<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yemek Yeme Adabı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/yemek-yeme-adabi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jun 2017 14:51:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Yemek Yeme Adabı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gelişme Çağındaki Çocukların Eğitimlerinde Takip Edilecek Yol ile Terbiye Metodu ve Ahlâklarının Güzelleştirilmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gelisme-cagindaki-cocuklarin-egitimlerinde-takip-edilecek-yol-ile-terbiye-metodu-ve-ahlaklarinin-guzellestirilmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gelisme-cagindaki-cocuklarin-egitimlerinde-takip-edilecek-yol-ile-terbiye-metodu-ve-ahlaklarinin-guzellestirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2015 23:48:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Terbiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişme Çağındaki Çocukların Eğitimlerinde Takip Edilecek Yol ile Terbiye Metodu ve Ahlâklarının Güzelleştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Riyazet]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Yeme Adabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9963</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların terbiyesindeki yol, işlerin en önemli olanlarındandır. Çocuk ebeveyninin yanında emanettir. Onun tertemiz kalbi nakış ve sûretten boş, berrak ve soyut bir cevherdir. Bu mübarek kalp, kendisine nakşedilen her şeye kabiliyetlidir. Ne tarafa meylettirilirse oraya meyleder. Eğer kendisine hayrı öğretirsen, hayr üzerinde büyür. Dünya ve ahirete sahip olur, annesi ve babası da sevabında ortak olurlar. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gelisme-cagindaki-cocuklarin-egitimlerinde-takip-edilecek-yol-ile-terbiye-metodu-ve-ahlaklarinin-guzellestirilmesi/">Gelişme Çağındaki Çocukların Eğitimlerinde Takip Edilecek Yol ile Terbiye Metodu ve Ahlâklarının Güzelleştirilmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/12/images.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9964" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/12/images.jpg" alt="Gelişme Çağındaki Çocukların Eğitimlerinde Takip Edilecek Yol ile Terbiye Metodu ve Ahlâklarının Güzelleştirilmesi " width="348" height="262" /></a><br />
Çocukların terbiyesindeki yol, işlerin en önemli olanlarındandır. Çocuk ebeveyninin yanında emanettir. Onun tertemiz kalbi nakış ve sûretten boş, berrak ve soyut bir cevherdir. Bu mübarek kalp, kendisine nakşedilen her şeye kabiliyetlidir. Ne tarafa meylettirilirse oraya meyleder.</p>
<p>Eğer kendisine hayrı öğretirsen, hayr üzerinde büyür. Dünya ve ahirete sahip olur, annesi ve babası da sevabında ortak olurlar. Ona edep veren ve öğreten de ortak olur.<br />
Eğer şerre alıştırılır ihmal edilirse, şakî olup helâk olur. Günah da onun terbiyesiyle mükellef olanın üzerindedir. Onun velisi sorumludur. Nitekim Allah Teâlâ <i>(cc)</i> şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrîm, 6)</p>
<p>Mademki edep, çocuğu dünya ateşinden koruyor, onu ahiret ateşinden koruması daha evlâdır.</p>
<p><b>1-</b> Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren gözetim altında tutulmalı, ihmal edilmemelidir. Onu sâliha, dindar, helâl yiyen bir kadının sütüyle beslemek uygun olur. Çünkü haramdan meydana gelen sütte bereket yoktur. Haram sütle çocuk beslenen çocuğun tabiatı pisliğe meyleder!</p>
<p><b>2-</b> Çocuğun korunması; ona edep öğretmek, ahlâkını tertemiz yapmak ve güzel ahlâkları tâlim ettirmektir. Bunun için onu kötü arkadaşlardan korumak, fazla nimetlere dalmayı kendisine âdet ettirmemek, süsü ve lüksü kendisine sevdirmemek gerekir. Çünkü böyle yetiştirilirse, büyüyünce bunların peşine düşmek sûretiyle hayatını zâyi edip, ebediyen helâk olur.</p>
