<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Büyük Selçuklu Devleti | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/buyuk-selcuklu-devleti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Dec 2019 10:28:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Büyük Selçuklu Devleti | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nizamü&#8217;l Mülk&#8217;ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nizamul-mulkun-hayatindan-ibret-yuklu-9-hikaye/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nizamul-mulkun-hayatindan-ibret-yuklu-9-hikaye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Dec 2019 10:26:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Kesik]]></category>
		<category><![CDATA[Nizâmü’l-Mülk’ün Hatıraları]]></category>
		<category><![CDATA[Nizamü'l Mülk]]></category>
		<category><![CDATA[Nizamü'l Mülk'ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof.Dr.Muharrem Kesik Orta Asya’dan Anadolu’nun batısına uzanan coğrafyada siyasete, eğitime, topluma, din ve mezhep anlayışına yön vermiş büyük Selçuklu vezirinin hayatından nakledilen hatıra ve anekdotlar örnek şahsiyeti ve devlet adamlığı hakkında dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. Büyük Selçuklu Devleti’nin ve Türk tarihinin meşhur devlet adamı Vezir Nizâmü’l-Mülk’ün gerçek adı Hasan b. Ali b. İshâk et-Tûsî’dir. Abbâsî [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nizamul-mulkun-hayatindan-ibret-yuklu-9-hikaye/">Nizamü’l Mülk’ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-23645 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235117-300x244.jpg" alt="" width="300" height="244" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235117-300x244.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235117.jpg 597w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Prof.Dr.Muharrem Kesik</p>
<p style="text-align: center;">Orta Asya’dan Anadolu’nun batısına uzanan coğrafyada siyasete, eğitime, topluma, din ve mezhep anlayışına yön vermiş büyük Selçuklu vezirinin hayatından nakledilen hatıra ve anekdotlar örnek şahsiyeti ve devlet adamlığı hakkında dikkat çekici ayrıntılar içeriyor.</p>
<p>Büyük Selçuklu Devleti’nin ve Türk tarihinin meşhur devlet adamı Vezir Nizâmü’l-Mülk’ün gerçek adı Hasan b. Ali b. İshâk et-Tûsî’dir. Abbâsî Halifesi el-Kâim bi-emrillah kendisine “Nizâmü’l-Mülk” (devletin düzeni) lâkabını vermiş ve bu lâkap ile meşhur olmuştur. Sel çuklularda önemli bir görev olan “Atabeglik” unvanını ilk kez kullananın da Vezir Nizâmü’l-Mülk olduğu kabul edilmektedir. Sultan Alp Arslan’ın emriyle başta Bağdat olmak üzere çeşitli şehirlerde kurduğu ve Nizâmülmülk lakabından dolayı “Nizâmiye Medreseleri” diye anılan ilk resmî eğitim kurumlarıyla ilmin gelişmesi için çaba harcamış, medreselere kitaplar bağışlamış ve araziler vakfetmiştir. Büyük Selçuklu Devleti’nin vezirlik makamında görev yaptığı dönemde, Türk-İslam unsurlarını birleştirip İktâ’ sistemini geliştirerek daha düzenli bir yapıya kavuşturdu. Tarım topraklarını iktâ bölgelerine ayırarak gelirlerini askerlere tahsis etmesi ülkenin refah düzeyinin artmasını sağlamıştır.</p>
<p>Sultan Alp Arslan ve Melikşah zamanında birçok savaşta önemli rol oynayan Nizâmü’l-Mülk’ün orduya çok önem verdiğini, yaptığı düzenlemeler ve aldığı tedbirlerle Büyük Selçuklu ordusunu Ortaçağ’ın en güçlü ordusu haline getirdiğini biliyoruz. Sâmânî ve Gaznelilerin devlet teşkilatını örnek alarak Büyük Selçuklu Devleti’nin Merkez (Dîvân Teşkilâtı) ve Saray Teşkilâtı’nı oluşturmuş, İslam geleneklerine uygun biçimde mahkemeler kurmuştur. Devlet idaresinde görüşlerini belirten Farsça eseri Siyâsetnâme birçok kere yayımlandığı gibi, Türkçe dışında çeşitli dillere de tercüme edilmiştir. Vezir Nizâmü’l-Mülk adaleti, siyasî-idarî kabiliyeti, cömertliği, güzel ahlâkı ve çok bilgili kişiliği ile tanınırdı. Halkın haksızlığa uğramaması için çaba gösterir, devlet kapısının şikâyet ve isteklerini dile getirmek isteyen halka daima açık ol- masını isterdi. Âlimlere ve sûfilere değer verir, onların sohbet meclislerine katılmaktan keyif alırdı. Selçuklu topraklarında mezhep çatışmalarını önlemek için de bazı tedbirler almıştır. Bâtınîler ile de askerî, siyasî ve ilmî yöntemlerle mücadele etmiş, bu yüzden onların en büyük düşmanı haline gelmiştir. Ekim 1092’de suikast sonucu öldürülen Nizâmü’l-Mülk’ü vefatının 927. yılında rahmetle yâd ederken, hayatını ve hususi vasıflarını anlamak için başından geçen şaşırtıcı olaylara ve ibret dolu hatıralarına müracaat ediyoruz:.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23646 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235258-264x300.jpg" alt="" width="264" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235258-264x300.jpg 264w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235258.jpg 385w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" /><br />
<strong>1- Mekke’ye nereye gidiyorsun?</strong></p>
<p>Senin haccın işte buradadır İbnü’l-Adîm, Abdullah es-Sâvecî’den naklen şu olayı anlatmıştır: “Hacca gitmek için Sultan Melikşah’tan izin alan Vezir Nizâmü’l-Mülk, Bağdat’a gelince Dicle ırmağını geçti, yanında bulunanlar da beraberlerindeki kumaş ve aletlerle ırmağı geçtiler; Dicle kıyısında çadırlar kuruldu. Ben (es-Sâvecî) bir gün Nizâmü’l-Mülk’ün huzuruna çıkmak istiyordum. Vezirin çadırının kapısının önünde, yüzünde mensup olduğu milletin simgesi bulunan bir fakir gördüm. Fakir bana: ‘Ey şeyh, bu, vezire ulaştıracağım bir emanettir’ dedi. Ben de: ‘Peki, iyi’ dedim. Bunun üzerine o, bana katlanmış bir kâğıt verdi. Ben bu kâğıdı açıp içine bakmadan muhafaza ederek vezirin huzuruna girdim ve ona takdim ettim. Vezir kâğıdı açıp baktı ve pek çok ağladı. Bu yaptığım işten dolayı pişman olup kendi kendime: ‘Keşke onu açıp baksaydım. Eğer içinde ona dokunacak kötü bir şey olduğunu bilseydim onu vermezdim’ dedim. Sonra Nizâmü’l-Mülk bana:</p>
<p>‘Ey şeyh, bu mektubun sahibini huzuruma getir’ dedi. Derhal huzurdan çıktım fakat o fakiri göremedim, aradımsa da bulamadım; vezire, onu bulamadığımı haber verdim. Vezir bana mektubu uzattı, bir de baktım ki mektupta şunlar yazılıydı: ‘Rüyamda Peygamber’i (sas) gördüm. Bana, Hasan’a git ve ona şunları söyle dedi: Mekke’ye nereye gidiyorsun? Senin haccın işte buradadır. Ben sana bu Türk’ün yanında kal ve ümmetimden muhtaç olanların yardımına koş demedim mi?’ Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk geri dönüp hacca gitmekten vazgeçti. Sâvecî sözlerine devamla: ‘Vezir birçok kez bana, eğer o fakiri görürsen bana haber ver de onunla hayır bulup uğur alalım’ derdi. Bir gün ben, onu Dicle kıyısında, yırtık giysilerini yıkarken gördüm ve ona: ‘Vezir seni istiyor’ dedim. O da bana ‘Vezirin benimle ne işi var? Bende ona verilecek bir emanet vardı, onu verdim (ve işim bitti)’ dedi”.</p>
<p><strong>2- Kusurlarını söyleyen âlimleri el üstünde tutardı </strong></p>
<p>Ebû Sa’d es-Sem’ânî, Bağdat’ta sufi Ebu’l-Berekât İsmail b. Ebû Sa’d ile sohbet ederken İsfahanlı Muhammed’in ona Nizâmü’l-Mülk hakkında şunları bildirdiğini söyledi: “Nizâmü’l-Mülk, huzuruna üstad Ebu’l-Kasım el-Kuşeyrî ile imam Ebu’l- Meâlî el-Cüveynî girdiği zaman, onlara saygısı dolayısıyla ayağa kalkar ve yine kürsüsüne otururdu. Fakat huzuruna Ebû Ali el-Fâremedî girince, ona doğru ilerleyip karşılar, onu kendi yerine oturtur,kendisi de onun önüne otururdu. Ebu’l Meâlî el-Cüveynî bana bir gün: “Vezire, benim tarafımdan ‘Şu şu ilimlerde önder olan üstad Ebu’l-Kasım huzuruna girince, şeyh Ebû Ali el-Fâremedî’ye gösterdiğin saygıyı ona göstermiyorsun’ de, dedi.” İsfahanlı Muhammed sözlerine devamla: “Bu sözde, Ebu’l-Meâlî el-Cüveynî’nin kendine de dokunan bir husus vardır. Nizâmü’l-Mülk’ün boş bir vaktini kollayıp ona: ‘Efendimiz, İmamü’l-Haremeyn, bana “şöyle şöyle” söyledi. Ona, bana söylenilenleri söyledim’ dedi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk: ‘Ebu’l- Meâlî el-Cüveynî, Ebu’l-Kasım el-Kuşeyrî ve benzerleri, huzuruma geldikleri zaman, bana “Sen şöyle şöylesin” diyerek bende olmayan sıfatlarla beni övüyorlar; onların bu sözleri bende bir büyüklenme ve kibir yaratıyor. Fakat Ebû Ali el-Fâremedî (Farmezî) huzuruma girdiği zaman, kusurlarımı ve içinde bulunduğum kötülüğü yüzüme karşı söylüyor. Bunun üzerine benim gururum kırılıyor, böylece o kötülükleri yapmaktan kaçınıyorum’ dedi.”</p>
<p><strong>3- Âlimlerin bilgisini, devlet adamlarının liyakatini tetkik ederdi </strong></p>
<p>Çıktığı seferlerin birinde, bilgin kıyafetinde yaya yürüyen birine rastladı; yorgun ve bitkin bir hale gelmişti. Nizâmü’l-Mülk ona: “Ey şeyh, dilinde tutukluk var da mı konuşmuyorsun, yoksa yürümekten mi yoruldun?” dedi. Adam ona: “Efendimiz, yürümekten yoruldum” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk hâcibine yedek atlardan birini hazırlayıp getirmesini emretti ve adamla sohbete başladı. Böylece onun fazilet ve dil bilgisini sınamak istemişti. Zira ayyâ sözü “dildeki tutukluğu” ve a’yâ kelimesi ise “yürümekten meydana gelen yorgunluğu” ifade etmekte idi. Ebû Sa’d sözüne devamla: “Zikredildiğine göre Nizâmü’l-Mülk, Serahs kadılığına atadığı bir adamın bu görevdeki tutumunu beğenmedi. Bu nedenle yerine başkasını atayarak onu görevinden aldı. Azledilen bu adam, büyüklerden birinin araya girip kendisine yardımcı olması için girişimde bulundu. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk, kendisine yazılan tavassut (ara bulma) mektubunun arkasına şunları yazdı: ‘Biz, kıyamet gününü dikkate alarak onu çok önemli bir işle görevlendirdik, fakat o, bu görevi pek umursamadı ve iyi bir biçimde yerine getirmede gevşeklik gösterdi; böylece Allah katında kusur işlemekten çekinmemiş oldu. O, kendisinin bu görevde ebedî olmayıp iğreti ve geçici bulunduğunu bilmiyor muydu?”</p>
<p><strong>4- Fakirle aynı sofrada </strong></p>
<p>Ebû Sa’d, fakîh Ebu’l-Kâsım’dan dinlediklerini, kendisine anlatan babasının -Allah rahmet etsin- şunları söylediğini zikrediyor: Ebu’l-Kâsım demiştir ki: “Bir tarafında ben, öteki tarafında da Amîd Halîfe olduğu halde, bir gece Nizâmü’l-Mülk’ün huzurunda idik. Amîd Halîfe’nin yanında da sağ eli kesik bir fakir vardı. O: ‘Vezir benimle birlikte yemek yemekle bana şeref verdi’ dedi. Amîd Halîfe: ‘Vezir nasıl olur da bir fakirle birlikte yemek yer’ diye göz ucuyla bakıyordu. Ebu’l-Kâsım sözüne devamla: “Amîd Halife, fakirin sol eliyle yemek yediğini görünce, onunla birlikte yemek yemek istemedi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk, Halîfe’ye: ‘Bu yana gel’, fakire de ‘Halîfe gururlu bir adamdır, bu nedenle seninle birlikte yemek yemek istemiyor, bunun için yanıma gel’ dedi ve onunla birlikte yemek yemeye başladı.”</p>
<p><strong>5- Nükteci, güzel söz sahibi </strong></p>
<p>Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed b. Hâmid el-Kâtib’in elyazısıyla yazılmış olan eserinde okuduğum şu kayıtları, ondan izin almak suretiyle, Ebu’l-Hasen b. Ebû Cafer de bana haber verdi: “Nizâmü’l-Mülk Tuslu idi. Tuslulara halk dilinde ‘Tus Bakarı (Tus sığırı)’ denirdi. Hazinenin Hüseyin adlı bir kuyumcusu vardı. Kuyumcu: Nizâmü’l-Mülk bir gün beni çağırdı ve bana: ‘Dökme figür yapmak için kalıpları getir’ dedi, getirdim; eline aldığı ilk kalıpta ‘sığır motifi’ vardı. Ben hiç konuşmaksızın öylece duruyordum. Bunun üzerine o, hemen: ‘Ey usta, sen bizi hiç elinden bırakmayacak mısın?’ dedi. Nizâmü’l-Mülk, yaşının büyüklüğüne ve makamının yüceliğine rağmen nükte yapmaktan ve güzel söz söylemekten vazgeçmezdi.”</p>
<p><strong>6- Evlerinde sürekli yemek pişerdi</strong></p>
<p>Ebu’l-Hasen Ali b. Mürşid b. Ali b. Munkiz’in el yazısıyla yazılmış olan Tarih’inde şunları okudum: “Babam bana Nizâmü’l-Mülk hakkında şunları anlattı: O, hayatı boyunca oruç tutan bir adamdı. İsfahan’da dört karısı vardı, dördünün de evinde kendisine, arkadaşlarına ve çok değer verdiği kimselere yemek yapılırdı. Nizâmü’l-Mülk hangi evde kalmak isterse orada, kendisi için hazırlanmış birçok yemek bulunurdu.” Ali b. Munkiz’in söylediği gibi, Nizâmü’l-Mülk’e hazırlanan yemekler arasında, on baş pişmiş koyun, on türlü yemek ve on kâse helva bulunurdu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-23647" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235405-246x300.jpg" alt="" width="246" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235405-246x300.jpg 246w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_235405.jpg 379w" sizes="(max-width: 246px) 100vw, 246px" /><br />
<strong>7- Rüyada Nizâmü’l-Mülk </strong></p>
<p>Rüyasında Nizâmü’l-Mülk’ü görenlerden biri, bana şunu anlattı: Rüya gören kimse, Nizamü’l-Mülk’e halini sorunca buna karşılık şu cevabı vermiş: “Eğer ben, demirle (bıçak) yaralanıp şehit olmasaydım, yaptığım bütün işlerden (amel) neredeyse sorumlu olacaktım.”</p>
<p><strong>8- İhtiyar kadına hürmet </strong></p>
<p>Güç ve kuvvetten yoksun ihtiyar bir kadın, Nizâmü’l-Mülk ile görüşmek isteğiyle onu ayakta bekliyordu. Bunu gören vezir, derhal kalkıp yanına giderek onunla görüştü.</p>
<p><strong>9- Fakirin “altın dolu sürahi” imtihanından nasıl geçti? </strong></p>
<p>Bir gün bir fakir gelerek kendisiyle görüşmek istedi. Kapısının önünde oturdu, yanında da büyük bir sürahi (su testisi, küp) vardı. Orada bekledikten sonra nihâyet Nizâmü’l-Mülk, Sultan’ın hizmetinden döndü; geldiği vakitte fakir ayağa kalkarak kendisine: “Ben senin fakirleri sevdiğini ve onlara karşı muhabbet ve şefkat iddiasında olduğunu işittim; sen benim sürahimi altın ile doldurmadan ben buna inanmam” dedi. Nizâmü’l-Mülk bunu çok görerek bir kese verip birtakım tatlı sözlerle fakiri yola getirmek istedi; fakat fakir, kese ile yetinmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk hazinedara hazinede ne kadar altın varsa verilmesi için emir verdi; altınları getirdiler, sürahiye koydular. Fakat bunların hepsi yarısını bile dolduramadı.</p>
<p>Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk ehlü ayâline (aile fertlerine), bütün ziynet (değerli mücevher ve takılar) eşyalarını getirip sürahiye koymalarını söyledi. Hepsi olanca ziynet eşyalarını getirdiler; nihayet sürahiye doldurdular; o derecede ki fakir sürahiyi yerinden kaldıramadı. Nizâmü’l-Mülk bunu gördüğü vakitte adamlarına ibriği taşıyıp fakirle beraber gitmelerini emretti. Bunu gören fakir olanca kuvveti ile: “Ey Nizâmü’l-Mülk! Ben seni imtihan etmek istedim; yoksa benim gibi bir fakir bu kadar altını ne yapacak” diye bağırdı ve kaçtı gitti. Nizâmü’l-Mülk onu bulup tekrar getirmeleri için emir verdiyse de hiçbir yerde izini bulamadılar. Sonra Nizâmü’l-Mülk bu altınların hepsini hayır ve hasenata sarf etti.</p>
<p>Derin tarih,ekim 2019,s.80-83</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 46.<br />
2. İbnü’l-Cevzî, s. 77; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X,<br />
180; İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 47-48. Krş.,<br />
Özaydın, “Nizâmü’l-Mülk’ün … Hizmetleri”,<br />
s. 26-27.<br />
3. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 49.<br />
4. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 181; İbnü’l-Adîm,<br />
Buğye, trc., s. 50-51.<br />
5. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 51.<br />
6. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 54.<br />
7. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 178; İbnü’l-Adîm,<br />
Buğye, trc., s. 61.<br />
