<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yakup Kadri Karaosmanoğlu | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/yakup-kadri-karaosmanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Feb 2026 13:20:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Yakup Kadri Karaosmanoğlu | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yakup Kadri Karaosmanoğlu &#8211; Erenlerin Bağından  -Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yakup-kadri-karaosmanoglu-erenlerin-bagindan-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yakup-kadri-karaosmanoglu-erenlerin-bagindan-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2021 15:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Erenlerin Bağından]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri Karaosmanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25506</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gafil! Bil ki, yalnız &#8220;şimdi&#8221;nin bir değeri var. &#8220;Dün&#8221; ve &#8220;yarın&#8221; mevcut değil bile. En güzel ana &#8220;Dur&#8221; demek ve onu uzatmak; işte saadetin yegâne sırrı.&#8221; Sayfa 7 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Söyle gençliğini ne yaptın? Söyle gençliğimi ne yaptım? Bundan sonra hülyâlara dalmak artık kabil olmayacak mı? Kalbin en aziz mihmanı ne? Safvet değil mi? Vah onu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yakup-kadri-karaosmanoglu-erenlerin-bagindan-alintilar/">Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Erenlerin Bağından  -Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-25507" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/10/27823_89071_1556752223-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/10/27823_89071_1556752223-201x300.jpg 201w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/10/27823_89071_1556752223.jpg 261w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" /></p>
<p style="text-align: left;">Gafil! Bil ki, yalnız &#8220;şimdi&#8221;nin bir değeri var. &#8220;Dün&#8221; ve &#8220;yarın&#8221; mevcut değil bile. En güzel ana &#8220;Dur&#8221; demek ve onu uzatmak; işte saadetin yegâne sırrı.&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 7</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Söyle gençliğini ne yaptın? Söyle gençliğimi ne yaptım? Bundan sonra hülyâlara dalmak artık kabil olmayacak mı?</p>
<p style="text-align: left;">Kalbin en aziz mihmanı ne? Safvet değil mi? Vah onu kaybedenlere; onlara artık felâh yok. Sevda ve gençlik beni terk etti; ümitle hulya kâh gelip kâh gidiyor. Lâkin o kaldı. Ey tek vefâlı! Ey mahzun gönlün tek şenliği! Sen bir öksüz hemşirenin ruhu musun?</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 16</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Düşün ki, bana “Sev” dese, tekrar seveceğim. “Bekle! Ara! Çalış” dese tekrar bekleyeceğim, tekrar arıyacağım, tekrar çalışacığım.</p>
<p style="text-align: left;">Lâkin o hiç emretmiyor. Yalnız gülüyor ve ağlıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 16</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Nedense hulyamız bize kâfi gelmedi! Bütün güzellik gibi bütün hakikat de onda değil miydi? Bize aşk için kadın, vecd için bâde lâzım mıydı? Biz ki Elest bezminde sevmişler, Elest bezminde mest olmuşlarız. Bu zevâhir âlemindeki her fiilimiz o ulvî sarhoşluğu bozmadan başka bir şeye yaramadı. Şimdi kalbimiz boş, başımız doludur.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 14</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Sükûn ve uzlette hiçbir şey yok. Aç, haris ve mütecessis ruhların hiçbiri ona uğramasın. Çünkü uzlet ne bir saray, ne bir bahçedir; hattâ ne de bir mâbet. Gerçi, pek çok olgun canlar, onda hem bir saray, hem bir bahçe, hem de bir mâbet buldular. Ben bu esrara erecek miyim? Uzlet bana bir sihirli ülke gibi ne vakit açılacak? Bilmem; şimdilik tevekkülle onun altından kapısı önünde bekliyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 25</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Varsın, sabaha karşı havuzlar kenarında lâl rengi bardaklar, renk renk çiçekler ve kokulu yemişlerle dolu sofralar kahkaha ve şarkı sesleriyle devrilsin. Açlar defineler bulsun, kibirliler tahtlarda kurulsun; bana bir ağaç gölgesinde bir suyun sesini dinlemek kâfidir.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 31</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Söyle aziz dost! Bu ruh Rabbin huzuruna çırılçıplak çıkabilecek mi? O hepsinden kurtulsa bile riya ve hileden kurtulamaz. Muhakkak örtülü gidecek ve kıskanmadan sevebilecek mi? Heyhat, hayır, orada da, onu da kıskanarak, ağlayarak, inciterek sevecek.</p>
