<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Niyet | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/niyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2026 13:26:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Niyet | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Müminin Niyeti Amelinden Hayırlıdır&#8221; Hadisinin Sırrı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-sirri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-sirri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2020 14:36:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Hâmid el-Gazâlî]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin niyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Müminin Niyeti Amelinden Hayırlıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazıları bu tercihin sebebini şu şekilde açıklıyor: &#8216;Niyet bir sırdır.Onu ancak Allah bilir.Amel ise açıktır.Oysa gizli amelin ustünlüğü vardır!&#8217;Bu izah doğrudur;fakat hadisin maksadı bu değildir.Çünkü, kişi, kalbiyle Allah&#8217;ı zikretmeye veya müslümanların maslahatları hakkında düşünmeye niyet ettiğinde; hadîsin bu şekilde anlaşılması hâlinde; düşünmeye niyetlenmesinin, bilfiil düşünmekten daha hayırlı olması gerekirdi. Bazılarına göre de tercihin sebebi şudur: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-sirri/">“Müminin Niyeti Amelinden Hayırlıdır” Hadisinin Sırrı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24264 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu-300x140.jpg" alt="" width="499" height="233" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu-300x140.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu-600x280.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu.jpg 750w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></p>
<p>Bazıları bu tercihin sebebini şu şekilde açıklıyor: &#8216;Niyet bir sırdır.Onu ancak Allah bilir.Amel ise açıktır.Oysa gizli amelin ustünlüğü vardır!&#8217;Bu izah doğrudur;fakat hadisin maksadı bu değildir.Çünkü, kişi, kalbiyle Allah&#8217;ı zikretmeye veya müslümanların maslahatları hakkında düşünmeye niyet ettiğinde; hadîsin bu şekilde anlaşılması hâlinde; düşünmeye niyetlenmesinin, bilfiil düşünmekten daha hayırlı olması gerekirdi.</p>
<p>Bazılarına göre de tercihin sebebi şudur: &#8216;Niyet amelin sonuna kadar devam eder. Ameller ise devam etmezler&#8217;. Oysa bu izah zayıftır. Çünkü bu durumda hadîsin mânâsı &#8216;Çok amel az amelden daha hayırlıdır&#8217; şekline dönüşür. Oysa durum hiç de böyle değildir. Zira namazın niyeti bazen kısa bir süre, ameleri ise daha uzun süre devam eder. Oysa hadîsin mânâsının böyle kabul edilmesi durumunda şahsın niyeti amelinden (namazından) daha hayırlı olur.Bazılar ise &#8220;Bu hadîsin mânâsı; &#8216;Niyet mücerred olarak, niyetsiz mücerred amelden daha hayırlıdır&#8217; demektir&#8221; derler. Bu söz doğru olmakla birlikte hadîsten bu mânânın kastedilmiş olması uzak bir ihtimadir; zira niyetsiz veya gafletle yapılan amel, asla hayırlı değildir. Niyet ise, mücerred hayırdır. Oysa tercih, hayrın esasında ortak olanlar arasında yapılır.</p>
<p>Bilakis bu hadîsle kastedilen mânâ şudur: Her ibadet, niyet ve amele tanzim olunur. Oysa hem niyet, hem de amel hayırlardandır. Fakat taatan olan niyet amelden hayırlıdır. Her birinin maksuda etkisi olmakla birlikte taat olan niyet, yine taat olan amelden daha hayırlıdır. Gaye şudur: Kul için hem niyette hem de amelde, bir tercih vardır. O halde her ikisi de ameldir. Bu tür niyet en hayırlılarıdır. İşte hadîsin mânâsı bu söylediklerimizden ibarettir.</p>
<p>Niyet&#8217;in amele tercih edilmesinini ve ondan hayırlı kabul edilmesinin sebebine gelince, bunu ancak dinin maksad ve yolunu, bu yolun maksada varıştaki tesirinin son hududunu bilen; eserlerin bir kısmını diğerleriyle mukayese edip maksuda nisbetle en kuvvetlisini öğrenmek için çabalayan anlar. Meselâ &#8216;Ekmek meyveden daha hayırlıdır&#8217; diyen kimse, bu sözüyle şunu kastetmiştir: &#8216;Ekmek, gıdalanma maksuduna nisbetle meyveden daha hayırlıdır!&#8217; Bu mânâyı ise, ancak gıdanın bir maksadı olduğu ve bunun da sıhhat ve hayatın idamesi olup gıdaların sıhhat ve hayatı devam ettirmede değişik tesirlerin olduğunu öğrenen; her birinin tesirini bilen ve bir kısmını diğerleriyle mukayese eden kimse anlar! İbadetler de kaplerin gıdasıdır. Maksad; kalplerin şifası, idâmesi, ahirette felah bulması, Allah ile mülâki olmak suretiyle nimetlenip saadete ermesidir. Öyleyse maksad, sadece Allah&#8217;ın mülakatı ile saadet zevkidir. Allah&#8217;ın mülakatı ile de ancak Allah&#8217;ı seven ve O&#8217;nu ârif olarak (tanıyarak) ölen kimse nimetlenir. Allah&#8217;ı tanımayan, O&#8217;nu asla sevemez. Allah&#8217;ı uzun süre anmayan da rabbine asla yaklaşamaz. Bu bakımdan ünsiyyet (yaklaşma), ancak zikre devam etmek suretiyle gerçekleşir. Marifet de fikrin (düşüncenin) devamıyla elde edilir. Marifetin arkasındansa zorunlu olarak muhabbet gelir. Kalp, zikir ve fikre ancak dünya meşgalelerinden kurtulduğunda devam edebilir. Dünya meşgalelerinden de ancak dünyevî şehvetlerin, hayra meyledip onu irade edecek, şerden kaçıp ondan nefret edecek hale gelmek suretiyle kesilmesiyle kurtulabilir. Hayırlara ve taatlara ise ancak ahiret saadetinin bunlara bağlı olduğu bilindiğinde meyledilir; tıpkı akıllı bir kimsenin, selâmetinin kan aldırmada olduğunu bildiğinde buna meyletmesi gibi&#8230;</p>
<p>Marifet&#8217;ten dolayı meydana gelen meyletmenin esası, ancak meylin ve ona devam etmenin gereğiyle kuvvet bulur; zira kalbin sıfatlarının ve iradesinin isteklerine amelle devam etmek, o sıfat için gıda yerine geçer. Böylece bu devamlılıktan dolayı o sıfat kuvvet kazanır ve gelişir. Aynı şekilde ilim veya riyaset (baş olma) isteğine meyleden kimsenin meyli de başlangıçta zayıf olur. Eğer kişi meylinin isteğine uyar, ilimle, baş olma eğitimiyle ve bunun için gereken amellerle meşgul olursa, meyli kuvvet bulup yerleşir. Dolayısıyla bundan kurtulmak güçleşir. Eğer meylinin isteğine karşı koyarsa meyli zayıflar ve kırılır. Hatta çoğu kez ortadan kalkar.</p>
<p>Kişi güzel bir yüze baktığında tabiatı başlangıçta ona zayıf bir şekilde meyleder. Eğer onun arkasına düşüp tabiatın arzusu doğrultusunda çalışır; bakmaya, birlikte oturmaya ve görüşmeye devam ederse, iradesine hâkim olamayacak derecede kuvvet kazanır ve bu meyilden vazgeçmeye gücü yetmez! Eğer nefsini başlangıçta meneder, meylinin isteğine karşı koyarsa, bu hareketi, meyil sıfatını gıdasız bırakmaktır ki bu da nefse şiddetli bir engel olur! Sonuçta zayıf düşüp kırılır, gemlenip ortadan kalkar. Bütün sıfatlar, hayırlar ve ahiret için yapılan taatlar da böyledir. Oysa kötülüklerle ahiret değil, yalnızca dünya kastedilmektedir. Nefsi zikir ve fikre, ancak uhrevî hayırlara meyledip, dünyevîlerden uzaklaşması âmâde kılar. Bu da ancak taate, ibadete devam edip günahları terketmekle perçinleşir. Çünkü azalar ile kalp arasında bir bağ vardır. Bu yüzden bunlar birbirlerinden etkilenir. Bu bakımdan bir aza yaralandığında kalp bundan acı duyar. Sâlihlerden birinin ölümünü duyduğunda veya korkunç bir haber aldığında elem duyar. Onun bu eleminden bütün azalar etkilenir. Vücut tir tir titrer. Bet beniz atar. Kalp, arkasından gidilen bir esastır; emir ve çobandır. Azalarsa hizmetçiler, halklar ve sürüler mesabesindedir. Bu bakımdan azalar sıfatlarının kalpte perçinleşmesinden dolayı onun hizmetçisidirler. Öyleyse hedef kalptir. Azalarsa bu hedefe götürücü vasıtalardır. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Vücutta bir organ (kalp) vardır ki o düzgün olduğunda vücudun diğer azaları da düzgün olur.19 Ey Allahım! Hem güdeni, hem de güdüleni ıslah eyle!20 Hz. Peygamber burada, güden&#8217;den kalbi, güdülen&#8217;den de azaları kasdetmiştir.Onların (kurbanların)ne etleri,ne de kanları Allah&#8217;a ulaşmaz. Fakat Allah&#8217;a ancak takvâ ulaşır.(Hacc/37)</p>
<p>Takvâ kalbin sıfatıdır. Öyle ise bu bakımdan kalp amellerinin genel olarak azaların hareketlerinden daha üstün olduğu şüphesizdir. Sonra niyetin de kalbin amellerinin hepsinden üstün olması gerekir; çünkü niyet, kalbin hayra meyledip irade etmesi demektir.</p>
<p>Azaların amelleri&#8217;nden gaye; kalbi hayır irade etmeye alıştırmak, hayır meylini oraya perçinlemektir ki kalp dünya şehvetlerinden kurtulup zikre ve fikre yönelsin. Bu bakımdan ga-yesine nisbetle zorunlu olarak hayır olur; çünkü maksada ulaşma imkânı bulmuştur. Bu tıpkı mide hastalıklarının bazen göğüs üzerine konan merhemlerle, bazen de mideye ulaşan ilaçlarla tedavi edilmesine benzer. Bu bakımdan bu durumda ilâç almak, göğsün üzerine merhem koymaktan daha hayırlıdır. Çünkü merhem, göğüs üzerine, tesirinin mideye varması için konulur. Öyleyse mideye doğrudan ulaşan ilaç, daha hayırlı ve daha faydalıdır.<br />
İşte bunun gibi, bütün ibadetlerin tesir ve etkilerinin anlaşılması gerekir; zira ibadetlerden maksad, kalbin hallerini; azaların değil, sadece kalbin sıfatlarını daha iyileriyle değiştirmektir.</p>
<p>Bu bakımdan alnın yere konulmasında, alın ile toprağın bir araya getirilmesinde başka bir gayenin bulunduğu zannedilmemelidir. Bilakis âdeten böyle yapmak kalpte tevazu sıfatını perçinleştirir; zira kalbinde tevazu hisseden bir kimse, azalarını da bu tevazu ile süslerse, tevazu, o kişide gittikçe kuvvet bulur; kalbinde bir yetime karşı şefkat hisseden kimse onun başını sıvazladığı ve onu öptüğü zaman kalbindeki rikkat (merhamet hissi) daha da kuvvet kazanır. İşte bundan niyetsiz amelin asla fayda vermeyeceği ortaya çıkar; zira yetimin başını kalben gafil olduğu halde veya bir elbiseyi sıvazlar gibi sıvazlayan kimsenin azalarında, kalbindeki rikkati perçinleştirecek hiçbir tesir uyanmaz. Tıpkı bunun gibi, kalbi dünya ile meşgul olduğu halde secdeye varan kimsenin alnını yere koyması, kalbindeki tevazuyu takviye edecek bir tesir uyandıramaz. Bu bakımdan bunun varlığı ile yokluğu birdir. Hedefe nisbetle varlığı ile yokluğu bir olan şeye bâtıl adı verilir. Bu bakımdan &#8216;Niyetsiz ibadet bâtıldır&#8217; denilir. Bunun mânâsı &#8216;gafil olduğu halde yaparsa&#8217; demektir. Ancak gösteriş için veya Allah&#8217;tan başkasının tâzîmi amacıyla yapılan amelin varlığı ile yokluğu bir olmaz. Bilakis bunun varlığı daha zararlıdır; çünkü onunla, kuvvetlendirilmesi istenen sıfat takviye edilmemiş; aksine sökülmesi istenen sıfat kuvvetlendirilmiştir ki bu da dünyaya meyletmekten sayılan riya sıfatıdır. İşte niyetin amelden daha hayırlı olmasının izahı budur.</p>
<p>Bununla aynı zamanda Hz. Peygamber&#8217;in şu hadîs-i şerîfinin mânâsı da anlaşılır:</p>
<p>Kim bir iyiliğe niyet eder; fakat onu işleyemezse, kendisine bir sevap yazılır!</p>
<p>Çünkü kalbin niyeti, hayra meyletmesi; hevâsından ve dünya sevgisinden vazgeçmesi demektir. Bu ise, iyiliklerin en son noktasıdır. Ancak amel ile tamamlanması onu kuvvetlendirir. Bu bakımdan kurbandan maksad, eti ile kanı değildir. Bilakis kalbin dünya sevgisinden vazgeçmesi, Allah&#8217;ın cemâlini tercih ederek O&#8217;nun yolunda dünyayı feda etmesi demektir. Amelin yapılması hususunda bir engel çıksa bile niyet ve himmet kesin olduğunda bu sıfat hâsıl olmuş sayılır. Bu bakımdan kurbanların ne eti, ne de kanları Allah&#8217;a ulaşmaz; O&#8217;na ancak kurban sahibinin takvâsı ulaşır. Oysa biz burada takvâ&#8217;dan kalbi kastediyoruz.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Medine&#8217;de bazı kişiler vardır ki orada oldukları halde cihadımızda bize ortaktırlar.<br />
Bu hadîs daha önce geçmişti. Medine&#8217;deki kişilerin kalpleri, hayır iradesinin doğruluğu, mal, nefis, şehidlik arzusu ve kelimetullah&#8217;ın (Allah&#8217;ın dininin) i&#8217;âsı (yücelmesi) hususlarında cihada çıkanların kalpleri gibidir. Onlar mücahidlerden, ancak birtakım mânilerden dolayı ve sadece bedenleriyle geri kalmışlardı. Bu mâniler kalbin dışındaki sebeplere mahsustur. Kalbin dışındaki sebepler ise, ancak bu sıfatların perçinlenmesi içindir. Bu mânâlarla, niyetin fazileti hakkında kitabımıza aldığımız bütün hadîsler anlaşılmış oldu. Bu bakımdan bu mânâları o hadîslere tatbik eden kimse onların sırlarını keşfedebilir. Ancak biz bunları yeniden tekrarlayarak kitabı uzatmak istemiyoruz.</p>
<p>İmam el Gazzali &#8211; İhya u Ulumuddin,c.4,syf.765,769</p>
<p>Terc.Ali Arslan</p>
<p>18) Taberânî<br />
19) Müslim, Buhârî, (Nu&#8217;man b. Beşir&#8217;den)<br />
20) Daha önce geçmişti.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-sirri/">“Müminin Niyeti Amelinden Hayırlıdır” Hadisinin Sırrı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazzâlî’nin Niyet Anlayışı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gazzalinin-niyet-anlayisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gazzalinin-niyet-anlayisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2020 14:50:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Hâmid el-Gazâlî]]></category>
		<category><![CDATA[Eyleme Sevk Eden Gaye Anlamında Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Eyleme Yönelmek Anlamında Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[fiil]]></category>
