<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Okumak | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kitap-okumak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 May 2020 10:56:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kitap Okumak | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dursun Gürlek &#8211; Çınaraltı&#8217;nda Kitap Sohbetleri &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dursun-gurlek-cinaraltinda-kitap-sohbetleri-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dursun-gurlek-cinaraltinda-kitap-sohbetleri-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2020 10:56:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Gürlek]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmai]]></category>
		<category><![CDATA[Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Reşad'ın Duası]]></category>
		<category><![CDATA[Uslüb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer konuşma yöntemini bilirseniz en öfkeli; en hırçın adama bile istediğiniz sözü söyleyebilirsiniz. Zengin, ihtiyar ve son derece titiz bir paşa varmış. Bir gün heyecanlı bir kitap okurken yorulmuş, gözlerini biraz dinlendirmek için elindeki eseri masanın üstüne bırakmış. Bu arada gözlüğünü de alnının üstüne kaldırmış. Tekrar okumaya başlayacağı sırada bakmış ki gözlük masanın üzerinde yok. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dursun-gurlek-cinaraltinda-kitap-sohbetleri-alintilar/">Dursun Gürlek – Çınaraltı’nda Kitap Sohbetleri ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="icerik">
<div class=""></div>
</div>
<div class="ust">
<div class="govde"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24308 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/0000000118674-1-193x300.jpg" alt="" width="246" height="382" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/0000000118674-1-193x300.jpg 193w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/0000000118674-1.jpg 257w" sizes="(max-width: 246px) 100vw, 246px" /></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Eğer konuşma yöntemini bilirseniz en öfkeli; en hırçın adama bile istediğiniz sözü söyleyebilirsiniz.</p>
<p>Zengin, ihtiyar ve son derece titiz bir paşa varmış. Bir gün heyecanlı bir kitap okurken yorulmuş, gözlerini biraz dinlendirmek için elindeki eseri masanın üstüne bırakmış. Bu arada gözlüğünü de alnının üstüne kaldırmış. Tekrar okumaya başlayacağı sırada bakmış ki gözlük masanın üzerinde yok. Cebine bakmış, sağa sola göz gezdirmiş, her tarafı aramış, yok oğlu yok! Derken cariyelerini çağırmış; “Gözlüğümü kaybettim, şunu bulun bakayım!” demiş.</p>
<p>Cariyeler bakmışlar ki gözlük paşa hazretlerinin alnında duruyor Duruyor ama hiç biri “İşte gözlük aklinızda” demeye cesaret edememiş. Çünkü paşa huysuzun, titizin biriymiş. Hatasının yüzüne vurulmasından hoşlanmayacak, gazaba gelecek, bunu söyleyen cariyeyi belki de güzel bir haşlayacak.</p>
<p>Kısacası cariyeler paşanın huyunu çok iyi bildikleri için bir türlü gözlüğünün alnında olduğunu söyleyememişler. Canı sıkılan paşa mırıldanmaya başlamış; “Yahu, bunu şeytan götürmedi ya. Beş dakika önce gözümdeydi!”</p>
<p>Öfkeden küplere binen paşa “Bana Gülnaz’ı çağırın.” diye seslenmiş. Gülnaz adındaki cariye içeri girer girmez, paşanın gözlüğünün alnında durduğunu görmüş. Akıllı cariye, paşaya demiş ki:</p>
<p>&#8211; Paşa hazretleri! kaybolan o gözlüğünüzü ben şimdi bulur getiririm. Lâkin o zamana kadar vaktinizin boş geçmemesi için lütfen aklinızdaki şu gözlükle idare edin!</p></div>
</div>
<div></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>Meşhur Hattat Mustafa İzzet Efendi de mübalağa sanatına hayli önem verenlerden biriydi. Hazret bir gün bir mecliste konuşurken şöyle der:</p>
<p>&#8211; Dün gece oturdum, sabaha kadar Kur’an-ı Kerim yazdım!Bunu duyan muhatabı da aynı yönteme başvurur, abartılı bir karşılık verir:</p>
<p>&#8211; Geçen Ramazan ayındaydı, Boğaz’da oturan bir arkadaşıma iftara gidiyordum. Yolda öyle bir fırtına çıktı ki, dalgalar kayığı alıp sahildeki minarelerin şerefelerine kadar çıkardı. Biz böyle bocalayıp duruken iftar topu atıldı. Ben de sigaramı minarenin kandillerinden yakarak orucumu bozdum.Kendini tutamayan İzzet Efendi bağırır:</p>
<p>&#8211; Yalan!&#8230;</p>
<p>Arkadaşı susturucu cevabı hemen verir:</p>
<p>&#8211; Yalansa dün akşam yazdığın Kur’an-ı Kerim çarpsın!</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Söz, sahibine göre değer taşır veya pespâyeleşir. Meselâ karşımıza çıkan herhangi bir kimseye “deli” dersek, bu söz hiçbir anlam ifade etmez. Ama aynı kelimeyi akıl doktoru kullanırsa o adamın yandığı gündür.</p>
<p>Şurası bir gerçektir ki, her söylenen sözü kaale alırsanız, olur olmaz laflara karşılık vermek için zorlanırsanız kendi kendinizi telef etmiş, boşu boşuna yıpranmış olursunuz. Bu durum fiili hareketler için de -çoğu zaman- söz konusu olur.</p>
<p>Baba erenler yolun kenarındaki ağacın altında oturuyormuş. Oradan geçen bir adam kendisine bir tekme atıp yoluna devam etmiş. Manzarayı gören bir genç sormuş:</p>
<p>&#8211; Baba, sana tekme atan heriften daha kuvvetlisin. Niçin kalkıp onu ayağının altına almadın?Adamcağız:</p>
<p>Evlâdım, sana bir katır tekme atmış olsaydı ne yapardın, diye sormuş.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Üstad bir gün Taha Toros’la beraber, tanıdıklarından birinin cenaze namazını kılmak üzere öğle namazında Beyazıt Camiine gider, arkadaşına son görevini yerine getirir.</p>
<p>O gün ikindi namazında da Fatih Camiinde bulunmaları ve orada da diğer bir cenazeye katılmaları gerektiğinden yine Taha Toros’la birlikte hareket ederler. Yolda giderken, kendini yerden yere atan çocuğunu döven bir kadına rast gelirler. İbnülemin Bey çocuğu niçin dövdüğünü sorunca kadın öfkeyle anlatmaya başlar. Efendim, bu çocuk fena halde canımı sıktı. Az önce illâ çikolata alacaksın diye tutturdu. Aldım, yemedi. Şimdi de simit diye ağhyor. Gördüğünüz gibi yerden kalkmıyor.</p>
<p>Üstad “Peki hanım. Çocuğun adı nedir?” diye sorunca kadın “Vural” cevabını verir.</p>
<p>İbnülemin Mahmud Kemal Bey ünlü esprilerinden birini daha patlatır:</p>
<p>&#8211; Be kadın! Madem ki veledin adını Vural koymuşsun. Öyleyse dediğini yapmak zorundasın.</p>
<p>Hem vuracaksın, hem alacaksın. Vur-al!..</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div></div>
<div>Bir gün Merkez Efendi Mezarlığını geziyor, enteresan mezar taşlarıyla karşılaşıyordum. Osmanlı kabristanlarının bir özelliği de, mevtaların mezar taşlarında ölüm sebeplerinin genellikle belirlenmiş olmasıdır. Yerin altından, üstündekilere mesaj veren mezar taşlarının kiminde “Vebadan, hebâ oldu”. “Koleradan irtihal-i dâr-i beka eyledi”, yazıyor; kiminde de “Doğum hengâmmda bir yavrusunu da geride bırakarak şehîden vefat etti” diyordu.Mezarların arasında hüzünle dolaşırken bir anda bu hüznü tebessüme çeviren garip bir mezar taşıyla karşılaştım. Kadın tahakkümünü, âhiret diyarından bile gösteren bu mezar taşında şöyle yazıyordu:</p>