<p><b>3-</b> Çocukta aklı erme alâmetleri görüldüğü zaman, onu güzelce yetiştirmek gerekir. Bunun ilk alameti, hayâ duygusunun belirmesidir. Çocuk, utanarak bir kısım fiilleri terk etmeye başlamışsa, aklın nûru onun üzerinde doğmuş demektir. Bu Allah Teâlâ´nın çocuğa vermiş olduğu bir hediyedir. Bu durum, çocuğun ahlâkının olgunluğa döndüğünü, kalbinin saflığa kavuştuğunu gösterir ve çocuğun bülûğ çağında aklının kemâle ereceğini de müjdeler. Bu bakımdan utangaç bir çocuğu başı boş bırakmak uygun değildir. Aksine ona utanması ve utanmaması gereken şeyleri öğretmek sûretiyle onun edebine yardım etmelidir.</p>
<p><b>4-</b> Çocuğa ilk galebe çalan sıfat, yemeğe karşı oburluktur. Çocuğun yanında çok yemeyi kötülemeli, edepli ve az yiyen bir kimseyi övmelidir. Çocuğa, yemek hususunda arkadaşını kendi nefsine tercih etmeyi sevdirmelidir. Yemek adabını öğretmelidir. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkamak, besmele ile başlamak, acele etmemek ve önünden yemek gibi… Çocuğa bazen katıksız ekmek vermeli ve basit yemek yemeye alıştırmalıdır ki, çocuk iyi yemekler yemeyi şart görmesin.</p>
<p><b>5-</b> Çocuğa lüks kıyafetleri değil, sade elbiseleri sevdirmelidir. Zevke dalan ve israfa alışan çocuklardan çocuğunu korumalıdır. Erkek çocuğunu süslü giymekten muhafaza etmelidir.</p>
<p><b>6-</b> Çocuğu, onun keyfine göre konuşan insanlarla oturup-kalkmayı menetmelidir. Çünkü çocuk, yetişmesinin başlangıcında ihmal edildi mi, çoğu zaman kötü ahlâklı, yalancı, hasedçi, hırslı, nemmam (kovucu), ısrarcı, fuzulî konuşan, fuzulî gülen, hilebaz ve hayâsız olur. Kişi çocuğu bu kötü ahlâktan ancak güzel terbiye ile koruyabilir.</p>
<p><b>7-</b> Çocuk, Kur´an´ı ve bir kısım hadîsleri, iyi insanların hikâye ve hallerini öğrenmelidir ki, kalbinde sâlih kimselerin sevgisi yeşersin. Çocuk aynı zamanda hayasızlığı öven şiirlerden ve şarkılardan uzak tutulmalıdır. Çünkü böyle bir edebiyat, çocuğun kalbinde fesad tohumlarını geliştirir.</p>
<p><b>8-</b> Ne zaman çocukta güzel bir ahlâk, iyi bir fiil görülürse, bundan dolayı çocuğu mükâfatlandırmak, çocuğa ikramda bulunmak, çocuğu sevindirecek şekilde davranmak gerekir. Onu insanlar arasında bu fiilinden dolayı övmelidir.</p>
<p><b>9-</b> Eğer bazı durumlarda çocuk hata ederse göz yumulması uygun olur. Çocuğun hayâ perdesini yırtmamalı, ayıbını dışarıya vermemelidir. Hele çocuk bunu örtmek istediği zaman&#8230; Yoksa çocuk hataların açığa çıkmasından perva etmez olur.</p>
<p><b>10-</b> Çocuğu sık sık azarlamak doğru olmaz. Çünkü çok azarlamak, azarlamanın tesirini yok eder. Çirkin fiillerde bulunmayı ona kolay gösterir. Konuşmanın onun kalbinde tesiri kalmaz. Baba, çocuğuyla konuşmasının heybetini korumalıdır. Bu bakımdan çocuğunu arada sırada azarlamalıdır. Anne ise, çocuğa babaya saygıyı öğreterek çirkinliklerden uzaklaştırmalıdır.</p>
<p><b>11-</b> Çocuğu gündüz uyumaktan menetmek uygun olur. Çünkü gündüz uykusu tembelliğe sevk eder. Gece uykusundan ise mahrum etmemelidir. Çocuğu yumuşacık yataklara ve rahata alıştırmamalıdır. Günün bir kısmında yürümeye, hareketler yapmaya alıştırmalı ki çocuk tembelliğe alışmasın. Bütün bu hareketler esnasında avret yerlerini açmaya alıştırmamalıdır.</p>
<p><b>12-</b> Çocuğu, ebeveyninin servetiyle, elbiseleriyle akranlarına karşı böbürlenmekten menetmelidir. Çocuğa, kendisiyle muaşeret edene karşı ikramda bulunmayı, tevâzu göstermeyi, onlarla beraber olduğu zaman incelik ve zerafet göstermeyi öğretmelidir. Çocuğa yüceliğin almakta değil, vermekte olduğunu öğretmelidir. Başkasından almanın çirkin, hasislik ve terbiyesizlik olduğunu söylemelidir. Kısacası çocuğuna paraya karşı tamahkârlığı çirkin gösterip, yılan ve akreplerden sakındırmaktan daha fazla bunlardan sakındırmalıdır. Çünkü tamahkârlık, çocuklar için zehirden daha zararlıdır. Büyükler için de böyledir.</p>
