<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Harf İnkılabı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/harf-inkilabi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Nov 2017 13:03:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Harf İnkılabı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harf İnkılabı ve Türki Cumhuriyetler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ve-turki-cumhuriyetler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ve-turki-cumhuriyetler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2015 09:51:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ebuzziya Tevfik]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı ve Türki Cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Alfabesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8144</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harf ınkilabının halkın irade ve isteğine dayandığını söyleyebilirmiyiz; Ebuzziya: Harf gibi eğitimin, kültürün temeli sayılan şekli kaldırmayı halkın isteği olarak ortaya atmak tamamen uydurma ve iftiradır. Olamaz. 0 kadar ki, insan bir evde senelerce oturunca evin damı akar şu olur bu olur onu bile değiştirmeyi kolay kolay göze alamaz ayrılamazken, harf gibi bizim bin senelik [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ve-turki-cumhuriyetler/">Harf İnkılabı ve Türki Cumhuriyetler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10-3-nurbhve.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8145" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10-3-nurbhve.jpg" alt="Harf İnkılabı ve Türki Cumhuriyetler" width="384" height="313" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10-3-nurbhve.jpg 384w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10-3-nurbhve-300x245.jpg 300w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></a></p>
<p>Harf ınkilabının halkın irade ve isteğine dayandığını söyleyebilirmiyiz;</p>
<p>Ebuzziya: Harf gibi eğitimin, kültürün temeli sayılan şekli kaldırmayı halkın isteği olarak ortaya atmak tamamen uydurma ve iftiradır. Olamaz. 0 kadar ki, insan bir evde senelerce oturunca evin damı akar şu olur bu olur onu bile değiştirmeyi kolay kolay göze alamaz ayrılamazken, harf gibi bizim bin senelik kültürümüzün temelini değiştirmeyi halk hiçbir zaman düşünmemiştir.</p>
<p>Bu doğrudan doğruya Atatürk&#8217;ün emrinin neticesidir. İtiraz ufak tefek oldu. Neden daha büyük itirazlar olmadı? Atatürkün karizmasından. Ama maalesef büyük felakettir. Atatürk bunu yaparken o zaman ki memlekette okur yazar ade­tinin azlığından yola çıkarak bunu çoğaltmak yolunu tutmuştu. Ancak üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta var: 1925&#8217;te yapılan istatistikte okur yazar adeti yüzde 10-12 gibi bir rakam gösterilir. Bu tamamen uydurmadır. Neden? Çünkü okur-yazar diye söylüyor. Eski yazımızda okumak başkadır, okumayı yazmayı bilmek başkadır. Kur&#8217;anı Kerim&#8217;i okumayı bilmeyen Anadolu- da o devirde yok gibidir ama bunlar okumayı bilen insan olarak istatistiklere yazılmamıştır. Hatta harfleri değiştirmede mesnet teşkil etmesi için düşük göste­rildiği muhakkaktır. O zaman Anadolu da gazeteler birkaç yerde çıkıyor. İstanbulda 8-10 gazete var. Ve bunların yekünü 300-400 bini rahat bulurdu. Demek ki nüfusunun tamamı 1 milyon olan İstanbul&#8217;da gazeteler.400 bin satıyorsa bu­nun hepsi İstanbul değil Anadoluya da gittiği düşünülür ve bir gazeteyi en az 10 kişinin okuduğu hesap edilirse o devirde okuma bilenlerin sayısının hiç de az olmadığı ortaya çıkar.</p>
<p>Harf inkılabını getirdikleri ve götürdükleri ile değerlendirir misiniz. Bu değişiklikten kültürümüz ne kazanmıştır?</p>
<p>Ebuzziya: Harf inkilabı hiç birşey getirmemiştir sadece götürmüştür. Çünki, harfin, imlanın şekliyle bir memleketin ilerlemesi olmaz. Bir memleketi ilerleten yükselten eğitimin metodudur. Bizde de malesef bu tamamen yanlış anlaşılmış harflerin şeklini değiştirirsek bu iş yürür denmiştir.</p>
<p>Bizim eski yazı dünyanın en kolay yazılan en kolay okunan yazısı idi. Dünyanın en güç yazısı ise Japon yazısıdır. Öyle olduğu halde dünyadaki en kuvvetli memleketlerden biri Japonyadır. Japonya bin senelik kültürünü bozma­mak için o yazısını muhafaza etti. Çin, bizden ileridir yazısı aynı derecede güçtür. Kiril yazısı kullanan Rusya daha düne kadar dünyanın en güçlü devleti idi. Yunanistan yine Kiril kullanır, teknik ve kültür bakımından bizden bal gibi ileridir. Demek ki bu harfle değil sistemle ilgilidir.</p>
<p>İstasistiklere dikkat ederseniz bütün okuma yazma seferberliklerine, millet mekteplerine rağmen 1955 lerde okuma yazma adedinin 1925 lere nisbetle ancak yüzde 2-3 arttığını görürsünüz. Dolayısıyla bu inkilap memlekete zarardan başka hiçbir şey vermemiştir. Çünkü o zaman 25 milyon ümmi oldu. (Memlekette harflerimizi değiştirdiğimiz zaman kaç tane latin alfebesini bilen vardı? Galatasaray mezunları, Papaz mektepleri mezunları, bir de ailelerin kendi gayretleri ile çocuklarına latin alfebesini öğretenler, 25 milyonda bu olsa olsa 100 bin kişiyi ya bulur ya bulmazdı. Şimdi burada en büyük zarar Balkan Har­binde, arkasında. Cihan ve İstiklal harblerinde memleketin aydın sınıfı subay olarak cepheye gittikleri için onlardan büyük zaiyat oldu. Harplerin sonunda kim kurtuldu. Harpler sırasında 50-60 yaşında olan hakikaten Osmanlı kültürü ile yetişmiş insanlar bunların da içinden latince bilenlerin sayısı parmakla göste­rilecek kadar azdı. Bir anda ümmi oldular.</p>
<p>O zamanki gazetelerin koleksiyonlarını karıştırın, 16 punto ile yazılmış yazılar var. Tefrika kalktı, makale kalktı ve bu aylarca sürdü. 1930-32 yıllarında bir kitap 300 adet basılırsa sevinilirdi. Ben o zaman Ebuzziya Matbaasını idare ederdim 1933&#8217;de 500 kitap basıldığında &#8220;Aman Allahım 500 kitap basıldı&#8221; diye sevinilirdi. Ermeniden dönme Müslüman Semih Lütfî, küçük cep kitapları çıkartmaya başladı ve baskılar 1000&#8217;e doğru yükseldi ancak 1933 yılında.</p>
<p>İkincisi 1930 yılında Şikağoda yapılan bir Göz hekimleri Kongresi&#8217; nde bir Alman fevkalade enteresan tebliğ vermiştir. &#8220;Niçin gözlük kullanılıyor?&#8221; diye yaptığı araştırmasında Latin ve Kiril alfabesiyle yani tek tek yazılan harflerle yazanların arasında gözlük kullananların sayısı 40 yaşından sonra yüzde 85 Arap harfleri kullanan memleketlerde okur yazarların 40 yaşından sonra gözlük kullanma oranı ise yüzde 15. Adam sebebini buluyor. Tek tek harfli alfabe kullanan memleketlerde göz evvela harfleri görüyor yanyana getiriyor ve ondan sonra okuyor. Arap harflerinde klişe olarak okuyor. Arap harfleri en kuvvetli stenoya faiktir. Neden? Çünkü steno Arap harfi kadar çabuk yazılır ama her stenoyu yazan adamın kendisine göre usulü vardır. Bir stenoyu yazan öbür stenoyu okuyamaz. İkincisi o stenoyu yazan adam sonra onlara okunur yazıya çevirmesi lazım. Eski yazıda bu yok herkes yazar herkes de okur­du. Hele yazmayı kaidesine uygun bir şekilde öğrenmiş, hüsnü hat dersi almış ise okunmamasının imkanı yok. Bu kadar kıymetli şeyleri ayağımızla teptik.</p>
<p>Geri dönmekte mümkün değildir. Ama Orta l&#8217;den itibaren eski yazımızı mecburi ders olarak koymak elzemdir. Bu bizi bütün eski eserlerimize ulaştıracağı gibi Ortaasya’daki Türkler&#8217;le de irtibatımızı sağlamak imkanı vere­cektir.</p>
<p>….Türkiye&#8217;deki harf İnkılabının sadece maarif için yapıldığı söylenebilir mi?</p>
<p>Ebuzziya: Sadece maarif için yapılmıştır.</p>
<p>İstanbul basınını susturmak gibi bir gaye…</p>
<p>Ebuzziya: Zaten Takriri Sükun kanunu vardı. Harf inkılabı öncesinde­ki gazetelere bakarsanız hiçbir tenkit yoktur, muhalefet imkanı yoktur. Dolayısıyla susturacak gazete kalmamıştır. Takriri Sükun harf inkılabından biraz sonra kaldırılır çünkü inkilap sonrası gazete tirajları 300-500&#8217;e inmiştir. Ondan önce umumi yekûn 300 bini aşkındı. Bizim Tevhidi Efkar eski yazıyla en  yüksek tirajı yakalamış gazetedir 1925&#8217;te 45 bin. Takriri Sükun ile kapatıldı.</p>
<p>Sovyet mahkumu Türkler tek alfebe ile idare edebilirler mi?</p>
<p>Ebuzziya: Fevkalade önemli konu. Çünkü Latin alfabesi telaffuza göre  yazılan alfabedir. Türk aleminde imla yüzde 95 bir imladır. Ama telaffuzu fark  eder. Mesela vatan kelimesi vay, tı, nun harfaleriyle yazılıyor. Biz burada vatan diye okuyoruz. Ozbekler, vitin diye okuyor. Özbek onu vitin diye yazdığında vatan demek istediğini nerden anlayacağım?.</p>
<p>Şimdi Kiril alfabesini bırakmaları şart. Türkiye ile irtibat için Latin alfabesi de zaruri. Ama benim korkum aradaki kök bağın kopmasıdır. Birbirimizin ne dediğini anlamayacağız. Herkes telaffuzuna göre yazacak. Benim gördüğüm tek çare, bizimle beraber bütün Türk aleminin okullara derhal Eski Türkçe dersi koyarak birliği muhafaza etmesidir. Yoksa Türk birliğinin kaybolması yüzde yüzdür. Büyük hatadır. Çift alfabe bilir hale getirmek zaruridir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de lisan konusunda mutabakat sağlanamaması Türk dünyasına yansıması nasıl olacaktır?</p>
<p>Ebuzziya: Rahmetli Suat Hayri Ürgüplü den dinlemiştim, hatıratım ya­zıyordu bu kısmını koydu mu bilmiyorum. Suat Hayri Ürgüplü, Başvekil sıfa­tıyla Rusya&#8217;ya ziyarete gitmişti. Politbüro&#8217;da Aliyes isminde bir görevli bir fırsa­tım bulup Suat Hayri&#8217;ye &#8216;Allah aşkına bu yaptığınız çılğınlık nedir&#8221; diyor ve de­vam ederek &#8220;Atatürk Türklüğe en büyük zararı verdi Harfleri değiştirerek ara mızdaki irtibatı, kopardı. Şimdi siz Türkçeye acayip acayip uydurma kelimeler sokuyorsunuz,radyonuzu köşe bucak sakınarak dinlemeye çalışıyoruz. Türkiyeden haber alalım diye hiçbir şey anlamıyoruz nedir bu yaptığınız?&#8221; Nitekim bu uydurukcacıların ekserisi Rusya&#8217;nın tesirinde kalan ve bazısı ajan olarak çalışan kişilerdir. Gaye Türk birliğini dağıtmaktır.</p>