8. Hüseynî, Ahbâr, s. 49.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nizamul-mulkun-hayatindan-ibret-yuklu-9-hikaye/">Nizamü’l Mülk’ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nizamul-mulkun-hayatindan-ibret-yuklu-9-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Selçuklularında Devlet Yapısının Şekillenmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/anadolu-selcuklularinda-devlet-yapisinin-sekillenmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/anadolu-selcuklularinda-devlet-yapisinin-sekillenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 12:48:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Keyhüsrev]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorşuğu]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Ve Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Çok iyi bilinen bir husustur ki, Türk örfünde ve töresinde devlet, devleti kuran ailenin (hanedanın) erkek fertlerinin ortak malı kabul edilir, hanedana mensup fertlerin tamamının devlet yönetimine katılma hakları bulun&#8221; maktadır. Devlet, kutsal bir varlık olduğu gibi, onu kuran ailenin fertleri de kutlu kişilerdir. Devletin başında bir hakan bulunur. Hanedana mensup olan diğer fertler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/anadolu-selcuklularinda-devlet-yapisinin-sekillenmesi/">Anadolu Selçuklularında Devlet Yapısının Şekillenmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13718 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-300x200.jpg" alt="" width="509" height="340" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-768x512.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2.jpg 960w" sizes="(max-width: 509px) 100vw, 509px" /></a></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Çok iyi bilinen bir husustur ki, Türk örfünde ve töresinde devlet, devleti kuran ailenin (hanedanın) erkek fertlerinin ortak malı kabul edilir, hanedana mensup fertlerin tamamının devlet yönetimine katılma hakları bulun&#8221; maktadır. Devlet, kutsal bir varlık olduğu gibi, onu kuran ailenin fertleri de kutlu kişilerdir. Devletin başında bir hakan bulunur. Hanedana mensup olan diğer fertler ikinci, üçüncü dereceden yöneticiler olarak ülkenin (Devletin) kendi payına düşen yöresini elinde bulundurur ve baştaki hakana tabi olarak yönetime iştirak ederler. Bu hiyerarşinin bozulması durumunda hanedan üyeleri arasında savaşlar vuku bulmaktadır. Zaman zaman bu savaşlar sırasında hanedan üyesi olan prenslerin ölümleri veya öldürülmeleri de meydana gelmektedir. Bu prenslerin kanlarının yere (toprağa) akması uğursuzluğa ve talihin dönmesine sebep olacağına inanıldığı için, onların boğularak öldürülmelerine azamî itina gösterilirdi. Bu inançlarından dolayı Türkmenler hakan soyundan olmayan kişilerin etrafında toplanmaz ve siyasi mücadelelerinde onlara destek olmazlar.</p>
<p>İşte bu inanç ve töreden dolayı birçok Türk devletlerinde kurulduktan kısa bir zaman sonra doğu-batı veya kuzey-güney gibi isimlerle bölünmeler meydana gelmekte, bu durum devletlerin kısa sürede parçalanmasına yol açmaktadır. Kök Türkler&#8217; de ve Karahanlılar&#8217;da olduğu gibi. Dönem dönem devletin birliğini muhafaza etmek için hanedan içi çatışmalar yaşanmaktaydı. Büyük Selçuklu Devletindeki Yabguluk savaşları ve taht mücadeleleri gibi. Birçok Türk Devletleri&#8217;nin kısa ömürlü olması da bundan kaynaklanmıştır.</p>
<p>İslâmiyet&#8217;ten sonra kurulan Türk devletlerinde de bu inanç ve törenin (Töre hukuku) bazı değişmelere uğramakla beraber, devam ettiği görülmektedir. Bu dönemde devletin ve hanedanın kutsallığını vurgulamak için menkabeler imâl edildiği, devlete esrarengiz bir hüviyet verilmeye çalışıldığı görülür. Bunun için genel olarak tasavvufi motiflerden ve teorilerden yararlanılmaktadır.</p>
<p>Türkmenler tarafından kurulan Büyük Selçuklu Devleti döneminde Gaz-neniler&#8217;e karşı kazanılan Dandanakan zaferinden hemen sonra (1040) bu devleti kuran Selçuklu Hanedanı üyelerinin devletlerini Türk töresine ve örfi kanunlara göre yapılandırmaya çalıştıkları müşahede olunmaktadır. Tuğrul Bey Nişabur&#8217;da Sultan (Büyük Hakan) olarak ilan edilmiş, diğer hanedan üyelerinin her biri bir yöreye “Melik&#8221; (Yabgu) ünvanı ile gönderilmişlerdir. Çağrı Bey, Musa Yabgu, Kavrut, Alp Arslan, Yakuti, Kutalmış ve oğulları, İbrahim Yinal v.s. her bir hanedan üyesi bir yörede devlet yönetimini iştirak etmişlerdir. Bu yolla “Türk-Cihan Hakimiyeti Ülküsü”nün gerçekleşmesine çalışılmaktadır. Her melik bulunduğu yörede fetihler yaparak, ülkesini imar ederek hükümranlığını devam ettirmektedir.</p>
<p>Bu yazıda Anadolu Selçukluları&#8217;nda yukarıda ana hatlarıyla tasvir edilen Türk devlet anlayışının uygulamasında ne gibi yenilikler olduğu, nasıl bir yapılanmaya gidildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Anadolu&#8217;daki sosyal, kültürel ve siyasî şartların bu yapılanmada ne gibi değişik uygulamalara yol açtığı belirtilecek ve bunun fikri ve felsefi temelleri açıklanacaktır. Anadolu&#8217;da ortaya çıkan bu devlet anlayışı ve yapılanmanın Osmanlı Devleti&#8217;ne de temel teşkil ettiği bu vesile ile gösterilecektir.</p>
<p><strong>Anadolu’da Siyasi Birliğin Tesisi</strong></p>
<p>Genel olarak Türkler&#8217;in Anadolu&#8217;yu fethi Malazgirt Zaferi (1071) ile başlatılır. Fuat Köprülü&#8217;nün de işaret ettiği üzere Malazgirt zaferini takip eden ilk yüz senede Türkler Anadolu&#8217;yu askeri bakımdan fethetmekle meşgul idi. Bu dönemde Anadolu&#8217;da siyasi bir belirsizlik hüküm sürmüştür. Bir yandan Selçuklu Devleti ile Anadolu&#8217;da kurulan diğer Türk Beylikleri arasındaki mücadeleler, bir yandan da Anadolu topraklarını çiğneyip geçen haçlı dalgaları bu topraklarda siyasi istikrarın sağlanmasını hem zorlaştırmış, hem uzatmıştır. Selçuklular zamanında Anadolu&#8217;da siyasi birlik ve istikrar ancak II. Kılıç Arslan&#8217;m saltanatının son yıllarında sağlanmıştır. Bu istikrarın sağlamasıyla birlikte Anadolu&#8217;da yoğun bir ilmi fikrî kültürel ve ticarî faaliyetler başlanmıştır. Gene bu istikrarla birlikte Anadolu&#8217;da sosyal kültürel ve sınâi nitelikli halk örgütlenmeleri görülmektedir.</p>
<p>Anadolu’ya Oğuzlarla birlikte Iranlılar da gelmişlerdi. Iranlılar daha çok tâcir, ilim adamı, meşayih ve müridler olarak Anadolu&#8217;ya gelmişler ve daha çok şehirlerde yerleşmeyi tercih etmişlerdi. Türkmen halklar ise, daha çok göçebe topluluklar halinde idiler ve fethedilen topraklara göçüyor ve kırsal bölgelere yerleşmeyi tercih ediyorlardı. Böylece Anadolu pek çok farklı kültürlerin birbiriyle tanıştığı ve etkilendiği bir muhit olmuştu. Yerli Hıristiyan Rum ve Ermeni halk kahir ekseriyeti Müslüman olan milletlerle yüz yüze gelmiş ve iç içe yaşamak durumunda olmuşlardır. Şüphesiz Anadolu&#8217;da farklı dinlere ve ırklara mensup insanlar, zümreler bulunuyordu. Fakat ekseriyet itibariyle Islam Hıristiyan kültürünün etkileşmesi ön plândaydı. Bu iki dine mensup insanların karşılıklı kültürel etkileşmeleri daima islamiyet lehine bir gelişme göstererek Anadolu&#8217;nun Islamlaşması gerçekleşmiştir. Tabii kültürel faaliyetler içinde Türklerin ön plânda bulunmaları, Türk nüfusunun göçlerle sürekli artış göstermesi siyasî otoritenin Müslüman Türklerde olması Anadolu&#8217;nun İslamlaşması yanında Türkleşmesi sonucunu da doğurmuştur.</p>
<p>II. Kılıç Arslan uzun mücadelelerden sonra Danişmendoğulları Devle-ti&#8217;ni ortadan kaldırarak Anadolu&#8217;da siyasî birliği sağladığı halde ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırarak bu siyasî birliği kendi eliyle dağıtmıştır. O, her oğlunu bir yöreye Melik statüsü ile tayin etmişti. Kendisini de Sultan olarak merkeze alıp bu Meliklerin üstünde siyasî otorite kurmayı düşünmüştür. Ancak kendisinden sora ülkesinin birliğinin devamını sağlayacak düzenlemeyi belirleyememiş veya düşündüğünü uygulamaya koyamamıştır. Bu yüzden o daha hayatta iken her biri bir yörede Melik olan oğulları Selçuklu tahtını ele geçirmek ve Sultan olmak için birbirleriyle mücadeleye tutuştular. II. Kılıç Arslan&#8217;ın ölümünden sonra da devam eden bu mücadelede Malatya&#8217;daki kültürel fikrî çevrede yetişen ve eğitim gören I. Gıyaseddin Keyhüs-rev ile Tokat ve Amasya çevresindeki kültürel ve fikrî ortamda yetişen ve Tokat Meliki olan Rükneddin ile Tokat ve Amasya çevresindeki kültürel ve fikrî ortamda yetişen ve Tokat Meliki olan Rükneddin Süleyman Şah ön plâna çıktıkları görülür. Bunun sebebi şudur:</p>
<p>Selçuklular zamanında Tokat ve Malatya çevresinde birbirinden farklı ve birbiriyle zıtlaşan ve rekabet halinde bulunan iki ayrı fikrî ve kültürel çevre teşekkül etmiştir. Tokat Amasya, Niksar çevresinde Danişmendoğulları&#8217;ndan tevarüs eden Türk milli kültürüne dayalı bir kültürel çevre, Alplık ve Gazilik ülküsünden kaynaklanan siyasi bir yapılanma meydana gelmiştir. Buna karşılık Malatya ve yakın çevresinde ise İran millî kültürüne dayalı bir kültürel yapılanma teşekkül etmiştir. O dönemde birbiriyle siyasi rekabet halinde bulunan bu iki farklı kültürel çevrede farklı siyasî güç odaklan oluşmuştur. Bu iki farklı siyasi zihniyet arasındaki rekabet ve zıtlaşma Anadolu Selçukluları tarihi boyunca devam etmiş, pek çok sosyal ve siyasî olayların meydana gelmesine ve hatta devletin yıkılışının en önemli sebebi olmuştur.</p>
<p>Tokat ve Malatya Danişmendoğulları zamanında bu kültürel özellikleriyle iki önemli ilim ve fikir merkezi haline gelmiştir. Bu durum iki beldenin Selçuklular zamanında da Şehzadelerin tahsil ve eğitim merkezi olarak belirlenmesine sebep olmuştur. Böyle olunca da bu iki kültürel çevre zaman zaman kendi beldelerinin Şehzadelerini iktidara getirme gayreti içinde olmuşlar ve bu yönde faaliyetlerde bulunmuşlardı. Bu da Şehzadeler arasında sık sık taht mücadelelerinin baş göstermesine ve Sultanlara suikast düzenleme olaylarının yaşanmasına sebep olmuştur.</p>
<p>Bu devirde devlet hizmetinde bulunan beyler ve emirler da ya bu iki zihniyetten birine mensup veya birini tercih etme durumunda olmuşlardır. Genel olarak Malatya çevresindeki zihniyetin iktidarlar üzerindeki ilmi, kültürle ve siyasi ağırlığının daha müessir ve yönlendirici olduğu görülmektedir. Bu iki siyasi zihniyet mensubu yöneticiler ve fikir adamları bu gün siyasi partilere benzer bir faaliyet içinde bulunmuşlardı. O dönemde Anadolu&#8217;da bulunan dini ve sosyal nitelikli kuruluşlar (tarikatlar ve sınai ve sosyal kuruluşlar) da bu siyasî zihniyetlerden birine destek olmuşlar ve destekledikleri zihniyetin halk içindeki siyasi tabanının oluşması yönünde faaliyet göstermişlerdir. Bu konuyu ayrı bir makalede örnekler göstererek geniş olarak ele alıp yayınlamış olduğumuzdan1 burada kısa kesiyor ve esas konuya dönüyoruz.</p>
<p>II. Kılıç Arslan&#8217;ın ölümünden sonra yukarıda sözünü ettiğimiz iki Şehzade arasındaki taht mücadelesi Harput ve Malatya&#8217;da eğitim gören I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile Tokat ve çevresindeki Türkmen muhitin Meliki olan Rükrıeddin Süleyman Şah arasında baş göstermesi işte bu iki kültürel çevrede odaklaşan iki farklı siyasî iradenin ön plâna çıkmasından kaynaklanmıştır.</p>
<p>Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1192 yılında babası □. Kılıç Arslan&#8217;ın desteği ile tahta geçmişti. Fakat bir müddet sonra Tokat Meliki olan kardeşi Süleyman Şah kendisine karşı ayaklanmış ve onu Konya&#8217;da muhasara altına almıştı. Sonuçta 1. Gıyaseddin Keyhüsrev 1196&#8217;da Konya&#8217;yı ve Anadolu&#8217;yu terk etmeye mecbur kalmıştır. Keyhüsrev şehzadeliği döneminde bir süre Uluborlu Melikliği&#8217;nde bulunmuştur. Burada bir çevresi ve destekçileri vardı. Bu yüzden Süleyman Şah onu Anadolu&#8217;yu terke mecbur ederken batıya yani dayılarının bulunduğu Bizans&#8217;a ya da Uluborlu yönünde gitmesine müsaade etmemiş olmalıdır. Tahtını kaybeden Keyhüsrev önce Halep&#8217;e Selahaddin Eyyübi&#8217;nin oğlu el Melikü&#8217;z-zahir&#8217;in yanına gitmiştir.</p>
<p>Oradan Di-yarbekir, Ahlat ve Harput&#8217;a gitmiş, güney ve doğu Anadolu&#8217;daki devletlerden umduğu destek ve yardımı bulamayınca Trabzon&#8217;a gelmiştir. Trabzon Kom-nenoslar Hanedanı&#8217;nın yardımı ile deniz yoluyla İstanbul&#8217;a, giderek dayılarına sığınmıştır. Sekiz yıl sürgün hayatı yaşayan. Gıyaseddin Keyhüsrev burada iken Anadolu Selçukluları Delveti&#8217;nin Bizans&#8217;a sının olan uç bölgelerdeki hudut muhafızları konumundaki Türkmen beğlerle irtibat kurmuş ve onlardan,kaybettiği tahtını tekrar ele geçirmek hususunda destek sözü almıştır. Bu Türkmen beğler uygun bir zamanda onu Anadolu&#8217;ya davet etmişlerdir.</p>
<p>Kayınpederi olan Komnenoslar sülalesinden Manuel Mavrazemos&#8217;u da yanına alan Gıyaseddin Keyhüsrev onun çok büyük destek ve yardımlarına nail olarak İzmit, Kütahya üzerinden Uluborlu&#8217;ya gelmiştir. Onun bu güzergâhı takip ederek Anadolu&#8217;ya intikali tamamen Manuel Mavrazemos&#8217;un yardım ve çabalarıyla gerçekleşmiştir. Uç Türkmenlerinden ve Mavrazemo-zus&#8217;un Bizanslı askerlerinden müteşekkil bir ordu ile Uluborlu&#8217;dan Konya üzerine yürümüştür. Büyük güçlüklerden sonra nihayet 1204 yılı başlarında tekrar tahtına kavuşmuş, tahtan indirdiği yeğeni Süleyman-Şah&#8217;ın oğlu III. İzzeddin Kılıç Arslan&#8217;ı tutuklamış bilahare de onu boğdurmuştur.</p>
<p><strong>Anadolu Selçuklularında Devletin Yeniden Yapılanması</strong></p>
<p>1. Giyaseddin Keyhüsrev&#8217;in tahtı ele geçirmesinin ardından devlet yapısında ve yönetimde yeni bir yapılanmaya girdiği görülmektedir. O bunu yapmak suretiyle devlete kalıcı bir düzen vermiş olacağını ve bu yolla Anadolu&#8217;da bulunan farklı etnik ve dinî zümreler arasında barış ve güven ortamı yaratmış olacağım düşünüyordu. Bu yolla güçlü, toplayıcı ve birleştirici büyük bir devlet modelini gerçekleştirmeyi plânlıyordu. Böylece Anadolu Selçuklularında yeni bir devlet anlayışı ve yeni bir mutlu toplum inşa etmesi düşüncesi doğmuştur. Bunu Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü&#8217;nün yeni bir uygulama biçiminin gündeme getirilmesi olarak düşünebiliriz.</p>
<p>I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu amacını gerçekleştirmek için ilk iş olarak yeniden tahtı ele geçirmekte Komnenos Manuel Mavrazemos&#8217;dan çok büyük yardım ve destek gördüğü için ikinci defa iktidara gelişinin hemen ardından Emir Mavrazemos&#8217;u Melik ünvanıyle Uç bölgesine göndermiştir. Uluborlu, Denizli ve Honas&#8217;ı ona vermiştir. Böylece Anadolu&#8217;da ilk olarak yöneticisi Hıristiyan olan Selçuklu Devleti&#8217;ne bağlı bir Meliklik kurulmuştur. Kendisi ve oğlu İoannes Hıristiyan olarak bu görevlerini sürdürdüler. Fakat torunu olan Denizlili Mehmed el-Mevrazemi Müslüman olmuş ve Uc Beği olarak görevine devam etmiştir. 2</p>
<p>I. Gıyaseddin büyük oğlu İzzeddin Keykavus&#8217;u yukarda bahsedildiği üzere İran kültürünün merkezi durumunda olan Malatya&#8217;ya Melik olarak Güneydoğu Anadolu&#8217;nun yönetimini de ona vermiş oluyordu. Diğer oğlu Alâeddin Keykubâd&#8217;ı da Tokat&#8217;a gene Melik olarak gönderdi. Türkmenler&#8217;in yoğun olduğu ve Danişmend İli diye anılan Kuzey Anadolu&#8217;nun idaresini de bu oğluna vermiştir. Kendisi de büyük Sultan olarak başkent Konya&#8217;dan bütün bu Melikliklere vaz&#8217;iyyet ediyordu. Böylece I. Gıyaseddin Keyhüsrev Afrasyab&#8217;ın soyunda gelen bir hakan olarak Turan! kavimlerin büyük hakanı, destani İran şahlarının unvanı olan Keyhüsrev unvanını kullanarak eski İran şahlarının devamı olduğunu ve nihayet Diyar-ı Rum&#8217;da Kayser-i Rum&#8217;un yerine kaim bir Kayser olduğunu, Anadolu&#8217;daki dini ve etnik zümrelere empoze ve onların hamasi duygularını tatmin etmeyi düşünmüştür.</p>
<p>Nitekim o dönemde Anadolu&#8217;da yaşayan Türkmen asıllı Şeyh Evhadüd-din Hâmid el-Kirmanî, Gıyaseddin Keyhüsrev&#8217;e hitaben yazdığı bir rubaide şöyle demektedir:</p>