		<category><![CDATA[Gazzâlî’nin Niyet Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhammed Muhdi Gündüz Giriş Arapça kökenli olan niyet sözlükte genel olarak yönelmek (kastet­mek) ve sevk eden anlamlarına gelir. Yönelmek ileride olan bir ey­leme ilişkin olduğunda azim olarak adlandırılırken; eylemle beraber olduğunda ise kasd olarak isimlendirilir. Buna göre niyetin; azim, kasd ve sevk eden olmak üzere üç anlamı ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada niyetin bu anlamlarını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gazzalinin-niyet-anlayisi/">Gazzâlî’nin Niyet Anlayışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-24264 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu-300x140.jpg" alt="" width="609" height="284" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu-300x140.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu-600x280.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/04/niyet_etmenin_gucu.jpg 750w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" /></p>
<p><em>Muhammed Muhdi Gündüz</em></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Arapça kökenli olan niyet sözlükte genel olarak yönelmek (kastet­mek) ve sevk eden anlamlarına gelir. Yönelmek ileride olan bir ey­leme ilişkin olduğunda azim olarak adlandırılırken; eylemle beraber olduğunda ise kasd olarak isimlendirilir. Buna göre niyetin; azim, kasd ve sevk eden olmak üzere üç anlamı ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada niyetin bu anlamlarını göz önünde bulundurarak genel olarak Gazzâlî’nin niyet anlayışım; özel olarak ise bu anlayış çerçe­vesinde kişinin yaptığı eylemlerden ahlâkî açıdan sorumlu olduğu fikrini ele alacağız. Bunun için öncelikle Gazzâlınin niyet eden var­lık olarak gördüğü inşam, irade sahibi olması yönüyle inceleyip daha sonra niyetin kişinin gerçekleştirdiği eylemlerin ahlakı sorumlulu­ğunu üstlenmedeki fonksiyonunu irdeleyeceğiz. Son olarak da Gaz­zâlî’nin düşüncesinde “niyetin muhatabı ve mükellefi olan kişinin bir gaye ile eyleme yönelerek onun sonuçlarını üstlenmesi şeklinde anlaşılabileceğini iddia edeceğiz.</p>
<p><strong>Gazzâlî’nin Niyet Anlayışının Genel Çerçevesi</strong></p>
<p>Gazzâlî, insanın diğer canlılarla ortak olan beden ve onlardan farklı yönünü oluşturan ruhtan müteşekkil olduğunu düşünür. Ona göre insan ilk yönüyle ahlâk dışı bir varlık iken; ikinci yönüyle akıl sahibidir ve bu yüzden ahlâki açıdan yaptıklarından sorumludur. Bu itibarla insan hem kendisi hem eşyanın hakikati hem de Allah hakkın­da bir bilince sahiptir. Ancak bu niteliği ile artık değişmez, sabit bir varlık değil; olsa olsa bir hamle varlığıdır. Onun üstün ahlâkî hayatı da bu hamle sonucunda gündeme gelmektedir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Gazzâlî insanın özgür irade sorununu “Sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı” (es-Saffât, 37/96) mealindeki ayeti çerçevesin­de tartışmaktadır. O, konuya değişik yönleriyle, birbirinden fark­lı ve bazen de birbirleriyle çelişerek yaklaşan Cebriyye, Mutezile ve Eşariyye ekollerini el yordamıyla fili tanımaya çalışan üç köre benzeterek eleştirmektedir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[12]</sup></a> Öncelikle kulun eylemde bulunma ve bulunmama özgürlüğüne sahip olduğu inancını taşıdığını belirten Gazzâlî,insanın özgür olmasının, mutlak varlık olan Allah’ın her şeyi yarattığı anlayışıyla çelişmediğini ifade etmektedir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[3]</sup></a> Ona göre kişi­nin eylemde bulunma özgürlüğü Allah tarafından yaratılarak ken­disine verilmiştir. O, kişinin zorunlu olarak irade özgürlüğüne sahip olduğunu belirtmektedir. Bu konuda şunları söylemektedir: “İnsan kendisi için yaratılmış olan bu özgürlüğe zorunlu olarak sahiptir.’<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[4]</sup></a> Buna göre insan zorunlu olarak özgür irade sahibidir. Bu da kişiye eylemlerini özgür olarak gerçekleştirme imkânı vermektedir.</p>
<p>Gazzâlî, eylemde bulunma özgürlüğünden dolayı, kişinin, yap­tıklarından sorumlu “varlık” olduğunu belirtmektedir. Ona göre kişinin bu özelliği mutlak varlık karşısında onu “muhatap” kılmış­tır. Kişinin muhataplığı doğal olarak onu yaptıklarından sorumlu, dinî terminoloji ile ifade edilirse “mükellef” yapmıştır. Kişinin bu iki özelliği ona fıtratı itibariyle sahip olduklarını potansiyel olarak ortaya koyma imkânı vermektedir. Bu bakımdan Gazzâlî kişinin fitraten sahip olduklarını gerçekleştirebilmesi için eylemde bulunması gerektiğini belirtmektedir. Bununla bağlantılı olarak Gazzâlî fiilleri genel olarak üçe ayırmaktadır:</p>
<p><strong>1.</strong>Tabii olan fiiller: İnsanın bedeniyle suyun üzerinde durdu­ğunda suyun dalgalanması, güneşin aydınlatması, ateşin ısıt­ması gibi.</p>
<p><strong>2.</strong>Zorunlu olan fiiller: Kişinin iradesiz gerçekleştirdiği bi­yolojik ve mekanik nitelikli fiillerdir. Gazzâlî bunu şöyle açıklamaktadır: “Eğer insanın gözüne bir iğne ile yönelsek kirpikleri zorunlu olarak kapanır, açık tutmaya çalışsa bile yapamaz.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[5]</sup></a></p>
<p><strong>3.</strong>Aklî ve iradî olan fiiller: Yazmak, yürümek ve konuşmak gibi kişinin sorumluluk taşıdığı eylemlerdir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[6]</sup></a> Gazzâlî ye göre ki­şinin Allah karşısında mutlak olarak sorumluk taşıdığı ey­lemler bunlardır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[7]</sup></a> Bunun için Gazzâlî amelden, yani bilinçli olarak yapılan eylemlerden daima bunları kastetmektedir.</p>
<p>Gazzâlî zorunlu fiillerin öncesinde irade ve bilginin olmadığı, bunun için engellenemediklerini belirtmektedir. Buna karşın iradî eylemlerin marifet ve seçimden sonra gerçekleştiklerini vurgulamak­tadır.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[8]</sup></a> O, bu şekilde kişilerin iradî olarak yaptıkları eylemden sorumlu olabilmeleri için onun faili olması gerektiğine işaret etmektedir. Ni­tekim eylemin bir kişiye nispet edilebilmesi; dolayısıyla ondan so­rumlu tutulabilmesi için kişinin gerçek anlamda onun faili olması ge­rekmektedir. Gazzâlî, kişinin hakiki anlamda yaptıklarından sorumlu olabilmesi için üç şart koşmaktadır.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[9]</sup></a> Bunlardan ilki, kendisinden bir eylemin sadır olması; İkincisi bu eylemin seçme yoluyla yani iradeyle birlikte olması ve üçüncüsü öznenin, irade edilen şeye dair bilgi sahibi olmasıdır. Bu şekilde Gazzâlî, belirli bir hedef doğrultusunda, seçme yoluyla eylemde bulunma iradesine sahip olan kişiden sadır olanların gerçek anlamda faile nispet edilebileceğine vurgu yapar. Kişiyi de so­rumlu tutan kendisinden sadır olan bu hakiki eylemleridir</p>
<p>Gazzâlîye göre kişinin irade sahibi olması, eyleme yönelmesi anlamına gelir. İrade de ancak kişinin eyleme ilişkin eğilimi <em>(nuzu) </em>ile harekete geçer. Başka bir ifadeyle kişi eyleme yönelebilmesi için kendisini harekete geçirecek şehvet ve gazap türü fizyolojik arzu güç­lerine ihtiyaç duyar. Şehvet gücü, “zorunlu ve yararlı olma açısından hayal ettiği nesnelerden haz almak üzere, hareket etmeyi sağlarken”; gazap gücü ise, “zararlı veya ifsat edici olması açısından hayal edi­len şeye üstün gelmek için o yönde hareket etmeyi sağlamaktadır.”<a href="#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[10]</sup></a> Kişi bir eksikliği gidermek veya başına gelecek bir belayı def etmek amacıyla zihninde oluşan bilgiyle şehvet veya gazap güçlerini hare­kete geçirerek eyleme yönelir. Kişinin belirlediği bir gaye için bilinç­li olarak eylemde bulunması, Ebû Hâmid tarafından “irade” olarak nitelendirilmektedir. Buna göre irade, “kişinin şimdi veya gelecek­teki bir amacına uygun olan şeye yönelmesi”<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[11]</sup></a> anlamına gelir. Başka bir yerde ise iradenin “nefsin; eğilim (nuzu) kuvvesinin yöneldiği fiille uzlaşması, (bunun da) hayal kuvvesinde (oluşan) kendisine yarar getireceğine doğru hareket etmesi veya (zarar durumunda) ondan kaçınması”<a href="#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[12]</sup></a> anlamına geldiğini ifade etmektedir. Gazzâlî bu şekilde iradenin; fizyolojik, psikolojik ve felsefî boyutları bulunan bir kavram<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[13]</sup></a> olduğuna gönderme yapar.</p>
<p>Gazzâlî kişinin amacına uygun olana yönelmesinin hayvanlarda bulunan iradî eylemlerden farklı olduğuna özellikle vurgu yapmak­tadır. Ona göre kişinin iradî eylemleri sadece onun istek ve hevesle­rine uyanlar olmamakta bazen onun tersi bir yönde de olabilmekte­dir. Bu konuda şunları ifade etmektedir:</p>
<p>İrade, insan aklı ile bir işin sonunu anlayıp iyi tarafın nerede oldu­ğunu bildiği zaman, içinden o tarafa yönelir, sebeplerini temine çalışır ve onu irade eder. İşte bu, şehevî ve hayvani arzulardan baş­ka bir iradedir. Hatta bazen şehvet arzularının tersine olur.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[14]</sup></a></p>
<p>Bu pasajda düşünürümüz, kişinin yaptığı iradî eylemlerin hay­vanların eylemlerinden onları kontrol edebilmesi yönüyle farklı ol­duğunu belirtmektedir. Kişiye bu imkânı veren akıldır. Bu sebeple Gazzâlî, iradenin kişinin gerçekleştireceği eylemin kendisi için uy­gun olup olmadığım belirten muhakemenin sonucundaki bilgiye tâbi olduğunu vurgulamaktadır.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[15]</sup></a> Ona göre kişinin bu bilinçlilik hali, eylemlerinden sorumlu tutulmasının sebebidir.</p>
<p>Gazzâlî’ye göre, bilinçli eylemler zorunlu olarak ilim, irade ve kudreti içermektedir. Ona göre kişinin eyleme yönelebilmesi için zorunlu olarak ona ilişkin yeterli bilgiye sahip olması gerekir. Bu bilgi de kişide bir gayenin oluşmasını sağlamaktadır. İrade, kişinin gayesine yönelimi iken kudret uzuvları ile onu gerçekleştirmektir. Bunların tümünü harekete geçiren de kişinin ihtiyaçlarıdır.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[16]</sup></a> Böy- lece kişinin eylemi gerçekleştirme süreci ihtiyaç-ilim-irade-kudret şeklinde sıralanmaktadır. Kişinin eylemi gerçekleştirmesi doğal ola­rak tercihlerini gündeme getirmektedir. Nitekim her bilinçli eylem, kişinin şuurlu olarak yaptığı bir tercihin sonucunda oluşmaktadır.</p>
<p>Kişi aklıyla, eylemi gerçekleştirmeden önce sonuçlarına dair hükümler verir. Bu hükümler, kendisine menfaat sağlayan eylem- lere ilişkin olabileceği gibi kendisini zarardan koruyanlara yönelik e olabilmektedir. Kişi, eylemi gerçekleştirme kararlılığına sahip ol- j duğunda var olan çoklu seçenekleri teke indirerek eylemi tercih et­mektedir. Gazzâlî’ye göre kişinin kendisine yarar getireceğine veya kendisini zarardan koruyacağına inandığı şeyi elde etmek için çoklu iradesini teke indirmesi <em>ihtiyâr</em> olarak isimlendirilmektedir.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[17]</sup></a> Onun düşüncesinde ihtiyarî eylemler daima kişinin bilinçli ve özgür bir irade ile gerçekleştirdiği eylemler demektir. Bu yönüyle bakıldığın­da <em>ihtiyâr,</em> iradenin özel bir hali olmaktadır. Kişi bu şekilde eylem sürecine aktif katılarak eylemin sorumluluğunu üstlenmiş olmakta bunun sonucunda gerçekleştirdiklerinden mesul olmaktadır. Bu da ahlâkı doğurmaktadır.</p>
<p>Gazzâlî kişinin ahlâkî bir varlık olma kuvvesiyle doğduğunu; bu özelliğe uygun şartlarda kesb edilerek sahip olunduğunu belirtmek­tedir. Onun, ahlâkı, “sahip olan insandan iyi fiillerin kolaylıkla sadır n<u>lmasım</u> ve kötü fiillerden de uzak durmasını sağlayan bir meleke”<a href="#_ftn33" name="_ftnref33"><sup>[18]</sup></a>’ olarak tanımlaması buna işaret etmektedir. Ancak Gazzâlî, kişinin <u>ahlâkının</u> bütünüyle kesbe dayanmadığını bir yönüyle cibilliyete dayandığım ve zorunlu olduğunu belirtmektedir. O, kesbe daya­nan yönüyle ahlâkın insanda oluşmuş olan bir meleke; ikinci tabiat olduğunu ifade etmektedir. Buna göre ahlâk, bir yönüyle insanda zorunlu diğer yönüyle ise gayreti ile kesb ettiği ikinci bir tabiat, bir meleke olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Gazzâlî’nin ahlâk tarifinden, bir eylemin ahlâkî olabilmesi için bazı şartlan haiz olması gerektiği anlaşılmaktadır. Ahlâkî eylem “ah­lâk <em>açısından değerlendirilebilen,</em> ahlâkı <em>bir değere uygun düşen ya da </em>ahlâkî <em>bir amacı gerçekleştirmeye çalışan, niyetli bir karakter taşıyan, belli bir amaca yönelmiş olan eylemdir”<a href="#_ftn34" name="_ftnref34"><sup><strong>[19]</strong></sup></a></em> Ona göre bir eylemin ahlâkî olabilmesi için i) güzel veya çirkin (iyi veya kötü) olması, ii) ikisini kabul edebilecek kudrete sahip olması iii) ikisi ile de bilinmesi ve ı iv) nefsin, ikisinden birisine karşı temayülünün olması ve ikisinden , birinin nefse kolay gelmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn35" name="_ftnref35"><sup>[20]</sup></a> Kişi bu şartlan aynı anda taşıyan eylemleri gerçekleştirdiğinde ahlâkî açıdan onların so­rumluluğunu yüklenmektedir. Burada ahlâkî sorumluluktan “belli bir konuda birine hesap vermek zorunda olmak, insanın bir görevi üstlenebilmesi ve gereğini kendi çabasıyla yerine getirebilmesi”<a href="#_ftn36" name="_ftnref36"><sup>[21]</sup></a> kastedilmektedir. Gazzâlî’ye göre kişi ahlâkî açıdan eylemlerin so­rumluluğunu eylemlere niyet ederek üstlenmektedir. Bu da bizi dü­şünürümüzün niyet anlayışına götürmektedir.</p>
