<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nifak | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/nifak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jun 2017 13:42:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Nifak | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yaradılış Mayamıza Dönüş:Fıtratı Hatırlamak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yaradilis-mayamiza-donusfitrati-hatirlamak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yaradilis-mayamiza-donusfitrati-hatirlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2016 21:32:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Fıtrat Dinidir]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtrat Ne Demek?]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Her Günah Fıtrata Bir Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Nifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12252</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230;Efendimiz bu durumu şöyle beyan ediyor: “Mü’min kul bir günah işlediği zaman kalbinde bir siyah nokta oluşur. Eğer tevbe ederse o nokta silinir ve kalbi cilalanır (eski haline gelir).Eğer günah işlemeye devam ederse o noktalar da artar ve nihayet bütün kalbini kaplar.” (Tirmizî, bn-i Mace, Ahmed b. Hanbel) Her Günah Fıtrata Bir Darbe Bu çok [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaradilis-mayamiza-donusfitrati-hatirlamak/">Yaradılış Mayamıza Dönüş:Fıtratı Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/yaradilis-mayamiza-donusfitrati-hatirlamak/islam1/" rel="attachment wp-att-12253"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12253" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1.jpg" alt="Yaradılış Mayamıza Dönüş:Fıtratı Hatırlamak" width="470" height="187" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1-600x239.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1-300x119.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1-768x306.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1-1024x408.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/islam1-1536x612.jpg 1536w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /></a></p>
<p>&#8230;Efendimiz bu durumu şöyle beyan ediyor: “Mü’min kul bir günah işlediği zaman kalbinde bir siyah nokta oluşur. Eğer tevbe ederse o nokta silinir ve kalbi cilalanır (eski haline gelir).Eğer günah işlemeye devam ederse o noktalar da artar ve nihayet bütün kalbini kaplar.” (Tirmizî, bn-i Mace, Ahmed b. Hanbel)</p>
<p><strong>Her Günah Fıtrata Bir Darbe</strong></p>
<p>Bu çok net açıklama şunu anlatıyor: Fıtratı kirleten, bozan her türlü davranış yanlıştır ve bu anlamdaki her yanlış dinimiz tarafından günah olarak isimlendirilmiştir. Bir diğer şekilde söylersek, her günah, fıtrat kirleten, zedeleyen ve bozan bir “müdahale”dir.</p>
<p>Fıtrat kirliliği son aşamaya geldiği zaman insanın kalbi mühürlenir. Kalbi mühürlenen insan da artık hakikatleri kavramaktan uzaklaşmış bir varlık olarak, hem kendisine hem de çevresine her türlü zararı verebilecek bir varlığa dönüşmüştür.</p>
<p>Şu halde en başta söylediklerimizi de hatırlayarak şu noktanın altnı bir temel tesbit olarak çizmeliyiz: İnsan denen varlığın, yaradılışından ve özünden getirdiği değerlere (yani fıtrata) uygun davranışın tek adresi vardr: İslâm.</p>
<p>İslâm, aslî olandır, tabii olandır, yaratlış cevherinin muhafaza edilmesinin tek yoludur. İslâm, varlığın ve hayatın dinidir.</p>
<p>Bunun karşısında günahlar ve küfür ise arzî, yani sonradan olmadır. Aldatcıdır, kirleticidir, sahte değerleri temsil eder ve fıtratı yozlaştırır.</p>
<p>“İnsan” kelimesindeki “unutmak” anlamı, insanın, varlığın temeli olan İslâm’a yaradılıştan meyilli, kabiliyetli ve uygun yaratıldığına bir hatırlatmadır. Tekrar belirtelim, burada İslâm’dan kastımız sadece dar anlamda “inanç, ibadet ve ahlâk” ilkeleri ile sınırlı somut emir ve yasaklar bütünü değildir. Varlığa hakiki anlamını veren, bütün alemlere hakim olan varlık yasalarıyla uyum içinde bulunmamızı sağlayan temel ve yegâne doğru tavırdır. Bu tavrı benimseyen insanın, iç içe halkaların en dışta olanından içeriye girdiğini kabul edersek, sonraki halka, bu kabulün insana yüklediği “doğru biçimde iman etme” yükümlülüğü olduğunu görürüz. Ondan sonraki halka ise amel. En içteki halkayı da tasavvuftaki prensipler oluşturuyor.</p>