<p>&#8220;Kayzer&#8217;in ayağının altında yer eskimekteydi. Köşkü gökyüzüne yükselmişti. Ey Keyhüsrev onun yerini almış durumdasın. Söyle o köşk nerede? Kayser ise sanki hiç yaşamadı.”</p>
<p>O halde I. Gıyaseddin, oğulları ve ahfadının Keyhüsrev, Keykavus, Keykubâd, Keyferidün gibi destani İran Şahlarının unvanlarını kullanmaları İran kültürüne duyulan hayranlıktan çok politik bir amacı bulunduğu göz ardı edilmemelidir. I. Gıyaseddin Keyhüsrev bütün bu dinî ve etnik zümreleri kendi siyasî otoritesi altında toplayarak ve kendini merkeze alarak Aandolu&#8217;da istikrar ve barış ortamı yaratmaya çalışmıştır. Böylece bu yeni devlet felsefesinin ve siyasî anlayış ve düşünüş biçiminin yapılanmasına yönelik bir çalışma yürütülmüştür. Nitekim bundan sonradır ki bu dönemde Anadolu&#8217;da Selçuklu Devleti hizmetinde çok sayıda Rum ve Ermeni kökenli kontlar İran ve Türkmen kökenli emirler görülmektedir.</p>
<p>I. Giyaseddin Keyhüsrev, bu düzenlemeleri gerçekleştirdikten sonra bu emir ve kontların desteği ile Antalya&#8217;yı ve Samsun&#8217;u fethederek devletin sınırlarını Akdeniz ve Karadenize ulaştırmıştır. Bundan sonra ki Anadolu Selçukluları sultanları ‘‘Sultanü&#8217;l-Arabî ve&#8217;l-Acem&#8221; (Arap ve Acem halkların sultanı) unvanlarına, “Sultanü&#8217;l-bahreyn&#8221; (İki denizin sultanı) unvanını da katmışlardı. Ondan sonra gelen Selçuklu sultanları da bu unvanı kullanacaklardır.</p>
<p>Gıyaseddin ikinci defa iktidara gelince hocası Malatyalı Şeyh Mecded-din İshak&#8217;ı cülûsunun 34. Abbesî Halifesi en-Nasır li-Dinillah&#8217;a bildirmek üzere diplomat olarak Bağdad&#8217;a göndermiştir. Bu dönemde Abbasî Halifesi bütün İslam dünyasının ruhanî lideri olarak &#8220;Fütuvvet Teşkilatı&#8221; diye anılan bir örgüt kurmuş İslam dünyasındaki bütün şeyh ve müritlerin ve devlet adamlarını bu örgüte üye olmaya çağırmıştı. O bu örgüt vasıtası ile hilâfet otoritesini bütün İslam alemine kabul ettirmeye çalışıyordu. Mecdeddin İshak Bağdad&#8217;da halife ile görüştükten sonra o yıl hacca da gitmiş, hac dönüşü gene Bağdad üzerinden Anadolu&#8217;ya dönerken Fütuvvet Teşkilatı&#8217;nın üyeleri olan çak sayıda şeyh, ilim ve fikir adamı zevatı Anadolu&#8217;ya celbet-miştir.</p>
<p>Bunlar arasında ünlü Nağribli sofi Muhyiddin İbnü&#8217;l-Arabî, Şeyh Evhaded-din Hamid el-Kirmanî Ahi Evren diye bilinen Hace Nasireddin Mahmud da bulunmaktadır. Şeyh Mecdeddin İshak&#8217;ın bu diplomatik faaliyetleri ile Anadolu Selçuklu Devleti ile Abbasî Halifesi arasında siyasî ve kültürel ilişkiler kurulmuş oluyordu. Bu ilişki ve dayanışma sonunda Selçuklu sultanı Halife&#8217;nin kurduğu Fütuvvet Teşkilâtı&#8217;na üye olmuş ve bu teşkilâtın üniforması olan şed bağlamış ve şalvar giymiştir. Böylece Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev kutsal bir kişilik kazanmış oluyordu. Anadolu Selçuklu Devleti İslam dünyası ile de kültürel ve siyasî bağını bu yolla devam ettirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Bu yeni siyâsi yapılanmanın devrin yazarları üzerinde de etkisini gösterdiği görülmektedir. Meselâ: Ahi Teşkilâtı&#8217;nın fikrî mimarı olan Ahi Evren Hace Nasıreddin Mahmud 1257 yılının Zi&#8217;l-hicce ayında Sultan II. izzeddin Keykavus&#8217;a sunduğu bir siyaset-name olan &#8220;Letâif-i hikmet&#8221; adlı eserinde sultana: Anadolu&#8217;daki Hıristiyan halka karşı iyi davranmasını ve devlet bütçesinden onları da faydalandırmasını tavsiye etmektedir.4</p>
<p>Böyle bir siyasi tedbir ve proje ile Danişmendoğulları zamanında Malatya çevresinde mevcut olan İran milli kültürüne dayalı kültürel yapılanmadan neş&#8217;et eden siyasi ve kültürel çevre ile Tokat, Sivas, Amasya yöresinde Türk Kültürü ve Türk töresinden kaynaklanan siyasi ve kültürel çevre arasındaki rekabet ve mücadeleye son verme plânlamıştır. Yerli Hıristiyan halklar ile Müslüman halklar arasında da barış ve güven ortamı yaratmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Giyaseddin Keyhüsrev&#8217;den sonra oğulları da onun bu düzenlemelerine azami riayet etmişlerdir. I. izzeddin Keykavus, Sinop&#8217;u zaptetmiş ve burada bir tersane inşa ederek Karadeniz’e açılmış, Güneyde Antalya’yı yeniden fethederek şehrin kale ve surlarını tahkim etmiş ve burada da muhkem bir tersane inşa etmiştir. Güneydoğu Anadolu&#8217;da da fetihler gerçekleştirerek anadolu&#8217;ya açılan ticaret yollarını güvence altına almaya çalışmıştır. Sultan Alaeddin Keykubâd da Hüsameddin Çoban komutasında bir donanmayı Karadeniz&#8217;in kuzeyine sevk ederek Kırım ve Deşt-i Kıpçak’ı fethetmiş ve böylece Anadolu Selçuklularında ilk defa deniz aşırı bir ülke fethedilmiştir.</p>
<p>Alaeddin Keykubâd güneyde Alanya&#8217;yı fethederek şehri yeniden kurmuş, muhkem surlar ve tersaneler inşa etmiştir Alanya yakınlarında inşa ettiği Alara Hanı kitabesinde kendisini “Sultanü&#8217;l-Arabi ve&#8217;l-Acemî&#8221; (Arabın ve Arap olmayanların sultanı) lâkaplarının yanında &#8220;Sültanü’r-Rumi ve&#8217;l- (Acemi&#8221; Arabın ve Arap olmayanların sultanı) lâkaplarının yanında “Sultanü&#8217;r-Rumi ve&#8217;l-Ermeni ve&#8217;l-Efrenc&#8221; (Rum, Ermeni ve Batılı halkların sultanı) lâkapları ile de tavsif etmesi onun babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in gerçekleştirmeye çalıştığı politik düşünceyi daha da ileriye götürdüğünü göstermektedir.</p>
<p>2. Gıyaseddin Keyhüsrev, dedesi I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından belirlenen ve uygulanan bu siyasi anlayışa ve yapılanmaya muhalif bir siyasi tutum içinde olduğu görülmektedir. Bu muhalefetini iktidara geldiği yıl yani 635 (1238) yılında inşa ettiği Eğirdir Hanı&#8217;nın kitabesinde göstermektedir.</p>
<p>O, bu kitabede kendisini Zü’l karneyn’in soyundan gelen zamanın Keyhüsrev&#8217;i ve zamanın ikinci İskender’i olarak göstermekte ve Türkmen zümreleri  (Havaric) ezen onlara göz açtırmayan bir Hakan olduğunu bildirmektedir. İşte onun bu tutumu Anadolu&#8217;daki Ahi ve Türkmenlerin 638 (1240) yılında onun iktidarına karşı isyan etmelerine sebep olmuştur. Bu isyan Türkmen babalar (şeyhler) tarafından çıkarıldığı için &#8220;Babaîler İsyanı&#8221; diye meşhurdur. Bu sultanın, Türkmen yörelerin meliki iken sultan olan ve saltanatı döneminde Türkmenlerle iyi ilişkiler içinde bulunan babası Alaeddin Keykubâd&#8217;a suikast düzenleyerek tahta geçmesinden dolayı Türkmen ve ahi çevrelerin tepkisi ile karşılaştığı için saltanatın ilk yılından itibaren Türkmen halka karşı menfi bir tutum içine girmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bunda İranî çevrelerin de rolünün bulunduğunu da düşünüyorum.</p>
<p>II. Gıyaseddin Keyhüsrev&#8217;in ölümünden sonra üç oğlu saltanata talip konumda olmuşlardı. Bu sultan ölmeden önce en küçük oğlu (7 yaşında) olan IL Alâeddin&#8217;i veliaht tayin etmişti. Fakat devlet adamları sultanın bu tavsiyesine uymamışlar, büyük oğlu (12 yaşında) II. İzzeddin Keykavus&#8217;u tahta geçirmeyi uygun bulmuşlardı. Bu yıllarda 1243 yılında vuku bulan Kösedağ yenilgisinden beri Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollar&#8217;a tabi bir devlet konumuna düşmüş bulunuyordu. O sırada Moğol Kaanının talıta geçiş (cülûs) törenine Anadolu&#8217;yu temsilen II. Giyaseddin&#8217;in ortanca oğlu iV. Rükneddin Kılıç Arslan gönderilmişti.</p>
<p>Dönüşünde Moğal Kaanı ona menşur vererek onu Anadolu&#8217;nun (Diyar-i Rum) sultanı olarak gönderdi. Bu durum haliyle Anadolu&#8217;da ciddi bir krizin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İşte böyle bir durumda ünlü devlet adamı Celâleddin Karatay (Rum kökenlidir) her üç şehzadeyi aynı anda sultan konumuna getirerek bu krizi aşmaya çalıştı. Karatay üç şehzadenin naibi (Naibü&#8217;s-saltana) olarak onlar adına yapacağı her iş ve uygulamada her üç sultandan onay alarak devleti yönetmiş ve başarılı da olmuştur. Bu devreye üçlü saltanat dönemi diyoruz.</p>
<p>Celâleddin Karatay 1254 yılı Ramazan ayında vefat etmesi ile bu üçlü saltanat devresi sona erdi. IL Alâeddin Keykubâd bu tarihten önce ölmüş olduğu için Taht mücadelesi diğer iki kardeş arasında baş gösterdi. II. İzzeddin Keykavus, IV. Kılıç Arslanı bertaraf ederek L Gıyaseddin Keyhüsrev&#8217;in belirlediği devlet yapısını yeniden ihya etmeye çalışıyordu. Anadolu&#8217;da Ahi ve Türkmen çevreler bu yönde ona destek veriyorlardı. Bilge bir kişi olan Kadı İzzeddin&#8217;i kendisine vezir edinmişti. Bu amacına ulaşmak için öncelikle Moğolları Anadolu&#8217;dan söküp atmak ve onların Selçuklu Devleti&#8217;nin iç işlerine müdahalesini önlemek gerekiyordu. Fakat ıV. Kılıç Arslan ve destekçileri Moğolların da askeri desteğini yanlarına alarak İzzeddin Keykavus&#8217;u</p>
<p>Anadolu&#8217;yu terke mecbur ettiler. Böylece IV. Kılıç Arslan 1259 yılında Moğollar&#8217;ın desteği ile iktidara gelmiş oldu.</p>
<p>Bu olaylardan sonra artık Moğollar Anadolu Selçukluları Devleti&#8217;nin yönetimini tamamen kontrolleri altına aldılar. Diledikleri şehzadeyi iktidara getiriyor veya tahttan indiriyorlardı. Devletin yüksek kademelerine kendi adamlarını tayin ediyorlardı. Bu y،îzden Anadolu&#8217;da artık bir Selçuklu Devleti yapısından ve bu yapının uygulanmasına ilişkin Selçuklu Devleti&#8217;nin iradesinden söz etmek imkânsızdır.</p>
<p>I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında ortaya çıkan bu devlet felsefesi ve huzurlu, mutlu toplum inşa etme düşüncesi zamanla Osmanlılara da intikal etmiştir. Şüphesiz bu düşüncenin Osmanlılar&#8217;a intikalinde Anadolu&#8217;daki tasavvufî zümreler rol oynamışlardı. Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluşunda ve devletin yapılanmasında Orta Anadolu orjiinli üç dinî ve fikri akım önemli rol oynamıştır. Bunlar Konya&#8217;da Sadreddin-i Konevî’nin (öl. 1274) başlattığı “Ekberiyye&#8221; denilen fikir akımı, Ahi Evren Hâce Nasıreddin Mahmud (öl. 1261) önderliğini yaptığı &#8220;Ahi ve Bacı Teşkilâtı&#8221; ve Hacı Bektaş-ı Veli (öl. 1271) ve halifelerinin kurduğu &#8220;Bektaşi Hareketindir. Selçuklu Devleti’nin önde gelen ilim ve fikir adamları olan bu üç zatın kurdukları örgütlerin mensupları Selçuklular zamanında mevcut olan yukarıda bahsini ettiğimiz yüksek devlet düşüncesini Osmanlılara intikal ettirmişlerdir.</p>
<p>Osmanlılarda bu düşünce çeşitli dinden ve etnik zümrelerden olan teb&#8217;a arasında adaleti tevzi etmek suretiyle huzurlu ve güvenli bir toplum yaratma şeklinde kendini göstermektedir. Buna ilave olarak devleti tasavvuftaki &#8220;Kutbiyyet Nazariyesi&#8221; esasına göre inşa ederek devlete kudsiyet ve ebed-müddet vasfı verilmeye çalışılmıştır. Sultan Yavuz Selim&#8217;in Mısır&#8217;ı fethetmesinden sonra Osmanlı Sultanları Halife unvanı da alarak devletlerinin kudsiyyetini Halifelik ile de te&#8217;yid etmişlerdir.</p>
<p><strong>Bu Siyasetin Toplumsal Etkileri</strong></p>
<p>Anadolu Selçuklularında sözünü ettiğimiz yapılanmanın gerçekleşmesinden sonra Anadolu&#8217;da sosyal, kültürel, siyasi ve ticarî alanlarda büyük gelişmelere vesile olduğu görülmektedir. Huzurlu ve güvenli bir toplumun yaratılması öncelikle ticarî alanda büyük gelişmelerin gerçekleşmesini sağlamıştır. Bu da haliyle Anadolu&#8217;da sosyal refahın bilimsel çalışmaların ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine yol açmıştır.</p>
<p>Bilinen bir husustur ki, Selçuklular zamanında yaz aylarında (ağustos &#8211; eylül) Orta Anadolu&#8217;da Kayseri şehrinde milletler arası panayır yeri kurulurdu. Yabancıların katılmalarından dolayı bu pazara &#8220;Yabanlu Pazarı&#8221; deniliyordu. Her sene kurulan bu panayıra İran, Irak, Suriye, Mısır, Kafkasya ve Deşt-i Kıpçak’tan tacirler geliyorlar, getirdikleri mallan satıyorlar, ihtiyaç duydukları mallan buradan temin edip memleketlerine götürüyorlardı. Mağrib&#8217; den, Venedik ve Bizans&#8217;tan gelen tacirler burada Doğu malları (halı, kilim, ipek, bez ve bakış eşya gibi.) satın alıyorlardı.5</p>
<p>Bu dönemde Anadolu&#8217;da yoğun bir ticarî faaliyet mevcut idi. Bu ticarî faaliyetlerin sağlıklı yürümesi ve korunması için Anadolu baştanbaşa kervansaraylar ağı ile örülmüştü. Bu kervansarayların pek çoğu hâlâ ayakta duruyor ve hayranlık uyandırmaktadır. Kervan yolları doğudan ve güneyden birkaç güzergâhtan Anadolu’ya açılmakta ve Kayseri&#8217;de birleşmektedir. Kayseri&#8217;den de birkaç güzergâhtan Akdeniz ve Karadeniz limanlarına bağlanmaktadır. Zekeriyâ Kazvinî “Diyar-i Rum&#8217;un (Anadolu’nun) ağır kış şartlarına rağmen kış mevsimlerinde de bu kervan yolları çalışmaktadır. Bu Kervansarayları çoğunlukla sultanların hanımları ve kızları inşa etmektedir.&#8221; diyor.</p>
<p>O dönemde Anadolu’daki esnaf ve sanatkârların örgütlendikleri görülmektedir. Bunların örgütüne Ahi teşkilâtı (Ahiyân-ı Rum) denmektedir. Bu örgütün kadınlar koluna da Bacı Teşkilâtı (Bacıyân-ı Rum) denmektedir. Bu iki teşkilât da ilk olarak Kayseri&#8217;de kurulmuş daha sonraları Anadolu&#8217;nun diğer şehirlerinde de örgütlenmişlerdir. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kayseri&#8217;de Ahiler için büyük bir sanayi sitesi inşa etmişti. Otuz iki çeşit esnaf ve sanatkâr burada sanatlarını icra ediyorlardı. Selçuklular zamanında kurulan bu halk örgütleri Osmanlı Devleti&#8217;ni kuruluşunda ve yapılanmasında önemli hizmetler ifa etmişler ve Osmanlı tarihi boyunca varlıklarını sürdürmüşlerdir.</p>
<p>Bu siyasî düşünce Anadolu&#8217;daki dinî ve etnik zümreler arasında geniş bir hoşgörü ortamı yaratmayı gerekli kılmıştır. Devlet böyle bir ortam yaratmaya itina göstermiştir. Bu yüzden o dönemde Anadolu her türlü fikrî, dinî, tasavvufi faaliyetlere açık olmuştur. Muhtelif dinî tasavvufî etnik zümreler, Anadolu&#8217;yu duygu ve düşüncelerini tasavvufî ve dinî meşreplerini yaymak için uygun bulmuşlar ve uzak ülkelerden Anadolu’ya göçmüşler ve yerleşmişlerdi. Mevlânâ’nın babası Bahâ Veled, Şems-i Tebrizî meşhur sufi Muhyiddin İbnü&#8217;l-Arabî, Evhadeddin Hamid el-Kırmanî, Ebu Çafer Muhammed el-Berzaî Necmeddin-i Daye bunlardan bir kaç örnektir. Selçuklular zamanında Anadolu&#8217;dan doğmuş olan dinî ve tasavvufî hareketlerin bir çoğu (Mevlevilik, Bektaşilik) gibi günümüzde de varlıklarını devam ettiriyorlar.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cogito – Selçuklular –  Sayı: 29 Güz, 2001 (Mikail Bayram)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/anadolu-selcuklularinda-devlet-yapisinin-sekillenmesi/">Anadolu Selçuklularında Devlet Yapısının Şekillenmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/anadolu-selcuklularinda-devlet-yapisinin-sekillenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklular Anadolu’da</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/selcuklular-anadoluda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/selcuklular-anadoluda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 12:33:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1071 Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Cogito Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Osmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Rumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13717</guid>

					<description><![CDATA[<p>19 Ağustos 1071’de, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan&#8217;ın süvari ordusu, Bizans ordusunu Van Gölü&#8217;ne uzak olmayan bir mesafede bulunan Malazgirt&#8217;te yendi ve imparator IV. Romanos’u esir aldı. 1071 Öncesi Bizans İmparatorluğu Bizans İmparatorluğu, Kutsal Roma İmparatorluğunun mirasçısı idi; ama 1071&#8217;de, imparator I. Theodosios&#8217;un ölüm tarihi olan 395&#8217;te son kez ulaştığı genişlikteki sınırlara sahip değildi artık. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/selcuklular-anadoluda/">Selçuklular Anadolu’da</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13718 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-300x200.jpg" alt="" width="610" height="406" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2-768x512.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/79e2f8de6c02d050b0ce6c8ecc5813a2.jpg 960w" sizes="(max-width: 610px) 100vw, 610px" /></a></p>