<p>“El-Bâkî. Merhum ve mağfur, ilâ rahmeti Rabbi el &#8211; Gafur. Karı dırdırından vefat eden Es- Seyid Halil Ağanın ruhuna Fâtiha. Sene 1260. “Belli ki karısının düşük çenesi, Halil Ağayı sonunda buraya düşürmüş. Rabbimiz Teâlâ Hazretleri, hemân cümlemizi kadın şerrinden muhafaza buyursun. Tâife-i nisânın diline düşürüp akıbet mezarımızda dahî âleme gülünç düşürmesin! Âmin bi hürmeti Tâhâ ve Yâsin!</p></div>
<div></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Biliyor musunuz, artık kütüphanelerde bile kitap okunmuyor. Her biri ecdat yadigârı olan bu ilim hâzinelerinin kapılarını şimdilerde ödev yapmak isteyen öğrenciler aşındırıyor. Tabii ki onların ansiklopedi karıştırmalarının, fotokopi çekmelerinin de kitap okumakla en ufak bir ilgisi bulunmuyor. Üç beş meraklı insan da gidip gelmese kütüphaneler tamamen ziyaretçisi olmayan mabetler haline gelecekler, metruk müesseselere dönüşecekler.</p>
<p>Dışarıdaki durum da kütüphanelerden farklı değil. Vaziyet o kadar hazin bir manzara arzediyor ki, gemide, otobüste, şurada, burada kitap okuyanlara, nesli tükenmekte olan kelaynaklar gözüyle bakabilirsiniz. Heyhat, bunların bile bazıları sizi yanıltabiliyor. Bir gün otobüste, yanımda oturan gencin elindeki kitaba merak saikasıyla şöyle bir göz attım. Kapağında “Sürücü Kursu” yazıyordu. Tesadüf bu ya, aynı gün gemide birkaç gencin elindeki kitap da aynı ünvanı taşıyordu.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70466098">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Rahmetli Süheyl Hoca (Prof. Süheyl Ünver) şöyle derdi: “O kadar çok kitap var ki, bunların hepsini okumak için insanın en az bin yıl yaşaması gerekir. Halbuki ömrümüz, akşam namazının vakti gibi çabuk geçiyor. Sağımı solumu toplayayım derken, bir de bakıyorsunuz, eş dost mezarlıkta toplanmışız. Durum böyle olunca kitap seçiminde titiz davranma zarûreti ortaya çıkıyor. Dolayısıyla kültür, hangi konunun, hangi kitapta olduğunu bilmektir. Bu da ancak kitap karıştırmakla mümkün olur.”</p>
<p>Efendim, kitap karıştırmak elbette ki son derece faydalı ve zevkli bir iştin Fakat bugün öyle kitaplar yayımlanıyor, öyle eserler piyasaya sürülüyor ki, bu “sürü”ler sizin kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Böyle kâğıt tomarlarına “kitap” veya “eser” değil, “yapıt” demek gerekir. Çünkü kitap yayımlamak, ortaya eser koymak son derece ciddi bir iştir. Oysa çapıt gibi yapıt üretmek kolaydır. Zaten şimdi moda oldu; erken kalkan kitapçı “yapıt” çıkarıyor. Bir takım haşarı yayımcılar, “başarı” dizisi adı altında piyasaya sürdükleri üçüncü sınıf yapıtlarla kâğıt israfına, kafa iğfaline sebep oluyorlar.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70460608">
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Kitap meraklıları eserlerin muhtevası kadar ciltlerine de önem verirler. Bir mülâkatımız esnasında sahhaf Ferda Bey anlatmıştı:</p>
<p>Bir zamanlar cins cins, çeşit çeşit müşterilerim vardı. Bir gün bunlardan biri dükkâna geldi ve dedi ki: Ferda beyciğim, şu üst raftaki yeşil ciltli Lügat-ı Naci’yi indirir misin? Kısa bir süre önce aynı kitabı kendisine sattığımı hatırlatınca da şu cevabı verdi: Evet, ama o kırmızı ciltliydi.”</p>
<p>İşte böyle kitap hastaları da var! Ciltlerin rengi kadar sağlamlığı da önemlidir. Günümüzde yapılan ciltler renk cümbüşünü andırsa bile ne yazık ki yeteri kadar sağlam ve dayanıklı değiller.</p>
<p>Eski “mütecellit” mücellitler bugün artık yok.Kütüphanemdeki kitaplar iki sıra halinde dizili olduğu için arkadaki kitapları alırken güçlük çekiyorum. Bazen de kitap kazalarıyla karşılaşıyorum. Geçen gün bunun bir örneğini yaşadım. Arkadaki bir kitabı almak için elimi uzatınca ön sırada bulunan müheykel ve müşekkel iki kitap pat diye yere düştü. Birinin alt tarafı iyice yamuldu. Diğeri kazadan yara almadan kurtuldu. Çünkü o bir Osmanlı cildiydi ve taş gibiydi.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70459939">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İmam-ı A’zam hazretlerinin şu sözü ne güzeldir: “İsrafta hayır olmadığı gibi, hayırda da israf yoktur” Eğer sözleri doğru, faydalı ve yerindeyse bir insan ne kadar konuşursa konuşsun, gevezelik etmiş olmaz. Tam aksine gereksiz ve boş konuşmaların bir kelimesi bile israf-ı kelâma gireceğinden hiçbir değeri yoktun Yukarıdaki güzel sözü bütün davranışlarımıza, işlerimize, hal ve hareketlerimize kolayca uygulayabiliriz.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70459877">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Özetleyecek olursak deriz ki, dinleyerek ve okuyarak hayatımıza çekidüzen verdiğimiz takdirde, tek cümle yazmasak bile okuryazar sayılabiliriz.</p>
<p>Günümüzde olduğu gibi, az okuyup çok yazma sevdasına düşersek, yazdıklarımız okunmadığı gibi, kâğıt israfına da vesile oluruz.Bugün “telifat” namındaki telefatın bu kadar kalabalık olmasının sebebi, okuma hazzından, dinleme zevkinden mahrumiyettir.</p>
<p>Kâtip Çelebi’nin dünyaca meşhur “Keşfü’z-Zünûn’undaki hataları tashih etmek suretiyle ona güzel bir zeyl yazan, Avrupalı bilginleri karşısında el pençe dîvan durduran Bayezid Devlet Kütüphanesi hâfız-ı kütübü ve müdürü merhum ve mağfur İsmail Saib Sencer Hocaefendi, okyanuslar kadar geniş olan ilmine ve irfanına rağmen, neden eser yazmadığı kendisine sorulunca “Ne haddimize” demişti.</p>
<p>Güzel yazı yazmak sevdasına düşen genç kardeşim, önce “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70459762">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Bilindiği gibi, bir kimse için okur yazarlığı var denilince, biz ilk etapta onun hiç değilse ilkokulu bitirdiğini anlarız. Kekeleyerek de olsa bir sayfa yazıyı okuyabiliyorsa, düşündüklerini karınca izine benzeyen bir yazıyla kâğıda dökebiliyorsa, kendisine okur yazar sıfatı veririz. Oysa gerçek anlamda okur yazarlık bu değildir. Önce bu iki kavramın birbirinden ayrılması gerekir. Çünkü okumak, tanımı son derece geniş kapsamlı bir meziyet olduğu gibi, yazmak da büyük bir kabiliyet ve ustalıktır. Okuyan insan bilgi açlığını gidermek için çırpman ve hayatını kitaplara adayan kimsedir. Okumak bir cehd, gayret, azim ve sebat işidir. Şöyle on dakika elindeki kitaba göz gezdirdikten sonra esnemeye başlayan veya uykuyla mukavele tazeleyen kimsenin kendini “okuyucu” kabul etmesi mümkün değildir.</p>
<p>Merhum Cemil Meriç’e çok kitap okudum. Bir oturuşta saatlerce sayfaları çevirir, ciltleri devirirdik. Bazen günde beş altı saat, bilâ fasıla okuduğumuz da olurdu. Tabii ki o da pürdikkat dinler, esnemek de dahil, en küçük bir gaflet eseri göstermezdi. Benim dudaklarım yorulur, üstadın kulakları çanak anten gibi görevini yapmaya devam ederdi. Necip Fazıl’ın ifadesiyle “Allah&#8217;ın iç gözü daha iyi görsün diye dış gözünü kapadığı gerçek ve sahici münevver Cemil Meriç” tam bir dinleyiciydi.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70459559">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ben, kitapları da insanlara benzetiyorum. Bilgi ve ilgi hâzineleri olan eserler, kâğıtlara ve ciltlere sarılıp sarmalanmadan önce, yazarın kafasında ve gönlündeyken doğum sancıları çekmeye başlarlar. Yeni doğan çocuğunu kucağına alan anne, nasıl sevinçten uçarsa, matbaadan ilk defa çıkan ve tazeliğin ılık buharıyla kasvet dağıtan nur topu gibi bir kitabı da yazarı, eline aldığı zaman aynı duyguyu yaşar, bendine sığmayıp taşar. Kitapların esrarengiz dünyasından uzak olanlar gerçi bu sözlere şaşar, ama bilmek gerekir ki, bizim dünyamızda denizler böyle coşar.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70458151">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Lüzumsuz yere taassup gösterip, dini ve tarihi gerçeklerin üstünü örtmeye, hakikatleri gizlemeye çalışmayalım. Olduğumuz gibi görünelim, göründüğümüz gibi olalım. Osmanlı şeyhülislâmlarının, diğer bütün âlimlerin, şairlerin ve edebiyatçıların, kütüphanelerin tozlu raflarında nisyana terk edilen eserlerini incelerseniz, böyle enteresan fetvalara, gediğine konan taşlara bol bol rastlarsınız.</p>
