<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nefret | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/nefret/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 22 Nov 2022 07:38:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Nefret | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sevgi ve Nefret</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-ve-nefret/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-ve-nefret/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2022 07:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret]]></category>
		<category><![CDATA[Oedipus Kompleksi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26177</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Sevgi ve nefret çizgisinin insan psikolojisinde derin etkileri vardır. Hatta bu derinlik ilk bakışta o kadar açıktır ki -Freud&#8217;un da zannettiği gibi- insan onların psikolojik yapıyı teşkil eden birinci derecedeki çizgiler olduğunu zannetmektedir Ancak çocuğun doğumundan itibaren geliş­me basamaklarında birlikte yaptığımız ilerlemede, bir önceki bölümde gördük ki korku ve ümit duygusu daha önce ortaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sevgi-ve-nefret/">Sevgi ve Nefret</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-8550 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg" alt="" width="432" height="325" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg 488w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734-360x270.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734-300x226.jpeg 300w" sizes="(max-width: 432px) 100vw, 432px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgi ve nefret çizgisinin insan psikolojisinde derin etkileri vardır. Hatta bu derinlik ilk bakışta o kadar açıktır ki -Freud&#8217;un da zannettiği gibi- insan onların psikolojik yapıyı teşkil eden birinci derecedeki çizgiler olduğunu zannetmektedir Ancak çocuğun doğumundan itibaren geliş­me basamaklarında birlikte yaptığımız ilerlemede, bir önceki bölümde gördük ki korku ve ümit duygusu daha önce ortaya çıkmaktadır. Çünkü korku ve ümit duygusu, çocuğun öz varlığı ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Daha çocukla dış dünya arasında ilişki kuran sevgi ve nefret duygusunu tanımadan önce bu duygu bulunur. Dolayısıyla çocuğun kendi varlığıyla alâkalı olan korku ve ümit duygusu, psikolojisinde daha köklü ve daha geniş olarak yer alır. Buna rağmen sevgi ve nefret duygusu da geniş ve de­rin bir çizgi teşkil ediyor insan varlığında&#8230; Sevgi ve nefret duygusu aşağı yukarı korku ve ümit duygusuna denk bir yer işgal ediyor ama gerek konu gerek şekil bakımından aralarında çok önemli farklar bulunmaktadır.</p>
<p>iki dairenin tam olarak birbirine uyması elbette mümkün değildir. Sadece birçok noktalarda kesişebilirler. Ayrıca her dairenin kendisine has yönleri vardır ki bununla diğerlerinden büsbütün ayrılır. Korku ve ümit bazı noktalarda sevgi ve nefret duygusuyla kesişebilir ancak birbirinden farklı olan birçok noktaları vardır. Bazen insan bir şeyi veya bir kişiyi sever de bunun karşılığında ondan hiçbir şey istemez. Bunun aksi de ola­bilir. Bir insan bir şeyi veya şahsı sever ama ondan hiç mi hiç korkmaz. Nefret ettiği hâlde de korkmaz. Sadece aralarında bir “uyuşma”, karşılıklı “anlayış” yani birleşme ve imtizaç olduğu için sevebilir. Aynı zamanda insan birini korktuğu için de sevebilir. İnsanın tehlikelerden hoşlandığı da bir gerçektir. Bir de insan sevdiği ve istediği hâlde bir şeyi veya şah­sı sevmeyebilir. Bazı hallerde selamet ister ve karşılaştığı mahcubiyetten ötürü de ondan hoşlanmaz. Bunun yanı sıra bir de şu var: İki duygu ve yöneliş arasında esaslı tat farkı vardır. Korku gerek ümit (istek) insanın bizzat kendisiyle ilgili duygulardır. İnsanı çepeçevre sararlar. İçe doğru, merkeze doğru yönelirler. Sevgi ve nefret duygusuna gelince o da insanın bizzat kendisinden neşet eder, kaynağı insandır ama dışa doğru, diğerle­rine doğru yönelir.</p>
<p>Bu ilk duyguları nitelemek de oldukça zor tabii&#8230; Gerek korku ve ümit gerek sevgi ve nefret&#8230; Ancak bu duygular insan psikolojisinin apaçık şe­kilde belirttiği ve tarife muhtaç olmayan hususlardır. Her insan bunları açlık ve susuzluğu, zevk ve elemi anladığı gibi anlar. Yeter ki onu kendi varlık yapısının realitesinde kavramaya, araştırmaya çalışsın. Tabiattaki çekim yasasıyla çok benzer bir durumdur bu. Cisimleri çeken veya iten çekim yasası, sevgi ve nefret duygusunu açıklamak için en uygun örnek­tir. Tabiattaki çekim yasası ile sevgi ve nefret duygusu ve insan hayatın­daki tezahürleri arasında tuhaf benzerlikler vardır. Mıknatısın karşısına getirilen bir demir parçasına baktığımız zaman, birden onun sarsılıp kı­mıldadığını görürüz. Kımıldayan demir parçası, mıknatısa doğru çekilir ve ona yapışıncaya kadar hızla hareket eder. Bir insan psikolojisinin de sevdiği insana karşı nasıl titrediğini, nasıl harekete geçtiğini ve sevdiğine ulaşıncaya kadar nasıl bir hızla yöneldiğini ve ondan hiç ayrılmak isteme­diğini görebiliriz.</p>
<p>Mıknatısın aynı kutuplarının birbirini itmesine dikkat eden kimse&#8230; iki kutuptan birinin diğerini nasıl ittiğini ve onun da nasıl kımıldaya­rak uzaklaştığını, en sonunda da birbirinden tamamen ayrıldığını görür. Sonra da dönüp birbirinden nefret edenlerin birbirine karşı ne gibi ür­pertiler duyduğunu, birbirinden nasıl uzaklaşmak istediklerini ve en so­nunda birbirlerinden nasıl ayrıldıklarını açıkça anlamış olur.</p>
<p>Evet, bunu veya diğer İşlemleri dikkatle izleyip üzerinde düşünenler, maddî alemle psikolojik âlem arasındaki hayret verici benzerlikleri görür ve ilk anda sevgi ile nefret duygusunun -en azından duygusal şekilleriy­le- insan psikolojisine maddî kâinattan miras kalmış olduğunu hayretle müşahede ederler.</p>
<p>Mıknatısın içindeki çekiş mucizesini iyice araştıranlar -her ne kadar onun mahiyetini kavrayamazlarsa da çünkü burası insanoğlu tarafından keşfedilmemiş meçhuller arasında bulunmaktadır- çekme ve itmeye ve­sile olan elektromanyetik dalgaların nasıl hareket ettiğini görenler&#8230; Son­ra da insan psikolojisinde sallantılara vesile olup dolayısıyla da sevme­ye veya nefret etmeye sebep olan “bilinç dalgalarım” araştıranlar&#8230; Evet, bunları araştıranlar kâinattaki ışınlar âlemi ile ruhlarda ki şuur âleminin birbirine hayret verici şekilde benzediğini görürler. Ve dehşete kapılarak kendi kendilerine şu soruyu sormadan duramazlar: <em>“Yoksa psikolojik şek­liyle sevgi ve nefret, insan ruhunun şualar ve ışınlar âleminden miras ola­rak aldığı bir duygu mudur?”</em></p>
<p>Manyetizma üzerinde etüd yapmış olanlar -ki manyetizma herkes ta­rafindan bilinen bir şeydir- duygu ve düşüncelerin, hislerin bir ruhtan başka bir ruha nasıl manyetik dalgalar hâlinde İntikal ettiğini, manye­tizma yapandan manyetize edilene doğru bu dalgacıkların nasıl aktığını araştıranlar, insanın varlık yapısındaki bu hissi duygularla manevî duy­guların nasıl imtizaç ettiğini hayretle müşahede ederler.</p>
<p>Nasıl ki korku ve ümit (istek), önce his sahasında doğar, sonra yavaş yavaş ilerleyerek manevî sahalara kadar çıkarsa&#8230; Sevgi ve nefret de aynı şekilde önce his sahasında kendisini gösterir sonra manevî alanlara kayar.</p>
<p>Nasıl ki korku ve ümit duygusu, his sahasından manevî alanlara yük­selmek için meme ve kucak köprüsünden geçerse sevgi ve nefret de his sahasından manevî alanlara yükselmek için aynı köprüden geçer. Çocu­ğun hissettiği ilk sevgi, annesine karşıdır. Kendisini emziren ve kucağına alan annesine karşı&#8230; Görüleceği gibi sevginin bütünüyle ilk ortaya çıktığı an, meme ve kucak ile alâkalıdır.</p>
<p>Freud, bu sevginin cinsel içgüdü ile alâkalı olduğunu sanmıştır. Bunun için de sınırsız bir aşırılığa ve bağnazlığa kapılarak yemek içmek, biyolojik ve fizyolojik hareketlerde bulunmak gibi bütün fiilleri, cinsel zevki tatmin esasına bağlamıştır. Onun çıkış yolu her hareketin cinsiyet boyasıyla bo­yanmış olacağı esasına dayanır. Dolayısıyla Freud a göre insan tarafindan ortaya atılan her şey cinsellik pisliğine bulanmış olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Bu aşırılığı ve yüzsüzlüğü bir kenara bırakıp hiçbir delile dayanma­yan bu hipotezin bağnazlık yönünü göz önüne almayarak Freud ile birlik­te bir adım daha atalım ve Freudun doktrininin sakatlığını, çürüklüğünü daha geniş şekilde açıklamaya çalışalım:</p>
<p>Şüphesiz sevgi, kısa bir süre sonra biyolojik zevk alma alanını geçer ve doğrudan doğruya annenin şahsına yönelir. Bu yöneliş, meme emdiği ve kucağa alındığı zamanların dışında tamamıyla annenin şahsına yö­nelmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi o hissi köprüyü aşarak manevî duygular alanına ulaşır. Çocuk annesini kesin olarak sever, çünkü onu emziren ve kucağına alan annedir. Fakat bu sevginin meme emme ve ku­cağına alınma anlarının dışındaki uzantısı hissi esaslara dayanan manevî duygular âlemine girmektir. Şunu da belirtmek gerekir ki buradaki ma­nevî esasların dayanağı, salt bir his değildir.</p>