<p>19 Ağustos 1071’de, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan&#8217;ın süvari ordusu, Bizans ordusunu Van Gölü&#8217;ne uzak olmayan bir mesafede bulunan Malazgirt&#8217;te yendi ve imparator IV. Romanos’u esir aldı.</p>
<p><strong>1071 Öncesi Bizans İmparatorluğu</strong></p>
<p>Bizans İmparatorluğu, Kutsal Roma İmparatorluğunun mirasçısı idi; ama 1071&#8217;de, imparator I. Theodosios&#8217;un ölüm tarihi olan 395&#8217;te son kez ulaştığı genişlikteki sınırlara sahip değildi artık. Batıda Roma devlet düzeni daha 5. yüzyılda çökmüştü. Doğuda ise Bizans İmparatorluğunun karşısına Sasanîler Devleti İran&#8217;da, aynı ağırlıkta ve hatta birçok alanda benzer bir rakip olarak ortaya çıkmıştı. Bizans, Balkan sınırında da Slavların ve Asyalı Barbarların gittikçe artan tehdidini sineye çekmek durumundaydı. Gerçi imparator I. İustinianos (527-565), düzeni sağlamış ve hatta batıda kaybedilen toprakları tekrar ele geçirmişti, ancak Reconquista&#8217;nın [kaybedilen toprakları geri alma girişimi] başarısı sürekli olmadı. 7. yüzyıl başında imparatorluğun nihai çöküşü herkesçe görülüyordu. Bu günlerde &#8220;kurtarıcı&#8221; olarak ortaya çıkan imparator Herakleios (610-641), diplomatik çabalarla Balkanlarda güvenliği sağladıktan sonra, Sasanîlere karşı başarılı bir savaşla, 630&#8217;a kadar, kaybedilen doğu eyaletlerini geri almakla kalmadı, aynı zamanda Ermenistan&#8217;da yeni toprakları da ilhak etti. Dinsel bir heyecanla yürütülen bu ölüm-kalım savaşında, en önemli maddesini &#8220;thema sistemi&#8221;nin oluşturduğu devlet reformu büyük rol oynamıştır. “Thema&#8221; aslında ordu demekti ve</p>
<p>sistemde ordunun birliği öngörülmekteydi; buna göre hem asker! hem de sivil yönetimin, &#8220;Strategos&#8221; denilen yetkili asker kumandanın elinde toplandığı &#8220;theına&#8221; bölgeleri yaratılmaktaydı. Sosyal temeli ise &#8220;Stratiot&#8221; denilen, askerlik hizmetiyle yükümlü hür köylüler oluşturmaktaydı. Çok çabuk harekete geçirtebiliyor, devlete o zamana dek alışılagelen paralı ordulara göre daha az masraf çıkarıyor ve hatta düzenli vergi ödedikleri için, bir miktar gelir de sağlıyorlardı. Herakleios&#8217;un ardılları zamanında geliştirilen bu sistem öncelikle, daha sonraları devletin omurgası işlevini üstlenen Anadolu&#8217;da yürürlüğe konmuştur.</p>
<p>Herakleios&#8217;un başarısı İslam karşısında boşa çıktı. Çok kısa zamanda halifelerin orduları İran&#8217;ı fethettiler; Roma İmparatorluğu&#8217;ndan Suriye ve Filistin’i (630), Mısır&#8217;ı (640) ve Afrika&#8217;nın Trablus&#8217;a kadar kuzey kıyılarını (647) kopardılar. Ancak Anadolu ve aynı şekilde, ilki 674’te olmak üzere, defalarca Araplar tarafrndan kuşatılan başkent Konstantinopolis elde tutulabilmişti.</p>
<p>Toprak kayıpları imparatorluk için olumsuz etkiler yapmakla kalmadı. Özellikle Patrikhane merkezi İskenderiye, epeydir Konstantinopolis’in önceliği karşısında, Hz. İsa&#8217;nın yaratılışı hususunda farklı görüşleri savunan ulusal ve dinsel bir muhalefetin odağı durumuna gelmişti. İmparatorlar, sokaktaki insanı da, bugün tahmin edilemeyecek ölçüde meşgul eden bu soruna, konsilleri görevlendirerek, birlik sağlamak amacıyla çözüm bulmaya çabalıyorlardı. Mısır&#8217;ın düşmesiyle birlikte imparatorluk 7. yüzyıl ortalarından itibaren özellikle Rum karakteıi taşımaya başladı ve Ortodoksluk, artık İskenderiyeli ilahiyatçılar tarafrndan eleştiriye uğramıyordu. Tarihsel ve siyasal ideolojisi bakımından bu Roma İmparatorluğu için artık &#8220;Bizans&#8221; terimi gündeme gelmişti. Kuzey Suriyeli İsauria Sülalesi zamanında (717-802) kilise barışı bir kez daha ciddi biçimde tehlikeye düştü, çünkü bu yöneticiler -herhalde başarılı bir şekilde yayılan İslam&#8217;ın da etkisiyle- ؛kona düşmanlığı (İkonoklazma = tasvir kırıcılık) taraftan idiler. 9. yüzyılda Ortodoksluk yeniden tesis edildi ve İslam akınları da geçici olarak durdu, öyle ki, Amorion (820-867) ve Makedonya (867-1056) sülaleleri zamanında Bizans İmparatorluğu parlak bir dönem yaşadı. &#8220;Bulgar kasabı&#8221; lakaplı II. Basileios Anadolu’yu, Balkan Yanmadası&#8217;nı ve Güney İtalya&#8217;yı, Kırım’ı, Ermenistan&#8217;ı ve Suriye&#8217;nin belli bölümlerini hâkimiyeti altında tutuyordu. Zengin ve soylu aileleri karşısına almaktan çekinmeyerek, popülariteyi umursamadığını açıkça belli eden bu güçlü imparator, devletin içinde çok farklı etnik, dinsel ve sosyal çıkarlar arasında denge kurmayı başarmıştı. Zayıf ardılları zamanında</p>
<p>Konstantinopolis’teki memur aristokrasisi, gücü kendi elinde topladı; bu ise sadece mücadele içinde olduğu askerî aristokrasinin değil, aynı zamanda imparatorluğun savunulmasının da aleyhine sonuç verdi. Savunmanın zaafa uğramasında kuşkusuz yüksek rütbeli askerlerin ve toprak sahiplerinin de payı vardı, çünkü Stratiot denilen hür köylüleri, toprağa bağlı ve sadece elde edilen ürünün sahibi durumuna indirmişlerdi. Halbuki, o sıralarda Bizans, batıda Normanlar, kuzeyde Asyalı Peçenekler ve doğuda Türkler olmak üzere, tüm sınırlarında düşman veya en azından huzursuz komşuların başgös-termeye başladığı dikkate alınırsa, o ölçüde güçlü ve yıldırıcı bir orduya gereksinim duyuyordu. Durum, askerleri iktidardan daha fazla uzak tutmanın olanağı kalmayacak denli tehlikeli bir hal almıştı: Kapadokyalı soylu ve deneyimli bir komutan olan Romanos Diogenes, 1068&#8217;de imparator olarak tanındı. Fakat 1071&#8217;de birçok milletten gelen lejyonerlerle oluşturulan orduyla, Türklere karşı saldırıya geçtiğinde, memur aristokrasisinin entrikalanyla Romanos Diogenes&#8217;in altı çoktan oyulmaya başlanmıştı bile. Sonuç Malazgirt felaketiydi. Bizans İmparatorluğu&#8217;nun, iç ve dış sorunlarını aşmada yetersiz olduğu artık daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştı.</p>
<p><strong>1071’den Önce Türkler, Türkmenler ve Selçuklular</strong></p>
<p>Türk boylarının daha 6. yüzyılda, İstemi Han (ölümü 576) yönetiminde, Altaylar&#8217;dan Volga kıyısına kadar uzanan bir devleti vardı. Geçici bir süre Çin hâkimiyetinde kaldıktan sonra, bugünkü Moğolistan’da 744&#8217;e kadar varlığını koruyan başka bir devlet kurdular; Orhun nehri kıyısında bulunan yazıtlar işte bu dönemle ilişkilidir. Bu bozkır devletleri, boyların federasyonu biçiminde, bir beylik etrafında birleşmeyle meydana geliyor, bu beyliğin başı da bütün boyların lideri oluyordu. Boylar, oymak ve obalardan oluşuyor, birey ise doğuştan itibaren karışık bir haklar ve görevler sistemi içinde yerini alıyordu. Orta Asya&#8217;da her ne kadar kentler ve tanın alanları var idiyse de, yine de göçebeler hayvan yetiştiricisi olarak toplumun ekonomik, okçu süvari olarak da askerin çekirdeğini oluşturmaktaydılar. Göçebeler, hanlarından sadece korunma değil, aynı zamanda savaşta başarı ve buna bağlı olarak da ganimet beklerlerdi.</p>
<p>İslami yayılma, İran&#8217;ın kuzey doğusunda Türk boylarıyla karşı karşıya geldi. Abbasî halifeleri ve daha sonra diğer Müslüman yöneticiler, Türklerin askeri yeteneğini gördüler. Türk kölemenlerden kendilerine ordu kurdular; Türkler ise beklentilerin aksine, efendilerini iktidardan indirmeye eğilimliy</p>
<p>diler. Böylece 1 O. ve 11. yüzyıllarda Türk asker kölemenlerden ortaya çıkan Gazneli hanedanlığı, Hindistan ile Hazar Denizi arasındaki büyük bir bölgeye hâkim oldular; emirleri altındaki insanlar ise Türk değil, diğer yerli Müs-lümanlardı.</p>
<p>Türk boylarının Şaman inancı, misyoner faaliyetlerini hoş gördüğü için, bunlar arasında Nestoryanik Hıristiyanlık, Budizm ve İslam gibi dinler kolaylıkla kabul görmeye başladı. Boylar halinde yaşayan Müslüman Türk göçebeler için &#8220;Türkmen&#8221; nitelemesi kullanılır oldu. Bu müslümanlık, Ortodoks olmayan, kısmen Heterodoks bir İslam anlayışı idi ki, Türkler bunu gezgin dervişlerden ve gezici tacirlerden, ilkel biçimiyle dinin inceliklerine vakıf olmadan öğrenmişlerdi. Bu şekilde göçebeler arasında hep gündemde olan ganimet savaşları, dinsel bir gerekçeye de kavuşmuştu. İslam topraklarının sınırlarında kâfirlere karşı savaşan erkekler artık &#8220;Gazi” unvanı taşıyorlardı (Arapça &#8220;gaza” kökünden gelir, Avrupa dillerine ise &#8220;Razzia” şeklinde girmiştir).</p>
<p>1 O. yüzyılda Maveraünnehir&#8217;e hâkim olan Karahanlı federatif devletini, bazı haklı gerekçelerle ilk Türk-İslam devleti olarak gösterebiliriz. Bunların daha kuzeyinde Sir Derya&#8217;nın aşağı mecrasında aynı şekilde Oğuz Türkleri bulunuyordu. 1000 yılı civarında, Kınık boyundan olup, adıyla anılan hanedanlığın babası olan Oğuz beyi Selçuk, tebaasına örnek olarak İslam dinine geçti. Ardılları Tuğrul Beg (ö. 1063) ve Çağrı Beg (ö. 1058), Gaznelilerin hizmetine geçtiler. Horasan ve Harezm&#8217;de öyle yerleştiler ki, Türkmenlerin kültürel açıdan ileri olan bu ülkeye verdiği zararlardan ötürü, çekilmez hale geldiler. Onlardan kurtulmak yönünde tüm çabalar boşa gitti. Gazneli Mesud&#8217;a savaş alanında galip gelen hep Selçuklular olmuştur. Tuğrul Beg, fetih çalışmalarında tedbiren Bağdat&#8217;ta Şiî Büveyhîlerin himayesinde bulunan halifenin onayını alıyordu. Büveyhîleri 1055 yılında devirdi ve halife ona Sultan unvanını verdi. Bundan böyle Selçuklu tarihinde Sünni inanca angaje olmaklık, belirgin biçimde izlenebilir; ancak bu, dinsel bağnazlıkla değil, daha çok siyasal hesaplarla ilgili bir tutumdur. Çünkü Selçukluları ilgilendiren husus, Şiî yöneticilerin yerine geçmekti. Çok kısa bir zamanda Selçuklular fethettikleri ülkelerin kültürel geleneklerini kabullendiler; bu ise onları kendi boydaşlanyla karşı karşıya getirdi. Çünkü Türkmenler Sünnî karakterli büyük bir İslam devletinden ziyade, hayvanları için otlak yeriyle ilgileniyorlardı. Tuğrul Beg ve onun ardılı Alp Arslan (1063-1072), kontrolü zor, ama savaşçı olarak vazgeçilmez olan bu Türkmenleri devletin sınır bölgelerinde tutmaya çaba gösteriyorlardı. Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı</p>
<p>Azerbaycan&#8217;dan ve Kuzey Mezopotamya&#8217;dan hareketle Anadolu içlerine doğru ani akınlar düzenlendi. Afşin adlı bir Türkmen beyi, 1067-1068 yıllarında Kayseri kentini kuşatma altına aldı. Sultanın ise Anadolu&#8217;yu fethetme gibi bir amacı kanıtlanamamıştır; o daha çok Şiî Fatımîler tarafından yönetilen Mısır&#8217;ın ön bölgeleri olan Suriye ve Filistin ile ilgileniyordu. Bu savaş alanlarını ise Türkmenler hiç sevmiyordu, çünkü Orta Asya iklimine alışkın olan atları, çöl sıcağına karşı dayanıklı değildi. Diğer yanda Anadolu çok cazibeli otlak alanları sunuyordu. Alp Arslan, çok hassas bir prestij kaybını göze almaksızın, Türkmen boylarının kaderine karşı kayıtsız kalamazdı. İmparator Romanos Diogenes, Türkmenlere saldırdığında, Sultan Alp Arslan bu meydan okumayı fırsat bildi. Anadolu&#8217;nun Türkleşmesinin başlangıcı olan Malazgirt Savaşı anında, Türkmenlerin, tamamen İslamlaşmış ülkeyle olan temaslarından bu yana yüz yıl bile geçmemişti.</p>
<p><strong>Malazgirt&#8217;ten Birinci Haçlı Seferi&#8217;ne (1071-1097)</strong></p>
<p>Alp Arslan, barış imzalamak ve tutsak imparatoru serbest bırakmakla, kontrollü bir muzaffer komutan olduğunu gösterdi. Anlaşılan odur ki, istese yapabileceği halde, Bizans&#8217;ı yok etmek gibi bir düşünceye sahip değildi. Oğlu ve ardılı Melikşah da (!072-1092) böyle bir amaç dile getirmedi. İran ekolünden bir devlet adamı olan veziri Nizamü&#8217;l-Mülk&#8217;ün desteğiyle, öncüllerinin Maveraünnehir&#8217;den Suriye&#8217;ye kadar fethettiği toprakları güvenlik altına aldı. İmparatorluğunun sınırlarım uydu devletlerle sağlamlaştırdı ve etki alanım uzak Hicaz topraklarındaki kutsal Mekke ve Medine kentlerine kadar genişletti. Daha geç dönemde kurulan Anadolu Selçuklularından farklı olarak Büyük Selçuklu denilen bu imparatorluk, Melikşah&#8217;ın ölümünden sonra hemen dağılma belirtileri gösterdi.</p>
<p>Bizans&#8217;ın merkezi gücü Anadolu&#8217;da 1071&#8217;den sonraki yıllarda tamamen çöktü. Bir yandan Kilikya&#8217;da ve Batı Toroslar&#8217;da Ermeni Hetumi ve Rupeni hanedanlıkları ortaya çıkarken, kökeni itibariyle bir Ermeni olan vali Phila-retes ve onun gibi diğerleri de Doğu Toroslar&#8217;ın güney yakasında bağımsızlıklarını ilan ettiler.</p>
<p>Türkmen beyleri bu kaostan yararlanarak, kendi adam ve çabalarıyla Anadolu&#8217;ya sızıyorlardı. Bu harekâtın kesin döküm ve tarihleri belgeleneme-mekle birlikte, mahiyeti ortadadır: Batıya dönük bir kavimler göçü. Türkmen beyi Çaka, kıyıda birkaç yerleşim bölgesini ele geçirdi ve yerli denizcilerle bir filo oluşturup, korsan saldırılarla Ege&#8217;yi huzursuz etmeye başladı.</p>
<p>Kendilerini İslam mücahidi olarak gören Türkmen beyliği Danişmendliler, Anadolu’nun kuzeyinde önemli bir güce sahiptiler. Fakat aynı zamanda dört Selçuklu beyi ortaya çıkmıştı. Bunlar, halden memnun olmayan Türkmenlerin yardımıyla kuzeni Alp Arslan’a başkaldıran ve bu uğurda can veren Ku-talmış’ın oğullanydı; babalannın bu durumu onlara Anadolu yaylasının güney kıyılarında belli bir itibar kazandırmıştı. Kutalmışoğulları, Fatımîlerle bağlantı kurmayı amaçlıyorlardı, ama Süleyman hariç, hepsi Melikşah’ın takibinden kurtulamayıp öldüler.</p>
<p>Birlik içindeki bir Bizans, rahatlıkla Türkmen akınına karşı koyabilirdi, ancak general ve bürokratlar arasındaki iç savaş artan şiddetiyle devam etti. Tutsaklıktan kurtulan İmparator Romanos&#8217;un gözlerine rakipleri tarafından mil çekildi ve bu kötü muamele sonucunda öldü. Veliahtlık iddiasında bulunanlar, Türkmenlerin desteğine gereksinme duyuyor, Türkmen beyleri de böylece yeni yeni kentleri ele geçirme fırsatım yakalıyorlardı. Bu bağlamda Süleyman, Nikaia&#8217;ya (İznik) yerleşti ve böylece Rum Selçuklu Sultanlığının, yani Roma İmparatorluğunun toprakları üzerinde bulunan Anadolu Selçuklu Sultanlığı&#8217;mn kurucusu oldu. Dikkati çeken önemli husus, Sultanlık unvanını veren bu kez Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile ittifak eden halife değil, aksine Anadolu Selçukluları’m o zamanlar henüz güçlü olan Daniş-mendlilere karşı kullanmayı uman Bizans diplomasisi olmuştu.</p>
<p>Askeriyenin ve toprak ağalarının temsilcisi olan imparator Aleksios I. Komnenos&#8217;un (1081-1118) yönetiminde Bizans yeniden istikrara kavuştu, ve 1086&#8217;da imparatorluğun batıdaki en tehlikeli düşmanı olan Norman kontu Robert Guiscard aniden öldü. Türkmenlere gelince; imparator biliyordu ki, daha önce IV. Romanos&#8217;un da denediği gibi, büyük bir askerî saldırıyla bile bu işin üstesinden gelinemezdi. Aleksios, Süleyman&#8217;la bir tür saldırmazlık antlaşması (Modus vivendi) imzaladı; bu da kendisine doğuda gücünü genişletme olanağı veriyordu. Bu ise Melikşalı ile sürtüşmeye yol açtı. Süleyman 1086&#8217;da Büyük Selçuklu ordusuyla giriştiği bir savaşta öldü. Genç oğlu Kılıç Arslan esir alındı. Türkmenleri kontrol altında tutmayı önemsediği ve yeni bir Selçuklu hanedanlığı ile doğacak rekabeti önlemek için her şeyini ortaya koyduğu halde, Melikşah bu ülkeyi doğrudan işgal etmeyi düşünmedi. Hatta Aleksios&#8217;a bir antlaşma önerdi, ancak temkinli imparator bunu imzalamayı, Sultanın ölümüne kadar erteledi. J. Kılıç Arslan (1092-1107), daha sonra babasının mirasını üstlenebildi, ancak hem Bizans’ın hem de Büyük Selçukluların desteklediği Danişmendlilerin tehdidi altındaydı.</p>