<p>Ebussuud Efendiye sorulan diğer bir soru, Hazret’in verdiği orjinal cevap ise şöyledir:</p>
<p>Soru: Afyon macunu ve afyon yutmaya müptelâ olan bazı kimseler, bu iptilâlarından (kötü alışkanlıklarından) kurtulmak için şarap içseler caiz midir?</p>
<p>Cevap: Afyon müptelâsı kimseler, insanlıktan çıkmışlardır. Ne poh yerlerse yesinler.</p>
<p>Haydi bir örnek daha verelim:</p>
<p>Soru: Bir mescitte imam olmakla, dülgerlik yapmaktan hangisi daha üstündür?</p>
<p>Cevap: Asla namazı bırakmadan, sanat işlemek daha makbuldür.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70164767">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Kesin olarak bilinmesi gereken hususlardan biri de şudur ki, kitap okumak ve bu işten zevk almak bir ruh disiplini, bir tecessüs kanatlanması ve zihnî melekelerin haz deryasına dalmasıdır Yakın tarihimizi gözden geçirirsek, hem okurken, hem dinlerken büyük bir zevk alan ilim erbabının uyguladığı bu tatlı disipline hayran oluruz. Eslafımızin âdeta prensip haline getirdiği, oysa bugünkü nesillerin hiç bilmediği, bilenlerin de çok az uyguladığı bir tarz vardır ki, o da değerli bir eseri defalarca okumaktan ve dinlemekten ibaretti. “Ettekrarü alisen, velev kâne yüz seksen” sözü de faydalı bir eseri -yüz seksen defa bile olsa- tekrarlamanın yararını dile getirmektedir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70162894">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Eski kitap meraklıları bilirler; kendilerine kitap imzalayanların kurşun kalem kullanmalarını isterler. Çünkü kurşun kalemle yazılan yazıyı ve atılan imzayı silmek kolaydır. Dolayısıyla kitabı her an elden çıkarmak imkânı ortaya çıkar. Şaka bir yana, değerini bilmeyen, hatta okumayacak olan kimselere kesinlikle kitap imzalamamak, hatta hediye etmemelidir. En güzel armağan, ondan hoşlanan ve eline aldığı zaman büyük bir zevk duyan kimseye verilen armağandır; Bu öyle bir manevi hazdır ki her yarayı kül- lendiren zaman bile, âşık ile mâşuk arasında teati edilen hediyenin değerini eskitmez ve eksiltmez.Eski sahhaflar meselenin bu yönünü bildikleri için, kitabı erbabına vermekten, değerini bilen kimseye satmaktan büyük zevk alırlardı.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70162488">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>İbn-i Sına bir gün deniz yolculuğuna çıkar ve gemide bir lügat bilginiyle arkadaş olur. Bu âlimin devrin hükümdarlarına takdim edeceği Arapça bir sözlüğü okumaya başlar. O kadar ki birkaç gün süren bu deniz seyahati esnasında koca kitabı ezberine alır. Gemi gideceği yere varınca içindekilerin her biri bir tarafa dağılır. Lügat bilgini, eserini takdim etmek üzere hükümdarın yanma girer, girer ama gemi arkadaşı olan zâtın, yani İbn-i Sina&#8217;nın padişahtan büyük saygı gördüğüne şahit olunca şaşkınlığı iyice artar ve bu hürmetin sebebini öğrenmeye çalışır.</p>
<p>Derken lügat âlimi eserini hükümdara takdim eder. Hükümdar da tetkik etmesi için îbn-i Sina&#8217;ya verir. Böyle yaparak kitabın değerinin olup olmadığını, yazarın ödüle layık bulunup bulunmadığını öğrenmek ister. İbn-i Sina esere biraz baktıktan sonra şunları söyler: Bu kitap yeni değildir, eskiden te&#8217;lif edilmiştir. Bu lügatçi daha önceden kaleme alman bir kitabı kendisine isnat etmiş, böylece te&#8217;lif hakkını gaspetmiştir. Bunun delili de benim. Ben bu kitabı ezbere biliyorum. İstersen sen kitabını aç, ben ezbere okuyayım!</p>
<p>İbn-i Sina bunları söyledikten sonra kitabı başından, ortasından ve sonundan sayfalarca okur. Tabii ki lügat bilgini bu manzara karşısında son derece mahçup olur, aynı zamanda İbn-i Sina&#8217;nın, kendisinin ilk defa kaleme aldığı böyle bir eseri nasıl olup da ezberlediğini bir türlü anlayamaz.Aradan çok geçmeden mesele anlaşılır; İbn-i Sina lügati birkaç günlük gemi yolculuğu sırasında ezberlediğini, yazarın mükâfata lâyık olduğunu söyler.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70162185">
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Bazı âlimlerin ise, kitapları satırlara değil, sadırlara (göğüslere) yazdıklarını görüyoruz. Gerek tarihte, gerekse günümüzde böyle âbide şahsiyetlere rastlıyoruz. Devrimizin maneviyât erlerinden Süleyman Efendi hazretlerine, bu kadar ilmine rağmen niçin kitap yazmadığı sorulunca, son derece çarpıcı bir cevap verir; asıl eserin insan olduğunu, mükemmel insanlar yetiştirmek sûretiyle canlı kitaplar ortaya koymak gerektiğini belirtir. Hazrete göre, ecdadın kaleme aldığı binlerce kıymetli eser kütüphânelerin ıssız ve sessiz köşelerinde beklemektedir. İşte esas mesele, bu kitaplarla tekrar ülfet ve ünsiyet tazeleyecek nesilleri yetiştirmektir. Nitekim merhumun bu metodla çalıştığını, ruh mimarlarını oluşturan zincirin önemli halkalarından biri olarak “kitap gibi insanlar” yetiştirdiğini biliyoruz.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70161685">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Üç şey vardır ki dünyada onun verdiği lezzet gibi başka bir lezzet yoktur:</p>
<p>1- Tilâvetu’ l-Kur’an</p>
<p>2- Mülâkatu ’r-Rahman</p>
<p>3- Müsâhabetü’l-İhvân</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, Allah kelâmıdır. Dolayısıyla bu İlâhi kitabı okuyan kimse Cenab-ı Hak ile mülâkatta bulunmuş olur. Dostlarla sohbet etmek ise, fâni hayata ebediyyetin izlerini nakşeder. Hiçbir lezzet kalıcı değildir. Oysa gerçek anlamda dostlarla yapılan sohbetin tadına doyum olmaz ve böyle meclislerde söylenen sözler, hükmünü sürdürür. Böyle bir tane bile dostunuz varsa kendinizi mutlu insanlardan kabul edebilirsiniz.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70161405">
<div class="ust"></div>
<div></div>
<div class="baslik"><strong>Sultan Reşad&#8217;ın Duası</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Osmanlı padişahlarının hemen hepsi dinine, vatanına ve milletine bağlı kimselerdi. Gerek yerli, gerekse yabancı tarihçiler tarafından kaleme alınan eserlerde onların dini konularda ne derece hassasiyet sahibi olduklarını çarpıcı tablolar halinde görüyoruz. Nitekim son Osmanlı hükümdarı Sultan Vahideddin’in “Bizim hanedanımızdan her türlü insan gelmiştir; fakat dinsiz birine rastlamak mümkün değildir” şeklinde konuştuğu rivayet edilmiştir. “Padişahlarımızın Din Gayreti ve Vattan Muhabbeti” adındaki eserinde Ahmet Refik Altınay bu konuyu en güzel şekilde incelemektedir.</p>
