usûl olmazsa İslâm sahih anlaşılamaz. İslâm’ın mukaddes metinleriyle temasa geçilip, varolan hükümler değişen hayata doğru tatbik edilemez. Değişenler ve sabiteler arası denge korunamaz. Ağzı olan konuşur&#8230;“Akıl” diyenlere hangi akıl sorusunu sormak gerekir. Tabi muhatabın önce “akıl” nedir, kaç çeşit akıl vardır, aklı ne oluşturur gibi meselelere biraz kafa yorması lazım.Hıristiyan aklı mı, Yahudi aklı mı? Modern akıl mı postmodern akıl mı? Şiî aklı mı Mutezilî akıl mı? Haricî akıl mı? DAİŞ aklı mı? Hangi akıl?İlmî mirası reddedenler, Sünnet’i itibarsızlaştıranlar kendi uydurdukları dine çağırıyor olmasınlar? İslâm’ın merkezî kriterlerini teker teker düşürmeye çalışanlar dine karşı din inşa faaliyetinde olmasınlar? Meşrep ve kültürlerine göre Kur’an’dan anladıklarını İslâm diye dayatanlar, Ümmet’in icmasını tanımayanlar uydurma dine karşı çıkarken kendi uydurdukları bir dine davet etmesinler?Kökü tarihin derinliklerinde olan kimi hurafeleri kendi tenkitlerine kalkan yapıp tarihten ve ilmî gelenekten kopuşa davet edenler aslında Müslümanların dinî hafızasını reddetmektedirler.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>2)“İndirilen din, uydurulan din”</strong></p>
<p>başlıklı son yazım üzerine epey e-mail ve mesaj aldım. Bunların bir kısmı itiraz sadedindeydi. İtiraz edenler de ikiye ayrılıyordu. Birinci kesim, “İslâm sadece Kur’an’dır, gayrisi hurafedir” diyen muhaliflerdi. Ezberlerini tekrarlayıp durdular. Bir misal olsun diye uzun bir reddiyeden şu beylik cümleyi aktarayım:“Bilindiği üzere Peygamberimiz ve 4 halife döneminde Kur’an dışında dini bir kaynak yoktu ve insanlar mezheplere bağlı olmadan doğrudan Kur’an’a bağlıydılar. Kur’an’ın belirttiği şekilde dini yaşar, Kur’an’ın serbest bıraktığı konularda da kendi beğeni, örf ve alışkanlıklarına göre hareket ederlerdi..”“Bilindiği üzere” ifadesine dikkat çekerim. Böylesi bir ifade herkesin malumu olan bir kabûlden bahsediyor olsa gerek.</p>
<p>Oysa bütün rivâyetler, bütün mezhepler, bütün bidat fırkaları Efendimiz’in dini tebliğlerinin bağlayıcılığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Aksini gösteren bir delil yoktur. Bilinenin aksini bilinen diye göstermek bu olsa gerek! Ezberini hakikat sanan bu okurum biraz zahmet edip bu iddiasının tarihi arkaplanını araştırsa iddiasının bir dayanağının olmadığını görecektir.İkinci kesim ise; “Tarihimizde İslâm’a mal edilmiş uydurma akide esasları, amel ve rivâyetler yok mudur?”, itirazını yöneltiyordu. Bunlara özet olarak cevap vermek gerekir. Zira bir gazete köşesinin sınırları içinde bütün meramı anlatmak mümkün değildir.İslâm tarihinde hicri 40 yılları sonrasında ağır ağır hadis uydurma faaliyetleri başlamış sonraki dönemlerde de çoğalmıştır. Bu uydurma rivâyetler akidede, amelde, siyasi ve gelecek tasavvurumuzda İslâm’a paralel bir din idrakı oluşturma tehlikesi taşıdığından ulemâ kısa sürede ayaklanmış, bunun önüne geçmek üzere hadisleri tedvin etmiştir.</p>
<p>Tedvin edilen rivâyetler arasında Hz. Peygamber’e (sas) ait olmayan sızma rivâyetleri de ayıklayacak senet ve metin tenkidini ihtiva eden ve tarihte sadece İslâm Ümmet’ine has gurur kaynağımız biricik usûl disiplinlerini geliştirmişlerdir.Kendisiyle amel edilecek makbul rivâyetler sahih hadis literatüründe, makbul derecesine ulaşmayan zayıf ve uydurma rivâyetler de “mevzuat literatüründe” toplanmıştır. Buna rağmen hadis külliyatında yer alan ve fakat reddedilmesi gerekenler de olabilir ve vardır. Bu sonuca da yine aynı usûlü işleterek ulaşırız.Müslüman ilim mirasına diğer din ve kültürlerden sızmalar da olmuştur. Yine akide, fıkıh ve tasavvuf literatüründe bunun örnekleri vardır. Farklı din ve medeniyetlerin birçok öğretileri İslâm futûhatıyla birlikte hemen ortadan kalkmamış yeni formlar içinde devam edebilmiştir. Meselâ Mecusî ritüellerinin önemli simgelerinden olan Nevruz kutlamaları.Bu ve buna benzer sızmalardan, bidat ve hurafelerden Müslümanlar kendilerini nasıl koruyacaklar?</p>