<p>Gazzâlî, kişinin bir anhk aklına gelen fikirlerin veya bir düşünce­den başka bir düşünceye geçmenin niyet olmadığını belirtmektedir. Ona göre kişiyi eyleme sevk eden arzunun kuvvetli olması gerekir. Bunun için Gazzâlî, kişinin aklına gelen her fikrin niyet olarak ni­telendirmemesi gerektiğini belirtmektedir. Bu konuda, insanların yanlış bilgi sahibi olduğunu belirterek, niyetin cahil insanların ders, yemek veya ticareti esnasında kendi kendine “Allah için derse, ye­meğe veya ticarete niyet ettim’sözlerinden öte bir şey olduğunu vurgulamaktadır. Ona göre niyet, “kişinin şu anda veya gelecekte faydalı olduğuna inandığı şeye gönlünün (kalbin) meyli ve yönel­mesi olan irade”<a href="#_ftn37" name="_ftnref37"><sup>[22]</sup></a> anlamına gelmektedir. Gazzâlî, niyeti iradeyi ta­nımladığı gibi tanımlasa da onun iradenin özel bir hali olduğunu ve sadece iradeden ibaret olmadığım özellikle vurgulamaktadır. Buna göre niyet, iradenin alt anlamlarından biridir. Ayrıca ona göre kişi­nin niyeti, kişinin iradesinin yanında kalbin eyleme geçirilmek iste­nene yönelik meyli anlamına da gelmektedir. Kişinin bu isteği kalp veya zâhir dille söylemeksizin oluşmaktadır. Gazzâlî, bu meylin ki­şinin doğasından kaynaklandığını belirtmektedir. Buna göre kişinin nefsinde onu eylemi gerçekleştirmeye iten kuvvetli eğilimler, niyeti olmaktadır. Gazzâlî bunu cihada giden kimsede mal toplama ya da Allah rızası için cihada gitme gibi eğilimlerden kuvvetli olanın onun niyeti olduğunu vurgulayarak<a href="#_ftn38" name="_ftnref38"><sup>[23]</sup></a> kişiyi “eylemi gerçekleştirmeye sevk eden eğilimlerin niyet” olduğunu belirtmektedir.</p>
<p><strong>Eyleme Yönelmek Anlamında Niyet</strong></p>
<p>Gazzâlî, kişinin eylem sürecini genel olarak iki temel kategoriye ayırmaktadır. Bunlardan ilki kişinin zihinsel olarak eyleme hazır- lanmasıyken, diğeri de eylemin davranış haline gelerek gerçekleş­tirilmesidir. Ebû Hâmid kişinin zihinsel olarak eyleme hazırlanma süreci ile ilgili olarak şunları söylemektedir:</p>
<p>Bize göre bu meselede hak olan, başlangıcından âzâlarda zuhûruna kadar bütün tafsilatıyla kalbin amellerini bilmeden bu mesele üzerinde durmamaktır. Buna göre deriz ki (i) Kalbe ilk gelen ve uğrayan şeye “hatır” denir. Mesela birdenbire hatırına, arkasın­dan gelen bir kadının sureti canlanır, öyle ki, ardına dönüp baksa kadını görecek. İşte böyle bir şeyin kalbe gelmesine hatır denir, (ii) Heyecan, rağbet ye meyl-i tabiî, yani o kadına dönüp bakma­ya meyletmek tabiatında olan şehvetin harekete geçmesi demek­tir. Elbette bu, birinci derece olan hâtırdan doğar. İlkine “hadîs-i nefs” derler, (iü) Kalbin hükmü, yani kalbin, o arkadaki kadına bakmasına hüküm vermesidir. Tabiat bir şeye meylettiği zaman, maniler kaldırılmadıkça himmet ve niyet meydana gelemez. Çün­kü bazen utandığından ve bazen de korktuğundan maksadını ya­pamaz. İşte buna da <em>i&#8217;tikâd</em> denir. <em>İ&#8217;tikâd,</em> hâtır ve meylin ardından gelir, (iv) Bakmak için kati karar, azim, cezm ve niyet etmektir. Buna da bilfiil <em>hemm, niyet ve kasd</em> denir.<a href="#_ftn39" name="_ftnref39"><sup>[24]</sup></a></p>
<p>Yukarıdaki pasaja bakıldığında kişinin zihinsel eylem sürecinin genel olarak dört aşamadan oluştuğu görülmektedir. Bunlardan ilki olan <em>hâtır</em> veya <em>hadîs-i nefs</em> aşamasında kişinin zihnine bir şey doğar veya kişi bir şeyi hatırlar. Gazzâlî’nin örneğiyle ifade edilirse bu aşa­mada sanki kişi arkasına dönse bir kadını görecekmiş gibi kalbine onun sureti doğar. İkinci olan rağbet ve meyilde insan doğasımn bir sonucu olarak önceki aşamada kalbe doğan hâtırlara karşı kişinin ar­zusunun harekete geçtiği aşamadır. Gazzâlî’nin örneğiyle ifade edi­lirse, zihne doğan kadın suretine bakma yönünde arzunun harekete geçmesi şeklinde tamamen duygusal ve tabiî bir ilgi olur. Gazzâlî, bu aşamayı insan doğasından kaynaklandığı için <em>meyl-i-tabiî</em> olarak isimlendirir. Üçüncü olan hüküm aşamasında ise, kişi, önce zihnin­de tasavvur ettiği sonra da doğası gereği ona karşı oluşan ilgi ve ar­zularının sonucunda eylemin gerçekleşmesine karar verir. Kişi eyle­me ilişkin kesin olmayan bir hükme varmadığından dolayı Gazzâlî tarafından bu aşama <em>i&#8217;tikâd</em> olarak isimlendirilir. Ancak bu aşama­da kişinin inanç, duygu ve kanaatleri çatışma halinde olduğundan onun eylemi gerçekleştirmek için mutlak olarak bir kararlılık sahibi olduğu söylenemez. Gazzâlî’nin örneğiyle devam edersek kişinin nefsinde oluşan kadına bakmak arzusu; utanma, korku, çekingenlik gibi daha başka duygular veya düşünüp taşınma şeklindeki aklı bir faaliyetinin sonucunda gerçekleşmeyebilir. Son olarak <em>niyet</em> aşama­sında kişi, eylemi gerçekleştirmek için kesin karar verir. Bu aşamada herhangi bir engelle karşılaşamadığında eylem gerçekleştirilir. Gaz­zâlî’nin örneğini sürdürürsek, kişinin kalbine bir hatır olarak doğan kadına bakma sureti, kişinin ilgi ve arzusunu ona yöneltmekte ve ar­kasına bakmak için bir yargıya varmaktadır. Bu yargı olumlu, kişinin zihninde oluşan ilk aşama olan hâtır canlı olduğunda ve herhangi bir engel olmadığında kişi arkasındaki kadım görmek arzusuyla arkası­na döner ve ona bakar. Bu şekilde eylem gerçekleşir.</p>
<p>Gazzâlî’ye göre ilk iki aşamada kişi eylemlerinden sorumlu de­ğildir. Çünkü bunlar insanların ihtiyarında değildir. Ona göre Hz. Peygamber’in “Benim ümmetim zihninden geçen şeylerden dolayı -onları söylemedikçe, yapmadıkça- bağışlanmıştır’<a href="#_ftn40" name="_ftnref40"><sup>[25]</sup></a> hadisi buna işa­ret eder. Ayrıca kişinin bundan sorumlu olması “teklifi mâ lâ yutâk* ’ (güç yetirilmeyen şeyler sorumlu tutma) olur. Üçüncü aşamada ise kişinin eyleme ilişkin hükmü iradî olabileceği gibi irade dışı da olabilir. Şayet kişi eylemi düşünüp taşınma sonucunda vermiş ise sorumludur. Aksine gelişi güzel verildiyse mesul değildir. Ona göre gelişi güzel verilenler sadece kişinin kendi arzusu ve temennisi ol­duklarından gayr-i ihtiyarîdir. Son aşamada ise niyetine bağlı olarak kişi eylemin sorumluluğunu üstlenmektedir. Şayet kişi eyleme karar verdikten sonra onu iyi bir niyet sonucu yapmamaya karar verirse karşılığında sevap bile alır. Çünkü Gazzâlîye göre bu aşamaya gel­miş olan bir iradeden vazgeçmek ciddi çaba istemektedir. Böyle bir durumda kişi niyetini eylemi yapmamaya dönük değiştirdiğinden, bu niyetinden dolayı da mükâfat ahr. Eğer kararlı ise ve kendisi dı­şında olan bir engelden ötürü yapamıyor ise eylemi gerçekleştirmiş gibi günah kazanır.<a href="#_ftn41" name="_ftnref41"><sup>[26]</sup></a></p>
<p>Gazzâlî kişinin azmedip de yapamadığı eylemlerinden sorum­lu olduğu görüşündedir. <em>O<sub>f</sub></em> çeşitli hadislerle görüşünü destekler.<a href="#_ftn42" name="_ftnref42"><sup>[27]</sup></a> Ona göre kişinin eylemlere azmetmesi eylemlerin sorumluluğunu yüklenmesi için yeterli olmaktadır. O bu konu ile ilgili olarak şunları söylemektedir: “Bir kimse sabah olunca bir Müslümanı öldürmeye yahut bir kadınla zina etmeye karar verse de kararından vazgeçme­den o gece ölmüş olsa niyetine göre haşrolunur ve o işi yapmadığı halde günahkâr kabul edilir.”<a href="#_ftn43" name="_ftnref43"><sup>[28]</sup></a> Gazzâlî bununla eylemin sorumlulu­ğunun, eylemi gerçekleştirmeye kararlı olmak anlamında niyet ile başladığına işaret etmektedir. Bununla bağlantılı olarak vakti giren namazı eda etmeye azmeden kişinin vakit çıkmadan ölmesi duru­munda ondan sorumlu tutulamayacağını ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Eyleme Sevk Eden Gaye Anlamında Niyet</strong></p>
<p>Gazzâlî, kişinin eylemi kendisine fayda sağlayacağına veya onu bir zarardan koruyacağına inandığı bir gayeye uygun olarak gerçekleş­tirdiğini belirtmektedir. Başka bir ifadeyle kişiyi eyleme sürükleyen onun niyet ettiği amacı, maksadıdır. Ona göre amaç, yapan açısın­dan, bir şeyin yapılmasını yapılmamasının önüne geçiren şeyden ibarettir.<a href="#_ftn44" name="_ftnref44"><sup>[29]</sup></a>’ Dolayısıyla o kimse için gayenin varlığı yokluğundan daha fazla anlama sahip olmaktadır. Kişiyi eyleme sürükleyen gaye bir olabileceği gibi birden fazla olabilir.</p>
<p>Gazzâlî, eylemi gerçekleştirmeye sürükleyen gayeyi, bir veya birden çok olma durumuna bağlı olarak, iki temel gruba ayırmak­tadır. O, bunlardan ilkini, kişiyi eyleme sevk eden niyetinin tek o<u>lmasından</u> dolayı <em>ihlas</em> olarak nitelendirmektedir. Örneğin aslanı gören kişinin ondan kaçması sadece ondan kurtulmak maksadıyla o<u>ld</u>uğ<u>undan</u> ihlaslı bir amel olarak kabul edilir. Çünkü kişiyi eyleme sürükleyen gaye bu örnekte sadece aslandan kaçmaktır.<a href="#_ftn45" name="_ftnref45"><sup>[30]</sup></a></p>
<p>Gazzâlî, ikinci grubu, kişiyi eyleme sürükleyen gayelerin birden çok olmasını, kendi içerisinde üç kısma ayırır. O, bunlardan ilkinin, her biri tek başına yeterli olan gayelerin bir araya gelmesi sonucunda gerçekleşen eylemleri sayar. Bunu, hem fakir hem de akrabası olan kişiye zengin birinin sadaka vermesi örneği ile anlatır. Ona göre zengin olan kişi, sadakayı, bu iki durumdan biri, fakirlik ve akrabalık, olması halinde verecektir. Diğer bir anlatımla kişinin fakir olması veya zengin olanın akrabası olması zenginin ona yardım etmesi için tek başına yeterli sebep olur.<a href="#_ftn46" name="_ftnref46"><sup>[31]</sup></a> Başka bir yerde ise iki kişinin yalnız ola­rak kaldırabilecekleri taşları birlikte taşımalarına benzetir.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47"><sup>[32]</sup></a> Gazzâlî bu tür gaye ile yapılan eylemleri, &#8220;nedenlerde ortaklık” <em>(murâfaka li’l-bevâ&#8217;is)</em> olarak nitelendirir.<a href="#_ftn48" name="_ftnref48"><sup>[33]</sup></a></p>
<p>Gazzâlî, İkincisini ise, kişiyi eyleme sevk etmeye tek başına yeter­li olmayan gayelerin bir araya gelmesi sonucu oluşan amelleri sayar. Bunu, zengin olan bir kişinin, fakir ve akrabası olan birisine bu iki özelliği birlikte taşıdığından dolayı zekât vermesiyle örneklendirir. Şayet bu kişi, zengin olanın akrabası değilse ve fakir olmazsa, zengin olan kişi ona zekât vermeyecektir. Fakir olan kişiye zekât vermek ve akrabası olan kişiye yardım etmek gayesinin her ikisi birleşerek zen­gin adamı eylemde bulunmaya, zekât vermeye sevk etmektedir.<a href="#_ftn49" name="_ftnref49"><sup>[34]</sup></a> Gazzâlî, bu durumu iki zayıf adamın yalnız olarak kaldıramadıkları bir taşı beraber taşımalarına benzetmektedir.<a href="#_ftn50" name="_ftnref50"><sup>[35]</sup></a> Bunlardan biri tek başına eylemin gerçekleşmesi için yeterli sebep olmadığından Gaz­zâlî bu tür gaye ile yapılan eylemleri, &#8220;ortak eylemler” <em>(müşâreke) </em>olarak isimlendirir.<a href="#_ftn51" name="_ftnref51"><sup>[36</sup></a></p>
<p>Son olarak Gazzâlî, kişiyi eylemde bulunmaya sevk eden gaye­lerden birinin tek başına yeterli olması; diğerlerinin ise eylemin ger­çekleştirilmesine kolaylaştırıcı bir katkıda bulunmalarını zikreder. Örneğin hem fakir olan hem de akrabası olan kişiye zengin birinin fakirliğinden dolayı yardım etmesi. Ancak fakir olan kişinin zengin olanın akrabası olması ona yardım etmede kolaylaştırıcı bir rol oy­nar.<a href="#_ftn52" name="_ftnref52"><sup>[37]</sup></a> Başka bir yerde ise tek başına bir taşı kaldırabilen adama kolay kaldırsın diye zayıf adamın yardım etmesine benzetir.<a href="#_ftn53" name="_ftnref53"><sup>[38]</sup></a> Gazzâlî bu tür gaye ile yapılan eylemleri, yardımlaşma eylemleri” <em>(muâvenet) </em>olarak nitelendirir.<a href="#_ftn54" name="_ftnref54"><sup>[39]</sup></a></p>
<p>Gazzalı, ister tek gaye ile olsun isterse birden çok gayenin bir araya gelmesiyle olsun kişinin bütün eylemlerinin nihayetinde bir gaye ile gerçekleştiğini belirtir. Gazzâlînin dilinde bir veya birden fazla gaye ile yapılan eylemlere teşvik eden saikin kendisi kişinin niyeti olur. Buna göre kişinin bir gaye ile yaptığı eylemler niyetli ey­lemlerdir. Nitekim yukarıda dört çeşit gaye sonucunda ortaya çıkan eylemlerin her biri bilinçli bir yönelim ile gerçekleştiklerine atfen amel olarak nitelendirilir. Ona göre kişinin ameline değer katan da onun eylemi gerçekleştirme niyeti olur.</p>
<p>Gazzâlî, kişinin gaye açısından ahlâkî olarak eylemlerinden so­rumlu olduklarını belirtir ve bu sorumluluğu dinî terminoloji ile ifa­de eder. Ona göre kişinin sadece “Allah rızası” için bir eylemi gerçek­leştirme anlamındaki “ihlas” gayesi ile yaptığı eylemler <em>iyi</em> olurken; bunun dışında bir gaye ile yapılan eylemler ise kötüdür. Ancak Allah rızası ve diğer gayelerin birlikte sevk ettiği eylemlerde daha çok ola­na göre hüküm verilir. Başka bir ifadeyle Allah rızasının ön planda olduğu eylemler/ibadetler ahlâkî açıdan iyiye; diğerlerinin ağırlıklı olduğu eylemler kötüye yorulabilir.</p>
