<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ulema | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ulema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Nov 2023 08:01:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ulema | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahmet Kasım Fidan &#8211; Sufiname</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 08:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26642</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Öyle biri ile arkadaş ol ki sana dünya veya ahiret cihetinden faydası dokunsun, bunun dışındakilerle meşgul olmak büyük bir ahmaklıktır.” Ebü Süleyman Dârâni (k.s.) &#160; “Bir kardeşinin evliliğine yardım etmek, sevabı çok olan amellerdendir. Hatta bazı âlimler, nikâha yardımın gaziyi teçhiz etmek veya mükâteb (bedelini ödediğinde azat olacak) bir kölenin azadına yardım etmekten daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/">Ahmet Kasım Fidan – Sufiname</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26644 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092-193x300.jpg" alt="" width="229" height="356" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092-193x300.jpg 193w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092.jpg 320w" sizes="(max-width: 229px) 100vw, 229px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Öyle biri ile arkadaş ol ki sana dünya veya ahiret cihetinden faydası dokunsun, bunun dışındakilerle meşgul olmak büyük bir ahmaklıktır.”</p>
<p>Ebü Süleyman Dârâni (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kardeşinin evliliğine yardım etmek, sevabı çok olan amellerdendir. Hatta bazı âlimler, nikâha yardımın gaziyi teçhiz etmek veya mükâteb (bedelini ödediğinde azat olacak) bir kölenin azadına yardım etmekten daha efdal olduğunu söylemişlerdir.”</p>
<p>İmâm-ı Şarâni (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Taat ve ibadet işinde Allah&#8217;ı unutan, ancak başı dara geldiği ve işi düştüğü zaman Allah&#8217;ı hatırlayana akıllı denmez.”</p>
<p>Zünnün-i Mısri (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Namazda kıyamda iken secde edilecek yere bakmak sünnettir. Bu amel, sünnete uygun olmayan birçok erbainden, yani kırk gün çile çekmekten daha iyi ve faydalıdır.”</p>
<p>Abdullah Dihlevi (k-s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Peygamber Efendimiz Hazretleri&#8217;nin bir sünnet-i seniyyesini ihya etmek, yüz defa sakal-ı şerifi ziyaretten faziletli ve o Hazret&#8217;in katında sevimlidir.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Kim herhangi bir vakitte, Allah&#8217;ın kendisine farz kıldığı bir farzı zayi ederse, (daha sonra onu kaza etse bile) uzun bir zaman o farzın lezzetinden mahrum edilir.”</p>
<p>İbn Nüceyd (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allah Teâlâ&#8217;ya en çok yaklaştıran şey namazdır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Garip Müslümanların bu dönemde sapıklık deryasından kurtulması ancak peygamberliğin kaynağı, beşerin en hayırlısı olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ailesinin gemisine binmekle mümkün olur.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (raleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ehl-i sünnet büyüklerinin yoluna tâbi olmaya ve onları taklit etmeye muvaffak olana ne mutlu! Bunlara aykırı yol tutanlara da yazıklar olsun.