<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Özcan | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mustafa-ozcan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Oct 2017 11:05:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mustafa Özcan | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Din Bütünleştirir, Mezhep Parçalar mı?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/din-butunlestirir-mezhep-parcalar-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/din-butunlestirir-mezhep-parcalar-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2015 17:47:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Şialık]]></category>
		<category><![CDATA[Din Bütünleştirir Mezhep Parçalar mı?]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan Şia Sünni Yorumu]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5576</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinler insanları nasıl birbirlerinden ayırıyorsa tali olarak mezhepler de inanç sınırları olarak insanları birbirinden ayırır.  Dini anlama formatlarına mezhep diyoruz. Dinin ortak bir tarifi ve tanımı yoksa orada mezhep devreye giriyor.  Din nedir sorusunun cevapları bizi mezhepleşmeye götürür. Öyle ise mezhep meselesi kaçınılmazdır.  Bu şeriatlara dayalı dinlerde ameli mezhepler için geçerli olabileceği gibi fırka anlamda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/din-butunlestirir-mezhep-parcalar-mi/">Din Bütünleştirir, Mezhep Parçalar mı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dinler insanları nasıl birbirlerinden ayırıyorsa tali olarak mezhepler de inanç sınırları olarak insanları birbirinden ayırır.  Dini anlama formatlarına mezhep diyoruz. Dinin ortak bir tarifi ve tanımı yoksa orada mezhep devreye giriyor.  Din nedir sorusunun cevapları bizi mezhepleşmeye götürür. Öyle ise mezhep meselesi kaçınılmazdır.  Bu şeriatlara dayalı dinlerde ameli mezhepler için geçerli olabileceği gibi fırka anlamda akait mezhepleri için de geçerlidir. Dinde tefrika elbette mezmum ve menfur bir haldir. Bununla birlikte tefrikanın tarifinde bile ihtilaf vardır.  Bu nedenle ihtilafu tenevvü ile ihtilafu tefrika birbirinden ayrılmıştır.  İhtilafın bir kısmı çeşitliliktir ve insanoğlu çeşitliliğe yatkın yaratılmıştır. Dini çekişme aracı olarak kullanmak elbette yakışıksız bir tutum ve durumdur.  Bunun menşei heva ve hizipçilik ise sorumluluk gerektirir.  Mücerret fikri içtihatlar ise sorumluluktan azat olabilir. Mezhepleri aşmak ve ortak bir dini anlayışa varmak ütopik bir haldir. Karma, eklektik bir din olmayacağı gibi ortak, karma bir mezhep de olamaz.   Mezhep meselesi kaçınılmaz olduğu için kimileri farklılıkları tölere etmek için mezheplerin yakınlaşması meselesini ortaya atmış ve gündeme getirmişlerdir. Bununla birlikte mezheplerin yakınlaşması veya dinler arası diyalog gibi meseleler karşı tarafı yumuşatma veya manipülasyon amacı da taşıyabilmektedir. <strong>Bu da güveni zedelediğinden dolayı mesafeyi kısaltmak yerine derinleştirmektedir.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan Tahran ziyareti sırasında gazetecilerin ‘belli bir mezhep üzerinden politika üretiyor, diye eleştirenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Türkiye mezhep eksenli bir ayrışmaya veya bir tavra gidiyor’ ifadesini kabullenmemiz kesinlikle mümkün değil. Bir defa bizim için belirleyici olan güç mezhep değildir. Bizim için belirleyici olan anlayış ya da inanç İslam’ın ta kendisidir. Birileri Şia olabilir, Sünni olabilir. Ancak inanç noktamızdaki geleceğimizi ne Sünnilik belirler ne de Şia! Bizim için esas olan İslam’dır. Biz olaya bugüne kadar böyle baktık. Yani sizin mezhepsel bir anlayışınız olabilir,  ama bunu karşı bir mezhebe dayatırsanız, o zaman siz ümmeti parçalamış olursunuz. Şu anda İslam dünyası parçalanma riskiyle karşı karşıya. Atılması gereken adım, bunu durdurmaktır. Buna gayret etmemiz lazım. Ama birileri daha fazla silah satabileceğimiz bir pazar oluşturalım mantığıyla hareket ediyorsa çözmek mümkün değil. Görünen o ki böyle bir pazar gayreti içerisinde olanlar da var. Bunun olmaması için inşallah bir gayret koyalım diyoruz” cevabı vermiştir.</p>
<p>Bu cevapta doğrular kadar  yanlışlar da var.  Mezhebi hafife almak din ile mezhep arasındaki ilişkiyi veya diyalektiği bilmemenin bir sonucudur.  Mezhep dinin basamağıdır. Merhum  Zahid el Kevseri ‘<strong>mezhepsizlik dinsizliğin köprüsüdür’</strong> derken böyle bir şeyi kastetmiş olmalıdır.  Mezhebi aşarak dine ulaşmak mümkün değil. Elbette dinin yorumlarından bazıları belki de çokları yanlıştır ama bu yorum ihtiyacını, ötesinde zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.  Dinin mezhep olarak en doğru veya en doğruya yakın bir yorumu vardır. Biz buna Ehl-i Sünnet diyoruz. Dolayısıyla bu anlayış pazarlık konusu olamaz.  Din yorumlamadan yani işlenmemiş ham haliyle kitlelere ulaştırılamaz.  ‘Mezhebi aşmak, dine ulaşmak’ kulağa hoş gelse de bu mugalatadan hali değildir hatta ibarettir. Dinin tanımı mezheptir bunu inkar mugalatadır. Açılım olabilir veya geniş zaviyeli, bakışlı ve meşrepli olunabilir. Ama bu gerçeği değiştirmez.  ‘Mezhep yok, din var’ söylemi mugalatadan ibarettir.  Dinin tarifi konusunda genel bir uyuşma olursa mesele kalmaz. Lakin din nedir sorusuna cevap aradığınızda mahiyeti ve tarifine girdiğinizde farklı yorumlarla karşılaşacaksınız, tali tanımlara ulaşacaksınız.</p>
<p>Le Monde Diplomatique Alain Gresh  bölgede mezhep kavgasını İran, ABD ve Suudi Arabistan’ın tetiklediği, körüklediği kanaatindedir.  2003 yılından itibaren ABD Irak’ta taifiyye/sekterizm ile şuubiye yani ırkçılığı kışkırtmış ve resmi sistem haline getirmiştir. Bu esaslar altında girilen seçimler ülkedeki sekterizm ve ırkçılık dalgasını güçlendirmiştir.  ABD bu uygulama için Irak’ı pilot bölge olarak seçmiştir. Arap Baharından sonra bunu genellemeye çalışmıştır. Bu hususta bölgedeki en büyük ortağı ve aracı İsrail ile birlikte İran’dır.  Her ikisi de hem sekter hem de şuubidir.  ‘Mezhep ve Etnik Hatlarda Yeni Sykes-Picot’ yazımızda bunun ufuklarını yazmıştık. Yanlışta temadi etmeyelim:  Çıkar yol Sünniler arasında birliği temin etmektedir. Salahaddin ve Salahaddinlerin yolu budur.  Zira İslam’ı anlamanın en doğru ve kestirme yolu, tarihin ve zamanın imbiğinden geçmiş olan Ehl-i Sünnet anlayışıdır. Bunu tanımadığımız için yolu uzattık,  zayiatı artırdık.  Gelin bu kan kaybına bir son verelim.  Yoksa İslam deyince başkalarının tarifini mi esas alacağız? Veya mezhebi atlamak isteyenler,  dini mezhep imamlarından daha mı iyi anlıyorlar?  Kavgayı önlemek istiyorsak sabitelerimize dört elle sarılmalı ve birlik üzerinden caydırıcı olmalıyız. Aşınmak zayi olmaktır.</p>
