<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hılafetin Ilgası | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hilafetin-ilgasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Aug 2017 14:18:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hılafetin Ilgası | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cumhuriyet İstiklal Harbi Sayesinde Kurulmuştur</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-istiklal-harbi-sayesinde-kurulmustur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-istiklal-harbi-sayesinde-kurulmustur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2015 05:39:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet İstiklal Harbi Sayesinde Kurulmuştur]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet ve Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Hılafetin Ilgası]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet ve İngilizler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri Efendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2760</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet idaresinin kuruluşu İstiklal Harbi’nin verilmesi­ne bağlıdır. İstiklal Harbi’nin kazanılması İslâm’ın bu topraklarda hükümran olaca­ğının işaretidir. İstiklal Harbi’ni veren kadro elbette ki İslâm’ın en önemli temsilcileri vasfındadır. Müslümanların İslâm’ı bu topraklarda yaşatmaya matuf mücadeleyi veren kadroya “koşulsuz” desteği, bağlılığı ve açık çeki vardır. Çünkü İslâm lehine ölümü göze alan kadronun “yanlış” eylemler içine girmesi söz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-istiklal-harbi-sayesinde-kurulmustur/">Cumhuriyet İstiklal Harbi Sayesinde Kurulmuştur</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet idaresinin kuruluşu İstiklal Harbi’nin verilmesi­ne bağlıdır. İstiklal Harbi’nin kazanılması İslâm’ın bu topraklarda hükümran olaca­ğının işaretidir. İstiklal Harbi’ni veren kadro elbette ki İslâm’ın en önemli temsilcileri vasfındadır. Müslümanların İslâm’ı bu topraklarda yaşatmaya matuf mücadeleyi veren kadroya “koşulsuz” desteği, bağlılığı ve açık çeki vardır. Çünkü İslâm lehine ölümü göze alan kadronun “yanlış” eylemler içine girmesi söz konusu değildir. Do­layısıyla yapılanlar “bir şekilde” İslâm’ın müdafaası ve geleceği içindir. Cumhuriyet idaresinin kuruluş felsefesi buna dayandığı için Müslümanların farklı bir beklentisi olmamıştır. İslâm’a karşı yapılanlar karşısında; “Olay (Hilafetin ilgası), İslâm âle­minde beklenmedik bir anda vuku bulmuş, ümmet önce şaşırmış, sonra da Mustafa Kemal sevgisinin gözlerini kör, kulaklarını sağır ettiği birçok kimse, olayı tevil et­meye, savunmaya ve haklı göstermeye koyulmuştur.”</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Mustafa Sabri 1998, 85</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-istiklal-harbi-sayesinde-kurulmustur/">Cumhuriyet İstiklal Harbi Sayesinde Kurulmuştur</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-istiklal-harbi-sayesinde-kurulmustur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hilâfetin İlgâsı ve Siyasi Neticeleri Üzerine Notlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hilafetin-ilgasi-ve-siyasi-neticeleri-uzerine-notlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hilafetin-ilgasi-ve-siyasi-neticeleri-uzerine-notlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2015 16:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hılafetin Ilgası]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsnü AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Hilâfetin İlgâsı Sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Hilâfetin İlgâsı ve Siyasi Neticeleri Üzerine Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih ilminin konusu, zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeplerini, vesilelerini ve sonuçlarını tahlil etmekle sınırlıdır. Ancak tarih kitaplarında yer alan bilgilerin izafi olduğunu, yani o tarihin yazılmasını sağlayan güçlerin ‘resmi yorumlarını’ da beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Osmanlı toplumunda; Tanzimat ile başlayan, Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde yaygınlaşan asrileşme (muasır medeniyet seviyesine ulaşma) ideali ile aydınlanma felsefesini [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hilafetin-ilgasi-ve-siyasi-neticeleri-uzerine-notlar/">Hilâfetin İlgâsı ve Siyasi Neticeleri Üzerine Notlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih ilminin