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (raleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Şu zamanki gençlik zamanıdır. Nefis, şeytan ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanlarda az amele biçilen itibar, başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Neyi seversek Allah için sevelim. Sevginin bu türlüsü bir ibadettir. Bilakis bu sevgi nefs için olursa haramdır ve hüsran sebebidir.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (ks)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;İnsanın, yanında bulunanlarla tatlı tatlı sohbet etmesi, onlara güzel ahlak ile davranması, geceleri sabaha kadar ibadet etmesinden gündüzleri ise oruçlu geçirmesinden hayırlıdır.”</p>
<p>Fudayl b. İyâz (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kulluğun tadını alamayan, hiçbir şeyden zevk bulamaz.</p>
<p>Abdullah b.Mübarek (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ubudiyyet (kulluk) malı bırakıp emrolunan hususa sımsıkı sarılmaktır. Hak aramak yerine, vazifeye koşmaktır diye anlatılmıştır.”</p>
<p>Ebü Hafs Haddâd (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Lokmayı helalden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibadet edip gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir. Çünkü her şeyin başı helal lokmadır.”</p>
<p>İbrahim b. Edhem (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu beş şey kulun ilahi rahmetten mahrum olduğunun alametidir: Kalpteki katılık, gözyaşının kuruması, hayâ azlığı, dünyaya rağbet ve uzun emel.”</p>
<p>Fudayl b. İyâz (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider, azaba yakalanır ve çok pişman olur.</p>
<p>İmâm-ı Âzam Ebü Hanife (k.s.) “Bir kimse ibadet işinde hiç ayrılmadan direk gibi kalıp gitse midesine gireni helal veya haram diye seçmedikten sonra hiçtir. Hiçbir ibadeti makbul olmaz.”</p>
<p>İmâm-ı Âzam Ebü Hanife (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen Allah&#8217;a tam manasıyla kulluk yapamayıp kullukta bazı noksanların olduğu sürece gerçek hürriyete ulaşamazsın (Asıl hürriyet, nefsin ve eşyanın esaretinden kurtulup noksansız bir şekilde yüce Mevlâ&#8217;ya kulluk yapmaktır).”</p>
<p>Cüneyd-i Bağdâdi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda çokça bulunmayınız.”</p>
<p>Hacı Bayrâm-ı Veli (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah Teâlâ katındaki kadrini ve değerini bilmek istersen seni hangi işlerde bulundurduğuna dikkat et!”</p>
<p>İbn Atâullah el-İskenderi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kimsenin seni ne kadar çok sevdiğini anlamak istersen senin o kimseyi ne kadar sevdiğine dikkat et. Yani sen onu ne kadar seviyorsan o da seni o kadar seviyor demektir.”</p>
<p>İmâm-ı Muhammed Bâkır (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Allah Teâla&#8217;nin merhameti vardır diyerek isyana kalkışma, kahrından da korkarak ümitsizliğe düşme.</p>
<p>İbn Vefa (ks)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kalp huzursuzluğuna tutulmamak, eleme uğramamak ve günahlardan temizlenmek isteyen, iyi ve hayırlı işlerini çoğaltsın.”</p>
<p>Ebü&#8217;l-Hasan-ı Şâzeli (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahlak bozulunca fasıklar salihlere, zalimler adillere ve kafirler Müslümanlara galip gelir.</p>
<p>Ebubekir Verrak(k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bir kimse bütün ilimleri kendinde toplasa Allah Teâlâ&#8217;nın rızasına uygun hareket etmedikçe kurtulamaz.”</p>
<p>Mevlânâ Abdurrahman-ı Câmi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rıza sahiplerine belalar musibet değildir. Onlar belaları beğenmemezlik etmezler. Çünkü belaları veren yine Allah Tealâdır.”</p>
