<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çocuk | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/cocuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Jun 2023 16:13:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Çocuk | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Soren Kierkegaard &#8211; Evliliğin Estetik Geçerliliği  (Notlarım)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2023 16:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26460</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Hazzı yoktan bihakkın var etmek üzere, Ne çok da şey birleşmeli yeryüzünde! Önce birbirini anlayan iki yürek, Sonra onlara yoldaşlık eden letafet; Sonra ay, ışıkları kayın dallarının arasından, Baharın içine yayılan, Kuytularda buluşabilsinler diye, Sonra buse &#8211; ve sonra masumiyet.&#8221; Küçük bir akarsuyun kenarına oturmu şumdur sık sık. Daima aynıdır, aynı yumuşak melodidir, dipte [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/">Soren Kierkegaard – Evliliğin Estetik Geçerliliği  (Notlarım)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26461 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-300x270.jpg" alt="" width="357" height="321" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-300x270.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-600x539.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/06/24684-evliligin-estetik-gecerliligi-28512-jpg-evliligin-estetik-gecerliligi-28512.jpg 690w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hazzı yoktan bihakkın var etmek üzere,<br />
Ne çok da şey birleşmeli yeryüzünde!<br />
Önce birbirini anlayan iki yürek,<br />
Sonra onlara yoldaşlık eden letafet;<br />
Sonra ay, ışıkları kayın dallarının arasından, Baharın içine yayılan,<br />
Kuytularda buluşabilsinler diye,<br />
Sonra buse &#8211; ve sonra masumiyet.&#8221;</p>
<hr />
<p>Küçük bir akarsuyun kenarına oturmu şumdur sık sık. Daima aynıdır, aynı yumuşak melodidir, dipte aynı yeşil örtüsüdür sakin dalgaları altında bel veren, aynı hayvancıklardır aşağılarda dolanan, küçük bir balık çiçeklerin altına saklanır, solungaçlarını açar akıntıya karşı, bir taşın altına saklanır. Ne kadar tekdüze olsa da, nasıl da zengin bir çeşitliliktir! Evlilik hayatı da böyledir, sessiz sakin, gösterişsiz, vızır vızır; fazla bir changement&#8217; yoktur ve yine de o su gibidir, akar durur ve yine de o su gibidir, bir melodisi vardır, ona aşina olan için .değerlidir, erkek için değerlidir, zira ona tastamam aşinadır; şatafatlı değildir ve yine de ara sıra üzerine bir parıltı yayılır, ama onun alışıldık seyrine sekte vurmaz, tıpkı ay ışığının o akarsuyun üzerine vurup, melodisini çaldığı enstrümanı göz önüne serdiğinde olduğu gibi.</p>
<hr />
<p>Yüce olan doğuştan değil, sonradan kazanılandır;&#8221; zira bir insanın fetihçi tabiatı ve fetih yapması aslında doğuştandır, ama sahip olduğu ve sahip olmak istediği şey sonradan kazanılandır. Fethetmek övünçle, sahip olmak alçakgönüllülükle ilgilidir, fethetmek fevrilikle, sahip olmak sabırla ilgilidir, fethetmek tamahkarlıkla; sahip olmak kanaatkarlıkla; fethetmek yemek ve içmekle, sahip olmak dua ve oruçla ilgilidir.</p>
<hr />
<p>Kadın zayıftır, denir, keder ve endişe kaldıramaz, zayıf ve kırılgan olana sevgiyle davranılmalıdır. Yalan! Yalan! Kadın da erkek kadar, belki daha da güçlüdür. Ve sen onu bu denli aşağılarken, ona sahiden sevgi mi göstermiş oluyorsun? Ya da onu aşağılama iznini sana kim verdi ya da ruhun nasıl olur da kendini ondan daha mükemmel bir canlı addedecek kadar kararmış olabilir? Çekinme, ona her şeyini aç. Acizse, bunu kaldıramıyorsa, o zaman tabii sana yaslanabilir, sen ne de olsa yeterince güçlüsün. Bak, bunu hazmedemiyorsun, buna gücün yok. Şu halde, güçten yoksun olan sensin, o değil.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı işin doğrusunu bilir, onun devinimleri dışa doğru değil, içe doğrudur ve burada kendine has geniş bir dünyası olduğunu ve aynı zamanda, kendine her bir küçük gem vuruşun kendiliğin den, aşkın sonsuzluğuna kıyasla bambaşka bir ölçülebilirliği olduğunu kısa sürede algılar ve mücadele edecek o kadar çok şey olduğu için acı duysa bile, bu mücadele için cesaret de duyar, evet, günahın dünyaya girmiş olduğuna neredeyse bayram edebildiğinde, sana bir başka anlam da paradokslarda baskın çıkacak kadar cüretkardır; zira onları çözecek cesarete sahiptir.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı silahlıdır; zira niyet sadece dik katin dış dünyaya çevrilmesinden ibaret değildir, isteğinde kendine, kendi iç dünyasına doğru çevrilmesidir. Ve şimdi her şeyi tepetaklak ediyorum ve diyorum ki: Estetik olan dolayımsız olana değil, kazanılmış olana dayanır; lakin evlilik, bünyesinde dolaylılığı içeren dolayımsızlıktır, zamansallığı içeren sonsuzluktur.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı silahlıdır; zira niyet sadece dik katin dış dünyaya çevrilmesinden ibaret değildir, isteğinde kendine, kendi iç dünyasına doğru çevrilmesidir. Ve şimdi her şeyi tepetaklak ediyorum ve diyorum ki: Estetik olan dolayımsız olana değil, kazanılmış olana dayanır; lakin evlilik, bünyesinde dolaylılığı içeren dolayımsızlıktır, zamansallığı içeren sonsuzluktur.</p>
<hr />
<p>Evlilik aşkı silahlıdır; zira niyet sadece dik katin dış dünyaya çevrilmesinden ibaret değildir, isteğinde kendine, kendi iç dünyasına doğru çevrilmesidir. Ve şimdi her şeyi tepetaklak ediyorum ve diyorum ki: Estetik olan dolayımsız olana değil, kazanılmış olana dayanır; lakin evlilik, bünyesinde dolaylılığı içeren dolayımsızlıktır, zamansallığı içeren sonsuzluktur.</p>
<hr />
<p>Bir insanın ev bark fikrine her şeyden önce, bunun bir görev olduğu sanısıyla ilişkilendirmesi gerekir, o yapmacık ve küçümseyici rehavet fikrini ancak bu suretle giderir.</p>
<hr />
<p>&#8220;Evlenen erkek bir servet kazanmış gibidir. Kendisine uygun bir yardımcı edinmiştir, bir dayanağı vardır. Bir mülkün çevresinde parmaklık yoksa yağma edilir. Bir erkeğin karısı yoksa yaşamda onun bir amacı yoktur, her zaman yakınır.</p>
<hr />
<p>Ve yine de çocuklar bir nimettir. Bir insanın derin bir içtenlikle çocukları için en iyisini düşünmesi güzel ve iyi bir şeydir, ama bunun sadece onun üzeri ne yüklenmiş bir vazife, bir sorumluluk değil, bir nimet de olduğunu ve göklerdeki Tanrı&#8217;nın, insanların bir kere bile unutmadığı şeyi, beşiğe bir hediye bırakmayı unutmamış olduğunu ara sıra hatırına getirmezse, o zaman gönlünü ne estetik ne de dini duygulara açmış demektir.</p>
<hr />
<p>Ve yine de çocuklar bir nimettir. Bir insanın derin bir içtenlikle çocukları için en iyisini düşünmesi güzel ve iyi bir şeydir, ama bunun sadece onun üzeri ne yüklenmiş bir vazife, bir sorumluluk değil, bir nimet de olduğunu ve göklerdeki Tanrı&#8217;nın, insanların bir kere bile unutmadığı şeyi, beşiğe bir hediye bırakmayı unutmamış olduğunu ara sıra hatırına getirmezse, o zaman gönlünü ne estetik ne de dini duygulara açmış demektir.</p>
<hr />
<p>Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün çetelesini tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.&#8221;&#8216; Hz. İsa&#8217;nın havarilerinden birinin bu harikulade sözlerini bir düşün, bu sözlerin bütün bir ömre uygulandığını bir düşün, ama buna insanın bunları çok kez kolaylıkla yaptığı, çok kez hata ettiği, çok kez unuttuğu, ama yine de onlara yeniden geri döndüğü düşüncesiyle birleştir;</p>
<hr />
<p>Evlilik bir karakter okuludur, insan karakterini yüceltmek ve eğitmek için evlenir.</p>
<hr />
<p>Dünyevi aşk birçoğunu sevmekle başlıyor, bunlar geçici hevesler ve bir tekini sevmekle son buluyor; tinsel aşksa gitgide açılıyor, giderek birçoğunu ve daha da çoğunu seviyor, ondaki hakikat hepsini sevmekte yatıyor. Dolayısıyla evlilik hem duyumsal hem de tinsel, özgür ve aynı zamanda zorunlu, kendinde mutlak ve kendinden ötede kendini dışavuruyor.</p>
<hr />
<p>Evet, uzaklara, çok uzaklara, ruhum yeniden sıhhate kavuşabilsin, göğsüm yeniden derin nefes alabilsin, bu basık havada boğulmayayım diye &#8211; uzaklara.&#8221;</p>
<hr />
<p>Henüz gençsin, sahip olduğun o zihinsel kıvraklık gençliğe çok yakışıyor ve gözü bir süre oyalıyor. İnsan bir soytarı seyreder gibi şaşkınlıkla bakıyor, eklemleri öyle yumuşak ki, insana has tüm yürüyüş ve duruş şekilleri yok olmuş; sen işte zihinsel anlamda böylesin, ayaklarının üzerinde olduğu gibi başının üzerinde de durabilirsin, senin için her şey olası ve sen bu olasılıkla diğerlerini ve kendini hayrete düşürebilirsin; ancak bu sağlıksız ve huzurun için sana yalvarıyorum, gözlerini dört aç ki, senin için avantaj olan şey başına bela olmasın. İnanç sahibi bir insan kendini ve her şeyi allak bullak edip canının istediği gibi değişti remez. Bu yüzden seni uyarıyorum, dünyaya karşı değil, kendine karşı ve dünyayı sana karşı uyarıyorum</p>
<hr />
<p>Sen ilahi ve beşeri yasalarla tesis edilmiş olan her şeyi hor görüyorsun ve ondan kurtulmak için de tesadüfiliğe sarılıyorsun, ki o bu durumda, sana yabancı fakir bir kadın. Ve duygudaşlığına gelince, bu belki sadece bir duygudaşlıktı; deneyin için. Bu dünyadaki varoluşunun sadece tesadüf üzerine hesaplanabilmesinin muhtemel olmadığını bütünüyle unutuyorsun ve bunu birincil etmen haline getirdiğin anda, en yakınlarına ne borçlu olduğunu da tamamen unutuyorsun.</p>
<hr />
<p>Sen ilahi ve beşeri yasalarla tesis edilmiş olan her şeyi hor görüyorsun ve ondan kurtulmak için de tesadüfiliğe sarılıyorsun, ki o bu durumda, sana yabancı fakir bir kadın. Ve duygudaşlığına gelince, bu belki sadece bir duygudaşlıktı; deneyin için. Bu dünyadaki varoluşunun sadece tesadüf üzerine hesaplanabilmesinin muhtemel olmadığını bütünüyle unutuyorsun ve bunu birincil etmen haline getirdiğin anda, en yakınlarına ne borçlu olduğunu da tamamen unutuyorsun.</p>
<hr />
<p>Bütün iyilikler için Tanrı&#8217;ya şükrediyorum ve zaafları unu tuyorum. Ancak bu o kadar önemli değil; ama bir şey var ki bunun için Tanrı&#8217;ya tüm ruhumla şükrediyorum; o sevmiş olduğum tek ve ilk kişi ve Tanrı&#8217;ya tüm kalbimle yalvardığım bir şey var ki o da bana asla başka birini sevecek gücü bahşetmemesi. Bu bir aile duası, yani zevcem de paylaşıyor; ancak onu buna ortak etmekle benim için her duygu, her ruh durumu daha üst bir anlam kazanıyor.</p>
<hr />
<p>Ah! Evet sen tuhaf bir varlıksın, bir bakarsın bir çocuk, bir bakarsın bir ihtiyar, bir bakarsın yüksek ilmi sorular üzerinde, hayatını onlara nasıl adayacağı üzerinde müthiş bir ciddiyet ve ısrarla fikir yoran bir kimse, bir bakarsın aşk hastası bir budala oluvermişsin. Ama sen evliliğin çok uzağındasın ve umarım koruyucu meleğin seni yanlış yollara sapmaktan alıkoyar; çünkü bana bazen öyle geliyor ki sen küçük Zeus&#8217;u oynamak istiyorsun.</p>
<hr />
<p>Evet, evlilik hayatın estetiğidir;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/">Soren Kierkegaard – Evliliğin Estetik Geçerliliği  (Notlarım)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/soren-kierkegaard-evliligin-estetik-gecerliligi-notlarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cömertlik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/comertlik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/comertlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Mar 2023 13:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[İyilik]]></category>
