<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gazab Kuvveti | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/gazab-kuvveti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Dec 2019 09:43:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Gazab Kuvveti | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kalbi Kötü Hislerden Korumak Farzdır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kalbi-kotu-hislerden-korumak-farzdir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kalbi-kotu-hislerden-korumak-farzdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Dec 2019 09:43:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Şehvet]]></category>
		<category><![CDATA[Gazab Kuvveti]]></category>
		<category><![CDATA[kalb ve ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbi Kötü Hislerden Korumak Farzdır]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şer&#8217;i şerîf, kalbin vasıflarına çok büyük ehemmiyet vermiştir. Daha evvelden dedik ki, çamurun özünden oluşup tohum haline gelen insan bedeninin içerisinde = gende nefs yani rûh-i hayvânî bulunmaktadır, makamı süflî ve nihayet ardîdir = toprağa nisbet edilir. Kendisiyle ruh birleştikten sonra ruha itâat ederse, makamı Ahsen-i Takvîm olup meleklerle birleşir. Hayır, ruh nefse esir olursa, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalbi-kotu-hislerden-korumak-farzdir/">Kalbi Kötü Hislerden Korumak Farzdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-9513 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/1252464.jpg" alt="" width="359" height="269" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/1252464.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/1252464-600x450.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/1252464-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/1252464-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" /></p>
<p>Şer&#8217;i şerîf, kalbin vasıflarına çok büyük ehemmiyet vermiştir. Daha evvelden dedik ki, çamurun özünden oluşup tohum haline gelen insan bedeninin içerisinde = gende nefs yani rûh-i hayvânî bulunmaktadır, makamı süflî ve nihayet ardîdir = toprağa nisbet edilir.</p>
<p>Kendisiyle ruh birleştikten sonra ruha itâat ederse, makamı Ahsen-i Takvîm olup meleklerle birleşir. Hayır, ruh nefse esir olursa, makamı Esfel-i Sâfilîn yani en âdi ve alçak olup, hayvanla, şeytanla birleşir. Bu itibarla bütün özelliğiyle bedenin cüzleri, cihaz ve azalan, nef­sin alet ve edevatlarıdır. Nefs kalbe binektir, ruh ise bu bineğin kaptanıdır, diğer ifadeyle ruhun veziri olan kalb, bu reâyânın padişahıdır. Bazan hizmetçileri, dün­ya hayatının şarabını ruha vermekle onu sersemleştirir- ler, bazan serkeşlik yaparlar.</p>
<p>Nefs, tabiatiyle kesinlikle kalbe ve ruha aslâ kolayca teslim olmaz, Nitekim hadis-i  şe<strong><em>rifte</em></strong>“Kalbler dörttür:</p>
<p><strong>a.</strong>Gazab ve şehvet kuvvetlerinin kılıflarıyla) Kapla­nan kalbdir. Bu, kafirin kalbidir.</p>
<p><strong>b.</strong>Suçunu örtbaa eden İki yüzlü kalbdlr. Bu da münafıkın kalbidir.</p>
<p><strong>c.</strong>İcinde lambanın benzerinin yandığı, (nefsin şer olan tablatinden) soyulan, parlak ve düz kalbdir. Bu da Mü’minin kalbidir.</p>
<p><strong>d</strong>.lçinde İman ve nifak bulunan kalbdlr. İmanı­nın misali, temiz suyun kendisini uzatıp yeşerttiği ağaç gibidir. Nifakının misali, kan ve İrinin kendi­sini kapartıp uzattığı çimen gibidir. Artık hangisi ğâlib gelirse, ğâlib gelen taraf kuvvet kazanır.” diye buyruldu. Hadîs-i şerifte işaret edilen hakikatin sûreti şöyledir:</p>
<p>Nefste, diğer ifadeyle kalbin bineği olan insanın terkibinde ve bünyesinde dört unsur bulunmaktadır. Bundan böyle kendisinde sebuiyye, behîmiyye, şey- tâniyye ve rabbâniyye olmak üzere illetli dört vasıf = huy = cibilliyet bulunmaktadır.</p>
<p>İnsanın kalbine ğazab kuvvetiyle nefsinin musallat olunması cihetiyle, yırtıcı canavarların ahlakını izhar eder. Mesela düşmanlık yapar, kin besler, sövmek ve dövmekle hemcinsi olan insanlara hücumda bulunur.</p>
<p>Parçalama ve avlama vasıflarına nisbetle kendisine «nefs-i sebuiyye» ismi verilir.</p>
<p>Kalbe şehvet kuvvetiyle nefsin musallat olunması cihetiyle de oburluk, çok yemek ve içmeye düşkünlük, şehvetinin aşırı kabarması cihetiyle de tıbkı hayvanla birleşir. Bunun için ona da «behîmiyye = nefs-i hayvâniyye» ismi verildi.</p>
<p>Nefs, ğazab ve şehvet kuvvetlerini fiile geçirmekle kalbe musallat olduğu, türlü hilelere başvurduğu, aldat­tığı, tuzak kurduğu, iyiliklerle kötülüklerini, fenalıklarını gizlediği, kendini temize çektiği, doğrusu egoizm, nifak ve gösteriş hilelerinde çok ileri olduğu için de, şeytana nisbet edilmekle kendisine «nefs-i şeytâniyye» denildi.</p>
<p>Kendisine verilen hayat ve hareketin, Rabb Teâlâ&#8217; nın emrinin eseri olması sebebiyle de, nefs, nerede ise rubûbiyyet yani riyâseti arzulamak, yükselmeyi tasla­mak, enâniyet yani benliğini ortaya koymak ve bu se- beble Allah Teâlâ&#8217;ya ubûdiyetle boyun eğmekten sıyrıl­mak, ucub yani kendini beğenmek, şehvet yani tüm nimetleri sadece kendi nefsine tahsis etmek gibi fiilleri izhar etmekle kalbe musallat kılındı. Bu itibarla da ken­disine «nefs-i mütekebbire» ismi verildi, yani zulmü İzhar etmek, haddi aşmak hasletlerine nisbet edildi. Zi­ra mütekebbire nefs, nerede ise tüm ilmin bilgisini iddia eder, eşyanın hakîkatine muttali olmasını taslar. Bunun içindir ki cehâlete nisbet edildiği zaman ğazablanır; ilme, riyâsete nisbet edilmekten hoşlanır.</p>
<p>Bazılar, nefsi taksim ederken, bunların nefs-i em- mâreden başka nefsler olduğunu zannetti. Filhakîka oyun ve eğlence arazisinde bukalemun gibi renkten renge huydan huya sık sık değiştiği İçin nefs-i em- mâreye sebuiyye, behîmiyye, şeytâniyye, rabbâniyye olmak üzere dört isim verildi. Sanki nefs-i emmâre, sebuiyye vasfıyla domuz; behîmiyye vasfıyla saldırıcı ve avcı sırtlan; hile ve şeytânlık vasfıyla maymun, tilki ve bukalemun, kendisinde rabbâniyye sıfatlarını izhar etmekle de feylesoftur. Zira üstün zeka ve idrâkle nutuk kabiliyeti ve Rabb Teâlâ&#8217;ya nisbet edilmekle sair hay­vanlardan üstün olduğu için, üstünlüğüyle şeytanların ahlakını izhar eder, çerlerini hayrlarla gizler.</p>