<p><strong>Birinci Haçlı Seferi’nden İstanbul&#8217;un Fethine (1097-1204)</strong></p>
<p>Anadolu&#8217;da küçük adımlar stratejisi uygulayan Aleksios, İstanbul&#8217;un kapıları önüne kadar gelmiş olan büyük Haçlı Orduları tarafından ciddi biçimde rahatsız ediliyordu. Karakteristik özelliği olan diplomasi sanatındaki ustalığıyla, Anadolu&#8217;yu ele geçirmek değil, geçiş yolu olarak kullanmak isteyen Haçlıların savaş gücünden, kendi planları doğrultusunda yararlandı. 1097&#8217;de İznik&#8217;i, kısa bir süre içinde de Anadolu&#8217;nun tüm kıyılarını yeniden ele geçirdi. Türkmenler böylece Anadolu&#8217;nun içlerine hapsedilmiş ve yeni oluşan Haçlı devletleri sayesinde klasik İslam ülkeleriyle olan bağlantıları kesilmişti. Başkenti Ikonion&#8217;a (Konya) kaydıran Anadolu Selçukluları için ise Danişmendlilerle sürtüşme ana sorunu oluşturuyordu. İran&#8217;daki Büyük Selçuklu kuzenleriyle olan ilişkileri ise her zamanki gibi kötüydü. Sonunda 1. Kılıç Arslan da tıpkı bir zamanlar babası gibi bunlara karşı savaşırken öldü. İmparator İoannes Komnenos&#8217;un (1118-1143) Anadolu&#8217;nun güney kıyılarında başarıyla yürüttüğü kara harekâtları, Anadolu Selçukluları ile Danişmendlilerin zaman zaman birlikte hareket etmelerine neden oldu. 1141&#8217;de son önemli Danişmendlinin ölümünden sonra durum değişti. Anadolu Selçukluları sultanı II. Kılıç Arslan (1156-1192) artık Anadolu topraklarındaki en önemli İslam hükümdarı haline geldi. Bizans tarafında, doğu Akdeniz havzasında en kudretli ve saygın Hıristiyan monark olan imparator Manuel 1. Komnenos (1143-1180), Türklere karşı askeri bir harekâtı gerçekleştirebilmek için yeteri kadar güçlüydü. Ancak 1176 tarihinde felaketle sonuçlanan ve ikinci Malazgirt olarak nitelenen Myriokephalon (Sultan Dağı üzerinde bir boğaz) Savaşı, bunun için artık çok geç olduğunu açıkça ortaya koydu. Sultan doğudaki küçük Türk beylikleriyle savaşlarında daha serbest hareket edebilmek uğruna bu zaferden gerçi tam olarak yararlanmadı, ama Türk-menlerin Batı Anadolu’ya gerçekleştirdikleri ani akınları önlemek için de ne istekli ne de buna muktedirdi. II. Kılıç Arslan&#8217;ın 1186&#8217;da belli ki, göçebe miras uygulamasına dayanarak imparatorluğu 1 O oğlu arasında paylaştırması, herkesin herkesle çatışmasına neden oldu. Bu, zayıflamış Bizanslıların değil, Kilikya Ermenilerinin lehine oldu; Hükümdarları II. Leon (1187-1219), Antakya Prensliği&#8217;nin hamisi olarak ortaya çıktı ve 1198&#8217;de Kutsal Roma-Cerınen İmparatoru VI. Heinrich&#8217;in elinden krallık tacı giydi. Anadolu Selçukluları&#8217;nda en nihayet 1. Keyhüsrev&#8217;le (1204-1211) tek hükümdarlık sistemi yerleşmiş oldu. 1204&#8217;te İstanbul, tarihinde ilk kez bir dış düşman tarafından fethedildi. Ama Müslümanlar ya da dinsizler değil, Dördüncü Haçlı Seferi&#8217;ne katılanlar tarafından. Bu, Bizanslılar ve Romalılar arasında yüzyıllardır süregelen ve Haçlı seferlerinin beklentileri karşılamaması dolayısıyla derinleşen güvensizliğin bir sonucuydu.</p>
<p><strong>Anadolu Selçukluları&#8217;nın Parlak Dönemi (1204-1243)</strong></p>
<p>İstanbul artık, boğazın iki yanındaki bölgeleri içine alan Latin Iınparator-luğu&#8217;nun başkentiydi. Ege&#8217;deki adalar Venedik&#8217;e verilmiş iken, imparatorluğun uydu devletleri, Yunanistan&#8217;ın da büyük bölümünü ellerinde bulunduruyordu. Epir, Trabzon ve Kuzeybatı Anadolu&#8217;da Rum beylikleri ortaya çıktı. Bu arada, Bizans İmparatorluk geleneğine değer veren Theodor L Laskaris (1204-1222) İznik Bizans İmparatorluğunu kurdu. Büyük Selçuklu Sultanlığı, nihai olarak küçük devletlere aynlarak dağıldı ve Mısır ve Suriye&#8217;deki Ey-yubî sultanlarının gücü, Sultan Selahaddin&#8217;in 1193&#8217;te ölümüyle kayıplara uğradı, öyle ki Doğu Akdeniz havzası, çok sayıda devlet arasında parçalandı.</p>
<p>Anadolu Selçukluları bu durumdan hemen yararlandılar. Gerçi karşılıklı savaşlardan sonra -bu arada L Keyhüsrev 1211&#8217;de savaşta öldü- Laskaris hanedanlığının ele geçirdiği bölgeyi tanımak zorunda kaldılar, ama Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında geniş bir alanı ele geçirip, Kırım, Ermeni Kilikya ve Trabzon&#8217;da da etkilerini artırdılar. Doğudaki yerel Türk beyliklerini dikkate almadılar ve etki alanlarını Ağrı&#8217;ya kadar genişlettiler. Fakat bu çatışmalar bittikten hemen sonra, Anadolu Selçukluları, tüm komşu güçlerle dostane ilişkiler kurmayı başarıyla gerçekleştirdiler, öyle ki Anadolu, hanedanlığın en önemli hükümdarı Sultan L Keykubâd (1219-1236) yönetiminde altın çağını yaşadı.</p>
<p>13. yüzyıl seyahatnameleri Anadolu&#8217;yu, tıpkı Bizans’ın en iyi dönemlerinde olduğu gibi, ekonomik gelişmeler ülkesi olarak betimler. Her zaman olduğu üzere ziraat ön plandadır, fakat sultan artık somut teşviklerde bulunmaktadır; ayrıca bağcılık, bahçecilik ve meyvecilik de yapılmaktadır. Maden ocaklarından gümüş, bakır, demir ve şap çıkarılmakta ve dağlık ormanlardan odun indirilmektedir. Türkmenlerin tarımdaki payı zor teşhis edilebilir, ama her halükârda ülkenin sadece bir bölümü göçebeleşme sürecine girmiş ve huzurlu dönemlerde göçebelerle yerleşik halk arasında ortak bir yaşam sürdü-rülebilmiştir. Göçebe yaşam tarzının temelini her ne kadar hayvancılık oluşturuyorsa da, sığır ve at yetiştiriciliğinin Türkler gelmeden önce de Anadolu’da önemli bir rol oynadığı dikkatten kaçırılmamalıdır. Gerçi Türkınenler halı dokumacılığını Anadolu&#8217;ya getirdiler, ama kaynakların &#8220;halı” terimiyle,</p>
<p>Anadolu&#8217;da eskiden beri yapımı bilinen altın ve simle işlenmiş halı veya lüks tekstil dokumacılığını kastedip etmediği belli değildir. Bazı alanlarda, örneğin moda ürünü olarak da Fransa ve İngiltere&#8217;de bile revaçta olan Türkmen başlığı gibi kuşkusuz spesifik bazı ipuçlan var. Her ne ise, çoğu tanm ürünü, dış satım malı olarak saptanabilir. Bir geçiş ülkesi olarak da Anadolu belli bir rol oynar. Ticaret anlaşmalanmn imzal^anması ve değerli altın sikkelerin bastırılmasıyla Sultanlar Anadolu Selçuklu ülkesini, dünya ticaret ailesi halkasına dahil etmişlerdir. Bizzat kendileri ve diğer yüksek rütbeli devlet adamları, ulaşımı; insan, hayvan ve eşyalar için konaklama ve depolama amaçlı tesisler yaptırmak suretiyle teşvik etmişlerdir. 13. yüzyıldan kalan kervansaraylann kalıntılan bugün, Samsun’dan çıkıp, Tokat, Sivas ve Kayseri üzerinden Konya&#8217;ya giden ve buradan da Alanya, Antalya, Denizli ve Kütahya&#8217;ya ayrılan kervan yolunun etrafını süslemektedir. Selçuklu döneminden kalma bazı köprüler hâlâ günümüzde ulaşıma hizmet etmektedir.</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13719 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2-300x188.jpg" alt="" width="626" height="392" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2-300x188.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2-600x376.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2-768x481.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2-1024x641.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/malazgirt-savasi2.jpg 1202w" sizes="(max-width: 626px) 100vw, 626px" /></a></p>
<p>“Rum ülkesinin, Ermenilerin, Frenklerin ve Suriye&#8217;nin Sultanı&#8221; hükümdar kentteki köşklerde, taşradaki saraylarda ikamet eder, etrafındaki bilgin ve sanatçılara değer verirdi. Iran örneğine göre işleri yürüten ve birçoğu da zaten İranlı olan memurları görevlendirirdi. Yazı dili Arapça ve Farsçaydı. İç ve dış yönetim biçiminin aynn-tılanna burada girmeyecek, bürokratik ve merkezi yönetim anlayışları üzerine genel bir değinmeyle yetineceğiz.”</p>
<p>Resmi din Sünnî İslam&#8217;dı. 13. yüzyılda yapılıp da sultan ve onun devlet adamları tarafından vakfedilen cami ve medreselerin sayısı çoktur. Medreseler din adamıyla yetinmiyor, aynı zamanda memur da yetiştiriyordu. İslam’ın, yöneticilerden istediği sosyal talepler; hamam, şifahane ve diğer hayır kurumlan gibi çeşitli yapılarla karşılanıyordu. Sultanlar, Sünnî hükümdarlar olarak tanınmaya büyük önem verdikleri halde, diğer farklı görüşlere, siyasal ve sosyal ayaklanmalara kaynaklık etmedikleri sürece hoşgörüyle yaklaşıyorlardı. Hatta Anadolu&#8217;da uygulanan İslam anlayışı, diğer Arap-İs-lam ülkelerinde kuşkuyla algılanan din dışı izler taşıyordu. Öyle ki, ünlü mutasavvıf ve şair Celâleddin Rumî (ö. 127!) tarafından Konya’da kurulan ve sultanlarca hararetle desteklenen Mevlevi Dergâhı&#8217;nın ibadet biçiminde, müzik ve dansa [sema], merkezi bir işlev yüklenmiştir.</p>
<p>Devletin hoşgörüsü, Hıristiyan kiliselerin cemaatini de kapsıyordu. Dinler arası evlilikler toplumun her sınıfında sık rastlanan bir olaydı. Hatta Konya sarayında Hıristiyan olup hanedanla akrabalığı bulunan yüksek rütbeli kişiler vardı. Zamanla İslam&#8217;a geçişler arttı; bunun nedeni bazen kariye</p>
<p>rinde yükselme isteği, bazen de İslam&#8217;ın başarısını Tanrının istediği yönündeki samimi inanış idi. Dinler arası sohbetleriyle Mevlevi Dergâhı, Hıristiyanların İslam toplumuna uyumu hususunda çok katkı sağlamıştır. Fakat Anadolu&#8217;daki Rum Hıristiyan cemaati, metropol İstanbul&#8217;dan ayrı olmak ve kilise mallarına el konulması nedenleriyle dağınık bir durumda kalmışlar ve yok olmaya mahkûm olmuşlardır.</p>
<p>Saray kültürü, ekonomik gelişmesi, dışarıya karşı barışçıllığı ve dinsel hoşgörüsüyle Anadolu Selçuklu Sultanlığı, tarihçiler tarafından çoğunlukla çok pembe gözlüklerle betimlenmiştir. Bu arada, ancak yeni araştırmalarla lâyıkıyla ortaya çıkan bir husus göz ardı edilmiştir: Türkmenlerin rolü.</p>
<p>Türkmenler, beylerinin yönetiminde, imparatorluğun kenar bölgelerinde yaşıyor, böylece sınır korumasında yararlı oldukları gibi, kültürel gelişim içindeki ülkeye en az zarar verecek konumda bulunuyorlardı. Onları kontrol etmek, güçlü bir merkezi yönetim için dahi zordu, ve bu bir kez ortadan kalktı mı, kendilerine verilen otlak alanlarının sınırlarını genişletmek için akınlara kalkışırlardı. Söz konusu halk grupları, örneğin Batı Anadolu&#8217;daki Rumlar için böyle akınlar, sonuçları itibariyle korkunç olurdu. Sadece, güvenilmez boydaşlarına muhtaç olmak istemeyen sultanlar, köle ve paralı askerlerden oluşan hazır bir ordu kurdular; böylece Türkmenlerin devletle olan zoraki bağları daha da gevşedi. Otlakçılık aleyhine tarımın gelişmesi ve yönetimin merkezi uygulamaları, Türkmenlerin yaşam alanlarını gittikçe daralttı. Bunun sonucunda, onlar da devlete karşı kayıtsız, hatta düşmanca bir tutumiçine girdiler.</p>
<p>Türkmenler kendi İslam anlayışlarını Orta Asya&#8217;dan beraberlerinde getirmişlerdi. Her zamanki gibi, cami ve medreselerin uzak olduğu yerlerde, bazıları olasılıkla eski Şamanlara benzeyen şeyhler ve dervişler, artık sivilleşmiş devlette yeri olmayan &#8220;gaza&#8221; geleneğini canlı tutuyorlardı. Tarikat izlerinden başka bu ilkel dindarlık anlayışında, ağaç ve taşların yüceltilmesi veya ilkel toplumlarda olduğu üzere konuk ağırlama pratikleri gibi İslam öncesi unsurlar da vardı. Göçebe kadınları yüzlerini açıkta bırakır, toplum içinde, kentlerde hoş karşılanmayacak ölçüde serbestçe dolaşırlardı. İster Hıristiyan ister Müslüman olsun, kent halkı Türkmenleri itici bulur, onları aşağılardı. Türkmenler bu ülkenin imajım, Batılı gözlemcilerin daha 12. yüzyılda &#8220;Türkiye&#8221;den bahsedebileceği kadar belirlemişlerse de, yaşamlarım devletten ve sultanlığın yarattığı kültürden neredeyse tamamen soyutlanmış bir şekilde sürdürüyorlardı.</p>
<p>Daha I. Keykubâd zamanında Anadolu Selçuklu Sultanlığının dış politika ufukları kararmaya başlamıştı. 1220&#8217;de Moğol hükümdarı Cengiz Han&#8217;ın (ö. 1227) orduları İran&#8217;ı zapt edip, Türkmen ve diğer halklardan oluşan bir grubu batıya doğru zorladılar. Sultan, Doğu Anadolu&#8217;da baş gösteren bu huzursuzluğun üstesinden geldi, ancak oğlu ve ardılı II. Keyhüsrev&#8217;e (12361246) ağır bir miras bıraktı. Yeni sultan bu durumun farkında görünüyordu. Monarşik yönetimini güçlendirmek için, tahta geçer geçmez, kardeşini bertaraf etti; bu, Selçuklu Hanedanlığının tarihinde eşi görülmemiş bir uygulama idi. 1240 yılında, gezgin Türkmen şeyhi Baba İshak&#8217;tan etkilenerek Türkmen-ler Doğu Anadolu&#8217;da ayaklandılar ve sultan bu halk ayaklanmasını acımasız bir sertlikle bastırdı. Bu şekilde sarsılmış Anadolu Selçuklu Sultanlığı, Moğollarla askerî açıdan karşı karşıya gelmek için yeteri kadar güçlü değildi. 1243 tarihli Kösedağı yenilgisinden sonra II. Keyhüsrev, ülkesinin batısına kaçtı; bu arada muzaffer Moğollar, Kayseri&#8217;yi talan ediyorlardı. II. Keyhüs-rev&#8217;in veziri ise duruma hâkim olup, onlarla bir ateşkes anlaşması sağladı.</p>
<p><strong>Moğol Hükümdarlığı ve Beylikler Dönemi&#8217;nin Başlangıcı (1243-1307)</strong></p>
<p>Anadolu Selçuklu Sultanlığı, artık Moğollara haraç ödeyen uydu bir devlet haline gelmiş, ama geçici bir süre için işgal edilmekten kurtulmuştu. II. Keyhüsrev&#8217;in kendi aralarında kavgalı oğullarının yerine, Moğolların müdahalesine meydan vermeksizin, devleti şimdiye kadarki haliyle tutmaya çalışan vezirler yönetimi üstlenmişlerdi. Bu devlet adamlarının başında, doğuştan Rum olan Celâleddin Karatay geliyordu.</p>
<p>Bu görece sükûnet, 1256&#8217;da ilk kez hassas bir şekilde bozuldu. İran&#8217;ın Moğol hükümdarı Hülagu Han, Orta Asya&#8217;dan gelen göçebe akınları için yere gereksinim duyup, bu nedenle ordu komutanı Baycu&#8217;ya, askerleriyle birlikte Anadolu&#8217;ya çekilmesini emreder. Bu, antlaşmaya aykırı davranışın arkasında her ne kadar doğrudan düşmanca bir amaç yoksa da, yine de Moğol göçebeler, Anadolu için ciddi bir tehdit oluşturuyorlardı, özellikle de otlak alanlarını kaybetmeyi göze alması gereken Türkmenler için. Türkmen ve Hı-ristiyanlardan oluşan Anadolu Selçuklu Sultanlığı ordusu, Moğollar tarafından darmadağın edildi ve Karatay&#8217;ın yerine, &#8220;Pervane&#8221; adıyla tarihe geçen Muineddin Süleyman göreve getirildi.</p>
<p>Bu yıllarda uluslararası dengede önemli değişiklikler oldu. 126l&#8217;de Bizanslılar Miklıail VIII. Palaiologos (1259-1282) liderliğinde İstanbul&#8217;da yönetimi ele aldılar ve Latin İmparatorluğunu ortadan kaldırdılar. Laskaris Hanedanlığının önem verdiği Batı Anadolu&#8217;nun aksine ilgi alanlannı artık Balkan Yanmadası&#8217;na çevirdiler. Mısır&#8217;da 1252 yılından beri Eyyubî Sultanlarının yerine, Türk kölemenlerden oluşan Memluklar yönetime geçmişti. Memluklar, Moğolları 1260&#8217;ta Suriye&#8217;de, Ayn Calut yakınında yendiler; böylece putperest Moğollara karşı İslam&#8217;ın öncü savaşçıları olarak kendilerini kabul ettirdiler. Anadolu&#8217;da güç dengelerindeki bu kayma, her şeyden önce, devletin sınırlannda gittikçe bağımsızlaşan Türkmenlerin işine yaradı. Batı Toroslar&#8217;da 1255&#8217;te, onu sevmeyen resmî tarihçilere göre kuşkusuz bir haydut diye nitelenen Karaman adlı bir odun tüccarı, bir beyliğin kurucusu olarak ortaya çıktı. Karamanlılar ve diğer Türkmenler, Selçuklu Devleti&#8217;ne ve Kilikya&#8217;daki Ermenilere destek veren doğal düşmanları Moğollara karşı, Memlukların desteğini istiyorlardı. Ermeniler baştan beri Moğollarla iyi geçinmenin kendi yararlarına olacağını anlamışlardı ve Haçlı çevrelerinde kabul gören, Orta Asyalı bu büyük gücü İslam&#8217;a karşı ikinci bir cephe açacak biçimde harekete geçirme planına aktif olarak katılmışlardı. Memluk sultanı Baybars (1260-1277), Romalı Haçlı Ordusu devletlerini hemen tamamen dağıttıktan sonra, Anadolu&#8217;ya el atma zamanının geldiği düşüncesindeydi. Bu kararda Pervane&#8217;nin de katkısı olası görünmektedir. Baybars, Moğolları 1277&#8217;de Elbistan yakınlarında yendi ve Kayseri&#8217;de kendini Rum [Anadolu] Sultanı ilan ettirdi. Fakat Selçuklu-Moğol merkezî yönetiminin genel olarak çöküşü beklentisi gerçekleşmedi ve hemen yine geri çekildi. Bu ise, Moğolla-nn merhametinden artık umarı kalmayan Karamanlılara -herhalde ciddi olmayan- bir Selçuklu veliahdını tahta geçirme fırsatını verdi. Birkaç denemeden sonra bu girişim fiyaskoyla sonuçlandı. Bunun üzerine, ilk önemli kurbanı Pervane olan daha güçlü bir Moğol baskısı süreci başladı. Pervane&#8217;nin ardından Sahip Ata adıyla bilinen Fahreddin Ali, Anadolu Selçuklu devlet sanatının siyaset geleneğini bir kez daha temsil etti. Onun 1288 yılında ölümünden sonra anarşi belirgin biçimde yayıldı. Siyasal ve dinsel kardeşlik teşkilatı Ahiler tarafından yönetilen kentler, Türkmenlerle çatışma halindeydi. Moğolların gaddar, fakat zaman içinde etkisiz kalan cezalandırma seferleri, bu kaos ortamına düzen getirmeyi amaçlıyordu. Anadolu&#8217;ya gönderilen Moğol valileri, o yerin tavnna ayak uyduruyor ve İran&#8217;daki hanlarına karşı darbe eğilimi içine giriyorlardı Moğol hâkimiyetinin genel olarak gerilemesinden ilk planda Kilikya&#8217;daki Ermeniler zarar gördü: Memluklar ve Karamanlılar tarafından kıskaç içine alınarak, 14. yüzyılda tamamen</p>
