<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Izzeddin Ibn Abdüsselam | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/izzeddin-ibn-abdusselam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 May 2019 16:10:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Izzeddin Ibn Abdüsselam | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zahirî ve Bâtınî Amellerin Faziletleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/zahiri-ve-batini-amellerin-faziletleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/zahiri-ve-batini-amellerin-faziletleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2018 21:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Cehâletlerin Zararı]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Kulların Birbirlerine Karşı Üstünlük Sağladıkları Şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[Marifetlerin Semereleri ve Faydaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20706</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zahiri ve bâtınî ameller bizzat kendileri, taalluk ettikleri şeyler, verdikleri semereler ve onlara vesile ve teşvik edici olan şeylerle şeref kazanır. Amellerimizin en üstünü Zât’ı ve sıfatlarını bilmektir. Çünkü bu amelin taalluk ettiği şeyler en şerefli konular, semereleri de en üstün semerelerdir. Yine Allah’a taalluk eden bütün taatler de böyledir. Çünkü O’na icabet etmek icabetlerin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/zahiri-ve-batini-amellerin-faziletleri/">Zahirî ve Bâtınî Amellerin Faziletleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20638 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185-300x158.jpg" alt="" width="300" height="158" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185-300x158.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185.jpg 351w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Zahiri ve bâtınî ameller bizzat kendileri, taalluk ettikleri şeyler, verdikleri semereler ve onlara vesile ve teşvik edici olan şeylerle şeref kazanır.</p>
<p>Amellerimizin en üstünü Zât’ı ve sıfatlarını bilmektir. Çünkü bu amelin taalluk ettiği şeyler en şerefli konular, semereleri de en üstün semerelerdir. Yine Allah’a taalluk eden bütün taatler de böyledir. Çünkü O’na icabet etmek icabetlerin en üstünü, O’na itaat etmek itaatlerin en üstünü, O’na ibadet etmek ibadetlerin en üstünü, O’ndan korkmak korkuların en büyüğü, O’nu gözetmek gözetmelerin en güzeli, O’nu sevmek sevgilerin en mükemmeli, O’na saygı duymak saygıların en yücesi, O’na yönelmek yönelişlerin en hayırlısı, O’nu zikretmek zikirlerin en şereflisi, O’na şükretmek şükürlerin en şereflisi, verdiği hükme sabretmek sabırların en üstünü, O’nun sıfatlarını düşünmek düşüncelerin en üstünü, O’nu dilemek dileklerin en güzeli, O’na dua etmek duaların en üstünü, O’nun için ağlamak ağlamaların en üstünü, O’ndan utanmak utanmaların en üstünü, O’nda fanî olmak fanî olmaların en üstünü, O’nun uğruna cömertlik yapmak cömertliklerin en üstünü, O’na sığınmak sığınmaların en üstünü, O’na duyulan saygıdan dolayı yalvarmak yalvarmaların en üstünü, O’nun ululuğundan dolayı tevazu göstermek tevazuların en üstünü, O’nun için süslenmek süslenmelerin en üstünü, O’nun izzeti önünde boyun eğmek boyun eğmelerin en üstünü, O’nun marifetiyle güzelleşmek güzelleşmelerin en üstünü, O’nun hatırına zayıf görünmek zayıf görünmelerin en üstünü, O’nun hatırına yumuşak davranmak yumuşak davranışların en üstünü, O’nun zâtını, sıfatlarını ve hükümlerini tanımaya çalışmak tanımaların en üstünü, O’na adanmak adanmışlıkların en üstünü, O’nu dinlemek dinlemelerin en üstünü, O’nun emrine sevinmek sevinçlerin en üstünü, O’na itaat etmekten dolayı duyulan mutluluk mutlulukların en üstünü, O’nun âdâbı âdâbın en üstünü, O’nun taraftarları taraftarların en hayırlısıdır. Müjdeler olsun onlara, onların dönüp varacağı yer ne güzel yerdir!</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>Hâller sebepleriyle ve taalluk ettikleri şeylerle şeref kazanır. Saygı, sevgiden daha üstündür. Çünkü saygı celâli bilmekten kaynaklanır, zâta ve sıfatlara taalluk eder. Saygının hemen akabinde, verilen nimetleri ve lütufları bilmekten kaynaklanan sevgi gelir. Sonra da tevekkül gelir, çünkü tevekkülün kaynağı fiillerin tek başına O’na ait olduğunu görmektir. Daha sonra ise havf (korku) ve recâ (ümit) gelir, çünkü bu iki duygu hayır ve şerri görmekten kaynaklanır ve onlara taalluk eder. Ancak bu iki duygu, Allah’ın hayır ve şer üzerindeki kudretini bilme yönüyle şeref kazanmıştır. Çünkü hayırdan aciz olandan bir şey ümit edilmeyeceği gibi, zarar vermeye gücü olmayandan da korkulmaz.</p>
<p><strong>Vesilelerin ve Sebeplerin Rütbeleri</strong></p>
<p>Her ne kadar bütün maksatları faziletlere dair olsa da vesileler maksatların hükmünü alırlar. Güzele yönelten .vesileler güzel, çirkine yöneltenler çirkindir. Vesilelerin en üstünü, marifete ve imana ulaştıran nazar gibi, en üstün maksada ulaştıran vesiledir.</p>
<p>Bazen bir fiil bir yönden güzel, bir başka yönden çirkin olabilir. Bir flil taalluk ettiği şeye ve yol açtığı sonuca göre çirkin veya güzel olur. Uygulamak üzere hayrı öğrenmek ve yapmamak üzere şerri öğrenmek güzeldir. Yapmamak üzere hayrı öğrenmek ve uygulamak üzere şerri öğrenmek çirkindir. Kâfirlere reddiye vermek üzere onların mezheplerini öğrenmek güzeldir. Çünkü bu hareket onların mezheplerini geçersiz kılmaya yöneliktir.</p>
<p>Uygulamak üzere sihir yapmayı öğrenmek çirkindir. Fakat sihirle mucizeyi birbirinden ayırmak için sihir öğrenmek caizdir. Çünkü böyle yapmak mucizeleri ispat etmeye sebep olur. Müstehcen ve edepsizce konuşmayı öğrenmek çirkindir, çünkü bunu yapmakta bir fayda olmadığı gibi çirkin şeylerin akla gelmesine sebep olur.</p>
<p>İbadet etmeyi istemek ve ibadetleri sevmek güzeldir, çünkü böyle olmak ibadet etmeye vesiledir. Yasakları yapmayı istemek ve onları sevmek ise çirkindir, çünkü bu da yasakları işlemeye vesiledir.</p>
<p>Günahlardan hoşlanmamak güzeldir, çünkü onlardan uzak kalmaya sebep olur. İbadetlerden hoşlanmamak ise çirkindir, çünkü ibadetleri terk etmeye sebep olur. İbadetlerin şerefini ve sevabını mülahaza etmek güzeldir; çünkü bu, ibadetleri yapmaya sebep olur. Günahların vereceği zevkleri mülahaza etmek ise çirkindir; çünkü bu, günah işlemeye teşvik eder. İbadetlerin zorluklarını mülahaza etmek çirkindir; çünkü bu, kişiyi ibadetleri terk etmeye yöneltir. Günah işlemenin çirkinliğini ve cezasını mülahaza etmek ise güzeldir, çünkü böyle düşünmek günahları terk etmeye sebep olur.</p>
<p>İyi insanlara sevgi beslemek güzeldir, çünkü onlarla dostluk etmeye ve onlara yardımcı olmaya sebep olur. Günahkârları sevmek ise çirkindir, çünkü onlarla samimi olmaya ve onlara destek vermeye neden olur.</p>
<p>Kâfirlere düşmanlık beslemek güzeldir, çünkü onlardan uzak durmaya sebeptir. Hayırlı insanlara düşmanlık beslemek ise çirkindir, çünkü onlardan ayrı düşmeye sebeptir.</p>
<p>Allah için kızmak güzeldir, çünkü takvaya sebep olur. Nefis için kızmak ise çirkindir, çünkü hevâya tâbî olmaya sebep olur.</p>
<p>İbadetlere istekli olmak güzeldir, çünkü onları yapmaya sebep olur. Günahlara istekli olmak ise çirkindir, çünkü günah işlemeye devam etmeye sebep olur. İbadetlerden geri durmak çirkindir, çünkü onları terk etmeye sebep olur. Günahlardan geri durmak ise güzeldir, çünkü onları bırakmaya sebep olur. İyiliklere ve kötülüklere meyilli olmak da onlara istekli olmak gibidir.</p>
<p>Dünyanın süsüne bakmak çirkindir, çünkü ona meyletmeye sebep olur. Ahiretin güzelliğine bakmak ise güzeldir, çünkü âhirete yönelmeye sebep olur. Bâtılın çirkinliğini garipsemek güzeldir, çünkü kişiyi bâtıla dalmaktan men eder. Hakkın güzelliğini beğenmek ise güzeldir, çünkü onu daha fazla yerine getirmeye sebep olur.</p>
<p>Hakkı ve ehlini küçümsemek çirkindir, çünkü onları terk etmeye sebep olur. Bâtılı ve ehlini küçük görmek ise güzeldir, çünkü onları terk etmeye sebep olur. İbadetleri yapmaktan geri kalmak çirkindir, çünkü az ibadet etmeye sebep olur. İbadetle meşgul olmak güzeldir, çünkü çok ibadet etmeye vesiledir.</p>
<p>Verilen nimetleri az bulmak çirkindir, çünkü nimete nankörlük etmeye sebep olur. Verilen nimetleri çok bulmak ise güzeldir, çünkü onlara şükretmeye vesile olur.</p>
<p>Gafletlerin en çirkini yeryüzünün ve göklerin Rabb’i olan Allah’tan, sonra ibadetlerden gaf‘il olmaktır. Gafletlerin en güzeli ise günahlardan ve suç işlemekten gafil olmaktır.</p>
<p><strong>Marifetlerin Semereleri ve Faydaları</strong></p>
<p>İnsanın en üstün vasfı irfandır. İrfanın en üstünü de Deyyân olan Allah’ı tanımaktır. Çünkü O, bütün iyi olan şeyleri emretmiş ve her çeşit düşmanlığı yasaklamıştır.</p>
<p>Bundan sonra Kur’an hükümlerini, Kur’an’ın itaat edenlere ve müminlere, kâfırlere ve isyankârlara vaad ettiği şeyleri bilmektir.</p>
<p>Rahmân’ı bilip tanımanın semeresi; yüce hâllere, değerli sözlere, hoşnut olunmuş fiillere ve uhrevî derecelere sahip olmaktır.</p>
<p>Allah’ın hükümlerini bilmenin semeresi; çizgiyi aşıp azgınlık etmekten kaçınmak ve Allah’ın rızasına uymaktır.</p>
<p>Verilecek sevap ve cezayı bilmenin semeresi; isyankârların elde edeceği şeyden ibret almak, itaate ve iyilik yapmaya yönelmektir.</p>
<p>Dünyanın değersizliğini ve fâniliğini bilmenin semeresi; dünyayı küçük görmek ve ona iltifat etmemektir.</p>
<p>Ahiretin değerini ve bakiliğini bilmenin semeresi; âhirete yönelmek ve ona kavuşmaya acele etmektir.</p>
<p>Kalbin Deyyân olan Allah irfanıyla dopdolu olmasının semeresi; dünyayı bir tarafa atmak, ihvânı terk etmek, vatanlardan göçmek, tarikatlara girmek, ilgileri kesmek, hakikatlere yapışmak ve halkı razı etmekten önce Hakk’ı razı etmektir. Şüphesiz ki Allah kullarını amaçların en üstününü seçecek ve tercih edecek, en mükemmelini isteyecek ve iki zarardan en az zararlı olanını seçecek şekilde yaratmıştır. Ahmak ve faziletlerin rütbelerini bilmeyenden başkası veya şakî ve menzillerin en yücesinden gafil olanlardan başkası değerliyi bırakıp daha değersizi istemez.</p>
<p>Ahiret yurdunun şerefıni bilmeyenlerden başkası bu dünya ile meşgul olmaz. Cebbâr olan Melik’in azametini bilmeyenlerden başkası da âhiret yurduyla meşgul olmaz. 0 hâlde neyin faziletli ve neyin kusurlu olduğunu bilmemek dünyayı âhiretin ve daha az üstün olanı üstün olanın önüne geçirmenin, kusurlu şeylerle ilgilenmenin ve faziletli şeylerden uzak durmanın sebebidir.</p>
<p><strong>Cehâletlerin Zararı</strong></p>
<p>Cehâletlerin en çirkini, insanın Deyyân olan Melik’i, Kur’an’ın hükümlerini, Allah’ın itaat ehli ve müminler için cennette ve cehâlet ehli ve isyankârlar için cehennemde hazırlamış olduğu şeyleri bilmemesidir.</p>
<p>Allah’ı bilmemek irfan meyvelerinin zıtlarını semere olarak verir, cehennemde ebedî kalmaya ve Rahmân’ın gazabına sebep olur.</p>
<p>Bazı sıfatları bilmemek onları bilmenin dünya ve âhirete ilişkin verecek olduğu semerelerin zıddını verir.</p>
<p>Hükümleri bilmemek günah işlemeye, haram yemeye, halka zulmetmeye, namaz ve orucu zâyi etmeye sebep olur.</p>
<p>Bu dünyanın değersizliğini bilmemek dünyaya meyletmeye sebep olur.</p>
<p>Allah’ın günlerini bilmemek gaflete düşmeye ve aldanmaya, Cebbâr olan Allah’a isyana cüret etmeye sebep olur.</p>
<p><strong>Kulların Birbirlerine Karşı Üstünlük Sağladıkları Şeyler</strong></p>
<p>Allah Teâlâ’nın en sevdiği ve çok değer verdiği kulları; Mevlâ’larının müstahak olduğu celâl sıfatlarını, kemâl sıfatlarını, kullarına bahşettiği nimetleri ve üstünlükleri, Allah hakkında imkânsız olan kusur, eksiklik, değişme ve son bulma gibi nitelikleri, yapması caiz olan emir verme, yasaklama, nasihat etme, men etme, müjdeleme, peygamber gönderme, kıyamet günü haşir ve neşir etme, cezalandırma, mükâfatlandırma, rezil etme ve onurlandırma gibi fiilleri bilen kimselerdir. Onlar Allah’tan başkasına tapmazlar ve O’ndan başkasının rızasını istemezler. Allah onları huzurunda bulundurur. Onlar O’ndan başkasına hâllerini arz etmezler. Sadece O’na dayanıp güvenirler. Onlar Allah’ı bilme bahçelerinde bulunurlar ve O’nun mükemmel sıfatlarına bakarlar. Allah’ın celâline baktıldarında O’ndan korkup fanî olurlar.</p>
<p>Allah’ın cemâline baktıklarında O’nu sevip rahata ererler. Allah’ın gazabının şiddetine baktıklarında O’ndan korkup boyun eğerler. Allah’ın rahmetinin enginliğine baktıklarında O’ndan niyaz edip O’na tevbe ederler. Allah’ın tek başına bütün fiilleri yarattığına baktıklarında O’ndan başkasına dayanmazlar. Allah’ın kendilerini gördüğüne baktıklarında O’na muhâlif davranmaktan utanırlar. Allah’ın çağrısını işittiklerinde hemen icabet ederler. O’nun müjdesini duyduklarında neşelenirler. Kalpleri O’nun azametiyle dolduğunda görünmez olurlar. Arifler bu rütbelerde farklı farklı ve bu vasıflarda birbirlerinden üstündürler. Bu dünyada onların en üstünü, yarın âhiret yurdunda en yüksekte olanı, Aziz ve Gaffâr olana en yakın olanıdır.</p>
<p><strong>Üstünlüklerin Sebepleri</strong></p>
<p>Üstünlüklerin kesbî ve kesbî olmayan olmak üzere sebepleri vardır. Kesbî olmayan, yani sonradan kazanılmayan üstünlük sebepleri altıdır:</p>
<p><strong>1-</strong>Akıllar. Akıllara izafet edilen sevap akılların eserlerine bağlıdır. Akıllar marifetlere, yakınlık elde etmeye ve yüce derecelere davet ederler.</p>
<p><strong>2</strong>-Kıskançlık, yumuşaklık, şefkat, cömertlik, cesaret ve utanma duygusu gibi doğuştan gelen seçkin ve değerli sıfatlar. Sevap bunların eserlerine bağlıdır.</p>
<p>Kıskançlığın eseri; çirkin eylem ve sözleri ve bunlara sebep olabilecek şeyleri kadınlardan defetmektir.</p>
<p>Yumuşaklığın eseri; mazlumun kini soğuyuncaya kadar kötülük edeni cezalandırmayı ertelemektir ki böylece yapılan kötülüğü affetmesi kolaylaşmış olur.</p>
<p>Şefkatin eseri; en mükemmel iyiliği yapmak ve en kapsamlı lütuflarda bulunmaktır.</p>
<p>Cömertliğin eseri; Allah’a yakınlaştıran bütün fiillerde mal ve hizmet sarfetmektir.</p>
<p>Cesaretin eseri; canları, malları, kadınları ve çocukları düşmanların saldırısından korumaktır.</p>
<p>Utanma duygusunun eseri; bütün çirkin şeylerden uzak durmaktır.</p>
<p><strong>3-</strong>İlhamla gelen bilgiler. Bunların sevabı, ortaya koymuş oldukları hâllere ve amellere hastır.</p>
<p><strong>4</strong>-Bilinmeyen şeyleri ortaya çıkarmak ve harikulade şeyler yapmak gibi kerametler. Bu kerametler tarikat yoluna girenler için birer fitnedir. Kim bunlarla meşgul olursa Mevlâ’sından ayrı düşer. Kerametlere bakmayıp Allah’a yönelen, Mevlâ’sıyla meşgul olduğu için yükselir.</p>
<p><strong>5</strong>-Nübüvvet. Bu en üstün mertebe ve en yüce amaç olup çalışıp çabalamakla elde edilmez.</p>
<p><strong>6-</strong>Risalet. Bazen risalet vasıtasız olarak mücadele etmek olur, Allah’ın şu kavli gibi: “Firavun’a git! Çünkü o çok azdı.” (Nâziât, 79/17) Bazen de melek vasıtasıyla olur, Allah’ın şu kavli gibi: “Ey bürünüp sarınan! Kalk ve (insanları) uyar!” (Müddessir, 74/1, 2)</p>
<p>Yukarıda sözü edilen altı sebebin sevabı, her ne kadar özleri itibariyle şerefli olsalar da eserlerine bağlıdır. Hatta bazıları, sevapların çoğundan daha üstündür; nübüvvet, risâlet ve ilhamla gelen bilgiler gibi.</p>
<p>Geri kalan diğer sebepler ise kesbî olup emir, hamd, dünyadaki ve âhiretteki sevap bunlara taalluk eder. Bunlari şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><strong>1</strong>-Allah Teâlâ’yı, O’nun en güzel isimlerini ve en yüce sıfatlarını bilmek. Bu şeref, semere ve eser itibariyle amellerin en üstünüdür. Bundan sonra ise O’nun âdâbını ve hükümlerini bilmek gelir.</p>
<p><strong>2-</strong>Saygı duymak, sevmek, tevekkül etmek, korkmak, ummak ve fanî olmak gibi, sıfatları bilmekten kaynaklanan hâller. Rabb’in katındaki faziletlerine ve mertebelerine göre bunların çok fazla sevabi vardır.</p>
<p><strong>3</strong>-Allah’a yakınlaşmaya sebep olan bütün sözler. Bunların da faydalarına ve faziletlerine göre Allah katında ecri vardır.</p>
<p><strong>4-</strong>Beş duyu ve bütün organlarla Allah’a itaat etmek. Bunun sevabı da faydaları ve faziletleri nispetindedir.</p>
<p><strong>5-</strong>Açık ve gizli bütün yasaklanmış olan şeylerden el çekmek. Bunlardan sakınıp uzak durmanın sevabı, onları terk etmede nefisle yapılan mücâhede nispetindedir. Haramlardan kaçınmak mekruhlardan kaçınmaktan daha üstündür, tıpkı farzları yapmanın mendupları yapmaktan daha üstün olduğu gibi. .</p>
<p><strong>6</strong>-Şüpheli ve mekruh şeylerden el çekmek.</p>
<p><strong>7</strong>-Göklerin Rabb’inden uzaklaşmaya sebep olan fazladan mubahları terk etmek.</p>
<p>Bu fiillerin dünyadaki sevabı Allah ile ünsiyet kesbetmek, O’nun hükmüne razı olmak, O’na yakın olmaktan dolayı sevinmek, O’nu tanımaktan lezzet almak, O’na itaatle şeref bulmak, rızıkların bollaşması, kendi kendine yeterli olmak, doğru yolu bulmak ve Allah’ın daha bu dünyadayken sevabını vermiş olduğu bunlara benzer şeylerdir.</p>
<p>Sevabı âhirette verilecek olanlara gelince, onları da şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><strong>1</strong>-Huriler, saraylar ve çocuk hizmetkârlar gibi fiziksel nimetler.</p>
<p><strong>2</strong>-Allah’ın civarında ve yakınında olmaktan, O’nun kelâmını işitmekten, selâmını almaktan, rahmet ve hoşnutluğunu müjdelemesinden dolayı övünmek gibi ruhsal nimetler.</p>
<p><strong>3</strong>-Rahmân’ın rızasına kavuşmak ve Deyyân olan Allah’ı görmek. Bu ikisi cennet nimetlerinin en üstünüdür. Çünkü bu iki nimet hiçbir cennete sığmadığı gibi, dille de asla tarif edilemez.</p>
<p><strong>Üstün Kılmanın Keyfıyeti</strong></p>
<p>Bu sayılan sebeplerden her birinde bütün yaratılmışlardan üstün olan kimse tabiatıyla bütün yaratılmışların en üstünü ve yaratıcının en sevdiği kimse olur. Yukarıda sayılan sebeplerden her birinin mertebeleri vardır ve bir kısmı diğer kısmından daha üstündür.</p>
<p>Nebîlerin rütbeleri farklı farklıdır. Resüller, ârifler, zâhidler, âbidler, asil nesiller ve güzel huy sahiplerinin mertebeleri de böyledir. Nübüvvet ve risâlet sebeplerin en üstünüdür. Resuller nebilerden, nebiler âriflerden, ârifler âmillerden üstün olup âmiller kendi aralarında amellerine ve hâllerine göre farklı mertebelere sahiptirler. Aynı şekilde ilhamların, kerametlerin, derecelerin ve âhirete ilişkin mükâfatların rütbeleri de farklı farklıdır.</p>
<p>Kulların bu&#8217;sebepler ve sıfatlardaki rütbeleri ne kadar farklı olursa olsun aynı cins sıfatlarda en fazla paya sahip olan kimse daha azına sahip olandan daha üstündür. İki kişiden korkma, tevekkül etme, saygı duyma veya sevme yönünden en nitelikli vasfa sahip olanı diğerinden daha şereflidir. Farklı cinsten sıfatlarda ise üstünlük mertebe bakımından en şerefli ve fayda bakımından en yücesiyle olur. Saygı duyan sevenden, seven tevekkül edenden, tevekkül eden korkandan, namaz kılan abdest alandan, gazaya çıkan haccedenden, farzları yerine getiren nafıle ibadet yapanlardan daha üstündür.</p>
<p><strong>Faide</strong>:</p>
<p>Marifet, insanı bütün ibadetleri yapmaya teşvik ederken yaradılıştan gelen vasıflar bazı ibadetleri yapmaya teşvik eder. Bu iki teşvik edici unsur bir fiil üzerinde birleştiği zaman o fiil pekişir ve devamlı olur.</p>
<p>Cömert ârifın yaptığı ihsanı, kıskanç ârifın kıskançlığı ve şefkatli ârifın şefkati başkalarının ihsanından, kıskançlığından ve şefkatinden daha sağlam ve mükemmeldir. Çünkü ârifın tabiatı onu böyle yapmaya teşvik eder ve çağırır. Aynı şekilde, hayâ sahibi ârifın &#8216;utanç verici şeylerden kaçınması da böyledir. Çünkü onun marifeti ve hayâsı kendisini bütün utanç verici şeylerden alıkoyar ve ona engel olur.</p>
<p>İşte bu yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar gümüş ve altın madenleri gibi birer madendirler. Cahiliye devrinde en iyi olan insanlar, eğer bilgi sahibi olurlarsa İslam’da da en iyi olanlardır.” [Müslim, 2638; hadisin bir kısmı Buharî, 3353; Müslim, 2387, 2526] Hiç kuşkusuz o insanların mizaçları, bilgileri ve imanları yüce ahlâka teşvik edici unsurlardır.</p>
<p><strong>Bilgilerin Hâlleri Doğurması ve Buna Bağlı Olarak Ortaya Çıkan Sonuçlar</strong></p>
<p>Bil ki, Zât’ı ve sıfatlarını bilmek bütün dünya ve âhiret hayırlarını doğurur. Sıfatlardan her birinin bilinmesi yüce bir hâli, asil sözleri, hoşnut olunan fiilleri, dünyevî mertebeleri ve uhrevî dereceleri doğurur.</p>