<p style="text-align: left;">İnsanda murakabe hassasından daha yüksek ve daha derin ne var?</p>
<p style="text-align: left;">Bir gece, &#8211; vakit geçti &#8211; karanlıklara dalmış, tepelerden göklere bakarken, düşündüm ki, vecde eren bir ruh için ne yakınlık, ne uzaklık; ne güçlük, ne kolaylık: ne elem, ne sevinç vardır. Ben kendime yıldızlardan uzakken, yıldızlar bana benden yakındı; bir lâhza içinde bütün mesafeleri dolaştım; yerdeki kan ve göz yaşları deryalarından geçtim. Yetimlerin sesini işittim. Aşıklarla ah ettim. Açlarla beraber inledim. Çıplaklara derimden verdim. Sonra vahşi, acı nbir hızla yıldızlardan yıldızlara atladım. Aradım, sordum, bağırdım.Aziz dost, lakin vardığım mıntıkada her şey sükûttu,her şey rükúttu.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 31</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Dünyanın bütün yolları bir gurbet diyarına akıyor.Bu gurbet diyari çoraktır; onu biz göz yaşlarımızla sulayacağız.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 45</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hasret visal ikliminin hangi merhalesinde nihayet bulur? Susuzluğumuzu teskin edecek kaynak visal ikliminin hangi merhalesindedir? Cânan ki kendini bu kaynakta zanneder, bizim gibi şem&#8217;in zahmını görmüş biçare bir pervane olduğu halde “memba benim” diyecek kadar gafildir, bu gafletle o meçhul iklimde bize nasıl yol gösterebilir?</p>
<p style="text-align: left;">Aziz dost, bülbül şeyda ise gül perişandır. Kim kime rahmedecek?</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 49</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hani, ilk sevgililer? Hepsi kül oldu.Hani ilk şarkılarımız? İlk göz yaşlarımız, ilk âh û vahımız? Hepsi havalara savruldu. Gençliğimizin bütün hatıraları bu beyaz, bu solgun kış gecesinin içinde donmuş birer hayalettir. Bu hayaletlerden hangi birini tanıyoruz? Kimdir bu uzun boylusu? Kimdir bu küçücük? Bu ağlayan kimdir? Bu gülen kimdir? Şu göz kapakları örtülü mahzun yüz neyi hatırlatiyor? Şu dua eder gibi diz çökmüş olan hangi ânımızın yâdıdır? Tâ orada, tâ dipte, göğsünün üstünde “bir yasemin dalı” tutan mütereddit, korkak ve sıkılgan el kaybettiğimiz güzel ve tatlı şeylerden hangisidir? Hiçbirini bilmiyoruz. Hiçbirini tanımıyoruz. aziz dost!</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 50</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">“Dünya bahçelerinin güllerini mermer sinelere attım; hepsi de birer birer solsun diye. Bu mermer o sineleri muhteris dudaklara bıraktım; tâ ki ateşleri, buse bümuse ardınca sönsün diye&#8230; Sen, bana sönmeyen ateşlerden ve solmayan güllerden bahset! Fâni olan hiçbir şey güzel değildir ve ıstırap nihâyetsiz bir an olduğu içindir ki, onu tatlı sandığın bütün lâhzalara tercih ettim. Gamın buruşturmadığı hangi alın güzeldir? Azap elinin dokunmadığı hangi vücutta hayat vardır? Binbir serapla dolu bu uçsuz ve ıssız çölde yoksul kalbler kafilesini raksettiren musiki bir feryadın ifadesinden başka bir şey midir?</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 55</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Evet, ne sevgilinin eti, ne güzelliğin şekli vardır. Sevgili bir remiz ve güzellik bir sırdır. O güzelliğin visaline ve bu güzelliğin sırrına erenler oradan hayran döndüler ve ne söylediklerini bilmediler, henüz dili açılmamış çocuklar gibi maverai bir lisanla konuştular.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 44</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Dedin ki: “Ben ilâca muhtaç değilim!” Ey gönül, o halde feryadın neyedir? Zira demler gelir ki; “İmdat!” diye haykırdığını işitirim; yaram sızlar, yarandan kanlar damlar&#8230; Gerçi vurulduğun gün bir çocuk gibi gülüyordun, bir kuş gibi ötüyordun ve okun değdiği yere bakıp: “İşte, göğsümde bir kızıl gül açtı” diyordun. O günler geçti, o büyüler bozuldu. Şimdi, göğsündeki bir kızıl gül değil, bir kanlı yaradır. Ağlıyorsun, imdat, imdat diyorsun, lâkin imdada gelenleri kovuyorsun. Söyle, bu gurur, bu kibir ve azamet sana nereden geliyor, ey hasta gönül!</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 59</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">İnsanın iyi ve tatlı bildiği şeylere mutlaka bir parça zehir katan zamanın hakimleri diyorlar ki: “Sevdalının bağrı sevgili için bir endam aynasıdır. Kadın, orada, yalnız kendini seyreder ve yalnız kendine meftun olur.” O halde neden ekseriya, bağrımız kendileriyle o kadar dolu iken bırakıp gidiyorlar? Alevden aleve uçan pervane biz değiliz, onlardır. Ey çılgın pervâne, biraz biraz benim alevimde ârâm et!</p>
