<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Evlilik | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/evlilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Nov 2023 08:01:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Evlilik | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahmet Kasım Fidan &#8211; Sufiname</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 08:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26642</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Öyle biri ile arkadaş ol ki sana dünya veya ahiret cihetinden faydası dokunsun, bunun dışındakilerle meşgul olmak büyük bir ahmaklıktır.” Ebü Süleyman Dârâni (k.s.) &#160; “Bir kardeşinin evliliğine yardım etmek, sevabı çok olan amellerdendir. Hatta bazı âlimler, nikâha yardımın gaziyi teçhiz etmek veya mükâteb (bedelini ödediğinde azat olacak) bir kölenin azadına yardım etmekten daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/">Ahmet Kasım Fidan – Sufiname</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26644 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092-193x300.jpg" alt="" width="229" height="356" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092-193x300.jpg 193w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092.jpg 320w" sizes="(max-width: 229px) 100vw, 229px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Öyle biri ile arkadaş ol ki sana dünya veya ahiret cihetinden faydası dokunsun, bunun dışındakilerle meşgul olmak büyük bir ahmaklıktır.”</p>
<p>Ebü Süleyman Dârâni (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kardeşinin evliliğine yardım etmek, sevabı çok olan amellerdendir. Hatta bazı âlimler, nikâha yardımın gaziyi teçhiz etmek veya mükâteb (bedelini ödediğinde azat olacak) bir kölenin azadına yardım etmekten daha efdal olduğunu söylemişlerdir.”</p>
<p>İmâm-ı Şarâni (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Taat ve ibadet işinde Allah&#8217;ı unutan, ancak başı dara geldiği ve işi düştüğü zaman Allah&#8217;ı hatırlayana akıllı denmez.”</p>
<p>Zünnün-i Mısri (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Namazda kıyamda iken secde edilecek yere bakmak sünnettir. Bu amel, sünnete uygun olmayan birçok erbainden, yani kırk gün çile çekmekten daha iyi ve faydalıdır.”</p>
<p>Abdullah Dihlevi (k-s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Peygamber Efendimiz Hazretleri&#8217;nin bir sünnet-i seniyyesini ihya etmek, yüz defa sakal-ı şerifi ziyaretten faziletli ve o Hazret&#8217;in katında sevimlidir.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Kim herhangi bir vakitte, Allah&#8217;ın kendisine farz kıldığı bir farzı zayi ederse, (daha sonra onu kaza etse bile) uzun bir zaman o farzın lezzetinden mahrum edilir.”</p>
<p>İbn Nüceyd (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allah Teâlâ&#8217;ya en çok yaklaştıran şey namazdır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Garip Müslümanların bu dönemde sapıklık deryasından kurtulması ancak peygamberliğin kaynağı, beşerin en hayırlısı olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ailesinin gemisine binmekle mümkün olur.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (raleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ehl-i sünnet büyüklerinin yoluna tâbi olmaya ve onları taklit etmeye muvaffak olana ne mutlu! Bunlara aykırı yol tutanlara da yazıklar olsun.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (raleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Şu zamanki gençlik zamanıdır. Nefis, şeytan ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanlarda az amele biçilen itibar, başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Neyi seversek Allah için sevelim. Sevginin bu türlüsü bir ibadettir. Bilakis bu sevgi nefs için olursa haramdır ve hüsran sebebidir.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (ks)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;İnsanın, yanında bulunanlarla tatlı tatlı sohbet etmesi, onlara güzel ahlak ile davranması, geceleri sabaha kadar ibadet etmesinden gündüzleri ise oruçlu geçirmesinden hayırlıdır.”</p>
<p>Fudayl b. İyâz (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kulluğun tadını alamayan, hiçbir şeyden zevk bulamaz.</p>
<p>Abdullah b.Mübarek (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ubudiyyet (kulluk) malı bırakıp emrolunan hususa sımsıkı sarılmaktır. Hak aramak yerine, vazifeye koşmaktır diye anlatılmıştır.”</p>
<p>Ebü Hafs Haddâd (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Lokmayı helalden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibadet edip gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir. Çünkü her şeyin başı helal lokmadır.”</p>
<p>İbrahim b. Edhem (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu beş şey kulun ilahi rahmetten mahrum olduğunun alametidir: Kalpteki katılık, gözyaşının kuruması, hayâ azlığı, dünyaya rağbet ve uzun emel.”</p>
<p>Fudayl b. İyâz (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider, azaba yakalanır ve çok pişman olur.</p>
<p>İmâm-ı Âzam Ebü Hanife (k.s.) “Bir kimse ibadet işinde hiç ayrılmadan direk gibi kalıp gitse midesine gireni helal veya haram diye seçmedikten sonra hiçtir. Hiçbir ibadeti makbul olmaz.”</p>
<p>İmâm-ı Âzam Ebü Hanife (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen Allah&#8217;a tam manasıyla kulluk yapamayıp kullukta bazı noksanların olduğu sürece gerçek hürriyete ulaşamazsın (Asıl hürriyet, nefsin ve eşyanın esaretinden kurtulup noksansız bir şekilde yüce Mevlâ&#8217;ya kulluk yapmaktır).”</p>
<p>Cüneyd-i Bağdâdi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda çokça bulunmayınız.”</p>
<p>Hacı Bayrâm-ı Veli (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah Teâlâ katındaki kadrini ve değerini bilmek istersen seni hangi işlerde bulundurduğuna dikkat et!”</p>
<p>İbn Atâullah el-İskenderi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kimsenin seni ne kadar çok sevdiğini anlamak istersen senin o kimseyi ne kadar sevdiğine dikkat et. Yani sen onu ne kadar seviyorsan o da seni o kadar seviyor demektir.”</p>
<p>İmâm-ı Muhammed Bâkır (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Allah Teâla&#8217;nin merhameti vardır diyerek isyana kalkışma, kahrından da korkarak ümitsizliğe düşme.</p>
<p>İbn Vefa (ks)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kalp huzursuzluğuna tutulmamak, eleme uğramamak ve günahlardan temizlenmek isteyen, iyi ve hayırlı işlerini çoğaltsın.”</p>
<p>Ebü&#8217;l-Hasan-ı Şâzeli (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahlak bozulunca fasıklar salihlere, zalimler adillere ve kafirler Müslümanlara galip gelir.</p>
<p>Ebubekir Verrak(k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bir kimse bütün ilimleri kendinde toplasa Allah Teâlâ&#8217;nın rızasına uygun hareket etmedikçe kurtulamaz.”</p>
<p>Mevlânâ Abdurrahman-ı Câmi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rıza sahiplerine belalar musibet değildir. Onlar belaları beğenmemezlik etmezler. Çünkü belaları veren yine Allah Tealâdır.”</p>
<p>Muhammed Bâki-Billâh (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bela gelince sabrın hakikatleri zuhur eder, kaderin tecellisi temaşa edildiği vakit, rızanın hakikatleri yüz gösterir.”</p>
<p>Yahya b. Muâz-ı Râzi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Allah için sevmek ve buğzetmek ancak Allah&#8217;ı sevmek ve O&#8217;nun düşmanı olan nefse buğzetmekle olur. Bir kalpte bir anda iki muhabbet bulundurulamaz. Ya nefsini seviyorsundur ya da Rabb&#8217;ini. Çünkü bir kalpte iki şeyin sevgisi toplanmaz.”</p>
<p>Abdurrahman-ı Tâhi (ks.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir mümin kardeşine ait sevmediğin bir iş duyarsan, birden yetmişe kadar özür kapısı araştır. Bulamazsan, “Belki benim anlayamadığım bir özrü vardır.&#8217;de ve o konunun üstünü ört,”</p>
<p>İmâm-ı Cafer-i Sâdık (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ar bilmeyen ve utanması olmayanla arkadaşlık, insanı kıyamet gününde utandırır.”</p>
<p>İmâm-ı Ebü Yusuf (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanların senin hakkında söylediklerine aldırma. Sende olmayan bir şeyi sana yakıştırırlarsa buna üzülmeye gerek yok. Gerçekte hayırlılar zümresinde olan bir kişiyi, insanların şerli görmesi güzel bir nimettir. Ancak tersi bir durum olursa o zaman tehlike büyüktür.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dünya ve ahirette insanın şerefi ve iki âlemde üstün derecelere nail olması, ancak doğru itikad olan ehl-i sünnet itikadında bulunmak ve salih amel işlemekle mümkündür.”</p>
<p>Molla Hüsrev (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bütün hâlleri ve keşifleri bize verseler fakat ehl-i sünnet ve&#8217;l cemaat itikadını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harap, istikbalimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi ehl-i sünnet itikadı ile süsleseler, hiç üzülmem.”</p>
<p>Ubeydullah Ahrar (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Cenâb-ı Hak dinine hizmet edenlere yardım etsin ve dinine zarar verenleri yardımsız bıraksın. Allah (c.c.) gücü, kuvveti ve yardımı kâfirlere, zalimlere ve dini bozmaya çalışanlara karşı koyması için dinin imamına versin, âmin. Allah, bu duama âmin diyenlere rahmet etsin.”</p>
<p>Abdurrahman-ı Tâhi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dünyave ahiret ihtiyaçlarının kul üzerinde eksilmesi veya duraklamasının yegâne sebebi o kişinin tövbe ve istiğfarlarını yapmaması ve bırakmasıdır.”</p>
<p>Ali Havvâs Berlisi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Israr ile devam edilen küçük bir günah, pişman olunmuş ve tövbe edilmiş büyük bir günahtan daha büvüktür ”</p>
<p>Ebü Cafer b. Sinan (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Günahlardan hemen sonra tövbe edilirse veya günahtan sonra üç saat içinde edilirse o günah amel defterine yazılmaz.”</p>
<p>Muhammed Masum Fâruki (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Şunu katiyen biliniz ki dedikodudan, laubali hareketlerden, boş ve faydasız işlerden sakınıp kaçınmayan bir kişinin adam olmasına imkân yoktur.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “İnsanlar, fakir olmaktan korkarak dünyalık için çalıştıkları kadar, cehennemden korkup korunmak için çalışsalardı, mutlaka cennete giderlerdi.”</p>
<p>Yahya b. Muâz-ı Rizi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Adam suretle değil,siretle iyi adamdır.&#8221;</p>
<p>Cüneyd-i Bağdadi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kuşkusuz farz ibadetler karşısında nafile ibadetler, okyanus yanında bir damla gibi kalır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hak Teâlâ, birbirine maddi çıkar için alakadar olanlara muhabbeti haram kılınmıştır.”</p>
<p>Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) e</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Muhabbetin evvelinde bir lezzet vardır fakat işin hakikatine ulaşılınca ortaya bir dehşet ve hayret çıkar.”</p>
<p>Ebü Ali Dekkâk (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Bu nasıl gaflettir? Üç kuruş ticaretten sevindiğimiz ve zevk aldığımız kadar iki rekât namazdan zevk almıyoruz. Üç kuruşluk zarara üzüldüğümüz kadar ibadeti terk etmekten hatta Cenâb-ı Hakk&#8217;ı kaybetmekten mahzun ve mütcessir olmuyoruz.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanlar edebe ilimden çok daha fazla muhtaçtır.”</p>
<p>Abdullah b. Muhammed b. Münâzil (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bizim çok ilimden ziyade, az da olsa edebe ihtiyacımız var.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dıştaki edebin güzel olması, içteki edebin güzel olduğunu gösterir.</p>
<p>Ebû Hafs Haddâd (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah için elde edilen ilim ve bu uğurda sarf edilen gayret, ibadetlerin en mükemmelidir.”</p>
<p>Ebü Bekir Kettâni (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Muâviye(r.a.), Resülullah&#8217;ın (s.a.v.) yanında giderken bindiği atın burnuna giren toz, Ömer b. Abdülaziz&#8217;den bin defa üstündür.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ashâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Hz. Muhammede (s.a.v.) iman etmiş olmaz.”</p>
<p>Ebü Bekir Şibli (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen çocuğuna ilim, hüner, marifet öğret ve onu akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun.”</p>
<p>Sadi-i Şirâzi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yapılan amelin maksada ulaştığının alameti, o amelde acz ve kusurdan başka bir şey görmemektir.”</p>
<p>Hayr en-Nessâc (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yaptığın hayırlı amele güvenerek Allah&#8217;ın azabına uğrayacağından korkmuyorsan helak olanların arasında sayılırsın.”</p>
<p>Huzeyfe el-Mar&#8217;aşi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hakikaten şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve İslam milletini üstün kılma konusunda gösterilen her kusur, daima kötü âlimlerin bereketsizliği ve niyetlerinin bozukluğu sebebiyle olmaktadır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ulemâyı hafife alanın ahireti, ümerayı hafife alanın dünyası, dostlarını hafife alanın mürüvveti yıkılır.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Âlimler,ilminin gereğini kendileri yerine getirmezlerse din ortadan kalkar, çünkü âlimler dinin bağıdır. Çürük bağ ile ne bağlanabilir ki?”</p>
<p>Ebü Bekir Verrâk (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Sünnete uymadan amel edenin ameli batıldır.&#8221;</p>
<p>Ahmed b.Ebü&#8217;l Havâri(k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dersve fetva vermek; makam, mevki, mal ve üstünlük elde etmeyi düşünmeksizin sadece Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için yapılır ve ancak böyle olursa fayda sağlar.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/">Ahmet Kasım Fidan – Sufiname</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlilikte Maneviyat Huzur Mu, Kusur Mu?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/evlilikte-maneviyat-huzur-mu-kusur-mu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/evlilikte-maneviyat-huzur-mu-kusur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 16:46:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[aile huzuru]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Yapıcı]]></category>
		<category><![CDATA[dindarlık]]></category>
		<category><![CDATA[eş problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[maneviyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Asım YAPICI Çukurova Üniversitesi &#160; DİNDARLIK VE MANEVİYATIN EVLİLİĞE ETKİSİ Giriş Bu çalışmanın konusu eşlerin dindarlık ve maneviyat dü­zeylerinin evlilik ortamını nasıl ve ne yönde etkilediğini araş­tırmaktan ibarettir. Bu bağlamda dinî algı, dinî yönelim, dinî yaşayış biçimi, dünya görüşü ve mezhep farklılıkları, eşlerin yaşadıkları problemleri çözme ve evliliklerini sürdürme sü­recinde destekleyici bir unsur [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evlilikte-maneviyat-huzur-mu-kusur-mu/">Evlilikte Maneviyat Huzur Mu, Kusur Mu?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-9982 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27.jpg" alt="" width="341" height="226" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27.jpg 276w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" /></a></p>
<p>Prof. Dr. Asım YAPICI</p>
<p>Çukurova Üniversitesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DİNDARLIK VE MANEVİYATIN EVLİLİĞE</strong><br />
<strong>ETKİSİ</strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Bu çalışmanın konusu eşlerin dindarlık ve maneviyat dü­zeylerinin evlilik ortamını nasıl ve ne yönde etkilediğini araş­tırmaktan ibarettir. Bu bağlamda dinî algı, dinî yönelim, <u>dinî </u>yaşayış biçimi, dünya görüşü ve mezhep farklılıkları, eşlerin yaşadıkları problemleri çözme ve evliliklerini sürdürme sü­recinde destekleyici bir unsur olarak devreye girmekte midir, sorusunu tartışmak istiyoruz.</p>
<p>Araştırmada din, dindarlık, maneviyat, evlilik, cinsellik, uyum, huzur, mutsuzluk, gerilim, çatışma ve boşanma kav­ramları merkezi öneme sahiptir. Bu kavramların, geleneksel- likten modernliğe geçiş sürecinin psikososyal travmalarını atlatamadan postmodernlikle karşılaşan Türk toplumunda sürekli ve yeniden inşa edilmesi araştırmacılar açısından ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Çünkü söz konusu kavramların ta­nımı her geçen gün değişmektedir. Ayrıca postmodern anlayı­şa göre gerçekliğin çoğul olduğu, aynı anda onlarca farklı dü­şüncenin doğru olabileceği yargısı da dikkate alınacak olursa problemi analizde yaşanan güçlüklerin ne denli köklü olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Kuramsal Çerçeve ve İlgili Araştırmalar</strong></p>
<p><strong>1) Dindarlık ve Maneviyatın Tanımlanması</strong></p>
<p>Dindarlık denince zihnimizde bazı çağrışımlar oluşsa da dindarlığın tanımlanması hususunda akademik dünyada görüş birliği mevcut değildir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[29]</sup></a>. Akademisyenler bir kavramı ele alırken genellikle “neye göre?” “kime göre?” sorularmdan hareket etmeyi tercih ederler. Bu durumda dindarlık nereden bakılırsa ona göre tanımlanan hem bireysel hem de sosyal bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Felsefeciler apriori ilkeler üzerinden dindarlığı tanımlarken sosyal bilimciler ol­gular üzerinden hareket etmektedir. Resmi statüde sosyal bi­limler, tin bilimleri ve insan bilimleri kategorisinde yer alan ilahiyatçıların dindarlık tanımlamalarında da farklılık vardır. Örneğin Tefsir, Hadis, Kelam ve Fıkıh gibi İslami Bilimlerle uğraşanlar Kur an-ı Kerim ve Sünnetten hareketle olması ge­reken (ideal) dindarlıkları, Din Psikolojisi ve Din Sosyolojisi  gibi Din Bilimleri alanında iştigal edenlerse olgusal düzeyde mevcut (görünen/gözlenen) dindarlık eğilimlerini öne çıkar­maktadırlar. Bu arada gerek Din Psikolojisi gerekse Din Sos­yolojisi alanında çalışma yapan akademisyenlerin dindarlık olgusunu bireysel ya da toplumsal temelli açıklama eğilimi içinde olduklarını söylemek gerekir. Dahası bir din psikoloğu bile benimsediği kuramsal yaklaşıma göre farklı bir dindarlık tanımından hareket edebilmektedir. Bu arada şu soruyu sor­mak da kuşkusuz anlamlı ve önemlidir: Bir konu hakkmdaki akademik birikim geleneksellik, modernite ve postmodernite süreçlerinden ne kadar etkilenmektedir? Her insan, doğal ola­rak her akademisyen kendi devrinin ve dünyasının ürünü ise tanımlamalar neye ve kime göre yapılmaktadır?</p>
<p>Her <u>tanımlam</u>a ve kavramlaştırma aynı zamanda bir sı­nırlamadır. Bu nedenle birbirinden farklı, hatta her biri kendi­ne özgü olan dinî yaşayışları dindarlık kavramı altında topla­mak mümkün değildir. Ancak üzerinde konuşabilmemiz için kavramsal bir soyutlamaya ihtiyaç duymaktayız. Tam da bu noktada kavramsal bir soyutlama yaparak dindarlık kavramını kullanmak zorundayız (Yapıcı, 2002; 2007). Literatürde fark­lı şekillerde tanımlansa da biz bu çalışmada <em>dindarlığı kişinin inandığı dinle ilgilenme düzeyi</em> olarak kavramlaştırmak istiyo­ruz. Dikkat edilecek olursa burada “din” kelimesi geçmektedir. Bu ise özü ve işleviyle bir bütün olarak algılanan kurumsal bir yapıya işaret etmektedir. İslam, Yahudilik, Hıristiyanlık (Kato­liklik, Ortodoksluk, Protestanlık), Hinduizm ve Budizm mü- iesses bir yapı arz ettiği için din kategorisindedir. Buna göre bir Müslüman, bir Hıristiyan ya da bir Yahudi inandığı dinle I ne kadar ilgilenirse, inandığı dini, kurumsal olarak ne kadar {yaşamaya çalışırsa o nispette dindar olarak değerlendirilebi- lir. Bu noktada bir başka hususla karşılaşmaktayız: Bir dine : inanan insanın inancının gerekleriyle ilgilenmesi, inancını ya­şamaya çalışması birden çok faktörün etkisi altında şekillen­mektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki temel kutsal metinler inanç, ibadet ve ahlâk esaslarının, bu çerçevede dinin öngör­düğü Tanrı, birey ve toplum anlayışının çerçevelerini çizicidir. Esasen bu çerçeve aynı zamanda dinî dünya görüşünü oluş­turur. Dindarlıkta yeterli faktör budur ancak gerekli faktörler her zaman için hazır ve nazır olarak dindarlığın yönünü ve yoğunluğunu belirleyicidir. Dinin farklı sosyokültürel ve coğ­rafi yapılarla etkileşim içine girmesi, bu etkileşimin nasıl ve ne düzeyde olduğu meselesi, kır ve kent kökenli olmak, ekono­mik durum, tahsil düzeyi, ebeveyn tutumları ve kişilik yapısı dinin algılanma, anlaşılma ve yaşanma biçimini etkileyicidir (Günay, 2006; Kayıklık, 2011; Yapıcı, 2002; 2007). Başka bir deyişle hem sosyokültürel yapı hem de bireyin kişisel tarihi dindarlıkların tebellür ve temayüz etmesinde etkin bir rol üst­lenir. İşin içine bir de modernite ve postmodernite süreçleri gibi dünyayı dönüştüren küresel faktörler eklenince değişen din ve dindarlık algılarıyla karşılaşmak olasıdır.</p>
<p>Geleneksel ve teolojik bir bakış açısıyla düşünülecek olursa iman, ibadet ve ahlâktan oluşan din ve dindarlık hem toplumlarm hem de tek tek bireylerin hayatlarını düzenleyen bir yapı arz etmektedir. Çünkü hakikat, Tanrı/vahiy temellidir. Akıl, tek başına otorite değildir. Din ve bilim, metafizik ve fi­zik, kalp ve akıl, öz ve şekil ahenkli bir bütün oluşturur. Röne­sans ve reform hareketleri, Descartes’ın Kartezyen Felsefesi ve Aydınlanma, pozitivizm, sekülerleşme ve nihayet modernite bu ahenkli bütünü fizik, bilim, dünya ve şekil lehine parçala- dığı/parçalamaya başladığı zaman beşeri ve toplumsal idrakte vahyin ve Tanrı’nın hakikati belirleme gücü akıl ve bilim üze­rinden insana geçmeye başladı. îşte bu süreçte sadece insanın değil dinin de öz ve işlev olarak parçalandığını görmekteyiz. Nitekim modern dönem din tanımları özcü ve işlevselci ol­mak üzere ikiye ayrılmıştır. Her iki tanımı birleştiren yani hem özcü hem de işlevselci tanımları kullananlar da bölünmüş iki parçayı birleştirmek için çaba sarfedenlerdi (Willaime, 1995). Dinin özü ile işlevinin ayrıştırılması, hatta bu süreçte daha  ziyade dinin özünün ilahi/ aşkın/ metafizik tarafına ya hiç vurgu yapılmadan ya da sadece “aşkın bir güç” yahut “Kutsal” gibi flu kavramlarla ifade edilmesi Kartezyen felsefenin dinî düşünceyi, din algılarını ve dindarlık biçimlerini az ya da çok dönüştürdüğü anlamına gelmektedir. Kısaca değişen insan ve değişen toplumla birlikte din algıları ve dindarlık biçimleri de ciddi bir dönüşüm geçirmiştir, öyle ki geleneksel dönemde birbirinden ayrılmayan dindarlık ve maneviyat (bunları si­yam ikizleri olarak kavramlaştırmak istiyorum) modernite ile birlikte tefrik edilmeye başlamıştır. Postmodern dönemde de bu ayrım olanca gücüyle devam etmektedir. Dahası postmo- dernite ile birlikte yeniden dine dönüş hareketleri geleneksel anlamda iman, ibadet ve ahlâk bütünlüğünü koruyan dindar­lığın canlanması değil, zayıf bir ahlâk ve maneviyatla birlikte göstergesel olarak dinsel görüntülerin artmasıdır. Bu nedenle bu yeni duruma <em>dindarlıkta artış yerine dinsellikte artış</em> demek daha isabetlidir.</p>
<p>Her ne kadar modern psikoloji tarihinin büyük bir bölü­münde din kavramı hem kurumsal hem de bireysel dindarlık­ları içine alacak şekilde kullanılmış olsa da özellikle 1980’ler- .den sonra din kavramına yüklenen anlamların değişmeye başladığı görülmektedir. Dindarlık ve maneviyatı tefrik eden ^araştırmacılara göre geleneksel/kurumsal ve formel dinî yaşa­mışa <em>dindarlık</em> (Benson, Roehlkepartain &amp; Rude, 2003); varo- luşa anlam veren bireysel inanç ve bağlanmalara ise <em>maneviyat </em>adı verilmektedir (Hill &amp; Pargament, 2003). Bu çerçevede iba­detlerin yapılması, kiliseye devam etme, bir mezhebe mensup ı olarak dini yaşamaya çalışma, gündelik hayatta dinin etkisini hissetme gibi kutsalın dışta yaşanması “dindarlık” kavramı içerisinde değerlendirilirken, kutsala duygusal, içsel ve kişi­sel bağlılığı ifade eden duygu ve düşünceler “maneviyat” kap­samında ele alınmaktadır (Koenig, McCullough, &amp; Larson, 2001;Yapıcı, 2007).</p>
<p>Kuşkusuz dindarlık tek biçimli, sabit ve değişmez bir durum değildir. Bireylerin ve grupların hayatından çeşitli faktörlere bağlı olarak özel olaylar ve durumlar kişilerin dinî bağlılığını artırabilir ya da azaltabilir. Ayrıca dindarlık birey ve toplumun hayatında belli bir alanla sınırlı olmayıp, haya­tın her alanında etkisini gösterir. “İçsellik”, “öznel yaşantılar”, &#8220;dinî tecrübeler” ve “Tanrı ile doğrudan/vasıtasız ilişki kur­mayı” çağrıştıran maneviyat ise varlığa ve hayata bir anlam arama, nihai gerçeğin ve en yüksek değerin peşinde olma, Aş­kın (Transandantal) olan güçle duygusal karşılaşma, sağlam bir bağlanma hissi ve nihayetinde kişisel gelişim ve değişim özelliklerini taşımaktadır (Koenig, McCullough, &amp; Larson, 2001; Hill &amp; Pargament, 2003). Bununla birlikte dindarlık ve maneviyatın adeta birbirini dışlayan, birbirinden tama­men farklı biçimde algılanması isabetli değildir. Bu noktada şunu söylemek gerekir ki dindarlık ve maneviyat birbirinden bağımsız olmaktan ziyade birbiriyle ilişkili hususlardır. Hiç maneviyatın olmadığı bir dindarlık, hiç dindarlığın olmadığı bir maneviyat mevcut değildir. Çünkü her ikisi de ilahi ya da kutsal kabul edilene yönelik yaşantılardır (Hill &amp; Pargament, 2003). Ancak Kartezyen bilim ve insan anlayışından beslenen paradigmalar ve bunlardan neşet eden dinî-dünya görüşleri, kurumsal dindarlığın veya bireysel maneviyatın ön plana çık­tığı dinî yaşayışları ön plana çıkararak destelediğini görmek­teyiz. Bu hususu daha iyi anlayabilmek için Büssing, Oster- mann ve Matthiessen’ın (2005) dindarlık-maneviyat ilişkisi bağlamında insanları dört temel kategoriye ayırarak yaptığı analizi hatırlatmak faydalı olacaktır.</p>
<ul>
<li>Hem dindarlığı hem de maneviyatı güçlü olanlar: Bu tür kişiler hem geleneksel ve kurumsal dinî yaşayışa sahiptir hem de dinî duyguları ve bireysel bağlanmaları çok kuvvetli­dir. örneğin, hem namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri ifa eder­ler hem de bireysel olarak dua etme, Kur’an okuma gibi dav­ranışları da sergilerler. Yerine ve durumuna göre tasavvufa da yönelebilirler. Bu kişiler arasında yatır ve türbe ziyaretleri gibi halk dindarlığı içinde önemli olan pratikleri yerine getirenlere de sıklıkla rastlanır.</li>
<li>Dindarlığı güçlü fakat maneviyatı zayıf olanlar: Ku­rumsal dine bağlıdırlar. Kitabî dindarlık bunların en belirgin özelliğidir. Ancak hem halk dindarlığına, hem de tasavvuf! dindarlığa mesafeli dururlar. Genellikle teologların dini anla­ma, algılama ve yaşama biçimi kısmen bu kategoride değer­lendirilebilir.</li>
<li>Dindarlığı zayıf fakat maneviyatı kuvvetli olanlar: Ku­rumsal dine bağlı uygulamalara pek önem vermezler, ancak maneviyatları güçlüdür. Namaz ve oruç gibi ibadetleri yap­mazlar ancak mevlit okuturlar ve türbe ziyaretlerini sıklıkla yaparlar. Ayrıca cinci ve büyücü hoca olarak tanınan kişilerle temas halindedirler.</li>
<li>Hem dindarlığı hem maneviyatı zayıf olanlar: Rasyo­nel, pozitivist ve seküler yaşam tarzmı önceleyen bu tür birey­ler din ve maneviyatla ilişkilerini büyük oranda koparmıştır.</li>
</ul>
<p>Buraya kadar yapılan açıklamalara iki önemli kavramı eklemek yerinde olacaktır. Bunlar <em>aidiyetsiz inanma</em> ve <em>inan­madan ait olmadır</em> (Davie, 2005). Dindarlık ile maneviyatı birbirinden ayırarak yürüyen araştırmacılar maneviyatı be­timlemek için <em>aidiyetsiz inanmak</em> şeklinde bir kavram öner­mektedirler. Çünkü bireyin inançları, değerleri ve davranışla­rını ifade eden maneviyatı dindarlıktan ayıran temel farklılık kurumsal değil bireysel olmasıdır. Buna göre dinden ayrıştı­rılmış maneviyat aidiyetsiz inanmak şeklinde karşımıza çık­maktadır. İnanmadan ait olmak ise şudur: Bir dine inanma­yan, hatta ateizmi benimsemiş bazı kişiler içinde büyüdükleri kültürün dinî uygulamalarını yerine getirirler (Davie, 2005). Örneğin, dinî temelli bir isim koymak, kulağa ezan okumak, erkek çocukları sünnet ettirmek, kurban kesmek, Ramazan ve Kurban Bayramlarında tebrikleşmek, akraba ya da yakınlarının cenaze namazlarına, cenaze ardından yapılan mevlit törenlerine katılmak vb. uygulamalara inanmadıkları halde katılan bireylerin durumu<strong> <em>inanmadan ait olmak</em></strong> şeklinde ta­nımlanmaktadır. Kültürel Müslümanlık, kültürel Yahudilik ya da kültürel Hıristiyanlık denilen durum bu kapsamda değer­lendirilebilir.</p>
<p>Görüleceği üzere dindarlık ve maneviyat konusunda ça­bucak karar vermek ve tanımlama yapmak oldukça zordur. Bu zorluk dindarlık ve maneviyatın eş seçimi, evlilik doyumu, evlilikte huzur/huzursuzluk hissi, evliliği devam ettirme ya da boşanma kararlarını nasıl ve ne yönde etkilediğinin öyle ko­layca analiz edilemeyeceğini göstermektedir. Bu arada ısrarla söylemek gerekir ki evlilik, sorumluluk, doyum, mutluluk vb. hususlar değişen dünyada sürekli yeniden tanımlanan kav­ramlardır. Modernite ile başlayan, postmodernite ile devam eden süreçte ortaya çıkan aşırı bireyselcilik ve benlik güdümlü yaşayış yedisinden yetmişine hemen herkesi az ya da çok et­kilemekte, ilişkilerin “biz” değil “ben” üzerinden kurulduğu egosantrik bir dünyaya doğru evrilmekteyiz.</p>
<p><strong>Dindarlık ve Maneviyatın Evlilik ve Cinsel Yaşam Üzerine Etkisi</strong></p>
<p>Hemen hemen her dinde, özellikle monoteist dinlerde evliliğin teşviki ile birlikte cinsel hayatı düzenlemeye yönelik emir ve yasaklar mevcuttur. Bu emir yasaklar dinlerin be­raberlerinde getirdiği dünya görüşü, ahlâk anlayışı ve insan modeline bağlı olarak şekillenmektedir. Bu anlamda dinlerin toplumun temel taşı olan aileyi hem yapısal hem de işlevsel olarak korumak istediği, bu nedenle cinselliği de öncelikle ah­lâkî gerekçelerle sınırlandırdığını söylemek mümkündür (Ya­pıcı, 2007). Ancak burada söz konusu edilen sınırlandırmanın her dinde aynı olmadığını, dinlerin bu konuda az ya da çok farklılık arz ettiğini de belirtmek durumundayız.</p>
<p>Toplumu ve ahlâkı korumak isteyen dinler birincisi evli­liği teşvik ederek cinselliğin meşru bir zeminde yaşanmasını ister. İkincisi evlilik öncesi ve evlilik dışı cinselliği haram ka­tegorisine koyarak yasaklar. Üçüncüsü homoseksüellik başta olmak üzere patolojik cinsel davranışları büyük günah kabul ederek reddeder. Kuşkusuz dinler beraberinde getirdikleri dünya görüşleri ve oluşturdukları sosyokültürel atmosferle mensuplarını bu yönde etkilemek, düzeltmek ve eğitmek arzu­sundadır. Bu noktada Beit-Hallahmi ve Argyle’yi (1997: 204) izleyerek şu soruyu ön plana çıkarmak mümkündür: <em>“Batıda yaşanan cinsel devrimden sonra, acaba hâlâ din insanların cin­sel tutum ve davranışlarını, nikâhlı birlikteliklerini etkilemeye devam etmekte midir?”</em> Bu kışkırtıcı soruya birkaç araştırma bulgusu üzerinden cevap aramak mümkündür.</p>
<p>Özellikle semitik gelenek içerisinde yer alan monoteist dinlerin aile kurumunu koruma altına alarak cinselliği nikâh şartına bağlaması, dindarlık düzeyi yüksek olanların cinsel davranışlarını biçimlendirici bir etkiye sahiptir. Bu husus yapılan saha araştırmaların da teyit edilmiştir. Sözgelimi 38 ampirik çalışmayı inceleyen Johnson, Tompkins ve Webb’in (2002) tespitlerine göre, söz konusu araştırmaların % 97’sinde dindarlıkla nikahsız birliktelik ve kontrolsüz cinsellik arasın­da ters yönlü bir ilişki vardır. Bu hususu destekleyen çok sayı­da araştırma mevcuttur (Beckwith &amp; Morrow, 2005; Hardy &amp; Raffaelli, 2003; Holder, Durant, Harris, Daniel, Obeidallah &amp; Goodman, 2000; Hubbard, Wingood, DiClemente, Davies &amp; JHarrington, 2003).</p>
<p>Özellikle Caltabiano, Zuanna ve Rosina’nın (2006) ça- ılışması oldukça çarpıcı sonuçlar içermektedir. Söz konusu araştırmacı yaklaşık 5000 öğrencinin kurumsal dindarlıkla­rı ile duygusal ve cinsel davranışları arasındaki ilişkiyi ince­lemiştir. Elde ettikleri bulgular göstermektedir ki <em>dindarlık cinsel deneyimler başta olmak üzere ferdin pek çok tutum ve </em><em>davranışını biçimlendirmekte, bu sebeple kiliseye düzenli ola­rak gidenler bakireliğe daha fazla önem vermekte, hatta uzun süre bakire kalmayı tercih etmektedirler.</em> Caltabiano, Zuanna ve Rosinaya (2006) göre İtalyan gençlerin evlilik öncesi cin­sel deneyim yaşama oram, özellikle ABD ile kıyaslandığında oldukça düşüktür. Bu durum Katolik inancının bakirlik ve ba­kireliğe ziyadesiyle önem vermesi. Papalığın kurumsal olarak geleneksel ailevî değerleri önemsemesi, evliliği teşvik etmesi ve evlilik dışı cinselliği büyük günah kabul edilmesiyle doğ­rudan ilişkilidir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[30]</sup></a>. Ayrıca Amerikalı gençlerin aksine İtalyan gençler evlilik öncesi ilk cinsel deneyimlerden sonra kiliseye daha fazla gitmektedirler. Bu da yine Katolik inançlarından ve buna bağlı olarak yaşanan suçluluk duygusundan kurtul­ma arzusu ile yakından ilişkilidir.</p>
<p>Yapılan araştırma sonuçlan göstermektedir ki, dinin evlilik öncesi ve evlilik dışı cinselliğe bakışı ile toplumun sosyo-kültürel olarak bunu içselleştirme düzeyi hem nikâhsız cinselliği belli ölçüde engellemekte, hem de aile kurumuna daha fazla önem verilmesini temin etmekte­dir. Bu kapsamda Wilcox ve Wolfinger in (2006) dinî pratikleri ifa düzeyiyle evlenip aile kurma arasındaki ilişkiyi sorguladığı çalışması da oldukça manidardır. 1998-2000 yılları arasında hastanede doğum yapan yaklaşık 4900 çocuğun ebeveyniyle görüşen bu iki araştırmacının tespitlerine göre bu çocukla­rın yaklaşık 1200’ünün anne ve babası resmî nikâhla evlidir. 3700 u ise nikâhsız birliktelik yaşamaktadır. Elde edilen bul­gulara göre, dindarlıklarını kurumsal olarak yaşayan kadınlar, genellikle evlendikten sonra çocuk sahibi olmaktadır. Evlilik dışı çocuk sahibi olan kadınlar arasında dindar olanların, do­ğumu izleyen bir yıl içerisinde nikâhlanma eğilimi oldukça yüksektir. Kiliseye ayda bir veya daha fazla giden kadınlar, kiliseye gitmeyenlere nispetle evliliği daha fazla tercih etmek­tedir. Wilcox ve Wolfinger’a (2006) göre bu bulgular evlilik hayatında dinin hala önemini koruduğunu gösterir mahiyet­tedir. Başka bir deyişle kurumsal dindarlığın beraberinde ge­tirdiği sosyal ve ahlâkî değerler, günümüz dünyasında her ge­çen gün daha kırılgan bir hâl alan evlilik kurumunu korumaya hizmet etmektedir. Ancak Afro-Amerikanların durumunda kısmen farklılık mevcuttur. Zira onlar hem yüksek düzeyde kiliseye devam etmekte hem de daha düşük evlilik davranışı sergilemektedirler. Bu noktada ırkî ve kültürel sebepler başta olmak üzere çok çeşitli faktörün devreye girdiği, dolayısıyla kurumsal dinin bireyler üzerindeki etkilerinin farklı bir yön ve biçim kazandığı düşünülebilir (Yapıcı, 2007).</p>
<p>Hubbard ve arkadaşları (2003) dindarlıkla cinsel davra­nışlar ve güvenli seks arasındaki ilişkiyi ele aldıkları araştırma sonuçları göstermiştir ki dindarlık sadece cinsel davranışları biçimlendirici değil, aynı zamanda cinsel yolla bulaşan hasta­lıklara karşı da koruyucu olabilmektedir. Trinitapoli v£ Reg- nerus (2006) ile Miller ve Gur ın (2002) araştırmalarında da benzer sonuçlara ulaşılmıştır.</p>
<p>Tam da bu noktada: <em>Acaba dindarlık ile nikâhsız cinsellik arasındaki ilişki kadının ya da erkeğin dindarlık düzeyine göre</em> farklılaşmakta mıdır? sorusunu sormak hem anlamlı hem de işlevseldir. Bu soruya cevap arayan Lejeune ve arkadaşlarının (2005) tespitlerine göre, eşlerin her ikisi de dindarsa, onların nikâhsız cinsel ilişkide bulunma oranları anlamlı düzeyde düşüş göstermektedir. Bununla birlikte, eşlerden sadece biri­si dindarsa, bu durumun nikâhsız cinsel birliktelik üzerinde daha az etkili olduğu bulunmuştur.</p>
<p>Buraya kadar aktardığımız çalışmalar, dindarların evlilik öncesi ve evlilik dışı cinsellik yaşama oranının dindar olma­yanlara kıyasla oldukça düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, temelde dinî, ahlâkî ve sosyo-kültürel değerlerden beslenmektedir. Çünkü özellikle monoteist dinler sadece meş­ru zeminde, yani nikâh ve evlilik şartıyla cinsel ilişkilere izin vermektedir. Böylece evlilik ve aile kurumu din tarafindan özel koruma altına alınmaktadır. Esasen dinlerin zina ve al­datmayı haram kabul edip yasaklaması da kendi belirledikleri birey ve toplum modelini hayata geçirmek için yaşamsal öne­me sahip olan evlilik ve aile kurumuna özel önem vermesin­den kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Yapılan çalışmalar dindarlıkla maneviyatın birleştiği bi­reylerin evlilik hayatlarını nikâhlı birliktelik üzerinden devam ettirdiğini göstermektedir. Kurumsal dindarlık düzeyi yüksek olanlarda da bu eğilim mevcuttur. Sadece maneviyat temelli bireysel dindarlıklarda ise korelasyonlar daha zayıf çıkmakta­dır. Ayrıca kimi araştırmacılar iç güdümlü dindarlığın kimile­ri de dış güdümlü dindarlığın bu hususlarda etkili olduğunu söylemektedir (Yapıcı, 2007). Anlaşıldığı kadarıyla bu konuda yeni çalışmalar yapıldıkça daha rahat konuşma imkânına sa­hip olacağız.</p>
<ul>
<li><strong>Dindarlık ve Aile Huzuru</strong></li>
</ul>
<p>Arkadaşlık ve evlilik başta olmak üzere hemen her tür­lü beşerî ilişkide zaman zaman sorunlar yaşanması doğaldır.</p>
<p>Çünkü biyo-psiko-sosyal bir varlık olan insan dış dünyadan gelen hemen her türlü uyaranı ve malumatı kendi kimliği, kişiliği, umutları, korkulan, beklentileri, yani kişisel öznelli­ği ile algılar ve anlamlandırır. Din, dindarlık ve maneviyatta söz konusu algılama ve anlamlandırma sürecinde etkin olarak devreye girer. Bununla birlikte şu hususu ısrarla vurgulamak gerekir ki İslam dini başta olmak üzere kültürle çok sıkı bir etkileşim içinde bulunan dinî sistemlerde çoğu kere dinî olan kültürel bir form, kültürel olan da dinî bir form altında tezahür edebilir. Bu durumda aile içinde huzur ve huzursuzlukların kaynağının din mi yoksa kültür mü olduğu meselesi önemini korumaktadır. Teolojik olarak sorgulanan bu husus psikolo­jik açıdan çok da önemli olmayabilir. Zira bir insan, kültürel yapının gereklerini dinin talepleri gibi algılamaya başlamışsa, bu durumda hissettiği etki sosyo-psikolojik bakımdan dinî olarak hissedilmektedir.</p>
<p>Kuşkusuz her din beraberinde getirdiği dünya görüşü ve hayat felsefesini harekete geçirebilmek için vaz ettiği ilke ve Uygulamalarla müntesiplerini korumak ve geliştirmek ister. Bu anlamda dinler hem tek tek bireylere hem de topluma ne­rede, nasıl davranılması gerektiği hususunda kılavuzluk yapar. Bu kılavuzluk bireyin dini algılama, yorumlama ve inandığı şekliyle dinin etkisini hissetme düzeyine göre farklılaşabilir.</p>
<p>Bilindiği üzere modernitenin beraberinde getirdiği ya­şam biçimi özellikle ABD ve Avrupa’da aile kurumunu ciddi olarak sarsmış, evlenme oranları düşmeye, evlilik yaşı yüksel­meye, çocuk sayısı azalmaya, boşanmalar, tekrar evlenmeler ya da nikâhsız birliktelikler artmaya başlamıştır.</p>
<p>Bu noktada acaba dindarlık ve maneviyat ile aile içi hu­zur ve mutluluk arasında nasıl bir ilişki vardır sorusuna cevap aramak anlamlı olacaktır. Bu hususta yapılan bazı çalışmalara |akdacak olursa şunları söylemek mümkündür:</p>
<p>Valenzuela (2004), evli çiftler üzerinde yaptığı çalışmaya dayanarak dindarlığın evlilik hayatına müspet etkide bulun­duğunu, bu bağlamda eşlerin kendilerini huzurlu ve mutlu hissettiklerini söylemektedir. Bu çalışmadan elde edilen bul­gulara göre ailede dinin canlı bir şekilde yaşanması, bu çer­çevede eşlerin Tanrı’ya inanmaları, yaşadıkları problemlerin çözümünde birlikte dua ederek Tanrıdan yardım istemeleri, dinî pratiklere katılmaları ve dinî organizyonlarda görev al­maları gibi hususlar evlilikte uyum ve mutluluğu artıran te­mel faktörler arasındadır. Brody, Stoneman ve Flor’un (1998) Afro-Amerikan aileler üzerinde yaptığı bir çalışmada, dindar hanelerdeki aile içi ilişkilerin, dinî aktivitelerin düşük olduğu ya da hiç olmadığı ailelere oranla daha pozitif olduğu rapor edilmiştir. Anket ve gözlemin birlikte kullanıldığı bu araştır­madan elde edilen bulgular dinî aktiviteleri yüksek ebeveynler arasında daha düşük çatışma, daha anlayışlı aile ilişkileri, hat­ta bu tür ailelerin ergen çocukları arasında daha az problem gözlenmiştir. Bu son husus başka çalışmalarda da tespit edil­miştir. Örneğin Steley, 120 İngiliz yetişkin üzerinde yürüttüğü nitel çalışmada dini anlamda daha aktif ebeyenlerin çocukları ile daha pozitif ilişkilere sahip olduklarını, dindar ebeveynle­rin ergenlere daha az fiziksel ceza uyguladıklarını söylemek­tedir (akt. Loewenthal, 2017).</p>
<p>Yapılan çeşitli çalışmalarda eşlerin dindarlık düzeyiyle evlilikte huzur, mutluluk ve doyum hissi arasında olumlu iliş­kiler tespit edilmiştir (Suhail &amp; Chaudrym, 2004; Kimberly, 2009). Türkiye’de evli çiftler üzerinde bir araştırma yürüten Hünler’in (2002) bulguları göstermektedir ki dindarlık evlilik doyumu üzerinde tam yordayıcı iken, sorun çözme becerileri üzerinde aracı rol oynamıştır. Stutzer ve Frey (2006) birbirine benzer beklentiler, değerler ve inançlara sahip eşlerin evlilik doyumlarının daha yüksek olduğunu bulunmuştur. Şener ve Terzioğlu’nun (2002) bulguları da bu kapsam da değerlendi­rilebilir. Onlara göre aile içi değer benzerlikleri ve öncelikli değerlerde uzlaşma evlilik uyumunu anlamlı düzeyde etkile­mektedir. Bununla birlikte şu hususu vurgulamak gerekir ki dindarlık ile evlilik uyumu arasında ilişki gösteren çalışmala­rın aksine (örn. Hünler, 2002; Stutzer ve Frey, 2006; Kimberly, 2009) her iki olgu arasında anlamlı bir ilişkinin tespit edile­mediği araştırma sonuçları da mevcuttur (Hünler, &amp; Gençöz, 2005; Mahperi-Uluyol, 2014).</p>
<p>Lambert ve Dollahite (2006) farklı dinlere mensup (Ya­hudi, Hıristiyan ve Müslüman) 57 çift üzerinde yürüttükleri nitel bir araştırmadan elde ettikleri bulgulara göre dindarlık eşler arasında yaşanan geçimsizlikleri önleme, çözme ve üs­tesinden gelmede çok önemli roller üstlenmektedir. Bu bul­gulardan hareketle Lambert ve Dollahite (2006) dindarlığı <em>güvenli bir muhafaza kabına</em> (safe Container) benzetmiştir. <em>Muhafaza kabı</em> terimini de dinî inanç ve pratiklerin aile içi geçimsizliklerden kaynaklanan olumsuzlukları önleyebile­ceği, arabuluculuk yapabileceği güvenli bir çevre anlamında kullanmışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Önerilen modelden izleneceği üzere birinci aşama <em>prob­lemi önlemedir.</em> Burada ilk planda devreye giren kutsallıktan kaynaklanan ortak vizyon ve amaçtır. Eşlerin birlikte ibadet etmesi ve kutsal kitaplardan evlilik ve sabır konusunda öğütler alması önleyici etkinlikler kapsamındadır. Çünkü bu tür dinî faaliyetler evlilik stresini aşmada etkilidir. Problemi önlemede devreye giren ikinci faktör ilişki erdemleri olarak adlandırı­lan bencil olmamak, diğerkam olmak, empati yapabilmek ve koşulsuz sevgidir. Dinî inanç ve uygulamalar bu tür erdem­leri beslediği için eşler arası olası problemleri önlenmesinde işlevsel olabilmektedir. Modeldeki ikinci aşama <em>geçimsizliği çözümlemedir.</em> Bu noktada kutsal kitap öğretileri, ibadetle­re katılım ve duâ davranışının ön plana çıktığını görüyoruz. Eşler, aralarında tartışma, gerilim veya sorun çıktığı zaman kutsal kitaplarda önerilen çözüm yollarının devreye sokmak­ta, özellikle kutsal metinler onlara öykünecekleri rol modeller sunmaktadır. Dinî törenlere katılım ve dua davranışı çiftler arasında çoğu kere ufak tefek tartışmaların basit ve gereksiz olduğu düşüncesini harekete geçirmiştir. Psikolojik sağlamlık ve sabır duygusu kazandıran ibadet ve dua pratikleri eşlerin birbirlerine yönelik suçlamalarım, yani yansıtma mekanizma­sıyla karşı tarafı suçlayan yaklaşımlarını azaltmakta, dahası dikkatlerini kendi iç dünyalarına, oradan da eşlerine yönel­mesini sağlamaktadır, özellikle ibadetlere katılım ve duadan sonra çiftlerin öfke kontrolünü yapabilmesi önemli bir bul­gudur. Bu da muhtemelen dua ve ibadet ortamında bilincin farklılaşması, öfkeyi harekete geçiren hususların geri plana atılması ve bireyin daha sakin düşünerek karar vermesiyle iliş­kilidir. Bu noktada şunu da sormak mümkündür: İbadetlere katılım ve dua mı sorunlara çözüm getirmede işlevseldir yok­sa ibadetlere katılınca ortaya çıkan huzur hissi mi sorunların algılanmasını farklılaştırmaktadır? önerilen modelde bu hu­sus müphemliğini korumaktadır. Üçüncü aşama <em>ilişkisel uz­laşmadır.</em> Burada Tanrı’ya bağlılık ve bağışlamaya istekli olma duygulan ön plana çakmaktadır, özellikle ilişkide iletişim­sizlik, geçimsizlik, tartışma vb. ciddi problemler yaşanırken &#8220;Tanrının boşanmadan nefret ettiği, evliliğin ebedî olduğu düşüncesi devreye girebilmekte, bu da sorunların çözümün­de çiftlere destek sağlamaktadır, özellikle kutsal metinlerde geçen bağışlama/bağışlanma, tövbe, arınma, Tanrı’nın istediği kul olabilme arzusu yaşanan geçimsizliklerin çözümünde et­kili olabilmektedir.</p>