<p>Bu soruya verilecek cevap hadislerin bağlayıcılığını inkârdan yahut itibarsızlaştırmaktan geçmez. Müslümanların usûl, tefsir, hadis, fıkıh ve kelam gibi ilim disiplinlerini reddetmekten de geçmez.Bunu yapanlar akıntıya karşı kürek çekmekte, kendilerine ve Ümmet’e zaman kaybettirmekteler. Hem kendilerini hem de Ümmet’i yormaktalar. Oysa Müslüman coğrafya ateş çemberinden geçmektedir. Enerjimizi istif, dikkatlerimizi terkiz edeceğimiz asıl meselemiz işgal altındaki topraklarımız, zulüm altında inleyen kardeşlerimiz ve bize karşı kurulan tuzaklar olmalıdır.Bunları yaparken önce zihinlerimizi modern, postmodern, kökü tarihte olan bidat ve hurafelerin işgalinden kurtarmamız gerekir. Bunu da Kur’an, Sünnet, icma ve usûle bağlı içtihat geleneğimizle sağlayabiliriz. Aksi taktirde yeniden medeniyet inşa iddiamızı anlamsızlaştırırız.</p>
<p>Serdar Demirel</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din-2/">İndirilen din”, “uydurulan din”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İndirilen din”, “uydurulan din”</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2015 13:47:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Sünnet Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[İndirilen Din Ne Demek?]]></category>
		<category><![CDATA[“İndirilen din”]]></category>
		<category><![CDATA[“uydurulan din”]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurulan Din Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurulan Din Ne Demek?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birileri “indirilen din” ve “uydurulan din” sloganını bulmuş. Sınırlarını kendilerinin çizdikleri dine indirilen, buna aykırı gördükleri din yorumuna da uydurulan din yaftasını yapıştırmaktalar.  Bunların meşhur olanlarından birisine itiraz sadedinde size göre tarihte İslâm’ı doğru anlayan kimse çıkmamış dediğimde; “Hayır, doğru anlayanlar çıkmıştır. Ancak Ehl-i Sünnet onlara zındık yaftasını yapıştırarak mahkum etmiştir” cevabını vermişti. Ehl-i Sünnet, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din/">“İndirilen din”, “uydurulan din”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><strong>B</strong><span class="s1"><strong>irileri “indirilen din” ve “uydurulan din” sloganını bulmuş. Sınırlarını kendilerinin çizdikleri dine indirilen, buna aykırı gördükleri din yorumuna da uydurulan din yaftasını yapıştırmaktalar.</strong> </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bunların meşhur olanlarından birisine itiraz sadedinde size göre tarihte İslâm’ı doğru anlayan kimse çıkmamış dediğimde; “Hayır, doğru anlayanlar çıkmıştır. Ancak Ehl-i Sünnet onlara zındık yaftasını yapıştırarak mahkum etmiştir” cevabını vermişti.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ehl-i Sünnet, onlara göre İslâm’a kurulmuş sistemli tuzağın adıdır. Mezhepler birer hurafedir. Hz. Peygamber’in (sas) hadislerini, Müslüman fıkhını, usûl ilimlerini yıpratmak irşat faaliyeti hükmündedir&#8230;</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bunların iddialarından ortaya iki ihtimal çıkıyor: Birincisi, İslâm anlaşılması imkânsız bir dindir. Öyle ya, mezhepler, binlerce muhaddis, fakih, müfessir, mütekellim tarih boyunca dini sahih anlayamadığına göre bu din anlaşılması çok zor bir dindir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İkinci ihtimal ise, İslâm’ın anlaşılması aslında zor değil fakat ulema dini heva ve hevesine kurban ederek tahrif etmiş ve yerine yeni bir din uydurmuştur. Bunların iddialarına baktığımda başka bir ihtimal göremiyorum.