<p>Nitekim hadîs-i şerifte: “Âhir zamanda bir kavm ortaya çıkar; dinleri sebebiyle dünyayı taleb edecekler. İnsanlar için de, yumuşak koyun derisinden giyecekler; dilleri şekerden daha tatlı, kalbleri ise kurtların kalbidir. Allah Teâlâ şöy­le buyurur: Benim mühlet vermemle mi bunlar alda­nıp mağrur oluyorlar? Yoksa Ban&#8217;a karşı gelmeye cür&#8217;etmi ediyorlar? Zâtım&#8217;a andederim; tepeden onlara en zeki insanları şaşkına uğratacak türlü fit­neler gönderirim.” diye buyruldu. Yani riyâset, şöhret ve lezzetlerden ibaret olan dünya hayatına aid menfa­atleri amaç edinip dinlerini araç edecekler; ve bu mak­sada ulaşmak için de türlü hilelere başvurarak yağcı­lıkta, şeytânî olan hile ve tuzak kurmakta sûretleri, ko­yun = sempatik davranışla ğayet yumuşak, hakîkatte ise kindarlık ve düşmanlıkta, şehvanî ve hayvânî vasıf­ları kendilerinde ğâlib olduğu için hırs ve ihtiras bakı­mından nefs cihetiyle kurtturlar.</p>
<p>Demek her insan, insan değildir. Hakîkatte insan, dünya hayatında yaşamış olduğu vasıfların sûretinde- dirler. Sanki postu içerisinde bir domuz, avcı tazı, şeytan ve feylesof bir araya gelip birleşmişler. Bu İtibarla şehvânî duyguların kabarmasında nefs, domuz; hırs, İhtiras ve dünya lezzetlerine düşkünlük, oburluk bakı­mından da köpek &#8211; avcı tazı; düşmanlıklarını İzhar et­mekte de sırtlan, nankörlükte kedi sûretlndedirler. Ve binnetice şehvet duygularıyla avcı tazı, havlayan kö­pek, parçalayan sırtlandır. İşte nefs-i emmâre, yukarıda belirtilen vasıfları kendinde hasrettiği İçin ona emmâre denildi. Hevâsı İse, o vasıfların kendileridir. Bu itibarla en büyük tâğût, nefstir.</p>
<p>Kûbbâr-ı evliyâdan Şâh-ı Nakşi- bend:“Sen kafir olmadıkça =nefsi büsbütün vasıflarıyla inkar etmeyince, aslâ Allah&#8217;a iman etmiş olmazsın.&#8221; buyurdu. Şeytan da ayrıca bir kere sebuiyye, bir kere behîmlyye, bir kere şeytâniyye, bir kere rabbâniyye nefsleri, doğrusu buhusustaki istek ve arzuları birbirine musallat kılar, arala­rında fitneyi alevlendirir. Ve bu sebebden zavallı insan, zâhirî putların sûretlerine tapanları gördüğü zaman kı-narken, kendisinin kendi istek, hevâ ve hevesine taptı­ğının farkında olmaz.</p>
<p>Bu itibarla İmam Ğazâlî diyor ki: «Şu avam tabakasına hayret ediyorum. Taştan yapılan puta tapanları kınarlar, fakat kendileri nefslerinin istek ve arzularına taparlar. Erbâb-ı mükâşefeye perdeler or­tadan kalktığı gibi, o avam tabakası da nefs-i emmârelerinin hevâ ve heveslerini uykuda yahud uyanıklıkta müşahede etmiş olsalardı, kendilerinin domuzun huzu­runda secde ettiklerini, hayvanın huzurunda rükû&#8217;da olduklarını ve kendilerinin daimi sûrette sebuiyye, behî- miyye, şeytâniyye ve rabbâniyye nefslerinin işaretleri­ni intizar ettiklerini, domuz, istek ve arzularından birisini yerine getirmek istediği zaman, derhal hizmetine koştuklarını, istek ve arzularını, şehvânî duygularını kıpkıvrak yerine getirdiklerini, köpeğe eğilip ona kemâl-i itâatle boyun eğdiklerini ve feylesof olan akıllarının, bun­ların hizmetine nasıl koşturduklarını, şeytan, nefsânî is­tek ve arzuları kabarttığı zaman, nasıl saygıda bulun­duklarını ve ona ubûdiyeti izhar ettiklerini, o hayvan­lara ibadet ettiklerini apaçık göreceklerdi. Ve tabiî ki bu iş, zulmün nihayetidir. Çünkü zikredilen avam tabakası, rîyâsete, hükümdarlığa lâyık olanı»köle; köleleri de efendi; ğâlibi mağlub, mağlubu ğâlib kıldılar. Filhakika ğâlibiyete, siyâdete, kahır ve istilâya en lâyık kalbdir = ruhtur.</p>
<p>Binaenaleyh hakîm olan kalbin, keskin basiretiyle domuz ve köpeğe ğâlib olması gerekir. Aksi takdirde şübhesiz tâeiMJZ&#8217;iıib, köpeğin, şeytanın ve hayvanların işledikleri her bir günahtan kalbin üzerine bir leke gelir, onda tabilenmiş olur. Ve böyle oldu ise artık kalb, hak ve gerçeği dinlemekten, kabul etmekten âciz kalır. Ve nitekim bu hayvan sûretinde olan iç duyguların işledik­leri suçlardan biriken lekelere «tab&#8217; = mühür ve rân = pas» denilmektedir. Nitekim “Onlar geride kalan kadın­larla beraber olmaya razı oldular. Çünkü onların kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar din ve cihadın hakîkatini anlayamazlar.”[94] ve “Hayır öyle değil, bilakis on­ların kazanmakta oldukları kötülükler, kalblerini palandırmıştır.’’[95] mealindeki ayet-i kerîmelerde zikrettiğimiz hususlara işaret edilmektedir.»[96]</p>
<p>Kalb, hınzır olan nefs-i emmâresinin şehvetine yani istek ve arzularına teslim olduğu takdirde hayâsızlık, çirkinlik, tebzîr ve israf, cimrilik, gösteriş ve gizlide işle­nen ameli açıkta söylemek, iyileri alaya almak, dünya debdebesinin aşırı istek ve arzusu = hırs ve hırstan do­layı lezzetlere dalmak, dalkavukluk, kıskançlık = ha- sed, ikide bir başkasının işlediği günahlarla sevinmek ve daha birçok kötü huylar fiile geçer.</p>
<p>Kalb, kelb veyahud sırtlan olan nefs-i emmârenin ğazab kuvvetine teslim olduğu zaman, gereksiz yerlere feveran, zaif gördüğü kimseyi rezil rüsvâ etmek, işlediği işlerden ululuğu taslayarak üstünlüğünü izhar etmek, hak &#8211; bâtıl her dediğini yahud yaptığını yahud düşün­düklerini beğenmek, öfkeyi fiile geçirmeye muvaffaki- yetsizlikte asabî hastalıklara yakalanıp aklı kaybetmek, mahluku âdi görmek, onlara tepeden bakmak, onları alaya almak, kendi kendini beğenmek sebebiyle ğayrin hakkına tecavüzde bulunmak gibi çirkin huylar doğar.</p>
<p>Kalb, nefs-i emmâresinin şehvet ve ğazab kuvvet­lerinin, nifak ve riyâyı temsil eden tilki ve bukalemun şeytânî arzularına teslim olduğu zamanda da, hedefine ulaşmak için hile yapmak, tuzak kurmak, yağcılık yap­mak, kötülüklerini iyiliklerle örtbas etmek gibi korkunç kötü huyları izhar eder.</p>
<p>Bu üç itibarla Rahmânî ve sultan olan kalb, melekî sûretlerden şeytânî sûretlere dönüşür; hangi hayvanın amelini işlerse, o hayvanın sûretini alır, onun gibi yapar.</p>
<p>Şayed kalb, feylesof mesâbesinde olan aklı, ameli­yatta doktor gibi çok maharetli iradeyi kullanır, nefsi mağlub ederse ve emri altına alırsa, şehvet ve ğazab kuvvetlerini idaresi altında çalıştırırsa, şeytanlığı bıra­kıp ihlâsı âdet edinse, bu takdirde şehvânî duyguları, iffet, kanaat, sükûnet = merhamet şartıyla soğukkanlılık, zühd, vera&#8217; = kalbi kötü arzulardan tamamen temizle­mek, takva = bilfiil İlâhî emrlere imtisal, yasaklarından ictinab, güler yüzlülükle edeb, hayâ&#8217;, hedefe kıpkıvrak ulaşan kurnaz zeka = göz açıklığı, ihvânı hayra teşvik gibi huylara dönüşür.</p>
<p>Aynı zamanda ğazab kuvvetinden öfkeyi dizginle­mek, vâcib olan şecaat ve cesaret, mu&#8217;tedil şeref, gü­nahları işlemekten nefsi dizginlemek, günahları işlemek üzere aşırı kabaran şehvet duygularının elemine ta­hammül göstermek = sabır, hilim = yumuşaklık, ihtimal = İlâhî emrlerin tekliflerini yüklenmek, afuv = güçlü oldu­ğu halde zaiften intikam almaktan vazgeçmek, emrin imtisâlinde, nehyin içtinâbında sebat etmek, rütbede terfî&#8217; ve daha başka güzel huylara dönüşür.</p>