<p>Muhammed Bâki-Billâh (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bela gelince sabrın hakikatleri zuhur eder, kaderin tecellisi temaşa edildiği vakit, rızanın hakikatleri yüz gösterir.”</p>
<p>Yahya b. Muâz-ı Râzi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Allah için sevmek ve buğzetmek ancak Allah&#8217;ı sevmek ve O&#8217;nun düşmanı olan nefse buğzetmekle olur. Bir kalpte bir anda iki muhabbet bulundurulamaz. Ya nefsini seviyorsundur ya da Rabb&#8217;ini. Çünkü bir kalpte iki şeyin sevgisi toplanmaz.”</p>
<p>Abdurrahman-ı Tâhi (ks.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir mümin kardeşine ait sevmediğin bir iş duyarsan, birden yetmişe kadar özür kapısı araştır. Bulamazsan, “Belki benim anlayamadığım bir özrü vardır.&#8217;de ve o konunun üstünü ört,”</p>
<p>İmâm-ı Cafer-i Sâdık (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ar bilmeyen ve utanması olmayanla arkadaşlık, insanı kıyamet gününde utandırır.”</p>
<p>İmâm-ı Ebü Yusuf (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanların senin hakkında söylediklerine aldırma. Sende olmayan bir şeyi sana yakıştırırlarsa buna üzülmeye gerek yok. Gerçekte hayırlılar zümresinde olan bir kişiyi, insanların şerli görmesi güzel bir nimettir. Ancak tersi bir durum olursa o zaman tehlike büyüktür.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dünya ve ahirette insanın şerefi ve iki âlemde üstün derecelere nail olması, ancak doğru itikad olan ehl-i sünnet itikadında bulunmak ve salih amel işlemekle mümkündür.”</p>
<p>Molla Hüsrev (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bütün hâlleri ve keşifleri bize verseler fakat ehl-i sünnet ve&#8217;l cemaat itikadını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harap, istikbalimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi ehl-i sünnet itikadı ile süsleseler, hiç üzülmem.”</p>
<p>Ubeydullah Ahrar (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Cenâb-ı Hak dinine hizmet edenlere yardım etsin ve dinine zarar verenleri yardımsız bıraksın. Allah (c.c.) gücü, kuvveti ve yardımı kâfirlere, zalimlere ve dini bozmaya çalışanlara karşı koyması için dinin imamına versin, âmin. Allah, bu duama âmin diyenlere rahmet etsin.”</p>
<p>Abdurrahman-ı Tâhi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dünyave ahiret ihtiyaçlarının kul üzerinde eksilmesi veya duraklamasının yegâne sebebi o kişinin tövbe ve istiğfarlarını yapmaması ve bırakmasıdır.”</p>
<p>Ali Havvâs Berlisi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Israr ile devam edilen küçük bir günah, pişman olunmuş ve tövbe edilmiş büyük bir günahtan daha büvüktür ”</p>
<p>Ebü Cafer b. Sinan (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Günahlardan hemen sonra tövbe edilirse veya günahtan sonra üç saat içinde edilirse o günah amel defterine yazılmaz.”</p>
<p>Muhammed Masum Fâruki (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Şunu katiyen biliniz ki dedikodudan, laubali hareketlerden, boş ve faydasız işlerden sakınıp kaçınmayan bir kişinin adam olmasına imkân yoktur.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “İnsanlar, fakir olmaktan korkarak dünyalık için çalıştıkları kadar, cehennemden korkup korunmak için çalışsalardı, mutlaka cennete giderlerdi.”</p>
<p>Yahya b. Muâz-ı Rizi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Adam suretle değil,siretle iyi adamdır.&#8221;</p>