konusu, zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeplerini, vesilelerini ve sonuçlarını tahlil etmekle sınırlıdır. Ancak tarih kitaplarında yer alan bilgilerin izafi olduğunu, yani o tarihin yazılmasını sağlayan güçlerin ‘resmi yorumlarını’ da beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Osmanlı toplumunda; Tanzimat ile başlayan, Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde yaygınlaşan asrileşme (muasır medeniyet seviyesine ulaşma) ideali ile aydınlanma felsefesini birbirinden ayırmak kolay değildir. Asrileşme (Batılılaşma) sevdasının, medeniyet transferini de beraberinde getirdiği söylemek mümkündür. Tarihçi Arnold Toynbee <strong>“Medeniyet Yargılanıyor”</strong> isimli eserinde; Türkiye’nin gerçekleştirdiği medeniyet transferini şu şekilde ifade etmektedir. <strong>“Türkler yalnızca Anayasalarını değiştirmekle kalmadılar. Bu oldukça basit bir iş sayılabilir. İslâm inancının koruyucusu durumunda olan Halifeyi ve (Hilâfet) müessesini, tekkeleri, medreseleri, kadınların yüzünden ifade ettiği bütün şeylerle birlikte peçeyi kaldırdılar.(..) İsviçre Medeni Hukuku’nu kelimesi kelimesine Türkçe’ye çevirip, İtalyan Ceza Hukukundan alıntılar yaparak Şeriatı kaldırdılar ve meclisin oylarıyla yasallaştırdılar.” </strong></p>
<p>Arnold Toynbee’nin “<strong>Herodian Devrim</strong>” olarak nitelendirdiği bu değişimin belirleyici iki unsurunun Hilâfetin ilgası ve harf inkılâbı olduğunu söylemek mümkündür. Doksan bir yıl önce (1 Mart 1924 tarihinde) yapılan bütçe görüşmeleri esnasında <strong>‘Halife’ye ve Osmanlı Hanedanı’na verilecek ödenek konusu</strong>’ tartışılmış, iki gün sonra (3 Mart 1924) kabul edilen bir kanunla Hilâfetin ilgasına, Hanedan-ı Osmanî’nin sınır dışı edilmesine karar verilmiştir. Bu karar 6 Mart 1924 tarihinde Resmi Gazete’de (Sayı: 63) yayınlanmış ve kanunun birinci maddesinde; ‘<strong>Halife halledilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilâfet makamı mülgadır’</strong>hükmüne yer verilmiştir. Bu siyasi karar, yıllarca <strong>‘Hilâfetin Kureyşliliği</strong>’ ilkesini savunan ve Osmanlı sultanlarına itaati <strong>‘zaruret sebebiyle’</strong> caiz gören Arap kavmine mensup İslâm âlimlerini sevindirmiştir. Hilâfetin ilgasından sonra önce Kahire’de, daha sonra başka ülkelerde toplanan <strong>‘Hilâfet Kongreleri</strong>’nde; kendilerini Kureyş kabilesine nisbet eden Arap kavmine mensup olan âlimler, kendi aralarından birisini ‘<strong>Hilâfet’</strong> makamına tayin edememişlerdir. Bunun bir değil, birden fazla sebebi vardır. Fakat bu noktada belirleyici unsur, İngiltere’nin İslâm coğrafyası üzerindeki siyasi emelleridir.</p>
<p>İngiltere’nin önde gelen devlet adamlarının, Hilâfet Nizamı’nın yeryüzünden silinmesi için bütün imkânlarını seferber ettiklerini söylemek mümkündür. Denebilir ki Hilâfet Nizamı’nın siyasi değerini ve gücünü ilk keşfedenler İngilizler olmuştur. İngiliz Dışişleri Bakanlığı danışmanı ve bir Arap dili-kültürü uzmanı olan George Percy Badger, şu telkinde bulunmuştur: <strong>’Eğer Araplar da Osmanlı sultanını aynı şekilde halife olarak tanırlarsa onun Müslümanlar üzerindeki şöhret ve nüfuzu muazzam derecede artar. Bunun doğuracağı sonuç İngiltere’nin aleyhine olabilir. Bu yüzden İngiltere Araplar üzerindeki Osmanlı otoritesinin genişlemesini önlemeye çalışmalıdır.</strong>’(1) O tarihlerde meşhur Times Gazetesi’nde “Osmanlı Sultan’nın halifeliği gerçek değildir. Hilâfet Nizamı, Hindistan’daki İngiliz çıkarları açısından bir tehdit oluşturmaktadır. Bu tehdidi ortadan kaldırmak için oradaki Müslümanlara, Osmanlı’nın Hilâfet iddiasının gayri meşru olduğunu özellikle vurgulamamız lazımdır” şeklinde makaleler kaleme alınmıştır. İngiltere’nin bu şeytani telkinleri neticesinde Müslümanlar <strong>‘imamesi koparılmış tesbihin taneleri gibi</strong>’ paramparça olmuşlardır.</p>
<p><strong>HİLAFETİN SİYASİ VE HUKUKİ DEĞERİ </strong></p>