<p>Nurullah Ataç, Ulus’ta uydurukça dolu yazılarını yazarken gazetenin tirajı 3-4 bin kadardır. Nurullah Ataç&#8217;ı okuyan 300 kişi ya var ya yoktu. Ulus&#8217;un  Nihat Erim idaresinde DP zamanında yayınlanırken şöyle bir ilanı vardı: Yeni bir tefrika ilanı &#8216;’Merak etmeyin bu herkesin anladığı Türkçe ile.” O zaman  herkes gülüp geçiyordu bu uydurukcuya ama TV çıkınca tekrar ede ede kul­lanılır hale getiriliyor. Bu Türkler&#8217;e karşı bir sabotajdır. Hepsi ajan demiyorum katiyyen ama tesir altında kalıp sonda da adi bir taassupla devam ediyorlar.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ve-turki-cumhuriyetler/">Harf İnkılabı ve Türki Cumhuriyetler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ve-turki-cumhuriyetler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harf İnkılabı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2015 20:35:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Rıza Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yine yeni bir inkılâbı&#8230; Bu adam duramıyor. Her yıl bir inkı­lâp yapmak heves ve ihtiyacında. Şimdi bununla da Harf Gazisi oldu. Binbir lâfza-i cemaline bir daha ilâve etti!&#8230;Halbuki iddiaları gibi, Lâtin harfi mes&#8217;elesi onun işi ve iddiası değil ki. Bun­dan altmış-yetmiş yıl evvel İstanbul matbuatından Lâtin harfi leh ye aleyhinde münakaşalar olmuştu. On yıl evvel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi/">Harf İnkılabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf_devrimi.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7293" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf_devrimi.jpg" alt="Harf İnkılabı" width="531" height="296" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf_devrimi.jpg 531w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf_devrimi-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" /></a>Yine yeni bir inkılâbı&#8230; Bu adam duramıyor. Her yıl bir inkı­lâp yapmak heves ve ihtiyacında. Şimdi bununla da Harf Gazisi oldu. Binbir lâfza-i cemaline bir daha ilâve etti!&#8230;Halbuki iddiaları gibi, Lâtin harfi mes&#8217;elesi onun işi ve iddiası değil ki. Bun­dan altmış-yetmiş yıl evvel İstanbul matbuatından Lâtin harfi leh ye aleyhinde münakaşalar olmuştu. On yıl evvel de oldu. İki yıl evvel de oldu. Bütün erbabı tefakkür ve Darülfünun profe­sörleri müttefikan Lâtin harfi aleyhine rey verdiler,</p>
<p>Mustafa Kemal bu işi de yine bir kanun darbesiyle birden yaptı. O, makûl söz dinler mi? Makûl, söz söylemeğe gelmez. Aksini yapar. Birgün İstanbul&#8217;da. Dolmabahçe Sarayına bütün meb&#8217;usları toplamış. Onlara ders vermiş. Burda tuhaf bir şey ol­muş. Mustafa Kemal &#8220;dır&#8221; edâtı haberine &#8220;tır&#8221; diyor. Selânik şi­vesi, Celâl Nuri kalkmış &#8220;dır&#8221; dır diyor. Gazi gazaba gelmiş, hid-detle&#8221;tir&#8221; diyor. Celâl Nuri derhal &#8220;Evet efendimiz! tir&#8217;dir bile­medim&#8221; diyor. Padişahlar gibi &#8220;Efendimiz&#8221; olmuştur. Celâl Nu­ri&#8217;yi bir dumansız drıtnuata benzeterek Süleyman Nazif güzel tarif etmiştir, fakat bununla bazı şeyler unutmuştur. &#8220;Kaptanı korkak, kararsız, dönek&#8221;dır, Kaptan Celâl&#8217;in yüreği ve ruhudur. Binaenaleyh bu cidden malûmatlı olan ve kimseye zararı olma­yan bir insan bulunan Celâl Nuri dümensiz, pusulasız, kaptan korkak ve dönek, müthiş bir drıtnauttur.</p>
<p>Celâl Nuri &#8220;tir&#8221; dedi. İşin içinden çıktı. Ne yapsın&#8230; Mustafa Kemal ilk Sarayburnu gazinosunda bu işi yaptı ve orada nutuk verdi.. Tam yeri. Çünkü gazino onun akademisidir. Hemen ka­nunu da yapıp, eski harfleri yasak etti.</p>
<p>Baktım Mecliste bunu ilk müdafaa eden İsmet oldu Ve: &#8220;Bu inkılâp Türkün terakki yolunda en büyük adımı&#8221; diye tefsir etmiş. Şaştım. Ben Ankara&#8217;da iken, bir gün İsmet bana Lâtin harfi hakkındaki fikrimi sormuştu. Aleyhinde olduğumu söylemiş­tim. Sebebini sormuştu, izah ettim. İsmet de bana &#8220;Ben de aleyhindeyim&#8221; demişti. Şimdi en meddahı ve âlet İsmet&#8217;tir. Hayret&#8230; Bu adam ne iki yüzlüdür?&#8230; Ne kanâati hilâfı işler görür? Mev­kide dursun da ne olursa olsun, her haltı yer? Asıl olan mevki­dir. Sonra &#8220;Bern&#8221; sefiri Münir&#8217;den işittim. Müze Müdürü Halil Bey oraya gelmiş. Halil Bey &#8220;Hayret ediyorum. İsmet Lâtin har­finin aleyhinde idi. Bana söylediydi. Şimdi kendi yaptı. Ve met­hediyor&#8221; demiş. Münir doğru sözlü bir adamdır. Korkak olduğu halde fırsat bulursa hakikati söyler. Elverir ki, söyleyecek na­muslu, emin adam bulsun. Nitekim İsmet&#8217;ten titrediği ve onu tutan İsmet olduğu halde Bern&#8217;e giden Yusuf Kemal&#8217;e &#8220;Lozan Muahedesinin dörtte üçünü yapan sırf Rıza Nur&#8217;dur, bütün bi­ze cesaret veren odur. Yoksa kötü bir muahede imza edilecekti&#8221; demişti. Aynen Yusuf Kemal bana söyledi.</p>
<p>Yeni harf için her tarafta mektepler açtılar. Halkı cebren bu mekteplere şevkettiler. Birden gazete satışları durdu. Kitap neş­riyatı durdu. Hâlâ böyle. Hükümet bunlara tazminat veriyor. Mektep kitapları kalmadı. Yeniden basılmaları milyonlar ve uzun zaman istiyor. Bizde millî bir matbaa sanatı vücuda gel­mişti. Harfleri İstanbul&#8217;da döküyorlardı. Şimdi tuttular Avru­pa&#8217;dan harf satın aldılar. Sade Fransa&#8217;dan yirmibeşbin kilo aldı­lar. Bu da yetişmedi. Laipzig&#8217;deki meşhur kütüphane ile kontrat yapıp, mektep kitaplarını orada bastıracaklarmış, bu da milyon­lar istiyor. Bu işi böyle birden hiçbir insan yapamazdı. Yaptı. Fa­kat herşey alt üst ve mahvoldu. Bir irfan fetretidir başladı. Bu fetret yıllarını bilmem ne ile tazmin edecekler. Başka milletler ir­fan sahasında dörtnala koşuyorlar. Biz ise gerideyiz. Şimendifer- le koşmamız, hattâ tayyare ile gitmemiz lâzımdı. Bil&#8217;âkis dur­duk. Durduk değil, eskisini de mahvettik.</p>
<p>Güya yenilik, teceddüd yapıyor. Hadi birde harice milyonlar vererek birçok yazı makineleri aldılar. İşitiyorum. Hâlâ yazmı- yorlarmış. Elbet, bu bir günde olmaz. Evolosyon işidir. Mustafa Kemal her şeyin kanun darbesiyle ve âniolacağına kani. Evet fe­si bir günde milletin başından alıp atabilirsin. Fakat yeni yazıyı okutamazsm. Ben çocukluğumdan beri Fransızca ile meşgulüm. Öyle iken hâlâ Türkçeyi Lâtin harfleriyle dürüst ve sür&#8217;atle oku­yamıyorum. Çünkü yazı bir resim mes&#8217;elesidir. Şekil ve resimdir ki, zihinde kalır ve idraki yapar. Halbuki, Fransızcayı sür&#8217;atle okuyorum.</p>
<p>İşte bugün millî tasarruf yapanlar bu suretle de harice mil­yonlar verdiler. Bunlar kabahat değil ha&#8230; Şapka, Yavuz, Bahriye Vekâleti, yazı, yazı makinesi, milyonlar yedi. İktisadî buhran gelmez de Roçilt mi gelir? Demek ithalât ve ihracat muvazene­sinde müthiş açığı yapmakta en ziyade kendileri mes&#8217;uldür. Ne-nize lâzım yazı makinesi&#8230; Kel başa şimşir tarak. Bunu Avrupa­lılar kullanır. Çünkü vakitleri dar, işleri çok.Bizde öyle değil ki&#8230; Vakitten çok, işten az ne var? Her şey bir ihtiyaç üzerine yapılır. Bunlar süs diye yapıyor. Allahın verdiği ellerimiz, güzel millî mahsûl yazı makineleri idi. Bize daha yirmi yıl yeterdi&#8230;</p>
<p>Bu husus mekteplerde cebr ile bir kısım memurlar bu yazıyı öğrendiler; fakat yine dürüst yazıp okuyamıyorlar. Devlet idare­sinde işler durmuştur. Derkenarları ne diğer memurlar ne de hattâ bizzat yazan memurlar okuyamıyorlarmış. Henüz memle­kette stenografi bilinmediğinden mahkemelerde, Millet Mecli­sinde zabıtlar tutulamıyormuş. Bunları zarurî yine eski yazı ile yapıyorlarmış. Eski yazı adetâ stenografi idi.</p>
<p>Biri bana dedi ki: &#8220;Amma çok insan yeni yazıyı çabucak öğ­rendiler.&#8221; Ben de şu cevabı verdim: &#8220;Bu gayret, bu cebir eski ya­zı için yapıldı mı? Yapılsaydı aynı netice olurdu.&#8221; Öyledir. Sus­tu.</p>
<p>Bunu yaptı, bari dürüst bir yazı yapsaydı. O da yanlıştır, pek eksiktir. Türkçeyi okutmaya kabiliyetili bir yazı değildir. Nite­kim pratik gösterdi. Bu yazı telâffuzu aynen zaptedemiyor. Böy­le hafifmeşrebine ve bir günde yapılan iş böyle olur. Hiç olmaz­sa bunu evolosyona, tedrice terkedeceklerdi. Yazı yapılacak ise, evvelâ münakaşaya arzedilecek, mütalealar toplanacak, sonra bir komisyon yıllarla uğraşacak, bir iyi yazı meydana gelecekti. Sonra bununla ticaret işleri, hükümet işleri görülmeğe, bazı ga­zeteler çıkarılmağa başlanacak, kırk-elli yılda eskisi bitecek idi. Buncağızı olsun düşünemediler.</p>
<p>Mustafa Kemal! Sen böyle şeye ne karışırsın? Bu mütehassıs işi. Birtakım dalkavuklardan bir komisyon yaptı; fakat onları da dinlemek değil, kendi onlara emretti. Bu encümende Fazıl Ahmed de var. Niye bu Türk dilini yapan encümende Dönme İbrahim Necmi, Giritli AhmedCevad var. Zavallı Türk dili! FazilAhmed sevdiğim biridir. Kıymetli, namuslu adamdır. Zavallı açtı. Bir gün Kadıköy vapurunda rastgeldim. Mustafa Ke­mal&#8217;in aleyhinde, Lâtin harfinin de aleyhinde idi. Bana neler söyledi. Ne ise çatmış&#8230; Mustafa Kemal onu tuhaf sözlerinden sevmiş. Necmeddin Sadık, Gazi ile encümen arasında vasıta imiş. Tıpkı eski saraylarda padişahın perde arkasında veya ka­fes arkasında olması gibi. Fazıl Ahmed bu!&#8230;</p>
<p>Durur mu? Nec­meddin Sadık&#8217;a derhal &#8220;Cibril-i Emin&#8221; adını vermiş. 0 gelir­ken &#8220;Gel! Cibril-i Emin, yine ne ayet var?&#8221; dermiş. Bunu Mus­tafa Kemal&#8217;e söylemişler, kızmamış; bil&#8217;âkis keyiflenmiş. Ne ise Fazıl Ahmed yüzkarası bir teşrif iye yazarak meb&#8217;usluğa çırağ çıkarıldı da açlıktan kurtuldu. Kimbilir defterine ne hezel mev­zuları toplamaktadır. Ve kendini de ne rezil etmekte ve edecek­tir. Fazıl Ahmed Türkçeyi iyi telâffuz edemez. Peltektir. İbra­him ile Cevad da anadilleri başka olduğundan, Türkçeyi fena telâffuz ederler. İşte bunlardır ki, bir kamusla Türkçeye telâffuz ve imlâ tayin ettiler. Bunda Mustafa Kemal&#8217;in de irfanı ve him­meti vardır.</p>
<p>Bu yazıdan irfanı ve İktisadî büyük zararlar olmuştur. Yazı­nın kusurlarını bir bendde de Oğuznâme&#8217;de yazdım. Zaten bun­ları ve zararlarını Türk Tarihi&#8217;nin onüçüncü cildinin &#8220;Türk Yazı­sı&#8221; bahsinde tafsil etmiştim. Ne çare ki, henüz neşredemedik. Nihayet Rövüdö Türkoloji&#8217;nin ikinci numarasında Fransızca bir makalede neşrettim. Şunu söylerim ki, bu yazı ile kütüphaneler­de asırlardan beri yığılmış olan eski Türkhazine-i irfanı mahvol­muştur. Şu Yakup Kadri ne dalkavuktur. Yeni yazıyı metih, eski yasayı zemmeden müthiş ve mantıksız makaleler yazdı. Birinde diyor ki, &#8220;Kütüphanelerdeki kitaplar sıfırdır. Hiçbir kıymeti yoktur. Toz pislik yığınıdır,&#8221; Celâl Nuri de: Eski kitaplan Bayazid meydanına doldurup yakmazsak, bu millet kurtulmaz&#8221; di­yor. Bu müthiş bir cinayet, büyük bir ahmaklık, derin bir cahil­lik.</p>
<p>Onlar kıymetli hazineler ki, burada Avrupa âlimlerini görü­yorum, bayılıyorlar. Bazan bunların içinde öyle mühim malûmat buluyorlar ki, ilmin karanlık bir yerini tenvir ediyor. Yakup Kad­ri çok aşağı şey&#8230; İttihatçıların dalkavuğu idi. Onlar gidince der­hal aleyhlerine döndü. Bu sefer Mustafa Kemal ve İsmet&#8217;i buldu. Onlar da gidince derhal aleyhlerine dönecektir. Verem de&#8230; Ne­ne lâzım. Üç buçuk günlük ömre bu değer mi? Biraz zararsız ro­mancısın, şununla vaktini geçirsene&#8230;</p>
