<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Can | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/islam-can/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Sep 2021 07:43:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İslam Can | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Görmenin, Göstermenin ve Gözetlemenin Halleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gormenin-gostermenin-ve-gozetlemenin-halleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gormenin-gostermenin-ve-gozetlemenin-halleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2021 15:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Can]]></category>
		<category><![CDATA[gözetleme]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite]]></category>
		<category><![CDATA[Omniptikon]]></category>
		<category><![CDATA[Panoptikon]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sinoptikon]]></category>
		<category><![CDATA[Teşhir Toplumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz referanslı modern dünya, görme istencinin dışında öncelikle gözetleme ve denetlemenin hüküm sürdüğü bir evreni işaret etmektedir. Temaşa etme anlamındaki gözün yerini alan gözetim, gizlilik ve güvenlik gibi kavramları yanma alarak modern kenti ve bireyi kontrol etmenin adı olmuştur. Foucault’un Bentham’dan mülhem panoptikon kavramı, modern dünyanın gözetleme tarzına yeni bir yorumdur. Fouca- ult özellikle, total [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gormenin-gostermenin-ve-gozetlemenin-halleri/">Görmenin, Göstermenin ve Gözetlemenin Halleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-25247 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1-300x119.jpg" alt="" width="381" height="151" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1-300x119.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1-600x237.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1-768x304.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1-1024x405.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1-1536x608.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1.jpg 1600w" sizes="(max-width: 381px) 100vw, 381px" /><br />
Göz referanslı modern dünya, görme istencinin dışında öncelikle gözetleme ve denetlemenin hüküm sürdüğü bir evreni işaret etmektedir. Temaşa etme anlamındaki gözün yerini alan gözetim, gizlilik ve güvenlik gibi kavramları yanma alarak modern kenti ve bireyi kontrol etmenin adı olmuştur. Foucault’un Bentham’dan mülhem panoptikon kavramı, modern dünyanın gözetleme tarzına yeni bir yorumdur. Fouca- ult özellikle, total kurumlar aracılığıyla insanların belli bir gözetim altında terbiye edilmeye çalışıldıkları notunu düşerken, bunun sadece terbiye edici kurumlarla sınırlı kalmayıp toplumun geneline yayılacağının işaretini vermekteydi.</p>
<p>Bu dönem, gözetlenenin gözetleyeni göremediği, bilemediği bir dönemdir. Çünkü gözetlenen gözetleyenin orada olup olmadığını ölçecek bir veriye sahip değildir. Kapalı kapılar, aynalı camekânlar ardında binlerinin olup olmadığı bile bir muammadır. Dolayısıyla bu müphemlik gözetlenen için her an tetikte kalmayı gerekli kılmaktadır. Paranoid bir durumu besleyecek böylesi bir gözetlemenin topluma yayılmasının ciddi krizler doğuracağı öngörülmüş ve olası bir paranoyanın önüne geçilmek için gözetleme yahut dikizleme, güvenlik gibi toplumca hayati bir kavramı yardıma çağırmıştır. Güvenlik endişesi söylemiyle finanse edilen ve bu yolla meşrulaştırılan gözetleme, kamuoyunun dikkatini dağıtmayı başarabilmiştir. Söz konusu panoptik süreç uzun bir müddet, özellikle kitle iletişim olanaklarının toplumun geneline yayılmadığı uzunca bir dönem devam etmiştir. Ancak özellikle iletişim kanallarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması, panoptik süreci farklı bir evreye taşımıştır.</p>
<p>Lyon’a göre günümüzde artık Orwellian kontrolün totaliter korkuları, uzun zamandır yerini gözetleme aktivitelerinin, hükümet bürokrasilerinin sınırlarından taşarak, makul sosyal kanallara bırakmaktadır (2006. 69). İnsanlar gün doğumundan batımına kadar olası her yerde bilgisayar destekli ve ağ tabanlı teknolojilerin kuşatması altında yaşamaktadır. Bu kuşatma, yalnızca personelin şifreli bir anahtar ile bir binaya ya da bilgisayar terminaline erişimiyle sınırlı değildir. Çevremiz, insanların nerede olduğunun, ne yaptığının, nereye gittiğinin bilinmesini sağlayan kablolu-kablosuz bağlantılarla kuşatılmıştır (Lyon, 2013: 11). Gözetim toplumu gibi kavramlar, modern dünyada bütün yaşam tarzımızın gözetim ile kaplandığına dikkat çekmektedir. Bu görüşe göre üzerimizdeki göz, her yerdedir, her andadır ve kaçınılmazdır. Her birinde kişi-dışı yapı tarafından ayrı ayrı kişisel kayıtların tutulduğu seçmen kaydı, vergi dosyası, hasta özgeçmişi gibi özel bağlamlarda bir kez kayda geçen veriler gündelik hayatın her alanına yayılmaktadır. Yolculuk ederken, yemek yerken, alışveriş yaparken, telefon görüşmesi yaparken, çalışırken, sokakta yürürken, spor salonunda egzersiz yaparken birtakım denetimler meydana gelmekte, birtakım kayıtlar tutulmakta ve birtakım görüntüler çekilmektedir (Lyon, 2013:45). Demirin (2017: 36-37) de dile getirdiği gibi; dolayısıyla gözetim artık klinik, tımarhane veya cezaevi yoluyla gerçekleşmemektedir. Aksine gözetim, artık sokaklara inmiştir. Gözetleyici olan artık iktidar değil; içinde herkesin birbirini izleyebildiği çoklu bir aynada toplumun bizatihi kendisidir.</p>
<p>Postmodern diye tabir edilen dönem ise bambaşka terkip ve tanımlarla karşılanması gereken bir dönemi imlemektedir. Yukarıda ifade edilen kısmen zoraki panoptik dünyanın yerini bu dönemde artık gönüllü gözetleme ve gözetlenme almıştır. Böylece postmodern dönem, zorunlu gözetimden gönüllü gözetlenmeye, güvenlik endişesi ve savunmadan, beğeni endişesine doğru geçişin yaşandığı bir dönemdir. Özel alanın denetçilerce kontrol edilmesi önceki dönemde mahremiyetin ihlali ve taciz olarak kodlanıp kendisine tepki gösterilirken yeni dönemde görme ve görünme isteğinin yeni iletişim teknolojileri vasıtasıyla teşhirciliğe vardığını söylemek yerinde olacaktır. Kısacası azınlığın çoğunluğu güvenlik endişesi söylemiyle gözetleyip kontrol ettiği dönemden herkesin herkesi gözetlediği bir döneme girilmiştir.</p>
<p><strong>Panoptikon, Sinoptikon ve Omniptikon</strong></p>
<p>Bilgi iletişim teknolojileri ile bilginin; zaman ve mekân sınırı olmaksızın, küresel çapta transferinin kolaylaşması ve internet ile sosyal ağların dünya çapında yaygınlık kazanması, sinoptikon kavramını günümüzdeki gözetim pratiklerini açıklamada yetersiz bırakmış ve karşılıklı gözetimi tanımlamaya yönelik yeni bir kavramın doğuşuna zemin hazırlamıştır. Bu durum, herkesin herkesi, her an ve her yerde gözetlemesi anlamında ilk kez kullanılan omniptikon kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde internet, çoğunluğun birbirini izlemesine olanak veren bir iletişim aracıdır ve internet ile birlikte sinoptikon- dan omniptikona geçiş gerçekleşmiştir. Bir kavram olarak omniptikon, Rosen’a (2004) göre; internet çağında herhangi bir zaman diliminde, kimin izleyen ya da izlenen olduğunu bilmeyen bir çoğunluğun, birbirlerini sürekli gözetlemesine olanak vermektedir. Bu niteliği ile omniptikon kavramı, si- ber ortamda herkesin karşılıklı bir şekilde birbirini izlemesini ifade etmekte ve yine gözetim pratiklerinin değişen doğasından hareketle, gönüllü gözetim üzerinden inşa edilen yeni bir toplumsal kültüre gönderme yapmaktadır (Bitirim Okmey- dan, 2017). Panoptikonda, dışarıdan gelen zorlamaya dayalı gözetim; omniptikonda, içten gelen ve görünür olmaktan haz alınan gönüllü gözetime evrilmiştir. Görünür olmayı, eğlence ve haz arayışının odak noktasına yerleştiren postmodernizm ise, gözetim olgusunda yaşanan söz konusu değişimleri kolaylaştırmaktadır (Bitirim Okmeydan, 2017). Mathiessen de içinde yaşanılan izleyici toplumunun yalnızca az insanın çok insanı izlediği bir gözetim toplumu değil, aynı zamanda çok insanın az insanı izlediği bir kitle iletişim toplumu olduğunu öne sürmektedir (Lyon, 2013: 202). Dolayısıyla Bauman ve Lyon’a (2016: 87) göre panoptikonun yerine sinoptikonu yahut omniptokonu geçirerek, mahkûmları içeride tutmak için yüksek duvarlar ve gözetleme kuleleri yapmak ve öngörülen rutinlerine çakılıp kalmalarını sağlamak için de bir sürü gözetmen tutma derdinden kurtulmuş olunmaktadır.</p>
<p>Görme ve görünme isteğinin bu denli hâkim oluşu, güvenlik söyleminin dışında başka bir söyleme yaslanmak gerektiğini telkin etmektedir. Bu doğrultuda Han, günümüzün toplumsal söylemine şeffaflık söyleminin damgasını vurduğunu ifade etmektedir. Her şeyin romantizm üzerinden işlendiği olumluluk toplumunda gizlilik, olumsuzluğa işaret etmesi bakımında istenmeyen bir durumdur. Her şey teşhir edilmeye açık hale gelmiştir. Han’a (2016: 103) göre karmaşıklığı ve derinlemesine etkisi düşünüldüğünde demokrasi, adalet veya doğruluk gibi sorunların çok ötesine geçen kapsamlı bir süreç ve bir paradigma değişimi söz konusudur. Genel şeffaflık mecburiyeti, aşırı ölçüde olumluluğun hüküm sürdüğü ve bu nedenle giderek olumsuzluğu daha çok tüketen bir topluma işaret etmektedir. Eşiklerin, ayrımların ve sınırların aşmdırılması toplumsal döngülerin farklı biçimlerine yol açmaktadır. Bu bakımdan şeffaflığın dikte edilmesi, aşırı komünikasyon, aşırı enformasyon ve aşırı görünürlük gibi olgulardan bağımsız düşünülmemelidir. Böylesi aşırılık toplumunda neşvünema bulan teşhircilik ve röntgencilik kültürü, elektronik panopti- konun da yardımıyla, dijital ağlan ziyadesiyle beslemektedir. Netice itibariyle bu toplumda özne dıştan baskıyla değil, kendi içinde doğan bir ihtiyaçtan ötürü soyunmaktadır. Yani özel ve mahrem alanını kaybetme tehdidi, yerini kendini arsızca sergileme ihtiyacına bıraktığında kemale ermektedir.</p>
<p>Her detayı görmek, her şeyi tanımak isteyen gözü dizginleyecek perde yahut perdeler bir bir silinip gitmiştir. Dinsel imgelerle bastırılmış ve kapatılması istenen dilin yerini, her şeyi en ince detayına kadar görmek isteyen göz almıştır. İmajlar dünyasına dair merak, modern kent bireyinin hayatı okuma adına geliştirdiği yeni bir tarzın adı olmaktadır. Virilioya (2003: 31) göre merakın taşkınlaşması, gözlerin doyumsuzluğu, bakışın düzensizleşmesi düşünülürse, yirminci yüzyılın iddia edilenin aksine imgenin yüzyılı değil, optiğin, özellikle optik yanılsamanın yüzyılı olduğu ortadadır. Nitekim daha 1914 öncesinde başlayan propagandanın yani reklamcılığın zorunlulukları, daha sonra uzun Soğuk Savaş ve nükleer caydırma dönemindeki güvenlik ve bilgilenme gereklilikleri bizleri endüstriyel optiğin yarattığı dayanılmaz bir afallamanın içine sürüklemiştir. Zizek ise biraz muzip bir terkiple, modern bireyin imajlara düz bakışının aksine, muhatabı yamuk bakmaya (2005) davet etmektedir. Böylece imajların tek boyutlu yapısının aksine farklı açılardaki görüntülerine de ulaşmak mümkün olacaktır. Ancak Zizek’in bu perspektifler çeşitliliğini barındıran davetine icabet etmek ne yazık ki son zamanlarda artık pek mümkün görünmemektedir. Günümüz insanı imajlar bombardımanı karşısında şaşı kalmıştır. Çünkü zamanın ruhu, uyarıcılar dünyasına üstünkörü bakmayı telkin eden bir dile yaslanmaktadır. Görmenin ve fark edilmenin yerini artık görünme isteği almıştır.</p>