<p>Gazzâlî’nin bu görüşünden yola çıkarak kişiyi eyleme sevk eden gaye anlamındaki niyet, ahlâka konu olmaktadır. Kişiyi eyleme sevk eden gayenin kendisi ahlâkî açıdan iyi olduğunda eylemin de bu şekilde yorumlanmasına sebep olur. Ancak kötü olduğunda eylem mutlak olarak kötüdür. İkisinin bir arada olduğu eylemlerde ise ço­ğunluğa göre hüküm verilebileceği söylenebilir. Gazzâlî sadece iyi niyetin eylemi ahlâkî açıdan değerli kıldığı sonucunu kabul etmez.</p>
<p>O, iyi niyet kadar eylemin kendisinin de ahlâkî açıdan doğru olması gerektiği düşüncesindedir.</p>
<p>İmam Gazzâlî kişinin yapabileceği bütün eylemleri, Allah emrettiği için kişinin mutlaka yapması gereken <em>itaat,</em> nehiy ettiği için sakınması gereken <em>masiyet</em> ve kişinin seçimine bağlı olan <em>mubah </em>olmak üzere üç kısma ayırır. Ona göre niyet, itaat ve mubah olan eylemlerle ilgili olur. Gazzâlî niyetin masiyette meşru hale getirme yönüyle, hiçbir şekilde tesir etmediğini ve sadece sahih niyet ile on­ların meşru olamayacağını ifade eder. Gazzâlî, kişinin yapmak zo­runda oldukları anlamındaki itaatin Allah katında kabul olması için sahih bir niyete ihtiyaç duyulduğunu belirtir. Ona göre kişinin ni­yetteki bilinçlilik hali, gerçekleştirilecek eylemi etkilemektedir. Baş­ka bir ifadeyle kişi eyleme dair bilgisini artırarak ona ilişkin tutumu­nu çeşitlendirmekte ve buna bağlı olarak niyetini çeşitlendirebilme imkânına sahip olmaktadır. Gazzâlî, Allah’ın yasakladıkları anlamın­daki <em>masiyâtta</em> sadece sahih niyetin eylemi meşrulaştırma yönüyle tesir etmediğini belirtir. Bu konuda şunları söyler:</p>
<p>Hiçbir vakit günah, sevap niyeti ile günah olmaktan çıkamaz. Rasûlullah’m &#8220;Ameller niyetlere göredir” buyurduğundan böyle bir mana çıkarmaya çalışılmamalıdır. Belki cahil, masiyetin de ni- yede ibadete dönebileceğini sanabilir ki, bunun aslı yoktur.<a href="#_ftn55" name="_ftnref55"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Gazzâlî, yukarıdaki pasajda kişinin yaptığı eylemlerin sadece sahih niyet ile meşrulaşmayacağını gündeme getirir. Bu da kişinin gerçekleştireceği eyleme dair bilgi sahibi olması gerektiğini gösterir. Sadece sahih niyetin masiyeti meşrulaştırmaması Gazzâlî’nin insa­nı ruh ve bedenden oluşan bir varlık olarak kabul etmesi anlayışıyla uyumludur, insanın iki yönlü olması gibi onun eylemleri de niyet ve amellerden oluşmaktadır. Bunun için ikisinin de sahih olması gerekir.</p>
<p>Gazzâlî, son olarak, kişinin yapıp yapmama konusunda özgür olması anlamındaki mubahlarda niyetin etkili olduğunu belirtir. Bu tür ibadederde, itaatte olduğu gibi niyet, kişinin bilinçlilik düzeyine uygun olarak çeşitlendirilebilmektedir. Gazzâlîye göre mubah olan eylemleri sahih bir niyetie ibadete dönüştürerek Allaha yaklaşılabilmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak Gazzâlî, niyeti, yönelmek ve sevk eden anlamların­da kullanır. Yönelmek de eylemle olan ilişkisine göre azim ve kasıt manalarına gelir. Niyetin bu üç anlamında da kişi eylemin sorumlu­luğunu üstienmektedir ve ahlâkî açıdan ondan mesul olur. O halde Gazzâlî nin düşüncesinde niyet, “muhatap ve mükellef olan kişinin bir gaye ile eylemlere yönelerek onun sonuçlarını üstlenmesi” ola­rak anlaşılabilir.</p>
<p>Dini ve Felsefi Düşüncede Niyet &#8211; Kollektif,syf:149,165</p>
<p>Nobel Akademik Yayıncılık</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[1]</a>   Mustafa Çağrıcı, <em>Gazzâlıye Göre İslâm Ahlâkı (Teori ve Pratik),</em> s. 88.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[2]</a>    Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâu ‘ulûmi’d-dîn, IV, s. 7. (Bundan sonra bu esere sadece Öıyd olarak atıfta bulunup cilt ve sayfa numarası verilecektir.)</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[3]</a>    Gazzâlî, Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğu gibi kişinin bütün eylemlerinde tasar­ruf sahibi olduğunu belirtmektedir. O bu konuda, “(&#8230;) sen bir şey attığında onu sen atmadığını ve fakat Allah’ın attığını bilirdin. Çünkü kurtuluşunun taşı atmakta olduğuna dair, kuvvetli sebepler ve kesin olarak hâkim olan bir marifet musallat kıl­dı. Hatta marifet ve iradenin emrine amade olmaya zorunlu olan bir kudret doğdu. Ve böylece sen ihtiyarın kendisine zorunlu olduğunu bulursun onu eğer dilersen işlersin. Ve sen Allah dilediği zaman dilersin, kendin dile veya dileme” diyerek kişi­nin irade ve ihtiyarının da Allah’ın tasarrufundan olduğuna işaret etmektedir. Ebû Hâmid el-Gazzâlî, <em>el-Erba&#8217;în fi usûli&#8217;d-dîn,</em> s. 146.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[4]</a>    Gazzâlî, İhyâ, IV, s. 5-6,254.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[5]</a>    Gazzâlî, hy, IV, s. 254; <em>Kimyâ-yı sa&#8217;âdet,</em> s. 7S0-781.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[6]</a>    Gazzâlî, îhyâ, IV, ş. 254; <em>Kimyâ-yt sa&#8217;âdet,</em> 780.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[7]</a>    Gazzâlî,“Mi&#8217;râcü’s-sâhkîn” I, s. 126.</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[8]</a>    Gazzâlî, <em>TMfütü&#8217;l-fllâsifl: Filozoflaş Tutarsızhğı,</em> s. 267.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[9]</a>    Gazzâlî, <em>Tehâfutul-felâsife,</em> s. 129.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[10]</a>    Gazzâlî, hy, III, s. 6; <em>Tehâfiitul-felâsife,</em> s. 363; <em>Mîzânü&#8217;l-amel,s.28-, Meâricul-kuds fimedâricimarifetin-nefs,</em> s. 57.</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[11]</a>    Gazzâlî, İhyâ, IV, s. 365.</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[12]</a>    Gazzâlî, “Mi râcus-sâlikîn”, s. 119; “Ravzatu t-tâlibîn ve umdetus-sâlikîn”, II, s. 42.</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[13]</a>    Mustafa Çağrıcı &#8211; Hayati Hökelekli, “İrade&#8221; DİA (2000) XXII, s. 382.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[14]</a> Gazzâlî, îhyâ, III, s. 8.</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30"></a>15.Gazzâlî, <em>Kımyâ-yı saâdet,s.</em> 781</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[16]</a>    Gazzâlî, <em>Kımyâ-yı saâdet,</em>s.473.</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[17]</a>   Gazzâlî, îhyâ, IV, s. 5-6,254.</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[18]</a>   Gazzâlî, İhyâ, III, s. 53.</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[19]</a>   Ahmet Cevizci, “Ahlâki Eylem”, s. 8-9.</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[20]</a>    Humeydât Meylûd, Ebu Hâmid el-Gazzâlî ve tesîsü felsefeti’l                       e ko</p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[21]</a>    M. Abdullah Draz, <em>Kur&#8217;ân Ahlâk.,</em> s. 105-106                            *                   ’    <sup>691</sup></p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[22]</a>    Gazzâlî, îhyâ, IV, s. 365.</p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[23]</a>    Gazzâlî, <em>el-Erba&#8217;în,</em> s. 137.</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[24]</a>    Gazzâli, ihyâ, III, s. 41. Benzer ifadeler için bkz. Gazzâlî, <em>Kimyâ-yı saadet,</em> s. 724; “Ravzatü’t-tâlibîn ve umdetu s-sâlikîn’, s. 89-90.</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[25]</a> Gazzâlî, îhyâ, III, s. 42.</p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41"><em><strong>[26]</strong></em></a>    Gazzâlî, îhyâ, III, s. 42; Çağrıcı, <em>Gazzâlîye Göre İslâm Ahlâkı,</em> s. 150.</p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[27]</a>   “Rasûlullah ‘Size bir söz söyleyeceğim, onu hafızanızda tutun dedi ve sonra şöy­le buyurdu: Dünyada dört sınıf insan vardır. Allah’ın kendisine mal, rızık ve ilim verdiği bir kul ki, bu kul, nimet içeresinde yolunu rabbi vasıtasıyla bulur, Müslü­manlarla ve akrabalarıyla irtibatını kesmez, o verilen nimette Allah’ın hakkı ne ise onu da bilir ve gereğini yerine getirir. Bu kul Allah katında en üstün derecededir. Yine bir kul ki, Allah ona ilim vermiş, mal vermemiştir. Bu kulun niyeti doğru­dur ve ‘Eğer malım olsaydı falanın yaptığı gibi yapardım’ der. işte o, niyetine göre karşılık görür, önceki kimse ile sevapta eşittirler. Yine bir kul ki, Allah kendisine rızık vermiş, fakat ilim vermemiştir, ilim ve bilgisizlik yüzünden malını dengesiz biçimde harcar, rabbine karşı sorumluluk bilinci duymaz, akrabası ve Müslüman­larla alakasını keser ve o malda Allah&#8217;ın hakkını da yerine getirmez. Bu kimse en kötü durumdadır. Yine bir kul daha vardır ki, Allah kendisine ne mal ne de ilim vermiştir. Bu kimse de ‘Eğer malım olsaydı ben de falan kimse gibi o malı kötü yollarda harcardım’ der. İşte o da niyetine göre karşılık görür, her ikisinin de günahı eşittir.* Bkz. Tirmizî, Zühd, 17; Ibn Mâce, Zühd, 8.</p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[28]</a>    Gazzâlî, İhyâ, III, s. 42.</p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[29]</a>    <em>Gazzali,Makâsıdü&#8217;l felsefe,s.</em> 122</p>
<p>[30]Gazzâlî, İhyâ, IV,S.365;Kimyayı Saadet,s.721</p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[31]</a>    Gazzâlî, İhyâ, s. 365-366; <em>Kimyâ-yı sa&#8217;âdet,</em> s. 721.</p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[32]</a>    Gazzâlî, <em>Kimyâ-yı sa&#8217;âdet,</em>s.722.</p>
<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[33]</a>    Gazzâlî, îhyâ, IV, s. 366.</p>
<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[34]</a>    Gazzâlî, îhyâ, IV, s. 366; <em>Kimyâ-yı sa&#8217;âdet,s.722.</em></p>
<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[35]</a>    Gazzâlî, <em>Kimyâ-yı sa&#8217;âdet,</em> s.722.</p>
<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[36]</a>    Gazzâlî, İhyâ, IV, s. 366.</p>
<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[37]</a>    Gazzâlî, İhyâ, IV, s. 366; <em>Kimyâ-yt sa&#8217;âdet,</em> s. 722</p>
<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[38]</a>    Gazzâlî, <em>Kimyâ-yt sa&#8217;âdet,</em> s. 722.</p>
<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[39]</a>    Gazzâlî, İhyâ, IV, s. 366.</p>
<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[40]</a>    Gazzâlî, İhyâ, IV, 366-367; a. mlf., <em>Kimyâ-yı sa&#8217;âdet, 726.</em></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Cevizci, Ahmet, “Ahlâki Eylem”, <em>Felsefe Terimleri Sözlüğü,</em> 2. bs., İstanbul: Paradigma Yayınlan, 2003.</p>
<p>Çağncı, Mustafa &amp; Hökelekli, Hayati, <em>“irade”,DİA</em> (2000) XXII, 382.</p>
<p>Çağrıcı, Mustafa, <em>Gazzâlîye Göre İslâm Ahlâkı (Teori ve Pratik),</em> İstanbul: Ensar, 2013.</p>
<p>Draz, M. Abdullah, <em>Kur&#8217;ân Ahlâkı,</em> çev. Emrullah Yüksel, Ünver Günay, İstanbul: İz Yayıncılık, 1993.</p>
<p>el-Gazzâlî, Ebû Hâmid, “Mi* râcü s-salikîn, <em>Mecmû atü resâili l-îmâm el- Gazzâlî</em> içinde, Beyrut: Dâru’l-kütübfl-ilmıyye, 1986.</p>
<p>&#8212;-“Ravzatu t-tâlibîn ve umdetu s-sâlikîn”, <em>Mecmu atü resâiliTtmâm el-Gazzâlî</em> içinde, Beyrut: Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1986.</p>
<p><em>&#8212;-el-Erbaîn fi usûli&#8217;d-dîn,</em> thk. Muhammed M. Câbir, Kahire: el- Mektebetü’l-Cündî, 1963.</p>
<p>&#8212;&#8211;Gazali, İhyâu ‘ulûmi’d-dîn, Beyrut: Dâru’l-ma rife, 1983.</p>
<p><em>&#8212;&#8212;, Kimyâ-yı sa&#8217;âdet,</em> çev. Mehmet A. Müftüoğlu, İstanbul: Çelik Yayınevi, t.y.</p>
<p><em>&#8212;&#8212;-, Makâsıdü’l-felâsife,</em> nşr. Muhyiddîn Sabri, Kahire: yy, 1331.</p>
<p><em>&#8212;&#8212;  Me&#8217;âricul-kuds fi tnedârici ma&#8217;rifeti&#8217;n-nefs,</em> Beyrut: Dâru’l- I kütübi’l-ilmiyye, 1988.</p>
<p><em>&#8212;&#8212;&#8212;-Mîzânü&#8217;l-amel,Kahire:</em> el-Mektebetü’l-Cündî, 1973.</p>
<p><em>&#8212;&#8212; Tehâfütü&#8217;l-felâsife: Filozofların Tutarsızlığı,</em> nşr. Mahmut I Kaya, Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu I Başkanlığı, 2014.</p>
<p>Meylûd, Humeydât, “Ebû Hâmid el-Gazzâlî ve tesîsü felsefeti’l* I ahlâk”Dirdsdt, 18 (2011).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gazzalinin-niyet-anlayisi/">Gazzâlî’nin Niyet Anlayışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gazzalinin-niyet-anlayisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mû&#8217;minin Niyeti Amelinden Hayırlıdır&#8221; Hadisinin Şerhi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-serhi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-serhi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 17:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fahruddin Er-Râzi]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[''Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır''Hadisin Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Mübah]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Niyeti Şümûllendirmekle Sevabı Artırma Yolları]]></category>