<p>Cüneyd-i Bağdadi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kuşkusuz farz ibadetler karşısında nafile ibadetler, okyanus yanında bir damla gibi kalır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hak Teâlâ, birbirine maddi çıkar için alakadar olanlara muhabbeti haram kılınmıştır.”</p>
<p>Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) e</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Muhabbetin evvelinde bir lezzet vardır fakat işin hakikatine ulaşılınca ortaya bir dehşet ve hayret çıkar.”</p>
<p>Ebü Ali Dekkâk (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Bu nasıl gaflettir? Üç kuruş ticaretten sevindiğimiz ve zevk aldığımız kadar iki rekât namazdan zevk almıyoruz. Üç kuruşluk zarara üzüldüğümüz kadar ibadeti terk etmekten hatta Cenâb-ı Hakk&#8217;ı kaybetmekten mahzun ve mütcessir olmuyoruz.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanlar edebe ilimden çok daha fazla muhtaçtır.”</p>
<p>Abdullah b. Muhammed b. Münâzil (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bizim çok ilimden ziyade, az da olsa edebe ihtiyacımız var.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dıştaki edebin güzel olması, içteki edebin güzel olduğunu gösterir.</p>
<p>Ebû Hafs Haddâd (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah için elde edilen ilim ve bu uğurda sarf edilen gayret, ibadetlerin en mükemmelidir.”</p>
<p>Ebü Bekir Kettâni (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Muâviye(r.a.), Resülullah&#8217;ın (s.a.v.) yanında giderken bindiği atın burnuna giren toz, Ömer b. Abdülaziz&#8217;den bin defa üstündür.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ashâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Hz. Muhammede (s.a.v.) iman etmiş olmaz.”</p>
<p>Ebü Bekir Şibli (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen çocuğuna ilim, hüner, marifet öğret ve onu akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun.”</p>
<p>Sadi-i Şirâzi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yapılan amelin maksada ulaştığının alameti, o amelde acz ve kusurdan başka bir şey görmemektir.”</p>
<p>Hayr en-Nessâc (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yaptığın hayırlı amele güvenerek Allah&#8217;ın azabına uğrayacağından korkmuyorsan helak olanların arasında sayılırsın.”</p>
<p>Huzeyfe el-Mar&#8217;aşi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hakikaten şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve İslam milletini üstün kılma konusunda gösterilen her kusur, daima kötü âlimlerin bereketsizliği ve niyetlerinin bozukluğu sebebiyle olmaktadır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ulemâyı hafife alanın ahireti, ümerayı hafife alanın dünyası, dostlarını hafife alanın mürüvveti yıkılır.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Âlimler,ilminin gereğini kendileri yerine getirmezlerse din ortadan kalkar, çünkü âlimler dinin bağıdır. Çürük bağ ile ne bağlanabilir ki?”</p>
<p>Ebü Bekir Verrâk (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Sünnete uymadan amel edenin ameli batıldır.&#8221;</p>
<p>Ahmed b.Ebü&#8217;l Havâri(k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dersve fetva vermek; makam, mevki, mal ve üstünlük elde etmeyi düşünmeksizin sadece Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için yapılır ve ancak böyle olursa fayda sağlar.