		<category><![CDATA[cömert olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Cömertlik]]></category>
		<category><![CDATA[Empati]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26275</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bize iyi gelen hasletlerimizden bahsetmeye devam edelim dilerseniz. Ruh sağlığımız ve cömertlik arasındaki ilişki hakkında neler söylersiniz? İnsanın iyilik halini artıran pek çok erdem var: Bağışlayıcılık, minnettarlık, merhamet ya da cömertlik gibi. İyi bir yaşamın ne olduğu konusunda her disiplin kendi içinde sorular sorup kendi yanıtlarını üretmiş. Salman Akhtar psikoloji disiplini kapsamın­da cömertlik üzerine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/comertlik/">Cömertlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-26304 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/03/comertlik2-702x336-1-300x144.jpg" alt="" width="342" height="164" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/03/comertlik2-702x336-1-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/03/comertlik2-702x336-1-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/03/comertlik2-702x336-1.jpg 702w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bize iyi gelen hasletlerimizden bahsetmeye devam edelim dilerseniz. Ruh sağlığımız ve cömertlik arasındaki ilişki hakkında neler söylersiniz?</strong></p>
<p>İnsanın iyilik halini artıran pek çok erdem var: Bağışlayıcılık, minnettarlık, merhamet ya da cömertlik gibi. İyi bir yaşamın ne olduğu konusunda her disiplin kendi içinde sorular sorup kendi yanıtlarını üretmiş. Salman Akhtar psikoloji disiplini kapsamın­da cömertlik üzerine yapılan çalışmalara gereken ilginin yeterince gösterilmediğini ifade ediyor.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[59]</sup></a> Oysa kadim kültür ve dinlerde in­sanlar her zaman cömert olmaya teşvik edilir. Psikoloji alanında bu konu üzerine hiç çalışma yapılmadığı söylenemez elbette. Bu alanda uzun yıllardır çalışan Kansas Üniversitesi’nden Daniel Batson’ın araştırmaları örnek olarak verilebilir. Batson’ın çalışma so­nuçlan bize, cömertlik söz konusu olduğunda içimizde taşıdığımız güçlü bir potansiyel olduğunu söylüyor.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[60]</sup></a></p>
<p>Cömertliğin temel taşı, pek çok insani değerde olduğu gibi empati duygusudur. Empati sayesinde başkalarının acıları ya da sıkıntı- larıyla bağlantı kurar ve içimizin en derinlerinde onlara yardım etme motivasyonunu hissederiz. Bu sayede cömertlik varlığa bürünme fırsatı bulur. Cömert olabilmemiz için empati nasıl gerekliyse empati için de dikkat gereklidir. Sürekli yeni bilgilerin akışına maruz kal­dığımız bu hız ve bilgi çağında empati kurabilmek için dikkatimizi vermek kendi başına bir cömertlik eylemi haline gelmiş durumda­dır. Simone Weil&#8217;in meşhur ifadesiyle “Dikkat, cömertliğin en nadir ve saf formudur.&#8221; Dikkatimizi vermek, benim zannımca da cömertliğin en gelişkin hali olabilir zira verdiğiniz şey ne olursa olsun, kime ne vereceğinize karar verip harekete geçebilmenin ön şartıdır.</p>
<p>Benim de sıklıkla referans verdiğim, dikkatin empati kurmak ve yardım etmek konusundaki önemini gösteren bir çalışma var: Da- niel Goleman, <em>Social Intelligence</em> kitabında Princeton Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrencilerle yapılan bu çalışmayı örnek ve­rir. 40 öğrenciye uygulamalı bir vaaz verecekleri söylenmiş ve her birine bir vaaz konusu verilmiş. Öğrenciler iki gruba ayrıldıktan sonra öğrencilerin yarısına, yolun kenarında muhtaç bir yabancıya yardım etmek için duran bir adamla ilgili <em>Incil&#8217;den</em> bir vaaz konusu verilmiş. Diğer gruba ise Incil’den rastgele bir vaaz metni verilmiş. Deneye katılanlara metinlerine çalışmaları söylenmiş. Sonrasında teker teker başka bir binaya geçip vaaz vermeleri istenmiş. İlginç olan şudur ki, vaaz verecekleri binaya geçerken aynı kıssadaki gibi muhtaç bir adam binaların arasında onları beklemekteymiş. Peki katılımcılar o muhtaç kişiye yardım etmişler mi dersiniz? Cevap: Hayır. Neden yardım etmedikleri sorulduğunda da vaaz verecekle­ri için çok acele ettiklerini ve o adama yardım edecek kadar vakit­lerinin olmadığını söylemişler.</p>
<p>Goleman, ilahiyat öğrencilerinin muhtaç birine yardım etme­meyi seçmelerinin onların zihnindeki sistemle ilgili olduğunu söy­lüyor. Zaman baskısı altında olduğumuzda çevremizde olan bitene yönelik dikkatimiz kısıtlanır. Bu da yardımda bulunabilmemiz için gereken empatiyi göstermemize engel olur. Etrafımızdaki insan­lara karşı cömert olabilmemiz için tüm dikkatimizi onlara yön- lendirebilmemiz gerekir. Eğer dikkatimiz modern hayatın zaman örgütlenmesinde olduğu gibi görevler, telaşlar ya da başka dikkat dağıtıcılar yüzünden bölünürse yardım etme olasılığımız düşer. Goleman, hızlı bir biçimde akan şehir yaşamında bir tür trans halinde yaşadığımızı ve diğer insanları fark etmekte güçlük çektiğimi vurgular.61 O yüzden vermeye önce dikkatimizle başlamamız iyi bir yol olacaktır.</p>
<p>Cömertliğin çok sayıdaki faydalarından biri, cömertlik saye­sinde beynimizin haz ve sosyal bağlantıyla ilişkili bölümlerinin harekete geçmesidir. Bu esnada salgılanan endorfin, ruh ve beden sağlığımıza olumlu katkı sağlar.</p>
<p>Rekabet günümüz kapitalist toplumlarının en önemli düsturlarından birisi. Büyük olan küçüğü, hızlı olan yavaşı yutuyor. İpi önde göğüslemek, vakti nakde çevirebilmek, “sınırsızca büyümek” en önemli başarı ölçütleri arasında sayılıyor. İnsan zamana hük­medemiyor, zaman insanı kovalıyor. İç âlem ile dış âlem arasında­ki uçurum büyüyor. Belki sormamız gereken soru şu: Kazanırken neyi kaybettim? Telaş içinde yaşamak hem kendimize gösterdi­ğimiz şefkati hem de başkalarıyla hemdert olabilme yeteneğimi­zi törpülüyor. Bencilliğin şaha kalktığı toplumlarda merhamet ve empati birer ilaçtır. Durup kendimize ve dünyaya sükûnetle baka­bilmeyi gerektirir. Başarının modern ölçütlerini sorgulamayı, mo­dem uygarlığın “faydasız” saydığı etkinliklere daha fazla zaman ayırmayı gereksinir. Dünya daha güzel bir yer olacaksa kamusal iyiyi bireysel iyinin önüne koyabilen insanlar sayesinde olacaktır.</p>
<p><strong>Cömert olabilmek için önce dikkatimizi vermemiz gerektiğini söylediniz. Sonrasında neler verebiliriz cömert olabilmek için?</strong></p>
<p>Bu sorunun yanıtı, kıymet verdiğimiz her şey olacaktır. Dikkatiniz, zamanınız, paranız, bilginiz, sevginiz. Vermeye nereden başlayacağı­nız da önemlidir. Yakından başlamak daha iyidir. Hatta en yakınınız­la başlamak&#8230; Yani vermeye kendinizden başlayın. Kendinize karşı verici olduğunuzda başkalarına verme kapasiteniz de artacaktır. Bi­lirsiniz, uçak yolculuğunun başında güvenlik için yapılan bilgilendirme anonsları vardır. Herhangi bir riskli durumda oksijen maskele­ri devreye girecektir. Böyle kritik bir durumda önce kendi maskenizi takmanız salık verilir. Zira siz kendinizde olmaz, bitkin ya da muhtaç durumda kalırsanız başkasına yardım etme gücünü ve fırsatını hiç bulamazsınız. Başkalarına da yük olursunuz. Elbette bu, oksijen mas­kesini kendinize takıp tüm oksijeni tek başınıza tüketmek, bencil ol­mak ya da başkalarına yardım etmemek anlamına gelmez.</p>
<p>Ayrıca kişinin ihtiyaçlarını dile getirmesi ve kırgınlıklarını pay­laşması yahut bu konularda destek alması kendine karşı cömert dav­ranmasının bir başka yansımasıdır. Bu söylemesi kolay, uygulaması zor bir tutum. Azim Jamal, bazı insanların almakta güçlük çektiğine işaret ederek her insanın vermeyi öğrenmek kadar almayı da bilmesi gerektiğini vurguluyor.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[62]</sup></a> Almak ve vermek madalyonun iki yüzü gi­bidir. Zira sürekli almak ve hiç vermemek kadar almaktan kaçınarak biteviye vermek de bütünlükten yoksun bir hal. Halil Cibran’ın <em>Er­miş</em> kitabında söylediği gibi: “Cömertlik, yapabileceğinden fazlasını vermek, kibir ise ihtiyaç duyduğundan azını almaktır.”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[63]</sup></a></p>
<p><strong>Kendimize karşı cömert olmayı öğrenmek ya da bu yönümüzü geliştirmek için neler yapabiliriz? Birkaç pratik öneri paylaşabilir misiniz?</strong></p>
<p>Cömert olurken kendi iyilik halimizi gözetebileceğimiz birçok şey yapmak mümkün. Bu yolda adım atmak için hayatınızda zayıf olan ya da daha güçlü olmasını istediğiniz taraflarınızın bir listesini yap­mayı deneyebilirsiniz. Belki de olumsuz sonuçlar barındıran güçlü yönleriniz var ve onları biraz değiştirmek istiyorsunuz. Bu liste saye­sinde öncelikle sorunlarınızı tanımlamış olursunuz. Böylece varmak istediğiniz hedef için bir yol haritası çizmek mümkün hale gelir.</p>
<p>♦</p>
<p>İkinci adım ise, hedeflerinize ulaşmak için izleyeceğiniz yolda net ve küçük adımlar planlamak. Küçük adımlar hem harekete geçmenizi hem de ilerledikçe kendinizi teşvik edebilmenizi sağlar. Hayatlarınızı iyileştirmek için çabalamanın kendiniz ve çevreniz üzerinde nasıl bir domino etkisi yaratacağını görmek kim bilir ne kadar ilham verici olacak&#8230;</p>
<p>En yakınlarımızdan başlayarak, giderek genişleyen dairelerle bir cömertlik iklimi yeşertmeliyiz. Ailemize, sevdiklerimize, çev­remize, ülkemize, dünyaya&#8230; Eşinize karşı müşfik olun. Şefkat ilişkiyi zenginleştirir, derinleştirir. Onun hikâyesini öğrenin zira bir insanın hikâyesini bilmek onu anlamayı ve ona şefkat göster­meyi kolaylaştıracaktır. Bir kişinin yaptığı her davranış için bir nedeni vardır. Nedenleri bilmek, muhatabınızı anlamanıza ve ona şefkat göstermenize yardım eder. Zaman zaman evli çiftler, çocukları dünyaya geldikten sonra anne baba rollerinin ağırlığı altında, sevmiş oldukları insanı unuturlar. İlişkinizi daha iyi hale getirmek istiyorsanız birbirinize neler verebileceğinize bakın. Ön­celikle eşinize zaman ayırın, ona tüm dikkatinizi vermeyi dene­yin. Telefon gibi dikkat dağıtıcı uyaranlardan uzak kalacak şekil­de birbiriniz için özel zamanlar tayin edin. Bu şekilde konuşmak istediğiniz konuları paylaşmak için de uygun zamanlarınız olur. Aksi halde sorunlar hazırlıksız olduğunuz, yorgun olduğunuz ya da zihninizin meşgul olduğu zamanlarda gayrı ihtiyari bir şekil­de patlak verir ve çözüm zorlaşabilir. Eşinize karşı daima açık ve dürüst olun. Dürüst olmak incinme riskini de içinde barındırır, o yüzden kolay değildir. Lâkin dürüstlük olmadan gerçek ve sağlam bir ilişki kurulamaz. Dürüstlük, derin ve otantik bir ilişki geliştir­menin temelinde yer alan bir niteliktir. Aksi halde ilişkilerin ana unsuru olan güven oluşmaz.</p>
<p>Sevginizi her vesile ile cömertçe gösterin. Sevgi pasif değil aktif bir eylemdir, gizli sevgi nekesliktir. Sevgiyi göstermenin bin bir yolu var, muhatabınızın istek ve ihtiyaçlarına göre gösterin sev<u>giniz</u>i Bunu sık sık yapmalısınız. “Ne kadar sıklıkla?” diye soruyor olabilir­siniz. Dr. John Gottman’ın -ki kendisi önde gelen ilişki uzmanlarından biridir- buna bir cevabı var.64 Gottman’ın uzun süreli ve mutlu evlilikler üzerine yaptığı çalışmalardan faydalanmak istiyorsanız, işte size ilişkideki dengeyi sağlamak için bir oran: Eşinize söylediğiniz her bir olumsuz şey için beş olumlu şey söyleyin ya da yapın. Böylece tatminkâr ve sağlam bir ilişki yaşayabilirsiniz. Daha da iyisi, olumsuz şeyler söylemek ya da yapmaktan vazgeçmek olacaktır.</p>