<p><b>13-</b> Çocuğuna oturup kalkmayı, terbiyeyi öğretmelidir. Fazla konuşmaktan çocuğu menetmeli, bunun düşük insanların âdeti olduğunu belirtmelidir. Çocuğu -ister doğru isterse yalan olsun- yemin etmekten menetmelidir ki çocuk, küçüklüğünde böyle bir şeye alışmasın. Lânet etmek ve küfür etmekten menetmelidir. Böyle konuşanlarla oturup-kalkmaktan çocuğunu sakmdırmalıdır. Çünkü bu çirkin şeyler, şüphesiz kötü arkadaşlardan insana sirayet eder! Çocukların terbiye edilmesinin esası ve temeli, kötü arkadaşlardan korunmalarıdır. Başkası konuştuğu zaman, onu ciddiyetle dinlemeyi, eğer kendisinden yaşlı ise hürmetle kulak vermeyi çocuğuna telkin etmelidir.</p>
<p><b>14-</b> Kendisinden yaşlı olanlar için kalkıp, yerini vermeyi ve onların huzurunda edeble oturmayı çocuğuna telkin etmelidir. Çocuğuna, öğretmenine saygı duymayı, ceza verse bile sabretmeyi, böyle yapmanın erkekliğin alâmeti olduğunu söylemelidir. Kendisinden yaşça büyük olanlara -ister yakınları olsun, ister olmasın- hürmet etmeyi, onların huzurunda ciddiyetle durmayı telkin etmelidir.</p>
<p><b>15-</b> Çocuk mektepten dönünce, ona, oyun oynayarak mektebin yorgunluğundan kurtulması için izin verilmesi gerekir. Çünkü çocuğu daima oyundan menetmek ve hep öğrenmeye mecbur tutmak çocuğun kalbini öldürür, zekasını dumura uğratır. Hayatını altüst eder. Hatta çocuk böyle bir sıkılıktan kurtulmak için, ilmi terk etmek ister ve çeşitli hileli yolları denemeye mecbur olur.</p>
<p><b>16-</b> Çocuk erginlik yaşına vardığı zaman, tahâreti ve namazı terk etmesine göz yummamalıdır. Mübarek Ramazan-ı Şerifin bazı günlerinde çocuğa oruç tutmayı emretmelidir. Çocuğa muhtaç olduğu şer´î sınırları öğretmeli, hırsızlıktan, haram yemekten, hainlik, yalan ve fuhşiyattan ve çirkin fiillerden sakındırmalıdır. Ne zaman ki çocuk, çocukluk devresinde bu şekilde gelişirse, bülûğ çağına yaklaştığı zaman bu işlerin sırlarını bilmesi mümkün olur.</p>
<p><b>17-</b>Çocuğa dünyanın temelsiz olup bâki olmadığını, âhiretin daimî vatan olduğunu, akıllı bir kimsenin dünyasından çok, âhireti için azıklanan bir kimse olduğunu öğretmelidir. Böyle bir kimsenin Allah nezdinde derecesinin büyüyüp cennet nimetlerinin genişlediğini öğretmelidir.</p>
<p>Çocuğun gelişmesi sâlih bir şekilde olduğu zaman, bu konuşmalar çocuğun kalbine yerleşir, semere ve meyve verir. Taşın üzerine işlenen nakış gibi silinmez bir şekilde kalır.<br />
Eğer çocuğun büyümesi bunun aksine olursa onun kalbi artık hakkı kabul etmekten kaçınır. Tıpkı duvarın kuru toprağı kabul etmediği gibi&#8230; Bu bakımdan çocuğun terbiyesine başlangıçta ihtimam göstermek gerekir. Bu bakımdan çocuğun terbiyesine başlangıçta ihtimam göstermek gerekir. Çünkü çocuk hem hayra, hem de şerre kabiliyetli olarak ya-ratılmıştır. Ancak ebeveyni onu iki taraftan birisine meylettirirler. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Her çocuk fıtrat üzere doğar. Ancak annesi-babası onu ya-hudi veya hristiyan veya ateşperest yapar.60</p>
<p>Sehl et-Tüsterî der ki: &#8220;Ben onüç yaşında iken gece ibâdetine kalkıyor, dayım Muhammed b. Suvar&#8217;ın namazına bakıyordum. Dayım bir gün bana dedi ki: &#8220;Seni yaratan Allah&#8217;ı anıp hatırlamaz mısın?&#8221; Ben ona &#8216;Nasıl hatırlayayım ve anayım?&#8217; diye sorunca şöyle dedi: &#8220;Yatağına girdiğin zaman kıpırdamaksızın üç kere şöyle de: Allah benimledir. Allah beni görür. Allah şahiddir&#8221;. Ben bu dersi birkaç gece tekrar ettim. Sonra kendisine haber verdim. Bu sefer bana dedi ki: &#8220;Her gece yedi defa söyle!&#8221; Bunu da tatbik ettim. Sonra haber verdim. Bana dedi ki: &#8220;Her gece onbir defa söyle!