<p>imha edildiler. Moğolların 1300 civannda İslamlaşması, Anadolu’daki politik duruma etki etmesi bakımından geç olmuştur.</p>
<p>Moğollar, Ön Asya tarihine büyük fatih ve yıkıcı olarak geçtiler; bu, Anadolu söz konusu olunca göreceli olarak değerlendirilmesi gereken bir husustur. Ekonomik ve kültürel açıdan bakılınca, [II. Keyhüsrev&#8217;in Kösedağ’da Moğollara yenilmesi tarihi olan] 1243 yılı, hiçbir şekilde mutlak bir kesinti ifade etmez. Günümüze kalan kitabeler gösteriyor ki, kervan-saraylann yapımı, küçük çapta da olsa, bu tarihten sonra da devam etmiş ve ancak Baycu&#8217;nun 1256’da Selçuklu topraklarına girmesiyle, on yıllık bir duraksamaya uğramıştır. Pervane zamanında yapım çalışmaları yeniden başlamış, ama Sahip Ata yönetiminin ilk yıllarında durdurulmuş ve 13. yy. sonlarına kadar bir daha gündeme gelmemiştir. Daha sonraki dönem hakkında kesin belgelere sahip değiliz. Moğollar Anadolu’da hiçbir zaman çok sayıda olmadılar. Bu bağlamda onların Anadolu’ya zorladıkları Türkınenler daha önemlidirler, çünkü Anadolu Selçuklu Sultanlığı&#8217;nın sınırlannda toplanmış ve buradan hareketle siyasal açıdan aktif bir rol oynamışlardır.</p>
<p>Güç politikası bakımından önemsiz olan Trabzon Rum İmparatorluğu ve Bizanslıların elinde kalan Nikaia (İznik), Nikomedia (İzmit), Brussa (Bursa), Sardes (Sard), Philadelphia (Alaşehir), Magnesia (Manisa), Herak-leia Pontika (Karadeniz Ereğlisi), Phokaia (Foça) ve Smyrna (İzmir) gibi batıdaki birkaç kent hariç Anadolu, 14. yüzyıl başında Müslümanlarca yönetilmekteydi. Katalon lejyon erleriyle kalkışılan Reconquista başansız oldu ve Bizans, Anadolu tarihindeki belirleyici faktör rolünden çekildi.</p>
<p>Anadolu Selçuklu Sultanlığı, ismen hâlâ Moğolların hâkimiyeti altında görünürken, gerçekte bağımsız devletlere ayrıldı. Bunun nedeni, Selçuklu Hanedanlığı&#8217;nın erkek soyunun 1307’de Moğollar tarafından yok edilmesi değildir, aksine gelişen olayların yanı sıra oluşan bir durumdur; çünkü sultanlar on yıllardır artık anılmaya değer bir rol oynamamışlardır.</p>
<p>Selçuklu-Moğol kurumlan en uzun süre Orta ve Doğu Anadolu&#8217;da varlığını korumuştur. Oralarda, Kayseri, Sivas ve Tokat merkez olmak üzere Moğol valiler yönetimde bulunmuşlardır. Bunlardan biri olan Eretna, kuşkusuz kısa süreli bir beyliğin kurucusu olmuştur. Güneydoğuda, Ermenek merkez olmak üzere Karaman Beyliği topraklarını genişletmiştir. Beyliğin başkentleri, daha sonra Karaman olarak değiştirilen Larende ve eski sultan kentini ele geçirmek yönünde birkaç girişim başansızlıkla sonuçlandıktan sonra da, 1320&#8217;lerden itibaren Konya olmuştur. Batıda hâkimiyet, Alişir</p>
<p>Beyliği yönetiminde olan ve zaman zaman Sahip Ata ailesinin etkisi altına giren Türk-Kürt aşireti Germiyanoğullarmm elindeydi. Beyliğin merkezi Kütahya idi. Önemli bir beylik olan İsfendiyaroğullarmm başkenti ise Kastamonu&#8217;ydu. Merkezi Antalya olan Hamitoğulları, güney kıyılarını ve arka bölgeyi kontrol ediyorlardı. Beyşehir, Akşehir ve Bolvadin&#8217;i elinde bulunduran Eşrefoğulları&#8217;nın hâkimiyeti kısa süreli olmuş, 1326’da Karamanoğul-ları ile Hamitoğulları tarafından paylaşılmıştır.</p>
<p>BizanslIlardan yeni koparılmış bölgelerde de beylikler ortaya çıkmıştır. Menteşe adlı bir Türkmen beyi, daha 13. yüzyılda Karia&#8217;da bir hâkimiyet kurup, Milas, Milet ve Muğla’ya el koymuştu. Başta Gerıniyanoğulları&#8217;nın bağımlısı olan Muhammed bin Aydın, Menderes vadisine ve Efes&#8217;e hâkimdi. Anadolu’nun kuzeybatı köşesindeki Saruhan ve Karasi beylikleri hakkında, varlıkları dışında fazla bir şey bilinmiyor. O zamanlar çok önemsiz bir hâkimiyet sahasını elinde bulunduran Osmanlılar, Eskişehir&#8217;in kuzeybatısındaki Söğüt civarını yurt edinmişlerdi.</p>
<p>Beyliklerin hemen hemen tümü, yanlarında din büyüğü şeyhlerini bulunduran Türkmen beylerine bağlı olup, bu haliyle &#8220;Gaza&#8221; düşüncesini taşıyorlardı. Ağırlıklı olarak Farisi kültür özellikleri taşıyan Anadolu Selçuklu sultanlarına göre, halka daha yakındılar ve dikkat çekici biçimde, Türk dilinin ve edebiyatının geliştiği çevreyi oluşturuyorlardı. Buna karşın Beylikler Dönemi, kesinlikle Selçuklu geleneğinin kesintiye uğraması olarak değerlen-dirilmemelidir. Yönetici tabakalar, gelenekçilerin direncini kırdıktan sonra, derhal kent toplumlarına uyum sağlamışlar ve Türkmen beylerinden, tıpkı örnek aldıkları Selçuklular gibi, saraylarda yaşayan ve dinsel ve halk yararına vakfiyeler kuran, geleneksel anlamda İslam hükümdarları ortaya çıkmıştır. Bu arada Osmanlılar dışında, din savaşı (cihad) düşüncesi tavsamıştır. 14. yüzyılda Türkçenin, klasik İslam yazı dilleri Arapça ve Farsçaya karşı bir üstünlüğünden henüz söz edilemez. Fakat Türkmenlerin, o zamanlar belirmeye başlayan İslam kültürüne yakınlaşması önemliydi. Bu nedenle Anadolu&#8217;nun tamamen Türkleşmesi yolunda beylikler önemli bir aşama olmuşlardır. Türkmenlerin gittikçe artan yerleşikliği ve Anadolu Bizans kültürünün yok olması bağlamında değerlendirilmesi gereken bu süreç, bu ülkenin siyasal parçalanmışlığı sayesinde önemli ölçüde hızlanmıştır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Cogito &#8211; Selçuklular &#8211;  Sayı: 29 Güz, 2001 (JEAN-PIERRE BODMER)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/selcuklular-anadoluda/">Selçuklular Anadolu’da</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/selcuklular-anadoluda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; II. Mes’ud’un İkinci Saltanatı ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin Sonu Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-mesudun-ikinci-saltanati-ve-turkiye-selcuklu-devletinin-sonu-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-mesudun-ikinci-saltanati-ve-turkiye-selcuklu-devletinin-sonu-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 19:44:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Dulhisar]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mesud]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Devletinin Sonu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları]]></category>
		<category><![CDATA[Timurtaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9301</guid>

					<description><![CDATA[<p>II. Mes’ud’un İkinci Saltanatı ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin Sonu Bu sırada Hemedan’da bulunan II. Mes&#8217;ûd ikinci kez olmak üzere sul­tanlığa getirildi (1302) ve Konya&#8217;ya dönerek tahta oturdu. Onun bu ikinci hü­kümdarlığı esnasında adının geçmesi bir isyanla ilgilidir. Aksaray-Niğde arasında Develühisar (Dulhisar) Kalesi’ni Cahıoğlu adında bir şahıs işgal etmişti, Abışga ve Sultan Mes’ûd bu kaleyi kuşattılarsa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-mesudun-ikinci-saltanati-ve-turkiye-selcuklu-devletinin-sonu-donemi/">Türkiye Selçukluları – II. Mes’ud’un İkinci Saltanatı ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin Sonu Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="  wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="430" height="358" /></a></p>
<p><strong>II. Mes’ud’un İkinci Saltanatı ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin Sonu</strong></p>
<p>Bu sırada Hemedan’da bulunan II. Mes&#8217;ûd ikinci kez olmak üzere sul­tanlığa getirildi (1302) ve Konya&#8217;ya dönerek tahta oturdu. Onun bu ikinci hü­kümdarlığı esnasında adının geçmesi bir isyanla ilgilidir. Aksaray-Niğde arasında Develühisar (Dulhisar) Kalesi’ni Cahıoğlu adında bir şahıs işgal etmişti, Abışga ve Sultan Mes’ûd bu kaleyi kuşattılarsa da. Gazan Han’ın 703 Şevvali Mayıs-Haziran 1304’te ölmesi üzerine kuşatma kaldırıldı. İlhanlı tahtına ise Muhammed Olcaytu çıkmış ve yeni sultan Anadolu’daki kargaşalığı düzeltmek için akrabası İrincin Noyan’ı Moğol kuvvetleri kumandanı tayin etmişti (704 Zilhicce/Haziran-Temmuz 1305). Bundan sonraki olaylar içinde Selçuk­lu sultanı II. Mes’ûd’un varlığı ile yokluğu birdir. Türkiye Selçukluları’nın bu son hükümdarını çağdaş müellifler bile hemen hemen hiç zikretmezler. Ge­nellikle Gıyâseddîn II. Mes’ûd’un 708/1308 yılında öldüğü ve Türkiye Selçuk­lu Devleti’nin de sona erdiği kabul edilmiştir.</p>
<p>Ancak bazı araştırıcılar daha sonra V. Kılıç Arslan adında bir sultanın tah­ta çıktığını ve saltanatının 1318 yılma kadar devam ederek Türkiye Selçuklu Devleti’nin bu tarihte sona erdiğini ileri sürerler. Bu tarih belki de Anadolu&#8217;ya umumi vali tayin edilen Demirtaş (Timurtaş)’ın 1318 yılında Selçuklu şehza­delerini öldürtmesi gibi bir olayla ilgili olmalıdır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-mesudun-ikinci-saltanati-ve-turkiye-selcuklu-devletinin-sonu-donemi/">Türkiye Selçukluları – II. Mes’ud’un İkinci Saltanatı ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin Sonu Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-mesudun-ikinci-saltanati-ve-turkiye-selcuklu-devletinin-sonu-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; III. Alâeddîn Keykubâd’ın Saltanatı Dönemi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-alaeddin-keykubadin-saltanati-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-alaeddin-keykubadin-saltanati-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 19:40:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İsfehan]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[III. Alâeddîn Keykubâd]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrif Seyyid]]></category>
		<category><![CDATA[Mesud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Tebrizli Şemseddîn Ahmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9299</guid>

					<description><![CDATA[<p>III. Alâeddîn Keykubâd’ın Saltanatı  II. Mes’ûd’un yerine yeğeni III. Alâeddîn Keykubâd Selçuklu sultanı tayin edildi, vezir ise Tebrizli Şemseddîn Ahmed Lâkuşî olmuştu. Bu olaylar sırasında Anadolu dört mali bölgeye ayrıldı. Bölgelerin başına tayin edilen görevliler halkı tamamiyle sömürmüşler, hatta gelecek yılların vergilerini alacak kadar ileri git­mişlerdi. Öte taraftan Anadolu’daki Moğol kumandanlığının kendisine verilme­mesine kızan Sülemiş, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-alaeddin-keykubadin-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – III. Alâeddîn Keykubâd’ın Saltanatı Dönemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="  wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="422" height="352" /></a></p>
<p><strong>III. Alâeddîn Keykubâd’ın Saltanatı </strong></p>
<p>II. Mes’ûd’un yerine yeğeni III. Alâeddîn Keykubâd Selçuklu sultanı tayin edildi, vezir ise Tebrizli Şemseddîn Ahmed Lâkuşî olmuştu. Bu olaylar sırasında Anadolu dört mali bölgeye ayrıldı. Bölgelerin başına tayin edilen görevliler halkı tamamiyle sömürmüşler, hatta gelecek yılların vergilerini alacak kadar ileri git­mişlerdi. Öte taraftan Anadolu’daki Moğol kumandanlığının kendisine verilme­mesine kızan Sülemiş, Gazan Hân’a isyan etti (1299). Sülemiş, Karamanoğulları ile anlaşarak Sivas’ı kuşattı ise de, yanındaki Moğol askerleri ona karşı gönde­rilen Mulay idaresindeki orduya iltihak edince, Erzincan Akşehir’inde mağlup olarak Memlûk ülkesine kaçtı. Karamanoğulları da ülkelerine döndüler. Süle­miş bir süre sonra tekrar Anadolu’ya girdi ise de, Ankara civarında yakalanarak Tebriz’e götürüldü ve orada öldürüldü (27 Ağustos 1299).</p>
<p>Sultan III. Alâeddîn Keykubâd, Sülemiş isyanı sırasında tarafsız kal­mış, onun bu şekildeki davranışı Gazan Hân’ı memnun etmişti. Nitekim III. Alâeddîn Keykubâd, İlhanlı Sultan’ının huzuruna gittiği zaman, Gazan Hân memnuniyetini göstererek onu Hûlâgû’nun kızı ile evlendirdi. Selçuklu sulta­nı daha sonra tekrar ülkesine döndü. Ancak bundan sonra onun da Moğollar gibi halkın varlığına el uzatmaya başladığını ve zorla para toplamaya giriştiği­ni görüyoruz. Bunda belki en önemli rolü ona atabey tayin edilen Karahisarlı Kadı Mecdeddîn ile Müşrif Seyyid (Şerefeddîn) Hamza oynamıştı. Çok geçme­den halk, Anadolu&#8217;daki Moğol askerî kumandanı Abışga’ya durumdan şikâyetçi oldular. Abışga önce her iki devlet memurunu öldürttü, Sultan III. Alâeddîn Keykubâd’ı ise Kayseri-Elbistan arasında karargâhının bulunduğu Yabanlu’ya getirtti. III. Alâeddîn bir ara Konya’ya doğru kaçmaya çalıştı ise de muvaffak olamadı ve Gazan Hân’ın huzuruna gönderildi ve yargılama sonunda idama mahkûm edildi. Ancak Hûlâgû’nun kızı olan eşi sayesinde ölümden kurtuldu ve sözde var olan tahtından azledilerek İsfahan&#8217;a gönderildi (701/1301-1302). III. Alâeddîn Keykubâd’ın ölünceye kadar İsfahan&#8217;da yaşadığı rivayet edilir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-alaeddin-keykubadin-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – III. Alâeddîn Keykubâd’ın Saltanatı Dönemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-alaeddin-keykubadin-saltanati-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; II. Gıyâseddîn Mes’ûd’un Saltanatı Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-mesudun-saltanati-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-mesudun-saltanati-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 19:37:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İlhanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Argun Haan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Fahreddîn Kazvînî]]></category>
		<category><![CDATA[Gıyâseddîn Mesud]]></category>
		<category><![CDATA[Germiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hemedan]]></category>
		<category><![CDATA[Karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9297</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Gıyâseddîn Mes’ûd’un Saltanatı Sultan Gıyâseddîn II. Mes’ûd ise 1284 yılı Şubat ayında törenle Konya’da tahta çıkmıştı. Öte taraftan Argun Han da kardeşi Geyhatu’yu yirmi bin kişi­lik bir kuvvetle Anadolu’ya gönderdi. Bu Moğol ordusu Erzincan&#8217;da oturdu. Ancak gerek bu şehzade ve gerekse Anadolu&#8217;daki Moğol askerlerinin bütün masrafları Selçuklu hâzinesinden ödeniyor, bu sebeple büyük güçlük çeki­liyordu. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-mesudun-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – II. Gıyâseddîn Mes’ûd’un Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> <a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="385" height="321" /></a></strong></p>
<p><strong>Gıyâseddîn Mes’ûd’un Saltanatı</strong></p>