<p>Bu iki itibarla nefsin kalbe itâat etmekle başkalaş­ması ve padişah olan kalbin yararlı olmasıyla tüm aza­lar, zâhirî ve bâtınî duygular dahi yararlı olup salâhiyet kazanır ve bu kazançla Allah Azze ve Celle&#8217;yi zikret­meye elverişli olur,ki hadîs-i şerîfte:“İki göz, yol göstericidirler. İki kulak, sesleri toplayıp bir araya getiren hunidir. Dil ise, tercümandır. İki el, kanat­lardır. Ve iki ayak, postacıdırlar. Karaciğer, rah­mettir. Dalak, gülmektir. Akciğer, nefestir. İki böbrek, aldatmaktır = aldatıcıdır. Kalb ise, hükümran bir padişahtır. Padişah yararlı olursa, reâyâsı ya­rarlı olur; padişah fitne fesada düşerse, haliyle reâyâsı fitne fesada düşer.” buyruldu.</p>
<p>Tâceddîn İbnu Atâullah kuddise sirruh diyor ki: «Gözler, kulaklar, dil, eller, ayaklar ve iç organlar vası­tasıyla nefsin hayatına pay olan dünya ve süsünün zâhiri mağrur edicidir = aldatıcıdır; nefs de dünya haya­tının zâhirine bakar. Bütün özelliğiyle dünya hayatının bâtını, ibret verici cîfedir; kalb de, dünya hayatının bâtınına bakar. Nefsi kendisine ğâlib olan, dünya haya­tının sûretine bakar; ona aldanır. Kalbi kendisine ğâlib olan kimse ise, dünya hayatının bâtınî yüzüne bakar, ondan ibret alır. Eğer sen, fenâyı kabul etmez izzeti dilersen, fenâ ve zeval bulan şeylerden izzeti taleb etme, ona güvenme. Şübhesiz Allah Azze ve Celle&#8217;ye bağlı kalmak, fenâ ve zevâli olmayan izzettir.»[97]</p>
<p>Nakledildiğine göre, Hârûn-u Reşîd&#8217;e emr-i ma&#8217;rûf nehy-i an-il-münkerin tebliğinde bulunan bir zâtın sözleri, halîfe Hârûn&#8217;un sinirini kabartmış, öfkelendir­miştir.</p>
<p>Hârûn&#8217;un: “Bu adam katırdır. Filanca deli katırımla beraber onu bağlayın da katırım onu gebertsin.&#8221; demesi üzerine derhal o zâtı, o deli divâne olan katırla bağla­mışlar. Katır ona mırıldanıp zarar vermeyince Hârûn bundan da öfkelenmiş;</p>
<p>“Bunu filanca hücrenin içerisine atın ve kapısını mühürleyin; susuzluk ve açlıkta orada gebersin.” de­mesi üzerine, o zâtı öyle bir hücreye hapsetmişler.</p>
<p>Hârûn âdeti üzere, sabah namazına kalkınca bah­çesine inip adımlamak istemiş = sabah sporuna çıkmış;ne baksın ki hapsedilen adam bahçenin içerisinde elma yemekte. Hârûn ona bağırır:</p>
<p>“Adam! Kim seni hapisten çıkarttı bu sabah?” Mahbûs:</p>
<p>“Dün gündüz beni o hücreye hapseden zat.” Hâ­rûn:</p>
<p>“Seni hapseden kim?” Mahbûs:</p>
<p>“İşte hapisten beni çıkaran zat.” cevabını vermiştir. Halîfe Hârûn onun bu sözünden müteessir olup kendi kendine:</p>
<p>“Öyle mi?.. Allah&#8217;ın aziz kıldığı kimse rezil olmaz. Dünyanın iç yüzüne bakan mağlub olmaz.” dedikten sonra emretmiş:</p>
<p>“Onu şu katıra bindirin, süslü elbiseler giydirin, so­kaklarda dolaştırın. Dellâl bağırsın: Ey halk! Bakınız, dikkat ediniz, ibret alın. Hârûn, Allah Teâlâ&#8217;nın aziz kıl­dığı bir kulu zelil kılmak istedi. Allah Azze ve Celle, kendi kulunu aziz, Hârûn&#8217;u da zelil kıldı. Bundan dolayı Hârûn, onu zelil kılmaya güç bulamadı, pişman ol- du.[98]</p>
<p>“Kim kullarla mağrûr olup kulun gücüyle izzetini izhar ederse, şübhesiz Allah Teâlâ onu rezil eder.” mealindeki hadîse mebnî diye­biliriz ki, Allah Teâlâ&#8217;nın âdetlerinden biri de, mahlu­kuna dayanıp mahlukuyla izzetini izhar edeni rezil rüsva etmesi, Kendisi&#8217;ne dayanan Mü&#8217;minleri de aziz kılmasıdır.</p>
<p>Yine Tâceddîn İbnu Atâullah diyor ki: «Allah Azze ve Celle, kainatın = bütün maddelerin zâhirini âsârının = gölgesinin nurlarıyla nurlandırmıştır.</p>
<p>Kainatın iç tarafını sıfatlarının nurlarıyla nurlandır- mıştır. Bundan dolayı gölgeleri mesâbesinde olan zâhirî nurlar, sûr&#8217;atle ğayb oluverir. Amma kalb ve sırların nurları, ebediyen zeval bulmaz, fâni olmaz, dolayısıyla ğayb olmaz.» [99] Yani zâhirî azalar, gölge mesâ­besinde olan kainatın zâhirinden enerjiyi aksedip kabul eder. Akis ve kabul etmesi, zâhirî azalara hareket verir. Bu hareket, insanın maddi ve bedenî hayatıdır.</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın sıfatlarından ilimler, ma&#8217;rifetler, gizli nurların müşahedesi, yani Allah Teâlâ&#8217;nın sıfatlarının nurları ise, insanın kalbine, ruhuna ve akıl ve sair latîfe- lerine akseder. Onlar da bu aksi kabul etmekle hareke- . te geçerler ve kendileri için de bu hareket, hayat olur.</p>
<p>Nefsi ğâlib, sûr&#8217;atle zeval bulan dünyanın fâni ha­latını; kalbi ğâlib, zeval ve yokluğu kabul etmeyen uhrevi hayatını tercih eder, onun için çalışır. Şübhesiz en mükemmel insan., her iki cihetle yani Allah Teâlâ&#8217;nın hem âsârının ve hem evsâfının nurlarını aksedip, hem dünya hayatı hem de uhrevi hayatı için çalışandır. İkinci ve üçüncü itibarla kalb, salâhiyeti kazanır. Şüb­hesiz onun salâhiyeti, kazanması yani yararlı olmasıyla, reâyâsı mesâbesinde olan sair azalar, hâliyle yararlı olurlar. Bu itibarla: “Kalb ise, hükümran bir padi­şahtır. Padişah yararlı olursa, reâyâsı yararlı olur; padişah fitne fesada düşerse, haliyle reâyâsı fitne fesada düşer,” buyruldu.</p>
<p>Nefsinden kalbi müteessir olan kimsenin kalbi, aza­larının ihtiyarlamasıyla İhtiyarlamaz; İstek ve arzuları kesilmez; ömrünün uzunluğu, malının çoğalması, sıhhatinin devamı üzerine hırslanır. Eğer hırsını, uhrevi saa­detlere zikirle fikirle dönüştürmeye güç bulursa ne âlâ. Eğer zaif düşüp dünya hayatını tercih ederse, Allah korusun çok büyük felaketlere ve belalara maruz kalır. Bu itibarla hadîs-i şerîfte: “Nefsin hevâsını kabul eden ihtiyarın kalbi, hayatın uzaması ve malın çoğalması olmak üzere İki şeyin sevgisinden dolayı gençleşir.” buy­ruldu. Ölüm yaklaştıkça uhrevi saadetin maksad edinil­mesi ve Allah Teâlâ&#8217;nın isminin zikredilmesinden baş­kası insanı behîme ve hayvâniyye nefsten kurtaramaz.</p>
<p>Onun için uhrevi saadetin maksad edinilmesi ve Allah Teâlâ&#8217;nın ism-i şerifinin zikredilmesiyle iyi niyetleri fiile geçirmek gerekir. Bununla nefs, kemi bulur. Nitekim ha- dîs-i şerîfte: “Kim kendisiyle Allah arasında zahirî azalarını taat ve ibadetle güzelleştirirse = düzeltir­se, Allah Teâlâ onunla insan arasındaki muamele­ye yeterli olur. Kim de kalb, sır ve ruh gibi gizli la- tîfelerini = duygularını yararlı hale getirirse, Allah Teâlâ da hem bâtınî duygularını hem de zâhirî aza- larını yararlı kılar = ıslah eder. Ve kim ahireti için çalışırsa, Allah Azze ve Celle dünyasına yeterli olur.” diye buyruldu. Binaenaleyh aklı olan kimsenin, uhrevi saadetin kazanılması üzerine kalbi gençleşir</p>