&#8221; Ben onun dediğini yapınca, bu sözlerin zevki kalbime girdi. Bir sene sonra dayım bana dedi ki: &#8220;Sana öğrettiklerimi koru ve kabre girinceye kadar onlara devam et. Bu hem dünyada ve hem ahirette sana fayda verecektir&#8221;. Ben uzun seneler buna devam ettim. Bunun zevkini kalbimde gördüm. Sonra dayım bir gün bana dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ey Sehl! Allah&#8217;ın beraber olduğu, baktığı, şahid olduğu kimse Allah&#8217;a isyan eder mi? O halde günahlardan uzaklaş ve sakın?&#8221; Bu bakımdan ben kendi nefsimle başbaşa kalıyordum. Beni mektebe gönderdiklerinde &#8216;Himmetimin dağılmasından korkuyorum&#8217; dedim. Fakat yakınlarım öğretmene, benim bir saatte gidip ondan öğrenmemi, sonra dönüp gelmemi şart koştular. Böylece mektebe gittim. Kur&#8217;an&#8217;ı öğrendim. Altı veya yedi yaşındayken Kur&#8217;an&#8217;ı hıfzettim. Bütün sene oruç tutuyordum. İftarlığım da arpa ekmeğiydi ve bu da on iki sene devam etti. Ben onüç yaşında iken zor bir mesele ile karşı karşıya kaldım. Ailemden beni Basra&#8217;ya göndermelerini, bu meselemi orada bulunan âlimlerden sormama izin vermelerini istedim. Böylece Basra&#8217;ya geldim. Âlimlere meselemi sordum.</p>
<p>Hiçbiri bana şifâ verici bir cevap vermeyince Abadan&#8217;da bulunan ve Ebu Habib b. Ebî Abdullah Abadanî adlı bir kişiye gidip meselemi kendisine sordum. O bana gereken cevabı verdi. Ondan faydalanmak için bir müddet onun yanında kaldım. Sonra memleketim olan Tuster şehrine döndüm. Bir dirheme bir mikyal arpa alır, öğütür, pişirir, tuzsuz ve katıksız olarak her gece bir ûkiyesini yer ve bütün seneyi böyle geçirirdim&#8230; Bu dirhem bana bir sene yetiyordu. Sonra ben üç gün üst üste oruç tutup üçüncü gecede iftar etmeye başladım. Sonra beş, sonra yedi, sonra yirmişbeş güne çıkardım ve buna yirmi sene devam ettim. Sonra çıkıp yeryüzünde seyyah olarak gezdim. Sonra memleketim olan Tuster&#8217;e döndüm. Allah Teâlâ&#8217;nın dilediği zamana kadar bütün geceyi ibâdetle geçirdim&#8221;.</p>
<p>Ahmed der ki: &#8216;Sehl et-Tüsterî&#8217;nin ölüp Allah&#8217;a kavuşuncaya kadar hiçbir gece yediğini görmedim&#8217;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Gazzali,İhya,cild:3</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gelisme-cagindaki-cocuklarin-egitimlerinde-takip-edilecek-yol-ile-terbiye-metodu-ve-ahlaklarinin-guzellestirilmesi/">Gelişme Çağındaki Çocukların Eğitimlerinde Takip Edilecek Yol ile Terbiye Metodu ve Ahlâklarının Güzelleştirilmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gelisme-cagindaki-cocuklarin-egitimlerinde-takip-edilecek-yol-ile-terbiye-metodu-ve-ahlaklarinin-guzellestirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 09:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Az Yemek Ve İçmekle Yetinmek Mü'minin Sıfatlarındandır:]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek İçmek Ve İsraf Etmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Yeme Adabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8216</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Yeyin, için, israf etmeyin&#8221; buyruğu ile ilgili olarak İbn Abbas şöyle demektedir: Yüce Allah bu âyet-i kerimede israf veya büyüklenme söz konusu olmadığı sürece yemeyi ve içmeyi helal kılmaktadır. İhtiyaç gereği olan miktar ise -ki bu da açlığı susturan ve susuzluğu gi­deren miktardır- aklen de şer&#8217;an de mendup (teşvik edilmiş) dır. Çünkü, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/">Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8221" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi.jpg" alt="Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek" width="376" height="282" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi.jpg 320w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 376px) 100vw, 376px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Yeyin, için, israf etmeyin&#8221; buyruğu ile ilgili olarak İbn Abbas şöyle demektedir: Yüce Allah bu âyet-i kerimede israf veya büyüklenme söz konusu olmadığı sürece yemeyi ve içmeyi helal kılmaktadır.</p>