<p>İşte bu halkalar bir bütün olarak “fıtrat”ı oluşturuyor. Bu kelimeye eş anlamlı olarak bu çerçevede “ahlâk” kelimesini önerebiliriz. Zira hulk ve halk, yani yaradılış kelimelerinin aynı kökten türemiş olması anlamsız değildir. Şu halde ahlâklı insan, yaratılışın mayasını oluşturan “öz”e; tebdile ve bozulmaya uğramamış aslına uygun düşünen ve yaşayan insan demektir. Ahirette yüce huzura kalb-i selim ile varanların kurtulduğunu bildiren Kur’an ayetini de bu doğrultuda anlayabiliriz. Zira selim olmak, bulanıklıktan, karışıklıktan, aykırı unsurlar içermekten ve arızadan uzak olmak demektir.</p>
<p>Bu geniş anlamıyla İslâm’a aykırı düşen insan ise, yaratılış suyunu bulandırmış, asıl yapısını bozmuş ve dolayısıyla yaratılışından gelen doğal-ilahî-doğru varlığına, yapay-gayri ilahî-yanlış unsurlar eklemek suretiyle saf varlığını kirletmiş insandır. “Küfr” kelimesinin, örtmek ve karanlık gibi anlamlar ihtiva ettiği de hesaba katılırsa, “kâfir” kelimesinin, gerçeğin üzerini örten ve varlığın aydınlık gerçeğini yanlış telakkilerin ve değer yargılarının karanlığına maruz bırakan kişiyi anlattığı sonucunu çkarabiliriz.</p>
<p>Keza “nifak” kelimesi de geçmek ve nüfuz etmek anlamı taşıdığından, münafıkın kalbindekiyle dilindekinin birbirini yalanlayan şeyler olması dolayısıyla hakikatin içine yanlışı, sahteyi sokan kimse olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p><strong>Netice şudur:</strong> İman, fıtrata uygun, onun gerektirdiği doğal durumdur. Küfür ise bu doğal, temiz ve saf yapıya sonradan arz olan yabancı ve aykırı bir durumdur ki, imanın saflığını bozan harici bir müdahaledir. Yani iman fıtrîdir, küfür ise arzîdir. Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i kudside “Ben kullarımı hanifler olarak yarattım. (Ancak) onlar(ın kâfir olanlarnı) şeytanlar dinlerinden çevirdi” buyurulmuş olması bu hakikatin dile gelişidir.</p>
<p><strong>Fıtrat Ne Demek?</strong></p>
<p>“Fıtrat”, Arap dilinde “ilk defa yarattı, yaptı, yardı” anlamındaki “fatara” kelimesinden gelen bir isim. Bu anlam, bünyesinde orijinaliteyi, tazeliği ve saflığı da barındırır.</p>
<p>“Fatara” kelimesinin anlamını daha iyi kavrayabilmek için şöyle bir örnek verelim: Hiçbir ışığın olmadı zifiri karanlık bir gecede etrafa göz gezdirdiğimizi düşünelim. Hiçbir noktada karanlığı yaran bir ışık, bir delik göremeyiz. Sanki herşey karanlıkta ve yoklukta kapanık vaziyettedir. Sonra bir yerden ani bir ışık çaktığını tasavvur edelim. İşte bu ışığın aniden belirerek karanlığı yarması “fatara” kelimesi ile ifade edilir ve bu ani beliriş “fıtrat” halidir.</p>
<p>Bir şeyden başka birşeyin, bir tohumdan bir tanenin ve tomurcuktan çiçeğin çıkması olaylarında, ilk maddenin bozulmasından ikincinin vücut bulması söz konusu iken, yokluktan varlığa çıkarmada (fatr) böyle bir bozulma durumu yoktur. Bunun için fıtrat kelimesinin bünyesinde, eskilerin “mahz-ı salâh” dedikleri “katkısız saflık, sıhhat ve pürüzsüzlük” vardır. (Elmalılı, Hak Dini, 3/1889-1890)</p>
<p>Fıtrat kelimesinin bu dikkat çekici anlamı dolayısıyla Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“O halde sen yüzünü dine, Allah fıtratına bir hanif olarak tut ki, insanları onun üzerine yaratmıştır” (Rûm suresi, 30)</p>
<p><strong>İslâm Fıtrat Dinidir</strong></p>
<p>Din, yani İslâm fıtrattır. Bir başka deyişle yaradılışın ilk tarzı ve tavrı ne ise, İslâm da insanları o bozulmamış ve dejenere olmamış berraklığa çağırmaktadr. Bu incelik sebebiyle “İslâm fıtrat dinidir” denmiştir.</p>
<p>Şu halde müslüman, yaradılıştaki safiyetini muhafaza eden ve onun herhangi bir yabancı unsur tarafndan bulandırılmasna izin vermeyen, fıtrat yasalarına teslim olmuş kimsedir.</p>
<p>Yaradılışından getirdiği “güzele, iyiye, doğruya yatkınlık, ünsiyet” sebebiyle “insan” ismini almış olan varlık, ancak bütün benliğiyle “din”e, yani İslâm’a, yani “fıtrat”a yöneldiği zaman, evren içindeki ahenk sağlanmış, büyük alem ile küçük alem arasındaki uyum temin edilmiş olur.</p>