<p>Sultan Reşad da ecdadı gibi dini hassasiyet sahibi bir hükümdardı. Yaşlı başlı bir “şehzade” olarak tahtta çıkan Hünkâr’ın bir ara mesanesinde taş olduğu tesbit edilir. Cemil Paşanın da araya girmesiyle ameliyat kararı verilir ve Berlin’den İsrael adında ünlü bir cerrah getirtilir.</p>
<p>Gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra Yıldız Sarayfnda başarılı bir ameliyat gerçekleştirilinO sırada Mâbeyn Başkâtibi olan ünlü romancımız Halid Ziya Uşaklıgil hatıralarında manzarayı şöyle anlatır:“Bunu haber alınca Hünkâr’ın hatırını sormak için acele Yıldıza gittim. Her zaman olduğu gibi, Başmabeyinci Tevfik Bey’in odasına uğradım. Daha sonra Esvapçıbaşı Sâbit Bey de oraya geldi. ‘Efendimiz sizin geldiğinizi işittiler, pek memnun oldular. Kendileri yatakta yorgun bir haldedirler. Fakat mutlaka sizi görmek istiyorlar. Onun için hemen gitmelisin!’ dedi.</p>
<p>Büyük mabeynden Hünkâr’ın hususi dairesine kadar epeyce uzun bir yol vardı. Sabit Bey’le görüşerek yürüdük. O, bana Hünkâr’m tevekkülünden söz etti. Ameliyat başlamadan önce kıbleye dönerek dua etmiş, “Memleket ve millet için zararlı olacaksam Cenab-ı Hak beni bu ameliyat masasından kaldırmasın!” demiş ve etrafındakilerden helâllik diledikten sonra büyük bir metanetle yatarak kendisini tabiplere teslim etmişti.Sultan Reşad’in ne kadar mütevekkil ve mütedeyyin olduğunu bildiğim için bu hikâyeyi hiç hayret etmeden dinledim”</p>
<p>Mevlevi padişah bu ameliyattan sonra iki yıl daha yaşadı. Vefat ettiği zaman Eyüp’te bizzat kendisinin yaptırdığı türbeye gömüldü.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70160968">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Diğer kitap düşkünleri gibi Ahmet Mithat Efendi de, kimseye emanet kitap vermezdi. Bu konuda bir taleple karşılaştığı zaman gülümser ve şöyle derdi:- Ben kütüphanemden dışarıya kitap vermem! Çünkü siz onu geri getirinceye kadar zihnim devamlı o kitapla meşgul olur. Ve benim başka işlerle uğraşmama imkân kalmaz. Eğer okumak istiyorsanız buyurun; kütüphanem emrinize âmâdedir. İstediğiniz kitabı çekip okuyun. Fakat alıp götürmemek şartıyla..</p>
<p>Tanıdıklarından birisi, Efendi’nin bu cevabından dolayı darılıp, “Demek bize bir kitabı bile emanet edemiyorsun?” şeklinde konuşunca da şunları söyler:</p>
<p>&#8211; Hayır, bu konuda bana gücenmeye hakkınız yok. Çünkü ben size değil, bizzat kendime güvenemiyorum. Meselâ, herhangi bir kimse bana iade etmek üzere kıymetli bir kitap verse, ben o kitabı geri veremem. Buna elimin ve içimin bir türlü varmayacağına eminim. Ne yapayım, kitap konusunda böyleyim. Herkesin de benim kadar kitaba âşık olduğunu, kıymet verdiğini umduğum için ödünç vereceğim kitabın geri gelmemesinden korkuyorum. Dolayısıyla kitap vermeyişim, dostlarıma emniyetsizlikten değil, aksine onların kitap sevgilerine karşı duyduğum emniyetten ileri geliyor.*</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70160532">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Kendisi de bu işe son derece önem veren merhum Prof. Dr. Süheyl Ünver Hocanın notlarını karıştırırken “Şark’ta kitap sevgisi’ni dile getiren nefis bir yazısına rastladım, onları da burada nakletmekten kendimi alamadım. Ünver Hoca diyor ki:</p>
<p>&#8220;Yazma kitaplarımızın başlarına, ortalarına ve sonlarına kitap sevgisi hakkında kaydedilen Türkçe, Arapça ve Farsça hem mensur hem manzum çok güzel sözler vardır. Kırk yıllık kütüphane hayatımda bulduklarımı topladım. Bunları Necati Lügal, Ahmet Remzi, Nazmi Tura gibi hocalarımıza ve üstadlarımıza tercüme ettirdim. En anlamlılarından bazılarını buraya aktarıyorum:</p>
<p>-Kitabımın kâğıdının bir köşesini her kim ki nişan için bükerse, bana hançer çekmiş, kanımı dökmüş bir katil olur.</p>
<p>-İade etmek için kitap verdiklerimden o kadar ziyan gördüm ki, muvakkat bile olsa, kimseye kitap vermemek için kendime söz verdim.</p>
<p>-Bu kitap benim ruhumun ve ömrümün mahsulüdür. Ben ölünce nâdân bir cahile kalacak diye korkarım.</p>
<p>-Kitabın yüzüne baktıkça gönlüm eğlenir, emdiğim şeker kamışının sütü gibidir. Sakın kitabımı benden isteme. Çünkü bu, elimden sevgilimi almak gibidir.</p>
<p>-Eğer kendine hilesiz dost istersen, yalnız olduğun zaman eline kitap al. Benim için dünyada en aziz, en mukaddes ve en hayırlı arkadaş ve dost kitaptır.</p>
<p>-Eğer okuduklarını hafızanda saklayamazsan, kitap toplamanın hiçbir faydası yoktur. İlmin evdeyken bir mecliste bulunmayı ister misin?</p>
<p>-Bu benim malimdir diye övündüğün bir şey hakkında herkesin, bu vaktiyle falan kimsenin elindeydi demesi, onun senin de elinde kalmayacağını göstermek için yeterlidir.</p>
<p>-Bu zamanda en hayırlı arkadaş kitaptır.</p>
<p>-Dostların kitabına tama&#8217; etmek kötü huyluluktur.</p>
<p>-Okuyup geri vermemekse civanmertlik değil, namertliktir.</p>
<p>-Benim sevgilim kitap ve kalemdir. Geride kalanların hepsi mihnet, endişe ve gamdır.”</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="69239272">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sözün başında itiraf edeyim ki, arada bir nükseden edebi eser okuma ihtiyacını gidermek için otuz kırk sene önce, hatta daha evvel yayınlanmış kitaplara müracaat ediyorum. İstisnalara tabii ki sözüm yok. Lâkin şurası bir gerçektir ki, mantar gibi biten yayınevlerinin harıl harıl çıkardığı kitaplar kalitesizliğin, zevksizliğin, üslûp derbederliğinin birer numunesi olarak arz-ı endam etmektedirler.Eskilerin eser yazmaktaki titizliklerine, çekingenliklerine, ihtiyatlarına mukabil, yeniler “cahil cesurdur” fehvasınca en kısa sürede bir şeyler karalıyorlar, onları kitap diye piyasaya sürüyorlar.</p>
<p>Okunmaz, bakılmaz dergilerle yayınladıkları birkaç yazı müsvet- tesini heveskârlar, allı pullu kapaklar içinde “global”lı, “bağlam”lı, “saptayım”lı, “yaşam”lı, “mega”lı “sözcük” lerle, kudret-i kalemiyeye sahip eski yazarların şaheserlerinden habersiz yeni yetmelerin ellerine tutuşturuyorlar. Cildine veya şatafatlı ismine aldanıp da elinize aldığınız zaman, bir çuval keçiboynuzuyla karşı karşıya kaldığınızı anlıyorsunuz.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="69238166">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Harika bir üslubun ortaya çıkması için mânâ ile lafzın mükemmel bir izdivaçda bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde bir taraf eksik kalır, ya ifrat veya tefrit ortaya çıkar.<br />
..<br />
Ferid Kâm’ı okuyunuz. Üstadın mânâ ve lafız dengesini son derece hassas terazilerle ayarladığını görürsünüz. Çünkü o hem İslam’ı iyi biliyor, hem de sözüne ve kalemine tam anlamıyla hakim oluyordu. Elmalılı Muhammed Ham di Yazır’ı inceleyiniz. Hak Dini Kuran Dilini mütalâa ediniz. Mükemmel bir tefsir örneğiyle karşılaştığınız gibi, muazzam bir üslubun cazibesiyle de âdeta kendinizden geçersiniz. Hele baş taraftaki dua bölümü tam bir şaheserdir. Babanzâde Ahmed Naim’i tetkik ediniz. Hadis edebiyatının en canlı örneğini, Sahih-i Buhari’nin satırları arasında müşahede edersiniz. Tanpınar’ı okuyunuz. Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihinin satırları arasında maziye seyahat eder, Beş Şehir’de gergef gergef dokunan İslami ve tarihi nakışları seyretmenin hazzını yaşarsınız.</p>
<p>Evet, “Üslub-u beyan, aynıyla insan&#8217;dır!&#8230;</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="69236974">