<p>Mutlu çiftlerin sırlarını paylaştığı belgeselde çiftler ekip olmanın önemini vurgulamışlardır.<sup><a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[65]</a></sup> Çiftlerden birinin sevgisi azaldığında diğeri devreye girmiş. Ne güzel değil mi? Eşlerden birinin sevgisi ya da enerjisi azaldığında diğeri ilişkiyi sağlığına kavuşturmak için elinden geleni yapıyor. Bu noktada ilişkilerin bir uzlaşma sanatı ol­duğunu hatırlamak yararlı olacaktır. Başarılı bir ilişkide her iki taraf da uzlaşma taraftarı olmalıdır. Bir taraf sürekli ve fazlaca verirken diğeri çok alır ya da çabalamazsa denge bozulur. Sürekli veren ve tükenen taraf ilişkiyi sona erdirmek isteyebilir. Evliliklerde tüken­me, hep veren ama hiç alamayan insanların hazin bir uğrağıdır.</p>
<p>Eşinizle arkadaş olun. Eşlerin birbiriyle arkadaş olması, birlikte zaman geçirmekten keyif alması, beraber eğlenmesi evliliğin ömrü­nü uzatacaktır. Bu bir rastlantı sonucu ya da şans eseri gerçekleş­mez. Nasıl her arkadaşlık enerji, çaba ve özen gerektirirse eşinizle olan ilişkiniz de aynı şekilde özen, çaba ve enerji ister. Uzun süren evliliklerin sırrı, karı kocanın birbiriyle arkadaş olabilmesidir.</p>
<p><strong>Çocuklarımıza karşı nasıl cömertçe davranabilir ve onlara cömert olmayı nasıl öğretebiliriz?</strong></p>
<p>Çocuk hayattaki en kıymetli hediyedir. Anne baba olmaya karar verdiğimiz andan itibaren onları dünyaya biz davet etmiş ve sorum­luluklarını da biz üstlenmiş oluruz. Çocuklarımızın yemek, içmek ve barınmak gibi fiziksel ihtiyaçları yanında, duygusal birtakım ihtiyaçları da var. Sağlıklı bir şekilde büyüyüp olgunlaşabilmeleri için çocukların güven, örneklik, bağımsızlık ve keşif gibi duygusal ihtiyaçlarını da dikkate almalıyız.</p>
<p>Onlara vereceğimiz zaman ve dikkat, çocukların sağlıklı gelişe­bilmeleri için çok önemlidir. Her çocuk aidiyet, ilgi ve şefkat ister. Onlarla geçirdiğiniz anlamlı zamanlar aranızdaki bağı güçlendirir, çocukların kendilerini ailenin değerli bir ferdi olarak hissetmele­rine katkı sağlar. Üstelik paylaştığınız her şey onların aidiyet duy­gularını da güçlendirecektir. Çocuklarınıza karşı cömert olun ve onlara cömert olmayı öğretin. Mesela çocuklarınıza harçlık ver­mek cömertlik becerilerini güçlendirmek için bir fırsattır. Böyle- ce onları, harçlıklarının belli bir yüzdesini başkalarına vermeleri için teşvik edebilirsiniz. Harçlıklarını farklı yüzdelerde de olsa bölümlere ayırmaları hem dikkatli para harcamayı hem tasarruf etmeyi hem de bağış yapmayı öğrenmelerini sağlar. Böylece para yönetimini de erken bir zamanda sizden en doğru şekilde tecrübe ederek öğrenebilirler.</p>
<p>Çocuklara cömert olmayı öğretmenin başka birçok yolu vardır. Önce siz kendi arkadaşlarınıza ve tanımadığınız insanlara cömert­çe yaklaşın ki çocuğunuz sizi olumlu bir örnek olarak model al­sın. Sosyal destek programlarına katılın. Bu programlar vesilesiyle çocuklarınızla sosyal sorumluluğun neden önemli olduğunu ve nasıl yapılabileceğini konuşun, tartışın ve yeni öneriler geliştirin. Sık sık onların bu konulardaki görüşlerini sorun. Bu iletişim hali bir sorgulama şeklinde olmamalı, karşılıklı bir sohbet içinde ger­çekleşmeli. Sürekli sizin soru sorduğunuz, çocuklarınızın ise yanıt ürettiği bir iletişim ya da onlara ne yapmaları gerektiğini dikte et­tiğiniz konuşmalar sağlıklı değildir. İletişimde karşılıklılık esastır. Bir konuşun üç dinleyin. Onların kendilerini cömertçe ifade etme­lerine izin verin. Siz de cömertçe dinleyin.</p>
<p>Çocuklarınızı dünyada neler olduğundan, yeryüzünün başka yerlerindeki insanların çetin yaşam koşullarından haberdar edin. Siz ve çocuklarınız muhtemelen dünyanın büyük bir yüzdesinden çok daha iyi şartlara sahipsiniz. Çocuklarınızın bunu fark etmesi­ni sağlayın. Çocuklarınızın değer verdiği alanları öğrenin ve ortak bir paydada buluşmak için onların ilgi alanlarından birinde siz de yer alın. Çocuklarınızın empati ve cömertlik gibi erdemlere sahip olmaları, zorluklarla karşılaştıklarında daha güçlü ve daha sağlık­lı bireyler olmalarına yardımcı olacaktır. Bu da bir anne babanın çocukları için yapabileceği en cömert eylemdir. Ebeveyn olarak görevimiz; onların güçlü, bağımsız, sağlıklı bireyler olarak geliş­melerine hizmet etmektir.</p>
<p><strong>Peki cömertçe davranırken nelere dikkat etmeliyiz, mesela ne kadar vermeliyiz ya da nasıl vermeliyiz?</strong></p>
<p>Bu soruyu muazzam bir kadını örnek vererek cevaplamak isterim. Fransız filozof Simone Weil’den bahsediyorum. İhtiyaç sahibi biriy­le karşılaştığında o kişinin gereksinimlerine göre ve kendi olanakla­rı elverdiği ölçüde veren bir mistik, bir modem zaman azizesi ken­disi. Yoksulluk sınırında yaşıyor ve kazandığını ihtiyacı olanlarla paylaşmak konusunda oldukça cömert davranıyor. Verme eylemini öyle zarif bir şekilde gerçekleştiriyor ki, bu durum başlı başına bir ders niteliğinde. Elindeki paranın kendisine ait olmadığım belirt­mek ve alan kişinin de alma konusunda bir tereddüde düşmemesi için şöyle diyor: “Eğer bu parayı sana verirsem onu başkalarına ver­diğim hissine kapılmam zira para su gibidir. Ne zaman biraz fazla olsa kendiliğinden akmalıdır.” <a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[66]</sup></a> Tevazünün eşlik ettiği bu yakla­şım, verme eyleminin, alan ve veren arasında yaratabileceği iktidar oyunlarının da önüne geçer. Alan kişi kendisini eksik ya da borçlu hissetmez. Veren ise sadece yapılması gerekeni yapmaktadır.</p>
<p>Cömertlik sadece zamanınızı ya da paranızı vermekle de sınırlı değildir. Niyetinizi vermek de bir cömertlik girişimidir. Örneğin Charles Darwin, bir kitabı okuduğunda ilk olarak o esere sempa­tiyle yaklaşırmış. İkinci okuması sırasında elindeki metni kritik ederek okurmuş.<sup>67</sup> Darwin, bu okuma yaklaşımının kendisine bir­çok fayda sağladığını teslim edenlerden. Modern çağın şafağında beliren ilginç ruhlardan biri, Nietzsche de aynı şekilde “İyi oku­mak; yavaşça, derinlemesine, dikkat ve ihtiyatla, ardında yatanı dü­şünerek, kapılan açık bırakarak, nazik parmak ve gözlerle okumak demektir,” diyerek tanımlıyor derin ve yönelim yüklü okumayı. Birine onu dinlemek için tüm bedeni ve ruhuyla dönmek gibidir bu açık yumuşak ahenkli okuma, birbirimizin düşüne düşmemizi sağlar. Tevazünün eşlik ettiği bu cömert yaklaşım sayesinde, söz konusu olan bir kitaptan, bir çocuktan veya bir hayvandan -ne olduğu hiç fark etmez- her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır. Cömert yaklaşımın alameti, bir başkasını ya da bir şeyi değerlen­dirirken tüm iyi niyetimizi karşılaştığımız varlığa yönlendirmektir. Böylece son okuduğumuz kitap en güzel kitap haline gelir, son konuştuğumuz insan en harika insana dönüşür. Cömertlik, içine girdiği her şeyi bambaşka bir hale getirebilecek güce sahiptir.</p>
<p>İnsanın vermek için çok büyük bir kapasitesi ve cömertçe pay­laşabileceği pek çok değeri var ve vermenin de sayısız biçimi. Cö­mertlik sadece maddi sermayemizle sınırlı değil. Mesela çalışan bir annenin bebeğine bakmasına yardımcı olmak, ihtiyacı olan biriyle bilgi alışverişinde bulunmak, yalnız ya da hasta birini ziyaret et­mek, çevremizdeki insanların halini hatırını sormak, zorluk için­deki birini cesaretlendirmek de cömertliğe dahildir. Birçok yolla bizi zenginleştirebilecek zengin bir erdemdir cömertlik.</p>
<p>Verdiğiniz şey ne olursa olsun kayıtsız şartsız vermek de çok önemlidir. Karşılıksız verip vermediğimizi görmek için basit bir deneyden yararlanabiliriz. John Stepper cömertliğin karşılıksız olup olmadığını anlayabilmemiz için bir deney önerir.<sup>68</sup> Bu dene­yin adı, “Kapı Tutma Deneyi”dir. Bu deneyi uygulamak için bir an durup arkamızdan gelen kişiye kapıyı tutalım, bu davranış kar­şısında o kişi bize teşekkür etmezse kendimizi nasıl hissederiz?</p>
<p>İnsanların çok kaba olduğuna kanaat getirip bir daha kimseye kapı tutmamaya mı karar veririz yoksa küçük de olsa cömert bir davra­nış yaptığımız için kendimizi mutlu mu hissederiz? Birini borçlan­dırmak, onu bu şekilde kontrol etmeye çalışmak ya da birini manipüle etmek için vermek gibi&#8230; Sonuç olarak, ne verdiğiniz kadar neden ve nasıl verdiğiniz de önemlidir. İbn Sina’ya isnat edilen şu sözdeki gibi: “İyiliğin şartı beştir: Tez olmalı, gizli olmalı, gözde büyütülmemek, sürekli olmalı ve yerini bulmalı.”</p>
<p>Cömertliğin sosyal faydaları su götürmez ancak etkileyici şekil­de cömertlik sayesinde beynimizin haz ve sosyal bağlantıyla ilişkili bölümleri harekete geçiyor, bu esnada salgılanan endorfin ise ruh ve beden sağlığımızı olumlu yönde etkiliyor. İlk karşılığı iyilikten önce alıyoruz.</p>
<p>Yapılan iyiliğin karşılığını beklemek ise bu güzel davranışı cö­mertlikten başka bir şeye dönüştürebilir. J. J. Rousseau’nun <em>Emi­lendeki</em> şu satırları oldukça manidardır: “Bize iyilik yapan herkesi severiz; bu, ne kadar da doğal bir duygudur! Nankörlük insanın yüreğinde değildir ama çıkar oradadır, nankör minnettarların sa­yısı çıkarcı iyilikseverlerin sayısından daha azdır. Eğer armağanla­rınızı bana satmak istiyorsanız fiyat konusunda pazarlık yapanın ama bunları bağışlar gibi yapıp da daha sonra saptadığınız fiyat üzerinden satmak isterseniz o zaman hile yapmış olursunuz. Ar­mağanları paha biçilmez yapan, bedelsiz verilmiş olmalarıdır. Yü­rek yalnızca kendi yasalarına uyar; onu bağımlı kılmak istemekle özgür, özgür kılmakla da bağımlı kılmış olursunuz.” Cömertliğin bizi nasıl ışıltılı bir erdemle ve iyicillikle sarıp sarmaladığını gör­dükçe insanlar da bu kıymetli haslete sahip olmak isteyeceklerdir, kendimiz için peşinen aldığımız karşılık dışında, belki en değerli armağanı budur.</p>
<p>Dünyada her şey zıddıyla kaim. Cömertlikten bahsedip de cimrilikten bahsetmemek olmaz, cimriliğin de farklı türleri var. “Cimri, servetini batırmak korkusuyla elindekileri vermeyen de­ğil, senin sunduğun karşısında yüzünün ışığını esirgeyendir. Sen tohumlarını attığın zaman güzelleşmeyen toprak cimridir,” diyor</p>
<p>Saint-Exupury. Başkalarına vakit, dikkat ya da çaba harcamamak bunlardan birkaçı. İyiliklerimizi yeryüzünden esirgemek, insanları güler yüzümüzden mahrum etmek veya kendi uygarlığını diğer uygarlıklardan üstün görmek de bir tür cimriliktir. Bunlara dünya kaynaklarının adaletsiz bir şekilde bölüşülmesine bir itirazımızın olmamasını da katabiliriz, bu bile bir tür cimriliktir. Kronik cimri­lik dikkate alınması gereken ciddi bir sorundur ve cimrilik sadece finansmanla da sınırlandırılamaz.<sup>6</sup>*</p>
<p style="text-align: center;">Cömert yaklaşımın alameti, bir başkasını<br />
ya da bir şeyi değerlendirirken tüm iyi<br />
niyetimizi karşılaştığımız varlığa<br />
yönlendirmektir. Böylece son okuduğumuz<br />
kitap en güzel kitap haline gelir, son<br />
konuştuğumuz insan en harika insana<br />
dönüşür.</p>