<p>Bugün yılda Fransa&#8217;da onbeş bin kadar eser neşrediliyor. Biz­de bir tane bile neşir kalmadı. İtalya&#8217;da neşriyat Mussolini&#8217;den beri azalmış. Bu da istibdadın, pederâne bile olsa irfana ne müt­hiş darbe olduğunu gösterir. Yeni yazı sökmedi. Halâ herkes mektuplarını eski yazı ile yazıyor&#8230; Mustafa Kemal, İsmet de öy­le yapıyor.</p>
<p>Bu esnada gülünç ve feci bir şey oldu: Mustafa Kemal &#8220;Kaf-q harfini kabul etmem. Lüzumsuzdur&#8221; dedi. Bir mektep muallimi Milliyet gazetesinde &#8220;Aman Paşam etme bu &#8220;Kaf&#8221; lâzımdır. Ka­bul et!&#8221; diye yalvarıyor. Akıllı ve hamiyetli bir adammış. Buna Mustafa Kemal madde halinde yine o gazetede cevap veriyor. Hülâsası şu: &#8220;Olmaz, aklım ermiyor, kabul etmem&#8221; dedi. Etme­di. Vah&#8230; Yazık&#8230; Hem bu adam bu harf mes&#8217;elesini asker emrü kumandası halinde madde madde tebliğ edip işi bitirdi. Ayol bu ilim. Böyle olmaz. Bu ne istibdâd! İşleri hep böyle yapıyor. Bildi­ği sade askerlik&#8230; Onda da neleri var? Beşeriyet ne küçülmüş­tür!&#8230; Bir kitleye böyle bir adam keyif ve arzusunu, her sahada keyfemayeşâ tatbik ediyor, cihan-ı beşeriyet onu kurtaramıyor&#8230; Acıklı şey&#8230; Buna nasıl tahammül ediliyor?!&#8230;</p>
<p>Derken bir İmlâ Lügati yaptılar. &#8220;D&#8221; leri &#8220;T&#8221;, &#8220;Kalmıyor&#8221; ı &#8220;Kalmıyor&#8221; yaptılar. Bunlar hep Selânik Dönmesi dilidir. Mus­tafa Kemal&#8217;in dili. Türkçe berbad edildi. Şimdi gazeteler de hep böyle yazıyorlar. Fatih Rıfkı, İstanbullu. Yakup Kadri Anadolulu  olduğu halde onlar da böyle yazıyorlar, Bunlarınkisi dalkavukluk,göze girmek. Bu alçaklıktır. Bir göze girip çöplenmek için bir milletin diline balta vurulmaz.</p>
<p>Bunda da yine bir rezalet oldu. Bîr İngiliz bu lügati almış, Taymis&#8217;te bir makale yazmış. Diyor ki: &#8220;Türkçe ne iptidaî dilmiş. İngillizceye nisbetle yüzde yirmi lügati yok.&#8221; Bu süz lügate güre doğru. Fakat bunların bilmediği, kamusa dercedemedikleri da ha ne kadar lügat var. Tabiî İngiliz onu bilmez. Hasılı şu imlâ Lügatlarıyla Türk&#8217;ü âleme rezil ettiler, iptidaî gösterdiler. A ferin, iyi hizmet ediyorlar.</p>
<p>Bu yazının belâsı sade bunlar değildir. Asıl sonra olacaktır. Eski yazıya ric&#8217;at edilmezse bile, bu yazı behemehal tadil ve ıs­lâh edilecektir. Bu zarurî bir ihtiyaçtır. Yine bir hercümerc&#8230; Hadi&#8230; O kadar zorla okuyup yazma öğrenenler yine ümmü ola­cak&#8230; O vakte kadar yazılmış kitaplar, hükümet dosyalan hep hi­yeroglif olacak. Yeniden matbaa harfleri, yeniden okutmak, ye­niden kitap, satın alman yazı makineleri işe yaramayacak. O ka­dar masraf, emek, zaman, habaen mensura!.,. Yeniden müthiş masraf&#8230; Hasılı büyük belâya girilmiştir. Ne yapacağız bilmem?..</p>
<p>Ecnebilerin bu harf ve şapka meselesine memnun olacaklarını zannederdim. Bıl&#8217;âkis hurda âlimlerden birkaçı bana aley­hinde söylediler. Böyle şeyler evolosyon işidir. Bir darbe ile ol­maz. Anarşidir. Hem siz orijinalitenizi kaybedersiniz, kıymetiniz kalmaz. Hem bu vicdanî iştir. Tahakküm yapılmamalıydı&#8221; de­diler. Pek doğru..,</p>
<p>Mustafa Kemal bir türlü İstanbul&#8217;a gidemiyordu. Bursa&#8217;ya geliyordu. Henüz ben İstanbul&#8217;da idim. O yaz Bursa&#8217;ya gelmiş­ti. Bizim evin yanında Süreyya Paşa bir musiki kulübü açmıştı. Birtakım sazende ve hanende kızları toplayıp Bursa&#8217;ya Gazi&#8217;ve götürdü. Kötü rezaletler oldu. Mezhebi geniştir. Müthiş de ayyaştır. Mustafa Kemal&#8217;e yanaşıp mevkiye geçmek peşinde. İmti­yazlar almak İçin uğraşıyor. Meselâ Adalar&#8217;a elektrik ve su işi peşinde, Kadıköy Halk Fırkasında hamal gibi de çalışıyor. Ben bu adamla karımın amcası olduğu halde görüşmezdim. Torunu­nun yüzünde çıbanlar olmuştu, doktorlar iyi edememiş. Karım vasıtasiyle bana rica ettiler, ilk defa olarak evlerine gittim. Bizim mahut babadan kalma merhemi sürdüm iki günde iyi oldu. Bundan sonra beş-on defa biz onları, onlar bizi ziyaret ettik. Hepsi bu kadar. Bu esnada Süreyya benimle Mustafa Kemal aleyhinde de konuşuyordu. Hem öyle, hem böyle&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal öldürüleceğinden korkarak İstanbul&#8217;a gel­mezdi. İttihatçılara tırpan attıktan sonra, benim Paris&#8217;te bulun­duğum ilk yaz İstanbul&#8217;a gelmiş, oranın askerî idaresini Şükrü Naîli&#8217;nin eline vermişti. Şükrü Naili en emin adamıdır. Artık de­mek İstanbul&#8217;dan emin.</p>
<p>Cumhuriyet Devrinin Perde Arkası , Dr. Rıza Nur</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi/">Harf İnkılabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelime Uydurukçuluğun Perde Arkası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kelime-uydurukculugun-perde-arkasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kelime-uydurukculugun-perde-arkasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 17:11:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime Uydurukçuluğun Perde Arkası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmişi topyekun inkâr planının bir parçası olarak ele alman dil meselesi sağlam bir temele oturtulmadan, kültür erozyonuna çare bulmak mümkün değildir. Bir takım şahıs ve müesseselerin keyfine tabi olarak durmadan değişen, değiştirilmeye çalışılan türkçe ile, bugünkü fikir ve san’at güdüklüğümüz meydana gelmiştir. Fikir ve san’atm vasıtası olan dil, «devrim» yapma merakı ile ve sun’l zorlamalarla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kelime-uydurukculugun-perde-arkasi/">Kelime Uydurukçuluğun Perde Arkası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişi topyekun inkâr planının bir parçası olarak ele alman dil meselesi sağlam bir temele oturtulmadan, kültür erozyonuna çare bulmak mümkün değildir. Bir takım şahıs ve müesseselerin keyfine tabi olarak durmadan değişen, değiştirilmeye çalışılan türkçe ile, bugünkü fikir ve san’at güdüklüğümüz meydana gelmiştir. Fikir ve san’atm vasıtası olan dil, «devrim» yapma merakı ile ve sun’l zorlamalarla dejenere edilince, ilimde ve kültürde seviyesizlik olmaması imkânsızdır. Hele bizde hâlâ yapıldığı gibi(1978) gazete ilanları ile piyasaya kelime çıkarmak; asırların potasında beliren ve şekillenen kelimelerimizi de budamak, cinayetten başka bir şey değildir.</p>
<p>Fotoroman ve magazin seviyesini aşamayan genç neslin vebali, uydurukçacılarımızın omuzundadır. Çünkü, tarihî tekamülü içerisinde, tabii olarak yapacağı gelişmelerin beklenmesi gerekirken, acele müdahalelerle dilimiz, en azından kısırlaştırılmıştır. Şanlı şerefli bir mazinin ve medeniyetin insanlarını, birkaç yüz kelimelik bir dile mahkûm etmek, acaba sadece gaflet midir?</p>
<p>Kelime başına para vererek, lisan imal etmeye çalışanların, ister İstemez sebeb oldukları neticelerden en mühimi, millî birlik ve beraberliğimizi bozmalarıdır. Öyle ki, baba ile oğulun zor anlaştığı, dede ile ise, adeta tercümana ihtiyaç duyulduğu bir vasatta; cemiyetin temel taşı olan aile sarsılmaktadır herşeyden önce&#8230;</p>
<p>Rus esaretinde yaşayan türklerin durumuna baktığımız zaman bu gerçeği apaçık görmekteyiz. Ruslar işgal ettikleri Türkistan’daki dil birliğini bozarak işe başlamışlardır. Dil birliği bozulunca, aynı dili konuşan kabileler zamanla anlaşamaz olmuşlardır.</p>
<p>Moskova’da hususi olarak yetiştiril miş mütehassıslar, şive farklarını çoğaltıp geliştirecek çalışmalar yaptılar. Böylece, her bakımdan bir ve beraber olan kabileler, dilleri farklılaştırılarak, ayrı milletler haline getirilmişlerdir«</p>
<p>Gramer kaidelerinin bozulup değiştirilmesi, yeni ve köksüz kelimeler uydurulması gibi faaliyetler sonunda; mevcut dil ifade gücünü yitirmekte, edebi zevke hitap edememekte ve kültür ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gel mektedir. Bu durum sağlandıktan sonra da, «bütün şivelere Rus alfabesini, Rus terimlerini ve hatta Rusçaya uygun gramer kaidelerini zorla» getirmektedirler. Böylece, Rusya’daki müslüman Tiirkler arasında, yavaş yavaş ve sinsice meydana getirilen kopukluk sayesinde onlara hakim olmaktadırlar.. Dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist Rusya’nın, milli birliğe giden en emniyetli bir vasıtayı bozması, aslında kendi davası bakımından normal görülebilir amma, ya bizde olanlar&#8230;</p>
<p>İçimizdeki gafillerin ve hainlerin de desteğiyle, komünistler tarafmdan devamlı saldırıya uğrayan iki kalemiz var bugün: Dinimiz ve dilimiz&#8230;</p>
<p>Cemiyet fertlerini birbirine bağlıyacak ve harici tecavüzlere karşı müdafaayı ve kenetlenmeyi sağlıyacak bu iki kale, herhalde hiçbir bozguncunun işine gelmemektedir.</p>
<p>Bilhassa kızıl Rusya’nm bu iki manevi gücümüze karşı alâkasız kalması düşünülemez. Nitekim, din konusunda olduğu gibi, dil konusunda da boş durmamıştır.</p>
<p>İstanbul ve Boğazların hayaliyle asırlardır yanıp tutuşan Rusya, bu hedefine gidecek yollardan biri olarak, Tiirkçenin bozulması planlarını yıllar önce düşünmüştür. Moskova&#8217;nın emriyle hazırlanan Türkçeye suikast programı, diğer Türk illerine tatbik olunandan pek de farklı değildir. «Türkçenin sentaksına ve namusuna da aynı merkezden çıkan emirlerle el uzatılmış, aynı erkan-ı harp heyetinin kararlarıyle hücuma geçilmiştir. Bu yoldaki faaliyetlerini çok sıkı ve esası tutmuş olan Rusların hiçbir fedakârlıktan kaçmamış oldukları bugün tesbit edilmiş gerçeklerden biridir.Bilhassa Dil Kurumu’nun içine sızarak Türkçe’nin katliamını,her yıkıcı harekette olduğu gibi,bir ilericilik hamlesi olarak okumuş yazmış zümreye kabul ettirmek hünerini göstermişlerdir.</p>
<p>&#8230;Şurası artık tarihin dudağına mal olmuş bir hakikattir ki, Türkiye’deki (Dil Devrimi) ve An Türkçe adını taşıyan katliam, şimal komşumuzun kendi hudutları içinde bulunan Türk kavim ve kabilelerine tatbik ettiği bölme ve parçalama politikasını Türkiye Türklüğüne de İntikal ettirmiş olmasının bir neticesidir.»</p>
<p>Oysa ki Ruslar komünist ihtilali gerçekleştikten sonra,katiyyen birbirlerine dokunmamışlar,olduğu gibi muhafaza etmişlerdir. Be husustaki görüşünü Stalin şöyle anlatıyor :</p>
<p>— Rus dili, Ekim Devriminden önce nasılsa genellikle öyle kalmıştır.</p>
<p>&#8230;Rus dilinin temelini oluşturan ana söz dağarcığına ve dilbilgisi sistemine gelince, bunlar, &#8230;ortadan kalkmak ve yerlerini yeni bir ana söz dağarcığına ve yeni bir dilbilgisi sistemine bırakmak şöyle dursun, oldukları gibi kalmışlar ve hiç bir önemli değişikliğe uğramamışlardır; modern Rus dilinin temeli olarak kalmışlardır.»</p>