		<category><![CDATA[Taat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14987</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in: &#8220;Mü&#8217;minin niyeti amelinden hayırlıdır&#8221;(Taberani)hadisinin izahı hakkındadır. Alimler bu hususta birkaç açıklamada bulunmuşlardır: a) Niyet gizli, amel ise aşikârdır. Gizlide itaat etmek, açıkta itaat etmekten daha efdaldir. Bu tutarlı bir izah değildir. Çünkü bu namazın niyetinin bizzat namazdan daha hayırlı olmasını gerektirir. b) Niyet amelin (ibadetin) bitişine kadar sürer. Ameller ise devam etmez. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-serhi/">Mû’minin Niyeti Amelinden Hayırlıdır” Hadisinin Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-serhi/serelerfs1/" rel="attachment wp-att-15078"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15078" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serelerfs1.jpg" alt="" width="371" height="328" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serelerfs1.jpg 517w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/serelerfs1-300x265.jpg 300w" sizes="(max-width: 371px) 100vw, 371px" /></a></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in: &#8220;Mü&#8217;minin niyeti amelinden hayırlıdır&#8221;(Taberani)hadisinin izahı hakkındadır.</p>
<p><strong>Alimler bu hususta birkaç açıklamada bulunmuşlardır: </strong></p>
<p><strong>a)</strong> Niyet gizli, amel ise aşikârdır. Gizlide itaat etmek, açıkta itaat etmekten daha efdaldir. Bu tutarlı bir izah değildir. Çünkü bu namazın niyetinin bizzat namazdan daha hayırlı olmasını gerektirir.</p>
<p><strong>b)</strong> Niyet amelin (ibadetin) bitişine kadar sürer. Ameller ise devam etmez. Devamlı olan, devamlı olmayandan daha hayırlıdır. Bu da tutarlı bir açıklama değildir. Çünkü bu, çok amelin az amelden daha hayırlı olduğu manasına gelir. Yine namaz ibâdetinin niyeti birkaç saniyede olur. Halbuki ameller devam eder.</p>
<p><strong>c)</strong> Tek başına niyet, tek başına olan amelden (niyetsiz amelden) daha hayırlıdır. Bu görüş de zayıftır. Çünkü niyetsiz amelde hiç hayır yoktur. Hayırlı olma hususunda müşterek olan şeyler arasında tercih yapılabilir.</p>
<p><strong>d)</strong> Hayırdan murad, daha efdal olanı tesbit etmek değil, aksine bundan murad şudur: Niyet, amellerden doğan hayırlardan daha hayırlıdır. Bu görüş de zayıftır. Çünkü hadîsi bu manada almak, açık olan bir manayı izah etmeye kalkmaktan başka birşey ifâde etmez.</p>
<p>Hadîsin izahı hususunda en güzel vecih, şöyle denilmesidir: Niyet her türlü gevşeklikten uzak olmadığı müddetçe, kesin olmaz. Gevşekliklerden uzak olunca, bir mâni olmazsa, niyetin peşinden o fiilin yapılması vacib olur. Durum böyle olunca niyetin fiilden kesin olarak ayrılmadığı sabit olur. İşte bu sebepten dolayı niyetin amelden daha efdal olduğu söylenmiştir.</p>
<p><strong>Bunu birkaç yönden izah edebiliriz: </strong></p>
<p><strong>1)</strong> Amellerin hepsinde maksad, marifetullah ile kalbi nurlandırıp, Allah&#8217;-dan başka herşeyden temizlemektir. Niyet, kalbin sıfatıdır, fiil ise kalbin sıfatı değildir. Kalbte, kalbin sıfatının tesiri, azaların sıfatının tesirinden daha güçlüdür. Bu sebeple mü&#8217;minin niyeti hiç şüphe yok ki amelinden daha hayırlıdır.</p>
<p><strong>2)</strong> Niyetin amelleri, Allah&#8217;a taat ve inkîyâd olsun diye meydana getirmeye kastetmekten başka bir manası yoktur. Ameller, tekrarı ile hatırda tutma devam etsin diye yapılır. Binaenaleyh kalbte mevcud olan, zikir ve niyet, amele nisbetle, sebebe nisbetle gaye gibidir. Gaye şüphesiz sebepten daha şereflidir.</p>
<p><strong>3)</strong> Kalb, bedenden daha şereflidir. Bu sebeple kalbin fiili bedenin fiilinden daha şerefli olur. Binaenaleyh niyet amelden daha üstün olur.</p>
<p><strong>Niyeti Şümûllendirmekle Sevabı Artırma Yolları</strong></p>
<p><strong>Bil ki ameller üç kısımdır:</strong> Taat olanlar, isyan sayılanlar ve mubah olanlar.</p>
<p><strong>a)</strong> Günahlar, niyyet sebebiyle günah olmaktan çıkmaz. Bu sebeple cahil, Hz. Peygamber (s.a.s) in: &#8220;Ameller ancak niyetlere göredir&#8221;(Buhari) hadisinin niyet sebebiyle günahın taata dönüştüreceğini sanmasın. Meselâ başkasının malından bir fakire yedirmek ve haram maldan bir cami yaptırmak gibi&#8230;</p>
<p><strong>b)</strong> Taat olan fiiller, fiilin aslında ve fazilet bakımından niyetlere bağlıdır. Fiilin aslında bunun niyete bağlı olması, kişinin taat ile Allah&#8217;a ibâdet etmeye niyet etmesidir. Buna göre eğer insan riyaya (gösteriş) niyet ederse, bu taat değil, masıyet (günah) olur. Bunun fazilet bakımından niyete bağlı olması, çoğalmasıyla sevapların çoğalmasıdır. Nitekim mescidde oturup pekçok niyetler eden kimsenin durumu da böyledir.</p>
<p><strong>Mesela: </strong></p>
<p><strong>1)</strong> Bir kimse mescidin Allah&#8217;ın evi olduğuna inanır ve orada bulunmakla Mevlâsını ziyaret niyeti besler. Hz. Peygamber (s.a.s) de bu manada şöyle buyurmuştur: &#8220;Mescidde oturan kimse, Allah&#8217;ı ziyaret etmiş olur. Ziyaret edilen zatın, ziyaretçisine ikram etmesi gerekir.&#8221;</p>
<p><strong>2)</strong> Bu kimse, namazından sonra diğer namazı bekler. Bu bekleyiş hali namazda olan kimsenin hali gibidir.</p>
<p><strong>3)</strong> Bu kimse, gözünü, kulağını ve diğer azalarını uygun olmayan işlerden çekmiştir. Çünkü itikâf, &#8220;men etmek&#8221; demektir. Men etmek de oruç manasınadır. Bu hal bir nevi ibadet maksadıyla inzivaya çekilmektir. İşte bu sebep-ten ötürü Hz. Peygamber (s.a.s): &#8220;Ümmetimin ruhbanlığı, mescidlerde oturmalarıdır&#8221; buyurmuştur.</p>
<p><strong>4)</strong> Bu kimse, kalbini ve gönlünü tamamıyla Allah&#8217;a çevirmiştir.</p>
<p><strong>5)</strong> Bu kimse, Allah&#8217;dan başkasını kalbinden atmıştır.</p>
<p><strong>6)</strong> Bu kimse, bir ilmi söylemeye, bir mâ&#8217;rufu (iyiliği) emretmeye veya bir münkerden nehyetmeye niyet etmiştir.</p>
<p><strong>7)</strong> Bu kimse Allah için, bir kardeş edinmeyi istemiştir. Çünkü bu din ehlinin ganimetidir.</p>
<p><strong>8)</strong> Bu kimse, Allah&#8217;dan utandığı için günahları terketmiştir. İşte niyeti çoğaltmanın yollan bunlardır. Diğer taatleri de buna kıyas et.</p>
<p><strong>c) Mubahlar:</strong> Hiçbir mubah yoktur ki güzel ibâdet olmasına sebep olacak bir veya birkaç niyet taşımasın. Bunun farkında olmayan ve o mubah fiilleri ibâdete çeviremeyen kimsenin zararı ne büyüktür. Bir hadiste şöyle vârid olmuştur: &#8220;Allah rızası için koku sürünen kimse kıyamet gününde, miskten daha güzel koktuğu hâlde gelir. Allah&#8217;ın rızası dışında koku sürünen kimse de kıyamet gününde, leşten daha pis kokarak gelir.&#8217;</p>
<p>Eğer, &#8220;Bu niyetin nasıl olduğunu bana izah et&#8221; dersen, bil ki: Koku sürünmekten maksad dünya lezzetlerine ulaşmak veya malının çokluğu ile övündüğünü ortaya koymak veyahut insanlara gösteriş yapmak veyahut da bununla kadınların kalblerini çalmak olursa, bütün bu niyetlerle koku sürünmek günahtır. Eğer koku sürünmekten insanın maksadı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;ın sünnetini ifâ etmek, Allah&#8217;ın kullarına eziyet verecek kokuları bertaraf etmek ve mescide saygısını ifâde etmek olursa, bu tam manasıyla bir ibâdet sayılır. Bunu iyice anladınsa, diğer mubah fiilleri buna kıyas et. Bu hususta kaide şudur: Yaptığın her bir şeyi Allah rızası için yaparsan, bu gerçekten ibâdettir. Allah&#8217;dan başkasının rızası için her ne yaparsan, helâl olanından hesaba çekilir, haram olanından azab görürsün.</p>
<p>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 3/347-350.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-serhi/">Mû’minin Niyeti Amelinden Hayırlıdır” Hadisinin Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muminin-niyeti-amelinden-hayirlidir-hadisinin-serhi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tevâzua niyet onu ifsad eder</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tevazua-niyet-onu-ifsad-eder/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tevazua-niyet-onu-ifsad-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2016 14:18:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Hayr ve Hasenat]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Tevâzua niyet onu ifsad eder]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11615</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bismillahirrahmanirrahim &#160; İ’lem eyyühe’l-aziz!  &#160; Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıtâ bulur. &#160; Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ, tevâzua niyet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tevazua-niyet-onu-ifsad-eder/">Tevâzua niyet onu ifsad eder</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/tevazua-niyet-onu-ifsad-eder/salih-amel/" rel="attachment wp-att-11616"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11616" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Salih-Amel.jpg" alt="Tevâzua niyet onu ifsad eder" width="574" height="287" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Salih-Amel.jpg 660w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Salih-Amel-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Salih-Amel-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 574px) 100vw, 574px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İ’lem eyyühe’l-aziz! </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıtâ bulur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ, tevâzua niyet onu ifsad eder; tekebbüre niyet onu izâle eder; feraha niyet onu uçurur; gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkezâ, kıyas et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursî</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Mesnevi-i Nuriye | Şemme)</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tevazua-niyet-onu-ifsad-eder/">Tevâzua niyet onu ifsad eder</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tevazua-niyet-onu-ifsad-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayrın hayatı niyet, fesadı gösteriş iledir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayrin-hayati-niyet-fesadi-gosteris-iledir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayrin-hayati-niyet-fesadi-gosteris-iledir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2015 09:34:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrın hayatı niyet fesadı gösteriş iledir]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıtâ bulur. Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ, tevâzua niyet onu ifsad eder; tekebbüre [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayrin-hayati-niyet-fesadi-gosteris-iledir/">Hayrın hayatı niyet, fesadı gösteriş iledir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title">
<h1><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/42_resim1.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8834" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/42_resim1.png" alt="Hayrın hayatı niyet, fesadı gösteriş iledir" width="516" height="187" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/42_resim1.png 690w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/42_resim1-600x217.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/42_resim1-300x109.png 300w" sizes="(max-width: 516px) 100vw, 516px" /></a></h1>
</div>
<div class="middle_content_top"></div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<p><em><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></em></p>
<p><strong>İ’lem eyyühe’l-aziz!</strong></p>
<p>Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıtâ bulur.</p>
<p>Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ, tevâzua niyet onu ifsad eder; tekebbüre niyet onu izâle eder; feraha niyet onu uçurur; gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkezâ, kıyas et.</p>
<p><em><strong>Bediüzzaman Said Nursî</strong></em></p>
<p><em><em>(Mesnevi-i Nuriye | Şemme)</em></em></p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayrin-hayati-niyet-fesadi-gosteris-iledir/">Hayrın hayatı niyet, fesadı gösteriş iledir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayrin-hayati-niyet-fesadi-gosteris-iledir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/enaniyet-ve-nefs-i-emmare-sizi-aldatmasin/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/enaniyet-ve-nefs-i-emmare-sizi-aldatmasin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2015 21:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[İhlas]]></category>
		<category><![CDATA[İhlas Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rızası]]></category>
		<category><![CDATA[Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet-i Kuraniyede En Mühim Esaslar]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza-i İlahi]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8776</guid>

					<description><![CDATA[<p>İHLAS RİSALESİ Bismillahirrahmanirrahim Bu Lem&#8217;a lâakal her on beş günde bir defa okunmalı. -1-  -1-  -2-  -3-  -4- EY ÂHİRET KARDEŞLERİM ve ey hizmet-i Kur&#8217;âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarik-i hakikat, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enaniyet-ve-nefs-i-emmare-sizi-aldatmasin/">Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title">