<p><strong>Mustafa Özcan, Vahdet Gazetesi, 13.04.2015</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/din-butunlestirir-mezhep-parcalar-mi/">Din Bütünleştirir, Mezhep Parçalar mı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/din-butunlestirir-mezhep-parcalar-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2015 14:28:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler ve Lozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mustafa Özcan Ka­dir Mı­sı­roğ­lu Lo­zan ile ala­ka­lı ola­rak bir ki­tap yaz­mış ve adı­nı ‘Lo­zan za­fer mi he­zi­met mi?’ koy­muş­tu.  Ki­ta­bı son ge­liş­me­ler ışı­ğın­da gün­cel­le­me­miz ge­re­ke­cek. Esa­sın­da Sev­r’­de ölü­mü gös­ter­di­ler Lo­za­n’­da sıt­ma­ya ra­zı et­ti­ler. Olan bi­ten bu­dur.  Şim­di İran ile 5+1 mü­za­ke­re­le­ri­nin ya­pıl­dı­ğı Lo­za­n’­da ben­ze­ri bir sü­reç ya­şı­yo­ruz.   Oba­ma ken­din­ce ge­ri­de ka­lı­cı bir iz bı­rak­mak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/">Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title">
<h1><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-5553" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir.jpg" alt="Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?" width="493" height="293" /></a></h1>
</div>
<div class="middle_content">
<div class="author_article_detail">
<div class="email">Mustafa Özcan</div>
<div class="email"></div>
<div class="email">Ka­dir Mı­sı­roğ­lu Lo­zan ile ala­ka­lı ola­rak bir ki­tap yaz­mış ve adı­nı ‘Lo­zan za­fer mi he­zi­met mi?’ koy­muş­tu.  Ki­ta­bı son ge­liş­me­ler ışı­ğın­da gün­cel­le­me­miz ge­re­ke­cek. <strong>Esa­sın­da Sev­r’­de ölü­mü gös­ter­di­ler Lo­za­n’­da sıt­ma­ya ra­zı et­ti­ler</strong>. Olan bi­ten bu­dur.  Şim­di İran ile 5+1 mü­za­ke­re­le­ri­nin ya­pıl­dı­ğı Lo­za­n’­da ben­ze­ri bir sü­reç ya­şı­yo­ruz.   Oba­ma ken­din­ce ge­ri­de ka­lı­cı bir iz bı­rak­mak için İra­n’­la va­rı­lan Lo­zan mu­ta­ba­ka­tı­nı ve­ya çer­çe­ve an­laş­ma­sı­nı ‘ta­ri­hi­’ di­ye­rek pa­zar­la­ma­ya ve yut­tur­ma­ya ça­lı­şı­yor. Ona bir de Arap Ba­ha­rın­dan son­ra tat­min için bir alan aç­tı.  Eğer ha­ki­ka­ten Mol­la Hüs­ran­la­rın ül­ke­si olan İran mol­la­la­rın fet­va­la­rı doğ­rul­tu­sun­da nük­le­er si­lah üret­me­ye­cek ve üre­ti­len ener­ji­yi tıp ala­nın­da kul­la­na­cak­sa bu bit­me­yen pa­zar­lık­lar ne­yin ne­si?  Yok­sa Oba­ma da mol­la­la­rın söz­le­ri­ne, ok­ka­lı ya­lan­la­rı­na kan­mı­yor mu?  Oba­ma­’nın baş­tan be­ri der­di ba­şa­rı­sız­lı­ğı­nı ört­bas et­mek­tir. Bu ne­den­le Su­ri­ye­’de ve Arap Ba­ha­rı ül­ke­le­rin­de sin­si bir po­li­ti­ka iz­le­di. Her­kes ada­mın ka­me­ti kıy­me­ti­ni öğ­ren­di. Bu ne­den­le de gi­de­ra­yak Ni­xon ol­ma­ya he­ves­len­di. Ni­xo­n’­ın Çi­n’­e açıl­ma­sı gi­bi o da İra­n’­a açı­la­rak ta­rih­te bir yad bı­rak­mak is­te­di.  Bu iti­bar­la mol­la­lar­la kar­şı­lık­lı cam­baz­lık yap­tı.  Oba­ma va­rı­lan tas­lak an­laş­ma­nın iyi bir an­laş­ma ol­du­ğun­da ıs­rar­cı. Bu an­laş­may­la İra­n’­ın bom­ba edin­me­si ih­ti­ras­la­rı­nı gem­le­ye­ce­ği­ni ve bom­ba yap­ma­sı­nın önü­ne ge­çe­ce­ği­ni dü­şü­nü­yor.  Bu hu­sus­ta Kon­gre­’nin dı­şın­da İs­ra­il Baş­ba­ka­nı Ne­tan­ya­hu ile Su­ud Kra­lı Sal­ma­n’­ı ik­na et­me­si ge­re­ki­yor.</div>
<div id="author_article_content" class="text_content">
<p>***</p>
<p>Bu an­laş­ma­nın ken­di­le­ri­ni pa­ha­lı ve be­de­li ağır ola­cak as­ke­ri se­çe­nek­ten kur­tar­dı­ğı­nı söy­lü­yor.  Bu­nun­la bir­lik­te tas­lak an­laş­ma­nın iki ül­ke ara­sın­da­ki buz­la­rı erit­me­di­ği­ni ve gü­ven­siz­li­ği or­ta­dan kal­dır­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor. Ha­zi­ra­n’­da fi­nal an­laş­ma­ya ula­şa­cak­la­rı­nı ve bu an­laş­may­la bir­lik­te müt­te­fik­le­ri­nin ve dün­ya­nın da­ha gü­ven­li ha­le ge­le­ce­ği­ni var­say­mak­ta­dır. Bu­nun hüs­nü ku­run­tu  ne­vin­den ol­du­ğu bir ger­çek.  İran da­ha nük­le­er güç ol­ma­dan böl­ge­yi ka­sıp ka­vu­ru­yor.  Kon­van­si­yo­nel tak­tik­ler­le ve si­lah­lar­la za­ten böl­ge­nin gü­ven­li­ği­ni ih­lal edi­yor. Ki­mi li­der­le­ri­ne gö­re Bush ve Oba­ma sa­ye­sin­de  im­pa­ra­tor­lu­ğu­nu kur­du bi­le.  Bu­nun­la bir­lik­te Ba­tı­lı­lar, İs­ra­il’­e iliş­me­dik­çe İra­n’­ın ya­yı­la­bi­le­ce­ği ka­dar ya­yıl­ma hak­kı ol­du­ğu­nu tes­lim edi­yor­lar.  Bu an­lam­da İran ile Ba­tı­lı ül­ke­ler ara­sın­da va­rı­lan bu ön an­laş­ma İs­lam dün­ya­sı ve böl­ge açı­sın­dan hiç­bir de­ğer ta­şı­mı­yor. Ke­en­lem­ye­kün hük­mün­de.   Son sı­ra­lar­da an­la­şıl­dı ki ön­ce­lik­li ola­rak İran Ba­tı ve İs­ra­il’­e de­ğil İs­lam dün­ya­sı­na yö­ne­lik ola­rak bir teh­dit­tir.  Bu teh­di­din nük­le­er bo­yu­tu­na yö­ne­lik ola­rak iz­len­me­si ge­re­ken yol bel­li­dir. Böl­ge­nin ve Sün­ni kit­le­le­rin nük­le­er si­lah edin­me­le­ri şart­tır.  Böl­ge­de İran ve İs­ra­il sa­de­ce ken­di­le­ri­ni tem­sil edi­yor­lar.   Var­sa ara­la­rın­da­ki kav­ga­nın, İs­lam dün­ya­sı na­mı­na ol­ma­dı­ğı ke­sin­dir. İran­lı­la­ra kim­se bu ko­nu­da bir yet­ki ver­me­miş­tir.</p>
<p>***</p>
<p>Nük­le­er me­se­le ve sı­nır so­run­la­rı böl­ge­sel çer­çe­ve­de çö­zül­me­li­dir. Bu şu de­mek olu­yor: 5+1 ül­ke­le­ri­nin İran ile var­dık­la­rı ve va­ra­cak­la­rı an­laş­ma bi­zi hiç­bir şe­kil­de il­gi­len­dir­mi­yor ve bağ­la­mı­yor.  İs­lam dün­ya­sı ken­di gö­be­ği­ni ken­di kes­me­li­dir. Bu­nun açı­lı­mı da şu­dur: İs­lam dün­ya­sı ken­di bom­ba­sı­nı üret­me­li­dir. <strong>Ab­dul­lah Fehd Ne­fi­si­’nin ifa­de et­ti­ği gi­bi Pa­kis­ta­n’­la bir­lik­te Tür­ki­ye ve Suu­di Ara­bis­tan gi­bi ül­ke­ler nük­le­er ku­lü­be üye ol­ma­lı­dır.</strong> Kim­se he­le Oba­ma bi­zim ve­ki­li­miz hiç de­ğil­dir.   Üze­ri­mi­ze dü­şen ken­di hu­ku­ku­mu­zu ko­ru­mak ve dos­ta düş­ma­na cay­dı­rı­cı­lı­ğı­mı­zı gös­ter­mek­tir. Yok­sa Ame­ri­ka­lı­la­rın var­mak is­te­dik­le­ri so­nuç bel­li­dir. Bir za­man­lar Sad­dam Hü­se­yi­n’­i Kör­fez ül­ke­le­ri­ne kar­şı  bay­kuş ola­rak kul­lan­mış­lar­dır. Şim­di de İra­n’­ı ay­nı ga­ye için bir kez da­ha kul­la­nı­yor­lar.  İran nük­le­er si­lah edin­se bi­le on­lar için gam de­ğil, bi­ze söy­le­ye­cek­le­ri şu­dur: Bi­zim hi­ma­ye­mi­ze gi­rin ge­ri­si­ni me­rak et­me­yin. İra­n’­ın nük­le­er si­lah­la­rı bi­zi il­gi­len­dir­mi­yor da ne­den Al­man­la­rı il­gi­len­di­ri­yor? Ola­cak şey mi­dir?  Se­nar­yo bel­li­dir: İran Ku­zey Ko­re gi­bi nük­le­er bir güç olur­ken biz­ler ise Gü­ney Ko­re gi­bi Ba­tı şem­si­ye­si al­tın­da vas­sal bir var­lık ha­li­ne ge­le­ce­ğiz.  İran Ku­zey Ko­re ör­ne­ğin­den fark­lı ola­rak dün­ya pi­ya­sa­la­rı­na da açıl­mak is­te­ye­cek­tir.  Ku­zey Ko­re­’den fark­lı ola­rak böl­ge­de Ba­tı­’nın gü­ve­ni­lir jan­dar­ma­sı ola­rak siv­ril­mek is­te­ye­cek­tir. Pa­zar­lık­la­rı bu yön­de.  Bu yö­nüy­le İs­lam dün­ya­sı ken­di aya­ğı üze­rin­de dur­ma­lı­dır.  İra­n’­ın nük­le­er teh­di­di de ya­yıl­ma­cı­lık teh­di­di de böl­ge­sel ola­rak çö­zül­mek du­ru­mun­da­dır. Bu yö­nüy­le Suu­di Ara­bis­ta­n’­ın bek­len­me­dik Ye­men ope­ras­yo­nu İra­n’­ın ve ona bel bağ­la­yan güç­le­rin he­sap­la­rı­nı boz­muş­tur.  Arap­la­rın mil­li kim­lik­le­ri İs­lam ile yoğ­rul­muş­tur, ka­rıl­mış­tır. Baş­ka var­lık­la­rı yok­tur. Türk­le­rin de öy­le­dir. Ama İran­lı­la­rın de­ğil­dir. On­lar ca­hi­li­yet­le­ri üze­rin­den ci­han­gir ol­mak is­ti­yor­lar. Biz ise an­cak İs­la­m’­a sa­rı­lır­sak pa­yi­dar ola­bi­li­riz.</p>