<p>Aile hayatı, evlilik ve dindarlık konusunda ClarkTn (1998) tespitlerini özellikle hatırlamak gerekir. Dinî inançlar, kiliseye devamlılık, dinî hizmetlerden yararlanma, dua, me- ditasyon, dinî eserleri okuma vb. dinî aktivitelerin inanan in­sanların davranışlarını etkilediği düşüncesinden hareket eden Clark’m (1998) tespitlerine göre:</p>
<ul>
<li>Dinî pratikleri düzenli olarak yapanlar evlenmeye, aile hayatma ve çocuk sahibi olmaya daha fazla önem vermekte­dir. Bu sebeple onlar eşlerine ve çocuklarına daha fazla vakit ayırmaktadır.</li>
<li>Haftada en az bir defa kiliseye gidenlerde boşanma oranı daha az olup bunlar aile birlikteliğini daha fazla sürdür­me eğilimindedir.</li>
<li>Dinî pratiklerini yapan eşler arasında, yapmayanlara nispetle sevgi, saygı ve sadakat daha fazla; aile içi şiddet ise daha azdır.</li>
<li>Dindar eşler, aile hayatlarında daha uzun süre mutlu olabilmektedir.</li>
<li>Dinî bağlılıkları kuvvetli olanlar ve ibadetlerini yapan­lar, aileyle ilgili geleneksel değerleri daha fazla önemsemek- tedir.</li>
</ul>
<p>Clarkın (1998) dinî bağlılık ve dinî ibadetlere katılımla aile içi mutluluk ve boşanma oranlarının düşüklüğü arasında sıkı bir bağ olduğunu söylemesi, Katolik inancıyla yakından ilişkilidir. Zira Katoliklik evlenme ve çoğalmayı emrederken, boşanmayı açık bir dille yasaklamaktadır. Ancak modernite ve sekülarite süreçleriyle birlikte, boşanma oranlan Katolikler arasında da önemli ölçüde artış göstermiştir. Konuyu Kanada örneğinde analiz eden Ambert’e (2005:13-14) göre; <em>“Kurumsal dinin insanlar üzerindeki etkisinin azalması, bireysel dindarlık­ların zayıflaması, kişisel tercihleri belirleyen değerlerin liberal­leşmesi ve sekülerleşme eğiliminin hızlı bir şekilde yaşanması, boşanma oranlarının yükselmesine neden olmaktadır. Aşırı ge­lişen bireyselcilik çiftlere, özellikle cinsel ve ruhsal doyumun ol­madığı evlilikleri devam ettirmenin anlamlı ve sağlıklı olmadığı duygu ve düşüncesini kazandırmaktadır.”</em> Aile içi mutsuzluklar ve boşanmalar konusunda daha farklı gerekçelere de atıf ya­pan Ambert (2005), modern dünyada din ve dindarlığın yaşa­dığı krizi en önemli sebepler arasmda saymaktadır.</p>
<p>Yapılan çalışmalar göstermektedir ki dindarlık ve ma­neviyat aile içi uyum ve huzuru sağlamada işlevseldir. Ayrıca dindarlık ve maneviyatın aile içi iletişimsizlik, çatışma ve bo­şanma kararı almayla ters yönlü ilişki içinde olduğu da bulun­muştur. Bu noktada “alan yazmda yer alan bilgi ve bulgular, Müslüman Türk kimliğine sahip yüksek tahsilli bireylere ge­nellenebilir mi?” sorusu karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Araştırma ve Yöntem</strong></p>
<p><strong>Araştırmanın Problemi ve Cevap Aranan Sorular</strong></p>
<p>Araştırmanın temel problemi “modernlikten postmo- dernliğe doğru evrilen dünyada eşlerin dindarlık ve manevi­yat düzeyleri evlilik hayatının huzurlu olmasına, sorunların çözülmesine ve boşanmaların önlenmesine destek sağlayabilir mi? sorusudur.</p>
<p>Bu bağlamda cevap aranan sorularımızı şöyle ifade ede­biliriz.</p>
<ul>
<li>Eşlerin benzer ya da farklı dinî kimliklere sahip ol­ması evlilik hayatını nasıl etkilemektedir?</li>
<li>Evlilikte uyum ya da uyumsuzluğun tezahür etme­sinde dindarlık ve maneviyatın rolü ve değeri nedir?</li>
<li>Dindarlık ve maneviyat evlilikteki sorunların çö­zümlenmesinde ve boşanmanın önlenmesinde hala güvenli bir muhafaza kabı işlevi üstleniyor mu?</li>
<li>Cinselliğin yeniden keşfedildiği günümüz dünya­sında kadın ve erkekler açısından dindarlık ve ma­neviyatın ifade ettiği anlam nedir?</li>
<li></li>
</ul>
<p><strong>Çalışma Grubu ve Özellikleri</strong></p>
<p>Çalışmaya Adana’da ikamet eden 17’si evli, 9uboşanmış, 1 l’i bekâr olmak üzere toplam 37 kişi katılmıştır. Tamamı yük­sek öğretim mezunu olan katılımcıların yaş aralığı 23-42’dir.</p>
<p><strong>Verilerin Toplanması ve Çözümlenmesi</strong></p>
<p>Veriler, 20 Mayıs 2017 ile 30 Eylül 2017 arasında yarı ya­pılandırılmış mülakat tekniği ile toplanmıştır. Bu bağlamda katılımcılara: “Size göre bireylerin inançları, dindarlık düzey­leri ve maneviyat eğilimleri eş seçimini nasıl ve ne yönde et­kiler?”, “Evlilik hayatında ortaya çıkan sorunların çözümünde din ve maneviyatın etkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?” Günümüz dünyasında din ve maneviyat boşanmalara karşı koruyucu bir faktör rolü üstlenmekte midir? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” gibi sorular sorulmuştur. Elde edilen ve­riler önce gruplandırılmış daha sonra anlayıcı geleneğe bağlı olarak yorumlanmıştır.</p>
<p><strong>Bulgular ve Yorum</strong></p>
<p><strong>Güvenli Muhafaza Kabından Eskiyerek İncelmiş Pal­toya</strong></p>
<p>Yapılan görüşmeler analiz edildiğinde görülmektedir ki dindarlık ve maneviyat evlilik hayatını farklı şekillerde etkile­mektedir. Elde edilen bulgular din, dindarlık ve maneviyatın öncesi ve sonrasıyla evlilik hayatım etkilediğini göstermekte­dir. Ancak bu etki tek yönlü değil çift kutuplu bir karakter arz etmektedir. Bu nedenle evlilik hayatındaki çatışmaları çözme­de dindarlık ve maneviyatın rolünü soğuktan koruma özelliği zayıflayan <em>eskidikçe incelmiş palto<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup><strong>[31]</strong></sup></a></em> kavramlaştırmasıyla izah edebilmek mümkündür. <em>Eskidikçe incelmiş palto</em> vücudu bel­li oranda korumakta fakat bu koruma soğuk şiddetlendiği zaman pek etkili olamamaktadır. Bunun anlamı şudur: Aile içi çatışma hafif bir düzeyde seyrediyorsa, yaşanan sorun­ların aşılmasında dindarlık ve maneviyat etkili olmaktadır. Ancak söz konusu çatışma başta cinsellik olmak üzere aileyi yapısal olarak etkileyen faktörlerden kaynaklanıyorsa dindar­lık ve maneviyat, çiftleri bir arada tutan empatik davranma, öfke kontrolü yapabilme, diğerkâm olma, bağışlama, şefkat ve merhametle davranma gibi erdemleri sorun çözücü düzeyde harekete geçirememektedir.</p>
<p>Elde edilen veriler göstermiştir ki dindarlık ve maneviyat “evlilik öncesinde eş seçimi”, “evlikte huzuru yakalama proble­mi” ve “evliliği sürdürme çabaları” ve “boşanma” olmak üzere en azından dört temel boyutta etkisini devam ettirmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Evlilik öncesinde Eş Seçimi: Eş mi, Partner mi?</strong></li>
</ul>
<p>Bireyler evlenecekleri kişide fiziksel çekicilik, ruhsal ol­gunluk, asalet, statü, zenginlik, dindarlık ve ahlakilik olmak üzere çok farklı kriterler arayabilir. Kişinin dünya görüşü, inançlarıyla bütünleşme düzeyi, nasıl bir hayat yaşamak iste­diği gibi hususlar hangi ölçütün ön plana çıkacağını belirle­mede etkindir.</p>
<p>Kadın ya da erkeğin dindarlık düzeyi arttıkça eş seçi­minde &#8220;dindar olanı tercih ediniz” hadisi gereğince inançlı ve inançlarına göre yaşayan bir kişiyi eş olarak seçmek önemli kabul edilmektedir. Bu konuda üç açıklama dikkat çekmekte­dir: İlahiyat Fakültesi mezunu bir DKAB öğretmeni bu konu­daki kanaatlerini şöyle açıklıyor:</p>
<p><em>&#8220;Evliliğin ilk aşamasında belirlenen bazı kriterler tarafla­rı etkileyebilir, etkiliyor da. Örneğin ‘namaz kılmayanla evlen­mem ya da dindarlar mı, aman aman, uzak dursun benden’ şeklinde eş seçiminde devreye giren ölçütler var. Bir de sevdikten sonra önemli değil diyenler var. Benim açımdan evleneceğim kişinin inançlarıma saygılı olması gerekir, ama bu yetmez. O da dindar olmalı. Çünkü Peygamberimiz ‘dindar olanı tercih ediniz’ diyor” (K, 26, Nişanlı).</em></p>
<p>Katılımcı bu ifadeleriyle, insanların dini dünya görüşle­rinin eş seçimini etkilediğini, bu anlamda kimilerinin dindar­ları kimilerinin ise tam tersine dinden uzak yaşayanları tercih ettiklerini söylemektedir. Bununla birlikte katılımcı, muhte­melen dini hassasiyetleri nedeniyle dindar bir eş istediğini açıkça vurgulamaktadır. Bu isteğini de “dindar olanı tercih ediniz” hadisine dayandırmaktadır. Bu konuda İktisat Anabi- lim dalında yüksek lisans yapan bir kız öğrenci şöyle diyor:</p>
<p><em>“Bir de örneğin dindar bir kadının yine kendini dindar olarak tanımlayan bir beyle nişanlılık döneminde yaşadığı so­runlar var. Mesela erkeğin, elini tutmaması. Erkek bu durumu güvensizlik olarak algılayabiliyor. Hatta nişan bozulabiliyor. Nikâhsız el ele tutuşma kızda günah duygusu oluşturabiliyor. Erkek sarılıp öpmek istiyor. Kızlar, uzak durmaya çalışıyor. Bir bakıyorsun buradan sen beni istiyorsun ya da istemiyorsun, se</em><em>viyorsun ya da sevmiyorsun<sup>9</sup> sonucu çıkarılıyor. Nişanlılık dö­nemi ya da henüz nişan yok; tanışma, huyunu huşunu öğrenme safhasında kadının ya da erkeğin dinî hassasiyetlerindeki fark­lılık uygulamalardaki uyum ya da uyumsuzluğu beraberinde getiriyor. Bazen şu da olabiliyor: Erkek, kadının elini tutmak istiyor, kadın elini uzatmıyor, işte tam da burada erkek kadına gerçekten dindar ve dinî hassasiyeti yüksek diyerek bağlanabili­yor” (K, 24, Bekâr).</em></p>
<p>Bu ifadeler göstermektedir ki evlilik öncesindeki ilişki­nin mahiyeti konusunda kadın ve erkek arasında dindarlık ve maneviyat temelinde bir uzlaşma olmadığı zaman ciddi so­runlar zuhur etmektedir. Özellikle “nikâhsız el ele tutuşmak” olarak dillendirilen bu durumun sevgi yahut sevgisizlik olarak değerlendirilmesi dikkat çekicidir. Olaylara aynı pencereden bakmak şeklinde özetleyebileceğimiz dünya görüşüne göre nikâhsız el ele tutuşmak doğal bir davranış ya da günah kate­gorisinde değerlendirilebilir. Hatta dinî hassasiyetleri yüksek olanlar tanışma, flört ve nişanlılık döneminde tensel tema­sından sakınıcı davranışları olumlu algılayabilirler. Anlaşıldı­ğı kadarıyla kadın ya da erkeğin her ikisi de dinî konularda duyarlı ise, yani takvalı davranıyorsa, birbiriyle daha uyumlu olabilmektedir. Şayet kadın ya da erkekten birisi diğerine nis­petle daha dindarsa, özellikle kadının dinî hassasiyeti (belki de geleneksel kültürel duyarlılığı) daha yüksekse tanışma ve nişanlılık döneminde üstesinden gelinmesi oldukça zor so­runlar ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Katılımcılar arasında evliliğin haram olan nikâhsız cin­sellikten korunmak amacıyla yapıldığı ya da yapılması gerek­tiği düşüncesinde olanlara da rastlanmaktadır. Sınıf öğretme­ni bekâr bir erkeğin şu ifadesi bu noktaya dikkat çekmektedir:</p>
<p><em>“Evlilik kararında dinî hassasiyetler etkilidir. Karşı cinsle yakın arkadaşlığın veya hayatı paylaşmak gibi psikolojik ihti­yaçları karşılamak için dinin evlilik dışı ilişkiye müsaade et­memesinden ötürü evliliğe karar vermeleri bu hususa örnek </em><em>verilebilir. Hadisi Şerifte &#8216;evleniniz dininizi koruyunuz’ buyu</em><em>ruluyor ya. Aslında dini inançlarımız burada etkili oluyor” (E, </em><strong>I </strong><em>25, Bekâr).</em></p>
<p>Görüleceği üzere burada insanın, İslam dininin evlilik : dışı cinselliği yasaklamasının doğal bir sonucu olarak evlen­me ihtiyacı içinde olduğu söylenmektedir. Zira ifadeden an­laşıldığı kadarıyla cinsel hazların meşru zeminde yaşanma ar­zusu dinin/inancın koruması adına evliliğe teşvik etmektedir. Ancak bu yaklaşım bir başka sorunu gündeme getirmektedir. Cinselliği yaşamak için evlenme acaba ilerde ne tür sorunlar doğurmaktadır? Şayet evliliğin ilerleyen yıllarında, eşlerin birbirine duygusal ve cinsel bakımdan yabancılaşması söz ko­nusu olursa, acaba dini inançlar süreci nasıl etkilemektedir? Bu sorulara diğer katılımcıların açıklamalarından hareketle cevap aramak mümkündür.</p>
<p><em>“Evlenirken eş seçiminde dinî hassasiyetlerin çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki dinin etkisini hiç yok say­mam. İster istemez inançlı olması, benimle aynı görüşte olma­sı önemli. Fakat günümüzde “dindarlık mı, çalışan kadın mı?” diye sorsak sanırım, çalışan kadın aranıyor. Her şey ekonomi olmuş. Sanki ekonomik durum yüksek olursa evlilikte sorunlar ya hiç yaşanmayacak ya da yaşansa da kolaylıkla atlatılacak- mış gibi. Hatta kadın ya da erkeğin sağlam bir işte çalışması, maaşının iyi olması, güzellik ve yakışıklılığın da önüne geçiyor. İki gönül bir olunca samanlık seyran olmuyor” (E, 34, Evli).</em></p>
<p>Bu yaklaşım biçimi evlilik öncesinde din ve dindarlık al­gısının eş seçiminde geri planda kaldığını, kapitalist bir dün­yada eşlerin ne kadar çok şeye sahip olursa o nispette mutlu olacağı zannına kapıldıklarını ifade etmesi bakmamdan il­ginçtir. Yüksek gelir düzeyinin hem dindarlık hem de duy­gusal bağlanmalardan daha önemli, hatta belirleyici olduğu vurgusu bilhassa dikkat çekicidir. Kuşkusuz kadın ya da er­keğin din ve maneviyat bakımından uyumlu olması da talep edilmektedir. Ancak bu talep &#8220;olma”nm değil, “sahip olma”- ntn önemsendiği tüketim kültüründe yeterli neden olmaktan çıkmış, gerekli nedenlerden herhangi birisine dönüşmüştür. Bunun anlamı şudur: Yeterli neden tutumları harekete geçi­ren asıl faktördür. O olmadan tutumlar tezahür etmemekte­dir. Gerekli nedenler ise yeterli neden ortaya çıktıktan sonra devreye giren tali unsurlar içermektedir. Neo liberal kapita­lizmin yeni yüzü olan postmodern dünyada her şeyin alınıp satılabilen meta haline gelmesi, tükettikçe değerli olunacağı yanılgısını beslemekte, bu süreçte maddi refah hayatın anla­mını belirleyen asıl faktör konumuna geçmektedir. Kuşkusuz çok şeye, hatta her şeye sahip olma tutkusu dünyevi hazlan doyasıya yaşama arzusundan beslenmektedir. Dünyevî bazla­rın başında ise cinsellik gelmektedir. İngilizce öğretmeni bir katılımcı bu konuda şöyle demektedir:</p>
<p><em>“Eskiden insanlar kendilerini yarım kabul eder, seçtikle­ri eşle tamamlarlarmış. Kadın ve erkek bir elmanın iki yansı derler ya aynen öyleymiş. Artık kimse eksik olduğunu kabul et­miyor. Dolayısıyla tamamlanmak için de eşe ihtiyaç duymuyor. Bu durum dindarlar için de sekülerler için de böyle. Cinsellik merkezde. Evlenirken eş değil de partner aranıyor gibi. Cinsel duyguları harekete geçiren, cinsel tatmin yaşatacak kişiler tercih ediliyor. Evet, maddiyat da önemli. İyi yaşamak, başkalarından geri kalmamak. Ancak cinsel hazlar merkezde” (K, 26, Bekâr).</em></p>
<p>Şüphesiz gelir düzeyinin iyi olması, bu anlamda maddi açıdan başkalarından geri kalmadan yaşamak evlilik haya­tında önemli bir yere sahiptir. Ancak cinsel hazlann günden güne daha fazla ön plana çıktığı görülmektedir. Bu nedenle katılımcı eş seçiminde tek başına dindarlık ve maneviyatın ye­terli olmadığını, cinsel çekicilik ve maddiyatın ilişkileri belir­lediği ifade edilmektedir. Bu açıklamaya göre evliliği kuracak ve devam ettirecek olan yeterli neden cinselliktir. Cinsel hazlar tatmin bulmadığı sürece dindarlık, maneviyat ve yüksek gelir düzeyi sorunları çözme yerine görmezden gelme, örtme ve baskılama anlamı taşımaktadır. Katılımcının <em>“eş değil, partner aranıyor”</em> demesi özellikle dikkat çekicidir. “Partner” ifadesi cinselliğe vurgu yaparken “eş” bireysel ve sosyal fonksiyon­larıyla aile hayatına atıf yapan bir kavramdır. Bu da değişen dünyada her geçen gün daha fazla dönüşen bireyin cinsellik merkezli bir yaşama odaklandığı anlamına gelmektedir.</p>
<p><strong>Evlikte Huzur: Mümkünün Gittikçe İmkânsızlaş­ması</strong></p>
<p>Kuşkusuz İnsanî ilişkiler hep aynı çizgide devam etmez. İçsel ve dışsal pek çok faktörün etkisiyle zaman zaman sorun­lar yaşanabilir. Bu sorunların çözümünde dindarlık ve mane­viyat bazen etkili bir faktör olarak devreye girerken bazen de hiç etkili olmamakta, hatta yerine ve durumuna göre eşlerin din algıları ve dinî yaşayış biçimleri çok çeşitli sorunları be­raberinde getirebilmektedir. Bu bağlamda mülakat yaptığımız kişilerin ziyadesiyle düşündürücü ve içerik olarak oldukça zengin açıklamalarda bulunduklarını söylemek durumunda­yız.</p>
<p><em>“Evlilikte en önemli nokta benzeşme psikolojisidir. Dindar­lık, maneviyat ya da dinî yaşantı beklentileri karşılıyorsa yapıcı ve kurucu öğe iken, beklentileri karşılamıyorsa ya da beklenti­lere uymuyorsa evlilikte yıkıcı ve bozucu bir öğe olabilmektedir. Benzeşme, birbiriyle uyumlu olan iki değer arasında gerçekleşir. Eşi ateist iken kendisi fazla dindar olanlar ciddi sorunlar ya­şar.” (E, 35, Evli).</em></p>
<p>Görüleceği üzere evlilikte uyum ve mutluluk için bir yan­dan eşlerin dünya görüşünün birbirine benzer olmasının önemi vurgulanırken bir yandan da farklı değerlerden beslenen eşlerin zamanla beklentilerinin de farklılaşacağı bunun da çok çeşitli sorunları beraberinde getirebileceği, hatta severek evlenmenin bile evlilikte uyum ve huzuru yakalama hususunda yeterli olmadığı belirtilmektedir.</p>
<p><em>“Tabi ki uyumlu olmak çok önemli. Kadın ve erkeğin her ikisinin dindar olmast da iyidir, her ikisinin sektiler olması da iyidir. Seviyorum evlenirim tarzı ifadeler var. Evet evlenebilir. Ancak balım cicim ayları bitince olayın rengi değişebiliyor. Yap­tıklarımız da göze batmaya başlıyor, yapmadıklarımız da” (K, 33, Evli).</em></p>
<p>Katılımcı bu görüşüyle, evlilikte huzurun uyum ile ger­çekleşebileceği üstünde ısrar etmektedir. Uyumdan kasıt ise eşlerin dinî-dünya görüşlerindeki benzerliktir. Çünkü ifade­leri yakından analiz edecek olursak şunları söylemek müm­kündür: Duygusal ve cinsel açlık sürecinde ön plana çıkma­yan din ve maneviyat farklılığı, dolayısıyla eşlerin farklı dünya görüşlerine sahip olması, zamanla ciddi sorunlar oluşturma potansiyeli taşımaktadır.</p>
<p><em>“Kadınla erkek arasında farklı din anlayışları varsa za­man içinde içinden çıkılmaz sorunlar yumağı oluşuyor. Kişinin eşi tarafından duygu, düşünce ve eylemlerinden dolayı yargı­lanması, ruhsal hayatında yıpranmasına sebep oluyor” (K, 27, Evli).</em></p>
<p>Geleneksel ve modern yapılarda büyüyen bireylerin bir­birlerini duygu, düşünce ve davranışlarından dolayı yargıla­ması, suçlaması, dahası birbirlerine empati yapamaması ister istemez duygusal kopuşu beraberinde getirebilir. Katılımcının farklılıkların <em>zaman içinde</em> içinden çıkılmaz sorunlar yumağı­na dönüştüğünü söylemesi bu anlamda dikkat çekicidir. Ay­rıca bu açıklamada geçen “zaman içinde” vurgununun altını önemle çizmek gerekir. Bunun anlamı şudur: Evliliğin ilk yıl­larında görmezden gelinen sorunlar, farklılıklar, başka dün­yaların insanı olma olgusu duygusal, cinsel ve sosyal uyumun her geçen gün azalmasıyla gün yüzüne çıkmaktadır. <em>Alışma etkisi</em> kavramıyla ilişkilendirebileceğimiz bu durum kişiye haz veren pekiştireçlerin artık haz vermemeye başlamasıdır. Hâlbukı günümüz dünyası insanın bazlarını sınırsızca yaşaması I üstüne kuruludur. Haz yoksa yaşam anlamlı değildir. Hazzın en belirgin yaşandığı alansa cinsellik ve zenginliktir. Hatta cinsel uyum azaldığında ya da tamamen ortadan kalktığında sadece ekonomik uyum evlilikte huzuru sağlama noktasında yeterli olmamaktadır.</p>
<p><em>&#8220;Evlilik hayatı sorumluluk demektir. Dinde sorumluluk </em> <em>üzerine kurulu. Ben dindar olanı, sorumluluğunu daha iyi bilir diye tercih ettim. Ancak şunu gördüm. Eşin namaz kılmadaki sorumluluğu, bazen ev hayatına yansımayabiliyor. Bu da çe­şitli sorunları beraberinde getiriyor. Dindar bir insana sürekli </em><em>sorumluluklarını hatırlatmak, bana garip geliyor. Bazen ezanı duymasa namaz kılmaz herhalde diye düşünüyorum. Orada da </em><em>sorumluluğunu hatırlatan ezan sesi” (K, 42, Evli).</em></p>
<p>Sorumluluk duygusu ile dindarlığın birleştirildiği bu yaklaşımda ideal ile mevcudun farklı olduğuna temas edilmekte­dir. Din insana sorumluluklar yükler. Dindar ise sorumluluklarının farkında olan kişidir. Ancak dinin bireyde nasıl şekil aldığı, inançların, ibadetlerin ve değerlerin içselleşme düzeyi, bireyin iç ya da dış güdümlü olması, bu anlamda içten ya da  dıştan denetimli olması gibi hususlar sorumluluğun nasıl yerine getirileceğini belirlemede önemli bir rol üstlenmektedir. Dinî sorumlulukları yerine getirmek ile aile içi sorumlulukları yerine getirme arasında çoğu kez farklılık olduğu/olabileceği düşüncesinden hareket eden bu yaklaşım evlilik hayatında sa­dece dindarlığın değil, bununla birlikte özellikle sorumluluk duygusunun önemli olduğunun altını çizmektedir.</p>
<p><em>“Dindarlık eşler arasında sorun üretebiliyor, hatta genelde üretiyor diye düşünüyorum. Çünkü iki taraftan birinin diğeri­ne göre dindarlık ve maneviyat bakımından düzeyinin yüksek olmasının diğer tarafa psikolojik baskı yaptığını düşünüyorum. Evli değilim, gözlemlerim bu yönde” (K, 23, Bekâr).</em></p>
<p>Katılımcının bekâr olduğunu, bu nedenle yaşadıklarını değil de gözlemlerini paylaştığı vurgusu paranteze alınarak yorumlayacak olursak, eşlerin dindarlık ve maneviyat düzey­lerindeki farklılık evlilik hayatında çok çeşitli sorunları bera­berinde getirmektedir, özellikle eşler arasında ortaya çıkan dini algılama ve yaşama farklılığı, bu anlamda dini hassasiyet­lerde oluşan çeşitlilikler aile içi ilişkilerde gerilim kaynağı ola­bilmektedir. Katılımcının dinî hususlarda daha hassas olan­ların karşı tarafı psikolojik bakımdan baskıladığını söylemesi bu anlamda dikkat çekicidir. Kuşkusuz bu tür baskılamalar bir yandan engellenmişlik duygusunu ve hayal kırıklıklarını beraberinde getirirken bir yandan da psikolojik tepkisellikleri ortaya çıkartabilir.</p>
<p><em>“Eşlerin dindarlık ve maneviyat düzeyleri evliliği etkiliyor. Özellikle eşlerin yetiştikleri aile ortamı, ailede öğrendikleri din, yaşadıkları din birbirine yakınsa ortak dinî anlayış ortak duygu diline dönüşebiliyor. Hani aynı dili konuşanlar değil, aynı duy­guları paylaşanlar anlaşabilir’ denir ya. Aynen işte öyle. Aksi halde dinî yaşantı ortak değilse sorunlar çıkabiliyor. Bu anlam­da eşler arası uyum düzeyine göre de evlilik mutluya da mutsuz olabiliyor” (K, 34, Evli)</em></p>
<p>Bu ifadelerde; “ortak dinî anlayış ortak duygu diline dönüşebiliyor” ve “aynı dili konuşanlar değil aynı duygulan paylaşanlar anlaşır” şeklinde dile getirilen hususlar bilhassa dikkat çekmektedir. Bu ise aslında kadın ya da erkeğin evlen­meden önce başta aile olmak üzere sosyokültürel çevreden edindiği dinî yaşantı ile doğrudan ilişkilidir. Kuşkusuz aile ve sosyal çevre sadece bireysel dindarlıkları şekillendirmemek- te, kişinin dünya görüşünü, hayat felsefesini, dilini, yemek ve eğlence kültürünü, dostluk ve arkadaşlık ilişkilerini, kısaca kimlik ve kişiliğini etkilemektedir. Bu hususlarda ortak bir dil yakalanabilir, bu da eşler arasında ortak duyguya dönüşürse evlilik hayatı daha uyumlu ve huzurlu olabilmekte, aksi halde mutsuzluk, uyumsuzluk, anlayışsızlık, empatik davranmama gibi olumsuzluklar tezahür etmektedir.</p>
<p><em>“Eğer inanç ve dindarlık bakımından kadın ve erkek farklı dünyaların insanıysa çatışma muhakkaktır. Belki ilk yıllarda bu çok net bir biçimde ortaya çıkmaz. Ama zamanla volkan gibi patlar, hatta etrafı kül eder. Bu nedenle erkek ve kadın din ve inanç yönünden ne kadar benzerse ilişki o kadar iyi olur, so­runlar daha çabuk çözülür, evlilikte doyum yüksek olur (E, 38, Evli).</em></p>
<p>Farklı dünyaların insanlarının aynı çatı altında bir ara­ya gelmesinden kaynaklanan çatışma ve gerilimler evliliğin ilk yıllarında adeta görmezden gelinmekte, fakat daha sonra olanca şiddetiyle tezahür etmektedir. Özellikle dini algı, ya­şayış ve inanç farklılıklarından neşet eden gerilimler ilerleyen yıllarda çatışma ortamını besleyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda <em>“volkan gibi patlar hatta etrafı kül eder”</em> benzetmesi bilhassa dikkat çekicidir. Anlaşıldığı ka­darıyla evli çiftler arasındaki çatışmadan sadece eşler değil, çocuklar ve akrabalar da zarar görmektedir. Bununla birlikte daha önce geçen açıklamalarda olduğu gibi burada da din ve inanç benzerliğinin hem yaşanan sorunları çözmede hem de evlilikte uyumu ve doyumu yakalayabilmede önemli olduğu ısrarla vurgulanmaktadır.</p>
<p><em>“Dindarlık ve maneviyat bazen huzur getirir bazen de hu­zursuzluk. Taraflardan biri dindarsa diğerini yetersiz, günahkâr ve suçlu görür. Dindar olmayan da eşini aşırı giden, abartan, takıntılı hatta yobaz diye niteleyebilir. Dolayısıyla bu düşünce­ler tabii ki davranışlara da yansır ve bir takım huzursuzluklar meydana gelebilir” (K, 21, Bekâr)</em></p>
<p>Eşler, inanç ve dindarlık bakımından aynı dünyanın in­sanlarıysa bu durum doğal olarak uyum ve huzuru getirebilir, ancak onlar farklı dinî-dünya görüşlerine mensuplarsa aile or­tamında gerilim ve çatışma yaşanabilir. Çünkü dinî inanç ve uygulamalar çoğu kere bireysel bir tercih olarak kalmamakta,dahası gündelik hayata ve sosyal ilişkilere de yansımaktadır. Bu konuda özellikle inanç ve dünya görüşünde aynılık ya da benzerliğin önemini vurgulayan bir başka katılımcı şöyle di­yor:</p>
<p><em>&#8220;Dindarlık ve maneviyat düzeyleri yüksek olanlar karşı­lıklı olarak Allah korkusunu daha fazla hissedecekleri için aile içi sorunların üstesinden daha kolay gelebilirler. İşin sırrı Allah korkusudur. Bunun için eşlerin her ikisinin de dindar olması gerekir. Ancak her dindar da Allah korkusu var mıdır? Orasını ayrıca değerlendirmek gerek” (E, 37, Boşanmış).</em></p>
<p>Erkek ve kadının her ikisinde de dindarlık ve manevi­yat düzeyinin yüksek oluşu, Allah korkusunu iç dünyaların­da derinden hissetmeleri temelde dinî hassasiyet benzerliği, dinî-dünya görüşünde uyum, ortak inanç ve duygu yaşantı­sına atıf yapan vurgulardır. Eşinden boşanmış erkek katılımcı aile içi sorunların çözümünde çiftlerin her ikisinin de dindar olması gerektiğini iddia etmektedir. Çünkü dindarlık Allah korkusunu harekete geçiren bir olgudur. Tam da bu noktada adeta “hangi dindarlık?” sorusuna cevap arar gibi Allah kor­kusunu hisseden ve hissetmeyen dindarlar şeklinde ikili bir ayrım karşımıza çıkmaktadır. Çünkü üstünde fazla durma­makla birlikte katılımcının: “Ancak her dindar da Allah kor­kusu var mıdır?” şeklinde yönelttiği soruya “hayır” cevabını verdiğini görmekteyiz.</p>
<p><em>“Tarafların maneviyat düzeyi pozitif anlamda birbiriyle paralel ise evin huzuru artar. Çünkü sevgi, saygı ve hoşgörü manevi anlamda birbirini tamamlarsa huzur gelir. Yaşanan sıkıntıları göğüslemek de kolay olur. Eğer taraflar arasında zıt yönlü dindarlık ve dinî yaşam varsa, dinî açıdan birbirlerini anlayamıyorlarsa, hassasiyetlerini göz ardı ediyorlarsa vicdanî rahatsızlık, pişmanlık ve sıkıntı yaşanır. Bu durum kadını da, erkeği de huzursuz eder” (E, 26, Evli)</em></p>
<p>Maneviyat açısından eşlerin birbirine benzer olmasının sevgi, saygı ve hoşgörü getireceğini iddia eden bu yaklaşıma göre benzerlik ne kadar çok olursa yaşanan sıkıntıları birlik­te çözümlemek, bu anlamda sorunların üstesinden gelmek o nispette kolaylaşmaktadır. Şayet eşler arasında maneviyat ba­kımından benzerlik yoksa bu durum ister istemez dinî hassa­siyetlerin anlaşılmamasına, eleştirilmesine, vicdanî rahatsızlık ve pişmanlığa neden olabilir. Görüleceği üzere burada benzer din anlayış ve maneviyatın sevgi, saygı ve anlayış başta olmak üzere aileyi ayakta tutan erdemleri geliştirdiği ifade edilmek­tedir.</p>
<p><em>“Din bize neyi öğretir, sabretmeyi. Dindar insan sabredebi- len insandır. Kuran-ı Kerimde ‘birbirinize hakkı ve sabrı tavsi­ye edin” deniyor.. Günümüz insanı sabrı unuttu. Sâbredemeyen toplumun dindarlığı bana göre problemli. Modern dünya iyice dönüştürüyor bizi. Helaller ve haramlar karışıyor. Allah rızası­nı gözetemez olduk. Sâbredemeyen Allah’ın rızasının ne oldu­ğunu nasıl anlayacak? Eşler birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etseler sorunlarını birer birer çözebilirler.”</em> (E, 38, Evli).</p>
<p>Dindarlık ve maneviyatı sabır, sabrı da Allah&#8217;ın rızası ile ilişkileri katılımcı, bu ifadeleriyle modern dünyada sabretme­nin adeta nostalji haline geldiğini, acelecilik, yaşanan sorun­lara katlana<u>maz</u>a, problemlerin üstesinden gelmek için sabır­la mücadele edememenin aile hayatını olumsuz etkilediğine gönderme yapmaktadır. Din insana sabrı hem öğretmekte hem de tutum ve davranışlarında göstermesini talep etmekte­dir. Bununla birlikte değişen dünyada dindarlık ve maneviyat algıları da değişmekte, haramlara helal muamelesi yapılmakta, özellikle hakkı tavsiye etmenin anlamı kaybolmakta, esasen bu değişim de hem bireyin kendine ve kültürüne yabancılaş­masına hem de aile hayatı başta olmak üzere eşlerin birbirleri­ni anlayamamasına neden olmaktadır. Katılımcının görüşleri analiz edildiğinde ideal ve mevcut dindarlıkların birbirinden ferklı olduğu görülmektedir. Allah rızasını gözeterek yaşanan dindarlık ideali ortaya koyarken, modern dünyanın bunalımı içinde Allah rızasının gözetilmemesinden mülhem hakkın ve sabrın kaybolduğu dindarlıklar ise mevcut durumu betimle­mektedir. Anlaşıldığı kadarıyla ideal dindarlıklar evlilik hayatı üzerinde olumlu etkide bulunurken mevcut dindarlıklar böy­le bir tesir icra edememekledir.</p>
<p><em>&#8220;Hayatta her şey var. Sakin limanlar da var, sarp yokuşlar var. Evlilik asıl o sarp yokuşlarda yaşanan kederlere sabır ve tevekkülle birlikte göğüs germektir. En ufak bir sarsıntıda sürekli şikâyet eden bir eş, evliliğin ruhunu ne kadar sindirmiş olabilir? Bu durumda eşlerin dini inanç ve ibadet birliği, onlara huzur verir mi?” (K, 27, Evli)</em></p>
<p>Katılımcıya göre evlilikte huzur eşlerin birbirlerine verdi­ği destekle doğrudan ilişkilidir, özellikle gündelik hayat için­de yaşanan hastalıklar, kayıplar ve yoksunluklar aileyi yapısal olarak zorlamaktadır. İşte bu noktada dinî inanç ve ibadet bir­liği tek başına yeterli olmamakta, bireyin kişilik yapısı daha önemli bir hale gelmektedir. Sabır konusu burada da karşımı­za çıkmaktadır.</p>
<p><em>“Dindarlık ve maneviyatın evlilikte etkisi yoktur denile­mez. Ancak dinî inançlarına, dini geleneklere bağlı olduğu hal­de anlaşamayan çiftlere bakılırsa, insanın fıtrî karakterinin, huyunun, kişiliğinin, aile anlayışının, hayattan beklentilerinin evlilikte daha önemli olduğunu düşünüyorum. Dindarlık ve maneviyat birbirini seven kişilerin uyumlu bir evlilikte karşılaş­tığı problemleri aşmak için daha etkili. Birbirini sevmeyen ya da sevgisi azalmış kişilere dindarlık ve maneviyat çözüm olur mu, bilmem. Belki boşanmazlar, ancak bu ilişkinin sağlıklı ol­duğundan, birbirlerini anladıklarından değil iç dünyalarından, dış dünyalarından ya da her ikisinden gelen baskılardan kay­naklanmış olabilir. Sorun çözümlenmemiştir, başka bir yerde başka bir şekilde ortaya çıkabilir” (K, 25, Evli).</em></p>
<p>Dindarlık ve maneviyatın evlilikte etkili olduğunu reddetmeyen evli bir kadın konuya daha farklı bir perspektiften bakmakta ve aynı dini gelenek içinde benzer dindarlık algı­sına sahip çiftlerin evliliklerinde mutlu olamadıklarını söy­lemektedir. Ona göre evlilik hayatının mutlu ya da mutsuz, uyumlu ya da uyumsuz olmasında din ve inançtan önce insa­nın fıtri özellikleri, karakteri, kişiliği, aile anlayışı ve hayattan beklentileri daha etkilidir. Birbirini seven ve anlayan kişilerin yaşadıkları sorunların çözümünde din ve maneviyat kuşkusuz etkilidir. Ancak arada sevgi kalmamışsa, anlayış yoksa din ve maneviyatın benzer olması işe yaramamaktadır. Bu açıklama­lara ilave olarak vurgulanan husus dikkat çekicidir: Boşanma­nın gerçekleşmemesi yaşanan sorunların çözüldüğü anlamına gelmemektedir. Görüleceği üzere burada ince bir ayrım yapı­larak aile ortamında uyum ve huzuru sağlamada dindarlık ve maneviyatın başat değil aracı bir rol üstlendiği vurgulanmak­tadır. <em>“Dindarların evliliğe bakış açısını, evlilikte huzur ya da huzursuzluklarını, doyumlarını dinden ziyade meslek, ekono­mik şartlar, çağdaş yaşam düzeyi, cinsellik daha çok etkiliyor. Buralarda uyum varsa din ve inanç bakımından uyumsuzluk­lar göz ardı edilebiliyor. (E, Evli 28)</em> diyen bir katılmacıya göre e<u>vlilikt</u>e uyum-uyumsuzluk dindarlıktan ziyade statü, gelir düzeyi ve cinsellikle ilişkilidir. Söz konusu bu alanlarda ortaya çı<u>kan</u> doyum, din ve inanç uyumsuzluklarının görmezden ge­linmesine neden olmaktadır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Acaba eşler arasmda statü, gelir düzeyi ve cinsellik bakımından uyumsuzluk başlarsa, din, inanç ve dünya görüşü farklılıkları yeniden ön plana çıkar mı? Bu soruya evet’ demek durumundayız. Bunun da ötesinde din ve inanç farklılıkları­nın eşler arasında dini olmayan konularda yaşanan gerilimleri bile meşrulaştırmak ve sürdürmek için ön plana çıkarılabilir.</p>
<p><em>Annem mutlu mu? Bana göre mutlu. Huzurlu mu? Bana göre huzurlu. Hayatına anlam veren şeylerin farkında mı? Bana göre farkında. Ben evliyim, mutlu muyum? Bilmiyorum.</em></p>
<p><em>Huzurlu muyum? Bilmiyorum. Hayatıma anlam veren şeylerin ne olduğunu kestiremiyorum. Dindar mıyım? Bana göre deği­lim, başkaları dindarsın diyor. Allah’a güveniyor muyum? Gö­rünüşte evet, güveniyorum. Ama takdir-i ilahi denilecek şeyleri kabulde zorlanıyorum. Daha dün bana mutluluk ve keyif veren şeyler bugün vermiyor. Her geçen gün mutluluk da imkânsızla­şıyor gibi. Her şey sabun gibi eriyip gidiyor.” (K, 32, Evli)</em></p>
<p>Değişen dünyanın birey ve toplum üzerindeki etkilerini özetleyen bu ifadeler göstermektedir ki hayata bakış, evlilik, anlam arayışı, huzur, mutluluk ve sabır konularında kuşaklar arasında ciddi farklılık oluşmuştur. Üstelik bu fark gittikçe de açılmaktadır. Anne babayı mutlu eden hususlar artık çocukla­rı mutlu etmemektedir. İnsanın sadece bilinci değil, duygulan da ciddi bir değişim ve dönüşüme uğramıştır. Hayata anlam veren kodları devşirmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Bu durum, evlilik hayatına da yansımaktadır. Katılımcının ifade­leri arasında Allaha güven konusu özellikle dikkat çekicidir. Görünüşte Allaha güvenmek fakat bir musibet, bela veya sı­kıntı karşısında sanki kulunu koruyup kollayan bir varlık yok­muş gibi davranmak, akıl-kalp ve biliş-duyuş farklılaşmasının travmatik yansımaları olarak değerlendirilebilir. Katılımcının açıklamaları analiz edilecek olursa yaşadığımız dünyada Al­lah’a güvenen dindarlıktan Allaha güvenmeyen dindarlıklara doğru bir evrilme içinde oldukları söylenebilir.</p>
<p><em>“Bana göre günümüzde hem evlilik hayatında hem de nor­mal hayatımızdaki çıkmazların sebebi kanaatsizlik ve özenti. Babalarımızda ve annelerimizde kanaat, sabır, şükür, yardım­laşma vardı, üstelik çok çalışıyorlardı az kazanıyorlardı, buna rağmen şimdikilerden daha mutluydular. Şimdiki neslin hali belli: Saygı yok, terbiye yok, sabır yok. Bencillik almış yürümüş, sadece kendisi düşünen bir gençlik. Dindarlık dini bilgiyle ol­muyor. önce ahlâk olacak, o zaman sorun biter diyorum” (E, 53, Evli).</em></p>
<p>Katılımcının açıklamalarına göre evlilik hayatı başta ol­mak üzere gündelik hayatta yaşanan sorunların kaynağı ka­naatsizlik, sabırsızlık ve bencilliktir. Bunlar ahlâkî zafiyetler olarak kavramlaştırmak da mümkündür. Katılımcıya göre dindarlık bilgi düzeyinde kalmakta, davranışlara yansıma- maktadır. Ahlâkî değerlerin kazandırılması anlamında verilen eğitim yetersizdir. Postmodern dünyanın beraberinde getirdi­ği insan ve toplum anlayışına direnç gösterilememekte, daha bencillik ve çok şeye sahip olma arzusu dizginlenemediği için gelir düzeyi ve ferah seviyesi artsa da huzur ve mutluluk git­tikçe azalmaktadır. Evlilik hayatı da doğal olarak bu süreçten etkilenmektedir.</p>
<p><em>“Dindarlık ve maneviyat eskiden ailede huzurun kayna­ğı olarak görülebilirdi, ancak kadınlar mutluluk değil eşitlik, huzur masalları değil ‘ben de hayatımı yaşayacağım’ demeye başladığından beri durum değişti. Dinin değil belki ama dinsel kültür ve geleneğin kadına az verip kadından çok şey çaldığı ke­sin. Yani erkeklerce dinle aldatılan kadınların bir kısmı uyandı gibi. Zaten postmodern dönemin içini boşalttığı dindarlığı hiç söylemeye bile gerek yok. Böyle bir dindarlığın değil aileye, ki­şinin, kendisine de fayda sağlamlamadığına şahit oluyoruz. (E, 25, Bekâr)</em></p>
<p>Katılımcı bu görüşleriyle erkekler tarafından sınırları çi­zilen dinsel kültür ve geleneğin kadınlar üzerindeki baskısı­nın azaldığını, dahası bedenini, arzularını ve varoluşunu fark eden kadınların dindarlık ve maneviyatı pek önemsemediğini söylemektedir. “Dinin değil belki.. ” derken idealize ettiği dini istisna tutmaya çalışarak özünden uzaklaşmış geleneksel din­darlıkları suçlamaktadır. Ayrıca postmodernitenin din ve din­darlık olgusunun içini boşalttığını, dolayısıyla postmodern dünyada dindarlık ve maneviyatın evlilik hayatına olumlu bir <strong>etkide </strong>bulunmasının söz konusu olmadığını belirtmektedir.</p>
<p><em>“Açıkçası ben, kendilerini dindar olarak nitelendiren aile- lerdeki iç huzursuzluğunun diğer kesimlere göre çok daha fazla olduğu kanaatindeyim. Bu durum &#8216;huzur İslam’dadır’ algısını boşa çıkarıyor gibi görünse de, problemin dinden değil din al­gısından kaynaklandığı açıktır. Demem odur ki; günah, haram, mekruh gibi abartılı yaklaşımlarla eşlerin fıtrî özellikleri itiba­riyle kendilerini özgürce gerçekleştirebilmelerini engelleyen bağ­naz bir din anlayışı huzur yerine huzursuzluk doğurmaktadır. Yatak odasında bile açık giyinmenin meleklerin girişi engelledi­ği bir din anlayışı her şeyden önce insanı kendisine yabancılaş­tırır!” (E, 51, Boşanmış).</em></p>
<p>Bir din olarak İslam’ın değil, fakat tarihsel süreçte oluşan İslam algısının bireysel ve sosyal hayata cevap veremediği, ge­leneksellik ile modernlik kıskacında sıkışmışlık yaşayan Müs- lümanlara huzursuzluk verdiği üzerinde duran katılımcıya göre günümüz dindarlarında iç huzursuzluğu sekülerlere göre daha yüksektir. Bu noktada katılımcı, kadın erkek ilişkilerin­de günah, haram ve mekruh gibi değerlendirmelerin her iki cinsiyetin fıtrî, yani doğal eğilimlerini baskıladığım düşün­mektedir. Bu noktada dindarlardaki huzursuzluğun kaynağı da yasaklarla çevrili bir alanda eşlerin arzularını, duygularını ve düşüncelerini açığa çıkaramaması ve kendilerini gerçekleş- tirmemesiyle ilişkili görülmektedir. Dikkat edilecek olursa ka­tılımcı gayr-i meşru ilişkilerden bahsetmemekte, nikâhlı eşle­rin dinsel geleneklerden beslenen dogmatik ve bağnaz yapıyla birbirine yabancılaştığını ifade etmektedir.</p>
<p>Tam da bu noktada evlilikte dindarlık ve maneviyatın et­kisinin tek yönlü olmadığını söylemek durumundayız. Bu ko­nuda: “öncelikle dindarlık ve maneviyat dediğimiz hadiseyi açıklamak gerekir. Bana göre farklı, sana göre farklı. Evlilikte ne beklendiği de farklılaşıyor” (K, 35, Evli). “Dindarlık ve ma­neviyata şekli ve düzeyi, algılanış biçimi, kişiden kişiye değiş­mektedir” (K, 27, Evli) şeklinde dile getirilen görüşlerde din ile dindarlığın hem tanım hem de olgusal olarak ayrıştırıldı- ğını görmekteyiz. Savunmacı bir biçimde mevcut sorunların dinden/lslam’dan uzaklaşıldığı için yaşandığı da söyleyenlere de rastlanmaktadır: Söz gelimi: <em>“Realiteye bakacak olursak tek başına dindarlık bir evliliği mutlu, huzurlu yapmaya yetmiyor. Ancak bu durum müntesiplerine dünya ve ahiret saadeti va­deden dinden mi kaynaklanıyor yoksa dindar olduğunu iddia eden bireylerin dinden uzaklaşmalarından mı? İşte asıl sorun burada” (K, 27, Evli)</em> diyen katılımcı bu bağlamda değerlendi­rilebilir. Benzer şekilde görüşlerini: <em>“Dindarlık ve maneviyat bize zorluklara sabır göstermeyi, affedici olmayı, alttan almayı, bu da benim imtihandır diyebilmeyi öğretir. Dini bir ruhsat olsa da boşanmanın tavsiye edilmeyen bir davranış olduğu inancı­mız söylüyor. Bu açıdan bakılacak olursa din ve inanç evlilikte huzur kaynağı olabilir. Din bunları söylüyor ancak dindarlar veya dindar görünenler böyle davranıyor mu? Kocaman bir soru işareti” (K, 21, Bekâr)</em> şeklinde dile getiren katılımcı da dinin insan modelinin, dini inanç ve öğretilerin dindar gö­rüntü verenlerde içselleşmediğine temas etmektedir. Dindar­lık ve maneviyatta bireysel farklılıkların olduğunu söyleyen bir başka katılımcı ise şöyle demektedir: <em>“Dindarlık ve mane­viyatın evlilik üzerindeki etkisi kişiden kişiye değişir. Kimisi din­de hoşgörü var diye eşine sabrediyor, zorluklara tahammül ede­biliyor, kimileri de dine kendi yaşam şekillerine göre kılıf biçiyor. Evliliklerinde de zorlamalar çıkıyor ortaya, bu da evliliği zora sokuyor” (K, 30, Evli).</em> Dinin talepleri doğrultusunda eşlerin birbirine sabredebilmesi evlilik hayatında yaşanan zorlukların üstesinden gelmeye destek sağlarken kişisel beklentilerin ve arzuların dine uydurulması çok çeşitli sorunlar ortaya çıkart­maktadır. Katılımcı bu konuda pek fazla açıklama yapmamak­tadır, ancak konuşmanın genel içerisinden dinin arzuları ve gündelik hayatı değil, tam tersine arzuların ve gündelik haya­tın dini düşünceyi biçimlendirmesinin beraberinde getirdiği olumsuzluklara dikkat çekmektedir. Her halükarda modern</p>
<p>dünyada değişen ve dönüşen din algısı ve dindarlık biçimle, rinin evlilikte huzur getirmediği, ortaya çıkan problemlerin çözümlenmesinde işlevsel olmadığı, tam tersine huzursuzluk oluşturabildiği vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong>Evliliği Sürdürme ya da Boşanma İkilemi: İmanın Hazzmdan Dünyanın Hazzına</strong></p>
<p><strong>Dünya Görüşü mü, Mezhep Farklılığı mı?</strong></p>
<p>Katılımcıların ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla dindar­lık ve maneviyat yerine ve durumuna göre boşanmaya karşı zayıf, yerine ve durumuna göre kuvvetli bir kalkan olabilmek­tedir. Hatta bazen eşlerin din algılarındaki farklılık boşanma­yı hızlandırıcı bir işlev üstlenebilmektedir. İlahiyat mezunu DKAB öğretmeni bir kadın şunları söylüyor:</p>
<p><em>“Severek evlendik. Ama kafasını bir türlü değiştiremedi. Pantolon giymek zinhar haramdı ona göre. Erkeklere hiçbir şe­kilde selam verilmezdi. İzinsiz markete bile gidilemezdi. Hatta hadis olarak eğer dünyada biri birine secde edecek olsa, evlat anne-babaya, kadın kocasına secde ederdi’ diyordu. Kadının hiç söz hakkı yok. Erkeğin eşine karşı vazifeleri yok. Sadece kendi­ni düşünürdü. Mesaj yazarken Allah kelimesinin Asını büyük yazardı. Ama gelin görün ki asla kitap almaz, kitap okumazdı. Duyduğu bir dine inanmaktaydı. Sonuç: İftiralar, yalanlar ve ayrılık” (K, 27, Boşanmış).</em></p>