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>Kelimeler de insanlar gibidir. Onlar için de asalet söz konusudur. İnsanlar yaratılışlarındaki güzellikleri, karakterlerini ve meziyetlerini muhtelif zamanlarda ve çeşitli mekânlarda &#8211; şu veya bu vesile ile- gösterdikleri gibi, kelimeler de mânâ hâzinelerine dalarak yeni renklere ve şekillere bürünürler.</p>
<p>Mütefekkir kelimesini ele alalım: Tefekkürde bulunan, derin düşüncelere dalan, eşyanın içyüzüne nüfuz etmek için çaba harcayan, hadiselerin seyrine bakarak sağlıklı neticeler elde etmek maksadıyla gayret gösteren, ulvî mânâları süfli manzaraların arasından çekip çıkarmak için uğraşan, didinen kimselere “mütefekkir” denir.</p>
<p>“Düşünür” sözü hiçbir zaman bu mefhumu karşılamadığı gibi, bu mânâyı da ifade etmez. İnsan yarın yapacağı işi düşünebilir, ama tefekkür etmez. Kişinin mütefekkir olması için aklını iyi kullanması, gönül dünyasını dalgalandırması, tecessüs ve tahayyül kuvvetlerine hâkim olması gerekmektedir. Düşünür, dar kalıpların ifade aracıdır.</p>
<p>Mütefekkir ise, engin denizleri andıran mânâ okyanuslarının dalgıcıdır. Bu izah tarzından yola çıkarak diyebiliriz ki, tefekkür kırıntısı taşıyan her düşüncede asâlet nişanı vardır. Başka bir ifadeyle, mütefekkirin sözü gibi kalemi de etkileyici bir cazibeye sahiptir. Hele bir de üslûp cilâsıyla cilâlanmışsa böyle yazıları okumanın keyfine diyecek bulamazsınız.</p></div>
<div></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Adamın biri, ihtiyar anasını sık sık sırtında taşıyormuş. Bir gün bu manzarayı gören köyün hocası, delikanlıya seslenmiş: “Evladım, anneni bir an önce evlendin Hem sen rahat et, hem de o rahat etsin!” Genç adam: “Hocam gördüğün gibi anam yaşlı, bu saatten sonra evlenmek olur mu?” diye karşılık verince üstten anası, oğlunun böğrüne ayaklarını vurarak lâfa karışmış:</p>
<p>&#8211; Köpoğlusu! Sen hocadan iyi mi biliyorsun?</p></div>
</div>
<div></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="govde"></div>
<div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Putlar ruhsuz varlıklardır. İnanç dünyası kararan insanlar kendileri için yeni yeni putlar icad ederler. Unutmayınız ki birçok insanın kendine mahsus putu vardır. Tevfik Fikret ne güzel şöylemiş:</p>
<p>Beşerin böyle dalâletleri var<br />
Putunu kendi yapar, kendi tapar.</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Bu yaşlı zatlardan biriyle Harun Reşit arasında geçen konuşma ümmî, ama ârif kimselerin gerçek değerini canlı bir tablo gibi ortaya koyuyor.</p>
<p>Harun Reşit, bir gün yolda giderken, fidan diken bir ihtiyar görür. Yanma yaklaşır ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:</p>
<p>&#8211; Kolay gelsin ihtiyar, ne yapıyorsun bakalım?</p>
<p>&#8211; Fidan dikiyorum efendimiz.</p>
<p>&#8211; Bu fidan kaç sene sonra meyva verir?</p>
<p>&#8211; Kısmet olursa beş yıl sonra.</p>
<p>&#8211; Ama siz ihtiyarsınız, bakalım daha o kadar yaşayacak mısınız?</p>
<p>&#8211; Ey müminlerin emiri! Bizden öncekiler bu bahçeyi bırakmışlar. Ben de fidanlarını dikeyim de bizden sonra gelecekler meyvalarından yesinler.</p>
<p>Bu cevaptan hoşlanan Harun Reşit ihtiyara bir kese altın verip uzaklaşmak ister. Ancak büyük bir sevinçle keseyi alan ihtiyar şöyle der:</p>
<p>&#8211; Efendimiz, az önce yanlış şöyledim. Diktiğim fidan beş yıl sonra değil, -keseyi göstererek- hemen meyvasını verdi.</p>
<p>Bu sözden de hoşlanan halife, bir kese daha altın verdi. İhtiyar sevincini katlayarak dedi ki:</p>
<p>&#8211; Şevketlû efendim! Sayenizde memleketimizin toprakları o kadar verimli ve mahsûldar bir hale geldi ki, bir fidan yılda iki defa meyva veriyor.</p>
<p>Harun Reşit aynı fidanın üçüncü defa meyva vermesini görmemek için vezirinin kulağına eğilir ve şöyle seslenir:</p>
<p>&#8211; Buradan çabuk uzaklaşalım, aksi takdirde bu ihtiyar bütün altınlarımızı alacak!</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Kadıköy vapurundan çıkarken, herif-i nâşerifin biri, üstad Ahmet Rasim’e bir güzel çarpar, omzunu incitir. Ünlü yazarımız can acısıyla başını çevirip bakınca adam daha da küstahlaşır, “sersem!” diye bağırır.Ahmet Rasim Bey hiç renk vermez, güya tanıdık teşhis ediyormuş gibi, dikkatli bir şekilde baktıktan sonra sorar:</p>
<p>&#8211; Ne dediniz?</p>
<p>&#8211; Sersem!</p>
<p>&#8211; Öyle mi? Müşerref oldum! Bendeniz de Ahmet Rasim!</p></div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dursun-gurlek-cinaraltinda-kitap-sohbetleri-alintilar/">Dursun Gürlek – Çınaraltı’nda Kitap Sohbetleri ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dursun-gurlek-cinaraltinda-kitap-sohbetleri-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilginin İllüzyonu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bilginin-illuzyonu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bilginin-illuzyonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 08:40:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilginin İllüzyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[sanal ağ]]></category>
		<category><![CDATA[sanal okuyucu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23607</guid>

					<description><![CDATA[<p>Makineler bizi çıplak bırakıyor. Cep telefonumuzun batarya ışığı sönerken, Wi-fi zayıf sinyal verirken içimizi bir huzursuzluk kaplıyor. Hayatımızın kontrolünü bilgisayarlar ve akıllı telefonlara verdikçe, onlarsız ne kadar çaresiz ve zavallı olduğumuzu hissediyoruz. Oysa hayatımızı anlamlandırdığımız ve hayatımızın dizginlerini elimize aldığımız ölçüde kendimizi mutlu hissederiz. Duygularımızda yahut zihnimizde karşılık bulan bilgi bizi diri tutar; hayatla bağımızı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bilginin-illuzyonu/">Bilginin İllüzyonu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-23608 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-300x200.jpg" alt="" width="308" height="205" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak-768x512.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/okumak.jpg 800w" sizes="(max-width: 308px) 100vw, 308px" /></a></p>
<p>Makineler bizi çıplak bırakıyor. Cep telefonumuzun batarya ışığı sönerken, Wi-fi zayıf sinyal verirken içimizi bir huzursuzluk kaplıyor. Hayatımızın kontrolünü bilgisayarlar ve akıllı telefonlara verdikçe, onlarsız ne kadar çaresiz ve zavallı olduğumuzu hissediyoruz. Oysa hayatımızı anlamlandırdığımız ve hayatımızın dizginlerini elimize aldığımız ölçüde kendimizi mutlu hissederiz. Duygularımızda yahut zihnimizde karşılık bulan bilgi bizi diri tutar; hayatla bağımızı tazeler.</p>
<p>Bilmek, anlamlandırmamıza vesile olur. İnsan neden okur? Bir dizeye yahut bir cümleye tesadüf edersiniz, dersiniz ki “İşte bu tam da benim yaşadığım ama adını koyamadığım o duyguyu anlatıyor!&#8221;Yalnızlığınız bir anlığına uçar gider. Başka ruhlarla aranızda bir akrabalık bulursunuz. Çoğalır ve iyileşirsiniz. “Çiçeklenen şimdiki ânı, elle veya kafayla yapılacak bir işe feda edemeyeceğim zamanlar oldu,” der Thoreau. İnsan evladı sadece bir işçiye çevriliyor. Hayal kurmayan, içini büyütmeyen kişi gerçekliğin daha yüksek seviyelerine nasıl erişe­cek? İlhama, tahayyüle zaman bırakmalı insan. Bunun için de okumalı.</p>