<p>İşte bu aşamada yani sevginin doğrudan doğruya biyolojik olmadığı, psikolojik ve ruhî bir mesele hâline geldiği sıralarda&#8230; Kız veya erkek ço­cuk nasıl oluyor da sevgisini sadece annesine yöneltiyor? İnsan faaliyet­lerini cinsel içgüdü esasına göre açıklamaya çalışan doktrinin sahibinin sandığı gibi, mesele bir “cinsiyet” meselesi ise bu sevginin anneye yöneli­şinin -erkek, kız- izahı ne ile mümkündür?</p>
<p>Daha sonra birisi bize bu sevginin “cinsiyete” dayalı olmayan bir “sev­gi” olduğunu ispat edecek olursa&#8230; Hem bir müddet sonra çocuk anne­sinin dışında başkalarına karşı da sempati duymaya başlar. Baba, yakın akrabalar ve dostlar gibi. Onların da kucağına çıkmak için can atar ama bu devrede onlardan hiçbiri -doğal olarak- annenin yerini tutmaz. Bu atılım çocuğun ruhundaki sevgi dünyasının genişlemesinden başka bir şey değildir Bu atılım onun kendi benliğinin dışında kalan dış dünyaya karşı duyduğu hislerin genişlemesinin belirtisidir. Bu noktada kız veya erkek çocuk arasında hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla bu farksızlık bile cinsiye­tin insanın bu aşamadaki ömrünün dışında kaldığını ve aksi bir iddianın hiçbir esasa dayanmadığını gösterir.</p>
<p>Cinsel sevginin yeri ancak gelişme devresi içinde kendisine ayrılan noktada başlar. O aşamaya geldiği takdirde canlı varlığın psikolojik bün­yesi onu kendi içinde bir ihtiyaç olarak duyar ve cinsel arzusunu tatmin için yapması gereken vazifeyi yerine getirir.</p>
<p>Çocukluk çağında ortaya çıkan sadece sevgi midir? Nefret duygusu o çağlarda görülmez mi?</p>
<p>Freud, <em>“Totem and Taboo; Totem ve Tabu”</em> eserinde şöyle diyor: <em>“Bir m<u>üdde</u>t sonra çocuğun babasına karşı olan sevgisi üstün gelir. Daha baba­ya karşı bilinç dünyasında nefret duygusu gelişmemişken sevgi ağır basar” </em>Freud’un iddiasına göre çocuk, annesini babasından kıskandığı için ba­basından nefret eder. Her ne şekilde olursa olsun -çocuğun dünyasında sevgi, meme emmekten ve annenin kucağına yapışmaktan ibarettir- ve nefretten önce sevgi çizgisi açığa çıkar. Diğer çizgi ise -nefret- insan psi­kolojisinin derinliklerinde gizlidir. Çünkü açığa çıkacak bir ortam bu­lamamıştır. Ama varlığı kesindir. Mesela, çocuk, o yaşta bile memesini ağzından alan herkese kızar ve nefret besler. Hatta bu kimse kendisinin sevdiği annesi bile olsa. Onu annesinin kucağından çekip alacak kimseye karşı da nefretle dolar. Hatta bu kimse sevgi duygusunun geliştiği babası dahi olsa. -Babasının kucağına alıştığı miktarda onu sever. Bazen de ba­basının kucağına kendiliğinden gitmek ister.- Sonra o, bu şuur haletinin başlangıç noktasında iken hiçbir belirgin sebebe dayanmadan bazı kim­seleri sever bazı kimselerden de kaçar. Onlar kendisini şevseler de o sev­mez, yaklaşmaz. Bütün bunlar gösteriyor ki o çağda da çocuğun ruhunda nefret duygusu vardır, ancak yenidir, önce sevgi duygusu doğar, sonra da ona yakın veya onunla birlikte nefret duygusu oluşur.</p>
<p>Freud un bütün eserlerinde tekrarladığı eş tabiatlılık <em>“Ambivalence&#8217; </em>yani insanlık dünyasındaki her şahsa ve her şeye karşı aynı anda hem sevgi hem de nefret duygusunun kendiliğinden ortaya çıkması efsanesi­ne gelince&#8230; Bu, realiteler dünyasında hiçbir delile dayanmaz. Sadece şu aldatıcı belirti müstesna: İnsan bazen bir şahsı sevmez ve ondan nefret eder, bu nefretin de sebebini bir türlü kavrayamaz.</p>
<p>Ancak bu çok yanıltıcı bir tezahürdür. Çünkü nefretin her zaman bir sebebi vardır. Bu sebebin bilinçaltında gizlenmiş olması onun başlangı­cından itibaren bilinç dünyasında mevcut olmadığı anlamına gelmez. Veya Freud un iddia ettiği gibi, sevgiden veya sevgi sebebiyle kendiliğin­den ve aynı anda ortaya çıkmış değildir.</p>
<p>Çocuk sevdiği annesine karşı onu memeden kestiği zaman nefret hissi duyuyor. Memeden kesilmesinin iyi olacağını düşündüğü zaman anne, yavrusunu memeden keser. Ama o, buna kızar. Çünkü çocuk ken­di açısından memenin şahsî malı olduğunu düşünmektedir. Kendisinin memesini istediği gibi kullanabileceğini, istediği zaman meme emmek­ten ancak kendisinin vazgeçebileceğini, başkasının burada tasarrufunun olmadığım zanneder. Ayrıca kirlettiği elbiselerini çıkarıp yeni elbiseler giydireceği zaman da kızar annesine. Çünkü elbisesini giyerken yapa­cağı hareketler onu sıkar, hem ruhunu hem bedenini tırmalar. Annesi onu banyoya sokup yıkadığı zaman da annesine kızar, çünkü üzerine su dökmekte, vücudunu sabunlamaktadır. Bunu yaparken çığlıklarına hiç aldırış etmemekte ve onun feryadına kulak vermemektedir. Elini dokun­durmak istediği şeylere dokunmasına engel olduğu veya dişleyerek ne ol­duğunu anlayabileceği cisimleri ısırmak istediği zaman, ona engel olduğu veya darıldığı için annesine kızar&#8230; Daha burada sayılmayacak kadar çok sebep çocukta annesine karşı nefret duygusu uyandırır. Bu nefretin belir­tisi annesinin yüzünü gözünü tırmalaması, elinin uzanabildiği yerlerine vurmasıdır. Meme emerken veya başka zamanlarda bu nefret duygusunu bu neviden hareketlerle ortaya çıkarır. Fakat bütün bu nefret işlemleri hiçbir zaman için annesine karşı duyduğu derin ve şiddetli sevgi duygusunu gölgelemez ve bastırmaz. Dolayısıyla bunlar geçicidir. Gelip geçici duygular hâlinde ortaya çıkar. Sevgi, nefretten önce de sonra da bütün ağırlığıyla duygularına hâkim olur. Ama bu gelip geçici nefret duygusu, ister bilinçaltına sindirilsin ister sindirilmesin ve şuur dairesinde kalsın -ki bu da mümkündür- hep bir sebebe dayanmaktadır ve Freud’un sandı­ğı gibi hiçbir zaman için sebepsiz değildir.</p>
<p>Çocuğun, babasını sevdiği de kesindir. Ama o, emredici ve yasaklayı­cı gücü temsil eden ve çocuğun istediği şekilde yaptığı hareketlerine sınır koyan, tehdit eden babasına da kızar ve ondan da nefret eder. Çünkü o, kendisinin şunu tutup bunu tutmamasına karışır ve engel olur veya bir şeyi ısırmasına kızar. Memnun olmadığı bir hareket yaptığı zaman azarlar veya döver. Kendisini kucağına almaz veya bırakıp işine gider de omuz­layıp gezdirmez. Daha burada sayılmayacak birçok sebeplerden dolayı&#8230; Babasına karşı nefret duyar ve ona kızar. Bu kızgınlık aynen annede oldu­ğu gibi onun yüzünü gözünü tırmalamasında veya ısırmasında kendisini gösterir. Ama bu nefret, babasına karşı duyduğu derin ve kuvvetli sevgiye karşı koyacak güçte değildir. Dolayısıyla annesine kızmasında olduğu gibi geçicidir. Bir müddet kendisini gösterir sonra kaybolur. Yine sevgi duy­gusu bütün anlamıyla hâkim olur. İster bu nefret bilinçaltına atılsın ister bilinç dairesinde yer etsin sebepsiz değildir. Doğrudan doğruya sevgiden ortaya çıkan ve kendiliğinden meydana gelen bir vakıa değildir. Ayrıca annesine karşı duyacağı cinsel duygular da bunun sebepleri arasında yer almaz. Yalnız insanı aldatan bir hâl müstesna. Çocuk annesini kıskanır çünkü onun sadece kendisinin olmasını ister. Doğal olarak başka birinin kendisiyle birlikte annesine ortak olmasına kızar. Bu hususta babasıyla annesi veya bir başka sevdiği arasında hiç fark yoktur. Yani hepsini de başkalarından kıskanır. Hem onun en çok kızdığı ve kıskandığı kimse, sadece babası değildir ki&#8230; Ondan daha fazla kendisinden sonra memesi­ne ve kucağına sahip çıkan kardeşine kızar ve onu çekemez. Çünkü onun mülkünü elinden almış, saltanatını yıkmış ve onu tahtından indirmiştir. İşte çocuk en çok bu tecavüze dayanamaz. Başkasının kendisinin yerine geçmesine tahammül edemez.</p>
<p>Anneye karşı duyulan cinsel sevgi ve çocuğun bu nedenle babayı kıs­kanarak sevmemesi safsatasına gelince, bu efsaneyi temelden yıkan yine çocuğun kendisidir. Çocuk bir kere annesine tam olarak sahip olduğunu kabul eder ve kendisini sahibi olduğu bu mülkten alıkoyan herkese karşı nefret duyar. Hele kendisinden sonra doğacak kardeşine daha fazla kızar.</p>
<p>Freud un ömrünü uğrunda feda ettiği ve tahlili için bir ömür boyu çalıştığı, çocuğun babasını sevmemesi konusu cidden çok derindir. Kökü bilinçaltına kadar iner ta çocukluk devrelerine kadar varır. Biz bu duru­mu gerek normal gerek anormal şartlar altında kabul ediyor ve asla inkâr etmiyoruz. Bizim kabul etmediğimiz nokta; çocuğun annesine karşı duy­duğu cinsel içgüdü ve duygudur. Çünkü hiçbir ilmi delile dayanmamak­tadır. “Oedipus Kompleksi’ni yani anneye duyulan cinsel sevgi dolayısıy­la babaya karşı kıskançlık duygusunu, asla kabul etmiyoruz.</p>
<p>Freud diyor ki: <em>“Çocuğun rüyasında gördüğü korkunç hayvan motif­leri, bunların ona saldırması ve kendisini parçalaması gibi şekiller, aslında babasına karşı beslediği nefretin bilinçaltındaki ifadesidir”</em></p>
<p>Freud, araştırmasını daha da ilerletiyor ve diyor ki: <em>“Bilinçaltının rüyada kullandığı motiflerde, hayvanların nefret edilen baba yerine geç­mesi ise ilk insanların annelerini tercih ederek babalarını öldürmüş olma­ları sebebine dayanır! Sonra ilk insanlar yaptıklarından dolayı pişmanlık duymuşlar, babanın hatırasını kutsallaştırarak anneyi ona tapınmaya zor­lamışlar ve böylece de öldürme hatalarını bağışlamışlardır. Sonra bunun yerini hayvanlara tapınma almış, bunun için de insanların bilinçaltında hayvan motifleri babanın yerine geçmiştir. Ve bu nedenle bilinçaltı babaya karşı olan nefretini motifleştirmek istediği zaman çocuğa saldıran bir hay­van şeklinde oluşur”</em></p>