<p class="text font-medium truncate text-20">Kemal Sayar,RabiaYavuz &#8211; Kendi Özünü Bil,syf:183-193</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[59]</a> Akhtar, S., <em>Good Stuff: Courage, Resilience, Gratitude, Generosity, Forgiveness, and Sacri- fice,</em> Rowman &amp; Littlefield Publishers, Washington, 2014</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[60]</a> Batson C. D., Schoenrade, P. ve Ventis Karry W., Din ve <em>Birey, Sosyal Psikolojik Bir Yakla-şım,</em> Çev. Ali Kuşat, Prof. Dr. Abdulvahap Taştan, Kimlik Yayınlan, İstanbul, 2017</p>
<p>61.Goleman, D., <em>Social Intelligence,</em> Ban tam Press, Londra, 2007</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[62]</a> Jamal, A. ve McKinnon, H., <em>The Power of Giving: How Giving Back Enriches Us Ali,</em> Tarc- herperigee, New York, 2009</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[63]</a> Cibran, H., <em>Ermiş, Çev: Ayşe</em> Berkıay, İş Kültür Yayınlan, İstanbul, 2014</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[64]</a> Jamal, A. ve McKınnon. H., The Povvrr <em>of Giving: How Giving Back Enriches Us Ali, </em>Tarcherperigee, New York City, 2009</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[65]</a> A.ge,</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[66]</a> Tuan, Y, <em>Human Goodness,</em> Uıüversîty of Wisconsin Press, Wisconsin, 2008</p>
<p>67.Jamal, A. ve McKınnon. H., The Povvrr <em>of Giving: How Giving Back Enriches Us Ali, </em>Tarcherperigee, New York City, 2009</p>
<p>68.Stepper.J.Working Out Loud:The Circle Woorkbook,Page Two, Vancouver,2020</p>
<p>69.Akhtar, S., <em>Good Stuff: Courage, Resilience, Gratitude, Generosity, Forgivcness, and Sacri- fice,</em> Rowman &amp; Littlefield Publishers, Washington, 2014</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"></a></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/comertlik/">Cömertlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/comertlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatıraların Evi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hatiralarin-evi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hatiralarin-evi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 07:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26038</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Çocukluk anılan,&#8217;sen uyandıktan sonra seninle kalan rüyalardı.” Julian Bames Ev, dünyaya kök saldığımız yer. Kendimiz olarak var olabildiğimiz ve kendimiz olmaktan dolayı sorgu sual edilmediğimiz bir sığmak. Necip Mâhfuz&#8217;un harika ifadesiyle, &#8220;doğduğun yer değil, bütün kaçma çabalarının boşa çıktığı yer.&#8221; Ev, çokları için sıcak ve mutlu bir yerdir; yaşadığın, güldüğün, öğrendiğin, kendini tanıdığın. Sevdiğin ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hatiralarin-evi/">Hatıraların Evi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-9982 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27.jpg" alt="" width="353" height="234" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27.jpg 276w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-27-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 353px) 100vw, 353px" /></p>
<p><em>“Çocukluk anılan,&#8217;sen uyandıktan sonra seninle kalan rüyalardı.”</em></p>
<p>Julian Bames</p>
<p>Ev, dünyaya kök saldığımız yer. Kendimiz olarak var olabildiğimiz ve kendimiz olmaktan dolayı sorgu sual edilmediğimiz bir sığmak. Necip Mâhfuz&#8217;un harika ifadesiyle, <em>&#8220;doğduğun yer değil, bütün kaçma çabalarının boşa çıktığı yer.&#8221;<br />
</em></p>
<p>Ev, çokları için sıcak ve mutlu bir yerdir; yaşadığın, güldüğün, öğrendiğin, kendini tanıdığın. Sevdiğin ve sevildiğin, saygı gördüğün, ihtimam gördüğün yer. Dışarıdan bakanlar<br />
muhkem duvarlar görür ama içeride sevginin simyası işler:Madde manaya, eşya duyguya dönüşür. Kimileri, &#8220;Ev bir yer değil bir duygudur,&#8221; diyeceklerdir. Ev, sevdiklerimizin ve hatıralarımızın olduğu yerdir. Ev hatıraların mekânıdır. Hatırlamak nerede yoğunlaşıyorsa ev orasıdır. İyi ya da kötü hatıralar bizi bugün olduğumuz kişi yapar. Eğer kişisel anılarımız olmasaydı biz olmazdık. Evin bir temeli vardır; ayaklarınızı sağlam bir zemine kavuşturur. Ve bir çatısı vardır, bizi dünyanın yağmurundan, ayazından korur. Ruhumuz evin ruhu içinde yağmurda gözyaşları gibi erir gider. Ev aynı zamanda gündüz düşlerimizi de saklar, dünyanın yabancılığından ona sığın­mış, geçmiş ve geleceği emniyetli bir şekilde orada tahayyül edegelmişizdir. Düşler, dışımızdaki maddi dün­yadan duygusal bir iç âlem örmekte ustadır. Ev bizi saklar, onarır, dışa­rıdaki dünyaya karşı kuvvetlendirir.</p>
<p>Bir evin, bir yurdun varsa dünyaya kazan kaldırabilirsin. Ev mahrem hatıralarımızı üretip sakladığımız yerdir. Ümit ve rü­yalarımızın dokunduğu tezgâh. Meskûn olduğumuz her yer, etrafımızdaki dünyayı tarif etmemizi sağlar. Bize düş kurma <u>imkân</u>ı verir. Ve düşlerimizin içinde kendimize daima bir yurt, bir yuva bulma <u>imkânımı</u>z vardır. Bizi biçimlendiren yerlere kuvvetli bir bağ hissederiz, anlamlı yerler bizde sükûnet ve aidiyet hissi uyandırır. Biz aslında bir aidiyete, bir hikâyeye yerleşiriz.</p>
<p>Ev bizi hayatın fırtınalarından korur. Güvenlik sağlar bize, sıcaklık verir, aşinalığıyla sarıp sarmalar. Ayaklarımızı sağlam basabileceğimiz bir zemin, yalpalayan ruhlarımıza bir çapa, akışkan hayatın hızından dinleneceğimiz bir yas­tık sunar. Dış dünyada omuzlarımız ne kadar düşse de evin hâkimiyizdir. Yorgunluğumuzu ve düş kırıklıklarımızı orada onarır, geçmişle bugün arasında orada bir bağ kurarız. Evin ruhu biraz da bu güven ve aidiyet hissindedir. Ben şahsen en çok kitap kokan evleri sever, kitapsız evleri çok can sıkıcı ve tekdüze bulurum. Düş kurmanın, hayallere dalıp gitmenin, bir kitabın koynunda uyuyakalmanın imkânlarını bize vaat etmeyen bir ev boştur. Ev geri çekilmenin, inzivanın, ses ve imgelerden ricat ederek ruha dikkat kesilmenin de yeridir. Dünyaya kapılan kapattığınız anda ruhun kapılanın açma ihtimali her an eşiktedir.</p>
<p>Ev, benliğimizin sır perdesinin üzerinden kalktığı, gizli benliğimizin serbestçe ortalıkta dolandığı, kendimiz olmak­ta zorlanmadığımız yerdir. Kucağında huzur bulduğumuz bir anne veya sevgili imgesi olarak ev, bize kuşatıcı bir içsellik, ken<u>dimi</u>zi savunmaya ihtiyaç duymayacağımız koruyucu bir ortam vaat eder. Günümüz insanının sığınacak bir mahallesi de kalmadığından olsa gerek, evine yüklediği anlam gitgi­de artıyor. Bir tür teşhir salonu, eğlence ve iletişim komp­leksi olarak modern ev, besleyen ve uyandıran değil dikkat dağıtan ve uyuşturan bir yerdir artık. Böylece ev bir sığınak olmaktan çıkıp bizi toplumsal hayattan yalıtan bir hapisha­neye dönüşüyor, ev ve sokak arasındaki gözenekler tıkanıyor. Mahalle hayatı insanlar ve yerler arasında geçişkenliğe izin veriyordu: Komşu çocukları birbirinin evine destursuz so­kulabilir, kamınızı ötedeki evde teklifsizce doyurabilirdiniz. Şimdi ekran karşısında geçirilen uzun yalnızlıklar hayatla bağlarımızı koparıyor. Ev elektronik uğultunun mekânı ol­dukça insan seslerini duymak kadar &#8220;sessizlik&#8221; de zorlaşıyor. Oysa sessizlik mekânı genişletir ve zamanı yavaşlatır.</p>
<p>Ev aynı zamanda düşlerimiz için bir çatı, hayallerimiz için bir barınaktır. Gaston Bachelard, <em>Mekânın Poetikası </em>adlı kitabında evin &#8220;insanın düşünceleri, anılan ve düşleri&#8221; için en büyük bütünleştirici güçlerden biri olduğunu gös­terir. <em>&#8220;Ev, bizim bu dünyadaki köşemiz ve ilk evrenimizdir. Gerçek anlamda bir kozmozdur. Hem beden hem de ruhtur ev,&#8221;</em> der, <em>&#8220;Ev, bizi insani olana taşır. İnsani değerleri sadece deneyimler ve düşünceler teyit etmez. İnsana nüfuz eden değerler düşlemeye aittir. Ev, süreklilik yönünde verdiği öğütleri çoğaltır. Ev, insanı sadece gökten inen fırtınalara karşı korumaz, yaşamdaki fırtınalara karşı da korur.&#8221; Ev</em> ile bilinçdışı arasında ilişki kuran Bachelard&#8217;a göre ev sayesin­de anılanınız yerleşecek bir yer bulur. Hele de ev biraz kar­maşıksa, mahzeni ve tavan arası, köşe bucağı ve koridorları varsa anılanınız -niteliği gittikçe belirginleşen- sığmaklar edinir, ömrümüz boyunca kurduğumuz düşlerde dönüp dö­nüp buralara geliriz. Mekân, peteklerinin binlerce gözünde, zamanı sıkıştırılmış olarak tutar. Mekân buna yarar. Bilinç­dışı orada geçirir gününü. Anılar hareketsizdir. Mekâna yer­leştikleri ölçüde sağlamlaşırlar. Bilinçdışı kendi mutluluk mekânına yerleşir.</p>
<p>Çocukluğumuzu geçirdiğimiz eve seneler sonra yeniden gitsek bile &#8220;ilk merdiven&#8221; reflekslerine yeniden kavuşuruz, kapı eşiğine takılmayız ya da gıcırdayan tahtaya yine basma­yız. Işığı nereden açacağımızı düşünmeyiz. Yıllar sonra o eve tekrar döndüğümüzde o ilk hareketlerin içimizde canlı kaldı­ğım görmek bizi şaşırtır. Alışkanlık denemez buna; o unutul­maz evi hiç unutmayan bedenimizin tutkulu bağıdır ancak.</p>
<p>Modern dünya sadece aileyi ve ilişkileri dönüştürmüyor; huzur içinde düş kurmamızı sağlayan, düşlerimizi koruyan  evimizi de dönüştürüyor. Modern birey gibi, evler de doğallıktan uzaklaşıyor. Modern insan, yüksek duvarlarla çevrili siteler içinde güvenlik ve konfor ararken, yitip giden kom­şuluk ve mahalle ilişkilerinin yerine koyacak şey bulmakta hayli zorlanıyor, özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerin durumu daha karmaşık görünüyor.</p>
<p>Mahremiyet odaklarının kaybolduğu, yalnızlığın ve ses­sizliğin hor görüldüğü, çocukların tüm boş zamanlarının ev dışı sosyal/eğitsel etkinliklerle doldurulduğu günümüzde, çocukların evde sıkılması ve hayal kurması uzak bir düş ar­tık. Ev artık sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de bir düş­leme alanı olmaktan uzaklaşıyor. Telefonlarını ellerinden bıraka­mayan yetişkinler, oturdukları koltuklarda düş kurmuyor. Ço­cuklar masanın altında oyunlara dalarak uzak âlemlere kanatlanmıyor. Bilinçdışımız keyifle yerle­şeceği bir yer bulamıyor artık. Her büyük hayal, bir ruh halini açığa vurur. Ev, içselliği dile getirir. Ev bir ruh halidir. Bir ço­cuktan ev çizmesini istemek, mutluluğunu barındırmak iste­diği en derin düşünü ortaya koymasını istemek demektir. Ço­cuk mutluysa kapalı ve korunmalı bir ev; sağlam ve derinlere kök salmış bir ev çizecektir, bacasında dumanların oynaştığı.</p>
<p>Çocuk mutsuzsa eğer, çizdiği ev de onun kaygılarından izler taşıyacaktır. Harabeye dönmüş ruhlarımızı yerleştirebilece­ğimiz bir evimiz var mı? Belki de ruhlarımızın evsizliğidir, evlerimizi ruhsuz kılan.</p>
<p>Hatıralar</p>
<p>İnsan kimliği hatıralarla oluşur. Aile bu bakımdan hatıra­ların evidir. Aile, bugünün küçük anlarını yarının paha biçil­mez hatıraları kılan simyadır. O anlar, hatıralar haline gel­meden kıymetlerini bilmeyiz. Çocukluğumun evinde kurdu­ğum düşleri bugün bile hatırlıyorum. Annemin şefkatli yü­zünü, leyli meccani oğlunu evden her uğurlayışında gözünde biriken yaşı ve ruhumu dualarla sarmalayışını. Babama, on bir yaşında bir hazırlık öğrencisi olarak öğrendiğim İngiliz­ce kelimeleri tekrar ederken onun omzunda uyuyakalışımı. Babamla her vedalaşmamızda ağlayışımı ve annemin her sınav öncesi Yasinler okuyarak melekleri imdada çağırışını. Ev benim için merhamet ve şefkattir. Gözetildiğini, ihtimam gördüğünü bilmenin o yumuşak iklimi.</p>