<p>Feylesofların nefs-i nâtıka dedikleri şey, nefs-i em- mâredir, makamı süflidir, aslı şerdir; iman etmeksizin tabiatinden ayrılmaz, kalbe esir olmaksızın şeriatın hük­münü kabul etmez. Binaenaleyh onların kâmil dedikleri, nâkıs; âlî dedikleri, âdi olan nefstir.</p>
<p>Sûfîlerin de, «nefs ölür» deyişleri, doğru değildir. Şayed ki bu deyişle, «nefs başkalaşır» diyorlarsa, bu doğrudur. Yani ğazab ve şehvet kuvvetlerinin istek ve arzularından vazgeçtiği, şarap iken sirkeleştiği bakı­mından sanki ölmüştür demek istiyorlarsa, «nefs ölür» deyişleri doğrudur.</p>
<p>Artık nefs-i emmâre, tabiatiyle başbaşa kalırsa, ma­kamı küfürdür, nifaktır, şirktir, şek ve şübhedir. Bazı hasletleri bulunmakla beraber, önceki halinden, kötü ahlakından dönüp kendi kendini kınar ve bulunan kötü huylarının terkini şiddetle arzularsa, bu takdirde sıfatı levvâmedir, Mü&#8217;mindir, âsi ve fâsık olsa dahi. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:“Allah Teâlâ bir kulunun hayrını murad ederse, kalbinden = nefsinden kendi­sine va&#8217;z ve nasihatte bulunan bir duyguyu yaratır; o da hayrı emreder, şerden vazgeçirmeye çalışır.” Üstün idrâkiyle işin akıbetini gösterir; nefsin önceki yaptığı sebuî, behîmî, şeytânî ve rabbânî olan kötü huylarını şiddetle kınar; hayrı işlemesine, emre imtisâli- ne, kötülükleri arzulamamaya, hatta düşünmemeye, zikre, tefekküre ve takvâya, huzur makamına davet eder. Böyle olanın makamı, nefs-i levvâme makamıdır. Avam tabakasından kısm-i a&#8217;zamî Mü&#8217;minlerin hâli bu- dur. Bazan da nefs-i emmâre ğalebe çalar; Allah koru­sun, küfre, nifaka, şirke düşürür, tâğût olan nefse taptı­rır. “Artık kim tâğûtu = şeytanı ve şeytânî arzulan = zalimi ve zulmü  nefs-i emmâre ve hevâsını İnkar edip Allah&#8217;a İnanırsa = Hükmü&#8217;nü kendisine hâkim kılarsa, kendisine kopmak ve bozulmak olmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her sözü İşitir ve her gizliyi bilir. Allah, İman edip nefsin hevâsını bırakanlara dost ve yardımcıdır, onları karanlıklardan çıkarıp nûra sokar. Küfür edenler ise; onların dostları da tâğûttur. Tâğût on­ları nurdan karanlığa sokar; ve işte onlar, ateşlile­rin ta kendileridir. Onda daim kalacaklardır.”[100] buyrulmaktadır.</p>
<p>Şeytâniyye nefs, zikirden başkasıyla değişmez ve putu yıkılmaz. Onun için kalbî zikre çok ehemmiyet ver­mek gerekir. Zikrin azalması nisbetinde şeytâniyye nef­sin bukalemunu, maymun gibi nifak ve gösterişte bulu­nur. Onun putunun yıkılması ve hayalde sûretinin silin­mesi, kalbî zikre bağlanmaktadır. Bu itibarla hadîsi şe­rifte: “Kim Allah&#8217;ın zikrini çoğaltırsa, nifaktan berat alır = temizlenir.” diye buyruldu. Zira Allah&#8217;ın ism-i şerifini kalben zikreden kimsenin kalbine Allah&#8217;ın sevgisi akseder. Kalb, bunu kabul ettiği andan itibaren nifak ve gösterişin bukale­mununun sûreti silinir ve Allah Azze ve Celle&#8217;nin Zâti tecellîlerinden yahud sıfâtî tecellîlerinden yahud fiilî tecellîlerinden birisiyle kalb nurlanır. Ve bu nur, kalbe girmesiyle kendisine rehberlik yapar.</p>
<p>Burada yukarıda İmam Ğazâlî&#8217;nin izahını tekrar oku­yalım; putlara tapanları kınayanların, nasıl domuz, avcı tazı gibi nefsine taptığını idrak edelim. Ve nefs-i em- mâreden Allah&#8217;a sığınalım. Allah Azze ve Celle bizleri şeytana, nefse tapmaktan korusun. Ve binnetice tâğût, Allah&#8217;tan başka kendisine ibadet edilen her şeydir. Tâğûtu ma&#8217;bûd edinmekten kalb kurtulduğu an, Allah Azze ve Celle&#8217;yi zikretmeye elverişli olur. Zikretti ise ve ona daldı ise sükûnete, Âlî Huzur&#8217;a kavuşur. Vuslat da dedikleri budur. “&#8230;Dikkat! Kalb- ler, nefsin kelepçesinden sıyrılıp Allah&#8217;ı zikretmek­le sükûnet = huzur bulur.”[101] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûm diyor ki: «Tâğûtu ve arzusunu bırak ki, kalbinin aynası cilâlansın, tâat ve ibadetten göğse = latîfe- lere saflaşma olsun.» Cüneyd Bağdâdî&#8217;nin muasırla­rından Şeyh İbrahim er-Rakkî kuddise sirruh diyor ki: «Halkın en zaifi, şehvânî ve şeytânî duygularının red- dinde zaif kalandır. Halkın en kuvvetlisi, nefsi hevâsın- dan döndürmeye güçlü olandır.</p>
<p>Allah Azze ve Celle&#8217;nin sevgisinden başkasıyla bu güç kazanılamaz. Allah Azze ve Celle&#8217;nin sevgisinin alâmeti de, Kendisi&#8217;ne itâatin ve Nebîsi&#8217;ne mutâbaatın tercih edilmesidir.</p>
<p>Dünyada sana iki şey kâfi gelir: Fakir kimselerle düşüp kalkmak = sohbet ve velîye hürmet.» [102]</p>
<p>Şeyh Ahmed Ebu-I-Abâs ed-Dinevrî rahimehullah diyor ki: «Zikrin en az mertebesi, Allah Azze ve Celle&#8217;- den başka her şeyi unutmandır. Zikrin a&#8217;lâ mertebesi, zikredicinin, zikrinde ğayb olup fenâ bulmasıdır.»[103]</p>
<p>Şeyh Muhammed el-Kettânî kuddise sirruh diyor ki: «Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;i rüyamda gör­düm; “Ya Rasûlallah bana dua et ki kalbim ölmesin.” demek istirhamında bulundum. Bana dedi ki: “Her gün kırk kere: &#8221;La ilahe illa ente ya hayyu ya kayyum&#8221; de. Kalbin ebediyen diri kalacaktır.”» [104]</p>
<p>İsmail Çetin &#8211; Terbiye-i Nefs,syf.112-127</p>
<p><strong>Dipn:</strong></p>
<p>94.Et-Tevbe Sûresi ayet 87</p>
<p>95.EI-Mutaffifîn Sûresi ayet 14</p>
<p>96.İthâf-us-Sâddet-il-Müttakîn c.7 s.227</p>
<p>97.Ğays-ul-Mevâhib-il-Aliyye s.234, 236</p>
<p>[98]Ğays-ul-Mevâhib-il-Aliyye c.1 s.236</p>
<p>[99]Ğays-ul-Mevâhib-il-Aliyye C.1 s.258</p>
<p>100.EI-Bakara Sûresi ayet 256, 257</p>
<p>101.Er-Ra&#8217;d Sûresi ayet 28</p>
<p>102.Tabakât-ul-Evliyâ s.30, Hilyet-ul-Evliyâ c.10 s.354</p>
<p>103.Tabakât-ul-Evliyâ s.79</p>
<p>104.Tabakât-ı imam Şa&#8217;rânî c.1 s.129</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalbi-kotu-hislerden-korumak-farzdir/">Kalbi Kötü Hislerden Korumak Farzdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kalbi-kotu-hislerden-korumak-farzdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Temel Erdemler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 14:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İffet]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Zulüm]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Şecaat]]></category>
		<category><![CDATA[Gazab Kuvveti]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmetin Alt Erdemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hilekarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kınalızade Ali Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nefsin Güçlerine Göre Temel Erdemler]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Erdemler]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Erdemsizlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Yiğitlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21300</guid>