<p>Demek oluyor ki, komünist Rusya,kendi dili için reva görmediği bir lisan suikastini yıpratmak istediği milletler için kullanmaktadır. Ve hele de başka yollarla netice alamadığı müslüman Türkiye’de «arılaştırma» «özleştirme», perdeleri altında çalışmakta, çalışacakları içimizden bulmaktadır.</p>
<p>Köprü Dergisi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kelime-uydurukculugun-perde-arkasi/">Kelime Uydurukçuluğun Perde Arkası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kelime-uydurukculugun-perde-arkasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Latin Harfleri Kabulü ve Sonrası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/latin-harfleri-kabulu-ve-sonrasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/latin-harfleri-kabulu-ve-sonrasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 16:50:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[D.Mehmed Doğan-T.c Tarihine Giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[D.Mehmed Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Halifeliğin kaldırması]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Harfleri Kabulü ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Saltanatın Kaldırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Soyadı kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Takrir-i Sukun Kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3892</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâmî harflerin okuma yazmayı güçleştirdiği, Latin harflerinin kabulü sırasında en fazla ileri sürülen bir iddia olmuştur. Hatta Mustafa Kemal, bütün vatandaşların bir kaç yıl içinde Latin harfleri sayesinde okur yazar olacaklarını öne sürmüştür.Bir ülkedeki okuma yazma oranının tek başına alfabe ile ilgili olmadığı, Latin harfleri uygulamasından sonra daha iyi anlaşılmıştır. Latin harflerinin kabulündan sonra da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/latin-harfleri-kabulu-ve-sonrasi/">Latin Harfleri Kabulü ve Sonrası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/harf-devrimi.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2338" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/harf-devrimi.jpg" alt="harf-devrimi" width="540" height="353" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/harf-devrimi.jpg 574w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/harf-devrimi-300x196.jpg 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" /></a></p>
<p>İslâmî harflerin okuma yazmayı güçleştirdiği, Latin harflerinin kabulü sırasında en fazla ileri sürülen bir iddia olmuştur. Hatta Mustafa Kemal, bütün vatandaşların bir kaç yıl içinde Latin harfleri sayesinde okur yazar olacaklarını öne sürmüştür.Bir ülkedeki okuma yazma oranının tek başına alfabe ile ilgili olmadığı, Latin harfleri uygulamasından sonra daha iyi anlaşılmıştır. Latin harflerinin kabulündan sonra da Türkiye’de okur yazarlık nisbeti uzun süre büyük yükseliş göstermemiştir. Türkiye’nin ekonomik bakımdan belirli gelişmeler gösterdiği 1950 sonrası ve 1970 sonrasında bütçeden eğitime ayrılan paya paralel olarak okullaşma yaygınlaşmış, öğretmen sayısı artmış ve netice olarak okur yazar nisbetinde de ciddi artışlar sağlanmıştır. Abdülhamid dönemindeki maarif ıslahatının gelişme temposunun sürdürülebilmesi halinde, harf değişikliği olmadan da, hatta daha büyük bir okur yazarlık oranına edişilebileceği öne sürülmektedir.</p>
<p>19. yüzyıldan itibaren kullanılmakta olan alfabenin ıslahı ile birlikte Latin esaslı bir alfabenin faydalı olabileceği yönünde görüşler öne sürülmüş, tartışmalar yapılmış, fakat bu görüşler hiç bir zaman ciddi mânada taraftar bulamamıştır.</p>
<p>İlk devrimler dönemini “Türkiye Devletinin dini din-i islamdır&#8221;hükmünü Anayasa&#8217;dan çıkararak tamamlayan Tek Parti yönetimi, aynı zamana kadar bir aydın fantezisi olarak tartışılan alfabe değişikliği konusunu da ciddi olarak gündeme getirmiştir. Kısa süren bir hazırlık döneminden sonra 1 Kasım 1928’de Latin harflerine geçilmesi ile ilgili kanun kabul edilmiştir. Kanunun 1. maddesinde “şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut (ekli) cetvelde şekilleri gösteren harfler Türk harfleri ünvanı ve hukuku ile kabul edilmiştir” denilmiştir.</p>
<p>Kanun, 1929 yılı başından itibaren Latin harflerinin kullanılmasını mecburi tutuyordu. Bu sürenin çok kısa olduğu ortadadır. Sovyetler Birliği’nde Türk topluluklarına zorla uygulatılan alfabe değişikliği çok daha uzun bir süre içinde gerçekleştirilmiştir. Bu hızlı değişim, büyük kültürel problemler meydana çıkmasına yol açmış, eski alfabeye karşı olumsuz tutum çok sayıda kitabın imha edilmesine sebebiyet vermiştir. Latin harfleriyle basılmış kitaplardan oluşan bir kütüphaneye de sahip olunmadığı için kültürel planda ciddi bir boşluk yaşanmıştır.</p>
<p>Cumhuriyet’ten sonra uygulanan politikalar sebebiyle, bilhassa Takrir-i Sükun Kanunu uygulamaları sırasında çok sayıda gazete ve süreli yayın kapatılmış, harf inkılabı ile, mevcut gazeteler de okuyucusuz kalmışlardır. Bunu dikkate alan hükümet, gazetelere genel bütçeden yardım etmek üzere kanun çıkarmıştır. Hükümet elinde bulundurduğu bu imkânla, zaten asgarî seviyeye inmiş olan muhalefeti tam mânasıyla ortadan kaldırmıştır.</p>
<p>Harf inkılabı, öne sürüldüğü üzere tamamen aklî ve pragmatik gerekçelerle mi yapılmıştır? Bunun doğrulanması imkânsızdır. Burada akıldan, faydadan çok, dayatmalarla ulaşılabilecek bir sonucun sözkonusu olduğu, kanunun büyük bir hız ve şiddetle uygulanmasından çıkarılabilir. Harf inkılabının temelinde yatan asıl sebep ise, medeniyet değişikliği düşüncesidir. Yazılı kültür bütün toplum için geniş bir ortak hafıza meydana getirmektedir. Bu birikimin yararlanılabilir şekilde kalması, uzun vadede yönetime karşı oluşabilecek aydın ve halk muhalefetini besleyebilirdi. Pozivist bir yaklaşımla, yeni bir toplum için yeni bir hafıza oluşturmak, zihni muhtevayı daraltmak sûretiyle körükörüne bir itaat sağlamak en keskin biçimde harf inkılâbı ve ona dayalı olarak yürütülen dil devrimi ile gerçekleştirilebilirdi.</p>
<p>Harf devrimi. Türkiye’de harf devrimi dayatma ile sonuca ulaştırılmış olmasına rağmen, inkılapçıların arzu ettikleri netice tam olarak gerçekleştirilememiş, toplumun hafızası tam manasıyla silinememiş, değiştirilememiştir.</p>
<p>Bir taraftan sözlü kültüre yatkın olan toplum, kültür birikimini şifahi olarak korumaya devam etmiş, öte yandan, merkezden itilen, kaliteden uzaklaştırılan din; taşrada, köylerde ve yer altında kendini ifade etme yolları bulabilmiştir.</p>
<p>Her şeyden önce pozitivist mantığa göre; “insan üzerinde uygulanan politikaların olabilir” gibi görüldüğü ama yüzde yüz sonuç vermediği bir kere daha anlaşılmıştır.</p>
<p>Kısacası Türkiye, Rusya ve Çin dışında, dünyanın hiçbir toplumunda halkından korkan bir sistem kurulmamıştır.</p>
<p>Artık şükür iyiye doğru gidiyoruz.</p>
<p>Tek başına Saltanatın kaldırılması Osmanlı Devleti’nin sona erdirilmesi anlamına gelmektedir, Fakat Ankara başkent yapılmadan ve Cumhuriyet ilân edilmeden bu uygulama zeminine oturmamıştır. Hatta Hilafet’le Osmanlılık aynileştiğinden, halifeliğin kaldırması da, bir bakıma Osmanlı Devleti’nin sona erdirilmesi ile ilgili bir uygulamadır. Burada “Cumhuriyet”in en azından halkın katılımını sağlayan bir uygulama olarak değerlendirilmesi mümkündür. Ancak, Türkiye’de Cumhuriyet’in ilânının en önce ve esasta Osmanlı Devleti’nin sona erdirilmesi ile ilgili bir uygulama olduğu kanaatindeyiz. Çünkü, Cumhuriyet sonrası ile öncesi arasında haklar ve hürriyetler açısından kayda değer bir olumlu değişiklik olmamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra, çeşitli vesilelerle idam edilenlerin, hayatına son verilenlerin sayısı, Millî Mücadele sırasındaki savaş kayıplardan çok fazla olmuştur.</p>
<p>Soyadı kanunu ile lâkap ve unvanların ilgası da Osmanlı kültürünün, değerlerinin ve hatta hiyerarşisinin belli ölçüde devamına karşı uygulamalardır</p>
<p>Osmanlı unvanlarının gelenekten gelen kabullere yaslanması, yeni unvanların ve hiyerarşinin yerine oturmasına engel teşkil etmektedir. Lâkap ve unvanlar ilga edilip, “soyadı” uygulamasına geçilerek sosyal hayatta direnen bir Osmanlılık unsuru ortadan kaldırılmak istenmiştir. Burada soyadı kanununun gerçek değil, sun’i bir soyadı uygulaması getirdiği hatırlanmalıdır. Bir çok aile (yani soy) adlarının alınması baştan yasaklanmıştır. Bu durumda gerçek soyadları yerine, nüfus memurlarının uygun bulduğu, tevzi etiği sun’i soyadları ile yeni bir soy tarihi başlamış olmaktadır.</p>
<p>Soyadı kanunu, aynı zamanda Mustafa Kemal’in Osmanlı ve Islâm adlandırmalarından kurtulmasına imkân hazırlayan bir düzenlemedir. Mustafa Kemal, Osmanlı döneminde mirliva/tuğgeneral olmuş, böylece “paşa&#8221; unvanını kullanmaya hak kazanmıştı. Mustafa Kemal’in resim unvanları çok önemsediği, yakınında bulunmuş Rauf Bey ve Kâzım Karabekir gibi kişiler tarafından da belirtilmektedir. &#8216;<br />
Türkiye’de İslamiyet resmen Atatürk Döneminde de yasaklanmamıştır.Fakat din ve vicdan hürriyetinin tek parti döneminde baskı altında tutulduğu bilinmektedir.Bu dönemde,her seviyede din-i tedrisat da men edilmiştir.Bu yüzden ancak gizli-örtülü bir dini öğretim söz konusu olabilmiştir</p>
<p>Kemalistlerin bu gizli tedrisata karşı oluşturdukları tepki, resmen dini tedrisata izin verildikten sonra, izinli tedrisata (imam hatip okullarına ve Kur&#8217;an kurslarına) karşı da yöneltilmiştir. Hem din ve vicdan hürriyetinin varlığından söz etmek, hem de din Öğretimini mahkûm etmek,kemalizmin çift kişilikliğinin göstergelerindendir. İslâmiyetin gizli, herkese açıklanmayan bir tarafı olmadığından, İslâm dininin gizli öğretilmesi ihtiyacı da bulunmamaktadır. Fakat bugüne kadar anayasalardan yönetmeliklere kadar hiçbir mevzuatta,İslamiyetin şu kısımların öğretilmesi yasaktır,şu ahkamının bilinmemesi lazımdır gibi hükümler yer almamıştır. Buna rağmen resmi denetim altında öğretim yapan imam yer almamıştır&#8230;</p>
<p>D.Mehmed Doğan, Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/latin-harfleri-kabulu-ve-sonrasi/">Latin Harfleri Kabulü ve Sonrası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/latin-harfleri-kabulu-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 16:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[D.Mehmed Doğan-T.c Tarihine Giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite reformu]]></category>