<p>Zât’ı ve sıfatları bilmek, kökü -ki Zât’ı bilmektir hüccet ve burhânla sabit ve dalları -ki sıfatları bilmektirasaletle ve şerefle gökte olan ve her an hâller, sözler ve fiillerden oluşan meyvelerin&#8217; yaratıcısı olan Rabb’inin izniyle veren hoş bir ağaca benzer. Çünkü bu ağacın meyveleri ancak Allah’ın izni ve tevükiyle elde edilir. Söz konusu hoş ağacın bittiği yer kalptir ki, o marifet ve hâller sayesinde salâha kavuşursa bütün beden salâha kavuşur.</p>
<p>Bu durum ya dünyadayken sözler ve fıiller veya âhirette cennet nimetleri ve celâl sahibi olan Hakk’ın hoşnutluğu ile ortaya çıkar. Eğer kalp günah ve sapkınlıkla bozulursa bütün beden bozulur. Bu durum ya dünyadayken isyanlar ve ihmal veya âhirette cehennem azabı ve Cebbâr olan Hakk’ın gazabı ile ortaya çıkar. Bu ağacın dallarından birinden yoksun olan kimse dünyada ve âhirette o dalın meyvelerinden yoksun kalır.</p>
<p>Nazar ve araştırma ile bu ağacı eken, takva ile ona bakıp kollayan, istikamet ile onu koruyup himaye eden, muhâlefet dağınıklığını ondan çıkaran, hevâ ve arzu rüzgârlarından onu koruyan, üzerine şüphe yıldırımlarının düşmesinden, şirkin afetlerinin inmesinden ve kötü sonun felâketlerine kapılmasından korkanlara ne mutlu! “Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah&#8217;ın mekrinden emin olamaz.” (Araf. 7/99)</p>
<p>Sözünü ettiğimiz ağacın üç dalı vardır ve her bir dalın şubeleri ve filizleri bulunur.</p>
<p><strong>Birinci dal:</strong> Herhangi bir kusuru ve eksikliği nefyeden sıfatları bilmek. Bu dal; uyuklama, uyku, zulüm ve düşmanlığı nefyetme gibi, nefyettiği şeyler itibariyle birçok şubeye ayrılır.</p>
<p><strong>İkinci dal:</strong> Zâtın sıfatlarını bilmek. Bunun şubeleri yedi tanedir: Hayat, ilim, kudret, irade, işitme, görme ve kelâm.</p>
<p><strong>Üçüncü dal</strong>: Fiillere dair sıfatları bilmek. Bunun şubeleri; zarar ve fayda vermek, bağışlamak, örtmek, nimetlendirmek, üstün kılmak, aziz ve zelil etmek gibi fiillerin çeşitleri itibariyle çok fazladır.</p>
<p>Bu şubelerden her birinin bilgisi 0 şubeye münasip ve uygun olan hâlleri, sözleri ve fiilleri doğurur. Cemâlini bilen O’nu sever, . celâlini bilen O’ndan korkup saygı duyar, rahmetinin enginliğini bilen ondan ister, gazabının Şiddetini bilen O’ndan korkar, fiilleri tek başına yaptığını bilen işini O’na tevdi eder, azametini bilen bütün varlıklardan fâni olur.</p>
<p>Marifet bütün iyiliklerin ash, bütün lütufların kaynağı ve bütün kötülüklerin savuşturucusudur. Bunun yanında marifetin bizzat kendisi, ilgili olduğu nesneleri, semereleri ve ecri de değerlidir.</p>
<p>Hâllerin en değerlisi marifetlerin en değerlisinden doğan hâldir. Marifetlerin en değerlisi, başkasının ortaklığı olmaksızın sadece Allah’a taalluk eden marifettir.</p>
<p>Bu kitabın maksatları hakkında değişik bablar vardır.</p>
<p>Izzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Hikmet Pınarı,s.10-20</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/zahiri-ve-batini-amellerin-faziletleri/">Zahirî ve Bâtınî Amellerin Faziletleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/zahiri-ve-batini-amellerin-faziletleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahmân&#8217;ın Sıfatları Hakkında Bir Mukaddime</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/rahmanin-sifatlari-hakkinda-bir-mukaddime/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/rahmanin-sifatlari-hakkinda-bir-mukaddime/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2018 21:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Selbî sıfatları]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Sıfatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ilim Sıfatı]]></category>
		<category><![CDATA[Irade Sıfatı]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmân'ın Sıfatları Hakkında Bir Mukaddime]]></category>
		<category><![CDATA[Taşınabilecek Selbî Sıfatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20710</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216; Kur’an âdâbını içselleştirmeyen ve mümkün olduğu kadarıyla Rahmân’ın sıfatlarını taşımaya çalışmayan kimse Deyyân olan Allah’ın dostluğuna ehil ve uygun olamaz. Çünkü O; Muhsin olup ihsam emreder, Mufdıl olup iyilik yapmayı emreder, Mücmil olup terbiyeli davranmayı emreder, Nâfî’ olup faydalı olmayı emreder, Râfı’ olup yüceltmeyi emreder, Gaffâr olup bağışlamayı emreder, Settâr olup örtmeyi emreder, Cebbâr [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rahmanin-sifatlari-hakkinda-bir-mukaddime/">Rahmân’ın Sıfatları Hakkında Bir Mukaddime</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/08/images-5.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-20712" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/08/images-5-300x209.jpeg" alt="" width="300" height="209" /></a></p>
<p>&#8216; Kur’an âdâbını içselleştirmeyen ve mümkün olduğu kadarıyla Rahmân’ın sıfatlarını taşımaya çalışmayan kimse Deyyân olan Allah’ın dostluğuna ehil ve uygun olamaz. Çünkü O; Muhsin olup ihsam emreder, Mufdıl olup iyilik yapmayı emreder, Mücmil olup terbiyeli davranmayı emreder, Nâfî’ olup faydalı olmayı emreder, Râfı’ olup yüceltmeyi emreder, Gaffâr olup bağışlamayı emreder, Settâr olup örtmeyi emreder, Cebbâr olup yardımcı olmayı emreder, Kahhâr olup galip gelmeyi emreder, Hâlîm olup yumuşak davranmayı emreder, Alîm olup ilim öğrenmeyi emreder, Hakîm olup hikmetle hüküm vermeyi emreder, Rahîm olup merhametli olmayı emreder, Sabür olup sabrı emreder, Şekür olup şükretmeyi emreder, Kuddüs olup temizlenmeyi ve arınmayı emreder, Selâm olup selâmı emreder.</p>
<p>Zâtının sıfatlarını taşıyan kimse O’nun dostluğuna ve rızasına elverişli olur. Burada her sıfatın delilini, sıfata dikkat etmenin ve onu taşır hâle gelmenin semeresini zikredeceğiz.</p>
<p><strong>Taşınabilecek Selbî Sıfatlar</strong></p>
<p>Marifetler duvarda açılmış delikler gibidir; basiret gözleriyle oradan vicdanlar âlemine bakılır ve kalpler O’nun zâtını ve sıfatlarını müşahede edip O’nun celaline ve cemaline layık olacak şekilde davranır. Sonra kalpler bütün organlara ve uzuvlara emir göndererek O’nun azametine ve kemaline uygun olacak şekilde davranmalarını ister. Kalpler O’nun huzurunda durup O’nu tazim eder ve uzuvlar kalplerin kapılarında durup O’na çokça saygı gösterir ve ibadet ederler. Allah’a ibadet edip boyun eğmekle ve sıfatlarıyla süslenmekle O’nun âdâbını özümsemiş ve sıfatlarını taşır hâle gelmiş kimselerden başkası O’nun dostu olmaya ve O’nunla uyum içinde bulunmaya uygun değildir. Bu hususlarda insanların en üstün olanı Allah katında en değerli ve O’na en yakın kimsedir.</p>
<p><strong>Allah’ın selbî sıfatları iki kısımdır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Noksanlık, kusur ve sonradan olma özelliklerinin olmadığını söylemek.</p>
<p><strong>2-</strong>Zâtında, sıfatlarında ve tasarruflarmda ortağının olmadığını ortaya koymak.</p>
<p>Bütün bu özelliklerin delilleri Allah’ın aşağıda sayacağımız sözleridir:</p>
<p>“O’nunla aynı adı taşıyan birini biliyor musun?” (Meryem, 19/65) “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şürâ, 42/11)</p>
<p>“O’nun hiçbir dengi yoktur.” (İhlâs, 112/4) “‘Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Muhammed, 47/19)</p>
<p>“Hâkimiyette O’nun ortağı yoktur, aciz bir dostu da yoktur.” (İsrâ. 17/111)</p>
<p>“Allah evlât edinmemiştir; O’nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur.” (Müminün, 23/91)</p>
<p>“Çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.” (Meryem, 19/92)</p>
<p>“O’nun eşi olmadığı hâlde nasıl çocuğu olabilir!” (Enam, 6/101)</p>
<p>“Hüküm ancak Allah’ındır.” (Enam, 6/57)</p>
<p>“Allah’tan başka bir yaratıcı var mı?” (Fâtır,35/3)</p>
<p>“O’nu tam olarak bilip kavrayamazlar.” (Tâhâ, 20/110)</p>
<p>“O’nun ilminden ancak dilediği kadarını bilebilirler.” (Bakara, 2/255)</p>
<p>“O’nu ne bir uyuklama ne de uyku alır.” (Bakara, 2/255)</p>
<p>“Gökleri ve yeri korumak O’na ağır gelmez. O yüce ve azametli olandır.” (Bakara, 2/255)</p>
<p>“Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.” (Kâf, 50/38)</p>
<p>“Allah (dilediği gibi) hükmeder, O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur.” (Rad, 13/41)</p>
<p>“Kendisi korunmaya muhtaç değildir.” (Müminün, 23/88)</p>
<p>“Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.” (Kehf, 18/51)</p>
<p>“Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktu.” (Sebe, 34/22)</p>
<p>“Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur.” (Enam, 6/17)</p>
<p>“Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun keremini geri çevirecek de yoktur.” (Yunus, 10/107)</p>
<p>“Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur.” (Araf, 7/186)</p>
<p>“Allah kime de hidayet ederse, artık onu saptıracak yoktur.” (Zumer, 39/37)</p>
<p>“Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.” (Al-i İmrân, 3/126)</p>
<p>“Biz onlardan uzak değiliz.” (Araf, 7/7)</p>
<p>“Biz yaratmaktan habersiz değiliz.” (Müminun, 23/17)</p>
<p>“Senin Rabb’in unutkan değildir.” (Meryem, 19/64)</p>
<p>“Rabb’im ne yanılır ne de unutur.” (Tâhâ, 20/52)</p>
<p>“Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (Al-i İmrân, 3/5)</p>
<p>“Gözler O’nu göremez.” (Enam, 6/103)</p>
<p>“Allah kullarına bir zulüm dileyecek değildir.” (Mümin, 40/31)</p>
<p>“Rabb’in kullara zulmedici değildir.” (Fussilet, 41/46)</p>
<p>“Onlar bize kötülük edemezler.” (Bakara, 2/57)</p>
<p>“Biz zulmetmeyiz.” (Şuarâ, 26/209)</p>
<p>“Allah’a hiçbir zarar veremezler.” (A14 İmrân, 3/177)</p>
<p>“O’na hiçbir zarar veremezsiniz.” (Had, 11/57)</p>
<p>“Şüphesiz Allah’ın âlemlere ihtiyacı yoktur.” (Ankebut, 29/6)</p>
<p>“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan.” (Furkan. 25/58)</p>
<p>“O’nun zatından başka her şey yok olacaktır.” (Kasas. 28/88)</p>
<p>“0 ilktir, sondur.” (Hadid. 57/3)</p>
<p>“O eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir.” (Haşr. 59/23)</p>
<p><strong>Zâtın ve Sıfatların Tekliği</strong></p>
<p>Hakk’ın zâtı ilâhlık, ezelîlik, ebedîlik, bir sebebe ve mucide muhtaç olmama, himaye edeni, adaşı, ortağı, dengi, benzeri ve destekçisi olmama yönlerinden tektir.</p>
<p>Zâtın sıfatları ise ezelîlik, ebedîlik, teklik, bir sebebe ve mucide muhtaç olmama ve eşi ve benzeri bulunmaktan münezzeh olma yönlerinden tek olmakla birlikte taallukları umumî ve idrake konu olan nesneleri şümullüdür.</p>
<p>İlim ve kelâm sıfatları genel ve ayrıntılı olarak bütün vacip, mümkün ve imkânsız olan şeylere taalluk ederler.</p>
<p>Kudret ve irade sıfatları imkân dairesinde bulunan her şeye taalluk ederler.</p>
<p>İşitme sıfatı gizli ve açık olsun bütün işitilebilen şeylere taalluk eder.</p>
<p>Görme sıfatı açık veya gizli olan bütün zâtlara ve sıfatlara kadim olsun hâdis olsun bütün mevcudâta taalluk eder.</p>
<p>Taallukun sıfatlarına gelince; irade belirlemeye, kudret icada, kelâm talep etme ve haber vermeye, ilim, işitme ve görme ise açığa çıkarma, ihata ve idrak etmeye taalluk eder. Bütün bunlar tek ve yegâne olmanın bazı çeşitleridir.</p>
<p><strong>Tevhid</strong></p>
<p>Tevhid iki çeşittir. Birincisi kadim olup o da kendi arasında ikiye ayrılır.</p>
<p><strong>1</strong>-Kullar bilsinler veya bilmesinler Allah’ın her çeşit zâtî, selbî ve fiilî vasıfta tek ve yegâne olduğunu bilmektir. Çünkü kimse O’nu gerektiği şekilde övemez.</p>
<p><strong>2</strong>-O’nun söz konusu tekliğine dair kendi şahitliğidir. Tevhidin ikinci çeşidi hâdis olan tevhiddir ki, birçok kısma ayrılır:</p>
<p><strong>1</strong>-Allah’ın kendisinin tek olduğuna dair bize bildirmesiyle bildiğimiz bilgi.</p>
<p><strong>2</strong>-Söz konusu tekliğe dair imanımız.</p>
<p><strong>3</strong>-Söz konusu tekliğe itikadımız.</p>
<p><strong>4</strong>-Söz konusu itikadın nesnesine olan imanımız.</p>
<p><strong>5</strong>-Bilmiş olduğumuz tekliğe dair söylediğimiz sözler.</p>
<p><strong>6</strong>-Söz konusu tekliği dile getirmemiz.</p>
<p>Marifet ve bilmek itikattan daha yüce bir mertebedir. Marifet üzerine bina edilmiş olan iman, itikat üzerine bina edilmiş olan imandan daha şereflidir. Marifete dayalı olarak tekliğe dair söz söylemek, itikada dayalı olarak söylemekten daha üstündür.</p>
<p><strong>7</strong>-O’nu birlemenin gereğine uygun olarak davranmak; O’ndan başkasına tapmamak ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O’ndan başkasına tevekkül etmemek ki, O’ndan başka sığınacak yer yoktur. Hiç kimseyi O’nun kadar sevmemek ki, O’nun cemâli gibisi yoktur. Hiç kimseyi O’nun kadar yüceltmemek ki, O’nun kemâli gibisi yoktur. Hiç kimseye O’nun kadar şükretmemek ki, O’ndan başka nimet veren yoktur. O’ndan başkasından iyilik ummamak ki, O’ndan başka iyilik eden yoktur. Sadece O’nun otoritesinden korkup çekinmek ki, O’ndan başka iltica edecek yer yoktur.</p>
<p>Azametine boyun eğmek ve izzetine teslim olmak gibi diğer bazı sıfatlarının gereğine uygun olarak davranmak da böyledir.</p>
<p>Sair sözlerde ve amellerde Allah’ı bir ve tek görmek de böyledir. Hatta O’ndan başkası adına yemin etmemeliyiz. Bu tür tevhidin vacip oluşu hususunda alimler arasında görüş birliği yoktur.</p>
<p>Sözünü ettiğimiz selbî sıfatlar ve tevhid türlerini göz önünde bulundurmanın semeresine gelince, onlardan her birine münasip ve uygun düşen boyun eğme, tevekkül, sevme, saygı duyma ve benzeri özellikleri ele almaya çalışacağız.</p>
<p>Selbî sıfatlara uygun olarak şekillenmeye gelince, onların hepsini özümsemek mümkün değildir, çünkü bazıları sadece Allah’a hastır. Söz konusu sıfatlardan sadece mümkün olanları imkân mertebesinde özümsenebilir; zulmetmemek, zulmetmeyi istememek gibi. Kusurlardan arınmak ve eksikliklerden uzak olmak demek olan kuds ve selâm sıfatları da böyledir. Söz konusu arınma, dışımızı ve içimizi günahlardan ve muhâlefetlerden arındırmakla olur. Çünkü günahlarımız bizim en büyük kusurumuzdur. Sözü edilen eksik liklerden uzak olma hâli de Hz. İbrahim aleyhisselam’a tâbî olarak kalplerimizi şüphe ve şirkten korumakla gerçekleşir. Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: “Çünkü (İbrahim) Rabb’ine kalb-i selim ile geldi.” (Sâffat, 37/84), “0 gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selim ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuarâ, 26/88, 89)</p>
<p>Allah’ın şu kavli gereği önce haram olan şeylerden arınmakla işe başlamalıyız: “Günahın açığını da gizlisini de bırakın!” (Enam, 6/120) Sonra mekruh olanları, sonra şüpheli şeyleri, sonra fazladan mubahları ve sonra da yerin ve göklerin Rabb’inden bizi uzaklaştıran her çeşit meşguliyetten arınmakla işi tamamlamalıyız.</p>
<p><strong>Zâtın Sıfatlarından Huy Edinip Özümsenebilecek Olanlar</strong></p>
<p>Söz konusu olan sıfatlar ikiye ayrılır:</p>
<p><strong>1-</strong>Kudret ve hayat sıfatlarıdır ki, bunlar asla özümsenemezler. Çünkü bunları sonradan kazanmak mümkün değildir. Ancak bu sıfatların ve bedenin sair faydaları ve uzuvlarının korunması gerekir ki bunları Rabb’imize ibadet ederken kullanabilelim. Cihad ve benzeri durumlar haricinde bu uzuvlardan hiçbiri bizi gurura sevketmemelidir. Onunla gördüğümüz için gözü ve onlarla idrak etiğimiz için sair duyularımızı korumalıyız. Eli onunla tuttuğumuz için, dili onunla konuştuğumuz için, aklı onunla tefekkür ve idrak ettiğimiz için ve ayakları onlarla yürüyebildiğimiz için muhafaza etmeliyiz.</p>
<p>Tedavi ederek ve ilaç kullanarak söz konusu organlarımızdan hastalıkları gidermenin vacip oluşu hususunda iki görüş bulunmaktadır.</p>
<p>Aklı, zorlama ve zaruret olmaksızın sarhoşluk veren herhangi bir şeyle karıştırmak caiz değildir. Aynı şekilde aklı haram olan gaflet verici şeylerle örtmek de caiz olmaz. Aklı her türlü menduptan gafil olmaktan korumak müstehaptır. Bu da boş şeylerden oluşan gaflete sebep olan unsurları ortadan kaldırmalda olur.</p>
<p>Hayat sıfatının delili Allah’ın şu kavilleridir: “O daima hayattadır; O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur.” (Mümin, 40/65), “O, Hayy ve Kayyüm olandır.” (Bakara, 2/255)</p>
<p>Hayat sıfatını bilmenin semeresi O’na tevekkül etmek ve O’na sığınmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ölümsüz ve daima hayat sahibi olan Allah’a güvenip dayan.” (Furkan, 25/58)</p>
<p>Kudret sıfatının delili ise yüce Allah’ın şu kavilleridir: “Allah her şeye kâdirdir.” (Bakara, 2/284); “Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. ” (Kehf, 18/45)</p>
<p>Kudret sıfatını bilmenin semeresi O’nu yüceltmek, O’na saygı duymak, O’ndan nimet istemek ve intikamından korkmaktır, çünkü O’nun kudreti fayda ve zarar veren, üzen ve sevindiren her şeyi kuşatmıştır.</p>
<p><strong>2</strong>-Zât’a ait diğer sıfatlardır ki imkân mertebesinde onları özümseyip huy edinmek mümkündür. Söz konusu sıfatlar beş tane olup her birini bir başlık altında ele alıp inceleyeceğiz. Önce ilim sıfatıyla başlayacağız, çünkü ilim sıfatını özümsemek diğerlerinden daha üstündür.</p>
<p><strong>İlim Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar</strong></p>
<p>Allah’ın ilim sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Allah her şeyi bilendir. ” (Bakara, 2/282), “Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb, 33/40)</p>
<p>İlim sıfatının semeresi Mevlâ’ndan korkman, sözlerinde, eylemlerinde ve diğer hâllerinde O’ndan hayâ etmendir.</p>
<p>İlim sıfatını özümsemek O’nun zâtını ve sıfatlarını, hükümlerini, helâlini, haramını, seni O’na yakınlaştıracak ve O’nun katında mevki sahibi yapacak farzları ve mendupları bilmenle olur.</p>
<p>Bu hususa ilişkin olan bazı âyetleri şöyle sıralayabiliriz: “Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Muhammed, 47/19) “Bilin ki o, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. ” (Hud, 11/14)</p>
<p>“Böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. ” (Talâk, 65/12)</p>
<p>“Bil ki Allah, Aziz ve Hakim olandır.” (Bakara, 2/260)</p>
<p>“Bilin ki Allah, Gafür ve Hâlîm olandır.” (Bakara, 2/235)</p>
<p>“Bilin ki sizler O’na kavuşacaksınız.” (Bakara, 2/223)</p>
<p>“Bilin ki Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir.” (Hadid, 57/ı7)</p>
<p>“Bilin ki bizim elçimize düşen sadece apaçık duyurmak ve bildirmektir.” (Mâide, 5/92)</p>
<p>“Onların her kesiminden bir grup, dinde geniş bilgi elde etmek ve kavimleri döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır.” (Tevbe, 9/ 122)</p>
<p>Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Allah kim için hayır dilerse onu dinde ince anlayış sahibi yapar.” (Buharî, 71; Müslim, 1037. Ebu Hureyre’nin hadisi)</p>
<p><strong>İrade Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar</strong></p>
<p>Allah’ın irade sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister.” (Nisâ, 4/27), “Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. ” (Mâide, 5141)</p>
<p>Allah’ın iradesinin şümulünü ve sadece o iradenin geçerli olduğunu bilmenin semeresi hatalardan kaçınmaya, salih amel işlemeye ve emeli kısa tutmaya sebep olan korku ve çekinmedir.</p>
<p><strong>İrade sıfatını özümsemeye gelince, bizim irademiz iki kısımdır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Zaruri irade. Bu, kişinin kesbî olan fıilleri istemesinin iradesidir.</p>
<p><strong>2</strong>-Kesbî irade. Bunların içinden şeriatın seni teşvik ettiği ve mendup saydığı her iradeyi özümseyebilirsin. Mesela; bütün ibadetleri yapmak istemek, onları ihlâsla yapmak istemek ve onlar sayesinde Allah’a yakınlık sağlamayı istemek buna örnek verilebilir. Bunu yapmak ya Allah’ın vereceği cezadan korkmaktan, vereceği sevabı ummaktan, O’ndan hayâ etmekten, O’nu sevmekten, O’na itaatten geri kalmaktan veya O’na muhâlefet etmekten korkmaktan kaynaklanır.</p>
<p><strong>lşitme sıfatından Özümsenebilecek Olanlar</strong></p>
<p>Allah’ın işitme sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.” (Mâide. 5176), “Allah her şeyi lşı&#8217;ten ve her şeyi görendir.” (Nisa, 41134)</p>
<p>Allah’ın işitme sıfatını bilmenin semeresi, sana yasaklamış olduğu veya senden duymak istemediği sözleri senden işitmesinden korkman, hayâ etmen veya çekinmendir. Aynı şekilde dünyada ve âhirette sana herhangi bir fayda getirmeyen ve zarar görmene engel olmayan sözlerden kaçınmandır. “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayırlı olanı söylesin veya sussun!” (Buharî, 6476; Müslim,“. Ebu Şüreyh’in hadisi)</p>
<p><strong>Allah’ın işitme sıfatını özümsemeye gelince, bizim işitmemiz iki kısma ayrılır:</strong></p>