<p><strong>Okumak, Ama Nasıl?</strong></p>
<p>Bilgiye ulaşmanın yollarından biri &#8220;okumak&#8221;tır. Okumak, varlığımızı başka boyutlara taşımanın, başka boyutlarda yaşamanın da bir yolu. Kitaplardan öğren­diklerimiz ve kitap karakterlerinden özümsediklerimiz iç dünyamızın kütüphanesinde birikir ve tüm bu biri­kim bizimle ilerler. Okumak, insanı ruhen dölleyen ve mavalayan bir süreç.Tek işlevi,gerektiği anda  tedavü­le sokmak amacıyla? bilgiyi hafızada depolamak değil. Haddi zatında, gerçek manada bilgi, kendine ihtiyaç duyulacağı o âna&#8211;kadar, zihinde girdiği etkileşimler neticesinde bazı formlarını yitirip başka bazı renkle­re bürünür. Biz, önemli olan hiçbir bilgiyi edindiğimiz şekliyle hatırlamayız. Bize kendini sunan, bizim de ona kendimizi verdiğimiz bilgi, nihayetinde bizim bilgimiz olur. Bilmek, kaynaktan da varıştan da neşet etmez, o aradaki ilişkidir.</p>
<p>Modernizm, bu irfani bilgiyi bir ke­narda unutalı uzun zaman oldu. Teknoloji ile de okuma alışkanlıklarımız radikal bir şekilde değişime uğradı. Artık kitaplar değil, internet aracılığıyla bulduğumuz kaynaklar bize yolculuğumuzda eşlik ediyor. Okuma­nın doğası değişime uğradığından, iç dünyamızın kü­tüphanesi de bu değişimden nasibini aldı. Bilginin bi­zimle olan yolculuğu, kelimelerde bulduğumuz doyum ve güzellik değişti. Kelimelerin karmaşasına, hacmine,derinliğine olan sabrımızı kaybetmeye başladık; artık onları taşımaya ihtiyaç duymuyoruz. Chatfield&#8217;ın yaz­dığına göre &#8220;2008 yılında bir trilyon internet sayfası olduğu tahmin ediliyordu. Üç yıl sonra, bu sayıyı tah­min etmek bile anlamsızlaştı, artık trilyonlara ulaşmış durumda. Matbaanın icadının ardından geçen beş yüz yılda, her dil ve nüsha hesaba katıldığında, yaklaşık yüz milyar kitap yayımlandı. Bu bilgi hacmi günümüz­de internete bir ayda yüklenen içeriğin miktarından daha az.&#8221;</p>
<p>Artık kütüphaneler bilgiye ulaşmak için pek sık uğ­radığımız yerler değil. Eskisinden farklı okuma şekille­rimiz var. Ulaşmak istediğimiz bilgi için ilk baktığımız kaynak ise internet. Kütüphanelere gitmektense, evde ekran karşısında araştırma yapmayı tercih ediyoruz. İngiltere&#8217;de bir kütüphanenin yaptığı araştırmaya göre, bugünün okuyucuları elektronik kitap ve elektronik dergiyi tercih ediyorlar. Bugünün okuyucusu <em>kolaycı, farklı ve geçici&#8221;</em> okuyucu. Bu okuyucuların bilgiyi ara­ma şekli düz, atlayarak okuyan, kontrol eden bir yön­tem izler. Okuyucular, elektronik kitaba ortalama kırk <u>dakika</u> harcayıp daha mı alternatifler için başka kitap arayışına geçerler. Kitabı hakkını vererek, bütünüyle ok<u>umak</u>tan sa aradıkları sorunun cevabını bulunca­ya kadar okurlar. Bilgiye ulaşma şekli bir nevi görev olarak görülür ve bu nedenle okumak bir alışkanlıktan çok, bilgiye ulaşmak için kullanılan bir araçtır.</p>
<p>Sanal okuyucular, işine yarayacak bilgiyi hemen istemekte, bunun için hızlıca &#8220;göz gezdirmekte&#8221;, aradıkları bilgiye ulaşamayınca başka bir alternatife geçmekteler. Hatta bilgiyi internette aramalarının temel sebebi de okuma zahmetinden kurtulmak.</p>
<p>İnternet dünyasında &#8220;hız&#8221; en önemli kavramlardan biri. Sanal okuyucular için de hız önemini aynı şekilde korumaya devam eder. Aranılan bilgiye hemen ulaşmak için hızlı hızlı iz sürerken bir yandan posta kutumuzu kontrol eder, Instagram paylaşımı yaparız. Bu durum, <em>hiper-dikkat</em> denilen yeni bir okuma-yaşama tarzına ihtiyaç duyar: Parçalanmış ve farklı alanlara yönelmiş bir dikkat. Mesela yavrularını beslemek için avlanmaya çı<u>kmı</u>ş bir ayının hem hayatta kalmak hem yavrula­rını korumak hem de yuvaya yemekle dönebilmek için ihtiyaç duyduğu tarzda bir dikkat. Bu tür bir dönüşüm, insan için bir tenzili rütbedir. Bilgiyi, felsefeyi ve sa­natı üreten, inşam ve insanlığı tekâmül ettiren şey, dü­şünce yumurtasının üzerine yatmış hülyanın sabrıdır. Oysa hem düşünce hem de hülya sabır ister. Her biri­nin hammaddesi damıtılmış zamandır.</p>
<p>Nicholas Carr&#8217;ın <em>Shallows</em> isimli kitabına bakılır­sa, internetin yol açtığı en büyük problemlerden biri, internetten edinilen bilginin &#8220;uzun süreli bellek&#8221; ve &#8220;çalışan bellek&#8221; arasında karışıklık yaratmasıdır. Sağ­lamlaştırıp, bir temele oturtulmayan bilgi uzun süreli belleğe aktarılamaz. Bu bilgi, çalışan bellekte kalır. İn­ternette maruz kaldığımız yoğun bilgi ve bilgiyi işleme hızımız yüzünden detaylar uzun süreli belleğe atılamı- yor. Sanılanın aksine, uzun süreli belleğe bilgi aktar­mak beynimizde yer açar; yeni bilgiler için beyinde alan kalır. Ancak çalışan hafızadaki bilgiler beynin yüzeyini o kadar meşgul eder ki, başka bir şeye akıl yormak için kapasite kalmaz. Aynca bu bilgiler yerleşmiş ve uzun süreli belleğe atılmış bilgiler de olmadığı için, bu bil­gileri geri çağırmak ve hatırlamak da kolay değildir.</p>
<p>Çalışan bellekte kalmış ve uzun süreli bellek eşiğin­den girememiş bir bilgi hem beynimizi gereksiz yere meşgul eder, hem de yerleşmiş bilgi değildir. Pekişmiş, sağlam bilginin bize en büyük katkılarından biri yeni bir bilgi geldiğinde, eski bilgi ışığında değerlendirme yapabilmek ve yeni bilgiyi beyinde sağlam bir yere oturtabilmektir. Sağlam bir referans noktamız olduğu zaman, yeni bilgiyi de beyinde bir yere yerleştirmek kolay olur. İşte tüm bu nedenlerden dolayı» internetten edindiğ<u>imi</u>z bilgiler sonucunda sanki çok şey biliyor­muş gibi hissederiz, ancak sağlam ve kolayca hatırla­nan bir entelektüel birikim çıkmaz. Kendimizi olduğumuzdan daha bilgili ye zeki sanırız, bu da yeni neslin en büyük yanılsamalarından biridir.</p>
<p>&#8220;Sürdürülebilir dikkat&#8221; becerimizi gittikçe kaybe­diyoruz. Bilgiyi ve kendi yapmamız gereken bilişsel işlemleri teknoloji aracılığıyla tedarik ettikçe, aklımı­zı daha az kullanıyoruz. Mesela Amerikalıların yüzde 76&#8217;sı haberleri izlediği ve okuduğunu söyler, ancak sadece yüzde 41&#8217;i başlıkların ötesindeki içeriği okur. Bütün bunlar, <em>&#8220;bilme illüzyonu&#8221;</em> yaratır. Bu çok tehli­keli bir olgudur; kişi her şey hakkında yüzeysel bilgi­ye sahiptir ancak çok şey bildiğine inanır. Her konuyu küçük bir kapsül içinde vermeye hazır olan teknoloji, internet aracılığıyla bu illüzyonu besler. Bir konuyu araştıran kişi, internette bilgiyi arata, önüne gelen ilk sayfayı açar ve o sayfada göz gezdirmekle araştırdığı konuya hâkim olduğunu zanneder. Ancak o sayfadaki bilgiyi kim yazmıştır, bu konuda ne kadar yetkilidir, bu bilgi taraflı bir bilgi midir vb. soruları sormaktan kaçınır.</p>
<p>Yapılan araştırmalara göre, internette çok fazla araştırma yaptığımızda sadece baktığımız şeyler hak­kında değil, bakmadıklarımız hakkında da pek çok bilgiye sahip olduğumuzu düşünürüz. Yani internette devamlı bir şeyler bakmak, kendi entelektüel birikimi­miz hakkında yanlış bir algıya kapılmamıza, genel bir şişirilmiş bilgelik havasına girmemize neden olur.</p>