<p>Görünme isteğinin toplumun hemen her noktasında kendisini hissettirmesi neticesinde imgeler, nesneler kısaca her şey gösterimlik birer manzaraya dönüşmektedir. Bu seyirlik manzara içerisinde birey kendisini gösterebileceği her şeye, kendisini farklı kılacak kadrajlarla yaklaşmaktadır. Ellul, bir imajlar evrenince kuşatılmış durumda olduğumuzu söylerken yaklaşan teşhir toplumunun anahtar kodlarını veriyordu. El- lul’a (2004) göre alışkanlık icabı her şeyi görselleştirmekteyiz. Manzaraya yönelimli olan toplum her şeyi manzaraya dönüştürerek ve bu yolla her şeyi kaskatı hale getirerek yahut felç ederek kendisine bir anlam vermektedir. Bu tür bir toplum isteksiz ve bilinçsiz aktörü seyirci rolü oynamaya zorlamakta ve teknik olmayan her şeyi görselleştirerek dondurmaktadır. Her şey görselleştirmeye tabi tutulmakta ve onun dışında hiçbir şeyin anlam üretmesine izin verilmemektedir. Bu noktada işitme, sözle mimik ve jest arasındaki hassas denge, işaretler ve görme lehine bozulmuştur. Batılı insanlar artık işitmemek- tedir. Her şey görme tarafından kuşatma altına alınmıştır. İnsanlar artık konuşmaktan ziyade göstermektedirler. (Ellul, 2004: 259). Berger’e (1999: 26) göre de daha önce hiç bu kadar çok şey incelenip seyredilmemişti. Her an, gezegenin ya da ayın öte yüzünde nesnelerin nasıl göründüğüne göz atabilmekteyiz. Görüntüler şimşek hızıyla kaydedilip aktarılmakta. İçi boş elbiseler ve arkası boş maskeler seyirliğinde yaşamaktayız. Gövdeler yok, zorunluluk da yok. Çünkü zorunluluk, var olana özgü bir durumu imlemektedir.</p>
<p>Postmodem bireyin elinde görme sinirlerinden başka bir şey kalmadığını dile getiren Baudrillard (1998: 166-167), toplumun, kendi aşın bakışı altında yok olup anlamını yitirdiğini kaydetmektedir. Böylece sadece görüntülerin teknik detaylarına denk düşen duyarsızlık, zihinsel ekranlarda hüküm sürmeye başlamıştır. Avrupa’nın ikiyüzlülüğüyle Bosna savaşında Saraybosna sokaklarında öldürülen Boşnaklara bakarken, duyarlılık sinirlerinin ahnmışlığıyla beraber yaşanan bir toplumsal menopoza işaret etmektedir. Duyargaları sadece bakıp geçmeye odaklanmış kitlelerin, yaşanan sorunlara dair yapabilecekleri şeyler anlık duygu boşalmasının ötesine geçememektedir. Çünkü Barbarosoğlu’nun (2006: 15) da ifade ettiği üzere postmodern dönemde ilgiyi kendi üzerine çekerek fark edilme isteğinden başka bir anlam taşımayan görünme arzusu ile dolu birey, ancak bunu yapmaktadır. Kitle kültürü içine sıkışmış, kendisine seri üretimin ve seri tüketimin küçük bir parçası olmaktan başka bir değer atfedilmeyen insan için fark edilme imkânı, sanal var olma biçimleri armağan etmektedir. Var olduğunu, başkaları kendisini seyrettiği oranda, yani başkalarının dünyasında yer etmeye başladığında hissedebilen postmo- dem insan, az insana görünerek kendi dünyası içinde yaşama gibi düşünceleri, sağlıksız bir durum olarak algılamaktadır.</p>
<p>Muhafaza etmek, saklamak, sakınmak gibi terimler, günümüz dünyasındaki hayatın olağan akışına olabildiğince uzak düşmektedir. Her şeyi görmek isteyen göze vicdan muhasebesi yaptıracak değerler ya anlamını yitirmekte ya da her gün yeniden bozuma uğratılmaktadır. Gözün iktidarı, gündelik ilişkilerin her noktasında kendisini göstermekte ve en sıradan rutinlerden en kompleks meselelere kadar kendisini dayatmaktadır. Modern dünya bu bakımdan göz iktidarının tarihidir. Zira Batı modernleşmesi, görmenin iktidarı (Sartori, 2004) üzerine varlığını inşa etmiştir. Sadece gördüğüyle amel etmenin adı olan modern dünya, logosentrik anlayışı okü- lersentrizmin altında ezerek adeta yok etmiştir. Sözün bittiği yere gelinmiş, göz her tarafı domine ederek, gücüne güç katmıştır. Gözün zaferi ilan edilince dil lal kesilmiştir. Oysa söz ile toplumsallaşmanın yaygın olarak tesis edildiği kültürel dünyada, göz her şeyi göremez, görmemelidir. Gözün görebilme ve gösterebilme kabiliyeti, dilin kudretine dayanmalıdır. Böylesi bir toplumsallaşmada, toplumsallaştırma aracı olarak sözün referansları, çoğu zaman gözün gördüğü ve gösterdiklerine nazaran daha muteberdir. Ancak günümüzde ilişkiler, muhayyileler, muhakemelerin ölçüsü göz kararıdır. Dolayısıyla günümüz yoğun görsel uyarıcılar dünyasında toplumdaki gündemleri belirleyen şey fotoğraf olmakta, olağan ve olağandışı ne varsa görselleştirilerek gündelik ilişkilere servis edilmektedir. Hatırlamaların, unutmaların, hatırlatma ve unutturmaların ölçütü, bahse konu görselliklerin etkileyicilikleriyle paralel bir şekilde yürümektedir (Ulutaş, 2017: 139).</p>
<p><strong>Görünür Olmanın Dayanılmaz Cazibesi</strong></p>
<p>Hatırlama ve unutmaların baş döndürücü bir hızda olduğu günümüz dünyasında, özellikle sosyal medya tazyiki altında sözün kitsch edilmesiyle beraber, artık nomosun mihengi söz değil gözdür. Yani oyunu kuran da oyunun kurallarını koyan da görsellik olmaktadır. Kimin neyi hatırladığı, neyin kimleri yahut neleri unutturduğu gibi meseleler, bu görsel dünyada anlam bulmaktadır. Modern dünyanın göz merkezci dünyasında söze sarılmak, söz söylemek yani modernite- nin meşruiyetini krize sokmaya azmetmiş düşünce, eylem ve söylemlerde bulunmak, bu düşüncenin hışmına uğramayı göze almayı gerektirmektedir. Kendisine muhalif ne varsa ya kendisine benzetmekte ya da yok etmektedir. Bu kadar çetin bir müsabakayı şüphesiz çoğu birey göze alamamaktadır (Ulutaş, 2017: 140).</p>
<p>Castells (2008:621) bu dönemi enformasyon çağı tabiriyle karşılamaktadır. Bu çağda, baskın olan işlevler, süreçler giderek ağlar etrafında örgütlenmektedir. Ağlar toplumların yeni sosyal morfolojisini oluşturmakta; ağlar oluşturma mantığının yayılması da üretim» deneyim, iktidar ve kültür süreçlerinde işleyişi, sonuçları ciddi biçimde değiştirmektedir. Toplumsal Örgütlenmenin ağ biçiminde olması, başka zamanlarda, başka uzamlarda gerçekleşmiş olsa bile yeni teknolojik paradigma, toplumsal yapının tamamına yayılması için gerekli maddi zemini sağlamaktadır. Böylelikle akışların iktidarı, iktidarın akışlarının önüne geçmektedir. Ağda yer almak yahut almamak, her ağın diğerleri karşısındaki dinamikleri, toplumda baskın olmanın ve değişimin başlıca kaynaklarıdır.</p>
<p>Enformasyonun bilişsel bir obezlik ürettiğini ifade eden Ören’e (2011) göre kaynağı ve niteliği belirsiz, gelişigüzel, paketlenmiş, doğruluğu araştırılmadan, yararlılığı test edilmeden kabul edilen bilgi ve diğer girdiler, sistemi hantallaştırıp kirleterek bedensel ve bilişsel obezliği yaratmaktadır (Ören, 2011). Dolayısıyla yaşadığımız çağ, geçmiş dönemlerden bugüne insanın geçirdiği en büyük mutasyonu sahnelemektedir. Öyle ki görme ile işitmenin, söz ile jest ve mimiklerin arasındaki hassas dengenin, işaretler ve görme lehine değiştiği bir çağa tanıklık edilmektedir. İnsanlar işitme üzerinden hakikati inşa etmek yerine, görme duyusuyla gerçekliğin sırrına nail olma arzusundadır. Hemen her şey görme tarafından kuşatma altına alınmış durumdadır. Zira insanlar artık konuşmuyorlar, sergiliyor, sahneliyor, ifşa ediyor ve gösteriyorlar (Ellul, 2004: 259). İnsanlar içsel değerleri değil, gerektiğinde zorluklarla biçimlendirilen dışsal ölçülerin sunumunu gerçekleştirmektedir. Görünür olanın ve dışsalın mutlaklaştırılması, görünmez ya da sergilen(e)mez olanın herhangi bir ilgi oluşturmamasından kaynaklı olarak yok hükmünde telakki edilmektedir (Han, 2017: 29). Giderek kanıksanan, adeta genel geçer bir sosyal teoriye doğru evrilen bu paradigma, gündelik yaşam pratikleri üzerinde de radikal kültür değişmelerine sahne olmaktadır. Böylece çağımızın insanı; düşünmekten ziyade seyretmeyi, bilmekten ziyade görünmeyi, beyinden ziyade ayn’i (gözü), meslek sahibi olmaktan ziyade şöhret sahibi<br />
olmayı, çalışmaktan ziyade kolay para kazanmayı ve emekten ziyade eğlenmeyi yaşamının temel ilkeleri haline getirmeye başlamıştır (Atay, 2017: 20).</p>
<p>Bugünün toplamlarında gazeteler, dergiler, kitaplar, internet, telefonlar, sosyal medya, bilgisayar oyunları, vitrinler, ca-mekânlar, afişler, duvarlar, zeminler, tablolar, parklar, bahçeler, seyir terasları, seyir tepeleri, fuarlar, müzeler, çevre düzenlemeleri ve daha birçok görsel imaj nesnesi ve mekânı, hayat sahnesinin görmeye ve gösteriye ayarlı gerçekliklerini oluşturmaktadır. Görmek ve göstermek eylemleri üzerine kurgulanan bu sosyal gerçeklikler, görmenin ve göstermenin birbirini beslediği, hatta aynı göbek bağından beslendiği yeni toplum biçimlerini üretmiştir: Tüketim toplumu (Baudrillard), gösteri toplumu (Debord), şeffaflık toplumu (BC, Han), gözetim toplumu (Foucault), ağ toplumu (Castells, Dijk) ve bunlara eklenebilecek yeni bir toplum tasavvuru olarak: teşhir toplumu.</p>
<p>Görme ve gösterme, felsefi düşünce geleneğine telmihle, çağımızın insanını ontolojik olarak tanımlayan temel bir varoluş biçimi haline gelmiştir. Felsefe geleneğinde, düşünen (Descartes), sorgulayan (Sokrates), şüphelenen (Septisizm), eleştiren (Kantk tartışan (Heraklitos), deneyimleyen (Loc- ke), mücadele eden (Marx), başkaldıran (Camus) gibi eylem ve pratikleriyle beraber rasyonel bir varlık olarak temellendirilen insan, aklın başrolde olduğu varoluş biçimleriyle tasvir edilmekteydi. Bugünün gören ve gösteren insanı, duyuların, özellikle gözün iktidarına gönüllü kulluk etmekle meşguldür. Böylece akletmek, idrak etmek, fehmetmek, tahayyül etmek gibi düşünmenin, vâkıf olmanın, hikmete ram olmanın, kemale ermenin emek gerektiren zorlu süreçlerinin yerine gösterinin, gösterişin, imajların, tüketimin, kolaylığın, ışıltılı ve şatafatlı yaşamların hazcı tercihi söz konusudur.</p>
<p>Beklenmedik ölçülerde bir imaj devrimi yaşandığı söylenirken, bunun postmodern döneme tarihsel bir geçişle bağlantılı olduğu ileri sürülmektedir. Ekran kültürünün her yeri bu kadar kuşatması, şimdi yeni bir taklit gerçeklik düzenine girilmekte olduğuna dair çıkarımlara vize vermektedir. Postmo- dem birey, bu arayüzeyin zevklerini ve tekno-toplumsallığın olasılıklarını coşkuyla karşılamaktadır. Gündelik gerçeklikler ve deneyimler, sanal yaşantıların ve siber-kültürün sunduğu kaçış potansiyelini kucaklamaya davet etmektedir (Robins, 2013: 22). Ekran, gösterişçi geçişlerin en işlevsel aracı haline gelmiştir. Ekran artık insanların diğerleriyle iletişime geçtiği ya da etkileşimde bulunduğu bir sosyal var olma biçiminin adıdır. Ne var ki bugün neredeyse herkes en az bir ekrana sahiptir. Televizyonlarla birlikte sahip olunmaya başlayan bu ekranlar, o dönemde genellikle çoğunluğun ekran içerisindeki azınlığı izlediği, gördüğü bir etkileşimi içermekteydi. Çoğunluğun izlediği bir dönemden hızlıca çoğunluğun izlendiği bir döneme geçiş yaşanmış, ekran sayıları artmıştır. Televizyon, telefon, bilgisayar, tablet, fotoğraf makineleri ve sayısı gittikçe artan ekranlara sahip olma şehveti biteviye çoğaldı. Kaldı ki birden fazla ekrana sahip olan birey, görmeyi değil daha çok göstermeyi tercih eder hale geldi. Çünkü yaşanılan şey, bir hayat sahnesi olarak tanzim edilmekteydi. Ekranlar, bazılarının hayatlarını teşhir ettikleri, bazılarının bu hayatları dikizlediği bir gösteri alışverişine dönüştü. Böylece ekran, çarpık bir sosyalleşme aracı olarak kültüre yeni bir boyut kazandırdı.</p>