<h1><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8777" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-4.jpg" alt="Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın" width="391" height="260" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-4.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-4-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-4-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 391px) 100vw, 391px" /></a></h1>
</div>
<div class="middle_content_top">
<div class="top_social"></div>
<div class="nav"></div>
</div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<p>İHLAS RİSALESİ</p>
<p><em><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></em></p>
<p><u><strong>Bu Lem&#8217;a lâakal her on beş günde bir defa okunmalı.</strong></u></p>
<p>-1-<br />
 -1-<br />
 -2-<br />
 -3-<br />
 -4-<br />
<strong>EY ÂHİRET KARDEŞLERİM ve ey hizmet-i Kur&#8217;âniyede arkadaşlarım! </strong>Bilirsiniz ve biliniz:<br />
Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas,</p>
<p><strong>en büyük bir kuvvet,</strong></p>
<p><strong>en makbul bir şefaatçi,</strong></p>
<p><strong>en metin bir nokta-i istinad,</strong></p>
<p><strong>en kısa bir tarik-i hakikat,</strong></p>
<p><strong>en makbul bir duâ-i mânevî,</strong></p>
<p><strong>en kerametli bir vesile-i makasıd,</strong></p>
<p><strong>en yüksek bir haslet,</strong></p>
<p><strong>en sâfi bir ubudiyet</strong>, ihlâstır.</p>
<p>Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var. Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid&#8217;alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur&#8217;âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mesul oluruz.</p>
<p> <em>(Benim ayetlerimi az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin. (Bakara Sûresi: 41)</em> âyetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına, mânâsız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşâne, sakîl, riyâkârâne bazı hissiyat-ı süfliye ve menâfi-i cüz&#8217;iyenin hatırı için ihlâsı kırmakla, hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur&#8217;âniyenin hürmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.</p>
<p>Ey kardeşlerim!<strong> Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. </strong>Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz.</p>
<p>Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm  <em>(Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o başka.(Yusuf Sûresi: 12:53.) </em>demesiyle, nefs-i emmâreye itimad edilmez. Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın.</p>
<p>İhlâsı kazanmak ve muhafaza etmek ve mânileri def etmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.</p>
<p><strong>BİRİNCİ DÜSTURUNUZ</strong></p>
<p><strong>Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.</strong></p>
<p>Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.</p>
<p><strong>İKİNCİ DÜSTURUNUZ</strong></p>
<p><strong>Bu hizmet-i Kur&#8217;âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev&#8217;inden gıpta damarını tahrik etmemektir.</strong></p>
<p>Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.</p>
<p>Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa&#8217;ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd, bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.</p>
<p>İşte, ey Risale-i Nur şakirtleri ve Kur&#8217;ân&#8217;ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz. Elbette, dört fertten bin yüz on bir kuvvet-i mâneviyeyi temin eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz.</p>
<p>Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.</p>
<p>Bu sırrın sırrı şudur ki:<br />
Hakikî, samimî bir ittifakta herbir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. Haşiye (Evet, sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır. Çünkü ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile, rıza-yı İlâhî yolunda, âhirete müteallik işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan, biri ölse, &#8220;Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar. Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla mânevî bir hayatı idame ettiklerinden, ben ölmüyorum&#8221; diyerek, ölümü gülerek karşılar. Ve &#8220;O ruhlar vasıtasıyla sevap cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum&#8221; der, rahatla yatar.)</p>
<p><strong>ÜÇÜNCÜ DÜSTURUNUZ</strong></p>
<p><strong>Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz.</strong></p>
<p>Evet, kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.</p>
<p>Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur.</p>
<p>Çünkü yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul&#8217;da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul&#8217;da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyen şüphem kalmadı.</p>
<p>Hem itiraf ediyorum ki, samimî ihlâsınızla, şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyâdan beni bir derece kurtardınız. İnşaallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.</p>
<p>Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (r.a.), o mu&#8217;cizevâri kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı Âzam (k.s.) o harika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlâsa binaen iltifat ediyorlar. Ve himayetkârâne teselli verip hizmetinizi mânen alkışlıyorlar. Evet, hiç şüphe etmeyiniz ki, bu teveccühleri ihlâsa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem&#8217;adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz.<br />
Böyle mânevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz,  <em>(&#8220;Onları kendi nefislerine tercih ederler.&#8221; (Haşir Sûresi: 59:9.)</em> sırrıyla ihlâs-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ, en lâtif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü&#8217;mine bildirmek ki, en mâsumâne, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer &#8220;Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim&#8221; arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mâbeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.</p>
<p><strong>DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ</strong></p>
<p><strong>Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.</strong></p>
<p>Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi&#8217;ş-şeyh, fenâ fi&#8217;r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi&#8217;l-ihvân suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.</p>
<p>Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü&#8217;l-esası, samimî ihlâstır.</p>
<p>Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.</p>
<p>Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-i Kur&#8217;âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur&#8217;ân-ı Mu&#8217;cizü&#8217;l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.</p>
<p>Ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîmin<br />
<strong>اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ  كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ</strong> gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler.</p>
<p>Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevâidi pek çoktur.</p>
<p>Hadiste <strong>اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ</strong> (ev kemâ kàl) yani, “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” diye bu rabıtayı ders veriyor.</p>
<p>Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı, ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor.</p>
<p>Belki, âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır.</p>
<p>Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir.</p>
<p>Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.</p>
<p>İkinci sebep, iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîmin hazır, nâzır olduğunu düşünüp, Ondan başkasının teveccühünü aramayarak, huzurunda başkalarına bakmak, medet aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmekle o riyâdan kurtulup ihlâsı kazanır.</p>
<p>Her ne ise, bunda çok derecat, merâtip var. Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse o kadar kârdır.</p>
<p>Risale-i Nur’da riyâdan kurtaracak, ihlâsı kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden, ona havale edip burada kısa kesiyoruz.</p>
<p>İhlâsı kıran ve riyâya sevk eden pek çok esbabdan iki üçünü muhtasaran beyan edeceğiz.</p>
<p><strong>BİRİNCİSİ:</strong> Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlâsı kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır.</p>
<p>Evet, hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-i ihlâslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla, lisan-ı hal ile dahi istenilmez. Belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlâsı zedelenir. Hem وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar.</p>
<p>İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmâre, hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlâsı zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder, ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır. Ve maddî menfaati de kaybeder.</p>
<p>Her ne ise, bu hamur çok su götürür. Kısa kesip, yalnız, hakikî kardeşlerimin içinde sırr-ı ihlâsı ve samimî ittifakı kuvvetleştirecek iki misal söyleyeceğim.</p>
<p><strong>Birinci misal:</strong> Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri, iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler. Bütün sû-i istimâlât ve zararlarıyla beraber, harika bir kuvvet, bir menfaat elde ediyorlar.</p>
<p>Halbuki, iştirak-i emvâlin, çok zararlarıyla beraber, iştirakle mahiyeti değişmez. Herbirisi umuma gerçi bir cihette ve nezarette mâlik hükmündedir; fakat istifade edemez.</p>
<p>Her ne ise, bu iştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber âyinesine girer.</p>
<p>Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır.</p>
<p>İşte, ey kardeşlerim! Sizleri inşaallah menfaat-i maddiye rekabete sevk etmeyecek. Fakat menfaat-i uhreviye noktasında bir kısım ehl-i tarikat aldandıkları gibi, sizin de aldanmanız mümkündür. Fakat şahsî, cüz’î bir sevap nerede, mezkûr misal hükmündeki iştirak-i a’mâl noktasında tezahür eden sevap ve nur nerede?</p>
<p><strong>İkinci misal:</strong> Ehl-i san’at, netice-i san’atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san’at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdî san’atın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü’l-mesâi düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir, ve hâkezâ&#8230;</p>
<p>Herbirisi iğne yapmak san’atında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür’atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesâi ve taksim-i a’mâl düsturuyla olan san’atın semeresini taksim etmişler.</p>
<p>Herbirisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hadise, ehl-i dünyanın san’atkârları arasında, onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur.</p>
<p>İşte, ey kardeşlerim! Madem umur-u dünyeviyede, kesif maddelerde böyle ittihad, ittifak ile neticeler, böyle azîm yekûn faydalar verir. Acaba, uhrevî ve nuranî ve tecezzî ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlâhî ile herbirisinin âyinesine umum nur in’ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlâssızlıkla kaçırılmaz!</p>
<p><strong>İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ:</strong> Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler.</p>
<p>Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip <strong>(HAŞİYE)</strong> onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir.</p>
<p><em>(<strong>HAŞİYE</strong>: Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.)</em></p>
<p>Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir. Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i mânevîyi şahsî, hodfuruşâne, rekabetkârâne, cüz’î bir şerefe ve şöhrete feda etmek, Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.</p>
<p>Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmâre bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.</p>
<p>Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar. Onun için bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.</p>
<p>Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi.</p>
<p>Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur, hizmetini tekmil eder.</p>
<p>Pederâne, mürşidâne mesleklerdeki gıptakârâne hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil, ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid’a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.</p>
<p><strong>ÜÇÜNCÜ MÂNİ:</strong> Korku ve tamâdır. Bu mâni diğer bir kısım mânilerle beraber Hücumât-ı Sittede tamamıyla izah edildiğinden, ona havale edip, Cenâb-ı Erhamürrâhimînden bütün Esmâ-i Hüsnâsını şefaatçi yapıp niyaz ediyoruz ki, bizleri ihlâs-ı tâmma muvaffak eylesin. Âmin.</p>
<p><strong>اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ سُورَةِ اْلاِخْلاَصِ اِجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصِينَ الْمُخْلَصِينَ. اٰمِينَ اٰمِينَ</strong></p>
<p><strong>سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ</strong></p>