<p>Ya­hu­di­ler ise her çığ­lı­ğı aleyh­le­rin­de var­sa­yı­yor­lar.  Pers­ler gi­bi tat­min­siz ve alarm­cı bir mil­let­tir.  Bu ne­den­le de Ne­tan­ya­hu gi­bi­ler Lo­za­n’­ı he­zi­met ola­rak gör­mek­te ve onun öte­sin­de İs­ra­il’­in ta­bu­tu­na son çi­vi ola­rak tas­vir et­mek­te­dir­ler. Oy­sa ki,  Oba­ma bu an­laş­may­la bir­lik­te İra­n’­ın nük­le­er si­la­ha ulaş­ma yo­lu­nu kes­tik­le­ri­ni ifa­de et­mek­te­dir. Ya­hu­di­le­rin hu­yu­dur; Her an­laş­ma­dan ken­di­le­ri­ne bir pay çı­kar­mak is­ter­ler. Bu­ra­da da diş ki­ra­sı is­ti­yor­lar. Bu an­laş­may­la bir­lik­te İs­ra­il’­in var­lı­ğı­nın teh­dit al­tı­na gir­di­ği­ni ön­gö­rü­yor­lar.  Bu du­rum­da Lo­zan Oba­ma­’nın za­fe­ri, Ne­tan­ya­hu­’nun he­zi­me­ti olu­yor! Pe­ki!  İran için ne an­la­ma ge­li­yor?  O da bü­yük şey­tan­la bü­yük müt­te­fik ol­ma yo­lun­da yü­rü­yor. Hep­si­nin yü­zü­ne ib­lis­ler tü­ne­miş du­rum­da.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/">Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezhep Suretindeki Hizip</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mezhep-suretindeki-hizip/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mezhep-suretindeki-hizip/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2015 14:35:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Şia Mezhep Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Şia'nın Tarihi Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep Suretindeki Hizip]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suriyeli muhaliflerden ve Buti’nin talebesi İmadüddin Reşid bey ile konuşuyorduk.  Şiiler ve Şiilik konusunda hem bilgili hem de müteyakkız bir zat olan İmadüddin bey Şia ile alakalı olarak ‘serapa siyasi bir mezhep’ tanımını kullandı. Dindarlığı siyasetten ibaret. Bundan dolayı da heyula gibi. Ele avuca sığmıyor.  Dini yönü de imamları sevmekten ve kabirlerine perestiş etmekten ibaret. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mezhep-suretindeki-hizip/">Mezhep Suretindeki Hizip</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/mezhep-suretindeki-hizip/iran-250x250/" rel="attachment wp-att-17844"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17844" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/iran-250x250.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/iran-250x250.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/iran-250x250-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></p>
<p>Suriyeli muhaliflerden ve Buti’nin talebesi İmadüddin Reşid bey ile konuşuyorduk.  Şiiler ve Şiilik konusunda hem bilgili hem de müteyakkız bir zat olan İmadüddin bey Şia ile alakalı olarak ‘serapa siyasi bir mezhep’ tanımını kullandı. Dindarlığı siyasetten ibaret. Bundan dolayı da heyula gibi. Ele avuca sığmıyor.  Dini yönü de imamları sevmekten ve kabirlerine perestiş etmekten ibaret. Kabirleri yıkan ile tapınanlar madalyonun iki yüzünü temsil ediyorlar.  Kendilerini birbirlerinin zehri ve panzehiri olarak konumlandırıyorlar.</p>
<p>Halbuki haddi vasatı değil ifrat ve tefriti halini temsil ediyorlar. Kabirlere hürmetleri bile siyasetin dışında değil. Sözgelimi,bir kanalda Suriye meselesini konuşurken Tahran’dan katılan bir uzman Halep’e olan ilgilerini anlatmak için Hazreti Hüseyin’in (R.Anhu) başının Kerbela’dan getirilirken Halep üzerinden geçtiğini ve bu sırada bazı kan damlalarının Halep’e döküldüğünü ve bundan dolayı burası ile ilgili olduklarını söyledi. Böyle olduğunu farz etsek bile Hazreti Hüseyin’in kanının mülkiyeti hangi hakla veya kuralla İranlılara geçti! Bu misyonerlerin emperyalist taktiklerinden ibarettir. Bu Şii anlayışıyla  Hıristiyanların da Efes&#8217;i sahiplenmeleri mümkündür.   Belli ki kabir ziyareti üzerinden bir dini emperyalizm yürütüyorlar. Her şeyleri siyaset.</p>
<p>Bir ara eksikliklerini fark ederek Risale-i Nur neşreden Nesil Yayınlarıyla temasa geçmişler ve Risale-i Nurlarla ilgilenmişler. Meramlarını da şöyle anlatmışlar: Gençlerimizi dindar yetiştiremiyoruz bu hususta Risale-i Nuru başarılı görüyoruz ve yararlanmak istiyoruz. Haydar Baş duymasın ama Risale-i Nur mesleğinden yararlanmak istediklerini söylüyorlar. Boşuna zahmet etmesinler Risale-i Nur’dan hiç yararlanamazlar.Risale-i Nur azami ihlas üzerine kuruludur. Kendileri de azami hile.  Risale mesleği, ‘aldansam da aldatmam’ mesleğidir.En büyük hile hilesizliktir anlayışına dayanır. Bu zıt anlayışı terk etmedikçe hakiki dindar da olamazlar. Takiyye prensibi başta ihlasa aykırıdır. Meslekleri siyaset ve kandırmacadır.</p>
<p>Halep ile ilgilerini böyle anlatıyorlar ve meşrulaştırıyorlar. öyleyse Hazreti Peygamber ve yakınları Medine’de Cennetü’l Baki’de yatıyor. Onu niye sahiplenmiyorlar. Yine takiyye gereği adım adım gidiyorlar. Halep’i hazmettikten sonra imkan elverirse sıra Medine’ye de gelecek.Takiyye olunca utanma diye bir sorunları da kalmıyor.  Şia bir mezhep değil kine dayalı bir siyasettir. Sevginin ekşimiş halidir.Mecusilik kalıntısıdır. Neden mi? Hazreti Peygamberin arkadaşlarına olan nefretleri, hariçte sönen Mecusi ateşinin gönüllerde yanmaya devam etmesidir. Bundan dolayı Hazreti Ömer’in katili Ebu Lü’lü’ye Baba Şucaaittin payesi vermişler.</p>
<p>Musa Kazım’ın torunlarından Abdulkadir Bin Muhammed Ata Sufi Ebu Muhammed el Hüseyni’nin de ifadesiyle Hazreti Ali’nin yolunun eri olmayıp onun adına üretilmiş bir hiziptirler.Hizipçilik ise asabiyete dayalıdır. Hakkaniyet mesleğiyle yakından uzaktan alakası yoktur. Hizipçi olduklarından geniş zeminle ve ümmetle buluşamıyorlar.Hizipçilikleri veya klikçilikleri gereği dikotomi ve zıddiyet ürettiklerinden ümmetin çatısı altında birleşemezler.Kimyaları  sekterizm ve klikçilik yani bölücülük üzerine teessüs etmiştir.Ümmetle bütünleşmeleri eşyanın tabiatına aykırı olurdu.Şia ve İsna Ayeriyye’nın dışında hiçbir İslami mezhep paralel değildir.  Sözgelimi Mutezile gibi diğer mezheplerin hem ameli hem de itikadi boyutları yoktur.  Mutezili birisi pekala Hanefi olabilir ya da Zeydiler genellikle fıkıhta Hanefi anlayışı temsil eder.</p>
<p>Keza hiçbir mezhebin Kafi gibi paralel Buhari’si yoktur. Bu ancak On İki İmamcı Şiilere mahsustur.Onlar fikri değil siyasi Muteziledir. Mutezile asabiyet veya hizipçilik olmadığından inkiraz bulmuş ve tarihe karışmıştır.Şia ise bir hizip  suretine büründüğünden yeniden  harekete dönüşmesi kolay olmaktadır. Humeyni bunu sağlamıştır. Şah döneminde kültürel hale gelen Şiilik Humeyni’nin elinde yeniden yoğrularak; harekete ve ideolojiye bürünmüştür. Bunlar ana gövdeden ayrılan tali kolları temsil ediyorlar.Ümmetin gövdesini kemiren güve hükmündeki bu hareketleri günümüzde Hariciliğin yeniden ete kemiğe bürünmüş hali olan IŞİD ile İran temsil etmektedir. Madalyonun iki yüzünü temsil eden bu hareketler birbirlerinden misyon devşiriyorlar.</p>
<p>IŞİD Şia’nın mezalimini; Nuri Maliki ve Beşşar’ın yaptıklarını afişe ederek kendisine siyasi sermaye yaparken tersinden de İran ekolü IŞİD’i kendilerine malzeme yapmaktadırlar. İran IŞİD’e karşı terörün panzehiri olarak durumdan vazife çıkartırken; Batılılar da kendisini kutsuyorlar.  Kısaca İran’ın temsil ettiği tarihin derinliklerinden ve kininden beslenen mezhebi doku, hizipçilikten ibarettir. Mezhep sureti giymiş Pers hizipçiliğidir.</p>