<p>Sokağın san sıcak harareti çocuğun yanaklarıyla boynu­nu tere batırdığında kavuşulan gölgeli, serin taş basamak­lar, evlerin hep açık kapısından girilen loş odalar, pencere­lerin önünde usul usul şişip alçalan güneşlik ve tül perdeler, serinlik, ferahlık, aşudelik. Sümerbank pijamalar. Çocuğun çırpınan güvercin kalbinin de usul usul sakinleşmesi; kıpır­dayan gün ışığının ayakuçlarında, halıda dolaşan ılık par­maklan; yansımaların camda, metalde kırılması ve çocuğu büyülemesi. Ya da kışlan soğuktan uyuşmuş ağırlaşmış ıs­lak parmakların sobayı arayan sabırsızlığıyla eve kavuşmak. Ve sobanın desenli ağır demir kapağının açıklığından tava­na vuran gül rengi şulenin raksıyla bir daha, hep yeniden büyülenmek. Sobanın diğer vaatleriyle, çıtırtılarıyla, sıcak­lığıyla, kokulanyla düşe gömülmek. Akşam soğuktan çıkıp gelen babanın yün paltosundaki dünya kokusu; <u>ann</u>enin yu­muşak ellerindeki sebze kokusu, evlerin arapsabunuyla pir ü pak edildiği temizliğin kokusu&#8230; <em>&#8220;Kokular, resimler, sesler, duyduklarımız bizim yeniden hatırlamamızı sağlar ve tüm bunlar sadece bellek değil insanı insan yapan değerlerin de toplamıdır,&#8221;</em> demişti Leyla Neyzi. Her bir neslin zahmet­le ve çileyle dengini aldığı inançlar, çağrışımlar, değerler, davranış-söyleyiş edaları, sonraki nesillere sirayet eder ve işte budur toplumsal bellek. Hatıralar unutulmasın ve baş­ka insanlar da öğrensin diye satırlarda, sayfalarda saklanıp okunarak da açığa vurulabilir. Ancak bellek insanda yer tut­sun ve ruhun karanlık zamanlarında bir &#8220;Kutupyıldızı&#8221; gibi yolunu ışıtsın istiyorsak, çocukluğunda bir insanı efsunla­mak gerekiyor. Haber kipinde sıkışık nizam cümlelerle de­ğil; nemlenen gözlerle, titreyen ve cıvıldayan bir sesle, sevgi dolu dokunuşlarla, koku ve lezzetlerle çocuğun teninin altı­na nakşedilecek bir mesaj bu bellek. İnsanın anayurdu, bu­hurdan gibi tüten çocukluğudur.</p>
<p>Ev, tıpkı dünyanın güneşin altında her kıpırtısında aldığı ışığın gölgesinin değişmesi gibi, her an için yeniden başladığı fısıltılarıyla, çocuğun benliğini günbegün, anbean dokuyor. Belleği, yaşantının olgularında, sözlerin metninde aramak nafile; Geçmişimiz, onlar bozulmaya, tağyire, takılıp çıkarılıp değiştirilmeye karşı  savunmasızlar. Geçmişimiz, yorumlarken gördüğümüz bir düş. <sub> </sub>Ama çocukluğun ihsasları; <em>keder,</em>hüzün makamındaki buhuru veya <em>sevinç,</em> neşe tınısındaki itin; o duyguların eşlik ettiği tepki­nin ruhun diplerinde saklı damgası, ânın çarpıntısı içinde gelip buluyor bilincimizi. Evin muazzez hatırasını içimizde dolaştırıyoruz. Ya da yoksun bırakılmış, görülmemiş, sevil­memiş bir çocuksanız, evsiz bırakılmanın ıssızlığını.</p>
<p>Chloe Zao&#8217;nun filmi <em>Nomadland,</em> &#8220;Göçüp gitmek zorunda kalmışlara adanmış bir film&#8221;, bir modern göçerlik hikâyesi: Bir çatı altında, yumuşak bir yastığa baş koyarak uyumak­tan ürken, evin şefkatine gönül indiremeyenlerin yol destanı. Ev duygusunun kök salmadığı veya hayatının bir döneminde onu yitirmiş insanların zorlu, bağsız ve kestirilemez haya­tının panoraması. Çocukluğun evine bağlanamayan, o evin mekan hafızasını kokularla, seslerle, duygularla e<u>din</u>emeyen, o evin harap olduğunu gören ve ev hikâyeleriyle onu yeniden kuramayan insanlar, kendilerini aidiyet ve güvenlik hissinin yörüngesinde tutan ince ibrişimlere sahip olmuyor. Savrulu­yorlar. Hikâyesiz kalmak, insan benliği için ölüme eşdeğer. Ev hatıra ve hikâye demektir, anlar hatıra olur, hikâye edilir.</p>
<p>İnsan en çok &#8220;iyi bir hikâyeyle&#8221; ısınır.</p>
<p>Kemal Sayar &#8211; Hatıraların Evi<br />
Günümüzde Aile,syf:15-23</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hatiralarin-evi/">Hatıraların Evi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hatiralarin-evi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemal Sayar &#8211; Hatıraların Evi-Günümüzde Aile  Notlarım</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2022 06:27:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Anne]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25986</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir evin, bir yurdun varsa dünyayı kazan kaldırabilirsin. Düş kurmanın, hayallere dalıp gitmenin, bir kitabın koynunda uyuyakalmanın imkânlarını bize vaat etmeyen bir ev boştur. Ev geri çekilmenin, inzivanın, ses ve imgelerden ricat ederek ruha dikkat kesilmenin de yeridir. Dünyaya kapıları kapattığınız anda ruhun kapılarını açma ihtimali her an eşiktedir. Oysa sessizlik mekânı genişletir ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/">Kemal Sayar – Hatıraların Evi-Günümüzde Aile  Notlarım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-25987 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-300x300.jpg" alt="" width="341" height="341" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-768x768.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U-1024x1024.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/02/FJDtMk_XsAMj05U.jpg 1080w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir evin, bir yurdun varsa dünyayı kazan kaldırabilirsin.</p>
<hr />
<p>Düş kurmanın, hayallere dalıp gitmenin, bir kitabın koynunda uyuyakalmanın imkânlarını bize vaat etmeyen bir ev boştur. Ev geri çekilmenin, inzivanın, ses ve imgelerden ricat ederek ruha dikkat kesilmenin de yeridir. Dünyaya kapıları kapattığınız anda ruhun kapılarını açma ihtimali her an eşiktedir.</p>
<hr />
<p>Oysa sessizlik mekânı genişletir ve zamanı yavaşlatır.</p>
<hr />
<p>Ev aynı zamanda düşlerimiz için bir çatı, hayallerimiz için bir barınaktır. Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası adlı kitabında evin “insanın düşünceleri, anıları ve düşleri&#8221; için en büyük bütünleştirici güçlerden biri olduğunu gösterir. “Ev, bizim bu dünyadaki köşemiz ve ilk evrenimizdir. Gerçek anlamda bir kozmozdur. Hem beden hem de ruhtur ev, der, “Ev, bizi insani olana taşır. İnsani değerleri sadece deneyimler ve düşünceler teyit etmez. İnsana nüfuz eden değerler düşlemeye aittir. Ev, süreklilik yönünde verdiği öğütleri çoğaltır. Ev, insanı sadece gökten inen fırtınalara karşı korumaz, yaşamdaki fırtınalara karşı da korur.&#8221;</p>
<hr />
<p>Her büyük hayal, bir ruh halini açığa vurur. Ev, içselliği dile getirir. Ev bir ruh halidir. Bir çocuktan ev çizmesini istemek, mutluluğunu barındırmak istediği en derin düşünü ortaya koymasını istemek demektir. Çocuk mutluysa kapalı ve korunmalı bir ev; sağlam ve derinlere kök salmış bir ev çizecektir, bacasında dumanların oynaştığı. Çocuk mutsuzsa eğer, çizdiği ev de onun kaygılarından izler taşıyacaktır. Harabeye dönmüş ruhlarımızı yerleştirebilecegimiz bir evimiz var mı? Belki de ruhlarımızın evsizliğidir, evlerimizi ruhsuz kılan.  s.19</p>
<hr />
<p>“Kokular, resimler, sesler, duyduklarımız bizim yeniden hatırlamamızı sağlar ve tüm bunlar sadece bellek değil insanı insan yapan değerlerin de toplamıdır,&#8221; demişti Leyla Neyzi. Her bir neslin zahmetle ve çileyle dengini aldığı inançlar, çağrışımlar, değerler, davranış söyleyiş edaları, sonraki nesillere sirayet eder ve işte budur toplumsal bellek.  s.20</p>
<hr />
<p>Dış dünyanın kaosunu ancak kendi içimizde, evin sıcaklıgı ve samimiyetiyle bir nebze söndürebiliriz.  s.24</p>
<hr />
<p>Evlilik terapisti John Gottman çiftleri yıllarca izledikten sonra boşanmayla sonuçlanan evlilik etkileşimlerini dört ana başlık altında özetler. Çatışma zamanlarında eşlerin birbirine karşı gösterdiği dört temel olumsuz tutum, yani “dört atlı” şunlar: Aşağılama, eleştiri, savunmacılık, duvar örme. Bu dört atlı, bir bakıma “narsist” kişiliğin tezahürleri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<hr />
<p>Haddi zatında âşık olmak kolay ama bir başka insanla yaşamak zor. Romantik aşk, diğer kişinin bir ruh ikizi veya mükemmel uyumlu kişi olarak ülküleştirildiği bir süreci içerir. Aşıklar adeta, “birbirleri için yaratıldıklarını” hisseder. Aşkın çılgınlığında ötekinin imgesi benim ihtiyaçlarıma göre yeniden kurulur. Sevilen kişiyi kendi benliğimin bir imgesi olarak görür ve farklılıkları görmezden gelirim. Oysa ideal sevgiliyi bulma inancı bir yanılsamadır ve uzun ömürlü bir yakınlığa temel teşkil edemez. İlişkinin bir yerinde büyü bozumu mukadderdir.  s.27</p>
<hr />
<p>Evliligin sonsuza dek bir aşk esrimesine gömülü olacağını sanan aldanır. Evlilik sürecekse eğer, ortak hedefler için birlikte gayret göstermenin, karşılıklı saygı ve dostluğun ön plana çıkması gerekir. Bir insanla yaşamak belki tüm duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamaz, belki eşimiz ruh ikizimiz falan da değildir. İlişkide mevcut olan, canlılığını devam ettiren her neyse ondan istifade etmemiz lazım, Dış dünyada ve iç âlemimizde huzur kaynaklarımızı çoğaltmamız da evlilik bağı üzerindeki gerilimi düşürecektir.  s.28</p>
<hr />
<p>Bir evi yuva yapan, ocağında tüten muhabbettir. Güzellik, sıradan gerçekliği aşan yaşantılarda bize göz kırpar. Ruhun ebediyete kapı araladığı anlar, sevginin bizi güzelleştirmesine izin verdiğimiz anlardır. Bir evi yuva yapan, orada bulduğumuz güzelliktir. Demem o ki göz ve ruhlarımız birbirine değsin. Sonra omuzlarımız birbirine değsin de birlikte ufku seyredelim.  s.29</p>
<hr />
<p>“Dünyanın çivisi çıkmışsa ve aileler çocuklarına göstermedikleri ilgi ve şefkati üst kalite şeyler alarak telafi ediyorlarsa, internette birden çok şeyle uğraşmak için kendileri bile tek başlarına durup düşünmeye zaman ayırmaz olmuşlarsa, sevginin zamana, şefkate ve esnekliğe ihtiyaç duyduğunu anlamak yerine, her gün bir çiçek gibi biraz sulayıp bakmak yerine beraberliklerini sona erdirmeyi seçiyorlarsa, yetişkinler sadece araçsal akla bel bağlıyorlarsa ve eleştirel düşünme kapasitelerini artık kaybetmişlerse&#8230; soludukları havanın ahlaken kirlendiği düşünüldüğünde ve etrafında gördükleri onca örnekle, çocuklar ve öğrenciler bunu nasıl yapabilecekler?” diye yazıyor Zygmunt Bauman.  s.31</p>
<hr />
<p>Nihad Sâmi Banarlı, Türkçenin Sırları adlı çok değerli eserinde, “Resim sanatında mâvi ile sarının birleşerek yeşil olması gibi, izdivaçta da renklerin ve şekillerin izdivacından bir &#8216;âile rengi&#8217;nin doğabilmesi güzeldir. Gün geçtikçe pişmanlığı artan izdivaçlar, yalnız evlenenler için değil, çevre için de azaptır. Asırların tâmâmiyle milli bir sanatla işleyip ahşap çizgiler, saçaklar, güzel çeşmeler, sıcak ağaçlar ve minârelerle inşâ ettiği bir Türk mahallesine, sefertası misâli, bir beton binâ yapılmış gibi, bu türlü âileler mahallede bir ur&#8217;dur. Böyle izdivaçların, ayaklarına zencir vurulmuş gibi evlenenleri bir arada tutması, her şeyden önce bir manzara çirkinliğidir,” diyor.   s.40</p>
<hr />
<p>Artık sert bir parmak işaretiyle hizaya getirebileceğimiz çocuklar yok. Soru soran, işin aslını öğrenmek isteyen çocuklarımıza makul cevaplar vermek zorundayız.  s.50</p>
<hr />
<p>Hayatı boyunca kucaklanmayan bir insan zamanla katılaşıyor. Katılaşan şey esneyemez. Esnemeyen şey ise fazla zorlandığında kırılır. Katı kurallarla büyüyen kişilerin hayatın zorlukları karşısında kırılması gibi&#8230;  s.52</p>
<hr />