<p>Katılımcının görüşleri bütüncül bir şekilde değerlendiri­lecek olursa geleneksel halk dindarlığı ile kitabi-rasyonel din­darlık arasındaki farklılığın eşler arasmda gerilim ve çatışma oluşturduğu görülmektedir. Ayrıca bu ifadelerden, gelenek- sel-halk inançlarının değişime karşı ziyadesiyle dirençli oldu­ğu da anlaşılmaktadır. Kadının tamamen mahkum erkeğin ise mutlak hakim olarak algılanması özellikle yüksek tahsilli kız­lar tarafından kolayca kabullenilecek bir tutum değildir. Üstelik ilahiyat fakültesi gibi yüksek din öğretimi veren kurumlar- I dan öğrenim görenler ilkesel olarak dinî konularda sahih bilgi ile sahih olmayan bilgiyi ayırt edebilme potansiyeli ile mezun olmaktadırlar. Bu durum özellikle kadın erkek ilişkilerin nasıl s olması gerektiği hususunda geleneksel düşünceden beslenenlerle çatışmayı tahrik etmektedir. Mezhep farklılığına temas eden ilahiyat fakültesi mezunu bir başka kadının anlattıkları da bu bağlamda dikkat çekicidir.</p>
<p><em>&#8220;Mezheplerimiz farklıydı. Eşim Şafiydi, ben Hanefi. Bir ke­resinde mezheplerden konu açılınca bunların din olmadığından bahsettim. Bana sinirlendi. &#8216;Asla Hanefi olmam’ dedi. O, kendi </em>I <em>inananı savundu, ben de kendi inancımı. Ancak o savundukça ben de savunmaya başladım. Sonra kendimi bir anda ne ol­duğunu anlamadığım bir savaşın içerisinde buldum. Bu savaş mahrem alanlarımıza da yansıdı. Ona göre ilahiyat okumuşum ancak maneviyatım zayıfmış, bu halimle onu yoldan çıkaracak­mışım. Yoldan çıkarmak diye tabir edilen şeyse kulaktan dol­ma dinî bilgileri bırakması, biraz okuyup kendini geliştirmesini istemem. Hayatını başkalarının sözleriyle değil, kendi düşün­celeriyle idame ettirmesini istemem. Annesinin sözünden çıka­mazdı. Annesi sanki hayalet gibi her daim evdeydi. Evde olan biteni annesine anlatmak farzdı. Mahremiyetimiz yoktu. Bu da benim kendimi ondan uzak tutmama neden oldu. Mutlak itaat isterdi her konuda. Kadın erkeğe secde edecek derdi. Çok müca­dele ettim. Baktım olmuyor, yaşantımız cehenneme dönmüştü, ayrılma kararı aldım” (K, 29, Boşanmış).</em></p>
<p>Katılımcının ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla bura­da da geleneksel halk dindarlığı ile kitabi-rasyonel dindarlık eğilimlerinin çatışmasından kaynaklanan bir gerilim söz ko­nusudur. Eşlerden birisi Hanefi, diğeri Şafi mezhebine men­suptur. Hanefilik daha akli (rey ekolü) bir duruşa sahipken Şafiilik (hadis ekolü) daha nakli bir karakter arz etmektedir. Bu durum her iki mezhebin hadislere bakışını etkilemektedir.</p>
<p>Bununla birlikte her iki mezhep arasında var olan kısmi fark­lılıklar gerçek bir çatışmayı tahrik edecek mahiyette değildir. Sorunun asıl kaynağı ataerkil sosyokültürel yapıda gelişen din algısı, dindarlık şekli ve toplumsal cinsiyet kalıplarıdır.</p>
<p>Evliliklerinin ilk üç yılında boşanma kararı alan ve boşa­nan ilahiyat tahsilli her iki kadın katılımcı dinin/lslam’ın değil, dini anlama ve yaşama hususundaki farklılıkların boşanma sürecini hızlandırdığını ifade etmektedir. Burada gelenekten beslenen kadın algısı, aile içi ilişkiler ve kulaktan dolma din bilgiler üzerine inşa edilen dindarlıkların eşler arasında ben­zeşimi değil farklılaşmayı beraberinde getirdiği görülmekte­dir. Dolayısıyla sadece dindarlık-sekülerlik, inançlılık-inanç- sızlık, Sünnilik-Alevilik, Hanefilik-Şafilik değil aynı mezhebe mensup olanların da geleneksel dindarlık-modern dindarlık, halk dindarlığı-kitabi dindarlık, hurafeci dindarlık-rasyo- nel dindarlık gibi dinî yaşayıştaki farklılaşmaların da evlilik içinde boşanmayla sonuçlanan ciddi krizler neden olduğunu söylemek mümkündür. İfadelere dikkat edecek olursak her iki katılımcı da muhafazakâr ve dindar bir görüntü arz etmek­tedir. Ancak kadının erkeğe secde edecek kadar bağlanması gerektiği anlayışının beraberinde getirdiği sorunlar, buna kar­şın ilahiyat tahsili yapan kadınların hadisleri ya da hadis gibi aktarılan görüşleri akademik ve entelektüel birikimlerinden beslenen bir tarzda rasyonel eleştiriye tabi tutması eşler ara­sındaki çatışmayı tetikleyen unsurlardandır. Kitap okumama, dini bilmeme ve kulaktan dolma bilgilerle tezahür eden dini bağlanmalar da mezhep taassubu ve hakikat tekelciliğim be­raberinde getirmektedir. Bu da rasyonel temelli olan ve olma­yan, hurafelerden arındırılmış ve hurafelerden beslenen din anlayışlarının bireysel ve toplumsal düşüncede oluşturduğu ikilemi ve kutuplaşmayı gösterir mahiyettedir. Kuşkusuz ge- lin-kaynana gerilimi de bu hususta etkindir. Tüm bunların ötesinde söz konusu her iki katılımcının ifadeleri arasında duygusallığın, yani sevginin azaldığı, dahası cinselliğin de tat­min edici bir biçimde yaşanmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Eşler arasında duygusal ve cinsel uyum sağlandıktan sonra evlilikte dünya görüşü ve mezhep farklılığının pek so­run oluşturmayacağı düşünülebilir. Alevî bir katılımcının gö­rüşleri bu konuda oldukça dikkat çekicidir:</p>
<p><em>&#8220;Ben mezhep farkı ile evlilik gerçekleştirdim, fakat ev için­de yaşadığımız hiç bir tartışma dini yönden değildi! İnsanlar birbirlerine saygı duyduğu sürece zaten problem olmuyor. Tabi ki bu saygıda aile faktörü de çok önemli. Biz şanslı bir çiftiz, her iki aile de sonsuz saygı duydu hem birbirilerine hem de bize. İnanışlar sorgulanırken seviyeli bir şekilde sorular sorulup alınan cevaplar karşısında da saygı duyulduğu zaman sıkın­tı yaşanmaz ki. Toplumumuzda ne yazık ki var olan tabuları yıkamadığımız için sorunlar yaşanıyor. Öyle ki “Alevi-Sünni”, “inançlı-inançsız”, “açık-kapalı”, “aşırı açık-aşırı kapalı”, “ka­palı ama tam kapalı gibi değil” ,”açık ama tam açık değil” gibi insanlar arasında ayırımlar ve dışlamalar yapılıyor. İnsanların kendi dışındaki diğerlerinin görüşüne saygısı yok. İnsanları ol­duğu gibi sevmeyi bildiğimiz ve dinimizi kendimiz için yaşadı­ğımız sürece hiç bir sıkıntı yaşanmaz. Biz her açıdan uyumlu bir çift olduk, bunların üstesinden geldik” (K, 30, Evli).</em></p>
<p>Katılımcının hem sosyal çevreden gelen etiket ve baskı- lamaların farkında oluşu, hem de eşiyle birlikte bunların üste­sinden gelmesi büyük ölçüde: <em>“Biz, her açıdan uyumlu bir çift olduk, bunların üstesinden geldik.”</em> cümlesinde gizlidir. Zira ta­rafların birisinin Sünnî, diğerinin Alevî olmasından kaynak­lanan göreceli sosyal uyumsuzluk, duygusal ve cinsel uyum­dan (her açıdan ifadesi bunları da içine almaktadır) mütevellit <em>karşılıklı saygı</em> ile ortadan kaldırılabilmektedir. Yine burada da ı evliliğin devamlılığının sadece mezhebi uyum ve inanç ben­zerliği ile sağlanmadığını görmekteyiz. Bu düşünceyi destek­leyen bir başka örnek de şudur:</p>
<p><em>“Ben bu konuları pek bilmem ama benim ailem Sünniydi, kocamınki Alevi. Üniversitede okurken birbirimizi sevdik. Aile­lerimiz istemedi, ama yine de evlendik. Balım cicim aylarında hiç sorun yoktu. Sonra sorunlar başladı, ilk zamanlar küçük olan sorunlar gözümde büyüdükçe büyüdü. Sosyal baskılar da eklenince boşandık” (K, 30, Boşanmış).</em></p>
<p>Dikkat edilecek olursa bu katılımcının ifadelerinde duy­gusal ve cinsel hazzm ön planda olduğu <em>“balım cicim ayların­da”</em> halının altına süpürülerek baskılanan uyumsuzluk sorun­larının zamanla güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıktığından söz edilmektedir. <em>“Kız oğlanı sevmiş, oğlan kızı. Birisi ateist, diğeri inançlı. Birbirleriyle görüşmeye başladıkları zaman önce hoş entelektüel tartışmalar yaparlar. Ancak vuslat aşkı öldürür ve gerçekler su yüzüne çıkar. İki farklı dünyanın karşılaşması değil çarpışması ve çatışması yaşanın Sonuç boşanma.” (E, 45, Evli)</em> diyen katılımcı da hemen hemen aynı hususa temas et­mektedir.</p>
<p>Evlilikte uyum, huzur, mutluluk ve doyum bulabilmenin, yaşanan sıkıntılarla mücadele edebilmenin, boşanmaya he­men karar vermemenin din ve maneviyatla ilişkili olmadığı konusunda dillendirilen görüşler bir yönüyle dindarlık ve ma­neviyatın güvenli muhafaza kabı olmaktan çıktığını gösterir mahiyettedir. Bu bağlamda bir katılımcı şunları söylemekte­dir:</p>
<p><em>“Tabii ki evlenilecek kişinin İslam olma ve iman şartı göz önünde bulundurabilir. Ama çok dindar olmasını değil de en başta uyum, aşk, fizikî beklenti, anlayış, olgunluk, beraber aynı perspektiften bakabilme, sorumlulukların bilincinde olma, so­runlarla beraber baş edebilme, beraber çocuk yetiştirebilme&#8230; Bence üzerinde durulması gereken asıl konular bunlar. Türki­ye’de boşanma oranları gittikçe yükseliyor. Bu oran dindarlarda az, sektiler de fazla diye bir genelleme yok. Dindarda boşanıyor, sektiler de” (E, 35, Evli).</em></p>
<p>Buradaki ifadeler din ve dindarlığın evliliğin devamlılı­ğını sağlama ve boşanmaya karşı önleyici bir faktör olmadı­ğını ortaya koymaktadır. Katılımcının ilk planda bahsettiği “uyum”, &#8220;aşk” ve &#8220;fiziksel beklenti” kriterleri sadece din ve dünya görüşü açısından uyumlu olmakla değil, aynı zamanda cinsel uyumu da içine almaktadır. Esasen cinsel uyum gerçek­leştikten sonra dindarlık, maneviyat, hayata aynı pencereden bakabilme ve sorunları birlikte göğüsleyebilme gibi özellikler işlevsel faktörler olarak devreye girmektedir.</p>
<p><strong>Değişen Dindarlık ve Maneviyat Anlayışları</strong></p>
<p>Katılımcılar günümüzde dindarlık ve maneviyat anla­yışlarının değişime uğradığını düşünmektedir. Esasen dinin güvenli muhafaza kabı olmaktan çıkması da bu hususla ya­landan ilişkilidir.</p>
<p><em>“Evlilikte dindarlık ve maneviyat konusunu düşünürken şu ayrımı yapmak gerekir: Birincisi olması gerektiği gibi zühtü ve takva ile yaşanan dindarlık İkincisi ise işine geldiği gibi yaşa­nılan dindarlık. Birincisi evliliğe huzur verir, diğeri ise sıkıntı” (K, 35, Evli).</em></p>
<p>Dile getirdiği bu görüşleriyle katılımcının dindarlığı <em>ol­ması gereken (ideal), var olan (mevcut)</em> şeklinde iki kategoride ele aldığını görmekteyiz. Ona göre olması gereken dindarlık züht ve takva üstüne kurulu olup evlilik hayatmda huzur ve­rici özelliğiyle ön plana çıkmaktadır. Ancak dinin insana ka­zandırmaya çalıştığı ahlâklı insan modelinden uzakta yer alan mevcut dindarlıklar ise bireyin işine geldiği gibi yaşanmasıyla temayüz etmektedir. Egosantrik bir insan modelinden besle­nen bu dindarlık biçimi evlilik hayatında sıkıntı kaynağı ol­maktadır. Bir başka katılımcı günümüz yaşanan dindarlıkla­rın genellikle bu kapsamda olduğundan yakınmaktadır.</p>
<p><em>“Günümüzde dindar olanlarla dindar olmayanların birbi­rine çok fazla benzemeye başladığını düşünüyorum. Artık bi­reycilik ön plana çıkmakta, toplumsal değerler ve toplumsallaş­ma yok olmaktadır. Ayrıca eşlerin evlilikten aldıkları doyum da çıkar beklentileriyle paralellik göstermektedir. Sonuç mutsuzum ayrılmak istiyorum” (K, 28, Boşanmış).</em></p>
<p>Dikkat edilecek olursa burada katılımcı üç şeyi vurgula­maktadır: <em>Birincisi</em> günümüzdeki dindarlar ile sekülerler ara­sındaki makas iyice kapanmıştır. İkincisi bireycilik ön plana çıkmıştır. Üçüncüsü ise evlilik çıkar ve haz merkezli bir olgu haline gelmiştir. Bu üç husus iç içe girince dindarlık ve mane­viyatın olumlu etkisi ortadan kalkmaktadır. Hatta haz ve çıkar uyuşmazlığı dindarlarda da mutsuzluğu tahrik etmekte, bu da boşanmaları tetiklemektedir.</p>
<p><em>“Dindarlık deyince Peygamberimizin buyurduğu gibi ak­lımıza önce ‘güzel ahlâk’ gelmiyorsa gerek evlilikte, gerek sosyal hayatta çok büyük sorunlar ortaya çıkar. Allah sevgisi ve kor­kusuyla kendi kalbi yumuşamamış bir insanın, eşinin kalbine dokunabilmesi mümkün değil ya da eşlerin her ikisinin de din­darlıktan, dinden, maneviyattan ne kazandığı ya da ne bekledi­ği bile eşit değilse geriye doldurulamaz boşluklar kalır. ‘Sen beni anlamıyorsunlar hep devam eder durur” (K, 32, Evli).</em></p>
<p>Dini, güzel ahlâk olarak tanımlayan katılımcı, erdemli davranışların Allah sevgisi ve korusu, yani kulluk bilinciyle ilişkilendirmekte, buradan da eşlerin karşılıklı olarak birbirle­rinin kalplerine dokunmalarının önemli olduğunu belirtmek­tedir. “Kalbe dokunma” ifadesi özellikle dikkat çekicidir. Katı­lımcıya göre bir insanda Allah sevgisi ve korkusu varsa onun kalbi katı değildir, tam tersine yumuşamıştır. Bu hali yaşayan kişiler eşlerinin duygu ve düşüncelerini anlayabilir. Ancak eş­lerin dinden ve maneviyattan anlayışları farklıysa, söz gelimi birisi Allah’tan korktuğu halde diğeri Allah’ı umursamıyorsa, birisi dini sadece uhrevi hayata mahsus kılıyor diğeri dünya ve ahiret ayrımı yapmıyorsa, kısaca aynı gönül dilini kullana- [ iniyorlarsa mutsuzluk ve boşanma gerçekleşebilir. Görüleceği I üzere burada da ideal din ile mevcut dindarlıklar arasında ayrım yapmaktadır. Bu noktada sormak gerekir: Acaba mevcut dindarlıkların ideal dinden kopuk olmasının nedenleri nelerdir? Kuşkusuz bu soruya Kartezyen düşünceden mülhem I akıl-kalp ayrışması, sanayileşme, kentlileşme, modernleşme, bireyselleşme, küreselleşme, Anglosakson kültürün etkisiy­le yerel insan modelinden ve değerlerden uzaklaşma, hayata ve varlığa tüketim üstünden anlam bulma, sırf haz merkezli cinselliğin yeniden keşfi, geleneksel din algılarının bu süreçte modern bireyi tatmin edememesi, yeni dini yorumların Batılı düşünceden beslenerek sunulmasının toplumsal yapıda taban bulmaması, îslam kültür ve medeniyetinin kendini yenileye­memesi üzerinden çok farklı cevaplar vermek mümkündür.</p>
<p>Din ve dindarlığın eşler arasında ortaya çıkan sorunların ! çözümünde ve evliliğin devamlılığının sağlanmasında hâlâ etkili bir faktör olabileceğini düşünen bir katılımcı şöyle de­lmektedir:</p>
<p><em>“Dua, şükür, sabır ve tefekkür başta olmak üzere dinî ya­şantının evliliğe olumlu etki ettiğini söyleyebilirim. Özelikle mamazları cemaatle kılmak çok önemli. Bir de tartışma veya anlaşmazlık konularında hakem tayin edilmesi, sorun olan ko­nuda dinin ne dediğinin kıstas alınması yaşanan problemlerin çözümünde etkili olabilmektedir”(E&gt; 25, Bekar).</em></p>
<p>Katılımcı eşlerin her ikisinin de dindar ve ahlâklı olma­sının evlilik hayatında hem yaşanması muhtemel sorunların önlenmesinde hem de yaşanan sorunların üstesinden gelin­mesinde etkili olduğu kanısındadır. Bu bağlamda o, gerek dua ve ibadetin birlikte yapılmasının, gerekse sabır ve şükür gibi ^erdemlerin önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca dini Kur’an-ı Kerimde de geçtiği üzere anlaşmazlık durumunda hakeme müracaat edilmesini önermektedir. Açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla katılımcıya göre İslam’ın önerdiği insan modeli iman, ibadet ve ahlâk birlikteliğinden oluşmaktadır. Dolayı­sıyla bu modele uygun davranılırsa eşler arasında ortaya çıkan problemler rahatlıkla çözüme kavuşturulabilir.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>Yapılan bu araştırmadan elde edilen sonuçlara göre din­darlık ve maneviyat evlilik öncesinde, evlilik esnasında ve boşanma sürecinde devreye girebilmektedir. Özellikle aile ortamındaki dinî ve manevî atmosfer belli ölçüde etkinliğini korumaktadır.</p>
<p>Aile içi ilişkilerde ortaya çıkan gerilim, çatışma, uyum­suzluk ve mutsuzluklarda dindarlık ve maneviyatın etkisi üç başlıkta toplanabilir:</p>
<p><em>Dindarlık ve maneviyat eşler arası sorunları çözmede olumlu bir rol oynamaktadır.</em> Bu yaklaşımı sergileyenler dinin bireylere Allah korkusu, sorumluluk, anlayış, empati, sabır ve erdemli davranışlar kazandırdığını, bunun da hem çatışma öncesinde, hem bizzat çatışma yaşanırken hem de çözüm ara­yışlarında etkili olabileceğini düşünmektedirler. Anlaşıldığı kadarıyla bu tarz ifadeleri kullananlar ideal bir din ve dindar­lıktan hareket etmektedirler.</p>
<ul>
<li><em>Dindarlık ve maneviyat eşler arası sorunları çözmede durumsal ve bağlamsal olarak olumlu ya da olumsuz etki yapa­bilir.</em> Bu görüşü savunanlara göre eşlerin dindarlık ve manevi­yat algısı birbirine yakınsa, benzeşiyorsa, aile içinde inanç da­hil ortak bir dil ve ortak bir duygu oluşmuşsa yaşanan sorunlar ya daha çabuk çözülebilmekte ya da emareler belirir belirmez önleyici tedbirler alınmakta, böylece problem büyümeden çö- zümlenebilmektedir. Ancak eşlerden birisi dindar diğeri de­ğilse ya da dinî yaşayışları ve dindarlık algıları köklü biçimde farklıysa din ve maneviyat onlara yeterli desteği sunamamaktadır. Tarikat ehli birisiyle tarikat ehli olmayan ya da tarikata karşı olan bir kişi, farklı itlkadî ve amelî mezheplere mensup olanlar, bu bağlamda ilahiyatçı dindarlığıyla tarikat ve cemaat dindarlıklarına mensup olanlar, keza dini kitabi-rasyonel ya da sıhrî-mitik unsurların karıştığı halk dindarlığı üzerinden yaşamaya çalışanlar arasında sıklıkla dinî gerilim yaşanmak­tadır. Bu noktada eşlerin birbirinden farklı dindarlık ve mane­viyat anlayışları sorunları çözücü değil, bizzat sorun oluşturu­cu bir işlev üstlenmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li><em>Değişen ve dönüşen din algısıyla birlikte dindarlık ve maneviyat bireyler üzerindeki etkisini gittikçe kaybetmekte, imanın hazzı yerini dünyanın hazzına bırakmaktadır.</em> Bu yön­de açıklamalarda bulunanlar dinin insanları eskisi gibi etki­lemediği, görüntüsel dindarlığın ruha yansımadığı, akıl ve kalp dengesinin kurulamadığı, dahası Allah’ın her yerde bizi gördüğü bilincinin kaybolduğunu vurgulamışlardır. Anlaşıl­dığı kadarıyla Kartezyen felsefeden beslenen modernite ve akabinde onun yeni bir formu olarak çıkan postmodernite bireylere hayata bir defa geldikleri duygusunu kazandırmak­ta, cinsel hazları öncelemekte, tüketim kültürünü ve daha çok şeye sahip olmayı kutsamakta, böylece dinin dünyayı düzenle­yen özelliğini törpülemektedir. Geleneksel dönemde ölüm do­ğal cinsellik tabuyken günümüzde cinsellik doğal ölüm tabu haline gelmiştir, öyle ki günümüzde hem dinsellik hem de hazcılık artış göstermektedir. Tam da bu noktada dindarlık ve maneviyatın “incelmiş palto” gibi işlev üstlendiği, bu haliyle insanları hafif rüzgârdan koruduğu, şiddetli soğuğa karşı ise koruma vazifesini gereği gibi yapamadığı görülmektedir. Aile içindeki ufak tefek sorunların çözümünde etkili olan dindar­lık ve maneviyatın cinsellik temelli sorunlar başta olmak üzere tüketim, sahip olma ve hazcılıktan mülhem problemlerle başa çıkmada yetersiz kaldığı, “boşanmak da haktır” denilerek ev­liliklerin sonlandırıldığı ifade edilmektedir.</li>
</ul>
<p>Editör:Mustafa Atak &#8211; Maneviyat Psikolojisi 3&#8221;Evlilik ve Aile&#8221;,syf:67-117</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Ambert, A.-M. (2005). <em>Tendances contemporaines de la fatnille / di- vorces: Faits, causes, et cons&amp;quences.</em> Canada: L’lnstitut Vanier de la Famille</p>
<p>Beckwith, H. D. &amp; Morrow, J. A. (2005). Sexual attitudes of college students: The impact of religiosity and spirituality. <em>College Student Journal 39</em> (2), 357-366.</p>
<p>Beit-Hallahmi, B. &amp; Argyle, M. (1997). <em>The psychology of religious behavoir: Belief and experience.</em> London &amp; New York: Routledge.</p>
<p>Benson, P. L., Roehlkepartain, E. C. &amp; Rude, S. P. (2003). Spiritu- al development in childhood and adolescence: Toward a field of inquiry. <em>Applied Developmental Science 7</em> (3), 205-213.</p>
<p>Brody, G. A., Stoneman, Z. &amp; Flor, D. (1998). Parental religiosty and youth competence. <em>Developmental Psychology 32,</em> 696- 707.</p>
<p>Büssing, A., Ostermann, T. &amp; Matthiessen, P. E (2005). Role of re- ligion and spirituality in medical patients: Confirmatory results with the SpREUK questionnaire. <em>Health and Qua- lity of Life Outcomes 3,</em>1-10.</p>
<p>Caltabiano, M., Zuanna G. D. &amp; Rosina, A. (2006). Interdependence between sexual debut and church attendance in Italy. <em>De- mographic Research 14</em> (19), 453-484.</p>
<p>Clark, W. (1998). Pratique religieuse, mariage et famille. <em>Tendances Sociales Canadiennes 50,</em>2-7.</p>
<p>Davie, G. (2005). Din sosyolojisinde yeni yaklaşmalar: Batılı bir ba­kış (Çev. M. Akgül &amp; t Çapçıoğlu). <em>Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi XLVI</em> (I), 203-216.</p>
<p>Günay, Ü. (2006). Dindarlığın sosyolojisi. Ü. Günay &amp; C. Çelik (Ed.) <em>Dindarlığın Sosyo-Psikolojisi</em> (ss. 1-59) içinde. Adana: Karahan Kitabevi.</p>
<p>I Hardy, S. A. &amp; Raffaelli, M. (2003). Adolescent religiosity and sexu- ality: An investigation of reciprocal influences. <em>Journal of Adolescence 26,</em> 731-739.</p>
<p>Hill. P C. &amp; Pargament, K. I. (2003). Advances in the conceptualiza- tion and measurement of religion and spirituality: Imp- lications for physical and mental health research. <em>Ameri- can Psychologist</em> 58 (1), 64-74.</p>
<p>Holder, D. W., Durant, R. H., Harris, T. L., Daniel, J. H.» Obeidallah, D. &amp; Goodman, E. (2000). The association between ado­lescent spirituality and voluntary sexual activity. <em>Journal of Adolescent Health 26</em> (4), 295-302.</p>
<p>Hubbard, D. M., Wingood, G. M., DiClemente, R., Davies, S. &amp; Har- rington, K. E (2003). Religiosity and risky sexual beha- vior in African-American adolescent females. <em>Journal of Adolescent Health</em> 33 (1) 2-8.</p>
<p>Hûnler, O. S. &amp; Gençöz, T. (2005). The effect of religiousness on marital satisfaction: Testing the mediator role of marital problem solving between religiousness and marital sa­tisfaction relationship. <em>Contemporary Family Therapy 27 </em>(1), 123-136.</p>
<p>Hûnler, O.S. (2002). <em>Dindarlığın evlilik doyumu üzerindeki etkileri ve algılanan evlilik sorunları çözümü becerilerinin, dindarlık ve evlilik doyumu ilişkisi üzerindeki arabulucu rolü.</em> Ya­yımlanmamış yüksek lisans tezi, Orta Doğu Teknik Üni­versitesi, Ankara</p>
<p>Johnson, B. R„ Tompkins, R. B. &amp; Webb, D. (2002). <em>Objective hope assessing the effectiveness of faith-based organizations: a review of the literatüre.</em> Çenter for Research on Religion and Urban Civil Society.</p>
<p>Kayıldık, H. (2011). <em>Din Psikolojisi: Bireysel Dindarlık Üzerine.</em> Ada­na: Karahan Kitabevi.</p>
<p>Kimberly, C. L. (2009). <em>An Exploratory Study of Religious Conver- sion Motivated by Marriage: Adult Attachment Style and the Marital Relationship.</em> Yüksek Lisans Tezi, California</p>
<p>School of Professional Psychology at Alliant Internatio­nal University, San Diego.</p>
<p>Koenig, H. G.» McCullough, M. E., &amp; Larson, D. B. (2001). <em>Hand- book of religion and health.</em> New York: Oxford University Press.</p>
<p>Lambert» N. M. &amp; Dollahite, D. C. (2006). How religiosty help coup- les prevent, resolve and overcome marital conflict. <em>Family Relation 55,</em> 439-449. (Bu metin Volkan Tekdemir tara­findan “Dindarlık Aile içi Geçimsizliğin Önlenmesine, Çözümlenmesine ve Üstesinden Gelinmesine Nasıl yar­dıma Oluyor?” adıyla tercüme edilmiş ve Aile Akademisi internet sitesinde yayınlanmıştır.)</p>
<p>Lejeune, B. C., Aalsma, M. C., Zimet, G. D., Azzouz, E &amp; Fortenber- ry, J. D. (2005). Dyad religiosity and sexual behaviors of adolescent couples: evidence for assortive pairing. <em>Jour­nal of Adolescent Health 36</em> (2), 111-112.</p>
<p>Loewenthal, K. M. (2017). <em>Din psikolojisi: Kısa bir giriş</em> (Çev. M. Ulu). Kayseri: Kimlik Yayınları.</p>
<p>Mahperi-Uluyol, F. (2014). <em>Bağlanma örüntüleri, eşe yönelik kişilera- rası şemalar ve evlilik sorunlarıyla başa çıkabilme düzeyle­ri arasındaki ilişkiler.</em> Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara</p>
<p>Miller, L. &amp; Gur, M. (2002). Religiousness and sexual responsibility in adolescent giriş. <em>Journal of Adolescent Health 31</em> (5), 401-406.</p>
<p>Stutzer, A., ve Frey, B. S. (2006). Does marriage make people happy, or do happy people get married?. <em>The Journal of Socio-E- conomics 35,</em>326-347.</p>
<p>Suhail, K. &amp; Chaudry, H. R. (2004). Predictors of subjective well-be- ing in an eastern muslim culture. <em>Journal of Social and Clinical Psychology</em> 23(3), 359-376.</p>
<p>Şener, A. &amp; Terzioğlu, R. G. (2002). <em>Ailede eşler arası uyuma etki eden faktörlerin araştırılması.</em> Ankara: Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınlan.</p>
<p>Trinitapoli, J. &amp; Regnerus, M. D. (2006). Religion and HIV risk be- haviors among married men: Initial results from a study in rural Sub-Saharan Africa. <em>Journal for the Scientific Study ofReligion 45</em> (4) 505-528.</p>
<p>Valenzuela, A. (2004). Mari6s mais heureux. <em>Revue Internationale de fi&gt;i<sub>t</sub> de Penste et d&#8217;Action: Dialogue 16</em> (3), 14-16.</p>
<p>Wilcox, W. B. &amp; Wölfinger&gt; N. H. (2006). Then comes marriage? Re- ligion, race and marriage in urban America. <em>Social Scien­ce Research 36 (2),</em> 569-589.</p>
<p>Willaime, J. P. (1995). <em>Sociologie des religions.</em> Paris: PUF.</p>
<p>Yapıcı, A. (2002). Dinî yaşayışın farklı görüntüleri ve dogmatik din­darlık. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2 (2), 75-117.</p>
<p>Yapıcı, A. (2007). <em>Ruh sağlığı ve din: Psikososyal uyum ve dindarlık. </em>Adana: Karahan Kitabevi.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[29]</a> Özellikle sosyal bilimlerde akademik dünyanın ittifak ettiği bir kavram bulmak abesle iştigaldir. Esasen tanımlamalarda görüş birliği ya da eskilerin ifadesiyle &#8220;icma&#8221;nın olmaması insanı ve toplumu makineleşmekten, biyolojik determinizme indirgemekten, ütopik yaklaşımlardan kısaca insan ve toplum mühendisliğinden koruyucudur. Pozitivist paradigmalardan mülhem bilim anlayışları doğa bilimlerinde olduğu gibi insan bilimlerinde de temel olgular üstünde gözlem ve deneyler yapmak, nesnel bulgulara ulaşmak, bunları genellemek ve tekrarlayarak doğruluklarını sınamak, son tahlilde evrensel insan bilimleri ile ilgili yasaları bulmak istemiştir. Bu yönde ciddi araştırmalar yapılmış, tüm insanlığın evrimini tamamlamış Batılı insan modeline göre analizi yapılmaya gayret edilmiştir. Gelinen son noktada yapılan tanım ve kavramlaştırmaların gerçekliği resmetme ve analiz etme hususunda yetersiz olduğu, insan ve toplumun fen bilimlerinin formülasyonu gibi belli bir kalıba sığdınlamayacağı fark edilmiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[30]</a> Araştırma bulguları şu şekildedir: İtalyan erkeklerin 13-20 yaş arasında kiliseye gitme oranları % 70.1&#8217;den % 22.6&#8217;ya, bakirlik düzeyleri ise % 100’den % 46.2’ye düşmektedir. Kadınlar için de benzer bir eğilim söz konusudur. Çünkü onların da 13-20 yaş ara­sında kiliseye devamlılıkları % 82.8’den % 35.9&#8217;a, bakirelik oran­ları ise % 100&#8217;den % 47.8&#8217;e gerilemektedir. Buradaki rakamlara dikkat edilecek olursa, hem kiliseye devam etme ile bakirlik/ba- kirelik arasında doğrusal bir ilişki vardır, hem de bakirlik/baki- relik oranı kiliseye devam etme oranından daha yüksektir. Bu da Katolik dünya görüşünün hâkim olduğu bir toplumsal yapıda ge­leneksel dinî değerlerin yaygın bir şekilde içselleştirilmesinden kaynaklanmış olabilir. Ayrıca 19-21 yaş arası İtalyan gençlerden kiliseye düzenli devam edenler arasında evlilik öncesi cinsellik yaşayan erkekler % 36, bayanlar ise % 39 oranındadır. Nikâh­sız cinsellik yaşadığı halde kiliseye giden erkeklerin oranı % 23, bayanlarınki ise % 30&#8217;dur. Hem bakir/bakire olan hem de kili­seye devam edenlere gelince, erkekler arasında bu oran % 15.2; bayanlar arasında ise % 20.4&#8217;tür (Caltabiano, Zuanna &amp; Rosina, 2006).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[31]</a> Bu kavram Gogol&#8217;un <em>Palto</em> isimli eserinden mülhem olarak oluş­turulmuştur.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evlilikte-maneviyat-huzur-mu-kusur-mu/">Evlilikte Maneviyat Huzur Mu, Kusur Mu?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/evlilikte-maneviyat-huzur-mu-kusur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlilik Yolculuğu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/evlilik-yolculugu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/evlilik-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Jul 2023 07:57:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Ünal]]></category>
		<category><![CDATA[“Elektrik Almak”]]></category>
		<category><![CDATA[Dengi Dengine]]></category>
		<category><![CDATA[Eş Adayını Tanıma Çabası]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklerin Beklentileri]]></category>
		<category><![CDATA[Erkekte Aranacak İki Özellik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlenme Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Kader mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliklere Yardımcı Olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Flört]]></category>
		<category><![CDATA[Kızda Aranacak İlk Özellik]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların Beklentileri]]></category>
		<category><![CDATA[nişanlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Nikah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26471</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Aile, inanan insanların yüreğindeki en büyük hasret olan cennetin dünyadaki bir yansıması.. ” [Muhammed Emin Yıldırım] Aile Nedir? Aile, evlilik ve kan bağına dayanan; anne, baba ve çocuklar­dan oluşan en küçük sosyal gruptur. Bu tip ailelere çekirdek aile diyoruz. Bu sebeple aile, toplumun temeli olarak kabul edilir. Anne baba, kızlar, oğullar, damatlar, gelinler ve torunların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evlilik-yolculugu/">Evlilik Yolculuğu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/07/her_evlilik_biricik2-702x336-1.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-26481 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/07/her_evlilik_biricik2-702x336-1-300x144.jpg" alt="" width="455" height="218" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/07/her_evlilik_biricik2-702x336-1-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/07/her_evlilik_biricik2-702x336-1-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/07/her_evlilik_biricik2-702x336-1.jpg 702w" sizes="(max-width: 455px) 100vw, 455px" /></a></p>
<p>“Aile, <em>inanan insanların yüreğindeki en büyük hasret olan cennetin dünyadaki bir yansıması.. ”</em></p>
<p>[Muhammed Emin Yıldırım]</p>
<p><strong>Aile Nedir?</strong></p>
<p>Aile, evlilik ve kan bağına dayanan; anne, baba ve çocuklar­dan oluşan en küçük sosyal gruptur. Bu tip ailelere çekirdek aile diyoruz. Bu sebeple aile, toplumun temeli olarak kabul edilir.</p>
<p>Anne baba, kızlar, oğullar, damatlar, gelinler ve torunların aynı çatı altında yaşadığı ailelere geniş aile denir. Bu gelenek, tarıma dayalı toplumlarda bugün az da olsa devam etmektedir. Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte geniş aile, yerini çekirdek aileye bırakmıştır.</p>
<p>“Ataerkil aileye dönelim” diyemem; çünkü geriye dönüş mümkün değil. Eski âdetlere dönmek için gösterilecek gayretlere yazık olur. “Her yönüyle mükemmel bir gelenek” diyecek durum­da da değiliz. Gelecekte faydalı olabilecek ve mümkün görünen yaşayışların arayışı içinde olmalıyız. Mesela ebeveynlerimizle iç içe değil, her sıkıntılı durumda anında yetişebilecek ve çocukla­rımızın, büyüklerimizden uzak kalmamaları esasına göre kayna­şabilecekleri yakınlıkta olmalıyız.</p>
<p>Evlilik; devamlı değişen ve iki kişinin daha önce hiç kar­şılaşmadıkları sıkıntıları beraberce çözmek zorunda oldukları ilişkiler sistemidir.</p>
<p>Her canlının bir yuvası, bir meskeni vardır; insanın yuvası da evidir. Peygamberimiz, <strong>“Şu üç şey, mutluluk sebeplerinden­dir: Saliha bir hanım, geniş ev ve rahat binek.” (Musned, 1/168.) </strong>buyurmak­tadır.</p>
<p>Kan koca, tıpkı bir elbise gibi birbirini sarıp bütünleyen, ku­surlarını gideren, eksikliklerini tamamlayan, namus ve iffetleri­ni koruyan varlıklardır. <em>“Kadınlar sizin için, siz de kadınlar için birer </em>elbisesiniz.”(Bakara,2/187)  ayeti, bunu açık bir şekilde göstermektedir. Elbise; örter, korur, güzelleştirir ve uyum meydana getirir.</p>
<p>Bernard Show, aile gerçeğini ne güzel ifade ediyor: <em>“Bütün zekamı, yeteneğimi, şöhretimi, eserlerimi akşam eve zamanında gelip gel­meyeceğimi merak eden bir kadın için feda edebilirim”</em></p>
<p><strong>Evlenmek Şart mı?</strong></p>
<p>“Evlenmesem de olur.” sözünü çok duyar oldum; biliyor mu­sunuz? İnsanlar neden böyle konuşmaya başladılar sizce? Bir ta­raftan geçimsizliklerin duyulması ve boşanmaların artması, bir taraftan da haram-helal duygusunun azalarak iffetsizliğin yay­gınlaşması, “Evlenmesem de olur.” düşüncesinin konuşulmasına sebep oluyor.</p>
<p>Evliliğin tartışılıyor olması ne kadar acı! Hâlbuki “Özgürlük içinde istediğim kişiyle nikâhsız yaşarım.” düşüncesini taşıyanlar bile, sefih hayatın yaşattığı mutsuzluktan dolayı, çocuk isteği ile orta yaşlarmda evleniyorlar. Sonra da bu insanlar, ekranlarda ve her zeminde anne babalığın faziletini anlata anlata bitiremiyorlar.</p>
<p>İngiltere’deki Warwick Üniversitesi bilim adamalarının, yirmi yılda yaptıkları ve yirmi bin erkeği kapsayan araştırmaya göre, evlilik, erkeğin ömrünü uzatıyor. Araştırma ekibinin başka­nı Prof. Andrew Oswald, şunları kaydediyor: <em>“Evli erkeklerin daha sağlıklı olmaları ve daha uzun yaşamalarını, sadece psikolojik bir bağlantı ile izah edebiliyoruz. Savunma mekanizmalarının nasıl çalıştığını bilmi­yoruz; ama böyle bir mekanizmanın varlığından eminiz. İnanıyoruz ki  </em><em>evlilik, kişinin stres seviyesini bir şekilde düşürüyor ve hastalıklara karşı korunma sağlıyor.</em></p>
<p>Yapılan araştırmalar bekârların, sevgilileri olsa bile intihara, evlilere nazaran üç kat daha fazla eğilimli olduklarını gösterme­dir. Evliler, hayatta kalmak için, sorumluluk hissediyor; çünkü eşleri ve çocukları var.</p>
<p><em>&#8220;Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşi­ni de o cevherden var eden Allah&#8217;tır..</em>.”(Araf 7/189.)</p>
<p>Bu ayetten, çiftlerin huzur içinde yaşaması için birbirlerine ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Başka bir ayette ise &#8220;Onun <em>varlığının delillerinden biri de sizin için kendi cinsinizden, kendileriyle doygunluğa ulaşacağınız, huzur bulacağı­nız eşler yaratması ve aranıza sevgiyi ve şefkati yerleştirmiş olmasıdır” (Rum 30/21.)</em>buyrulmaktadır.</p>
<p>Birileri tarafından söylenen “Bekârlık, tek kişilik hücredir; evlilik, iki kişilik.” sözü, evliliği savunmuyor görünse de sonuç evliliği övgüye varıyor. Çünkü hiçbir mahkûm, tek kişilik hüc­rede kalmak istemez. Said Nursî’nin <em>“Bekârlık, bıkarların kârıdır” </em>sözü boşuna değildir. Bekârların iyice zarar içinde oldukları ifade edilmektedir.</p>
<p>Bir arada yaşayan insanlar arasında elbette sıkıntılar olabi­lecektir. Ne kadar sıkıntı da olsa, Finliler şu sözleriyle haklı çıka­caktır: “Evli olanın pişmanlıkları vardır, ama evli olmayanın, bir adet fazladan üzüleceği şey vardır: Evlenmemek.”</p>
<p>Karı koca arasındaki mahrem yaşantı da, yeme-içme gibi bir ihtiyaç olduğuna göre, onun da evlilik içinde giderilmesi gerekir. Bu mahrem duygular evlilik dışında gerçekleştiğinde ise bunun adı ancak “iğrençlik” olabilir.</p>
<p><em>İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır.</em> [Said Nursî]</p>
<p>Peki ya hem evlenmenin sorumluluğunu almayacaksınız hem de evliliğin nimetlerinden faydalanacaksınız; bu mümkün mü? Nasıl çocuk sahibi olabileceksiniz? Evlenmeden de oluyor, diyorsanız; bunun adı, evlilik dışı çocuk sahibi olmaktır. Hadi siz bu sınır tanımazlığı hazmettiniz; çocuğunuz ömür boyu bu ahlak dışıhğm yükünü nasıl taşıyacak?</p>
<p>Napolean’ın, eşi Josephine’e söylediği şu söz, konumuzu özet­liyor galiba: <em>“Ben, güç ve şöhreti yakaladım; ancak şu anda tek dayana­ğım sensin!&#8221;</em></p>
<p>Çerkez atasözü de bu gerçeği şöyle ifade ediyor: <em>“Eşi olmayan erkekle, annesi olmayan çocuk aynıdır&#8221;</em></p>
<p>Şunu unutmamalıyız ki insan cinsi, eksik varlıktır; ancak karşı cinsle tamamlanır.</p>
<p><strong>Evlenene Allah Yardım Eder</strong></p>
<p>Halk arasında şöyle bir söz vardır: “Ev alan ve evlenene Al­lah yardım eder.” Evlenirken bu sözün doğruluğunun farkında olmadım. Çünkü bütün zahmeti ailem çekti. Öğrenciliğim bo­yunca masraflarımı üstlenen ailem, yüksek tahsilimin bitmesiyle evlendirince elbette elini, taşın altına koyacaktı. Babam, bir tarla sattığına göre, biraz zorluk çekmiş sayılır; ama satılabilecek tar­lanın olması da kolaylık değil midir?</p>
<p>Kendi çocuklarımı evlendirirken şu hadis hep akimdaydı: <em>“Üç kişiye Allah&#8217;ın yardımı kesindir: Allah yolundaki mücahit, bedel ödeye­rek kurtulmak isteyen köle ve namuslu kalmak için evlenmek isteyen kişi.”<sup> (Tirmizi, Cihad, 20.)</sup></em></p>
<p>Ben, hiçbir kimsenin “Allah yardım eder.” diyerek hazırlıksız bir durumda evlenmeye kalkacağını zannetmiyorum. Allah’ın yar­dımının ulaşacağı inancı, kimseyi tembelliğe sevketmez. Bilakis yardımın geleceğine inanmak, çalışma ve hazırlık gayreti verir.</p>
<p><strong>Evlenme Engelleri</strong></p>
<p>Bir kişinin kimlerle evlenip evlenmeyeceği İslam Hukuku ve Medenî Kanun&#8217;da belirlenmiştir. Bunu “evlenme engelleri” başlı­ğıyla ifade ediyoruz. Evlenme engeli, genellikle çiftler arasındaki akarabahk derecesi, hastalık veya başka birisiyle evlenme gibi engellerdir.</p>
<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda hısımlık engelleri şöy­le sıralanmıştır: Üstsoy ile altsoy; kardeşler; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri; evlilik sona ermiş olsa dahi, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu ve altsoyu; evlat edinen ile evlatlığın ya da bun­lardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi.</p>
<p>İslam Hukuku’nda evlatlık söz konusu değildir. Nisa suresi 23. ayette “evlatlık” geçmemektedir. Bu ayette sayılan hısımlar, Medeni Kanun’da da geçmektedir.</p>
<p>Müslüman kadın ve erkek, Bakara suresi 221. ayete göre, ateist birisiyle evlenemez. Bu durumda evliyken eşlerden birisi, dinsiz hâle gelirse, o çiftler boşanmış olur. Müslüman kadınlar, Ehl-i kitap denilen Yahudi ve Hristiyan erkeklerle evlenemezken, Müslüman erkekler, Maide suresi beşinci ayete göre Ehl-i kitap kadınlarla evlenebilirler.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu 133. maddesine göre, “Akıl hastalan, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.” Hıfzıssıhha Kanunu’na göre, bel soğukluğu, firengi, yumuşak şankr, cüzzam evlilik en­gelidir.</p>
<p>Yine Medenî Kanun’a göre boşanmadan sonra kadın için ve­rilen üç yüz günlük bekleme süresi, geçici evlilik engelidir.</p>
<p><strong>Akraba Evliliği</strong></p>
<p>Nisa suresi 23. ayette akrabalık açısından kimlerle evlenenil- meyeceği sayılmıştır. Çok az istisna ile Müslümanlar bu kurala dikkat etmektedirler. Mesela bir erkek, üvey kızıyla evlenemez. Sütkardeşliği olduğu durumda süt bacısıyla evlenmek de caiz de­ğildir.</p>
<p>Teyzeler, halalar, amcalar evlilik yasağı içindedirler ama onla­rın çocukları yasak kapsamı içinde değildir. Yani kuzenler, birbirie- riyle evlenebilirler. Yüzyıllardır kuzenler arası evlilikler sürmüştür.</p>
<p>Son yıllarda akraba evliliğinin, çocukların engelli doğma­sına sebep olduğu iddia edilmektedir. Hatta engelliler, hastane­lere gidince ilk sorulardan birisi, “Akraba mısınız?”dır. Bunun mantıklı bir açıklaması da vardır. Hâlâ dünyada, kuzenler bazı kalabalık ailelerde kardeşler gibi, aynı ortamda büyümektedirler. Onlar, evlenmemek için direniyorlar ama büyüklerine söz din­letemiyorlar. Çekingenliklerinin, kendilerinde ve çocuklarında psikolojik ve biyolojik rahatsızlıklar meydana getirmesi ihtimal dahilindedir. Bu tarz evliliklerde, engelli çocuğun dünyaya gel­mesi, aile genetiğinde bulunan kalıtsal rahatsızlığın aynı aileden iki bireyde de bulunması dolayısıyla çekinik hâlde iken baskın hâle gelmesidir.</p>
<p>Bunun dışında bazı kardeşler, kendi aralarındaki ilişkileri de zedelememek için anlaşma yapıyorlar, birbirimize kız alıp ver­meyelim, diyorlar. Saygı duymak gerekir. Buna rağmen birbirini seven kuzenler, evlilik kararı verirlerse kimsenin söyleyecek bir sözü yok; Allah’ın izin verdiğine kul ne diyebilir ki.</p>
<p><strong>İslam’a Göre Evlenmenin Hükmü</strong></p>
<p>İslam Hukuku’na göre evlenmediği takdirde zinaya düşmesi kesin görülen kimsenin evlenmesi farzdır. Ancak bu kimse er­kekse, eşinin nafakasını sağlayacak güce sahip olması da gerekir.</p>
<p>Zinaya düşme tehlikesi bulunan kimsenin evlenmesi vacip­tir. Tabi eşinin nafakasını sağlayacaktır.</p>
<p>Doğurganlık ve soyun devamını sağlama noktasında orta durumda olan kimsenin evlenmesi sünnettir.</p>
<p>Evlenirse eşine zulüm ve işkence yapacağı kesin olan kimse­nin evlenmesi haramdır.</p>
<p>Evlenirse zulüm yapacağından korkulan kimsenin evlenme­si ise mekruhtur.(2)</p>
<p>Buradaki hükümlerde nafaka ve zulüm kelimelerinin geç­mesi, konunun sadece erkekleri ilgilendirdiği zannım verebilir. Zikredilen madde kadınlan da ilgilendirmektedir.</p>
<p><strong>Evlilik Kader mi?</strong></p>
<p>“Ne yapalım; kader böyleymiş”, “Nasibinde bu kız varmış”, “Nereye gidersen git, karşına kaderinde olan kişi çıkar ” Ne za­man evlilik konusu açılsa, benzer cümleleri hep duyanz. Medya­daki fıkıh programlarında ilim adamlarına ve din görevlilerine en çok sorulan sorulardan birisi, “Evlilik kader mi?”dir. Gündem­den hiç düşmeyen bir konu.</p>
<p>“Su içmek kader midir?”, “Çocuğumun okulda takdir alması kader midir?” diye sorsam, ne dersiniz? Toplum hayatında böyle sorularla pek karşılaşmayız. Ama evlilik söz konusu olunca, ka- der-kısmet kelimeleri devreye girer.</p>
<p>Baba, kızını zorla evlendiriyor veya sevdiğine vermiyor, mut­suz olunca da “Katlan Kızım; kaderin böyleymiş.” diyerek teselli­ye kalkıyor. Bazı gençler, çok seçici oluyorlar, evlenemeyince de “Kaderimde evlilik yokmuş.” diyorlar. Kader kelimesi, bazen tesel­li olmak, bazen de hatayı örtmek için kullanılıyor.</p>
<p>Allah, insana irade vermiştir. Her işimizde olduğu gibi eş seçiminde de onu kullanacağız. Kız veya erkek oluşumuza kader, diyebiliriz; ama seçtiğimiz eş için dememize gerek yoktur. Bazen bütün sebeplere yapışırız, düğün günü trafik kazası geçirebiliriz. Kazanın gerçekleşmesinde hiç hatamız yoktur; evlenemeyiz. Bu sonuca kader diyebiliriz.</p>
<p>Şunu bilmeliyiz: Evlenmek için, aklımızı kullanıp arayışa gi­receğiz. Bir taraftan da sonucun hayırlı olması için, sınava, ders­lerine çalışarak giren bir öğrenci, bahçesinin bakımını eksiksiz yapan bahçıvan gibi elbette dua edeceğiz. İnsan hayatında bazı aksiliklerin çıkabilmesi de mümkündür; buna da hazır olmak gerekir. Özetle, sebepler dünyasında yaşıyoruz; ama sadece sebep­lere bağlanmak da bir aşırılıktır.</p>
<p><strong>Eş Seçimi</strong></p>
<p><em>İnsan ömrünün en önemli karan, iyi bir eş seçimidir.</em></p>
<p>(Drusus)</p>
<p>Yolunuz Uzun</p>
<p>Evlenen insanlar, uzun bir yolculuğa çıkıyor. İnsan, hayatı boyunca kendi anne babasıyla ve çocuklarıyla bile eşiyle olduğu kadar beraber kalmıyor. Süresi belli olmayan, ama uzun zamanı kaplama ihtimali fazla olan yolculuktaki arkadaşın, dikkatli se­çilmesi gerekir.</p>
<p>Eş seçimindeki isabetsizlik, çıktığınız uzun seyahatteki yan­lış yola girmek gibidir. Yanlış yol ve yanlış yol arkadaşı bir insa­nın hayatının sıkıntıların çok olacağının işaretidir.</p>
<p>Kutadgu Bilig’in şu uyarısı dikkate alınmalıdır: <em>“Uçan kuş bile, eşini bilir, sürüsünü bulur; sen insansın, içine karışacağın insanları iyi seç”</em> Mevlana da iyi bir evliliği iki şarta bağlıyor; doğru insanı bulmaya ve doğru insan olmaya.</p>