<p>Kuzey Afrika ülkelerinde bir zamanlar yaygın olan Hizb-i Fransa gibi. Hizbullah gibi partizanlar veya milis veya halk orduları aracılığıyla İran, bölgede baştan sona operasyon yapıyor.Humeyni,Seyyid Kutup’tan aparma ‘Muhammedi İslam’a karşı Amerikan İslam’ı’ söylemiyle karşımıza çıkmıştı.  Neyi kastettiğini bilmiyoruz ama basın yoluyla atışsalar da terör dedikleri şeye karşı ABD-İran’ın derin ortaklığına şahit oluyoruz. İran’ın Batı ve İsrail’e yönelik düşmanlığı sözel ve onun ötesinde taktik düzeyi geçmezken İslam dünyasına yönelik düşmanlığı sınır tanımıyor ve fiiliyatın da ispatladığı gibi stratejik. Damardan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mustafa Özcan, Vahdet Gazetesi</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mezhep-suretindeki-hizip/">Mezhep Suretindeki Hizip</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mezhep-suretindeki-hizip/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerel Oryantalistler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yerel-oryantalistler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yerel-oryantalistler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2014 20:35:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Nasr Hamid Ebu Zeyd]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin İslam'a Savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Oryantalistler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Din mücedditliği için yola çıkanlardan bir kısmı süreçte din münekkidi haline geldi.  Zira kalkıştıkları iş boylarını aşıyor.  Ruh ile gidilecek makama nefis ile varmaya çalışıyorlar. Dini yenileme adında büyük bir çarpıklıkla karşı karşıyayız. Hatta çarpıklık anıtlarıyla karşı karşıyayız.  Bugünkü ilahiyatçıların bir kısmı gerçekten de din müceddidi değil din münekkidi haline geldi.  Mustafa  A’zami  gibi bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yerel-oryantalistler/">Yerel Oryantalistler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://ilimcephesi.com/yerel-oryantalistler/mustafa-ozcan-3/" rel="attachment wp-att-17529"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17529" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/mustafa-ozcan-1.jpg" alt="" width="380" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/mustafa-ozcan-1.jpg 380w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/mustafa-ozcan-1-300x197.jpg 300w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></a></div>
<div>Din mücedditliği için yola çıkanlardan bir kısmı süreçte din münekkidi haline geldi.  Zira kalkıştıkları iş boylarını aşıyor.  Ruh ile gidilecek makama nefis ile varmaya çalışıyorlar. Dini yenileme adında büyük bir çarpıklıkla karşı karşıyayız. Hatta çarpıklık anıtlarıyla karşı karşıyayız.  Bugünkü ilahiyatçıların bir kısmı gerçekten de din müceddidi değil din münekkidi haline geldi.  Mustafa  A’zami  gibi bir takım alimler günümüzde yerel istişrak akımının geliştiğini, serpildiğini ifade etmişlerdir.  Abdurrahman Bedevi vefat etmeden evvel  harici oryantalizmin bittiğini ileri sürmüştü.  Yerine dahili oryantalizm geçmiştir.  Dahili harici sömürgecilik tabirinde olduğu gibi.  Artık Massisgnon kıdeminde ve kademinde oryantalistlerin nesli kesildi. Yerlerine yenileri yetişmiyor.</div>
<div></div>
<div>Belki bunu İslam alimleri için de söylemek mümkün. Kimileri Suudi Arabistan’da günümüzde Bin Baz çapında Selefi alimlerin yetişmediğini, kalmadığını; nesillerinin kesildiğini ifade ediyorlar.  Bununla birlikte Mustafa A’zami gibilerin ifade ettiği gibi maalesef yerel oryantalizm çığırı ilahiyat modeliyle birlikte giderek serpiliyor.  Yerel oryantalizmi genel anlamda ittiba değil ibtida mesleğine dayanıyor.  Hatta ittiba mesleğine savaş açıyorlar. Sahabeler, muhaddisler, mezhep imamları, tasavvuf aktabı hepsi saldırılarından nasiplerini alıyorlar. Onun dışında Allah ve peygamberini de, hatta Kur’an-ı Kerim’i de tartışmaya açanlar var.</div>
<div></div>
<div>Hepsi oryantalistlerin talebeleri. Merhum Ali Fuat Başgil bu tarzda açılacak ilahiyatlardan ancak din münekkidi yetişeceğini öngörmüştü. Çığır meyvesini vermeye başlamıştır. Kompleksi baskın olanlar, hırsı ihlasından ağır basanlar,  bu yolla şöhrete ve servete konmak isteyenler oryantalistleri taklit etmeye başlamışlardır.</div>
<div></div>
<div>Aralarında onları fersah fersah aşanlar var.  Bundan dolayı günümüzde dini eğitimin tadı tuzu yok. Zira Allah ve  Resülünden kopuk ve hevaya tabi bir çığır. Bu tür yeni ilahiyatçılar her alanda sapmayı temsil ediyorlar. Sözgelimi Mustafa İslamoğlu, Eş’ariliği reddiye babından nedenselliği kabul ediyor.</div>
<div></div>
<div>Gerçi İbni Teymiye de kendisine göre yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş; Eş’ari’nin nedenselliği  reddini reddederken filozoflara yaklaşmıştır.  Eşyanın, esbabın müstakil tesirini kabul etmiştir.  Tesirde önemli olan son sözün kim tarafından söylendiği ve son kertede kimin iradesinin belirleyici olduğudur.  Bununla birlikte Eş’arilik eşyaya müstakil bir rol biçmemiştir.   Bugün ise moda tersini söylemektir.  ‘Halif turef’  reyimi baskın çıkmıştır.   Muhalefet şöhret kapısını aralar misali ilahiyatçılar Yaşar Nuri Öztürk gibi dinde indirim yaparak müşteri topluyor ve şöhret kazanıyorlar.</div>
<div></div>
<div>*</div>
<div></div>
<div>Mustafa İslamoğlu, İslamın ikinci rüknü olan hadise şüphe düşürmek ve İslami ilimler hiyerarşisindeki yerini sarsmak istiyor.  Burada hem Goldziher hem de haleflerinin ve Nasr Hamid Ebu Zeyd gibilerinin izinden ve çığırından gidiyor.  Kur’an hakkında lakırdıları olan Nasr Hamid Ebu Zeyd İmam Şafii’nin edile-i şer’iyenin temel basamağı olan Kur’an-ı Kerim’in yanına hadisi ilave ettiğini ileri sürmektedir.  Kur’an ve Sünneti eşleştirdiğini söylemektedir. Tevili mümkün olan bütün hadisleri de bir çırpıda yok saymakta Buhari, Müslim gibi hadis mecmualarına gölge düşürmektedir.</div>
<div></div>
<div>‘İmamlar Kureyştendir’ hadisinin takvayı esas alan naslara ters düştüğünü söylemektedir. Halbuki,  takva tek belirleyici değildir. Bu nedenle Hazreti Peygamber (SAV) Ebu Zer’e (R.Anhu) yöneticiliği tavsiye etmemiştir. Burada şahsi üstünlüklerle birlikte sosyolojik ve genel kabule mazhar vasıfları da aranmalıdır.  Takva ile birlikte sosyolojik ve siyasi üstünlük de matluptur.Kureyşilik meselesi sosyolojik bir mesele ve asabiyetle ilgilidir.  Tarihi zeminde dalgalanmaya açıktır.</div>
<div></div>
<div>Yani Kureyş’in sosyolojik üstünlüğü veya onunla ilgili bu algı kitleler nazarında değer kaybettiğinde illet düşmüş ve Kureyş’in yerini zamanın öteki Kureyşi almış olur.  Kureyş hadisi üzerinden Buhari  gibi hadis mecmualarına yüklendiği gibi aynı zamanda  diğerlerini de ilişmektedir.  Kendi mantığına göre hadisleri kritik etmektedir.  Nasr Hamid Ebu Zeyd’in yaptığı gibi İmam-ı Şafii’yi yıkarak sünnetin hucciyetini yıkmaya çalışmaktadır. Bir taşla kuş katliamı.  Hücciyyetüs Sünne olarak ifade edilen sünnetin delil oluşunu yok etmek ve ortadan kaldırmak istemektedir.</div>