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/">Ahmet Kasım Fidan – Sufiname</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmed Feyzi Efendi&#8217;nin İlimler ve Ulema Hakkındaki Sözleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mehmed-fevzi-efendinin-ilimler-ve-ulema-hakkindaki-sozleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mehmed-fevzi-efendinin-ilimler-ve-ulema-hakkindaki-sozleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 May 2017 09:49:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Alim]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Fevzi Efendi'nin İlimler ve Ulema Hakkındaki Sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15584</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlim Dallarıyla ve Âlimlerle İlgili Sözleri “Kendi bildiğimize Kur’an’dan ve Hadis’ten mânâ çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın (müçtehit âlimlerin) kâide-i mukarreresi (yerleşik kuralları) altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.” “İlim insanı bütün kötü şeylerden korur.Allah’ı bilen, O’ndan en çok korkandır. Allah’ı bilmeyen ise, O’ndan ne korkacak?!..” “İlmin de kendine mahsus bir zevki [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mehmed-fevzi-efendinin-ilimler-ve-ulema-hakkindaki-sozleri/">Mehmed Feyzi Efendi’nin İlimler ve Ulema Hakkındaki Sözleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/mehmed-fevzi-efendinin-ilimler-ve-ulema-hakkindaki-sozleri/mfeyziefendi/" rel="attachment wp-att-15585"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15585" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/MfeyziEfendi.jpg" alt="" width="219" height="308" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/MfeyziEfendi.jpg 324w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/MfeyziEfendi-277x388.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/MfeyziEfendi-214x300.jpg 214w" sizes="(max-width: 219px) 100vw, 219px" /></a></strong></p>
<p><strong>İlim Dallarıyla ve Âlimlerle İlgili Sözleri</strong></p>
<p>“<b><strong>Kendi bildiğimize Kur’an’dan ve Hadis’ten mânâ çıkaramayız</strong></b>; onunla amel edemeyiz. Ancak <b><strong>ulemânın</strong></b> (müçtehit âlimlerin) kâide-i mukarreresi (yerleşik kuralları) altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.”</p>
<p>“<b><strong>İlim insanı bütün kötü şeylerden korur.</strong></b>Allah’ı bilen, O’ndan en çok korkandır. Allah’ı bilmeyen ise, O’ndan ne korkacak?!..”</p>
<p>“<b><strong>İlmin</strong></b> de kendine mahsus bir <b><strong>zevki</strong></b> vardır.<b><strong>İmâm-ı A’zâm Efendimiz</strong></b>: “Eğer sultanlar, bizim içinde bulunduğumuz, ilimden aldığımız zevki bir bilseler; üzerimize ordular gönderirler de elimizden alırlardı” diyor. Ama ne çâre!.. Anlayamadıkları için zevki başka yollarda arıyorlar!”</p>
<p><b><strong>(9)- Dünya’nın Yuvarlaklığı:</strong></b></p>
<p>Namaz içinde kıbleye teveccühün şart-ı dâim oluşu, arzın kürevî oluşuna delâlet eder.</p>
<p><b><strong>(19)- Mesâil-i Dîniyye:</strong></b></p>
<p>Mesâil-i dîniyyenin usûlen olsun, furûan olsun hepsinin derin hüccetleri, bürhânları ve parlak felsefeleri vardır; basit gösterenler yanılıyorlar.</p>
<p><b><strong>(23)- Kulaktan Âlim Olmak:</strong></b></p>
<p>Sohbet-i Nebeviyye berekâtıyla o ümmî kavim kulaktan âlim oldular; Nûr-u Nübüvvet’le sıvarıldılar.</p>
<p><b><strong>(30)- İrşâd:</strong></b></p>
<p>Kur’an’ın irşâdından, Ehâdîs-i Nebeviyye’nin irşâdından, ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.</p>
<p><b><strong>(639)- Fetret Devri ve Çoban Hikâyesi:</strong></b></p>
<p>Çoban hikâyesi fetret devrine aittir. Fetret devri olmayınca, cehil özür olmaz; öğrenmek lâzımdır. Fetret devrinde dahi, dünya ricâlullahtan boş değildir.</p>
<p><b><strong>(31)-Kur’an’ı Anlamak:</strong></b></p>