<p>İslam Can &#8211; Teşhir Toplumu,syf:31-41</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gormenin-gostermenin-ve-gozetlemenin-halleri/">Görmenin, Göstermenin ve Gözetlemenin Halleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gormenin-gostermenin-ve-gozetlemenin-halleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teşhir Toplumunu Sosyolojinin Vitrinine Çıkarmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/teshir-toplumunu-sosyolojinin-vitrinine-cikarmak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/teshir-toplumunu-sosyolojinin-vitrinine-cikarmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2021 15:25:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Can]]></category>
		<category><![CDATA[aylak sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[Şeffaflık Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalpanoptikon]]></category>
		<category><![CDATA[hiper-gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[sözün düşüşü]]></category>
		<category><![CDATA[simulakr]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Teşhir Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[teşhircilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı düşüncesi, insanı yaşadığımız çağın ruhuna uygun bir biçimde tanımlama veya adlandırma gayretine girişmiştir. Yığın insanı (Ortega y Gasset), organizasyon insanı (William Whyte), dışa dönük, kantitatif insan (Bernard Ronze), teknik insan, ötekine yönelimli insan (W. Miles) (Ellul, 2004: 264) gibi tanımlamalar, referans gösterilen sistemler temelinde esasında insanın yeniden üretimidir. Bu tanımlamalara, tüketen, anı yaşayan, sekülerleşen, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/teshir-toplumunu-sosyolojinin-vitrinine-cikarmak/">Teşhir Toplumunu Sosyolojinin Vitrinine Çıkarmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-25245 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-300x119.jpg" alt="" width="411" height="163" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-300x119.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-600x237.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-768x304.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1024x405.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2-1536x608.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/okan-banner-ic-fakulteler-insantoplum-sosyoloji2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 411px) 100vw, 411px" /></p>
<p>Batı düşüncesi, insanı yaşadığımız çağın ruhuna uygun bir biçimde tanımlama veya adlandırma gayretine girişmiştir. Yığın insanı (Ortega y Gasset), organizasyon insanı (William Whyte), dışa dönük, kantitatif insan (Bernard Ronze), teknik insan, ötekine yönelimli insan (W. Miles) (Ellul, 2004: 264) gibi tanımlamalar, referans gösterilen sistemler temelinde esasında insanın yeniden üretimidir. Bu tanımlamalara, tüketen, anı yaşayan, sekülerleşen, gören, gösteren, dikizleyen, sergileyen, ifşa eden gibi anahtar kavramların toplamı ve terkibi olarak teşhir eden insan da eklenebilir.</p>
<p>Sosyal psikolog George Herbert Mead geçmişten bugüne Batı toplumlarında gerçek “ben” ile başkalarının gördüğü “ben” arasında ayrım olduğunu ve bunun bir insanlık durumu olduğunu ifade etmektedir. Çünkü benliğin topluma sunumu, her zaman bir sahneleme faaliyetiyle birlikte gerçekleşir. Bu faaliyette oyuncu olan insan, diğerlerine bir yüz ya da cephe gösterirken, benliğin önemli bir kısmını ise kendine saklamaktadır(Rojek, 2003:13-14). Zira yaşadığımız çağda bu denge, yüz ve cephe lehine sürekli genişlemiş, fotoğraf makinesi ve sonrasında kameranın icadıyla da, sahnelemenin dur durak bilmez mecralarına ve maceralarına yelken açmıştır. Bu teknik geliş, meyle birlikte toplumlar, büyük oranda kültür değişmelerine sahne olmuş ve bu süreç, sosyolojik imgeleme yön veren bilimsel bir sermayeye dönüşmüştür.</p>
<p>John Berger, 1839 yılında kamera icat edildiği sıralarda Au- gust Comte’un Pozitif Felsefeye Giriş kitabını tamamlamak üzere olduğundan bahseder, öyle ki pozitivizm ile kameranın birlikte büyümesi, bilim adamları ve uzmanlar tarafından kaydedilen, gözlemlenebilir ve sayılabilir gerçekliklerin epistemik iktidarını başlatmıştır. Ayrıca doğayı ve toplumu denetleme düşüncesi ve inancı da, pozitivizm ve kamera iş- birliğiyle beraber giderek güçlenmiştir (Robins, 2013: 251- 252). Kaldı ki “pozitivistlere göre dünyayla, dünyanın doğası ve içeriğiyle ilgili ‘doğruları’ anlamada fotoğraf ayrıcalıklı bir amaç demekti. Dünyayla ilgili görsel bilgiler hiç kuşkusuz, uygulamada dünyayı kullanma ve dünyadan yararlanma projesiyle de yakından bağlantılıydı. Bu açıdan kamera, iktidar ve denetim aracıydı” (Robins, 2013: 252).</p>
<p>Sosyoloji literatüründe teşhir toplumu (society of exhibition) olarak adlandırılan, sınırları ve kapsamı belirlenmiş ve herhangi bir sosyal teoriyle temellendirilen bir çalışma konusu veya alanı bulunmamaktadır. Yabancı literatürde yer alan, çoğunlukla psikoloji ve psikiyatrinin cinsel sapkın davranış, cinsel suçlar ekseninde yaptığı çalışmalar ve araştırmalar, teşhirciliği sadece klinik psikoloji düzeyine indirgemiştir. Gerek teşhir konusunun cinsellikle sınırlı kalması, gerekse toplumla etkileşiminin ve toplumsal etkilerinin sosyolojik düşüncenin referanslarından hareketle bir muhayyileye dönüştürüleme- mesi, teşhircilik konusunda bütünsel bir okuma yapılmasını engellemiştir. Zira teşhircilik, sadece genital exhibitionı kapsamamakla birlikte neredeyse gündelik yaşamın tum bölmelerinde görülen pratiklerdir. Bu anlamda teşhir, bir kişinin sadece bir yönünün sapkınca ya da kriminal vaka oluştururcası- na sergilediği bir eylem olarak değil, aksine bir toplumu oluşturan çok sayıda üyenin din, ekonomi, siyaset, kültür, sağlık gibi toplumsal kuramlarıyla; tüketim, giyinme, moda, ibadet, diyet, estetik, protesto, seçmen davranışı, internet kullanımı, sosyal medya gibi birçok eylemleriyle; ev, araba, eş, arkadaş, sınıf, statü, meslek gibi sahip veya ait olunan tüm nesne ya da sosyal rolleriyle büsbütün bir toplumdur.</p>
<p>Teşhir toplumuna yönelik her ne kadar müstakil bir çalışma alanı olmasa da teşhir toplumunun yapı taşlarını oluşturan birçok teorik izlek mevcuttur, özellikle sosyolojinin postmo- dern düşünürleri içerisinde, teşhir toplumunu inşa edebilecek pek çok teorik malzeme bulunmaktadır. Ayrıca teşhir toplumu kavramsallaştırmasının soy kütüğünde modern döneme yani sosyolojinin bir disiplin olarak ortaya çıktığı dönemlere kadar uzanan köklere de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla yüz yılı aşkındır süregelen sosyolojik düşünce geleneğinden beslenerek ve çağımızın yeni insanlık durumlarını analiz ederek teşhir toplumunun teorik inşası gerçekleştirilebilir. Kuşkusuz bu çalışma kapsamında teşhir toplumu ile doğrudan bağlamı olan tüm teorilere ve yaklaşımlara yer vermek mümkün değildir. Bu nedenle bu çalışmada teşhir toplumu iddiasına ilham veren teorilere, düşüncelere ve yaklaşımlara ayrıca yer verilmektedir. Bu bağlamda Thorstein Veblen’in aylık sınıfın teorisine ve gösterişçi tüketim kavramına; Jean Baudrillard’ın tüketim toplumu, look, simülakr ve simülasyon kavramlarına; Guy Debord’un gösteri toplumu teorisine, Byung-Chul Han’ın şeffaflık toplumu, dijitalpanoptikon söylemine; Jacqu- es Ellul’ün sözün düşüşü, imajların yükselişi retoriğine, Erving Goffman’ın benliğin sunumu ve vitrin kavramlarına ve kitabın alt başlığında da kullanılan Zygmunt Bauman’ın sinoptikon ve ayrıca akışkanlık kavramına, çalışmanın sınırları içerisinde yer verilecek ve bu kavramlar teşhir toplumu bağlamında örneklendirilecektir. Bu sosyal bilimcilerin burada ifade edilenlerin dışında başka kavramları ve retorikleri de, bağlamları temellendirildiğinde teşhir toplumu için elbette bir dayanak sağlayabilir. Ayrıca bu isimlere pek çok isim daha eklenebilir: Michel Foucault, Manuel Castells, Georg Simmel, Richard Sennett, John Berger, Werner Sombart vd. Ancak çalışmanın sınırları içerisinde bu mümkün olmadığı için, bu isimlerin kavram ve teorilerinin yer alabileceği daha kapsamlı bir çalışma da pekâlâ düşünülebilir.</p>
<p>Teşhir toplumunun ilk izleği Baudrillard’ın “gerçeklik, gösterge, look, tüketim, simulakr ve simülasyon” kavramlarında aranabilir. Baudrillard’a (2008:89) göre modern gösterge, doğalın yerini alabildiği yani doğalın simülakrı olabildiği ölçüde bir değere sahip olabilmektedir (Baudrillard, 2008:89). Simu- lakrlar, gerçekliklerin yerine geçebilen, hatta bir süre sonra gerçeklik atfedilebilen bir nitelik kazanmaktadır. Kaldı ki bir müddet sonra gerçekliğin kendisine dahi ihtiyaç duyulmayan bir simülasyonlar dünyası kurulabilmektedir. Hipergerçek ya da simülasyon bir köken yahut gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesiyle var olmaktadır (Baudrillard, 2011: 14). Teşhir toplumunun üyeleri ise bir yönüyle hipergerçekliklerin ürettiği mekânlarda gerçeklik arayışında olan bireylerdir.</p>
<p>Baudrillard’a göre çağımızın temel hastalığı, gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir (2011:44). “Göstergenin en yüce işlevinin gerçekliği oradan kaldırmak ve aynı zamanda bu kayboluşu perdelemek olduğu bir dünyada” (1998: 16) yaşadığımızı belirten Baudrillard, insanların esasında kendi görünümünü (look) aradığını ifade eder. Bu arayış, tarihsel ve kültürel geleneğin temel anlayışlarından birini oluşturan be- den-ruh dengesini olabildiğince tersine çevirmiştir. Baudrillard’a göre geçmiş dönemlerde ruh, bedeni sarmalamaktaydı. Günümüzde ise beden, ruhu sarmalamaktadır. Fakat ruhun bu şekilde sarmalanması sadece çıplaklığın ve arzunun patlaması olarak ten değil, prestij giysisi, gösterge ve moda gönder- gesi olarak sunulan tendir (2004: 165). Look, prestij giysilerinde ve moda göstergelerinde kendi görünümünü aramanın gayretidir aslında. Tüketim ise birçok sosyal ve ekonomik bağlamının yanı sıra bir şekliyle de kendi görünümlerinin, dolayısıyla gerçekliklerinin izhar edilmesinin çabasıdır.</p>