		<category><![CDATA[D.Mehmed Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Antlaşması Batılılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası temel metni olan Lozan Andlaşması&#8217;nın Batılı sömürgecilerin daha önce kurmak istedikleri çerçeve ile tetabuk noktalarının ciddi olarak araştırılması lâzımdır. Bu tetabuk sadece kuru metin üzerinde değil, Türkiye’nin Cumhuriyet’ten sonra yaşadığı cebrî değişikliklerde de aranmalıdır. Mesela, Türkiye Cumhuriyeti Medenî Kanun&#8217;u İsviçre&#8217;den gerçekten bize söylenen gerekçelerle mi iktibas etti? Bu sorunun cevabı “batılıların adlî [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/">Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;"><a href="http://ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/indir-1-100/" rel="attachment wp-att-19283"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19283" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/indir-1-1.jpg" alt="" width="261" height="193" /></a>Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası temel metni olan Lozan Andlaşması&#8217;nın Batılı sömürgecilerin daha önce kurmak istedikleri çerçeve ile tetabuk noktalarının ciddi olarak araştırılması lâzımdır. Bu tetabuk sadece kuru metin üzerinde değil, Türkiye’nin Cumhuriyet’ten sonra yaşadığı cebrî değişikliklerde de aranmalıdır. Mesela, Türkiye Cumhuriyeti Medenî Kanun&#8217;u İsviçre&#8217;den gerçekten bize söylenen gerekçelerle mi iktibas etti? Bu sorunun cevabı “batılıların adlî alanda kendi uyrukları ve azınlıkların korunması yönündeki dayatmasına karşı bir formül olarak kabul edildi” olacaktır. Lozan&#8217;da Türkiye&#8217;nin bir adlî beyanname yayınlayarak adalet alanında yabancı danışmanların kontrolünü kabul etiğini açıklaması karar altına alınmıştır. Türk yetkilileri bu kontrolü önlemek için İsviçre Medenî Kanun’unu alelacele tercüme edip kabul edivermiştir! Yani, batılıların istekleri kendilerinin ve azınlıkların hukukunun korunması idi, Türkiye bunu sağlayacak fakat bağımsızlığına da halel getirmeyecek bir mekanizma kuracağına, bütün Türkiye’yi bir hamlede Hıristiyan kaynaklı batı hukukuna tabi kılmıştır. Bir taraftan “biz bize benzeriz”, denilirken, öte taraftan “biz size benzeriz”, hatta “sizinle aynıyız” denilmiştir!</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk on yılında toplumun pozitivist kalıplara göre tanzimine harcanan mesai, ülkenin maddî ve kültürel kalkınmasına sarfedilseydi büyük başarılar kazanılabilecekti. Millî Mücadele’nin lideri. halkı ikna ederek ve arkasına alarak gerçek bir modernleşme projesi ortaya koysa idi, 1950’lerde Menderes&#8217;in, 1980&#8217;lerde Özal’ın sağladığı gelişmeler 1930’larda sağlanabilirdi. Halbuki bu yıllarda Türkiye, mesela en çok öğündüğü maarif (eğitim) alanında Abdülhamid dönemi altyapısı üzerinde durmaya devam etmiştir. Gelişme sadece ilk öğretimde, o da belli nisbette sağlanabilmiştir. Onuncu yıl istatistiklerinde “lise” sayısı verilmemiştir, çünkü yeni lise açılmamıştır! Üniversite zaten bir tanedir, Cumhuriyet yönetimi on yıl boyunca sadece bir ilahiyat fakültesi kurulmasını sağlamıştır. 1930’lara gelindiğinde ise bu fakülte ortadan kaldırıl- mıştır. On yılın sonunda da muhtar/özerk Darülfünun&#8217;un yerine “bağlı”<span class="apple-converted-space"><span style="font-family: Helvetica;"> </span></span>Üniversiteye vücut verilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Harf inkılabı yazılı kültüre ağır bir darbe vurmuştur. 1933 yılına kadar 6 yıl içinde yayınlanan kitap sayısı üç bin civarındadır. Türkiye Bibliyografyası (1928-1938)&#8217;in sunuşunda yabancı bir kaynağa dayanılarak 1928&#8217;de 53, 1929&#8217;da 396, 1930’da 680,1931’de 639,1932’de 706, 1933’de 779 kitap yayınlandığı belirtilmektedir. Bu sayılara resmî yayınlar dahil olduğu gibi, bir kaç sayfalık basılı metinler bile kitap sayılarak dahil edilmiştir. Üç formadan (48 sayfadan) fazla olan kitaplarla ilgili olarak sözü geçen bibliyografyanın taranmasından çıkan rakamlar çok daha düşüktür. (1929&#8217;da 150 civarında, 1930’da 210 civarında, 1931 ’de 470,1932’de 658, 1933’de bine yakın).</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Üniversite reformu için Türkiye’ye davet edilen Cenevre Üniversitesi profesörlerinden Albert Malche üniversitenin önemli problemleri arasında talebenin faydalanacağı yeterli türkçe kaynak bulunmamasını da zikretmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">1930’larda fikrî-ilmî eserlere verilmek üzere “Gazi mükafatı” ihdas edilmiş, fakat verilecek eser bulunamamıştır.<br />
</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Gazi’nin 1933’te bütün bunların farkında olmadığı kanaatinde değiliz. Nitekim, herkes hani hani onuncu yıl kutlamaları için çalışır ve heyecan gösterirken o Falih Rıfkı’ya bunların kendisini etkilemediğini söylemiştir.* Şimdi bazı kesimlerce “Millî Marş” gibi itibar gösterilen “Onuncu Yıl Marşı”nı ise, alaycı bir tarzda “Recep Bey’in ilahisi””olarak nitelemiştir&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">D.Mehmed Doğan,Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş</span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/">Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uydurukça</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/uydurukca/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/uydurukca/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2015 18:13:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Öztürkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Özışık]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurukça]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3873</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki İnsanın karşılıklı »ulaşabilmeleri için ilk temel şart,ortak bir lisan konuşmalarıdır. Zamanımızda(1978) gerek «Öz-türkçe imalâthaneleri», gerekse «Oztürkçe imalâtçıları»nın gayretleri neticesinde baba ile oğul, karı ile koca, genç ile ihtiyar, hoca ile talebe, usta ile çırağın anlaşmalarına imkân kalmamıştır. Tarihimizle, milletimizle, evimizle, ananemizle aramız açılmıştır. Kendilerine göre «A-va-nak» vezninden «olanak» ve «sa-la-ta-lık» vezninden «olasılık», bize göre [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uydurukca/">Uydurukça</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İki İnsanın karşılıklı »ulaşabilmeleri için ilk temel şart,ortak bir lisan konuşmalarıdır. Zamanımızda(1978) gerek «Öz-türkçe imalâthaneleri», gerekse «Oztürkçe imalâtçıları»nın gayretleri neticesinde baba ile oğul, karı ile koca, genç ile ihtiyar, hoca ile talebe, usta ile çırağın anlaşmalarına imkân kalmamıştır. Tarihimizle, milletimizle, evimizle, ananemizle aramız açılmıştır. Kendilerine göre «A-va-nak» vezninden «olanak» ve «sa-la-ta-lık» vezninden «olasılık», bize göre ise imkân ve ihtimal kalmamaktadır bü kopuntuyu dikmeye&#8230; Millet, radyosunu, televizyonunu, gazetesini, Hükümet, ricalinin «Demeç»lerini anlıyamamaktadır. Hele bu uydurukça kelimeleri gerekli gereksiz kullanma yarışı ayrı bir âlem&#8230; «Boğa» vezninden «doğa», «kansız» vezninden «yansız» ve daha saymakla bitmez nice cinayet&#8230; Hele bir tanesi var ki, tam uydurma: Bu «tilcik», «betik»&#8230; Yani sizin anlayacağınız, kitap&#8230; Bakm şimdi kitap kelimesi nasıl «betik» olacak? Kitap’ın aslı «kitab»dır. Bunu sağdan okursak, olur «Batik»&#8230; «A» harfini de «Türkçede kaim sesli ile başlayan kaim sesli ile biter, ince sesli ile başlayan ince sesli ile biter» kaidesine göre «e» yaparsak bizim «batik» olur «betik»&#8230; Kitaba da öztürkçede «betik» denir. Anladınız mı nasıl öztürkçe oldu? Eğer bu sağdan okuma «huy» haline gelirse, bizde bu «huy»u bunlara sağdan okur. «YUH!» deriz.</p>
<p>Yuh ervahına bu millî suikastı yürütenlerin!.«</p>
<p>Taha Özışık</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/uydurukca/">Uydurukça</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/uydurukca/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil Devrimi Manevî Bir Soykırım</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2014 19:56:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Öztürkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Öztürkçe nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Derin Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Devrimi Manevî Bir Soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Harf Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Harf Devrimi Olabilie Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[harf devriminin amacı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Doğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya dilleri içinde Türkçe, 20. yüzyılda başka hiçbir dilin maruz kalmadığı bir kıyım ve kırıma uğradı. Bin yıllık, kendisiyle yüzbinlerce kitap yazılmış alfabesi yasaklandı. Osmanlı bürokrasisinde Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar Uygur alfabesiyle yazan bitikçiler olduğu söylenir. 1929 yılından itibaren Türkiye bürokrasisi kendi yazısını unuttu, Latin harfleri ile ifade-i merama mecbur kaldı. “Eski” alfabe ile [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim/">Dil Devrimi Manevî Bir Soykırım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya dilleri içinde Türkçe, 20. yüzyılda başka hiçbir dilin maruz kalmadığı bir kıyım ve kırıma uğradı.</p>
<p>Bin yıllık, kendisiyle yüzbinlerce kitap yazılmış alfabesi yasaklandı. Osmanlı bürokrasisinde Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar Uygur alfabesiyle yazan bitikçiler olduğu söylenir. 1929 yılından itibaren Türkiye bürokrasisi kendi yazısını unuttu, Latin harfleri ile ifade-i merama mecbur kaldı. “Eski” alfabe ile yazılmış kitaplar dolaşımdan çıkarıldı, kütüphaneler kullanılmaz hâle geldi.</p>
<p>20. yüzyıl devrimler çağıydı. Fakat Türkçe hariç hiçbir dil böylesine tam teşekküllü bir “devrim”e maruz bırakılmadı.</p>
<p>Türkçe konuşan dünyada alfabe değişikliği sadece Türkiye’de yapılmadı. Türk dilli Sovyet topluluklarında da değiştirildi. Hem de iki defa! Önce Latin alfabesine geçirildiler, sonra Kiril. Ne gariptir ki, her birinin Kiril’i farklıydı.</p>
<p>Sovyet sistemi çökünce Türkîler bin yıllık alfabelerine dönmeyi düşünmedi/düşünemedi. Sovyetlerin din karşıtlığı baştan bu alfabeyi “gerici” ilan etmişti. Sovyetler çökmüştü ama yeni “müstakil” devletlerin eski yöneticileri iktidardaydı. Latin alfabesine geçenler oldu, geçmeye çalışanlar da. Kirille yoluna devam edenler de var&#8230;</p>