<p>Farklı ülkelere mal edilen şu atasözüne uygun hareket et­mek gerekiyor: “Evlenmeden önce gözünüzü dört açarsanız, ev­lendikten sonra yarı yarıya kapatabilirsiniz.”</p>
<p><strong>Eş Seçiminde Yapılan Hatalar</strong></p>
<p>İnsan ömrünün daha önemli bir olayını düşünebiliyor musu­nuz? Eş seçiminde yapılan hata, her iki tarafı da mahfediyor. Bazı adaylar, birbirini sahtekâr satıcılar gibi kandırıyorlar.</p>
<p>Eş seçiminde kadınların sıklıkla yaptıkları en büyük hata, duygusuna hitap eden erkeğin, güven veren sözlerine bakarak, aitlik sarhoşluğuna kapılmalarıdır. Erkekteki arzu dilinin nasıl işlediğini bilmeden eş tercihi yapanlar oluyor.</p>
<p>Genç kızlar, evlenecekleri kişinin kullandığı cep telefonu modeline, elbise markasına dikkat ediyor.</p>
<p>Bazı kızlar eş mi, baba mı; ne arıyorlar? O da belli değil; hem korusun ve sevsin hem de her istediğini karşılasın, istiyorlar.</p>
<p>Birçok erkek de evlenirken eş mi arıyor, anne mi belli değil. Eş aradığını söylüyor, ama farkına varmadan anne arıyor.</p>
<p>Hâlbuki eş olmak, anne ve baba olmaktan farklı birşeydir. Bunun farkına varılmadan yapılan evlilik girişimi, ciddi sıkıntı­lara yol açıyor.</p>
<p>Bazı erkekler, mankenlere benzeyen kızlarla evlenmek isti­yor. Kişilikten çok imaj düşünülüyor. Manken gibilerle evliliğin sonucuna da bakmak gerekir; boşanmalar, sınır tanımıyor.</p>
<p>Çok halis niyetle hem dindar heın güzel olsun, diyebilir bir insan; ama olmuyor; yıllarca aynı modelde insan arayışı devam mı edecek? “İmaj” düşüncesinde çok direnmemek gerekiyor sanki.</p>
<p>Bazı meslekler vardır ki düzenli olarak evde bulunmayı en­geller. Günler, haftalar, hatta aylarca evine uğramayan meslek sahipleri vardır. Bu tarz mesleklerde, işe gidip gelmelerin düzeni de olmayabilir. İleriki hayatınızı biraz düşünerek, başınıza gelebi­lecekleri anlayabüirsiniz. Evliliği kabul ederken yaşanabilecekler, hesaba katılmalıdır.</p>
<p>Aşkınız ve hayranlığınız, belki de başınıza gelecek zorluk­ları size göstermez; ama hesabınızı iyi yapmalısınız. Nişanlıyken iki gün görüşmeyince bunaldığınız sevgilinizden uzun süre ayrı kalınca, nasıl dayanabileceksiniz? Bu durumu baştan kabullen­mişseniz zaten mesele yok.</p>
<p>Confucius’un şu sözüyle konumuzu özetleyelim: <em>“Eş seçmek, kitap seçmeye benzer; iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt, ilginizi çekebilir. Muhtevası sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur&#8221;</em></p>
<p><strong>Öncelikleriniz Neler?</strong></p>
<p>Evlilik, savaş ve denizden daha tehlikeli mi ki üç kere dü­şünülmesi gerekiyor? Öncelikli değerler, bir insanın hayatında, hangi konuda neye öncelik verdiğini belirleyen özelliklerdir. Ai­lesine öncelik veren birisiyle evlenen kişi için, aile çok önemli değilse, bu çift mutlu olabilecek midir? Seyahati çok seven bir kişiyle, evden hiç çıkmak istemeyen birisinin evlendiğini düşü­nelim. Lüks içinde yaşamaya düşkün birisiyle, para harcamayı sevmeyenin bir arada yaşadığını aklınıza getirin. Öncelikli de­ğerlerin farklılığı, gelecek çatışmaların habercisidir. Onun için, öncelikli değerleri aynı olan aileler tercih konusu olmalıdır.</p>
<p>Artık evlenecek kişiler, adayların dış görünüşlerine, meslek­lerine, evlerine, gelirlerine bakıyorlar. Baksınlar; ama esas bakıl­ması gereken, öncelikli değerlerdir.</p>
<p><em>Savaşa girerken bir, denize girerken iki, evlenirken üç kere düşün.</em></p>
<p>[Rus atasözü]</p>
<p>Aile hayatında sizin için ne önemlidir? Güven mi, huzur mu, paylaşım mı, heyecan mı? Kesinlikle kabul etmeyecekleriniz ne­lerdir? Tabi, bunları abartmaya da gerek yok; ana esasları tespit etmek yeterlidir.</p>
<p>Mimarî bir eser olan aile hayatı, hassas bir planla kurulmalı­dır. Tabi plandan önce, düşünerek zihin yorulmalıdır.</p>
<p><strong>Aile Soruşturması</strong></p>
<p>Hani meşhur okullar vardır; eğitimleri kalitelidir. Bazı aile­ler de öyledir. O bakımdan evlilik yolculuğuna çıkanlar, kaliteli ailelerin gençlerine ulaşma yollarını bulmalıdır. Şüphesiz, bunun istisnaları vardır; çok problemli ailelerde yetişmiş nice kaliteli genç de vardır. Bulundukları ortamdan rahatsız olanlandan, mut­lu bir aile özlemiyle büyüyenler niye çıkmasın?</p>
<p>Bazı anne babalar vardır ki çocuk eğitimi ile ilgili bilgileri olmadığı hâlde, çocuklarım sevgiyle büyütmüşlerdir. Böyle ai­lelerin çocuklarının karakterleri ve terbiyelerinde fazla boşluk olmamaktadır.</p>
<p><em>Bir gram tedbir, bir kilo tedaviden daha değerlidir.</em></p>
<p>[İngiliz atasözü]</p>
<p>Korku kültürü ile harmanlanmış çocukların geleceğinde, ruhsal ve sosyal problemler görülebilecektir. O bakımdan, for­malite ve vitrinlik ziyaretlerden öte, çeşitli bahaneler bularak, aileleri ziyaret etme fırsatı aranmalıdır.</p>
<p>Bir söz var; <em>“Evlendiğinizde karınızın size nasıl davranacağını öğ­renmek istiyorsanız, babasının evindeyken erkek kardeşine nasıl davran­dığına bakınız. Size de öyle davranacaktır.”</em> Aileyle ilgili araştırmadan kast ettiğim, böyle durumlardır.</p>
<p>Küçüklüğümde hiçbir ailenin evinde su yoktu. Mahallenin bazı sokaklarındaki çeşmelerden herkes, testilerle su taşırdı. Ye­mek sonunda, anne baba el yıkarken veya abdest alırken su dökme işi, çocukların göreviydi. Annem, ağabeyim için kız görmek için gittiği aileden döndükten sonra babama, “O kız, bize yaramaz.” demişti. Çünkü kız, eline su dökerken annesini azarlamıştı.</p>
<p><strong>Hangi Özellikler Peşindeyiz?</strong></p>
<p>Bazı gençler, evlilik için benden yardım istediklerinde, “Na­sıl birisini istersin?” diye sorarım. Aldığım ilk cevap, genellikle “Güzel olsun.”dur. Güzeli kim istemez ki. Güzellik ve yakışıklılık biraz göreceli olmakla beraber, insanların çoğunluğu yakışıklı ve güzel değildir. Onlar, evde mi kalacaklar?</p>
<p>Victor Hugo <em>“Güzellik, kısa süren bir saltanattır.”</em> der. Bir Nijer Ata­sözü de şöyledir: <em>“Sadece güzellikle evlenen, aslında bir belayla evlenmiştir.” </em>Bedenî güzelliğin kaynağı, eğer başka meziyetleriniz yoksa asla ışık vermez. Ancak manevi güzellik başkalarını etkileyebilir.</p>
<p>Bakalım bu konuda Peygamberimiz (sas) hangi tavsiyeleri ya­<strong>pıyor: “Kadın, dört şeyi için nikâh edilir; malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen, dindar olanı seç ki elin bereket bulsun.”(Buhari,Nikah,15)</strong></p>
<p><em>N’etmeli güzeli, huy olmayınca.</em></p>
<p>[Karacaoğlan]</p>
<p><strong>“Kadınlarla yalmz güzellikleri için evlenmeyiniz; ihtimal ki güzellikleri, ahlaken geri kalmaya sevk eder. Onlarla yal­nız mallan için de evlenmeyiniz. Çünkü olabilir ki mallan se­bebiyle kocalanna karşı taşkın davranabilirler. Siz onlan, ge­nelde dindarlıklanndan dolayı nikâhlaymız. Şüphesiz dindar olan kara kuru bir kadın, daha üstündür.”(İbn Mace,Nikah,6) </strong>Burada dindarlığı sadece farzları yerine getirme olarak da anlamamahdır. Ahlak ve karakter yapısı da değer ifade eder.</p>
<p>Bazen olur ki kadın hem güzeldir hem de başka hoş özellik­leri taşır. Erkek hem yakışıklı hem alçak gönüllü ve dürüsttür. Bu da Allah&#8217;ın kuluna bir ikramıdır; teşekkür etmeli.</p>
<p><strong>Eş Adayını Görmek</strong></p>
<p>Geleneklerin hâkim olduğu bölgelerde kızlar, hiç tanıma­dıkları ve görmedikleri kimselerle evlendirilmektedir. Zavallı yavrucaklar, evlilik sonrası kiminle karşılaşacağını bilememek­tedir. Onbeşindeki bir kız, bazen elli yaşındaki bir erkeğe nikâh- lanmaktadır. Bazı yerlerde bu tarz töreler, dinin bir gereği zan- nedilebiliyor. Hâlbuki Peygamberimiz, eş adaylarının, birbirini görmesini ısrarla istemektedir.</p>
<p>Muğıre b. Şube anlatıyor: “Ben, Resulüllah’a vararak nikâh- lamak istediğim bir kadın olduğundan bahsettim. Resulüllah, <strong>‘Onu gördün mü?’ </strong>diye sordu. ‘Hayır!’ dedim. <strong>‘Git, evlenmek is­tediğin kadını gör. Zira görmen, aranızda alışma ve sevginin devamlılığı açısından daha uygun olur.’ </strong>buyurdu. Resulüllah’ın <strong>‘Gör.* </strong>demesi üzerine talip olduğum Ensar’lı kadının ebeveynine gidip kızlarını nikâhlamak istediğimi, bunun için, onu görmem gerektiğini anlattım. Biraz hoşlanmaz gibi oldular. Evlenmek is­tediğim kadın da bulunduğu yerden beni duymuş. ‘Görmeni Re­sulüllah emretmişse gör; ama öyle değilse, seni Allah’a havale ederim.’ dedi. Bunu, önemli bir olay olarak görür gibiydi. Onu gördüm ve evlendik.”</p>
<p>Daha sonraları Muğıre, evlendiği bu eşi ile kendisi arasında oluşan beraberlik ve uyumdan tarifsiz bir memnunluk duyduğu­nu anlatmıştır.<strong>(İbn Mace,Nikah,9)</strong></p>
<p>Muhacir sahabilerden birisi, Ensar’dan bir kadınla evlenmek istediğinde Peygamberimiz şu tavsiyede bulunmuştur: “Evlen­<strong>mek istediğin kişiyi gör; çünkü Ensar’ın gözlerinde, bir şey (küçüklük ya da çakırlık) vardır.”(Müslim,Nikah,74.)</strong></p>
<p>Şüphesiz, gençler görüşünce, hemen evlilik kararı verecek değildir. Ebeveynlerin de kendilerine göre araştırma yapmaları gerekir. Anneler bu konuda daha iyi araştırma yaparlar; aile, ço­cuklarını nasıl yetiştirmiş, evde şiddet var mı, maddi durumları nasıl, çevredeki insanlar, haklarında ne düşünüyor? Toplanan bil­giler beraberce değerlendirilir.</p>
<p><strong>Erkekte Aranacak İki Özellik</strong></p>
<p>Genç Musa, Mısırda bir kavgayı önlemeye çalışırken bir kişi­nin ölümüne sebep olunca Firavuna yakalanmamak için Filistin’e kaçmıştı. Medyen kuyusunun başına, su doldurmak üzere gelen, fakat kuyuya yaklaşamayan Hz. Şuayb’m iki kızma yardımcı ol­muştu. Eve dönüşte kızlardan birisi, babasına o genci, çoban ola­rak tutma teklifinde bulunmuştu. Bu teklifin gerekçesinde iki özelliğe dikkat çekiliyordu: Güçlü ve güvenilir olmak; “.. <em>.‘Baba­cığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle çalıştıracağın en iyi kimse, güçlü</em> ve <em>güvenilir olandır.&#8217; dedi.&#8221;<span style="font-size: 13.3333px;"><b>(Kasas,26)</b></span></em></p>
<p>Bu teklifi yapan kız, Musa ile sonradan evlendiğine göre, iki güzel özellik, evlilik için de geçerlidir. Yoksa Kur’an’da bu durum anlatılmazdı.</p>
<p>Kadınlar, pasif ve sorumluluktan kaçan “ana kuzusu” erkek­lerden hoşlanmazlar. Onun için kızlara şu uyarıda bulunuyoruz: Sorumsuz ve tembel erkekle evlenmeyin!</p>
<p><strong>Kızda Aranacak İlk Özellik</strong></p>
<p>Aynı surenin bir önceki ayetinde kızlarda aranacak en güzel özellik belirtilmektedir. Hz. Şuayb, kuyu başında kızlarına yar­dımcı olan Musa’yı çağırmak için bir kızını göndermişti. O kız ise Musa’nın yanma “utana utana” gelmişti.(Kasas,25)</p>
<p>Kur’an’da “utana utana” ifadesi geçtiğine göre, kızlarda ara­nacak ilk özelliğin utanma duygusu olarak belirtilen “haya”mn olması gerekiyor.</p>
<p>Erkeklere de bir uyarımız olsun: İki özelliği olan hanımla evlenme! 1. Aşırı şımarık ve rahat yetiştirilmiş. 2. Müsrif.</p>
<p><strong>Anneye Bağımlı mı?</strong></p>
<p>Bebekler hayatta kalabilmek için, annelerine bağımlılık ge­liştirir ve bu gereklidir de. Bir süre sonra, anneye ve babaya olan bağımlılığın çözülmesi gerekir; çünkü bebeklikten çıkmıştır. Ço­cuk büyümüş, evlilik çağma gelmiştir; artık bağımlılık-bağımsız- lık dengesini kurma durumundadır.</p>
<p>Bana, evlilik öncesi danışan gençlere tavsiyelerimden biri­si “aday”m annesiyle ilişkisine dikkat etmeleridir. Annesine ba­ğımlı olan kimse, evlenince âdeta kendi eşine düşman olabiliyor. Özellikle annesine bağımlı olan erkek, bir robot hâline geliyor. Örnek bir baba zaten olamıyor. Kim, birisine bağımlıysa onun tarafından yönetiliyor, demektir.</p>
<p>Evlilik sonrasında bilhassa anneler, bağımlılıkta hiçbir de­ğişiklik yapmıyorlar. Psikolojide “Yakınlık korkusu” denilen bir durum vardır. Annesine yakın olan erkekler, eşlerine yakın ola­mazlar. Çiftler, dikkatli davranmazlarsa yuva dağılabiliyor.</p>
<p>Genç erkeklerden de beklentimiz, babalarıyla iyi özdeşim kurabilmeleridir. Çünkü babayla ilişkisini anne üzerinden yü­rüten erkek, hanımıyla ilişkisinde zayıf kalıyor. Karısını seviyor görünmesine rağmen, onun bu zayıf duruşu ve bağımlılığı, kadın tarafindan sevgi olarak hissedilemiyor. Kadın, böyle bir erkeği, sevdiği için değil, acıdığı için terk edemiyor.</p>
<p><strong>Araştırmada Sınır</strong></p>
<p>Olumlu ve olumsuz toplanan bilgilerden sonra vicdanınız ve sezginiz yardımıyla inşallah doğruya ulaşırsınız. Çevre araştır­malarında fazla detaylara girmeye de gerek yoktur. Hatta her şeyi bilmeniz gerekmiyor; genel kanaat önemli. Araştırdığınız kişinin ailesinden, komşularından, akrabalarından, iş arkadaşlarından ve en önemlisi, kendisinden edineceğiniz bilgiler size yetecektir; savcı gibi soruşturmayı uzatmaya gerek yok.</p>
<p>Şimdilerde sosyal medya da işe yarıyor. Artık kişiler hakkın­da, az bir bilgiyle çok şey öğrenilebiliyor. Bir gence, görüşmesi için bir kızın ismini vermiştim. Sonucu sorunca cevabı şöyle oldu: “Hocam, görüşmeye gerek kalmadı. Sosyal medyadan araş­tırmamı yaptım.*</p>
<p><strong>Şansa Bırakmalı mı?</strong></p>
<p>İnsan hayatında üç önemli dönüm noktası vardır: İş seçimi, dost seçimi ve eş seçimi. Bunların üçü için de bazen hiç çaba gerekmeyebilir. Önünüze bir fırsat çıkar; değerlendirirsiniz, iyi bir iş kurarsınız.</p>
<p>Hiç araştırıp soruşturmadığı hâlde çok iyi bir adayla karşı­laşanlar da olmaktadır. Böyle bir durum, işi şansa bıraktırmayı gerektirmez. Şansa bırakılan evliliklerin çoğu, boşanmayla so­nuçlanmaktadır.</p>
<p><em>Çeşme başını bıraktık, chat başında sevgili arıyoruz.</em></p>
<p>[Banu Özdemir]</p>
<p>Arayış sırasında, insanı yanıltan durum, adayların kendini beğendirme gayreti içinde olabilmeleridir; bu bilinmelidir. Yapıl­ması gereken, karşıdaki insanın doğal hâlini tespit edebilmektir. Bencil mi, karamsar mı, kendine güveni nasıl, aşırı kıskanç mı, kompleksli mi, tutarlılığı nasıl, inatçılığı ne durumda, fanatikliği ve bağımlılığı var mı?</p>
<p>Cimri mi? Yalan söylüyor mu? Aşırı uç davranışları; yersiz, zamansız öfkeli ve neşeli durumları var mı? Tüketim alışkanlığı nasıl? Çok konuşuyor mu?</p>
<p>Hiç bir kimse, bir müddet sonra boşanırım, diye evlenmez. Beraber olmaya karar verdiğiniz insanı çekici buluyor musunuz, ona âşık olmak dışında karakteriyle ilgili değer verdiğiniz en az birkaç özelliği var mı? Mesela çok anlayışlı, çok dürüst ve çalış­kan mı?</p>
<p>Eş adayının İnsanî değerlerine, dinî duyarlılığına, namus an­layışına, kültür seviyesine, ekonomik durumlarına, aile fertleri arasındaki ilişkilere bakarak kanaat sahibi olmak mümkündür.</p>
<p>Temel değerlerdeki farklılıkların, bir gün problem olarak ortaya çıkması mümkündür. Diğer farklılıklar, olumlu iletişimlerle çö­zülebilir.</p>
<p>Eş adayını samimiyetle sevip sevmediğinize bakın; çünkü bazen adayın statüsü, parası, sanatı sevilir farkında olunmadan.</p>
<p>Selahattin Şimşek’in tespiti çok doğru bence: <em>“Bir yuvanın ne kadar ayakta kalacağı hangi temeller</em> üzerine <em>kurulduğuna bağlıdır. Yü­züklerini sadece parmaklarına taktıkları için, böyle kolay</em> çıkarabiliyorlar.”</p>
<p><strong>Görüşmelerde Doğruyu Konuşma</strong></p>
<p>Gençlerin geçmişinde bazı özel durumlar olabilir. Dürüst­lüğün gereği olarak bunlar konuşulmalıdır. Nişandan dönmeler, tutuklanmalar, varsa cinsel rahatsızlıklar söylenmelidir. Bu du­rumların saklanması, ilerde huzursuzluğa ve geçimsizliğe sebep olabilir.</p>
<p>Çocukluğunuzda veya gençliğinizde taciz gibi bir durumla karşılaşmış olabilirsiniz. Bu, istemediğiniz hâlde olduğu gibi, bir hatanız sebebiyle de gelişmiş olabilir. Evleneceksiniz; ama o konu, hep aklınıza takılacak. Bu durumu yok sayabilecek misi­niz? Sayamazsınız; hep sizi rahatsız edecektir. Sevdiğiniz kişiye bu sim söyleme durumundasınız. Çoğu defa, baştan yapılan bu tarz mert ve açık konuşmalar, daha fazla güven vermektedir.</p>
<p>Söylemezseniz, her zaman sanki bir şey gizliyormuş gibi bir duyguya kapılıp farkına varmadan eşinize verdiğiniz sinyallerle suçluluk ve tedirginlik havası içinde olduğunuzu hissettirebilirsi- niz. Gerçek kimliğiniz, sizi ilerde rahat bırakmayacaktır.</p>
<p>Vicdan azabı duyarak ne yapacağını bilemeyen ve çok sonra­dan itirafta bulunan eşler olmaktadır. Her zaman önceki itiraf, sonrakinden değerlidir. Doğruyu söylemenin zor olduğu durum­lar vardır, ama insanın alnının açık olmasını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Kız Tarafı, Evlilik Teklifi Yapabilir mi?</strong></p>
<p>Herhâlde hiçbirimiz “erkek isteme” diye bir söz duymama- şızdır. Hep kız isteme söz konusudur. Bir bakıma bu, kızlar için bir değer ifade etmektedir. Ama kız tarafının da erkeğe, evlilik teklifinde bulunmasında hiçbir sakınca yoktur. Sonuçta zaten şu görüş gerçekleşiyor: &#8220;Kız istenir, erkek verilir.”</p>
<p>Peygamberimizin döneminde, kızların, babaları tarafından uygun görülen bir erkeğe teklif edildiğine dair birçok örnek var­dın O zaman hiç kimse bunu gurur meselesi yapmıyordu.</p>
<p>Uyumlu bir çifte “Nasıl buldunuz birbirinizi?” diye sormuş­tum. Beyefendi, şöyle cevap verdi: “Hafızlığı bitirince ilçemdeki bir camide, namaz sonrası Kur’an okumuştum. Cami çıkışında bekleyen orta yaşlı birisi, bana ‘Delikanlı, senin gibi Kur’an’ı iyi bilen bir kızım var; tanıştırayım, görüşün; anlaşırsanız vereyim.’ dedi. Görüştük ve anlaşıp evlendik.”</p>
<p>Herkes, bu baba gibi cesaretli olamaz. Kalabalıklar içinde yalnızlaştığımız bu zamanda kız ebeveynleri, kendileri söyleye- meşeler de tanıdıklarını ve dostlarını aracı yapmakta çekimser <u>olmama</u>lıdır. Dostluk ne zaman gerekli? Başka birisinin “Bir kız biliyorum; senin oğluna çok uygun, isterseniz bir araştırın.” de­mesi, belki de mutlu bir yuvanın kurulmasına vesile olacaktır.</p>
<p><strong>Sakın Baskıyla Evlenmeyin</strong></p>
<p>Bir gencin, ömür boyu beraber yaşayacağı kişiyi seçememesi ne kadar acı bir gerçek!</p>
<p>Hayatları karartılan kadınlar, hayalleri yıkılan erkekler&#8230;</p>
<p>Dünyada her gün on sekiz yaşın altıda yetmiş bin kız zorla evlendiriliyor.</p>
<p>On üç yaşındaki kız çocuğu, yetmişlik birisiyle evlendiriliyor ve kız kendisini asıyor. Berdel gibi sebeplerle bu tarz evlendirme­ler bazı bölgelerimizde hâlâ sürmektedir. “Çocuk gelinler” kana­yan yara olmaya devam ediyor.</p>
<p>Ne despot anne babalar var; çocuklarını zorla evlendiriyor­lar. Bazı büyükler, gelenekler veya kendi inançları sebebiyle ço­cuklarına hiç görüş sormadan aday belirliyorlar.</p>
<p>Toplum, Müslüman olduğu hâlde, sosyal konularda nasıl da kendi örf ve âdetlerini uyguluyor değil mi?</p>
<p>Anne babalar, iyi niyetle çocuklarının, akrabadan veya ta­nıdıkları biriyle evlenmesini isterler. Böyle evliliklerin sonucunu atalarımız söylüyor: “İstenmeden yenen aş ya karın ağrıtır ya baş.”</p>
<p>Siz, kızınızı, sevdiğine vermeyip başkasıyla zorla evlendirir- seniz, eşi ne kadar iyi birisi de olsa, aklı öncekine takılı kalabilir. Çocuk sahibi olsa bile, ona aşkını sürdürebilir.</p>
<p>Ergenlik dönemine giren her kişi, yaptıklarından sorumlu­dur. Seçme ve sonucuna katlanma hakkı verilmiştir. Büyükler, şunu düşünmeli: Çocuğumuz, uzun bir yolculuğa çıkacağı için hayat arkadaşını kendisi seçmeli; ama tecrübesi olmadığından bazı düşüncelerimizi söylemeliyiz. Yanlış bir tercihin eşiğindey­se görüşlerimizi ayrıntılarıyla açıklamalıyız. Evlenmek istediği adayın kişiliğinden çok neden uyum sağlayamayacağını anlatma­lıyız.</p>
<p>Bu şekilde konuşarak çocuğuna görüşlerini bildiren anne ba­banın, yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık evlenme kararı veren gence destek olacaklardır.</p>
<p>Bir genç kız, Hz. Aişe’ye gelerek “Babam, beni sırf itibar ka­zanmak için kardeşinin oğluyla evlendirdi. Hâlbuki ben istemiyo­rum.” dedi. Hz. Aişe de “Peygamber gelinceye kadar bekle.” dedi. Peygamberimiz gelince, babayı çağırttı ve kızının fikrini alıp al­madığını sordu. Kız, bu defa “Ya Resulellah! Ben babamın yaptığı işe karşı değilim. Fakat evlendirilirken kadınların da söz hakkı var mı; onu öğrenmek istedim.” dedi. Resûlullah şöyle buyurdu: <strong>“Kız evlendirilirken fikri sorulur. Eğer susarsa, izin vermiş sayılır. Eğer istemezse evlendirmek caiz değildir.”(Nesai,Nikah,36)</strong></p>
<p><strong>“Elektrik Almak” Gerekir mi?</strong></p>
<p>Eş seçimi konusunda biz, eski-yeni karşılaştırması yapacak değiliz. Eskiden de şimdi de doğrular ve yanlışlar vardır. Mesela bütün araştırmalar yapıldıktan sonra, eş adayında hiçbir eksiklik olmuyor. Fakat genç, “Elektrik alamadım.” diyor. Buna diyecek bir sözümüz olabilir mi?</p>
<p>Bu konu espriye çok müsait: Bir delikanlıyla kız görüşme ya­pıyorlar; birisi, diğerine “Elektrik alamadım.” deyince “Ben trafo muyum?&#8221; cevabını alıyor.</p>
<p><em>Gaza Geldik</em></p>
<p><em>Dede ile torun arasında</em> şu <em>konuşma geçiyor:</em></p>
<p><em>Dede, sizin zamanınızda elektriklenme var mıydı?</em></p>
<p><em>Yavrum, bizim zamanımızda gaz vardı; gaza geldik.</em></p>
<p><strong>Evlilik Çalışmaları Yapılırken Rüyaya Yatılır mı?</strong></p>
<p>Evlilik söz konusu olunca bazı gençlerin aklına istihare gelir. Çoğu zaman da bu, rüyaya yatmak olarak bilinir. Diyelim ki bir kıza talip çıktı. Daha hiç araştırma yapmadan istihare niyetiyle rüyaya yatanlar vardır. O kişiyle evlilik, hayırlı olacaksa yeşil, ha­yırsız olacaksa siyah görülürmüş. Daha adama merhaba demeden rüya; olacak iş mi? Rüyayla amel edilmeyeceğini herkesin bilmesi gerekir. Peygamberimizin istihare tavsiyesinde rüyadan hiç bah- sedilmemektedir.</p>
<p>İstiharenin kelime anlamı, hayırlı olanı istemektir. Sahabe­den Hz. Cabir anlatıyor: Resulüllah bize, Allah’tan hakkımızda hayırlı olanı istemeyi tavsiye buyurur ve Kur’an’dan bir sure öğ­retir gibi istihare duasını, öğretirdi. Şöyle derdi: Sizden biri, bir iş yapmak istediğinde iki rekat namaz kılsın, arkasından şöyle dua etsin:</p>
<p><strong>“Allah’ım! Eğer senin ilmine göre bu iş, benim dinim, dün­yam ve ahiretim hakkında şerli ise onu benden çevir, uzaklaştır. Beni de ondan çevir ve uzaklaştır. Her ne şekilde ve nerede olur­sa olsun, hakkımda hayırlı olanı nasip et.”(Buhari,Daavat,48)</strong></p>
<p>Buraya almadığımız duanın ilk kısmında da beklediğimiz, yapacağımız işin hayırla sonuçlanmasıdır. İstiharenin sonucunda insanın içine ferahlık, genişlik ve iç huzuru gelirse o işi yapması; sıkıntı, huzursuzluk ve darlık gelirse yapmaması daha hayırlı gö­rülmüştür. îkisi de olmazsa kendisi karar verir.</p>
<p>Karar vermekte zorlandığımız konularda istişare, istihare­den önce gelmektedir. Bu şu demektir: Mesela görüştüğümüz bir eş adayı var; zihnimizde tereddütler oluştu. Anne babamıza veya güvendiğimiz büyüklerimize danışıyoruz. Aldığımız görüşlerden sonra karar veremiyorsak bir de istihareye yöneliriz.</p>
<p><strong>Son Kararda Ailenin Onayı</strong></p>
<p>Bazı ailelerin yaptığı hatalardan biri, çocuklarına kendi beğendikleri aday için baskı yapmalarıdır. “Anne baba, çocuğu için kötü mü düşünür? Gönlünden o geçiyor, ama sonra pişman olursun. Bizim istediğimizle evlenirsen, ötekini unutursun.” di­yerek çocuklar<u>ını</u> etkilemeye çalışırlar. Hele otoriter anne babası olan gençler, baskılara boyun eğerek evlilik yapmakta ve ömür boyunca, daha önceki sevdiklerinin aşkını kalplerinde taşımak­tadırlar. Sevmediğiniz yemeği ne kadar iştahla yersiniz? Bu şe­kilde evlenerek yirmi-otuz yıl sonra bile, evliliklerini bitirenlere rastlamaktayız.</p>
<p>Bazen de gençler, aileye de ters düşmeyecek bir aday beğe­niyor. Fakat nedense ebeveyn, o adaya ilgi duymuyor. İlgi duyma­dıkları gibi, şiddetle karşı da çıkıyorlar. Ne olacak şimdi? Esasın­da ne sevilen ne de aile kaybedilmeden güzel sonuç alınabilir. Gençler, arada kaldıklarında, kısa sürede kendilerini bir tercih yapma zorunda hissetmemeliler. Soğukkanlı ve mantıklı hare­ket ederlerse, ailelerini ikna etmenin yolunu bulabilirler. Bu da ancak sabır, kararlılık ve tatlı dille mümkündür. Genç; kararlı, iradesi güçlü ve iletişim becerisine sahip olursa, ebeveynini ikna edebilir.</p>
<p><em>Ergen gözüyle kız, gece gözüyle bez alma.</em></p>
<p>[Atasözü]</p>
<p>Ne gençlerin ne de ebeveynlerin, evlilik çalışmalarında bir­<strong>birlerine </strong>tehdidi andıracak ifadelerde bulunmalarını hoş gör­<strong>müyoruz. Bu </strong>ifadeler, gerginlik ve inatlaşmaları artıracaktır.</p>
<p>Diyelim ki gençler, ebeveyni dinlemeyerek kendi başlarına ev­lendiler. Artık çok mutlu mu olacaklar? Hayat, hayal ettiğiniz gibi değil ki!</p>
<p>Anne babalar, engelleyemedikleri evliliklerinden dola­yı gençlere kapıları kapatarak ne kazandılar? “Oh!.. Burunları sürtsün!&#8221; mü diyecekler artık? Gençlerin, duygularıyla hareket etmeye açık olduğu dünyada, büyükler daha mantıklı davranış sergileme durumundadır. Yoksa uzun yıllara yayılan kırgınlıklar ilgili herkesin hayatında kalıcı acılar bırakmaktadır.</p>
<p>Gençlerin başka bir yanlışı olabiliyor; mesela genç erkek, ailesinin haberi olmadan kıza, “Biz karar verirsek, ailem bana karışmaz.&#8221; diyor. Anne baba, tepki gösterip “Bu kızla kesinlikle evliliğinizi kabul edemeyiz.” restini çekince de sevdiğine dönüp “Bu evlilik olmuyor; ailemi ikna edemedim.” diyor. Bu kızın, psi­kolojisinin ne hâllere geldiğini düşünebiliyor musunuz?</p>
<p><strong>Son Kararı Kim Verecek?</strong></p>
<p>Peygamberimiz, <strong>“Dul kadın, kendi rızası alınmadan nikâhlandırılmaz. Bakire kız da kendisinden izin istenmeden evlendirilmez.” </strong>buyurdu. Sahabiler, “Ya <em>Resûlullah! Bakire kızın izni nasıl olur? (Utanmaz mı?)”</em> diye sordular. Peygamberimiz, <strong>“Onun susması, izin sayılır.” </strong>buyurdu.(Müslim,Nikah,9)</p>
<p>Dul hanımların imtihanlarının şiddetli olduğu kesin. Çünkü yakınları, onların bakımından kurtulmak için, çok fazla soruş­turmadan tekrar evlendirmek isteyebiliyor. Bu tarz yanlışlıkların canlı şahidiyim.</p>
<p>Eş seçerken gençlerin bir kısmı, ailelerinin uygun aday bul­masını istiyor. Yeterli tanışma ve birbirini tanıma ortamları sağ­landığında yanlış adımların atılmasının önünün kesilmiş olacağı bilinmelidir.</p>
<p>Atalarımızın kız alıp verme konusunda ne güzel sözleri var: <em>“İki ölç, bir biç”, “Düşüne düşüne görmeli işi, sonra pişman olmamalı </em><em>kişi.”, “Kız alan, gözle bakmasın; kulak ile işitsin”, “Tarlayı taşlı yerden, kızı kardaşlı yerden.”, “Bekâr gözü ile kız alınmaz.” “Bakmadan alma, boş yere yanma.&#8221;</em></p>
<p>Anlaşan gençler, <em>“Ailem bana karışmaz.”</em> diyebiliyor, öyle ol­duğu bilinse bile, uyanık davranıp sonradan karışabileceklerini düşünerek aileyle tanışmadan, hatta ailenin bizzat istemeye gel­mesini sağlamadan karar vermemelidir. Çünkü sonradan <em>“Ailem, beni ikna etti.”</em> diyerek çekilenler olabiliyor.</p>
<p>Ebeveynler, görüşlerini söylemeli ama son kararın, çocukla­rının hakkı olduğunu da bilmelidir.</p>
<p><strong>Hazırlık Tamam mı?</strong></p>
<p><em>İki tür başarısızlık vardır: Düşünüp harekete geçmemek ve harekete geçmeden önce hiç düşünmemek.</em></p>
<p>[John Charles]</p>
<p>Evliliğe kendini hazır hissetmeyen kişinin bu kararı vermesi ve gerçekleştireceği evliliği sağlıklı bir şekilde yürütmesi güç ola­caktır. Psikolojik olarak kişinin kendini evliliğe hazır hissetmesi gerekir.</p>
<p>Birbirini seven ve evlenmeyi düşünen bazı gençler, daha is­teme, söz, nişan devrelerinde ilişkilerini çok fazla yıpratıyorlar.</p>
<p>Sınavlara hazırlık gibi, evliliğe de hazırlık gerekiyor. Siz, hiç SBS, ÖSS, KPSS gibi, evlilikle ilgili bir kurs duydunuz mu? İnsan­lara bu konuda kitap bile okutamıyoruz.</p>
<p>Doğduğum bölgede, kız çocuğu doğunca, çeyiz sandığına bir şeyler konmaya başlanırdı. Çünkü evlenenlerin bütün çeyizi kız evi tarafından hazırlanırdı. Ama ben, çeyiz gibi evliliğin esasla­rıyla ilgili çaplı bir hazırlığın yapıldığına hiç şahit olmadım. Hâl­buki evlilik, çok uzun sürecek bir yolculuktur. Ne lazımsa hepsi alınmalıdır. Uzun yola gidileceğinde arabalara bakım yaptırılıyor. Evlilikle çok daha uzun yola çıkılacağından eş adayımız ve kendi­mizle ilgili bakım, çok iyi yapılmalıdır.</p>
<p>“Bu yolculuğum, ne kadar sürecek, neler lazım? Bu yola ki­minle çıkabilirim? Fert olarak benim, çift olarak ikimizin yanın­da neler bulunmalı?**</p>
<p>Günlük hayatımızda başka alanlarda yapılan hazırlıklar, ev­lilik için yapılana engel değildir.</p>
<p>Çıkılacak yolculuğun uzunluğuna göre, hazırlık yapılmalı değil mi? “Bunu yürütemeyiz.” korkusuna gerek yok. Uzun yolun hazırlığı biraz daha zaman alıcı olur. Yolculukta nelerle karşılaşa­cağız? Hangi tedbirleri almalıyız? Neleri tedarik etmeliyiz?</p>
<p>Farklılıklar ve ortak noktalar belirlendikten sonra, yüzde yüz uyum sağlanması mümkün değildir. Ortak noktaların fazla­lığı, evlilik kararı için uygundur. Benzerliklerle yola devam eden çiftler, fedakârlıklarla yeni benzerlikler kazanacaktır.</p>
<p>Evlilik hazırlığı, sadece duygusal değil, ekonomik ve sosyal pek çok yönü olan olan bir durumdur.</p>
<p><strong>Evlenme Zamanı</strong></p>
<p><em>Terazi var, tartı var; her bir</em> şeyin <em>vakti var.</em></p>
<p>[Atasözü]</p>
<p>Herkesin şartları farklıdır, şüphesiz. Eskiden “gözü açılma­dan” ifadesini kullanarak çeşitli sebeplerle, gençler erken evlen­dirilirdi. Bu sebeplerin en başında, gençlerin harama sürüklen­meme gerekçesi vardı.</p>
<p>Peygamberimizin şu hadisi bu duruma dikkat çekmek için olabilir: <strong>“Dinini ve huyunu beğendiğiniz bir erkek, size kız istemeye gelince, onu evlendiriniz. Eğer bu evliliğe engel olur­sanız, yeryüzünde karmaşa ve bozgunculuk çıkar.”(Tirmizi,Nikah,3)</strong></p>
<p>Peygamberimiz, anne babayı uyarmaya devam ediyor: “Üç <strong>şeyi geciktirmeyin: Vakti gelince namazı, hazır olunca cena­zeyi, denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.”(Tirmizi,SALAT,13)</strong></p>
<p>Onun gençlere de uyarısı vardır: <strong>“Ey gençler! Sizden ev­lenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü harama bakmaktan korur, cinsel organı zinadan alıkoyar. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun; çünkü orucun, şehveti kıran gücü vardır.”<sup>Buhari,Savm,10)</sup></strong></p>
<p>Günaha girmemek için evlenmek isteyen gençler kınanma­dığı gibi kendilerine yardımcı da olunmalıdır. “Evlilik olgunluğu” ifadesini doğru bulabiliriz. Ancak bu, evliliği geciktirmek olarak algılanmamalıdır.</p>
<p>Anne babalar, nasıl olsa bir gün evleneceğini bilerek fırsat düştükçe çocuklarını hazırlamalıdır. Bazen beklenmedik bir za­manda şartlar oluşuverir. “Hayır!” diyerek ayak diremeye gerek yok ki! Söz gelimi, fakültede aynı sınıfta okuyan gençler, birbir­lerini tanıma fırsatı bulduklarından evlenme isteklerini ebevey­nlerine bildiriyorlar. Ailelerin maddi imkânları müsait olup da sıkıntıya girmeyeceklerse neden evlendirmesinler?</p>
<p>Yalnız, anne babalar, problemli çocukları için “Evlendirelim de kurtulalım.” kaygısı taşımamalıdır. “Evlendirelim; hastalığı iyileşir.” düşüncesi hiç olmamalı. Bazı gençler, ailelerindeki hu­zursuzluktan kurtulmak için evleniyorlar; bu da yanlış.</p>
<p>Erkekler, iş sahibi olmadan evliliği düşünmemelidir. Askerli­ğin de aradan çıkarılması tercihimizdir. 20 yaş öncesindeki genç­ler duygusal olurlar. Maddi-manevi hazırlık yapmadan evlenme­meleri gerektiği, kendilerine hatırlatılmalıdır.</p>
<p>Öte yandan evlilik yaşı gittikçe uzamaya başladı. Haram-he- lal endişesi taşımayanlar açısından, “Niye acele edeyim ki?” dü­şüncesi hâkim görünüyor. Bir taraftan, yaş ilerledikçe ise seçiçilik artıyor. Gecikmeler daha çok kızların aleyhine oluyor. Çocuk sa­hibi olup olmama da devreye giriyor.</p>
<p>Gecikmelerde psikolojik sıkıntılar da çıkabiliyor zamanla. Değersizlik ve yalnızlık duygusu, depresyona sebep oluyor. Çev­redeki insanların bilir bilmez takılmaları bile can sıkıyor.</p>
<p>Kariyer yapma veya başka maddi sebeplerle evliliği geciktiri­yorsunuz. Tabi bebek sahibi olmak için de genç hanım alıyorsu­nuz; çocuğunuzu görenler, “Torunun mu?” diye soruyorlar. Böyle sorular da sizi rahatsız ediyor. Bu durum, çocuklar açısından da kaygı verici olabiliyor. Çocuklar, yaşlı birisinin oğlu veya kızı ol­maktan rahatsızlık duyabiliyor.</p>
<p>Biz burada, sadece gençlerin evlenme zamanını ele almıyo­ruz. Çünkü her yaşta evlilik mümkündür. Boşanan veya eşi ölen nice insan, çevresinin baskısı altında evliliği gerçekleştiremiyor. Elli yaşında dul kalan anne veya babasının evliliğine engel olan insanlar biliyorum. “Annemin üzerine gül koklatmayız.” gibi ba­haneler hazırdır. Hâlbuki altta yatan gerçek, mirasa yeni ortak istememektir.</p>
<p>Şöyle diyelim mi? Gerektiği zaman evlenilmelidir. Filozoflar­dan birisi, ne güzel söylemiş: <em>“Evliliğin vakti geçmez.</em> Çünkü <em>insan, her zaman bir zevceye muhtaçtır. Gençliğinde maşukası, olgunluk</em> çağın­da <em>hâldeşi, ihtiyarlığında dadısı olur.”</em></p>
<p><strong>Eş Adayını Tanıma Çabası</strong></p>
<p><em>Gerçeği, insanların ölçüleriyle değil; insanları, gerçeğin ölçüsüyle tanı.</em></p>
<p>[Hz. Ali]</p>
<p><strong>Eş Adayını Tanımanın Önemi</strong></p>
<p>Delikanlı, babasına sorar: “Baba! Afrika’nın bazı yerlerinde erkeğin, evlenene kadar karısını tanımadığı doğru mu?” Baba, derin bir iç geçirerek cevaplar: “Evet ama oğlum, bu her ülkede böyle.” Türkiye’de böyle değil miydi? Benim rahmetli ağabeyim, aynı kasabada yaşadıkları yengemle birbirlerini hiç görmeden evlenmişlerdi. Evin en küçüğü olduğum için, büyüklerimden çoğunun evlilik bilgisine şahidim. Tanımadığımız birisi olursa annem gider görür; güzelliği ve boyu gibi durumları hakkında ağabeyime ve babama bilgi verirdi.</p>
<p>O zamanlar ne erkekler ne kızlar, cesaretlenerek “Bir de ben göreyim.” diyemezlerdi. Asırlar öncesinden bahsetmiyorum, yir­minci yüzyılın ortalarını anlatıyorum.</p>
<p>Bu durum giderek değişiyor; ama gençler, çok görüştükleri hâlde birbirlerini tanıyabiliyorlar mı? Bu da ayrı bir konu.</p>
<p>Evlilikte ortak paydaların çokluğu, anlaşma ve geçim için önemlidir. Kendisine tavsiye edilen adayı, iyi tanımadığı için ka­rarsız kalan gençlerin, çevresinin ve arkadaşlarının zorlamasıyla “Bir daha böylesini bulamazsın.” denilerek evlendirilmesi, prob­lemlere sebep olabiliyor. îyi tanımadan başlayan bir ilişki, fazla devam etmeyebiliyor. Hâlbuki aynı adaylar, başlangıçta birbirini iyi tamsa böyle sıkıntılar ortaya çıkmayabilir.</p>
<p>Evlenmek için eş seçiminde önemli olan, aday hakkında olabildiğince fazla bilgiye ulaşmak, adayı tanımak, kendi değer­lerinin ve mizacının, adayla uyum gösterip göstermediğini araş­tırmaktır.</p>
<p><strong>Nasıl Tanıyacağız?</strong></p>
<p>Tanıma, o kadar da zor değildir. Kişinin neyi sevdiğini, neyi sevmediğini; hoşlandıklarım, nefret ettiklerini öğrenmek kolay­dır. Ta<u>nım</u>ak için, karşımızdaki kişiyi sorgular gibi, soru yağmu­runa tutmak şart değildir.</p>
<p>Geçmişe, yaptıklarına ve gördüklerine bakarak tanımaya ça­lışılmalıdır. Duygularla hareket edilirse doğru tanımak zorlaşır.</p>
<p>Adayın T. C. Kimlilc numarasını alarak araştırma yapanlar da var. Çünkü evlenip boşandığı veya çocuk sahibi olduğu hâlde hiç evlenmemiş gibi adayı kandıranlar da olabiliyor.</p>
<p>Nişanlılık döneminde çok iyi anlaşan çiftler, evlenince ne­den eşlerini tanımakta zorluk çekiyorlar? Nişanlıyken çiftler parkta, pastanede buluşup ayrılıyorlardı. Ne bilsindi eşinin, ço­rapları odanın değişik yerlere fırlattığını, mutfakta bulaşıkların yığılıp kaldığını, dizilerin başından çoğu zaman ayrılamadığını!</p>
<p><strong>Neler Hakkında Bilgi Almalıyız?</strong></p>
<p>İnsanları kitaplar gibi düşünelim ve kapaklara bakıp aldan­mayalım. Mümkün mertebe okumaya çalışalım.</p>
<p>Araştırılması gereken en önemli hususlar; ortak değerler ve ahlak güzelliğidir.</p>
<p>Eş adayının şiddet, taciz, terk, ihmal gibi olaylar yaşayıp ya­şamadığına ve ailesiyle ilişkilerine, alkol veya uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklarının olup olmadığına dikkat edilmelidir.</p>
<p>Eş adayının sadece talip olana karşı davranışları önemli de­ğildir; anne babasına, kardeşlerine ve çevresine davranışları da önemlidir. Sizinle olan iletişimi dışında, genel hareketlerini eti­ketleme yapmaksızın gözlemleyin. “Kızlarda geçmiş, erkeklerde gelecek&#8221; biraz daha göz önünde bulundurulmalıdır.</p>
<p>Adayın ailesinin de tanınması gerekiyor. Ailenin ahlaki du­rumu, dindar olup olmaması, sosyal ve aile ilişkileri, şiddete baş­vurma sıklığı, ailenin parçalanmış olup olmaması gibi durumla­ra dikkat edilmelidir.</p>
<p>Her ailede problemler olabilecektir. Ailenin problemi var, diye hemen çekilmek söz konusu olmamalıdır. Önemli olan, problemlerin çözülme şeklidir. Çok problemleri olan ailenin ço­cuğu da bakarsınız; sıkıntısız bir evlilik sürdürebilir. Ailedeki problemler, bazı gençlerin, gelecekle ilgili ders çıkarmalarına se­bep de olabiliyor. Buradaki tavsiyemiz, gözleri kapayarak evlilik yapmamaktır.</p>
<p>Evlenmeyi düşündüğünüz kişiyle görüşmelerinizde, ideal ha­yadan konuşmak yerine, birbirinizin günlük hayattaki hallerini tanımaya çalışın.</p>
<p><strong>Tanıma Süresi</strong></p>
<p>Eş adaylarının birbirini tammaları için yıllara ihtiyaç yoktur. Bir çift için bir aylık süre yeterken, başka bir çift için üç ay olabilir. Birbirlerini tanımak için ayrılan zaman dilimleri, hoşça vakit ge­çirmek için kullanılmamalıdır. Muhatabın hangi yönleri hakkında bilgi alınmak isteniyorsa, vakit, ona göre kullanılmalıdır.</p>
<p>Patronların iş yerinde çalıştırdığı bir hanımla evlenmesini anormal görenler olabiliyor. Ben, bunun bazen uygun olduğunu düşünüyorum. Çünkü iş yerinde, insanların birbirini tanıma im­kânı oluyor</p>
<p>Bunalım zamanlarında, gelecek ömrü ilgilendirecek önemli kararlar vermemek gerekir. Genç, depresyonda iken neşeli, çok hareketli bir kızı görünce âşık olup evlenebiliyor. Sonra da “Bu boşboğazla bütün ömrü nasıl geçireceğim?” diyerek boşanmanın yollarını aramaya kalkıyor.</p>
<p>Ailesindeki huzursuzluktan kurtulmak için, karşısına ilk çıkan delikanlı ile evlenen kızlarımız da çok acı çekmektedir. Bu tarz yan­lışlıklardan kaçınılmalıdır. Herkesin tanıma süresi kendi şartlarına göredir. Sebeplere sarılıp tevekkül ettikten sonra da tanıma eksik­liği olabilir; kabulleneceğiz. Bir Haiti atasözü, bu gerçeği şöyle ifade ediyor: “Bir <em>erkeği, kadına sahip olana kadar tanıyamazsın.”</em></p>
<p><strong>Görüşmelerde Ölçü</strong></p>
<p>Günüzmüzde tanışmalar kaynaşmaya çevrildi nerdeyse. Sı­nırı aşan görüşmeler ve flörtler, gençlerin birbirini tanımasını sağlayamadı. Çünkü işin içine nefisler karışmaya başladı. Nefisler girince, duygular hâkim olur, mantık gider. Flört edenin, kalbi­nin ve akimın sesini duyması mümkün değildir.</p>
<p>Günah olur, diye gençleri görüştürmemek ne kadar yanlış­sa, yanlarında üçüncü şahısların olmadığı görüşmeler de o kadar yersizdir.</p>
<p><strong>Öncelik, Kendinizi Tanımakta</strong></p>
<p>“Kendinizi iyice tanıyıncaya kadar evlenmeyin.” desem bana kızar mısınız? Kızmayın lütfen. Kendinizi tanımazsanız, nasıl bir eşe ve çocuklarınızın annesi veya babası olacak kişiye ihtiyacınız olduğunu anlayabilecek misiniz? Sabırsız davranarak acele eder­seniz, kendinizi başka birinin problemleri içinde bulabilirsiniz.</p>
<p>Kendisini tanıyamayan insan, hangi kıstaslarla eş arayışına girecektir? Briçkner’in ifadesiyle <em>“Evlilikte başarı, aranan niteliklere sahip insan bulmaktan çok, aranan niteliklere sahip insan olmaktır.”</em></p>
<p>Anlama gereği, farklılıklarımızdan kaynaklanmaktadır. Ka- dın-erkek farklılığı yanında, tek yumurta ikizlerinin bile farklı­lığı bizi düşündürmelidir. Farklılıklar, elbette eşlerin birbirlerini anlamasını güçleştirir. Onun için çiftler, önce kendini, sonra da eşini anlamaya çalışmalıdır.</p>
<p>Gençler, kendilerini anlatma hevesiyle, önce kendilerini ta­nımayı düşünemiyorlar. Evlenmeyi planladıklarında, “Nasıl bir kişiliğe sahibim? Hoşlanıp hoşlanmadığım şeyler neler? Hayattan ve evlilikten neler bekliyorum?” sorularını cevaplamalıdırlar.</p>
<p>Kişi, kendini tanıyıp anladığı oranda, karşı tarafı, anlama, tanıma ve olduğu gibi kabullenme imkânına sahip olur. O za­man “Nasıl birisiyle evlenmeliyim?” sorusunun cevabım bulmak kolaylaşacaktır.</p>
<p>İnsanın kendini tanıma gayreti, yanlışlarının farkına var­mayı da sağlayabilir. Kendisini tanıyan kişi, ilişkilerde sağlıklı sınırlar koyabilecektir. Ayrıca öz güven sahibi olacaktır.</p>
<p>Kendini tanımak, kendin olmaktan vazgeçme değildir.</p>
<p><strong>Beklentiler Bilinmeli</strong></p>
<p><em>Ben, sizin beklentilerinize göre yaşamak için bu dünyada değilim, siz de benim.</em></p>
<p>[Brece Lee]</p>
<p><strong>Beklentiler Önceden Konuşulmalı</strong></p>
<p>Evlilik öncesi görüşme yapan adaylar, isteklerinin bir listesi­ni net ve anlaşılır bir şekilde yapsalar ve nişandan önce listeleri <strong>okusalar, </strong>evlendiklerinde karşılaşacakları hayal kırıklıklarını önleyebilirlerdi. İnsanların birbirlerinden ne beklediklerini ifade etmeleri ne güzel! Böyle yapılırsa “Umduğumu bulamadım; bek­lentilerim hiç yerine gelmiyor.” serzenişlerini daha az duyarız.</p>
<p>Evlilik öncesindeki görüşmelerde beklentiler konuşulunca, karşı taraf “Ben bunları yerine getirebilir miyim?” sorusu cevap arayacaktır. Bu cevap arayışı, işe yarayacak, yolun başında olumlu veya olumsuz karar vermeyi kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Beklentilerin açıklanması, kişinin nasıl birisi olduğu bilgisi­ne sahip olmayı sağlayacaktır.</p>
<p>Erkek, annesi gibi bir kadın beklentisi ile evlenirse umduğu ile bulduğu arasındaki fark sebebiyle sorunlar yaşayabilir. Onun için, beklentiler gözden geçirilmelidir. Mümkün olanlar, müm­kün olmayanlar ayrımı mutlaka yapılmalıdır. Dünyada çok hızlı değişim ve gelişim var; beklentiler, durum tespitinden sonra de­ğerlendirilmelidir.</p>
<p>Bazen de yapamayacaklarını, yerine getirecekmiş gibi, “Hay­hay; niye olmasın?” diyenler olabilir. Aşk ve sevgi, insanı aldata­bilir; gerçekten samimi olarak beklentilerin altından kalkabile­ceğini zanneder. Soğukkanlı olarak görüşmeler yapan taraflar, samimiyetsizliği fark edecektir.</p>
<p><strong>Beklentilerde Ölçü</strong></p>
<p>Aile bağlarının çözülmesinin bir sebebi de tek kişiden bek­lentinin çok fazla olmasıdır. Sosyal ilişkilerin zayıflamasından dolayı, evliler en yakınındaki kişiden çok fazla beklentiye giriyor. Belki anne babasının da gereksiz beklentileri eklenebiliyor. O da yorgun düşüyor.</p>
<p>Beklenti, sınırı aşınca hayal kırıklıklarına yol açıyor. Evlilik, hayat yolculuğundaki en uzun bölüm; bu yolculuğun her yürü­yüş ve dinlenmelerinde, sevinçler de olacak üzüntüler de. Önemli olan, onları dengeli bir şekilde geçiştirerek kaliteli yaşayabilmek­tir. Kurtarıcı beklemekten vazgeçilmelidir. Neşelenmeyi, başka­sından beklersek, o bize ıstırap da yükleyebilir. Bundan dolayı da evlilikler ve boşanmalar, gürültülü ve abartılı olmaktadır.</p>
<p>“Eşimden ne bekliyorum.” dan çok, “Eşim, benden ne bek­liyor?” sorusunun sorulması, evliliğin kalitesini artıracaktır. “Evleneyim de eşim beni mutlu etsin.” değil, “Ben eşimi mutlu edeyim.” düşüncesinde olmalıyız.</p>
<p>Beklentilerimiz ne kadar az olursa o kadar az üzülürüz ve hayal kırıklığına uğramayız. Onun için, kendimize şu soruyu sor­malıyız: İstek ve beklentilerimde abartı var mı, yok mu?</p>
<p><strong>Kadınların Beklentileri</strong></p>
<p>Kadınlar, evin güzelliğini ister, eşinin fiziksel yakışıklılığı o kadar önemli değildir. Bir bakış, bir gülümseme, sıcacık bir ilgi, kadın için her şey demektir.</p>