<p>İhtiyaç gereği olan miktar ise -ki bu da açlığı susturan ve susuzluğu gi­deren miktardır- aklen de şer&#8217;an de mendup (teşvik edilmiş) dır. Çünkü, bu kadarı ile nefis muhafaza edilir (hayatta kalınır) ve duyular korunabilir. Bundan dolayı şeriatte visal orucu yasağı varid olmuştur. Zira visal, (iftar ve sahur yemeksizin günlerce oruç tutmak) hem bedeni güçsüz bırakır, hem de nefsi öldürür. İbadet etmeye takat bırakmaz. Bu ise, şeriatin yasakladığı ak­lın da reddettiği birşeydir. Nefsini ihtiyaç duyduğu kadarından alıkoyan kimsenin iyilik namına bir payt olmayacağı gibi, zühtten de pay sahibi oldu­ğu söylenemez. Çünkü, aciz bırakmak ve zayıf düşürmek suretiyle kendisi­ni mahrum etliği itaatleri işlemenin sevabı daha çok, ecri daha büyüktür.</p>
<p>İhtiyaç miktarından fazlası( nıyeyip içmek) hususunda iki farklı görüş var­dır. Bunun haram olduğu söylendiği gibi, mekruh olduğu da söylenmiştir.</p>
<p>İbnü&#8217;l-Arabî der ki: Sahih olan da budur. Çünkü doyma miktarı beldeden beldeye, zamandan zamana, yaştan yaşa ve yiyecekten yiyeceğe farklı fark­lıdır.</p>
<p>Şöyle de denilmiştir: Az yemenin pek çok faydaları vardır. Az yiyenin be­denen daha sıhhatli, hafızasının daha güzel, kavrayışının daha açık, uyku­sunun daha az ve daha çabuk haraket edebilen bir kişi olması, bunlar ara­sındadır. Çok yemek halinde ise, mide gereksiz şeylerle doldurulur ve lüzum­suz şişirilir. Çeşitli hastalıklar bundan ortaya çıkar. O bakımdan az yemenin gerektirdiğinden çok daha fazla ilaca ihtiyaç duyulur.</p>
<p>Fakihlerden birisi: En büyük ilaç gıda miktarlarını aşmamaktır, demiştir. Peygamber (sav) da bu hususu tabiplerin sözlerine ihtiyaç bırakmayacak şe­kilde kalplere rahatlık veren bir ifadeyle şöylece dile getirmiştir: &#8220;Ademoğ­lu karnından daha köıü bir kap doldulmuş değildir. Ademoğluna sulbünü (is­keletini) ayakta tutacak bir kaç lokmacık yeter. Eğer mutlaka (çok yemesi) gerekiyorsa, (midesinin) üçte birini yemeğine, üçte birini içeceğine, üçte birini de nefesine ayırsın.&#8221; Bunu Tirmizî, el-Mikdam b. Madîkerib yoluyla ri­vayet etmiştir.<sup><sup>[1]</sup></sup></p>
<p>İlim adamlarımı/ der ki: Eğer Bokrat (Hipokrat) bu paylaştırmayı işitmiş olsaydı, bu hikmetten hayrete düşerdi.</p>
<p>Nakledildiğine göre Harun er-Reşid&#8217;in oldukça maharetli hristiyan bir doktoru varmış. Bir gün Ali b. Müseyn b. Vâkid)&#8217;e şöyle sormuş: Sizin Ki­tabınızda tıp ilmî namına bir şey yoktur. Halbuki ilim iki türlüdür. Biri ed-yan (dinler) ilmi diğeri ebdan (bedenler) iimi. Ona, Ali b. el-Hüseyin şu ce­vabı vermiş: Yüce Allah tıbbın tamamını Kitabımızda yer alan yarım âyette hülasa etmiştir. Hristiyan doktor bu hangisidir diye sorunca O, şu cevabı ver­miş: Bu yarım ayet, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Ycyin, için, israf etmeyin&#8221; buyruğudur. Hristiyan doktor şu cevabı vermiş: &#8220;Rasulünüzden tıbba dair bir şey nakle­dilmiyor.&#8221; Bu sefer Ali b. el-Hüseyn şu cevabı vermiş: Rasuluhah (sav) da tıb­bı bir kaç kelimede özetleyi vermiş. Bunlar hangileridir diye sorunca, Ali şu cevabı vermiş: &#8220;Mide hastalıkların yuvasıdır. Koruma, her türlü tedavinin ba­şıdır. Sen, her bedene alıştırdığın kadarını ver.&#8221; <sup><sup>[2]</sup></sup>Bunun üzerine hristiyan şu cevabını vermiş: Kitabınız da Peygamberiniz de Calinos&#8217;a tıp diye bir şey bı-rakmamtşur.</p>