<p><strong>1</strong>-Zaruri olan işitme. Bu tesadüfen olan işitmedir.</p>
<p><strong>2</strong>-Kesbi olan işitme. Bu ise kitabını, elçisinin sünnetini, meşru hutbeleri ve bunun gibi Allah’ı tanıtan ve O’na yakınlaştıran sözleri işitmek gibi Allah’ın sana işitmeyi farz kıldığı veya görev olarak verdiği her şeyi işitmektir. Çünkü O şöyle buyuruyor:</p>
<p>“Kur&#8217;an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Araf, 7/204), “Vahyedileni dinle!’ ’ (Tâhâ, 20/13), “Dinleyin, itaat edin!” (Tegâbün, 64/16)</p>
<p><strong>Görme Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar</strong></p>
<p>Allah’ın görme sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.” (Hac, 22/61 ), “Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” (Nisâ, 4/134)</p>
<p>Allah’ın görme sıfatını bilmenin semeresi, sana yasaklamış olduğu şeyleri yaparken veya sana farz kılmış olduğu şeyleri yapmıyorken Allah’ın seni görmesinden korkman, hayâ etmen veya çekinmendir.</p>
<p><strong>Allah’ın görme sıfatını özümsemeye gelince, bizim görmemiz iki kısma ayrılır:</strong></p>
<p><strong>1</strong>-Zaruri olan görme. Bu tesadüfen olan görmedir.</p>
<p><strong>2-</strong>Kesbî olan görme. Allah’ın sana vacip kılmış olduğu Allah yolunda sınır boylarında gözcülük etmek ve O’nun mükemmel kudretini, eksiksiz hikmetini, kuşatıcı ilmini ve her şeye nüfuz eden iradesini gösteren eserlerine bakmakla bu kesbî olan görmeyi özümseyebilirsin. Çünkü sen esere bakarak kudreti, kudrete bakarak iradeyi, iradeye bakarak ilmi ve ilme bakarak hayat sıfatını görebilirsin.</p>
<p>Bu türden görme ve bakmayı özümsemenin delili Allah’ın şu sözleridir: “De ki: Göklerde ve yerde neler var, bir bakın!” (Yunus, 10/101), “Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın!” (Enam, 6/99), “Kemiklere bir bak, onları nasıl yerli yerine getirip sonra üzerlerine et giydiriyoruz. ” (Bakara, 2/259)</p>
<p>Nasıl ki Allah sana hakikî bir bakışla kâinata bakmanı emretmişse, takdiri bir bakışla da Deyyân’a bakmanı emretmiştir. Böylece O’na yaptığın ibadetlerdeki ihsanını, her ne kadar görmesen de O’nu görüyormuşçasına ibadet etmen kılmıştır. (Buharî, 50; Müslim, 10. Ebu Hureyre’nin hadisi)</p>
<p><strong>Kelâm Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar</strong></p>
<p>Allah’ın kelâm sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver!” (Tevbe, 9/6), “Allah söyledi ki: İki tanrı edinmeyin!” (Nahl, 16/51)</p>
<p>Allah’ın kelâm sıfatını bilmenin semeresi O’nun zâtını, sıfatlarını, emrettiği ve yasakladığı şeyleri, serbest bıraktığı hususları ve haramlarını bilmek, O’nun sözlerinden öğüt almak, yasakladıklarından kaçınmak, farzlarıyla kendisine yakınlık kurmak ve menduplarmdan uzak durmaktır.</p>
<p>Kelâm sıfatını özümsemeye gelince; O’nu sana tanıtan, seni O’nun katına yaklaştıran şeyleri gösteren sözleri söylemek, zikretmek, şükretmek ve Kur’an okumak, O’nun hitabını anlamanı sağlayacak, senden öğretmeni istediği şeyleri öğretmen, anlatmanı istediği şeyleri anlatman, iyilikleri emretmen ve kötülükleri men etmen bu özümsemeye dâhildir.</p>
<p>Sözler üçe ayrılır: Mevlâ’yı hoşnut eden sözler, O’nu gazaplandıran sözler ve bu iki hususa muhtemil olan sözlerdir.</p>
<p>Sana düşen, Allah’ı hoşnut ve razı edecek kelimeleri söylemektir. O’nu gazaplandıracak ve gazaplandırma şüphesi bulunan sözlerden kaçınman gerekir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bütün bu hususları şu hadisinde bir araya getirmiştir: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayırlı olanı söylesin veya sussun!” (Buharî, 6018; Müslim, 47. Ebu Hureyre’nin hadisi)</p>
<p>Kelâm sıfatını özümsemenin delili şu âyetlerdir: “Sizden iyiliğe çağıran bir topluluk bulunsun!” (Al-i İmrân, 3/104), “Deyiniz ki: Biz Allah’a iman ettik.” (Bakara, 2/136)</p>
<p>Bizlere bir şeyi söylememizi emreden her âyet ve hadis de bu hususa birer delildir.,</p>
<p>Izzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Hikmet Pınarı,s.22-32</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rahmanin-sifatlari-hakkinda-bir-mukaddime/">Rahmân’ın Sıfatları Hakkında Bir Mukaddime</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/rahmanin-sifatlari-hakkinda-bir-mukaddime/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruhlar berzah aleminde nerede kalmaktadır?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ruhlar-berzah-aleminde-nerede-kalmaktadir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ruhlar-berzah-aleminde-nerede-kalmaktadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:48:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh/Cisim]]></category>
		<category><![CDATA[Bedenlerin Ölmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Berzah]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Mefsedet]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhlar berzah aleminde nerede kalmaktadır?]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Baki olması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alimler ruhların berzah aleminde nerede kaldığında ihtilaf etmişlerdir. -Ancak şehitlerin ruhları bunun dışındadır. Çünkü Yüce Allah onları yeşil bir kuşun içine yerleştirmiştir. Bu kuş cennet meyvelerinden yer, cennet nehirlerinden içer, arşa asılı kandillerde barınır. Bir gruba göre ruhlar kabirlerin içinde bulunurlar. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara selam vermiş ve bizim de selam vermemizi emretmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ruhlar-berzah-aleminde-nerede-kalmaktadir/">Ruhlar berzah aleminde nerede kalmaktadır?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/islam-rivayetlere-gore-ruhun-mahiyeti39b1d8ae56.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-20640 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/islam-rivayetlere-gore-ruhun-mahiyeti39b1d8ae56-300x158.jpg" alt="" width="361" height="189" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/islam-rivayetlere-gore-ruhun-mahiyeti39b1d8ae56-300x158.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/islam-rivayetlere-gore-ruhun-mahiyeti39b1d8ae56.jpg 580w" sizes="(max-width: 361px) 100vw, 361px" /></a></p>
<p>Alimler ruhların berzah aleminde nerede kaldığında ihtilaf etmişlerdir. -Ancak şehitlerin ruhları bunun dışındadır. Çünkü Yüce Allah onları yeşil bir kuşun içine yerleştirmiştir. Bu kuş cennet meyvelerinden yer, cennet nehirlerinden içer, arşa asılı kandillerde barınır. Bir gruba göre ruhlar kabirlerin içinde bulunurlar. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara selam vermiş ve bizim de selam vermemizi emretmiştir. O şöyle selam vermiştir: &#8220;Müminler ve müslümanlardan olan bu diyar ehline selam olsun&#8221;.[71]</p>
<p>Diyar ehli insanların kullanımında bir evde veya evin avlusunda oturana denir. Hz. Peygamber kabir azabından sığınmayı emretmiş,[72] iki kabre uğra­mış ve onlar hakkında şöyle buyurmuştur: &#8220;Burada bulunan iki kişi azap gö­rüyorlar. Ancak büyük bir günahtan dolayı azap görmüyorlar&#8221;.[73] Bu hadis, ölülerin kabrin avlusunda değil içinde olduğunu göstermektedir. Tercih edi­len görüş budur. Bu yüzden hz. Peygamber mümin hakkında şöyle demiştir: &#8220;(müminin) kabri genişletilir, insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar kabri yeşillikle doldurulur&#8221;[74]</p>
<p>&#8220;Peygamberlerin bedenleri göğe yükseltilir&#8221; denmişse de bu sabit bir ri­vayet değildir.</p>
<p>Bir grup, kâfirlerin ruhunun Yemen&#8217;de bir kuyu olan Beyrehut&#8217;ta olduğu­nu söylemişlerse de sünnetin zahiri onları reddetmektedir. Zira Hz. Peygam­ber (s.a.v.) kabir azabından sığınmayı emrederek şöyle demiştir: &#8220;Ölülerin kabirlerde uğradığı azabı size işittirmesi için Allah&#8217;a dua ederdim ancak bu durumda birbirinizi gömmeyi bırakırdınız&#8221;.[75]</p>
<p>Tüm ruhlar kıyamet günü dünyadakinden başka bedenlere intikal ede­cektir. Çünkü kâfirin bir dişi Uhud dağı kadar, derisinin kalınlığı üç günlük yol mesafesi kadar, makadı Mekke ve Medine şehirlerinin arası kadar ola­caktır. Müminlerin bedenleri ise Hz. Adem&#8217;in şeklinde göğe doğru altmış ar­şın olacaktır.</p>
<p>Şair şöyle demiştir:</p>
<p>O diyar bilinen bir diyar değil, o çadır bilinen bir çadır değil.</p>
<p>Özetle söyleyecek olursak: O ne büyük bir haberdir! Oysa biz ondan yüz çevirmişiz. En mutlu insan ahiret maslahatlarını dünya maslahatlarına tercih edendir. Çünkü ahiret maslahatları hem daha hayırlı hem daha kalıcıdır. Yi­ne o ahiret mefsedetlerini def etmeyi dünya mefsedetlerini def etmeye tercih eder, çünkü ahiret mefsedetleri hem daha kötü hem daha kalıcıdır.</p>
<p>Ahiretin mefsedet ve maslahatları dünya mefsedet ve maslahatları ile Öl­çülemez. Maslahatları celbetme ve mefsedetleri def etme konusunda dünya-ahirete tercih eden zarardadır, aldanmıştır. Çünkü ahiret maslahatları ka­tıksızdır, ona hiçbir mefsedet bulaşmaz. Mefsedetleri de katıksızdır, ona hiç­bir maslahat bulaşmaz. Dünyaya gelince, mefsedetlerden arınmış maslahat­lar çok azdır. Dünya üzüntü, keder, tasa diyarıdır. Bu dünyada, însan ve cin­lerin isyankârlarının ahirette uğrayacakları gibi bir bedbahtlığa uğrayan ve­ya insan ve cinlerden mümin olanların ahiretteki mutluluğu gibi mutlu olan bir kimseyi hiç duymadık. Öyleyse amel edenler böyle bir mutluluğu elde et­mek için amel etsinler, yarış yapanlar bu konuda yarış yapsınlar!</p>
<p><strong>Şu sorulabilir:</strong> Hz. Cebrail Peygamberimiz&#8217;e (s.a.v.) sahabeden Dıhye&#8217;nin (r.a.) suretinde geldiğinde onun ruhu nerede olur? Dıhye&#8217;nin bedenine ben­zeyen bedende mi yoksa kendisi için yaratılan altı yüz kanadı bulunan be­dende mi? Eğer ruh büyük olan bedende ise o zaman Hz. Peygambere gelen ne ruh ne de beden bakımından Cibril değildir. Eğer ruh Dıhye&#8217;ye benzeyen bedende ise bu durumda altı yüz kanadı olan beden, insanlardan birinin ru­hu bedenden ayrıldığı zaman bedenin ölmesi gibi Ölür mü? Yoksa ruhsuz olarak yaşamaya devam eder mi?</p>
<p><strong>Buna şu şekilde cevap veririz:</strong> İlk bedenden ayrılması o bedenin ölmesi­ni gerektirmez. Bu uzak bir ihtimal değildir. Çünkü ruhların ayrılmasıyla bedenlerin ölmesi aklî bir zorunluluk değildir. Bu yalnızca Allah&#8217;ın insan­ların ruhunda uyguladığı genel geçer bir adetidir. Cibrilin bedeni hayatta kalır, bu durumda onun marifet ve taatlerinden bir şey de eksilmez. Onun ruhunun ikinci bir bedene intikali şehitlerin ruhlarının yeşil kuşların ruhla­rına intikali gibi olmaz. Şehitlerin ruhlarının intikali tenasüh ehlinin görüş­lerine benzer.</p>
<p><strong>Şu söylenebilir:</strong> insan, suretinin güzelliğinden dolayı sevap almaz. Çün­kü bu insanın kendi yapısı değildir. Duyu organlarının güzelliği sebebiyle de sevap almaz, çünkü bunlar da insanın fiili değildir. Aklı ve kendisini hayırlı şeyler yapmaya, şerli şeylerden uzak durmaya yönlendiren fıtrat özellikleri sebebiyle de sevap almaz. Çünkü sevap ancak kişinin kendi fiili olarak yap­tığı şeylerde söz konusudur. Nitekim ayette &#8220;siz ancak yaptıklarınızın karşı­lığını görürsünüz&#8221;[76] buyurulmuştur. Bu nitelikler ise insanın ameli değildir. Bunlarda bir sorumluluk da söz konusu değildir. Çünkü insanın kudreti dı­şındadır. Şu halde peygamberler nübüvvet ve risalet nitelikleri dolayısıyla sevap kazanırlar mı?</p>
<p><strong>Buna şu şekilde cevap veririz:</strong> Risalet, sevap söz konusu olmayan şerefli niteliklerdendir. Ancak peygamber kendisine yüklenilen elçilik vazifesini yerine getirmekten dolayı sevap alır.</p>
<p>Nübüvvete gelince; alimler bunda ihtilaf etmişlerdir: &#8220;Nebi, Allah&#8217;tan al­dığı şeyleri insanlara bildirendir&#8221; görüşünde olanlara göre nebi, bundan do­layı sevap alır. Çünkü bu onun fiilidir. Eş&#8217;ârî mezhebinin görüşünde olup &#8220;nebi, Allah&#8217;ın kendisine bazı şeyleri bildirdiği kişidir&#8221; diyenlere göre nebi, Allah&#8217;ın kendisine bir şeyler bildirmesinden dolayı sevap almaz. Çünkü bu nebinin fiili değildir. Nice şerefli nitelikler vardır ki kişi bundan dolayı sevap almaz. Örneğin kişinin kendi çabasının sonucu olmayan ilhamlar ve sıfatla­rın en yücesi olan, Yüce Allah&#8217;ın yüzüne bakmak gibi, ki kişi bunlardan do­layı sevap almaz.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.689-692</p>
<p>Ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ruhlar-berzah-aleminde-nerede-kalmaktadir/">Ruhlar berzah aleminde nerede kalmaktadır?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ruhlar-berzah-aleminde-nerede-kalmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faziletlerin Türleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/faziletlerin-turleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/faziletlerin-turleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Faziletlerin Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Melek]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhlar bedenin neresinde bulunmaktadır?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20606</guid>

					<description><![CDATA[<p>Faziletler iki türlüdür: 1- Cansız varlıkların faziletleri. Cevherin altına, altının gümüşe, gümüşün demire, ışığın karanlığa, şeffaf olanın olmayana, latifin kesife, parlak olanın mat olana, güzelin çirkine üstünlüğü böyledir. 2- Canlıların faziletleri. Bunun çeşitli kısımları vardır: a- Görüntünün güzel olması. b- Cisimlerin kuvvetleri. Örneğin çekme, tutma, def etme ve besleme kuvvetleri gibi. Yine cihad, savaş, zorlukları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/faziletlerin-turleri/">Faziletlerin Türleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20638 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185-300x158.jpg" alt="" width="323" height="170" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185-300x158.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/aa-351x185.jpg 351w" sizes="(max-width: 323px) 100vw, 323px" /></a></p>
<p><strong>Faziletler iki türlüdür:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Cansız varlıkların faziletleri. Cevherin altına, altının gümüşe, gümüşün demire, ışığın karanlığa, şeffaf olanın olmayana, latifin kesife, parlak olanın mat olana, güzelin çirkine üstünlüğü böyledir.</p>
<p><strong>2-</strong> Canlıların faziletleri. Bunun çeşitli kısımları vardır:</p>
<p><strong>a-</strong> Görüntünün güzel olması.</p>
<p><strong>b-</strong> <strong>Cisimlerin kuvvetleri.</strong> Örneğin çekme, tutma, def etme ve besleme kuvvetleri gibi. Yine cihad, savaş, zorlukları ve ağırlıkları yüklen­me kuvvetleri gibi.</p>
<p><strong>c-</strong> <strong>Hayırlara çağıran ve serlere engel olan sıfatlar</strong>. Örneğin gayret, yüce gönüllülük, haya, cesaret, hilim, teenni ve cömertlik gibi.</p>
<p><strong>d-</strong> Akıllar.</p>
<p><strong>e-</strong> Hisler.</p>
<p><strong>f-</strong> <strong>Sonradan kazanılan ilimler.</strong> Bunlar da çeşitli kısımlara ayrılır:</p>
<p><strong>fa-</strong> Yüce Allah&#8217;ın varlığını, zatî, selbî ve fiilî sıfatlarını bilmek.</p>
<p><strong>Fb-</strong>  Peygamberlerin gönderilmesini, ilahî kitapların indirilmesini bilmek.</p>
<p><strong>Fc-</strong> Allah&#8217;ın koymuş olduğu beş hükmü (vacip, mendup, mubah, mekruh, haram) ile bunların sebep, şart ve manilerini bilmek.</p>
<p><strong>g-</strong> Zikrettiğimiz marifetlerden doğan; korku, ümit, muhabbet, haya, tevekkül, tazim ve iclal gibi halleri bilmek.</p>
<p><strong>h-</strong> Allah&#8217;ın emrettiği ve yasakladığı tüm konularda O&#8217;na itaat etmek.</p>
<p><strong>I-</strong> Yüce Allah&#8217;ın bu marifet, hal ve taatlere bağlı kıldığı ahiret lezzetle­ri ve cismanî-ruhanî nimetler; Örneğin Allah&#8217;ın azabından emin ol­ma, O&#8217;nun yakınında olma, O&#8217;nun selam ve kelamını işitme, O&#8217;nun daimî olarak kendisinden razı olduğu müjdesine erme, acı verici azaptan kurtulmakla birlikte O&#8217;nun şerefli cemâline bakma lezzet­leri ve nimetleri gibi.</p>
<p>Bu faziletlerin bazısı diğer bazısından daha üstündür. Bunların en üstünü ile nitelenen kişi insanların en yücesi olur. Şüphesiz ki Yüce Allah&#8217;ı, sıfatları­nı bilme, O&#8217;nun rızasına erme ve cemâline bakmanın lezzeti geri kalan her şeyden daha üstündür.</p>
<p>Meleklerin en yücesi, kendisinde bu sıfatlardan en yüceleri bulunandır. İnsanların en yücesi de kendisinde bu sıfatlardan en yüceleri bulunandır. Meleklerden iki tanesi bu konuda eşit olursa biri diğerinden üstün olmaz. Aynı şekilde iki insan bu konuda eşit olsa biri diğerine üstün olmaz. Melek ve insan bu konuda eşit olursa biri diğerine üstün olmaz, insan bu sıfatların herhangi birinde melekten üstün olursa ondan üstün olur. Melek herhangi bir sıfatta insandan üstün olursa ondan üstün olmuş olur.</p>
<p>Üstünlük yalnızca kemal sıfatlarına aittir. Kemal de marifet, taat ve halle­re veya sevinçler ve lezzetlere bağlıdır. Yüce Allah peygamberlerinin ve ve­lilerinin bedenleri için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve kimsenin aklına gelmeyen nimetler hazırlamış ve onların ruhlarına tam ma­rifetler, sürekli yenilenen haller vermiş, onlara kendisine bakma, kendilerin­den razı olma, onlara selam vererek şereflendirme lezzetlerini tattırmıştır. Şu halde melekler nasıl onlara eşit olabilir?</p>
<p><strong>Bil kî bedenler ruhların oturduğu evlerdir. Oturan ve evin çeşitli durum­ları vardır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Evde oturan, evden daha üstündür.</p>
<p><strong>2-</strong> Ev, orada oturandan daha üstündür.</p>
<p><strong>3-</strong> Şeref bakımından eşittirler, biri diğerinden üstün değildir.</p>
<p>Oturan evden şerefli olduğunda evin değersiz olmasının bir önemi yok­tur. Şeref eve aitse oturan bu sebeple şeref bulmaz. Bedenler ruhların ev­leridir.</p>
<p>insanlar; insan ve meleğin hangisinin daha üstün olduğu konusunda ih­tilaf etmişlerdir. Eğer üstünlükte ruhların evleri konumunda olan bedenlerin farklılığı dikkate alınırsa şüphesiz meleklerin bedenleri, düşük şeylerden ter­kip edilen insanların bedenlerinden daha şerefli ve üstündür. Ancak beden­lere bakmaksızın ruh yönünden bakılırsa peygamberlerin ruhları meleklerin ruhlarından daha yücedir. Çünkü peygamberler şu bakımlardan meleklere üstün kılınmışlardır:</p>
<p><strong>1-</strong> Elçi olarak gönderilmeleri. Meleklerden elçi olanlar azdır. Çünkü elçi olan melekler tek bir peygambere gönderildiği halde, insanların elçile­ri ümmetlere veya bir ümmete gönderilmekte, Allah onların eliyle in­sanlara hidayet etmektedir. Dolayısıyla tebliğ sevabı ve onun aracılı­ğıyla hidayete eren her bir kişinin sevabı peygambere ait olmaktadır. Böyle bir durum melekler için söz konusu değildir.</p>
<p><strong>2-</strong> Allah yolunda cihad etme görevini yerine getirmek.</p>
<p><strong>3-</strong> Dünyanın musibetleri ve mihnetlerine sabretmek. Allah sabredenleri sever.</p>
<p><strong>4-</strong> Allah&#8217;ın kazası acı da tatlı da olsa razı olmak.</p>
<p><strong>5-</strong> İyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek, kötülükleri def etmek, iyilikleri celbetmek suretiyle insanlara yarar sağlamak. Melekler bu özellik lerden herhangi birine sahip değildir,</p>
<p><strong>6-</strong> Yüce Allah&#8217;ın ahirette salih kulları için hazırladığı; hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın işitmediği kimsenin aklına gelmeyen nimetler. Bu nimetler, melekler için söz konusu değildir.</p>
<p><strong>7-</strong> Allah&#8217;ın onlar için ahirette hazırladığı ruhanî nimetler, üns, rıza, O&#8217;nuı şerefli yüzüne bakma. Böyle bir durum melekler için söz konusu de ğildir.</p>
<p><strong>Şu söylenebilir:</strong> melekler hiç ara vermeksizin gece gündüz Allah&#8217;ı tesbil ederler. Peygamberler ise ara verir, uyurlar.</p>
<p><strong>Buna şu şekilde cevap veririz:</strong> Peygamberler teşbihe ara verdiklerinde on­dan daha üstün olan Allah&#8217;ı sena etme, itaat ve ibadet gibi şeyleri yerine ge­tirirler. Uyku onların bedenlerine ait bir özelliktir. Kalpleri ise uyanıktır. Ahirette de peygamberler nefes alır gibi teşbihte bulunma konusunda me­leklere eşit olacaktır.</p>
<p><strong>8-</strong> Hz. Adem&#8217;e ait bir özellik de şudur: Yüce Allah ona her şeyin ismini ve menfaatini öğretmiştir ki melekler bunları bilmemektedir.</p>