<div></div>
<div>Sünnet delilini sistemli hale getiren kişinin İmam Şafii olduğunu görmekte ve onu yıktıklarında sünneti imhaya muktedir olacaklarını tasavvur etmektedirler.  Halbuki, İmam-ı Şafii meseleyi usul-u fıkıh kalıplarında sistemleştirmiştir.   Bu nedenle de hadisi devre dışı bırakmak için İmam Şafii’yi hedef alıyorlar. Böylece paradigmayı iptal etmek istiyorlar.  Onların hadisle değil el hadisle veya sünnetle sorunları var.  Bu nedenle Mustafa İslamoğlu sünnet karşıtları gibi İmam Şafii’yi hedef almış ve bunu yanlış bir temele oturtmuş ve bina etmiştir.   Hadisi edile-i şer’iyeden biri kabul ederek İmam Şafii’nin nas ile aklın çatışmasına kapı araladığını iddia etmiştir. Bu İmam-ı Şafii’ye muhalefetinin temel dayanağı olarak görülmektedir.  Elbette bu iddiası temelsizdir. Hulefa-i raşidin döneminde uygulamada hadisler esas alınmış ve bazı muallak davalarda konu hakkında hadis bilenlerin olup olmadığı araştırılmıştır.</div>
<div></div>
<div>Bunun İmam Şafii’ye dayandırmak bühtandır. Lakin uygulamanın teorize edilmesi lazımdır.  Bunu gerçekleştirenlerden birisi de İmam Şafii’dir. İmam Şafii üzerinden sünneti yıkmak isteyenler sanki onun olmayan bir şeyi ihdas ettiğini ileri sürüyorlar.</div>
<div></div>
<div>Mustafa İslamoğlu alakasız unsurları bir araya getirerek kendisine göre sonuçlar çıkarmaktadır. Bu anlamda filozof geleneğini temsil eden Kindi’nin akıl ile nakil arasında çelişme olmayacağını ifade ettiğini ve buna mukabil Cüveyni, Gazali ve Razi üçlüsünün nas ile aklın çatışmasını teorik alamda kabul ettiklerini söyledikten sonra da onların sözlerini şöyle bağlamıştır: El itibaru bilakli mutlakan. Bu mutlak bir bühtandır. Kendi uydurmadıysa bunun kaynağını göstermek zorundadır. Gazali ve Razi aklın mertebeleri ile naklin mertebelerini 5 kategoride ele almış bazı kategorilerde aklın sadaretini teslim etmiş bazlarında da naklin sadaretini teslim etmiştir (1). Yoksa en azından kategorilerden bazılarında nassın sadaretini teslim etmese filozoflara 3 temel 20 türev meselede niye karşı çıksın? Burada aklın üstünlüğünden değil nakli anlamada aklin sadaretinden bahsedilmektedir.</div>
<div></div>
<div>Gazali filozofların züccaciye dükkanına giren filler gibi bilmedikleri bir alana; mead ve gayb alanına daldıklarını ifade etmiş ve bu alanda nassı huccet kabul etmiştir. Bu alanda bazı müteşabih hadisleri tevil etmiştir.  Bununla birlikte gaybiyat alanında filozofları hadlerini bilmeye davet etmiştir. Gayb ile şahadet alemi arasındaki mukayese nasıl bizi büyük ölçüde yanılmaya götürürse nakil olmadan gaybiyat tasavvuru da temelsizdir.  Aklın bu verilere tek başına ulaşması mümkün değildir.   Burada Mustafa İslamoğlu  nakillerde tahrif yapmaktadır. Hem Gazali hem de Razi aklın mutlak üstün olduğuna falan temas etmemiştir. Sadece akıl nakil ilişkilerini mertebelere ayırarak sadaretlerini tespit veya tayin etmiştir.  Burada ortaya konan akıl ile naklin çatışması değil belki nasların anlaşılmasında tevile ihtiyacı ortaya koymaktır.  Nassın muhtevasında değil ama zahirinde akıl ile çatışma olabilir.</div>
<div></div>
<div>Dolayısıyla teville muhtevaya veya öze nüfuz edilir veya edilmeye çalışılır. Yoksa İslamoğlu’nun dediği gibi ‘imamlar Kureyş’tendir’ hadisi  İslamiyetin temel unsurlarıyla çatışıyorsa o zaman bütün hadisler akılla veya İslam’ın temelleriyle çatışmaktadır. Bu orijinal bir yaklaşım olmayıp bilindiği gibi Attilla İlhan’ın ilahiyatçı versiyonunu çağrıştıran M. Said Hatiboğlu Beyin “İslam&#8217;da İlk Siyasi Kavmiyetçilik’ tezine bir atıf ve göndermedir.  İmamlar Kureyştendir hadisi konjonktürel bir gerçeğe temas etmektedir.  Böyle gördüğünüzde işkal veya mesele ortadan kalkmaktadır. Hazreti Ömer’in ifadesiyle ilk halife seçimi nasıl felte yani kazara olmuşsa yani planlamadan olmuşsa Kureyşilik meselesi de asabiyet meselesi ve dolayısıyla sosyolojik bir şarttır.  Takva gibi dini bir şart değildir.  Hazreti Ömer’in felte dediği kazara seçim aslında Şia’nın nas ve vasiyet iddialarını da tekzip etmektedir.</div>
<div></div>
<div>Hadisleri itibarsızlaştırmakla Mustafa İslamoğlu Goldziher’in izini sürmektedir.   Macar asıllı oryantalist Goldziher eserlerinde hadis sütunlarından olan İmam Zühri’nin Emeviler namına hadis uydurduğunu ve  Mescid-i Aksa’nın faziletiyle ilgili hadislerin bu cümleden olduğunu ileri sürmektedir.  Mustafa İslamoğlu Goldziher düşkünü olduğu da eserlerinden birisinin çevirisinin çevirisini yapmış olmasıyla sabittir. Bu ondaki kompleks veya saplantıyı göstermesi açısından manidardır.  Bunu da yine yüzüne gözüne bulaştırmış tam becerememiştir. İslam Tefsir Ekolleri adıyla Abdulhalim Neccar yayınladığı çevirisinin başarılı olmadığı erbabı tarafından ortaya konulmuştur.</div>
<div></div>
<div>Bu kitapta kıraat imamlarına iftiralar vardır. Zaten çevirinin çevirisi yapılması mahzurludur. İkincisi mal bulmuş Mağribi gibi çeviri için Goldziher’in eserini çevirmesi başka bir kusurlu noktadır.   Muhammed Zahid el Kevseri Muhammed Yusuf Musa’nın çevirdiği Goldziher’in bir başka kitabı olan El Akidetü ve ş Şeria kitabının notsuz bir biçimde çevrilmesine itiraz etmiş ve bunu yapanları paylamıştır. Prof. Dr. Ali Hasan Abdulkadir ise Mustafa İslamoğlu’nun yaptığı çeviri kitapla alakalı olarak bir reddiye kaleme almıştır.   Hasan Abdulkadir Goldziher’in ilmi objektiflikten uzak olduğunu ve güvenilmez olduğuna parmak basmıştır</div>
<div>(http://www.ahlalhdeeth.com/vb/showthread.php?t=271330 ).</div>
<div></div>
<div>Mustafa Sıbai ise Prof. Dr. Ali Hasan Abdulkadir’in çalışmasını daha da ileriye götürmüş ve Emevilerin İmam Zühri’yi kullanması iddiasını çürütmüştür.  Hadisi tedvin görevini ona Emeviler değil Emevilerden olsa da raşid halifeler zümresine mülhak bulunan  Ömer Bin Abdulaziz vermiştir.  Bu hususta Goldziher’e reddiye yazanlardan birisi de Şamlı hadis alim Nurettin Iter Bey’dir.</div>
<div></div>
<div>Merhum Mısırlı Muhammed Gazali  El Akidetü ve’ş Şeria adlı eserine ‘Difaun ani’l Akideti ve’ş Şeria Dıdde  Metaini’l Müsteşrikin’ adlı bir eser kaleme almış ve  bu eserinde Muhammed Zahid Kevseri’nin tanıklığına başvurmuştur.  Kevseri Ezher’de bazı kifayetsiz muhterislerin önüne arkasına bakmadan Goldziher’in eserlerini Arapçaya aktardıklarını; tetkik ve tahkik zahmetine, külfetine katlanmadan ona köprü olduklarını ifade etmiştir. Kevseri bu tercümeleri yapanları Goldziher’in cazibesine kapılanlar olarak ( fatinin) tasvir etmiştir (2). Sünnetin cazibesini kaçıranlar Goldziher’in cazibesine tutuluyor, kapılıyorlar.  Bunlardan birisi de İslamoğlu’dur.</div>
<div></div>