<p>Derim ki: Denildiğine göre, hastanın tedavisi iki eşit bölüme ayrılır. Ya­rısı ilaçla tedavidir, yansı da perhizdir. İkisi bir araya geldi mî, hasta kişi iyi­leşmiş ve sıhhatine kavuşmuş kabul edebilirsin. İkisinden biri Lorcih edile­cek olursa, perhizin tercihi daha uygundur. Zira perhizi terk ile birlikte te­davinin bir faydası olmaz. Ama ilaç kullanmamakla birlikte perhiz faydalı olur. Nitekim Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: &#8220;Her türlü tedavinin esası per­hizdir.&#8221; <sup><sup>[3]</sup></sup><sup>[84]</sup></p>
<p>Allahua&#8217;lem bununla kastedilen her türlü ilaca ihtiyaç bırakmayacağıdır. O bakımdan şöyle denilmişür: I lintlilerin bütün tedavileri perhizden ibaret -lir. Hasta olan kişi bir kaç gün süre ile yemekten, içmekten ve konuşmak­tan uzak durur, sonunda iyileşip sağlığına kavuşur.<sup><sup>[4]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2-Az Yemek Ve İçmekle Yetinmek, Mü&#8217;mininSıfatlarındandır:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müstim, İbn Ömer&#8217;den şöyle dediğini rivayet etmekledir: JKâfir kimse, ye­di bağırsakla ver. Mii&#8217;min ise tek bir bağırsakta yer.&#8221; <sup><sup>[5]</sup></sup></p>
<p>İşte bu, Hz. Peygamberin dünyalıktan az ile yetinmeye, dünyada zühde ve yeteri kadarı ile kanaatkârlık etmeye bir teşviktir. Araplar, az yemekle övü­nür ve çok yemekten dolayı başkalarını yererlerdi. Nitekim şairlerinden bi­risi şöyle demektedir:</p>
<p>&#8220;Aşırı gitmeyecek şekilde yiyecek olursa, közde kızartılmış bîr ciğer parçacığı Yeter ona ve küçük bir bardak su ile kanar.&#8221;</p>
<p>Ummü Zer&#8217; de İbnEbi Zer&#8217; hakkında şunları söylemektedir: &#8220;Ve onu oğla­ğın kolu doyurur. &#8221; <sup><sup>[6]</sup></sup></p>
<p>Hatim eı-Taî de çok yemeyi yererek şunları &#8220;söylemektedir:</p>
<p>&#8220;Eğer sen karnına istediği şeyleri verecek olsan ve bir de fercine</p>
<p>Her ikisi birlikte yerilme (sebebi)nin en sonuna kadar seni götürürler.&#8221;</p>
<p>el-Hattabî der ki: Hz. Peygamberin: &#8220;Mü&#8217;min tek bir bağırsakta yer&#8221; buy­ruğunun anlamı: O, doymayacak kadar yer ve başkasını kendisine tercih ede­rek azığından başkasına birşeyler artırır, yediği kadarı ile de kanaat getirir, demektir. Bununla birlikte birinci açıklama şekli daha uygundur. Doğrusu­nu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>Hz. Peygamberin: &#8220;Kâfir ise yedi bağırsakta yer&#8221; buyruğunun umum ifa­de etmediği söylenmiştir. Çünkü, tanık olunan durum, hadisin umum ifade ettiğini kabul etmemize engeldir. Çünkü, bir mü&#8217;minden daha az yiyen bir kâfir bulunabilir ve kâfir İslâm&#8217;a girdikten sonra da yemesinde artış ya da ek­siliş olmayabilir.</p>
<p>Bunun, muayyen bir kimseye işaret olduğu da söylenmiştir. Şöyle ki: el-Cahcah el-öıfarî, yahut Sümame b. Usâl, ya da Nadla b. Amr el-Gıfari, veya Basra b. Ebi Basra el-Ğifarî diye bilinen bir kâfir kişi (yahut böyle anılanlar­dan birisi) Peygamber (sav)&#8217;a misafir olmuş. Yedi koyundan sağılan sütü iç­miş. Sabah olunca İslâm&#8217;a girmiş, bu seter tek bir koyundan sağılan sütü iç­miş ve onu da bitirememiş. Bunun üzerine Peygamber (sav) bu hadisi irad buyurmuş. Buna göre Hz. Peygamber, şu (kâfir iken) demiş gibi olur. Doğ­rusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>Denildiğine göre kalbi tevhid nuru ile nurlamnca, bu sefer yemeğe, ita­at edebilmek için gerekli gücü elde edebilecek vasıta gözüyle bakmaya başlar ve ondan ihtiyaç kadarını aldı. Küfür dolayısıyla kalbi karanlık iken, kâfirin yemesi İshal oluncaya kadar çokça otlayan bir hayvanın yemesi gi­biydi. Sözü geçen bağırsakların hakikat anlamıyla kullanılıp kullanılmadığı hususunda da farklı görüşler vardır.</p>