					<description><![CDATA[<p>3.Temel Erdemler Fiillerin eğitilmiş teorik güçten dengeli olarak çıkmasını sağlayan huya “hikmet” denir. Fiillerin eğitilmiş pratik güç­ten mutedil olarak çıkmasını sağlayan huya “adalet” denir. Eğitilmiş şehevi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “iffet” denir. Eğitilmiş gazabi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “şecaat” denir.3 O zaman temel er­demler dediğimiz dört huy hikmet, adalet, iffet ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/">Temel Erdemler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/güzel-ahlak.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-21326 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/güzel-ahlak-300x171.jpg" alt="" width="340" height="194" /></a></p>
<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22352 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2.jpg" alt="" width="503" height="255" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2.jpg 702w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2-600x303.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" /></a>3.Temel Erdemler</strong></p>
<p>Fiillerin eğitilmiş teorik güçten dengeli olarak çıkmasını sağlayan huya “hikmet” denir. Fiillerin eğitilmiş pratik güç­ten mutedil olarak çıkmasını sağlayan huya “adalet” denir. Eğitilmiş şehevi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “iffet” denir. Eğitilmiş gazabi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “şecaat” denir.<sup>3</sup> O zaman temel er­demler dediğimiz dört huy hikmet, adalet, iffet ve şecaattir.</p>
<p><strong>4.Temel Erdemsizlikler</strong></p>
<p>Bu dört erdemden her birinin ifrat ve tefrit taraflarına erdemsizlik denir. Mesela, teorik gücün itidali hikmettir. Onun hem ifratı olan hilekârlık hem de tefriti olan ahmaklık erdemsizliktir. Pratik gücün itidali adalettir. Onun ifrat ve tefrit uçlan yoktur. Daha doğrusu, onun zulüm dediğimiz bir tek zıddı vardır. Arzu anlamındaki şehvet gücünün itida­li iffettir. Onun hem ifratı olan fücur hem de tefriti olan sönmüşlük erdemsizliktir. Öfke anlamındaki gazap gücünün itidali yiğitliktir. Onun hem ifratı olan “tehlikeye atılma” hem de tefriti olan korkaklık erdemsizliktir.</p>
<p>Bu, Nasîreddin Tûsî’nin Ahlâk-ı Nâsırî kitabında ortaya koyduğu ve rabbani imam ve Hüccetülislam Ebu Hamid Muhammed Gazzâlî&#8217;nin de îhyâu Ulûmiddin kitabında aynı yöntemle bahsettiği anlatımdır.</p>
<p>Bununla birlikte şöyle dediler: “Adalet huyu, hikmet, if­fet ve yiğitliğin bir araya gelmesiyle oluşur. Çünkü bu üç huy toplanır, birbirine karışır ve uyumlu olursa üçünün bir­leşiminden faziletlerin yetkinlik ve tamamı olan ve adalet diye adlandırılan benzer bir hâl meydana gelir.” Nakledilen söz bitti.</p>
<p>Fakat adalet bu üç güçten meydana gelmiş bir birleşik olunca onu huy kısımları içinde müstakil ve üç kısma karşı­lık gelen bir kısım saymanın makbul olmadığı gizli değildir. Çünkü bölünende ve kısımlarda birlik kaydının dikkate alınması meşhurdur. Üç kısmı toplayıp bir kısım daha var­saymak uygun değildir. Mesela, kelimeyi isim, fiil ve harfe ayırdıktan sonra bu üç kısmı başka bir kısım olarak düşü­nüp kelime kısımlarının toplamının dört olduğunu söylemek caiz değildir.</p>
<p><strong>5.Nefsin Güçlerine Göre Temel Erdemler</strong></p>
<p>Öyleyse en uygunu, temel erdemler ve güzel huyları üç kısımla sınırlayıp bölümlemeyi bu şekilde yapmaktır. Çünkü insanda üç güç vardır. Bu üç güce üç nefis de denir.</p>
<p><strong>Melekî nefis:</strong> Akledilirleri ve idrak edilenleri idrak ve temyiz eden güçtür.</p>
<p><strong>Yırtıcı nefis:</strong> Öfke, atılganlık, intikam, egemenlik arzu­su, kibirlenme, şöhret ve üstünlük kurma ilkesi olan güçtür.</p>
<p><strong>Hayvani nefis:</strong> Lezzet ve haz talebinin ilkesi ve yiyecek, içecek ve karşı cinsi elde etme vasıtası olan güçtür.</p>
<p>O zaman temel erdemler de bu üç güce göre üç tanedir.</p>
<p><strong>1) Melekî Nefsin İtidal, İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Hikmet:</strong> Melekî güç itidal derecesinde tasarrufta bulu­nup ifrat ve tefrite meyletmezse buna hikmet denir.</p>
<p><strong>Hilekârlık:</strong> Eğer ifrat olursa ona hilekârlık denir. Bu er­demsizliktir. Akıl gücünün hile, sahtekârlık, komiklik ve soy­tarılıkta acayip şeyler icat etmek için kullanılması böyledir.</p>
<p><strong>Ahmaklık:</strong> Tefriti olan ahmaklık, hakikatleri idrak ve akledilirleri temyiz etmekten aciz olmak ve iyi fiilleri kötü fiillerden ayırt edememektir.</p>
<p><strong>2) Yırtıcı Nefsin İtidal, İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Yiğitlik:</strong> Yırtıcı nefis dengeli tasarrufta bulunursa yiğitlik huyu meydana gelir.</p>
<p><strong>Tehlikelere atılma:</strong> Bu gücün ifratı tehlikelere atılmaktır. İnsanın kendisini faydasız yere tehlikelere atması, direnmenin imkân ve kudret sınırını aştığı düşmanla karşı karşıya gelip kendisini helake sürüklemesi veya zarara sokmasıdır.</p>
<p><strong>Korkaklık:</strong> Bu gücün tefriti korkaklıktır. Sabır ve seba­tın aklen güzel görüldüğü, karşı koyma ve savaşmanın övül­düğü yerlerde iğrenç bir şekilde kaygılanmak, korkmak, ge­reksiz yere yenilgi duygusuna kapılıp kaçmak ve kadınsı er­kekler gibi davranmaktır.</p>
<p><strong>3) Hayvani Nefsin İtidal, İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>İffet:</strong> Hayvani nefsin itidali iffet olup din ve aklın cevaz verip güzel gördüğü yiyecek, içecek ve karşı cinsten dengeli şekilde yararlanmak ve işlemde bulunmaktır.</p>
<p><strong>Fücur:</strong> Bu gücün ifratı fücur olup din ve akıl dairesinin dışına çıkmak, haram ve mekruh işleri yapmak, fuhuş ve çirkinliklerden yararlanıp zevk almaktır.</p>
<p><strong>Sönmüşlük:</strong> Bu gücün tefriti sönmüşlüktür. Sönmüşlük, mubah arzuları tamamen terk edip ya bedenin helakine ya da neslin tükenmesine sebep olup “Evlenin, çoğalın; ben ümmetler içinde düşük çocuk bile olsa sizin çokluğunuzla övüneceğim.”(Heysemi) hadis-i şerifine aykırı hareket etmektir.</p>
<p><strong>4) Adalet ve Zulüm</strong></p>
<p>Bu üç erdem bir kişide ilahî yardım ve sonsuz mutluluk sayesinde toplanır ve mutluluk yıldızı bu üçünün bir araya gelmesiyle en yüksek noktada parıldarsa o kişi adil olur. Bu üç erdemin toplamına adalet denir. Adaletin zıddı zulüm­dür. Zulüm ve haksızlık bu üç erdemden birinin yok olma­sıyla gerçekleşir. Bu üç erdemin alt dalları vardır. İnşallah açıklanacaktır.</p>