<p>Hilâfet Nizamı’nın siyasi ve hukuki değerini, aynı zamanda siyasi rejimle olan ilgisini kısaca izah edelim. İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu, Rasûl-i Ekrem’in (sav) vefatından sonra ortaya çıkan siyasi rejimi ifade için ‘Hilâfet’ kavramını tercih etmiştir. Zira Hz. Ebu Bekir’in (ra); müslümanlara liderlik hususunda, Rasûl-i Ekrem’in (sav) halefi olduğu malûmdur. O dönemde; resmi yazılarda ve belgelerde kullanılan ünvan, <strong>‘Rasullûllah’ın Halifesi’</strong> (Halifet-i Rasûlullah) şeklindedir.(2) Bu ünvanın kullanılması; Sahabe-i Kiram tarafından Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) siyasi liderliğinin nasıl değerlendirildiği tesbit açısından önemlidir. Eğer Rasûl-i Ekrem’in (sav) görevi, sadece risalet ve nübüvvetle sınırlı olsaydı, herhangi bir kimsenin O’nun halefi olması düşünülemezdi. Zira görevini, son peygamber olarak yerine getirmiş ve vefatı ile birlikte mesele kapanmış olurdu. Hâlbuki Hz. Peygamber’in (sav); hem kendisine indirilen vahyi tebliğ ettiği, hem de İslâm toplumun siyasi liderliğini yaptığı malûmdur. Dolayısıyle Hilâfet; İslâm toplumunun liderliği hususunda, Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) halefi olmakla ilgili olan bir hadisedir. İslâm Dini ile siyaset arasındaki münasebeti fisaretle tahlil eden Sahabe-i Kiram; Hz. Ebûbekir’i (ra) Halife seçerek, meselenin keyfiyetini ortaya koymuştur.(3) Hilâfet teriminin; Rasûl-i Ekrem’in (sav) vefatından sonra, siyasi rejimi ifade için kullanılması, aynı tarihlerde yürürlükte olan (kisralık, kayserlik vs.) diğer rejimlerden ayrı olan niteliğini vurgulamak içindir.(4) İbn Haldun’un da belirttiği gibi,’Hz. Ebu Bekir’in halife olarak vasıflandırılması, ümmetiyle ilgili olarak Rasûl-i Ekrem’e (sav) halef oluşundan dolayıdır.’(5) İmam-ı Maverdi’nin: <strong>“Hilâfet; dini koruma ve dünya siyaseti hususlarında Peygambere halef olma makamını ifade etmek için kullanılan bir terimdir</strong>” şeklindeki tarifinde de aynı keyfiyet sözkonusudur. Bütün bu tarifler, Hz. Ebûbekir’in (ra) durumunu ifade için geçerlidir. Diğer halifeleri ifade için mü’minlerin emiri (ulûl’emr-i minkûm) tabirlerinin kullanıldığı malûmdur. Hilâfet nizamının “raşid” ve “ gayr-i raşid” şeklinde tasnife tabi tutulması, uygulanan siyasetle ilgili olan bir hadisedir.</p>
<p><strong>ÜLKELERİN SİYASİ VE HUKUKİ AÇIDAN TASNİFİ</strong></p>
<p>İslâmi siyaset ve mücadele fıkhı açısından hayati öneme haiz olan Hilâfet kavramı ile ülke (Dâr) kavramını birbirinden ayırmak mümkün değildir. Zira ülke (Dâr) kavramına keyfiyet kazandıran en önemli unsur Hilâfet nizamı ve uygulanan hukuk sistemidir. İmam-ı Kuhistani ‘Dâru’l İslâm’ ve ‘Dâru’l Harp’ kavramlarını izah ederken, şöyle demiştir: <strong>“Dâru’l İslâm; mü’minlerin emirinin sultası altında olan ve İslâm ahkâmının tatbik edildiği beldedir. Dâru’l Harb ise, kâfirlerin reisinin idaresi altında olan ve küfür ahkâmının icra (tatbik) edildiği yerdir.”</strong>(6) Şemsü’l Eimme Serahsi (rh.a) beldelerde (ülkelerde) uygulanan kanunları dikkate almış ve şu tesbitte bulunmuştur: “Bir beldede (ülkede) küfür ve şirk kanunları uygulanıyorsa, o belde Dâru’l Harp hükmünü alır. Çünkü beldeler ve üzerinde yaşayanlar için egemen olan güç, kuvvet ve uygulanan kanunların keyfiyeti dikkate alınır, ya bize, ya kâfirlere nispet edilir. Müslümanların egemenliği altında olan ve İslâm ahkâmının uygulandığı beldelere ‘Dâru’l İslâm’ denilir.”(7)</p>
<p>Hilâfetin ilgasından sonra; halkı Müslüman olan ülkelerde ‘Dâru’l İslâm’ ve ‘Dâru’l Harp’ gibi siyasi ve hukuki keyfiyete haiz olan kavramların tartışma konusu haline gelmiştir. Son Osmanlı Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi <strong>“Kitabû’l İlm ve’l Akl ve’l Mâkûl”</strong> isimli eserinin girişinde, şu tesbitte bulunmuştur:<strong>“Kanun bakımından dünya ikiye ayrılır: Dâru’l İslâm ve Dâru’l Harb! Dâru’l İslâm’da İslâm fıkhı hayata hâkimdir, bütün işler Allah’ın (cc) indirdiği hükümlere ve Peygamber’in (sav) sünnetine göre tanzim edilir. Orada mü’minler emniyet içerisindedirler ve hâkim durumdadırlar. Dâru’l Harp’te ise İslâm ahkâmı açıktan red olunur ve müslümanlar güvenliklerini yitirirler. Türkiye’de kurulan Cumhuriyet rejimi; medeni kanunu kabul etmek suretiyle, İslâm fıkhını yürürlükten kaldırmış ve diğer hususlarda da, Avrupa’dan getirilen kanunlarla hükmetmeye başlamıştır. Bu sebeble ikinci kısma dahil olmuştur.</strong>” Son Osmanlı Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi’nin bu fetvası, değişik tartışmalara vesile olmuştur. Prof. Dr. Erol Güngör, “<strong>Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin Türkiye Cumhuriyeti kurucularını beğenmediği için, ‘Türkiye Dâru’l Harp’tir dediği</strong>” kanaatindedir. (8) Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken’nin “Türkiye’de Çağdaş Düşüncenin Tarihi” isimli eserinde, Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi’yi, sert-kaideci bir tutumu benimsemekle suçladığı malûmdur.