<p>Freud’un sarılıp büründüğü bu uzun sargı işte&#8230; Biz bunun doğru olduğunu var sayarak sakat noktalarını araştırmaya girişeceğiz. Aslında doğru değildir ama biz araştırmamızı böyle farz ederek yürüteceğiz.</p>
<p>Bu faraziye doğru ise neden kız çocuğu da rüyasında üzerine saldıran vahşi hayvan motifleri görüyor? Freud’un görüşüne göre kız çocuğunun babasına sevgi duyması ve ona ortak olan annesine karşı nefret duyarak kıskanması gerekirdi yani &#8220;Elektra Kompleksi.&#8221; Hâlbuki anne, beşeriyetin başlangıç tarihlerinde kimseyi öldürmemiştir. Bir başkası işlediği hatayı bağışlatmak için annenin hatırasını da kutsallaştırmamışım Dolayısıyla anneye tapınma yerine onun hatırasını bir hayvan şekline çevirmemiştir. la buna ne buyurulur?</p>
<p>Diğer bütün insanlara yöneltilmiş olan nefret duygusuna gelince&#8230; Onun da birçok sebebi var. Asıl sebebi, egosunun varlığıdır. Çocuk veya genellikle bütün insanlar kendi ben ini sevdiği için başkalarından nefret ederler. Kendisi için iyilik ister her zaman: <em>“Gerçekten mala da pek düş­kündür.&#8221; 84“Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır.”85</em> Mademki insan kendi benliği etrafında yığmak yapmış durumdadır, mademki kendi ben ini tam olarak hatta aşırı denecek de­recede şiirselleştirmekte, başkalarını da sırf var olmalarından ötürü sev­memektedir&#8230; Çünkü onların varlığının kendi varlığını sıktığını, üzerine baskı yaptığını hisseder. İşte Kur’an-ı Kerimde <em>“ğıll”</em> diye zikredilen kalbteki ağırlık budur. Ve Hakk Teâlâ müminlerin kalbinden kıyamet günü bu ağırlığı kaldıracağını vadetmektedir. (Yani bu ağırlık dünya hayatında <u>kalb</u>lerine yer etmiştir.) <em>“Biz onların kalblerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar.86</em></p>
<p>Bu bölümün sonunda insan psikolojisindeki karşılıklı çizgilerin tü­münü ve özellikle de korku ve ümit, sevgi ve nefret çizgilerini içine alan bir eğitme ve geliştirme metodundan söz edeceğiz. Daha ilerde de açıkla­yacağımız gibi bu eğitim ve geliştirme metodu bütün insan hayatı için za­ruridir. Fakat burada hemen belirtmek istediğimiz bir husus var: Normal bir psikolojik yapıya sahip olan insana hiçbir zaman için nefret duygu­su hâkim olmaz. Sapık ve hasta psikopatların dışında bu nefret duygusu hiçbir zaman için bir kin ve çekememezlik durumuna geçmez. Çünkü insanın varlığını hissettiği sevgi, bütün insanların sevgisidir. Başkalarını da kapsamaktadır. Bu sevgi hem fıtrî hem de çok derin temellere dayanır. Bu sevgi, nefret duygusuyla birlikte bir denge temin ederek faaliyetini sürdürür ve hiçbir zaman için insan psikolojisini ezerek aşırılığa kaçmaz. İnsanın kendi şahsı veya kendi nefsi için istediği hayır konularında bile aşırı bir hodgamhğa sebebiyet vermez.</p>
<p>Yapılacak eğitim sadece başkalarına karşı “ağırlık” duygusunu asgari duruma düşürmeyi amaçlar. Biz bunun için başvurulacak yolları, karşı­lıklı psikolojik çizgiler üzerindeki son sözümüzü söylerken zikredece­ğiz. Bu eğitim insanın içindeki bu ağırlığı bertaraf ederken insanı kendi dışında bir şeyi yapmaya zorlamaz, içindeki duygusunu tamamen baskı altına alarak içine gömmesine sebep olmaz. Freud un bütün eserlerinde ileri sürdüğü gibi bu içe gömülen ve bastırılan duygular, insanın iç dün­yasında yerleşerek perde arkasından hayat seyrini değiştirmeyi hedefle­mez. Nitekim Freud, <em>“Totem and Taboo; Totem ve Tabu”</em> adlı eserinde ve bütün çalışmalarında insanoğlunun sosyal hayatını, iç dünyasını, fikrî ve dinî yaşayışını tamamen <em>“Oedipus Kompleksinin</em> ve <em>“Ambivalence”</em> eş tabiatlılık veya yeni tabiriyle zıt çift değerlilik kurallarının ışığı altında incelemektedir. Freudun zannına göre, bütün nefret duygusu sevgiden doğmaktadır ve sebepsiz, çekilmesi gereken bir yük, bir borç gibidir.</p>
<p>Sevgi&#8230; Meme ve kucakla başlayan sonra bu köprülerden geçerek “duygular” ve maneviyat dünyasına adım atan sevgi dünyası&#8230; Gerçekten son derece hayret verici bir âlemdir. Son derece göz alıcı&#8230; Ve cidden yüce bir dünyadır.</p>
<p>Bu sevgi dünyası oluşur, gelişir ve yücelir. Küçücük yaşta iken meme­den başlar; insanın bütün varlık dünyası memeden ibarettir ya bu yaşta&#8230; Sonra bu âlem, bütün kâinatı içine alır. Gerçekten kaplar her tarafı, me­cazi veya hayali olarak değil. Bütün kâinatı, hayatı ve insanın varlığını kaplar. En sonunda da Allaha kadar varır. Gerçekten sevginin taşıdığı güç, büyük bir güçtür. Ayrıca gelişme ve yücelme kapasitesi son derece engindir.</p>
<p>Çocuk annesini bütünüyle sevdikten sonra&#8230; Sadece memesini ve ku­cağını değil, bütün varlığıyla annesini sevdiği&#8230; Babasını da aynı derecede sevgiyle kuşattığı zaman&#8230; Sonra çevresinde bulunan herkese ve her şeye uzandığı zaman sevgi dünyası&#8230; Karşılaştığı, oynadığı hareket ve kader birliği yaptığı, düşünce ve konuşma sahasında ortaklaşa faaliyet yaptığı kimselere kadar uzanınca bu sevgi&#8230; Onun his dünyası da gelişir ve ge­nişler. Onunla birlikte sevgisinin sınırı ve seviyesi genişler ve gelişir. Bu devreden sonra artık belirli yerleri, eşyayı ve belirli tutumları sever, be­nimser. Oyun oynamayı, kendisini teselli edecek ve eğlendirecek şeyleri sever. Yemek ve tatlı zevki artar. Bunlarla birlikte daha birçok duygusu da gelişir.</p>
<p>Omuzlarda taşınmayı&#8230; Dolaştırılmayı&#8230; Yüzüne gülünmesin!&#8230; Ve takdir edilmeyi ister. Bu noktada mesele artık his planında değildir ya da tam anlamıyla salt bir his olmaktan ötedir. Bunlar manevî değerler ve ha­reketler dünyası ile ilgili tutum ve davranışlardır. Sadece hareketlerden de ibaret değildir. Başlangıçta onun doğal olarak sevdiği değerler, tamamen kendi şahsıyla ilgili değerlerdir. Kendisini rahatlatacak ve sevindirecek değerler&#8230; Ne var ki Allah’ın insanoğluna bahşettiği hayret verici geliş­me grafiği, insanoğlunu tek bir varlık olmaktan çıkarıyor, ilerde üzerin­de daha geniş şekilde duracağımız toplum planına itiyor. Gelişen yavru başkalarını da seviyor, tedricî olarak kendisiyle birlikte yaşamak zorunda olduğu kimselere karşı da sevgi duygusu gelişiyor.</p>
<p>Bu değerlerin gelişmesi başlangıçta basit ve kolay olmuyor tabii&#8230; Hatta bazı kereler evvelemirde tiksindirici oluyor. Sevgi dairesinde ge­lişeceğine nefret çerçevesi içinde gelişiyor. Ama yavaş yavaş değişiklik gösteriyor. Bir müddet sonra nefret çizgisinden çıkıyor ve sevgi hattına giriyor. Sonra bu hat da derece derece gelişiyor, ilerliyor ve en sonun­da yüce ufuklara kadar uzanıyor. İşte o zaman da insan adaleti, acımayı, doğruluğu, kahramanlığı ve insanlığı seviyor. Kâinatı seviyor ve tabiata uzanıyor sevgi ipi&#8230; Güzelliği, hayatı ve bütün canlıları sevmeye başlıyor. Sonra da en üstün tepeye, zirveye çıkıyor ve Allaha ulaşıyor sevgi bağı.</p>
<p>Daha sonra bu» Allah’a ulaşmış olan sevgi bağı dönüyor, ışıklarını bütün sevgi çeşitleri üzerine serpiyor ve sevilen her şeyi Allaha bağlıyor.</p>
<p>İşte insanın psişik hayatındaki en üstün sevgi budur. Bütün parlaklı­ğıyla hedefine varınca&#8230; İnsanın meleklik yanına uzanınca sevgilerin en üstününü elde etmiş oluyor.</p>
<p>Devamında da sevgi çizgisinde insanı hayretten hayrete sevk eden olaylar oluyor.</p>
<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi sevgi ve nefret duygusu insanın var­lık yapısını oluşturan karşılıklı iki çizgidir. Ama bundan önce doğrudan doğruya insanın kendi şahsını ilgilendiren korku ve ümit duygusu gelir. Ama sevgi&#8230; Bu aydınlık ve şeffaf duygu&#8230; Zaman zaman öyle mucize­ler çıkarır ki ortaya&#8230; İnsanın kendisini de yükseltir. Kendi beninin de üstüne çıkarır ve belirli bir zaman için de olsa benliğinin yapılış tarzını kökten değiştirir. Sevgi, insan benliğinde en geniş ve en derin çizgiyi teş­kil eder. Bazen ondan önce gelen korku ve ümit duygusunu alt eder, bir aşama daha ileri geçer. İşte o zaman insan kendisini bile feda edebilir. Allah yolundaki değerler uğruna kendi şahsıyla ilgili olan korku ve ümit duygusunu yenerek her fedakârlığı göze alır.</p>
<p>Bu sevgiye erişmiş olan insan artık “bayağı” bir insan değildir. Çün­kü alelade bir insandaki psikolojik çizgilerin gelişme seyri dediğimiz gibi olur. Yani önce korku ve ümit duygusu sonra sevgi ve nefret duygusu yer alır. Ama aleladelik çizgisini aşan insanın sevgi çizgisi de gelişir ve genişler. Bu durumda o insanın yüceliği, bu sevgi dairesinin genişliğiyle orantılıdır. Neticede sevgi duygusu o denli gelişir ki insanın yeryüzü ya­şayışıyla ilgili olan korku ve ümit duygusu, tamamen yok olur. Onun ye­rine sadece Allah’tan korkma ve ümit etme (isteme) duygusu yerleşir. Bu konuda insanların en üstün zirvesini peygamberler teşkil ederler. Çünkü onların ruhundaki sevgi halesi o kadar gelişmiştir ki kendi şahıslarıyla ilgili olan her türlü korku ve ümit belirtilerini yok etmiştir.</p>
<p>Bu bölümü bitirmeden önce Freud&#8217;un insan psikolojisindeki bu iki çizgiyle ilgili elde ettiği neticeler ve bu neticelerdeki gerçeklik payı üzerinde duralım: Freud, bu noktada bir takım gerçeklere parmak basmış ve uzun müddet bu hususlarda araştırma yapmıştır. Ama daha önce de be­lirttiğimiz gibi bazı noktalarda aşırı bir bağnazlığa ve şımarıklığa dalmış, nazariyesini de bu esasa oturtmuştur.</p>