<p>Moda ve görünüş terimleriyle söylenirse, aranan şey güzellik ya da cazibe değil artık; look [görünüm]&#8230; Her kişi kendi görünümünü arıyor. Kendi varoluşunu ileri sürmek artık olanaklı olmadığından ne var olmayı ne de bakılıyor olmayı dert etmeksizin boy göstermekten başka yapılacak bir şey kalmıyor geriye. Varım, buradayım değil; görülüyorum, bir imajım; bak bana, bak! Narsisizm bile değil bu; sığ bir dı- şadönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldiği bir tür reklamcı saflığı&#8230; Look, şimdiden moda olmaktan çıkmış, modayı aşmış bir biçimdir. Artık bir fark mantığına bile gönderme yapmaz bu, bir farklılıklar oyunu değildir, farklılığa inanmaksızın farklılık süsü verir. Farksızlıktır bu. Kendi olmak, geçici ve yarını olmayan bir başarıdır (Baudrillard, 1995: 30).</p>
<p>Teşhir toplumu inşasında ikinci durağı, Thorstein Veblen ve onun aylak sınıfı ile gösterişçi tüketimi oluşturmaktadır. Veblen, aylak sınıfını ele aldığı kitabında, nesnelerin, eşyaların akla gelen ilk işlevlerinin dışında, gösterişçi tüketimi sübvan- se eden ve sosyal statü üretimini önceleyen işlevlerini ortaya çıkarmıştır (Veblen, 1995). Veblen, egemenlik altına alınmış sınıfların asıl görevlerinin üretmek ya da çalışmak olduğunu, ancak aylaklık yapılmasına müsaade edildiği zamanlarda da bu zamanı, sahip olduğu statüyü ya da yaşam standartlarını herkese sergileyerek adeta fırsata dönüştürdüklerini ifade eder (Baudrillard, 2009: 3). Veblen’deki aylaklık, tembellik, dinginlik ya da asudeliği ifade etmez. Aylak, zamanı üretken olarak kullanmayandır. Kaldı ki aylaklar için zaman, üretken çalışmanın değersiz olduğu duygusundan dolayı ve maddiolarak işsiz bir hayatı tedarik edebilecek güçte olunduğunu sergilemek için» üretken olmayan bir biçimde harcanmaktadır (Veblen, 1995: 53). Giyime, diyete, güzelliğe, makyaja, potlaçlara, kokteyllere, evcil hayvan bakımlarına, yemeğe ve yüksek statü göstergesi olan tüm etkinliklere ve gündelik yaşam pratiklerine bolca zaman ayıran sınıftır aylak sınıfı. Ayrıca aylaklık, tümüyle aristokrat ya da burjuva sınıfına özgü bir durum da değildir. Aylaklık, Veblen’in uyarladığı görece bir hiyerarşiyle, diğer sınıfları da içerisine alabilir.</p>
<p>Kültürel değişim zemininde düşünüldüğünde, aylak sınıfının ortaya çıkışı ile mülkiyetin başlangıcının eş zamanlı olduğu söylenebilir. Çünkü bu sınıf, çalışmayı ihmal etmekle değil bizatihi mülkiyetin üretimiyle ortaya çıkmıştır (Veblen, 1995: 40). Gösterişçi tüketim davranışı, mülkiyetin üretimiyle daha fazla yaygınlık kazanmıştır. İnsanın doğal ihtiyaçları, bir vitrin ya da gösteriş seremonisiyle sergilenmektedir. Teşhir edilmeye endeksli giyim, yiyecek, ev ve diğer tüketim eşyaları, statü hiyerarşisinin muzaffer hâkimiyetine dönüşmektedir. Veblen’in de kitabında geniş bir yer ayırdığı kadınlar, bu gösterişçi tüketimin gönüllü kulları olmayı üstlenmiştir. Çünkü Veblen e (1995) göre kadınların gösterişli giysilere sahip olmasının nedeni sadece güzel görünmesini sağlamak değil, bu ihtişamlı giysiler aracılığıyla efendisinin/erkeğinin sahip olduğu toplumsal iktidarı, statüyü ya da ayrıcalığı da sergilemesidir.</p>
<p>Teşhir toplumunun köken arayışında diğer bir durak Guy Debord ve onun gösteri toplumudur. Debord’a göre modern üretim koşullarının hâkim olduğu toplumlarda yaşam, her şeyin yerini temsillere bırakarak adeta gösteriler cennetine dönüşmüştür (2006: 35). Debord gösteriyi, kendi bütünselliği içerisinde mevcut üretim biçiminin hem sonucu hem de tasarısı olarak betimlemekte, böylelikle gösterinin bir eklenti ya da bu eklentiye ilave edilen bir süs olmadığını, gerçek toplumun gerçek dişiliğinin can alıcı noktası olduğunu vurgulamaktadır (2006: 37). Yine Debord’a göre günümüzde üretilen nesnelerin kaçınılmaz süsü olarak gösteri, “sistemin rasyonelliğinin genel açıklaması olarak sayıları giderek artan imaj-nesnelerini doğrudan doğruya biçimlendiren ileri bir iktisadi sektör olarak güncel toplumun esas üretimidir” (Debord, 2006: 40).</p>
<p>Gösteriyi görme kategorilerinin hâkimiyetinde bulunan bir etkinlik anlayışı olarak değerlendiren Debord, aynı zamanda gösteriyi Batılı felsefe projesinin tüm zayıflığının mirasçısı olarak da nitelendirmektedir (2006: 41). Bu proje, bugünün toplamlarının tümüne sirayet etmiş ve bir sistem olarak toplumun temel taşlarını yerinden oynatmıştır. Toplumlar, kültürden eylemlere kadar bütün sosyal araçlarıyla, birbirine benzeyen insanlar kalabalığı formunu almıştır. Debord’un da (2006: 37) tespitiyle gösteri, gerek enformasyon veya propagandanın, gerekse de reklam veya doğrudan eğlence tüketiminin bütün özel biçimleriyle, toplumsal olarak hâkim olan yaşamın mevcut modelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Kendini tartışılmaz ve erişilmez bir olumluluk paradigması üzerine kuran gösterinin temel mottosu şudur: “görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür” (Debord, 2006: 39). Görünmeyi, kendinden menkul bir ahlaka bürüyen gösterinin totolojik karakteri, araçları amaç haline getiren basit bir olgu üzerine kuruludur (Debord, 2006: 39). Böylelikle gösteri, sadece bir imajlar toplamı olarak değil kişiler arasında kurulu ve imajların kurgusallığıyla gelişen bir toplumsal ilişki biçimi (Debord, 2006: 36) olarak tesis edilir.</p>
<p>Teşhir toplumu kurgusunda Erving Goffman ve onun performans ile vitrin kavramları da önem arz etmektedir. Goffman, yaşadığımız çağda gerçek benlik ile sunumu yapılan benlik arasında bir tutarsızlık olduğunu, ayrıca insanların idealize ettiği ya da sahip olmayı arzu ettiği benliğin gösteriler üzerinden inşa edilmeye çalışıldığını belirtir. Benlik artık teşhir edilen ve teşhir edildikçe gerçekliğinden ya da otantisitesin- den (sahihlik) farklılaşarak kamuya arz edilmiş yeni benliklere dönüşmektedir. Goffman (2016: 33) benliğin kâr amacı güden bu sunumunun, gündelik yaşamda birtakım araçlarla gerçekleştirildiğini belirtir. Bu araçları belirli kavramsallaştır- malarla ya da metaforlarla ifaden eden Goffman, iki kavramı ön plana çıkartır: performans ve vitrin.<br />
Goffman performans kavramını, “bir kimsenin belirli bir gözlemci kümesi önünde sürekli bulunduğu bir süre boyunca gerçekleştirdiği ve gözlemciler üzerinde biraz da olsa etkisi olan tüm faaliyetleri anlatmak için” kullanmaktadır (2016: 33). Müzikolojide ve teatral eylemler için de kullanılan bir terim olan performans, gündelik yaşamın görülmeye ve gösterilmeye değer bütün pratiklerinde kullanılmaya başlanmıştır. Esasında performans, göstericilerin sergilediği ve izleyenler üzerinde bir etki oluşturmak için gösterilen çabadır. Ayrıca performans, vitrine çıkabilmek için ifşa edilmesi gereken bir zorunluluktur.</p>
<p>Goffman vitrin kavramım ise, “kişinin performansının, gözlemcilere durumu tanımlamak için genel ve değişmez bir şekilde işleyen kısmı’nın (2016: 33) sahnelenmesi olarak tasvir etmektedir. Yaşadığımız çağ, dünyanın bir sahne olduğu varsayımım olabildiğince içselleştirmiştir. Sokaklar, caddeler, evler, odalar, ekranlar, dijital platformlar bir sahne gibi telakki edilmeye başlanmıştır. Sahnelerden kaçabilecek bir mekân bulmak kuşkusuz oldukça zordur. Kaldı ki insanların sahne arkasında olmak gibi bir düşüncesi de yoktur. Hatta sahne arkasında olmak, bir korkuya dönüşmüştür, çünkü insanlar, hayatı bir sahne, içinde bulunulan tüm mekânları ise bir podyum gerçekliğiyle yaşamaktadır artık.</p>
<p>Goffman, vitrin kavramının bir cüzü olarak kişisel vitrin kavramını öne çıkarmaktadır. Kişisel vitrin, Goffman’ın yine bir kavram olarak metaforlaştırdığı, ifade araçlarının görselliğini betimlemek için kullandığı seti, kişinin gittiği her yerde kendine has durumuyla sergilemesidir. Kişisel vitrin; cinsiyet, yaş, ırksal özellikler, boy ve görünüş, duruş şekli, konuşma kalıpları, yüz ifadeleri ve vücut dili gibi parçalardan oluşmaktadır (Goffman, 2016:34-35). Dolayısıyla kişisel vitrin, kişinin sahip ya da ait olduğu biyolojik, sosyal ve kültürel niteliklerinin bedende veya benlikte gösterime girmesidir.</p>
<p>Teşhir toplumu düşüncesinin ortaya çıkışında, çalışmada önemli görülmesi hasebiyle sıkça bahsedilen, Jacques Ellul ve onun sözün düşüşü ve imajların yükselişi söylemleri de önemli bir yere sahiptir. Modern dönem hakikati gerçekliğe indirgeyerek hakikat ile gerçekliği birbirine eşitlemiştir (Sözen, 1997: 78). Jacques Ellul, Sözün Düşüşü adlı kitabında gerçeklik ile hakikati farklı ontolojik zeminlerde ele alır. Gerçekliği, göze ve görme duyusuna; hakikati ise kulağa ve işitme duyusuna bağlayan Ellul, göze gelen şeyin imaj, kulağa gelen şeyin ise söz olduğunu belirtir. Öyleyse çağımız göz ile gerçekliği inşa etme telaşında olan bir imaj çağıdır (Ellul, 2004: 55). Esasında Ellul’ün görme ve işitme üzerinden kurguladığı bu diyalojik ilişki, aynı zamanda modern veya postmodern düşüncenin gerçeklik ve hakikat eksenli giriştiği epistemolojik tartışmalardan da beslenmektedir. Zira bu kadim tartışmada teşhir toplumu, kökenini hakikatte değil gerçeklikte bulur. Çünkü hakikat, bir yönüyle varlığı metafizik boyutlarıyla ele almaktır. Hakikatin görünür olma gibi bir kaygısı olmamıştır. Ancak gerçeklik, kendini ispat etme ihtiyacı duyar, bu onun ontolojik zorunluluğudur. Başka bir deyişle teşhir toplumu, gerçeklikte ve hatta Baudrillard’ın kavramsallaştırmasıyla gerçekliğin yerini dolduran hipergerçeklikte mevzilenir.</p>
<p>Ellul’e göre “görülen şey, inşa edilen şeydir” (2004: 36). Manzaraya yönelimli olan toplum her şeyi manzaraya, görüntüye dönüştürerek bu sayede her şeyi kaskatı hale getirir. Görselleştirme araçlarıyla ve görselleştirme görevi için oluşturulan bu toplumda her şey, görselleştirmeye tabi tutulur ve onun dışında hiçbir şeyin anlamı yoktur (Ellul, 2004:156). Görülerek veya gösterilerek inşa edilen varoluş, pozitivist düşünceyi modern bilimlerin tasarrufundan ahr ve tahsilli olandan cahil olana, burjuva sınıfından proletaryaya, dindar olandan dindar olmayana, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, kısacası yediden yetmişine toplumun her üyesine bir kültür olarak yerleşir. Görülene/gösterilene atfedilen bu kutsallıkla beraber mahremiyet, hikmet, aşk, bereket, kanaat, irfan, edep, saygı, ahlak ve sayılabilir olmayan diğer tüm kültürün ve inancın temel dinamikleri, istatiksel bir gerçeklikle yok sayılır. Teşhir toplumu, bu görülemeyen/gösterilemeyen dinamikler olma- dığmda/görmezden gelindiğinde/varlığma inanılmadığında, iktidarını ilan eder. Sayılabilir olmayanları göstermek kay- dıyla bu dinamiklere sahip olduğunu iddia edenler, aslında hakikati değil, fantasmalarını teşhir etmektedir.</p>