(9) Bu meseleyi tahlil ederken Prof. Dr. Erol Güngör’ün ve Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken’in, Türkiye’deki siyasi ve hukuki değişimi dikkate almadıklarını söylemek mümkündür. Üniversite çevrelerinin (Akademisyenlerin) bu tavrı; son yıllarda, modern-liberal demokrasi ile İslâmi değerlerin sentezini savunan muhafazakâr aydınları da etkilemiştir. Farzları yasaklayan ve haramları teşvik eden siyasi iktidarların hüküm sürdüğü beldelerin ‘Dâru’l İslâm’ vasfına haiz olması mümkün değildir. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin, uygulanan hukuk nizamını ve takip edilen siyaseti esas aldığı, bu unsurlara göre meseleyi tahlil ettiğini unutmamak gerekir. Akaid ve Fıkıh ilmine vakıf olan her müslümanın, muhkem nassların tahkir, tahfif ve ta’til edildiği herhangi bir ülkenin ‘Dâru’l İslâm’ vasfına haiz olamayacağını bilmesi (ilmi açıdan) zaruridir. Son yıllarda bu meseleyle ilgili şahsi kanaatlerini izhar eden devlet adamları da vardır. Genelkurmay Başkanları’ndan Hilmi Özkök, Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı konuşmada, şu tesbitte bulunmuştur: ’Bir kısım çevreler, Türkiye’yi bu projede (BOP) <strong>‘Ilımlı İslâm modeli bir ülke’</strong> olarak tanımlamak istiyorlar. Türkiye’nin nüfusunun yüzde doksandokuza yakını müslümandır. Ancak Türkiye lâik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. <strong>Türkiye ne bir İslâm devletidir. Ne de İslâm ülkesidir.’</strong> (10)</p>
<p>Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Hilâfetin ilgası, harf inkılâbı, medreselerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması, dinin şiarı olan ezânın değiştirilmesi, İslâmi tebliğ hizmetlerinin yasaklanması (TCK 163.madde) gibi uygulamalar; Tarihçi Arnold Toynbee’nin ifade ettiği <strong>‘Herodian</strong>’ siyasi anlayışın hayata hakim olmasını sağlamıştır. Türkiye’nin ‘Dâru’l İslâm’ olduğunu (İslâm fıkhını ve hukukunu uygulayan devlet anlamında) iddia eden kimselerin; yürürlükte olan Anayasa’ya göre, devlete karşı suç işlediklerini unutmamaları gerekir. Bu noktada bir inceliğe daha işaret etmekte fayda vardır. İslâmi siyasetin temel rükünlerini ‘vahiyle sabit olan hakikatleri dikkate almak, adaleti sağlamak, emanetleri ehline vermek, herhangi bir ayırım yapmadan (kavmi, rengi, dini ve dili ne olursa olsan) teb’asının saadetine vesile olmak‘ şeklinde ifade edebiliriz. Hesap gününe hazırlanan Müslümanların; bu keyfiyeti dikkate almaları ve modern-seküler/lâik siyaset nazariyelerini mahkûm etmeleri zaruridir.</p>
<h3>Hüsnü Aktaş, Gazete Vahdet</h3>
<p>____________________</p>
<p>(1)  Geniş bilgi için/ Bkz. Azmi Özcan- İngiltere’de Hilâfet Tartışmaları, 1873-1909, İslâm Araştırmaları Dergisi-Ankara: 1998, sayı: 2, Sh.51 vd.</p>
<p>(2) Muhammed Ammara-Nazarriyetû’l Hilâfeti’l İslâmiyye-Kahire: 1977 Sh: 9</p>
<p>(3) Geniş bilgi için/İbn-i Kuteybe-El İmame ve’s Siyase-Kahire: 1969 Sh: 4 vd.</p>
<p>(4) M. Ziyaûddin Er Reyyis-Siyâsetû’l İslâmiyye-Kahire: 1979 Sh: 112</p>
<p>(5) İbn-i Haldun-El Mukaddime-Kahire ty. C: 2 Sh: 689</p>
<p>(6) İmam Kuhistani-Camiû’r Rumuz- İst: 1300 C: 2 Sh: 311</p>
<p>(7) İmam-ı Serahsi- El-Mebsût- Kahire: 1324 Bsk. ofset Beyrut: ty C: 10 Sh: 114,</p>
<p>(8) Prof. Dr. Erol Güngör &#8211; İslâm’ın Bugünkü Meseleleri -: İst: 1981 Sh: 235</p>
<p>(9) Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken &#8211; Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi &#8211; İst: 1979 Sh: 198</p>
<p>(10) Geniş bilgi için/ Şamil Tayyar- ‘Kıt’a Dur!’-İst: 2009 Timaş Yay.5. Baskı-Sh: 247-248</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hilafetin-ilgasi-ve-siyasi-neticeleri-uzerine-notlar/">Hilâfetin İlgâsı ve Siyasi Neticeleri Üzerine Notlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hilafetin-ilgasi-ve-siyasi-neticeleri-uzerine-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan&#8217;ın Gizli Yanları, Dayatmalar ve Hilafetin İlgası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-gizli-yanlari-dayatmalar-ve-hilafetin-ilgasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-gizli-yanlari-dayatmalar-ve-hilafetin-ilgasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2014 12:28:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemal Fedayi-Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Nasıl Geçildi?]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal FEDAYi]]></category>
		<category><![CDATA[Hılafetin Ilgası]]></category>
		<category><![CDATA[Haim Naum]]></category>