<p>Parmak bastığı gerçeklerden birisi, sevgi ile nefret çizgileri arasındaki köklü irtibattır. Fakat bu irtibatın insanın bütün psişik hatlarını kapsa­mış olacağını bir türlü kavrayamamıştır. Bu irtibatı sadece sevgi ve nefret konusuna hasretmiştir. Zaman zaman bir şeyde veya bir şahısta sevgi ile nefret duygusunun aynı anda birlikte belirdiğini (Ambivalence &#8211; Zıt Çift Değerlilik) görmüş ama bunun devamlı olduğunda ısrar etmiş ve tabii bir hâl olduğunu, hiçbir sebebe dayanmayacağını ileri sürerek bu görüşünde diretmiştir. Hâlbuki biz, bunun sebeplerini ve en azından daha sürekli daha derin ve daha köklü olduğunu belirtmiştik.</p>
<p>Son olarak da Freud, bazen insanın belli bir sebebe dayanmadan, birden değişerek bir şahsı severken nefret etmeye başladığını veya sev­mediğini belirtmiştir. Bu da şüphesiz doğru bir düşüncedir ama Freud bu noktada kalmayarak işi daha da ilerletiyor: Sevgi ile nefretin insan psikolojisinde mevcut olduğunu ve bunun hiçbir sebebe dayanmaksızın her şeye ve herkese karşı yöneldiğini (Ambivalence &#8211; Zıt Çift Değerlilik) ileri sürüp bunun doğrudan doğruya bir durum değişikliği olduğunu, bi­linçaltında yer etmiş bulunan nefret duygusunun açığa çıktığını ve kar­şısında yer alan bilinçaltındaki sevgi duygusunu bastırıp içe gömdüğünü (Repression) iddia ediyor.</p>
<p>Biz bu açıklamasında Freud’u destekleyemeyeceğiz. Freud un bu va­kıayı hiç açıklamamış olmasını bir kenara bırakalım, bu tedrici ve ansızın gelen sebebi bile açıklamamıştır. Bilinçaltındaki bir olayın bilince inkılap edişinin nedenlerini izah edememiştir. Hem bu vakıa genel anlamda ve herkeste bulunan bir şey değildir; ferdî olup duygudan duyguya şahıstan şahsa değişir.</p>
<p>Freud, bu gerçeği tam olarak izah edememiş sadece meydana geldi- ğini tespit etmekle yetinmiştir. Nedenini bir türlü açıklamamıştır. Onun yaptığı; zaruretlerin tam olarak ortaya çıkmadığı, ispat edilmemiş olayla­rı neden olarak ele alıp bağnazca bir saplantıdan ibarettir. Bu da Freud’un ele aldığı diğer konular gibi daha fazla açıklamayı gerektiren bir husustur.</p>
<p>Bize gelince&#8230; Bu konuda Allah Teâlâ’nın Kur an-ı Kerim’inde söyle­diklerinden başka bir şey söyleyecek durumda değiliz.</p>
<p>“Ve <em>bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer.”87</em></p>
<p>Bir de Allah’ın Yüce Resulünün (s.a.) söylediklerini tekrar etmekten başka&#8230;</p>
<p>“Şüphesiz ki Âdemoğullarının kalbi, Rahman’ın parmaklarından iki parmak arasındaki bir kalb gibidir. Onu dilediği gibi hareket ettirir.”88</p>
<p>Muhammed Kutup &#8211; İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler,syf:89-102</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>84. Adiyat Sureli, 8</p>
<p>85 Nisa Suresi, 128</p>
<p>86 Araf Suresi, 43</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[87]</a> Enfal Suresi, 24</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[88]</a> Müsned-i Ahmed Ibnı Hanbel</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[89]</a> İslâmî Eğitim Metodu</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sevgi-ve-nefret/">Sevgi ve Nefret</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-ve-nefret/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefret ve Merhamet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nefret-ve-merhamet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nefret-ve-merhamet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2020 10:47:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Menfaat]]></category>
		<category><![CDATA[Merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer insanlar, kendileri için ıstırap çekenle­rin varlığını bilselerdi bu kadar kötü olmaz­lardı. Abdülaziz Hayrî Bekgine İnsanoğlu, yani toprağa bürünen şuur, insan olarak toprak üze­rinde dolaştığı günden beri kendinden talep edileni yerine getiriyor. Ondan talep edilen şey onun vazifesi olmuştu: O, tanıyacak, hüküm verecek, kıymetlendirecek, tasdik edecek ve hareket edecekti. Zira o, bu kabiliyetlere de sahip [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nefret-ve-merhamet/">Nefret ve Merhamet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-24768 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/gunah_nefret_tasima2-702x336-1-300x144.jpg" alt="" width="417" height="200" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/gunah_nefret_tasima2-702x336-1-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/gunah_nefret_tasima2-702x336-1-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/gunah_nefret_tasima2-702x336-1.jpg 702w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" /></p>
<p>Eğer insanlar, kendileri için ıstırap çekenle­rin varlığını bilselerdi bu kadar kötü olmaz­lardı.</p>
<p>Abdülaziz Hayrî Bekgine</p>
<p>İnsanoğlu, yani toprağa bürünen şuur, insan olarak toprak üze­rinde dolaştığı günden beri kendinden talep edileni yerine getiriyor. Ondan talep edilen şey onun vazifesi olmuştu: O, tanıyacak, hüküm verecek, kıymetlendirecek, tasdik edecek ve hareket edecekti. Zira o, bu kabiliyetlere de sahip kılınmıştı. Mademki bunlar onun kabiliyetlerindendi öyle ise o, tanımaya, hüküm vermeye, kıymetlendirmeye, tasdik etmeye ve harekete memurdu, mecburdu. Bu aslında; sebep­siz gibi görünen duygular, düşünceler, hükümler ve hareketle dolu insanoğlunun yaşayışında mecburiyet haline gelen bir irade idi.</p>
<p>Gerçekten benliğimize giren, bütün hareketlerimize, hislerimi­ze, düşüncelerimize etki eden bütünü ile bizi kuşatan bir kıymetlen­dirme ölçüsü, bir temel bilgi vardır. Bu bilgi içimizi dinliyor, iyiyi kötüyü ayırt ediyor, kıymete ve kıymetsize göre neyi yapmamız, ne­yi yapmamamız lâzım geldiğini gösteren bir akıl gibi hareketlerimi­ze esas olacak prensipler de koyuyor.</p>
<p>Ancak, psikolojinin bize öğrettiğine göre<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[*]</a>, yine biliyoruz ki hü­kümlerimize hâkim olan, çok defa, akılla ilişkisi olmayan hislerdir.</p>
<p>Bir şeyin diğer bir şeyden daha güzel, daha iyi, daha yüksek olduğu­na hükmettiğimiz zaman, bu hükümler çok defa hislerimizin tesiri altında veriliyor, hattâ bu etki hiç farkında olmadığımız anî bir his­ten de gelebiliyor. Gerçekten ruh hayatımızda daha önce oluşan hissi yapı, daha sonra düşünce, hüküm ve iradeye etki edebiliyor. Bunun­la beraber iyi bir terbiye, hissi etkenlerin tesirlerini aklın kontroluna alıp değiştirebilmekten başka, bu his tonusünü, fizik, fizyolojik tesir­lerden kurtararak mümkün olduğu kadar moral bir hayata da bağla­yabiliyor.</p>
<p>Böylece burada, hissi hayatı kendine tâbi kılan bir temel bilgi; bir itikat bilgisi tekrar söz konusu olmaktadır. Bu, ister yaradılışı­mızla birlikte taşıdığımız yeteneklerle ilgili olsun, ister toplumdan gelen etkiler ve tecrübelerimizle veya benliğimize nüfuz edenlerle ilgili olsun, hareketlerimizin ve düşüncelerimizin merkezi olan inanç bilgisinden başka birşey değildir. Bu inanç; dinde mukadde­sat duygusu, hukukta hak ve adalet, sanatta güzellik, ekonomide ge­nel fayda, ahlâkta iyilik ideallerine bağlanmakta ve bu ideallerin gerçekleşmesi için istek halinde, enerji halinde irademizi oluştura­rak bir ömür boyu bitmeyecek mesuliyetler ve mecburiyetlerle ha­yatın yaşanmaya değerli olduğunu telkin etmektedir.</p>
<p>Bize kalırsa, nefret ve merhamet halleri de, bir bakıma kıymet­lendirme hâlidir ve herbiri şahsiyetimize ve şahsiyetimizin çekirde­ği demek olan inanca bağlı bir takdir ve hüküm ifadesidir. Ferdi, çok defa, konusuna heyecanla sürükleyen nefret ve merhamet halleri; kelimelerle ifade edilsin veya ferdin içinde kalsın, bir takım hüküm­leri ve bunların dayandığı temel bir prensibi az çok ortaya çıkarır. Fakat hislerimizin, düşüncelerimizin, özellikle burada ele aldığımız nefret ve merhamet hallerimizin arkasındaki temel bilgiyi açıklıkla seçebilmek her zaman imkân dahilinde midir? Nefretle dolu olsak da, merhametle dolu olsak da, bütün bunların arkasında gizli olan kıymetlendirme ölçümüzü veya inancımızı seçebiliyor ve bizzat nefret ve merhametimizin kaynağım değerlendirebiliyor muyuz? Hangi hallerde nefret ve merhamet duyuyoruz? Bu soruların cevabı nefret ve merhametimize konu olan şeyi idrake, kıymetlendirmeye ve bizdeki kıymet ölçüsüne, inanç bilgisine bağlı değil midir?</p>
<p>Muhakkak ki dünya, birçok nefret konusu ile dolu. Nefret hal­lerinin bunları yaşıyan insanoğlunda nefsimizle ilgili bir de ideal eğilimlerle ilgili olmak üzere iki yönde dağıldığını görüyoruz: Bir yanda, kaynağını nefsimizden, bazı kere yıkılan bir gurur, bazı kere tatmin bulamayan bir hırstan alan nefret halleri var. Diğer yandan da en yüksek bir hayra yönelmiş; hakikat, iyilik, güzellik, Allah sevgi­si gibi ideal eğilimlerle ilgili nefret halleri yer alıyor. Elbette, zulmü nefretle karşılamaktan tabii bir şey yoktur. İnsanlık cevherine yakış­mayan her hal karşısında duyduğumuz nefret, bir merhamet hali ka­dar büyüktür. Zira burada nefretimizi kıymetli, büyük kılan, insanın büyüklüğüne olan inancımızdır. Zira bu türlü nefret hali, en sonun­da bir sevgi gibi yine merhamete vesile oluyor. Nihayet, en yüksek hayrı gaye edinen bu nefret bir merhamete dönüşüyor. Halbuki nef­si ile ilgili nefret halleri ise ferdi; ancak, yıkıcı, yok edici, ezici bir kuvvet halinde sevk etmekle kalıyor ve sahibini ancak bu sonuçta tatmin ediyor. Böylece kaynaklarında, genel olarak bir nefse, diğeri evrensel bir iradeye bağlı olmakla ayrılan nefret halleri, doğurduk­ları neticelerin farklı olmaları ile de birbirinden ayrılıyorlar.</p>