<p>Kadınlar, beraber yaşadıkları erkeklerin bir yandan olgun ve beyefendi olmasını isterken, bir yandan da içlerinde yaramaz bir çocuk taşımasını bekleyebilirler. Bu konuda her iki tarafın da birbirini anlama çabası, ilişkiyi sekteye uğratan “empati sağırlı- ğTm giderecektir.</p>
<p>Hemen hemen her kadın, erkekten aynı şeyleri ister. İşte on­lar: Anlayış, bağlılık, güvence, haklı görülme, saygı, sevildiğini bilmek, şefkat. Şöyle bir sıralama da söz konusudur: “Şefkat, an­layış, saygı, bağlılık, haklı görülme ve güvence.”(2)</p>
<p><strong>Erkeklerin Beklentileri</strong></p>
<p>Erkek için, evin fizikî görüntüsünden çok, yuvanın huzurlu olması önemlidir.</p>
<p>İlk evliliği iki ay süren, ikinci evliliğinde de sıkıntıları de­vam eden ismini gizleyen bir bayan psikologun hanımlara tavsi­yesi şöyle: “Erkeğinize üstün görünmeye çalışmayın, onu hazme­din ve anlayın. Nobel ödüllü bilim kadını da olsanız, erkek fıtratı evde kadın istiyor, yani kendisine destek ve yardım eden birini arzuluyor. Sizin kariyeriniz, kimliğiniz, birikiminiz, sertifikala­rınız, diplomalarınız, dereceleriniz ve şiltleriniz o kadar önemli değildir. Önemli olan, beyinize gerçek bir hayat arkadaşlığı yap­mayı becerip beceremediğinizdir.”</p>
<p>Peygamberimiz, Hz. Ömer ile konuşurken şöyle buyurmuş­<strong>tur: “Kişinin sahip olabileceği en hayırlı hâzineyi sana söyle­yeyim mi? Kocası yüzüne baktığında dna huzur veren, ondan bir şey istediğinde yerine getiren ve kocasının yokluğunda onun saygınlığını koruyan iyi bir kadın!”<sup>(Ebu Davud,Zekat,32)</sup></strong></p>
<p>Erkekler kadınlardan şefkat, anlayış, sevgi, bağlılık, haklı görülme, iyi yemek yapma ve güvence isterler. Başka bir sıralama da şöyle: “Güven, kabul, takdir, beğenilme, onay, teşvik? (3)</p>
<p>îşte bir erkeğin beklentileri: Sadık, neşeli ve sevimli; temiz ve bakımlı olsun. Beni değiştirmeye çalışmasın, gözyaşlarını si­lah olarak kullanmasın, kıskançlık yapmasın, hobileri olsun.</p>
<p>Hiçbir erkek, gereksiz yere bekletilmekten hoşlanmaz. He­men her konuda bekletmeyi ve gecikmeyi hayat tarzı hâline getirmiş hanımlar vardır. Misafirliklerden ayrılırken bile, kapı önlerindeki sohbetlerini hep biliriz.</p>
<p>Bir de uzman görüşü alalım: “Vücut güzelliği zaman zaman cazip gelse de geçicidir. Bunu bilmeyen kadın, erkekle olan he­saplarını vücudu üzerinden yaparsa yanılır ve kısa sürede hayal kırıklığına uğrar. Erkeği bağlayan kadınlık özellikleri, nefsani dürtülerden önce; sevgi, duygusallık, yumuşaklık, anlayış, teselli ve moraldir. Bunların en üst derecede tadılması için asla yapılma­ması gereken üç şey; şikâyet, sitem ve tartışmadır.”!<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[4]</sup></a></p>
<p><strong>Beklentilerin Sonucu</strong></p>
<p>Beklentilerde ortak noktaların fazlalığı, şüphesiz evliliği güzelleştiren durumlardan biridir. Evliliklerde, beklenti düzeyi yükseldikçe, hayal kırıklığı oranı da artmaktadır. Ortak beklen­tilerin azlığı, hayal kırıklığına uğratmamalıdır.</p>
<p>Eşinize, sevdiğinizi hissettirmek için neler yaparsınız? De­neyin; bunu hissettirebilmek için davranışlarınızı ve sözlerinizi kontroldan geçirirseniz, kısa sürede o da mutlu etmek için, size karşı tavırlarını değiştirmeye başlayacaktır. Esasında mesele, in­sanın kendi bencilliğini anlamasıdır. Beklentiyi bırak, bekleneni ver, göreceksin; beklemediklerine de kavuşacaksın. Çoğu zaman eşler, ne kadar değerli insanlarla bir arada yaşadıklarının farkına varamıyorlar.</p>
<p>Genç bir hanımla Doktor Banks arasında şöyle bir konuşma geçiyor:</p>
<p>“-Acaba evlenirsem mutlu olur muyum?</p>
<p>-Söyleyin bana, şimdi mutlu musunuz?</p>
<p>-Bazen mutlu değilim.</p>
<p>-Evlenince de böyle olacaksınız.”</p>
<p>Bir beyefendi anlatıyor: Eşime, evlilikten beklentilerinin ne olduğunu sorduğumda tek cümle söyledi: Allah, seni başımızdan eksik etmesin!</p>
<p><strong>Yanlış Beklentiler</strong></p>
<p>Oğlum, eş mi arıyorsun, anne mi? Aradığın kadın annen de­ğil, eşin olacaktır. Annen görevini yaptı; bundan sonra beraber olacağın kadın, sana eşlik edecektir. Önceden öksüz büyümüş de olabilirsin. Öz annen, seni büyütürken annelik görevini ihmal de etmiş olabilir. O boşluğu, eşinle doldurmaya kalkışma. Eşin, senin vasıtanla anne olmaya namzettir.</p>
<p>Kızım, sen de evlendin; evlendiğin kişi baban değil, koçan­dır. Zamanında baban, baba-kız iletişimini kaliteli kuramamış olabilir. Rolleri karıştırmayalım; yanlış beklentiler, hayatı iki ta­rafa da zindan eder.</p>
<p>Gençler! Ne o? Bir sürü beklentiniz var; peki, kendi özellik­lerinizi de sıralar mısınız?</p>
<p>Size tavsiyem; beklentilerinizi abartmayın! Çünkü “Nikâhta keramet vardır, mucize değil.”</p>
<p><strong>Beklentiler ve Hayatın Gerçekleri</strong></p>
<p>Evlilik öncesi, beklentilerle gerçekler arasında çok fark ola­biliyor. Gençlere, hayatın gerçeklerini önceden fark ettirmek ge­rekir. Elbette ilk karşılaşma ve yeni bir çevre, insanı bocalatır. Bu iki taraf için de böyledir. Başa gelebilecekler, önceden hesaplanır­sa tedbir almak mümkündür.</p>
<p>Önceden vadedilenler, her zaman sahte değildir. Onun için, evlenince yerine getirilmeyen vaadlerden dolayı eşimizi hemen suçlamayalım. Gerçekten yerine getireceğini zannetmiş olabi­lir. Hayatın gerçekleriyle karşılaşınca, zaten durumu anlamıştır. Belki de vicdan azabı duyuyordun Tabi yapamayacağını bile bile vaadlerde bulunanlar da olabiliyor.</p>
<p>Tolstoy&#8217;un şöyle bir tespiti vardır: “Eğer <em>erkekler, evlendikten sonra da nişanlılık zamanındaki davranışlarını muhafaza etseydi, mu­hakkak boşanmalar yarıya inerdi. Fakat iflaslar da iki katına çıkardı”</em></p>
<p><strong>Çekilmez Durumlar</strong></p>
<p>Evlilikten sonra çiftleri en fazla zor durumda bırakan hâller; ağız kokusu, horlama ve vücut kokusudur.</p>
<p>Hani olmazsa olmaz denilenler vardır ya, onların neler ol­duğu eş seçiminde karşı tarafa hissettirildiği gibi, asla olmaması gerekenlerin de bilinmesi gerekmektedir. Bir fısıltıdan bile, uy­kunuz kaçıyorsa horlayan birisiyle evlenmeyeceksiniz. Burnunuz çok hassas; hafif kokulardan bile, rahatsız oluyorsanız görüştü­ğünüz kişide ağız ve vücut kokusu var mı; dikkat edeceksiniz.</p>
<p>Sadece dinî hassasiyetten değil, erkek olarak eşinizin bedeni­nin görülmesini istemiyorsanız bunu, önceden açıklayacaksınız.</p>
<p><strong>Dengi Dengine</strong></p>
<p><em>Akıllıca bir evlilik yapmak istiyorsan, kendi denginle evlen.</em></p>
<p>[P. N. Ovidius]</p>
<p><strong>Denkliği Nasıl Anlamalıyız?</strong></p>
<p>Denklik; evlenecek kız ve erkeğin, din, ahlak, karakter, soy, fizik, yaş, servet ve meslek gibi konularda mümkün mertebe bir­birine yakın değerler taşıması anlamına geliyor.</p>
<p>Denklik; eşlerin eğitim derecelerine, kültür seviyelerine, kabullendikleri değerler sistemine göre değişik tablolar arz eder. Kişi, hayallerine göre değil, kendisine uygun eşin aranmasını he- deflemelidir.</p>
<p>Mevlana, <em>&#8220;Kapının bir kanadı tahtadan, öbürü fildişinden; böyle şey olur mu hiç?&#8221;</em> diyerek denkliğin değerini ifade ediyor. Atalarımız “Huyu huyuna, boyu boyuna&#8221; diye boşuna söylememişler.</p>
<p><strong>Bu konuda Peygamberimizin de tavsiyesi var: &#8220;Birlikte olaca­ğınız eşler konusunda seçici davranın, denginizle evlenin&#8230;&#8221;<span style="font-size: 13.3333px;">(İbn Mace,Nikah,46)</span></strong></p>
<p>Denklik demek, her konuda aynı ölçüde olmak değildir. Her hususta erkeğin biraz farklı olması demektir. Mesela kadınlar, kendilerinden biraz daha uzun boylu erkekleri tercih ederler. Bu­nun sebebi, güçlü bir erkeği sembolize etmesidir. Bu, yaş farkı için de geçerlidir.</p>
<p>Denklik araştırması yaparken her hususta yüzde yüz denk olunacak diye bir durum yok. Bazı konularda denklik sağlandığı hâlde, bir konuda olmayabilir. Mükemmelin peşinde olunmama- hdır. Yaş ilerledikçe seçicilik artmakta; bu yüzden evlenemeyen­ler bulunmaktadır. Onun için diyoruz ki: Denginizi bulmaya ça­lışınız, ama denklikteki eksikliği de kabullenmeye hazır olunuz.</p>
<p><strong>İnanç Bakımından Denklik</strong></p>
<p>“Evlilikte mutluluğun şartları nelerdir?&#8221; sorusuna, her iki cinsin en çok üç cevaptan birincisi “inanç ve ideal birliği&#8221; olmuş­tur. O yüzden evlenmeyi düşündüğünüz kişide ilk bakılacak hu­sus, aynı idealleri paylaşıp paylaşmadığmızdır. Araştırmalardan vereceğimiz bir örnek, bu fikrimizi doğrulamaktadır:</p>
<p>Mak-Danışmanlığın 2-18 Haziran 2017 tarihinde yaptığı araş­tırmada, “Eş seçiminde eşinizin dinine düşkün biri olması, sizin için ne kadar önemli?” sorusuna katılımcıların %5T i çok önemli, %24* ü kısmen önemli, %20’si önemli değil, demiştir. Görüşüm yok, diyenler, %5’tir.</p>
<p>Bilinmelidir ki aileyi birbirine bağlayan etkenlerden biri, ortak inanç ve değerlerin olmasıdır. Aynı inanç ve ideal doğrul­tusunda hareket etmek, eşleri ve diğer aile üyelerini birbirine yaklaştırır.</p>
<p>Elbette yorumlamalarda bireysel farklılıklar bulunabilir; bu» eşlerin birbirlerini geliştirmelerine yardımcı olacaktır. Fakat farklılıkların çok fazla olması, birlikte hareket etmeyi zorlaştıra­cağından aile, önemli kararlarda çiftlerden ya birinin ya da diğe­rinin görüşüne göre hareket etme durumunda kalacaktır.</p>
<p>İbadetleri yerine getiren kişi, bir günde sadece namaz için bir saatini ayırma durumundadır. Namaz kılmayan bir kimse, namaz kılan eşine bu konuda ne kadar hoşgörülü olacaktır? Dinî hayat, yalnız ibadetlerden ibaret de değil; günlük işlerimizin de inanç esaslarına uygun olması gerekmektedir. Dinin benimsediği veya hoş görmediği birçok davranışlar vardır. İki farklı görüşteki <strong>bir </strong>çiftin beraberlikleri birbirlerine pek uygun düşmeyecektir. Peygamberimizin şu tavsiyesi herhâlde bu endişeden dolayıdır: <strong>“Kadınlarla dört hasleti için evlenilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dini. Sen, dindar olanını tercih et ki mutlu olasın.”(Tirmizi,Nikah,4)</strong></p>
<p>Dindar gençlerden bazıları şöyle düşünebiliyor: “Şimdilik istediğim gibi değil, ama evlenince namazlarını kılacağına ina­nıyorum.” Sevdiğini elde edebilmek için, bazı gençler, “Evlenince namaza başlayacağım, sigarayı da bırakacağım.” diyebiliyor. Böyle diyenler, iyi niyetli olsalar bile, güvenilebilir mi? Ya sözünde du­ramazsa; alışkanlıkları bırakmak veya yenisini kazanmak kolay olmayabiliyor. Bu riski göze alabilecek misiniz?</p>
<p>Ülkemizde alevi-sünni meselesi de problem olmaktadır. Gençler, bu konuyu hiç dert etmeyip “Dinî görüşlerimiz, kimseyi ilgilendirmez; biz, birbirimizi seviyoruz.” diyerek evlenebiliyor. Yalnız, hayat, onların gördüğü gibi değildir. Ebeveyn ve akraba çevresi bu konuyu hiç gündemden düşürmek istemeyebilir. Sü­<strong>rekli </strong>mücadeleye katlanmak kolay değildir. Onun için gençler, anne babalarını ikna etmeye çalışmalıdır.</p>
<p><strong>Allah mı Emretti?</strong></p>
<p>Hz. <em>İbrahim, eşi Hacer&#8217;i bebeği İsmail’le birlikte ıssız çölde bırak­mıştı. Hacer, eşine, &#8220;Ey İbrahim! Bizi bu ıssız vadide nereye bırakıp da gidiyorsun?&#8221; diye seslenmiştir. “Tabii ki Allah&#8217;a emanet ediyorum.&#8221; ceva­bım alınca, konuşma şöyle devam etti:</em></p>
<p><em>Yoksa bizi buraya bırakıp gitmeni sana Allah mı emretti?</em></p>
<p><em>Evet! Allah emretti*</em></p>
<p><em>Öyleyse git; Allah bize yeter. 0, bizi korumasız bırakmaz!(Buhari,Enbiya,9)</em></p>
<p><strong>Yaş Bakımından Denklik</strong></p>
<p>Yaş konusunda denklik, erkeğin biraz daha büyük olmasıdır. Bu, kadın ve erkeğin biyolojisiyle ilgilidir. Bir taraftan da erkeğin psikolojik olgunluğu, evliliğin yürümesini kolaylaştıracaktır. Er­kek, sahiplenmeyi; kadın da korunmayı ve sahiplenilmeyi ister. Erkeğin yaşının büyüklüğü, burada işe yarayacaktır.</p>
<p>Ülkemizde erkekler kızlara göre, evliliğe biraz geç hazırlanı­yor. Bu sebepten de evlenecekleri kızdan birkaç yaş büyük olma­ları daha uygun. Tabii hemen yaş farkının ne kadar olması akla gelecektir. Dört-beş yaş sınır olmalıdır. Farkın fazlalığı, psikolo­jik ihtiyaçlar ve beklentileri artıracak ve uyumu zorlaştıracaktır. Şüphesiz, başka konularda denklik varsa, bazen yaş konusunda az farklılık, sıkıntı olmayabilir.</p>
<p>Çok fazla yaş farklılığı, zamanla eşleri “Annen mi, baban mı?” sorularıyla karşılaştıracaktır. Her ne kadar bu tarz evlilik­lerde çiftler, aşkı öne sürerek çevreyi umursamaz bir hava görün­tüsü veriyorlarsa da hayatın gerçekleri, bir müddet sonra, evlilik yolculuğunun seyrini değiştirebiliyor. Gençliğe özenti, para hırsı gibi bazı faktörler, bu evliliklere sebep oluyorsa da çoğu defa so­nuç hüsran oluyor.</p>
<p>Kadın ve erkek arasında yaş farkının artmasıyla zina ve terk­lerin arttığı gerçeğini de unutmayalım.</p>
<p>Çeşitli sebeplerle kendisinden yaşça çok büyük ve çocuklu dullarla evlenmeye kalkan gençler de olabiliyor. Ebeveynler, te­laşla karşı çıkmaktansa, ilerde başına gelebilecek sevimsiz du­rumları, çocuklarına soğukkanlılıkla anlatmalıdır.</p>
<p><strong>Maddi Açıdan Denklik</strong></p>
<p>Devam eden geleneklerimize göre ailenin geçiminden erkek sorumludur. Nisa suresi otuz dördüncü ayette de aile reisliği erke­ğe verildiğinden, evin ekonomik sorumlusu erkektir. Kadın çalı­şabilir, ekonomik açıdan aileye katkıda bulunabilir ama mecbur değildir. Bu bakımdan, evlilik hazırlığı yapılırken erkeğin, evi ge- çindirebilecek şekilde geliri olması gerekmektedir. Hiçbir erkek, kadının maaşı ve mal varlığını hesaplayarak evlilik yolculuğuna çıkmamalıdır. Bundan da anlıyoruz ki maddi gelir açısından er­kek, kadından daha güçlü olmalıdır. Bilmem ki Estonya atasözü bu görüşümüzü destekler mi? <em>“Zengin aileden at, fakir aileden kız al.”</em></p>
<p>Zengin bir kadınla evlenip de mutlu olanlar belki bulunabi­lir. Genelde kendisinden zengin kadınlarla evlenenler zor durum­dadır. Kendilerine fırsatçı gözü ile bakılması bir tarafa, zamanla gururları incinmektedir. Anlayışsız kadınlar, bu durumdaki bey­lerini âdeta ezerler. Kendilerini psikolojik baskı altında hisseden bu erkeklerin, nasıl davranışlar sergileyebileceklerini kestirmek zordur. “Zengin kız-fakir oğlan” senaryoları ancak sahnelere gü­zellik katar.</p>
<p>Refik Halit Karay, <em>“Karısını, parası için alacak adam, avucunu açarken gözünü kapamak lazım geldiğini bilmelidir”</em> sözüyle, eş seçer­ken maddeyi ön plana çıkaranların durumunu veciz bir şekilde ifade etmiştir. Evliliği hep kötü giden bir arkadaşımla dertleşir­ken şöyle bir itirafta bulunmuştu: <em>“Tek maaşla zor geçinirim, onun için bu kızla evlenmeliyim, diye düşünmüştüm. Perişan bir evlilik geçir­dim, tokat yedim.”</em></p>
<p>Şu sonuca ne dersiniz? Elli altı ilde yapılan kadına yönelik şid­det araştırmasına göre, Türkiye’de her üç kadından birisi dayak yerken, kocasından fazla para kazanan her üç kadından ikisi dayak yemektedir. Düşünebiliyor musunuz? Kadının, eşinden fazla para kazanması dayak sebebidir. Ailenin geçiminden kim sorumluysa, onun gelirinin daha fazla olması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>“Kim ne derse desin bizi ilgilendirmez; biz, birbirimizi deliler gibi seviyoruz.” diyerek evlenen nice insan, hayatın gerçekleriyle karşılaşınca, “Çıldırmaya az kaldıl&#8221; psikolojisiyle soluğu mahke­me salonlarında almaktadır. Çok az görülen olumlu istisnalar, sakın evlenecek olanları yanıltmasın.</p>
<p><strong>Eğitim Bakımından Denklik</strong></p>
<p>Bir kız babası, bana gelerek kızının evliliği ile ilgili bilgi al­mıştı. Kendisine, “Kızın, lise mezunu, damat adayı ise ortaokul terk: bu evlilik pek uygun değil.” demiştim. Kızın babası, belli ki verdiği kararı bir de bana onaylatmak istediğinden uyanlarımı önemsemedi. Evlilik gerçekleşti. Birkaç yıl sonra, çocuklan da olan genç çift, kapımı çaldı. Taraflar problemlerini sıralamaya devam ederken kadın, demesin mi? “Aramızdaki esas problem, tahsil farkı.” Kız, âdeta babasına belirttiğim endişemi doğrula­mıştı. Beyi de hayretler içinde “Bunu ilk defa duyuyorum!” dedi. Başka sebepler de olabilir; ama boşandılar ve genç baba, artık yurt dışındaki oğlunun hasretiyle kavrulmaya devam ediyor.</p>
<p>Gerçekten beyinin eğitim açısından daha geride olmasını, hiç problem etmeyen hanımlar bulunmaktadır. Fakat kadın, bunu problem etmese bile, erkek, çevredeki insanların fark etti­ği açığı kapatmak için hanımına hâkimiyet kurmak isteyebiliyor. Komşu ziyaretindeki ilk tanışmalarda bile, “Nerden mezundu­nuz?” “Öyle mi?” tarzındaki sorular ve dudak bükmeler, çiftlerde bazı duyguların depreşmelerine sebep olabilir. En iyisi, kendini­zin aşağılık duygusu içinde yaşama ihtimaline izin vermeyin.</p>
<p><strong>Kültür Farklılığı Evliliği Zorlar mı?</strong></p>
<p>Kültür, toplum tarafından kabul edilebilen ve insan davra­nışlarını belirleyen standartlar kümesi olarak tarif edilir. Farklı kültürlerde yetişmiş insanlara bakıldığında, birinin üzüldüğüne diğeri sevinebilir; birinin kızdığı durumu, öbürü önemsemeye­bilir. Bir ailedeki normal olan davranış, karşı tarafta saygısızlık olarak algılanabilir.</p>
<p>İnsanların yeme, içme, arkadaşlık, barınma, kendini koru­ma tarzları, kültürleriyle ilgilidir.</p>
<p>Doğan Cüceloğlu, “iki iyi insan, kötü bir evlilik yapabilir mi?” diye sorarak, yine kendisi şöyle cevaplandırıyor: “Tereddütsüz, ‘Evet, iki iyi insan, kötü bir evlilik yapabilir/ diyorum. Ben, iyi bir insan­dım ve evlendiğim Amerikalı eşim Emily, kesinlikle iyi bir insandı. Ama biz kötü bir evlilik yaptık. Ben ‘Silifke kültürünün iyi bir insa­nı’ Emily de ‘Kaliforniya kültürünün iyi insanı’ idi. İyi insan olmak’ ile ‘evlilik yapma olgunluğuna sahip olmak’ aynı şeyler değildir.”(5)</p>
<p>Yapılan araştırmalar, sosyo-kültürel farklılığın, evlilikte kar­şılaşılan problemleri artırdığım göstermektedir. Bir taraf, diğerine âdeta “dayatma”da bulununca, tartışmalar başlamaktadır. Böyle bir durum varsa, bir müddet beklenmelidir. Hemen karşı çıkmaya ge­rek yok; belki benimsenecek yönler bulunabilir. Kabullenilmeyen yönler varsa, küçümsemeden, alay etmeden açıkça konuşulur.</p>
<p>Farklı kültürlerden gelen insanların anlaşabilmesi için, fark­lı bakış açılarına saygılı ve değişime açık olmak gerekir. Bütün bunların önceden açıkça görüşülmesinde fayda var; herkes kendi örf ve âdetlerini belirtirse, ilerde sıkıntı çıkmaz.</p>
<p>Bazen daha evlilik öncesinde, kültür farklılıkları, problemlere sebep olmaktadır. Kız isteme şekli, söz kesme, nişan; düğünün ne­rede ve ne şekilde yapılacağı konusunda birbirine dayatmalar olabi­liyor. Hatta ömür boyu gündemden düşmeyecek şekilde tartışmalar yapılmaktadır. Onun için ilk tamşma ve görüşmelerde, büyük kültür farklılıkları olduğu anlaşılırsa, evliliğin yürümeyeceği bilinmelidir</p>
<p><em>Farklı kültür, farklı geleneği ifade eder.</em></p>
<p>[Endonezya atasözü]</p>
<p>Kalabalık ailede yetişmiş bir delikanlı ile çekirdek ailede “el bebe gül bebe” büyütülmüş bir kızın uyumlu bir yuva kuracağım düşünebiliyor musunuz? Misafirlere çok değer veren bir bölgede büyüyen gençle, hayatlarında evlerine hiç yatılı misafir almamış ailenin çocuğu evlenirse, nasıl uyum sağlayabilirler?</p>
<p>Kültür farklılığının, doğacak çocukları bile etkileyebileceği bi­linmelidir. Mesela büyümekte olan çocuklar, zamanla ebeveynden birisinin kültürlerini küçümseyebilir.</p>
<p>Eğer nişanlınızın bazı âdetlerini fark edip kabullenemiyorsa- mz, evlendikten sonra aynlmaktansa evlenmeden önce ayrılınız. Sevginin zirvede olduğu sırada» değiştirilmeyen âdetlerin evlilik­ten sonra kaldırılması mümkün mü? Kendiliğinden değişir gider, düşüncesine kapılmamalıdır.</p>
<p>Kültür farklılığı olan iki kişinin evlenmesine olumlu yönden bakalım bir de: Ne güzel; iki kültür de evlenmiş oluyor, yeni bir zenginlik kazanıyorsunuz. Diğer kültürden seçtiklerinizle destek alırsınız. Ne hoş; yemekleriniz ve giyecekleriniz de çeşitlenir.</p>
<p>Hatta iki farklı kültür, çocuklar için bir kazanç sayılır. Ebe­veyn, iki tarafın güzel özelliklerini öne çıkararak yeni bir karı­şım da sağlayabilir.</p>
<p><strong>Şöhret Sahibi Olanların Evlilikleri</strong></p>
<p>Denklik konusunda, şimdilerin ifadesiyle ünlülerin evlilik­lerinde farklı bir görüş içindeyim. Ünlülerin dünyasında ilişkiler; dış görünüm, medya ve halkın beklentisine göre şekilleniyor. Ün­lüler, kendi yakm ilişkilerini bile, halkın isteğine ve medyadan ne kadar alkış alacaklarına göre şekillendirebiliyorlar. Böylece kendi çevrelerinden evlilik yapıyorlar; ama bir türlü gerçek evli­lik göremiyoruz. Onların evlilikleri, genellikle içler acısı; çünkü ünlülük rekabeti durmak bilmiyor.</p>
<p>Ünlülerin evliliklerinde normal olan, sekreterleriyle veya ça­lıştırdıkları elemanlarıyla yuva kurmalarıdır. Çünkü bir insanla hayatı paylaşmak için aranan kıstaslar burada daha fazla geçerli. Birbirlerini yakından tanıyarak evlilik gerçekleştiriyorlar, şöhret yarışında bulunmuyorlar. Yanında çalıştırdığı, sıradan görülen binleriyle evlenerek mutlu olan ünlü sanatçılar bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Aileler Arası Denklik</strong></p>
<p>Eşler, birbiriyle ne kadar uyumlu olursa olsun, aileler arasında yaşanan sürtüşmeler, en azından tatsızlık sebebi olacağından, bu konuda da denklik aramakta fayda var. “Ailelerimiz anlaşabilir mi? Ben onun ailesiyle uyuşabilir miyim?” diye de sorulmalıdır.</p>
<p>Ailesinin sizden hoşlanmadığı ya da sizin ailenizin hoşlan­madığı biriyle evlilik yapacaksanız, aradaki soğuklukların önce­den giderilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Denklik Tam Olmayınca</strong></p>
<p>Evlilikte yapılan en akıllı davranışlardan birisi, dengiyle ev­lenmektir. Diyelim ki dengi dengine olmayan bir evlilik gerçek­leşmiş. Çok üzülmeye gerek yok; değişebilecekler var, değişmeye­cekler var. Değişmeyeceklere takılmaya gerek yok artık. Mesela tahsil farkı kapatılabilir veya mesafe kısaltılabilir. Dışarıdan eği­timler, çeşitli kurslar ve kitap okumalarla, açık, neden kapatıl­masın? Erkek dört, kadın beş yıllık fakülte mezunu ise yüksek lisansla ona yetişmek mümkündür.</p>
<p>Karş<u>ılık</u>lı birbirinizi çok sevdiniz; evlenmeden önce şöyle uya­ranlar oldu: “Beğendiğin kız biraz zengin; bir müddet sonra şıma­rabilir. İkiniz arasındaki boy farkı da hayli fazla; zamanla yanyana yürümek istemeyebilirsin.” “Sorun değil.” diyerek uyarıları dikka­te almadınız. Aylar, yıllar geçtikçe uyarılan konular gerçekleşmeye başladı. Artık yapacak bir şey yok; kabulleneceksiniz.</p>
<p>Boy, eğitim gibi konularda tavsiye ettiğimiz denklikler ol­masa bile, problem etmeden evliliği mutlu bir şekilde sürdüren­ler bulunabiliyor. Hanım daha zenginse, ima ile dahi olsa bunu beyine hissettirmeyebiliyor. Böyle güzel örneklerin bulunması sevindirici bir durumdur.</p>
<p><strong>Evliliklere Yardımcı Olanlar</strong></p>
<p><em>Hayırlı işlere vesile olan, onu yapan gibidir.<sup>[Tirmizi,İlim,14)</sup></em></p>
<p>[Hadis-i Şerif]</p>
<p><strong>Aracılar</strong></p>
<p>Küçük yerleşim bölgelerinde herkes birbirini tanıyordu. Bi­raz daha geniş çevredeki insanlar da düğün ve bayram gibi sosyal sebeplerle tanışıyorlardı. Kimin oğlu ve kızının olduğunu öğren­mek zor değildi. Şehirleşmeden dolayı insanlar, ancak okul ve iş sebebiyle çevre edinebiliyorlar. Evlenmek isteyen gençlerin işleri, eskiye göre biraz daha zorlaştı. O bakımdan, yakın dostların yar­dımlarına ihtiyaç artmaktadır.</p>
<p>Aracılık yapmak isteyen kimseler, hiçbir beklentiye girme­den iyi niyetli olduklarını hissettirmelidir. Yalnız, insanlardan bir beklenti içinde olmamak ayrı, Allah’tan gelecek sevapları ummak ayrı. Siz aracılığı sevap kazanayım, diye yapmıyorsunuz, ama Allah da sizi ödüllendiriyor. Kur’an’da şöyle müjde verilmek­<strong>tedir: “Kim, </strong><em>iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olun Kim, kotu bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur Allah her şeyin karşılığım vericidir.(Nisa,85)</em> Bu konuda özel bir hadis de vardır: <strong>“Ev­lenme işi için, iki kişi arasında aracılık yapmak, en faziletli aracılıklardandır.”(İbn mace,nikah,49)</strong></p>
<p>Bir ömrü ilgilendiren konuda aracılık yapan kimselerin çok <strong>dikkatli </strong>olmaları gerekir. Tanıdıkları gençlerin özelliklerini, diğer <strong>tarafa, </strong>abartı yapmadan aynen aktarmalılar. “Ona kefilim; kızım <strong>olsa veririm.”, </strong>“Oğlum olsa alırım.” gibi iddialı cümlelerden <strong>kaçın­malıdır. </strong>Çünkü insanları, her yönüyle tanımak mümkün değildir. <strong>Onun i<u>çin</u> </strong>hiçbir sorumluluk alınmayacağı <strong>da belirtilmelidir.</strong></p>
<p>Bazı kimseler, sevdikleri bir arkadaşının kızı veya oğlunun <strong>evlenebilmesi </strong>için, bildiklerini tam anlatmayabiliyor. Bu tutum, ahlaki bir davranış değildir.</p>
<p><strong>Referanslara Dikkat!</strong></p>
<p>Evlilik yoluna çıkıldığında referanslara ihtiyaç duyulabilir. Referans olan kişi, iyi niyetlidir, ama ölçüleri farklıdır. Onun, olaylara sizin gözünüzle bakması mümkün değildir; önce bu bi­linmelidir.</p>
<p>Bazı tanıdıkları, araştırılan kişiye iyilik olsun, diye gereksiz övgüler yapabilir. Sizden çok, o kişiye iyilik yapma niyeti vardır. Hatta o kimseyle görüşerek “Seni bana sordular; hakkında olum­lu konuştum/’ bile diyebilir. Mesela sizin namaz hassasiyetinizi biliyorsa, o kişiyi cumada-bayramda görmüşse, “Namazlarını hiç geçirmiyor.” diye şahitlik de yapabilir.</p>
<p>Tam bu durumun tersi de olabilir. Birisine sevmediği bir ki­şiyi sormuş olabilirsiniz. O da duygularına yenilerek doğru bilgi vermeyebilir, öyle anlaşılıyor ki referans olan kimseler hakkında da temkinli olmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Flörtün Sonucu</strong></p>
<p>Flört edenin <em>kalbi, o kadar yüksek sesle atar ki aklının sesini duyamaz.</em></p>
<p>[Bern William]</p>
<p>Flört denilince, genellikle iki cinsin teke tek beraber olması akla gelmektedir. Flört edenler, birbirlerini tanıma ve evlenme niyetinde olduklarını söyleseler de gerçekte gençlik kıpırtılarının doyumu, gezme ve egoların çarpışması olarak yapılıyor.</p>
<p>Evliliğe, flört ederek adım atmayı savunanlar, gittikçe artı­yor. Televizyonlarda, yıllarca flört etmeleriyle övünenler de bulu­nabiliyor. Ancak flört ederken evliliğe niyeti olanlar, birbirlerini gereğinden fazla kandırabiliyor. Bana gelen danışanlarımın itiraf­ları var: “Yıllarca flört ettiğim kişiyle evlendim; ama o zamanki kişiyle şimdiki eşimin hiç ilgisi yok.”</p>
<p>Flört sırasında “Tam istediğim gibi; her konuda uyum sağlı­yoruz.” denir. Hâlbuki problemler, genellikle halayının bitip kişi­lerin gerçek yüzünün ortaya çıkmasıyla başlar.</p>
<p>Evlenecek gençlerin birbirlerini tanımak istemeleri çok nor­mal. Biz de bunu tavsiye ediyoruz; fakat flört döneminde gerçek­ler görülmüyor ki!</p>
<p>“Peki, evlenilecek kişi, flört etmeden nasıl anlaşılabilir?” diye sorulabilir. Yapılan bazı araştırmalar, özellikle bayanların ilk üç dakika içinde değerlendirme yapabildiklerini göstermekte­dir. Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuş­ma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile, kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Tabi biz, üç dakikada kararınızı verin, demiyoruz, ikna oluncaya kadar araştırma ve görüşmeler yapabilirsiniz. Kar­şınızdaki insanın karamsar mı, hoşgörülü mü olduğunu anlamak o kadar zor olmaz.</p>
<p>Sözü uzmanma bırakıyorum: “Karşı cinsle ilişkisinde cinsel­liği ön planda tutan erkek, ilk aşaması arkadaşlık, ikinci aşaması</p>
<p><strong>Yolculuk Başlamadan</strong></p>
<p>Sevgililik, üçüncü aşaması ise cinsellikten oluşan flörtte, hemen üçüncü aşamaya geçmek ister. Eğer bunda başarılı olursa, bu kez kadın kendisini kullanılmış hisseder. Erkek de kolay elde ettiği şeye, değer vermemeye başlar.(6)</p>
<p><strong>Nişanlanma Gereği</strong></p>
<p><em>&#8220;Nişanlıyken, ayağın taşa çarpsa *Ah canım! İyi misin? * olur. Evliy­ken, *Gözün kör müydü? Önüne baksana!* olur.”</em></p>
<p>Nişanlanma, Eski Türklerde vardı. İslam Hukukunda ise nişanlılık, bir evlenme vaadi olarak kabul edilir ve evlenmeye zorlayıcı bir niteliğin bulunmadığı belirtilir. Orta çağ kilise hu­kukunda, nişanlılığın sona erdirilmesi evlilik kadar zordu.</p>
<p>Nişanlılık döneminde, çiftlerin birbirlerinin ilgilerini, kişi­liklerini ve alışkanlıklarını öğrenebilecek geniş fırsatlar vardır. Bu süreçte çiftler, daha yakından görüşebilecekleri için, duygusal yaklaşımın yanı sıra, ilişkilerine mantık açısından da bakabilir­lerse, bilinmeyen yönlerin öğrenilmesi daha kolay olacaktır.</p>
<p>Nişandan dönülebileceği ihtimali göz önünde bulundurulur­sa adaylar daha dikkatli olurlar. Her iki taraf da mahçup olabile­cek bir davranışa girmezler.</p>
<p>Nişanlı çiftler, birbirlerine şirin ve hoş görünmek için elle­rinden geldiğince kendilerini değiştirebilirler, iyi yönlerini göste­rirler. Onun için, evlendikten sonra, bazı problemlerin yaşanması normaldir. Mark Tvvain <em>&#8220;Herkes, aya benzer. Karanlık bir tarafı vardır ve bunu hiç kimseye göstermez.”</em> dese de nişanlılıkta adayı tanıma fır­satları çıkacaktır. Nişanlılık, birbirini yakından tanıma dönemi olduğu kadar plan ve program yapma fırsatıdır da.</p>
<p>Bazı nişanlıları görürüz; tartışırlar, kavga ederler. Onlardan biri hakkında “Evlenince değişir.” denmesine aldanmamak ge­rekir. Değişir; doğrudur, fakat daha katı ve hırçın olabilir. Aşırı kıskanç, sinirli, kaba olan insanlar, evlenince karşılaştıkları yeni durumdan dolayı daha da gerilebilirler. Çünkü nişanlılıkta gizle­dikleri olumsuz yanlan, evlenince meydana çıkacaktır.</p>
<p>Özellikle hanım kızlar, nişanlılık dönemlerinde şiddet gör­dükleri kişiyle evlenmemclidir. “Evlendiğimizde, sevgimizle bu tartışmaları aşarız.” düşüncesine aldanılmamahdır.</p>
<p>Nişanlılık, sadece iki gencin birbirini tanımasıyla ilgili de­ğildir. İki tarafın aileleri ve ilgili yakın çevresi de birbirleriyle tanışacaklardır.</p>
<p>Bazıları, nişanlılıkta “Nasıl olsa evleneceğiz.” zihniyetiyle mahremiyet konusunda rahat davranmaktadır. Tenha mekân­lar, şeytanın tahriki, saf ve temiz duygularla başlayan ilişkile­ri, ıstırap yumağı hâline getirebilir. Hâlbuki “Evlenmeyebiliriz.” düşüncesiyle dikkatli olmak gerekmektedir. Özellikle nişanlılık dönemindeki heveslerine kurban giden çok kız bulunmaktadır.</p>
<p>Nişanlılık döneminde çekilen fotoğraflar ilerde sıkıntı ola­bilir. Onun için tedbirli olmak gerekir. Nişanlanma, bir evlilik sözleşmesi değildir. Fotoğraf meselesinde olduğu gibi her konuda temkini elden bırakmamalıdır. Evlilik hazırlığı yapılmalı, kitap­lar okunmalı, tecrübeli kimselerin görüşlerine başvurulmalıdır. Büyüklerden duyulan bir öğüt bile, geleceğe yön verebilir.</p>
<p>Nişanlılık süresi, kişilerin durumu ve evlilik öncesi yapıla­cak hazırlıklara göre değişir. Nişanlılık dönemi, çok kısa tutul­mamalı. Aceleye getirmek isteyenlere karşı dikkatli olmak gere­kir; hatta acele edenin amacı araştırılmalıdır. Tersi de tehlikeli olabilir; çok uzun süren nişanlılık, kendi içinde yıpranmalara yol açar. Anne baba kaprisleri ve lüks düğün hazırlıkları yüzünden dört-beş yılı bulan nişanlılıkların, nice mutsuzluklar getirdiğinin bizzat şahidiyim.</p>
<p>Nişanlılık süresinin ortalama üç ay olmasını uygun görenle­re katılıyorum; hadi biraz daha toleransla, altı ayı geçmemelidir. Askerlik ve yüksek lisans gibi sebeplerle farklı tarihler elbette iki tarafın da anlayışla karşılayacağı durumdur.</p>
<p>Nişanlılık süresi içinde gençler, nerede ve nasıl bir hayat ge­çireceklerini, hangi rolleri üstleneceklerini, dinî inanış ve uygu­lamalarını, akraba ilişkilerini nasıl düzenleyeceklerini, ne kadar süre çocuk isteyip istemeyecekleri gibi konuları konuşabilirler.</p>
<p><strong>Nikâh Ne Zaman?</strong></p>
<p>Şartlarına <em>eksiksiz uymanız gereken en önemli sözleşme, eşinizle yaptığınız nikâh sözleşmesidir.(Buhari,Nikah,52)</em></p>
<p>[Hadis-i Şerif)</p>
<p><strong>Tek Nikâh Yeterli mi?</strong></p>
<p>Nikâh, evliliğin resmen tescili ve ilanıdır. Belediyelerde ya­pılan nikâh normalde dinen de geçerlidir. Fakat bizim ülkemizde dinî nikâh olmadan eksik kalacak zannedilir. Onun için bir de imamlara nikâh yaptırılır. Artık müftülüklerde resmi nikâh yap­tıranların ikinci bir nikâha ihtiyaçları kalmayacaktır.</p>
<p>Evlenecek kişiler, nikâhı ne zaman yapmalılar? En uygunu, dışarıdan bakıldığında “Bu kişiler evlidir.” düşüncesini uyandıra­cak zamanda yani düğüne yaklaşıldığında yapılmasıdır. Çünkü kafa karışıklığı, son günlere kadar devam edebiliyor. Bir aksilik çıktığında, boşanmanın zorluklarıyla karşılaşmamak için acele edilmemelidir.</p>
<p>Bunun dışında, resmi nikâh yaptırmadığı hâlde, dini nikâh­la evlenenler olabiliyor. Mesela, bazı gençler, ailelerinden haber­siz gizlice dinî nikâh yaptırıyorlar. Duygularına ve dürtülerine hâkim olamayan bu gençler, çoğu zaman üzüntü verici sonuç­larla karşılaşıyorlar. Kapılacakları suçluluk duygusu, psikolojik problemler de doğuruyor. Ailelerinin maddî ve manevi destekle­rini almadan bu uzun yolculuğa çıkmamalılar.</p>
<p>Anne babalar, gençlerin kendilerinden habersiz girişimde bulunmamaları için onlara olgun ve anlayışlı davranmalı, önle­rine çıkabilecek sıkıntılara işaret etmeliler. Gerekirse de üniver­sitedeyken, kendilerini korumak için evlenmek isteyen çocukla­rına destek olmalıdırlar.</p>
<p><strong>Evlilik Sözleşmesi</strong></p>
<p>Evlilik, yirmi-otuz yılını birbirinden ayrı geçirmiş, muhte­melen birbirini hiç tanımamış ve farklı hayatlar kurmuş iki insa­nın hayatını “birleştirme çabasıdır.</p>
<p>Evlilik gibi ciddi bir karar almış iki insanın dikkat etmesi gereken, bu farklılıklardan yeni bir bütün, bir sentez oluştura­bilmektir ki evliliğin en güzel yönü de bu bütünlükten sağlam bir çınar çıkartabilmesidir. Mutlu ve sağlam bir beraberliği yü­rütebilmek için, çiftlerin, özellikle en kritik zamanlarında nasıl davranacaklarıyla ilgili olarak bir akit, bir sözleşme imzalamış olmaları, bir can simidi rolünü taşıyacaktır.</p>
<p>Millet olarak yazılı metinlerden hoşlanmayız. Sözler ise unu­tulabilir. Çatışmalarda duygular kabarınca, suçlamalar tansiyonu artırır. Sözleşme hazırlanırken iyi niyetle, “Kendi sorumlulukla­rımı bilmek istiyorum.” düşüncesi olursa, eşimizin zihnindeki soru işaretleri kalkacaktır. “Eskiden sözleşme mi vardı?” demeye gerek yok. Artık hayatımıza, önceden olmayan çok yenilikler gir­di. Yaşamamızı kolaylaştıracak güzellikler önümüze gelirse kabul etmekte tereddüt etmemeliyiz.</p>
<p>Tavsiyemiz, çiftin önceliklerini belirleyip farklı yaklaşımlar geliştirdikleri konularda bir “orta yol” belirlemeleridir. Evlilik öncesinde veya evliliğin ilk yıllarında yapılan bir sözleşme, ilk zamanlarda yapılan fedakârlığın kalıcı olmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Evlilik anlaşması hazırlamayı, bir güven eksikliği simgesi olarak görmemek gerekir. Sözleşme, bazı zorluklarla karşılaşınca, hayal kırıklıklarını ve pes etmeyi engelleyecektir. Geleceğe dö­nük iyi bir yatırımdır. Doğru karar verme, kolaylaşacaktır. “Son­ramın neler getireceğini tam bilemeyiz; ama “önce”den hazırlıklı olursak, çözüm yolları önümüze açılır.</p>
<p>Üzerinde durduğumuz sözleşme, mal varlıklarıyla ilgili olanı değildir. Gerekli görenler, o yönleri de dâhil edebilirler. Bizimkisi biraz da vicdani bir hatırlatma içindir. Sözleşmede hangi konular­da önem verileceği çiftler tarafından belirlenecektir. Her çiftin sözleşmesi, diğerlerinden farklı olabilir. Şu sözleşme örneği, yar­dıma olabilir umarım:</p>
<p>Açık ve net olacağımıza ve en zor durumlarda bile yalana başvurmayacağımıza, çevrenin etkisiyle ilişkimizin zedelenme­sine izin vermeyeceğimize, birbirimizin özel ve sessiz anlarına ve estetik anlayışına saygı duyacağımıza, çocuk bakımında kar­şılıklı özveri ve en doğru yöntemlerle hareket edeceğimize söz veriyoruz.</p>
<p>İbrahim Ünal &#8211; Kim Korkar Evlilikten?,syf:17-64</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>(1)-Hamdi Döndüren, Aile <em>İlmihali.</em> Altınoluk Yayınlan, 1995, s. 592.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"></a>{2] John Gray. <em>Erkekler Mars&#8217;tan, Kadınlar Venüs&#8217;ten.</em> Çev. Gülden Şen. Al<u>tın</u> Kitap­lar, 2004, s. 138.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"></a>[3] <em>A.g.e,</em> 138.</p>
<p>[4] Kalyoncu, <em>A.g.e,</em> 15.</p>
<p>[5] Doğan Cüceloğlu, Evlenmeden <em>Önce.</em> Remzi Kitabevi, 2017. s. 35.</p>
<p>6-Nevzat Tarhan, <em>Evlilik Psikolojisi,</em> Timaş Yayınlan, 2006, s. 37.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evlilik-yolculugu/">Evlilik Yolculuğu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/evlilik-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soren Kierkegaard &#8211; Evliliğin Estetik Geçerliliği  (Notlarım)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2023 16:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26460</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Hazzı yoktan bihakkın var etmek üzere, Ne çok da şey birleşmeli yeryüzünde! Önce birbirini anlayan iki yürek, Sonra onlara yoldaşlık eden letafet; Sonra ay, ışıkları kayın dallarının arasından, Baharın içine yayılan, Kuytularda buluşabilsinler diye, Sonra buse &#8211; ve sonra masumiyet.&#8221; Küçük bir akarsuyun kenarına oturmu şumdur sık sık. Daima aynıdır, aynı yumuşak melodidir, dipte [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/">Soren Kierkegaard – Evliliğin Estetik Geçerliliği  (Notlarım)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-26461 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-300x270.jpg" alt="" width="357" height="321" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-300x270.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-600x539.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512.jpg 690w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hazzı yoktan bihakkın var etmek üzere,<br />
Ne çok da şey birleşmeli yeryüzünde!<br />
Önce birbirini anlayan iki yürek,<br />
Sonra onlara yoldaşlık eden letafet;<br />
Sonra ay, ışıkları kayın dallarının arasından, Baharın içine yayılan,<br />
Kuytularda buluşabilsinler diye,<br />
Sonra buse &#8211; ve sonra masumiyet.&#8221;</p>
<hr />
<p>Küçük bir akarsuyun kenarına oturmu şumdur sık sık. Daima aynıdır, aynı yumuşak melodidir, dipte aynı yeşil örtüsüdür sakin dalgaları altında bel veren, aynı hayvancıklardır aşağılarda dolanan, küçük bir balık çiçeklerin altına saklanır, solungaçlarını açar akıntıya karşı, bir taşın altına saklanır. Ne kadar tekdüze olsa da, nasıl da zengin bir çeşitliliktir! Evlilik hayatı da böyledir, sessiz sakin, gösterişsiz, vızır vızır; fazla bir changement&#8217; yoktur ve yine de o su gibidir, akar durur ve yine de o su gibidir, bir melodisi vardır, ona aşina olan için .değerlidir, erkek için değerlidir, zira ona tastamam aşinadır; şatafatlı değildir ve yine de ara sıra üzerine bir parıltı yayılır, ama onun alışıldık seyrine sekte vurmaz, tıpkı ay ışığının o akarsuyun üzerine vurup, melodisini çaldığı enstrümanı göz önüne serdiğinde olduğu gibi.</p>
<hr />
<p>Yüce olan doğuştan değil, sonradan kazanılandır;&#8221; zira bir insanın fetihçi tabiatı ve fetih yapması aslında doğuştandır, ama sahip olduğu ve sahip olmak istediği şey sonradan kazanılandır. Fethetmek övünçle, sahip olmak alçakgönüllülükle ilgilidir, fethetmek fevrilikle, sahip olmak sabırla ilgilidir, fethetmek tamahkarlıkla; sahip olmak kanaatkarlıkla; fethetmek yemek ve içmekle, sahip olmak dua ve oruçla ilgilidir.</p>
<hr />
<p>Kadın zayıftır, denir, keder ve endişe kaldıramaz, zayıf ve kırılgan olana sevgiyle davranılmalıdır. Yalan! Yalan! Kadın da erkek kadar, belki daha da güçlüdür. Ve sen onu bu denli aşağılarken, ona sahiden sevgi mi göstermiş oluyorsun? Ya da onu aşağılama iznini sana kim verdi ya da ruhun nasıl olur da kendini ondan daha mükemmel bir canlı addedecek kadar kararmış olabilir? Çekinme, ona her şeyini aç. Acizse, bunu kaldıramıyorsa, o zaman tabii sana yaslanabilir, sen ne de olsa yeterince güçlüsün. Bak, bunu hazmedemiyorsun, buna gücün yok. Şu halde, güçten yoksun olan sensin, o değil.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı işin doğrusunu bilir, onun devinimleri dışa doğru değil, içe doğrudur ve burada kendine has geniş bir dünyası olduğunu ve aynı zamanda, kendine her bir küçük gem vuruşun kendiliğin den, aşkın sonsuzluğuna kıyasla bambaşka bir ölçülebilirliği olduğunu kısa sürede algılar ve mücadele edecek o kadar çok şey olduğu için acı duysa bile, bu mücadele için cesaret de duyar, evet, günahın dünyaya girmiş olduğuna neredeyse bayram edebildiğinde, sana bir başka anlam da paradokslarda baskın çıkacak kadar cüretkardır; zira onları çözecek cesarete sahiptir.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı silahlıdır; zira niyet sadece dik katin dış dünyaya çevrilmesinden ibaret değildir, isteğinde kendine, kendi iç dünyasına doğru çevrilmesidir. Ve şimdi her şeyi tepetaklak ediyorum ve diyorum ki: Estetik olan dolayımsız olana değil, kazanılmış olana dayanır; lakin evlilik, bünyesinde dolaylılığı içeren dolayımsızlıktır, zamansallığı içeren sonsuzluktur.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı silahlıdır; zira niyet sadece dik katin dış dünyaya çevrilmesinden ibaret değildir, isteğinde kendine, kendi iç dünyasına doğru çevrilmesidir. Ve şimdi her şeyi tepetaklak ediyorum ve diyorum ki: Estetik olan dolayımsız olana değil, kazanılmış olana dayanır; lakin evlilik, bünyesinde dolaylılığı içeren dolayımsızlıktır, zamansallığı içeren sonsuzluktur.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı silahlıdır; zira niyet sadece dik katin dış dünyaya çevrilmesinden ibaret değildir, isteğinde kendine, kendi iç dünyasına doğru çevrilmesidir. Ve şimdi her şeyi tepetaklak ediyorum ve diyorum ki: Estetik olan dolayımsız olana değil, kazanılmış olana dayanır; lakin evlilik, bünyesinde dolaylılığı içeren dolayımsızlıktır, zamansallığı içeren sonsuzluktur.</p>
<hr />
<p>Bir insanın ev bark fikrine her şeyden önce, bunun bir görev olduğu sanısıyla ilişkilendirmesi gerekir, o yapmacık ve küçümseyici rehavet fikrini ancak bu suretle giderir.</p>
<hr />
<p>&#8220;Evlenen erkek bir servet kazanmış gibidir. Kendisine uygun bir yardımcı edinmiştir, bir dayanağı vardır. Bir mülkün çevresinde parmaklık yoksa yağma edilir. Bir erkeğin karısı yoksa yaşamda onun bir amacı yoktur, her zaman yakınır.</p>
<hr />
<p>Ve yine de çocuklar bir nimettir. Bir insanın derin bir içtenlikle çocukları için en iyisini düşünmesi güzel ve iyi bir şeydir, ama bunun sadece onun üzeri ne yüklenmiş bir vazife, bir sorumluluk değil, bir nimet de olduğunu ve göklerdeki Tanrı&#8217;nın, insanların bir kere bile unutmadığı şeyi, beşiğe bir hediye bırakmayı unutmamış olduğunu ara sıra hatırına getirmezse, o zaman gönlünü ne estetik ne de dini duygulara açmış demektir.</p>
<hr />
<p>Ve yine de çocuklar bir nimettir. Bir insanın derin bir içtenlikle çocukları için en iyisini düşünmesi güzel ve iyi bir şeydir, ama bunun sadece onun üzeri ne yüklenmiş bir vazife, bir sorumluluk değil, bir nimet de olduğunu ve göklerdeki Tanrı&#8217;nın, insanların bir kere bile unutmadığı şeyi, beşiğe bir hediye bırakmayı unutmamış olduğunu ara sıra hatırına getirmezse, o zaman gönlünü ne estetik ne de dini duygulara açmış demektir.</p>
<hr />