		<category><![CDATA[Lord Gurun]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan'ın Gizli Yanları]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan'da Dayatmalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayrıntılara geçmeden kısaca Lozan&#8217;daki TBMM heyeti ile Ankara arasındaki haberleşmeden de bahsetmek gerekir. Haberleşme daha çok telgraf kanalıyla oluyordu. Ancak telgraf hattı Ingilizlerin ve Fransızların kontrolündeydi. Bu nedenle telgrafların İngilizlerce öğrenilmesi her zaman muhtemel. Ingiltere Gizli Telgrafları Ele Geçiriyor M. Kemal Paşa tarafından &#8220;fevkalade mahremdir&#8221; notuyla Heyet-i Murahhasa riyasetine gönderilen bir mektuptan, Lozan&#8217;la olan haberleşmenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozanin-gizli-yanlari-dayatmalar-ve-hilafetin-ilgasi/">Lozan’ın Gizli Yanları, Dayatmalar ve Hilafetin İlgası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-1182" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/94c75b328e9ef16e47cff777b90d9079_1304615128.jpg" alt="Lozan'ın Gizli Yanları, Dayatmalar ve Hilafetin İlgası" width="440" height="264" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/94c75b328e9ef16e47cff777b90d9079_1304615128.jpg 644w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/94c75b328e9ef16e47cff777b90d9079_1304615128-600x359.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/94c75b328e9ef16e47cff777b90d9079_1304615128-300x179.jpg 300w" sizes="(max-width: 440px) 100vw, 440px" /></p>
<p>Ayrıntılara geçmeden kısaca Lozan&#8217;daki TBMM heyeti ile Ankara arasındaki haberleşmeden de bahsetmek gerekir. Haberleşme daha çok telgraf kanalıyla oluyordu. Ancak telgraf hattı Ingilizlerin ve Fransızların kontrolündeydi. Bu nedenle telgrafların İngilizlerce öğrenilmesi her zaman muhtemel.</p>
<p>Ingiltere Gizli Telgrafları Ele Geçiriyor</p>
<p>M. Kemal Paşa tarafından &#8220;fevkalade mahremdir&#8221; notuyla Heyet-i Murahhasa riyasetine gönderilen bir mektuptan, Lozan&#8217;la olan haberleşmenin bazen İngiltere tarafından öğrenildiği anlaışılmaktadır: &#8216;’Şifrelerinizden birinin miftahının İngilizlerce elde edildiği veya hallolunduğu hakkında bir haber alındığı Dersaadette Refet Paşa Hazretleri tarafından&#8230; bildirilmekle&#8230; şifre miftahı tebdil edilmiş ve yeni miftahın bir sureti leffen takdim edilmiştir efendim.&#8221;(1)</p>
<p>Bu konuda, dönemin Başvekili (Başbakan) Rauf Bey ise anılarında şunları yazmaktadır:</p>
<p>&#8220;&#8230;Avrupa ve bilhassa İsviçre, yani Lozan ile tek muhabere hattımız, Köstence yolu ile olandı. Bu yol da, yabancıların ve dolayısıyla o günkü duruma hâkim olan İngilizlerle Fransızların elinde idi. Şuracıkta istidraden kaydedeyim ki, bu yoldan yaptığımız muhabereleri, ellerine geçiren İngilizlerin, şifrelerini de hal ederek, günü gününe sabah kahve altı sofralarında okuduklarını, bizzat o zamanın İngiltere Hariciye Vekili Mister Çörçil, son yıllarda yayınladığı hatıratında anlatmaktadır.&#8221;(2)</p>
<p>Bu çok acı bir durumdur. Yani İngiliz tarafı her müzakere öncesinde Türk tarafının görüşünü bilmekte ve ona göre hamleler geliştirmektedir. İsmet Paşa&#8217;nın her konuyu Ankara&#8217;ya sorduğunu da hesaba katarsak İngiltere&#8217;nin nasıl bir istihbarı üstünlük sağladığını daha iyi anlarız&#8230;</p>
<p><strong>Lozan&#8217;ın Gizli Yanları, Dayatmalar ve Hilafetin İlgası</strong></p>
<p>Baş taraflarda da belirttiğimiz gibi, Lozan’da bazı gizli görüşmelerin ve hatta Hilafet’in ilgasını da içeren gizli bir antlaşmanın yapıldığı yolunda iddialar bulunmaktadır. Şimdi ana hatlanyla bu iddialar üzerinde bir nebze duralım:</p>
<p>Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu konudaki iddialar açık ve kesin belgelere dayandınlamıyor. Çünkü arşivlerin tamamı açılmamıştır. Gizli zabıtların ve dosyaların gizlilik süreleri dolduğu halde tamamı açıklanmamıştır(3)</p>
<p>Dolayısıyla bu konudaki fikirler, bir takım tahmin ve yorumlara ve olayların gidişatındaki kırılmalara dayandırılmaktadır.(4)</p>
<p><strong>Örneğin M. Akif Aydın bir makalesinde şöyle diyor ;</strong>&#8220;&#8230;Burada akla bir başka ihtimal geliyor. Tanzimat&#8217;tan sonra birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Batime bada yapmış ve Cumhuriyeti kuran siyasi kadroya, kendilerini iktidarda bırakma karşılığında laikliği diretmiş olması, bunun kotarıldığı yer de Lozan olmalıdır. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin laik-Batıcı kimliği Lozan&#8217;da şekillenmiştir.(5)</p>