<p>Ne şekilde olursa olsun nefretle dolu olduğumuz bir anda bu­nun kaynağını bulmak, onu tahlil etmek istiyorsak; herhalde bura­daki bir kutuplaşmaya dikkat etmemiz lâzım gelecektir. Evet, nefret hallerinde daima bir kutuplaşma vardır. Bir zirve ve bir uçurumdan ibaret iki uçlu bir kutuplaşma. İşte bir zirve ve uçurumdan mütema­diyen tesir aldığımız bu nefret hallerinde, iç dünyamızda bir mekik bu kutuplara gider gelir, gider gelir onları daha da uzaklaştırır, ba­zen yaklaştırmaya çalışır. Böylece âdeta nefretimizi dokur onu bize kalıplar ve maleder. Bu mekiğin uçurumdan zirveye çıkışı bir uyan halidir. Yine onun zirveden uçuruma yollanışı mukabil bir hareke­tin fikri ifadesidir. Bu manzara, “şimdi ne yapmak lâzım&#8217;<sup>1</sup> diyen bu Zihnin sıkıntılı haline ve iradeli bir hareketin karardan önce gelen düşünüp, taşınma safhasına benzer. Evet, nefret hallerindeki bu kutuplar nedir, zirve ve uçurum olan nedir? İşte nefret duyduğumuz  konuya rastladığımız ana kadar; büyük, iyi, doğru, güzel, haklı, kıy-metli, mukaddes bildiğimiz şeyler ve bu bilgiye dayanarak ifadelendirdiğimiz olması lâzım gelen şeyler zirveyi kuruyor. Yine o zamana kadar bizde yığılan ve yukarıdaki değerlerin zıtları olan ve genel  olarak fena, çirkin olarak tanımladıklarımızın bilgisi ve buna daya­nan realite uçurumu teşkil ediyor. Nefretimizin sebebi olan şeyler zirveden birşeyler alıp götürmüş gibidir ve kendisi ile birlikte uçu­rumu oluşturan diğer kutupta, gözümüze batar olmuştur. Olması lâzım gelenlerle olan şeyler arasına derin bir mesafe girmiştir. İşte nefretimiz, bu duruma tahammül edemeyen bir halin ifadesidir. Sa­hibini konusuna sürükleyici, kazanılmış bir potansiyel enerjiyi ifa­de etmektedir. Bir an, bu enerjiyi yerinde tutan frenlerin ortadan kalktığı düşünülse; yani nefret taşıyan şuuruna sahip olmasa işin başlangıcını ve nasıl bir sonuca ulaşmak lâzım geldiğini düşünme­miş olsa sanki bu enerji konusuna bir giyotin gibi düşer ve boşalır. Buna karşılık, en yüksek bir hayrı gaye edindiğinde; bu nefret mu­hakkak bir merhamete kalbolur, yapıcı olur ve yine yapıcı bir ener­ji halinde bir eserde ortaya çıkar.</p>
<p>Evet, nefretimizin kaynağını düşündüğümüzde her şeyden ev­vel o nefret halindeki kutupları ortaya koymalıyız. Zirve dediğimiz, yüksek gördüğümüz şey nedir? Nefret konumuzdaki yeri nedir? Zir­veyi teşkil eden; yıkılan gururumuz, âdi menfaat endişelerimiz, baş­kalarına hak tanımayan hırslarımız olmasın. Bundan dolayı bu hadi­sede rolü olduğunu sandığımız veya gördüğümüz insan da nefretimi­ze hedef olmuş olmasın! Çok defa zirvede evrensel, bütün insanlar için isteyebileceğimiz değerler bir yana itilmiştir. Bunun yerini; in­sanları, varlığı zulme lâyık kılan, istismar eden, nefsimize yönelmiş menfaatların işgal ettiğini görürüz. Hak, adalet, şeref, haysiyet, na­mus gibi kavramların bile, bizim işimize yaradıkları zaman zirveleş- tirilen, başkaları konu edilince, zirvede yer almayan menfaat hilele­ri haline getirilmiş olduğunu görürüz.</p>
<p>Her halde en iyi şekilde tamir ve düzeltme gayesini güden ve zirvesini ideal kıymetlerin oluşturduğu bir nefret hissi bizde asîl biri harekete sebep oldukça kıymetlidir. Bunun yanında nefsimize bağlı nefret halleri, en azından bizi oyalamakla kalmaz, ideal ve kutsal bildiğimiz şeyler aleyhine, şahsımız ve çevremiz zararına olur.</p>
<p>Evet, insanlar birbirlerine zulmediyorlar. Böyle olunca bir an, insan konusu nefret konusu oluyor ve bu nefret bizi daha çok eziyor. Artık insanlara uzanamıyorsunuz, asîl hisleriniz yerine nefreti ve kayıtsızlık hâkim oluyor. Hele insanlara uzanıp da cevapsız kalınmışsa, hattâ tokat yenilmişse, şu insanlarla bir hesaplaşma isteği nefretle birlikte musallat olarak, tabiatın bile seyircisi olmaktan bizi alıkoyuyor. Üstelik sakat düşmüş cemiyet küskünleri de az değildir. Ellerinde ve dillerinde “iyilik yap, fenalık gör” gibi yazı ve sözlerle dolaşır dururlar.</p>
<p>Sanki dünyamız nefret konusu ile dolu. Yaşadıklarımızı, geçmiş ve günlük birçok hadiseleri dile gelirsek veya resmetsek ortaya birçok tablolar koyarız. Hepsinde de tam bir kutuplaşmanın belirti-leceği birçok tablolar. Bu tablolar ve nefrete sebep olan birçok ha­diseler karşısında insanların iki çeşit davranışı ayırdediliyor: Bir grup insanlar bunun karşısında kayıtsız kalıyorlar, bazı insanlar da nefret duyuyorlar.</p>
<p>Kayıtsız kalma; tabii bu, insanın şahsiyeti olmayacaktır. Zira bu hal bitki dünyasının halidir. Nefret duyanların akıbeti de iki şekilde oluyor: Bir kısmı bu nefretin içinde kalıyorlar ve hassasiyetleri mü­temadiyen bu nefreti çeken bir anten haline gelerek, bu nefretle ve- huzursuzluk içinde yaşıyor ve onlar için hayatın mânası olmuyor. Artık öyle bir devre geliyor ki “bu böyle devam etmemeli” deniliyor ve hayata düşman olup hayattan intikam almaya bakıyorlar. Geçmiş hal ve üzüntülerine, kendisine etmediği kalmayan şu nefret halleri­nin üzüntülerine bir karşılık olmak üzere hayattan istediğini elde et­meye bakıyorlar. Bununla da kalmayarak zulmediyorlar. Artık zevkelerini ve nimetlerini başkalarının zarar görmelerinde buluyorlar.</p>
<p>Nefret duyup bu hali yaşayanlar içinde diğer bir grup, bu nefre­ti merhamet haline geçiren ve ruhunun kurtuluşuna ulaşan ve “kur­tulmak için kurtarmak lâzım” diyerek, nefsine yapılan fenalığı unu­tup, başkasına hep iyilik yapmak peşinde koşanlardır. Onlar ahlâk, din, sanat ve ilim adamlarıdır. Hepsi İlâhi unsurla yola çıktığı için as­lında hepsi din adamıdır. Başlangıçta; peygamberler ve veliler de da­hil olmak üzere hepsi, nefret konularıyla dolu dünya karşısında, bir­birlerine hep zulum etmekte olan toplum karşısında, vicdanın taham­mül edilmez derecede ezilmesinin neticesi olan nefretle dolmuş, bu nefretle çırpınmışlardı. Bu evrensel nefret, onlarda evrensel merha­metin yolu oldu. Hz. îsa; her türlü edepsizlik içinde yüzen cemaatı­nın günahını üzerine aldı. Bütün bu nefret hallerinde Allah’a sığman peygamberler “git kurtar!” diyen sesle cemaata döndü.</p>
<p>Kalbin fizyolojik çalışmasında bir kanun vardır: Kalbin iş gör­me yeteneğini başlangıç gerilme tayin eder, doluş ne kadar çok olur­sa ortaya çıkan iş de o nisbetde büyüktür. Adeta bu hal kalbin mer­hametle dolu olan hareketleri için de geçerlidir. Merhametten önce duyulan nefret, âdeta onun gerilmesi, dolması halidir.</p>
<p>Nefretle dolduğumuz, nefretle ezilip hareketsiz kaldığımız ve­ya bir reaksiyona zorlandığımız anlarda, Allah’a sığınır, “Allah bi­ze yeter, O ne güzel vekildir”* diyerek O’nun içimizdeki sesini din­lersek; sen başkalarına ve kendine karşı, kendini ve onları kurtar­mak için, insan hakkında bir nefret konusu olacak hareketlerden sa­kın, diyen bizi doğrultuca bir şuura âdeta yeniden kavuşmuş gibi oluyoruz. “Esasen biz, insanların dürüst olmamaları ile ne kadar çok karşılaşırsak karşılaşalım bu bize daima şunu ihtar eden şuuru değiştiremez: İnsan dürüst olmalıdır”**.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ayhan Yücel &#8211; Sevincini Bulmak,syf:21-26</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nefret-ve-merhamet/">Nefret ve Merhamet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nefret-ve-merhamet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lev Nikolayeviç Tolstoy &#8211; Aşk ve Öfke &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lev-nikolayevic-tolstoy-ask-ve-ofke-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lev-nikolayevic-tolstoy-ask-ve-ofke-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2020 13:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk ve Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[Lev Nikolayeviç Tolstoy]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24453</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216; Eğer biraz öfkelendiysen hiçbir şey demeden ve yapmadan önce ona kadar say. (İnnallâhe maasâbirîn)3 Eğer çok fazla öfkelendiysen yüze kadar say. (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi&#8217;l-aliyyi&#8217;l-azîm)4 Öfkelendiğin zaman bunu hatırlarsan artık saymana da gerek kalmaz.5 ***** 3.”Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.”(Bakara/2-153) 4.Güç ve kuvvet, sadece yüceler yücesi olan Allah&#8217;ın yardımıyla elde edilir.”(Buhari, Ezan, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lev-nikolayevic-tolstoy-ask-ve-ofke-alintilar/">Lev Nikolayeviç Tolstoy – Aşk ve Öfke ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div><img decoding="async" class=" wp-image-24454 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/343512_531ce_1586441370-193x300.jpg" alt="" width="254" height="395" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/343512_531ce_1586441370-193x300.jpg 193w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/343512_531ce_1586441370.jpg 413w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" /></div>