<div>Bunlar manevi değerlerini, komplekslerine kurban veriyorlar. Keşke dar dairelerinde kalsa,  zararları kitleye ulaşmasa, bulaşmasa. Lakin bu kompleksleriyle geride yıkmadıkları bir şey kalmayacak.  Ne Allah’ın ne de peygamberin otoritesi ne de onlara ittiba edenlerin otoritesi kalıyor.  Hint Altkıtasında Kur’ancılık veya Mealciliğe karşı olduğunu söylese de Türkiye ölçülerinde veya çapında kendine göre Kur’ancılık yapmaktadır. Mevlana gibi aşktan değil de şöhretten gövdesiyle birlikte başı da dönüyor. Şöhret vadilerinde başı dönüyor.   Bu zatın hiçbir kuralı yok. Bir şeyi söyler sonra tersini yapabilir.  Öncelikli olarak nakillerde özen göstermiyor ve titiz davranmıyor.</div>
<div></div>
<div>Hadis konusunda Goldziher ve yerli müsteşriklerden Nasr Hamid Ebu Zeyd gibilerin arkasından gidiyor.  Hadis hususuna gölge düşürmeye çalışıyor. İmam Şafii ile kalmıyor Ahmet Bin Hanbel, Buhari ve Müslim de tarizlerinden nasibini alıyor. Ahmet Bin Hanbel’i sansürcülükle suçluyor. Güya zalim yöneticilerle ilgili hadisleri taramış ve bunları Müsned’inden ayıklamıştır!  Ahmet Bin Hanbel güya oto sansürcülük yapmış.  Bu iddia üzerinden hadislere kuşku ve gölge düşürüyor. Maalesef Ahmet Bin Hanbel’i bu şekilde suçladığı sırada Senai Demirci de kendisini itirazsız bir biçimde dinlemektedir.   Bu tür zatlar itiraz edilmedikçe yaptıklarını doğru ve yerinde kabul ediyorlar.</div>
<div></div>
<div>Demek ki, İslamoğlu’nun meselesi akılla çeliştiğini ileri sürdüğü birkaç hadisle ilgili değil. Hadislerin toplamıyla yani sünnetle zoru var.  Mutezile’nin zıddı olan Haşeviyeciler için hadis ideolojisi ürettiklerini söylemektedir. Bu anlamda İmam Şafii’yi nereye koyuyor?  Kendi ifadesiyle akılcı olmadığına nasçı olduğuna göre Haşeviye kapsamına giriyor. Öyleyse hadis alanında yeterince kuvvetli olmayan Gazali akla ve aklın alanına methiyeler düzse de  Haşeviye olmaktan kurtulamaz. Dolayısıyla Mustafa İslamoğlu’nun çıkarımları hiçbir usule ve tekniğe dayanmamakta zabıtsız, kuralsız işlemektedir.  Desturuz bağa girmekte ve Ahmet Bin Hanbel gibi hadis müdafilerini de sansürcülükle suçlamaktadır.  Kur’an ile hadisi eşleştirdiğini ileri sürmektedir.</div>
<div></div>
<div>Yerel oryantalizm kavramının mucitlerinden Mustafa A’zami’ye göre, yerel  oryantalistlerden öğrenecek bir şeyimiz yok (3). Kaybedeceklerimiz ise oldukça fazla.  Dini değerlerimizi ve mukaddesatımız kaybedeceklerimiz başında geliyor.  Yerel oryantalistler kompleks ile, öne çıkma merakı, hubbuzzuhur ile rezil olan adamlar zümresine girmektedir.  Yerel oryantalizm çizgisini derin bir muhasebe ile gözden geçirmeliyiz.</div>
<div></div>
<div><strong>Mustafa Özcan</strong></div>
<div></div>
<div>1-Neş’etü’l Eş’ariyye ve Tatavvuruha, Celal Muhammed Abdulhamid Musa, Daru’l Kitab el Lübnani, Beyrut, s:  431. Mustafa İslamoğlu’nun Razi ve Gazali ile alakalı sözlerine bak: http://www.youtube.com/watch?v=TOKt5KqoPks</div>
<div></div>
<div>2-Muhammed Gazali, Difaun an’il Akideti veş’ Şeria, s:17, Daru’l Kütüb el Hadise, Kahire</div>
<div></div>
<div>3- http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-7892-34-oryantalistlerden-ogrenecegimiz-bir-sey-yok.html</div>
<div></div>
<div>Risale Haber</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yerel-oryantalistler/">Yerel Oryantalistler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yerel-oryantalistler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırk Katır Mı Kırk Satır Mı?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kirk-katir-mi-kirk-satir-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kirk-katir-mi-kirk-satir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2014 08:39:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[ABD ve Işid]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Tuzağı]]></category>
		<category><![CDATA[Kırk Katır Mı Kırk Satır Mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şark mesellerinde ‘kırk katır mı kırk satır mı?’ diye bir ifade vardır. Ölümlerden ölüm beğenmek anlamındadır. Tam biz de ölümlerin dört yolunda ve dört kavşağındayız. Alttan, üstten ve her yerden bela ve felaketler yağıyor. Rehinelerimizi IŞİD’den kurtardığımıza sevinirken irademizi ABD’ye kaptırıyoruz veya rehin veriyoruz. IŞİD ne diye konsolosluk çalışanlarımızı rehin aldı? Salaklığından olmalı. Ne diye [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kirk-katir-mi-kirk-satir-mi/">Kırk Katır Mı Kırk Satır Mı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><a href="http://ilimcephesi.com/kirk-katir-mi-kirk-satir-mi/isid-ve-abd-2/" rel="attachment wp-att-16942"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16942" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/isid-ve-abd-1.jpg" alt="" width="391" height="220" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/isid-ve-abd-1.jpg 720w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/isid-ve-abd-1-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/isid-ve-abd-1-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 391px) 100vw, 391px" /></a></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ş</span><span class="s1">ark mesellerinde ‘kırk katır mı kırk satır mı?’ diye bir ifade vardır. Ölümlerden ölüm beğenmek anlamındadır. </span><span class="s2"><strong>Tam biz de ölümlerin dört yolunda ve dört kavşağındayız. Alttan, üstten ve her yerden bela ve felaketler yağıyor</strong></span><span class="s1">. <strong><em>Rehinelerimizi IŞİD’den kurtardığımıza sevinirken irademizi ABD’ye kaptırıyoruz veya rehin veriyoruz</em></strong>. IŞİD ne diye konsolosluk çalışanlarımızı rehin aldı? Salaklığından olmalı. Ne diye koalisyonun çatılması arifesinde bıraktı? Zamanlama da ilginç doğrusu! Kimin eseriyse? İki halde de irademizi ipotek altına aldılar. IŞİD rehinesi olmaktan kurtulurken Amerikan rehinesi durumuna düşüyoruz. En azından bu sürece doğru yuvarlanıyoruz. Ortada akıl almaz bir durum var.<strong><em>Şeytan oltası olan IŞİD bizi sonuç itibarıyla şeytanın kucağına itti.</em></strong> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hadislerde ‘habailü şeytan’ diye bir tabir vardır. Şeytanın hileleri, tuzakları ve araçları. IŞİD bölge için bir şeytan tuzağı olmuştur. Baş şeytan ABD, tali şeytanları da ayartarak, yanına alarak bölgeye yeniden salınmıştır. Tali şeytanlar kümesinden bölge şeytanlarını da iki eksen veya mihver temsil ediyor. Haydar İbadi, Beşşar Esat ve Ali Hamaney ve tekmili birden yaverleri. Diğer tarafta ise ılımlı Arap bloğu olarak tabir edilen BAE, Suudi Arabistan ve Mısır var. <strong><em>Robert Fısk’ın yerinde tespitiyle fiiliyatta iki blokta Amerikan şemsiyesi altında buluştu, ortak haline geldi</em></strong>. Büyük şeytan rollerine ayar vermiştir. İradelerini başkalarına ipotek edenlerin hali ve meali budur. Şimdi bizi de şeytanların yedeğindeki koalisyona ortak etmek istiyorlar. Kademe görevleri yapmadığımız için de fazla bir seçeneğimiz kalmadı. Şartların kötüler koalisyonu lehine olgunlaşmasına seyirci kaldık. Aktifimiz hiç olmadı. Bu nedenle de fazla bir seçeneğimiz kalmadı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">•</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">ABD, Esat’ın zaman kazanması için çalışmıştır. Biz ise zaman kaybettik ve ABD’nin planlarını görmezlikten geldik. İrade ortaya koymak yerine beyhude onu ikna etmeye çabaladık. Şimdi koalisyona katılma karşılığında pansuman tedavilerden medet umuyoruz. ABD sözünde duracak olursa ve bize ek kazık atmayacak olursa! Rogers Planı malum. Edilgen ve zayıf taraf olarak biz sözlerine inanarak Yunanistan’ın NATO’nun güney kanadına dönmesine izin verdik ama onlar sözlerinde durmadılar. Geride sadece bize teselli veya hatıra armağanı babından hararetli bir aferin kaldı. <strong><em>Türkiye kademe görevlerini yapmadığından dolayı kademe kademe Amerikan tuzağına düştü.