<p>Sultan Gıyâseddîn II. Mes’ûd ise 1284 yılı Şubat ayında törenle Konya’da tahta çıkmıştı. Öte taraftan Argun Han da kardeşi Geyhatu’yu yirmi bin kişi­lik bir kuvvetle Anadolu’ya gönderdi. Bu Moğol ordusu Erzincan&#8217;da oturdu. Ancak gerek bu şehzade ve gerekse Anadolu&#8217;daki Moğol askerlerinin bütün masrafları Selçuklu hâzinesinden ödeniyor, bu sebeple büyük güçlük çeki­liyordu. Vezir Sâhib Ata bu masrafları kendi hâzinesinden karşıladığı gibi, borca bile girmişti. Ancak Selçuklu başkentinde bu sırada başka olaylar geli­şiyor, bu sebeple II. Mes’ûd Kayseri’ye gitmek zorunda kalıyordu. Bu gelişen olaylarda en büyük rolü, II. Gıyâseddîn Keyhusrev’in annesi oynuyordu. O iki torununu Konya’da tahta çıkarmak için Karamanlılar ve Eşrefoğulları’ndan yardım istiyordu.</p>
<p>Bu maksatla Karamanoğulları Güneri Bey’e beylerbeylik, Eşrefoğlu Halil Bey’e de saltanat naibliği veriyordu. Nitekim 8 Rebi 1. 684/14 Mayıs 1285’te Gıyâseddîn Keyhusrev’in çocukları Konya’da tahta oturtuldu­lar. Ancak kısa süre içinde Gıyâseddîn Keyhusrev’in çocukları olmadığı anla­şıldığından bunlar yakalanarak yargılanmak üzere Argun Hân’a gönderildiler ve ortadan kaldırıldılar. Bir süre sonra Geyhatu&#8217;nun Konya&#8217;ya geldiğini görü­yoruz (Nisan 1286), muhtemelen Sultan Mes&#8217;ûd da Onunla beraberdi.</p>
<p>Bu sıra­da Germiyanlılar harekete geçerek Beyşehir bölgesini yağmaladılar. Moğol ve Selçuklu kuvvetleri onları mağlup ederek bu Türkmenlerin faaliyetlerini bir süre için durdurmaya muvaffak oldular. Geyhatu’nun Konya’ya gelmesiyle Orta Anadolu’da sükûnet sağlanırken, batıdaki uç bölgeleri Karaman, Germiyan ve Eşrefoğulları’nın hareketleri nedeniyle kargaşa içinde bulunuyordu. Nihayet 1288 yılı başlarında bu üç Türk beyliği de Sultan II. Mes’ûd’a itaat et­tiler.</p>
<p>Yine bu devrede kırk yılı aşan uzun bir süre Selçuklu devlet teşkilatında görev ve vezirlik yapan Sâhib Ata Fahreddîn Ali 22 Kasım 1288’de öldü. Ona yaptırmış olduğu büyük hayır müesseseleri sebebiyle “Ebu’l-Hayrat / Hayır Babası” ve “Sâhib Ata” gibi lakablar verilmişti.</p>
<p>Fahreddîn Ali’nin ölümünden sonra Moğollar vezirlik için Anadolu’ya Fahreddîn Kazvînî’yi gönderdiler. O kalabalık bir İranlı memur grubu ile ge­lerek göreve başladı. Bu devrede Moğollar artık Selçuklu Devleti’ne tamamen el koymuşlardı. Fahreddîn Kazvînî’nin ağır vergileriyle Anadolu’da bir zulüm ve soygun devri başladı. Nihayet bu zâlim vezirin ve saltanat naibi Mucireddîn Emîr şâh’ın davranışlarından Argun Hân’a şikâyetçi olundu. Bu şikâyetler sebebiyle her ikisi de görevlerinden uzaklaştırıldı. Ayrıca Fahreddîn Kazvînî yaptığı zulümleri hayatı ile ödedi ve Tebriz meydanında başı vuruldu (1291).</p>
<p>Bun­dan sonra Anadolu’da malî işleri yürütmek için Yavlak Arslan oğlu Nasıreddîn adında bir Türk görevlendirildi. Nasıreddîn âdil işleri ve doğruluğu ile halkın sevgisini ve aynı zamanda Geyhatu’nun da itimadını kazandı. Ancak İlhan­lı sultanı Argun’un ölümüyle Geyhatu’nun onun yerine geçmesi (Temmuz 1291) ve bu sebeple Anadolu’dan ayrılması ülkede bir boşluk yarattı. Bundan yararlanan Karamanlılar harekete geçmişler ve Halil Bahadır’ın idaresinde Konya&#8217;ya saldırmışlardı.</p>
<p>Bu sırada Sultan Mes’ûd Kayseri’de bulunuyor ve ça­resiz kalarak bu durumu acele Sultan Geyhatu’ya bildiriyordu. Geyhatu’nun gelişini Konyalılar sevinçle karşıladılar. O askerlerinden bir kısmını, Akşehir tarafına gönderirken, kendisi de Karaman ülkesine ilerledi. İlhanlı Sultan’ının bu harekâtından Karamanoğulları ve Eşrefoğulları’nın ülkeleri büyük zarar gördü. Ele geçirilen yedi bin esir Konya’ya getirildi. Bu Moğol akınları Denizlik Muğla yörelerine kadar uzandı ve Menteşoğulları’nın ülkesi de acımasızca yağmalandı.Öte taraftan II. İzzeddîn Keykavus’un oğullarından Kılıç Arslan, Çobanoğulları’ndan Muzaffereddîn Yavlak Arslan ile birleşerek Kastamonu yöresinde İlhanlılara karşı harekete geçmişti.</p>
<p>Geyhatu, Sultan Mes’ûd’u bazı Moğol kumandanları ile beraber göndererek kuzeydeki bu hareketi de bastırdı ve İran’a döndü (1292). Onun dönüşü ve Selçuklu-Moğol ordusunun da sefer­de bulunmasından yararlanan Karamanlılar tekrar harekete geçerken, Eşrefoğulları da Gâvele Kalesi’ne kadar ilerleyip etrafı yağmalamışlardı.</p>
<p>Öte taraftan İlhanlı hanedanı arasında da taht mücadelesinin başladığı­nı görüyoruz, önce Geyhatu tahttan uzaklaştırılarak öldürüldü (1295). Onun yerine Baydu Hân geçti ise de, bir yıl bile saltanat süremeden Mahmûd Gazan Hân (1295-1304) İlhanlı sultanı oldu. Ancak bu devrede Anadolu’ya tayin edi­len Moğol noyanları da peşpeşe isyan ettiler ve öldürüldüler. Bu Anadolu’daki sosyal ve iktisadi hayatın daha da kötüleşmesine sebep oluyordu. Nitekim Mahmûd Gazan Hân Anadolu’daki Moğol kuvvetlerinin başına Tuğaçar’ı ta­yin etti ise de, ondan çekindiği için çok geçmeden öldürtmek zorunda kaldı (1295). Bundan sonra Anadolu’da Moğol kumandanlarının peşpeşe isyanları başladı, önce Baltu isyan etti, ayrıca Sultan II. Mes’ûd’un Gazan Hân’ın hu­zuruna gitmesini de engelledi.</p>
<p>Neticede Baltu, Kilikya Ermenileri tarafından yakalanarak Tebriz&#8217;e gönderildi ve orada öldürüldü (14 Ekim 1296). Sultan II. Mes’ûd bu olaydan sonra Gazan Han’ın huzuruna çıkabildi ise de, hüküm­darlıktan azledilmekten kurtulamadı ve Hemedan&#8217;a sürüldü.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-mesudun-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – II. Gıyâseddîn Mes’ûd’un Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-mesudun-saltanati-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; Siyavuş (Cimri) Olayı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-siyavus-cimri-olayi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-siyavus-cimri-olayi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 19:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Abaka]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Alâeddîn Siyavuş]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Cimri Olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[II. İzzeddîn Keykavus]]></category>
		<category><![CDATA[III. Gıyâseddîn Keyhusrev]]></category>
		<category><![CDATA[Kongurtay]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol]]></category>
		<category><![CDATA[Muineddîn Pervane]]></category>
		<category><![CDATA[Mut Ovası]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivayüş]]></category>
		<category><![CDATA[Teküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9295</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Siyavuş (Cimri) Olayı Türkmenler Anadolu&#8217;daki Moğol zulmüne karşı zaman zaman başkaldırıyorlar ve istiklallerini elde etmeye çalışıyorlardı. Nitekim Ermenek, Mut, Silif­ke ve Anamur bölgesindeki Karamanlılar Hatiroğlu Şerefeddîn’in ölümünden sonra da isyan hareketlerine devam ve üzerlerine gelen Selçuklu kuvvetlerini mağlup etmişlerdi. Sultan Baybars Kayseri’ye kadar ilerlediği zaman, onu kar­şılayanlar arasında Karamanlılar da bulunuyordu. Baybars burada Karamanlı­lara [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-siyavus-cimri-olayi/">Türkiye Selçukluları – Siyavuş (Cimri) Olayı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="424" height="353" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Siyavuş (Cimri) Olayı</strong></p>
<p>Türkmenler Anadolu&#8217;daki Moğol zulmüne karşı zaman zaman başkaldırıyorlar ve istiklallerini elde etmeye çalışıyorlardı. Nitekim Ermenek, Mut, Silif­ke ve Anamur bölgesindeki Karamanlılar Hatiroğlu Şerefeddîn’in ölümünden sonra da isyan hareketlerine devam ve üzerlerine gelen Selçuklu kuvvetlerini mağlup etmişlerdi. Sultan Baybars Kayseri’ye kadar ilerlediği zaman, onu kar­şılayanlar arasında Karamanlılar da bulunuyordu. Baybars burada Karamanlı­lara beylik menşurları ve sancaklar verdi. Öte taraftan Karamanlılardan Mehmed Bey kendi aşiretinin yanı sıra Eşref ve Menteşe beylerini de alarak harekete geçmiş ve önce Aksaray üzerine yürümüştü, fakat burada başarılı olamayınca Konya’ya ilerledi.</p>
<p>Mehmed Bey’in yanında bir rivayete göre, Kırım’da bulunan II. İzzeddîn Keykavus’un oğullarından Alâeddîn Siyavuş da vardı. (Bir kısım kay­nak ve araştırıcılar bu şahsın Selçuklulardan olduğunu kabul etmemekte, düz­mece bir şehzade olduğunu öne sürmektedirler. Nitekim alay etmek ve küçük düşürmek maksadıyla o “Cimri&#8221; lakabıyla anılmıştır.) Mehmet Bey, Alâeddîn Siyavuş adına Konya’nın teslimini istedi. Selçuklu Devleti ileri gelenlerinden Nâib Emîneddîn Mikâil bu teklifi reddederek Konya’yı müdafaaya hazırlandı ise de bunda başarılı olamadı. Karamanoğlu Mehmed Bey 10 Zilhicce 675/15 Mayıs 1277 günü şehre girdi, beraberindeki Türkmenler de bu zengin şehri yağ­maladılar.</p>
<p>Nihayet Alâeddîn Siyavuş Selçuklu tahtına oturtularak sultan ilan edildi, adına hutbe okundu ve para basıldı. Konya’nın ileri gelenleri de bu yeni sultana biat ettiler. Konya&#8217;ya girmeden birkaç gün önce yapılan divan toplantı­sında; bundan sonra divanda, sarayda ve resmî toplantılarda, mecliste ve mey­danda Türkçeden başka dil kullanılmayacağı hususunda çok önemli bir karar alındı. Daha Sonra Alâeddîn Siyavuş&#8217;un durumunu kuvvetlendirmek için IV. Kılıç Arslan&#8217;ın kızı ile evlendirilmek istendi. Kızın annesi Gazayla Hâtûn, vakit kazanmak maksadıyla çeyiz hazırlığı için dört ay süre istedi, Hâtun’un bu isteği uygun karşılandı. Mehmed Bey ve bu yeni Selçuklu Sultan’ının ilk başarısı Sâhib Ataoğulları&#8217;na karşı oldu.</p>
<p>Sâhib Ataoğulları Tâceddîn Hüseyin ve Nusreteddîn Haşan asker toplayarak ve Germiyanlı Türkmenleri’ni de beraberlerine alarak Konya’ya doğru harekete geçtiler. Mehmed Bey ve Alâeddîn Siyavuş da Akşehir istikametinde yürüdüler. Tâceddîn Hüseyin Değirmençayı geçerken öldürül­dü, bu suretle başlayan savaşta ölenler arasında Nusreteddîn Haşan da bulu­nuyordu (26 Mayıs 1277). Karamanlılar bu savaşta birçok Selçuklu devlet ada­mını da öldürdüler, daha sonra Karahisar (Afyon) üzerine yürüdülerse de gayet müstahkem olan bu kaleyi alamayarak Konya’ya döndüler (Haziran 1277). An­cak bu sırada İlhanlı şehzadesi Kongurtay, Sâhib Ata ve Sultan III. Gıyâseddîn Keyhusrev’in büyük bir ordu ile ilerlemekte oldukları haber alındı. Mehmed Bey muhtemelen bu orduya karşı koyamayacağını anlayarak Alâeddîn Siyavuş ile Konya’yı terk edip Ermenek tarafına gitti.</p>
<p>Onun ve Alâeddîn Siyavuş’un Kon­ya’daki hâkimiyetleri otuz yedi gün sürmüştü. Selçuklu ve Moğol kuvvetleri onları takip ettiler, ancak Kongurtay 1277-1278 kışını geçirmek üzere Tokat’ın Kaz-ova kışlağına gitti. Öte taraftan Sultan III. Gıyâseddîn Keyhusrev ve Sâhib Ata beraberlerinde bir Moğol birliği olduğu halde tekrar harekete geçerek Mut Ovası’na (İçel) girdiler, nihayet etrafı keşfe çıkmış olan Mehmed Bey’i yakala­yarak öldürdüler. Alâeddîn Siyavuş ise Anadolu’nun batı uç bölgelerine giderek Türkmenleri etrafına toplamış ve mücadeleye devam etmişse de başarılı olama­mış, Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev ve Sâhib Ata idaresindeki Selçuklu ordusuna esir düşerek öldürülmüştür (muh. 1278).</p>
<p>Muineddîn Pervâne’nin öldürülmesinden sonra İlhanlı sultanı Abaka kardeşi Kongurtay ile Vezir Şemseddîn Muhammed Cuveynî’yi Anadolu’ya gönderdi. Kongurtay Anadolu’da bozulan düzeni sağlarken, Cuveynî de mali meseleleri halledecekti. Öte taraftan Kırım’da bulunan II. İzzeddîn Keyka­vus tahta yeniden geçmek ümidini kaybetmemiş, oğullarını da bu yönde bilinçlendirmiş ve Mes’ûd&#8217;u da veliaht tayin etmişti. Nitekim o öldükten sonra oğlu Mes’ûd maiyetiyle birlikte Anadolu’ya geldi (1280). Bu sırada Çobanoğulları’ndan Muzaffereddîn Yavlak Arslan onu beraberine alarak Abaka&#8217;nın huzuruna götürdü. Abaka Han, Mes&#8217;ûd’a Doğu Anadolu’dan bazı vilâyetler tahsis etmiş, fakat yanından ayırmamıştır. Bir süre sonra Abaka Öldü (1282) ve yerine samimi bir Müslüman olan Ahmed Teküdar İlhanlı Devleti&#8217;nin başına geçti. Sultan Ahmed Teküdar da Selçuklu ülkesini Sultan III. Gıyâseddîn Keyhusrev ve Mes’ûd arasında ikiye böldü.</p>
<p>Anadolu’da ise Karamanlılar ve öteki Türkmenler taht kavgalarından yararlanarak Moğollar ile mücadeleye devam etmişlerdi. Nitekim Karaman ve Eşrefoğulları Konya ve Akşehir bölgelerinde yağma hareketlerinde bulunmuşlardı. Kongurtay da bu bölgedeki Karamanlılara karşı harekete geçti, on­ların ülkesi Ermenek ve Mut’a kadar ilerleyerek tahrip ve istila etti. Sultan III. Gıyâseddîn Keyhusrev ise devletin ikiye bölünmesini kabul etmedi ve beraberinde Kongurtay, Sâhib Ata Fahreddîn Ali olduğu halde Ahmed Teküdar’ın huzuruna gitmek üzere yola çıktı.</p>
<p>Bu sırada İlhanlı Devleti’nde sultanlık mü­cadelesi başlamış, Kongurtay öldürülmüş, Gıyâseddîn Keyhusrev bir süre, Erzurum&#8217;da bekledikten sonra İlhanlı hükümdarının huzuruna çıkmıştı. Fakat İlhanlı Devleti’nde süren taht mücadelesini Argun Han’ın kazanma­sı Mes’ûd’un işine yaradı. Argun onu Selçuklu sultanı tayin etti. Gıyâseddîn Keyhusrev’i de tahttan indirip Anadolu’ya gönderdi, fakat daha sonra adam­ları vasıtasıyla yayının kirişi ile boğdurdu (1 Mart 1284).</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-siyavus-cimri-olayi/">Türkiye Selçukluları – Siyavuş (Cimri) Olayı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-siyavus-cimri-olayi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; III. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;in Saltanatı Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-giyaseddin-keyhusrevin-saltanati-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-giyaseddin-keyhusrevin-saltanati-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 18:59:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Abaka Han]]></category>
		<category><![CDATA[Acay]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beylerbeyi Hatiroğlu Şerefeddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[III. Gıyâseddîn Keyhusrev'in Saltanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[Mengti Temür]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol]]></category>
		<category><![CDATA[Muineddîn Pervane]]></category>
		<category><![CDATA[Noyan]]></category>
		<category><![CDATA[Pervane]]></category>
		<category><![CDATA[Tebriz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9293</guid>

					<description><![CDATA[<p>III. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;in Saltanatı IV. Rükneddîn Kılıç Arslan’ın öldürülmesinden sonra yerine küçük yaş­taki oğlu Gıyâseddîn Keyhusrev tahta çıkarıldı. Muineddîn Pervâne yine dev­let içindeki üstün mevkiini muhafaza ediyor çevresindeki bütün görevliler ya kendi akrabaları veya adamlarından oluşuyordu. Bu durumda kendisine rakip olarak her iki gruba dâhil bulunmayan Sâhib Ata Fahreddîn Ali’yi gö­rüyordu. Bu bakımdan Muineddîn Pervâne, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-giyaseddin-keyhusrevin-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – III. Gıyâseddîn Keyhusrev’in Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="385" height="321" /></a></p>
<p><strong>III. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;in Saltanatı</strong></p>
<p>IV. Rükneddîn Kılıç Arslan’ın öldürülmesinden sonra yerine küçük yaş­taki oğlu Gıyâseddîn Keyhusrev tahta çıkarıldı. Muineddîn Pervâne yine dev­let içindeki üstün mevkiini muhafaza ediyor çevresindeki bütün görevliler ya kendi akrabaları veya adamlarından oluşuyordu. Bu durumda kendisine rakip olarak her iki gruba dâhil bulunmayan Sâhib Ata Fahreddîn Ali’yi gö­rüyordu. Bu bakımdan Muineddîn Pervâne, Sâhib Ata’yı ortadan kaldırmak için fırsat arıyordu. Nitekim Sâhib Ata’nın Kırım’da bulunan sabık Sultan, II. İzzeddîn Keykavus&#8217;a yardımda bulunmasını, bu yardımdan kendi haberi ol­masına rağmen, tasfiye için bir fırsat saydı (1271-72). Neticede vezir tutukla­narak görevinden uzaklaştırıldı. Ancak Sahib Ata’nın küçük oğlunun çabasıy­la İlhanlı sultanı Abaka onu huzuruna çağırarak muhakeme etti. Sâhib Ata bu yargılama sonunda hayatını kurtararak geri dönmüş, daha sonra 1275 yazın­da çok değerli hediye ve paralarla eski makamını elde edebilmişti.</p>