<p>Kendi bildiğimize Kur’an’dan ve Hadis’ten mânâ çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın kâide-i mukarreresi altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.</p>
<p><b><strong>(41)-Tekrarın Güzelliği:</strong></b></p>
<p>Aynı mevzuları tekrar tekrar söylüyorum ama tekrara da ihtiyaç var.</p>
<p><b><strong>(49)- Âlemler:</strong></b></p>
<p>Cisim âlemi Arş’da tamam olur. Arş’a felek-i atlas diyorlar. Arş’ın fevki âlem-i emirdir. Orada icat, maddeden müddet zarfında değildir. Arş’ın altı cisim âlemidir. Arş, bütün avâlimi ihâta etmiştir.</p>
<p><b><strong>(57)- Hareket:</strong></b></p>
<p>Güneşin hareketinden harâret; harâretinden de câzibe hâsıl oluyor. Güneş, câzibesi ile yıldızları tutuyor. Kamer, Cenâb-ı Hakk’ın<i><em>“Mübîn”</em></i> isminin mazharıdır. 28 menzili bir ayda dolaşıyor.</p>
<p><b><strong>(61)- Seyr-i İlim:</strong></b></p>
<p>Seyr-i ilim Kur’an’la başlar; yine Kur’an’la nihayet bulur. Kur’an’ın meânî-i adîdesi vardır. Hakâikı, bitmeyen, tükenmeyen deniz dalgaları gibidir.</p>
<p><b></b><b><strong>(818)- Efdaliyyet Dereceleri?</strong></b></p>
<p>Sohbetin bereketi çok fazladır. Bu sohbet bereketiyle ashâb-ı kirâm, ümmetin en fazîletlisi oldular. Enbiyâdan sonra nâsın efdali, başta <b><strong>Ebû Bekir (r.a.) </strong></b>Efendimiz olmak üzere, <b><strong>hulefâ-i râşidîn</strong></b>ve alâ merâtibihim diğer ashâb-ı kirâmdır. Ondan sonra, <b><strong>kibâr-ı tâbiîn</strong></b> ve <b><strong>müçtehitler</strong></b>dir. Daha sonra, evliyây-ı izâm hazerâtı gelir.</p>
<p><b></b><b><strong>(844)- İlim Korur:</strong></b></p>
<p>İlim insanı bütün kötü şeylerden korur. Allah’ı bilen, O’ndan en çok korkandır. Allah’ı bilmeyen ise, O’ndan ne korkacak?!..</p>
<p><b><strong>(845)- Talebe Olarak Ölmek:</strong></b></p>
<p>İnsan, talebe olarak hayatını devam ettirir ve öyle kabre girerse, Allah kıyâmete kadar onun ilmini tamamlar.</p>
<p><b><strong>(846)- İlmin Kendine Has Zevki:</strong></b></p>
<p>İlmin de kendine mahsus bir zevki vardır.<b><strong>İmâm-ı A’zâm </strong></b>Efendimiz: <i><em>“Eğer sultanlar, bizim içinde bulunduğumuz, ilimden aldığımız zevki bir bilseler; üzerimize ordular gönderirler de elimizden alırlardı”</em></i>diyor. Ama ne çâre!.. Anlayamadıkları için zevki başka yollarda arıyorlar!</p>
<p><b><strong>(847)- İlmin İzzetini Muhâfaza:</strong></b></p>
<p>İlmin izzetini muhâfaza için <b><strong>vakar</strong></b>; neşr-i ilim için <b><strong>hilim</strong></b> ve <b><strong>sabır</strong></b> lâzımdır. Aynı zamanda, sözünün tutulması için de <b><strong>ilmi ile âmil</strong></b>olmalıdır.</p>
<p><b><strong>(848)- Talebenin Fâsık Olması:</strong></b></p>
<p>Talebeliğinde fıska meyyâl olan kimse, ya genç yaşta ölür veya kıyıda-köşede kalır; hiçbir sözü îtibâra alınmaz!</p>
<p><b><strong>(859)- Eski Felsefeciler:</strong></b></p>
<p>Eskiden felsefeciler semânın hark ve iltiyâmını kabul etmezlerdi; semâvâtın kıdemine kâildiler. Bunun için <b><strong>Mi’râc</strong></b>meselesinde inkâra gitmişlerdir. Şimdi mâdem atom keşfolundu, bizim âkîdemizi bi’l-mecbûriye kabûl etmeleri, tasdîk etmeleri lâzımdır. Kabul etmiyorlar, yine diretiyorlar! Sonra da kaba-saba yoğun adamlar, tonlarca yüklerle küre-i kamere gittiklerini iddia ediyorlar! Rasûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin ruhunun çıktığı makama engel olmayacak derecede letâfet ve nûrâniyet kesbetmiş vücûd-i şerîflerinin <b><strong>Mi’râc</strong></b>ını niye inkâr ediyorlar?!..</p>
<p><b><strong>(860)- Uzaya Gidenlere Tavsiye:</strong></b></p>