<p>Ebubekir Sifil &#8211; semerkanddergisi</p>
<p>yazının tamamı için bk</p>
<p>:http://hisar-bab.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=6629:yaradl-mayamza-doenue&amp;catid=121:secme-makaleler&amp;Itemid=586</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaradilis-mayamiza-donusfitrati-hatirlamak/">Yaradılış Mayamıza Dönüş:Fıtratı Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yaradilis-mayamiza-donusfitrati-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Münafıklık ve Çeşitleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/munafiklik-ve-cesitleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/munafiklik-ve-cesitleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2015 22:56:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Münafıklık ve Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7100</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Nifak&#8221; kalpte olursa küfürdür. Eğer amellerde olursa masiyettir. Peygam­ber (sav) şöyle buyurmaktadır: &#8220;Dört şey var ki, onlar kimde bulunursa, o ki­şi katıksız münafık olur. &#160; Kimde bunlardan bir tanesi bulunacak olursa, onu terkedinceye kadar o kimsede münafıklıktan bir haslet (özellik) bulunur: Kendisine birşey emanet verilirse hainlik eder, konuştuğu zaman yalan söyler, ahidleştiği zaman ah­dinde durmaz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/munafiklik-ve-cesitleri/">Münafıklık ve Çeşitleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-7101" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault.jpg" alt="Münafıklık ve Çeşitleri" width="432" height="243" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault.jpg 1280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w" sizes="(max-width: 432px) 100vw, 432px" /></a></p>
<p>&#8220;Nifak&#8221; kalpte olursa küfürdür. Eğer amellerde olursa masiyettir. Peygam­ber (sav) şöyle buyurmaktadır: &#8220;Dört şey var ki, onlar kimde bulunursa, o ki­şi katıksız münafık olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kimde bunlardan bir tanesi bulunacak olursa, onu terkedinceye kadar o kimsede münafıklıktan bir haslet (özellik) bulunur: Kendisine birşey emanet verilirse hainlik eder, konuştuğu zaman yalan söyler, ahidleştiği zaman ah­dinde durmaz ve tartıştığı zaman da haddi aşar, kötü söz söyler.&#8221; Bu hadisi Buhârî rivayet etmiştir.[1]  Bu kelimenin türeyişi ile açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi&#8217;nde (2/10. ayetin tefsirinde) geçtiğinden burada onları tekrar­lamanın bir anlamı yoktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlim adanılan bu hadisin te&#8217;vili hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kesim şöyle demektedir: Bu hüküm yalan olduğunu bilerek bir söz söyleyen, kendisine bağlı kalması gerektiğine inanmaksızın alıidleşen ve zamanı gelin­ce hainlik etmek için emaneti bekleten kimse hakkında sözkonusudur. Bu görüşün sahipleri senet itibariyle zayıf bir hadis olan şu rivayete dayanırlar:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ali b. Ebi Talİb, Ebu Bekir ve Ömer&#8217;le (Allah hepsinden razı olsun) Rasûlullah (sav)&#8217;ın yanından kederli bir şekilde çıkarken karşılaşmış. Hz. Ali: Ne diye sîzi böyle kederli görüyorum diye sorunca, Onlar da: Münafıkların nitelikleriyle ilgili olarak Rasûlullah (sav)&#8217;dan işittiğimiz bir hadisten dolayı. (Hadis şudur): &#8220;(Münafık) konuştuğu zaman yalan söyler, ahidleştiği zaman bozar, kendisine bir şey emanet edilirse hainlik eder, söz verirse sözünde dur­maz.&#8221; Hz. Ali: Peki buna dair ona birşey sormadınız mı, diye sorunca, O­lar: Rasûlullah (sav) dan çekindik, dediler. Hz. Ali: O halde ben ona soraca­ğım, demiş ve Rasûlullah (sav)&#8217;ın huzuruna girerek şöyle sormuş: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, Ebu Bekir ve Ömer yanından üzüntülü bir şekilde çıktılar. &#8216;Daha son­ra da söylediklerini nakletmiş. Bunun üzerine (Hz. Peygamber) şöyle buyur­muş: &#8220;Ben onlara bir hadis söyledim, ama onların anladıklarını kastetmedim. Ancak münafık kendi kendisine yalan söylediğini bile bile konuştuğu vakit yalan söyleyen, söz verdiğinde kendi kendisine bu sözünde durmayacağını telkin eden, kendisine emanet bırakıldığında içten içe bu emanete hainlik ede­ceğini kararlaştıran kimsedir.