<p>İnsanın ancak dışarıdan alınacak “takviye sevgi”yle mutlu olabileceğini sanmak saflık. Eşlerimizin bizi daha çok sevmesini dilemek yerine biz sevilmeye daha layık insanlar olalım. Şunu soralım kendimize: Almak istediğim kadar verebiliyor muyum? Sevilmeye değer olmadığımı bildiğimde dahi sevilmek istiyor muyum? W. H. Auden&#8217;in o enfes dizelerinde dile geldiği gibi: “Denk düşmeyecekse duygular birbirine/ Bırak, daha çok seven ben olayım.” Neden kuzum, daha çok seven sen olmayasın?  s.60</p>
<hr />
<p>Yapılan araştırmalara göre, evliliğinde mutlu olanlar, evli olmayanlara göre daha sağlıklı, daha uzun ve daha huzur içinde yaşıyorlar. Bu tarz bir evlilik yaşam kalitelerini artırmakla kalmıyor, yaşamlarını daha doygun ve anlamlı kılıyor. Evliliğin sevilmek, sayılmak, değer görmek, paylaşmak, yeni deneyimler elde etmek, üretmek, hayatına yeni anlamlar katmak gibi insana iyi gelen tarafları insanların içinde var olan umutlarını yeşertiyor. Ve bu umut devam ettikçe evlilik müessesi de devam edecek gibi görünüyor.  s.61</p>
<hr />
<p>Batı&#8217;da yapılmış bir çalışma sonucuna göre, insanların evlilik öncesi flört dönemi uzadıkça evlilikte hayal kırıklığına uğrama ya da birbirinden sıkılıp bıkma ve evliliğin kopma ihtimali artıyor. Evlilik öncesi uzun zamanı birlikte geçirmiş olmak, evliliğin sağlamlığına değil, çabuk sıkılıp kopmaya bir işaret olarak da algılanabiliyor. İki öğrencinin beş on sene bütün sorumluluklardan azade olarak görüşmesi başka bir şey; iş başa düşüp evi birlikte idame ettirmeleri, yeni sorumlulukları taşıyabilmeleri ise bambaşka bir şey.   s.62</p>
<hr />
<p>İki kişinin birbirinde kaybolduğu, ikisinin de birbirini ayırt edemediği bir halden, “İkimiz ayrı varlığız, birbirimizin haklarını, ayrı varlığını tanıyoruz, senin ihtiyaçların olduğunu görüyorum, senin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımın gerisine koymuyorum,” dediğimiz saygı ve sevgiye dayalı bir beraberliğe dönüştürebilmek. Bu yarenlik ve dostluk duygusudur işte: Uzun ömürlü ve buna rağmen huzurlu kalabilmiş evliliklerin sırrı.  s.64</p>
<hr />
<p>Her birimiz kendimizi olduğumuz gibi, olanca kusur ve sıradanlığımız içinde sevebilmeyi öğrenirsek kimse ötekini yaralamayı aklının ucuna getirmez. Evliliği çürüten şeylerden birisi de onu güç yarıştırdığımız bir arena haline getirmek. Benliklerimizi törpüleyebildiğimiz ölçüde ilişkilerimiz olgunlaşıyor.  s.65</p>
<hr />
<p>Oysa evlilikte doğru insan diye bir şey olduğunu kesinlikle söylemek çok zor. Çünkü modern ailede en temel problemlerden birisi anlam krizi, anlam buharlaşması, anlam boşalması. Saint-Exupery, “Hiç kimse başkalarıyla ortak ve çıkarsız bir ideali paylaşmadıkça rahat bir nefes alamaz. Hayat, bize sevginin birbirimize bakmak değil beraber aynı yöne bakmak olduğunu öğretti,” diyor İnsanların Dünyası kitabında. Senin ve benim hayatımı birleştiren bir ülkü var mı, bir anlam var mı, biz ne için yaşıyoruz? Sadece birbirimiz için mi, sadece çocuklarımıza hizmet etmek için mi yaşıyoruz? Niçin varız bu dünyada? Benim hayatımı ışıklandıran şey nedir? Aynı iyilik, aynı güzellik, aynı hakikat etrafında buluşabiliyor muyuz? Birbirimizle hakikati, güzelliği, iyiliği değiş tokuş edebiliyor muyuz? Ben bu konuda seni tamamlayabiliyor muyum? Sen beni tamamlıyor musun? Birbirimizi hayra, iyiliğe çağırabiliyor muyuz? Birbirimize bir basamak olabiliyor muyuz o konuda? İşte bu, tartışmamız gereken en temel meselelerden. Ancak bu “ideal birliği” dahi doğru insan olmak için yetmeyebiliyor.   s.67</p>
<hr />
<p>Yeni kurulan ailenin harcının baştan sağlam tutulması lazım. Burada da eşlerin olgunlaşmış kişilikler olması çok önemli. Olgunlaşmanın yaşla ilgisi yoktur; insanlar ileri yaşlarda da hatta anne baba olduklarında bile yeterince olgunlaşmamış kalabiliyor. Urfalı bir danışanım “Gelinlerin cefa gördüğü çağda gelindim, kaynanaların cefa gördüğü çağda da kaynana oldum,” demişti bana. Kaynanalar da bazen cefa görüyorlar. Gelin, kaynanaya surat asarak, onu evinde istemeyerek, evine buyur etmeyerek, eşinin “beraber annesine gitme arzusunu” geri çevirerek, onu hiçe sayarak, eşini manipüle ederek ona eza edebiliyor. Yani aslında onun saygınlığına halel getirerek yapıyor bunu. İnsanların farklı ihtiyaçlarına hürmet etmek lazım. Biz toplumumuzdaki bu olguyu kaldırıp bir kenara atamayız; Batılı el kitaplarından Evlilik Terapileri kısmını okuyup herkese “Bağımsızlaşın, yükünüzü atın, kimseye eyvallah etmeyin!” diyemeyiz. Biz sosyosentrik (toplum odaklı) bir toplumuz, ahengi önemseyen bir toplumuz, Batı gibi hiper-bireycilik (aşırı bireycilik) üzerine kurulu bir toplum değiliz. Ne karıkocanın yapışık olması ne de ana oğulun/kızın yapışık olması iyi; ikisinden de hayır gelmiyor.   s.71</p>
<hr />
<p>Evlilikte yoldaşlık, arkadaşlık duygusu çok önemli. İyi evlilik, iyi aile, iyi yuva hiç tartışmanın olmadığı bir yer değil, aksine fikir ayrılıklarının olduğu lakin bunların konuşularak bir uzlaşmayla neticelenebildiği, çatışmaların onarılabildiği bir yer veya durumdur. İyi evlilikler için bir formül: Beş takdir cümlesine bir tekdir cümlesi. Her şeyde eleştirilecek bir şey bulup karşı tarafın kusurlarını ve kötü sayılan yönlerini yüzüne vurmak o insanı bir süre sonra kendisiyle ilgili şaşkınlığa düşürüyor. “Bu kadar değersiz biri miyim ben?” diyor ve içten içe büyük bir öfke biriktirmeye başlıyor. O evlilikler zamanla bir güç yarışına, egoların ringe alındığı bir boks müsabakasına dönüşüyor.   s.73</p>
<hr />
<p>Olgunlaşmış ebeveyn mükemmel, hiçbir şey hissetmeyen, hiç öfkelenmeyen, hiç üzülmeyen ve her daim sakin kalabilen değil, kendi duygularının farkında olup duygularının faturasını başkalarına kesmeden duygu durumunu düzenleyebilen, duygusunu reddetmeden yaşayabilen, tetiklendiğini fark edip onarabilen, kriz anında çocuğunu yatıştırabilen ebeveyndir. Kimi anne babalar çocuklarına dertlerini boca ediyor ve onlardan terapistlik bekliyor. Bu çocuklar erken yaşlanıyor. Çocuklarınızın ıstıraplarınızdan öğrenebilmesi, “yaralardan değil yara izlerinden konuşmak”la mümkün, yani sizin acılarınızdan ne öğrendiğinizi anlatmanızla. Unutmamak gerekir ki, kimse ebeveynliğe okulundan mezun olarak başlamıyor. Bu, hem ebeveynin hem de çocuğun gelişmeye-öğrenmeye devam ettiği bir yolculuk.  s.81</p>
<hr />
<p>Kışın ortasında içimizde bekleyen o görünmez yazdır dayanıklılık.Zorluklarla karşılaşmadan ortaya çıkmaz.   s.84</p>
<hr />
<p>“Anneler çocuklarını anlamsız bir yolla severler. Anneler bu anlamsız yol haricinde başka türlü sevmeyi bilmezler. Çocuklarını dünyanın merkezine, dünyayı da kalplerinin merkezine koyarlar.” Christian Bobin  s.91</p>
<hr />
<p>21. yüzyılda anneliğe verilen anlam, kapitalizm tarafından değiştirilmiştir. Yeni kapitalizm, ebeveynlerden birinin çocuklarla evde kalabilmesi yerine “bütün ebeveynlerin çâlışmasına” karar verdi. Bu nedenle çocukların erken çocukluk döneminin önemli bir kısmı kurumsal ortamlarda ya da aile dışında bir bakıcıyla geçiyor artık. Hiçbir zemin, ticarileşme için bundan daha verimli olmadı. Bir annenin sevgisi kurumsal çocuk bakım zincirleri tarafından kâr temelli çocuk bakım hizmetlerine dönüştürüldü. Kitlesel zorunlu eğitimi uygulamaya koyan yeni kapitalizm, kurumsal yaşamın erken çocukluk dönemine yayılmasını sağladı. Yeni kapitalizm altında ebeveynden ayrı geçirilen uzun saatlerle çocukluk yeniden şekilleniyor. “Çocuk bakıcılığı” ise anne ile yaşanan yoğun aşk ilişkisinin ortasına giriyor.  s.95</p>
<hr />
<p>Ana akım feminizmin, neoliberalizmin çarkına kolayca kapıldığını görüyoruz. Feminizmin kadınlar için oluşturduğu “aynılık olarak eşitlik” terimi yeni değerler için en uygun terim olarak seçilmişti. “Aynılık olarak eşitlik”, kadının erkekle eşit eğitim ve çalışma şartları çizgisinde değerlendirilme talebiydi. Ancak gelinen noktada, feminizmin adalet ve özgürlük taleplerinin kısmen berhava edildiği, ana akım feminizmin gündeminin kadınların terimleriyle değil, mevcut yeni kapitalizm terimleriyle belirlendiği görülüyor. Yeni ekonomi sisteminde, annelik değersizleştiriliyor ve küçültülüyor. Tasarlanan sistem, anneliğe değil kreş sistemine ihtiyaç duyuyor. Bunun yanı sıra, savunmasız çocuk kavramı yeni kapitalizm sistemiyle revize edilerek “ailenin müşfik bakımına ve aileyle geçirilen zamana ihtiyaç duymayan” bağımsız ve dayanıklı çocuk icat edildi. Feminizm de bu yeni kapitalizmden nasibini aldı. İki gelirli ebeveyn zorunluluğu fikri kadının özgürleşmesi fikriyle yoğruldu. Çünkü kapitalizmin, piyasanın, özel alana, aile ilişkilerine kadar genişlemesini gerekçelendirmeye ihtiyacı vardı. Amerikalı sosyal teorisyen Philip Selznick&#8217;in dediği gibi, “Feminizm kapitalizmi kurtardı.&#8221;  s.97</p>
<hr />
<p>Sözlü kültür ve yazılı kültür üzerine kaleme aldığı Öküzün Ası eserinde anne-bebek arasındaki dili şöyle tarif ediyor Barry Sanders: “Her anne bu özel dili anlar, bebeğin agu&#8217;larını dinleyerek hemen hemen neye ihtiyacı olduğunu bilir. Soruları görüşlerden, gereksinimleri isteklerden ayırır ve gereken cümleyi söyleyerek doğru ve ilgiyle yanıt verir.Bu dil öğretilmez ve derslerle öğrenilmez. İşte sohbet dediğimiz şey en temel düzey ve biçimiyle budur: En derin, en duygusal ölüm kalım meseleleri bu masum dille halledilir. Bebek ne istediğini &#8216;anlatarak&#8217; anneyi &#8216;haberdar eder”; annenin cümlelerin ritmine, soluk alıp verişe —-kıkırdama ve kahkahalarla canlı ve ayakta tutulan, gevşek ve önceden tahmin edilemez bir yapıyaayak uydurmasını sağlar. Yani çocuk annenin “akışkan&#8217; olmasına yol açar ve ona kendini “akıntıya bırakmasını” öğretir&#8230; Eğer bebeğini anlamak istiyorsa anne, esnek olmalı, anında tepki verebilmeli, farklı çözümleri deneyebilmelidir.”  s.102</p>
<hr />
<p>Annenin yüzünün seyredilmediği bir dünya karanlık ve güvensizdir.Dünya annenin yüzüyle ışıldar.  s.103</p>
<hr />
<p>Annelerin, bakım misyonu kadar önemli bir diğer işlevi de çocuğu hayata hazırlama vazifesi. Bir annenin çocuğuna gerektiğinde “hayır” diyebilmesi, onun isteklerinden bir kısmını reddetmesi, çocuğun da ileride kendini rahatsız eden durumlarda “hayır” demeyi öğrenmesini sağlar; ama daha ötesinde başkalarının sınırlarına saygı gösterme duygusunu geliştirir. Kişiliğin çekirdeğini oluşturan özdenetim duygusu böylece biçimlenir. Annenin çocuğunun gözünde kötü kişi olarak görünmemek için sınır koymaktan kaçınması ve bu işi mesela babanın sırtına yüklemesi, annenin ilişki değerleri konusunu çocuğa çok yanlış bir şekilde öğretmesine neden olur. Annenin çocuğu disipline etmesi çok önemlidir; bu yapılmadığı takdirde, çocuk ileride sevgi duyacağı insanlara saygı duymaz. |  s.111</p>
<hr />
<p>Henry Cloud ve John Townsend de Anne Faktörü adlı kitaplarında şöyle diyor: “Çocuklar özel olmadıkları zamanlarda bile özel olduklarını bilmek ihtiyacındadırlar. Her çocuk başarısız olur ya da her şeyi en iyi biçimde yapamaz. Bunun nedeni, çaba göstermemesi, yeteneksizliği ve şanssızlığı olduğu gibi hepsinin bir karışımı da olabilir. Başarılı oldukları zaman annelerinin kendileri için mutlu olduğunu bilmek ihtiyacındadır, ama başarılı olsalar da olmasalar da annelerinin sevgisinin sürekli olduğunu da bilmeye gereksinimleri vardır&#8230; Anne çocuğun başaramadığını başarmalıdır. Eğitim budur. Çocuğun taşıyamadıgı duyguları anlayıp kabul eder ve onları değiştirmeye kalkmadan kendinde saklar. Daha sonra çocuğu bunaltmadan onun sindirebileceği biçimde ona geri verir. Böylece, çocuk yeteri kadar olgunlaşıp duygularının sorumluluğunu al maya hazırlanır.&#8221; İyi anne, çocuğun yaşadığı olumsuzluğu sükünetle dinler, çocuğunun ıstırabının altında ezilmemesi için ona el verir, çocuğun kusurunu onun suratına çarpmaz.  s.112</p>