<p>Son olarak günümüzde kitapları ve ele aldığı meselelerle dikkat çeken Byung-Chul Han ve onun şeffaflık toplumu kavram- sallaştırmasına değinmek gerekir (Han, 2017). Şeffaflık modem toplumun işlevsel bir söylemine dönüşmüştür. Objektif olma, adil olma, eşitlikçi olma, demokrat olma gibi olumlama sözcükleriyle birlikte kullanılan şeffaflık, esasında bir kontrol ve altına alma teşebbüsüdür. Han’a göre şeffaflık toplumu, bir güven toplumu değil bir kontrol toplumudur (2017: 11). Çünkü güvenin tesis edildiği toplum, tüm sermayelerin vitrinde olduğu veya ifşa edildiği bir toplum olmamıştır. Bireyin, kurumların ve tüm örgütlü yapıların sosyal bağlamlarını halka arz etmek, güveni oluşturmanın aksine teşhiri dolaşıma sokar. Zira güven, varlığını ifşaya veya gözetlemeye borçlu değildir. Gündelik yaşamda toplumsal bir değere karşılık gelen güven» bireye, kuruma veya herhangi bir tüzel kişiliğe yönelik inanmaları da oluşturur. Çan’a (2015: 17) göre güven, toplumsal ilişkilerin temelinde bulunan temel bir rezerv, sosyal ilişkileri düzenleyen belirleyici bir güç, bireyler arasındaki yazılı olmayan bir sözleşmedir.</p>
<p>Modern toplumlarda, açık olma ya da gizli işlerin içerisinde olmama anlamlarıyla bir tür güven telkin etme işlevini pazarlayan şeffaflık, esasında sırrın ifşasını, mahremiyetin teşhirini, özel yaşamın kamuya açılmasını tesis etmektedir. Han’ın da belirttiği üzere “şeffaflık (transparan), aşkınlığa (transandantal) karşıttır” (2017: 26). Çünkü aşkın olma; derinliği, metafiziği, aklı, sözü, düşünceyi, varoluşu ve hakikat arayışını uhdesinde taşır. Ancak şeffaf olma; gözü, görmeyi, göstermeyi, fiziği, hazzı ve ifşayı ilke olarak içselleştirir. Han, kapitalist ekonominin şeffaflaştırma ve ifşa tutkusunu körüklediğini belirtir. Zira “kapitalist ekonomi her şeyi sergilenme mecburiyetine tabi kılar. Sadece sergilemeye yarayan sahnelemedir değer yaratan, şeylerin her türlü kendine özgülüğü feda edilmiştir. Şeyler, karanlığın içinde değil aşırı ışık altında ortadan kaybolmaktadır” (Han, 2017: 28).</p>
<p>Şeffaflık insanı camlaştırır. Görsel teknoloji, bu camlaştırma faaliyetinin değirmenine sürekli su taşımaktadır. İnsanlar kendini ne kadar çok camda veya ekranda gösterirse, kontrol ve denetime de bir o kadar açık hale gelmektedir. Örneğin bu yönüyle sosyal medya, giderek toplumu disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara dönüşmüştür (Han, 2017: 12). Aslında bu gözetleme tarzı, yukarıda ifade edildiği gibi, panoptikondan, Bauman’ın dikkat çektiği, sinoptikon ve omniptikon tarzı bir gözetlemeye doğru evrilmiştir. Bauman’a (2017: 135) göre azınlığın çoğunluğu gözetlediği panoptikon tarzı bir gözetlemeden, rollerin değişmesiyle, çoğunluğun azınlığı gözetlediği sinoptikon tarzı bir gözetlemeye geçiş yaşanmıştır. Gözaltına almanın, gözaltında tutmanın temel ilke olduğu panoptikondan, disiplin sağlayıcı işlevi aynen koruyan seyirlik gösterilere yani sinoptikona geçişte insanlar, baskı ve zorlamayla değil ikna ve baştan çıkarma yoluyla standartlara riayet ettirilmektedir. Boyun eğme dışarıdan gelen zorlayıcı bir güç aracılığıyla değil, özgür iradenin bir tezahürü gibi, bir şenlik gibi sunulmaktadır.</p>
<p>Teşhir toplumu, olumlama retoriği üzerinden tesis edilir. Olumluluk sıfatını kendine peçe edinen toplumun genel yargısı like (beğenmek) olarak tecelli etmektedir. Facebook’un dislike (beğenmeme) seçeneğini sunmaması da, olumlamanın görmezden geldiği bir sürekliliği ifade etmektedir (Han, 2017: 23). Teşhir toplumunu çepeçevre kuşatan şeffaflık tutkusuna karşı Han, mesafe tutkusunu hayata geçirmeyi öğrenmemizi tavsiye eder. Çünkü mesafe ve utanç; doğası gereği sermayenin, enformasyonun ve iletişimin hızlandırılmış dolaşımına dâhil edilemez. Sermaye, enformasyon ve iletişimin oluşturduğu bu dolaşım, insanın çekilebileceği mahrem alanların şeffaflık adına ortadan kaldırılmasına neden olmuştur (2017: 18). Bu şeffaflık ya da teşhir tutkusu, bir yöntem olarak mesafe ve utanç ilkeleriyle karşılanmadığında, dolaşımın bu alanları ışıklandırılır ve tüketilir. Böylelikle dünya, daha utanmasız, daha çıplak bir hal alır (Han, 2017: 18).</p>
<p>Bugünün toplumlarında teşhir, adeta sosyal bir eyleme dönüşmüştür. Gündelik yaşamda teşhir eylemi, tüketilen nesnelerin gösterişçiliği, bedenin vitrin düzeninde sergilenimi, her türlü modanın popülerliği, televizyon programlarının şöhret avcılıkları, internet ve sosyal medyanın teşhir mekânlarına dönüşmesi gibi birçok alanda kendini göstermektedir. Bundan dolayı teşhir toplumu kurgusunu örneklendirmek amacıyla ilerleyen başlıklarda, gündelik yaşamda karşılaşılan teşhir alanları ve bu alanlardaki toplumsal ilişkiler ve örün- tüler ele alınarak teşhir toplumunun sakinlerine yönelik çözümlemelerde bulunulmaktadır. Böylelikle tüketim, beden, moda, televizyon, şöhret, internet ve sosyal medya konulan bu bağlamda değerlendirilmiştir.</p>
<p>İslam Can &#8211; Teşhir Toplumu,syf:65-76</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/teshir-toplumunu-sosyolojinin-vitrinine-cikarmak/">Teşhir Toplumunu Sosyolojinin Vitrinine Çıkarmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/teshir-toplumunu-sosyolojinin-vitrinine-cikarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Can-Ejder Ulutaş-  Teşhir Toplumu (Bir Duyu Sosyolojisi Denemesi)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islam-can-ejder-ulutas-teshir-toplumu-bir-duyu-sosyolojisi-denemesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islam-can-ejder-ulutas-teshir-toplumu-bir-duyu-sosyolojisi-denemesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2021 11:46:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Can]]></category>
		<category><![CDATA[Ejder Ulutaş]]></category>
		<category><![CDATA[Teşhir Toplumunu Sosyolojinin Vitrinine Çıkarmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendini teşhir etme, zarafetin yok olmasına neden olur.(Han,2017:39) &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Teşhir unutturur. Hatırlanması gerekeni, hatırlanmaya deger olanı imajlar yığınıyla gözlere sokarak esasen unutturur, Teşhir, aşırı imaj pompalayarak, yüksek voltajlı ışıklar altında varlığı silik hale getirir. Özel olanı sıradanlaştırır. Herkesin ulaşabileceği bir şey haline getirir. Teşhir ayrıca aşikâr edilmesi gerekeni vülgarize ederek sunmakta, insanları, toplumu duyarsızlaştırmaktadır. Örtük [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islam-can-ejder-ulutas-teshir-toplumu-bir-duyu-sosyolojisi-denemesi/">İslam Can-Ejder Ulutaş-  Teşhir Toplumu (Bir Duyu Sosyolojisi Denemesi)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-25164 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/07/41OErWnnDlS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255-300x175.png" alt="" width="499" height="291" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/07/41OErWnnDlS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255-300x175.png 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/07/41OErWnnDlS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255.png 600w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></p>
<p>Kendini teşhir etme, zarafetin yok olmasına neden olur.(Han,2017:39)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Teşhir unutturur. Hatırlanması gerekeni, hatırlanmaya deger olanı imajlar yığınıyla gözlere sokarak esasen unutturur, Teşhir, aşırı imaj pompalayarak, yüksek voltajlı ışıklar altında varlığı silik hale getirir. Özel olanı sıradanlaştırır. Herkesin ulaşabileceği bir şey haline getirir. Teşhir ayrıca aşikâr edilmesi gerekeni vülgarize ederek sunmakta, insanları, toplumu duyarsızlaştırmaktadır. Örtük olanı, örtük kalması gerekeni aşikâr etmektedir. Teşhir, kendisinden olmayanı, farklı olanı, özel olana hoyratça saldırarak savunmasız bırakmaktadır. Bu saldırı tazyiki altındaki dikizlenen de bir süre sonra dikizlemeye başlamaktadır.</p>
<p>Sayfa 48<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Yeni beden algısında güzellik, genç olma şartına bağlanmıştır. Kadim kültürde bilgeliğin, arifliğin, hikmetin, edebin, tecrübenin, hürmetin ve daha birçok olumlu hasletlerin göstergesi olarak kabul edilen yaşlılık ve alametleri, bu çağda zayıflığın, tükenmişliğin, acizliğin, hastalığın, muhtaçlığın, sona yaklaşmanın, oyun dışına çıkarılmanın göstergeleri olarak kabul edilmektedir (Can, 2019: 193). Bundan dolayı bu alametler ortadan kaldırılmaya, gizlenmeye, örtülmeye, üzeri kapatılmaya, görmezden gelinmeye, yokmuş gibi davranılmaya tabi tutulmaktadır. Böylece aklaşan saçlar boyatılmaya, kırışan ciltler gerdirilmeye, alınan ilaçlar gizlenmeye, kıyafetler gençleştirilmeye, sonbaharlar yerine ikinci baharlar yaşanmaya başlanır. Öyle ki yaşlılık, lanetli bir söz gibi gündelik konuşmalardan uzaklaştırılmakta, mezarlıkların şehir dışına itilmesi gibi, gündelik yaşamın yani sahnenin dışına itilerek huzurevlerine veya çocuksuz evlere hapsedilmektedir.</p>
<p>Sayfa 94<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Yaşadığımız çağda meşhur olmak veya şöhret sahibi olmak, başka bir deyişle görünerek bilinme arzusu, çocukluktan itibaren hayali kurulan bir gelecek tasavvuruna dönüştü. Şöhret sahibi olmak o denli ayartıcı ve şehvetli bir hal aldı ki, hukuk ve ahlak dışı yollarla meşhur olmak bile makbul bir tercih haline geldi. Rojek&#8217;e (2003: 155) göre insanlardaki önemli kişi olma arzusu, normal süreçlerle gerçekleşmediğinde dahi, bazı kişiler kötü şöhret yoluyla meşhur olmak için şiddet kullanma yönünde zorlayıcı bir eğilime sahip oldu. Futbolcular, şarkıcılar, aktörler, mankenler, siyasetçiler gibi normal şöhretlerin yanında seri katiller, mafya babaları ve üyeleri, soyguncular, intihara teşebbüs edenler veya toplumda ses getirecek suç eylemlerinde bulunanlar gibi kötü şöhretle anılanlar da meşhur olmanın mutluluğunu yaşamaktadırlar.</p>
<p>Sayfa 127<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Teşhir kültüründe güzellik ve cinsellik daha çok kadının cinsel kimliği temelinde inşa edilmektedir. Güzellik, göreceli bir kavram olmaktan çıkarılıp moda ve güzellik endüstrisi ve bunların aktörleri tarafından belirlenen bir dogma olarak kabullenilir. Böylelikle modern kadın hem kendi bedeninin rahibesi hem de yöneticisi olurken, bedenini de güzel ve rekabet edecek şekilde tutmaya özen göstermektedir (Baudrillard, 2004: 180). Zira güzellik endüstrisinin para kazanma hırsı, periyodik olarak güzelin tanımını değiştirmekte ve özellikle kadının bu yeni güzellik anlayışına kendini uydurması beklenmektedir. Ayrıca güzel olmak hali, kadının kendisine saygı duyması olarak takdim edilir ki, bu kadar putlaştırılmış beden anlayışı sonrasında ifadesiz bir sürü güzel yüz ve vücut arz-ı endam etmeye başlamaktadır (Barbarosoğlu, 2002: 186).</p>