<p><strong>9-</strong> Yalnızca Hz. Adem&#8217;e ait olan bir diğer özellik de şudur: Yüce Allah meleklere Hz. Adem&#8217;e secde etmelerini emretmiştir. Şüphesiz ki secde edilen secde edenden daha üstün ve şereflidir.</p>
<p><strong>Özetle söylemek gerekirse:</strong> Meleklerin peygamberlerden üstün olduğunu kabul edenler üstünlüğü yalnızca kendi vehmindeki hayallere veya fasid ve­himlere bağlayanlardır. Hayal ve vehimlerde Allah&#8217;ın hilafını bildiği nice şeyler yerleşir. Öyle ki bir kimse gördüğü iki kişiden birinin itaati sebebiyle diğerinden daha üstün olduğunu zanneder, oysa ki diğeri sahip olduğu ma­rifet ve haller sebebiyle ondan kat kat üstündür. Daha arif olan kişinin az ameli, daha az arif olan kişinin çok amelinden hayırlıdır.</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın celal ve kemal sıfatlarını aklında tutarak O&#8217;nu öven bir kim­senin durumu ile kalpleri gafil olduğu halde dilleriyle Allah&#8217;ı zikredenlerin durumu bir olur mu? Sürme çekilen göz, tabii olarak sürmeli olan gözle bir değildir. Marifetleri hatırlayarak halleri elde etmeye çalışan kimsenin duru­mu, herhangi bir çaba ve gayreti olmaksızın kendisine marifetler verilen ki­şinin durumu gibi olmaz.</p>
<p><strong>Şu söylenebilir:</strong> Peygamberlerin belirttiğiniz konularda meleklerden üstün olduğunu kabul ediyoruz. Yine meleklerin bedenlerinin belirttiğiniz konularda peygamberlerin bedenlerinden üstün olduğunu kabul ediyo­ruz. Ancak faziletlerin çoğu marifet ve hallerin şerefine bağlıdır. Öyleyse peygamberlerin bu konuda meleklerden üstün olduğunu niçin söylüyor­sunuz?</p>
<p><strong>Buna şu şekilde cevap veririz:</strong> Aynı şey sizden de istenir. Sizin belirttiği­niz şeylerde de şu durumlar söz konusudur:</p>
<p><strong>1-</strong> Meleğin marifet ve haller bakımından peygambere eşit olması durumu.</p>
<p>Bu durumda daha önce belirttiğimiz cennet nimetleri, Allah&#8217;ın rızası ve O&#8217;nun yüzüne bakma gibi nimetler sebebiyle peygamberler melek­lerden üstün olur.</p>
<p><strong>2-</strong> Peygamberlerin, marifet ve haller bakımından meleklerden üstün ol­ması. Üstelik bunun yanında onların amelleri, cennet nimetleri, Allah&#8217;ın rızası, O&#8217;nun yüzüne bakma gibi üstünlükleri de vardır. Böyle­ce peygamberler üç sebeple meleklerden üstün olmuş olur.</p>
<p><strong>3-</strong> Meleğin, marifet ve haller bakımından peygamberden üstün olması. Bu durumda bile peygamber yalnızca onlara özgü olan ibadetler, cennet nimetleri, Allah&#8217;ın nzası ve O&#8217;nun yüzüne bakma gibi sebeplerle me­lekten üstün olur.</p>
<p>Meleklerin bedenlerinin peygamberlerinkinden üstün olması dikkate alınmaz. Çünkü beden bir evdir. Şerefli olmak evle ilgili değil, evde oturanın sıfatları ile ilgilidir. Dikkate alınması gereken ev değil evde oturanlardır. Ni­tekim peygamberler kesin olarak onları doğuran analarından üstün oldukla­rı halde analarının karnında kalmışlardır. Şu mısrada benzer bir durum söz konusudur:</p>
<p>îsam&#8217;ın nefsi, isamı (kayışı) şereflendirdi.[60]</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın ruhu, Hz. Meryem&#8217;in bedeninden daha üstündür. Hz. İbra­him&#8217;in ruhu, annesinin bedeninden üstündür. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) ru­hu da annesinin bedeninden daha üstündür.</p>
<p>Mümin kadınların çocuklarından kafir olanlar en kötü insanlardır. On­ların içinde kaldıkları yer kendilerinden daha hayırlıdır. Şöyle ki; mümin bir kadın ileride kafir olacak olan bir çocuğa hamile kaldığında kadının be­deni çocuğun ruhundan daha hayırlı olur. Çünkü çocuğun ruhunda en düşük sıfatlar bulunmaktadır ki bu da yerlerin ve göklerin Rabbi&#8217;ni inkar etmektir.</p>
<p><strong>Şöyle bir soru sorulabilir:</strong> Ruhlar bedenin neresinde bulunmaktadır?</p>
<p><strong>Buna şu şekilde cevap veririz:</strong> Her cesette iki ruh bulunmaktadır:</p>
<p><strong>1-</strong> Uyanık olmayı sağlayan ruh. Allah&#8217;ın adeti, bu ruh bedende olduğunda kişinin uyanık olmasıdır. Bu ruh bedenden çıktığında kişi uyur. Bu ruh bedenden ayrıldığında çeşitli şeyler görür. Eğer bunları göklerde görürse rüya doğru çıkar. Çünkü şeytan göklere yol bulamaz. Göğün altında görürse bu, şeytanın attığı bir vesvese ve insanları üzmek için yaptığı bir hile olur. Bu ruh bedene döndüğünde kişi uyanır.</p>
<p><strong>2-</strong> Hayatta olmayı sağlayan ruh. Allah&#8217;ın adeti, bu ruh bedende olduğunda kişinin hayatta olmasıdır. Bu ruh bedeni terkettiğinde beden ölür, ruh bedene döndüğünde beden dirilir.</p>
<p>Bu iki ruh insanın içinde olup, Allah&#8217;ın muttali kıldığı kimseler dışında hiç kimse bedenin neresinde bulunduğunu bilemez. Bu iki ruh, tek bir kadı­nın karnındaki iki cenin gibidir.</p>
<p>însanın içinde üçüncü bir ruh da bulunabilir. Bu da şeytanın ruhudur. Onun bulunduğu yer insanın göğsüdür. &#8220;O insanların göğsüne vesvese ve­rir&#8221;[61] ayeti bunu göstermektedir. Hadiste yer aldığına göre : &#8220;Kişi esneyip de hâ diye ses çıkardığında göğsünde bulunan şeytan ona güler&#8221;[62], &#8220;Meleğin kalbe verdiği bir ilham, şeytanın da kalbe verdiği vesvese vardır&#8221;.[63]</p>
<p><strong>Bazı kelamcılar şöyle demiştir:</strong> Zahir olan ruhun kalbe yakın olmasıdır. Bana göre ruhun kalpte olması uzak bir ihtimal değildir. Melek ve şeytanın insanın içinde, iki ruhun bulunduğu yerde bulunması mümkündür. Ruhlar­dan her birinin, düşük ve yüksek sıfatların kendisi ile kaim olduğu bir cev­her olması mümkündür. Yine her bir ruhun diri, işiten, gören, bilen, gücü bulunan, irade eden, konuşan latif bir cisim olması da mümkündür. Bu du­rumda her bir ruh nakıs bir canlı içinde kâmil bir canlı, bir canlının içinde bulunan bir canlı, işiten birinin içinde işiten bir varlık, gören bir varlık için­de gören bir varlık, bilen bir varlık içinde bilen bir varlık, kudret sahibi bir varlık içinde kudret sahibi bir varlık, irade sahibi bir varlık içinde irade sa­hibi bir varlık, konuşan bir varlık içinde konuşan bir varlık olur. Allah&#8217;ın adetine göre beden bir şeyi gördüğünde ruh da onu görür, beden duyduğun­da ruh da duyar. Beden bir şey idrak ettiğinde ruh da idrak eder.</p>
<p>Ruhların tümünün latif, şeffaf ruhanî varlıklar olması mümkündür. Bu özellikteki ruhların yalnızca müminlerin ve meleklerin ruhları olup, cin ve şeytanların olmaması da mümkündür.</p>
<p>Ruhların bedenlerde olduğunun delili şu ayetlerdir: &#8220;Can boğaza geldi­ğinde, sizler o zaman (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz&#8221;.[64] Hayatı sağ­layan ruhun bulunduğunu şu ayet gösterir: &#8220;De ki: (Sizin canınızı almakla) görevlendirilen melek sizi öldürür&#8221;,[65] &#8220;Eğer doğru söylüyorsanız onu (öleni) yeniden (hayata) döndürseniz ya&#8221;.[66]</p>
<p>Müfessirler, ayette yer alan boğaza gelen ve cesede dönen şeyin insan ruhu olduğunda icma etmişlerdir. Şu ayetler de böyledir: &#8220;Onu (Adem&#8217;in bedenini) düzenleyip ona ruhumdan üflediğimde../&#8217;,[67] &#8220;ona ruhumuzdan üfledik&#8221;.[68] Bu ayetlerin açılımı şöyledir: Adem&#8217;in bedenine ruhumuzdan üfledik. Hz. Peygamberin (s.a.v.) şu hadisi de böyledir: &#8220;Ruh (bedenden) çıktığında göz onu izler&#8221;.[69]</p>
<p>Hayat ve uyanıklığı sağlayan iki ruhun bulunduğunu şu ayet göstermek­tedir: &#8220;Allah ölümleri geldiğinde nefisleri öldürür&#8221;[70] bunun anlamı: Beden­leri öldüğünde ruhlarını alır. &#8220;ölümü gelmeyenlerin de uykusunda&#8221; bunun anlamı: bedenleri ölmeyen nefislerin ruhunu uykusunda alır. Ölmesine hük­mettiklerinin ruhunu kendi yanında tutar, bedenlerine göndermez. Diğer ruhları ise gönderir. Yani uyanıklığı sağlayan ruhları ölüm vakti gelinceye kadar ruhlarına geri gönderir. Ecel gelince hayatı ve uyanıklığı sağlayan ruh­ları birlikte bedenden alır. Hayatta olmayı sağlayan ruh ölmez, diri olarak gök yüzüne yükseltilir. Kâfirlerin ruhları oradan kovulur, onlara gök kapıla­rı açılmaz. Müminlerin ruhları için ise gök kapıları açılır, bu ruhlar alemle­rin Rabbi&#8217;ne arzedilinceye kadar yükseltilir. Bu ne şerefli bir arz edilmedir!</p>
<p>Ruhlar, sura birinci defa üfürülünceye kadar kabirlerde bedenlerden ayrı olarak bulunurlar. Kabirde ya sevapları sebebiyle nimetlendirilir ya da azap görürler. Sura ikinci defa üfürülüp de yeniden diriltilinceye kadar müşrikler azabın dokunuşunu hissetmezler. Sura ikinci defa üfürülünce onlar: &#8220;Yazık bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?&#8221; derler.</p>
<p>(Öldükten sonra göğe yükseltilmenin ardından) daha sonra hem uyanık durmayı hem de hayatta olmayı sağlayan ruhlar, münker ve nekirin sorgu­laması için kabirlerde bulunan cesetlere döndürülür. Yeniden dirilme yaklaştığında uyanık durmayı sağlayan ruh alınır. Kabirdekiler kırk yıl boyun­ca uyurlar. Sura üfürülünce uyanık durmayı sağlayan ruhlar bedenlere ge­ri döner. Kâfir o zaman: &#8220;Yazık bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?&#8221; Yani bizi uykumuzdan kim uyandırdı? derler. Melekler veya mümin­ler onlara şöyle der: &#8220;Bu, Rahman olan Allah&#8217;ın size vaadettiği yeniden di­riliştir. Peygamberler yeniden dirilmeye dair verdikleri haberlerde doğru söylemişlerdi&#8221;.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.683-689</p>
<p>Ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/faziletlerin-turleri/">Faziletlerin Türleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/faziletlerin-turleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maslahat Ve Hayırlar Konusunda Orta Yolu Tutmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/maslahat-ve-hayirlar-konusunda-orta-yolu-tutmak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/maslahat-ve-hayirlar-konusunda-orta-yolu-tutmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Şaka]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Maslahat Ve Hayırlar Konusunda Orta Yolu Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Orta yol]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Yolu Tutma Konusunda Örnekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orta yol (iktisad) iki derece arasında bir derece, iki konum arasında bir konumdur. Maslahatlar konusunda üç konum söz konusudur: Maslahatları elde et­me konusunda normalin altında kalmak, maslahatları elde etme konusunda smırı aşmak, bu iki konum arasında orta yolu tutmak. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kay­bettiklerinin) hasretini [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maslahat-ve-hayirlar-konusunda-orta-yolu-tutmak/">Maslahat Ve Hayırlar Konusunda Orta Yolu Tutmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/50033-750x422.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-20636" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/50033-750x422-300x169.jpg" alt="" width="332" height="187" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/50033-750x422-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/50033-750x422-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/50033-750x422.jpg 750w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" /></a></div>
<p>Orta yol (iktisad) iki derece arasında bir derece, iki konum arasında bir konumdur.</p>
<p>Maslahatlar konusunda üç konum söz konusudur: Maslahatları elde et­me konusunda normalin altında kalmak, maslahatları elde etme konusunda smırı aşmak, bu iki konum arasında orta yolu tutmak. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kay­bettiklerinin) hasretini çeker durursun&#8221;[20], &#8220;(O kullar), harcadıklarında ne is­raf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar&#8221;.[21]</p>
<p>Huzeyfe (r.a.) şöyle demiştir: &#8220;İyilik, iki kötülük arasındadır&#8221;. Bunun an­lamı şudur: Bir şeyin normalin altında olması ve normalden aşırı olması kö­tülüktür. İyilik, aşın ile az arasında orta olandır.</p>
<p>İşlerin en hayırlısı orta olanıdır. İnsan hayır ve taatler konusunda ancak devam etmeye gücünün yeteceği, usanma ve bıkmaya yol açmayan şeyleri yüklenmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) gece namazı hakkında şöyle buyur­muştur: &#8220;Sizden biri, istekli olduğunda namaz kılsın, tembellik veya gevşek­lik hissettiğinde otursun&#8221; veya &#8220;uyusun&#8221;.[22]</p>
<p>Gücünün yetmeyeceği ibadetleri yapmaya kalkışan kişi Allah&#8217;a ibadet et­mekten nefret etmeye sebep olur. Gücünün yettiğinden daha azını yapan ise Allah&#8217;ın teşvik edip yönlendirdiğinden alması gereken payı kaybetmiş olur.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v.) dinde aşırıya gitmeyi yasaklayarak: &#8220;Aşırı giden­ler (ince eleyip sık dokuyanlar) helak oldu&#8221;[23] buyurmuştur. Yine o (s.a.v.) Ab­dullah b. Amr&#8217;ın (r.a.) geceleyin namaza gündüz oruca devam etmesini ve kadınlarla evlenmeyi terketmesini hoş karşılamamış, ona &#8216;Benim sünnetim­den yüz mü çeviriyorsun?&#8221; demiş, Abdullah &#8220;aksine sünnetine uymaya ça­lışıyorum&#8221; diye cevap verdiğinde &#8220;öyleyse bil ki ben bazen oruç tutarım, ba­zen tutmam, kadınlarla da evlenirim. Benim sünnetimden yüz çeviren ben­den değildir&#8221; buyurmuştur.[24]</p>
<p>Osman b. Maz&#8217;un ve arkadaşları gündüzleri sürekli oruç tutmaya, gece­leri namaz kılmaya ve kadınlardan uzak durmaya karar vermişlerdi. Onlar ibadet olduğu zannıyla gündüzleri yeme-içmeyi, geceleri de uyumayı kendi­lerine haram etmişlerdi. Yüce Allah onların bu hareketini yasakladı. Çünkü bu dinde bir aşırılık olup, O&#8217;nun (c.c.) koyduğu hükmü aşmaktı. Bu sebeple Allah şöyle buyurdu: &#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;ın size helal kıldığı iyi ve te­miz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez&#8221;.[25]</p>
<p>Bu ayetin açılımı şu şekildedir: &#8220;Yeme, içme, uyuma, evlenme konuların­da Yüce Allah&#8217;ın size helal kıldığı şeyleri yapmayı kendinize haram kılma­yın. Kendinizi hadımlaştırmak suretiyle sınırı aşmayın. Yüce Allah hadımlık yaparak sınırı aşanları sevmez&#8221; veya &#8220;Hadımlaştırma vb. yollarla sınırı aşan­ları sevmez&#8221;.</p>
<p>Bazı müfessirler bu ayeti şu şekilde yorumlamışlardır: Yüklendiğiniz şey­lerde aşırıya kaçmayın. Yani orta yolu bırakıp israfa kaçmayın. Yukarıda belirtilen kişiler Yüce Allah&#8217;a kendilerini sevdirmek için bu fiilleri yapmayı ka­rarlaştırmışlardı. Allah onlara çizdiği sının ve dinî konularda belirlediği or­ta yolu aşanları sevmediğini bildirdi.</p>
<div align="center"><b>[Orta Yolu Tutma Konusunda Örnekler]</b></div>
<p><strong>1-</strong> Taharet için kullanılacak su konusunda orta yolu tutmak. Kişi tam ola­rak taharet için yetecek miktarı kullanır. Abdestte bir müdden gusül-de bir sa&#8217;dan daha aşağı miktarda su kullanmaz. Çünkü Hz. Peygam-ber&#8217;in (s.a.v.) &#8220;Bir müd su ile abdest aldığı ve bir sa&#8217; su ile guslettiği&#8221; nakledilmiştir.[26]</p>
<p><strong>Abdest alan ve gusleden alan için üç durum söz konusudur:</strong></p>
<p><strong>a-</strong> Bedeninin, yaratılış itibarıyla Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi orta özellikte olması. Böyle bir kişi bir müd ve bir sa&#8217;dan daha az su kullan­mama konusunda Hz. Peygamber&#8217;e uyar.</p>
<p><strong>b.</strong> Fiziken ufak ve zayıf olmak, Hz. Peygamber&#8217;in bedeninin bir kısmı kadar olmak. Hz. Peygamber&#8217;in bedenine nisbetle bir müd ve sa&#8217; su ne ise bu kişinin de kendi bedenine nisbetle o miktar su kullanma­sı müstehaptır.</p>
<p><strong>c.</strong> Kişinin boy, en, göbek, diğer organların büyüklüğü açısından iri bedenli olması. Hz. Peygamber&#8217;in bedenine nisbetle bir müd ve sa&#8217; suyun dengini bu kişinin kendi bedenine nisbetle kullanması müs­tehaptır.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in abdestte azalarını birer, ikişer ve üçer kere yıkadığı ri­vayet edilmiştir. O şöyle buyurmuştur: &#8220;Benim ve benden önceki peygam­berlerin, dostum İbrahim&#8217;in (a.s.) abdesti bu şekildedir. Bundan fazla veya eksik yapan kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olur&#8221;.[27]</p>
<p>Bu hadisin Ebu Davud&#8217;da yer alan lafzı Amr b. Şuayb&#8217;ın babasından, onun babasından rivayet ettiğine göre şöyledir: &#8220;Bir adam peygamberimi­ze gelerek şöyle demiştir: Abdest nasıl alınır? Peygamberimiz bir kap su getirilmesini istemiş sonra ellerini, yüzünü, kollarını üç kere yıkamış, ba­şını meshetmiş, işaret parmaklarını kulaklarına sokarak baş parmakları ile kulaklarının dışını, işaret parmaklarıyla içini meshetmiş, sonra ayaklarını üç kere yıkayarak şöyle buyurmuştur: Abdest böyledir. Kim bundan fazla veya eksik yaparsa kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olur&#8221; veya &#8220;zulmetmiş ve kötü bir iş yapmış olur&#8221;.[28] Bu hadisi Nesaî ve îbn Mâce de rivayet etmiştir.[29]</p>
<p>Şüphesiz ki yıkamayı birden az yapan kötü bir iş yapmış olur, üçten faz­la yapana gelince; ibadet kastıyla üçten fazla yapmışsa ibadet olmayan bir şeyle Allah&#8217;a yaklaşmaya çalıştığı için kötü bir iş yapmış olur. Serinlemek, temizlenmek, sıcak su ile pansuman yapmak veya tedavi etmek kastıyla ya­parsa abdest organlarını birbirinden ayırmazsa bunda bir sakınca olmaz. Ab-dest organlarını birbirinden ayırırsa yalnızca fazlalık sebebiyle değil peşpeşe yıkanması gereken organları birbirinden ayırdığı için kötü bir iş yapmış olur.</p>
<p><strong>4-</strong> Vaazlarda orta yolu tutmak. Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabının vaazdan usanmasından korkarak onların neşeli olduğu vakitleri kollardı.[30]</p>
<p><strong>5-</strong> Gece namazı konusunda orta yolu tutmak. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu konuda aşırı gitmeyi yasaklayarak şöyle demiştir: &#8220;Gücünüzün yettiği amelleri yapın. Allah&#8217;a andolsun ki siz usanmadıkça Allah usanmaz&#8221;.[31]</p>
<p><strong>6-</strong> Ceza, had ve tazirlerde orta yolu tutmak. Suç işleyenlerin her biri güç ve zayıflığına göre cezalandırılır. Zina eden kişinin taşlanarak öldürül­mesi de böyledir. Taşlanan kişiye ne çok ufak ne de çok büyük taş atı­lır. Sadece genellikle benzer durumda olan kişiye atılabilecek ince taş­lar atılır.</p>
<p>Vurma konusunda da orta yol tutulur. Ne kan akıtacak kadar şiddetli ne de kişiyi aynı suçu işlemekten men etme konusunda etkisi olmayacak dere­cede hafif vurulur. Vuruş şiddeti bu ikisi arasında olur. Vurmada kullanıla­cak kırbaç da orta bir kırbaç olmalı, ne deriyi yırtan demirden bir sopa ne de vurma amacım gerçekleştiremeyen çürük bir sopa olmalıdır. Vurma zamanı da sıcak ya da soğuğun şiddetli olduğu yaz ve kış zamanı değil ilkbahar ve sonbahar gibi zamanlar olmalıdır.</p>
<p>Vurma ve kırbaç konusundaki bu orta tutum köle, çocuk, hayvan ve ka­dınlara terbiye, alıştırma ve itaate yönlendirme amaçlı vurmalarda da geçer­lidir.</p>
<p><strong>7-</strong> Dua konusunda orta yolu tutmak. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) gerek namaz içinde gerekse namaz dışında yaptığı dualar genellikle özet şek­lindedir. Ondan (s.a.v.) içinde pek çok hususu içeren ve içermeyen özet dualar nakledilmiştir. Bunun sebebi şudur: Yüce Allah duanın boyun bükerek ve gizli bir şekilde yapılmasını emretmiştir. Bu ancak ki­şinin kendisini zorlaması ile olur. Kişi duayı uzattığı zaman ise yalvar­ma ve gizlilik hali ortadan kalkar, duanın edebi kaybolur.</p>
<p>İmam Şafiî teşehhüdde okunacak duanın teşehhüd miktarından az olma­sını müstehap saymıştır.</p>
<p><strong>8-</strong> Sesli konuşma konusunda orta yolu tutmak. Kişi ne yanmdakilerin duyamayacağı kadar alçak sesle ne de onların işitebileceğinden daha yüksek sesle konuşmalıdır. Çünkü sesi duyulabilecekten daha fazla yükseltmek ihtiyaç olmayan fuzuli bir iştir. Duayı gizli yapmakda bu­nun için emredilmiştir. Çünkü yüce Allah açık olarak konuşulan şey­leri işittiği gibi gizliyi de işitir. Allah&#8217;a yalvarırken sesi yükseltmeye ih­tiyaç yoktur.</p>
<p><strong>9-</strong> Yeme-içme konusunda orta yolu tutmak. Kişi doyma ve susuzluğunu giderme noktasından daha fazla yiyip içmemelidir. Yine kendisini za­yıf ve bitkin düşürecek, ibadet ve diğer tasarrufları yapamaz hale ge­tirecek kadar az yiyip içmemelidir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: &#8220;Yiyin, için, ancak israf etmeyin. Çünkü o müsrifleri sevmez&#8221;[32], &#8220;Her-biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez&#8221;.[33]</p>