<hr />
<p>Çocuklarımız konusunda kaygılanmaya bayılıyoruz! Hatta bazı ebeveynler istiyorlar ki çocukları her şey olsun, hem piyano çalsın hem ata binsin&#8230; Meşhur adlandırmayla “proje çocuklar” yetiştiriyorlar. Bunu yaparken bazı anne ve babalar kendi narsistik ihtiyaçlarını karşılıyorlar. “Benim çocuğum başkalarının çocuklarını geçsin, ben de kendime buradan bir haz devşireyim” telaşı. Frank Furedi, kaygılı, aşırı korumacı ve takıntılı ebeveynlerin tutumlarının, “Sanayi Devrimi sonrası risk toplumlarında ortaya çıkan geleceği ve bilinmeyeni yönetme, uzmanların desteğine başvurma (ihtiyatın kurumsallaşması) ve her türlü beklenmedik meselede bir bilenden akıl sorma alışkanlığı&#8217;nın bu belirsizliği izale etme ihtiyacından kaynaklandığına dikkat çekiyor.  s.115</p>
<hr />
<p>Catherine Mathelin. Baba sadece yasayı ve buyruğu temsil etmez, aynı zamanda annenin sevdiği erkektir ve çocuk için bir özdeşleşme simgesidir. Hep yasaklayan, hep buyuran bir baba, çocuğunun kendisiyle özdeşleşmesine izin vermez. Çocuğuna her istediğini alan, ona her konuda müsamahakâr davranan bir baba ise adeta verdiği rüşvetle sevgi satın almak istemektedir. Baba, ancak davranışlarıyla kendisini saydırır. Yeri geldiğinde onu incitmeden çocuğuyla çatışmayı göze alır zira çocuğunun bu mukavemete ihtiyacı vardır. Sendeler çocuk, sonra babasına tutunur.  s.141</p>
<hr />
<p>Daha önceki kuşaklarla karşılaştırıldığında modern ailelerin, iş hayatı, televizyon, alışveriş ve benzeri etmenler dolayısıyla çocuklarıyla neredeyse yarı yarıya daha az zaman geçirdiğini söyleyebiliriz. İki ebeveynin de bulunduğu bazı ailelerde ise anne hâlâ çocukların bakımından s0rumlu olan tek kişi. Dolayısıyla daha çok annenin ön planda olduğu, babanın da çocuğuyla ilgilendiği ve anneye destek verdiği aileler, çocuklar için huzurlu bir ortamın sağlanacağı makbul aile formu olarak onaylanıyor. Erkeklerin çocuk yetiştirmeye iştiraki ve çocuklarının bakımını paylaştıkları kadınla kurdukları sağlıklı ve güçlü ilişki arasında doğrudan bir bağ bulunuyor. Erkek ve kadın arasındaki ilişki ne kadar olumlu ve güçlü ise, erkeğin çocukla ilişkisi de o derece olumlu ve yoğun oluyor. Babanın çocuklarına olan ilgisi, anneyle kurduğu ilişkinin kalitesi ile paralellik gösterirken, anne ve babanın aynı evi paylaşmasıyla da artış gösteriyor.  s.142</p>
<hr />
<p>Araştırma sonuçları, eşleri çalışan erkeklerin, eşleri çalışmayanlardan daha mutsuz olma eğilimi gösterdiğine ve daha yüksek oranda ruhsal sıkıntı yaşadığına işaret ediyor. Yapılan bazı araştırmalarda, erkeklerin ergen çocuklarındansa küçük çocuklarına, kız çocuklarındansa erkek çocuklarına, üvey çocuklarındansa öz çocuklarına babalık etmeyi yeğlediği gözlemlenmiş. Orta ya da yüksek pozisyonlu işlerde çalışan ya da kendi işinin patronu olan babalara kıyasla düşük pozisyonlu işlerde işçi olarak çalışan babaların ailesiyle daha çok zaman geçirdiği; anne bir işte çalışıyorsa veya erkek genç yaşta baba olduysa bu “babaların” da aileye atılımının daha yüksek olduğu görülmüştür.   s.144</p>
<hr />
<p>Çalışmalar, çocuk büyütmede daha etkili faktörün cinsiyet rolleri değil, aile içi samimiyet, sıcaklık, yakınlık ve destek olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra ebeveynlerin bireysel özelliklerinin daha önemsiz olduğu ve ailenin birlikte geçirdiği sürenin uzunluğundan çok niteliğinin önemli olduğu da araştırmaların gösterdiği bir başka sonuç.  s.146</p>
<hr />
<p>Araştırmalara göre, onlu yaşlarına gelen her iki cinsiyetten çocuklar için duyarlılık, güven ve ihtiyaçlar söz konusu olduğunda tercih edilen ebeveyn, bebeklikte olduğu gibi annedir. Buna mukabil, babaların sunduğu şakacı ve oyuncu tarz, çocukları babalarından uzaklaştırır. Bu tarz, ileri yaştaki çocuklarda, babalarının onların ihtiyaçlarını ve düşüncelerini ciddiye almadıkları gibi bir izlenim oluşmasına yol açabilir. Oğullar için babadan ayrılık, erkek kimliğinin oluşması bakımından elzem bir aşama, Babanın anahtar rollerinden birisi, oğlan çocuğunu erkeklik rolüne, erkeklerin dünyasına, kimliğini bir erkek olarak kurgulayacağı yere hazırlamaktır.  s.149</p>
<hr />
<p>Kimi babalar vardır, en büyük aşkları kendileridir; böyle bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmek çileli bir ömür demektir. Onlar yarım kalmış bütün düşlerini oğullarının gerçekleştirmesini yani oğullarının kendi eksik hayatlarını tamamlamasını isterler. Ya da, eğer hayatta dikiş tutturmuş iseler, isterler ki oğulları kendi tahtlarına otursun; onların şöhret, iktidar ve mirasını devam ettirsin. Oğullarına farklı ve özgül bir hayatı çok gören babalar, istekleri yerine gelmezse küser ve bir ömür boyu onunla konuşmazlar. Benliğin bu abidevi yükselişi, yeryüzünün en güçlü kan bağını ezer geçer. Üstelik baba ve oğul arasında çatışma varsa, orada bir galip bulmak zordur. Çocuklarının gelişim evrelerinde “orada olan” babalar, onlara ne büyük bir iyilik yapıyor! Babaları kendileriyle ilgilenen çocuklar duygularını daha iyi düzenliyor, daha yüksek toplumsal ve akademik başarı gösteriyorlar. Babalar çocuklarını bayal kırıklıklarına tahammül etme ve işleri kendi başlarına çözme konusunda daha fazla cesaretlendiriyor. Baba sevgisini doyasıya tadan çocuklar duygusal açıdan daha istikrarlı, daha az öfkeli, kendilerine güvenen ve dünyaya daha olumlu bakan bireyler oluyor. Öte yandan “yok baba&#8221;ların çocukları, bağımlılık yapıcı madde kullanımı, depresyon ve intihara daha fazla meyledebiliyor, okuldaki başarıları daha düşük olabiliyor.  s.152</p>
<hr />
<p>Eğitmek, kaçınılmaz olarak iktidar kullanır. Bu eğitim müşfik bir babanın verdiği eğitim de olsa, Mesele, iktidarın, sadece gerçekten lüzumlu olan yerlerde ve görünmez şekil de kullanılmasıdır. Çocuklar duygusal olarak beslenmeden, sevilip okşanmadan, kucağa alınmadan büyütülemezler. Bu şekilde olursa hiç büyüyemeyeceklerdir. Eksiklikleri her de fasında onları çocukluğun çaresiz dünyasına savuracaktır, Bir baba, eğitimini çocuğuna sevgiyle ve şefkatle vermeyi öğrenmelidir. Ancak çocuğun davranışları, net kurallarla (ebeveynin de aynı şartlarda uyacağı, tutarlı, makul kurallar) tedbiren sınırlandırılmazsa, neyin aşırı olduğuna dair bir çizgi çekilmezse, babalık görevi gereğince yerine getirilmiş olmaz. Teknoloji kullanımında, ailece ortak davranış sergilemek, “yapma” derken, aynı davranıştan bizzat kaçınmak önemlidir. Sınır koymak, çocuğun ileride rastgele bir güdünün peşinde hayatını ziyan etmesine mani olur.  s.186</p>
<hr />
<p>Yaşlanırken çocuklaşacak olan ebeveynlerin, ileride kendilerine nasıl muamele edilmesini istiyorlarsa çocuklarına öyle davranmaları yerinde olacaktır. “Çocuk ne yaşıyorsa onu öğrenir, eğer bir çocuk, sürekli eleştirilmişse kınama ve ayıplamayı öğrenir. Eğer bir çocuk, alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir. Eğer bir çocuk, hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk, desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir. Eğer bir çocuk, hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk, aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, bu dünyada mutlu olmayı öğrenir” demiş Dorothy Nolte. Sağlıklı bir iletişimin kazanılabilmesi için, öncelikle ebeveynlerin çocuklarına güvendiklerini hissettirmeleri önem taşıyor. Hemen suçlamak, kural koymak ve cezalandırmak yerine iletişime geçmek, bir sohbet içinde ona kulak vermek faydalı olacaktır.  s.188</p>
<hr />
<p>Günümüzde pek çok çocuğun belki düzinelerce oyuncağı var. Bu durum, onların kendilerini daha iyi ifade etmeleri açısından onlara çok daha ” geniş bir yelpaze sunuyor. Fakat aynı zamanda, oyuncaklar ekseriyetle artık “oynanabilir” prensibi yerine “satın alınabilir” olma prensibiyle üretiliyor. Durum böyleyken de çocuklar sahip oldukları şeylerden çok daha kolay sıkılıyor. Çünkü çocuk sahip olduklarına en ufak bir emek sarf etmeden sahip olabiliyor, piyasada daima ulaşabileceği daha yeni ve daha iyi seçenekler mevcut. Bu çocuklar daha küçük yaştan itibaren, “daha iyi” ve “daha fazla&#8221; prensibiyle büyüyorlar. Oysa çocuklara kendi başlarına öğrenebilecekleri, emek verecekleri ve keşif yapabilecekleri daha fazla alan yaratmamız gerekiyor. Aksi halde, gitgide daha doyumsuz çocuklar görüyoruz çevremizde. Hayatın erken döneminde çok sayıda ayrıcalıkla.   s.197</p>
<hr />
<p>Bir gün bir anne bana şu şikâyetle geldi: “Dört yaşındaki çocuğumu ne zaman kreşe bıraksam vaveylayı koparıyor, bağırıp çağırıp ağlamaya başlıyor, ben de yeniden kucağıma alıyorum eve dönüyorum mecburen. Çocuğumu okula alıştıramadım.” Biraz derinlemesine hikâyesini dinleyince şu ortaya çıktı: Anne çocuğunu kreşe bıraktığı anda gözleri nemleniyor, göz pınarlarında yaşlar birikmeye başlıyor. Çocuk da bunu görüyor, “Annem beni buraya bıraktı, kendini kötü hissediyor, burası tekin bir yer değil, en iyisi ben annemin kucağında durayım!” diye hissedip o da ağlamaya başlıyor. Çocuklar bizim ruh hallerimizi hassas antenleriyle hemen hisseder ve bizi kendilerince korumaya alırlar. Anne ve baba, çocuğu yatıştırmanın kendilerinin asli ödevleri olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıdır.   s.201</p>
<hr />
<p>Dinlemek belki de insanoğlunun sahip olduğu en önemli lütuflardan olmasına rağmen, nadiren dikkatimizi “tamamen” vererek karşımızdakini dinleriz. Oysa gerçek anlamda işitilmek ve anlaşılmak hepimizin doğal ihtiyacı. Çocuklar bayatlarında pek çok korku, kaygı, üzüntü ve hayal kırıklığı yaşarlar. Ebeveynlik ise çocuğun hayat boyu yoldaşı olmayı gerektirir; temeli güven üzerine kurulu olması gereken ve hayat boyu süren bir yolculuktur. Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin en iyi gelişme biçimi dinleme, anlama ve ifade etme üçgeninden geçer. Çocuğun, ebeveyni tarafından içtenlikle ve pürdikkat dinlenmesi iletişimin yoğunluğunu artırırken bir yandan da güven duygusunu besler. Ebeveyn, çocuğuna tam anlamıyla yöneldiğinde, kendi kaygı, korku ve kontrol ihtiyacı yerine çocuğunun yüreğindekilerle ve duygularıyla uyumlanma şansı yakalar. Bu o kadar büyük bir nimet ki&#8230;  s.217</p>
<hr />
<p>Çocuklar için en iyi öğrenme yolu ebeveynini model almaktır. Çocuklar, ebeveynin hayattaki zorlu durumlara karşı verdiği tepki ve duygularını dışa vurmalma) biçimlerini özümserler. Başkalarına merhametli, saygılı ya da kibar davranmayan kişilerin kendi çocuklarından da başkalarına karşı bu şekilde davranmalarını beklemeleri akla uygun olmayacaktır. Aynı ilke, ebeveynin, hayatındaki zorluklarla başa çıkabilme becerileriyle çocuğuna örnek teşkil etmesi durumunda da geçerlidir. Zorlayıcı durumlar hayatta hüküm sürerken çocuk, ebeveynini istikrarlı, sakin, dayanıklı ve mücadeleci olarak görebiliyorsa kendisine dünyadaki zorluklarla nasıl baş edebileceğine dair bir kılavuz oluşturabilir.  s.218</p>