<p><strong>İstihbaratçı Mahir Kaynak da, dış dayatmalar konusunda şöyle bir yorum yapmaktadır:</strong></p>
<p>” .bizim Lozan ile beraber aslında birçok şeyleri de taahhüt etmiş olduğumuz anlaşılıyor. Yani Türkiye&#8217;nin kendi sınırları dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyeceği, diğer ülkelerden kültürel alarak farklılaşacağı, İslam&#8217;ı bir ideoloji olarak kullanmayacağı&#8230; Bunlar Türkiye üzerine konulmuş bir takma ipoteklerdir&#8230;&#8221;(6)</p>
<p>Bu konuya ileride yeni devletin kuruluşunda ayrıntılı olarak değineceğimizden şimdilik özet bilgiler vermekle yetinceğiz;</p>
<p>Şerif Mardin&#8217;e göre ulusal devlet, dışsal dinamiğin ağır bastığı bir sürecin sonucunda kurulmuştur. Mehmet Altan bu konuda özetle, Musul-Kerkük ve Hilafet konularında bir esrar perdesi olduğunu ve bu perdenin dosyalar açıklanmadığı için kaldırılmadığını, Batinın kendisine benzeyen ve küçültülmüş bir Türkiye istediğini anlatmıştır. Karabekir anılarında da özetle, Lozan&#8217;ın imzasından kısa bir süre önce dinin aleyhinde bir hava esmeye başladığını, İsmet Paşa&#8217;nın da kendisine, &#8220;İslam kaldığımız sürece, başta İngiltere olmak üzere müstemlekeci devletlerce bağımsızlığımızın verilmeyeceğini&#8221; söylediğini anlatmıştır. Karabekir, din konusundaki bu kırılmayı Lozan&#8217;dan esen havaya bağlamıştır.</p>
<p>Kadir Mısıroğlu, Lozan&#8217;da 24 maddelik gizli bir antlaşma daha yapıldığını ve bu antlaşmanın, başta Hilafet&#8217;in ilgası olmak üzere bütün inkılâpları içerdiğini iddia etmektedir. O&#8217;na göre bu antlaşma, Hahambaşı Hayim Naum Efendi aracılığıyla olmuştur. İnkıta (kesinti) devrinde yapılan bu ant¬laşma üzerine, yeniden davet edilen murahhaslarla ikinci devre başlamış ve bu devre gayet kısa sürmüştür. Mısıroğlu, bu antlaşma metninin halen Londra&#8217;da bulunan &#8220;Beaver- brook Faundation&#8221; isimli ilim ve araştırma vakfında mahfuz bulunduğunu, görmek isteğinin yetkililerce, bunun &#8220;İngiliz siyasetinin hâle ve istikbale ait menfaatleri icabmca hiç kimseye gösterilemeyeceği&#8221; sözleriyle kabul edilmediğini belirtmektedir.(7)</p>
<p>Mısıroğlu&#8217;na göre, Lord Curzon konferansta doğrudan doğruya Hilafetten bahis açmamıştır. Hilafetle doğrudan ilişkili olan Mukaddes Emanetlerden söz açarak, Türk tarafı-nın düşüncelerini yoklamak istemiştir. İsmet Paşa bu konuda sert bir cevap vererek, bunların Halife&#8217;nin muhafazasına tevdi edilmiş bulunduğunu ve böylesine dini bir mesele üzerine burada bir müzakere açılmasına tahammül edemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu sıralarda M. Kemal de, çıktığı gezilerde Hilafetin lehinde konuşmalar yapıyor, Halife olmak arzusunda olduğu kanaatini uyandıracak davranışlarda bulunu-yordu. Bunun üzerine Curzon Lozan&#8217;da İsmet Paşa&#8217;nın müşaviri sıfatıyla bulunan Hayim Naum Efendi yi çağırarak da. ha önceki taahhütlere uygun olarak Hilafet ilga edilmediği takdirde sulhün gerçekleşmeyeceğini söylemiştir. Bu konuda, İsmet Paşa ile kesin bir anlaşmaya varamayan Naum Efendi İzmir&#8217;e gelerek doğrudan M. Kemal&#8217;le görüşmüştür. İngilizlerin Hilafet hakkındaki görüşlerini öğrenen M. Kemal, bu görüşmeden sonra birden Hilafet&#8217;in aleyhinde konuşmaya başlamıştır. Ayrıca henüz sulh olmadığı halde, as-ker, yorgun olduğu gerekçesiyle terhis edilmiştir&#8230; Bu anlaşma üzerine tekrar başlayan görüşmeler kısa sürmüş ve Antlaşma imzalanmıştır.(8)</p>
<p>Rıza Nur anılarında, konferans sırasında Hayim Naum un aniden ortaya çıkarak İsmet Paşa ile çok yakın ilişkilere girdiğini belirtmiş, ancak Onun imtiyaz ve para peşinde olduğunu zannettiğini yazmıştır.(9) R. Nur, Antlaşmayla ilgili sırlar hakkında da şunları yazmaktadır;</p>
<p>&#8220;&#8230;muahede bittikten sonra İsmete beş on defa söyledim; &#8216;Bu muahedeyi yaptık. Bunda türlü gayeler vardır. Ona göre maddeler husule gelmiştir. Bunlan senden benden başkası bilemez. Muahedenin her maddesinin altında bir sır, sebep, bir fikir, bir emel saklıdır&#8230; muahedenin tatbikatı komisyonu diye bir komisyon yap. Bir de bu gayeleri gizli olarak yazalım, bu komisyona ver&#8230; Dediğim pek gizli ve lüzumlu. Daha gizli olarak bir risale de cem edip komisyon re-isine tevdi et.&#8217; &#8230;Başvekil idi, yapardı, yapmadı.&#8221;(10) R. Nur ayrıca, İsmet Paşa nın Lozan&#8217;dayken, hükümeti (Orbay&#8217;ı) haberdar etmeden M. Kemal’le gizli muhaberede bulunduğunu da yazmaktadır.(11)</p>