&#8221;[2]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbnül-Arabî der ki: Bu İşleri kasti olarak işleyenin kâfir olmayacağına da­ir açık deliller vardır. Kişi, ancak Allah&#8217;a, sıfatlarına dair hususlardaki bilgi­sizliği, yahut da O&#8217;nu yalanlaması ile ilgili bir itikad ile kâfir olur. Şanı yü­ce Allah ise cahillerin inanışlarından ve sapıkların sapmalarından yücedir, mü­nezzehtir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir başka kesim şöyle demektedir: Bu husus Rasûlullah (sav)&#8217;m dönemin­deki münafıklara hastır. Onlar, bu konuda Mukatil b. Hayyân&#8217;ın, Said b. Cü-beyr&#8217;den, onun, İbn Ömer ile İbn Abbas&#8217;tan şöyle dediklerine dair rivayeti­ni delil gösterirler. İbn Ömer ile İbn Abbas dediler ki: Bir grup ashab ile bir­likte varıp dediler ki: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, sen şöyle buyurdun: &#8220;Üç haslet var­dır ki, onlar kimde bulunursa o kişi ister oruç tutsun, namaz kılsın ve mü&#8217;rain olduğunu iddia etsin yine münafıktır: Konuştuğu zaman yalan söy­ler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir emanet verildiği za­man hainlik eder. Ve her kimde bu hasletlerden birisi bulunursa, o kimse­de münafıklığın üçte biri var demektir.&#8221; Biz bunlardan, yahut bunlardan bi­risinden kendimizi kurtaramayacağımız yahut da insanların çoğunun bunlar­dan uzak kalamayacağı kanaatindeyiz. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) gül­dü ve şöyle buyurdu: &#8220;Sizin bunlarla ne ilginiz var ki?</p>
<p>Ben bu özellikleri, yü­ce Allah&#8217;ın Kitabında münafıkları tahsis ettiği gibi münafıklara has olarak söy­ledim. Benim, konuştuğu zaman yalan söyler, şeklindeki ifadem, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Münafıklar sancı geldiklerinde&#8230;&#8221; (el-Münafîkun, 63/) buyruğu gibidir. Siz böyle misiniz?&#8221; Biz: Hayır deyince şöyle buyurdu: &#8220;Bundan dolayı o halde korkmayınız. Siz bundan uzaksınız. Benim, söz verdiği zaman sözünde dur­maz şeklindeki ifademe gelince; bu da yüce Allah&#8217;ın bana indirmiş olduğu şu buyruklardadır: &#8220;İçlerinden kimi de Allah&#8217;a şöyle söz vermişti: Eğer bize lütfundan ihsan ederse&#8230;&#8221; -diyerek üç âyeti okudu- &#8220;Siz böyle misiniz?&#8221; diye sordu, biz: Hayır dedik. Allah&#8217;a hamd olsun ki, eğer herhangi bir hususa dair Allah&#8217;a söz verecek olursak, onu yerine getiririz. Şöyle buyurdu: &#8220;O halde sizin için korkacak birşey yok, siz bundan uzaksınız. Ona bir şey ema­net edilirse hainlik eder şeklindeki sözüme gelince; bu da yüce Allah&#8217;ın bana İndirmiş olduğu şu buyrukta dile getirilmektedir: &#8220;Muhakkak Biz emane­ti göklerle yere ve dağlara arzettik de&#8230;&#8221; (el-Ahzab, 33/72) Buna göre her kişiye dîn emanet olarak verilmiştir. Mü&#8217;min kişi gizlide de açıkta da cünüplükten yıkanır. Münafık ise bu işi ancak açıktan açığa yapar. Siz böyle misi­niz?&#8221; Biz; Hayır dedik. Şöyle buyurdu: &#8220;O halde sizin için korkacak birşey yok, siz bundan uzaksınız.&#8221;[3]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabiinden ve imamlardan pek çok kimse bu görüştedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir başka kesim şöyte demektedir: Bu hüküm, bu tür hasletlerin çoğunlukla kendisine galip geldiği kimseler hakkındadır. Buhârî ve ondan başka diğer ilim adamlarının görüşlerinden anlaşıldığına göre, kıyamet gününe ka­dar bu kötü hasletlere sahip olan bir kimse münafıktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbnü&#8217;l-Arabî der ki: Benim görüşüme göre, bir kimseye masiyetler galip gelecek olsa bu, onun itikadını etkilemediği sürece kâfir olmaz. (Mezhebi­mize mensup) ilim adamlarımız derler ki: Hz. Yusuf&#8217;un kardeşleri babaları­na söz verdiler, fakat verdikleri sözde durmadılar. Ona birşeyler söyleyip