<p>Bütün insanlarda bulunan her erdem ya, bu üç erdem­den birisidir ya da onların dalıdır. Bunlar, bütün insan fert­lerinin iftihar ve sevinç kaynağıdır. Hatta nesliyle iftihar eden kimse de atalarında bu sıfatlara sahip kimselerin ol­masıyla övünür.</p>
<p>Üç erdemden birinin hikmet olduğunu söylemiştik. Bu hikmet, “haricî varlıkları insan gücünün yettiği ölçüde bil­mek” şeklinde tanımladığımız hikmet değildir. Bu, pratik felsefe manasındaki hikmet de değildir. Bilakis bu, hikmet lafzının üçüncü manasıdır.</p>
<p>Bu incelik bilinince burada sorulan soruya verilecek cevap açıklığa kavuşur. Soru şudur: “Hikmet bizzat nazari  hikmet ve amelî hikmet diye ikiye ayrıldı. Amelî hikmet de ahlâk ilmi, ev idaresi ilmi ve devlet yönetimi ilmi şeklinde kısımlara ayrıldı. O zaman ahlâkın da hikmet, iffet ve şecaate ayrılması nasıl doğru olur? Zira hikmet yine kendisinin kısmı olup şeyin kendisine ve başkalarına bölünmesi gere­kir.” Bu huylara ait bir kısım olan hikmetin o kısımlara ay­rılan hikmet değil, başka bir hikmet olduğu anlaşılınca şe­yin kendisine ve başkasına bölünmesi gerekmez. Böylece soru tamamen ortadan kalkar.</p>
<p><strong>2.Bap: Temel Erdemlerin Altında Yer Alan Alt Er­demler</strong></p>
<p>Her ne kadar söz konusu erdem cinslerinin altında yer alan türler sayısız ve kitabın kapasitesinin dışında olsa da biz önceki fazıllara uyarak meşhur erdem türlerini anmakla ye­tindik.</p>
<p><strong>1. Hikmetin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>Hikmet erdeminin altında yer alan türler yedi tanedir: Birincisi zekâ, İkincisi çabuk anlama, üçüncüsü zihin açıklı­ğı, dördüncüsü kolay öğrenme, beşincisi güzel düşünme, altıncısı ezberleme ve yedincisi hatırlamadır.</p>
<p><strong>1) Zekâ:</strong> Öncüllerden kolayca sonuç çıkarmayı ve delil­lerden amaçlara ulaşmayı sağlayan bir melekedir. Bu mele­ke, sonuç verici öncüllerden netice çıkarmada sürekli meş­gul olmakla kazanılır.</p>
<p><strong>2) Çabuk anlama:</strong> Lazımlardan melzumlara, önermeden ters döndürme ve düz döndürmesine durmaksızın geçişi sağlayan bir melekedir. Zekâ ile çabuk anlama arasındaki fark, zekânın düşünmede olması, düşünmenin bilinen konu­ları sıralayıp bir bilinmeze taşınması olmasına karşılık, ça­buk anlamanın düşünmede olmayıp lazımdan melzuma ve önermeden ters döndürme ve düz döndürmeye geçişin &#8211; düşünmede olmaması sebebiyle- başkasında olmasıdır. Nite­kim bu, ölçü ilminde araştırılmıştır.</p>
<p><strong>3) Zihin açıklığı:</strong> Sayesinde nefsin sarsılmadan ve ka­rışmadan amaçlan çıkarmaya hazır olmasıdır,</p>
<p><strong>4) Kolay öğrenme:</strong> Nefiste değişik düşünceler engelleme­den tamamen amaca doğru yönelip onu elde etmesi için bir keskinlik ve hızlılık meydana gelmesini sağlayan melekedir.</p>
<p><strong>5) Güzel düşünme:</strong> Nefsin konulan araştırma ve ortaya çıkarmada her maddeye uygun olan derece ve miktarı koru­yup gözetmesini sağlayan melekedir. Ne zorunlu olan nes­neyi terk ve ihmal eder ne de etkisi olmayan nesneyi alıp kullanır.</p>
<p><strong>6) Ezberleme:</strong> Nefsin aklettiği ve elde ettiği akledilir ve tahayyül edilir suretleri gerektiği gibi ezberlemesini sağla­yan melekedir.</p>
<p><strong>7) Hatırlama:</strong> Nefsin ezberlediği şeyleri istediği zaman hatırlayıp ifade etmesini sağlayan melekedir.</p>
<p>Hikmet erdeminin alt türleri bunlardan ibaret olup açıklanmıştır.</p>
<p><strong>2.Yiğitliğin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>Yiğitlik erdemi altında on bir tür vardır. Birincisi yüce ruhluluk, İkincisi cesaret, üçüncüsü yüksek gayelilik, dördün­cüsü sebat, beşincisi yumuşak huyluluk, altıncısı soğukkanlı­lık, yedincisi şehamet, sekizincisi tahammül, dokuzuncusu tevazu, onuncusu hamiyet, on birincisi yumuşak kalpliliktir.<sup>5</sup></p>
<p><strong>1) Yüce ruhluluk:</strong> Kişinin üstünlük ve alçaklığa önem vermemesi, fakirlik, zenginlik, rahatlık ve sıkıntıya iltifat etmemesi, bilakis insanların övgü ve yergisini bir tutması, toplulukların ret ve kabulüne eşit yaklaşması, uygun ve uy­gunsuz her işe tahammül edebilmesi, şartların değişmesi ve tehlikeli durumlar görmesi hâlinde kendisinden himmet köşkünü lekeleyecek davranışların ortaya çıkmamasıdır. Bu, kokularını irade yolunun çevik yolcularından başkasının koklayamadığı ve yüksek tepelerine aşk mertebesi pakla­rından başkasının çıkamadığı büyük bir makam ve yüce bir huydur. Nitekim şöyle demişlerdir:</p>
<p><em>Can ve bedenden vazgeçmen</em></p>
<p><em>Kendin ile dolman gerekir</em></p>
<p><em>Her adımda bin bağ eklenir</em></p>
<p><em>Bağları tez kırman gerekir</em></p>
<p>Avam insanların övgü ve yergisinin yüksek amaçlara talip olanlar katında bir olması gerekir. Nitekim Hâce Attar şöyle demiştir:</p>
<p><em>Övülmen ve yerilmen fark ediyorsa</em></p>
<p><em>O zaman put yapan putçu olursun</em>(Attar,Mantıkut Tayr)</p>
<p><strong>2) Cesaret:</strong> Nefsin korkunç durumlarda ve büyük hadi­seler meydana geldiğinde sabır, sebat ve tahammül edebil­mesi, kaygı ve korkunun etkisiyle kendisinden uygunsuz iş­lerin ortaya çıkmamasıdır.</p>
<p><strong>3) Yüksek gayelilik:</strong> Nefsin hakiki güzelliği ve zati yet­kinliği istemede düşünce amacının yüksek ve terakki mahal-inin yüce olması, bu dünyanın ululuk, makam, mutluluk ve mutsuzluğunun dikkate alınmaması, yükselişe rıza göster­memesi, zillete kızmaması ve hatta ölüm acılığını yutmak­tan nefret edip sarsılmamasıdır. Nitekim güzel huylu ve yüksek gayeli insanlar: “Biz ölüm sarhoşu divaneleriz.” der­lerdi. Bazı âşık fazıllar şöyle nazm etmişlerdir:</p>
<p><em>Ölüm gelince ondan korkacak değilim</em></p>
<p><em>O yarı benim için bu yarıdan iyidir</em></p>
<p><em>Sade bir canım var Allah yergisi</em></p>
<p><em>Vakti geldiğinde onu teslim ederim</em></p>
<p><strong>4) Sebat:</strong> Kişinin yetkinlik arayışı yolunda etkilenip ürk- memesi ve boyun eğip kırılmaması için bu yolun zorluklarına sabretmesini ve musibetlerine katlanmasını sağlayan huydur.</p>
<p><em>Sebatımdan bu nükte hoşuma gitti zulme rağmen</em></p>
<p><em>Talep ayağımı semtine koymaktan vazgeçmem</em></p>
<p><strong>5) Yumuşak huyluluk:</strong> Huzur, kararlılık, sarsılmazlık ve ihtiyaçsızlığın insani nefse, kızgınlık ve öfke fırtınalarının etkisiyle sarsılmadan gelmesidir.</p>
<p><em>İnsan toz yumrusu ve ömür şiddetli fırtına ise de</em></p>