<p>Dil Devrimi olmasaydı harf inkılabı operasyonu yarım kalabilirdi. Kitap katliamı geçmişe yönelikti, kelime katliamı ise geleceğe&#8230; Harfleri değiştirerek zihnimizden geçmişi sildik, geleceğimizi ise kelimeleri yasaklayarak tahdit ettik. Edebiyatımıza, düşüncemize, muhayyilemize sınır çektik.</p>
<p>Sözlüğümüzdeki binlerce kelime tard edildi. Şemseddin Sami’nin 20. yüzyılın başında yayınlanan Kamus-ı Türkî’sinde takriben 30 bin kelime vardı. Bu bir el sözlüğüydü. Dil Kurumu’nun ilk genel Türkçe Sözlük’ünde ise kelime sayısı 15 bin! Cumhuriyet döneminin ilk resmî sözlüğü ancak bir mektep lügati mesabesindeydi.</p>
<p>Başka bir ölçü verelim: Vilyam Redhouse Efendi’nin Kitab-ı Meani-i Lehçe’ sinde (A Turkish and English Lexicon) 90 bin madde başı kelime vardı, metin içinde ise 30 bin. Yayın yılı 1890 ve Türkçe Sözlük’ten 55 sene önce&#8230; “İlerleme” diye buna denir! Redhouse Efendi önsözde ayrıca elinde daha fazla malzeme bulunmasına rağmen yayıncının acelesi yüzünden tamamı-nı değerlendiremediğini de kaydeder.</p>
<p>20. yüzyılda Türkçe dünya dili olmaya yürüyordu. Batı ile erken temas, Batı dillerinden yapılan tercümeler ve modem ilimlerin öğretimi Türkçeyi bazı hususlarda Arapça ve Farsçanın önüne geçirmişti. 19. yüzyılın sonunda Batı’nın fen ve sosyal bilimlerinde kullanılan terimlere karşılık Osmanlıcaları üretildi. Batı’da kök dil addedilen İncil’in yazımında kullanılan Latince esas alınırken, Osmanlılar ise Kur’an’ın dili Arapçayı esas aldılar. Bu bir medeniyet tercihiydi ve bu kelimeler artık klasik Arapçaya ait değildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1840" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim.jpg" alt="dil-devrimi-manevi-bir-soykirim" width="569" height="390" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim.jpg 569w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim-300x206.jpg 300w" sizes="(max-width: 569px) 100vw, 569px" /></p>
<h3><span style="color: #cc0606;"><strong>Millî değerlere düşman bir milliyetçilik olur mu?</strong></span></h3>
<p>Dil Devrimi operasyonu kaba bir milliyetçi ifadeyle ortaya konuldu ve savunuldu: “Arap harfleri” Türkçenin yazılmasına uygun değildi; yeni alfabeyse bu kusurlardan âri ve millîydi. Millîlik kılıfı altında Latin alfabesi göklere çıkartılıyor, yüz yıllardır kullandığımız Araplar, Farslar ve diğer Müslümanların müşterek alfabesi ise “Arap alfabesi” şeklinde öteleniyordu. Eğer bir alfabenin millî olmasının ölçüsü Türkler tarafından kullanılmasıysa İslâmî yazı da bu durumda bize aitti.</p>
<p>Millî edebiyatın en büyük isimlerinden 1920’de genç yaşta vefat eden hikâyecimiz Ömer Seyfeddin’in bir eserinden örnek verelim: Mahcupluk İmtihanı komedisinde yazar, Bîcan Efendi’ye Türkçeden başka dil bilip bilmediği sorusunu sorduruyor. “Kuş dili” cevabının ardından “Yazısı da var mı?” sorusunu ekliyor. Cevabı ise şöyledir: “Türkçe harflerle de yazılır, Latin harfleri ile de.”</p>
<p>Zamanın ünlü gazetecilerinden Falih Rıfkı (Atay) Latin alfabesi komisyonunda bulunmuştu. Meşhur eseri Çankaya’da bu komisyondaki rolünden bahsetmektedir! Dil Devrimi döneminde gazeteci ve milletvekili olarak Çankaya sofrasının müdavimlerindendi. Ömrünün son devresinde Dil Devrimi’yle ilgili kanaatini değiştiren Atay, 18 Mayıs 1935’tarihli <em>Hilal-i Ahmer</em> gazetesinde şöyle yazıyor: “Bundan sonra torunlarınızın anlayacağı bir dille yazacaksınız”.</p>
<p>Falih Rıfkı’nın bu iddialı ifadesini kâğıda geçirdiği günlerde gazeteler <em>süel, kamutay, erkin, erkinlik, danak, durluk, kaytaklık</em> gibi kelimelerle doluydu. Bugün bu kelimeleri değil Falih Rıfkı’nın torunları, üniversitelerin Türkoloji hocaları dahi anlamakta güçlük çekiyorlar. O zamanın gözde kelimelerinin çoğu unutuldu, bazılarının ise anlamlan farklılaştı. O yüzden o günlerde yazılanların tam olarak anlaşılması mümkün değil!</p>
<p>Kültürün tarihîliği, Cumhuriyetçileri kültürel alana müdahaleden alıkoymadı. Dilin tarihîliği de, toplumun malı olması da umursanmadı.</p>
<p>Düşünmek için dile muhtacız. Eğer dil geçmişten devralınan bir yapı olmasaydı, bizden öncekilerin yaptıklarından habersiz hayata sıfırdan başlamak zorunda kalacaktık. İnsan hafızadır. Onu kaybettiğinde sadece bedendir. Bir milletin hafızası dilidir, onun kaybı kitleleri ruhundan yoksun hâle getirir. Kelimelerin değişmesi düşüncemizi etkilemekle kalmaz, toplum hayatını da etkiler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1841" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-sacmaligi.jpg" alt="harf-devrimi-sacmaligi" width="547" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-sacmaligi.jpg 615w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-sacmaligi-600x318.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-sacmaligi-613x326.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-sacmaligi-300x159.jpg 300w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" /></p>
<p>[alert color=&#8221;red&#8221;]<span style="color: #cc0606;"><strong>TIP TERMİNOLOJİSİ</strong></span>, Türkçe yerine Latince!</p>
<p>Türkiye&#8217;de Dil Devriminin en hızlı dönemlerinde &#8220;Latince kurs&#8221; modası vardı. Kursların hedefi &#8220;arı Türkçe&#8221; &#8220;Öztürkçe&#8221; olarak gösteriliyordu fakat ne hikmetse Latince dersleri veriliyor­du. Türkiye&#8217;de modern tıp öğretimi 19. yüzyılda II. Mahmud zamanında başladı (1827). Zamanın padişahı Fransızca başlayan bu öğretimin kısa zaman sonra Türkçeleşeceğini söylemişti. 1850&#8217;lerden itibaren Türkçe öğretime geçilmeye başlandı ve 1870&#8217;te bu süreç tamamlandı. 19. yüzyılın sonunda Latince terimlerin tümünü karşılayacak Osmanlıca tıp terminolojisi ortaya konulmuştu. Şam&#8217;da dahi Türkçe öğretim yapan Tıbbiye açılmıştı. Dil Devrimi sıra­sında Tıp Fakültesi&#8217;nde terminoloji sessizce Latinceye çevrildi![/alert]</p>
<h3><span style="color: #cc0606;"><strong>Cinnet hali</strong></span></h3>
<p>Öncesi olmayan bir dil ciddi iletişim problemlerine yol açar. Dille inşa edilen edebiyatı, İlmî ve fikrî faaliyetleri imkânsız hâle getirir. Türkiye bunu belli ölçülerde yaşadı. Dilin zorla değiştirilmesi edebiyatın ve ilmin gelişmesini sınırladı. Bugün, 20. yüzyılın başında yazmaya başlamış veya yetişmiş büyük ediplerimizin ölçüsünde güçlü yazarlarımızın olmayışını ancak böyle açıklayabiliriz. Dili baştan yaratmak gerçek ifadesiyle bir cinnet hâlidir.</p>
<p>Hatırlamayı sağlayan, idraki belirleyen dil, geçmişteki tecrübelerin korunmasına yardımcı olur. Kesintiye uğramamış bir dil düşünmeyi objektifleştirir. Dildeki cebrî değişiklikler düşüncemizi belli nispetlerde nesnellikten uzaklaştırır.</p>
<p>Dili, kültürü, değerleri, medeniyet unsurları yok edilen bir millet neden gerekli tepkiyi gösteremedi? Bunun birçok sebebi var. En önemlisi yıkıcılığın “milliyetçi” ve hayırhâh bir ifadeye dayandırılmasıdır.</p>
<p>19. yüzyılda esasında “Müslüman” olarak tanımlanan halklar Balkan ve Kafkasya coğrafyalarından büyük ölçüde sürüldüler. Kültür, inanç, düşünce ve hayat tarzlarıyla birlikte yaşadıkları topraklardan koptular. Müslüman unsurların bu topraklardan temizlenmesi, sırf nüfusla sınırlı kalmadı. Müslümanları ve Müslümanlığı (Osmanlılığı, Türklüğü de denilebilir) hatırlatan her unsur itinayla temizlendi. Bu acı son derece intikamcı, milliyetçi duyguların şiddete dönüşerek dışa vurmasıydı.</p>
<p>Maruz kaldığımız bu sert milliyetçi darbe şuur altımızda çok derin izler bıraktı. Onların dilinden konuşarak, onlar gibi hareket ederek onlara karşı gösteremediğimiz milliyetçi tepki daha sonra içe doğru işleyen, kendini tahrip eden bir toplum mühendisliğine dönüştü.</p>
<p>Dil Devrimi geniş kitlelere bir “Türkçeleşme” veya “öztürkçeleşme” faaliyeti olarak sunuldu. Hâlbuki bu uygulamalar kısa vadede Türkçenin fakirleşmesine, uzun vadede ise yabancı dillerin hâkimiyetine zemin hazırladı.</p>
<p>Yazıyla uğraşmak ister istemez Türkiye’de uygulanan dil siyasetinin sonuçlarıyla karşı karşıya kalmayı gerektirir. Bu hususta her tercih yazarın ifadesinin tesirini, eserinin gücünü, toplum içindeki etkisini tayin eder.</p>
<p>Binlerce yıl içinde teşekkül eden dilimiz 30-40 yıllık müdahale, düzenleme ve baskılarla doğal mecrasından çıkarılmaya çalışıldı. Bu hususta tam manasıyla muvaffak olunmuş mudur? Mutlak bir muvaffakiyet söz konusu değil elbette. Fakat etkisi ne seviyede olursa olsun bu müdahaleler bizi dil, iletişim ve kültürle ilgili ciddî sıkıntılara sokmuştur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1842" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi.jpg" alt="harf_devrimi" width="441" height="294" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi.jpg 448w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf_devrimi-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 441px) 100vw, 441px" /></p>
<h3><span style="color: #cc0606;"><strong>Tercüme mi, tarif mi?</strong></span></h3>
<p>Öztürkçenin sefaletini anlamak için tercümelere bakmak yeterlidir, Mevcut kelimeler yabancı metinleri tercüme etmeye yetmediğinden tarif yoluna gidiliyor, Türkçe bu tercümanların elinde adeta ‘tarifi’ bir dil hâline getirildi. Tercüme yapılırken bir anlamı karşılayan kelime veya bir kaç kelimelik terkipler yetersiz gelince, tarif ve açıklama mahiyetindeki cümlelere ihtiyaç duyuldu. Bunu sadece tercüme işinin müptedileri değil, çok sayıda kitabı ve tercümesi olan ustaları da yaptılar. Sonuçta kitabın asimin yansı kadar hacmi genişlemiş metinler çıktı ortaya.</p>
<p>Dil başka bir dille anlaşılır, tasvir edilir. Bir dilin ifadeleri dengi olan başka bir dilin ifade gücüyle aktarılabilirse ortaya iyi bir tercüme çıkmış olur. Bugün bazı tercümeler Türkçeyle değil “Öztürkçe” denilen kifayetsiz dille yapılmaya çalışılıyor, “öztürkçe” İngilizcenin ifade imkânlarını karşılayacak güce, niteliğe, derinliğe sahip değildir ki bu tercümelerde açıkça görülmektedir.</p>
<p>Türkçe-İngilizce sözlükler 19. yüzyılın sonundan beri mütemadiyen kelime kadrosu küçültülerek hazırlanmaktadır. J.W. Redhouse’ın 1890’da basılan sözlüğü Kitab-ı Meani-i Lehçe (A Turkish and English Lexicon) bugüne kadar yayınlanan Türkçeden İngilizceye sözlüklerin en genişi ve kapsamlısıdır. 1938’de hazırlanmaya başlanan ve 1950’de basılan Redhouse Sözlüğü 60 yıl sonra çıkmış olmasına rağmen ilki kadar geniş değildi. Bu sözlük 40 yıl kadar sürekli basıldı ve sonra yayıncılar Türkiye’deki duruma bakarak yeni bir sözlük hazırlatmayı gerekli gördüler.</p>