al­dattılar, yalan söylediler. Hz. Yusuf&#8217;u onlara emanet etti, ama o emanete ha­inlik ettiler, bununla birlikte münafık olmadılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ata b. Ebi Rebah der ki: Yusuf&#8217;un kardeşleri bütün bu işleri yaptıkları hal­de münafık olmadılar, aksine peygamber oldular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>el-Hasen b. Ebi&#8217;l-Hasen el-Basrî der ki: Münafıklık iki türlüdür: Yalan ile yapılan münafıklık ve amelî münafıklık. Yalan ile yapılan münafıklık Rasûlullah (sav) döneminde idi. Amelî münafıklığın ise kıyamet gününe kadar so­nu gelmeyecektir, Buhârî de Huzeyfe&#8217;den, münafıklığın Rasûlullah (sav)ın döneminde olduğu, bugün ise ancak ve ancak imandan sonra küfre düşme­nin sözkonusu olduğunu İfade ettiğini rivayet etmektedir.[4]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Onlar, gizlediklerini de fısıltılarını da Allah&#8217;in muhakkak bildiğini&#8230; bilmezler mi?&#8221; şeklindeki bu buyruğu bir azardır. O, bu du­rumlarını bildiğine göre, onları pek yakında cezalandıracaktır.[5]</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>[1] Buhâri, İman 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim. İman 106; Ebû Dâvûd, Sünne 15; Nesaî, İman 20; Tirmizî, İman 14; Müsned, II, 189, 198.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[2] el-Heysemî, Mecmau&#8217;z-Zevâid, I, 108, &#8220;senedinde: &#8230;Ebu&#8217;n-Nu&#8217;mân, Ebu Vakkas&#8217;ın.,. diye zikredilen iki râvî, -Tirmizî&#8217;nin dediğine göre- meçhuldür (hadis kivisi olarak bi­linmemektedirler); diğer râvilerin ise sika (güvenilir) oldukları biidirilmistir&#8221; kaydıyla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[3] Îbnul-Arabî, Ahkûmu&#8217;l-Kur&#8217;ân, II, 985-986&#8217; bu rivayeti &#8220;Mescid-i Aksâ&#8217;da Ebîl Bekr el-Fihrî&#8217;nin kendisine naklettiğini&#8221; belirttikten sonra zikretmekte ve sonunda: &#8220;Bu, se­nedi meçhul bir hadistir&#8230;&#8221; kaydını koymatadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[4] Buhâri, Fiten21.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[5] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/333-335</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/munafiklik-ve-cesitleri/">Münafıklık ve Çeşitleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/munafiklik-ve-cesitleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûl-i Ekrem&#8217;e İmân ve İtaat Etmenin, Sünnetine Uymanın Farz Oluşu -1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekreme-iman-ve-itaat-etmenin-sunnetine-uymanin-farz-olusu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekreme-iman-ve-itaat-etmenin-sunnetine-uymanin-farz-olusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2015 17:32:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadı İyaz - Şifa-i Şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cibril Hadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadı İyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Münafıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Nifak]]></category>
		<category><![CDATA[Nifak ve Münafık]]></category>
		<category><![CDATA[Resûlullah'a İnanmayan Müslüman Olamaz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulün Sünnetine İtaat Farz Oluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Resule İman ve İtaat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3423</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Daha önce verilen bilgilerden Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Allah’ın Elçisi olduğu iyice anlaşıldığına göre(1), onun peygamberliğine îmân etmenin, Allah katından alıp getirdiği dinin esaslarını kabul ve tasdik etmenin farz olduğu anlaşılır. Şerh:Şu ve benzeri âyetler de bunu gösterir: “Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun; neyi yasakladıysa ondan da kaçının.” (2) Allah&#8217;a resulüne indirmiş olduğumuz nur&#8217;a [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekreme-iman-ve-itaat-etmenin-sunnetine-uymanin-farz-olusu/">Resûl-i Ekrem’e İmân ve İtaat Etmenin, Sünnetine