<p>Hakikat anlamında olup tıp ve teşrih (anatomi) bilginlerince bilinen isim­leri olduğu söylendiği gibi, bunlar obur kimsenin kendileri sebebiyle yemek yediği yedi sebepten kinaye olduğu da söylenmiştir. Böyle bir kimse ihtiyaç duyduğu için, aldığı bir haber dolayısıyla, koku alması, görmesi, dokunma­sı ve tatması dolayısıyla ve daha çok yiyeyim düşüncesiyle yer.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Bu, yedi bağırsağı olan kimsenin yediği kadar ye­mesi anlamındadır. Mü&#8217;min ise yemekten çabuk et çekmesi bakımından yalnızca tek bir bağırsağı olan kimse gibi yer. Böylelikle, kâfir ile yediği ye­di bölümün yalnızca bir bölümünde ortak yer (yedide biri kadar yer), kâfir ise ondan yedi kat fazla yer, demektir.</p>
<p>Bu hadiste geçen bağırsak mide anlamındadır.<sup><sup>[7]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3-Yemek Yeme Adabı:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu husus açıklandıktan sonra şunu bil ki, insanın yemekten önce ve son­ra ellerini yıkaması müstehapur. Çünkü, Hz, Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Yemekten önce ve sonra abdest berekettir.&#8221; <sup><sup>[8]</sup></sup></p>
<p>Bu, Tevratta da böyledir. Bunu, Zâzan, Selman&#8217;dan rivayet etmiştir.</p>
<p>Malik ise, temiz elin yıkanmasını mekruh görürdü. Ancak, hadise uymak daha uygundur.</p>
<p>Sıcak mıdır, soğuk mudur bilmeden bir yemek yememelidir. Çünkü, eğer yemek sıcaksa bundan eziyet duyar. Rasulullah (sav)&#8217;dan da şöyle buyurdu­ğu rivayet edilmiştir: &#8220;Yemeği soğutunuz. Çünkü sıcak bereketsiz olur.&#8221; Bu hadis  sahih bir hadistir&#8217; <sup><sup>[9]</sup></sup>el-Bakara Sûresi&#8217;nde daha önce geçmişti.</p>
<p>Yemeği koklamamak da adaptandır. Çünkü bu, hayvanların işidir. Bunun yerine canı çekerse ondan yer, hoşlanmasa onu bırakır. Aç gözlü sayılmasın diye de lokmalarını küçültür ve çokça çiğner. Başında &#8220;Bismillah&#8221; der, sonunda &#8220;elhamdülillah&#8221; der. Elhamdülillah derken onunla beraber oturanlar ye­meklerini biıirmemişse sesini yükseltmez. Çünkü sesinin bu şekilde yüksel­mesi onların yemek yemelerine mani olabilir.</p>
<p>Yemek adabı pek çoktur. Bunlar onların bir bölümüdür. Bir diğer bölü­mü de yüce Allah&#8217;m izniyle Hûd Sûresi&#8217;nde C11/69. âyetin tefsirinde) gele­cektir.</p>
<p>İçmenin de bilinen bir takım adabı vardır. Bunlar, yaygın olduklarından dolayı onlardan söz etmiyoruz. Müslim&#8217;in Salıih&#8217;inde de İbn Ömer&#8217;den Rasulullah (sav)&#8217;ın şöyle buyurduğu kaydedilmekledir: &#8220;Sizden herhangi bîr kim­se yemek yiyecek olursa sağ eliyle yesin, İçecek olursa da sağ eliyle içsin, Çünkü şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer. <sup><sup>[10]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4-İsraftan Kaçınmak:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;İsraf etmeyin&#8221; buyruğu, çok yemek suretiyle israf etme­yin demektir. Buna göre israf çok içmekte de sözkonusu olur. Bunların faz­lası mideye ağırlık verir, insanın Rabbine hizmetini aksatır. Nafile hayırlar­dan payına düşeni yerine getirmekten alıkoyur. Eğer bunu da aşarak üzeri­ne vacib olanı yerine getirmekten engelleyecek noktaya gelirse, bu sefer bu fazla yeme ve içme ona haram olur. Yemesinde ve içmesinde israfa kaçmış olur.</p>
<p>Esed b. Musa, Avn b. Ebi Cuhayfe&#8217;den, o da babasından (Ebu Cuhayfe&#8217;den) şöyle dediğini rivayet etmektedir; Oldukça yağlı bir etle tirit yedim. Peygam­ber (sav)&#8217;a geğire geğire giıtim. Şöyle buyurdu: &#8220;Ey Ebu Cuhayfe şu geğir­meni kes. Çünkü, dünyada insanlar arasında en çok doyan kimseler kıyamet gününde en uzun aç kalacak kimselerdir.&#8221; <sup><sup>[11]</sup></sup> Bundan sonra Ebu Cuhayfe, dün­yadan ayrılıncaya kadar karnım dolduracak kadar yemedi. Sabah (öğlen) ye­mek yedi mi akşam yemezdi, akşam yedi mi, sabah yemezdi.</p>