<p>Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün çetelesini tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.&#8221;&#8216; Hz. İsa&#8217;nın havarilerinden birinin bu harikulade sözlerini bir düşün, bu sözlerin bütün bir ömre uygulandığını bir düşün, ama buna insanın bunları çok kez kolaylıkla yaptığı, çok kez hata ettiği, çok kez unuttuğu, ama yine de onlara yeniden geri döndüğü düşüncesiyle birleştir;</p>
<hr />
<p>Evlilik bir karakter okuludur, insan karakterini yüceltmek ve eğitmek için evlenir.</p>
<hr />
<p>Dünyevi aşk birçoğunu sevmekle başlıyor, bunlar geçici hevesler ve bir tekini sevmekle son buluyor; tinsel aşksa gitgide açılıyor, giderek birçoğunu ve daha da çoğunu seviyor, ondaki hakikat hepsini sevmekte yatıyor. Dolayısıyla evlilik hem duyumsal hem de tinsel, özgür ve aynı zamanda zorunlu, kendinde mutlak ve kendinden ötede kendini dışavuruyor.</p>
<hr />
<p>Evet, uzaklara, çok uzaklara, ruhum yeniden sıhhate kavuşabilsin, göğsüm yeniden derin nefes alabilsin, bu basık havada boğulmayayım diye &#8211; uzaklara.&#8221;</p>
<hr />
<p>Henüz gençsin, sahip olduğun o zihinsel kıvraklık gençliğe çok yakışıyor ve gözü bir süre oyalıyor. İnsan bir soytarı seyreder gibi şaşkınlıkla bakıyor, eklemleri öyle yumuşak ki, insana has tüm yürüyüş ve duruş şekilleri yok olmuş; sen işte zihinsel anlamda böylesin, ayaklarının üzerinde olduğu gibi başının üzerinde de durabilirsin, senin için her şey olası ve sen bu olasılıkla diğerlerini ve kendini hayrete düşürebilirsin; ancak bu sağlıksız ve huzurun için sana yalvarıyorum, gözlerini dört aç ki, senin için avantaj olan şey başına bela olmasın. İnanç sahibi bir insan kendini ve her şeyi allak bullak edip canının istediği gibi değişti remez. Bu yüzden seni uyarıyorum, dünyaya karşı değil, kendine karşı ve dünyayı sana karşı uyarıyorum</p>
<hr />
<p>Sen ilahi ve beşeri yasalarla tesis edilmiş olan her şeyi hor görüyorsun ve ondan kurtulmak için de tesadüfiliğe sarılıyorsun, ki o bu durumda, sana yabancı fakir bir kadın. Ve duygudaşlığına gelince, bu belki sadece bir duygudaşlıktı; deneyin için. Bu dünyadaki varoluşunun sadece tesadüf üzerine hesaplanabilmesinin muhtemel olmadığını bütünüyle unutuyorsun ve bunu birincil etmen haline getirdiğin anda, en yakınlarına ne borçlu olduğunu da tamamen unutuyorsun.</p>
<hr />
<p>Sen ilahi ve beşeri yasalarla tesis edilmiş olan her şeyi hor görüyorsun ve ondan kurtulmak için de tesadüfiliğe sarılıyorsun, ki o bu durumda, sana yabancı fakir bir kadın. Ve duygudaşlığına gelince, bu belki sadece bir duygudaşlıktı; deneyin için. Bu dünyadaki varoluşunun sadece tesadüf üzerine hesaplanabilmesinin muhtemel olmadığını bütünüyle unutuyorsun ve bunu birincil etmen haline getirdiğin anda, en yakınlarına ne borçlu olduğunu da tamamen unutuyorsun.</p>
<hr />
<p>Bütün iyilikler için Tanrı&#8217;ya şükrediyorum ve zaafları unu tuyorum. Ancak bu o kadar önemli değil; ama bir şey var ki bunun için Tanrı&#8217;ya tüm ruhumla şükrediyorum; o sevmiş olduğum tek ve ilk kişi ve Tanrı&#8217;ya tüm kalbimle yalvardığım bir şey var ki o da bana asla başka birini sevecek gücü bahşetmemesi. Bu bir aile duası, yani zevcem de paylaşıyor; ancak onu buna ortak etmekle benim için her duygu, her ruh durumu daha üst bir anlam kazanıyor.</p>
<hr />
<p>Ah! Evet sen tuhaf bir varlıksın, bir bakarsın bir çocuk, bir bakarsın bir ihtiyar, bir bakarsın yüksek ilmi sorular üzerinde, hayatını onlara nasıl adayacağı üzerinde müthiş bir ciddiyet ve ısrarla fikir yoran bir kimse, bir bakarsın aşk hastası bir budala oluvermişsin. Ama sen evliliğin çok uzağındasın ve umarım koruyucu meleğin seni yanlış yollara sapmaktan alıkoyar; çünkü bana bazen öyle geliyor ki sen küçük Zeus&#8217;u oynamak istiyorsun.</p>
<hr />
<p>Evet, evlilik hayatın estetiğidir;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/">Soren Kierkegaard – Evliliğin Estetik Geçerliliği  (Notlarım)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlilik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/evlilik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/evlilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 07:48:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çok da eski olmayan bir tarihe dek evlilik uzun süreli kutsal bir birliktelik olarak görülüyordu. Bugün ise birçok insan için bir çeşit dönemsel anlaşmaya, vazgeçilebilir bir şeye dönüştü. Aşka ruhsal esenliğin yegâne biçimi olarak bakılıyor, aşktan o kadar çok şey bekleniyor ki&#8230; Neredeyse bir tür seküler kurtuluş addediliyor aşk. Modern Batı top- lumlarında hayatın neşeli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evlilik/">Evlilik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-26057 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-300x200.jpg" alt="" width="329" height="219" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-600x401.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/ideal-evlilik-yasi_1584623849_thumb.jpg 650w" sizes="(max-width: 329px) 100vw, 329px" /></p>
<p>Çok da eski olmayan bir tarihe dek evlilik uzun süreli kutsal bir birliktelik olarak görülüyordu. Bugün ise birçok insan için bir çeşit dönemsel anlaşmaya, vazgeçilebilir bir şeye dönüştü. Aşka ruhsal esenliğin yegâne biçimi olarak bakılıyor, aşktan o kadar çok şey bekleniyor ki&#8230; Neredeyse bir tür <em>seküler kurtuluş</em> addediliyor aşk. Modern Batı top- lumlarında hayatın neşeli anlarının sorumluluğu artık evli­lik bağının omuzlarında. &#8220;Evliliğinde mutlu musun?&#8221; sorusu, mutluluğun karşı konulamaz bir mecburiyet olarak telakki edildiği günümüz toplumunda giderek kolay bir vazgeçişe kapı aralıyor. Tahammül kayıplara karışıyor. Metafizik bir gücün bizi izlediğini düşünmüyorsak eğer, hayatın haz ve zevklerine balıklama dalmamıza kim mani olabilir?</p>
<p>Modern toplumda iş ve aile temel tatmin kaynaklan olarak öne çıktığında, birindeki mutsuzluk kolaylıkla di­ğerine de tercüme edilebilir hale geldi. Boşanma ve bekâr yaşama oranlan arttıkça &#8220;başarılı bir evlilik&#8221; insanlar için gurur kaynağı olmaya başladı. Günümüzde evlilik, ilahi bir buyruk doğrultusunda hayatı tanzim etmeyi değil, modern toplundan kemiren güvensiz­lik ve yalnızlığı iyileştirmeyi vaat etmektedir. Kapitalizm, duygusal bağları da elden ge­çirmiş durumdadır. Duygusal kapitalizm, modern toplumda duygusal bağlan akılcılaştırıp metalaştırmıştır. İlişkiler maliyet-fayda analizi üzerinden değerlendiriliyor artık. &#8220;Sen bana ne veriyorsun ve verdiğin şey sana katlanmam için değer mi?&#8221; Değişen cinsiyet rolle­riyle birlikte kafa karışıklığı da artıyor. İlişkilere bir de çe­lişkiler zinciri ekleniyor. Kadınlar iş ve ev yaşamı arasında mütemadiyen yer değiştiriyor. İş yaşamının katı çalışma ko­şullan kadınların işini zorlaştırıyor. Erkekler cephesinde de çok şey değişti: Duygusallıktan uzak, sert erkek imajı artık makbul değil. Kadınların işgücündeki çarpıcı artış, erkek­lerin ve kadınların aile içinde ve dışında ne yapmaları ge­rektiğine dair eski tanımlara meydan okuyor. Kadınlar aile gelirine katkıda bulunmada önemli bir rol üstlendikçe, babaların ev işlerine ve çocuk bakımına daha fazla katılımıyla ilgili bir fikir değişimi gerçekleşiyor. Sanayileşmiş ülkeler­de yapılan araştırmalar, modern babaların günlük aile et­kinliklerine geçmişin babalarından daha fazla katılmasına rağmen (eşlerin her ikisi de tam zamanlı çalışıyor olsa bile) <em>aile işlerinin ve çocukların bakım yükünün büyük kısmını kadınların taşımaya devam ettiğini</em> ortaya koyuyor. Çalışan annelerin çoğu evde, eve &#8220;ikinci vardiya&#8221;ya geldiklerini ifade ediyor. Kankocalar bu sorunlarla boğuştukça, <em>eğer</em> ilişkile­rini onarmanın yollarım bulamazlarsa, birbirlerine düşman hale gelebiliyor. Eşler hem çocuk yetiştirmek hem de hayat arkadaşlarının kendilerine bir duygusal sıcaklık sunmasını beklerken büyük bir düş kırıklığı ve tükenmişlik girdabına yuvarlanabiliyor.</p>
<p>Evlilik her ne kadar toplumdan topluma, kültürden kül­türe, hatta aileden aileye bazı yapısal farklılıklar gösterse de tarih boyunca tüm toplumlarda varlığını sürdürmüş ve insan hayatında, aile kurarken birçok bireyin tercih ettiği önemli bir sosyal kurum olmuştur. Evlilik aile kurma yol­culuğundaki ilk ve önemli duraklardan biri olma özelliğini günümüzde de hâlâ koruyor. Evlilik, içinde çocuklarımızın büyüdüğü, toplumsal ilişkilerde çeşitli rollerde yer alma­mızı sağlayan, çocuklarımızı topluma hazırladığımız uzun soluklu bir yolun başlangıç noktası. Evliliğinin hukuki ve resmi olan boyutunun yanı sıra bir de duygusal boyutu var: Uygurlar evliliği &#8220;kavuşmak&#8221; anlamında kullanıyorlar. Evli­liği anlamlı kılan da kavuşmak ve bu duygusal beraberliğin devamıdır. Bu duygusal beraberlik iki bireye de iyi gelmeye devam ettiği sürece, o beraberlikten doğacak çocuklar ruhen ve bedenen sağlıklı olarak gelişeceklerdir.</p>
<p>İnsan ancak bir başkasının varlığıyla serpilip gelişen bir varlık. Kurduğumuz ilişkiler bize kim olduğumuzu, korku­larımızı ve güçlü noktalarımızı, neyi gerçekten istediğimizi öğretir. Karşılaştığımız her insan bize mutluluk veya mut­suzluk, sevgi veya çekişme getirme potansiyeline sahiptir. Sorun, günümüzde romantik ilişkilerden neredeyse her şeyi ister hale gelmemiz: Mutluluk, aşk, arkadaşlık, güvenlik, tat­min ve yoldaşlık. İlişkilerimizin bizi onarmasını bekliyoruz;</p>
<p>bizi kederden çekip çıkarsın ve bize neşe versin. Hayatımı­za giren o &#8220;özel kişi&#8221;nin bizi onarmasını beklemek bir ma­sala inanmaktır. Oysa Elizabeth Kübler-Ross&#8217;un söylediği gibi, &#8220;Bütünlük <em>ve tamlık se­nin kendinden gelmeli.&#8221;</em> Kişi önce kendi hayatının tamircisi olmalı. İns<u>anın</u> ancak dışarıdan alınacak &#8220;takviye sevgi&#8221;yle mutlu olabileceğini sa<u>nmak</u> saflık. Eşlerimizin bizi daha çok sevmesini dilemek yerine biz sevilmeye daha layık insanlar olalım. Şunu soralım kendimize: Almak istediğim kadar ve­rebiliyor muyum? Sevilmeye değer olmadığımı bildiğimde dahi sevilmek istiyor muyum? W. H. Auden&#8217;in o enfes dizele­rinde dile geldiği gibi: <em>&#8220;Denk düşmeyecekse duygular birbi­rine/ Bırak, daha çok seven ben olayım.&#8221;</em> Neden kuzum, daha çok seven sen olmayasın?</p>
<p>Bunun yanı sıra &#8220;boşanmak&#8221; da insan dünyasının bir ger­çeği. Evlilikler, ancak iki tarafın karşılıklı rızasıyla kurula­bildiği gibi, yine karşılıklı rıza ile idame ettirilebiliyor. Bo­şanmanın stres yükünü kaldırmak elbette kolay değil ancak pek de fark edilmeyen başka bir durum, evlenmenin stres yükünün de boşanmayla eşit miktarda olduğu. Daha başla­madan biten evliliklerin hikâyelerini dinliyoruz. Her şey yo­lunda giderken o stres yüküne dayanamayıp takı, eşya, konut vs. evlilik öncesi meselelerle başlama aşamasında bitiveren evlilik girişimleri dahi oluyor. Kimse bir piyango çekilişinde %50 kaybedeceğini düşünerek piyango bileti almaz. Bugün dünyadaki boşanma oranlan %50&#8217;leri, hatta Batı dünyasın­da %60&#8217;lan zorlamasına rağmen insanlar hâlâ evleniyorlar. Umudun tecrübeye karşı bitmeyen zaferi. Boşanmalar art­sa bile boşanan birçok insan yeniden evleniyor. Çünkü yer­yüzünde bizi yaşatan umuttur. Yapılan araştırmalara göre, evliliğinde mutlu olanlar, evli olmayanlara göre daha sağ­lıklı, daha uzun ve daha huzur içinde yaşıyorlar. Bu tarz bir evlilik yaşam kalitelerini artırmakla kalmıyor, yaşamlarım daha doygun ve anlamlı kılıyor. Evliliğin sevilmek, sayılmak, değer görmek, paylaşmak, yani deneyimler elde etmek, üret­mek, hayatına yeni anlamlar katmak gibi insana iyi gelen ta­rafları insanların içinde var olan umutlarım yeşertiyor. Ve bu umut devam ettikçe evlilik müessesi de devam edecek gibi görünüyor.</p>
<p>Bilhassa son yüzyılda hızlanan ölçeklerde kentleşme, pazar ekonomisi, sanayileşme; sonrasında yaşanan bilim­sel ve teknolojik gelişmeler ve nihayet modernleşme kültürü gibi bir dizi etken, evliliklerin oluşum ve yapışım değiştir­di. önceleri görücü usulü ya da aile büyüklerinin karan ile yapılan evliliklere, modern dünyada çiftlerin birbirini tanı­ması, bireysel kararlar, evlenme yaşındaki değişimler, farklı tanışma şekilleri eklendi; hatta bunlar daha ön plana çıktı. Farklı kültürlere göre, &#8220;aşk evliliği&#8221;, &#8220;görücü usulü evlilik&#8221; ve ara yelpazede farklı çeşitlerle tanımlanan evlilik yöntemleri bazı kültürlerde diğerlerine nazaran daha baskındır. Muha­fazakâr toplumlarda ailelerin gözetimindeki görücü usulü evlilikler önemini korurken, değişimlerin hızlı ve yoğun ol­duğu Batılı toplumlarda bireylerin tercihine bağlı aşk evlili­ği daha popüler hale gelmiştir.</p>
<p>Bir aile kurmak, başkalarının önceden boy vermediği derinlikteki meçhul sulara çivileme dalmak anlamına ge­lir. Sonucun öngörülmesi imkânsızdır. Aslında, evliliklerin kurulması aşamasındaki tanışma yönteminin de evliliğin devamlılığı açısından çok fark yaratmadığı söylenebilir. Bu açıdan görücü usulünü kötülemek m<u>ümkün</u> değil. Hatta gö­rücü usulünde devrede olan, muhit kontrolü ve ailenin daimi gözetimi gibi dinamikler sebebiyle, t<u>ahamm</u>ülü zor evliliklerin dahi ölünceye kadar sürmesi oldukça muhtemel. Batı&#8217;da yapılmış bir çalışma sonucuna göre, insanların evlilik önce­si flört dönemi uzadıkça evlilikte hayal kırıklığına uğrama ya da birbirinden sıkılıp bıkma ve evliliğin kopma İhtimali artıyor. Evlilik öncesi uzun zamanı birlikte geçirmiş olmak, evliliğin sağlamlığına değil, çabuk sıkılıp kopmaya bir işaret olarak da algılanabiliyor. İki öğrencinin beş on sene bütün sorumluluklardan azade olarak görüşmesi başka bir şey; iş başa düşüp evi birlikte idame ettirmeleri, yeni sorumluluk­ları taşıyabilmeleri ise bambaşka bir şey.</p>
<p>Kemal Sayar &#8211; Hatıraların Evi<br />
Günümüzde Aile,syf:57-62</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evlilik/">Evlilik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/evlilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Evi Yuva Yapan Nedir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bir-evi-yuva-yapan-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bir-evi-yuva-yapan-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 07:46:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İhtimam Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Narsisizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26053</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bir ev duvar ve kirişlerden oluşur, bir yuva sevgi ve rüyalardan.” Ralph Waldo Emerson Kısa bir zaman öncesine kadar insanlar doğdukları şehirde yaşar ve ölürlerdi. Modern zaman insanı, evini kolay terk ede­biliyor. Bellek uçucu ve uçan. Kök salmıyor, derinlere inmiyor. Bireylerdeki &#8220;mekânsal&#8221; ev algısı, &#8220;geçici&#8221; ev algısına dönü­şüyor. Mekânın değersizleşmesi, meskûn olmanın toplumsal ilişkilerinden bizi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-evi-yuva-yapan-nedir/">Bir Evi Yuva Yapan Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-26054 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/aile_ici_sirlar2-702x336-1-300x144.jpg" alt="" width="431" height="207" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/aile_ici_sirlar2-702x336-1-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/aile_ici_sirlar2-702x336-1-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/06/aile_ici_sirlar2-702x336-1.jpg 702w" sizes="(max-width: 431px) 100vw, 431px" /></p>
<p>“Bir ev duvar ve kirişlerden oluşur, bir yuva sevgi ve rüyalardan.”</p>
<p>Ralph Waldo Emerson</p>
<p>Kısa bir zaman öncesine kadar insanlar doğdukları şehirde yaşar ve ölürlerdi. Modern zaman insanı, evini kolay terk ede­biliyor. Bellek uçucu ve uçan. Kök salmıyor, derinlere <u>inmi</u>yor. Bireylerdeki &#8220;mekânsal&#8221; ev algısı, &#8220;geçici&#8221; ev algısına dönü­şüyor. Mekânın değersizleşmesi, meskûn olmanın toplumsal ilişkilerinden bizi mahrum bıraktığı için, dikkatimizi hare­kete, yer değiştirmeye ve küresel hız kültürüne tevdi ediyor. Oysa ev, Gaston Bachelard&#8217;ın dediği gibi, insanın düşünceleri, anılan ve düşleri için en büyük bütünleştirici güçlerden biri­dir. Evin öğüdü, yaşanılanınızda sürekli bir yankıdır.</p>
<p>Bugün mahremiyet adası ve tahayyül mekânı olmaktan çıkararak sığınaklara dönüştürdüğümüz modern ev, artık evdeki tüm bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak eğlence merkezleri gibi tasarlanıyor adeta. Bireycilik, ev içindeki ya­şama da olanca hızıyla etki etmiş ve evin her odasını ayrı bir interaktif yaşam alanına dönüştürmüştür. Birbirimizden ayrı, yan yana yaşayabildiğimiz evlerimiz artık bir tefekkür, dayanışma, manevi bir çekim merkezi olmak yerine bir oya­lanma adacığı. İşte bu, evin anlamdan boşalmasıdır. Çocu­ğun kendisini daha geniş bir bütünün parçası, karıkocanın birbirlerini daha yüksek bir mefkûrenin taşıyıcısı olarak al­gılamadığı bir ev, anlamdan boşalmıştır. <em>&#8220;Buralar, aşkın ve dostluğun paylaşılan teneffüs avlusu statüsünden bölgesel çarpışma alanlarına, birlik şantiyesinden tahkim edilmiş sığmaklar toplamına dönüşmüştür,&#8221;</em> diye yazar Zygmunt Bauman. Evin fertleri, ruhları birbirine dokunmadan, hatta bazen birbirlerini uzun süre görmeden bile yaşayabilirler.</p>
<p>&#8220;Dış dünyanın kaosunu ancak kendi içimizde, evin sıcaklığı ve samimiyetiyle bir nebze söndürebiliriz.&#8221;</p>
<p>Aileyi bir arada tutan şey yakınlıktır. Menfaat siz, teklif­siz, hesapsız, maskesiz, sadece kendi olmanın tatlı huzuru. Ev yuva olmaktan çıkarılıp bir eğlence merkezine veya bir pansiyona dönüştüğünde, herkesin başının çaresine bakma­sı gerekecektir. Soğuyan insan ilişkileri aileyi de muhasara altına almış bulunuyor ama yapmamız gereken, geçmişin yasını tutmak yerine, insan olmanın özüne sadık kalmak. Bu da evi yeniden sıcak bir yuva olarak tesis edebilmekle mümkündür. Elektronik aletleri, yani bizi dış dünyanın keş­mekeşine açan ve ruhlarımızı her türlü istilaya hazır hale getiren ekranları kapatıp birbirimizin gözlerinin içine baka­bilmekle. Dış dünyanın kaosunu ancak kendi içimizde, evin sıcaklığı ve samimiyetiyle bir nebze söndürebiliriz.</p>
<p>Aile bireyleri evde kendilerini muhafaza altında ve güven­de hissedebilmek için ruhun çağrısına kulak vermeli; birbir­lerine olan o mesafeyi, sevgi sözcükleriyle yürümeye gayret etmelidir. Karı-koca ve ebeveyn-çocuk arasındaki mesafeyi kalplerimizi birbirine yakın kılarak kısaltmak zorundayız. Ama sadece gözlerimizin içine bakmak yetmez. Bir ufuk göz­lerimizi kamaştırabilmeli; insan olmanın anlamına dair bir soru bir ruhtan diğerine misafir gidebilmeli. Malayani olanın değil de ruhu daha yukarılara çıkaracak bir bilincin kanat­larına tutunarak, hayatlarımızın ve ölümlerimizin boşuna olmadığının bilgisiyle birbirimize uğramaliyiz. Bu dünyada misafiriz; evlerimizde ve bedenlerimizde misafiriz.</p>
<p><strong>İhtimam Ahlakı</strong></p>
<p>Dünyadaki ilk günümüzden itibaren diğer insanlara tepki vermeye başlarız. Yeni doğan bebekler dahi sahip oldukla­rı ayna nöronlarla başkalarını taklit etme ve duygularıyla ahenk sağlama yolunda bir beceriye sahiptir. Beyin mutlak bir yalıtım içinde işleyen bir makine değil, içinde bulundu­ğumuz çevreye tepki vermeye programlı bir sinirsel sistem­dir. Beyni şekillendiren yaşantıdır ve bebekken gördüğümüz ihtimam ve dikkat beynimize adeta nakşedilir. Epigenetik çalışmaları bize sosyal davranışı belirleyen genlerin çevrey­le sahneye çıktığını gösteriyor. Çevre, bir genin aktif olup ol­mayacağını belirleyebiliyor. Bu da bizi yeni bir ihtimalle baş başa bırakıyor: Ruhsal gelişimimiz sadece ebeveynlik tarz­larından ve beyinden değil, içinde yaşadığımız toplum ve kültürden de etkilenir. Bugün Batı kültüründe yaşayan pek çok insan kendi çıkarını ötekinin önüne koymanın en doğal hakkı olduğunu düşünüyor. Bu inanış da sanayi kapitaliz­minin ve ekonomik sisteminin temelini teşkil ediyor. Aileler bazen ahlaki değer adına çocuklarına bilinçdışı süreçler­le toplumun genelgeçer değerlerini zerk edebiliyor. Çünkü her toplum bir &#8220;mega aile&#8221;dir ve onun genel kabulleri geniş toplumsal kesimlerin bilerek veya bilmeyerek düşünceleri olmak İstidadındadır, Demem o ki bir toplum bencilliği yü­celtiyorsa anne babalar da çocuklarına &#8220;önce can&#8221; felsefesi­ni İleteceklerdir. Batı&#8217;nın gerçekliği maddi ve teknik ilerle­me üzerine kuruludur. İnsanın artan büyüme ve üretkenliğe</p>
<p>&#8220;Başkalarının duygu ve düşüncelerine açık<br />
olmak, başkasını benden farklı olduğu için bir<br />
zenginlik kaynağı bilmek, ötekinin ihtiyaçlarını<br />
da kendi ihtiyaçlarım kadar öncelikli saymak.&#8221; |</p>
<p>tabi olması beklenir. Maddi refah, duygusal refahın önüne geçer. Başka insanların çıkar ve ihtiyaçlarını gözetmeyen bir bencillik toplumsal norm haline gelmiştir. Bireycilik, ta­mahkârlık ve maddecilik üzerine kurulu bu bencillik, bütün toplumun kolektif ihtiyaç ve çıkarlarını hasıraltı etmektedir. Aşın rekabetçi bu tarz kültürler beyin gelişimini de olumsuz etkileyip annelerin strese girmelerine, bebeklerin de daha rüşeym halinde strese maruz kalmalarına yol açmaktadır. Peki çıkış yolu ne? Ben merhametten ve ihtimam ahlakından başka bir yol göremiyorum. Dünyamızı ve insanı onarmak, devam ettirebilmek için yapageldiğimiz her şey ihtimamın kapsa­mına girer. İnsan olarak her birimiz ihtimam alır ve veririz. Düşmüş olanın elinden tutmak, yoksulu gözetmek, zenginden daha fazla vergi alarak yoksula aktarmak, çocuklara eşit eği­tim fırsatları sağlamak, sosyal adalet&#8230; tüm bunlar ihtimam ahlakı kapsamında değerlendirilebilir. &#8220;Başkalarının duygu ve düşüncelerine açık olmak, başkasını benden farklı oldu­ğu için bir zenginlik kaynağı bilmek, ötekinin ihtiyaçlarını da kendi ihtiyaçlarım kadar öncelikli saymak.&#8221;¥eni bir dünya an­cak merhameti esas alan politikalarla kurulabilir. Bir ailenin en büyük başarısı kanımca dünyanın narsizm ve bencilliğin kayışına çomak sokabilecek diğerkâm çocuklar yetiştirebil­mektir. Benim şahsi nazarımda iyi aile, çocuklarım ne ölçü­de “varlığa özen gösteren, nazik, iyicil, yardımsever kişilikler olarak* yetiştirebildiğiyle miyara vurulur.</p>
<p><strong>Mutlak Mutluluk Mümkün mü?</strong></p>
<p>Evlilik terapisti John Gottman çiftleri yıllarca izledikten sonra boşanmayla sonuçlanan evlilik etkileşimlerini dört ana başlık altında özetler. Çatışma zamanlarında eşlerin birbirine karşı gösterdiği dört temel olumsuz tutum, yani “dört atlı&#8221; şunlar: Aşağılama, eleştiri, savunmacılık, duvar örme. Bu dört atlı, bir bakıma &#8220;narsist&#8221; kişiliğin tezahürle­ri olarak karşımıza çıkıyor. Bir zamanlar sevdikleri kişiye şimdi saldıran veya birbirinden uzaklaşan eşler, genellikle <em>kendi</em> ihtiyaçlarının artık karşılanmadığından yakınır. Bir dokunuş aileyi değiştirmiş, beraberliğin yerini iki-üç kişi­lik yalnızlıklar almıştır. Biz her zaman değişiyoruz ve aşk da aynı kalmıyor. Gerçekte evlilikler, her kişi kendi kimlik ve gayesini geliştirebildiğinde daha uzun ömürlü olabiliyor. Sı­cak yuva, her bireyin kendisini rahatlıkla ifade edebildiği ve yaşama hünerini serbestçe keşfedebildiği bir yerdir. Bir ağaç gibi derinlere kök salarken dallarıyla gökyüzünü kucaklayan bireyler.</p>
<p>Haddi zatında âşık olmak kolay ama bir başka insanla ya­şamak zor. Romantik aşk, diğer kişinin bir <em>ruh ikizi</em> veya <em>mü­kemmel uyumlu kişi</em> olarak ülküleştirildiği bir süreci içerir. Âşıklar adeta, &#8220;birbirleri için yaratıldıklarını&#8221; hisseder. Aşkın çılgınlığında ötekinin imgesi benim ihtiyaçlarıma göre yeni­den kurulur. Sevilen kişiyi kendi benliğimin bir imgesi olarak görür ve farklılıkları görmezden gelirim. Oysa ideal sevgiliyi bulma inancı bir yanılsamadır ve uzun ömürlü bir yakınlı­ğa temel teşkil edemez, ilişkinin bir yerinde büyü bozumu mukadderdir. Romantik aşk pek sahip olmadığımız, yeterin­ce sahip olmadığımız veya ona bel bağlayacak kadar sahip olmadığımız bir şeye işaret ederek adeta mutsuzluğu çağırır. Sonunda &#8220;ya aşk ölür ya da âşıklar.&#8221; Tolstoy&#8217;un <em>Anna Kareni- na&#8217;te.</em> söylediği gibi, <em>&#8220;Mutlu aileler hep birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.&#8221;</em></p>
<p>Geçmişte de pek çok mutsuz evlilik olduğu halde boşan­mak çok daha zordu. Ancak insanlar yakınlık ihtiyaçlarım sadece evlilik bağından devşirmiyordu. Evlilik bağının bu kadar kolay çözülmesinin bir sebebi de tek bir ilişkiden artık çok şeyin bekleniyor olması. Toplumsal olarak parçalanmış bir dünyada sevgililer her şeyi yakın ilişkilerinden bekliyor. Çünkü şu kalpsiz dünyada bir sığmak kalmamıştır ve görü­nen son sığmak da aşk ve ailedir. Yüksek gerilim, aileyi infi­lak ettiriyor. Olgun bir sevgi ilişkisi için sevgililerin birbiri içine geçtiği, eriyip tek kişi olduğu bir halden benliklerinin birbirinden ayrıştığı bir hale geçebilmek gerek. Öteki insa­nın farklı ihtiyaçları olabileceğini kabullenmekle olgun bir yakınlığın yolunda ilk adımı atarız.</p>
<p>Büyülenmenin sona ermesi için birkaç yıl yeter. Evlili­ğin sonsuza dek bir aşk esrimesine gömülü olacağını sanan aldanır. Evlilik sürecekse eğer, ortak hedefler için birlikte gayret göstermenin, karşılıklı saygı ve dostluğun ön plana çıkması gerekir. Bir insanla yaşamak belki tüm duygusal ih­tiyaçlarımızı karşılamaz, belki eşimiz ruh ikizimiz falan da değildir. İlişkide mevcut olan, canlılığını devam ettiren her neyse ondan istifade etmemiz lazım. Dış dünyada ve iç âle­mimizde huzur kaynaklarımızı çoğaltmamız da evlilik bağı üzerindeki gerilimi düşürecektir.</p>
<p>Eşler ve sevgililer, ötekinden kendilerini mutlu etmesini beklediğinde hayal kırıklığına uğrar. Ebeveynler çocukların­dan kendilerini mutlu etmelerini beklediğinde hayal kırık­lığına uğrar. Ailelerimizin tadını daha fazla çıkarmak için daha geniş sosyal ortamlarda bulunmalıyız. Manevi bir or­tak iklimi teneffüs etmek, aile bireylerini bir ruhsal akraba­lıkla birbirine bağlar. Akrabalarımızla, iş arkadaşlarımızla ve aynı toplumu paylaştığımız insanlarla daha sık birlikte olmalıyız. Yakınlık ve toplumsallık değişik bağlanma ihti­yaçlarını giderir ve pek çok insan her iki türlü ilişkiye de ihtiyaç duyar. Bu sebeple, yakın aile çevresinin dışında da bir dizi bağlanma geliştirmeye de ihtiyacımız var. Hayat bi­zim etrafımızda deveran etmiyor ve mutlak bir mutluluk yok. Başka insanlarla birlikte yaşamak bize uzlaşmayı ve ihtima­mı öğretir.</p>
<p>Bir evi yuva yapan, ocağında tüten muhabbettir. Güzellik, sıradan gerçekliği aşan yaşantılarda bize göz kırpar. Ruhun ebediyete kapı araladığı anlar, sevginin bizi güzelleştirme­sine izin verdiğimiz anlardır. Bir evi yuva yapan, orada bul­duğumuz güzelliktir. Demem o ki göz ve ruhlarımız birbirine değsin. Sonra omuzlarımız birbirine değsin de birlikte ufku seyredelim.</p>
<p>Kemal Sayar &#8211; Hatıraların Evi<br />
Günümüzde Aile,syf:23-31</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-evi-yuva-yapan-nedir/">Bir Evi Yuva Yapan Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bir-evi-yuva-yapan-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemal Sayar &#8211; Hatıraların Evi-Günümüzde Aile  Notlarım</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2022 06:27:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Anne]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25986</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir evin, bir yurdun varsa dünyayı kazan kaldırabilirsin. Düş kurmanın, hayallere dalıp gitmenin, bir kitabın koynunda uyuyakalmanın imkânlarını bize vaat etmeyen bir ev boştur. Ev geri çekilmenin, inzivanın, ses ve imgelerden ricat ederek ruha dikkat kesilmenin de yeridir. Dünyaya kapıları kapattığınız anda ruhun kapılarını açma ihtimali her an eşiktedir. Oysa sessizlik mekânı genişletir ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/">Kemal Sayar – Hatıraların Evi-Günümüzde Aile  Notlarım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-25987 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-300x300.jpg" alt="" width="341" height="341" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-768x768.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-1024x1024.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U.jpg 1080w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir evin, bir yurdun varsa dünyayı kazan kaldırabilirsin.</p>
<hr />
<p>Düş kurmanın, hayallere dalıp gitmenin, bir kitabın koynunda uyuyakalmanın imkânlarını bize vaat etmeyen bir ev boştur. Ev geri çekilmenin, inzivanın, ses ve imgelerden ricat ederek ruha dikkat kesilmenin de yeridir. Dünyaya kapıları kapattığınız anda ruhun kapılarını açma ihtimali her an eşiktedir.</p>
<hr />
<p>Oysa sessizlik mekânı genişletir ve zamanı yavaşlatır.</p>
<hr />
<p>Ev aynı zamanda düşlerimiz için bir çatı, hayallerimiz için bir barınaktır. Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası adlı kitabında evin “insanın düşünceleri, anıları ve düşleri&#8221; için en büyük bütünleştirici güçlerden biri olduğunu gösterir. “Ev, bizim bu dünyadaki köşemiz ve ilk evrenimizdir. Gerçek anlamda bir kozmozdur. Hem beden hem de ruhtur ev, der, “Ev, bizi insani olana taşır. İnsani değerleri sadece deneyimler ve düşünceler teyit etmez. İnsana nüfuz eden değerler düşlemeye aittir. Ev, süreklilik yönünde verdiği öğütleri çoğaltır. Ev, insanı sadece gökten inen fırtınalara karşı korumaz, yaşamdaki fırtınalara karşı da korur.&#8221;</p>
<hr />
<p>Her büyük hayal, bir ruh halini açığa vurur. Ev, içselliği dile getirir. Ev bir ruh halidir. Bir çocuktan ev çizmesini istemek, mutluluğunu barındırmak istediği en derin düşünü ortaya koymasını istemek demektir. Çocuk mutluysa kapalı ve korunmalı bir ev; sağlam ve derinlere kök salmış bir ev çizecektir, bacasında dumanların oynaştığı. Çocuk mutsuzsa eğer, çizdiği ev de onun kaygılarından izler taşıyacaktır. Harabeye dönmüş ruhlarımızı yerleştirebilecegimiz bir evimiz var mı? Belki de ruhlarımızın evsizliğidir, evlerimizi ruhsuz kılan.  s.19</p>
<hr />
<p>“Kokular, resimler, sesler, duyduklarımız bizim yeniden hatırlamamızı sağlar ve tüm bunlar sadece bellek değil insanı insan yapan değerlerin de toplamıdır,&#8221; demişti Leyla Neyzi. Her bir neslin zahmetle ve çileyle dengini aldığı inançlar, çağrışımlar, değerler, davranış söyleyiş edaları, sonraki nesillere sirayet eder ve işte budur toplumsal bellek.  s.20</p>
<hr />
<p>Dış dünyanın kaosunu ancak kendi içimizde, evin sıcaklıgı ve samimiyetiyle bir nebze söndürebiliriz.  s.24</p>
<hr />
<p>Evlilik terapisti John Gottman çiftleri yıllarca izledikten sonra boşanmayla sonuçlanan evlilik etkileşimlerini dört ana başlık altında özetler. Çatışma zamanlarında eşlerin birbirine karşı gösterdiği dört temel olumsuz tutum, yani “dört atlı” şunlar: Aşağılama, eleştiri, savunmacılık, duvar örme. Bu dört atlı, bir bakıma “narsist” kişiliğin tezahürleri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<hr />
<p>Haddi zatında âşık olmak kolay ama bir başka insanla yaşamak zor. Romantik aşk, diğer kişinin bir ruh ikizi veya mükemmel uyumlu kişi olarak ülküleştirildiği bir süreci içerir. Aşıklar adeta, “birbirleri için yaratıldıklarını” hisseder. Aşkın çılgınlığında ötekinin imgesi benim ihtiyaçlarıma göre yeniden kurulur. Sevilen kişiyi kendi benliğimin bir imgesi olarak görür ve farklılıkları görmezden gelirim. Oysa ideal sevgiliyi bulma inancı bir yanılsamadır ve uzun ömürlü bir yakınlığa temel teşkil edemez. İlişkinin bir yerinde büyü bozumu mukadderdir.  s.27</p>
<hr />
<p>Evliligin sonsuza dek bir aşk esrimesine gömülü olacağını sanan aldanır. Evlilik sürecekse eğer, ortak hedefler için birlikte gayret göstermenin, karşılıklı saygı ve dostluğun ön plana çıkması gerekir. Bir insanla yaşamak belki tüm duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamaz, belki eşimiz ruh ikizimiz falan da değildir. İlişkide mevcut olan, canlılığını devam ettiren her neyse ondan istifade etmemiz lazım, Dış dünyada ve iç âlemimizde huzur kaynaklarımızı çoğaltmamız da evlilik bağı üzerindeki gerilimi düşürecektir.  s.28</p>
<hr />
<p>Bir evi yuva yapan, ocağında tüten muhabbettir. Güzellik, sıradan gerçekliği aşan yaşantılarda bize göz kırpar. Ruhun ebediyete kapı araladığı anlar, sevginin bizi güzelleştirmesine izin verdiğimiz anlardır. Bir evi yuva yapan, orada bulduğumuz güzelliktir. Demem o ki göz ve ruhlarımız birbirine değsin. Sonra omuzlarımız birbirine değsin de birlikte ufku seyredelim.  s.29</p>
<hr />
<p>“Dünyanın çivisi çıkmışsa ve aileler çocuklarına göstermedikleri ilgi ve şefkati üst kalite şeyler alarak telafi ediyorlarsa, internette birden çok şeyle uğraşmak için kendileri bile tek başlarına durup düşünmeye zaman ayırmaz olmuşlarsa, sevginin zamana, şefkate ve esnekliğe ihtiyaç duyduğunu anlamak yerine, her gün bir çiçek gibi biraz sulayıp bakmak yerine beraberliklerini sona erdirmeyi seçiyorlarsa, yetişkinler sadece araçsal akla bel bağlıyorlarsa ve eleştirel düşünme kapasitelerini artık kaybetmişlerse&#8230; soludukları havanın ahlaken kirlendiği düşünüldüğünde ve etrafında gördükleri onca örnekle, çocuklar ve öğrenciler bunu nasıl yapabilecekler?” diye yazıyor Zygmunt Bauman.  s.31</p>
<hr />
<p>Nihad Sâmi Banarlı, Türkçenin Sırları adlı çok değerli eserinde, “Resim sanatında mâvi ile sarının birleşerek yeşil olması gibi, izdivaçta da renklerin ve şekillerin izdivacından bir &#8216;âile rengi&#8217;nin doğabilmesi güzeldir. Gün geçtikçe pişmanlığı artan izdivaçlar, yalnız evlenenler için değil, çevre için de azaptır. Asırların tâmâmiyle milli bir sanatla işleyip ahşap çizgiler, saçaklar, güzel çeşmeler, sıcak ağaçlar ve minârelerle inşâ ettiği bir Türk mahallesine, sefertası misâli, bir beton binâ yapılmış gibi, bu türlü âileler mahallede bir ur&#8217;dur. Böyle izdivaçların, ayaklarına zencir vurulmuş gibi evlenenleri bir arada tutması, her şeyden önce bir manzara çirkinliğidir,” diyor.   s.40</p>
<hr />
<p>Artık sert bir parmak işaretiyle hizaya getirebileceğimiz çocuklar yok. Soru soran, işin aslını öğrenmek isteyen çocuklarımıza makul cevaplar vermek zorundayız.  s.50</p>
<hr />
<p>Hayatı boyunca kucaklanmayan bir insan zamanla katılaşıyor. Katılaşan şey esneyemez. Esnemeyen şey ise fazla zorlandığında kırılır. Katı kurallarla büyüyen kişilerin hayatın zorlukları karşısında kırılması gibi&#8230;  s.52</p>
<hr />
<p>İnsanın ancak dışarıdan alınacak “takviye sevgi”yle mutlu olabileceğini sanmak saflık. Eşlerimizin bizi daha çok sevmesini dilemek yerine biz sevilmeye daha layık insanlar olalım. Şunu soralım kendimize: Almak istediğim kadar verebiliyor muyum? Sevilmeye değer olmadığımı bildiğimde dahi sevilmek istiyor muyum? W. H. Auden&#8217;in o enfes dizelerinde dile geldiği gibi: “Denk düşmeyecekse duygular birbirine/ Bırak, daha çok seven ben olayım.” Neden kuzum, daha çok seven sen olmayasın?  s.60</p>
<hr />
<p>Yapılan araştırmalara göre, evliliğinde mutlu olanlar, evli olmayanlara göre daha sağlıklı, daha uzun ve daha huzur içinde yaşıyorlar. Bu tarz bir evlilik yaşam kalitelerini artırmakla kalmıyor, yaşamlarını daha doygun ve anlamlı kılıyor. Evliliğin sevilmek, sayılmak, değer görmek, paylaşmak, yeni deneyimler elde etmek, üretmek, hayatına yeni anlamlar katmak gibi insana iyi gelen tarafları insanların içinde var olan umutlarını yeşertiyor. Ve bu umut devam ettikçe evlilik müessesi de devam edecek gibi görünüyor.  s.61</p>
<hr />
<p>Batı&#8217;da yapılmış bir çalışma sonucuna göre, insanların evlilik öncesi flört dönemi uzadıkça evlilikte hayal kırıklığına uğrama ya da birbirinden sıkılıp bıkma ve evliliğin kopma ihtimali artıyor. Evlilik öncesi uzun zamanı birlikte geçirmiş olmak, evliliğin sağlamlığına değil, çabuk sıkılıp kopmaya bir işaret olarak da algılanabiliyor. İki öğrencinin beş on sene bütün sorumluluklardan azade olarak görüşmesi başka bir şey; iş başa düşüp evi birlikte idame ettirmeleri, yeni sorumlulukları taşıyabilmeleri ise bambaşka bir şey.   s.62</p>
<hr />
<p>İki kişinin birbirinde kaybolduğu, ikisinin de birbirini ayırt edemediği bir halden, “İkimiz ayrı varlığız, birbirimizin haklarını, ayrı varlığını tanıyoruz, senin ihtiyaçların olduğunu görüyorum, senin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımın gerisine koymuyorum,” dediğimiz saygı ve sevgiye dayalı bir beraberliğe dönüştürebilmek. Bu yarenlik ve dostluk duygusudur işte: Uzun ömürlü ve buna rağmen huzurlu kalabilmiş evliliklerin sırrı.  s.64</p>
<hr />
<p>Her birimiz kendimizi olduğumuz gibi, olanca kusur ve sıradanlığımız içinde sevebilmeyi öğrenirsek kimse ötekini yaralamayı aklının ucuna getirmez. Evliliği çürüten şeylerden birisi de onu güç yarıştırdığımız bir arena haline getirmek. Benliklerimizi törpüleyebildiğimiz ölçüde ilişkilerimiz olgunlaşıyor.  s.65</p>
<hr />
<p>Oysa evlilikte doğru insan diye bir şey olduğunu kesinlikle söylemek çok zor. Çünkü modern ailede en temel problemlerden birisi anlam krizi, anlam buharlaşması, anlam boşalması. Saint-Exupery, “Hiç kimse başkalarıyla ortak ve çıkarsız bir ideali paylaşmadıkça rahat bir nefes alamaz. Hayat, bize sevginin birbirimize bakmak değil beraber aynı yöne bakmak olduğunu öğretti,” diyor İnsanların Dünyası kitabında. Senin ve benim hayatımı birleştiren bir ülkü var mı, bir anlam var mı, biz ne için yaşıyoruz? Sadece birbirimiz için mi, sadece çocuklarımıza hizmet etmek için mi yaşıyoruz? Niçin varız bu dünyada? Benim hayatımı ışıklandıran şey nedir? Aynı iyilik, aynı güzellik, aynı hakikat etrafında buluşabiliyor muyuz? Birbirimizle hakikati, güzelliği, iyiliği değiş tokuş edebiliyor muyuz? Ben bu konuda seni tamamlayabiliyor muyum? Sen beni tamamlıyor musun? Birbirimizi hayra, iyiliğe çağırabiliyor muyuz? Birbirimize bir basamak olabiliyor muyuz o konuda? İşte bu, tartışmamız gereken en temel meselelerden. Ancak bu “ideal birliği” dahi doğru insan olmak için yetmeyebiliyor.   s.67</p>
<hr />
<p>Yeni kurulan ailenin harcının baştan sağlam tutulması lazım. Burada da eşlerin olgunlaşmış kişilikler olması çok önemli. Olgunlaşmanın yaşla ilgisi yoktur; insanlar ileri yaşlarda da hatta anne baba olduklarında bile yeterince olgunlaşmamış kalabiliyor. Urfalı bir danışanım “Gelinlerin cefa gördüğü çağda gelindim, kaynanaların cefa gördüğü çağda da kaynana oldum,” demişti bana. Kaynanalar da bazen cefa görüyorlar. Gelin, kaynanaya surat asarak, onu evinde istemeyerek, evine buyur etmeyerek, eşinin “beraber annesine gitme arzusunu” geri çevirerek, onu hiçe sayarak, eşini manipüle ederek ona eza edebiliyor. Yani aslında onun saygınlığına halel getirerek yapıyor bunu. İnsanların farklı ihtiyaçlarına hürmet etmek lazım. Biz toplumumuzdaki bu olguyu kaldırıp bir kenara atamayız; Batılı el kitaplarından Evlilik Terapileri kısmını okuyup herkese “Bağımsızlaşın, yükünüzü atın, kimseye eyvallah etmeyin!” diyemeyiz. Biz sosyosentrik (toplum odaklı) bir toplumuz, ahengi önemseyen bir toplumuz, Batı gibi hiper-bireycilik (aşırı bireycilik) üzerine kurulu bir toplum değiliz. Ne karıkocanın yapışık olması ne de ana oğulun/kızın yapışık olması iyi; ikisinden de hayır gelmiyor.   s.71</p>
<hr />
<p>Evlilikte yoldaşlık, arkadaşlık duygusu çok önemli. İyi evlilik, iyi aile, iyi yuva hiç tartışmanın olmadığı bir yer değil, aksine fikir ayrılıklarının olduğu lakin bunların konuşularak bir uzlaşmayla neticelenebildiği, çatışmaların onarılabildiği bir yer veya durumdur. İyi evlilikler için bir formül: Beş takdir cümlesine bir tekdir cümlesi. Her şeyde eleştirilecek bir şey bulup karşı tarafın kusurlarını ve kötü sayılan yönlerini yüzüne vurmak o insanı bir süre sonra kendisiyle ilgili şaşkınlığa düşürüyor. “Bu kadar değersiz biri miyim ben?” diyor ve içten içe büyük bir öfke biriktirmeye başlıyor. O evlilikler zamanla bir güç yarışına, egoların ringe alındığı bir boks müsabakasına dönüşüyor.   s.73</p>
<hr />
<p>Olgunlaşmış ebeveyn mükemmel, hiçbir şey hissetmeyen, hiç öfkelenmeyen, hiç üzülmeyen ve her daim sakin kalabilen değil, kendi duygularının farkında olup duygularının faturasını başkalarına kesmeden duygu durumunu düzenleyebilen, duygusunu reddetmeden yaşayabilen, tetiklendiğini fark edip onarabilen, kriz anında çocuğunu yatıştırabilen ebeveyndir. Kimi anne babalar çocuklarına dertlerini boca ediyor ve onlardan terapistlik bekliyor. Bu çocuklar erken yaşlanıyor. Çocuklarınızın ıstıraplarınızdan öğrenebilmesi, “yaralardan değil yara izlerinden konuşmak”la mümkün, yani sizin acılarınızdan ne öğrendiğinizi anlatmanızla. Unutmamak gerekir ki, kimse ebeveynliğe okulundan mezun olarak başlamıyor. Bu, hem ebeveynin hem de çocuğun gelişmeye-öğrenmeye devam ettiği bir yolculuk.  s.81</p>
<hr />
<p>Kışın ortasında içimizde bekleyen o görünmez yazdır dayanıklılık.Zorluklarla karşılaşmadan ortaya çıkmaz.   s.84</p>
<hr />
<p>“Anneler çocuklarını anlamsız bir yolla severler. Anneler bu anlamsız yol haricinde başka türlü sevmeyi bilmezler. Çocuklarını dünyanın merkezine, dünyayı da kalplerinin merkezine koyarlar.” Christian Bobin  s.91</p>
<hr />
<p>21. yüzyılda anneliğe verilen anlam, kapitalizm tarafından değiştirilmiştir. Yeni kapitalizm, ebeveynlerden birinin çocuklarla evde kalabilmesi yerine “bütün ebeveynlerin çâlışmasına” karar verdi. Bu nedenle çocukların erken çocukluk döneminin önemli bir kısmı kurumsal ortamlarda ya da aile dışında bir bakıcıyla geçiyor artık. Hiçbir zemin, ticarileşme için bundan daha verimli olmadı. Bir annenin sevgisi kurumsal çocuk bakım zincirleri tarafından kâr temelli çocuk bakım hizmetlerine dönüştürüldü. Kitlesel zorunlu eğitimi uygulamaya koyan yeni kapitalizm, kurumsal yaşamın erken çocukluk dönemine yayılmasını sağladı. Yeni kapitalizm altında ebeveynden ayrı geçirilen uzun saatlerle çocukluk yeniden şekilleniyor. “Çocuk bakıcılığı” ise anne ile yaşanan yoğun aşk ilişkisinin ortasına giriyor.  s.95</p>
<hr />
<p>Ana akım feminizmin, neoliberalizmin çarkına kolayca kapıldığını görüyoruz. Feminizmin kadınlar için oluşturduğu “aynılık olarak eşitlik” terimi yeni değerler için en uygun terim olarak seçilmişti. “Aynılık olarak eşitlik”, kadının erkekle eşit eğitim ve çalışma şartları çizgisinde değerlendirilme talebiydi. Ancak gelinen noktada, feminizmin adalet ve özgürlük taleplerinin kısmen berhava edildiği, ana akım feminizmin gündeminin kadınların terimleriyle değil, mevcut yeni kapitalizm terimleriyle belirlendiği görülüyor. Yeni ekonomi sisteminde, annelik değersizleştiriliyor ve küçültülüyor. Tasarlanan sistem, anneliğe değil kreş sistemine ihtiyaç duyuyor. Bunun yanı sıra, savunmasız çocuk kavramı yeni kapitalizm sistemiyle revize edilerek “ailenin müşfik bakımına ve aileyle geçirilen zamana ihtiyaç duymayan” bağımsız ve dayanıklı çocuk icat edildi. Feminizm de bu yeni kapitalizmden nasibini aldı. İki gelirli ebeveyn zorunluluğu fikri kadının özgürleşmesi fikriyle yoğruldu. Çünkü kapitalizmin, piyasanın, özel alana, aile ilişkilerine kadar genişlemesini gerekçelendirmeye ihtiyacı vardı. Amerikalı sosyal teorisyen Philip Selznick&#8217;in dediği gibi, “Feminizm kapitalizmi kurtardı.&#8221;  s.97</p>
<hr />