Uymanın Farz Oluşu -1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/resul-i-ekreme-iman-ve-itaat-etmenin-sunnetine-uymanin-farz-olusu/peygambere-uymanin-farz-olusu-420x420/" rel="attachment wp-att-15376"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-15376" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygambere-uymanin-farz-olusu-420x420.jpg" alt="" width="279" height="279" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygambere-uymanin-farz-olusu-420x420.jpg 420w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygambere-uymanin-farz-olusu-420x420-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygambere-uymanin-farz-olusu-420x420-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygambere-uymanin-farz-olusu-420x420-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 279px) 100vw, 279px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha önce verilen bilgilerden Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Allah’ın Elçisi olduğu iyice anlaşıldığına göre(1), onun peygamberliğine îmân etmenin, Allah katından alıp getirdiği dinin esaslarını kabul ve tasdik etmenin farz olduğu anlaşılır.</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Şu ve benzeri âyetler de bunu gösterir: “Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun; neyi yasakladıysa ondan da kaçının.”</em> (2)</p>
<p>Allah&#8217;a resulüne indirmiş olduğumuz nur&#8217;a iman edin (3)</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Bu âyette Kur ana “nûr” dendiği görülmektedir. Şu âyet de Kur anın nûr olduğunu göstermektedir: “Biz Kuranı bir nûr yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediklerimize yol gösteriyoruz.” Kurana îmân etmek, İslâm dinine inanmak demektir.</em>(4)</p>
<p>Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah&#8217;a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O&#8217;na saygı gösteresiniz ve O&#8217;nu sabah akşam tesbih edesiniz.»(5)</p>
<p><em><strong>Şerh</strong>;Bu âyette Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, ilk olarak onun peygamberliğine kimlerin inandığına, kimlerin inanmadığına “şâhitlik edeceği” dile getirilmektedir. İkinci olarak “Beşîr” yani “Müjdeleyici” özelliğiyle mu minleri Cennet’teki sonsuz güzelliklerle müjdeleyeceği bildirilmekte, üçüncü olarak da “Nezir” yani “Uyarıcı” özelliğiyle kâfirleri Cehennem azabıyla uyaracağı dile getirilmektedir</em>.</p>
<p>«Şöyle de: «Ey insanlar! Elbette ben, göklerin ve yerin sahibi olan, Kendisinden başka ilâh bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın hepinize birden gönderdiği elçisiyim. Öyleyse Allah’a îmân edin, Allah’a ve O’nun sözlerine îmân eden o ümmî Peygamber’e de îmân edin. Ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.»(6)</p>
<p>Resûlullah&#8217;a İnanmayan Müslüman Olamaz</p>
<p>Bu âyetler Allah’ın Elçisi olan Muhammed aleyhisselâma îmân etmenin farz ve vazgeçilmez olduğunu, ona îmân etmeyen kimseye mu min denemeyeceğini, ona îmân etmeden Müslüman olunamayacağını göstermektedir. Ve bu gerçeği Allah Teâlâ şöyle ifâde buyurmaktadır.</p>
<p>“Fakat kim Allah’a ve Resûlüne îman etmezse, bilsin ki Biz kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık. ”(7)</p>
<p><em><strong>Şerh</strong>;Bu âyet hem Allah’a hem de Resûlullaha îmân etmenin şart ve vazgeçilmez bir ilke olduğunu göstermekte, Alllah ile Resûlullaha, ikisine birden îmân etmeyen kimselerin kâfirlikten kurtulamayacağını ortaya koymaktadır.</em></p>
<p>Ebû Hüreyre radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, benim Peygamber olduğuma ve getirdiğim dine inanıncaya kadar insanlarla savaşmam emredildi. Eğer Allah’a, benim O’nun Peygamberi olduğuma ve getirdiğim dine inanırlarsa, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.(8)İslâm’ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların kalplerinde gizledikleri şeylerin hesabı Allah’a âittir.”(9)</p>
<p><em><strong>Şerh,“</strong>İslâm’ın gerektirdiği haklar bunların dışındadır”demek,Peygamber Efendimizin açıklamasına göre, evlendikten sonra zina eden, Müslüman olduktan sonra tekrar küfre dönen veya bir kimseyi haksız yere öldüren kimseler bu suçların karşılığı olan cezâyı görür demektir.(10)</em></p>