<p>Rauf Orbay ise anılarında Hayim Naum Efendi&#8217;ye ilgili olarak şunları söylemektedir: &#8220;İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, lozanda, İngilizlerle bir nevi gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul Hahambaşısı Hayim Naum Efendi nin telkinleriyle, Hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye&#8217;de devamına müsaade edilmeyip, derhal atılması fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu.&#8221;(12)</p>
<p>Sebilürreşad dergisi de, konuyla ilgili olarak Eylül 1950 tarihli sayısında K. Karabekir&#8217;in bir hatırasını nakletmiştir: &#8220;Merhum Kazım Karabekir Paşa, bir hatırasını eski rasathane müdürü ve Konya milletvekili Fatin Gökmen&#8217;e ve sabık Afyon milletvekili Kamil Miras&#8217;a ayrı ayrı zamanlarda nakletmiş. Her ikisi de bir sohbet esnasında bu hatırayı bize şöyle anlattılar: &#8216;Lozan sulh müzakeresi sırasında en yüksek dere¬celi meşhur farmason Haham Hayim Naum İngiltere Hariciye Nazırıyla görüşür. O&#8217;na der ki:</p>
<p>&#8216;Türklere karşı&#8230; mülayim bir siyaset takip ederseniz, Türk halkının muzaffer liderlere karşı irtibatından istifade etmek mümkün olur.&#8217; &#8216;Ne gibi?&#8217; &#8216;Bir kere burada İslam davasından, İslam meselelerinden vazgeçerler. Sonra Türklerin İslâmî bünyesini değiştirerek onlara Protestanlığı kabul ettirmek kolaylaşır.&#8217; Hayim Naum İngütere Hariciye Nazırını buna inandırdıktan sonra İsmet Paşa&#8217;yı hususi surette ziyaret eder. O&#8217;na der ki: &#8216;İngiliz Hariciye Nazırıyla görüştüm. Eğer siz İslam davalarından, İslam riyasetinden vazgeçerseniz İngiltere size müzaheret edecektir. (Müslümanların liderliğinden vazgeçerseniz İngiltere size yardım edecektir.) Bir de Türk milletinin Protestanlığa kaşı temayülünü temin hususunda Nazır hazretleri sizden yardım bekler.&#8217; Hayim Naum&#8217;un bu sözü üzerine İsmet Paşa şaşalar. &#8216;Bu, mühim bir hadisedir, bizi Hıristiyanlaştırmak demektir. Ankara’ya bildirmek icap eder&#8217; der.</p>
<p>Bunun üzerine Naum hemen o gün yola çıkar. İstanbul&#8217;a gelir&#8230; sonra Ankara’ya gider. M. Kemal Paşa’yi ziyaret eder. Meseleyi nakleder. Onun üzerine bütün İslami meselelerin kolaylıkla bertaraf edilmesi hususunda Lozan’a talimat verilir. İngilizler çok memnun kalırlar. Muahede akdolunur. Ankara&#8217;ya avdet edilir. Birçok inkılâplar vücuda gelir.&#8221; Daha sonra Karabekir, Çankaya’da bir Protestan teşekkülü için bir toplantı yapıldığını, kendisinin de buraya girmesinin istendiğini, şiddetli muha-lefeti üzerine M. Kemal Paşa’nın kendisine &#8220;Paşa! Sizinle şaka ettik!&#8221; dediğini anlatmaktadır.(13)</p>
<p>Aynı mahiyetteki iddialar Büyük Doğu dergisinin başta 29. sayısı olmak üzere birçok sayısında da yayımlanmıştır. Gerek bu dergi, gerek Sebilürreşad, gerekse Mısıroğlu’nun iddiaları, İnönü hayattayken yayımlanmıştı. Fakat İnönü, ve-fatına kadar (1973) bu iddiaları yalanlamamıştır.(14)</p>
<p>Gerek konferans süresince yapılan müzakereleri içeren zabıtlarda, gerekse Antlaşma metninde Hilafet konusuna rastlanmamaktadır.(15) Lozan&#8217;da, Hilafet gibi uluslararası bir niteliğe haiz Patrikhane konusunun konuşulup karara bağ-landığı halde; uluslararası bir niteliğe haiz olan ve sadece Türkiye&#8217;yi değil, sahip oldukları Müslüman sömürgeler se-bebiyle başta İngiltere olmak üzere konferansa katılan bütün ülkeleri ilgilendiren Hilafet makamının, Lozan&#8217;da görüşül-memiş olması, mümkün değildir. Patrikhane gibi Hilafet de konuşulmuş ve karara bağlanmıştır ancak Hilafetle ilgili kararlar açıklanmamıştır. Gizli zabıtlar yayımlanmadığı için ne-ler konuşulduğunu öğrenemiyoruz.</p>
<p>Sunu da ilave etmek gerekir ki, M. Kemal medeniyet yo» lunda, Patrikhane ve Hilafet kurumunu ayrı nitelikte iki engel olarak görüyordu. Bu engellerden Hilafet kaldırılmış ancak Patrikhane (ve Hahambaşılık) kaldırılmamıştır. M. Kemal New-York Herald muhabirine 1924 yılında verdiği bir demecinde şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Hilafetle beraber Türkiye&#8217;de mevcut olan Ortodoks ve Er-meni kiliseleri patrikhaneleri ile Musevi hahamhanelerinin ortadan kalkması lazımdır. (&#8230;) &#8230;Abdülhamid&#8217;in hal&#8217;inden sonra Kanun-u Esasimizi ve Meşrutiyet kavaninimizi Garb&#8217;m medeniyet makinesine imtisalen tadil etmeye çok çalıştık. Fakat bu teşebbüsümüz akim kaldı. Zira her hatvede patrikhaneler ve Hilafet gibi siyasi, dini müessesatm hukuku ile karşı karşıya geldik. (&#8230;) Patrikhanelerin veya Hilafetin itirazatma maruz olmaksızın hiç bir ıslahat veya terakkiperver fikr-i usul idaremize ithal edile¬miyordu.&#8221; (16)</p>