<div></div>
<div>&#8216; Eğer biraz öfkelendiysen hiçbir şey demeden ve yapmadan önce ona kadar say. (İnnallâhe maasâbirîn)3 Eğer çok fazla öfkelendiysen yüze kadar say. (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi&#8217;l-aliyyi&#8217;l-azîm)4 Öfkelendiğin zaman bunu hatırlarsan artık saymana da gerek kalmaz.5<br />
*****</p>
<p>3.”Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.”(Bakara/2-153)</p>
<p>4.Güç ve kuvvet, sadece yüceler yücesi olan Allah&#8217;ın yardımıyla elde edilir.”(Buhari, Ezan, 7; Müslim, Salât, 12)</p>
<p>5.Bu maddedeki parantez içinde verilen ayet ve hadis ibareleri mütercim Ali Fuad tarafından eklenmiştir.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216;Damlaya damlaya kova dolar. İnsan da aynen böyledir. Her ne kadar yavaş birikirse biriksin insan da kötülükle bir gün dolup taşar. Rüzgâra karşı atılan toz gibi kötülük de sahibine geri döner. Ne gökyüzünde, ne denizde ne dağların içinde ve hatta dünyanın hiçbir yerinde insanın kendi kalbindeki fenalıklardan kurtulabileceği bir yer yoktur. Bunu daima aklında tut! ,</p>
<p>Dhammapada*</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8220;Bir insan öfkelendiği şeyi iyice düşünüp tetkik etmeden çabucak öfkesini yatıştırıp hafifletemez. Evet bu adam gerçekten talihsizdir! Ateş için yağmur ne ise öfke için de acımak ve şefkat aynı etkiye sahiptir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>, İçinde bir aşk ve muhabbet yoksa yalnızca işlerini halledebilirsin: Duygusuz ve muhabbetsiz bir şekilde ağaç kesmek, tuğla yapmak, demir dökmek mümkündür. Fakat insanlara karşı muhabbet olmadan onlarla münasebete girişilmez. Aynen bu şekilde arılara karşı da ihtiyatsız yaklaşılmaz. Eğer arılara karşı tedbirsiz bir şekilde yaklaşır veya hareket edersen onlar sana zarar verecektir. İnsanlara yaklaşımda da aynı şey geçerlidir. İnsanlarla tedbirsiz bir muamelede bulunursan sıkıntıyla karşılaşırsın. İnsanlara karşı sevgi ve muhabbet hissetmiyorsun, öyle mi? 0 halde rahat ve sakin bir şekilde otur. Ve kendi kendine istediğin kadar eşya ile meşgul ol. Fakat insanlarla asla! İnsanlara karşı muhabbetin ve sevgin olmadan onlara yaklaşmayı aklından bile geçirme ve bu konuda kendine izin verme. Sevgi ve muhabbet olmadan ancak hayvanlarla geçinebilirsin. Aksi takdirde insanlara zarar, kendine de eza ve cefa vermiş olursun. ,</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Bir kimseye öfkelendiğin zaman kendi kalbinde hiçbir kötülük bulunmadığını düşünürsen ve fenalığı yalnız öfkelendiğin adamda görmeye çalışırsan bu şekilde sadece düşmanlığını arttırırsın. Fakat bunun tam tersini yapmak gerekir: Bir adam karşı ne kadar çok öfkelenirsen o derece şefkatli olup onun bütün iyi yönlerini araştırmalısın. Eğer o adamda iyilik bulmayı başarabilir ve onu sevebilirsen böylece kendi kalbini zayıflatmayacak aynı zamanda özel bir sevinç hissedeceksin.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="govde"></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>[Çoğu zaman insanlar diğerlerinin hata ve eksiklerine dikkat ederek kendilerini ispatlamayı düşünürler.. Aslında bu şekilde sadece kendi zayıflıklarını göstermiş olurlar. İnsan ne kadar akıllı ve kibar olursa insanlardan o kadar çok iyilik görür. Ne kadar ahmak ve kötü olursa başkalarının kusurlarını o kadar çok görecektir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Erdemin, cesaret ve kuvvette olduğunu zannetmeyin Eğer öfkene üstün gelir, seni inciteni affedip muhabbet gösterirsen, işte o zaman sen, insanların yapabileceği en iyi hareketi yapmış olursun.</p>
<p>İranlı Cerselon*</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Vaktiyle ahmak bir adam vardı. Bu ahmak adam hastalık sebebiyle kör olmuştu ve kendi körlüğünü hiçbir şekilde anlayamıyordu. Her nereye giderse yolda herkes ve her şey onu rahatsız ettiğinden ve kendisine çarptığından dolayı öfkeleniyordu. O, hiçbir şeye kendisinin çarpıp dokunmadıgını, aksine her şeyin kendisine çarptığını zannediyordu.</p>
<p>Manevi hayatı kör olan insanların durumu da aynen böyledir. Onlara göre ortaya çıkan ve meydana gelen her şey fenadır ve onlar insanlara daima öfkelenirler. Yukarıda bahsettiğimiz ahmak gibi kendi körlüğünü anlamaz ve fenalıgın kendisinde olduğunu bilmezler. Bunlar manevi hayata kapalı ve kör olup ancak vücutları için yaşarlar.</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216; Dehşetli, korkunç ve iğrenç olan şey hırsızlık, yağma, cinayet, gasp ve öldürme değildir. Hırsızlık ve yağma nedir? Bazı adamların malının bir başkasının eline geçmesidir. Bu her zaman olmuş ve olacaktır. Bunda dehşetli bir şey yoktur. İşkence, adam öldürme ve cinayet ne demektir? Bu da insanlarin hayattan ölüme geçmeleridir. Böyle geçişler de her zaman olmuş ve olacaktır. Bunda da o kadar dehşetli bir durum yoktur. Şu halde en dehşetli ve korkunç olan şey hırsızlık, yağma, cinayet ve adam öldürme değil insanların birbirine karşı beslediği nefret ve düşmanlık hissidir. İşte bütün hırsızlıklar, yağmalar, cinayetler, işkenceler ve adam öldürmeler daima bundan çıkar.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216;Eğer Vücudunda bir rahatsızlık hissedersen, bir şeylerin yolunda gitmediğini anlarsın. Mesela, yapman gereken şeyi yaptığında veya yapmaman gereken bir şeyi yapmadığında da durum böyledir. Manevi hayat da tıpkı böyledir. Eğer bir keder, hiddet veya öfke hissedersen bil ki; ya sevmemen gereken bir şeyi seviyorsundur veya bilakis sevmen gereken bir şeyi sevmiyorsundur. ,</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi gorulmedi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73174810">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Derler ki: ”İnsanlar iyiliğe karşı fenalıkla karşılık verirlerse, onlara iyilik etmek nasıl mümkün olur?” İşte, kendisine iyilik ettiğin kimseyi seviyorsan, şu halde karşılık bekleyebilirsin. Ancak ona karşı beslediğin muhabbete karşılık onun sana yaptığı fenalığa tahammül edersen, en büyük mükâfatı almış olursun.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73174654">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Demiryolu hatları, telgraflar, her çeşit makineler ve hayatımızın bütün süsleri insanların birleşmesine, dolayısıyla bizim ilâhî saltanata yaklaşmamızı temin etmeye hizmetkâr olmalıydı. Fakat ne yazık ki insanlar türlü türlü, hesapsız makineler inşa ve icat ederek insanlığı gerçek saadete yaklaştırdığını zannetmektedir. Bu, bir adamın aynı toprağı tekrar tekrar çift edip sürdükten sonra ona bir şey ekmeden ondan mahsul beklemesine denk büyük bir hatadır. İşte bütün bu makineler maddi faydaları elde etmek için gerekli olduğu gibi kendi ruhlarını olgunlaştırmak için de insanların birbirine karşı muhabbet beslemelerini sağlamalıydı. Telgraflar, telefonlar, uçaklar insanları muhabbetsiz birleştiremezler. Aksine insanları birbirinden gittikçe daha çok uzaklaştırırlar..</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73174616">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216; Maddi olan saadeti ve diğer her çeşit zevk ve sefayı, ancak başkalarından gasp ederek elde ederiz.</p>
<p>Manevi olan saadeti, aşk ve muhabbetin saadetini ise tam tersine, ancak başkalarının saadetini büyüttüğümüz ve çoğalttığımız zaman hissederiz.</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73174395">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>’ &#8220;Kurtuluşa erip aydınlığa kavuştuğunu söylemesine rağmen kardeşine nefret besleyen adam mutlaka karanlıktadır. Kendi kardeşini kabul etmeyen adam onu kaybeder. İnsanları açıkça sapkın ve baştan çıkarıcı günahlara düşüren şeyler kötüdür. Kardeşine nefret besleyen karanlıkta kalır, karanlıkta yürür ve nereye gittiğini bilmez. Çünkü karanlık onun gözlerini kör etmiştir. Yalnızca sözlerle ve kelimelerle değil, hayatımızla ortaya koyduğumuz hareketlerle de doğru ve hakiki olarak sevelim. İşte biz, muhabbetten ne öğrendiğimizi o zaman anlarız ve kalbimiz huzura o zaman kavuşur.”,</p>
<p>Kitab-ı MukaddesYuhanna 2’nin Yorumlarindan</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73174179">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216; Bir kişinin ölmesi, parasını kaybetmesi, şöhretinin olmaması, mal, mülk ve servetinin bulunmaması gerçek anlamda bir yoksunluk değildir. Bunlara olan ihtiyacı mutlak değildir. Bir insan, hakiki meziyeti, üstünlüğü ve en yüksek saadeti olan aşk ve muhabbet kabiliyetini kaybettiği zaman talihsiz olur.</p>