<p><em><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></em></p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enaniyet-ve-nefs-i-emmare-sizi-aldatmasin/">Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/enaniyet-ve-nefs-i-emmare-sizi-aldatmasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/niyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/niyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 11:39:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rızası]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulun niyeti bakımından bir kimsenin, Islâm’dan ve dolayısıyla de ibadetlerden tam bir fayda sağlayabilmesi için &#8220;gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” ifadesine tıpatıp uyması fazlasıyla yetecektir. Bunun ötesinde hiçbir zaman, hiçbir şekilde, hiçbir ihtiyaç baş göstermeyecektir.. Fakat bu müslümanın, kendisine ilaç verilen bir kimsenin itimad ve itaat dolu ruh haline benzer bir teslimiyet içinde bulunması şartıyla. Eğer [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/niyet/">Niyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images12.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7156" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images12.jpg" alt="Niyet" width="233" height="355" /></a></p>
<p>Kulun niyeti bakımından bir kimsenin, Islâm’dan ve dolayısıyla de ibadetlerden tam bir fayda sağlayabilmesi için &#8220;gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” ifadesine tıpatıp uyması fazlasıyla yetecektir. Bunun ötesinde hiçbir zaman, hiçbir şekilde, hiçbir ihtiyaç baş göstermeyecektir..</p>
<p>Fakat bu müslümanın, kendisine ilaç verilen bir kimsenin itimad ve itaat dolu ruh haline benzer bir teslimiyet içinde bulunması şartıyla. Eğer bu teslimiyet, daha açıkçası bu iman yoksa tabiîdir ki<span class="text_exposed_show">, gözlerimi kaparım,vazifemi yaparım gibi bir ifadenin hiçbir manası, hiçbir anlamı mevzu bahis olmayacaktır. Kısacası, kulun niyetinin temelinde, iman, inanç yatmaktadır.</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p>Netice olarak bunu bir cümle içinde şöyle toplayabiliriz: Kulun niyyetinde, menşei bizâtihi kulun kendisidir;hedef, gaye,Allah rızası, daha doğrusu Allah-u Tealanın sevgisidir. O’nun aşkıdır ve temeli de imândır,inançtır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ali Murat Daryal &#8211; İslamda İbadetlerin Sosyo-Psikolojik Temelleri</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/niyet/">Niyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/niyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölenler öldü, kalan sağlar haindir!</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/olenler-oldu-kalan-saglar-haindir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/olenler-oldu-kalan-saglar-haindir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2015 18:54:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ölenler öldü kalan sağlar haindir!]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Fazlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6709</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayat&#8217;ta kişi ve toplumların yargılanması &#8220;&#8230;denmek istenilen&#8221; eylenene bağlıdır; &#8220;&#8230;denmek istenilen&#8221; eylenilmesi düşünülene değil; çünkü, -Ali Kuşçu&#8217;nun da dediği gibi- biz insanlar ancak ve ancak idrakimize konu olan bilfiil olgu ve olayları bilebiliriz; bilkuvve olanları değil; zira bilkuvve olan henüz icad edilmemiş, var olmamıştır; eyleme dökülmemiş bir niyet üzerine yargı ise Tanrı&#8217;ya mahsustur. Yukarıda çizilen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/olenler-oldu-kalan-saglar-haindir/">Ölenler öldü, kalan sağlar haindir!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-41.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6710" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-41.jpg" alt="Ölenler öldü, kalan sağlar haindir!" width="301" height="301" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-41.jpg 225w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-41-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" /></a>Hayat&#8217;ta kişi ve toplumların yargılanması &#8220;&#8230;denmek istenilen&#8221; eylenene bağlıdır; &#8220;&#8230;denmek istenilen&#8221; eylenilmesi düşünülene değil; çünkü, -Ali Kuşçu&#8217;nun da dediği gibi- biz insanlar ancak ve ancak idrakimize konu olan bilfiil olgu ve olayları bilebiliriz; bilkuvve olanları değil; zira bilkuvve olan henüz icad edilmemiş, var olmamıştır; eyleme dökülmemiş bir niyet üzerine yargı ise Tanrı&#8217;ya mahsustur.</p>
<p>Yukarıda çizilen çerçevede, halihazırda Dünya&#8217;da olup bitenleri anlamak, anlamlandırmak, tefekkür ve tedebbür edebilmek, fikir ve tedbir yetiştirebilmek için, bu hayatî olgu ve olayları eyleyen kişi ve kültürlerin dilini, dolayısıyla niyetlerini ve amaçlarını tayin ve tespit etmeliyiz. Nitekim tefekkür, tahkik (isbat el-mesele bi-el-delil) ve tedkikte (isbat el-delil bi-el-delil) aklın, kanıt (delil) üzerinde nazar yoluyla tasarruf etmesi iken, tedebbür, insanî amelin (dolayısıyla niyet ve amacın) hayattaki sonuçları üzerinde yine nazar yoluyla tasarruf etmek demektir; bu nedenledir ki, tefekkür&#8217;ün sonucu fikir, tedebbür&#8217;ün sonucu tedbir&#8217;dir. Böylece denilebilir ki, hem nazariyata (Tabiat&#8217;a) ilişkin fikir hem de ameliyata (Hayat&#8217;a) ilişkin tedbir, aklın tahkik ve tedkik tarzı çalışmasından kaynaklanır. Tersi durumda, hayata ilişkin her olgu ve olayda ya ağlar ya güleriz ya da bağıra bağıra yürürüz; ama bir türlü tebdir edemeyiz; çünkü fikir yok ise tedbir de yoktur.</p>
<p>Anlatılanlara en güzel örnek, Mustafa Özel&#8217;den dinlediğim, şu tarihî anlatıdır: Barbaros Hayreddin Paşa, 1538&#8217;deki Preveze Deniz Savaşı&#8217;ndan hemen önce takip edilecek savaş taktiği için etrafındakilerle istişâre ederken sorar: &#8220;Acaba Andre Dorya yarın ne tür bir taktik uygulayacağımızı düşünüyor?&#8221; Sonuç olarak, Dorya&#8217;nın Osmanlı donanmasının takip edebileceğini düşündüğü savaş taktiği tespit edilip, ona göre tedbir alınıyor ve savaş bu taktik üzere kazanılıyor. Dikkat edilirse, her iki tarafta soru &#8220;Yarın nasıl bir taktik uygulayalım&#8221; değildir; öte yandan Barbaros, Andre Dorya&#8217;nın savaş taktiğini de merak etmiyor; tersine Dorya&#8217;nın taktiğini kendisinin muhtemel savaş taktiğine göre kurgulayacağını düşünüyor ve onu aşan yeni bir taktik geliştirerek savaşı tedbir ediyor; çünkü tedbir, tekrar pahasına, niyet ve amacın en ucunu düşünerek tefekkür eylemektir.</p>
<p>Niyetin işaret ettiği gaye dikkate alınarak geliştirilecek ç-özüm (tedbir), sorunun öz-üne iner; tersi durumda kabukla uğraşmak kaçınılmaz; bağırıp-çığırmak kaderimiz olur. Unutmayalım ki, zavallılara, zayıflara, Tanrı acıyabilir; ama niyeti, gayesi, kısacası dili kötü olan insanımsılar asla acımazlar. Öte yandan, el duası bitmeden yapılacak dil duası yalnızca bir gürültüdür; çünkü yine, ancak el ve dilce hazır olanlar, huzur bulurlar&#8230;</p>
<p>İhsan Fazlıoğlu,Kendini Aramak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/olenler-oldu-kalan-saglar-haindir/">Ölenler öldü, kalan sağlar haindir!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/olenler-oldu-kalan-saglar-haindir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filozoflardan Sözler:Hermes</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 16:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Gülmek]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Fatik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a Yönelmek]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Şemseddin Şehrezuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkara Özenmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Hermes]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Selamet]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Uslüb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3032</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Âhiret işleriyle uğraşmana engel olan tutkularına ve dünyanın geçici zevklerine meyletme. Aksi hâlde suya batınca kendini kurtarmak ye­rine, çok sevdiği ağır bir eşyayı kurtarma telaşında olan ve bu yüzden boğulup giden kişinin durumuna düşersin. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Allah’a, cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle niyazda bulunmayın, O’na isyan etmeyin, sınırlarını aşıp kanunlarını çiğnemeyin. Arkadaşlarınıza, kendinize davranılmasını istemediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/">Filozoflardan Sözler:Hermes</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-4446 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler-300x156.jpg" alt="hikmetli-sozler" width="393" height="204" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler-300x156.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler.jpg 555w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âhiret işleriyle uğraşmana engel olan tutkularına ve dünyanın geçici zevklerine meyletme. Aksi hâlde suya batınca kendini kurtarmak ye­rine, çok sevdiği ağır bir eşyayı kurtarma telaşında olan ve bu yüzden boğulup giden kişinin durumuna düşersin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Allah’a, cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle niyazda bulunmayın, O’na isyan etmeyin, sınırlarını aşıp kanunlarını çiğnemeyin. Arkadaşlarınıza, kendinize davranılmasını istemediğiniz biçimde davranmayın. Birlik olun ve birbirinizi sevin. Arı ve duru basiret, bölük pörçük ve kirli ol­mayan niyetlerle oruca ve cemaatle namaza devam edin. Allah’a itaat ve takva yolunda birbirinizi sevin. Hayra koşun ve onun için çaba sarf edin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstemeden bir kötülük yaparsanız ondan vazgeçin ve bir daha tekrar­lamayın. Kötülük yapmanıza rağmen başınıza bir iş gelmeden kurtulduysanız bu, sizi o kötülüğü tekrarlamaya değil, vazgeçip tövbe etmeye yönlendirsin. Çünkü o, dünyada iken üstü örtülü kalsa bile kıyamet gününde ortaya dökülecek ve acımasız bir ceza ile karşılık bulacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Din ve hikmet sevgisini birleştirin ve her ikisini de öğrenmekte sebat edin. Hayatınızın tamamını sadece bu ikisine sarf etme imkânı bulur­sanız bunu yapın. Siz bu vasfa sahip olabilirseniz başkalarına zor gelen şeyler size kolay gelecek ve edineceğiniz erdemin size kazandıracağı şeref, sahip olacağınız altın-gümüşten, mal mülkten çok daha işe yarar olacaktır. Çünkü dünya malı kalıcı değildir» önünde sonunda fâni ola­caktır; Allah’ın sevabı ise hâkidir, asla son bulmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Çok gülmekten ve lâkaytlıktan uzak durun, insanlarla dalga geçmeyin. Birinin açığını veya kınanacak bir yanını yakalarsanız onu kınayıp, ha­line gülmeyin. Aksine ibret alın ve Allah’a dönün. Çünkü hepinizin ortak vasfı beşer olmaktır ve hepiniz aynı topraktan yaratıldınız. Ona gülen kişinin, gelecekte aynı duruma kendisinin düşmeme garantisi yoktur. Sıkıntıya düşmüş insanları gördüğünüzde yapmanız gereken şey, gözlerinizi semaya dikip sağlık ve afiyette olduğunuz için şükret­mek ve Allah’tan, sizi böylesi sıkıntılardan korumasını dilemektir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her işi yolunda gidiyor diye günahkâra özenmeyin. Çünkü onun eğlence süresi kısadır, sonunda ise onu, altında ezileceği ağır bir yük beklemektedir. Allah onun işlerini yoluna koymayacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Yerin ve göğün Rabbî olan Yüce Allah&#8217;a yönelin. O na temiz duygularla, kalpten dua edin ve dualarınıza kirli duygular karıştırmayın. Allah’a tertemiz gönüllerle ve doğru inançlarla yakarmaya gayret edin ki size kulak verip duanızı kabul buyursun, sizi dileklerinize ulaştırsın, işle­rinizde ve yönelişlerinizde size başarı kapılarını açsın, sizi kötü düşün­celerden, nefislerinizi sıkıntılardan korusun, sizi günah tuzaklarından kurtarsın, karşılaşacağınız tehlikelerin önünü alsın ve düşmanlarınızı önünüzde diz çöktürsün.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öfkelendiğinizde ağzınızdan kötü söz çıkmasın. Çünkü kötü söz, sa­hibini mahcup eder, gözden düşürür, ona laf getirir ve onu günaha ve cezaya sevk eder</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Selâmet. kişinin kimseye düşmanlık etmemesi ve kendisine düşmanca davranan ve zarar verene kötülük etmeyip aksine ona iyi davranması ve yumuşak söz söylemesidir. Çünkü üç haslet vardır ki bunlar âlimlerin en üstün amellerindendir. Düşmanı dosta, cahili âlime, kötüyü de iyiye çevirmek.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Cehaleti bilen akıllı, bilmeyense cahil olur. Hikmetin suretini bilme­yen, kendi sûretini de bilmez. Kendi zâtını bilmeyense başkalarının zâtını hiç bilmez.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Seni sahip olmadığın özelliklerle öven kişinin, sahip olmadığın özellik­lerle kınamasından da emin olamazsın.