<p>Derim ki: İşte Mz. Peygamberin: &#8220;Mü&#8217;min, tek bir bağırsakta yer&#8221; buyru­ğunun anlamı bu olabilir. Yani, imanı tam olan, kâmil olan böyle yer demek­tir. Çünkü,müslümanlığı güzel olan, imam kemale eren -Ebu Cuhayfe gibi-bir kimse, sonunda karşılaşacağı ölümü ve ondan sonrasını düşünür. Bu, deh­şetli hallerden korkup çekinmesine sebep olur, bütün armalarını yerine ge-ürmesine engel teşkil eder. Doğrusun en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>İbnZeyd der ki: &#8220;İsraf etmeyin&#8221; buyruğu, haram yemeyin demektir. Şöy­le de denilmiştir: Canının çektiği her şeyi yemen israftandır. Bunu da Enes b. Malik Peygamber (sav)&#8217;dan rivayet etmiştir, îbnMace de bunu Sünen&#8217;in-de kaydetmektedir.<sup><sup>[12]</sup></sup></p>
<p>Yine şöyle denilmiştir: Doyduktan sonra yemek de israftandır. Bütün bunlar ise mahzurlu şeylerdir.</p>
<p>Lokman oğluna şöyle demiştir: Yavrucuğum karnın tokken üstüne yemek yeme. Çünkü böyle bir şeyi köpeğe dahi aıman, senin onu yemenden hayır­lıdır.</p>
<p>Semure b. Cundub, oğlunun ne yaptığını sormuş, ona: Dün tıka basa ye­di, diye cevap vermişler. O, tıka basa mı yedi diye sorunca, evet dediler. Bu sefer şöyle dedi: Eğer ölmüş olsaydı onun cenaze namazını kılmazdım.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Cahiliye döneminde Araplar, haccettikleri günler­de yağlı yemezler ve az yemekle yeu&#8217;nider, çıplak olarak tavaf ederlerdi. İş­le onlara: &#8220;Her mesciddezinetinizi alın, yeyin, için, israf etmeyin.&#8221; yani, size haram kılınmamış şeyleri haram kılmak suretiyle israf ederek haddi aş­mayın, denildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(1)-Tirmizi, Zühd 47: İbnMâce, Etime 50; Müsned, IV, 132,</p>
<p><sup><sup>[2]</sup></sup> Hadis olmayıp Arap ya da Arap olmayan tabiplerden birisine ait bir sözdür. Geniş bil­gi için bk. Şevkânî. el-Fevâidu&#8217;l-Meemua. s. 155; d-AcluniKeşfu&#8217;l-Hafâ, II, 214.</p>
<p><sup><sup>[3]</sup></sup><sup>[84]</sup> Hadisi tespit edemedik.</p>
<p><sup><sup>[4]</sup></sup><sup>[85]</sup> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/320-321.</p>
<p><sup><sup>[5]</sup></sup><sup>[86]</sup>Buhâri, Et&#8217;ime 12; Müslim, Eşribe 182 185; Tirmizi, e&#8217;time  20; İbnMace, e&#8217;time 3; Da-rimi, Et&#8217;ime 13; Muvatta, Sifnuın-Nebiy 9: Miisned, I], 21, 145, 257&#8230;</p>
<p><sup><sup>[6]</sup></sup><sup>[87]</sup> Buhari. Nikah 82; Müslim, Fedâilu&#8217;s-Sahâbe 92.</p>
<p><sup><sup>[7]</sup></sup><sup>[88]</sup> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/321-323.</p>
<p><sup><sup>[8]</sup></sup><sup>[89]</sup> Farklı lafızlarla, aynı manada, EbûDâvûd, Etime 11, zayıf olduğu kaydıyla; Tirmizi, Etime 39: ravilerinden Kays b. Ebi&#8217;r-Rabı&#8217;in zayıf olduğu kaydıyla; Müsned, V, 441 (bu­nun da senedinde sözü geçen K:ıys var).</p>
<p><sup><sup>[9]</sup></sup><sup>[90]</sup> Hâkim, el-Mûstedrek, IV, 118: el-Heysemi, Mecsau&#8217;z-Zevaid, V, 20.</p>
<p><sup><sup>[10]</sup></sup><sup>[91]</sup> Müslim, Eşıibe 105, I Of); Ebu Dûvud, Etime 19: Tirmizi, Et&#8217;ime 9: İbnMâce, Etime ; Dariıni, Kıyame 9; Muratta&#8217;, Sıfatu&#8217;n-Ncbiyy 6: Müsııed, II, 325, 349</p>
<p>İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/323-324.</p>
<p><sup><sup>[11]</sup></sup><sup>[92]</sup>Tîrmizi, Sıfat-ul Kıyame 37: İbnMâce, Etime 50.</p>
<p><sup><sup>[12]</sup></sup><sup>[93]</sup>îbnMâce, Etime 51.</p>
<p><sup><sup>[13]</sup></sup><sup>[94]</sup> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/324-325.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/">Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