</em></strong> Türkiye kimseye kulak asmadan ödevlerini yapacaktı. Lakin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımayan bir yapı dostunu ve düşmanını nasıl ayırt edecekti ki? Ve ona göre davranabilecekti? Sorun burada. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Demirel gibi yumuşak davranarak, zamanı savarak, atlatarak ve zamanın her şeyin ilacı olduğunu varsayarak zamanın tuzağına düşmekten kurtulamazsınız. Hür Suriye Ordusu ABD’ye güvenerek kendisini imha etmiştir! Yapısını gevşettikçe gevşetmiştir. Sonunda da kendi planlarına uygun olarak yüzüstü bırakmıştır. Onlara fantastik muhalefet diyen Obama değil midir? Şimdi ise onlardan Esat’ı bekleyen ve kollayan bir Sahve rejimi (korucular sistemi) türetmeye çalışıyor! Her şeye katlanan buna da katlanır! Hür Suriye Ordusuna elek, baraj uygulayanlar ve silah vermeyenler IŞİD’e gelen silahları engelleyebildiler mi? Bu nasıl oldu? </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Keza Suriye muhalefetine Boşnaklar gibi silah ambargosu uygulayanlar Rusya ve İran gibi ülkelerin sürekli olarak Suriye rejiminin silah stoklarını yenilediğini, yeni sevkıyat yaptığını görmediler mi? Muhalefeti Cenevre görüşmelerine katılmaya zorlayanlar Esat’ın karakterini, uzlaşmaz yapısını bilmiyorlar mıydı? Bütün bunlar bile bile yapılan hilelerdi. Suriye devrimi bir köşeye çekilmek isteniyordu. Söndürülmek. <strong><em>Türkiye’de sıfır elde var sıfırla bölgede uyanmış yeni düşmanlıklarla karşı karşıya kalacaktı. Ya da süngüsünü indirip PKK ile bile ortak olacaktı. Bedelsiz zafer, boyun bükmeyen de ihmal, kolaycılık yoktur.</em></strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><span class="s1">•</span></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">ABD’nin yapısı ve karakteri belli. Lakin Türkiye’de bazı Nurcular maalesef ki Bediüzzaman’ın değerlendirmelerinden yola çıkarak Batı’yı (kimi zaman AB, kimi zaman ABD, kimi zaman ikisi de) sırdaş ve külfetsiz dost kabul ediyorlar. Bu da fikri bünyede kırılmalara neden oluyor. Belki Soğuk Savaş döneminde bir mazeretleri vardı. Ama şimdi hiç yok. Erdoğan’ın yerden yere vurduğu BM yapısı Obama tarafından övülmüştür. Obama kalleşçe bir ifadeyle BM’nin yapısını şöyle savunmuştur: Büyükler arasında savaş çıkmasını engelliyor. Demek ki onların derdi vurun abalıya ve küçükleri sürekli ezmek, ellerindeki lokmayı almak. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Rusya güneye Ukrayna’ya sarkarken; Batı camiası Putin saldırısını lafla geçiştiriyor. Buna mukabil, Obama da IŞİD bahanesi üzerinden Ortadoğu’ya daldı. Bölge ülkeleri ve Müslümanlar da karada ABD’nin bilvekale savaşçıları haline geldiler. 1991 yılından da beter bir durum. <strong><em>Coni sağ salim kalırken ölen de, öldürün de Müslümanlar arasından çıkacak. BM Genel Kurul toplantılarında Lavrov ile Kerry’nin IŞİD’i görüşmesinin başka bir anlamı var mı? Al gülüm ver gülüm. Bizim payımıza düşen ise kırk katır mı, kırk satır mı?</em></strong> Suriye olayları patlak vermesinden sonra Türkiye’nin bağımsız bir vizyonu ve onun ötesinde iradesi olsaydı bugün önümüzde bambaşka bir tablo belirecekti. Heyhat! </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bugün ümmet gibi Türkiye de içte ve dışta kuşatılmış durumda. Kime yanmalıyız? Kabahatin büyüğü bizde. Zamana oynayarak; IŞİD rehinesi olmaktan Amerikan rehinesi olmaya doğru yuvarlandık. Kendi düşen ağlamaz. Başkasının parasıyla, gücüyle gerdeğe girilmez. Vizyonu ve misyonu olanlar aldanmaz. Sisi’yi üreten sistemi hırpalamadıktan sonra Sisi ile uğraşsanız ne olur? Ağzınızı yormaktan başka!</span></p>
<p class="p3">Mustafa Özcan, Yeni Akit, 28.9.2014</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kirk-katir-mi-kirk-satir-mi/">Kırk Katır Mı Kırk Satır Mı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kirk-katir-mi-kirk-satir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IŞİD &#8211; Esat İşbirliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2014 10:10:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Işid]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Esatın destekçisi mi]]></category>
		<category><![CDATA[Işid ve Esat]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD - Esat İşbirliği]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Akit]]></category>
		<category><![CDATA[Zalim Esat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1639</guid>

					<description><![CDATA[<p>2011 Mart’ında Suriye’de halk hareketi başladığında içeride ve dışarıda birileri rejim namına derhal karalama hareketine giriştiler. Bunların başında da Hüsnü Mahli geliyordu. Geçtiğimiz günlerde yine ulusalcı kanallardan birisinde kendisine ve derin analizlerine rastladım! Haklı çıktığından bahsediyordu. Belli ki utanma diye bir sorunu yok. Baba-oğul Esat veya şeytangiller yüz binlerce Suriyeliyi doğramış adamın hâlâ kılı kıpırdamıyor! [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/">IŞİD – Esat İşbirliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="color: #000000;"><a href="http://ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/isid-ve-esad-250x250/" rel="attachment wp-att-16663"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16663" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-ve-esad-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-ve-esad-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-ve-esad-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a>2<span class="s1">011 Mart’ında Suriye’de halk hareketi başladığında içeride ve dışarıda birileri rejim namına derhal karalama hareketine giriştiler. Bunların başında da Hüsnü Mahli geliyordu. Geçtiğimiz günlerde yine ulusalcı kanallardan birisinde kendisine ve derin analizlerine rastladım! Haklı çıktığından bahsediyordu. Belli ki utanma diye bir sorunu yok. Baba-oğul Esat veya şeytangiller yüz binlerce Suriyeliyi doğramış adamın hâlâ kılı kıpırdamıyor! Yoksa ‘Esat giderse vahşi İslamcılar gelir’ diye IŞİD’i bostan korkuluğu olarak gösterip ram mı etmek istiyor? Besbelli ki tezleri ilk günden itibaren çürümüştür. Onun tezi ne pahasına olursa olsun rejimin haytalığıdır. </span></p>
<p class="p1" style="color: #000000;"><span class="s1">İlk günden itibaren Suriye’de olan bitenin Suriye rejiminin değil Suudi Arabistan, Bender Bin Sultan ile Lübnan’da Cemal Cerrah gibilerin eseri olduğunu ileri sürüyordu. Bunlar suni rüzgarlar estirmiş Suriye rejimi de can havliyle bunları bastırmaya gayret ediyordu! Hüsnü Mahli gibiler de karınca kararınca bu söndürme hamlesine iştirak ediyorlardı! Rejimin arkasını sağlama almaya gayret ediyorlardı. </span></p>