<p>Sanal ağ bize, bilgiye ulaşmak için sınırsız kapılar açar. Birçok bilgiye internet aracılığıyla ulaşabilsek de internetteki bilginin içeriği doğrulanabilir olmak­tan uzak. Çeşitli kaynaklardan gelen çok fazla bilgi var ve hangisinin güvenilir olduğu hakkında çoğu kez bir kontrol yok. Bu da kaçınılmaz olarak bilgi kirliliğine ve geniş çapta dezenformasyona yol açıyor.</p>
<p>Uzun lafın kısası, sanal dünyadaki bilgi de illüzyo­na dahil. Sanal dünyanın yoğun sis perdesi içinde doğ­ru kapıyı çalarsanız, doğru bilgiye ulaşabilirsiniz ama siste yanılmak çok kolaydır.</p>
<p>İnternet, okuma alışkanlıklarımızı radikal biçimde değiştirdi. Bugünün okuyucusu &#8220;kolaycı, farklı ve geçici.&#8221;</p>
<p>Kemal Sayar-Berna Yalaz &#8211; Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak,syf.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bilginin-illuzyonu/">Bilginin İllüzyonu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bilginin-illuzyonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okuma Neyin Göstergesi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/okuma-neyin-gostergesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/okuma-neyin-gostergesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 18:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Neyin Göstergesi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizler, çok kitap okumanın meziyet olduğuna inandırılarak yetiştirildik. Daha ilkokul sıralarından başlayarak bize kitabın en iyi arkadaş olduğu belletildi. Hayatımızın önemli bir kısmını, en azından kendi payıma rahatlıkla söyleyeceğim gibi, belletilen bu sözlerin doğruluğuna inanarak geçirdik. Bu sözlere uzun süreler inanabildiğim için kuşkusuz şimdi kalkıp kendimi suçlamıyorum. Nasıl inanmayabilirdim ki, yılda hiç olmazsa bu konuda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/okuma-neyin-gostergesi/">Okuma Neyin Göstergesi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/okuma-neyin-gostergesi/images-6-17/" rel="attachment wp-att-19602"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19602" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-6-1.jpeg" alt="" width="410" height="358" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-6-1.jpeg 410w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-6-1-300x262.jpeg 300w" sizes="(max-width: 410px) 100vw, 410px" /></a></p>
<p>Bizler, çok kitap okumanın meziyet olduğuna inandırılarak yetiştirildik. Daha ilkokul sıralarından başlayarak bize kitabın en iyi arkadaş olduğu belletildi. Hayatımızın önemli bir kısmını, en azından kendi payıma rahatlıkla söyleyeceğim gibi, belletilen bu sözlerin doğruluğuna inanarak geçirdik. Bu sözlere uzun süreler inanabildiğim için kuşkusuz şimdi kalkıp kendimi suçlamıyorum. Nasıl inanmayabilirdim ki, yılda hiç olmazsa bu konuda birkaç kompozisyon ödevi kaleme alır, bir o kadar bu konu çevresinde münazaralar dinler, okuduklarımızın arasında da kitap okumanın erdemlerine dair parçalara rastlardık.Bu cümlelerden, hayatımın kitap okuyarak geçirdiğim vakitlerini boşa harcadığım ve pişmanlık duyduğum anlamı çıkarılmasın. Şimdiye kadar okuduğum tek bir satırdan bile ”Niçin okumuşum?” diye pişmanlık duymuyorum.</p>
<p>Söylemek istediğim, biraz yanlış anlaşılabilmeyi de göze alarak bize talim ettirilen mahiyette kitap okumanın bir erdem olduğuna artık inanmadığımdır. Günümüzde kitap okumanın”yabancılaşmanın&#8221; bir göstergesi, yabancılaşmanın bir parçası olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Çok kimsenin modern romanın başlangıcı saydığı Don Kişot romanının kahramanı Don Kişot’un şövalyeler üzerine yazılmış eserleri okuya okuya çevresine yabancılaştığını, giderek ”donkişotlaştığını” herkes bilir. Madame Bovary de, Don Kişot gibi, okuduğu romanların etkisiyle çevresine yabancılaşan günümüz modern Batı kadınının haminnesi sayılmalı.</p>
<p>Bu uyumsuz (intibaksız) tipler, artık sadece romanlarda yaşamıyor, günümüz hayatının olağan tiplerini oluşturuyor.</p>
<p>Günümüz Batı dünyasında kitap okuyan insanların geniş rakamlara ulaşmasını bilim aşkıyla izah etmek yanıltıcı olur. Çünkü okunan kitapların tümü bilimsel olmadığı gibi, okuyan her insanın bilimsel bir düzeyi tutturduğu da ileri sürülemez. Günümüzde, kitabın esasen nesneleştirildiği, meta haline getirildiği bilinmektedir. Her türden kitap talebini karşılayabilmek için bilimsel kitapların bile avamileştirildiği gene bilinenler arasında.</p>
<p>Böylesine yaygınlaşmış olan okumayı bir takım motifleri suni biçimde yücelterek açıklamak mümkündür ama, bu, gerçeği yansıtmayacaktır. Öyleyse kitap, bu insanlarca muhteviyatı ile açıklayamadığımız bir başka ihtiyaçlarının karşılanmasıyla talep edilmektedir. Bu da, büyük ölçüde yalnızlıklarının giderilmesi olabilir.</p>
<p>İmdi, okumanın Müslümanlara da yabancı sayılmayacak bir olgu olduğu söylenebilir. Ne var ki, o dönemin okumasıyla çağcıl (modern) okuma arasında fark olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Okuma, o dönemlerde bilim çabasıyla yerine getirilen bir etkinlik alanıydı, hayatın belli başlı sığınaklarından biri diye kabul edilmiyordu. Çağcıl okuma ise, insanların hem çevrelerinden, hem kendilerinden kaçmak için uyguladıkları bir sığınak yeri olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Geri kalmış diye yaftalanan ülkelerde bütün çırpınmalara rağmen okumanın yaygınlaştırılamamasının sebepleri arasında, bu insanların henüz Batılı insanlar düzeyinde çevreye ve hemcinslerine yabancılaşmamış olmaları da sayılmalıdır.</p>
<p>Insanların çevreleriyle barışık bir yaşama ortamına girmeleriyle şimdiki okuma hızının kesileceği ve okumanın yeniden sağlıklı bir dönemece geleceği tahmin edilebilir sanıyorum.</p>
<p>Rasim Özdenören &#8211; Yaşadığımız Günler,syf.200-202</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/okuma-neyin-gostergesi/">Okuma Neyin Göstergesi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/okuma-neyin-gostergesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Okuma Rüzgarını, Modasını Yeniden Gözden Geçirmek Lazım!</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kitap-okuma-ruzgarini-modasini-yeniden-gozden-gecirmek-lazim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kitap-okuma-ruzgarini-modasini-yeniden-gozden-gecirmek-lazim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2015 14:38:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Okuma Rüzgarını Modasını Yeniden Gözden Geçirmek Lazım!]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Okumak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peki bu çarpılma ve çarpıtma atmosferinde özellikle biz gençlere söylemek istediğiniz bir şey var mı? E.sifil:Gençlere en başta tavsiyem şu: Bu dini kendi başınıza kitap okuyarak öğrenmeye kalkmayın. Kitap okumak insan olmanın sanki vazgeçilmez bir unsuru gibi. Oysa biz niye kitap okuyoruz? Bilgilenmenin bir vasıtası olarak kitap okuyoruz. Peki bilgilenmenin başka vasıtası yok mu?  Var. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitap-okuma-ruzgarini-modasini-yeniden-gozden-gecirmek-lazim/">Kitap Okuma Rüzgarını, Modasını Yeniden Gözden Geçirmek Lazım!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-15.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9552" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-15.jpg" alt="Kitap Okuma Rüzgarını, Modasını Yeniden Gözden Geçirmek Lazım!" width="436" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-15.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-15-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-15-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 436px) 100vw, 436px" /></a></p>