<p>Sayfa 92<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli, daha eşsiz-tüm diğer nesneleri özetlemesine rağmen otomobilden bile daha fazla yan anlamlarla yüklü-bir nesne vardır: Bu nesne BEDEN dir. Bin yıllık bir püritanizm çağından sonra fiziksel ve cinsel özgürleşme biçiminde bedenin “yeniden keşfi” ve reklamda, modada, kitle kültüründeki (özellikle de dişil bedenin&#8230;) mutlak-varlığı-bedenin etrafını kuşatan sağlık, perhiz, tedavi kültü, gençlik, zariflik, erillik/dişillik saplantısı, bedenle ilgili bakımlar, rejimler, fedakârca uygulamalar, bedeni kuşatan Arzu söylenibunların hepsi bedenin günümüzdeki kurtuluş (salut) nesnesine dönüştüğünün tanığıdır. Beden bu ahlaki ve ideolojik işlevde tam anlamıyla ruhun yerini almıştır (Baudrillard, 2004: 163).</p>
<p>Beden, sermaye ve fetişleştirme kavramları temelinde inşa edilmektedir (Baudrillard, 2004: 164; Tekin, 2018: 138). Bedenin bir sermaye olarak yüceltilmesi, onu teşhir etmeyi ve elde tutabilmeyi öğütlemektedir. Bu durum beden üzerinde iki tür tasarrufu önceler: İlki, kültür endüstrisinin bedeni görece daha güzel ve çekici gösterebilmek için insanları güzellik, sağlık, kozmetik, spor, moda gibi sektörel alanlara kışkırtarak ve kitleselleştirerek yönlendirmesi. İkincisi ise mevcut beden temelinde görüntünün düşünceye, anı yaşamanın geçmişe ve genç olmanın/kalmanın tecrübeye ve yaşlı olmaya galebe çalması için (Atay, 2017: 104), genç kalmaya özendirmesi, yaşlanmayı olabildiğince ötelemesidir.</p>
<p>Sayfa 89<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli, daha eşsiz-tüm diğer nesneleri özetlemesine rağmen otomobilden bile daha fazla yan anlamlarla yüklü-bir nesne vardır: Bu nesne BEDEN dir. Bin yıllık bir püritanizm çağından sonra fiziksel ve cinsel özgürleşme biçiminde bedenin “yeniden keşfi” ve reklamda, modada, kitle kültüründeki (özellikle de dişil bedenin&#8230;) mutlak-varlığı-bedenin etrafını kuşatan sağlık, perhiz, tedavi kültü, gençlik, zariflik, erillik/dişillik saplantısı, bedenle ilgili bakımlar, rejimler, fedakârca uygulamalar, bedeni kuşatan Arzu söylenibunların hepsi bedenin günümüzdeki kurtuluş (salut) nesnesine dönüştüğünün tanığıdır. Beden bu ahlaki ve ideolojik işlevde tam anlamıyla ruhun yerini almıştır (Baudrillard, 2004: 163).</p>
<p>Beden, sermaye ve fetişleştirme kavramları temelinde inşa edilmektedir (Baudrillard, 2004: 164; Tekin, 2018: 138). Bedenin bir sermaye olarak yüceltilmesi, onu teşhir etmeyi ve elde tutabilmeyi öğütlemektedir. Bu durum beden üzerinde iki tür tasarrufu önceler: İlki, kültür endüstrisinin bedeni görece daha güzel ve çekici gösterebilmek için insanları güzellik, sağlık, kozmetik, spor, moda gibi sektörel alanlara kışkırtarak ve kitleselleştirerek yönlendirmesi. İkincisi ise mevcut beden temelinde görüntünün düşünceye, anı yaşamanın geçmişe ve genç olmanın/kalmanın tecrübeye ve yaşlı olmaya galebe çalması için (Atay, 2017: 104), genç kalmaya özendirmesi, yaşlanmayı olabildiğince ötelemesidir.</p>
<p>Sayfa 89</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Baudrillard&#8217;a göre çağımızın temel hastalığı, gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir (2011: 44). “Göstergenin en yüce işlevinin gerçekliği oradan kaldırmak ve aynı zamanda bu kayboluşu perdelemek olduğu bir dünyada” (1998: 16) yaşadığımızı belirten Baudrillard, insanların esasında kendi görünümünü (look) aradığını ifade eder. Bu arayış, tarihsel ve kültürel geleneğin temel anlayışlarından birini oluşturan beden-ruh dengesini olabildiğince tersine çevirmiştir. Baudri Jard&#8217;a göre geçmiş dönemlerde ruh, bedeni sarmalamaktaydı. Günümüzde ise beden, ruhu sarmalamaktadır. Fakat ruhun bu şekilde sarmalanması sadece çıplaklığın ve arzunun patlamasi olarak ten değil, prestij giysisi, gösterge ve moda göndergesi olarak sunulan tendir.(2004:165)</p>
<p>Sayfa 68<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
İmajı her şeye bedel olarak yaşayan bugünün insanları, moda uğruna sağlığının tehlikeye atılmasını dahi göze alabilmektedirler. Özellikle kadınlar arasında yaygın olan bu alışkanlık, korsenin modalaşmasıyla açık bir biçimde kendini göstermektedir. Çünkü on dokuzuncu yüzyıl Avrupa&#8217;sında korsenin moda olmasından sonra doktorlar, korsenin kadın bedeni için sağlıksız olduğunu bildirerek büyük tepkiler göstermişti. Kadını dik ve ince göstermek adına modalaşan korse, modern giyim ve güzellik anlayışı üzerinde oluşmuş bir tahakküm aracı olarak durmaktaydı (Barbarosoğlu, 2006: 101; Veblen, 1995: 115). Ancak korsenin sağlıksız olduğu bulgusu, her ne kadar bilimsel olarak doğrulansa da, imaj Tanrısı&#8217;na yenik düşmüştür. Ne var ki bugünün teşhir toplumunda imajların iktidarı, epey yol alarak, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa&#8217;sını gerilerde bırakmıştır. Zira “kış şartlarında bile devam eden göbek açma modasının mahkâmu olan 13-14 yaşındaki kızlara ve aklı başında olması beklenen 40 yaşındaki kadınlara; moda uğruna sağlıklarından ne kadar vazgeçtiklerini izah edecek &#8216;gönüllü&#8217; bir doktor”a (Barbarosoğlu, 2006: 102) da maalesef rastlanılmamaktadır. Öyle ki modanın oluşturduğu bu iktidar, seküler ilerlemeciliğin (moda) pozitivist ilerlemeciliğe (tıp) karşı kazandığı zaferin de bir göstergesidir.</p>
<p>Sayfa 102<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Gösterişçi tüketim davranışı, mülkiyetin üretimiyle daha fazla yaygınlık kazanmıştır. İnsanın doğal ihtiyaçları, bir vitrin ya da gösteriş seremonisiyle sergilenmektedir. Teşhir edilmeye endeksli giyim, yiyecek, ev ve diğer tüketim eşyaları, statü hiyerarşisinin muzaffer hâkimiyetine dönüşmektedir. Veblen&#8217;in de kitabında geniş bir yer ayırdığı kadınlar, bu gösterişçi tüketimin gönüllü kulları olmayı üstlenmiştir. Çünkü Veblen&#8217;e (1995) göre kadınların gösterişli giysilere sahip olmasının nedeni sadece güzel görünmesini sağlamak değil, bu ihtişamlı giysiler aracılığıyla efendisinin/erkeğinin sahip olduğu toplumsal iktidarı, statüyü ya da ayrıcalığı da sergilemesidir.</p>
<p>Sayfa 70<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Teşhir toplumu düşüncesinin ortaya çıkışında, çalışmada önemli görülmesi hasebiyle sıkça bahsedilen, Jacgues Ellul ve onun sözün düşüşü ve imajların yükselişi söylemleri de önemli bir yere sahiptir. Modern dönem hakikati gerçekliğe indirgeyerek hakikat ile gerçekliği birbirine eşitlemiştir (Sözen, 1997: 78). Jacgues Ellul, Sözün Düşüşü adlı kitabında gerçeklik ile hakikati farklı ontolojik zeminlerde ele alır. Gerçekliği, göze ve görme duyusuna; hakikati ise kulağa ve işitme duyusuna bağlayan Ellul, göze gelen şeyin imaj, kulağa gelen şeyin ise söz olduğunu belirtir. Öyleyse çağımız göz ile gerçekliği inşa etme telaşında olan bir imaj çağıdır (Ellul, 2004: 55). Esasında Ellul&#8217;ün görme ve işitme üzerinden kurguladığı bu diyalojik ilişki, aynı zamanda modern veya postmodern düşüncenin gerçeklik ve hakikat eksenli giriştiği epistemolojik tartışmalardan da beslenmektedir. Zira bu kadim tartışmada teşhir toplumu, kökenini hakikatte değil gerçeklikte bulur.</p>
<p>Sayfa 73</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Modern kent yaşamının gözün kulağa üstünlüğü üzerine yükseleceği öngörüsü ile Simmel esasen yeni bir toplum tipinin nasıl olacağına dair ciddi sosyolojik veriler sunmuştur. Toplumsal ilişkilerde gözün bu denli etkin hale gelmesi, akabinde başka talepleri açığa çıkartmıştır. Bunlar: görme istenciyle mücessem kontrol toplumu ve akabinde görünmenin cazibesiyle malul teşhir toplumudur. Öztürk&#8217;ün ifade ettiği üzere imgenin imajinasyonu yani tahayyülün görüngüselleşmesi, insanın gelecekteki özgün geliştirimlerini mekanik bir sisteme hapsetmektedir. Böylece imaj, herhangi bir duyguyu kendince hayal eden bireyin hayal ettiği o şeyi sürekli bir şekilde yansıtarak, sözü geçen hayali departmanın sınırlarını ve yönünü belirlemektedir (2008: 229). Böylelikle Baudrillardcı manada simüle edilmiş bir dünyada bireyler, gözetim ve kontrol altında yaşamaktadır. Panoptik dünyanın muharrik yapısı gözetlenene karşı bir gard almayı teşvik ederken; sinoptik ve omniptik dünya, panoptisizmin dayatmacı doğasının aksine gönüllü bir teşhirciliği talep etmektedir.</p>
<p>Sayfa 29<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Köktürk&#8217;e (2017: 227-234) göre halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan şeklinde tanımlanan popülerlik, kültürün yaşantı boyutunun sürekli değişen ve rağbette olan kısmını ifade etmektedir. Süreksiz, derinlikli temele sahip olmayan; daha çok basit-yüzeysel, hazza dayalı eylem, davranış, tercih ve yaşama biçimleri; moda olan, tarihsel/köklü değerlerle bağlantılı olmayan, herkese hitap eden şeyler, hep popüler olarak adlandırılmaktadır. Sürekli değişen ve bu bakımdan köksüz olan değerlerden oluştuğu için bu yaşantı formu, tercihlerin son bulmasıyla kolayca ortadan kalkmaktadır. Magazin ise çoğunluğu ilgilendiren çeşitli konulardan söz eden bol resimli yayın diye tanımlanmaktadır. Sözlük tanımında bile, dikkati çeken iki unsur öne çıkmaktadır. Bunlar: Görsellik ve basit duygusallıktır. Aslında esas problem magazinin kendisi değil, onun hedef kitlesi ve bilinçler üzerindeki etki derecesi olmaktadır. Magazinleşen bilincin kahramanı hafifmeşrep, ilkesiz ve tutkulu bir kişiliktir. Yetişkin bireylerin değerlerini bile aşındıran magazinleşme, yetişen nesillerin gözünde, kültürün ideal tipini anlamsız hale getirmektedir. İdoller, değer, anlam ve belirleyicilik bakımından her şeyin üstüne çıkartılmaktadır.</p>
<p>Sayfa 122<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Televole Türk toplumuna sadece bir kültürü değil, aynı zamanda Acun Ilıcalı&#8217;yı da hediye etmiştir. Televole programı içerisinde küçük bir bölüm sunarak görünür olmaya başlayan Ilıcalı, bu programın çokça rağbet görmesiyle 2002 yılından itibaren Acun Firarda isminde bağımsız bir televizyon programı hazırlamaya başlamıştır. Acun Ilıcalı meşhuriyet çağının idolü olarak tanımlanırken, aynı zamanda medya tapınağının başrahibi ve bir şöhret vaftizcisi (Atay, 2017: 26) olarak tasvir edilmektedir. Çünkü Ilıcalı, televizyonların boş zamanı değerlendirme kurumunun bir aracı olarak radikal biçimde toplumun hayatına girmesiyle, bu rüzgârı arkasına alan ve insanları televizyon başına kilitleyen programların sunucusu ve yapımcısı olmayı başarmıştır. Böylelikle toplumun bir kesimi teşhire, ifşaya, gösterişçiliğe, sergilemeye başlarken, diğer kesimi ise televizyon karşısında voyöristliği, dikizciliği ya da röntgenciliği bir ahlak veya kültür olarak içselleştirmeye başlamıştır. Elbette bu sosyal ilişki biçimi, sadece Televole programıyla gerçekleşmemiştir.</p>