<p>Aydın, &#8220;Bir Satranç Oyuncusu Aranıyor&#8221; başlıklı makalesinde şunları söylüyor: &#8220;&#8230;Lozan&#8217;ın resmi zabıtlarında Hilafetin kaldırılmasından söz edildiğine rastlamıyoruz. Rıza Nur&#8217;un İnönü hakkında, &#8216;Benden gizli bir şeyler çeviriyor&#8217; demesinden hareketle Türk delegasyonunun tamamından gizli bir takım antlaşmaların yapıldığını düşünmek mümkün. &#8230;ister Lozan&#8217;da kararlaştırılsın ister kararlaştırılmasın, bu antlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra İslam âlemi kendisini bir çatı altında toplayan Hilafet kurumundan mahrum kalmıştır.&#8221;(17)İsmail Kara da bir yazısında, Lozan’da yapılan gizli görüşmelerde yapılan zorlamalar sonucu, gayr-i ihtiyari bir şekilde Hilafet&#8217;in kaldırılmış olabileceğini yaz-maktadır.(18)</p>
<p>Filistin Müftüsü M. E. Hüseyni ise hatıralarında, Ingilte re&#8217;nin Lozan&#8217;da, Türkiye’yi bir devlet olarak tanımak için birtakım isteklerin yerine getirilmesini Türkiye&#8217;ye şart koştuğunu belirtmektedir. İngiltere&#8217;nin Türkiye&#8217;den istekleri şunlardır:</p>
<p>&#8220;1. İslam dünyası ile olan bütün ilişkilerini kesecektir. 2. Halifeliği lağvedecektir. 3. Halifeliğin lehinde olabilecek her türlü ayaklanmayı acımasızca bastıracaktır. 4. İslami müesseseleri ve şeriat kanunlarını kaldıracak; onun yerine laik sistemi getirecektir.&#8221;(19)</p>
<p>Milli Mücadelenin başından beri Hilafet konusunda hassasiyet sahibi olan Hind Müslümanları Lozan konferansı süresince de bu hassasiyetlerini korumuş ve konferansın Hilafetin hukukunu koruması için gayret sarf etmişlerdir. Hind Müslümanları Talebe İttihadı Katib-i Umumisi tarafından BMM Roma Mümessili Celaleddin Arif Bey&#8217;e gönderilen ve C. Arif Bey tarafından da 24 Nisan 1923 tarihi itibariyle Hariciye Vekaleti&#8217;ne gönderilen bir mektupta, M. Mücadele neticesi kazanılan zafer tebrik edildikten sonra şöyle deniyordu:</p>
<p>&#8220;En büyük emelimiz merkez-i Hilafet olan Türkiye&#8217;nin nüfuzunun Alem-i İslam&#8217;da ve bahusus bilad-ı mukaddesemizin bulunduğu Hicaz, Suriye ve Filistin&#8217;de hâkim olmasıdır. Hukuk-u Hilafeti kâmil olmayan bir sulh Müslümanları memnun edemez.&#8221; M. Kemal tarafından gönderilen cevapta, tebriklerinden dolayı İttihad&#8217;a teşekkür edilmiş, fakat Hilafet konusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır: &#8220;İhraz edilen muzafferiyattan dolayı beyan-ı tebrikat eden Hind Müslümanları Talebe İttihadı&#8217;na Roma Mümessilliği vasıtasıyla teşekkürat ve bütün âlem-i İslam&#8217;ın husul-ü saadeti hakkındaki temenniyatımın iblağına delalet buyrulmasım rica ederim efendim.&#8221;(20)</p>
<p>Cemal Fedayi &#8211; Osmanlıdan Cumhuriyete Nasıl Geçildi?</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>(1)-Bilal Şimşir,Atatürk İle Yazışmalar,syf;451</p>
<p>(2)-Rauf Orbay Hatıraları,Yakın Tarihimiz,cilt:4,syf;53</p>
<p>(3)-Mehmet Altan,İngiliz Gizli Arşivi,Yeni Şafak,syf;10</p>
<p>(4)-İsmail Kara,Ciddi Bir Kırılma Noktası,16 Mart 1996,s.3</p>
<p>(5)-M.Akif Aydın,Bu Bağnazlık Niye?,Yeni Şafak,3.7.1995,s.2</p>
<p>(6)-İ.Ethem Deveci,Türkiye Kendini Arıyor-Yeni Kimlik Yeni Çözüm,syf;88</p>
<p>(7)-Kadir Mısıroğlu,Lozan Zafer mi Hezimet Mi ?,cilt:1,syf;213-276</p>
<p>(8)-Mısıroğlu,ag.e.,syf;271-277</p>
<p>(9)-Rıza Nur,Lozan Hatıraları,syf;119-121</p>
<p>(10)-Rıza Nur,Lozan Hatıraları,syf;99</p>
<p>(11)-Dr Rıza Nur,Hayat ve Hatıratım,cilt:2,syf;1096</p>
<p>(12)-Feridun Kandemir,Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay,syf;97</p>
<p>(13)-Kazım Karabekir’e Yapılan Şaka,Sebilürreşad,N.86,s,1</p>
<p>(14)-Ahmed Kabaklı,Temellerin Duruşması,syf;156</p>
<p>(15)-K..Mısıroğlu,age,cilt:3,syf;203</p>
<p>(16)-Hakimiyeti Milliye,4 Mayıs 1923</p>
<p>(17)-M.Akif Aydın,a.g.m,sy;2</p>
<p>(18)-Hilafet Ne Zaman Kaldırıldı ?,Yeni Şafak,23 Mart 1996,s.3</p>
<p>(19)-M.E..Hüseyni,Filistin Müftsünün Hatıraları,Libya,1970’den aktaran:M.Han Kayani,Güneydoğu Meselesi ve Büyük Türkiye’,Yeni Şafak,2 Ağustos,1996,s.8</p>
<p>(20)-Bilal Şimşir,,age,,syf;477-485</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozanin-gizli-yanlari-dayatmalar-ve-hilafetin-ilgasi/">Lozan’ın Gizli Yanları, Dayatmalar ve Hilafetin İlgası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-gizli-yanlari-dayatmalar-ve-hilafetin-ilgasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