<p>Epiktetos”</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73174002">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>’Kendi fıtratına uygun bir hayat sürmesi için arının uçması, yılanın sürünmesi, balığın yüzmesi ve insanın da muhabbet etmesi gerekir. Bundan dolayi insan, insanları seveceğine onlara fenalık ederse kuşun yüzmeye, balığın uçmaya başlaması gibi garip bir harekette bulunmuş olur..</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73173855">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İnsanın yalnız cismani bir hayat sürmesi, kendisini hapse veya zindana atmasıyla eşdeğerdir. Hayat, sadece ruh için zindanın kapısını açar, böylece insanı mesut ve hür bir hayata, yani herkes için ortak olan ruhani hayata götürür. ,,</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73173633">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>’ Bir kimse ne kadar sefil ve acınacak bir durumda, hatta ne kadar gülünç ve maskara bir halde olursa olsun, her adama saygı göstermemiz gerekir. Bizdeki aynı ruhun her insanda var olduğunu ve yaşadığını hatırlamak gerekir. Hatta bir insanın ruhen, cismen ve fikren nefret edilecek bir halde olduğu farz edilse bile şöyle düşünmek gerekir: ”Evet, dünyada böyle fena kimseler de bulunur. Onlar için de sabır ve tahammül etmek gerekir.&#8221; Eğer böyle insanlardan nefret edersek, öncelikle bir haksız oluruz. İkincisi, böyle adamlar hayatta değil ölü demektir. Biz de ancak ölülerle mücadele ediyoruz demektir. O kişi, kendini değiştiremez, neyse odur. Eğer biz böyle adamlara düşmanlık gösterirsek bu, ölmüş bir düşmanın bizimle savaşması ve mücadele etmesi anlamına gelir. Peki, acaba ona karşı ne yapılabilir? Aslında çaresi var: Eğer o bulunduğu hali terk ederse onunla iyi geçinmeyi isteriz. Fakat o bunu yapamaz. Bu yüzden, her nasıl olursa olsun; gerek iyi ve gerekse tahminimizdeki gibi iğrenç olsun, onun yapamayacağı şeyi ondan talep etmeye hakkımız yoktur. Bir adamdan, kendinde bulunmayan bir şey nasıl istenebilir.</p>
<p>Schopenhauer*</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"></div>
<div class="d-flex align-items-start flex-column  align-items-start justify-content-start">
<div class="adi"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73173448">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>’ Hayattaki en büyük meselenin sevmek olduğunu anladıysan şu halde insanlarla uzlaşarak başkalarını sana nasıl bir menfaat getireceğini düşünmeyeceksin. Ancak senin onlara nasıl bir fayda sağlayabileceğini düşüneceksin. Mutlaka böyle yap. Bu sayede bütün kaygılardan kurtulacak ve her şeyde çok daha başarılı olacaksın.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73173301">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216; Romalı bilge Seneca* şöyle demiştir: ”Ruha sahip olan herkes ayak, mide, kemikler gibi bir vücudun azaları hükmündedir. Hepimiz de aynı olarak doğduk ve hepimiz de kendimiz için aynı iyiliği arzu ederiz. Birbirimize yardım etmenin, birbirimizi ortadan kaldırıp harap etmekten daha iyi ve yüce olduğunu; hepimizde bir ve aynı olan ve o da birbirimize muhabbetten ibaret olan şeyin bize yerleştirildiğini ve ilham edildiğini hepimiz biliyoruz. İşte biz basamak basamak birbiri üzerine yerleştirilmiş taşlar gibiyiz. Eğer birbirimizi tutmazsak hepimiz derhal mahvolur gideriz.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73173152">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>[Bir insanı ne kadar çok seversek ondan ayrılığımızı o kadar az hissederiz. Çünkü görürüz ki biz ne isek o da odur ve o ne ise bizde oyuz.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73173001">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>İnsanların bütün felaket ve talihsizlikleri zaruretten, yangından, cani ve kötülük yapan kimselerden değil ancak birbirlerinden kopuk bir şekilde yaşamalarındandır. İnsanlar, kendi içlerinde yaşayan ve onları birleşmeye davet eden muhabbetin sesine gönülden inanmadıkları için perişan ve birbirlerinden dağınık bir şekilde yaşarlar.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73172791">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216;Bazıları ”Kendine gel, kendine dön; böylece rahata erersin,” derler. Bu bütünüyle doğru değildir. Diğerleri de bunun aksini söylerler: ”Kendinden uzaklaş, kendini unutmaya, mutluluğu zevk ve sefada bulmaya çalış.&#8221; Zevk ve sefa senin sıhhatini bozacağı için bu da bütünüyle doğru değildir. Rahat ve saadet, içimizde değildir ve dışımızda da değildir. Onlar ancak Allah’tadır. Allah ise hem içimizde hem de dışımızdadır.</p>
<p>Allah&#8217;ı sev. Aradığını Allah’ta bulacaksın.</p>
<p>Pascal</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73172627">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İnsanların bizi sevdiğini bildiğimiz zamanki sevinç ve mutluluğumuzun nihayeti yoktur. Fakat dikkat edilmesi gereken en önemli mesele şudur: İnsanların bizi sevmeleri için yapınca onların hoşuna gidecek şeyleri aramak gerekmez. Bununla birlikte Allah’ a yaklaşmak ise şarttır. Sadece ve sadece Allah’a yakınlaş ve insanların sana muhabbet edip etmemelerini düşünme.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73172499">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216;Hakiki anlamda insanlar ancak Allah&#8217;ta birleşerek bir araya gelebilirler. İnsanların birbirine yaklaşması ve birleşmesi için birbirlerine doğru gitmeleri gerekmez. Bununla birlikte insanların hepsinin de Allah’a doğru gitmesi gerekir.</p>
<p>Eğer ışığın sadece üstten geçerek ortada toplandığı büyük bir tapınak olsaydı, o zaman bu tapınaktaki insanlar bir araya gelmek için sadece ortadaki ışığa gitmek zorunda kalacaklardı. Dünya da işte böyledir. Allah’a doğru giden bütün insanlar bu sayede birleşir.</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="73172190">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216;Ey dünyaya düşkün olan insanlar, sizler talihsizsiniz! Çünkü başınızın üzerinde ve ayaklarınızın altında, sağda ve solda gam, keder, ızdırap ve telaş her yerinizi kaplamıştır. Ve bizzat kendinizi de tanıyamazsınız. Bütün çocuklar gibi sevinçli ve neşeli de değilsiniz. Aşk ve muhabbetle dolmadıkça sonsuza kadar böyle bilinmezlikler içinde kalacaksınız. Ancak öz benliğinizi -ve bu sayede Allah’ ı tanıyınız. &#8220;Ben&#8221;i -Allah’ı tanımakla, kendinizi tanırsınız. Ancak o zaman kendinizi kendinize malik sayabilirsiniz.İşte ancak bu sayede kendi ruhunuzdan, kalbinizden dünyaya bakarak dünyaya ve özellikle kendinize saadet verebilirsiniz.,</p>
<p>Buda Öğretilerinden -Sutta*</p></div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lev-nikolayevic-tolstoy-ask-ve-ofke-alintilar/">Lev Nikolayeviç Tolstoy – Aşk ve Öfke ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lev-nikolayevic-tolstoy-ask-ve-ofke-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefret</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nefret/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nefret/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2015 12:34:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Herşeyin Bir Anlamı Var]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret adaletsizliği tetikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8024</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nefret adaletsizliği tetikler, adaletsizlik de şiddeti. Nefret sözcüğü ağzınızdan çıktığında, düşma­nı ortadan kaldırılası bir varlık ola­rak tanımlamış olursunuz. Bugün Türkiye&#8217;de aklı başında gibi görünen pek çok insan, demok­ratik bir ülkede nefret suçu’ sayılabilecek söylemlerde bulu­nuyor, nefret konuşmasını çoğaltıyor. Sokaktaki vatandaşın ‘karadonlu/kıllı’ veya ‘göbeğini kaşıyan adam’ olarak aşağı­landığı, hikâyesinin ve dolayısıyla yapağı seçimin önemsizleştirildiği ayrımcı yaklaşımlar, gazete [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nefret/">Nefret</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nefret adaletsizliği tetikler, adaletsizlik de şiddeti. Nefret sözcüğü ağzınızdan çıktığında, düşma­nı ortadan kaldırılası bir varlık ola­rak tanımlamış olursunuz. Bugün Türkiye&#8217;de aklı başında gibi görünen pek çok insan, demok­ratik bir ülkede nefret suçu’ sayılabilecek söylemlerde bulu­nuyor, nefret konuşmasını çoğaltıyor. Sokaktaki vatandaşın ‘karadonlu/kıllı’ veya ‘göbeğini kaşıyan adam’ olarak aşağı­landığı, hikâyesinin ve dolayısıyla yapağı seçimin önemsizleştirildiği ayrımcı yaklaşımlar, gazete köşelerinden üzerimi­ze püskürtülüyor. Bu söylem, toplumun Batılı tüketim ve yaşama biçimini içselleştirmek yoluyla üstünleştiğini düşü­nen kimi kesimlerinde hemen mâkes buluyor ve kente son­radan gelen, düşük gelir seviyesinden insanların veya kimi- leyin cami cemaatinin bir öfke nesnesine dönüştürülmesi­ne yol açıyor.</p>
<p>Örnek mi istiyorsunuz?</p>
<p>İstanbul’un Bağdat Caddesi’nde yürümekte olan ba­şörtülü, varlıklı ve eğitimli bir kadın ensesine aniden inen şaplakla irkildi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, az önce kendisine kötü kötü bakan altmış yaşlarında modern bir Cumhuriyet kadını’nın koşarak uzaklaştığını fark etti. Ca­nının acısına mı yansındı, yoksa hemcinsinden gördüğü şiddete mi?</p>
<p>Buna benzer sayısız örnek verebilirim. Bunlar benim nef­ret mağdurlarından birebir dinlediğim öyküler. Bu olayda dikkat çeken şey şu: Öfke duyulan nesnenin (başı örtülü ka­dın) özgüveninin (Şuna bakın, caddede nasıl da rahat yürü­yor ! Burası bizim bölgemiz, sen burada ne arıyorsun?), aşı­rı derecede kutuplaşmış politik zeminde muhatabında ya­rattığı tehdit algısı. Benim topraklarımda kendine bu kadar güvenerek yürüyebiliyorsan, buralar artık benim toprağım değil demektir. Aman Allah’ım! O zaman ben topraksız ve kimliksiz mi kalacağım?</p>