<p class="p1" style="color: #000000;"><span class="s1">Kimsenin şüphesi olmasın Hüsnü Mahli gibilerinin de bu katliamda tuzu biberi var. İleride savaş suçları mahkemesi kurulursa bunların da orada tezvirat ve psikolojik savaştan dolayı hesap vermeleri gerekecek. Bu adamlar rejimin halkının üzerine attığı silahların bile hesabını Türkiye’ye yıkmaya çabalamışlardı. 10 Ağustos seçim günü Beyoğlu’nda dolaşırken ezberci sosyalistler Erdoğan’ın Ortadoğu’da dökülen kanlardan dolayı hesap vermesini istiyorlardı. Bu yüzsüz adamlar hesap sorulmazsa hesap sorarlar. Bu adamlar faraza bu propagandalarını Şam’da Esat rejimine karşı yapsalardı ağızlarında pimi çekilmiş bomba bulurlardı. Adama bombayı canlı canlı yuttururlardı.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>•</strong></span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Esat rejiminin çakallarından ve kendini uyanık sanan aptallarından Velid Rıdvan ile Ali Şahin beraberliğinde Sudan’da tanışmıştık. Adam Suriye ile ilgilenen kişi ve grupları tarassut ediyordu. Suriye’deki halk ihtilalinin patlak vermesinden dolayı birkaç sefer beni aradı. Bunlardan birisinde Müslüman Kardeşlerin isyan patlattığını söyledi. Bir yıl kadar önce ikincisinde de Esat karşıtı muhalefetin kalmadığını kuzeyi tamamen IŞİD’in ve benzerlerinin kontrolüne geçtiğini söyledi. Yine kibarlığımdan kendisine ilk söylediğini hatırlatmamıştım. Fakat adamın yüzsüzlüğü ve hayasızlığı sabrımı taşırdı. Zaten bu adamların tek sermayesi karşı tarafın iyiliği. Bu iyiliği istismar ederek bugüne kadar hayatlarını sürdürdüler. Adam demek istiyordu ki, artık aklı başında muhalefet kalmadı; iyisi mi gelin Esat’la barışın köprüleri yeniden kurun. Çağrısının anlamı şu: Suriye rejiminin bekasına ve yararlılığına iman edelim. Taksiratımızdan dolayı da Deccal’e tövbe edelim. Kerim Balcı ve Kadri Gürsel gibilerin savunduğu gibi. Azınlık, zorba ve katliamcı rejime biat tazeleyelim, Rejimin böyle suret-i haktan görünen Sünni cenahtan gelme pazarlamacıları da çok. Rejimin hesabı basitti. Aynen Cezayir’de GIA üzerinden yapıldığı gibi akıllı ve mutedil İslamcıları tasfiye ederek, IŞİD gibilerle baş başa kalmak. Sonrasında da kaybettiği meşruiyeti tazelemek ve Batı’nın desteğini yeniden almak. Rejim bundan dolayı zaman kazanmak istemiş ve Batı da bu zamanı kendisine bol bol bahşetmiştir. </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Muhalefeti bağlamışlar ve IŞİD’in önünü açmışlardı. Zira düşman ortaktır. İslam dünyasının çoğunluğu ve gerçek siyasi aktörü Sünniliktir! Hem Suriye rejiminin hem de ABD’nin baştan beri hesabı buydu. İsrail’in de İran’ın da öyle. Peki Türkiye’de laikler herkesin öldürüldüğünü görürler de Şii ve Nuseyri azınlığın Sünnileri öldürdüğünü niye tek satırla yazmazlar? Yoksa onların da ortak düşmanı Sünnilik midir? Benim üç yıllık yazılarımın izini takip ederek gerçeği bulacaksınız. Hüsnü Mahli’nin kuruntu ve karın ağrılarına bakmak isteyenlere sözüm yok. Körlere kılavuzluk yapamam.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong><span class="s1"><strong>•</strong></span></strong></span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">IŞİD denilen hergele takımının üç işlevsel rolü var. Bütün radikal örgütler mitos bölünmeyi ve iç kargaşayı artırır. İşte IŞİD de kaos ortamı oluşturmuştur. Rejim bunun üzerinden giderek Batı ile köprüleri yeniden kurmaya çalışıyor. <strong><em>Algı operasyonunun gerisinde bu kaygı veya hesap var. IŞİD gibi örgütlerin birinci işlevsel rolü, İslami kesimler arasında tefrika ortamını artırmaksa ikincisi de rejimlerin kaybolan meşruiyetini konsolide etmektir. Üçüncüsü ise yabancı güçleri ve dış müdahalelere çekim alanı oluşturmaktır.</em></strong> PKK niçin başta korunmuş ve kollanmışsa IŞİD de öyle korunmuş ve kollanmıştır. Satanistler gibi gazeteci James Foley’in kelle kesme merasimi Batı’da nefret dalgası oluşturmuştur. Zaten merasim intikamdan ziyade buna hizmet etmiştir. Aynı Batı, İsrail’in bombalarla aynı anda yüzlerce kelle koparmasını yok farz etmektedir. Esat’ın bugüne kadar 190 bin kişiyi öldürmesini serinkanlılıkla seyretmiştir. </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">İçeriden sızdırılan, işkence ile öldürülmüş ve kanları donduran (11 bin civarında) fotoğraflara zırnık kıymet vermemiştir. Fakat birden Foley’in kanlı kurban merasimi üzerinden Batı’daki bütün algı değişmiştir. Bu algı operasyonu değil midir? <strong><em>Gerçekleri değil görmek istediklerini görüyorlar. Hepsi IŞİD’in ve şeytanın ortakları. Meselenin daha iyi anlaşılması için size Hürriyet’te yayınlanan ‘Londra aksanlı IŞİD celladı’ başlıklı haberden bir kesit aktarayım da Hanya ile Konya’yı görün</em></strong> <strong><em>“Foley, daha sonra 22 Kasım 2012’de Suriye’de kaçırıldı. Türkiye sınırına yakın İdlib’de Taftanaz köyü yakınlarında kaçırılan Foley için Şebbihalar tarafından kaçırılıp rejime teslim edildiği iddiaları gündeme gelmişti. Rejimin elinde olduğu düşünülürken, IŞİD’in elinde olduğunun ortaya çıktığı Foley’nin, IŞİD’le Esad güçleri arasında takas edildiği tahmin ediliyor…”</em></strong> </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Mesele daha iyi anlaşılıyor sanıyorum. Esat uygun zamanda infaz etmeleri için gazeteciyi IŞİD’e teslim ediyor. Böylece onların nefret dalgası oluşturacaklarını tahmin ediyor. Bamyan’daki Buda heykellerinin yıkılması meselesi gibi. IŞİD de Amerikalılar saldırıya geçtiğinde bu rehineyi satanist merasimlerine benzeyen bir merasimle kellesini uçuruyor. Sahte değilse bu görüntü üzerinden IŞİD bütün Batı’da menfur olurken, Esat rejimi laik kalenin kahramanı haline geliyor! 190 bin kişiyi öldürmüş gam değil! Nasıl olsa onlar Batılı değil. Ferguson Batı’nın neresine düşerse Esat’ın öldürdükleri de tam oraya düşer. Hama, Humus ve Halep de aynı şekilde Batı’nın periferisinde kalmaktadır. Laik veya azınlık tarafından Sünni öldürmek Batı’nın hesabına gelir. </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Bir düşman azaltılmış olur. Şarktaki azınlıklar zaten Batı’nın doğal müttefikidirler. Neden Irak’ta iktidar, işgalden sonra İran’ın ortağı Şiilere altın tepsi içinde sunuldu ve neden baba Esat’a hanedanlık kurma izni verildi? Sır bu yapıların kimyasında. Bugün bizde ulusalcılar nasıl da hükümet karşısında Batı’nın neferi oldu ve söylemine teslim olmuş vaziyetteler. Batı adına hükümeti dövüyorlar. Dünya Suriye’de halka karşı bütün oldu. Ulusalcılar da. Bir de bunlar Suriye’de Esat karşısında komplo arıyorlardı. İzah sadedinde IŞİD’in ipine sarılıyorlar. Şeytanları bol olsun!</span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">Mustafa </span><span style="font-weight: bold;">Özcan &#8211; Yeni Akit &#8211; 26.8.2014</span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/">IŞİD – Esat İşbirliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