<p><strong>10-</strong> Hac ve umre için yapılan yolculukta orta yolu tutmak. Bu yolculuk ne bedeni bitkin düşürecek kadar hızlı ne de mutad olandan yavaş olma­lıdır.</p>
<p><strong>11-</strong> Din kardeşlerini ziyaret etme konusunda orta yolu tutmak. Ziyaret ne kardeşleri bıktıracak ve onlara ağır gelecek kadar çok ne de kendisini özletecek kadar seyrek olmalıdır.</p>
<p><strong>12-</strong> Kadınlarla bir arada bulunma konusunda orta yolu tutmak. Bu, ne on­ların ahlakını edinecek kadar çok ne de onlara eziyet verecek kadar az olmalıdır.</p>
<p><strong>13-</strong> İlimleri tahsil etme konusunda orta yolu tutmak. Bu, ne bıktıracak ve ilim tahsilini çirkin görmeye varacak kadar çok ne de ihmalkar sayıla­cak kadar az olmalıdır.</p>
<p><strong>14-</strong> Dünyevî meselelerle ilgili ihtiyaç duyulan şeyler konusunda soru sor­mada orta yolu tutmak. Kişi ancak bir zaruret ve ihtiyaç durumunda çok soru sorabilir.</p>
<p>Aynı şekilde şaka, gülme, oyun gibi konularda da kişi orta yolu tutmalıdır.</p>
<p>Yine mubah olan övmeyi çok yapmamalıdır. Kişiyi, övdüğü konuda da­ha fazlasını yapmaya teşvik veya şükretmesi için Allah&#8217;ın nimetini hatırlat­ma gibi durumlar söz konusu olduğunda, karşıdakinin fitneye düşmeyece­ğinden emin olursa aşırıya gitmeksizin övmekten de geri durmamalıdır.</p>
<p>İhtiyaç anında karşıdakini yermek konusunda da orta yolu tutmalıdır. Yerme fiili ancak şahitlik, rivayet ve meşveret gibi Allah&#8217;ın izin verdiği du­rumlarda çokça yapılabilir. İnsanları çokça övenler ve yerenlerin neredeyse tümü alçak ve **** insanlardır. Çünkü çokça övenler ve yerenlerde yaygın olan durum yalan ve aldatmadır.</p>
<p>Kendini övmen, başkasını övmenden daha kötüdür. Çünkü kişinin kendisi hakkında yanlışa düşmesi başkası hakkında yanlışa düşmesinden daha çoktur. Bir şeyi sevmen seni ona karşı kör ve sağır yapar. Kişinin en çok sevdiği şey nefsidir. Bu sebeple başkasının kusurunu gördüğü halde kendi kusurunu görmez. Başkasını mazur görmediği bir konuda kendini mazur görür. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: &#8221;Kendinizi temize çıkarma­yın. O, kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilir&#8221;[34], &#8221;Kendilerini temize çıkaranları görmüyor musun? (Hayır öyle değil) Allah dilediğini temize çıkarır&#8221;.[35]</p>
<p>Kişi ancak ihtiyaç duyulması halinde kendini övebilir. Örneğin bir toplu­luktan kız istediğinde onları nikaha teşvik etmek için övebilir. Yine tanınma­yan bir kişi şer&#8217;î velayetlere ve dinî makamlara ehil olduğunu bildirmek ve böylece kendisine farz-ı ayn veya farz-ı kifaye olan görevleri yerine getirmek için kendini övebilir. Nitekim Hz. Yusuf şöyle demiştir: &#8220;Beni ülkenin hazi­nelerine tayin et! Çünkü ben onları çok iyi korurum ve bu işi bilirim&#8221;[36]</p>
<p>Kişi, bir konuda kendisine uyulması için kendini övebilir. Nitekim Hz. Osman şöyle demiştir: Müslüman olduğumdan bu yana şarkı söylemedim, bir temennide bulunmadım. Hz. Peygamber&#8217;e biat ettiğimden beri elimi te­nasül uzvuma değdirmedim.[37] Bu hüküm, övünme, amelini başkalarına du­yurma konusunda kendilerine güvenen ile toplum içinde kendilerine uyulan güçlü şahıslara özgüdür.</p>
<p>Özetle söylersek; kişi için en uygun olan açık-gizli tüm söz ve fiillerinde dünyevî veya uhrevî bir maslahatı elde etmek veya dünyevî yahut uhrevî bir mefsedeti def etmek üzere hareket etmesidir. Bunu, aşırılık ve noksanlık arasında orta yola riayet ederek yapar. Örneğin abdestte yalnızca abdestini ta­mamlayan hareketleri yapar. Bundan fazlasını yapması ihtiyaç olmayan abes bir şey yapmaktır. Yine konuştuğunda ancak dinleyenlerin duyabileceği ka­dar sesini yükseltmelidir. Ancak vaaz sırasında ve bir kimseyi kötülükten engellerken sesini yükseltebilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) hutbe verdi­ğinde sanki bir orduyu uyarıyormuş gibi öfkesi şiddetlenir, sesi yükselirdi.[38] insanlara telbiye yapmalarını hatırlatmak için telbiye sırasında sesini yüksel­tirdi.[39] Bu sebeple dinleyenlerin çok olması sebebiyle ezan okurken sesi yük­seltmek, camide bulunanların az olması sebebiyle kamette sesi kısmak ge­rekli kılınmıştır.</p>
<p>Bu sebeple Yüce Allah şöyle buyurmuştur: &#8220;Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin&#8221;.[40] Zira Allah Teala gizli olan duayı işittiğine göre sesi yük­seltmeye ihtiyaç yoktur, bunun bir yararı da yoktur. Bu yüzden aynı ayetin devamında &#8220;Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez&#8221; buyurulmuştur. Bazı müfessirler burada dua sırasında seslerini yükselterek haddi aşanların kaste­dildiğini söylemişlerdir.</p>
<p>Ashab-ı kiram dua ederken seslerini yükselttiklerinde Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara şöyle demiştir: &#8220;Kendinize acıyın. Siz sağır veya gaip olan bi­rine dua etmiyorsunuz. Yalnızca her şeyi işiten size herşeyden yakın olan Al­lah&#8217;a dua ediyorsunuz. Kervanlarınızın başındakilere seslenmiyorsunuz&#8221;.[41] Diğer bazı müfessirler yukarıdaki ayeti şöyle yorumlamışlardır: Allah ne du­ada ne de başka bir şeyde aşırıya gidenleri sever.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) bazen sesli dua yaptığı da rivayet edilmiştir. Ancak onun sesli yapması ilgili duayı öğretmek içindi. Zira öğretmeye ihti­yaç vardı. Bu durumda duayı sesli yapan için iki sevap söz konusudur; biri dua diğeri de duayı öğretme sevabı.</p>
<p>Kişi ancak bir yarar sağlayan veya bir zararı def eden bir sözü konuşma­lıdır. Bu sebeple Hz. Peygamber şöyle demiştir: &#8220;Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanan kişi ya hayır konuşsun ya da sussun&#8221;.[42]</p>
<p><strong>Şaka konusunda ne diyorsunuz?</strong> diye sorulursa şu şekilde cevap veririz:</p>
<p><strong>Şaka,</strong> ancak şaka yapanı, yapılanı veya her ikisini de rahatlatma söz ko­nusu olduğunda caiz olur. Ancak kırıcı, kalpleri değiştiren, insanları üzen şakalarda ise mutlaka ya haramhk veya mekruhluk söz konusu olur. Hz. Peygamber, kişinin bir ihtiyacını karşılamak, onunla ünsiyet kurmak ve ra­hatlatmak için şaka yapardı. Nitekim o (s.a.v.) Enes b. Malik&#8217;in (r.a.) karde­şine şöyle demiştir: &#8220;Ey Ebu Umeyr! Nugayr ne yapıyor?&#8221;[43]</p>
<p>Mubah şakanın şartı söylenen sözün doğru olması, yalan olmamasıdır. Şaka yoluyla insanların birbirinin eşyalarını alması ise, eşya sahibini endişe­ye sevkettiğinden yasaktır. Nitekim hadiste şöyle buyurulmuştur: &#8220;Hiçbiri­niz kardeşinin malını ne şaka ne de ciddi olarak almasın&#8221;.[44] Kişi aldığı malı geri verme niyetiyle aldığından Hz. Peygamber onu şaka yapan kişi olarak ifade etmiş, malının kaybolması sebebiyle müslüman kardeşinin endişelen­mesine vesile olduğu için de ciddi olarak ifade etmiştir.</p>
<p><strong>Özetle söylemek gerekirse;</strong> müslüman bir kişinin gerek kalbindeki dü­şüncesi gerekse organlarıyla yaptığı fiiller bir iyiliği elde etmeye veya bir kö­tülüğü def etmeye yönelik olmalıdır. Bundan başka bir düşünce içine gelir­se kişi gücü ölçüsünde bu düşünce ve fiilden kaçınmalıdır.</p>
<p>Bedenler kalbin düzgün olması ile düzelir, kalbin bozulmasıyla bozulur, îşte bu konumda olan kalpleri ıslah etmenin yolu; kalbi Allah&#8217;tan uzaklaştı­ran şeylerden temizlemek, ona yaklaştıran hal, söz, amel, güzel emel, O&#8217;na yönelmeye devam etmek, sözüne kulak vermek, imkan dahilinde herhangi bir bıkkınlık ve usanmaya yol açmaksızın tüm zaman ve durumlarda O&#8217;nun huzurunda bulunma duygusuyla süslemektir.</p>
<p>Bunu bilmek &#8220;hakikat ilmi&#8221; adı verilen şeydir. Hakikat, şeriatın dışında bir şey değildir. Aksine şeriat marifet, hal, azim ve niyetler ile bunun dışın­daki kalbi amellerle kalbî ıslah eden unsurlarla dolup taşmaktadır.</p>
<p>Zahir ile ilgili hükümlerin bilgisi, şeriatın büyük bir bölümünü insana bil­dirir. Batın ile ilgili hükümlerin bilgisi ise şeriatın inceliklerini bildirir. Kafir ve facir olandan başka kimse bu iki bilgiden herhangi bir şeyi inkar etmez. Bazıları batın ehlinden olmadığı hatta herhangi bir nitelikte onlara yaklaşa­madığı halde onlardanmış gibi görünmüşlerdir. Bunlar yol kesici eşkıyalar­dan daha kötüdür. Çünkü bunlar Allah&#8217;a gidenlerin yolunu kesmektedirler. Onlar Allah&#8217;a nisbet ettikleri bir takım kötü sözlere dayanır, rasullere, nebi­lere ve onlara tabi olan takva sahibi alimlere edebe aykırı şekilde davranır­lar. Kendilerine gelen kişilerin fıkıh alimlerini dinlemelerini engellerler. Çünkü bilirler ki fıkıh alimleri onlarla birlikte bulunmayı ve onların yoluna uymayı yasaklar.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.659-665</p>
<p>[20] İsra,29</p>
<p>[21] Furkan, 67</p>
<p>[22] Buhari, Teheccüd, 3, 36; Müslim, Salâti&#8217;l-müsafirin, 1, 541, 542</p>
<p>[23] Müslim, ilim, 4, 2055</p>
<p>[24] Buhari, Savm, 4, 218; Müslim, Nehy an savmi&#8217;d-dehr, 2, 812</p>
<p>[25] Mâide, 87</p>
<p>[26] Buhari, Vudu, 1, 304; Müslim, Hayz, 1, 258</p>
<p>[27] İbn Mâce, Taharet, 1,145</p>
<p>[28] Ebu Davud, Taharet, 1, 102</p>
<p>[29] Nesâî, Taharet, 1, 88; Îbn Mâce, Taharet, 1, 146</p>
<p>[30] Buhari, îlim, 1, 163</p>
<p>[31] Buharı, Teheccüd, 3, 36; Müslim, Salâti&#8217;l-müsâfirîn, 1, 542</p>
<p>[32] A&#8217;raf,31</p>
<p>[33] En&#8217;âm, 141</p>
<p>[34] Necm,32</p>
<p>[35] Nisa, 49</p>
<p>[36] Yusuf, 55</p>
<p>[37] İbn Mâce, 1,113</p>
<p>[38] Müslim, Cuma, 2, 592</p>
<p>[39] Müslim, Haccetü&#8217;n-nebî, 2, 886</p>
<p>[40] A&#8217;raf, 55</p>
<p>[41] Buhari, Cihad, 7,470; Müslim, Zikr ve dua, 4, 2076</p>
<p>[42] Buhari, Edeb, 10, 445; Müslim, îman, 1, 68, 69</p>
<p>[43] Buhari, înbisat ile&#8217;n-nas, 10, 526; Müslim, Âdab, 3,1293; Nugayr küçük bir kuşun adıdır.</p>
<p>[44] Ebu Davud, Edeb, 7, 287; Tirmizi, Fiten, 379</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maslahat-ve-hayirlar-konusunda-orta-yolu-tutmak/">Maslahat Ve Hayırlar Konusunda Orta Yolu Tutmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/maslahat-ve-hayirlar-konusunda-orta-yolu-tutmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beden ve Uzuvlarla Ilgili Hükümler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/beden-ve-uzuvlarla-ilgili-hukumler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/beden-ve-uzuvlarla-ilgili-hukumler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Beden ve Uzuvlarla Ilgili Hükümler]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bedenle İlgili Hükümler Bedenle ilgili ibadetler; gayeler ve bunlara götüren vesileler olarak ikiye ayrılır. Namazda kıyam, hacda tavaf, itikaf, sa&#8217;y (Safa ile Merve arasında koşma), Arafat&#8217;da vakfe, Müzdelife ve Mina&#8217;da geceleme, vacip ve mendup olan ab-dest ve gusüller, gaye olan ibadetlere örnektir. Cuma namazı, cemaatle kılı­nan sair namazlar ve diğer tüm ibadet ve Allah&#8217;a itaat [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/beden-ve-uzuvlarla-ilgili-hukumler/">Beden ve Uzuvlarla Ilgili Hükümler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><b><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20634 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-1-300x168.jpg" alt="" width="332" height="186" /></a>Bedenle İlgili Hükümler</b></div>
<p>Bedenle ilgili ibadetler; gayeler ve bunlara götüren vesileler olarak ikiye ayrılır.</p>
<p>Namazda kıyam, hacda tavaf, itikaf, sa&#8217;y (Safa ile Merve arasında koşma), Arafat&#8217;da vakfe, Müzdelife ve Mina&#8217;da geceleme, vacip ve mendup olan ab-dest ve gusüller, gaye olan ibadetlere örnektir. Cuma namazı, cemaatle kılı­nan sair namazlar ve diğer tüm ibadet ve Allah&#8217;a itaat olan şeyleri yapmak üzere bir yere gitme, kötülükleri önlemeye gitme, hasta ve kabir ziyaretine gitme, vesile olan ibadetlere örnektir. îhramlıyken dikişli elbise giymek, gü­zel koku ve yağ sürünmek haram olan şeylerdendir.</p>
<div align="center"><b>Uzuvlarla İlgili Hükümler</b></div>
<p>Dil, dudak, ağız, karın, burun, göz, kulak, yüz, baş, el, ayak, diz, parmak, parmak ucu, cinsel organ vb. uzuvlarla ilgili hükümler:</p>
<p><strong>Dil:</strong> Diğer organlarla ilgili olmayıp farz, mendup, haram, mekruh olan bir çok hüküm dille ilgilidir. Hatta kalple bile ilgili olmayan birçok hüküm dil­le ilgilidir.</p>
<p>Küçük, büyük günahları yapmaya zorlama, kötülükleri emretme, iyilik­lerden menetme, zina iftirası atma, yalanlanması caiz olmayan bir şeyi yalan­lama, doğrulanması caiz olmayan bir şeyi doğrulama, Allah&#8217;ı inkar, yalancı şahitlik, batıl olan bir şeye hükmetme, sihir yapma, hicvetme, gıybet etme, söz taşıma gibi haram olan sözleri söyleme, insanların neseplerini inkar et­me, soy ile övünme, ölü için feryadu figan etme dil ile yapılıp hakkında di­nin hükmü bulunan fiillerdendir.</p>
<p>Allah&#8217;a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe iman etme, doğrulanması gerekeni doğrulama, yalanlaması gerekeni yalanlama, iyilikleri emretme, kötülükleri menetme, doğru olana şahitlik etme, adaletle hüküm verme, devlet başkanlarının dinin emirlerini insanlara emretmesi, di­nî ilimleri, Allah&#8217;ın rızasını kazanmaya vesile olan ibadetten, fetva ve hü­kümleri öğretme, kötülük yapanlara engel olma, doğru yoldan sapanları ir­şat etme, cahillere ilim öğretme, Alemlerin Rabbini bütün sıfatlarıyla övme, dua etme vb. fiiller de dil ile yapılan ve hakkında dinin hükmü bulunan fiil­lerdendir. Ben müslümanım deyip salih amel işleyerek Allah&#8217;a dua eden kimsenin bu duasından: daha güzel bir söz yoktur.</p>
<p>Tövbe/dua, nasihat etme, Allah&#8217;ı zikretme, kamet getirme, ezan okuma, Kur&#8217;an okuma, hapşıran kimsenin hamdetmesi, yanındaki kimselerin hapşı-rana hayır dua etmesi, selam verme, selam alma, ezan ve kametten sonra il­gili duaları okuma ve benzeri fiiller de dil ile yapılıp hakkında hüküm bulu­nan fiillerdendir.</p>
<p>Lokman (as) bu konuda şunları söylemiştir:</p>
<p>&#8220;Kalp ve dil, insanda bulunan hem en faydalı hem de en zararlı et parça­larıdır.&#8221; Bu iki organa dair zikrettiğimiz hükümler bunların diğer organlar­dan farkını ortaya koymaktadır ki bu durum Lokman (as)&#8217;ın sözünü doğru­lamaktadır.</p>
<p>Doğru ve iyi sözlerin söylenmesini emretmek nasıl dille ilgili bir fiilse, dil İle söylenen Allah&#8217;ı inkar ve bundan daha alt mertebede olan, Allah&#8217;a isyan içeren kötü sözlerin söylenmesinden yüz çevirmeye dair hüküm de dille il­gilidir. Tüm bunlara eşdeğer hüküm kalp için söz konusu değildir. Ancak kalbin ameli olarak niyet, azim, ihlas ve riya önem arzetmektedir.</p>
<p>Bir kötülüğün yapılması onu yapmaya niyet etmekten daha büyük gü­nahtır. Aynı şekilde Allah&#8217;a itaat etmek, itaate niyet etmekten daha büyük ecir kazandırır. Bir iyilik yapmayı düşünüp de yapmayan kimseye bir se­vap yazılır. Yapan kimseye ise on sevap yazılır. Hz. Peygamber (sav)&#8217;in &#8220;Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır&#8221;[108] sözü iki şekilde yorumlana­bilir.</p>
<p>Birincisi, amel olmaksızın sadece niyet, niyet olmaksızın sadece amelden daha hayırlıdır.</p>
<p>İkincisi, Hz. Peygamber bir gün bir kuyu kazan için ecir vaat eder. Hz. Osman kuyuyu kazmaya niyetlenir. Ancak bir ya-hudi onu bu konuda geçer. Hz. Peygamber de şöyle buyurur: &#8220;Müminin niyeti onun amelinden daha hayırlıdır.&#8221; Yani Hz. Osman&#8217;ın kuyuyu kaz­ma niyeti, yahudinin kuyuyu bizzat kazmasından daha hayırlıdır. Çünkü Hz. Osman kazmasa bile sadece niyetinden ötürü sevap kazanır. Halbuki yahudi için kuyu kazmasından ötürü sevap yoktur. Zira yahudi oluşu onun amellerini yok eder.</p>
<p><strong>Dudak:</strong> Konuşmaya yardımcı olan organdır. Emredilen ve nehyedilen sözlerin söylenmesinin tamamlanmasıyla ilgili hükümler dudakla alakalıdır. Yabancı birisini öpme gibi haram olan, hacer-i esvedi öpme gibi emredilmiş olan fiillere dair hükümler de dudakla alakalıdır.</p>
<p><strong>Ağız ve vücudun iç kısımları:</strong> Ölü eti, kan ve içki gibi haram olan şeyle­rin ağza konması caiz değildir. Açlıktan ölme tehlikesi söz konusu olduğun­da yenilmesi gereken bir şeyi ağza koymak vacip olur. Düğün ziyafeti, kur­ban ve ikram gibi yenilmesi mendup olan şeylerin ağza konulması müstehaptır. Yiyeceklerin yutulması ve dişlerle çiğnenmesine dair hükümler de aynıdır. Bu zikrettiğimiz hususlarda içme de yemek gibidir.</p>
<p>Hz. Peygamber (sav) bir gün torunu Hüseyin&#8217;in ağzından sadaka olarak verilen bir hurmayı çıkardı. Hz. Ömer ve oğlu Ibn Ömer yedikleri deve etini kustular. Sonra yedikleri etin haram olduğu anlaşıldı.</p>
<p>îmam Şafii&#8217;ye göre içki içen kimsenin bunu kusması gerekir. Şafii&#8217;nin bu görüşü muhtemelen sarhoş olma mefsedetini izaleye yöneliktir. Şayet bu gö­rüş içkinin haram olmasına binaense, aynı hüküm haram olan tüm yiyecek­ler için de geçerlidir. Böylece vücudun haram bir şeyle beslenmesi haram ka­bul edilmiş olur. Nitekim haram olan malzemeyle yapılan binanın da yıkıl­ması gerekir.</p>
<p>Ancak Şafii&#8217;nin şöyle bir ayrıma gitmiş olması da ihtimal dahilindedir: yenilen bir yiyeceğe ulaşmak mümkün değildir, artık onun malî değeri de ortadan kalkmıştır. Yiyecek başkasına aitse borç olarak zimmete geçer. Bina­ların yapılmasıyla ilgili durum ise farklıdır. Bunu şuradan anlamaktayız: bir kimse bir koyunu on yıl boyunca haram malla beslese o koyunun eti ne ken­disine ne de başkasına haram olmaz. Çünkü yiyeceğin, vasıflarını kaybedip organlarda enerjiye dönüşmesi tüketilmesi anlamına gelir. Artık ona ulaş­mak, onu elde etmek mümkün değildir. Yiyeceğin sahibi ise sadece bedelini talep hakkına sahiptir.</p>
<p><strong>Şöyle bir soru sorulabilir:</strong> Gaşbedilen bir yiyecek ağızda çiğnenince de­ğerini kaybeder, bir kıymeti kalmaz ve bedelinin tazmini zorunlu hale ge­lir. Gasbedilen bir köle ölünce malî değeri kalmasa bile mülkiyetin sahibi­ne aidiyeti devam ettiği gibi bu durumda da o yiyeceğin mülkiyetinin mal sahibine aidiyeti devam eder mi? Dolayısıyla onun yutulması da haram mıdır?</p>
<p><strong>Şöyle cevap veririz:</strong> Gasbedilen köle Ölünce sahibinin mülkiyeti devam et­tiği gibi bu durumda da mal sahibinin mülkiyeti ortadan kalkmaz. Nitekim kölenin sahibi, onu yıkama, kefenleme, kabrini kazma ve defnetmekle yü­kümlüdür. Yiyeceğin mülkiyetinin mal sahibine aidiyeti ise evleviyetle de­vam eder. Üstelik ağızda çiğnenen yiyeceğin malî değerinin tamamen yok olduğunu da kabul etmiyoruz. Çünkü böyle bir yiyecek temiz ve faydalanı­labilecek durumdadır. Bu yiyeceğin kuşlara, hayvanlara, çocuklara yediril­mesi caizdir.</p>
<p>Zehir ve benzeri zararından ötürü haram olan bir şeyi yiyen kimsenin bu­nu kusması, şayet zararın tamamını ya da bir kısmını ortadan kaldıracaksa vacip olur.</p>
<p>Başkasına ait bir cevheri yutan kimsenin bunu kusarak çıkarma imkanı varsa kusması gerekir. Çünkü cevherin imkan nispetinde sahibine teslim edilmesi gerekir. Burada da kusmak suretiyle hemen teslim mümkündür. Gasbedilen malların sahibine derhal teslimi vaciptir. Bir kişinin binasına, gaspettiği ağacı koyması ve bu ağacın da çürümüş olması durumu gaspedilen yemeği kusmaktan farklıdır. Çünkü ağacı binadan çıkarmak mümkün olsa bile, çürüme sebebiyle çıkarılması gerekmez.</p>
<p>Ağıza su alıp çalkalama suretiyle ağzın temizlenmesi ve abdest alınması­na dair emirler, yine buruna su verme ve burun içi pislikleri temizlemeye da­ir emirler ağız ve vücudun iç kısımlarıyla ilgilidir. Esneme anında ağzın kapatılması ağızla ilgili/hapşırmadan sonra hamdetme ve bunu alçak sesle yapma burunla ilgili hükümlerdendir. Yine üzerine secde etme de burunla ilgili hükümlerdendir.</p>
<p><strong>Gözler:</strong> Gözlerin manevî değil maddî pisliklerden temizlenmesine dair hüküm vardır. Gözlerin ne abdestte ne de gusülde yıkanması vacip ya da müstehap değildir.</p>
<p><strong>Kulaklar:</strong> Vacip ve mendup olan gusülde kulakların yıkanması, abdestte meshedümesi kulakla ilgili hükümlerdendir.</p>
<p><strong>Yüz:</strong> Yüzle ilgili hem vacip hem de mendup hükümler vardır. Yüz ile sec­de etme vaciptir. Namazda başı öne eğme, müminlere güler yüz gösterme, kafir ve günahkarlara karşı hiddetli durma ise menduptur. İhramda iken ka­dınların yüzlerini örtmelerinin haram olması, erkeklerin yüzlerini açmaları­nın müstehap olması da yine yüzle ilgili hükümlerdendir.</p>