<p>Sayfa 142<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Şöhret sahibi olmanın temel ilkelerinden biri, meşhur kalabilmektir. Şöhretler çoğu zaman meşhur kalma adına yaşamlarını sergilenebilir olarak inşa etme çabasındadırlar. Bireysel yaşanması gereken hayatlarını, kamusala açarak herkesle birlikte yaşayan şöhret sahipleri, yeni özel hayatlarını ise teşhire uyumlu, ısmarlama bir hayat olarak kurgulamaktadırlar (Üçkarışoğlu, 2008). Evlilikler, förtler, kaçamaklar, aldatmalar, çocuk sahibi olmalar, boşanmalar, kavgalar, küsmeler, kırgınlıklar, dedikodular ve daha birçok olay, magazin ya da paparazzi programlarıyla dikizcilik kültürüne önemli bir katkı yaparak, doyasıya teşhir edilmektedir. Zira Barbarosoğlu&#8217;nun da belirttiği üzere, meşhur olanların zaafları, günahları, kültüre ya da dine aykırı davranışları gözler önüne serilince, bu kişiler kaybetmiyor aksine daha çok kazanıyorlar (2002: 215). Öyle ki toplumun ahlaki değerlerine aykırı da olsa icra edilen davranışlara, şöhretlinin yapıyor olmasından kaynaklı olarak, kendince bir meşruiyet atfediliyor ya da bu davranışlar görmezden geliniyor.</p>
<p>Sayfa 132<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Dikizleme kültürü içerisinde artık her şeyin seyirlik bir malzemeye dönüştüğü görülmektedir. Eğlence programlarının ekseriyeti dikizleme kültürünü perçinleyici birer ajan görünümündedirler. Yetenek yarışmaları, kabiliyetlerin usturuplu bir tarzda sunulmasından ziyade rakipleri yok etmek ve seyirciyi tahrik etmek üzerine kurgulanmıştır. Yemek programlarında lezzet ve sağlıklı beslenme tüyolarının ne olduğundan ziyade yarışmacılar birbirlerini yemekle meşguldürler. Sitcomlar, toplumsal değerleri pespaye esprilerle iğdiş etmektedir. İzdivaç programları üzerinden yerleşik değerler talan edilmekte, normların içeriği yapıbozumuna uğratılmaktadır. Örnekleri arttırmak mümkündür.</p>
<p>Sayfa 60<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
İnsanların tüketmek için yaşadığı değil yaşamak için tükettiği zamanlarda reklama ihtiyaç duyulmazdı. Reklam, insanı tüketen hayvana dönüştürme gereksinimiyle birlikte peyda oldu. Daha çok üretip daha çok tüketmeyi kışkırtan bu hal, sistemin görece sağlıklı işlemesi için insanların görmesini beklemeden göstermeyi zorunlu hale getirdi. Bu pazarlama tekniğiyle sadece ekonomik bir işlem hacmi sağlanmadı, aynı zamanda süreç içerisinde sınırlı düzeyde ve belirli bir grubun/ sınıfın/statünün düşüncesinin, alışkanlıklarının, gündelik yaşam pratiklerinin, kültürünün, inancının, değer yargılarının ve hayata bakışının çeşitli araçlarla toplumun geneline yayılmasını da beraberinde getirdi.</p>
<p>Sayfa 85</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Şeffaflık insanı camlaştırır. Görsel teknoloji, bu camlaştırma faaliyetinin değirmenine sürekli su taşımaktadır. İnsanlar kendini ne kadar çok camda veya ekranda gösterirse, kontrol ve denetime de bir o kadar açık hale gelmektedir. Örneğin bu yönüyle sosyal medya, giderek toplumu disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara dönüşmüştür (Han, 2017: 12). Aslında bu gözetleme tarzı, yukarıda ifade edildiği gibi, panoptikondan, Bauman &#8216;ın dikkat çektiği, sinoptikon ve omniptikon tarzı bir gözetlemeye doğru evrilmiştir. Bauman&#8217;a (2017: 135) göre azınlığın çoğunluğu gözetlediği panoptikon tarzı bir gözetlemeden, rollerin değişmesiyle, çoğunluğun azınlığı gözetlediği sinoptikon tarzı bir gözetlemeye geçiş yaşanmıştır.</p>
<p>Sayfa 75<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Sermaye, üretim ve tüketim gibi toplumu istila eden ekonomik terimlerle telkin edilen sahip olma dürtüsü, yerini gibi görünmek şeklinde ifade edilecek yeni bir teşhir alanını üretmiştir. Zira sahip olmaklar, gibi görünmeklerden referans almadıkça gerçekliklerini ispatlayamamaktadır. (Debord, 2006: 40). Sınıfın altında, ortasında ya da üstünde olanlar, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olduğunu ispat etmek için gibi görünmek senaryosunu tatbik ederler. Veblen&#8217;in evcil hayvan yetiştirme pratiği üzerinden yaptığı tespit, esasında gibi görünmek kaygısının tüketim üzerinden nasıl tesis edildiğini de gösterir. Zira gösterişçi tüketim sadece nesnelerle ve cansız eşyalarla değil hayvanlar üzerinden de dolaşıma girdirilmektedir. Kümes hayvanları, sığırlar, keçiler, koyunlar, yük atları gibi hayvanlar, üretken mal niteliği taşır ve faydalı, çoğunlukla da kârlı amaçlara hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu hayvanlara güzellik atfetmek imkân dışıdır. Ancak güvercin, papağan, kanarya gibi kümes ya da kafes kuşları, kediler, köpekler, yarış atları ve bu gibi üretken hizmetten muaf tutulan evcil hayvanların durumu kuşkusuz farklıdır. Bu hayvanlar genel olarak gösterişçi tüketim öğeleri olarak yorumlanarak şerefli bir nitelik taşır ve güzel olarak algılanır (Veblen, 1995; 110).</p>
<p>Sayfa 81<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Sözden ziyade gözün kamusal dünyada temel belirleyen olduğu dünyada teşhir kaçınılmazdır. Teşhir malzemesi olan imgenin, aşırılığın dışında düşünülmesi söz konusu değildir. Toplumsal mutabakatı olanaklı kılan imgelerin teşhir ürünü olarak sergiye açılmaları, mezkür imgelerin sergilenerek ifade-öncesi (Han, 2017: 40) bir biçim almasını beraberinde getirmektedir. “İmgeler ne zaman pornografikleşir ya da ne zaman teşhircileşir?” diye soran Sayın&#8217;a (2015: 12) göre pornografik bir imgede kendi çerçevesinin dışına taşan, kendiyle beraber ona bakan gözü canlandıran bir kışkırtıcılık söz konusu değildir. Duyuların diriliği yerine zaman içinde duyuların gitgide körelmesini getiren imgelerdir bunlar. Yarım istekli bir uygulama fantezisine kapı aralasa da aslında kaçışı olmayan bir denetleme mekanizması kuran, teşhirci ve köreltici bir uyarıdır söz konusu olan. Bakışı her ne olursa olsun tatmin etme yönündeki bu gayret, aslında bir yönlendirme ve denetleme isteğinden başka bir şey olmamaktadır.</p>
<p>Sayfa 20<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Barbarosoğlu&#8217;na (2006: 162) göre kamusal alanın mübarek insanları(!) olan bu modacılar, geleneksel dönemin din adamlarınca doldurulan ve bugün büyük bir boşluğu kaplayan alanı doldurmaktadırlar. Zira dini veya ahlaki bağlayıcıların yerini kuşkusuz modanın öncülüğünde tüketimin ve gösterinin kanunları almaktadır.</p>
<p>Tesettür defileleri, kimliğin ötekilik üzerinden teşhir edilerek dönüştürülmesine önemli katkılar sunmuştur (Barbarosoğlu, 2006: 125). Esasında asıl soru şudur: Müslüman kadın, kendi kimliğini neden öteki üzerinden ve teşhir ile inşa etme telaşına düştü?</p>
<p>Sayfa 108<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Enformasyonun bilişsel bir obezlik ürettiğini ifade eden Ören&#8217;e (2011) göre kaynağı ve niteliği belirsiz, gelişigüzel, paketlenmiş, doğruluğu araştırılmadan, yararlılığı test edilmeden kabul edilen bilgi ve diğer girdiler, sistemi hantallaştırıp kirleterek bedensel ve bilişsel obezliği yaratmaktadır (Ören, 2011). Dolayısıyla yaşadığımız çağ, geçmiş dönemlerden bugüne insanın geçirdiği en büyük mutasyonu sahnelemektedir. Öyle ki görme ile işitmenin, söz ile jest ve mimiklerin arasındaki hassas dengenin, işaretler ve görme lehine değiştiği bir çağa tanıklık edilmektedir. İnsanlar işitme üzerinden hakikati inşa etmek yerine, görme duyusuyla gerçekliğin sırrına nail olma arzusundadır. Hemen her şey görme tarafından kuşatma altına alınmış durumdadır. Zira insanlar artık konuşmuyorlar, sergiliyor, sahneliyor, ifşa ediyor ve gösteriyorlar (Ellul, 2004: 259).</p>
<p>Sayfa 39</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>İmajlar bir zamanlar metnin resimlemeleri pozisyonundaydılar. Bugün metin, imajların açıklamasına dönüşmüştür diyen Ellul (2004: 158), anlamın görüntü lehine dönüşümünü bir bakıma açıklamaktadır. Günümüzde bir teşhir toplumunda yaşandığını söylemek abartı olmayacaktır. Han (2017: 27-8) teşhircilik toplumunda her şeyin sergi değeriyle ölçüldüğünü dile getirirken bu toplumun pornografik bir toplum olduğu tespitinde bulunmaktadır.</p>
<p>Sayfa 21<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Her duyu toplumsal varoluşun inşasına, kendi bireysel doğasına özgü katkılarda bulunmakta; toplumsal ilişkinin nevi şahsına münhasır özellikleri bu izlenimler arasındaki nüanslara tekabül etmektedir. Bireyler arasındaki temasta şu ya da bu duyunun hâkim durumda olması, genellikle söz konusu temasa başka türlü üretilemeyecek sosyolojik bir nitelik katmaktadır. İnsanları duyularımız yoluyla algılıyor oluşumuz iki yönde gelişmekte ve bu gelişmeler arasındaki iş birliği sosyolojik bakımdan hayati bir önem taşımaktadır. Bir kişinin bakışı ya da ses tonuyla, sırf fiziksel olarak bizimle aynı odada bulunuyor olmakla verdiği duyu izlenimi, bizde hoşlanma ya da hoşlanmama, yüceltilme ya da aşağılanma, heyecan ya da sükünet hisleri uyandırmaktadır (Simmel, 2009: 221-229).</p>
<p>Sayfa 15<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
İslam inancında önemli bir yere ve söyleme sahip olan örtünme veya tesettür, modanın cazibesiyle büyülenmiş birçok Müslümanın kıyafetlerinde farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Söz konusu bu Müslümanlar, İslam&#8217;ı kapitalizmle eklemlemiş, örtünmeyi dünya ölçeğinde takvaya veya mahremiyete endeksli görmeyerek dünya zevklerine (masivaya) ve teşhire açık biçimde işlevselleştirmiş, giydiği kıyafetlerle tesettürü, örtmeyi, gizlemeyi bırakıp bizatihi kendisini bir gösterene dönüştürmüş (Atay, 2017: 194), nihayetinde bu Müslümanlarda giyinme veya kıyafet, zenginliğin, sosyal tabakalaşmanın ve bedenin teşhire açılmasını beraberinde getirmiştir. Esasında bu teşhir pratikleri ise özünde İslam akidesiyle uyuşmayan rezervler taşımaktadır.</p>
<p>Defile, kıyafet balosu, kreasyon gibi modanın anahtar kavramları, bugünün dünyasında sadece Batı toplumlarına has kavramlar değildir artık. Tesettür defileleri, pahalı tesettür markaları, İslami olduğu iddia edilen moda dergileri, muhafazakâr kuaförler, muhafazakâr oteller, helal olan/olmayan kozmetikler vd., tesettürlü ve bakımlı kadın tipinin teşhir piyasasına hızlı bir şekilde girişini sağlamıştır.</p>
<p>Sayfa 107<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Çekici olmak ve arzu yaratabilmek, pazarda aranan özellikler haline gelmektedir. Beden yalnızca arzunun meydana geldiği yer olmaktan çıkmakta, farklılığı ve cazibeyi gösteren bir görünüm haline gelmektedir. Bu böyle olduğu ölçüde de, beden bir meta haline gelir. Başka bir deyişle, beden kişisel bir mülk değil, başkalarında arzu uyandırmak ve kamu üzerinde etki yapmak amacıyla tasarlanıp paketlenmiş bir tüketim nesnesidir” (Rojek, 2003: 112).</p>
<p>Sayfa 90<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