<p><em>Her rüzgârda titremeyi bırak dağ gibi sağlam dur<sup>10</sup></em></p>
<p><strong>6) Soğukkanlılık:</strong> Din ve şeriat korusunu himaye etmek ve mahremiyet dairesini gözetmek için yapılan savaş ve kavgalarda hafiflik göstermeyip aşağılık düşmana alay ko­nusu ve karalayanlara malzeme olmamaktır.</p>
<p><em>Âdeme seng ile gelir hürmet</em></p>
<p><em>Merd-i bî-senge olmaya kıymet</em></p>
<p><strong>7) Şehamet:</strong> Nefsin üstün işleri yapma ve yüksek mer­tebeleri kazanmaya hırslı olup güzel anılmayı hak etmesi ve bol mükâfata ulaşmasıdır.</p>
<p><strong>8) Tahammül:</strong> Birçok fazileti ve övülen özelliği kazan­mada bedenin güç ve organlarını tamamen kullanarak yıp­ratmasıdır.</p>
<p><strong>9) Tevazu:</strong> Nefsin makam ve yükseklikte kendisinden aşağıda olanlara tepeden bakmaması ve kendisinin onlar­dan üstün olduğunu iddia etmemesidir. Zira kendisinde bu­lunan makam ve üstünlük yalnızca Hakk’ın vergisidir; kendi etkisi mutlak yokluktur. Bu düşünceyle gösterilen tevazu övülür. Bundan dolayı bu, büyüklerin ve ileri gelenlerin tevazuundan daha güzeldir. Ama bir yaran elde etmek ve za- ran uzaklaştırmak için alçalmaya tevazu değil, alçaklık de­nir. Dilenciler ve tamahkârların alçalması böyledir.</p>
<p><em>Tevazu başı dik olanlarda olursa iyidir</em></p>
<p><em>Dilencinin tevazusu zaten onun huyudur“</em></p>
<p><strong>10) Hamiyet:</strong> Din korusunu himaye etmek, kendi hare­mini korumak ve hürmette gevşeklik ve ihmalkârlık göstermeyip en yüksek kapasiteyle çalışmak ve yeterlilik gös­termektir.</p>
<p><strong>11) Yumuşak kalplilik:</strong> Kişinin, türünün fertlerine do­kunan acı ve sıkıntıdan dolayı etkilenip üzülmesidir. Bunu yaparken söz ve eylemlerinde sarsıntı ve bozulmanın mey­dana gelmemesi, bilakis kendisini türünün fertlerine sadece iyilik ve ihsanda bulunmaya adaması şarttır.</p>
<p>Yiğitlik kapsamına giren alt erdemler böylece tamam­landı.</p>
<p><strong>3.İffetin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>İffet kapsamına giren alt erdemler on iki tanedir. Birin­cisi hayâ, İkincisi nezaket, üçüncüsü güzel yöneliş, dördün­cüsü barışçıl olma, beşincisi sükûnet, altıncısı sabır, yedincisi kanaat, sekizincisi vakar, dokuzuncusu takva, onuncusu intizam, on birincisi hürriyet, on İkincisi cömertliktir.</p>
<p><strong>1) Hayâ:</strong> Nefsin çirkin bir iş yaptığını fark ettiği zaman yerilmeyi hak edecek duruma düşmemek için büzülüp içine kapanmasıdır.</p>
<p><strong>2) Nezaket:</strong> Nefsin din açısından gerekli işlere boyun eğip itaat etmesidir. Buna demaset de denir.</p>
<p><strong>3) Güzel yöneliş:</strong> Nefsin kendisini güzel huylar ile süs­lemeye rağbet etmesidir.</p>
<p><strong>4) Barışçıl olma:</strong> Farklı görüşler çarpıştığı ve aykırı is­tekler karşı karşıya geldiği zaman nefsin sert tutumu bıra­kıp kibarlık ve uzlaşmayı tercih etmesidir.</p>
<p><strong>5) Sükûnet:</strong> Şehvet harekete geçtiği anda nefsin sakin olup seçim dizginini kendi elinde tutmasıdır.</p>
<p><strong>6) Sabır:</strong> Nefsin kendisinden zillet ve rezalete düşüren çirkin zevklerin ortaya çıkmaması ve kendisini kaplamaması için arzuya meyletmeyip arzu sebeplerine karşı koyabilmesi­dir. Sabır iki çeşittir: Birisi günah ve hatalara karşı sabırdır. Yani nefs-i emmare ve hilekâr şeytanlar günahlara davet et­tiğinde onun sabır ve takva gücü ile def edip doğru yoldan çıkmamasıdır. Burada tarif edilen sabır budur. İkinci tür sa­bır, bela ve musibetlere karşı sabırdır.*Yani bela, musibet, sıkıntı ve ayrılık gibi nefse çirkin görünen şeyler başa geldi­ğinde nahoş bir şekilde sabırsızlanmayıp tahammül etmektir. Sabır halk arasında genellikle bu manada kullanılır. İki tür sabır da makbul ve methedilir, daha doğrusu vaciptir.</p>
<p><strong>7) Kanaat:</strong> Nefsin yiyecek, içecek ve giyecek gibi ihtiyaç maddelerini kullanırken zararı önleyen ve zarureti gideren az miktarda şey ile yetinip daha fazlasını istememesidir. Bu yetinme, mal toplamak ve biriktirmek için değil, gönüllü olarak fani zevkleri küçümsemek için olmalıdır. Nitekim kimi tacirlerde olduğu gibi bazı rezil insanlar en az geçimli­ğe kanaat edip bol miktarda mal biriktirirler. Bu haslet ka­naat değil, cimriliktir. Bu, fazilet olan ve akıl ve din tarafın­dan övülen birincisinin aksine rezilettir ve akıl ve din tara­fından reddedilmiştir.</p>
<p><strong>8) Vakar:</strong> Nefsin, amaçlara ulaşma ve sonuçlan istemeye kesin olarak karar verdiğinde kazanma fırsatını kaçırmaya sebep olmamak şartıyla sükûnet ve teenni ile hareket edip uygunsuz sürat ve acelecilikten tam olarak kaçınmasıdır.</p>
<p><strong>9) Takva:</strong> Nefsin iyi işlere devam edip güzel fiillerden <a href="#_ftnref3" name="_ftn3"></a>ayrılmaması, kendisine kusur ve gevşekliğin ilişmesinden k<a href="#_ftnref4" name="_ftn4"></a>açınmasıdır.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"></a><strong>ıo) İntizam:</strong> Nefsin gerekli işler ve uygun maslahatlar­d<a href="#_ftnref6" name="_ftn6"></a>a münasip düzen ve takdiri sağlamayı meleke hâline ge­<a href="#_ftnref7" name="_ftn7"></a>tirmesidir.</p>
<p><strong>11) Hürriyet:</strong> Nefsin malı güzel yollardan kazanıp iyi amaçlar uğrunda harcayabilmesi ve kötü yollardan kazanıp Çirkin alanlarda harcamaktan kaçınabilmesidir.</p>
<p><strong>12) Cömertlik:</strong> Mal verip infak etmenin nefse kolay gel­mesidir. Layık ve vacip olan miktarı uygun yere zahmet çek­meden harcamak ve ulaştırmaktır. Cömertlik sıfatının hem din hem akıl nazarında en üstün fazilet ve en güzel hasletlerden biri olduğu aşikârdır. Cömertleri öven birçok Kur’an ayeti ve Peygamber hadisi vardır. Cömertliği yeterince övebilmek için müstakil bir kitap yazmak gerekir. Cömertliğin de kendi içinde birçok alt erdemi vardır. Burada sözü açmak gerekirdi, ama Hâce Nasîr bu kadarıyla yetindiği için biz de ona uyduk.</p>
<p>Cömertliğin altında yer alan erdem çeşitleri sekiz temel­dir. Birincisi kerem, İkincisi diğerkâmlık, üçüncüsü af, dör­düncüsü mürüvvet, beşincisi asalet, altıncısı paylaşım, yedincisi bağışlama, sekizincisi feragattir.<sup>15</sup></p>
<p><strong>Kerem:</strong> Yararı genel ve faydası tam olan işlerde masla­hat gerektirdiğinde bol miktarda mal vermenin nefse kolay gelmesidir.</p>
<p><strong>Diğerkâmlık:</strong> Kişinin mal ve sebeplerine kendisi muh­taç iken başkasının muhtaç olduğunu görünce ona vermesi, onun için harcaması ve kendisinin sabretmesidir. Bu büyük bir erdemdir. Bu huyu övmek için “Özellikle ihtiyaçları ol­duğu hâlde onları kendilerine tercih ederler.”<sup>16</sup> ayet-i keri­mesi inmiştir.</p>