<p><em>Bir kimsenin ne düşündüğü, içinden neler geçirdiği ve özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Yaptığı gizli kapaklı işlerin hesabı ise Allah’a aittir. Bir kimse Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman olmuşsa, artık onunla savaşılmaz. Buna karşılık o da Kelime-i Şehâdet getirdiği için, İslâmiyet’in kendisinden beklediği görevleri yerine </em><em>getireceğine dâir söz vermiş olur. Bu görevleri yapması kendisinden beklenir ve istenir.</em></p>
<p>“Peygamber aleyhisselâma îmân etmek”, onun peygamber olduğu» tasdik etmek, Allah’ın ona peygamberlik görevi verdiğini kabul etmek demektir; aynı zamanda Resûl-i Ekrem’in Cenâb-ı Hak’tan alıp getirdiği bütün inanç esaslarını, emir ve yasak mâhiyetinde ağzından ou. sözü tasdik etmektir(11) ve onun Resûlullah olduğunu kalbiyle tasdikle beraber, diliyle de aynı gerçeği söylemektir. İşte bir kimse bu kalbiyle tasdik, diliyle de ikrâr ederse, Muhammed aleyhisselâma ona tam mânasıyla îmân etmiş olur.</p>
<p>Nitekim yukarıdaki hadisin Abdullah ibni Ömer (12) tarafından nakl len bir başka rivayetine göre Allah’ın Elçisi “Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, Muhammed’in Resûlullah olduğuna inanıncaya kadar insanlarla savaşmam emredildi.” buyurmuştur.(13)</p>
<p><em><strong>Şerh</strong>;Bu cümlenin tam ifâdesi şöyledir: “Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna inanmcaya, namazı tastamam kılıp zekâtı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmam emredildi”</em></p>
<p><strong>Cîbrîl Hadisi</strong></p>
<p>Bu husus Resûl-i Ekrem’in Cibril hadisi olarak şöhret bulan aşağıdaki beyânlarında daha açık bir şekilde ifâde edilmiştir: Cebrail aleyhisselâm insan kılığına girerek Resûl-i Ekrem’in huzûruna geldiği ve ona: “Bana Islâm’ın ne olduğunu anlat!” dediği zaman, Peygamber aleyhisselâm “İslâm, Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehâdet etmendir.” buyurdu;(14) ardından İslâm’ın esaslarını saydı. Daha sonra Cebrâil ona îmânın ne olduğunu sordu. Resûl-i Ekrem de bu soruyu: “îmân, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine&#8230; îmân etmendir.” diyerek cevaplandırdı.</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Bu hadisi Hz. Ömer rivâyet etmiş ve şöyle demiştir:</em></p>
<p><em>Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:</em></p>
<p><em>– Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat! dedi.</em></p>
<p><em>Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:</em></p>
<p><em>– Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti. Adam:</em></p>
<p><em>– Şimdi de imanı anlat bana, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyurdu.</em></p>
<p><em>Adam tekrar:</em></p>
<p><em>– Doğru söyledin, diye tasdik etti ve:</em></p>
<p><em>– Peki ihsan nedir, onu da anlat, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.</em></p>
<p><em>Adam yine:</em></p>
<p><em>– Doğru söyledin dedi, sonra da:</em></p>
<p><em>– Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.</em></p>
<p><em>Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi.</em></p>
<p><em>Adam:</em></p>
<p><em>– O halde alâmetlerini söyle, dedi.</em></p>
<p><em>Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarda birbirleriyle yarışmalarıdır ” buyurdu.</em></p>
<p><em>Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu. Ben:</em></p>
<p><em>– Allah ve Resûlü bilir, dedim.</em></p>
<p><em>Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:</em></p>
<p><em>– “O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu.(15)</em></p>
<p>Resul-i ekrem,bu hadisinde,Allah&#8217;a iman etmenin kalp ile inanmaya,İslam&#8217;ı kabul etmenin de,bunu dil ile söylemeye bağlı olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu konuda aranan ve arzu edilen bütün kalbiyle inanmak ve inandığını diliyle söylemektir.</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Mü&#8217;min sayılmak için kalben inanmak kafi gelse bile,bir kimsenin Müslüman olduğunu kabul edip cenaze namazını kılmak ve onu müslüman mezarlığına defnedebilmek için,onun bu inancınını diliyle söylemesi gereklidir.</em></p>