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Öfke aklı öyle bir örter ki öfkeli kişi güzeli göremez, görmediği için de yapmaz ya da çirkini göremez, görmediği için de ondan kaçınmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Kendisini düzeltmek için hiçbir yol kalmayıncaya kadar arkadaşınla ilişkini kesme. İlişkiyi kessen bile ona bir daha kapına gelmeyecek şe­kilde davranma. Belli mi olur, belki de yaşadıkları onu sana geri getirir ve yine dost kılar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Kişi, ruhu âhirette kurtuluşa ermedikçe hayır ve hikmeti bulmuş sayıl­maz. Üç şeyi olmadıkça da kurtuluşa eremez: yardımcı, dost ve arkadaş. Yardımcısı aklıdır, dostu iffetidir, arkadaşı ise sâlih amelidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Ölümden başka her şeyin çaresi vardır. Günahtan başka her şey er ya da geç fena bulacaktır. Sâlih amelden başka her şey telef olup gidecektir. Tabiattan başka her şey değiştirilebilir. Kötü huydan başka her şey dü­zeltilebilir ve kaderden başka her şey önlenebilir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İbn Fatik-Hikmetli Sözler</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>“Duanızı Allah Teâlâ’ya cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle yöneltmeyin, ona isyan etmeyin, sınırlarını ve kanunlarını çiğnemeyin. Sizden biri kendisine yapılmasından hoşlanmadığı bir şeyi kardeşine karşı da asla yapmasın. Birlik olun ve birbirinizi sevin. Arı, duru basiretlerle, bölük pörçük ve kirli paslı olmayan niyetlerle oruca ve cemaatle namaza devam edin. Allah Teâlâ’ya itaat ve ona karşı sorumluluk duygusu konusunda birbirinizi sevin. Hayra koşun ve onun için çalışın. Allah’ın size koyduğu Farzları yerine getirmeniz huşu ve alçakgönüllülükle, kendinizi beğenmeden, büyüklenmeden, eksiksiz ve tam olsun. Sizi başkalarına karşı böbürlenmekten, çoklukla övünmekten sakındırırım. Sevgi ve tevazu sahibi olun ki amellerinizin hayırlı ürünlerinin sonucunu çoğal tabilesiniz.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Hainlerle, günahkârlarla, sapıklığı arzulayanlarla hemhal olmaktan ve çirkin eylemlerden uzak durun.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah adına yalan yere yemin etmeyin, Allah Teâlâ’ya yeminle saldırmayın. Doğruluğa öylesine sıkı tutunun ki “evet” sözünüz sadece “evet”, “hayır” sözünüz ise sadece “hayır” olsun. Yalancıları ulu Allah adına yemin verdirmekten kaçının. Aksi hâlde yeminlerini tutmayacaklarını bildiğiniz zaman siz de günahta onlara ortak olursunuz. Tercihiniz onları, gizli olan sırları bilen Allah’a havale etmek şeklinde olsun. Zira iyilik yapanın iyiliğinin, kötülük yapanın da kötülüğünün karşılığını veren bir hâkim olarak Allah size yeter.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Bilin ve emin olun ki Allah’tan hakkıyla sakınmak en büyük hikmet, en yüce nimet, hayra motive eden, anlayış ve akıl kapılarını açan bir sebeptir. Çünkü Yüce Allah kullarını sevince onlara akıl bahşetmiş, peygamberlerini Cebrail ile hususi kılmış ve böylece onlara dinin sırlarını ve hikmetin hakikatlerini açmış, böylece onlar da dalalete yaklaşmamış, doğru yolun takipçisi olmuşlardır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hikmeti sezin ve dindarlığa sarılın. Nefislerinizi ağırbaşlılık ve dinginliğe alıştırın. Güzel ve iyi edeplerle bezenin. İşlerinizde iyi düşünün ve acele etmeyin, özellikle de kötülük yapanı cezalandırmak konusunda. Hayâyı yüzünüzün örtüsü, Allah korkusunu kalbinizin korkusu kılın. Sağlıklı ve istikâmet üzere düşünün. Sonu pişmanlık olan şeylerden uzak durun. Bu yolları takip etmekle nefis, cehalete esir düşmekten, yeniliğin kölesi olmaktan kurtulup özgür olur.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sizden biriniz haddi açar ve bir kötülük yaparsa ondan hemen vazgeçsin. Barış ve emniyet hali onu kötülüğü tekrarlamaya değil, aksine vazgeçip tövbe etmeye götürsün. Çünkü kötülük, dünyada iken üstü örtülse bile kıyamet gününde açığa çıkar ve kendisinde merhamet olmayan bir ceza ile karşılık bulur.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah&#8217;ın sizi çağırdığı ve korumanızı emrettiği edep kuralları ile edeplenin; bilge ve âlimlere tabi olun ve onlardan faziletler devşirin. Arzularınız övgü talebine ve methe layık işlere yönelik olsun, yoksa arzularınızı kötülüklere ve çirkin işlere yöneltmeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Helal olmayan yiyeceklerden kaçının ve kirli kazançlardan utanın. Çünkü bunlar her ne kadar keselerinizi parayla doldursalar da kalplerinizden imanı boşaltır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Kendinizi iyi ve kötü herkese iyilik etmeye alıştırın; iyilere iyilikleri için, kötülere ise kötülüklerine karşı siper yapmak için.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hakka iletilmeyen, hakkı tam anlamıyla tanıyamayan ve hakla onu duymak ve fakat yapmamaktan başka alakaları olmayan bir toplulukla hemhal olmaktan sakının. İnsanları sıkıntıya sokmak için tuzaklar kurmayın, onlara kötülük için istekli olmayın, zarar görmeleri için çaba sarf etmeyin. Çünkü bu, gizli kalmaz. Başlangıçta gizli kalsa bile gelecekte gizli kalmaz. Kendinizi bu tür şeyler yapmaktan veya böyle bir konumda bulunmaktan uzaklaştırın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Din sevgisiyle hikmet sevgisini birleştirin ve kendinizi bunları öğrenmeye vakfedin. Bu dünyada bulunduğunuz zamanınızın tamamım tümüyle başka bir şeye değil de buna sarf etme imkânı bulursanız bunu yapın. Siz bu özelliğe sahip olduğunuz zaman sizden başkalarına zor gelen size kolay gelir. Sizin için meydana gelecek faziletin şerefi altın ve gümüşten ve diğer her türlü zenginlikten çok daha faydalıdır. Çünkü bunlar fânidir, gelip geçer; Allah azze ve cellenin sevabı ise bâkidir, asla son bulmaz.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Birbirinizle konuşmalarınızda içiniz dışınız bir olsun. Dilleriniz gönüllerinize muhalefet etmesin.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Emirlerinize itaat edin, sultanınıza boyun eğin, büyüklerinize ikram edin, sizi eğiten kimseye iyilik edin. Sizde Allah ve hak sevgisi baskın olsun. Doğru görüşe ve nasihat edenlerin istişaresine muhalefet etmeyin ki pişmanlıktan emin olasınız ve paylanmaktan kurtulasınız.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Zorlukta, kolaylıkta, fakirlikte, zenginlikte ağzınız yüce Allah’ın hamdi ve şükrüyle dolu olsun.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Amelleriniz hariç üstünlük yarışına girmeyin, hükümde haksızlık yapmayın, ikiyüzlülükle davranmayın, hainleri temize çıkarmayın,temiz kimselere hainlik isnat etmeyin. İstikâmetle beraber bulunan fakirlik size günahla beraber bulunan bir zenginlikten daha hoş gelsin. Çünkü mal fânidir, gelip geçer, iyi ameller ise bâkîdir, kalmaya devam eder.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Çok gülmeye ve lakaytlığa meyletmeyin, insanlarla alay etmeyin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Birinin kusurunu, açığını veya kınanacak bir durumunu ortaya çıkarırsanız onu ayıplayıp hâline gülmeyin. İbret alın ve yüce Allah’a dönün. Çünkü beşer olmak sizin ortak noktanızdır; siz ve onlar, hepiniz aynı topraktan yaratıldınız. Ona gülen kişi gelecekte aynı duruma kendisinin düşmesinden emin olamaz. Sıkıntıya düşmüş insanları gördüğünüzde yapmanız gereken şey, bakışlarınızı Allah Teâlâ’nın katına kaldırıp afiyetiniz karşılığında Allah’a hamd etmeniz ve ondan sizi korumasını dilemenizdir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Farklı görüşte olanlar din hakkında sizinle seviyesiz bir üslupla tartıştığında onlara bunun misliyle değil aksine yumuşaklıkla,kılavuzlukla, rehberlikle ve tatlı dillilikle karşılık verin. Yüce Allah’a sığınarak hep birlikte şöyle deyin: Allah’ım! Mahlûkatını ıslah et. Kaza ve kaderinden onları sevgi ve barışa, iman ve hidayete sevk eden şeyleri uygula.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Toplumsal meclislerde çoğunlukla susun ve size karşı mücadelede silah olarak kullanmayı umdukları şeylere meraklı olanların yanında ağzınızı sıkı tutun. Az tartışın, yakışıksız ve fuzuli sözler söylemeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Nefsin yaşaması yumuşak huylulukta; yumuşak huyluluğun yaşaması yüce ve ulu Allah’a imanda; yüce ve ulu Allah’a imanın yaşaması ise dinin korunmasındadır. Bilmez misiniz ki hikmet ile Allah’a iman birbirinden ayrılmaz iki şeydir. Bunlardan biri varsa öbürü de var; yoksa yoktur.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Bir insan yüce ve ulu Allah’tan korkmaksızın adil olamaz. Adil kimseler ancak Allah korkulan çok olduğunda adil olmuşlardır Kıyamet gününde bununla kutsanmış ruhu kazanırlar. Firdevs’in kapıları ona açılır böylece onların nefisleri, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın rızası için çalışan ve ebedi hayatı hak eden tertemiz nefislerle birlikte dolaşır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Kötülerden, hasetçilerden, düşmanlık ve kin besleyenlerden, sarhoşlardan ve cahillerden uzak durun. Hayra niyetlendiğinizde kötü bir düşüncenin size arız olup sizi hayırda engellememesi için onu bir an önce hayata geçirin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Çocuklarınızı büyümeden önce öğretmek suretiyle eğitin ki size karşı asi olmasınlar, kötülüğe meyletmesinler ve onlar yüzünden size günah yazılmasın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Himmetiniz yerin ve göğün rabbi olan Yüce Allah’a yönelik olsun. Dualarınızı ona yöneltin, kirli düşüncelere kapılmadan içinizden ona temiz duygularla dua edin. Eğer siz Allah’a tertemiz gönüllerle yakarırsanız sizi duyar, duanızı kabul buyurur, sizi emellerinize ulaştırır, işlerinizde ve yönelişlerinizde size başarı kapılarını açar, sizi kötü düşüncelerden korur, nefislerinizi sıkıntılardan muhafaza buyurur, sizi günahların tuzaklarından kurtarır, tehlikeleri sizden uzaklaştırır ve düşmanlarınızın liderlerini ayaklarınızın altına kapandırır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Oruca başladığınızda kendinizi her türlü kir ve pastan temizleyin. Kötü düşünceler ve çirkin kuruntulardan arınmış saf ve samimi bir kalple Allah rızası için oruç tutun. Çünkü Allah kirli kalpleri, karışık niyetleri kirli sayar. Ağızlarınız yemekten kendini alıkoyarken organlarınız da günahlardan kendini alıkoysun. Çünkü yüce Allah sizin sadece yemeklerden kaçınarak oruç tutmanıza razı olmaz. Fakat her türlü çirkinlikten ve tümüyle fuhşiyattan kaçınarak oruç tutmanıza razı olur. Fiilleriniz yerilmiş ve basiretiniz bozuk olduğunda keşke bileydim oruç size ne fayda sağlar!Oruçlarınızda Allah’ın evlerini sıklıkla ziyaret edin; namaz ve dua ile Allah’ın evlerini şenlendirin. İbadetinizi gözünüzde büyütmeyip ibadetlerinizle şan ve şöhret olmayı arzulamayın. Aksine miskinlik ve boyun eğerek kulluk edin. Dini farizalarınızı ifa edip, ibadetinizi eda edip bayramlarınızı kutlayıp evlerinize eşinizle ve çocuklarınıza birlikte neşeyle döndüğünüzde ihtiyaç sahiplerini ve düşkünleri hatırlayın; onlara iyilik ve lütufla el uzatın.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sıkıntılı olanlara soluk aldırın, içi daralanların içini açın, esirleri fidyesini vererek azat edin, hastaları tedavi edin, garipleri misafir edin, açları doyurun, susamışları suya kandırın, felaketzedeleri destekleyin ve mazlumları onlara zulmedenlerin elinden kurtarın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“ Kederlilerin kederini bir kat daha artırmayın. Aksi giden durumlarını siz de bir yüke dönüştürmeyin. Bilakis onları destekleyin, onlarla yardımlaşın, güzel söz ve fiillerle onları destekleyin ve teselli edin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Size daha önceden kötülük yapanlardan olsalar da onları affedin ve başlarına gelen musibetle yetinip vazgeçin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Dostlar edinin. Pişmanlık duymamanız ve zararlarını görmemeniz için kalbinizin meylinden önce onları deneyin ve sıkıntıya düşmeden önce onlara güvenmekte acele etmeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah’ın dünyada üstün kıldığı kimse kardeşine karşı böbürlenmesin;gurur ve büyüklük duygusuna kapılmasın. Bu üstünlük gözünde hakir olsun. Çünkü Allah Teâlâ fakirleri de zenginleri de tek bir yaratılışla yaratmıştır ve katında onların hepsi eşittir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sizden biri öfke anında hemen kötü söz söylemesin. Çünkü kötü söz sizi mahcup eder, gözden düşürür. Sizi kınanmayı ve bayağılığı getirir, sizi günaha ve cezaya sevk eder.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Her kim öfkesini yutar, dilini tutar, konuşması temiz olur ve nefsini arındırırsa bütün kötülüklerin üstesinden gelmiş demektir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hikmet talibinin hikmet isteği ve rağbeti, onu elde etmek ve sunmak için olmamalıdır. Fakat hikmet, kendisi dışındaki her şeyden daha değerli olduğundan hikmet talibinin hikmet rağbeti sırf özü için olmalıdır”</p>
<p>Kaynak:Şemseddin Şehrezuri – Nüzhetü-l Ervah</p>
<p>T.C Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/">Filozoflardan Sözler:Hermes</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