<p><strong>Peki bu çarpılma ve çarpıtma atmosferinde özellikle biz gençlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p>E.sifil:Gençlere en başta tavsiyem şu: Bu dini kendi başınıza kitap okuyarak öğrenmeye kalkmayın. Kitap okumak insan olmanın sanki vazgeçilmez bir unsuru gibi. Oysa biz niye kitap okuyoruz? Bilgilenmenin bir vasıtası olarak kitap okuyoruz. Peki bilgilenmenin başka vasıtası yok mu?  Var. Bizim geçmişimizde, kültürümüzde biz kitap okuyarak bilgilenmedik. Dinleyerek, bizatihi ağızdan ağza, kulaktan kulağa şifahi bilgi ve kültür nakli vasıtasıyla bilgilendik.  İhtiyacımız kadar öğrendik, ihtiyacımızdan fazlasına itibar etmedik, ilgi duymadık. Çünkü ihtiyaçtan fazlasını öğrendiğiniz zaman o size bir yük olur, siz onun gereğini yapmak zorunda kalırsınız. Bizim geçmişimize bakın; insanlar iki gruba ayrılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âvam ve havas. Âvam kendi sınırını bilir. Fazla bilginin, fazla malumatfuruşluğun peşinde olmaz. Bir yanlış yaparım diye hep endişe eder. Yanlış bir şey söylerim, bilmeden bir pot kırarım, bir günah işlerim diye endişe eder. Onun için ihtiyaç duyduğu zaman gider, havas diye bildiği âlime sorar, velîye sorar, hocaefendiye sorar. İhtiyacı ne ise onu sorar, öğrenir ve döner gelir. Artık o insanın bilgilenme süreci burada bitmiştir. O amel etme sürecine bakar. Makbul insan çok bilen insan değildir. Makbul insan Allah katında az da olsa ihlasla, takvayla amel eden insandır. Tabii dengeler yerinden oynayınca, modern toplumda makbul insan kim oldu? Çok bilen insan, çok etiketli insan, çok maaş alan, çok tüketen insan oldu… Oturduğu zaman carcar konuşan, ahkam kesen, entelektüel kapasitesi yüksek insan makbul oldu. Bu yüzden okuma faaliyetinden önce diriltmemiz gereken bir metodun üzerine eğilmek lazım. Nedir o? Bir bilenden, Allah korkusuna sahip bir bilenden öğrenme usulünü, tarzını, metodunu ihya etmemiz lazım. Buna önem vermemiz lazım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bizden önceki nesiller sahih bir Müslümanlık yaşadılar. Dünyaları da mamur oldu, ahiretleri de mamur oldu. Biz gayri sahih bir İslâmi hayatın eşiğindeyiz, belki ortasındayız. Sebebi de modernitedir. Beynimizi, bilincimizi allak bullak etmiş durumda, dini sahih bir şekilde kavrayamıyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İkinci husus, özellikle dini hususlarda hayatımıza gerekli olanları yapalım, öğrenelim. Bizde bir ilmihal geleneği var, ilmihal kültürü var. Nedir o? Devasa fıkhi müktesebat içinde, esnaf Ali-Veli efendi,  köylü Hurşit efendi oturacak içinde bulunduğu halin ilmini öğrenecek. Ziraat yapıyorsa ziraat ile ilgili, ticaret yapıyorsa ticaret ile ilgili, evlenecekse evlilik ile ilgili, boşanacaksa boşanmayla ilgili vs. Hangi haldeyse, fiilen ne yaşıyorsa, gündeminde ne varsa onunla ilgili ilmini öğrenecek. Bir kere insanda bu hassa kayboldu. İlm-i halini öğrenmeden dünyalar kuruyor, dünyalar yıkıyor. Kelam ilminin, itikad ilminin en çetrefilli meselelerine dalıyor. Eline alıyor bir Kur`an meali onu baştan sona okuyor, altlarını çiziyor, kenarına notlar alıyor. Ama adam ilmihalini bilmiyor. Almanya`da  böyle bir tecrübem oldu. İki saat mezhepler üzerine sohbet ettikten sonra gencin birisi söz istedi ve “Hocam güzel anlattınız, istifade ettik de, bir de bize şu demokrasi şirkinden bahsetseniz. Niye anlatmıyorsunuz insanlara? Demokrasi şirktir. İnsanlar demokraside yaşayınca şirke düşüyor” dedi. Bunun üzerine ben de “bahsedeyim ama senden bir ricam var. Şurada az önce bir namaz kıldık. Sen bana bu namazın vaciplerini bir sayar mısın?” dedim. Kıldığın namazın şartını, vacibini, sünnetini bilmiyorsun, amentü ilkelerini bilmiyorsun, sana birileri bir şey ezberletmiş ve şimdi gündeminde bu var. Dini ideolojileştirme gibi bir tehlike var. Din yaşanan bir şey değil, anlatılan bir şey, satılan bir şey tabir-i caizse.</p>
<p>Allah-u Teâlâ`ya inanıyorsan, iman ediyorsan bunun gereği senin amel etmendir. Azalarınla ve kalbinle amel etmendir. Azalarımızın amelinin dış dünyada görünen bir tarafı kısmen var diye yapıyoruz ama kalbimizle ilgili konu tamamen ihmal edilmiş durumda. İtikadi boyut ihmal edilmiş durumda. Din bizim için -hâşa- Marksizm gibi, Faşizm gibi, Nasyonal Sosyalizm gibi bir ideoloji. Biz bunun üzerinden kendimizi dünyada, bulunduğumuz ortamda anlamlı kılmanın yollarına bakıyoruz. Oysa din, birincil olarak insanın içinde yaşanan, hissedilen ve oradan dışarıya taşan bir şeydir. Bizim içimizde onun kökü yok, sadece kuru bir entelektüel söylem olarak dilimizde, bu kadar. Bu makbul Müslümanlık değil. İlmihalimizi öğreneceğiz, onun içinde akaid var, ahkam var, ahlak var, siyer var, tarih var, Kur`an var, Sünnet var. Her şey var. Ben pek çok arkadaşıma bunu söylüyorum. Belki bu söyleyeceğim şey sizi entelektüel bir tatmine götürmeyecek ama dünyanızı ve ahiretiniz kurtaracak: “Gidin Ömer Nasuhi Bilmen merhumun ilmihalini alın, okuyun, hazmedin, amel edin ve kurtulun kardeşim.”</p>
<p>Bir insana yetebilecek ne lazımsa o var orada. Ama hayır, gencimize bu yetmiyor. Niye? Çünkü orada hermönetik yok, bilmem Heideger yok, Fukuyama yok.</p>
<p>Bu ne lazım sana? Ben bunu entelektüel obezite diyorum. Şimdi günümüz insanı, özellikle gençlik aynen böyle, entelektüel obeziteyle malül. Kaldıramıyor o bilgiyi. Çünkü alt yapısı yok, zemini yok; saçmalamaya başlıyor. Bize lazım olanı öğrenelim. Özellikle ve öncelikle ahretimizi kurtaracak olan neyse onu öğrenelim. Onunla amel edelim ve kurtulalım. Şurada 40-50 sene varız, 40-50 sene sonra yokuz. Her işimizde bunu düşünerek hareket edelim. Özellikle dinle ilişkimizi bu zemine oturtmamız lazım. Bizden önceki nesiller sahih bir Müslümanlık yaşadılar. Dünyaları da mamur oldu, ahiretleri de mamur oldu. Biz gayri sahih bir İslâmi hayatın eşiğindeyiz, belki ortasındayız. Sebebi de modernitedir. Beynimizi, bilincimizi allak bullak etmiş durumda, dini sahih bir şekilde kavrayamıyoruz. Onun için -Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez- ne kadar yapabiliyorsak o kadar yapıp, kurtulmaya bakmamız lazım. Gençlere tavsiyem bu olsun. Bir de İslâm hakkında konuşurken durduğunuz yerden çok emin olmayın. Sağlıklı bir zeminde duruyoruz demeyin. Kafanıza, beyninize ters gelen bir şeyler olduğu zaman hemen “bu böyle olmaz” diye kestirip atmayın. Kendi durumunuzun da tartışmalı olabileceği gerçeğini ve ihtimalini de göz ardı etmeyin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebubekir Sifil,Sözü Müstakim Kılmak 2</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitap-okuma-ruzgarini-modasini-yeniden-gozden-gecirmek-lazim/">Kitap Okuma Rüzgarını, Modasını Yeniden Gözden Geçirmek Lazım!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kitap-okuma-ruzgarini-modasini-yeniden-gozden-gecirmek-lazim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