<p><strong>Nifak-Münafık </strong></p>
<p>İman konusunda en kötü hal,samimiyetle inanmadığı halde,diliyle inandığını söylemektir.Bu halde,nifak,böyle olan kimseye de münafık denir.Allahu Teala Resulüne şöyle hitap etmiştir;</p>
<p>«Münafıklar sana geldiklerinde ‘Senin Allah’ın Elçisi olduğuna şahitlik ederiz’ dediler. Allah senin Kendi Resulü olduğunu elbette biliyor. Fakat Allah münafıkların yalancı olduklarına da şahittir.»(16) Yani onlar: “Sen Allah’ın Elçisisin.” derken bunu inanarak söylemiyorlar, yalan beyânda bulunuyorlar. Kalplerinde olmayan bir şeyi dilleriyle söylemeleri ise onlara bir fayda vermeyecektir. Bu tavırlarıyla onlar mü’min olmadıklarını ortaya koymuşlardır. îmân kalplerine yerleşmediği, onlar sadece dilleriyle îmân ettiklerini söylediği için, bunun âhirette kendilerine bir faydası olmayacaktır.</p>
<p>O münafıklar Cehennem’in en alt tabakasında kâfirlerle birlikte bulunacaklardır. Ancak Müslüman olduklarını söyledikleri için yöneticiler kendilerine Müslüman muâmelesi yapacak, Müslümanlara uygulanan hükümler onlara da uygulanacaktır. Çünkü bir kimsenin kalbinde gizlediklerini öğrenme imkânı yoktur. Ve hiç kimseye bir başkasının kalbindekileri öğrenmesi emredilmemiştir. Tam aksine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, savaştığı düşmanın Kelime-i Şehâdet getirmesine rağmen onu öldüren sahâbisine: “Yoksa onun kalbini yardın da içine mi baktın?” buyurmak sûretiyle birini kalbindeki düşünceye göre mahkûm etmeyi yasaklamıştır.</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Bir defasında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir müşrik grubuna Müslümanlardan oluşan küçük bir askerî birlik göndermişti. Müslüman askerler, müşriklerle karşılaştılar. Müşriklerden biri istediği Müslümana saldırıp öldürüyordu. İslâm askerlerinden biri de onun boş bulunacağı ânı gözlüyordu. Üsâme bin Zeyd kılıcını çekip de o müşriği öldüreceği sırada o: “Lâ ilâhe illallah” dedi; fakat Üsâme onu buna rağmen öldürdü. Peygamber Efendimize bu birliğin habercisi ön bilgiler getirdiği zaman, Allah’ın Elçisi ona askerî birliğin durumunu sordu, o da olup biteni kendisine haber verdi. Hattâ o adamın durumunu ve Üsâme’nin ona ne yaptığını da anlattı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Üsâmeyi yanma çağırdı ve ona:</em></p>
<p><em>“Adamı niçin öldürdün?” diye sordu. Üsâme:</em></p>
<p><em>&#8220;Yâ Resûlallah! O adam Müslümanların canını yaktı; fa_ lanı ve falanı öldürdü.&#8221; diyerek birkaç şehidin adını saydı. Sözüne devamla şunları söyledi: &#8220;Ben ise onun üze-I üne yürüdüm. Kılıcı görünce:</em></p>
<p><em>&#8221;Lâ ilâhe illallah’ dedi.”</em></p>
<p><em>Resûl-i Ekrem Efendimiz:</em></p>
<p><em>“Böyle diyen adamı öldürdün mü?” diye sordu. O da:</em></p>
<p><em>«Evet» dedi. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi:</em></p>
<p><em>“Onun lâ ilâhe illallah sözü kıyâmet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?” dedi. Üsâme bin Zeyd :</em></p>
<p><em>«Yâ Resûlallah! Cenâb-ı Hak’tan beni bağışlamasını dile.» dedi. Ancak Resûl-i Ekrem durmadan:</em></p>
<p><em>«Lâ ilâhe illallah kelimesi kıyâmet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın, söyle? “Lâ ilâhe illallah sözü kıyâmet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?” diyor,başka bir söz söylemiyordu.</em></p>
<p><em>O zaman Üsâme: “Keşke daha önce değil de, bugün Müslüman olsaydım!” diye üzüntüsünü ifâde etti.</em>(17)</p>
<p><strong>devamı</strong>:<a href="http://ilimcephesi.com/peygambere-itaat-etmek-ne-demektir/">http://ilimcephesi.com/peygambere-itaat-etmek-ne-demektir/</a></p>
<p>Kadı İyaz,Şifai Şerif Şerhi(Yaşar Kandemir).cilt.2,syf;273-280</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekreme-iman-ve-itaat-etmenin-sunnetine-uymanin-farz-olusu/">Resûl-i Ekrem’e İmân ve İtaat Etmenin, Sünnetine Uymanın Farz Oluşu -1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekreme-iman-ve-itaat-etmenin-sunnetine-uymanin-farz-olusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