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İşin trajikomik tarafı ise; bunlar, 14 asır sonra dini hem doğru anlayabilmişler hem de öncekilere nasip olmayacak kadar samimi, serdengeçti ve kahraman olduklarından bütün riskleri göze alarak eğip bükmeden bunu topluma anlatabiliyorlar! <span class="Apple-converted-space">   </span></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Aslında bunların davet ettiği şey, yaşanmış tarihi, rafine edilmiş İslâm disiplinlerini, içtihat birikimini görmezden gelerek uzuun bir tarih atlaması yaparak 2015’ten Kur’an’ın nüzûl ettiği döneme ışınlanmak ve böylece hurafelerden uzak bir İslâm okuması yapmak!</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bunların genel karakteristiği Kur’an’a uyduğunu düşündükleri velev ki zayıf ve uydurma rivâyetler olsun kabul etmek, meşrep ve kültürlerine aykırı düşen rivâyetleri de sahih dahi olsa reddetmek.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>İlmî tutarlılıktan yoksunlar. Zira hadisleri reddederken kişiden kişiye, rivâyetten rivâyete, çağdan çağa değişmemesi gereken her ilim talebesinin uygulayabileceği standart bir usûlleri yoktur. “Kur’an’a arz etme” gibi genel bir iddianın arkasına saklanmakla bu zaafiyet gizlenemiyor. </strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Her asırda yüzlerce ulemanın katkısıyla oluşmuş, tarihin ve yaşanan hayatın test ettiği aslı Kur’an, Sünnet ve sahabe uygulamalarına dayanan usûl disiplinleri özünde standart kaideler içerir. Bunlar tatbik edilirken elbette alimler farklı sonuçlara varabilirler. Ama ortada son derece sistematik ve herkese açık usûl disiplinleri vardır. Bu kıvamda ve tutarlılıkta bir usûl görmek istiyoruz..</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Usûl olmazsa İslâm sahih anlaşılamaz. İslâm’ın mukaddes metinleriyle temasa geçilip, varolan hükümler değişen hayata doğru tatbik edilemez. Değişenler ve sabiteler arası denge korunamaz. Ağzı olan konuşur&#8230; </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Akıl” diyenlere hangi akıl sorusunu sormak gerekir. Tabii muhatabın önce “akıl” nedir, kaç çeşit akıl vardır, aklı ne oluşturur gibi meselelere biraz kafa yorması lazım. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Hıristiyan aklı mı, Yahudi aklı mı? Modern akıl mı postmodern akıl mı? Şiî aklı mı Mutezilî akıl mı? Haricî akıl mı? DAİŞ aklı mı? Hangi akıl?</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İlmî mirası reddedenler, Sünnet’i itibarsızlaştıranlar kendi uydurdukları dine çağırıyor olmasınlar? İslâm’ın merkezî kriterlerini teker teker düşürmeye çalışanlar dine karşı din inşa faaliyetinde olmasınlar? Meşrep ve kültürlerine göre Kur’an’dan anladıklarını İslâm diye dayatanlar, Ümmet’in icmasını tanımayanlar uydurma dine karşı çıkarken kendi uydurdukları bir dine davet etmesinler? </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Kökü tarihin derinliklerinde olan kimi hurafeleri kendi tenkitlerine kalkan yapıp, tarihten ve ilmî gelenekten kopuşa davet edenler, aslında Müslümanların dinî hafızasını reddetmektedirler. </strong></span></p>
<p class="p3">Serdar Demirel, Yeni Akit, 28.06.2015</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din/">“İndirilen din”, “uydurulan din”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/indirilen-din-uydurulan-din/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