<p><strong>Af:</strong> Kişinin intikama ve ceza ile karşılık vermeye gücü yettiği hâlde bunu terk etmesidir. Eğer iyilikle karşılık ve­rirse bu daha güzeldir. Nitekim şöyle demişlerdir:</p>
<p><em>Kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır</em></p>
<p><em>Eğer adamsan sana kötülük edene iyilik yap</em><sup>17</sup></p>
<p><strong>Mürüvvet:</strong> Kişinin başkasına gerektiğinden fazlasını verip ihsan ile süslenmesi ve başkasına yararlı olmayı niyet ve gayret zimmetinde görmesidir.</p>
<p><strong>[Asalet:</strong> Nefsin beğenilen fiillere bağlılık ve övülen dav­ranışın devamlılığından sevinç duymasıdır.]<sup>18</sup></p>
<p><strong>Paylaşım:</strong> Kişinin dostlarına ve kardeşlerine önemli şeyler, fırsatlar, geçimlikler ve maslahatlarda yardım edip destek vermesi, mal ve sebepleri onlarla paylaşmasıdır.</p>
<p><strong>Bağışlama:</strong> Verilmesi gerekli ve zorunlu olmayan şeyle­ri güzel rıza ve saf kalp ile vermektir.</p>
<p><strong>Feragat:</strong> Kişinin terki gerekli ve zorunlu olmayan şeyleri başkasının yararı ve iyiliği için kendi rızasıyla terk etmesidir.</p>
<p><strong>4.Adaletin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>Adalet altında yer cilan erdem türleri on iki tanedir. Bi­rincisi dostluk, İkincisi birlik, üçüncüsü vefa, dördüncüsü şefkat, beşincisi sılayırahim, altıncısı mükâfat, yedincisi iyi ilişki, sekizincisi güzel yargı, dokuzuncusu sevimlilik, onuncusu teslimiyet, on birincisi tevekkül, on İkincisi ibadettir.</p>
<p><strong>1) Dostluk:</strong> Dost ve arkadaşın bütün istirahat sebeple­rinin hazırlanıp düzenlenmesine yol açan gerçek sevgidir. Ayrılık ve ikilik hükümlerinin kaldırılabilecek yerlerde kal­dırılıp nefsin kaçındığı her zarardan arkadaşın da uzak tu­tulması ve nefsin istediği her sevincin arkadaşa da ulaştı­rılması gerekir.</p>
<p><strong>2) Birlik:</strong> Bir topluluğun dinî ve dünyevi konularda dü­şünce, görüş ve inanç birliği içinde olmaları ve uyuşmalarıdır.</p>
<p><strong>3) Vefa:</strong> Yardımlaşma ve destekleme yoluna girmek ve bu yöntemi çiğnemeyi hata kabul etmektir. Bazıları vefayı sözünde durmak ve hukuku uygulamak olarak yorumlamış­lardır.</p>
<p><strong>4) Şefkat:</strong> Kişinin türün fertlerine dokunan uygunsuz hâllerden nefret etmesi, onlara erişen acılardan dolayı etki­lenip acı çekmesi ve onları ortadan kaldırmak için yüksek çaba göstermesidir.</p>
<p><strong>5) Sılayırahim:</strong> Akraba ve aşireti en yüksek düzeyde gö­zetip memnun etmeye çalışmak, mal verme ve yüzlerini gör­mede gereğini yapmaya riayet etmektir. En iyi şekilde ko­nulmuş ve en güzel huyların gözetilmesi için vaz edilmiş olan Şeriat-i Muhammedi, bu huyun tam itina ile gözetilmesini ih­tiva etmektedir. Hatta risaletin hamisi ve son peygamberlik makamı, “Ben putları kırmak ve akrabalık bağlarını kurmak için gönderildim.”<sup>19</sup> diye buyurmuştur. Sılayırahim konusun­da Hazret-ı Peygamber’den birçok tavsiye nakledilmiştir,</p>
<p><strong>6) Mükâfat:</strong> Nefsin başkasından ihsan geldiğinde karşı­lık olarak daha çok ihsan ve iyilikte bulunmayı meleke hâli­ne getirmesidir.</p>
<p><strong>7) İyi ilişki:</strong> Karşılıklı ilişki ve muhalefet olduğunda bü­tün tarafların ve ortakların beğeneceği şekilde insaflı ve dengeli davranmaktır.</p>
<p><strong>8) Güzel yargı:</strong> Kardeşlerin, dostların ve insan türünün diğer fertlerinin haklarını en güzel yargılamayla verip min­net ve pişmanlık duymamaktır.</p>
<p><strong>9) Sevimlilik:</strong> Faziletli ve iyi akranlara gerçek sevgi gösterip mal vererek sevgilerini kazanmaktır.</p>
<p><strong>ıo) Teslimiyet:</strong> İlahî şeriatlar ve nebevi kanunlarda ge­len yükümlülük ve hükümleri, İslam’ın din imamları ve mürşit rehberler tarafından ortaya konan usul ve merasim­leri insan tabiatının gereğine aykırı bile olsa güler yüzlü ve gönül hoşnutluğuyla kabul edip almaktır.</p>
<p><strong>11) Tevekkül:</strong> Beşerî kudret dairesini aşan ve değişti­rilmesi imkânsız olan İlahî işler ve rabbani takdirlerde fay­dasız ıstırabı bir tarafa atıp İlahî lütfa havale ederek gü­venmek ve dayanmaktır.</p>
<p><em>Verilene razı ol alnındaki kırışıklığı düzelt</em></p>
<p><em>Bana ve sana seçim kapısı açık değildir</em><sup>20</sup></p>
<p><strong>Beyit:</strong></p>
<p><em>Herkes başına gelecek için tedbir alırken</em></p>
<p><em>Biz ne güzel vekil diyerek rıza gösterdik</em><sup>21</sup></p>
<p><strong>12) İbadet:</strong> Kerem ve cömertlik hazînelerinden varlığı bahşettikten sonra açık ve gizli nimet türleri, iç ve dış ihsan çeşitleri ile varlık mülkünü mamur eden Cenabı Halde’a hizmet ve itaat için çalışman ve gevşeklik göstermemendir. Peygamberler, melekler ve temiz kullardan oluşan Hak der­gâhının yakınlarına salavat ve teslimat ile yaklaşıp şeriata uyman, emir ve yasaklarını kabul edip uygulamandır. Bu erdemin tamamlayıcısı, mükellefin en iyi vasfı ve en güzel huyu olan ve kulun Allah’ın yasakladığı her şeyden sakınıp kaçınması anlamına gelen takvadır.</p>
<p>İşte bunlar, Nasîreddin Tûsî ve diğer ahlâkçıların ahlâk kitaplarında ve pratik felsefe risalelerinde söyledikleri ve birbiriyle birleşmesinden yenilerinin meydana geldiğini be­lirttikleri erdem türleridir. Birleşik erdemlerden bazısı be­lirli bir isim ile adlandırılmışken bazısı adlandırılmadan kalmıştır.</p>
<p><strong>Tembih ve Ek</strong></p>
<p>Akıllı ve zeki kimse, sözü edilen konu, tarif ve ayrıntı­ların soru ve tartışmaya açık olduğunu bilir. Mesela, zekâ ve çabuk anlama, açıkça hikmetin sebepleri yani bizzat hikmet olmadığı hâlde hikmetin kısımlarından sayılmıştır. Çünkü hikmet, ne ifrat ne tefrit olup akleden gücün itidal derece­sinde dengelenmiş hâline denir. Buna göre zekâ ve çabuk kavramanın hikmetin kısımlarından olması imkânsızdır. Fakat maksat, fazilet türlerine dikkat çekmek, onları açık­lamak ve huyları edinmeye teşvik ve yardım etmektir. Tam manasıyla yararlı olması için derin tetkik ve tashihten kaçı­nıp yeni öğrencilerin kavrayışına yakın ve avamın idrakine uygun konular ile açıkladılar. Yüce Allah daha iyi bilir ve daha doğru hüküm verir.</p>
<p><strong>Devamı için bknz:</strong></p>
<p><strong>2. </strong><a href="https://ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/">https://ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/</a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/">Temel Erdemler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