<p>Baş: Vacip ve mendup olan gusülde başın yıkanması, abdestte meshedil-mesi baş ile ilgili hükümlerdendir. Başa güzel koku sürmenin İhramayken haram oluşu, ihramlı değilken, ihrama girmeden ve ihramdan çıkmadan az önce güzel koku sürmenin müstehap oluşu ve ihramlıyken başı örtmenin ha­ram oluşu da ilgili hükümlerdendir.</p>
<p>Yüz ve bedendeki kılların yıkanması, bıyıkların kısaltılması, etek traşı ol­ma, koltuk altındaki kılları kesme, saçların kısaltılması, hac ve umrede saçın kesilmesi, uzayıp omuz ve kulaklara sarkan saçların kesilmesi, ihramlıyken saçlara yağ sürme gibi hükümler de vücuttaki saç ve kıllarla ilgilidir.</p>
<p><strong>El:</strong> Allah yolunda savaşma, zina eden evli kimseleri recmetme, had ve ta-zir cezalarında sopa vurma gibi el ile güç kullanarak yapmamız emredilen şeyler el ile ilgili hükümlerdendir. Yazılması emredilen şeyi yazma, namaz­da tekbir alırken ve bazı dualarda elleri kaldırma, rükuda elleri diz kapağı­na, secdede yere koyma, hacer-i esved ve rükn-i yemâniyi sağ el ile selamlama, vacip ve mendup olan maslahatları yapıp haram ve mekruh olan mefsedetlerden el çekme, vacip ve mendup gusül ile abdeste sağ el ile başlama, avuç içleriyle ön ve arka abdest bozma mahallerinden birine dokunmayla abdestin bozulması el ile ilgili hükümlerdendir.</p>
<p><strong>Ayak:</strong> Vacip ve mendup olan maslahat içeren, haram ve mekruh olan mefsedet İçeren birçok şey ayaklarla da ilgilidir. Maslahat olanlar; camiye gitme, cihada katılma, hasta ziyaretine gitme, davete icabet etme, çeşitli ziyaretlere gitme, cenazelere katılma, bayram törenlerine katılma, tavaf erme, Safa ve Merve arasında hızlı ve heybetli bir şekilde yürüme, namazda ayak­ları biraz aralık bırakarak safa durma, ihramda ayakları açık bırakma. Mef­sedet olanlar; haram ve mekruh olan herhangi bir şeye gitme.</p>
<p><strong>Diz:</strong> Secdede diz üzerinde durma, rükuda dizleri dik tutma, secdeye gi­derken ellerden önce dizleri yere koyma gibi hükümler dizle ilgilidir.</p>
<p><strong>Parmak:</strong> Vacip, haram, mendup ve mekruh olup parmaklarla yapılabilen her şeye dair hüküm parmaklarla ilgilidir. Vacip olanlar; ok vb. bir şeyi Al­lah için atmak, yazılması vacip olan bir şeyi yazmak. Mendup olanlar; tahiy-yatta otururken sağ elin parmaklarını toplayıp baş parmakla işaret parmağı­nı tutma ve Allah&#8217;ın birliğine şehadet edildiğinde işaret parmağını kaldırma, sol elin parmaklarını sol baldır üzerine koyma, secdede ayak parmaklarının arasını açma, temizliğe sağ ayak serçe parmağıyla başlayıp sol ayak serçe parmağıyla bitirme. Zira sağ ayak serçe parmağı parmakların en sağında, baş parmağı ise sol ayağın sağ tarafında, sol baş parmak diğer sol ayak par­maklarının sağ tarafındadır.</p>
<p>El parmaklarıyla kulaklara meshetmek de ellerle ilgili hükümlerdendir. Din sağ kulağa meshetmeyi sol kulağa meshetmekten daha üstün görmemiş­tir. Çünkü meshetmekle elde edilecek maslahat açısından sağ kulakla sol kulak arasında fark yoktur. Yine din sağ yanağı sol yanaktan üstün görmemiş­tir. Ama el ve ayaklar böyle değildir. Din sağ el ve ayağı Allah&#8217;ın verdiği güç hasebiyle abdest, tokalaşma, yeme, içme ve hayvan kesme konularında sol el ve ayağa tercih etmiştir. Ayrıca sağ el ve ayak vücudun en üstün uzuvları­dır, ibadette en üstün uzuvların kullanılması, ibadetin yüceltilmesi ve veri­len nimetlere şükretme anlamına gelir.</p>
<p>Sağ el ve ayak ibadetlerde öncelikli olarak doğrudan kullanılmaları hase­biyle sağ elin taharette kullanılması ve onunla pisliklere tutulması mekruh­tur. Yine sağ ayakla tuvalete girme veya mescitten çıkma mekruhtur.</p>
<p>Akıllı kimseler açısından şerefli olana şereflice muamelede bulunmanın güzel olduğunda şüphe yoktur. Ayakkabı giymeye sağ ayakla başlayıp çıka­rırken de sağ ayağı sonraya bırakmak, sağ ayağın ayrıcalıklanndandır.</p>
<p>Benzer bir gerekçeyle tavafa Kabe&#8217;nin ön cephesinden başlanır. Zira Ka­be&#8217;nin en üstün duvarı orasıdır. Tavafa bu cephede bulunan hacer-i esvedle başlanır ki burası Kabe&#8217;nin sağ tarafı ve en üstün parçasıdır. Böylece tavaf yapan Kabe&#8217;nin ön cephesinden ve sağ tarafından başlamış olur. Yine-Mek­ke&#8217;ye Seniyyeti Kuda mahallinden girilir. Böylece kişi Kabe&#8217;nin ön cephesi­ne doğru gelmiş olur. Mescid-i Harama da Beni Şeybe kapısından girilir. Çünkü bu kapı Kabe&#8217;nin ön cephesinin tam karşısında dır. Kişinin Mescid-i harama girerken Kabe&#8217;yi arka, sağ-veya sol tarafına değil tam önüne alarak girmesi de saygı ifadesidir.</p>
<p>Kabe&#8217;nin ön cephesinin üstün olması hasebiyle iki rekat tavaf namazını bu cepheye doğru kılmakla emrolunduk. Rabbini yüceltmek veya ziyaret kastıyla Kabe&#8217;ye gelen herkes bunu bilir ve Kabe&#8217;ye kapısının bulunduğu ön cephe tarafından gelir. Oraya yönelenler bu durumun farkındadırlar. Nite­kim insanlar evlerinin giriş kapısının bulunduğu ön cephelerini süsler. Her­hangi bir eve kapının bulunduğu ön cephe tarafından gelen isabet etmiş olur.</p>
<p>Yemen şehri Kabe&#8217;nin yemininde (sağında) bulunduğu için Yemen diye, Şam şehri Kabe&#8217;nin şammesinde (solunda) bulunduğu için Şam diye, Debur şehri Kabenin deburunda (arkasında) bulunduğu için Debur diye isimlendi­rilmiştir. Kabe&#8217;nin kapısı doğuya doğrudur.</p>
<p>Karşımızda bulunan bir şeyin sağ tarafımızın hizasında olan kısmının onun sol tarafı, sol tarafımızın hizasında olan kısmı onun sağ tarafı olması Kabe&#8217;nin sağ ve sol tarafıyla ilgili bu söylediğimizi doğrular. Kabe&#8217;yi karşı­mıza aldığımızda sol tarafımızın hizasındaki duvar onun sağ tarafıdır. Bun­dan dolayı iki cephesine rükn-i yemânî denir. Sağ tarafımızın hizasındaki duvar ise onun sol tarafıdır. Bu taraftaki her iki duvara da rükn-i şâmî denir.</p>
<p>Abdestte daha üstün olan uzuvlar diğerlerine önceliklidir. Diğer uzuvlar­dan üstün olması ve duyu organlarıyla aklın merkezi olması hasebiyle ab­deste yüzden başlanır. Allah&#8217;a itaat olan bir çok amelin ve sair işlerin yapıl­masında insanın en çok kullandığı organ olması hasebiyle ikinci sırada kol­lar yıkanır. Ayaklardan daha üstün olması ve zihnî kuvvetlerle organları ha­reket ettiren kuvvetleri barındırması hasebiyle başa ayaklardan önce meshe-dilir. Tüm bunlardan ötürü ayaklar en sona bırakılır, imam Şafii abdestin bu şekilde sıraya göre alınmasını vacip görmüştür. Ancak alimlerin çoğunluğu bunun vacip olmadığı kanaatindedir. Çoğunluğa sadece bir kısım ulema karşı çıkmıştır.</p>
<p>Aynı şekilde ağzın menfaatlerinin burnun menfaatlerinden üstün olması hasebiyle abdestte önce ağza su verilir. Ağız hayatın devamını sağlayan yiyecek ve içeceklerin vücuda girdiği yer olduğu gibi vacip ve mendup olan zikirler, iyiliği emredip kötülükten nehyetme gibi ameller ağızla yapılır.</p>
<p>Abdestlere nasıl olur da avret mahallerinin yıkanmasıyla başlanır sorusu­na şöyle cevap veririz: Çünkü onların yıkanması sonraya bırakıldığında ora­lara dokunmakla abdest bozulacağından, önce avret mahalleri temizlenir. Yani henüz ibadet etmeden abdestin bozulmaması için avret mahalleri önce yıkanır.</p>
<p>Üstünlüğünden ötürü sağ tarafın önceliğiyle ilgili söylediklerimizin bir istisnası başın traş edilmesinde her iki tarafın da bir olmasıdır. Zira sağ şaka­ğın üstündeki saçlarla sol şakağın üstündeki saçlar arasında üstünlük bakımından fark yoktur. Bunun gibi iki gözden birine sürme çekme bıyıkların iki tarafından birini kesme gibi nadir durumlarda üstünlük ve fayda açısından fark bulunmadığı için sağ tarafa öncelik verilmez.</p>
<p>El tırnaklarının kesilmesinde üstünlük ve faydaya bakıldığında baş ve şaret parmağından başlamak lazımdır. Gazali bu parmaklarla başlamanın aslı olmayan bir şey olduğunu söylemiştir. Halbuki birbirine denk bu iki sağ uarmak ile başlamakla bereket ve güzellik umulur. Resulullah (sav), bir şeyi layra yormayı sever, kötüye yormayı kerih görürdü.[109] Çünkü bir şeyi hayra yormak, Allah hakkında hüsnü zan beslemek, kötüye yormak ise suizan bes-emek anlamına gelir. Allah (cc) şöyle buyurmuştur: &#8220;Ben kulumun zanru üzereyim. Şu halde benim hakkımda dilediği zanda bulunsun.&#8221;[110]</p>
<p>İyimserlik, hayra delalet eden şeyleri görüp işitme ve hayır umup hayrı alep etmektir ki bu Allah hakkında hüsnü zandır. Kötümserlik, şerre dela-et eden şeyleri görüp işitme ve serden korkup ondan sakınmaktır. Bu, kişi­yi yapmayı düşündüğü şeyi yapmaktan alıkoyar. Aynı zamanda Allah hak­anda suizan anlamına gelir.</p>
<p><strong>Burada şöyle bir soru sorulabilir:</strong> Ölüm anında hüsnü zan yani ahirette iyi  sonuçla karşılaşma ümidi müstehap görülüp korkunun terki niye istenmiştir?</p>
<p><strong>Buna şöyle cevap veririz:</strong> Korku, Allah&#8217;a isyandan alıkoyduğu için dinin stediği bir şeydir. Ölüm geldiğinde korkunun mani olduğu Allah&#8217;a isyan ar­tık söz konusu olmayacağı için korkuya da gerek kalmaz. Ama hüsnü zan böyle değildir.</p>
<p><strong>Parmak uçları:</strong> Bunların abdestte kulakların içine sokulması, çekilmesi emredilen teşbih ve tekbirlerin parmak uçlarıyla sayılması, yazılması emredilen ve benzeri ancak parmak uçlarıyla yapılmaları mümkün olan fiillere dair hükümler parmak uçlanyla ilgilidir.</p>
<p>îhramda olmayanların tırnaklarını kesmesinin müstehap olması, ihramda olanların kesmesinin ise haram olması, kurban kesen kimselerin Zilhicce ayı­nın onuncu günü tırnaklarını kesmemeleri yine ilgili hükümlerdendir.</p>
<p><strong>Cinsel Uzuvlar:</strong> Bunları açıp başkasına göstermenin haram oluşu, bu­nun ancak kadın veya erkeğin sünnet olması gibi dinî bir özürle caiz olma­sı bu uzuvlara dair hükümlerdendir. Cinsel uzuvlara dokunmakla abdes­tin bozulması, bu uzuvlardan idrar, meni veya hayız kanının gelmesiyle abdestin bozulması, Allah&#8217;ın izin vermediği kimseyle cinsel ilişkiye girme ve boşalmanın haram olması ilgili hükümlerdendir. Yine nikah kıyılan bir kadın ya da sahip olunan cariyeyle meşru çerçevede girilen ilişkilerin men­dup oluşu, bu hususta hanım ve cariyeler arasında denkliği sağlama ilgili hükümlerdendir. Bazı durumlarda cinsel ilişkiye girmenin vacip olması ih­tilaflı bir konudur.</p>
<p>Cinsel ilişkiyle ilgili birçok hüküm vardır. Bunlar altmışa yakındır. Bun­ları inşaallah sebeplere dair hükümleri ve bunların aynı oldukları durumla­rı sayarken zikredeceğiz.</p>
<p>Ayrıca namaz kılarken tahiyyatta ve sair oturuşlarda kalça ve sol ayak .üzerine oturma, kalçaya dair hüküm olarak zikredilebilir.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.292-299</p>
<p>[108] Taberani, 9/237</p>
<p>[109] Ahmed b. Hanbel 1 /257</p>
<p>[110] Buhari, Tevhid, 13/384</p>
<p>Ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/beden-ve-uzuvlarla-ilgili-hukumler/">Beden ve Uzuvlarla Ilgili Hükümler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/beden-ve-uzuvlarla-ilgili-hukumler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbe İlişkin Allah Hakkı Olan Hükümler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kalbe-iliskin-allah-hakki-olan-hukumler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kalbe-iliskin-allah-hakki-olan-hukumler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:25:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın sübuti ve selbi sıfatları]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbe İlişkin Allah Hakkı Olan Hükümler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20600</guid>

					<description><![CDATA[<p>1- Allah&#8217;ın zatını bilme ve bunun tabii sonucu olarak; zatının ezelî, ebedî ve bir olduğunu, cevher, araz ve cisim olmadığını, O&#8217;nu zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını ve tüm bu sıfatlarının sair varlıklardan farklı olduğunu bilme. 2- Hayat sıfatını bilme ve bunun ezelî, ebedî ve tek olduğunu, zorunlu ve var kılan bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalbe-iliskin-allah-hakki-olan-hukumler/">Kalbe İlişkin Allah Hakkı Olan Hükümler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kaligrafiAllah.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-20632" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kaligrafiAllah-300x213.jpg" alt="" width="300" height="213" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kaligrafiAllah-300x213.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kaligrafiAllah-600x425.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kaligrafiAllah-768x544.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kaligrafiAllah.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></div>
<p><strong>1-</strong> Allah&#8217;ın zatını bilme ve bunun tabii sonucu olarak; zatının ezelî, ebedî ve bir olduğunu, cevher, araz ve cisim olmadığını, O&#8217;nu zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını ve tüm bu sıfatlarının sair varlıklardan farklı olduğunu bilme.</p>
<p><strong>2-</strong> Hayat sıfatını bilme ve bunun ezelî, ebedî ve tek olduğunu, zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını ve bu özelliklerinin sair var­lıkların hayatta olmalarından farklı olduğunu bilme.</p>
<p><strong>3-</strong> İlim sıfatını bilme ve bunun ezelî, ebedî ve tek olduğunu, zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını, zorunlu, mümkün ve müm-teni bütün varlıklara şamil olduğunu, sair ilimlerden farklı olduğunu bilme.</p>
<p><strong>4-</strong> İrade sıfatını bilme ve bunun ezelî, ebedî ve tek olduğunu, zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını, O&#8217;nun kudretiyle gerçekleşen her şeye şamil olduğunu ve sair iradelerden farklı olduğunu bilme.</p>
<p><strong>5-</strong> Kudret sıfatını bilme, ve bunun ezelî, ebedî ve tek olduğunu, zorunlu, ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını ve sair kudretlerden farklı olduğunu bilme.</p>
<p><strong>6-</strong> İşitme sıfatını bilme ve bunun ezeli, ebedi ve tek olduğunu zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını, ezelde ve sonradan ortaya çı­kan işitilecek her şeye şamil olduğunu ve diğer varlıkların işitmesinden fark­lı olduğunu&#8217;bilme.</p>
<p><strong>7-</strong> Görme sıfatını bilme ve bunun ezelî, ebedî ve tek olduğunu, zorunlu ve var kılan bir başka varlığa muhtaç olmadığını, ezelde ve sonradan mevcud olan her şeye şamil olduğunu ve diğer varlıkların görmesinde farklı olduğu­nu bilme.</p>
<p><strong>8-</strong> Kelam sıfatını bilme ve bunun ezeli, ebedi ve tek olduğunu, ilim sıfatıy­la ilgili her şeye şamil olduğunu ve sair kelamlardan farklı olduğunu bilme.</p>
<p>Bu sıfatların hepsi Allah&#8217;ın zatıyla kaimdir. Bu sıfatlar dört grup altında ele alınabilir:</p>
<p><em><strong>a.</strong></em> Hayat sıfatı gibi sadece Allah&#8217;ın zatıyla ilişkili olanlar,</p>
<p><em><strong>b.</strong></em> ilim, işitme ve görme sıfatları gibi zatının dışındakilerle onları açığa çıkarma açısından ilişkili olanlar,</p>
<p><em><strong>c.</strong></em> Kudret sıfatı gibi zatının dışındakilerle onlara te­sir etme açısından ilişkili olanlar,</p>
<p><em><strong>d.</strong></em> Kelam sıfatı gibi zatının dışındakilerle ne onları açığa çıkarma ne de onlara tesir etme sözkonusu olmaksızın ilişkili olanlar. İlişkili oldukları şeyler itibariyle bu sıfatların en genel olanı, ilim ve kelam sıfatları, en özel olanı işitme sıfatıdır. Bunların ortasında da görme sı­fatı yer alır.</p>
<p><strong>9-</strong> Allah&#8217;ın zatının bütün noksan sıfatlardan, kusur ve eksikliklerden mü­nezzeh olduğunu bilme.</p>
<p><strong>10-</strong> İlah olarak bir tek Allah&#8217;ın varlığını kabul etme.</p>
<p><strong>11-</strong> Allah&#8217;ın zatının dışında kudretinden sadır olan fiilî sıfatlarını bilme. Bu sıfatlar cevher ve araz olmak üzere ikiye ayrılır. İnme, yükselme, ihsan et­me, engel olma, yüceltme, alçaltma, zengin etme, mal mülk sahibi yapma, öl­dürme, hayat verme, yeniden diriltme, yok etme gibi fiilleri araz olanlara ör­nektir.</p>
<p><strong>12-</strong> Peygamber gönderme, kitap indirme, mükellef kılma, mükafat olarak sevap verme, ceza olarak azap etme gibi Allah&#8217;ın dilerse yapıp dilerse yap­mayacağı şeyleri bilme.</p>
<p><strong>13-</strong> Hayırlı-şerli, faydalı-zararlı, az-çok bütün fiillerinin iyi olduğunu bilme. O&#8217;nda kimsenin bir hakkı yoktur. O&#8217;ndan başka sığınılacak kimse yoktur. O&#8217;nun hakkı vardır ama O&#8217;nda kimsenin hakkı yoktur- O ne söylemişse iyidir, güzeldir. Yer ve gökteki yaratılmışlara azap edip onları kendinden uzaklaştırsa bile adil davranmış olur. Onlara sevap verip onları kendisine yaklaştırmak­la onlara nimet vermiş, iyilikte bulunmuş olur.</p>
<p><strong>14-</strong> Avamın bu saydığımız şeylerin tamamına inanması, havassın bun­ları bilmesi mesabesindedir. Çünkü bunları hakkıyla idrak etme avam için açık bir zorluktur. Nitekim Allah (cc) havassı, kendisinin ezelî, ebedî, tek, diri, alim, her şeye kadir, irade sahibi, kelam sıfatı olan, verdiği haberler mutlak doğru olan, işiten ve gören olduğunu bilmekle yükümlü kılmıştır. Avamı ise bunları bilip idrak etmeleri zor olduğu için sadece inanmakla yükümlü kılmış ve onları sadece inanmaları karşılığında mükafatlandır­mıştır.</p>
<p>Allah&#8217;ın ilim ve kudret sahibi olması, kelamının ezelî olması içinden çıkıl­ması zor konulardandır. Bundan dolayı insanlar bu konularda ihtilafa düş­müşlerdir. Yine Allah&#8217;ın zatına nispet ettiği yüz, iki el ve iki göz de insanla­rın ihtilaf ettiği konulardandır. Bunlar Allah&#8217;ın zatıyla kaim manevî sıfatlardır. Veya bunların her birinin ilgili sıfata işaret ettiği, yüz ile Allah&#8217;ın zatının, iki el ile Allah&#8217;ın kudret sıfatının, iki göz ile Allah&#8217;ın görme ve bilme sıfatla­rının kastedildiği kabul edilebilir.</p>
<p>İnsanlar yine Allah&#8217;ın belli bir yönde olup olmadığında da ihtilaf etmiş­lerdir. Tüm bunlar, insanların uzun uzun ihtilaf ettikleri ve bu meseleleri çözecek delillere ulaşamadıkları zor konulardır.</p>
<p>Eş&#8217;ârîler kıdem ve beka (ezel ve ebedî olma) sıfatlarının Allah&#8217;ın zatî sı­fatlarından mı yoksa selbî sıfatlarından mı olduğunda ihtilaf etmişlerdir.</p>
<p>Eş&#8217;ârî alimler bu konuda çok şeyler söyleyip yazdılar. Hatta îbn Fûrek bu ko­nuda söylenenleri iki cilt halinde bir araya getirdi.</p>
<p>Her iki taraftaki müctehitlerin söylediklerinin de doğru olduğunu söyle­mek mümkün değildir. Bilakis doğru olan bir tarafın görüşüdür. Diğerleri ise hata etmişlerdir. Ancak işin içinden çıkmanın zorluğu hasebiyle affedilmişlerdir. Özellikle Allah&#8217;ın belli bir cihette olduğuna inanan kimse affedilmiştir. Ne hareket eden ne de hareketsiz duran, aleme ne bitişik ne de on­dan ayrı, ne alemin içinde ne de dışında olan bir varlık. Üstelik yaratılışı ge­reği insanoğlu adeten O&#8217;na ulaşamaz. O&#8217;na ancak, idrak edilmesi ve anlaşıl­ması çok zor delillere vakıf olduktan sonra ulaşılabilir. Bu zorluktan ötürü Allah bu konuda avamı mazur görmüştür. Yine bundan dolayı Hz. Pey­gamber müslüman olan kimseyi bu meseleleri araştırmaya zorlamamış bi­lakis onları, terk etmeleri mümkün olmayan bilgileri üzere bırakmıştır.</p>
<p>Hulefa-i raşidin ve bu konulara vakıf olan alimler de insanların bu konularda doğruyu bilmediklerini, Allah&#8217;ın zatını idrak edemediklerini bildikleri hal­de onları bu hal üzere bırakmaya devam etmişlerdir. Ama evlenme, miras­çı olma, cenaze namazını kılma, yıkama, kefenleme, kabre taşıma, müslü­man mezarlığına gömme ve benzeri tüm konularda onlara müslümanlara uygulanan hükümleri uygulamışlardır. Allah (cc) bu durumdan kurtulma­nın çok zor olması hasebiyle müsamaha göstererek avamı affetmeseydi on­lara müslümanlara uygulanan hükümler uygulanmazdı. Üstelik bu konuda icma vardır.</p>
<p>Allah&#8217;ın insan ya da bir başka şekilde göründüğünü zanneden kimse ka­fir olur. insanlarda bir şeyi cisim olarak düşünme eğilimi olduğundan din Allah&#8217;ı böyle düşünenleri affetmiştir. İnsanlar bir yönde olmayan bir varlığı anlayamıyorlar. Ancak hulul yani Allah&#8217;ın insan ya da bir başka şekilde gö­rünmesi farklıdır. Bu insanların yaygın olarak meylettikleri, düşündükleri bir şey değildir. Böyle bir şey akıllı bir insanın aklına bile gelmez. Dolayısıy­la bu affedilmemiştir.</p>
<p>Buluğ çağına giren her mükellef için Allah&#8217;ın zatını araştırıp idrak etme­nin farz olduğunu söyleyenlerin görüşüne itibar edilmez. Çünkü insanların büyük çoğunluğu bunu yapmamakta oldukları için bu meselelere vakıf değildirler. Buna rağmen sahabe ve onlardan sonra gelen nesillerden bu du­rumdaki insanların günahkar olduğunu söyleyen kimse çıkmamıştır.</p>