<p style="text-align: left;">-Hayır, sen yandığın andan beri, hükmün kalmadım</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 66</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Ve uzaktan sahraya nâzır olan bir ev methüsena edilir. Sizler, tabiatı kazma, kürek civarınızdan söküp atmak istersiniz. Fakat, tabiat daima tekrar gelir ve hedef olduğu o haksız hakaretten gizlice öc almasını bilir&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 82</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p style="text-align: left;">Uhrevi sükünetin ve uhrevi rahatın ne olduğu» nu bilmek isteyenler Bursa&#8217;da Muradiye türbesine gitsinler! Ölüm, yalnız burada korkunç değildir. Mukaddes kitapların vâdettiği cennet bize yalnız burada mümkün görünüyor; burada her dakika bir meleğin kanadı gibidir, başımız üstünden hayatın bütün hummalarını, gussalarını, şüphe ve endişelerini silen yumuşak ve nemli bir tüy temasiyle geçer. Ey kararsız gönül; dakikalara “Dur!” diyebileceğimiz yer burasıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Zira, buranın eşiğini aştıktan sonra bize saatlerin, bize günlerin, bize yarının, bize öbür günün lüzumu kalmıyor. Bu dakikaların her birinde ebediyyetin derin ve değişmez çeşnisini tadıyoruz; artık hiçbir zevkin daha fazlasını istemiyoruz, burada zevklerin en câvidanisine eriyoruz.</p>
<p style="text-align: left;">Sayfa 88</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yakup-kadri-karaosmanoglu-erenlerin-bagindan-alintilar/">Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Erenlerin Bağından  -Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yakup-kadri-karaosmanoglu-erenlerin-bagindan-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemalist Yazar Kadınlarımıza ‘aman çarşafı ve peçeyi çıkarmayın’ demişti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kemalist-yazar-kadinlarimiza-aman-carsafi-ve-peceyi-cikarmayin-demisti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kemalist-yazar-kadinlarimiza-aman-carsafi-ve-peceyi-cikarmayin-demisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2014 20:08:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Çarşaf ve Peçe]]></category>
		<category><![CDATA[Çarşafa ve Peçeye Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalist Yazar'ın Çarşaf Savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri Çarşaf Peçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri Karaosmanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Niçin onlardan müş­teki (şikayetçi) gi­bisiniz? O mazrûfa (bedene), bu zarf­tan daha muvafık (uygun) ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının baş­ka türlü nasıl giyinebileceğini düşü­nüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir ka­dın tahayyül edemiyorum. Siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın muti mahbûseleri (itaatkâr mahpuslan) değil misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dil-firîb (cazibeli) mahbesi (hapishane) sizin etrafınıza, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemalist-yazar-kadinlarimiza-aman-carsafi-ve-peceyi-cikarmayin-demisti/">Kemalist Yazar Kadınlarımıza ‘aman çarşafı ve peçeyi çıkarmayın’ demişti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height: 1.5em;"><img decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-1074" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yakup-kadri-okun-ucundan-300x300.jpg" alt="yakup-kadri-okun-ucundan" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yakup-kadri-okun-ucundan-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yakup-kadri-okun-ucundan-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yakup-kadri-okun-ucundan-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yakup-kadri-okun-ucundan-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/03/yakup-kadri-okun-ucundan.jpg 