<p>Çağdaş İngilizce-Türkçe Redhouse Sözlüğü 1990’larda hazırlandı ve neşredildi. Bu eser 20. asırda yaşayan Türklerin kullandığı sözlüklerin ne kadar daraldığını açıkça göstermektedir. Müessese bu daralmayı da aşın bulmuş olmalı ki, 2000 yılında Türkçe-İngilizce Redhouse Sözlüğü’nü yayınladı. Önsözde yapılan açıklamada şu bilgiler verilmektedir: &#8220;&#8230; Çağdaş Türkçe İngilizce Redhouse Sözlüğü’nün yeni baskısıdır, ilk baskıdaki yanlışları düzeltmenin yanı sıra sözlüğe yeni maddeler ekledik ve var olan maddelerin çoğunu genişlettik ya da yeniden yazdık. Bazı maddeleri örneklerle zenginleştirdik.”</p>
<p>İngilizcenin kelime hâzinesi bakımından ilk Redhouse Sözlüğü’nün yayınlandığı 1890&#8217;dan bugüne nasıl bir gelişme kaydettiği bütün dünyanın malûmudur. Peki, Türkçe geçen zamanda diliminde neden tersine bir değişime uğramış ve kelime kapasitesi daralmıştır? Bu sorunun cevabını Türkçe konuşan ve yazan herkes düşünmek zorundadır. Eğer dilimizin gelişimi tabiî seyrine bırakılsaydı Redhouse sözlüklerindeki Türkçe kelime sayısı İngilizceden aşağı kalmayacaktı. Bu daralma tercüme kitap okuma zevkimizi yok ettiği gibi okuyucuları da Türkçenin ifade güzelliklerinden mahrum bıraktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3><span style="color: #cc0606;"><strong>1940’lardan sonraki seyir</strong></span></h3>
<p>Yol açtığı problemler değerlendirildiğinde Dil Devrimi aracılığıyla devletin, açıkça kendi toplumunun millî değerlerine meydan okuduğunu görüyoruz. Gelinen noktada elimizde etnik temizliğe maruz bırakılan kelimeler, ihtiyaçtan bir süre yaşamasına izin verilenler ve sentetik olarak yapılmış, kabul görme veya yaygınlaşma şansı olmayan Türkçe &#8220;sözcük”ler mevcut.</p>
<p>Türkçenin binlerce yıllık müktesebatı etnik temizlik saplantısına kurban edildi. Millî hafızamızı şekillendiren zevk-i selim, hiss-i selim, hayata ve dünyaya karşı geliştirdiğimiz va-rolma tarzımızla birlikte, bunlar kadar önemli olan, kritik anlarda ayakta kalmamızı sağlayan mukavemet üretici değerlerimiz de Dil Devrimi tarzındaki müdahalelerle dönüştürülmek istendi.</p>
<p>Sonradan icat edilen sentetik Türkçe, zihnî işleyişimizi sekteye uğratarak düşünme yeteneğimizi, akıl yürütme gücümüzü zayıflattı. Sonuçta derinliksiz, ifade imkânları fevkalade kısıtlı bir dile mahkûm edildik.</p>
<p>Dil Devrimi’ni müdafaa edenlerin bugün dahi en önemli problemi anlamı ıskalamalarıdır. Bir kelimenin yerine yenisini koymak, eski kelimenin bütün anlam ve derinliğinin aktarılması sonucunu vermez. Kelime tasfiyesiyle -her birine doğru karşılık verilse bile- tam manasıyla olumlu bir sonuç elde edilmesi beklenemez. Çünkü kelimenin manada derinlik ve genişlik kazanması uzun süreli kullanımla mümkündür. Yeni kelimeye bunların olduğu gibi aktarılması ise imkânsızdır.</p>
<p>Acaba 20. yüzyılda milletin dini değiştirilemeyeceği için mi dili değiştirilmek yoluna gidildi? Yine yaşadığımız asırda hiçbir toplumun dili böyle bir ameliyeden geçirilmedi. Üstelik bu uygulama sırasında sadece kelime tasfiyesiyle yetinilmemiş, sözdizimine/ sentaksa müdahale etmek dahi ciddi olarak düşünülmüştü. Türkçenin sentaksının değiştirilmesi fikrinden daha sonra vazgeçildi fakat Nurullah Ataç gibi bazı aşırılar “devrik tümce” sloganıyla Türkçenin sözdizimini bozma yönünde gayretlerini sürdürdüler.</p>
<p>Türkçe ilk yazılı metinlerinden beri birçok dilden kelime almış, fakat cümle yapısını günümüze kadar korumuştur. Eğer sentaks da değiştirilseydi dil devrimi kemâle ulaşmış olacaktı!</p>
<p>“Etnik temizlik” mantığıyla yürütülen Dil Devriminin Rumeli, Kafkasya ve Doğu Anadolu’da yaşadığımız ve ma’şerî (ortak) şuurumuzun derinliklerine işleyen katliamlar, sürgünler ve göçlerden herhangi bir farkı var mıydı? Dil Devriminin sonuçlarına ve lisanımızın mevcut ahvaline baktığımızda hissettiğimiz hüzün ve ıstırap, tarihimize damgasını vuran bu kanlı katliamların uyandırdığı acılara eşdeğerde olmalıdır.</p>
<p>Evlad-ı fâtihandan bir Rumeli çocuğu olan ve doğduğu yerlere hasretini samimiyetle eserine yansıtan Yahya Kemal ünlü “Açık Deniz” şiirinde şunları söyler:</p>
<p><em>Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular</em></p>
<p><em>Mahzun hudutların ötesinde akan sular,</em></p>
<p>Onun sarih olarak ne demek istediği ortada. Fakat bu beyti Türkçe açısından da yorumlayabiliriz.</p>
<p>Türkçe artık mahzun hudutların ötesinde mazimizi, birikimimizi taşıyan gür bir nehir olarak akmaktadır. Lakin o gür nehirde artık Türkçe yazan ve konuşanlar kulaç atamazlar. Çünkü bugünün Türkleri bu gür nehrin çekildiği alanlarda kalan kokuşmuş küçük su birikintileriyle meşguldür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1843" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-uzerine.jpg" alt="harf-devrimi-uzerine" width="500" height="360" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-uzerine.jpg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/harf-devrimi-uzerine-300x216.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<h3><span style="color: #cc0606;"><strong>Dilde etnik temizlik!</strong></span></h3>
<p>Türkçenin kıyımdan geçirildiği 1930’lardan sonra 1945&#8217;te Dil Kurumu ilk Türkçe Sözlüğü&#8217;nü yayınladı. Bu sözlük Türkçenin kelime kadrosunun nasıl bir etnik temizliğe maruz bırakıldığının açık bir örneğidir. Kendinden önceki umumî Türkçe sözlüklerin en fakiridir ve Cumhuriyet devrinin İlk nesillerinin nasıl dar bir kelime dağarcığına mecbur edildiğini gösterir. Dünyanın hiçbir dilinin lügati böyle geçici bir süre kullanılan teklif nev&#8217;inden uydurma kelimelerle doldurulmamıştır.</p>
<p>Umumî bir sözlük o dilin ifade imkânlarını en geniş şekilde ortaya koyacak bir söz varlığına dayanmalıdır. Hâlbuki bizim sözlüklerimizde tercih edilen ifade imkânlarının genişliği değil, sadece seçilmiş dar bir kelime kadrosuyla ifadeye izin verilmesidir.</p>
<p>Bu uygulamalara bakarak bugün daha net bir şekilde, sosyal ve kültürel alana müdahalenin Türkiye&#8217;yi içinden çıkılması zor buhranlara sürüklediğini söyleyebiliriz. Sözlüğümüz sınırlanırken zihnî faaliyetlerimiz, bilme ve düşünme kapasitemiz de daraltılmıştır.</p>
<p>Son iki yüzyıllık tarihimizde önce fizikî varlığımız yok edildi, sonra dilimizin ve kültürel unsurlarımızı yok edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak iddiası, yıkıcı uygulamalarla yabancı dillerin istilasına dönüştü. Dil Devrimi (veya inkılâbı) olarak ifade edilen kavramın dünya dillerinde karşılığı bile yoktur. Dil Devrimi mesela İngilizceye her defasında “dil ıslahı/reformu” (language reform) olarak çevrilmekte ve tüm dünyaya böyle takdim edilmektedir.</p>
<p>Dil Devrimi uygulamalarındaki aşırılıklardan zamanla uzaklaşıldı. 1935 yılından itibaren itidal yoluna dönüldü. Bununla beraber aşırılığı ve yıkıcılığı benimseyenlerin tahripleri devam etti. Nitekim daha 10 küsur yıl önce görev yapan Millî Eğitim Bakanlarından biri dilimizin bin yıllık kelimelerini yasakladı. Türkçeyi ve Türk Edebiyatı’nın bin yılım yok sayacak bir müfredat operasyonuna girişti. Eğer o zatın planladıkları hayata geçirilebilseydi, tüm öğretim kademeleri İngilizcenin hakimiyetine bırakılacaktı.</p>
<p>Günümüzde devlet bir taraftan kaypak bir Öztürkçeyi esas alırken öte taraftan da Latince ağırlıklı, Batı dillerinden aktarma kelimelerden oluşan geniş bir sözlük oluşturuyor. Çok yakın zamanda devleti anlayabilmek ve 10 binlerce sayfalık resmî metinleri çözümleyebilmek için Latince, Fransızca veya İngilizce bilmek mecburiyetinde kalacağız.</p>
<p>Anlambilim (semantik) Türkiye’de yürütülen zorlayıcı dil politikalarının neredeyse tamamen dışarıda tuttuğu bir alandır. Dili ve kelimeleri rastgele değiştirerek yeniden kurmak isteyenler, kelimelerin tarih içinde kazandığı anlamlan, cümle içindeki ağırlıklarını, ifade derinliklerini, hassasiyet belirten yönlerini ve bağlantılarını asla dikkate almazlar. Esasında anlamı sürekli ıskalarlar. Böylece anlaşılmak kaygısı çekmeden üst perdeden emredici bir anlatma yolunu seçerler. Böyle hareket edenlere karşı en doğru yaklaşım manayı dilin merkezine yerleştirmektir.</p>
<p><strong>D. Mehmet Doğan, Derin Tarih, Eylül 2014</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim/">Dil Devrimi Manevî Bir Soykırım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dil-devrimi-manevi-bir-soykirim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnkılâp Tarihi Bilmemek Mazeret Mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2014 20:45:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılap Tarihi Bilmemek Mazeret mi]]></category>
		<category><![CDATA[Ünvanların Kaldırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Medeni Nikah]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke ve Zaviyelerin kapatılması]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid-i Tedrisat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1142</guid>

					<description><![CDATA[<p>1982 tarihli TC anayasası, “Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve cumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güden” inkılâp kanunlarının, anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağını söyler. Bu kanunların hangileri olduğunu, maalesef bilen fazla değildir. Geçenlerde iştirak ettiğim akademik toplantıda konuşan bir meslektaşım, şimdilerde başörtüsüne gösterilen müsamahayı tenkit etti; devrim kanunlarının ihlâlinden yakındı. Devrimciliği kimseye bırakmayan meslektaşımın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/">İnkılâp Tarihi Bilmemek Mazeret Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-2/" rel="attachment wp-att-16610"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16610" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-1.jpg" alt="" width="352" height="208" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-1.jpg 566w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-1-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></a></em></p>
<p><em>1982 tarihli TC anayasası, “Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve cumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güden” inkılâp kanunlarının, anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağını söyler. Bu kanunların hangileri olduğunu, maalesef bilen fazla değildir.</em></p>
<p>Geçenlerde iştirak ettiğim akademik toplantıda konuşan bir meslektaşım, şimdilerde başörtüsüne gösterilen müsamahayı tenkit etti; <strong>devrim kanunlarının ihlâlinden</strong> yakındı. Devrimciliği kimseye bırakmayan meslektaşımın bu sözüne doğrusu çok şaşırdım. <strong>Günümüzde olup bitenleri anlamak için</strong> inkılâp tarihi bilmenin faydası bir yana, bu meslektaşım gibi kafası karışanlara, bir sömestir değil, her sene tekrar tekrar inkılâp tarihi okutulmasının lüzumuna kanaat getirdim.</p>