<p>Doğru olan, mükelleflerin Allah&#8217;ın zatını düşünme ve idrak etme mecbu­riyetlerinin olmamasıdır. Ancak iman esaslarında şüpheye düşen bir kimse­nin, gerçekten iman edinceye, Allah&#8217;ın zatını ve sıfatlarını idrak edinceye kadar bu meseleleri araştırması gerekir.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın; emir, nehıy, vaad, tehdid, haber, nida ve ses olmamasına rağ­men dinlenilecek bir şey olduğuna hükmedilİrken, Allah kelamının ezelî ve Allah&#8217;ın zatıyla kaim bir tek olduğunu bilmeyen sıradan bir insanın kafir ol­duğu nasıl söylenebilir? Böyle bir şeyi bilmek Kur&#8217;an&#8217;ın kat&#8217;î delil olduğunu kabul eden ve onu inkar edenin kafir olduğunu bilen bir kimse için bile ger­çekten zordur.</p>
<p>Aynı şekilde peygamberliğin, Cebrail (as) vasıtasıyla ya da doğrudan Al­lah&#8217;tan gelen vahyin insanlara bildirilmesinden ibaret olduğunu bilmeyen sı­radan bir insanın kafir olduğu nasıl söylenir? Üstelik peygamberlik vücudî bir sıfat değildir. Bilakis ya Allah&#8217;ın hitabının ona yönelmesiyle ortaya çıkan bir ilişkiden ibarettir, -yani Allah&#8217;ın kelamı ne peygambere ne de vahye sü-butî sıfat kazandırmaz- ya da peygamberin Allah&#8217;ın bildirdiklerini insanlara tebliğ etmesinden ibarettir. Böylece peygamberlik vazifesiyle kaim sübutî bir sıfat olur. &#8220;Feîl&#8221; vezninde olan nebi kelimesi birind durumda kendisine ha­ber verilen anlamına gelirken ikinci durumda haber veren anlamına gelir.</p>
<p>İmam Eş&#8217;ârî ölümüne yakın namaz kılan insanların kafir görülmesi fik­rinden dönmüştür. Çünkü sıfatların bilinmemesi zatın da bilinmemesi anla­mına gelmez. Eş&#8217;ârî şöyle demiştir: ihtilaf yorumlardadır, yoksa üzerine yo­rum yapılan şey aynıdır. Eş&#8217;ârînin bu görüşüne delil olarak şu misal getiril­miştir: Bir efendi kölelerine mektup göndererek bazı şeyleri yapmalarını ba­zı şeyleri de yapmamalarını emreder. Köleler mektup gönderenin efendile­ri olduğunda ittifak etmekle birlikte onun vasıfları hakkında ihtilafa düşer­ler. Bir kısmı siyah gözlü, bir kısmı mavi gözlü, bir kısmı, iri ve koyu siyah gözlü olduğunu, bir kısmı orta boylu bir kısmı uzun boylu olduğunu söy­lerler.</p>
<p>Yine beyaz, siyah, esmer ya da kızıl olduğu konusunda ihtilafa düşer­ler. Bu durumda onların efendilerinin vasıflarıyla ilgili bu ihtilaflarının, onun itaat edilip kölelik yapılma hakkına sahip efendileri olduğu noktasın­da hir ihtilaf olduğunu kimse söyleyemez. Aynı şekilde müsîümanların Al­lah&#8217;ın sıfatlarıyla ilgili ihtilafları O&#8217;nun itaat ve kulluğa layık yaratıcı ve efendileri olduğuna dair bir ihtilaf değildir. Yine bir adamın çocukları, onun kendi babaları olduğunu, onun dölünden yaratıldıklarını kabul etmekle bir­likte vasıfları hakkında ihtilafa düşseler, onların babalarının vasıflarıyla il­gili bu ihtilafları ondan doğdukları, onun dölünden yaratıldıkları noktasın­da bir ihtilaf değildir.</p>
<p><strong>Burada şöyle bir soru sorulabilir:</strong> Allah&#8217;a yön izafe etme O&#8217;nun sonradan var olduğunu zorunlu kılmaz mı?</p>
<p><strong>Buna şöyle cevap veririz:</strong> Bir düşünceyi gerekli kılan şey 6 düşüncenin bizatihi kendisi değildir. Çünkü mücessime mezhebi Allah&#8217;a yön izafe etmekle birlikte O&#8217;nun sonradan var olmadığını, ezelî ve ebedî olduğunu da söylemektedirler. Bir mezhebe açıkça görüş beyan ettikleri bir konuda başka bu sözleri gerekli kılıyor diye görüşlerinin tam tersini atfetmek caiz olmaz.</p>
<p>Enteresan olan şey şu ki Eş&#8217;ârîler de kendi aralarında Allah&#8217;ın bir çok sı­fat ve halleri hakkında ihtilafa düşmüşlerdir. Mesela Allah&#8217;ın ezelî ve ebedî olması, yüz, el ve göz sahibi olması gibi sıfatlarında; bilmesi, kudret sahibi olması, kelam sıfatının tek ya da çok olması gibi hallerinde ihtilafa düşmüş­lerdir. Ancak buna rağmen birbirlerini kafirlikle itham etmemişlerdir. Yine Allah&#8217;ın hayat, kudret, işitme,.görme ve kelam sıfatlarına sahip olduğu ve bu sıfatlarla mükemmel olduğunda ittifak ettikleri halde bu sıfatları inkar eden­lerin kafirlikle itham edilmesinde ihtilafa düşmüşlerdir. Onlar Allah&#8217;ın bu kemal sıfatlarına sahip olduğunda ittifak ettikleri halde O&#8217;nun fiillerinin bu sıfatlar ile gerekçelendirilmesi konusunda ihtilafa düşmüşlerdir.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.269-273</p>
<p>ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalbe-iliskin-allah-hakki-olan-hukumler/">Kalbe İlişkin Allah Hakkı Olan Hükümler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kalbe-iliskin-allah-hakki-olan-hukumler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuran&#8217;ın Ana konuları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuranin-ana-konulari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuranin-ana-konulari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:19:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Darb-ı meseller]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ın Ana konuları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;an&#8217;a baktığımda, onda olan şeylerin üç kısım olduğunu gördüm. Bi­rincisi, Allah&#8217;a övgü içeren ayetler, ikincisi hüküm içeren ayetler, üçüncüsü de bu hükümlere tabi olan, onları pekiştirilen ayetler ki bunlar da farklılık arzederler: a&#8211; Teşvik etmek veya sakındırmak için fiillerin methedilmesi ya da yeril­mesi. Bu, hükümlerin pekiştirilmesi kabilindendir. b- Kullar için büyük bir güzellik olan alemlerin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuranin-ana-konulari/">Kuran’ın Ana konuları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kuran-i-kerim.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-20630 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kuran-i-kerim-300x189.jpg" alt="" width="300" height="189" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kuran-i-kerim-300x189.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/kuran-i-kerim.jpg 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;a baktığımda, onda olan şeylerin üç kısım olduğunu gördüm. <strong>Bi­rincisi,</strong> Allah&#8217;a övgü içeren ayetler,<strong> ikincisi</strong> hüküm içeren ayetler,<strong> üçüncüsü de</strong> bu hükümlere tabi olan, onları pekiştirilen ayetler ki bunlar da farklılık arzederler:</p>
<p><strong>a</strong>&#8211; Teşvik etmek veya sakındırmak için fiillerin methedilmesi ya da yeril­mesi. Bu, hükümlerin pekiştirilmesi kabilindendir.</p>
<p><strong>b-</strong> Kullar için büyük bir güzellik olan alemlerin Rabbinin Övgüsüne nail olmaya teşvik etmek için salih amel işleyenlerin övülmesi.</p>
<p><strong>c-</strong> Büyük bir kusur olan Allah&#8217;ın azarlamasına muhatap olma durumun­dan kurtulmaları için gaflette bulunan asi kulların azarlanması. Bazıları ne­biler nebisi son peygamber Hz. Muhammecî (sa.v)&#8217;e şöyle dediler: &#8220;ey Mu-hammed, bana ver çünkü benim övmem güzeldir, yermem ise kusurdur. O ise &#8220;bu ancak Alemlerin Rabbi için geçerlidir&#8221;[60], buyurdu.</p>
<p><strong>d-</strong> Allah&#8217;a itaat etme maslahatına kavuşmak için ahirette çeşitli sevaplar vaadetme.</p>
<p><strong>e-</strong> Allah&#8217;a itaatsizlik etmekten korkutmak için ahirette çeşitli azaplar ile tehdid etme.</p>
<p><strong>f-</strong> Dünyada çeşitli mükafatlar vaad etme. Çünkü insan fıtratı dünya ni­metlerini sever. Allah (cc) şöyle buyurmuştur: &#8220;Kim Allah&#8217;tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir&#8221;[61], &#8220;Kim Allah&#8217;tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.&#8221; [62] Şu ayetlerde de yapılan ameller için dünyevî maslahatlar verileceği açıklanmıştır: &#8220;Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bu­lunan kimse, sanki candan bir dost olur&#8221;[63], &#8220;Eğer siz Allah&#8217;ın dinine yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.&#8221; [64] Bir fiil ile elde edilecek maslahatın açıklanması o fiili teşvik etme anlamına gelir.</p>
<p><strong>g-</strong> Dünyada verilecek çeşitli cezalarla tehdit. Çünkü insanoğlu fıtraten dünyevî cezalardan, uhrevî cezalara oranla daha fazla korkmaya meyilli­dir. Allah (cc) şöyle buyurmuştur; &#8220;Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı&#8221;[65], &#8220;Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin elini kesin&#8221;[66], &#8220;Zina yapan ka­dın ve erkeğin her birine yüz sopa vurun.&#8221; [67] Yine kimi ayetlerde bazı fiille­rin dünyevî mefsedetleri olduğu beyan edilmiştir: &#8220;Eşleriniz arasında ada­leti uygulayamamaktan korkarsanız bir eş alın, yahut da sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.&#8221; [68] &#8220;Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.&#8221; [69] Bir fiil ile meydana gelecek mefsedetin açıklanması, o fiilden sakındırma anlamına gelir.</p>
<p><strong>h-</strong> Darb-ı meseller.<strong> Bunlar da iki kısımdır:</strong></p>
<p><strong>Birincisi,</strong> hayırlara teşvik kabilinden olanlar ki bunun da iki örneği vardır. Birinci örnek şu ayettir: &#8220;Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediği­ne kat kat fazlasını verir.&#8221; [70] Ayet insanları bakmakla yükümlü olduğu kim­selerin nafakalarını vermeye yönlendirmek ve bağışta bulunmaya teşvik et­mek için gelmiştir.</p>
<p><strong>İkinci misal ise şu ayettir:</strong> &#8220;Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi; gü­zel bir sözü, kökü yerde sabit, dallan gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir.&#8221; [71] Bu ayet kelime-i tevhidin söylenmesini teşvik için gelmiştir.</p>
<p><strong>Darb-ı mesellerin ikincisi</strong>, kötülüklerden nefret ettirmek için olanlardır. Bunun da iki misali vardır: Birincisi şu ayettir: &#8220;O münafıkların durumu, ka­ranlık gecede ateş yakan kimse misalidir.&#8221; [72] Ayet münafıklıktan sakındır­mak için gelmiştir. İkinci ayet şudur: &#8220;Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkanı olmayan bir ağaca benzer.&#8221; [73] Ayet, şirk ifade eden sözden sakındırmak içindir.</p>
<p><strong>i-</strong> Geçmiş peygamberlerin kıssaları; peygamberlerin kurtuluşa, kafirlerin ise helake erdiklerini anlatan kıssalar. Bu kıssalar da peygamberlere uymaya teşvik ve onlara karşı gelmekten sakındırmak için zikredilmiştir. Bazı fiiller­den ötürü ayetlerde geçen kınama ve azarlama da aynı şekilde bu fiillerden sakındırmak içindir.</p>
<p><strong>j-</strong> Allah (cc)&#8217;m bizi yaratmasının büyük nimet olması. Bu tür ayetler iyi­lik ve nimetlerinden ötürü Allah&#8217;a şükretmemiz içindir. Bunların örnekle­ri çoktur:</p>
<p><strong>&#8211;</strong>  &#8220;Siz hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulak göz ve kalp verdi.&#8221; [74] İnsanların, hastalandığı ya da kaybettiği zaman nimet olduğunu hatırladıkları bu organlar insanlar şükretsinler diye zikredildi. Zaten ayetin sonunda &#8220;şükretsinler diye&#8221; ifadesiyle sebep açıkça beyan edilmiştir.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> &#8220;Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı. İşte böylece Allah, Müslüman olmanız için üzerinize nimeti­ni tamamlıyor.&#8221; [75]</p>
<p><strong>&#8211;</strong> &#8220;O, Allah ki, emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip ver­diği rızkı aramanız için bir de şükredesiniz diye denizi size hazır hale ge­tirmiştir. &#8220;[76] Allah (cc)&#8217;ın şu sözü tüm bunlardan daha geneldir: &#8220;O, gökler­de ve yerde ne varsa hepsini kendi katından bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir.&#8221; [77]</p>
<p>Allah&#8217;ın nimet olarak zikrettiği her şey iki emir içermektedir; birincisi bunlara şükretmek, ikincisi bunlardan istifade etmenin mubah olması. Çün­kü bize yasaklanan ve haram kılman bir şeyle nimetlendirilmiş olmamız söz konusu olmaz.</p>
<p>Allah (cc) Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bize verdiği nimetler olarak; yiyecek, içecek, giyecek ve binecekler, eşler, meyveler, zinet ve süs eşyaları, mücevherlerden bahsetmiştir. Yine nimet olarak verdiği bizim için zaruret, ihtiyaç ve tamam­layıcı kabilinden olan şeyleri zikretmiştir. Bunların Kur&#8217;anda örneği çoktur. Mesela bir ayet maslahatların elde edilmesine yöneliktir; &#8220;Onlar da sizin için ısıtıcı şeyler ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.&#8221; [78] Bir diğer ayet mefsedetlerin izalesine yöneliktir; &#8220;Sizi sıcaktan koruyacak el­biseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı.&#8221; [79]</p>
<p>Allah (cc)&#8217;ın zatını övmesinden, herhangi bir övgüden anlaşılacak şeyler anlaşılmaz. Bilakis bu, O&#8217;nun hükümlerini pekiştirmesidir. Mesela &#8220;O yaptı­ğınız her şeyi görür&#8221;[80] ayeti, itaate teşvik ve emirlerine karşı gelip itaatsizlik etmekten sakındırmak için zikredilmiştir. Yine &#8220;Sonra da nasıl davranacağı­nızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık&#8221;[81] aye­ti de aynı şekilde nazil olmuştur. Zira biz Allah&#8217;ın bizi gördüğünü ve her şe­yimizin farkında olduğunu düşününce, O&#8217;nun yasakladığı bir şeyi yaptığı­mızı ya da istediği bir şeyi yerine getirmediğimizi görmesinden haya ederiz.</p>
<p>&#8220;Gerçekten Allah fakir, biz ise zenginiz, diyenlerin sözünü andolsun ki Allah işitmiştir'[82] ayeti de böyledir. Allah (cc) bu ayeti, her şeyi işittiği için övünmek üzere değil, &#8220;O&#8217;nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, gören­dir'[83] ayetini inkar edenleri tehdit için indirmiştir.</p>
<p>Allah&#8217;ın işitme, görme, bilme, güç sahibi olma, irade etme sıfatları, teşvik ve sakındırma içindir. Kelam ve hayat sıfatları ise böyle değildir. Bu sıfatlar sadece övünme için zikredilmiştir. Hayat sıfatı şu ayetlerde geçmektedir: &#8220;O daima diridir. O&#8217;ndan başka hiçbir ilah yoktur&#8221;[84] , &#8220;O&#8217;ndan başka ilah yok­tur, O diridir, kaimdir.&#8221; [85] Kelam sıfatı ise şu ayette zikredilmiştir: &#8220;O kim­seyle adaleti emreden bir olur mu?&#8221; [86] Ayetteki adaleti emreden ifadesiyle Allah (cc) kendi zatını kasdetmiştir.</p>
<p>Diğer canlılar da hayatta oldukları halde onların bu vasıfla övünmeleri söz konusu değilken Allah (cc)&#8217;ın bu vasıfla övünmesi nasıl mümkün olur, şeklindeki soruya şöyle cevap veririz: Allah (cc) ezelî, ebedî olma ve bir baş­kasından elde edilmemiş olma açılarından yalnızca zatına mahsus olan hayat sıfatıyla Övünmektedir. Bu özellikler açışından diğer hayat sıfatlarından farklı olunca bu sıfatla övünmek mümkün olur. Zira bu vasıflar sadece O&#8217;na aittir. Hayat sıfatıyla övünme ayrıca, O&#8217;nunla canlı olmayan&#8217;ölü&#8217;.putlar ara­sındaki farkı ortaya koymak içindir.</p>
<p>Yukarıda zikredilen ayette Allah (cc) kelam sıfatıyla övünmüştür. Zira ke­lam sıfatına sahip olanla, hiçbir şey beceremeyen efendisine yük olan dilsi­zin hali karşılaştırılmıştır. Yine adaleti emretmeyle konuşmaya engel olan dilsizlik karşılaştırılmıştır.</p>
<p>Buraya kadar zikrettiğimiz&#8217;maddelerin hepsi bir şeyi tekid ve tekrar et­menin, bir tek kere zikretmekten daha faydalı olduğunu göstermektedir: Bir şeyin emredilmiş olmasına tabi olarak zikrettiğimiz şeyler&#8217;onun tekrar edil­mesi, yine bir şeyin yasaklanmış olmasına tabi olarak zikrettiğimiz şeyler onun tekrar edilmesi anlamına gelir. Allah (cc) kullarından dilediklerine işit­tirir. O&#8217;nun hitabını anlayan kitabına tabi olan, Öğütlerim kabul eden ve ni­metlerine şükredenlere ne mutlu! O&#8217;nun nimetlerinin en üstünü Kitabını an­layıp hitabını kavrayabilmektir. Böylece kişi, lütfettiği nimetlerden ve yaptı­ğı iyiliklerden ötürü şükrederek Allah&#8217;a yakınlaşır. Kişinin şükrü, O&#8217;na itaat edip itaatsizlikten sakınmaktır. O&#8217;na olan şükürlerden .biri de; O&#8217;nu övme ve O&#8217;na yönelmektir.</p>
<p>Buraya kadar zikrettiklerim Kitap ve sünnette yer alan şeylerin çok bü­yük bir kısmı için geçerlidir. Bunların dışında çok az şey vardır.</p>
<p>İki farklı bölümle ilgili olan maslahat ve mefsedetler bu kitapta tekrar edilmiştir. Bir bölümde zikredilen ilgili maslahat ve mefsedetler daha sonra bir başka açıdan ilgili olduğu diğer bir bölümde yine zikredilmiştir. Bu şekil­de maslahat ve mefsedetlerin iki ayrı bölümde tekrar edilmeleri, iki farklı manaya delalet etmeler indendir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> insan haklarının çok büyük bir bölümü can, mal ve namus­la ilgilidir. Resulullâh (sav) da veda haccında bu konuda üstüne basa basa vasiyette bulunmuştur: &#8220;İçinde bulunduğunuz bu gün, bu belde ve bu ay si­ze haram olduğu gibi kanlarınız, mallarınız, ve namuslarınız da haramdır.&#8221; Hz. Peygamber bu hususları o beldenin ve hac yapılan ayın haram oluşuna benzetti. Zira bunlar o toplumun en çok dikkat ettikleri yasaklardandır. Son­ra dinleyenlere bu söylediklerim diğer insanlara tebliğ etmelerini emretti: &#8220;Beni dinleyenler, söylediklerimi burada olmayanlara tebliğ etsinler.&#8221; Sonra Rabbine dönerek: &#8220;Ey Allah&#8217;ım tebliğ vazifemi yerine gerildim mi?&#8221; diye sordu. Ashab, evet diye karşılık verdi. O da &#8220;Şahit ol ya Rab!&#8221; dedi. Yani on­lara tebliğ ettiğime dair itiraflarına şahit ol ya-Rabbi! dedi.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.207-211</p>
<p>ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuranin-ana-konulari/">Kuran’ın Ana konuları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuranin-ana-konulari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratılanların Hakkıyla İlgili Ameller</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yaratilanlarin-hakkiyla-ilgili-ameller/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yaratilanlarin-hakkiyla-ilgili-ameller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:18:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın İnsana Karşı Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Maslahat ve Mefsedet]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılanların Hakkıyla İlgili Ameller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maslahatlarınelde Edilmesi Ve Mefsedetlerin İzalesi Açısından Yaratılanların Hakkıyla İlgili Ameller Bu tür haklar kendi içinde üçe ayrılır: 1- Mükellefin kendi nefsi üzerindeki haklar. Kişinin kendi şahsı için edin­diği giyecek, yiyecek ve meskenler böyledir. Aynı şekilde kişinin uyuması, sürekli oruç tutmaması, sürekli zühd hayatı yaşamaması gibi durumlar da böyledir; 2- Bazı mükelleflerin diğer bazıları üzerindeki hakları. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaratilanlarin-hakkiyla-ilgili-ameller/">Yaratılanların Hakkıyla İlgili Ameller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><b><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/Başarılı-İnsanlar-Başarı-İçin-Neleri-Feda-Ettiler.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20628 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/Başarılı-İnsanlar-Başarı-İçin-Neleri-Feda-Ettiler-300x150.jpg" alt="" width="400" height="200" /></a></b></div>
<div align="center"></div>
<div align="center"><b>Maslahatlarınelde Edilmesi Ve Mefsedetlerin İzalesi Açısından Yaratılanların Hakkıyla İlgili Ameller</b></div>
<p><strong>Bu tür haklar kendi içinde üçe ayrılır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Mükellefin kendi nefsi üzerindeki haklar. Kişinin kendi şahsı için edin­diği giyecek, yiyecek ve meskenler böyledir. Aynı şekilde kişinin uyuması, sürekli oruç tutmaması, sürekli zühd hayatı yaşamaması gibi durumlar da böyledir;</p>
<p><strong>2-</strong> Bazı mükelleflerin diğer bazıları üzerindeki hakları. Bunun ölçüsü; vacip ya da mendup olan her maslahatı elde edip, haram ya da mekruh olan her mefsedeti izale etmektir. Bu haklar farz-ı ayrı, farz-ı kifaye, sünnet-i ayn ve sünnet-i kifaye kısımlarına ayrılır. Bunların bir kısmının farz mı mendup mu olduğunda ve farz-ı ayın mı farz-ı kifaye mi olduğunda ihtilaf edilmiştir. Dinde bu şekilde ihtilaf edilen birçok hüküm vardır.</p>