<p>Bu tehdit algısı içimdeki küçük diktatörü açığa çıkarı­yor. Bana benzemeyenin beni yok edebileceğini düşündü­ğüm anda, onun ensesine bir şaplak indirmek meşrulaşıyor.</p>
<p>Tehdit algısını besleyen ana damarlardan biri de, ‘nefret konuşmaları.’ Toplum önünde serdedilen ve daha güçsüz ol­duğu düşünülen grupları hedefleyen bu konuşmalar, hedef­lediği grup veya kişiyi aşağılayarak onun kişiliğini rencide ediyor. Hedefteki kişi, böylece kendisini daha değersiz, ruh­sal açıdan daha sıkıntılı ve özgürlüğü kısıtlanmış birisi ola­rak hissediyor, öte yanda, hayatını ancak otoritenin diline bitiştirerek var olabilen bir kesimin, muhayyel düşmana şid­det göstermesini kolaylaştırıyor.</p>
<p>‘Düşman üretme ideolojisi/ Türkiye’de başımıza ne ço­raplar örmüş birlikte izliyoruz. Nefreti bir politik aygıt ola­rak kullanmak suretiyle, sözüm ona doğru amaçlar uğruna karanlık eylem ve cinayetlerini meşrulaştırmaya çalışanlar, bugün bir bir yargı önüne çıkarılıyor. Sağa sola parmakla­rını çevirerek bulanık suda hain avlayanların, bu ülkeye ve millete ne denli derin bir ihanet içinde oldukları gün yüzü­ne çıkıyor.</p>
<p>Nefret eden, tedaviye muhtaçtır. Nefretin sahibi, kendi içindeki kötülükle yüzleşmekle iyileşebilir ancak. Kem âlet (nefret) ile kemâlât olmaz.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Kemal Sayar &#8211; Herşeyin Bir Anlamı Var</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nefret/">Nefret</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nefret/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şefkat &#8211; Sevgi ve Öfke irtibatı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2015 11:54:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Lütfi Çakan]]></category>
		<category><![CDATA[Şefkat - Sevgi ve Öfke irtibatı]]></category>
		<category><![CDATA[Şefkat Peygamberi Hz.Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kısas]]></category>
		<category><![CDATA[Kin]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8549</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#8216;Gerçeği söylemek, gerçeğin hakkıdır. Hz. Peygamber&#8217;in insan­lığa yönelik evrensel şefkat ve merhametinde sevgi, af ve iyilik yanında, &#8220;Allah için&#8221; olmak kaydıyla öfke de vardır. O sallahu aleyhi ve sellem &#8220;Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için öfkelenmek, kin tutmaktır&#8221; buyurur. Sevgiye olduğu gibi öfke ve kine de &#8220;Allah için olmak” gibi aşkın ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/">Şefkat – Sevgi ve Öfke irtibatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8550" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg" alt="Şefkat - Sevgi ve Öfke irtibatı" width="398" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg 488w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734-360x270.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734-300x226.jpeg 300w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8216;Gerçeği söylemek, gerçeğin hakkıdır. Hz. Peygamber&#8217;in insan­lığa yönelik evrensel şefkat ve merhametinde sevgi, af ve iyilik yanında, &#8220;Allah için&#8221; olmak kaydıyla öfke de vardır. O sallahu aleyhi ve sellem &#8220;Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için öfkelenmek, kin tutmaktır&#8221; buyurur. Sevgiye olduğu gibi öfke ve kine de &#8220;Allah için olmak” gibi aşkın ve ilkesel bir nitelik kazandırır. Ferdî ve nefsi kin ve öfke yerine inanç değerleri adına kutlu bir öfkeyi ikâme eder. Allah için olduktan sonra birinin sevgi ötekinin kin olması, neticeyi değiştirmez, her iki duygu da güzelleşir ve kutsallaşır. Binaenaleyh toplumda kendilerini hep hoşgörü alacaklası, mü&#8217;minleri de sürekli hoşgörü borçlusu gibi gören kendi bâtılları adına bekledikleri hoşgörüyü, müslümanların kutsal gerçeklerine karşı göstermeyi,akıllarından geçirmeyenler, ve merhametin de nihâyet bir sınırı olduğunu unutmamalıdırlâr.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;&#8230;.</p>
<p>, &#8220;Ey akıl sahipleri, sizin için kısasta hayat vardır&#8217; (Bakara,179)âyetindeki şefkat dokusunu ve mesajını anlamayanlar İslâm&#8217;ı yorumlamakta zorlanırlar. &#8220;Allah&#8217;ın koyduğu sınırlar konusunda sizi (anlamsız) bir acıma duygusu kaplamasın&#8221;(Nur,2)âyeti, &#8220;erhamu&#8217;r-râhimîn&#8221; olan Allah&#8217;tan daha merhametli imiş gibi tavırlara girmenin insan­ların haddi ve hakkı olmadığını belirlemektedir. Şefkat sistemi olan İslâm&#8217;ın bazı cezâî ilkelerini teorik olarak tartışan ve onları günümüz toplumları için ağır bulanlar ya da açıkça &#8220;çağdışı&#8221; diye karşı çıkanlar, hiç kuşkusuz Allah&#8217;ın koyduğu sınırlar ve esaslarda acıma hissine kapılanlardır. Yani aslında böyle bir şeye hakkı ol­mayanlardır.</p>
<p>Öte yandan İslâm&#8217;a ait ilke ve esaslar, kendi zemininde kendi sistem bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Günümüz şartlarına ve anlayışlarına göre ve sistem bütünlüğünden uzak olarak herhangi bir İslâmî ilkeyi değerledirmeye kalkmak herşeyden önce yöntem olarak doğru değildir. Tabiatıyla ulaşıla­cak sonuç olarak da tatmin edici olmayacaktır. Meselâ had cezala­rı, İslâm&#8217;ın öngördüğü toplum şartlarında pek yerinde olduğu hal­de, günümüzün bozulmuş toplum düzeni ve değerler karmaşası içerisinde pek ağır bulunabilmektedir. Buradan hareketle şunu çok açık söyleyebiliriz: Şefkati, kuralların insan yapısına uygun­luğunda aramak gerek. Yoksa teorik olarak tartışmalarla şefkat ve rahmete ulaşılamaz. İslâm’ın hırsız için tayın ettiği cezayı çok ağır bulduğunu söyleyen bir bayan komşumuz, günün birinde dairesi soyulunca,&#8221; O hırsızın Allah belâsını versin. Onun ne bir eli, iki elini birden kesmek lazım..&#8221;diye bağırmaktan kandisini alamı­yordu. Komşum, &#8220;iki elini birden kesmek lâzım&#8221; derken ne kadar aşırı, şefkatsiz ve hissi idiyse, Allah&#8217;ın takdir ettiği cezayı, koyduğu kuralı katı, ağır ve çağdışı bulurken de en az o kadar hissi ve  yalancı bir şefkat iddiası içindeydi.</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasında bulunan İslâmiyet ve Yeni Dünya Nizamı adlı eserde anlatılan şu olay da ilke ve esasların, fikirlerin asıl değerinin insan yapısına uyumu ve pra­tikliği ile ölçülebileceğini göstermektedir. Kahire sokaklarında Hristiyanlık çağrısı yapan ve sürekli &#8220;Bizim kitabımızda birisi bir yüzüne bir tokat vurursa, sakın mukabele etme, çevir öteki yüzünü bir de ona vursun&#8221; der. Siz müslümanların kitabında ise, göze göz, dişe diş, tokata tokat, cana can yani kısas var. Bakın biz ne kadar insancılız. Gelin hristiyan olun&#8221; diyen misyonere bir gün yine aynı cümleleri söylerken, müslüman bir genç yaklaşır ve bütün gücüyle bir tokat patlatır. Canı iyice yanan misyoner hemen mukâbeleye kalkışır. Genç, gayet soğuk kanlı bir şekilde, &#8221; Ne oluyor? Çevir öteki yüzünü, bir de ona vuracağım. Sen, kaç gündür bunu söylemiyor musun?&#8221; der. O zaman misyoner gence şu ilginç cevabı verir: &#8220;Bugün İncilin değil. Kuranın hükmüyle amel edeceğim.&#8221;.</p>
<p>Hasılı, bir rahmet ve şefkat peygamberi olan Hz. Muhammed&#8217;i ve tabii ona inanan müslümanları, şefkat sistemi ve dini İslâm&#8217;da belirlenmiş cezaları tatbik ettikleri için şefkatsizlikle suçlamak asla doğru değildir. Hak edene vahiyle belirlenmiş cezayı tatbik etmek, suçlu için adalet, mazlumlara ve topluma şefkattir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Câbir b. Abdillah radıyallahu anh şöyle anlatıyor</p>
<p>Bir seferdeydik. İçimizden birinin başı yaralandı. Yaralı ihtilam oldu. Çevresindekilere, yaralı olduğu için teyemmüm yapıp yapa­mayacağını sordu. Onlar da;</p>
<p>&#8211; Sen yıkanabilirsin, teyemmüm yapamazsın, dediler.</p>
<p>Adam yıkandı, su ve soğuğun tesiri ile öldü.</p>
<p>Hz. Peygamberin huzuruna geldiğimizde olay kendisine haber verildi. Bunun üzerine Efendimiz (hüzün-öfke karışımı bir halde);</p>
<p>-Adamı öldürdüler, Allah da onları öldürsün. Bilmedikleri­ni sorsalardı ya. Cehâlet derdinin ilacı sormaktır.&#8221; buyurdu. Konuya ait rivâyetlerde Hz. Peygamberin, bu durumda ne yapıl­ması gerektiğini anlattığı da kaydedilmektedir.</p>
<p>Resûlullah&#8217;ın böylesine bir değerlendirme yapması ve &#8221; Allah da onları öldürsün&#8221; diye ağır şekilde bilmediği Halde fetva ver­meye kalkanları tehdid ve tenkid etmesi herhalde bir yandan Pey­gamber Efendimizin üzüntüsünün derecesini ve kaynağını göste­rirken bir yandan da aynı tavır içinde bulunacaktan çok ciddi şe­kilde ikazdır. Her gün rastgele, en küçük bir bilgi altyapısı olma­dan ve hiç bir İslâmî ve İnsanî kaygı duymadan keyfe mâ yeşa&#8217;/canının istediği gibi İslâmî konularda ahkam kesenlerin ku­lakları çınlasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsmail Lütfü Çakan &#8211; Siret ve Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/">Şefkat – Sevgi ve Öfke irtibatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