<p>Sözlü kültür ve yazılı kültür üzerine kaleme aldığı Öküzün Ası eserinde anne-bebek arasındaki dili şöyle tarif ediyor Barry Sanders: “Her anne bu özel dili anlar, bebeğin agu&#8217;larını dinleyerek hemen hemen neye ihtiyacı olduğunu bilir. Soruları görüşlerden, gereksinimleri isteklerden ayırır ve gereken cümleyi söyleyerek doğru ve ilgiyle yanıt verir.Bu dil öğretilmez ve derslerle öğrenilmez. İşte sohbet dediğimiz şey en temel düzey ve biçimiyle budur: En derin, en duygusal ölüm kalım meseleleri bu masum dille halledilir. Bebek ne istediğini &#8216;anlatarak&#8217; anneyi &#8216;haberdar eder”; annenin cümlelerin ritmine, soluk alıp verişe —-kıkırdama ve kahkahalarla canlı ve ayakta tutulan, gevşek ve önceden tahmin edilemez bir yapıyaayak uydurmasını sağlar. Yani çocuk annenin “akışkan&#8217; olmasına yol açar ve ona kendini “akıntıya bırakmasını” öğretir&#8230; Eğer bebeğini anlamak istiyorsa anne, esnek olmalı, anında tepki verebilmeli, farklı çözümleri deneyebilmelidir.”  s.102</p>
<hr />
<p>Annenin yüzünün seyredilmediği bir dünya karanlık ve güvensizdir.Dünya annenin yüzüyle ışıldar.  s.103</p>
<hr />
<p>Annelerin, bakım misyonu kadar önemli bir diğer işlevi de çocuğu hayata hazırlama vazifesi. Bir annenin çocuğuna gerektiğinde “hayır” diyebilmesi, onun isteklerinden bir kısmını reddetmesi, çocuğun da ileride kendini rahatsız eden durumlarda “hayır” demeyi öğrenmesini sağlar; ama daha ötesinde başkalarının sınırlarına saygı gösterme duygusunu geliştirir. Kişiliğin çekirdeğini oluşturan özdenetim duygusu böylece biçimlenir. Annenin çocuğunun gözünde kötü kişi olarak görünmemek için sınır koymaktan kaçınması ve bu işi mesela babanın sırtına yüklemesi, annenin ilişki değerleri konusunu çocuğa çok yanlış bir şekilde öğretmesine neden olur. Annenin çocuğu disipline etmesi çok önemlidir; bu yapılmadığı takdirde, çocuk ileride sevgi duyacağı insanlara saygı duymaz. |  s.111</p>
<hr />
<p>Henry Cloud ve John Townsend de Anne Faktörü adlı kitaplarında şöyle diyor: “Çocuklar özel olmadıkları zamanlarda bile özel olduklarını bilmek ihtiyacındadırlar. Her çocuk başarısız olur ya da her şeyi en iyi biçimde yapamaz. Bunun nedeni, çaba göstermemesi, yeteneksizliği ve şanssızlığı olduğu gibi hepsinin bir karışımı da olabilir. Başarılı oldukları zaman annelerinin kendileri için mutlu olduğunu bilmek ihtiyacındadır, ama başarılı olsalar da olmasalar da annelerinin sevgisinin sürekli olduğunu da bilmeye gereksinimleri vardır&#8230; Anne çocuğun başaramadığını başarmalıdır. Eğitim budur. Çocuğun taşıyamadıgı duyguları anlayıp kabul eder ve onları değiştirmeye kalkmadan kendinde saklar. Daha sonra çocuğu bunaltmadan onun sindirebileceği biçimde ona geri verir. Böylece, çocuk yeteri kadar olgunlaşıp duygularının sorumluluğunu al maya hazırlanır.&#8221; İyi anne, çocuğun yaşadığı olumsuzluğu sükünetle dinler, çocuğunun ıstırabının altında ezilmemesi için ona el verir, çocuğun kusurunu onun suratına çarpmaz.  s.112</p>
<hr />
<p>Çocuklarımız konusunda kaygılanmaya bayılıyoruz! Hatta bazı ebeveynler istiyorlar ki çocukları her şey olsun, hem piyano çalsın hem ata binsin&#8230; Meşhur adlandırmayla “proje çocuklar” yetiştiriyorlar. Bunu yaparken bazı anne ve babalar kendi narsistik ihtiyaçlarını karşılıyorlar. “Benim çocuğum başkalarının çocuklarını geçsin, ben de kendime buradan bir haz devşireyim” telaşı. Frank Furedi, kaygılı, aşırı korumacı ve takıntılı ebeveynlerin tutumlarının, “Sanayi Devrimi sonrası risk toplumlarında ortaya çıkan geleceği ve bilinmeyeni yönetme, uzmanların desteğine başvurma (ihtiyatın kurumsallaşması) ve her türlü beklenmedik meselede bir bilenden akıl sorma alışkanlığı&#8217;nın bu belirsizliği izale etme ihtiyacından kaynaklandığına dikkat çekiyor.  s.115</p>
<hr />
<p>Catherine Mathelin. Baba sadece yasayı ve buyruğu temsil etmez, aynı zamanda annenin sevdiği erkektir ve çocuk için bir özdeşleşme simgesidir. Hep yasaklayan, hep buyuran bir baba, çocuğunun kendisiyle özdeşleşmesine izin vermez. Çocuğuna her istediğini alan, ona her konuda müsamahakâr davranan bir baba ise adeta verdiği rüşvetle sevgi satın almak istemektedir. Baba, ancak davranışlarıyla kendisini saydırır. Yeri geldiğinde onu incitmeden çocuğuyla çatışmayı göze alır zira çocuğunun bu mukavemete ihtiyacı vardır. Sendeler çocuk, sonra babasına tutunur.  s.141</p>
<hr />
<p>Daha önceki kuşaklarla karşılaştırıldığında modern ailelerin, iş hayatı, televizyon, alışveriş ve benzeri etmenler dolayısıyla çocuklarıyla neredeyse yarı yarıya daha az zaman geçirdiğini söyleyebiliriz. İki ebeveynin de bulunduğu bazı ailelerde ise anne hâlâ çocukların bakımından s0rumlu olan tek kişi. Dolayısıyla daha çok annenin ön planda olduğu, babanın da çocuğuyla ilgilendiği ve anneye destek verdiği aileler, çocuklar için huzurlu bir ortamın sağlanacağı makbul aile formu olarak onaylanıyor. Erkeklerin çocuk yetiştirmeye iştiraki ve çocuklarının bakımını paylaştıkları kadınla kurdukları sağlıklı ve güçlü ilişki arasında doğrudan bir bağ bulunuyor. Erkek ve kadın arasındaki ilişki ne kadar olumlu ve güçlü ise, erkeğin çocukla ilişkisi de o derece olumlu ve yoğun oluyor. Babanın çocuklarına olan ilgisi, anneyle kurduğu ilişkinin kalitesi ile paralellik gösterirken, anne ve babanın aynı evi paylaşmasıyla da artış gösteriyor.  s.142</p>
<hr />
<p>Araştırma sonuçları, eşleri çalışan erkeklerin, eşleri çalışmayanlardan daha mutsuz olma eğilimi gösterdiğine ve daha yüksek oranda ruhsal sıkıntı yaşadığına işaret ediyor. Yapılan bazı araştırmalarda, erkeklerin ergen çocuklarındansa küçük çocuklarına, kız çocuklarındansa erkek çocuklarına, üvey çocuklarındansa öz çocuklarına babalık etmeyi yeğlediği gözlemlenmiş. Orta ya da yüksek pozisyonlu işlerde çalışan ya da kendi işinin patronu olan babalara kıyasla düşük pozisyonlu işlerde işçi olarak çalışan babaların ailesiyle daha çok zaman geçirdiği; anne bir işte çalışıyorsa veya erkek genç yaşta baba olduysa bu “babaların” da aileye atılımının daha yüksek olduğu görülmüştür.   s.144</p>
<hr />
<p>Çalışmalar, çocuk büyütmede daha etkili faktörün cinsiyet rolleri değil, aile içi samimiyet, sıcaklık, yakınlık ve destek olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra ebeveynlerin bireysel özelliklerinin daha önemsiz olduğu ve ailenin birlikte geçirdiği sürenin uzunluğundan çok niteliğinin önemli olduğu da araştırmaların gösterdiği bir başka sonuç.  s.146</p>
<hr />
<p>Araştırmalara göre, onlu yaşlarına gelen her iki cinsiyetten çocuklar için duyarlılık, güven ve ihtiyaçlar söz konusu olduğunda tercih edilen ebeveyn, bebeklikte olduğu gibi annedir. Buna mukabil, babaların sunduğu şakacı ve oyuncu tarz, çocukları babalarından uzaklaştırır. Bu tarz, ileri yaştaki çocuklarda, babalarının onların ihtiyaçlarını ve düşüncelerini ciddiye almadıkları gibi bir izlenim oluşmasına yol açabilir. Oğullar için babadan ayrılık, erkek kimliğinin oluşması bakımından elzem bir aşama, Babanın anahtar rollerinden birisi, oğlan çocuğunu erkeklik rolüne, erkeklerin dünyasına, kimliğini bir erkek olarak kurgulayacağı yere hazırlamaktır.  s.149</p>
<hr />
<p>Kimi babalar vardır, en büyük aşkları kendileridir; böyle bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmek çileli bir ömür demektir. Onlar yarım kalmış bütün düşlerini oğullarının gerçekleştirmesini yani oğullarının kendi eksik hayatlarını tamamlamasını isterler. Ya da, eğer hayatta dikiş tutturmuş iseler, isterler ki oğulları kendi tahtlarına otursun; onların şöhret, iktidar ve mirasını devam ettirsin. Oğullarına farklı ve özgül bir hayatı çok gören babalar, istekleri yerine gelmezse küser ve bir ömür boyu onunla konuşmazlar. Benliğin bu abidevi yükselişi, yeryüzünün en güçlü kan bağını ezer geçer. Üstelik baba ve oğul arasında çatışma varsa, orada bir galip bulmak zordur. Çocuklarının gelişim evrelerinde “orada olan” babalar, onlara ne büyük bir iyilik yapıyor! Babaları kendileriyle ilgilenen çocuklar duygularını daha iyi düzenliyor, daha yüksek toplumsal ve akademik başarı gösteriyorlar. Babalar çocuklarını bayal kırıklıklarına tahammül etme ve işleri kendi başlarına çözme konusunda daha fazla cesaretlendiriyor. Baba sevgisini doyasıya tadan çocuklar duygusal açıdan daha istikrarlı, daha az öfkeli, kendilerine güvenen ve dünyaya daha olumlu bakan bireyler oluyor. Öte yandan “yok baba&#8221;ların çocukları, bağımlılık yapıcı madde kullanımı, depresyon ve intihara daha fazla meyledebiliyor, okuldaki başarıları daha düşük olabiliyor.  s.152</p>
<hr />
<p>Eğitmek, kaçınılmaz olarak iktidar kullanır. Bu eğitim müşfik bir babanın verdiği eğitim de olsa, Mesele, iktidarın, sadece gerçekten lüzumlu olan yerlerde ve görünmez şekil de kullanılmasıdır. Çocuklar duygusal olarak beslenmeden, sevilip okşanmadan, kucağa alınmadan büyütülemezler. Bu şekilde olursa hiç büyüyemeyeceklerdir. Eksiklikleri her de fasında onları çocukluğun çaresiz dünyasına savuracaktır, Bir baba, eğitimini çocuğuna sevgiyle ve şefkatle vermeyi öğrenmelidir. Ancak çocuğun davranışları, net kurallarla (ebeveynin de aynı şartlarda uyacağı, tutarlı, makul kurallar) tedbiren sınırlandırılmazsa, neyin aşırı olduğuna dair bir çizgi çekilmezse, babalık görevi gereğince yerine getirilmiş olmaz. Teknoloji kullanımında, ailece ortak davranış sergilemek, “yapma” derken, aynı davranıştan bizzat kaçınmak önemlidir. Sınır koymak, çocuğun ileride rastgele bir güdünün peşinde hayatını ziyan etmesine mani olur.  s.186</p>
<hr />
<p>Yaşlanırken çocuklaşacak olan ebeveynlerin, ileride kendilerine nasıl muamele edilmesini istiyorlarsa çocuklarına öyle davranmaları yerinde olacaktır. “Çocuk ne yaşıyorsa onu öğrenir, eğer bir çocuk, sürekli eleştirilmişse kınama ve ayıplamayı öğrenir. Eğer bir çocuk, alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir. Eğer bir çocuk, hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk, desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir. Eğer bir çocuk, hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk, aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, bu dünyada mutlu olmayı öğrenir” demiş Dorothy Nolte. Sağlıklı bir iletişimin kazanılabilmesi için, öncelikle ebeveynlerin çocuklarına güvendiklerini hissettirmeleri önem taşıyor. Hemen suçlamak, kural koymak ve cezalandırmak yerine iletişime geçmek, bir sohbet içinde ona kulak vermek faydalı olacaktır.  s.188</p>
<hr />
<p>Günümüzde pek çok çocuğun belki düzinelerce oyuncağı var. Bu durum, onların kendilerini daha iyi ifade etmeleri açısından onlara çok daha ” geniş bir yelpaze sunuyor. Fakat aynı zamanda, oyuncaklar ekseriyetle artık “oynanabilir” prensibi yerine “satın alınabilir” olma prensibiyle üretiliyor. Durum böyleyken de çocuklar sahip oldukları şeylerden çok daha kolay sıkılıyor. Çünkü çocuk sahip olduklarına en ufak bir emek sarf etmeden sahip olabiliyor, piyasada daima ulaşabileceği daha yeni ve daha iyi seçenekler mevcut. Bu çocuklar daha küçük yaştan itibaren, “daha iyi” ve “daha fazla&#8221; prensibiyle büyüyorlar. Oysa çocuklara kendi başlarına öğrenebilecekleri, emek verecekleri ve keşif yapabilecekleri daha fazla alan yaratmamız gerekiyor. Aksi halde, gitgide daha doyumsuz çocuklar görüyoruz çevremizde. Hayatın erken döneminde çok sayıda ayrıcalıkla.   s.197</p>
<hr />
<p>Bir gün bir anne bana şu şikâyetle geldi: “Dört yaşındaki çocuğumu ne zaman kreşe bıraksam vaveylayı koparıyor, bağırıp çağırıp ağlamaya başlıyor, ben de yeniden kucağıma alıyorum eve dönüyorum mecburen. Çocuğumu okula alıştıramadım.” Biraz derinlemesine hikâyesini dinleyince şu ortaya çıktı: Anne çocuğunu kreşe bıraktığı anda gözleri nemleniyor, göz pınarlarında yaşlar birikmeye başlıyor. Çocuk da bunu görüyor, “Annem beni buraya bıraktı, kendini kötü hissediyor, burası tekin bir yer değil, en iyisi ben annemin kucağında durayım!” diye hissedip o da ağlamaya başlıyor. Çocuklar bizim ruh hallerimizi hassas antenleriyle hemen hisseder ve bizi kendilerince korumaya alırlar. Anne ve baba, çocuğu yatıştırmanın kendilerinin asli ödevleri olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıdır.   s.201</p>
<hr />
<p>Dinlemek belki de insanoğlunun sahip olduğu en önemli lütuflardan olmasına rağmen, nadiren dikkatimizi “tamamen” vererek karşımızdakini dinleriz. Oysa gerçek anlamda işitilmek ve anlaşılmak hepimizin doğal ihtiyacı. Çocuklar bayatlarında pek çok korku, kaygı, üzüntü ve hayal kırıklığı yaşarlar. Ebeveynlik ise çocuğun hayat boyu yoldaşı olmayı gerektirir; temeli güven üzerine kurulu olması gereken ve hayat boyu süren bir yolculuktur. Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin en iyi gelişme biçimi dinleme, anlama ve ifade etme üçgeninden geçer. Çocuğun, ebeveyni tarafından içtenlikle ve pürdikkat dinlenmesi iletişimin yoğunluğunu artırırken bir yandan da güven duygusunu besler. Ebeveyn, çocuğuna tam anlamıyla yöneldiğinde, kendi kaygı, korku ve kontrol ihtiyacı yerine çocuğunun yüreğindekilerle ve duygularıyla uyumlanma şansı yakalar. Bu o kadar büyük bir nimet ki&#8230;  s.217</p>
<hr />
<p>Çocuklar için en iyi öğrenme yolu ebeveynini model almaktır. Çocuklar, ebeveynin hayattaki zorlu durumlara karşı verdiği tepki ve duygularını dışa vurmalma) biçimlerini özümserler. Başkalarına merhametli, saygılı ya da kibar davranmayan kişilerin kendi çocuklarından da başkalarına karşı bu şekilde davranmalarını beklemeleri akla uygun olmayacaktır. Aynı ilke, ebeveynin, hayatındaki zorluklarla başa çıkabilme becerileriyle çocuğuna örnek teşkil etmesi durumunda da geçerlidir. Zorlayıcı durumlar hayatta hüküm sürerken çocuk, ebeveynini istikrarlı, sakin, dayanıklı ve mücadeleci olarak görebiliyorsa kendisine dünyadaki zorluklarla nasıl baş edebileceğine dair bir kılavuz oluşturabilir.  s.218</p>
<hr />
<p>Hiçbirimiz kendimizi suçlu hissetmeyelim. Çocukları için elinden geleni yapmakta olan hiçbir anne baba kendini suçlu hissetmemeli. Siz sevgiyi vermek istediğiniz sürece, siz onlara daha güzel bir dünya sunmak istediğiniz, yeterince iyiyi yapmaya gayret ettiğiniz sürece çocuk sevgiyi zaten yakalar.  s.223</p>
<hr />
<p>Anne baba olarak bizim de bazen düştüğümüz bir tuzak var; en çok yapılan hatalardan bir tanesi çocuğu başka bir çocukla kıyaslamak. Bir çocuğu potansiyeliyle, yapabilecekleriyle değil, yapamadıklarıyla yargılamak. O kadar kötürüm edici bir şey ki bir çocuk açısından bul Ondaki potansiyellere, ihtimallere işaret etmek yerine, “Şunları başaramadın ama bak o başardı,&#8221; dediğimiz anda çocuğu hayata eksik, kırgın ve mağlup başlatıyoruz. Dünyada gerçekten daha fazla başarılı insana ihtiyaç var mı? Bence daha fazla birbirini anlayan insana ihtiyaç var.  s.232</p>
<hr />
<p>On yedi yaşında bir delikanlıyla konuşmuştum, “Ben üniversiteyi kazandığım zaman babam bana en lüksünden bir araba almalı; çok çalıştım, kazandım!&#8221; diyordu. Hayata oradan başlamak istiyor çocuk, çünkü pamuklara sarılıp sarmalanmış, “Sen en iyisisin, en iyilere layıksın!” denmiş, “hormonlu çocuk&#8221; olarak büyütülmüş, organik değil. Hayatta hayal kırıklığı, öfke, reddedilme yaşamadan önüne ipek halılar serilerek büyütülmüş çocuklar bunlar. Sonra da gerçek hayatla karşılaştıkları anda duvara tosluyor ve tuzla buz oluyorlar. İşte hiper anne babanın koruyuculuğu orada iflas ediyor.   s.238</p>
<hr />
<p>Kusursuz anne ve baba yoktur. Çocuklarımızı prensler veya prensesler olarak yetiştirsek dahi, dünya onların önünde diz çökmeyecek. Çocuklar öncelikle “öteki&#8221;ne saygı duymayı öğrenmelidir. Ötekine ve kendine saygı. Kendine saygı duymanın bir yolu da dürtülerine gem vurabilmekten geçer. Sabaha kadar oyun oynamak istiyorum ama bunu yaparsam kendime zarar vermiş olacağım. Beni kızdıran arkadaşıma vurmak istiyorum ama onun canını acıtmaya hakkım yok. Dürtü kontrolü, kendisine hâkim olan ebeveynin çocuŞuna öğretebileceği bir şeydir. Yetişkinler ahlak kaidelerine ve yasalara uyduğu takdirde çocuklar da uyar. Bizim buyruklarımıza boyun eğdiği için yapmaz bunu, bizim sunduğumuz örneğe inandığı ve bizi sevdiği için yapar. Çocuğunu memnuniyetsizliğin her türlüsünden korumak isteyen ebeveynler her şeye “eyvallah” demeyi bir düstur olarak benimseyebiliyor. Oysa çocuğun gelişmesi biraz da her arzunun doyurulamayacağını öğrenmesi ile kaim.  s.239</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/">Kemal Sayar – Hatıraların Evi-Günümüzde Aile  Notlarım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Sıbai &#8211; Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2021 21:10:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[akarakter]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve baba]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Haya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Kusur]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Nankörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kriterlerin değişmesi 1082-Erkeklik ölçütleri değiştiği zaman kadınlar, adamlara hükmeder. Yiğitlik kıstasları değiştiği zaman hırsızlar, çesurlarâ hükmeder. Fazilet ölçütleri değiştiği zaman ayaktakımı, saygınlara hükmeder, &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Kadın meselesi 1015-Kadın, sayı bakımından toplumun yarısını kapsar. Hisler açısından toplumda en güzel şey olduğu gibi, problemler açısından da toplumun en karmaşık tarafıdır. Bundan dolayı çoğu erkek düşünürün bu meseleyi, tamamlayıcı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/">Mustafa Sıbai – Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-25051 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-300x300.jpeg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-300x300.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-100x100.jpeg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-600x600.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-360x360.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-768x768.jpeg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-1024x1024.jpeg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Kriterlerin değişmesi</p>
<p>1082-Erkeklik ölçütleri değiştiği zaman kadınlar, adamlara hükmeder. Yiğitlik kıstasları değiştiği zaman hırsızlar, çesurlarâ hükmeder. Fazilet ölçütleri değiştiği zaman ayaktakımı, saygınlara hükmeder,</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadın meselesi</p>
<p>1015-Kadın, sayı bakımından toplumun yarısını kapsar. Hisler açısından toplumda en güzel şey olduğu gibi, problemler açısından da toplumun en karmaşık tarafıdır. Bundan dolayı çoğu erkek düşünürün bu meseleyi, tamamlayıcı cinsel yahut zevk meselesi olmaktan ziyade, bütün toplumun meselesi olarak bakmalıdırlar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>On şeyi yapma!</p>
<p>985-On şeyi yapma yoksa on şeyi duyarsın: seni ilgilendirmeyen şeylere girme yoksa hoşuna gitmeyen şeyler duyarsın. Öfkeliyken konuşma yoksa öfkeni artıracak şeyler işitirsin. Ki. birli kimseyi övme yoksa seni küçük düşürecek şeyler duyarsın. Sana değer vermeyen kimseye şikayette bulunma yoksa acını artıracak şeyler duyarsın. Kızgınlığını cahile gösterme yoksa öfkeni artıracak şeyler duyarsın. Seni küçümseyene nasihat verme yoksa seni küçük düşürme hissi veren şeyler duyarsın. Kendi görüşünü beğenene nasihat etme yoksa görüşünü kınayan şeyler duyarsın. İki hasmı kızdıracak şeyler söyleme yoksa o ikisinden üçüncüleri olacağın sözler işitirsin. Hanımın öfkeli iken ona yaptığın iyilikleri hatırlatma yoksa bütün bu iyiliklerin inkarını duyarsın. Bilgisiz, asi çocuğuna babalığını gösterme yoksa ondan dünyaya getirmemeyi temenni ettirecek şeyler duyarsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim (amel edilmediğinde) işlemez bir silahtır</p>
<p>963-Müslümanların elindeki Kur&#8217;an-ı Kerim, cahillerin elindeki ne savunma, ne saldırı, ne yıkmak, ne yapmak, ne almak, ne vermek için kullanılamayan işlemez silah gibidir. Halbuki o, bütün bunlar ve daha fazlası için elverişlidir. Keşke bilselerdi!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kınanmaya karşı akıllı kimselerin duruşu</p>
<p>950-İnsanlar senin kötüleyen şeylerden bahsettiklerinde, tahammülsüzlerin öfkelendiği gibi kızma! Kindarların hasedi gibi kin gütme! Lakin bak; söylenilenlerden gerçeklik varsa kınanma sanadır insanlara değil. O halde neden kızıyorsun? Şayet gerçek değilse bu ancak senin mertliğini denemek yahut gafletinden uyarmak yahut da faziletlerinden gizli olanları açığa çıkarmak içindir. Şuna gerçekten inan; arifler cam ile inciyi asla birbirine karıştırmazlar. Ve Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a hiçbir gerçeğin yüzü asla gizli kalmayacağına da kesin inan!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Övgüye karşı akıllı kimselerin duruşu</p>
<p>949-İnsanlar senden seni mutlu edecek şekilde konuştuklarında buna, kibirlenenler gibi değil şükredenler gibi sevin! Gururlular gibi değil mütevazı olanlar gibi dinle! Bu husustaki bütün faziletin Allah&#8217;tan olduğunu unutan kimse ahmakların en ahmağıdır. Şayet O kendisini yaratmasaydı, ne kendisi olurdu ne de faziletleri.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Zayıf bağ</p>
<p>942-İnsanları birbirlerine bağlayan bağların çoğu çabuk kopan bağlardan oluşur. Birbirlerine engel teşkil eden duvarlar da çabuk yıkılan duvarlardan oluşur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hata edenin özrünü kabul et!</p>
<p>945-Hata ettikten sonra senden özür dileyen kardeşine, komşuna zorluk çıkarma! Çünkü kullarına hiç ihtiyacı olma yan ve onları cezalandırmada güç sahibi olan Allah, hata edenlerin özrünü, günah işleyenlerin tevbesini kabul eder. Sen kendine bir fayda ya da zarar vermeye malik olamayan bil aciz iken özürleri kabul etmeye ne kadar da layıksın!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Üç kişiyle arkadaş olmaya gayret et!</p>
<p>940-Üç kişinin arkadaşlığına gayret et: peygamberlik ahlakıyla ahlaklanmış alim, tecrübeli, geceleri saçlarını ağartmış hikmet sahibi, mertliği, yanına geldiğinde sana hürmet etmeye, ikramda bulunmaya, yanında olmadığında seni savunmaya, kırıldığında gönlünü almaya, kusurlu iş yaptığında seni affetmeye ve hata ettiğinde sana nasihat etmeye zorlayan yiğittir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kocanın mutluluğu</p>
<p>921-Seven, vefakar koca eşinin doğumuna iki kere sevinir: biri kendisine bir çocuk dünyaya getirmesinden dolayı. Diğeri de doğumundan sağ salim çıkabilmesi. Doğum yatağında sevgili kız kardeşimin kaybetmemizi asla unutamam. Allah ona merhamet etsin! İşte o gün hayatımda ilk defa sevdik. lerini kaybetmenin ne demek olduğunu anladım. Allah rahmet eylesin yine ilk defa babamla birlikte babama ağladım. Yaşlı olduğundan dolayı kızına karşı duyduğu üzüntü onu yıkmıştı. Ben ise babalığın ne demek olduğunu anlamadığım gibi, baba olmaya yakın da değildim. Anne olan hanımımın çocuk dünyaya getirmesinde, doğumdan sağ salim kurtulmasında ve henüz kuş yavruları gibi evlatlarının haline bakan babanın sevincine diyecek yoktur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çocuk ve anne</p>
<p>922-Vallahi, bu dünyada çocuğun, annesini mükafatlandırabileceği bir ödül olduğunu bilmiyorum. Çünkü ben annenin çocuğu için yaptığı gibi, hayatını tehlikeye atarak, rahatından, huzurundan fedakarlık yaparak dünyada evladına iyilik yapan hiçbir insan tanımıyorum. Bununla birlikte annesi yaşlanıp ihtiyarlayınca evlat annesinden sıkılır! Ne büyük bir isyan!&#8230; Ne büyük bir nankörlük!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kardeşliğin samimi olmasının belirtisi</p>
<p>316-Bir kardeşinin dostluğunda samimi olup olmadığı denemek istediğinde elini onun cebini uzat. Sonra yüzüne ve gözlerine bak. Bundan sonra başka bir delile ihtiyacın kalmaz</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Azlık ve çokluk</p>
<p>917-Rahat günlerinde etrafında gördüğün sevenlerin ve hayranların çokluğu sakın seni aldatmasın! Zira zor günlerde onlardan yarısını veya çeyreğini bulabilirsin. Bana gelince, ben binlercesinin içinde birkaç kardeşten başkasını bulamadım.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Altı şey musibeti hafifletir</p>
<p>912-Altı şey vardır ki, hatırladığında musibetin hafifler: her şeyin kaza ve kader ile olduğunu, üzüntünün takdir olunanı geri çeviremeyeceğini, içinde bulunduğun halin beterinden daha hafif olduğunu, sana kalanın senden alınandan daha çok olduğunu, her takdir olunanın bir hikmeti olduğunu bilmen halinde bu musibetin kendisinin nimet olduğunu, mümin için her musibetten ecir ve mağfiret olduğunu veya temizlenme ve mertebesinin yükselmesi için olduğunu yahut da daha kötüsünün def edilmesi için olduğunu hatırlamak, musibeti hafifletir. “Allah katındakiler daha hayırlı ve bakidir.”(Kasas 60)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İyilik ne ile güzelleşir?</p>
<p>884-İyilik ancak üç şeyle güzelleşir: İstenmeksizin yapmak, geciktirmeden yapmak, minnet etmeden başa kakmadan yapmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mertlik ne ile tam olur?</p>
<p>885-Mertlik ancak üç şey ile tam olur: küçük hataları görmezden gelmek, kusuru olanlara müsamaha göstermek, zayıflara/biçarelere şefkat göstermek.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Güzellik ne ile süslenir</p>
<p>886-Güzellik ancak üç şey ile süslenir: edepsizlikten korunmak, temizlere muhabbet beslemek, günahkar facirlere karşı iffetli olmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mutluluk nasıl elde edilir?</p>
<p>887-Mutluluk ancak üç şeyle elde edilir: dinin korunması, bedenin korunması, maddi manevi ihtiyaç duyduğun şeylerin bulunması.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıl ne ile gelişir?</p>
<p>-Akıl ancak şu üç şeyle gelişir: devamlı düşünmek, düşünürlerin kitaplarını mütalaa etmek, hayat tecrübelerine karşı uyanık olmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İlim ne ile kabule şayan olur?</p>
<p>879-İlim ancak üç şey ile kabul görüp faydalı olur: ezberleri unutmamak, bilmediklerini öğrenmek, bildiklerini yaymak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Faydalı ve zararlı</p>
<p>875-Çok gülmek, çok neşe ve çok şaka sağlıklı için hastalık, hasta için sağlıktır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kararlılık ve yumuşak huylu olmak arasında</p>
<p>876-Hanımına karşı ilerinde kararlı olmazsan, onun İstekleri seni perişan eder. Ona yumuşak huylu olmazsan da sertliğin onu perişan eder. Onu razı olmuş gülen bir yüzle yolculuğunda beraberinde taşıyabilirsen insanların en mutİusu olursun.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çocukluk hatıraları</p>
<p>866-Ey çocukluk hatıraları! Sizin hiçbir zaman bana geri dönmeyeceğinizi biliyorum.Lakin benden hiçbir zaman ayrılmayacağınızı da hissediyorum.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Büyüklük nişaneleri</p>
<p>838-Büyüklük nişanelerini, ölümsüzlük lakaplarını, kim veriyor? Doğru söyleyen tarih mi yoksa yalancı propagandalar mı? Samimi halklar mı yoksa fanatik fertler mi?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Heykellerin etrafındaki çiçekler</p>
<p>839-Büyük bir heykelin etrafına dikilen çiçeklere bir arı konar. Onlardan bal yapar ve onu içen bazı hastalar iyileşir. Bunun üzerine arı der ki: “Keşke her heykelin yerine çiçek dikilse!” Hasta da der ki: “Keşke insanlar büyüklerinin hatırasını yaşatmak için onların anısına her sene çiçekler dikseler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kibirli</p>
<p>818-Kibirli zeki kişinin haline şaşılır! İnsanlar onu teşvik için el üstünde yükseltirler, o ise kendi elleriyle kendini toprağa gömmekte ısrar eder.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Nankörlük</p>
<p>819-Kendilerinden hayır bekleyerek onları teşvik edip adam olmalarını sağladığın kimselerin, sana nankörlük etmelerinden pişmanlık duyma! Zira içindeki benliğe karşı koyman sana yeter! Gül dikmek için çalışmışsın ancak çorak toprakta diken ve çalı yetişir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Teşvikte mutedil ol!820-Kabiliyetli kimseleri teşvik etmede, gurur kendilerini öldürmesin diye orta yolu tut! Zira gençlerden zeki olanların erken gelen şöhret ve abartılı övgüler için akıllarını geniş çaplı kullanmaları pek nadirdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aşırılık</p>
<p>812-Kararlılıkta aşırılık zulüm,yumuşak huylulukta ise zayıflıktır.</p>
<p>İbadette aşırılık yükselmek, lezzet duymada ise günahtır.</p>
<p>Gülmede aşırılık küçük düşmek, şakada budalalıktır.</p>
<p>Kadınların keyfine göre gitmede aşırılık basitlik, karşı çıkmada ise kötülüktür.</p>
<p>Yemekte aşırılık açgözlülük, uykuda aşırılık tembelliktir.</p>
<p>Cömertlikte aşırılık savurganlık, tasarrufta ise cimriliktir.</p>
<p>Tedbirde aşırılık vesvese, rahatlıkta aşırılık gaflettir.</p>
<p>Ciddiyette aşırılık katılık, akşına bırakmada ise tembelliktir.</p>
<p>Sağlığa dikkat etmede aşırılık hastalık, sağlığı ihmal etmede ise ölümdür.</p>
<p>Insanları hesaba çekmede aşırılık düşmanlık, onlara müsamaha göstermede ise zayifliktir.</p>
<p>Kiskançlıkta aşirilik delilik, gormezlikten gelmede ise cinayettir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanın değeri</p>
<p>799-İnsanın değeri hedefleriyle, konumu yaşıtlarıyla, zevki tercihleriyle, serveti sahip olduğu gönüllerle, gücü kırabildiği arzu ve istekleriyle, zaferi hezimete uğrattığı rezaletlerle, çokluğu zorluk anında kendisiyle sebat edenlerle ölçülür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dua!</p>
<p>796-Allah&#8217;ım, amelde Senden istikamet istediğimiz gibi sözde de doğruluk istiyoruz! Bizim Senden razı olmamızı talep ettiğini gibi Senden razı olmayı istiyoruz. Bedenimiz hasta da olsa kalp selameti, organlarımız hasta olsa da ruh sağlığı, azalarımız acziyet içinde olsa da gönül dinçliği istiyoruz. Cennet yoluna sokacak dürüstlük, cennetin kapılarını çalacak hidayet ve cennet ahalisi ile beraber olacak başarı istiyoruz. Resulullah aleyhisselam ve diğer peygamberler, sıdıklar, şehidler ve Salihlerle cennetin en üst köşesinde beraber olabileceğimiz ihsanlar bahşetmeni niyaz ederiz. “Onlar en iyi yoldaştırlar.”(Nisa 69)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Ey üzgün olanlar!</p>
<p>789-Ey üzgün olanlar! Allah çiçekleri, bahçeleri ve kainattaki güzellikleri herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey hastalar! Allah güneşi, havayı, suyu ve gıdaları herkesten önce sizin içim yarattı.</p>
<p>Ey mahrum kalanlar! Allah besinlerin en faydalısını ve en ucuzunu herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey ezilenler! Allah bu geniş yeryüzünü herkesten önce si. zin İçin yarattı.</p>
<p>Ey mazlumlar! Allah dualarınızın kabulü için kapıları açık gökleri herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey acı çekenler! Allah çevrenizde dertlerinizi, hüzünlerinizi ve gözyaşlarınızı unutturacak şeyler yarattı.</p>
<p>Ey şaşkınlar! Allah her gün sizin için kendi varlığına delil ler yaratmaktadır. O halde aklınızı kullanın!</p>
<p>Ey dinsizler! Sıkıntıyı kendinizden gidermede aciz kalmanız, sizi yaratanın varlığına delildir.</p>
<p>Ey araştırmacılar! Kendinizde ve etrafınızda O&#8217;nun delilleri ve kudreti vardır. Gözlerinizi kapatmayın!</p>
<p>Ey müminler! Günden güne varlığın sırlarının açığa çıkmasında inancınızın doğru olduğuna bir delil vardır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Arzular</p>
<p>791-İnsanları saptıran şeylerin çoğu akılları değil arzularıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen daha muhtaçsın</p>
<p>780.Sen, bilmediklerini öğrenmekten ziyade bildiklerinden istifade etmeye daha muhtaçsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Daha yararlı</p>
<p>761-Görüşlerini insanlar arasında bir makalede neşretmek, inatçı hasımlarınla tam bir ay tartışmaktan daha yararlıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Askeri komutanlar için son derece gerekli olan</p>
<p>726-Resulullah aleyhisselamın hayatını derin ve bilinçli bir şekilde incelemek, davetin yardımcıları ve askeri komutanlar için son derece gereklidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mutluluğun anahtarı</p>
<p>717-İlk olarak ahlak sonra ilim ve liyakat, işte bunlar kişiler, hükümetler ve fertler için mutluluğun anahtarıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Herkes kendini haklı görür</p>
<p>701-Başkasıyla anlaşmazlık içimde olup da hakkın muhakkak kendisinin yanında olduğunu söylemeyen ve hakkı en iyi şekilde temsil iddiasında bulunmayan hiçbir insan görmedim. Yine herhangi bir suiistimalden dolayı itham olup da kendini savunurken, hakkın kurbanı olduğunu, görevini tam olarak yerine getirmesinden dolayı buna maruz kaldığını söylemeyen kimseyi de görmedim. Ama insaflı tarih, ikisinin arasını ayıracaktır. Allah hüküm verenlerin en adaletlisidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Eğilimler&#8230;</p>
<p>671-Güçlünün meyli baskıdır. Şayet adil davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zalimin eğilimi katılıktır. Şayet merhametli davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zorbanın mizacı kibirdir. Şayet tevazu göstermişse bu bir sebepten ötürüdür. , Mülhidin tabiatı fesatlıktır. Şayet doğru dürüst davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zengini meyli savurganlıktır. Şayet tasarruflu davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Münafığın mizacı yalancılıktır. Şayet doğru söylemişse bu bir sebepten ötürüdür. Hilekarın tabiatı hıyanettir. Şayet dürüst davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Siyasinin mizacı dolambaçlı konuşmaktır. Şayet açık konuşmuşsa bu bir sebepten ötürüdür. Gencin tabiatı tutarsızlıktır. Şayet akıllı davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Güzelin tabiatı fitnedir. Şayet iffetli davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Kötü alimin mizacı dünyaya düşkünlüktür. Şayet dünyadan uzak durmuşsa bu bir sebepten ötürüdür. Bedevinin tabiatı kabalıktır. Şayet ince davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İkisi asla bir kalpte bir araya gelmez</p>
<p>661-Bir alimin kalbinde hem Allah sevgisi hem de zalimlere dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>662-Bir davetçinin kalbinde din sevgisi ve fesatçılara dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>663-İhlaslı kimsenin kalbnide hem hak sevgisi hem de batıl ehline dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>664-Bir müslümanın kalbinde Resulullah aleyhisselam sevgisi ve O&#8217;nun düşmanlarına dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın seni aldatmasın! —</p>
<p>659-Sakın bir insanın karmaşadan yakınması seni aldatmasın; zira o, bu durumun en büyük sebeplerinden biri olabilir. Onun bozguncuları kınaması da seni aldatmasın; zira o, onların önde gelenlerinden olabilir. Onun dinin elden gitmesine olan üzüntüsü de seni aldatmasın; zira belki de o, dini zayi edenleri, ilkidir. Onun ıslah edenlere acıması seni aldatmasın; zira onların işlerini bitirecek olanların ilkidir belki de o.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen Kimsin?</p>
<p>629-Sen kimsin ki ey insan, kaderden dem vuruyorsun Allah&#8217;a öfkeleniyorsun, şartlarını O&#8217;na (böyle olacak diye) sunuyorsun?!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İki&#8230; vebir&#8230;</p>
<p>632-Allah her insan için iki göz yaratmıştır fakat insanların çoğu sadece bir gözüyle bakarlar. Allah her insan için bir dil ve iki kulak yaratmıştır ama insanların çoğu iki dille konuşur ve tek kulakla dinlerler. Allah her insan için biriyle kendine diğeriyle başkalarına yardım olsun diye iki el vermiştir ama insanların çoğu yalnızca bir eli kullanırlar. Allah her insan için biriyle dünyada diğeri ile ahirette koşması için iki ayak vermiştir ama insanların çoğu bir ayaklarını kullanırlar. Allah her ir san için kısa hayatının kederlerini taşıması için tek kalp yaratmıştır lakin insan, birçok kalbin taşıyamayacağı dertleri kendine yüklemiştir. Allah her insan için tek bir ömür vermiştir fakat insan yüz ömrü varmış gibi vakitlerini boşa harcar durur. Allah her insan için bir defa ölüm takdir etmiştir fakat insan cahilliği ve bedbahtlığı yüzünden her gün ölmeye razı olmuştur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Beş kitapta doğruyu bulamazsın</p>
<p>597-Beş kitapta katışıksız doğruyu bulamazsın: filozof olmadığı halde yazarının felsefe yapmak istediği kitap, yazarının adeta başkalarının görüşlerini papağan gibi taklit edip düşüncelerinde özgür olanlar gibi görünmeye çalıştığı kitap, yazarının toplumun faydalanacağı değil de hoşlarına gidecek şeyleri yazmak istediği kitap, yazarının kendisinin de payı varmış gibi yaparak bazı tarihi olayları yazmak istediği kitap, yazarının haset ettiği, rakibi olduğu veya hasmı olduğu birinden söz etmek yahut onu tenkit etmek istediği kitap.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dört yerde dört kişinin şahitliği kabul olmaz</p>
<p>598-Dört yerde dört kişinin şahitliği kabul olmaz: güçlünün zayıf olan hakkında, zalimin mazlum hakkında, şöhret düşkünün kendisine rakip olan hakkında ve öfkeli hanımın kocası hakkında.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Edep hırsızları</p>
<p>551-Seven bir ziyaretçi adı altında evime girip içindeki en değerli eşyaları çalan ile edebiyat adı alında kızımın, hanımımın aklına girip oradaki en değerli şeyleri çalan arasında ne fark var? O halde neden eşya çalanları hapsediyorlar da şeref ve aile saadetini çalanları serbest bırakıyorlar?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Biz dünyayı ne ile fethettik?</p>
<p>545-Biz dünyayı hayasız, yozlaşmış annelerle fethetmedik. Fakat biz iffetli, dindar annelerle dünyayı fethettik. Biz dünyanın halifeliğine açgözlü, doymak bilmeyen, cinsel ahlakla varis olmadık. Fakat biz ağır başlı, terbiyeli bir ahlakla varis olduk.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Konuşmanın şerefi, özgürlüğünden önce gelir</p>
<p>535-Konuşma özgürlüğü adı altında istediklerini söyleme özgürlüğüne sahip olduğunu iddia edenler, konuşma şerefinin özgürlüğünden önce geldiğini unutmaktadırlar. Hiçbir milletin, özgürlük adına hainliğe hoşgörülü yaklaştığını görmedim. Fakat içimizden bazıları, özgürlük adı altında toplumumuzun şerefine ihanet etmek istiyor. Şayet bizde duyarlı bir kamuoyu oluşsaydı davalarda hainlerin hesaba çekildiği gibi bunlar da hesaba çekilirdi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının saygınlığı</p>
<p>529-Kadına değer vermek; insan gibi muamele edip oyuncak gibi kullanmamakla, şehevi arzu ateşlerinin arasına atılmakla değil şüpheli şeylerden uzak tutmakla ve onu dedi. kodularla ağızdan ağza dolaştırmamakla olur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evlilikte kötü adetlerimizin tehlikeleri</p>
<p>527-Cinselliğin ilgi görmesinin nedenlerinden biri de, gençlerimizin evliliğini zorlaştırmaktır. Bu kötü adetle evlilik yalnızca zenginlerin altından kalkabileceği ağır bir yük haline gelmiştir. Halbuki Allah&#8217;ın şeriatı evliliği hem zenginin hem fakirlerin yapabileceği şekilde kolaylaştırmıştır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Nerede kadın derneklerimiz?</p>
<p>528-Şayet kadın derneklerimiz evlilik adetleri üzere topluma özellikle kadınlara devamlı kampanyalar yapsalardı, milletin durumunu yükseltecek, memleketi bunalarımlardan ve ahlaki çöküşlerden koruyacak olan büyük hizmeti yapmış olurlardı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Güçlü ve zayıf milletler arasında müstehcen edebiyat</p>
<p>524-Güçsüz, zayıf milletler de müstehcen edebiyat ilgi görür. Bu sayede yazarları zengin olur. Güçlü, kalkınmış milletler de ise manevi/ruhi edebiyat ilgi görür. Bu sayede yazarları ölümsüz olur. Büyüklükle aşağılık olma arasındaki fark ölümsüzlüğün toprağa üstünlüğü gibidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının şaşırtıcı durumları</p>
<p>517-Kadının erkekten zayıf olduğu halde üzerinde otorite kurabilmesi, ondan daha baskıcı olduğu halde daha çok dert yanması, erkek daha vefasız olduğu halde kadının ona daha çok vefa göstermesi, erkekten çok rahat olduğu halde daha çok şikayetçi olması, çocukların erkeğe nisbet edildikleri halde kadının çocuklara daha düşkün olması, erkeğin imanının ondan zayıf olmasına rağmen kadının daha az ibadet etmesi kadının şaşırtıcı durumlarındandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının özgürlüğü ve hizmetçi görülmesi</p>
<p>512-Kadının özgür olması mutluluğunun aleyhine, köle gibi görülmesi ailenin saygınlığının aleyhine, erkekle eşit görülmesi toplumun mutluluğunun aleyhinedir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Medeniyetlerin çöküşü</p>
<p>513-Bütün medeniyetlerin yıkılışının kadının toplum içinde sergilenip meydana çıkarılması, onun medeniyetin geleceği ile oynaması ve ahlaklarını bozması neticesinde olması şaşılacak bir durum değil midir?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Konuşmada erkeğin ve kadının karakteri</p>
<p>506-Aklı başında erkek, fayda göreceği ya da faydası dokunacağı yerler dışında susmayı seçer. Aklı başında kadın. zarar göreceği veya zarar vereceği yerler dışında konuşmayı seçer.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hanımların hakları</p>
<p>501-Çoğu koca, hanımlarının kendileri üzerindeki haklarından ziyade, kendilerinin hanımları üzerindeki hakları isterler. Oysa Allah şöyle buyurmaktadır: “Erkeklerin meşru surrette kadınlar üzerindeki (hakları) gibi kadınların da onlar üzerinde (hakları) vardır. (Yalnız) erkekler onlar üzerinde (daha üstün) bir dereceye maliktirler.”(</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının ve erkeğin yoldan çıkması</p>
<p>502-Cahil toplum, erkeğin yoldan çıkmasını affederken, kadının yoldan çıkmasını affetmeyip cezalandırır. Şeriat ise her ikisinin de doğru düzgün bireyler olmasını istiyor. Yine her ikisinin de yanlış işler yapmasını onaylamıyor. İkisinin bilmeden olmuş hatalarının ise örtülmesi gerektiğini bildiriyor. Suçları sabit olduğunda ikisinin de cezasını uyguluyor. O halde cezalandırma ve affetmede kadın ile erkek arasındaki bu farkı nereden tutup getiriyorlar?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Anne ve çocuklar</p>
<p>496-Annenin aklının azlığı; çocukları vurdumduymaz, dininin azlığı; çocukları günahkar, emaneti az gözetmesi; çocukları hıyanet eden, güzelliğinin az olması çocukları iyi kimseler yapar. Annede dindar olmak, akıllık, emin olmak ve güzellik bir arada olursa işte o zaman ölümsüz önderler yetiştirir. Bu.nun da hurilerden başkasında bulunacağını sanmıyorum.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kavrayışı az olan çocuğuna karşı tutumun</p>
<p>497 -Kendin zeki olduğun halde kavrayışı az bir evlatla imtihan olursan, ona bunu hissettirme. Bundan dolayı sıkıntıya da kapılma. Zira kavrayışı az hayırlı bir evlat, akıllı söz dinlemez çocuktan hayırlıdır. Nice babalarını sıkıntıya sokan zeki evlatlar vardır ki, babaları onların dünyaya gelmemiş olmala: rını arzu eder hale gelirler.</p>
<hr />
<p>Bahtı açık eş</p>
<p>489-Eşinin bazı tavırları seni üzüyor, bazıları da sevindiriyorsa memnun olduğun tavırlarını olmadıklarına say. Bu durumda borçlu olmazsın. Nasipli eş, eşine karşı ne alacaklı ne de borçlu olandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kendini sevindirecek şeyler oluştur</p>
<p>490-Eşin ve çocukların senin mutluluğunu ve huzurunu sağlayamıyorlarsa, kendini sevindirecek şeyler oluştur. Yoksa ömrünü gamla kederle geçirirsin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sinirlenme!</p>