<p>İnkılâp kanunları, <strong>Büyük Önder’in talimatıyla</strong> Türk cemiyetini Garblı bir karaktere büründürmek ve laikliği yerleştirmek üzere çıkarılan bir takım kanunlardır. Halkın ve bazı siyaset adamlarının (Demokrat Parti elbette) muhalefetine reaksiyon olarak, bunlardan 8<strong> tanesi</strong> 1961 ve 1982 anayasaları ile teminat altına alınmıştır. 1961’de devrim kanunları iken, 12 Eylül’den sonra devrim, solculuğu çağrıştırdığı için terkedildi; inkılâba dönüldü.</p>
<p>1982 anayasası (<strong>madde 174)</strong>: “Bu anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının <strong>anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz”</strong> diyerek âdetâ şeytanı dürtmüştür.</p>
<p><strong>1.Tevhid-i Tedrisat </strong>(Öğretimin Birleştirilmesi) <strong>Kanunu</strong>. 3 Mart 1340 (<strong>1924</strong>) tarihli ve 430 sayılıdır. Bütün mektepleri Maarif Vekâleti’ne bağlayan kanundur. Bir seneye kadar medreseler hariç hepsi iade edilmiş; medreseler kapatılarak <strong>İslâm dininin öğretilmesi ve öğrenilmesi yasaklanmıştır.</strong> Yasak bugün de mevcuttur. İmam-Hatib ve İlahiyatlar laik prensiplere göre din öğreten kontrollü teknik mekteplerdir; serbest dinî tahsil veren otonom müesseseler değildir.</p>
<p><strong>2.Şapka İktisâsı </strong>(Giyilmesi)<strong> Hakkında Kanun</strong> 25 Teşrinisâni 1341 (Kasım <strong>1925</strong>) tarihli ve 671 sayılıdır. Herkesin, an’anevî ve dinî serpuşlar olan <strong>fes ve sarık</strong> giymesini yasaklar; “uygar uluslar” gibi <strong>şapka</strong> giymeyi mecbur eder. Aksine hareket edenler için hapis ve para cezası getirilmiştir. Birkaç sene evvel Türkiye&#8217;ye ziyarete gelen Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi&#8217;nden parlamenterler, şapka giymeyi mecbur eden bir kanun olduğunu işitince çok şaşırmışlardı. Halbuki Rusların Büyük, bizim Deli dediğimiz Çar Petro, sakal bırakmayı yasaklamış; buna ilk itiraz eden oğlunu da işkence ile öldürmüştü. Bunu da mı işitmemişler. Üstelik şapka inkılâbı sayesinde, ecnebi gemileri Türkiye&#8217;ye aylarca yeni ve kullanılmış şapka taşımıştı.Bunun ekonomiye katkısı inkâr edilemez.</p>
<p><strong>3.Tekke ve Zâviyelerle Türbelerin Seddine </strong>(Kapatılmasına)<strong> ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgâsına Dair Kanun</strong>. 30 Teşrinisâni 1341 (Kasım<strong> 1925</strong>) tarihli ve 677 sayılıdır. Altı okun <strong>halkçılık</strong> prensibi gereği, bütün sivil cemiyetler meyanında, tarikatlar da kapatılmış; tasavvuf yasaklanarak, yeraltına inen mensuplarına ciddi takip getirilmiştir. Padişah türbeleri bile kapatılarak harabiyete terkedilmiştir.</p>
<p><strong>4.Medenî nikâh maddesi.</strong> 17 Şubat <strong>1926</strong> tarihli ve 743 sayılı medenî kanunun, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair 110. maddesidir. Buna göre öteden beri <strong>hâkimden izin alarak imam, papaz ve hahamların nikâh kıyması usulü</strong> kaldırılmış; belediye kaydından evvel dinî nikâh kıymaya yeltenen çiftlere ve imamlara hapis ve para cezaları getirilmiştir. Magazin dünyasının bazı meşhurları, boş bulunup “Sevgilimle imam nikâhı yaptık” diyorlar. Vazifeşinas savcılar tabiî hemen kendilerini ifadeye çağırıyor. Uyanık avukatlarının ikazıyla “Yanlış anlaşıldık; düzeyli bir birlikteliğimiz var” diyerek paçayı yırtıyorlar. Nikâhsız yaşamak düzeyli birliktelik; dinî nikâh ile yaşamak ağır suçtur.</p>
<p><strong>5.Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun.</strong> 20 Mayıs <strong>1928</strong> tarihli ve 1288 sayılıdır. Beynelmilel erkam, milletlerarası rakamlar demek ise de, burada kasdedilen Avrupa’nın kullandığı rakamlardır. Bunların <strong>aslında Arap rakamları</strong> olduğu bilinseydi, belki Romen rakamları tercih edilirdi. Çünki kanunların maksadı uygar uluslar gibi olmaktır.</p>
<p><strong>6.Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun.</strong> 1 Teşrinisani (Kasım) <strong>1928</strong> tarihli ve 1353 sayılıdır. Türk harfleri denilen, Göktürk veya Uygur alfabesi değil, düpedüz Latin harfleridir. Türklerin Müslümanlıkla beraber kabul ettiği bin senelik Arab alfabesi kaldırılmış; Osmanlıca kitap, gazete, dergi, ilan, tabela neşri yasaklanmıştır. Kraldan çok kralcılar, kütüphanelerle şahısların ellerindeki Osmanlıca eserleri imha etmek suretiyle coşkularını göstermiştir.</p>
<p><strong>7.Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun</strong> 26 Teşrinisani (Kasım) <strong>1934</strong> tarihli ve 2590 sayılıdır. Her yurttaş artık eşit olduğu için, ismin önünde “Mösyö/Madam” karşılığı Moğolca “Bay ve Bayan” ünvanlarını, sonunda da soyadını kullanılacaktır. Ne yazık ki bu kanun, <strong>Evren Paşa</strong> gibi idealist birisi tarafından delinmiştir.</p>
<p><strong>8.Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.</strong> 3 Kânunuevvel (Aralık) <strong>1934</strong> tarihli ve 2596 sayılıdır. Esas itibariyle<strong>din adamlarının, dinî kisve ile dolaşmaları</strong> yasaklanmış; Diyânet İşleri Reisi ile Rum ve Ortodoks Patriği ve Hahambaşı istisnâ edilmiştir.</p>
<p>Kanunların ekserisi <strong>kışlık</strong> kanunlardır. 4 tanesi <strong>Kasım</strong> ayına aittir. İhlâlinde verilecek cezalar, ceza kanununa konmuştur. Şüphesiz inkılâp kanunları bunlardan ibaret değildir. Meselâ soyadı kanunu alınmamıştır. Ama <strong>başörtüsünü yasaklayan bir kanun</strong> da mevcut değildir. Büyük Önder’in, çevresinde eşarplı hanım görmekten hoşlanmadığı bilinmektedir. Ama böyle bir kanun çıkarmaktan kaçınmıştır. Mamafih bazı işgüzar memurlar zaman zaman ellerine makas alıp sokakta kadınların çarşaflarını kesmeye kalkmışlar; ilerici hanımlarca <strong>“çarşafla mücadele haftaları”</strong> tertiplenmiştir. Bu kanunlar sayesinde, Türkiye ve Türk cemiyetinin, asırların kendisine biçtiği hüviyetten sıyrılmıştır. Ama çağdaşlıkta geldiği seviye doğrusu ölçülmeye değerdir.</p>
<p><span class="style3" style="color: #000000;">11 Temmuz 2012 Çarşamba &#8211; Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci </span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/">İnkılâp Tarihi Bilmemek Mazeret Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil ve Aydınlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2014 21:02:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilde Tasfiyecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe, İslâmî dönemde Arapça ve Farsça ile olan yakın teması sonucu söz konusu dillerden istifade ederek Osmanlıca denen bir ilim ve kültür dili doğurmuştur. Doğu’dan olduğu gibi Batı dillerinden de istifadesi olan Türkçe, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında tüm aşırı tasarruflardan kurtularak, mükemmel şeklini bulmuştur. Ancak II. Meşrutiyet yıllarından itibaren dilde tasfiyeciliği teklif [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/">Dil ve Aydınlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height: 1.5em;"><a href="http://ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/dilde-tasfiyecilik-250x250/" rel="attachment wp-att-16499"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16499" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/Dilde-Tasfiyecilik-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/Dilde-Tasfiyecilik-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/02/Dilde-Tasfiyecilik-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></span></p>
<p><span style="line-height: 1.5em;">Türkçe, İslâmî dönemde Arapça ve Farsça ile olan yakın teması sonucu söz konusu dillerden istifade ederek Osmanlıca denen bir ilim ve kültür dili doğurmuştur. Doğu’dan olduğu gibi Batı dillerinden de istifadesi olan Türkçe, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında tüm aşırı tasarruflardan kurtularak, mükemmel şeklini bulmuştur. Ancak II. Meşrutiyet yıllarından itibaren dilde tasfiyeciliği teklif eden bir grup sözde aydının gayretiyle, Türkçe zamanla kısır, güdük bir dil haline getirilmiştir.</span></p>
<p>Cumhuriyet dönemi ile beraber resmileşen söz konusu tavırdan dolayı yeni nesiller geçmişi okuyamaz, anlayamaz hale getirilmiş, geçmişin dile dayalı kültürel değerleri böylelikle unutulmaya terkedilmiştir.</p>
<p>Hüseyin Çelik – Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/">Dil ve Aydınlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dil-ve-aydinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harf İnkılabı İle Gelen Yasak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ile-gelen-yasak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ile-gelen-yasak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2013 21:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kabaklı]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Harf inkılabı ile gelen yasak]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Parti dönemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Emin Işık, 1988′de verdiği bir konferansta Tek Parti döneminde Kur’ân-ı Kerim’in bile toplatıldığını şöyle anlatıyor: “Yasaklar harfe ve dine getirilmiştir. Amme cüzünden Kur’ân-ı Kerim öğrenmek bile yasaklanmıştır. Jandarma ve polis, koruma kanunu adı altında çeşmelerin üstündeki eski yazıları bile kazımıştır. Eski yazılı hece taşları sökülmüş, Kur’ân-ı Kerim’ler toplatılmıştır. Arşivler dahi yakılmaya, ortadan kaldırılmaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ile-gelen-yasak/">Harf İnkılabı İle Gelen Yasak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-382" src="http://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/263110_183489195040000_3650535_n.jpg" alt="Harf inkılabı ile gelen yasak" width="259" height="194" /></p>
<p>Doç. Dr. Emin Işık, 1988′de verdiği bir konferansta Tek Parti döneminde Kur’ân-ı Kerim’in bile toplatıldığını şöyle anlatıyor: “Yasaklar harfe ve dine getirilmiştir. Amme cüzünden Kur’ân-ı Kerim öğrenmek bile yasaklanmıştır. Jandarma ve polis, koruma kanunu adı altında çeşmelerin üstündeki eski yazıları bile kazımıştır. Eski yazılı hece taşları sökülmüş, Kur’ân-ı Kerim’ler toplatılmıştır. Arşivler dahi yakılmaya, ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.”</p>
<p>Temellerin Duruşması, Ahmet Kabaklı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ile-gelen-yasak/">Harf İnkılabı İle Gelen Yasak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/harf-inkilabi-ile-gelen-yasak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