<hr />
<p>Hiçbirimiz kendimizi suçlu hissetmeyelim. Çocukları için elinden geleni yapmakta olan hiçbir anne baba kendini suçlu hissetmemeli. Siz sevgiyi vermek istediğiniz sürece, siz onlara daha güzel bir dünya sunmak istediğiniz, yeterince iyiyi yapmaya gayret ettiğiniz sürece çocuk sevgiyi zaten yakalar.  s.223</p>
<hr />
<p>Anne baba olarak bizim de bazen düştüğümüz bir tuzak var; en çok yapılan hatalardan bir tanesi çocuğu başka bir çocukla kıyaslamak. Bir çocuğu potansiyeliyle, yapabilecekleriyle değil, yapamadıklarıyla yargılamak. O kadar kötürüm edici bir şey ki bir çocuk açısından bul Ondaki potansiyellere, ihtimallere işaret etmek yerine, “Şunları başaramadın ama bak o başardı,&#8221; dediğimiz anda çocuğu hayata eksik, kırgın ve mağlup başlatıyoruz. Dünyada gerçekten daha fazla başarılı insana ihtiyaç var mı? Bence daha fazla birbirini anlayan insana ihtiyaç var.  s.232</p>
<hr />
<p>On yedi yaşında bir delikanlıyla konuşmuştum, “Ben üniversiteyi kazandığım zaman babam bana en lüksünden bir araba almalı; çok çalıştım, kazandım!&#8221; diyordu. Hayata oradan başlamak istiyor çocuk, çünkü pamuklara sarılıp sarmalanmış, “Sen en iyisisin, en iyilere layıksın!” denmiş, “hormonlu çocuk&#8221; olarak büyütülmüş, organik değil. Hayatta hayal kırıklığı, öfke, reddedilme yaşamadan önüne ipek halılar serilerek büyütülmüş çocuklar bunlar. Sonra da gerçek hayatla karşılaştıkları anda duvara tosluyor ve tuzla buz oluyorlar. İşte hiper anne babanın koruyuculuğu orada iflas ediyor.   s.238</p>
<hr />
<p>Kusursuz anne ve baba yoktur. Çocuklarımızı prensler veya prensesler olarak yetiştirsek dahi, dünya onların önünde diz çökmeyecek. Çocuklar öncelikle “öteki&#8221;ne saygı duymayı öğrenmelidir. Ötekine ve kendine saygı. Kendine saygı duymanın bir yolu da dürtülerine gem vurabilmekten geçer. Sabaha kadar oyun oynamak istiyorum ama bunu yaparsam kendime zarar vermiş olacağım. Beni kızdıran arkadaşıma vurmak istiyorum ama onun canını acıtmaya hakkım yok. Dürtü kontrolü, kendisine hâkim olan ebeveynin çocuŞuna öğretebileceği bir şeydir. Yetişkinler ahlak kaidelerine ve yasalara uyduğu takdirde çocuklar da uyar. Bizim buyruklarımıza boyun eğdiği için yapmaz bunu, bizim sunduğumuz örneğe inandığı ve bizi sevdiği için yapar. Çocuğunu memnuniyetsizliğin her türlüsünden korumak isteyen ebeveynler her şeye “eyvallah” demeyi bir düstur olarak benimseyebiliyor. Oysa çocuğun gelişmesi biraz da her arzunun doyurulamayacağını öğrenmesi ile kaim.  s.239</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/">Kemal Sayar – Hatıraların Evi-Günümüzde Aile  Notlarım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-hatiralarin-evi-gunumuzde-aile-notlarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korkuyorum Anne !</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/korkuyorum-anne/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/korkuyorum-anne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2015 12:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Anne]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Herşeyin Bir Anlamı Var]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Korkuyorum Anne!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8020</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Çocukların hızla büyümeye zorlandığı, ‘çocuk masumi­yetinin kaybolduğu, buna mukabil erişkinlerin de çocuk­laşma temayülü içine girdiği tuhaf bir zamanda yaşıyoruz. Bugünün çocukları bilgisayardan anlıyor. Evime ilk kişisel bilgisayar girdiğinde 30 yaşımdaydım. Bugün i ki buçuk ya­şındaki afacan oğlum net üzerinde oyun oynuyor. Mouse’u kontrol etmeyi çok seviyor. En sevdiği ve ilk öğrendiği söz­cüklerden birisi, “tıkla”! Bugünün [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/korkuyorum-anne/">Korkuyorum Anne !</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Çocukların hızla büyümeye zorlandığı, ‘çocuk masumi­yetinin kaybolduğu, buna mukabil erişkinlerin de çocuk­laşma temayülü içine girdiği tuhaf bir zamanda yaşıyoruz. Bugünün çocukları bilgisayardan anlıyor. Evime ilk kişisel bilgisayar girdiğinde 30 yaşımdaydım. Bugün i ki buçuk ya­şındaki afacan oğlum net üzerinde oyun oynuyor. Mouse’u kontrol etmeyi çok seviyor. En sevdiği ve ilk öğrendiği söz­cüklerden birisi, “tıkla”! Bugünün çocukları daha tüketim yönelimli; markaların farkındalar ve onları tüketmek isti­yorlar. Daha hızlı yaşıyor, duygusal, fiziksel, sosyal uğrakla­rı daha hızlı geçiyorlar. Kızlar için ilk âdet görme yaşı gün­begün düşüyor. Daha fâzla seçim yapma şansları, daha çok haklan var. Ancak bağımsızlık ve özgürlük konusunda ön­ceki nesiller kadar şanslı oldukları söylenemez. Sahip oldukları daha fâzla şeye rağmen, üzerlerinde daha fazla baskı hissediyorlar. Bir meslektaşım, sınav maratonu içinde yorulan</p>
<p>on yaşındaki oğlunun bir gün kendisine yaşamaktan bıktığı­nı söylediğini aktardı. Hayatın başında hayattan yorulmak&#8230;</p>
<p>Ne zor şey bu!</p>
<p>Çocuklarımızla ilgili tarifsiz korkular içindeyiz. Onla­rın çok incinebilir varlıklar olduğunu düşünüyoruz. Hayat­la başa çıkmak için yeterli düzeyde kaynaklan yok diye dü­şünüyoruz. Bu yüzden onları bir kavanozun içinde, hayata  dokunmadan, en steril ortamda yetiştirmeye çalışıyoruz. Ye­dikleri şeylerden oynadıkları oyunlara kadar her şey risk içe­riyor. Tehdit altındaki bu varlıkları korumanın bir yolunu bulmalıyız. Evet evet, en iyisi onları hiç gerçek hayada yüz­leştirmemek! Hele de erişkinler arasındaki ilişkiler bu kadar kırılganken, her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyorken&#8230; Bütün duygusal yatırımımızı çocuğumuza yapmalıyız.</p>
<p>Ne de olsa o bizi terk edip gitmez, değil mi?</p>
<p>Ahlâkî düsturun açıklığını kaybettiği bir zamanda, her şeye daha fazla tahammül gösteriliyor. Cep telefonu edin­me yaşı giderek düşüyor. Hayatını nasıl sürdüreceği soru­suna artık çocuğun kendisinin bir cevap bulması gereki­yor. Önünde çok fazla seçenek var ve bu seçimin yükü ço­cuğun omuzlarına biniyor. Çocuklar giderek daha endişe­li hale geliyor, çünkü anne-babaların endişelerini adeta emi­yorlar. Anne-babalar sokaktan ve tabiattan korktukları için, çocuklar da korkuyor. Anne-babalar onların başına kötü bir şey gelmesinden korktukları için, çocuklar da kendilerini bir türlü güvende hissedemiyor. Biz korktukça, onlar bize daha bağımlı hale geliyor. Daha bağımlı olmaları da, kendi ayak­ları üzerinde duramamak gibi bir sonuç getiriyor.</p>
<p>Korkuyorum anne!</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Kemal Sayar-Herşeyin Bir Anlamı Var</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/korkuyorum-anne/">Korkuyorum Anne !</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/korkuyorum-anne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Narsisizmin Günahları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/narsisizmin-gunahlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/narsisizmin-gunahlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2015 12:27:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak evde başlar]]></category>
		<category><![CDATA[Herşeyin Bir Anlamı Var]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Narsisistik]]></category>
		<category><![CDATA[Narsisistik birey]]></category>
		<category><![CDATA[Narsisizmin Günahları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastalıklı narsisizmin günümüz kültüründe normalleşmesi, bu anlayışın, zihin ve karakterlere biçim veren kurumlar ve etkiler üzerinden çocuklara aktarılması demektir. Narsisistik / özsever imge ve değerlerle dolu bir dünyada, anne babalar sağlıklı çocuklar yetiştirmek için zorlu bir uğraş içinde. Günümüz dünyası bize var olan sınırların ve kısıtlamaların aşılmasını telkin ediyor. Çocuklara öz güven kazandırma gayreti onların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/narsisizmin-gunahlari/">Narsisizmin Günahları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hastalıklı narsisizmin günümüz kültüründe normalleşmesi, bu anlayışın, zihin ve karakterlere biçim veren kurumlar ve etkiler üzerinden çocuklara aktarılması demektir. Narsisistik / özsever imge ve değerlerle dolu bir dünyada, anne babalar sağlıklı çocuklar yetiştirmek için zorlu bir uğraş içinde. Günümüz dünyası bize var olan sınırların ve kısıtlamaların aşılmasını telkin ediyor. Çocuklara öz güven kazandırma gayreti onların dikkatini iyi şeyler yapmaktan iyi şeyler hissetmeye doğru kaydırıyor. Konuştuğum pek çok ergen ve genç, onlara kendilerini iyi hissettiren bir şeyin nasıl olup da anne babalarına ters geldiğini anlayamıyorlar.</p>
<p>Çocuklara dürüstlüğü, yardımseverlik ve öz denetimi öğreten karakter eğitimi fazlasıyla modası geçmiş bulunuyor. Çocuklara iç seslerine güvenmelerini telkin ediyoruz. Henüz olgunlaşma imkânı bulamamış bu seslere kulak kesilmekle yetişkin otoritesi aşındırılıyor. Okullarda öğretmenler disiplin sağlamakta zorlanıyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul&#8217;un saygın ortaöğretim kurumlarından birisinin müdire hanımıyla sohbet ediyordum. &#8220;Şimdiki aileler&#8221; diye yakındı, &#8220;oturacakları evi bile çocuklarına danışarak seçiyor.&#8221;</p>
<p>Narsisistik bireyin dış bir otoriteye boyun eğme zorluğu, günümüzün kimi ideolojik ve dini yönsemeleriyle de örtüşüyor. Kişisel gelişim ideolojileri zaten benliğin ululanması üzerinden ekmek yiyor. &#8220;Tanrı senin içinde&#8221;, &#8220;Yüce kudret senin ruhunda gizli&#8221; yollu, ilahi olanı insanın kendisine hasreden, Tanrı&#8217;yı kişiselleştiren ve sadece insanın içine hapseden yeni bir tür maneviyatçılık, dünyada ve ülkemizde şehirli üst sınıflarda yayılıyor. Eğer yüce kudret dediğim şey sadece Tanrı&#8217;yı oynayan Ben isem, herhangi bir ahlaki standarda bağlı kalmam gerekmiyor. Herkes bana saygı duymalı, beni onaylamalı, takdir etmeli ancak benim bunları kimseye vermem gerekmez.<br />
Narsisistik zamanların bir alameti de doğru ve yanlış hakkında kafalarımızın bu kadar karışık olması. Kendi hatalarımızla yüzleşmektense büyüklenme ve kâdir-i mutlaklık fantezileriyle onları reddetmeyi yeğliyoruz. İşler yanlış gittiğinde, çocuklar gibi suçlayacak birilerini arıyoruz. Şiddet, rüşvet, yalan gibi sosyal kötülükleri neredeyse kişisel bir seçim olarak algılıyor ve onları meşrulaştıracak gerekçelerin ardına gizleniyoruz. İmgenin her şey olduğu bir çağda neye, nasıl, ne kadar inanacağımız şaşırıyoruz. İmgenin her şey olması gerçeğe duyduğumuz iştahı azaltıyor. Böylesi bir ortamda rekabet, öldürücü bir nitelik kazanıyor.</p>
<p>Günümüz toplumu hastalıklı narsisizmi besleyen bir fidelik. Dünyayı ve çocuklarımızı bu hastalıklı oluştan korumamız, onlara farkındalığı, özdenetimi, gerçekliği, sınır koyabilmeyi, nezaket ve diğerkâmlığı öğretmemiz gerek.<br />
Ahlak, evde başlar.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Kemal Sayar &#8211; Herşeyin Bir Anlamı Var</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/narsisizmin-gunahlari/">Narsisizmin Günahları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/narsisizmin-gunahlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