<p>483-Hanımın yahut çocukların ev eşyalarından birini kırdığında sinirlerin alevlenecek şekilde öfkelenme! Şu da var ki hiç öfkelenmemen daha hayırlıdır. Çünkü sinirlerinin bozulmasındaki zararın, malının kırılmasındaki zararından daha fazladır Hiçbir şeyin Allah&#8217;ın takdiri olmadan kırılıp dökülmeyeceğini hatırladığın zaman gönlün razı olur ve sinirlerin yatışır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Öfke alışkanlığı</p>
<p>486-Hoşuna gitmeyen her şeye öfkelenmeyi alışkanlık ha line getirirsen, asla sükunet içinde olamazsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Yanlış eğitimin sonuçları</p>
<p>477-Gördüm ki birçok baba, babalarının kendilerine uyguladıkları katı tutuma tepki olarak çocuklarına nazik davranmada aşırıya kaçmışlardır. İşte böylece eğitimdeki bu tedbirsizlik, iki ya da daha fazla neslin problemli olmasına sebep olmuştur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Faydalı bir şey</p>
<p>475-Olur ki ailenle yapacağın kısa bir gezinti, birçok problemi çözebilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>451-Çocuk huyları ile beraber doğar. Anne baba bu huyları değiştiremez lakin terbiye edebilirler. Çocuğun ahlakı ise çevrenin ve eğitimin eseridir. İşte burada çocuğun mutlu veya mutsuz olmasında anne babanın büyük rolü olabilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>452-Erkek çocuk, babasından daha fazla etkilenir. Kız da çocuk da annesinden. Cahil annelerin terbiye yöntemleri; sövmek, ölüm ve kahrolmakla ilgili beddualardır. Cahil babaların terbiye yolları ise; dövmek ve hor görmektir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Babalar ve çocuklar</p>
<p>428-Çocuğunu bulaşıcı hastalıktan uzak tuttuğun gibi kötü arkadaştan uzak tut! Ve buna küçüklüğünden başla! Yoksa hastalık kötüleşir, ilaç fayda vermez.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>429-Çocuk eğitiminde katı olmak, çocuğu asiliğe götürür.Eğitiminde yumuşak davranmak da bozulmaya götürür. İşte suç da bu ikisinin kucağında meydana gelir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>430-Çocuk, tay gibidir. Her istediği verildiği zaman dik kafalı yetişir ve yönlendirmesi zorlaşır. İstediği hiçbir şey verilmezse agresif yetişir ve çevresindeki her şeyden nefret eder. 0 halde sen ona vermede ve alıkoymada sağduyulu ol! Kendisini sevdiğini söyleyerek onu şımartma! Zira bu, senin ve onun mutluluğunu yok eden şeylerin en öldürücüsüdür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>431-Erkek çocukları severler, kız çocuklarını sevmezler. Şu da var ki ben, tanıdıklarımın çoğunun kız çocuklarının erkek çocuklarından daha mutlu olduğunu gördüm.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>432-Zengin de olsan çocuğunu ayakları üzerinde durmâ ya alıştır. İlim talep etmeyip kazanmaya güç yetirmeye başlAdığında, ona sofranda yer vermekten, senin evinde oturma sından, harçlığını sen kendi cebinden vermekten sakın! Yoksa sen hayat yolunda onun mücadele ruhunu öldürmüş olursun. Böylelerini çok gördüm.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>433-Babasının şefkatinden ümidini kesen çocuk, asi olarak büyür. Babasının şefkatine aşırı tamah eden çocuk, tembel olarak büyür. Babaların en iyisi, çocuğunu şefkatinden ümit kestirmeyen ve onu kendi iyiliklerine tamah ettirmeyen babadır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>434-Çocuğuna katılıkta aşırıya gitmen, onu senden koparır. Onu aşırı nazlandırman da sen, ondan koparır. O halde sen sağduyulu/hikmetli ol. Yoksa dizgini elinden kaçırırsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>435-Çocuğunu hayat mücadelesi içinde zorluklara göğüs gerer halde görmen, sana dayanıp nimetlere boğulmuş olarak görmenden hayırlıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>436-Çocukların hayırsız ise onlara servet bırakmaktan sakın! Çünkü senin yıllarca topladığını birkaç gün içinde yiyip bitirirler. Sonra itibarını zedelerler, şerefini karalarlar, seni hesapları çok çabuk görene teslim ederler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>437-Hayırlı evlat sana dua eder, insanlar da seni onun sayesinde her türlü iyilikle anarlar. Bu, seni unutan, hayatta yaptığı kötülüklerle seni de kötülemiş olandan daha kalıcı ve daha hayırlıdır. Evlatların, ciğerparelerindir. Ciğerinin senin hastalıklara ve acılara sebep olmasını görmek ister misin? Yoksa onu sağlıklı ve afiyette mi görmek istersin?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>438-Eğer bütün babalar, günün bir kısmını çocuğunun gözetimine özel olarak ayırmış olsaydı, çocukları için çok fazla yorulmak zorunda kalmazlardı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>439-Cahil baba, çocuğunun suretinin güzel olmasına sevinir. Ahlakının kötü olmasını umursamaz. Akıllı baba ise insanların en çirkini de olsa çocuğunun ahlakının güzelliğiyle sevinir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>440-Saygın baba, çocuğunun kendisinden daha saygın olması için çalışandır. Akıllı baba, çocuğunun kendisi gibi olması için gayret edendir. Hiçbir babanın çocuğunun kendisinden aşağıda olmasına çalıştığını tasavvur edemem.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sanata yönelmek</p>
<p>377-Sanata yönelmek, oluşumunu tamamlamış milletlerin uğraşı olabilir. Henüz oluşumu tamamlamaya başlamamış veya geç başlayanlara gelecek olursak; ilerlemesini kuvvetlerdirmeye önem vermek yerine resme ve müziğe, keşifler yapmak yerine dansa, hayatı imar etmek yerine hayatı çizmeye yönelmeleri en büyük suçtur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hakikat</p>
<p>372.Hakikat; isteyeni çok olan ama aralarinda sevebilecek birini bulamayan guzel bir kadina benzer.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aldanma!</p>
<p>369-Yararı bilinmedikçe yemeğin lezzetine, dürüstlüğü beli olmadıkça zahidin ağlamasına, ahlakını bilmedikçe yöneticilein sözüne, erbabı şahitlik etmedikçe alimin iddiasına, kocasını dinlemedikçe kadının şikayet edip serzenişte bulunmasına, insanlarla ilişkilerini görmedikçe abidin namazına, meclislerine katilıp sohbetinde bulunmadıkça şeyhin vakarına, güçlüklerde tecrübe etmedikçe gencin coşkusuna, bakan ya da idareci olmadık yurdunu sevdiğini iddia edene, kendisinden satın almaktan vazgeçiyormuş gibi görünmedikçe satıcının yeminine aldanma!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evlilik</p>
<p>353-Evlilikte düzen olmasaydı evlilik budalalık olurdu. Şefkat olmasaydı çocuk dünyaya getirmek delilik olurdu. Din olmasaydı yuva kurmak boş ve abes bir iş olurdu.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İki yer</p>
<p>343-İki yerde ağla, mahzuru yok: fırsatını bulduğun halde yerine getiremediğin, kaçırdığın ibadetlere ve terk ettikten sonra yeniden işlediğin günahlara.</p>
<p>İki yerde sevin, bir mahzur yok: yaptığın iyiliğe ve yapılması için yol gösterdiğin iyiliğe.</p>
<p>İki yerde çokça ibret al: Allah&#8217;ın güçlü bir zalimin belini kırmasında ve facir bir alimin kusurlarını ortaya çıkarmasında,</p>
<p>İki yerde uzun süre kalma: Allah&#8217;a karşı suç işlenmiş yerde ve geçmişte insanlara iyilik yaptığın yerde.</p>
<p>İki yerde pişmanlık duyma: arkadaşlarına yaptığın iyiliğin takdir edilmemesinde ve affettiğin hizmetçilerinin senin affını takdir edememelerinde.</p>
<p>İki yerde insanları diline dolayarak alay etme: düşmanla”rın ölmesinde ve doğru yolda olanların sapmasında.</p>
<p>İki yerde tevazuyu terk etme: cenazeyi götürürken ve felaketlere şahit olurken.</p>
<p>İki yerde harcamayı kısıtlama: sağlığını korumada ve şahsiyetini korumada.</p>
<p>İki yerde cimrilik yapmaktan utanma: Allah&#8217;a isyan olar yerlere harcama yapmada ve ihtiyaç olmayan yerlere harcamada.</p>
<p>İki yerde kendini unut: Allah&#8217;ın huzurunda ve senden yardım isteyene yardım ederken.</p>
<p>İki yerde büyüklenme: Vazifelerini yaparken ve mütevazı biriyle otururken.</p>
<p>İki yerde tevazu gösterme: düşmanınla karşılaşmada ve kibirlilerle oturmada.</p>
<p>İki yerde yapabildiğin kadar çok yap: ilim talep ederken ve iyilik yaparken.</p>
<p>İki yerde yapabildiğin kadar az yap: yemeği çok yemeyi ve boş işlerle meşgul olanlara eğlenmeyi.</p>
<p>İki yerde zamanın değişebileceğini düşünerek kontrollü harca: sağlığını ve gençliğini.</p>
<p>İki yerde ağlanılmasından rahatsız olma: haksızlığa uğrayan kadının ağlamasında ve suçlu olduğu iddia edilenin yakalanınca ağlamasında.</p>
<p>İki yerde gülmek seni aldatmasın: zalimin sana gülmesi ve dertlinin senin yanında gülmesi.</p>
<p>Bir yerde şu iki şey dışındakiler için gönlünü bağlama: Allah ve Resulünün sevgisinden başka bir sevgi bulunmayan hayatında.</p>
<p>Bir yerde yalnız bir şeyi yap: Ölüm anında, yalnızca Allah&#8217;ın rahmetini ümit et.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Duaların en mükemmel, en yeterli ve en özlü dua</p>
<p>328-En yeterli dua şudur “Rabbimiz bize dünyada da ahirette de iyilik ver.”(Bakara,201)</p>
<p>En özlü dua, Peygamber Efendımiz ın şu duasıdır: “Allah&#8217;ım! Bildiğim ve bilmediğim butün hayırları Senden istiyorum. Bildiği ve bilmediğim butün kotuluklerden Sana sığınıyorum.”</p>
<p>En mükemmel dua Peygamber Efendimiz&#8217;in şu duasıdır. “Allah&#8217;ım! Gayb ilmin ve yaratma kudretin ile hayatın benim için hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat, ölümün benim için daha hayırlı olduğunu bildiğin sürece de beni vefat ettir. Allah&#8217;ım! Gizli ve aşikar hallerimde senden hakkıyla korkmayı dilerim. Senden rıza ve öfke anında hak sözü söylemeyi dilerim. Zenginlik ve fakirlikte senden orta yollu olmayı dilerim. Senden bitmeyen bir göz aydınlığı dilerim. Senden, kazaya rıza göstermeyi ve ölümden sonra rahat bir hayat dilerim. Senden, yüzüne bakmanın lezzetini zarar verici bir hastalık ve saptırıcı bir fitneye uğramaksızın sana kavuşmanın özlemini dilerim. Allah&#8217;ım! Bizi iman zineti ile süsle ve bizi hidayete ermiş, doğru yolun rehberleri kıl.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İyiliğin ve kötülüğün temeli</p>
<p>319-Dünyada kötülüğün temeli üçtür: şeytan, kadın ve para/mülk. Dünyada iyiliğin temeli de üçtür: akıl, kadın ve para/mülk.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Beş yerde edebini koru!</p>
<p>311-Beş yerde edebini koru: ibadet mekanlarında, ilim meclislerinde, büyüklerin karşılanmasında, liderlere konuşmada, yabancılara karşı davranışlarında.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na bakmak</p>
<p>295-Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na sürekli tefekkür nazarıyla bakmaktan başka aklı ve ruhu besleyen, bedeni koruyan, mutluluğun garantisini veren bir şey görmedim.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Annenin çocuklar üzerinde etkisi</p>
<p>298-Allah&#8217;ım! Torunlarımıza Saliha, aklı başında anneler hazırla! Çünkü anne çocuğu ya adam ya kötü birisi ya da ahmak birisi yapar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çok konuşmak</p>
<p>267-Çok konuşma afetine maruz kalan kimse, konuşmanın uygun olacağı yerde kendini ifade edememe afetine maruz kalır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Üç şey!</p>
<p>268-Üç yerde üç şeyden sakın! Tartışma esnasında ilminle gururlanmaktan, seni tanıyanların yanında yaptıklarınla övünmekten ve fırsat olduğu halde hayır işlemeyi ihmal etmekten.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sağlığına özen göster</p>
<p>248-Hayatta ilgin ne olursa olsun sağlığına özen göstermeyi ihmal etme! Çünkü işçi isen gücünü artırır. Öğrenci isen ders çalışmana, alim isen bilgileri yaymana yardımcı olur. Davetçi isen (daveti) bitirmeni, ara vermeni engeller. Abid isen Mevla ile geceleyin konuşmayı sana sevdirir&#8230; Canın bineğindir. O halde ona iyi davran.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>işinin ahlakını ortaya çıkaran şeyler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>229-Dört şey kişinin karakterini ortaya çıkarır: yolculuk hapishane, hastalık, tartışma.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Şunları yapmadıkça kimseyi hemen övme!</p>
<p>230-Parayla, mülkle denemeden kimseyi takvalı olmakla, zor zamanlara ortak olduğunu görmedikçe cömertlikle, meseleleri nasıl çözdüğünü görmedikçe, ilim ile beraber yaşamadıkça güzel ahlak ile, kızdırmadıkça yumuşak huylu olmakla, tecrübe etmedikçe akıllı olmak ile övme!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sürekli kendini görme!</p>
<p>211-Sürekli kendini görüp (beğenenlerden) olma! Sonra insanlar senden nefret eder, arkadaşların da azalır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sevmeyenlerin sözleri</p>
<p>203-Seni sevmeyenlerin, aleyhinde ağızlarında doladıklari sözlere sabret! Sonra sana dediklerini düşün. Doğru ise kendini düzelt. Yalan ise, bir müddet sonra da olsa Allah&#8217;ın gerçeği ortaya çıkaracağından endişen olmasın! “Muhakkak ki Allah, iman edenleri savunur.” (Hac,38)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıllı ve ahmak</p>
<p>204-Akıllı kimse aleyhinde söylenenleri uyarı olarak görür. Ahmak ise bunu katışıksız acı olarak görür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Arzular!</p>
<p>188-Şayet arzular/ihtiraslar olmasaydı dünyadaki herkes dosdoğru olurdu. Hepsi dosdoğru olsaydı ölüme maruz kalmazlardı. Hepsi de yaşasaydı dünya onlara dar gelirdi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Okuduğun yazarı seç</p>
<p>178-Okuduğun her eser zihninde izler bırakır. Yalnızca derin düşünen, yorumu dosdoğru olan, kalemi kuvvetli, dürüst vicdanlı kimselerin eserlerini oku!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Herkes değildir&#8230;</p>
<p>177-Her kalem tutan katip, her sayfa karalayan yazar, her karmaşık cümleler kuran filozof, her meseleleri ayrıntılı bir şekilde açıklayan alim, her dudaklarını oynatan zikir sahibi, her yaşantısında az tüketen zahid, her ata binen süvari, her sarığı başına dolayan hoca, her bıyığını kesen delikanlı, her başını eğen mütevazi, her gülerek dişlerini gösteren mutlu değildir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen bilirsin&#8230; ben de biliyorum&#8230;</p>
<p>175-Allah&#8217;ım! Sen biliyorsun ki, ben sana salih amellerle güzel işlerle yaklaşamadım.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sana şirk koşulmasından başka bütün günahları affedersin Sen.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, yasakladığın kötü davranışlardan uzak kalamadım.</p>
<p>Ve ben de bilıyorum ki, Sen bizi gücümüzün yettiği takvadan sorumlu tuttun.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, adam gibi Yüce Zatına ibadet edemedim,</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, şüphesiz ki Sen, kalbinde zerre kadar iman olan kimseyi cehennemden çıkaracaksın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki. vicdanım Senin esintilerinle karşı karşıya kalmasına rağmen kirinden arınmadı.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen beni çamurdan yarattın, beni topraktan yetiştirdin, yeryüzüne yerleştirdin ve beni şeytanla imtihan ettin.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Senin güven ve selamet sahiline ulaşmak için dalgaları çırpınan bir denizde yüzüyorum.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen aile, evlat, ihtiyaçlar, hastalik, kederler, hüzünler gibi Sana ulaşmamda beni yavaşlatacak şeylerle bu hayatta beni bağladın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Senin sırlar denizlerine dalmaya, nurlarının hazzına karışmaya istekliyim.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen bende akıl nuruyla beraber şehvet karanlığını, meleklerin itaati ile şeytanın isyankârlığını, göğün yüceliği ile beraber yeryüzünün alçaklığını, iyiliğin saflığı ile beraber kötülüğün kirini, sevgi ateşi ile beraber arzu dumanını yarattın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Sana dosdoğru ve gönlü kırık bir şekilde ulaşmak istiyorum.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen dilediğini, istediğini onların amellerinden dolayı değil fazlınla, hak ettikleri için değil cömertliğinle seçersin.</p>
<p>Allah&#8217;ım! İşte bunlar Senin benim hakkımda bildiklerinin bazıları ve benim Senin hakkında bildiklerimin bazılarıdır. Bildiklerimi Senin bildiklerine arabulucu eyle. Vesilelerin azlığını bilmeme rağmen bilmeye çalıştıklarımdan dolayı beni bildiklerine ulaştır. Hakkımda bildiklerinden dolayı beni Kendine uzak eyleme. Senin hakkında bildiklerimi de Sana ulaşmada bana fitne kılma. Allah&#8217;ım! Muhakkak ki Sen bilirsin, biz bilmeyiz. Sen çok hikmet sahibi ve bağışlayansın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanların seni sevmeleri için&#8230;</p>
<p>150-İnsanların seni sevmeleri için yollarını geniş tut (kolaylık sağla). Sana insaflı davranmaları için onlara kalbini aç. Sen insaflı davranmak için onlara aklını aç. İnsanların yapacaklarından güvende olmak için bazı haklarından onlar için vazgeç.<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın!</p>
<p>133-Baskın çıktığı zaman kindardan, hüküm verdiği zaman cahilden, karar verdiği zaman namertten, umutsuzluğa kapıldığı zaman aç kimseden ve dinleyicileri arttığı zaman zahid görünen vaizden sakın!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Din ve eğitim</p>
<p>125-Din; karakterleri ve huyları yok etmez fakat onları eğitir. Eğitim de mizaçları değiştirmez fakat onları terbiye eder.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Her sevgi güzel şeyler miras bırakır</p>
<p>115-Allah&#8217;ı sevmek selamet, insanları sevmek pişmanlık, hanıma aşırı muhabbet delilik getirir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kalp dolduğu zaman&#8230;</p>
<p>112-Kalp sevgi ile dolduğu zaman yüz aydınlanır. Heybet ile dolduğu zaman azalar itaat eder. Sağduyu ile dolduğu zaman düşünceler dik durur. Arzu-isteklerle dolduğu zaman mide ve tenasül uzvu ayaklanır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sonuç</p>
<p>83-Lezzet duymak, ardından iç huzuru getirdiğinde övgüye layık olur. Peşinden ahlaksızlık getiriyorsa zehirdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıllı kadın ve ahmak kadın</p>
<p>73-Akıllı kadın, kanatlarının birinde kocasinı uçuran kanatlı bir melektir. Ahmak kadın ise, boynuzlarından birini kocasına toslayan iki boynuzlu şeytandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın şeytan seni kandırmasın!</p>
<p>28-Sakın şeytan seni takvan hususunda kandırmasın! O seni değersiz, kıymetsiz şeylerde kanaatkar yapar sonra da büyük, önemli işlerde iştahlı olmana çalışır. Yine seni ibadetlerinde de aldatmasın! Zira o nafileleri sana sevdirir sonra farzları terk etmen için sana vesvese verir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sevgi göstermede de nefret etmede de aşırıya kaçma! Durum şu ki; dost düşman, düşman da dost haline gelebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/">Mustafa Sıbai – Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Yaştaki Kızların Evlendirilmesi Meselesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jan 2018 21:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Evlenme Yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük yaştaki kızların evlendirilmesi meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Fatih Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçük yaştaki kızların evlendirilmesi meselesi üzerinden Diyanet’e karşı başlatılan kampanyayı üzülerek takip ettim. Kanaatim odur ki, tartışmanın tarafı olan birçok kimse için amaç, hiçbir şekilde, bir yanlışı düzeltmek veya yanlışlık tespiti değil. Bilmeden, gelişi güzel, ortama uyarak mesele hakkında yorum yapanların dışında iki grup var. Biri altın bir fırsat bulmuş, Diyanet üzerinden hükümetle hesabını görüyor, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/">Küçük Yaştaki Kızların Evlendirilmesi Meselesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/images-9-11/" rel="attachment wp-att-19788"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19788" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9.jpeg" alt="" width="400" height="267" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9.jpeg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-360x240.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-296x197.jpeg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-270x180.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-370x247.jpeg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-236x157.jpeg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-365x245.jpeg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-9-300x200.jpeg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p>Küçük yaştaki kızların evlendirilmesi meselesi üzerinden Diyanet’e karşı başlatılan kampanyayı üzülerek takip ettim. Kanaatim odur ki, tartışmanın tarafı olan birçok kimse için amaç, hiçbir şekilde, bir yanlışı düzeltmek veya yanlışlık tespiti değil.</p>
<p>Bilmeden, gelişi güzel, ortama uyarak mesele hakkında yorum yapanların dışında iki grup var. Biri altın bir fırsat bulmuş, Diyanet üzerinden hükümetle hesabını görüyor, diğeri bu durumu bahane ederek dini, insanların gözünde dinî olan ne varsa onu itibarsızlaştırıyor.</p>
<p>Bütün bu çarpıklıklar, “sapkınlıklar” dinle irtibatlı, dindarlar arasında var, diyor. Böylece bir taraftan muhafazakârlık iddia ve söylemindeki iktidarı vururken bir taraftan da dinî değerleri, kurumları, kavramları aşındırıyor, dindarları yıpratıyor, dini hedef alıyor.</p>
<p>Hâlbuki din, Kur’an veya Hadis, hatta İslam Hukuku (fıkıh) kimseye kızını on, on iki, on beş yaşında evlendir demiyor, bu hususta herhangi bir teşvik veya özendirme de kesinlikle söz konusu değil.</p>
<p>Ama fıkıh/fetva kitapları, yazıldıkları zaman, çevre ve örfü yani o günkü mevcut durumu esas aldıkları için bu konulara giriyor, bu yaşlardaki kızların evlenebilirlik yahut evlenemezliği, buna uygun olarak yaş tespitleri bu kitaplarda yer alıyor.</p>
<p>Problem, bu kitaplardaki bilgi, olduğu gibi, bugüne uyarlanmadan, bugüne/bu yeni duruma dair tespitler, teklifler, düzenlemeler yapılmadan doğrudan günümüze taşındığı zaman ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bir kısım insanlarımız bunu bilmiyor. Belli ki, bilenler de meseleyi yeterince izah etme, belirgin kılma noktasında problemler yaşıyor. Arkadaşlar, bu, dinin, Kur’ân’ın, Sünnet’in emri değil; kültür, demiyor, diyemiyor.</p>
<p>“Din ile tedeyyünü”, “din ile kültürü” birbirinden ayırmak lazım. Bu fıkıh/fetva kitaplarında görülen yaşla ilgili tespitler de doğrudan dinin değil, o dönem, çevre, şartlar, coğrafyanın, o dönemin sosyoloji ve kültürünün belirlediği şeyler, diyemiyor.</p>
<p>Buna benzer durum/uygulamalar başka kültürlerde de var. Bizim eski kültürümüzde, şiirlerde, türkülerde, şarkılarda da var. Ayrıca, serinkanlılıkla bakıldığında meselenin sadece küçük yaştaki kızlar üzerinden konuşulmasının doğru olmadığı, erkeklerle de ilgili olduğu görülüyor.</p>
<p>İşte bazı örnekler: “Henüz girmiş on üç on dört yaşına / Küçücükten bir yar sevdim yar/oy nenni (aslı, “ermeni” imiş, sansüre uğramış?). Bu da Karacaoğlan’dan o günün havasını, gerçeğini yansıtan “anlamak için” okunması gereken bir şiir.</p>
<p>On birinde bir yâr sevdim,<br />
Taze açmış güle benzer.<br />
On ikide şeker, şerbet,<br />
Oğul vermiş bala benzer.</p>
<p>On üçünde gözün süzer,<br />
Zülfünü gerdana dizer,<br />
Kargı, kamış gibi uzar,<br />
Boyu selvi dala benzer.</p>
<p>On dördünde bedir bedir,<br />
Dostunun ikrarın güder,<br />
Nere çeksen ora gider,<br />
Boynu toklu kula benzer.</p>
<p>On beşinde yaşar yaşın,<br />
Her örnekten bağlar başın,<br />
Tenhalarda arar eşin,<br />
Tez alışkın tele benzer.</p>
<p>On altıda kurt bilekli,<br />
Ünler de Hakk&#8217;a dilekli,<br />
Sağrısı yeşil örekli,<br />
Esen poyraz yele benzer.(tamamı için bkn.https://karacaoglansiirleri.blogspot.com.tr/2008/01/on-birinde-bir-yr-sevdim_21.html?m=1)</p>
<p>Bu da bir delikanlının dilinden: “Ahlat&#8217;ın başındayım. On altı yaşındayım. Kınamayın vay dostlar. Gül kızın peşindeyim” şeklinde devam edip gidiyor. Hepsini buraya taşımanın hoş olmayacağı bunlardan başka örnekler de var.</p>
<p>Erken yaşlarda evlenme yakın zamanlara kadar Anadolu’da yok muydu? Adanalı bir arkadaşımızın annesi on iki, babası on üç yaşındayken evlenmiş. Doğu veya Batıdaki bazı istismar örneklerini bir tarafa koyacak olursak bu, yakın zamanlara kadar bilinen bir şey.</p>
<p>Bunun o günkü şartlarda makul sayılabilecek sebepleri de var. “Efendim, kız on beş yaşında o zihnî olgunluğa erişmiyor. Bir eve çıkıp evliliğin sorumluluğunu taşıyacak durumda değil” deniyor. Doğru. Bugün için, kesinlikle böyle.</p>
<p>Ama o gün tamamen böyle değil. İnsanlar en küçük yaşlarından itibaren zor hayat şartlarıyla yüz yüze ve çalışmak zorunda oldukları için daha erken olgunlaşıyorlar. Bugün ise medenî hukukta evlilik için tespit edilen “on sekiz yaş” bile birçok aile tarafından erken sayılıyor.</p>
<p>Sonra, bu yaşlarda bir kız çocuğunun yeni bir eve çıkıp o evin sorumluluğunu yüklenemeyeceği iddiası da o gün için çok geçerli değil. Çünkü içerisinde kayınpeder-kayınvalide, kardeşler, hatta yengeler ve çocukların olduğu büyük evlere gelin gidiyorlar.</p>
<p>Bunun yanında, kız iyi bir kız, aile iyi bir aileyse veya kız gösterişli güzel bir kızsa başkasına gitmesin; varlıklı bir aileden ve akraba ise mal bölüşülmesin; kimi zaman da evde, bağ-bahçede, tarlada çalışmak için yardımcıya ihtiyaç olduğu için bu kızlar isteniyor.</p>
<p>Söylemek istediğim, bu, o dönemlerin kültür ve sosyolojisiyle ilgili bir şey; dinin emrettiği, dayattığı bir şey değil. Dönem, çevre, şartlar değişince, bunlara bağlı olarak yapılan tespit ve uygulamaların da tabii olarak kendiliğinden değişmesi gerekiyor.</p>
<p>Nitekim 1917 yılında yayımlanan Hukûk-ı Aile Kararnamesi&#8217;nde bu yeni durum ve şartlar esas alınarak evlilik yaşı on yedi-on sekiz olarak düzenleniyor. Bunu öğrenmek, anlamaya çalışmak yerine sövgüyü tercih eden, düşmanlık yapanlar hiçbir takdir veya tebriği hak etmiyor.</p>
<p>Bütün bu tartışma devam ederken, bu camiadan birileri de çıkıp sanki matah bir şey yapıyormuşçasına, “kıvırmayın, gelenekte bu var” diyor. Evet, gelenekte bu var ama niye var diye sormuyor. Örf, kültür, mevcut şartlar esas alındığı için gelenekte bu var.</p>
<p>Bugün kendilerini geleneğe bağlı sayan insanlar o geleneği bugüne taşıyorlar, kızlarını on beş, on altı yaşlarında evlendiriyorlar mı? Hayır! Demek ki onlar da bu yeni durumun farkındalar, en azından bu noktada geleneği günümüze taşımıyorlar.</p>
<p>Koca profesör konuyla ilgili Diyanet’i itham eden ağır bir tweet yazıyor, birileri tarafından samimice haberin kaynağına dikkat etmesi noktasında uyarılınca “üç saat oldu, Diyanet bir açıklama yapmadı” diyor. Geldiğimiz seviye, maalesef budur.</p>
<p>Toparlayacak olursam, burada belirleyici olan din değil, insanların yaşadıkları dönem, çevre ve şartlar. Müslüman bir toplumda böyle bir şey konuşuluyor diye, faturayı hemen dine, dindarlara kesmenin iyi niyet taşıdığına dair cidden kuşku duyuyorum.</p>
<p>Ayrıca, bunu bahane ederek Diyanet’i yıpratmanın bu çevrelere de bir faydası yok. Böyle bir kurumun olmaması, dinî-toplumsal alanda kaos ve keşmekeşi artıracağı gibi, toplumun farklı kesimleri arasındaki mesafeyi daha da derinleştirecektir.</p>
<p>Meselelerimizi sükûnetle, birbirimizi dinleyerek, itham etmeden, anlamaya çalışarak çözmek için bir yol bulmaya çalışmazsak, iyi bir geleceğin bizi beklemediğini söylemek için de ayrıca kâhin olmak gerekmiyor.</p>
<p>Bu da, yukarıda yazılanları teyit eder mahiyette bir istatistik. Paylaşan <a dir="ltr" href="https://mobile.twitter.com/glzmnb">@glzmnb</a> kardeşime teşekkür ediyorum. 1940&#8217;lardan bugüne evlilik yaşıyla ilgili nasıl bir değişim olduğunu gösteren açıklayıcı bir tablo.</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/ds9gpkfxuaahbvg/" rel="attachment wp-att-19787"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19787" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG.jpeg" alt="" width="1200" height="900" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG.jpeg 1200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG-600x450.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG-360x270.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG-300x225.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG-768x576.jpeg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9gPkFXUAAHBVG-1024x768.jpeg 1024w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a></p>
<p><a class="_1rTfukg4 _3fUfiuOH" dir="ltr" href="https://mobile.twitter.com/lazamani">@lazamani</a> hocamın konuyla ilgili yazdıklarını da buraya ekliyorum:</p>
<p>Dört mezhebin de kabul ettiği küçük yaşta nikahlama (ki bir nevi beşik kertmesi demektir), İslam hukukuna göre hazırlanan 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile yasaklanmıştır. Zira evliliğin Sanayi Devrimi öncesi sosyal fonksiyonları büyük şehirlerde artık ortadan kalkmıştır.</p>
<p>Konuyla ilgili söz söyleyecek olanların, evlilik hayatının fiilen başlaması ile nikah akdi arasındaki farkı mülahaza etmeleri, Sanayi Devrimi öncesi ile sonrasındaki sosyal hayat arasındaki farklılıkları dikkate almaları gerekir.(Asım Cüneyd Köksal)</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/ds9nfbdwaaat3_y/" rel="attachment wp-att-19791"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19791" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9nFbdWAAAt3_Y.jpeg" alt="" width="500" height="782" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9nFbdWAAAt3_Y.jpeg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9nFbdWAAAt3_Y-192x300.jpeg 192w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></p>
<p><a class="_1rTfukg4 _3fUfiuOH" dir="ltr" href="https://mobile.twitter.com/Nail_Okuyucu">@Nail_Okuyucu</a> hocamın konu etrafında yazdığı uzunca ve faydalı zinciri de buraya ekliyorum:</p>
<p>Fakihlerimiz nikâhın meşrû kılınışının sebebini, Allah’ın takdir ettiği kıyâmet vaktine dek nev’-i beşerin yeryüzünde bekâsını temin olarak tespit etmişlerdir. Bunun yolu da insanların soylarını devam ettirmeleridir (tenâsül ve tevâlüd).</p>
<p>Bu gayeyi temin için erkek ve kadının bir araya gelmesi gerekir ki bunun da dinen meşru kabul edilen yolu nikâhtır. Zira nikâha başvurulmadığı takdirde ilişkilere zorbalık (teğâlüb) hâkim olacak ve bu da hem insanlığın hem de yeryüzünün fesâda uğramasına yol açacaktır.</p>
<p>Ayrıca meşrû nikâh dâiresinde kayıt altına alınmayan ilişkiler neseblerin kaybolmasına sebebiyet verecek ve dinin korumayı hedeflediği beş temel esastan biri olan nesil zâyi olacaktır (Bu kısmı, Serahsî&#8217;nin el-Mebsût&#8217;undan ihtisâr ederek naklettim).</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/ds9qvwfw4aaw5_z/" rel="attachment wp-att-19793"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19793" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9qVwFW4AAw5_Z.jpeg" alt="" width="747" height="383" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9qVwFW4AAw5_Z.jpeg 747w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9qVwFW4AAw5_Z-600x308.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9qVwFW4AAw5_Z-300x154.jpeg 300w" sizes="(max-width: 747px) 100vw, 747px" /></a></p>
<p>Küçüklerin evlendirilmesine meselesine bu açıdan bakıldığında, İmam Gazzâlî’nin şu cümlelerini de hatırda tutarak hem âlimlerimize hem de bu vâkıanın yaygın olduğu bizden önceki nesillere karşı haksızlık yapmamış oluruz;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/ds9rmmkwkae_bj2/" rel="attachment wp-att-19794"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19794" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2.jpeg" alt="" width="736" height="489" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2.jpeg 736w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-600x399.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-360x240.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-296x197.jpeg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-613x408.jpeg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-570x380.jpeg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-270x180.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-585x390.jpeg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-370x247.jpeg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-236x157.jpeg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/DS9rMmKWkAE_bj2-300x199.jpeg 300w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></a></p>
<p>Özetle Gazzâlî şunları söylüyor: &#8220;Küçüklerin evlendirilmesine verilen cevâzın arkasında, evliliğin kendisinden beklenen amaçlar değil, aşiretler arasındaki ilişkilerin ve aileler arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi düşüncesi yatar.&#8221;</p>
<p>Meseleye İslâm hukuku açısından baktığımızda, evlenmeyi yalnızca iki kişi arasında akdedilen bir sözleşme olarak değil, Gazzâli&#8217;nin de işaret ettiği üzere aileler arası kurulan bir bağ olarak görmek daha isabetli olur.</p>
<p>Bu yüzden nikâhta ehliyet denince yalnızca evlenme ehliyeti değil, evlendirme ehliyeti de (velâyetü&#8217;n-nikâh) anlaşılır. Bir şahsın evlenme ehliyeti kazanması için büluğ/rüşd çağına erişmesi gerekirken fıtraten ve ahlâken çocuklarının daima iyiliğini düşünecekleri varsayılan velilerin çocuklarını evlendirmeleri için belli bir yaş sınırı öngörülmemiştir. Bir çocuğun evlendirilmesi, onun evlilik hayatına fiilen başlaması anlamına da gelmemektedir. Kız çocuğunu evlendiren veli, çocuğunu evliliği fiilen yürütebileceği bedenî ve zihnî olgunluk çağına kadar kocasından alıkoyma hakkına sahiptir. Bu meseleye hep kız çocukları açısından bakılması ve meselenin peşinen bir sapkınlık zeminine çekilmesi de bir modern saplantı olarak tezahür ediyor. Oysa ilgili cevaz hükümlerinde kız-erkek ayrımı yapılmamaktadır.</p>
<p>Konuya bakışımızın değişmeye başladığı 19. yy. ve sonrası, İslâm toplumlarının siyasi ve sosyal sahalarda ciddi değişikliklere maruz kalmaya başladığı bir döneme karşılık geliyor. Nikâh, önceleri yalnızca şahısları ve ilgili tarafları ilgilendiren bir mesele iken modernleşme ile yani &#8220;modern devlet&#8221;in ortaya çıkmasıyla birlikte, siyasi erkin nüfuz ve düzenleme sahası genişledi. Önceleri çok daha sivil bir görünüm arz eden İslâm toplumları artık devletin her alandaki düzenlemeleri ile farklı bir eşiğe atlamış oldu.</p>
<p>1850&#8217;li yıllardan itibaren İslâm dünyasında devletler bu yolda attıkları adımlarla ahvâl-i şahsiyyeye daha fazla müdâhil olmaya başladılar. 1916 yılında çıkarılan bazı irâdeler ile 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnâmesi bunun en bariz örnekleridir.</p>
<p>Nitekim o dönemde bu kararnâmeye yöneltilen eleştiriler arasında, devletin öncelikle şahısların hak ve yetkisinde olması gereken ahvâl-i şahsiyye sahasına bu denli müdâhil olma yetkisini kendisinde nereden ve nasıl gördüğü önem arz eder. (Sadrettin Efendi&#8217;nin tenkitleri gibi) (Nail Okuyucu)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Fatih Kaya Hoca</p>
<p>https://mobile.twitter.com/mfkaya08/status/950077072399044610?s=04</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/">Küçük Yaştaki Kızların Evlendirilmesi Meselesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kucuk-yastaki-kizlarin-evlendirilmesi-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Aile</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/modern-aile/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/modern-aile/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 14:51:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Bireyselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm ve Aile]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adam yorgun argın eve geliyor. Anahtarları çevirerek eve giriyor, selam veriyor. Cılız bir ses mukabele ediyor. O sırada televizyondaki dizi filmine gömülmüş olan kadın, ekrandan gözlerini ayırmaksızın lütuf kabilinden birkaç söz ediyor. Bu birkaç söz bu karı kocanın o günkü alışverişidir. Göz teması yok, paylaşım yok, yüz yüze gelme yok. Çocuklar kendi odalarında bilgisayar başındadır [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-aile/">Modern Aile</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/modern-aile/images-5-14/" rel="attachment wp-att-18085"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18085" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-5.jpg" alt="" width="512" height="287" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-5.jpg 512w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-5-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" /></a>Adam yorgun argın eve geliyor. Anahtarları çevirerek eve giriyor, selam veriyor. Cılız bir ses mukabele ediyor. O sırada televizyondaki dizi filmine gömülmüş olan kadın, ekrandan gözlerini ayırmaksızın lütuf kabilinden birkaç söz ediyor. Bu birkaç söz bu karı kocanın o günkü alışverişidir. Göz teması yok, paylaşım yok, yüz yüze gelme yok. Çocuklar kendi odalarında bilgisayar başındadır ve  bir oyunun heyecanına kendilerini çoktan kaptırmışlardır. Aile içinde toplam konuşma süresi en fazla on dakika. Herkes yalıtılmış hayatlarında birbirine teğet geçiyor. Az sonra herkes uyuyacak ve günler bu şekilde tekrar edecektir. Modern aile.</p>
<p>Akışkan modern zamanın eritme tenceresine atılacak ilk katılar ve kutsallıktan çıkarılacak ilk şeyler, geleneksel sadakatlerimiz oluyor, elimizi ve ayağımızı bağlayan görenek ve zorunluluklar. Sosyolog Ulrich Beck, günümüz modern toplumunda “ölü ve hala yaşıyor” diye tanımladığı zombi kurumlara aile ve komşuluğu örnek verir. Hayat ‘elimizden kaçıp giden dünya’da çok hızlı değişiyor ve bu değişimden aile de payına düşeni alıyor. Hızlı kapitalizm, küreselleşme, dijital devrim, bireycilik, zayıflayan sosyal bağlar ve medya/kültür endüstrisi akışkan modernliğin veçheleri olarak hayatlarımıza nüfuz ediyor ve insana dair kavrayışlarımızı dönüştürüyor. Sözgelimi, çok da eski olmayan bir tarihe dek evlilik  uzun süreli kutsal bir birliktelik  olarak görülüyordu. Bugün ise birçok insan için bir çeşit dönemsel anlaşmaya, vazgeçilebilir bir şeye dönüştü. Aşka ruhsal esenliğin yegane biçimi olarak bakılıyor, aşktan o kadar çok şey bekleniyor ki bir tür seküler kurtuluş addediliyor. Modern Batı toplumlarında hayatın neşeli anlarının sorumluluğu artık evlilik bağının omuzlarında. ‘Evliliğinde mutlu musun?’ sorusu, mutluluğun karşı konulamaz bir mecburiyet olarak telakki edildiği  günümüz toplumunda giderek kolay bir vazgeçişe kapı aralıyor. Tahammül kayıplara karışıyor. Metafizik bir gücün bizi izlediğini düşünmüyorsak eğer,  hayatın haz ve zevklerine balıklama dalmamıza kim mani olabilir?</p>
<p>Modern toplumda iş ve aile temel tatmin kaynakları olarak öne çıktığında, birindeki mutsuzluk kolaylıkla diğerine de tercüme edilebilir hale geldi. Boşanma ve bekar yaşama oranları arttıkça ‘başarılı bir evlilik’ insanlar için gurur kaynağı olmaya başladı. Günümüzde evlilik, ilahi bir buyruk doğrultusunda hayatı tanzim etmeyi değil, modern toplumları kemiren güvensizlik ve yalnızlığı iyileştirmeyi vaat etmektedir. Kapitalizm, duygusal bağları da elden geçirmiş durumdadır. Duygusal kapitalizm, modern toplumda duygusal bağları akılcılaştırıp metalaştırmıştır. İlişkiler maliyet-fayda analizi üzerinden değerlendiriliyor artık. Sen bana ne veriyorsun ve verdiğin şey, sana katlanmam için değer mi? Değişen cinsiyet rolleriyle birlikte kafa karışıklığı da artıyor. İlişkilere bir  de çelişkiler zinciri ekleniyor. Kadınlar iş ve ev yaşamı arasında mütemadiyen yer değiştiriyor. İş yaşamının katı çalışma  koşulları kadınların işini zorlaştırıyor. Erkekler cephesinde de çok şey değişti: Duygusallıktan uzak, sert erkek imajı  artık makbul değil.</p>
<p>Ev içinde çocuğun eğitimi babanın otoritesinden alınarak annenin sevgisine devredildi. Çocukluğun ayrı bir dönem olarak tanımlanmasıyla birlikte kırılgan bir çocuk imgesi öne çıktı : Çocuğun uzun vadeli duygusal ihtiyaçları olan, incinebilir, ihtimama gereksinen bir varlık olduğu kabul edildi. Bir kaşını kaldırarak çocuğunu terbiye edebilen babanın yerini, onu sevgisiyle sarıp sarmalayan, her türlü beladan koruyan aşırı dikkatli anne aldı. Orta sınıf ailelerde, çocuklara istedikleri her şeyi elde etmeye hakları olan  prens veya prenses gibi davranılması yaygın bir tutum. Toplum gibi aile de küçüldü ve atomlaştı, en küçük parçalarına ayrıldı. Evlerimizde aile büyüklerinin yerini alan yatılı bakıcılarla yaşıyoruz, çocuklarımızla o kadar yoğun zaman geçiriyorlar ki en kuvvetli bağlanma deneyimlerini onlarla kuruyorlar. Bir tür ‘taşeron ebeveynlik’. Küçülen aile, dede ve ninelerin eşsiz hikayelerinden çocuklarımızı mahrum bırakıyor. Nesiller arasındaki devamlılık fikri aşındığı gibi, ahlaki ve dini değerlerin aktarılmasında da boşluklar oluşuyor.</p>
<p>Bize yutturulduğunun aksine, bireyselleşme özgürleşme değildir, daha çok tüketim bilinci ile kendilik bilincinin bir karışımıdır. Bireyselleşme ile standartlaşma eş zamanlı olarak gerçekleşir. İnsan evladı  tüketim alışkanlıkları birbirine türdeş, reklamcılığın manipülasyonuna açık, kolay güdülebilir bir sürüye dönüştürülüyor ve daha çok mal edinebilme becerisi özgürleşme olarak takdim ediliyor. Sevdiği insanlardan bağlarını koparma ve aile bireylerine karşı mesuliyetsizlik, özgürlük olarak telakki edilemez. Bir yanılsamanın kurbanları haline getiriliyoruz.</p>
<p>Christopher Lasch’ın <em>Family Besieged (Kuşatılmış Aile)</em> adlı kitabında tartıştığı gibi, aile yapısı  modern kapitalist toplumun dinamiklerinden çok etkilendi: Gerek ebeveyn- çocuk ilişkileri gerekse de eşler arasındaki ilişkiler bu etkiden nasibini aldı. Endüstri devrimiyle birlikte evindeki üreticiden dev çarkta bir dişliye dönüşen baba, yeteneklerini çocuğuna aktarmaktan geri kaldı.</p>
<p>Üstelik babanın yokluğu, annenin gücünü de artırmadı! Aksine, annenin kendi atalarından tevarüs ettiği  geleneksel bilgi  tahfif edilerek, otoritesi ona çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar tarafından paylaşıldı.  Aile büyükleri ve  ebeveynlerin eksikliği, “kültürel kodların” aktarımını ve çocuğa “rol modeli” olma pratiğini sekteye uğrattı. Artık ebeveynlerin birçok sorumluluğu kurumlar ya da üçüncü  şahıslar tarafından yerine getiriliyor. Çocuk bakımından eğitime dek bir çok husus, üçüncü şahısların ve kurumların kontrolüne bırakılıyor. Rol modeli olarak alınacak ebeveynler ortalıkta yok, ya işteler ya da sanal alemde! Çocuğunuza dört  saatte bisiklet binmeyi öğreten kurslar bile var.  Oysa ne muhteşem bir deneyimdir bir babanın çocuğuna bisiklete binmeyi öğretmesi, çocuğun hayal ve hatıra dünyasına bir oya gibi işlenir.  Anne ve baba, ruhlarının mührünü çocuklarına vuramıyor, onların seciyesini kadim bilgelikle nakış nakış işleyemiyor. Ocakta muhabbet tütmüyor. Modern aile fertlerinin yüzünde dolaşan dalgın sükunet, büyüyen boşluk ve vurdumduymazlığı gizliyor.</p>
<p>Bu hamur daha çok su kaldırır, devam edeceğiz.</p>
<p>Prof.Dr.Kemal Sayar</p>
<p>http://www.gercekhayat.com.tr/yazarlar/modern-aile/</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-aile/">Modern Aile</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/modern-aile/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