İmajlar imgenin resimli ve görünür halidir. Bakmanın ve görmenin, diger duyulara nazaran ayrıcalık kazandığı okülersentrik modern zamanlarda, imgenin imajlar dünyası tarafından kuşatılması olağandır. İmajlar, yarattıkları görünürlüğe ek olarak sakladıkları ve üzerini kapattıklarıyla hem bir apaçıklık hem de belirsizlik ve kuşku yaratmaktadır. Her şeyin görünür olduğu yerde muhtemel bir tehlikenin varlığı yahut şüpheli bir durumla ilgili sezgiler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla imaj, içerisinde herhangi bir boşluğa yer bırakmayacak kadar şeffaf bir nitelik taşımaktadır. Sayın&#8217;dan iktibasla Taburoğlu (2013), imgeye haysiyet kazandıran şeyin boşluk olduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>Sayfa 22<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Kimi toplumlarda ve dönemlerde duyular farklı şekillerde önem kazanmaktadır. Örneğin modern öncesi ve dışı toplumsallıklarda, ilişkiler söz etrafında sürdürülürken, modern dönemle beraber göz ön plandadır. Yani bir yandan sözün düşüşüne şahitlik edilirken öte yandan göz kendi iktidarını perçinlemektedir. Sürecin göz lehine değişmesi, sözün diyalojik süreci devam ettirmede eldeki desteği kaybetmesi neticesindedir. Modern dönem öncesi zamanlarda söz alıp vermek, toplumsal onaylanmayla eşit sayılırken; moderniteyle beraber toplumsal mutabakatın mihengi göz olmuştur. Yeni dönemde ilişkileri kuran yahut yıkan temel kanon, söz değil gözdür. Dolayısıyla gözun iktidarını ilan ettiği modern dönemde sözün yaslandığı imgenin yerini imajlar almıştır.</p>
<p>Sayfa 18<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Bedenin bir kimlik olarak kurgulanışında başka bir örneği cinsel teşhiri önceleyen “femen” grubu oluşturmaktadır. Kadınların oluşturduğu bu grup 2008 yılında Ukrayna&#8217;daki siyasi olayları protesto etmek amacıyla kurulmuş ve bir yöntem olarak da soyunarak bedenin cinsel teşhirini öncelemiştir. Yaklaşık 300 üyesi olan ve 20 ülkede gösteriler yapan bu grup, her ne kadar kadınlar tarafından oluşturulmuşsa da, feminist akımlar bu gruba destek vermemektedir. Çoğunlukla popülist söylemleri benimseyen, sol ideolojinin eleştirdiği veya protesto ettiği meselelere paralel protesto eylemlerinde bulunan bu grup, vücudum benim silahımdır sloganıyla çıplak bedenlerini teşhir ederek ilgi görmeye çalışmaktadırlar. Siyasi bir muhalif duruş için bedenin cinsel teşhiri, femenlerle birlikte esasında beden-siyaset ilişkisine yeni bir boyut kazandırmıştır. Bedeni çıplak göstererek, gündeme getirilmeye çalışan meseleleri protesto yoluyla göstermeyi denemek, şüphesiz bedenin cinsel imajından başka bir anlamı ifade etmemektedir.<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Görsel kültürün mahremiyeti olabildiğine ifşa ettiği dönem, bedenin çıplaklaştırılmasını, örtünün transparanlaştırılmasını, kıyafetlerin modanın buyruklarına uygun olarak daraltılmasını ve kısaltılmasını makbul görmektedir. Cinselliği çağrıştıran tüm edimler, bağlamı uygun olsa da olmasa da karşılık bulmaktadır. Özellikle kapitalist ekonomi, cinsellik-beden-pazarlama üçgeniyle, bedeni tümüyle bir nesne ve bir pazarlama aracı olarak yeniden üretmiştir. “Ticari alana sunulacak madde ister bir lastik markası, isterse bir tabut modeli olsun, olası müşteri her zaman aynı yerden vurulmaya çalışılır: Belden aşağısı. Seçkinler için erotizm, kitle için pornografi” (akt. Baudrillard, 2004: 183-184), Beden toplumsal ve kültürel bağlamlarından arındırılarak et ve kemikten oluşan bir form halini alır. Her ne kadar bu beden kutsallaştırılıyor olsa da, et haline getirilen bu beden yüce değil, esasında müstehcendir (Han, 2017; 39).</p>
<p>Sayfa 93<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
John Berger, 1839 yılında kamera icat edildiği sıralarda August Comte&#8217;un Pozitif Felsefeye Giriş kitabını tamamlamak üzere olduğundan bahseder. Öyle ki pozitivizm ile kameranın birlikte büyümesi, bilim adamları ve uzmanlar tarafından kaydedilen, gözlemlenebilir ve sayılabilir gerçekliklerin epistemik iktidarını başlatmıştır. Ayrıca doğayı ve toplumu denetleme düşüncesi ve inancı da, pozitivizm ve kamera işbirliğiyle beraber giderek güçlenmiştir (Robins, 2013: 251252). Kaldı ki “pozitivistlere göre dünyayla, dünyanın doğası ve içeriğiyle ilgili “doğruları anlamada fotoğraf ayrıcalıklı bir amaç demekti. Dünyayla ilgili görsel bilgiler hiç kuşkusuz, uygulamada dünyayı kullanma ve dünyadan yararlanma projesiyle de yakından bağlantılıydı. Bu açıdan kamera, iktidar ve denetim aracıydı” (Robins, 2013: 252).</p>
<p>Sayfa 66<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Muhafaza etmek, saklamak, sakınmak gibi terimler, günümüz dünyasındaki hayatın olağan akışına olabildiğince uzak düşmektedir. Her şeyi görmek isteyen göze vicdan muhasebesi yaptıracak değerler ya anlamını yitirmekte ya da her gün yeniden bozuma uğratılmaktadır. Gözün iktidarı, gündelik ilişkilerin her noktasında kendisini göstermekte ve en sıradan rutinlerden en kompleks meselelere kadar kendisini dayatmaktadır.</p>
<p>Sayfa 37<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Uluslararası Estetik Plastik Cerrahlar Birliği&#8217;nin (ISAPS) 2014 yılında yayımladığı raporda, sadece 2014 yılında dünya genelinde yapılan estetik cerrahi operasyonların sayısı yirmi milyondan fazla. Estetik operasyonları tercih edenlerin yüzde 86&#8217;sını kadınlar oluştururken, yüzde 14&#8217;ünü erkekler oluşturmaktadır. Türkiye ise estetik cerrahi operasyonlarının yapıldığı ülkeler içerisinde dünyada 9. sırada yer almaktadır (Medikal Akademi, 2018).</p>
<p>Sayfa 91</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p>Survivor&#8217;daki aktörlerin, simüle edilmiş bir doğada, seyirlik bedenler eşliğinde kr kurgu olduğu gerçeğinin, dil, mekân, göstergeler, simgeler üzerinden gerçeğe yakın imitasyonlar üzerinden perdelenmesi süz konusudur. Ada hayatındaki iktidarın kurulma ve sürdürülme sürevi, cinsellik, bedenin sunumu, erkek ve kadın ilişkileri, hegemonik erkeklik dilinin bolca karılarak servis edilmesi, takılar, totemler ve daha birçok gösterge ile izleyicide gerçeklik hissi diri tutulmak istenmektedir.</p>
<p>Özellikle yarışmacıların söylemleri, sözcük seçimleri, kurdukları cümleler, imalar, vurgulamalar, öne çıkan ifadeler, saklı ya da örtük kalan ifadeler ve anlamsal inşalar, toplumsal cinsiyet ve özellikle hegemonik erkeklik değerlerinin yapısal kodlarını deşifre edici niteliktedirler. Adam olma, güç gösterisinin boyutları, Kadınlık durumu, koruyuculuk, kahramanlık, delikanlılık söylemi (Karaduman ve Aydın, 2017: 30-31) gibi kategorik duygu ve eylem durumları, kurgusal ada yaşamının temel göstergeleri olmaktadır. Bunlar sergilenirken her eylemin aşırı olarak teşhir edilmesine azami dikkat gösterilmektedir.</p>
<p>Sayfa 146<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Batı&#8217;da bilimler, okülersentrik (göz merkezci) düşünme geleneğinin rahminde şekillenmiştir. Okülersentrizm, duyular arasında bir hiyerarşi kurmakta ve duyular hiyerarşisinde gözü ve görme duyusunu zirveye yerleştirmektedir. Göz, evreni kavrayıştaki en merkezi organ; görme, evreni kavrayıştaki en merkezi yetidir. Göz, eylem organıdır. Görünmeyen şeye dokunulamaz, dokunulamayan şey manipüle edilerek teknolojiye dönüştürülemez. Tekno-bilim, okülersentrik gelenekle irtibatlıdır. Modern toplum, gözün ve görmenin egemen olduğu toplumdur. Ortaçağ&#8217;dan moderniteye geçiş, gözün ve görmenin egemenliğine geçiştir. Seküler toplum ve sekülerizm, okülersentrik geleneğin ürünüdür (Arslan, 1999: 56-57). Kişiyi öte dünya ile ilgili bağlılıklardan kurtararak, yalnızca bu dünyaya ait varlıklara dönüştüren şeydir. Görmenin moderm toplumdaki hegomonyasıdır.</p>
<p>Sayfa 24<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Kendini tartışılmaz ve erişilmez bir olumluluk paradigması üzerine kuran gösterinin temel mottosu şudur: “görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür” (Debord, 2006: 39). Görünmeyi, kendinden menkul bir ahlaka bürüyen gösterinin totolojik karakteri, araçları amaç haline getiren basit bir olgu üzerine kuruludur (Debord, 2006: 39). Böylelikle gösteri, sadece bir imajlar toplamı olarak değil kişiler arasında kurulu ve imajların kurgusallığıyla gelişen bir toplumsal ilişki biçimi (Debord, 2006: 36) olarak tesis edilir.</p>
<p>Sayfa 71<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Düşüncenin, söylemin ya da eylemin yerine görünmenin önemli olduğu bu imaj çağında, görünür olmanın ya da teşhire teşne olmanın 3G formülünü Atay şu şekilde kodlamaktadır: Giyim, gençlik ve güzellik (2017: 102). Bu üç unsur, esasında teşhirin ya da teşhir toplumunun yapı taşlarından bazılarını oluşturmaktadır. Giyim, geçmişten bugüne daha çok kılık kıyafet üzerinden şekillenen modanın sergileme veya ifşa etme dürtülerinin bütünselliğini; gençlik, bedenin fetişleştirilerek teşhir edebilmenin yaşlılık karşıtı bir tutumla gerçekleştirilebileceği varsayımını; güzellik ise gerek bir teşhir sermayesi olarak bedenin gerekse de sahip olunan gösterişçi tüketime endeksli nesnelerin sunum şeklini ifade etmektedir. Teşhir toplumu çoğunlukla bu üç unsurun bileşenlerinden ve bu bileşenlerin çeşitli değişkenlerle birlikte oluşturduğu sosyal diyagramlardan oluşmaktadır. Din, ekonomi, siyaset, moda, medya, internet, beden, tüketim bu diyagramın parçalarıdır aynı zamanda.</p>
<p>Sayfa 52<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Gözün görebilme ve gösterebilme kabilıyeti, dilin kudretine dayanmalıdır. Böylesi bir toplumsallaşmada, toplumsallaştırma aracı olarak sözün referansları, çoğu zaman gözün gördüğü ve gösterdiklerine nazaran daha muteberdir. Ancak günümüzde ilişkiler, muhayyileler, muhakemelerin ölçüsü göz kararıdır. Dolayısıyla günümüz yoğun görsel uyarıcılar dünyasında toplumdaki gündemleri belirleyen şey fotoğraf olmakta, olağan ve olağandışı ne varsa görselleştirilerek gündelik ilişkilere servis edilmektedir. Hatırlamaların, unutmaların, hatırlatma ve unutturmaların ölçütü, bahse konu görselliklerin etkileyicilikleriyle paralel bir şekilde yürümektedir (Ulutaş, 2017: 139).</p>
<p>Sayfa 38<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong><br />
Ellul&#8217;a (2004) göre alışkanlık icabı her şeyi görselleştirmekteyiz. Manzaraya yönelimli olan toplum her şeyi manzaraya dönüştürerek ve bu yolla her şeyi kaskatı hale getirerek yahut felç ederek kendisine bir anlam vermektedir. Bu tür bir toplum isteksiz ve bilinçsiz aktörü seyirci rolü oynamaya zorlamakta ve teknik olmayan her şeyi görselleştirerek dondurmaktadır. Her şey görselleştirmeye tabi tutulmakta ve onun dışında hiçbir şeyin anlam üretmesine izin verilmemektedir. Bu noktada işitme, sözle mimik ve jest arasındaki hassas denge, işaretler ve görme lehine bozulmuştur. Batılı insanlar artık işitmemektedir. Her şey görme tarafından kuşatma altına alınmıştır. İnsanlar artık konuşmaktan ziyade göstermektedirler. (Ellul, 2004: 259).</p>
<p>Sayfa 36</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islam-can-ejder-ulutas-teshir-toplumu-bir-duyu-sosyolojisi-denemesi/">İslam Can-Ejder Ulutaş-  Teşhir Toplumu (Bir Duyu Sosyolojisi Denemesi)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islam-can-ejder-ulutas-teshir-toplumu-bir-duyu-sosyolojisi-denemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