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Niçin onlardan müş­teki (şikayetçi) gi­bisiniz? O mazrûfa (bedene), bu zarf­tan daha muvafık (uygun) ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının baş­ka türlü nasıl giyinebileceğini düşü­nüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir ka­dın tahayyül edemiyorum. Siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın muti mahbûseleri (itaatkâr mahpuslan) değil misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dil-firîb (cazibeli) mahbesi (hapishane) sizin etrafınıza, sizin yüzünüz üstüne biz örttük; bizim ihtimamımız, bizim muhabbetimiz ördü. Sizi güneşten, havadan, sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. </span></p>
<p><span style="line-height: 1.5em;">Yazık değil mi ki o saçlara güneş vursun, o yüzü havalar, tozlar hırpalasın!..</span></p>
<p>Düşündük ki, belki bilmeyerek, belki farkına varmayarak birine gü­venebilirsiniz. Nazarlarınız belki, bilâ&#8217;ihtiyar (irade dışı), birinin üstün­de fazlaca tevakkuf ediverir (duruverir) Onun için yüzünüzü örttük. Zira tebessümlerinizin, bakışlarınızın kıymetini biz anlıyor, biz biliyorduk. Gönlümüz onların öyle lüzumsuz yere heder olmasına acıdı da, bir ipek mahfaza içinde muhafazalarına lüzum gördü&#8230;</p>
<p>İnsanlar, kadınlara tahakküm et­tikleri gündür ki tabiata galip geldiler.</p>
<p>Cemiyetlerin ve medeniyetlerin esasını bir erkeğin kıskançlığı kurdu. Memleketlerden, vatanlardan evvel, ilk müdafaa edilen kadındı. Bana ina­nınız, bütün bu evler, bu mâbedler ve bu şehirler sizin için yapıldı ve sizin açıldığınız ve sizin kıskançlık mahbesini yıktığınız yerlerde derhal evler yıkıldı, mâbedler harap oldu, şehirler çöktü.</p>
<p>Niçin başka cinsten (milletten) kadınlara bakıp da başınızda garip mütalaalara meydan açıyorsunuz? Onlardan size ne? Siz başlı başınıza bir âlemsiniz. (…) Hâlbuki benim ru­humu sadece bu kanaat dolduruyor: Peçeniz ve çarşafınız… Bunlardır ki, bana muhabbeti öğretiyor, hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor, bahusus (özellikle) memlekete muhabbeti… Zira sizin bu örtüleriniz, bu süsleri­niz değil midir ki, minarelerden ve o al râyetten (bayraktan) sonra bu serseri ruha bir râz-âşinâ melce (dost sığınak) ve bir emin mersâ (güvenli liman) saadeti veriyor.</p>
<p>Sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. Bu çirkin asrın, bu çirkin muhitin ortasında, asalet ve zerâfete yegâne dâl (işaret) olarak, bunlar, sade bunlar kaldı. İnsanlar se­nelerden beri, insanlığı terzil (küçük düşürme) için ve cemiyetlere man­zaraların en fenasını vermek için sevimsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler.</p>
<p>Bu güruha peyrev olmak (peşinden gitmek) size yakışır mı? Ben sizi zamanların ve insanların fevkinde, onların haricinde biliyorum. Dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir di­nin İlâhı, sizi bu sıfatla sâir mahlûkat arasında mümtaz kılmamış mıydı? Siz O’nun halkettiği cennet-âsâ (cennetimsi) âlemin meleklerisiniz. O, “Kitabında sizin isminizi zikretti, O vakitten beri siz, mukaddesat meyânına girdiniz. Attık ne hâle (bugüne), ne mâziye (geçmişe), ne de Atîye (ge­leceğe) mensupsunuz&#8230;</p>
<p>[alert color=&#8221;yellow&#8221;]Yakup Kadri 1915’te kaleme aldığı yazısında çarşafı ve peçeyi savunur, Türk kadınının batılılaşmasını kıyasıya eleştirir. Kısa bir süre sonra görüşlerini tamamen değiştirip yeni rejimin en sıkı destekçilerinden kesilecek olan Yakup Kadri o tarihte Türk kadınlarına “Sakın onları (örtülerinizi) çıkarmayınız” derken çıkar karşımıza. Bir Kemalist’in çarşaf ve peçeye bu güzellemesi, iktidarlara göre kalem oynatan aydınların Devlet-i Aliyye’den Cumhuriyet’e geçişte ne denli savrulduğunu keskin hatlarla göstermesi bakımından önemli. Tabii nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından da.[/alert]</p>
<p>Derin Tarih Dergisi Mart 2014</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemalist-yazar-kadinlarimiza-aman-carsafi-ve-peceyi-cikarmayin-demisti/">Kemalist Yazar Kadınlarımıza ‘aman çarşafı ve peçeyi çıkarmayın’ demişti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kemalist-yazar-kadinlarimiza-aman-carsafi-ve-peceyi-cikarmayin-demisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