<p>Allah (cc)&#8217;ın şu ayetleri tüm bu hakların yerine getirilmesi gerektiğine delalet eder: &#8220;İyilik ve takva üzerine yardımlasın&#8221;[32] ayeti maslahatların el­de edilmesine vesile olmayı emreder. &#8220;Kötülük ve düşmanlık üzerine yar-dımlaşmayın&#8221; ayeti mefsedetlerin elde edilmesine vesile olmayı yasaklar. &#8220;Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder&#8221;[33] ayeti maslahatların ve onlara vesile olan şeylerin ifasını emreder. &#8220;Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar&#8221; ayeti mefsedetleri ve onlara vesile olan şeyleri yasaklar. Maslahatların gerçekleştirilmesini emreden ve mefsedetlerden sakındıran ayetler çoktur. Bu ayetler hem Allah hakkı hem de kul hakkı olan maslahatların gerçekleştirilip mefsedetlerin izalesini kapsamaktadır.</p>
<p>Maslahatların gerçekleştirilmesini emreden delillere örnek olarak ayrıca şu ayetler zikredilebilir: &#8220;Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız kalmaya­caktır&#8221;[34], &#8220;Hayırlı olan işleri yapın&#8221;[35], &#8220;Muhakkak ki onlar hayırda yarışırlar­dı&#8221;[36], &#8220;Her kim mümin olarak iyilikler yaparsa onun çabasını görmezlikten gelmek olmaz&#8221;[37], &#8220;Kitab&#8217;a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, iş­te biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz&#8221;[38], &#8220;Kim bu haksız davra­nışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun töv­besini kabul eder[39]</p>
<p>Bu konuda delil olarak şu hadisler de zikredilebilir: &#8220;Her iyilik sadaka­dır&#8221;[40], &#8220;Kul kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımında olur&#8221;[41] &#8220;Zor durumda kalan kimseye yardım edene Allah yardım eder, müslümanın bir ayıbını örten kimsenin ayıbını Allah örter&#8221;[42], &#8220;Allah her konuda iyiliği emretmiştir&#8221;[43], &#8220;Canlı bir hayvana yapılan her iyiliğe ecir vardır&#8221;[44], &#8220;Bir hurmanın yarısı kadar bile olsa sadaka verin, bunu da bulamaz­sanız güzel söz söyleyerek sadaka verin&#8221;[45], &#8220;Kardeşini güler yüzle karşıla­man dahil hiçbir iyiliği küçük görme&#8221;[46], &#8220;Bir kadın, komşusunun hediyesi­ni, bir koyun paçası bile olsa küçük görmesin.&#8221; [47]</p>
<p>Şu ayet-i celile bunlardan daha geneldir: &#8220;Kim zerre miktarı hayır yapar­sa karşılığını alır.&#8221; [48] Kutsi bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: &#8220;Kalbinde zerre kadar iman bulunanları cehennem ateşinden çıkarın.&#8221; [49] Bu ayet ve ha­dis küçük büyük, az çok her türlü maslahatın gerçekleştirilmesini teşvik et­mektedir.</p>
<p>Mefsedetleri yasaklayan delillere örnek olarak da şu ayetler zikredilebilir: &#8220;Islah edildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın&#8221;[50], &#8220;Allah boz­gunculuğu sevmez&#8221;[51], &#8220;Allah bozgunculuk yapanları sevmez&#8221;[52], &#8220;Yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle azaplarını kat kat arttıracağız&#8221;[53], &#8220;İşte ahiret yurdu, biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulama­yan kimselere veririz&#8221;[54], &#8220;Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılır.&#8221; [55]</p>
<p>Şu ayet-i celile bunlardan daha geneldir: &#8220;Kim zerre miktarı kötülük ya­parsa onun karşılığını görür.&#8221; [56] Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: &#8220;Kalbin­de zerre miktarı kibir bulunan kimse cennete giremez.&#8221; [57] Bu ayet ve hadis kü­çük büyük, az çok her türlü mefsedet ve ona götüren şeylerden sakındırmak-tadır. Çünkü mefsedete götüren sebepler her türlü kötülüğün-ana sidir.</p>
<p>Bazı sebepler iyi olduğu halde, iyi olduğundan ötürü değil kötülüğe gö­türdüğü için yasaklanmıştır. Yine bazı sebepler kötü olduğu halde, kötü ol­duğundan değil,, maşlaha ta, iyiliklere götürdüğünden ötürü emredilmiştir. Bu tür durumların misali çoktur.</p>
<p>Hz. Peygamber (sav) budanmış bir dal parçasının bile gasbedilmesini ya­saklamıştır. [58] Yine bir başka hadisinde &#8220;günahları küçük görmekten sakının&#8221;[59] , buyurmuştur. Kitap ve sünnette mubah maslahatlar hariç küçük bü­yük tüm maslahatlara dair emir bulunmaktadır. Çünkü mubah maslahatlar emredilmemiş, yapılmalarına müsaade edilmiştir. Yine kitap ve sünnette kü­çük büyük tüm mefsedetlere dair yasak bulunmaktadır.</p>
<p>Bunların bir kısmı emir ve nehiy sigasıyla gelmişken bir kısmı mükafat vaadi ve ceza tehdidi ile gelmiştir. Çünkü sevap ancak bir maslahatın elde edilmesi için emredilmiş bir fiilden Ötürü vaadedilir. Yine ceza tehdidi ancak birmefsedetin izalesi için yasaklanmış bir fiilden ötürü yapılır. Kişi, Allah&#8217;a itaat etmemenin karşılığında dünyada sadece küçük düşüp ahirette mahcu­biyet duysa ve bundan sonra affedilse bile bu durum dahi itaatsizlikten cay­dırıcı yeterli sebeptir. Hele affedilmeyip, azap edilme ve sevaptan mahrum bırakılma şeklinde cezaya çarptırılma nasıl caydırıcı olmaz?!</p>
<p><strong>Bazı mükelleflerin diğer bazıları üzerindeki vazifelerine dair örnekler çoktur:</strong></p>
<p>&#8211; Gelirken ve ayrılırken selam verme/ hapşırınca hayır dua etme, hastala­nınca ziyaret etme.!</p>
<p><strong>&#8211;</strong> İyilik ve hayırda hatta mubah olan her şeyde yardımlaşma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Muamelat hukukuna dair insanın yapması gereken şeyler.</p>
<p><strong>&#8211;  </strong>İyilikleri emredip kötülüklerden sakındırma. Çünkü iyilikleri emret­mek, emredilen iyiliğin maslahatının gerçekleşmesi için gayret göstermek demektir. Kötülükten menetmek de, men edilen kötülüğün mefsedetinin iza­lesine çalışmak demektir. Bu her müslüman için bir yol göstermedir. Hz. Peygamber (sav) Cerir ile müslümanlara yol göstermek için alışveriş yap­mıştır.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Olaylara şahit olup hakim huzurunda şahitlik yapma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Hakim, devlet başkanı ve valilerin hüküm verirken mazlumlara karşı insaflı olmaları, aciz kimselere haklarını fazlasıyla vermeleri ve böylece alemlerin Rabbinin lanetinden uzak olmaları. Hz. Ömer devlet başkanı ola­rak çıktığı hutbede şöyle demiştir: &#8220;Allah beni lanetinden uzak durmakla mükellef kıldı.&#8221; Hz. Ebubekir de muhacir ve ensar huzurundaki ilk hutbe­sinde şöyle demiştir: Ey insanlar, sizin en güçlü olanınız benim karşımda zayıftır, ondan başkalarının hakkını alırım. Sizin en zayıf olanınız ise benim yanımda güçlüdür, onun hakkını alıp veririm. Allah&#8217;ın lanetinden uzak ol­manın manası; zalimlere karşı mazlumlara insaflı davranmak ve böylece mazlumları, haklarını Allah&#8217;a havale etmek zorunda bırakmamaktır. Yine insanların ihtiyaç ve zaruretlerini gidererek onları, ihtiyaç ve zaruretlerini Allah&#8217;tan istemek zorunda bırakmamaktır. Hz. Ebubekir&#8217;in bu sözü müslü-manlann haklarına saygı göstermek açısından ne kadar özlü, ne kadar açıktır!</p>
<p>Allah-hakkı olan şeyleri ve müslümanlann haklarını yerine getirme konu­sunu Hz. Ömer gibi kavrayacak hassas bir düşünce gerekir, insanların kaza­nılan zaferleri ve fetihleri Allah (cc)&#8217;a izafe etmeyi unutup Halid b. Velid&#8217;e izafe ettiklerini öğrenince onu komutanlıktan azledip Medine&#8217;ye gönderdi. Müslümanlann zaferleri Allah&#8217;a nispet etmeyerek ona nispet ettiklerinde ona güvenip işlerini ona bırakmalarından korktuğu için onu azletti.</p>
<p>&#8211; Yetim, deli, aciz ve kaybolan kimselerin mallarını koruma.</p>
<p>&#8211; Terkedilmiş çocuklar ile zayi olacak malları sahiplerine vermek-üzere koruma altına alma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Kurban ve hediyeler.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Büyük küçük iyi olan herşeyin yapılması.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Zor durumda olan borçluya mühlet verme, fakir duruma düşen borçlu­nun borcunu silme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Kadınların velileri üzerinde kendilerini nikajılarrıa hususundaki hakla­rı ve eşlerden her birinin diğeri üzerindeki haklan.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> İhtilafa düşen kimselerin arasını bulma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Cezaların ve dinin emirlerinin uygulanması dışında merhamet ve şef­katli olma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Kölelere güç yetiremeyeceği işleri yüklemeyerek iyi davranma, yediğin­den onlara da yedirme, giydiğinden onlara&#8217;da giydirme, ikramı hak edenle­re ikramda bulunma, çocukla annesini, kız kardeşle erkek kardeşi, kız çocuk­la babasını ayırmama, dinîn teşvikr.edip mendup gördüğü şekilde kölelerin efendilerinin haklarını yerine getirmesi.</p>
<p><strong>Bazı mükelleflerin diğer bazıları üzerindeki haklarına dair şu misaller zikredilebilir!</strong></p>
<p><strong>&#8211;</strong> Küçük düşürücü durumların örtülmesi, kötü yönlerin ortaya çıkarılma.-ması.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Sövme ve zulümden uzak durma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Şahitlerin adil olup olmadıklarını ortaya koyma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Oruç tutanları yedirme, yemin edenlerin yeminin gereğini yapması.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Elbisesi olmayanları giydirme, esirleri serbest bırakma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Zanaatkarlara işlerinde yardımcı olma.</p>
<p><strong>&#8211;  </strong>Karşılıksız ödünç para, verme, kefil olma, iflas edenlerin hacir altına alınması, ölüm döşeğinde yatan hastaların tasarruflarının mallarının üçte bi­riyle sınırlı olması.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Maslahatların elde edilmesi, mefsedetlerin izalesi, ülkenin korunması, ordunun donatılması, fesad çıkaranlar ile devlete itaat etmeyenlere engel olunması hususunda hakim, vali ve devlet başkanlarına yardım edilmesi.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Nasihata ihtiyacı olanlara, hatta tüm müslümanlara nasihat etme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Ana babaya iyilik etme, engellilere yardımcı olma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Dini, Kur&#8217;am öğretme ve Allah&#8217;a nasıl ibadet edileceğini gösterme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> İnsanların yaptıkları kötülükleri el ile düzeltme, buna gücü yetmeyenin dil ile düzeltmesi; buna da gücü yetmeyenin yapılan davranışı kalb ile kerih görmesi ki bu imanın en zayıf halidir.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Ana, baba, oğul, kız, dede, nine gibi akrabalar aciz durumdaysalar on­ların nafakalarını temin etme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Çocuğa bakma, onu emzirme, terbiye etme, güzel ahlakla yetiştirme, hi­maye etme, uygun yaşa gelince namaz ve oruca alıştırma, dünya ve ahiret maslahatlarını temine çalışma, mallarını korumaya azami derecede önem verme, sıkıntılarını giderme, onlar için en iyi olanı yapma, onlar için mefse-det olan şeyleri izale etme. Tüm bunların bebek ve çocuklar için yapılması vacip olunca müslümanların yerine getirilmesi gereken maslahatları hakkın­da ne söylenebilir?</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Güzel sohbet etme, beşerî münasebetlerde nezakete uygun davranma, sıkıntıları giderme, çok cömert olma, misafirlere ikram etme, komşulara iyi­lik etme, akrabaları ziyaret etme, insanlara yemek yedirme, selamı yaygınlaştırma, yumuşak sözlü olma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Söz, fiil ve davranışlarda adil olma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Akitlerin gereğini yerine getirme, verilen sözde durma, vaatleri yerine getirme, ziyarete gelenlere ikramda bulunma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Birbiriyle çarpışan, ihtilafa düşen insanların arasını bulma, başkalarının</p>
<p>haklarına engel olan, devlet başkanına isyan eden, topluma karşı suç işleyen kimseleri ıslah etme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Şaşkın kimselere doğru yolu gösterme, dul kadınları evlendirme, arka­daşlara muhabbet besleme, kölelere ikramda bulunma, biriyle karşılaşınca tebessüm etme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> îyilik yapana iyilik yapma, kötülük yapana aldırmama. Bunun en açık örnekleri; gelmeyene gitmek, vermeyene vermek, zulmedeni affetmek, kötü­lük yapana iyilik yapmaktır.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> İnsanlara konumlarına göre davranma. Mesela peygamberleri yücelt­mek, dindar kimseleri şereflendirmek, veli kullara hürmet etmek, alimlere saygı göstermek, zayıflara merhamet göstermek böyledir.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Kendisi için istediğini din kardeşi için de istemek, kardeşinin satmak üzere pazarlık ettiği bir malın aynısını o pazarlık üzerine ileri sürmeme, ya da satın almak için pazarlık ettiği bir mala daha fazla fiyat vermeme, din kar­deşinin istediği hanıma talip-olmama, ziyafet sofrasına ancak ev sahibinin iz­niyle oturma, kardeşine zulmetmeme, onu terk etmeme, ona acı çektirmeme, onu zor duruma sokmama, utandırmama, korkutmama, acele etmeye zorla­mama, hakir görmeme, ona verdiği sözden dönmeme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Hakettiği şeyin tamamını verme, hakkının tamamını almasını hoş gö­rüyle karşılama.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Başkasının hakkına saygı gösterme, kısas, had ve tazir gibi bir cezanın uygulanması hakkına sahip olanın suçluyu affetmesi, insanların mahremle­rine bakmama, davete icabet etme, kusurları telafi etme, basit hataları affet­me, ihtiyaçları giderme, var gücüyle insanlara sadaka verme ve insanlara gü­cünün yettiği her türlü iyilik ve güzelliği yapma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Hased etmeme, dostluğu bozmama, sırt çevirmeme, kibirlenmeme, kö­tülük yapmama, gıybeti, iftirayı, kusurlarını sayıp dökmeyi, insanın şerefiy­le oynamayı ve soyunu karalamayı terk etme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Pazara mal getiren köylüleri yolda karşılayıp mallarını ucuza kapatma­ma, fiyatları artıracak karaborsacılık yapmama, hilelerle pazarlığı kızıştırıp fiyat arttırmama, bir malın değerini düşürmeme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Zor durumda olanm borcunu erteleme, varlıklı olanın üzerine gitmeme, fakir duruma düşene kolayVr. gösterme, ödenmesi gereken borcu oyalama­ma.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Saygısızlık etmeme, ikiyüzlü davranmama, entrika çevirmeme, haksız­lık etmeme, konuşan bir kimsenin sözünü kesmeme.</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Vakti gelince zekat vermeyi tehir etmeme, imkan varsa alacaklı borcu­nu isteyince ödemeyi geciktirmeme, yine imkan varsa hakimin verdiği hü­kümleri yerine getirmeyi, şahit olunan bir mesele hakkında şahitlik yapma­yı, fetvaya ehil olunca fetva vermeyi geciktirmeme.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.199-206</p>
<p>[32] Maide 20</p>
<p>[33] Nahl 90</p>
<p>[34] Ali Imran 115</p>
<p>[35] Ha cc 77</p>
<p>[36] Fnbiya 90</p>
<p>[37] Enbiya 94</p>
<p>[38] Araf&#8217;ı 70</p>
<p>[39] Maide 39</p>
<p>[40] Buharı, fideb, 10/447</p>
<p>[41] Müslim, Zikir ve Dua, 4/2074</p>
<p>[42] Bir önceki hadisin devamı</p>
<p>[43] Müslim. es-Saydu ve&#8217;z-Zebaîh 3/3548</p>
<p>[44] Buhari, Edeb, 10/438; Müslim, Selam, 4/1761</p>
<p>[45] Buhari Edeb, 10/448; Muslini, Zekat, 2/704</p>
<p>[46] Müslim, Zekat, 2/2026</p>
<p>[47] Buhari, Edeb, 10/445; Müslim, Zekat, 2/714</p>
<p>[48] Zilzal 17</p>
<p>[49] Buhari, îman, 1/72</p>
<p>[50] A&#8217;raf 85</p>
<p>[51] Bakara 205</p>
<p>[52] Maide 64</p>
<p>[53] Nahl 88</p>
<p>[54] Kasas 83</p>
<p>[55] Nisa 123</p>
<p>[56] Zilzal 8</p>
<p>[57] Müslim, İman, 1/93</p>
<p>[58] Müslim, iman, 1/122.</p>
<p>[59] Ahmed b. Hanbel&#8221; 1/402</p>
<p>[60] Tirmizi, Tefsir, 9/152-153</p>
<p>[61] Talak 2, 3</p>
<p>[62] Talak 4</p>
<p>[63] Fussilet 34</p>
<p>[64] Muhammed 7</p>
<p>[65] Bakara 175</p>
<p>[66] Maide 38</p>
<p>[67] Nur 2</p>
<p>[68] Nisa 3</p>
<p>[69] Enfal 46</p>
<p>[70] Bakara 261</p>
<p>[71] İbrahim 24-25</p>
<p>[72] Bakara 17</p>
<p>[73] İbrahim 26</p>
<p>[74] Nah l78</p>
<p>[75] Nah l81</p>
<p>[76] Casiye12</p>
<p>[77] Casiye 13</p>
<p>[78] Nahl</p>
<p>[79] Nahl l81</p>
<p>[80] Hucurat l8</p>
<p>[81] Yunus 14</p>
<p>[82] Ali İmran l81</p>
<p>[83] Şura 11</p>
<p>[84] Gafir 65</p>
<p>[85] Bakara 255</p>
<p>[86] Nahl 76</p>
<p>[87] Bu hakların birinci ve ikincisi sayfada geçmişti</p>
<p>ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaratilanlarin-hakkiyla-ilgili-ameller/">Yaratılanların Hakkıyla İlgili Ameller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yaratilanlarin-hakkiyla-ilgili-ameller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Münazara Yapanların Sevap Aldığı Ve Almadığı Durumlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/munazara-yapanlarin-sevap-aldigi-ve-almadigi-durumlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/munazara-yapanlarin-sevap-aldigi-ve-almadigi-durumlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 15:05:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Münazara]]></category>
		<category><![CDATA[Münazara Yapanların Sevap Aldığı Ve Almadığı Durumlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Münazara yapanlar bundan ötürü sevap alırlar mı sorusuna şöyle cevap veririz; Münazara yapan tarafların her birinin gayesi, karşısındakini kendisi­nin hak olduğunu zannettiği doğruya yöneltmek ise her ikisi de hem niyet­lerinden hem de münazaralarından ötürü sevaba nail olur. Çünkü her ikisi de doğrunun ortaya çıkmasına sebebiyet vermiş olur. Ancak her ikisi de sa­vunduğu ister doğru ister [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/munazara-yapanlarin-sevap-aldigi-ve-almadigi-durumlar/">Münazara Yapanların Sevap Aldığı Ve Almadığı Durumlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-20625" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-300x162.jpg" alt="" width="317" height="171" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-300x162.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images.jpg 306w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" /></a></div>
<p>Münazara yapanlar bundan ötürü sevap alırlar mı sorusuna şöyle cevap veririz; Münazara yapan tarafların her birinin gayesi, karşısındakini kendisi­nin hak olduğunu zannettiği doğruya yöneltmek ise her ikisi de hem niyet­lerinden hem de münazaralarından ötürü sevaba nail olur. Çünkü her ikisi de doğrunun ortaya çıkmasına sebebiyet vermiş olur. Ancak her ikisi de sa­vunduğu ister doğru ister yanlış olsun karşısındakine üstün gelip onu mağ­lup etme gayesinde iseler günaha girerler. Birinin gayesi karşısındakini doğ­ruya iletmek diğerinin gayesi galip gelmek ise biri sevap alırken diğeri gü­naha girer.</p>
<p>Taraflardan biri ya da ikisinin gayesi hasmını mağlup etmek olup, Al­lah (cc) hasmı vasıtasıyla doğruyu beyan ettiğinde, hala yanlışta ısrar eden günaha girer. Diğeri Rabbinin lütfuyla doğrunun ortaya çıkmasını amaçladıysa sevaba nail olur. Hasmını yenme gayesinde olan kişi bundan vaz­geçip doğruya tabi olmaya yönelirse günaha girmesi sona erer ve doğru­ya yöneldiği için sevaba nail olur. Ama doğruya yönelmez, yanlışta ısrar ederse, hem niyetinden hem de ısrarından ötürü günaha girer. Ayrıca dünyada tazir cezasına çarptırılır. Dünyada tazir cezasına çarptırılmazsa diğer suç işleyip dünyada cezasını çekmeyenler gibi ahirette azaba maruz kalacaktır.</p>
<p>Taraflardan biri, hasmı sayesinde doğrunun ortaya çıkması halinde onu kabul etme niyetinde olup gerçekten de böyle bir netice ortaya çıktığında doğruyu kabul etmemekte ısrar ederse bu ısrarından ötürü günaha girer. Ancak başlangıçtaki niyetinden ötürü sevap alır.</p>
<p>Münazarada hasmıyla alay edip gülen ve insanları güldüren kimse yuka­rıda zikrettiğimiz günahlardan daha büyüğünü işlemiş olur. Çünkü o, yuka­rıda zikrettiğimiz günahlara ilaveten mümin bir kimseyle alay etmiştir. Akıl­lı kimseler için en doğru yol bu tip kimselerle münazara etmemeleridir. Ki o kimsenin zikrettiğimiz günahlara girmesine sebebiyet vermiş olmasın.</p>
<p>İzzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.180</p>
<p>ilimdunyasi.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/munazara-yapanlarin-sevap-aldigi-ve-almadigi-durumlar/">Münazara Yapanların Sevap Aldığı Ve Almadığı Durumlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/munazara-yapanlarin-sevap-aldigi-ve-almadigi-durumlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