<p>Öte taraftan Muineddîn Pervane Anadolu’da baskısı altında bulunduğu Abaka’nın kardeşi Acay’dan şikâyetçi idi. Muhtemelen bu durumu öğrenen Acay ona karşı daha sert davranıyordu. Muineddîn Pervâne ise hayatını tehli­kede görerek Memlûk sultanı Baybars’a gizlice adamlar gönderiyor ve onun­la Moğolları Anadolu&#8217;dan uzaklaştırmak konusunda anlaşmaya çalışıyordu (672/1272-1273). Baybars onun bu teklifini kabul etmişse de Anadolu’ya gelecek yıl gelebileceğini bildirmişti. Nitekim Baybars sözünde durarak 673 Şaban/Şubat 1275 tarihinde harekete geçtiyse de, Pervâne ona haber gönde­rerek bu seferin bir sonraki yıla ertelenmesini istemişti. Bu nedenle Baybars da Kilikya Ermenileri üzerine yürüdü.</p>
<p>Diğer taraftan Abaka ise kardeşi Acay’ı 1275 yılında Anadolu’dan geri çekmiş ve onun yerine Moğol kumandanlarından Toku Noyan’ı tayin etmiş­ti. Selçuklu beyleri ve devlet adamları bu yeni Moğol kumandanının izni ol­madan herhangi bir hususta karar veremeyeceklerdi. Böylece Pervâne, Moğollar nezdindeki itibar ve itimadını kaybetmiş oluyordu. Ancak Abaka 1275 yılı Mayıs-Haziran aylarında Acay’ı tekrar Anadolu’ya göndermişti. Fakat İlhanlı sultanı tarafından huzura çağrılan Pervâne ve Toku Noyan’ın birlikte şikâyetleri onun Abaka tarafından geri alınmasına sebep oldu. Yine bu yıl içinde Moğol ve Selçuklulardan oluşan otuz bin kişilik bir ordu Bire kuşat­ması sırasında başarısız kalmıştı (Aralık 1275). Bu sırada Pervâne, Baybars ile tekrar temas kurmuş ve Moğolları Anadolu’dan atmak için Memlûklu ordu­sunu harekete geçirmesini istemişti. Muhtemelen bu haber Baybars’a 1276 baharında ulaşmış, o da bir sefer için mevsimin uygun olmaması sebebiyle Anadolu’ya sonbaharda gelebileceğini bildirerek özür dilemişti. Daha sonra Abaka Han haber göndererek IV. Kılıç Arslan’ın kızı Selçuk Hâtun’u oğlu Argun ile evlendirmek üzere huzuruna getirilmesini istedi. Pervâne, Fahıeddîn Ali ve Selçuk Hâtûn ile beraber yola çıkmış (27 Mayıs 1276) ve Tebriz’e giderek Abaka’nın huzuruna ulaşmıştı.</p>
<p>Selçuk Hâtun’un düğünü için Muineddîn Pervâne, Abaka Han’a giderken Selçuklu Devleti’nde başka olaylar gelişiyor; Beylerbeyi Hatiroğlu Şerefeddîn Moğollara karşı Anadolu’da isyan bayrağını açıyordu. Hatîroğlu öteki Selçuklu beylerini ve III. Gıyâseddîn Keyhusrev’i de bir hareket için kandırmış, ayrıca Memlûk sultanı Baybars’a da Anadolu’ya gelmesi için elçiler göndermişti. Ayrıca altı bin kişilik bir Memlûk birliğinin Emîr Bektut kumandasında keşif maksadıyla Elbistan&#8217;a gelmesi isyancıları ümitlendirmişti. Ancak Baybars ise böyle bir hareket için acele edilmemesini, askerleri Mısır’da bulunduğu bir şifâda Anadolu&#8217;ya gelmesinin mümkün olmadığını bildiriyordu. Hakikaten zaman geçmiş ve bu sırada Muineddîn Pervâne, Abaka’nın kardeşi Mengti Temür (Kongurtay), Vezir Fahreddîn Ali, Toku ve Todavuiı Noyanlar kuman­dasında otuz bin Moğol askeri ile geri dönmüşlerdi. Neticede Moğollar Sul­tan Baybars&#8217;ın bizzat harekete geçmediğini öğrenerek bu isyanı bastırdılar ve Hatiroğlu Şerefeddîn&#8217;i yakalayarak yargıladılar.</p>
<p>Bu yargılama sırasında Hatîroğlu, Muineddîn Pervâne’yi de Baybars’la mektuplaşmakla itham etti ise de canını kurtaramadı. O ve beraberindeki Selçuklu beylerinin büyük bir kısmı idam edildi (Ekim 1276). Böylece Hatîroğlu isyanı bastırılmış, ancak Moğollar Anadolu’yu daha sıkı bir kontrol altına almışlardı.</p>
<p>Nihayet Sultan Baybars Anadolu’yu Moğol istilasından kurtarmak için 7 Nisan 1277’de Halep’ten yola çıktı. Onun bu sefere çıkmasında Pervâne ile beraber Selçuklu devlet adamlarının teşviklerinin de rol oynadığı rivayet edilmiştir. Baybars ve Memlûklu ordusu Nisan ayı içinde Elbistan Ovası&#8217;na ulaş­tı. Burada Moğollar ile Memlûk ordusunun ilk karşılaşması öncü kuvvetleri arasında oldu ve bu ilk savaşta üç bin kişilik Moğol öncüleri bozguna uğradı.</p>
<p>Moğol ordusuna Tudavun ve Toku Noyanlar kumanda ediyordu. Muineddîn Pervâne de onlarla beraberdi ve ordunun sayısı Gürcü ve Selçuklu yardımcı kuvvetleri ile on beş-on altı bin kişiye ulaşıyordu. Memlûk ordusunun sayısı ise muhtemelen otuz bin civarında idi. Esas savaş 15 Nisan günü oldu ve Moğolların kesin şekilde mağlubiyetiyle sonuçlandı. Moğollar ile beraber bulu­nan Selçuklu askerleri, ihanetlerinden korkulduğu için ayrı bir grup hâlinde tutulmuşlar, onlar da pek savaşa girmemiş, ileri gelen Selçuklu beylerinden bir kısmı Memlûk ordusuna esir düşmüş veya gönüllü olarak esir olmuşlardı.</p>
<p>Muineddîn Pervâne ise savaşın neticesini gördükten sonra önce Kayseri’ye kaçmış, orada bulunan Sultan III. Gıyâseddîn Keyhusrev’i, kendi karısı ve devlet adamlarını beraberine alarak Tokat’a gitmişti. Sultan Baybars Elbistan Ovası’nda kazandığı zaferden sonra Kayseri’ye doğru ilerledi ve 20 Nisan’da büyük bir sevinç ve merasimle karşılandığı bu şehre girdi. Baybars buradan Pervâne&#8217;ye haber göndererek huzuruna gelmesini bildirdiyse de, Pervâne onbeş gün daha süre istiyor ve bu arada Abaka ile temasa geçmeye çalışıyordu. Baybars onun ikiyüzlü siyasetini anlamış, ordusunda yiyecek ve yem sıkıntısı başlaması üzerine Kayseri’de altı gün kaldıktan sonra geri dönmüştü.</p>
<p>Muineddîn Pervâne bütün bu olup bitenlerden sonra durumu Abaka’ya bildiriyor, daha önceden olayları öğrenmiş olan Abaka da otuz bin atlı ile Anadolu&#8217;ya hareket ediyordu (Haziran 1277). Abaka Han önce savaşın ol­duğu Elbistan Ovası’na ilerledi. Muineddîn Pervâne, Sultan III. Gıyâseddîn Keyhusrev ve Sâhib Fahreddîn Ali de ona iltihak ettiler. Abaka Elbistan Ovası’ndaki Moğol Ölülerini gördüğü zaman çok üzülmüş, bu olayda suçlu olarak Pervâne&#8217;yi görmüştü. İlhanlı sultanı önce bu bölgedeki Türkmenlerden eline geçirdiklerini ortadan kaldırmış, daha sonra da Anadolu’daki şehirlerin yağmalanmasını ve halkının öldürülmesini emretmişti.</p>
<p>Bu sırada Abaka’nın veziri Şemseddîn Cüveynî ön plana çıkmış, Sivas’ın yarısı ile birkaç şehri sa­tın alarak tahrîb olmaktan ve buraların ahalisini ölümden kurtarmıştı. Buna rağmen birçok ilim ve devlet adamı Moğolların elinden kurtulamayarak öldü. Abaka, Anadolu’da özellikle Türkmenlerin başlattığı isyan hareketleri üzeri­ne, kardeşi Şehzâde Kongurtay’ı Sâhib Ata ile birlikte Karamanlıların cezalan­dırılması için görevlendirdi. Daha sonra o beraberinde Pervâne olduğu halde yoluna devam etti ve yolu üzerinde bulunan ve Pervâne&#8217;nin iktâı olan müstah­kem Şebinkarahisar&#8217;ın teslimini istedi. Ancak kale kumandanı Seyfeddîn’in burayı Pervâne’ye teslim etmemesi Abaka’nın daha da kızmasına sebep oldu.</p>
<p>Neticede Abaka Moğolların yazlık karargâhı olan Van Gölü’nün kuzeyindeki Aladağ’a gelerek burada Pervâne hakkında kumandanları ile görüşmeler yaptı. Bu sırada özellikle Baybars ile gizlice işbirliği yapması ve öldürülen Moğol kumandanlarının ailelerinin ısrarları Pervâne’nin aleyhine oldü. O maiyetiyle öldürüldü (2 Ağustos 1277). Böylece Anadolu tarihinde önemli bir rol oyna­yan bu devlet adamının sağladığı geçici bir sükûn devri sona ermiş oldu.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-giyaseddin-keyhusrevin-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – III. Gıyâseddîn Keyhusrev’in Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iii-giyaseddin-keyhusrevin-saltanati-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları – IV. Kılıç Arslan’ın Saltanatı Dönemi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iv-kilic-arslanin-saltanati-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iv-kilic-arslanin-saltanati-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 18:52:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak: Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Muineddîn Pervane]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon Komnenoslar]]></category>
		<category><![CDATA[V. Kılıç Ars­lan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9291</guid>

					<description><![CDATA[<p> IV. Kılıç Arslan’ın Saltanatı Yukarıda belirttiğimiz saltanat mücadelelerinden faydalanan Trabzon’­daki Komnenoslar,1259/da Sinop’u işgal ettiler. Bu bakımdan Selçuklu Devleti’nin Karadeniz ticareti için önemli bir liman olan Sinop’un kurta­rılması gerekiyordu. Bu maksatla da İlhanlı sultam Abaka&#8217;dan izin alınarak (1265) Sinop üzerine bir sefer tertiplendi ve şehir uzun bir kuşatmadan sonra ele geçirilerek tekrar Türk hâkimiyeti altına girdi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iv-kilic-arslanin-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – IV. Kılıç Arslan’ın Saltanatı Dönemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="  wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="388" height="323" /></a> <strong>IV. Kılıç Arslan’ın Saltanatı</strong></p>
<p>Yukarıda belirttiğimiz saltanat mücadelelerinden faydalanan Trabzon’­daki Komnenoslar,1259/da Sinop’u işgal ettiler. Bu bakımdan Selçuklu Devleti’nin Karadeniz ticareti için önemli bir liman olan Sinop’un kurta­rılması gerekiyordu. Bu maksatla da İlhanlı sultam Abaka&#8217;dan izin alınarak (1265) Sinop üzerine bir sefer tertiplendi ve şehir uzun bir kuşatmadan sonra ele geçirilerek tekrar Türk hâkimiyeti altına girdi (1266). Bu sırada Muineddîn Pervâne Sinop’un kendisine temlikini istedi. Sultan IV. Kılıç Ars­lan, Pervâne’nin devlet içindeki kudretli durumu karşısında hayır demesinin mümkün olmadığını anlamış ve şehri ona vermek zorunda kalmıştı. Böylece orada Pervâneoğulları Beyliği kurulmuş oldu. Ancak bu olay sıra­sında sultan ile Muineddîn Pervane arasında dedikodular yapılmış ve ikisinin arası açılmıştı. Muineddîn Pervane Moğallara dayanarak devletin idare­sini tamamen ele geçirmişti. Bu sebeple o sultanı ortadan kaldırmaya karar verdi ve Abaka’dan yarlığ alarak Moğol beylerinin yardımıyla önce IV. Kılıç Arslan’ın içkisine zehir konuldu, daha sonra da yayının kirişi ile boğularak öldürüldü (1266).</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iv-kilic-arslanin-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – IV. Kılıç Arslan’ın Saltanatı Dönemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-iv-kilic-arslanin-saltanati-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları – Rükneddîn Kılıç Arslan ile II. İzzeddîn Keykavus&#8217;un Saltanatı Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-rukneddin-kilic-arslan-ile-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-rukneddin-kilic-arslan-ile-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 18:49:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İlhanlıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alıncak Noyan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hulagu]]></category>
		<category><![CDATA[II. İzzeddîn Keykavus]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Mengü Kaan]]></category>
		<category><![CDATA[Meraga]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol]]></category>
		<category><![CDATA[Rükneddîn Kılıç Arslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9289</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Rükneddîn Kılıç Arslan ile II. İzzeddîn Keykavus&#8217;un Saltanatı IV. Kılıç Arslan Selçuklu tahtına oturduğunda Konya civarında ordugâh kurmuş olan Baycu Noyan ile bir barış antlaşması yapıldı. Bu yeni sultanın tek başına saltanatı ancak bir kaç ay gibi kısa bir sürede sona erdi. İlhanlı hükümdarı Hûlâgû Bağdat üzerine yürüyeceği zaman, Baycu&#8217;yu da bu sefere çağırdı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-rukneddin-kilic-arslan-ile-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – Rükneddîn Kılıç Arslan ile II. İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="  wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="367" height="306" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rükneddîn Kılıç Arslan ile II. İzzeddîn Keykavus&#8217;un Saltanatı</strong></p>
<p>IV. Kılıç Arslan Selçuklu tahtına oturduğunda Konya civarında ordugâh kurmuş olan Baycu Noyan ile bir barış antlaşması yapıldı. Bu yeni sultanın tek başına saltanatı ancak bir kaç ay gibi kısa bir sürede sona erdi. İlhanlı hükümdarı Hûlâgû Bağdat üzerine yürüyeceği zaman, Baycu&#8217;yu da bu sefere çağırdı. Baycu’nun yokluğu, II. İzzeddîn Keykavus’un İznik imparatoru II. Theodoros Laskaris (1254-1258)’den sağladığı yardımla Konya’ya girmesine ve tahta oturmasına imkân vermişti (14 Rebî II. 655/1 Mayıs 1257) . IV. Kılıç Arslan bu durumda önce Kayseri’ye çekildi, sonra II. İzzeddîn Keykavus’a mukavemet edemeyeceğini anlayınca İlhanlı Sultanı’na başvurdu ve tekrar sultanlık yarlı­ğı elde etti. Bundan sonra iki taraf tekrar saltanat mücadelesine başladılar, bu mücadele sırasında IV. Kılıç Arslan Moğollardan yardım alıyordu. Ne var ki, bu sırada en fazla zarar gören muhakkak Anadolu halkı idi. Öte taraftan Alâeddîn Keykubâd ile Moğollara gönderilen Selçuklu elçi heyeti dört yıllık bir yolculuk­tan sonra Anadolu’ya dönebilmişti. Bu heyeti teşkil edenler yolculuk esnasın­da da birbirleri ile geçinememişlerdi. II. İzzeddîn Keykavus sultanlığını sür­dürebilmek için Merağa’da bulunan Hûlâgû’nun huzuruna gitmek zorunda kaldı (656 Şaban/Ağustos 1258). Neticede Hûlâgû, Mengü Kaan’ın devleti iki sultanın idare etmesini bildiren ve ayrıca Selçuklu ülkesini ikiye bölen yarlığı­nı tatbik etmeyi uygun gördü. Mengü Kaan Kızılırmak batısından (Sivas’tan) Bizans hududuna kadar olan yerleri II. İzzeddîn Keykavus’a; Sivas’tan Moğol hudûduna kadar olan bölgeleri de IV. Kılıç Arslan’a vermişti. Her iki sultan da bu yarlığı uygulamak üzere anlaştılar. Bu sırada Muineddîn Pervane devlet adamı olarak kendini göstermiş ve ön plana çıkmıştı. Ayrıca burada yapılan anlaşma ile Selçuklular Moğollara yıllık haraç olarak 200.000 dinar (20 tümen), kıymetli kumaşlar, beş yüz at ve beş yüz katır verecekti.</p>
<p>Daha sonra olaylar II. İzzeddîn Keykavus’un aleyhine gelişti. O Moğolla­ra yıllık haraç vermek istememiş ve Hristiyan dayıları ile eğlenceye dalmıştı. Buna mukabil IV. Kılıç Arslan ve Muineddîn Süleyman (Pervâne) Moğollar ile iş birliği yapıyor ve onları II. İzzeddîn Keykavus aleyhine kışkırtıyorlardı. Nihayet Moğolların Alıncak Noyan idaresindeki bir ordusu Konya üzerine yürüdü. II. İzzeddîn Keykavus Antalya’ya çekilirken, ona bağlı Selçuklu ordu­su Moğollara karşı savaşa girişiyor ve mağlup oluyordu. II. İzzeddîn Keykavus bu sırada dış devletlerden yardım arıyor ve 1260&#8217;da Ayn Câlût’ta Moğolları mağlup eden Memlûk sultanı Baybars&#8217;a başvuruyordu. Fakat bu yardım gerçekleşmeden Moğol baskısı karşısında II. İzzeddîn Keykavus Antalya’dan gemiye binerek İstanbul’a kaçmak zorunda kaldı (1262). O İstanbul’u tekrar Latinlerden geri almaya muvaffak olan VIII. Mikhail Palaiologos (1259-1282) tarafından çok iyi karşılandı. Böylece Selçuklu Devleti’nin iki sultan tarafın­dan idare edilme devri sonra eriyor, ülkeye tek başına IV. Kılıç Arslan hâkim oluyordu. II. İzzeddîn Keykavus ise daha sonra Altın Orda hükümdarının ya­nma götürülmüş ve 1279 veya 1280’de Kırım’da ölmüştür.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-rukneddin-kilic-arslan-ile-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – Rükneddîn Kılıç Arslan ile II. İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-rukneddin-kilic-arslan-ile-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