<p>Onlar çalışsınlar da, melekûtu görecek bir gözle çıksınlar! O zaman, <b><strong>Beytü’l-İzzet</strong></b>’deki kütüphaneyi ziyaret etsinler! Oradaki Kur’ân’ın bir sahîfesinin fotoğrafını alsınlar! İşte o vakit müslümanlar onları nasıl alkışlayacaklar bakalım!..</p>
<p><b><strong>(867)- Sadece Bilgiye Güvenmemek:</strong></b></p>
<p><b><strong>İbn Sinâ</strong></b> felç oldu; ilmine güvenerek kendini tedâviye ne kadar uğraştı ise muvaffak olamadı, ilmi fayda vermedi. <b><strong><i><em>Kasîde-i Bürde</em></i></strong></b>sahibi <b><strong>İmam-ı Bûsirî </strong></b>Hazretleri de felç oldu. Fakat o Peygamberimizden şefaat istedi. Rüyasında Peygamberimiz onu meshetti; bir anda felç illetinden kurtuldu, eskisinden daha sağlam oldu!</p>
<p><b><strong>(870)- Bazı Din Adamları:</strong></b></p>
<p><b><strong>Bazı din adamları</strong></b> bid’atlarla uğraşıyorum diye, dinin furûâtının incelikleriyle o kadar meşgul oluyor ki, beri tarafta adam namaz kılmıyor,  içki içiyor, kumar oynuyor!.. <b><strong>Hâsılı en kuvvetli farzları terkedip, en şiddetli haramları işliyor da görülmüyor! </strong></b>Nerde dal-budak mesâbesinde meseleler varsa onlarla uğraşılıyor!</p>
<p><b><strong>(886)- En Güzel Meslek?</strong></b></p>
<p>En güzel meslek <b><strong>talebelik</strong></b>tir. Talebelik, ölünceye kadar devam etmelidir.</p>
<p><b><strong>(887)- Günâhlar İlmin Feyzine Engel Olur:</strong></b></p>
<p><b><strong>Sefehât</strong></b> ve <b><strong>günâhlardan</strong></b> son derece kaçınmalıdır ki <b><strong>feyiz</strong></b> gelsin. Feyiz olmayınca ilminin başkalarına tesiri olmaz.</p>
<p><b><strong>(888)- Kabirde Talebeliği Devam Eder!</strong></b></p>
<p><b><strong>Tâlib-i ilim</strong></b> olarak ölen kimsenin talebeliği, aynen <b><strong>kabirde</strong></b> de devam eder. Derslerinden geri kalan, tekmil olunmayan kısımları<b><strong>muallim melekler</strong></b> vâsıtasıyla tamamlar. <b><strong>İlim tâlibinin, berzah hayatında da tekâmülü devam eder.</strong></b></p>
<p><b><strong>(68)- Müezzinler ve Âlimler:</strong></b></p>
<p>Müezzinler ümenây-ı ümmettirler. Âlimler ise ümenây-ı rusüldürler.</p>
<p><b><strong>(69)- Esrâr-ı Şerîat:</strong></b></p>
<p>Esrâr-ı Şerîat inkişaf etmedikçe vâris-i Nebî olunmaz. Esrâr-ı Şerîat’a, müctehitler alâ tarîk’il- istinbat; evliyâ da alâ tarîk’il-keşf ulaşırlar.</p>
<p><b><strong>(70)- Müfessirlerden Beyzâvî’ye Ta’rîz:</strong></b></p>
<p><i><em>“Ehl-i Sünnet’im”</em></i> dediği halde mühim bir müfessir, <b><strong>lillezîne ahsenû’l-husnâ ve ziyâde</strong></b>âyetindeki<sup>[1]</sup> “ziyâde” kelimesini ilk tevcih olarak: <b><strong>vemâ yezîdühüm ale’l-mesûbeti tefaddulen</strong></b> diye tefsir ediyor!…<sup>[2]</sup></p>
<p><b><strong>(72)- Günü Gelince Hakikatların Zuhûru:</strong></b></p>
<p>Hakikatler mahcûb değil, muhtecibtir. Zamanı gelince o hakikat, üzerindeki peçeyi atıverir.</p>
<p><b><strong>(83)- Ulemâya Hürmetsizliğin Cezası:</strong></b></p>
<p>İlme, ulemâya hürmet edilmeye edilmeye bu hale geldik. İlimden, ulemâdan uzak kalanlara Allah Teâlâ şu belaları musallat eder: <b><strong>a)-</strong></b> Başlarına bir zâlimi musallat eder<b><strong>b)- </strong></b>Adı bilinmedik hastalıklar verir <b><strong>c)-</strong></b>İşlerinde kesat ( bereketsizlik ) olur <b><strong>d)-</strong></b> En kötüsü ve en dehşetlisi de, şek üzere ölürler.</p>
<p><b><strong>(95)- Ehl-i İlim ve İrşâdı Birbirinden Sormamak:</strong></b></p>
<p>Bütün ehl-i ilme ve ehl-i irşâda ihtiram ediniz,sevgi gösteriniz. Fakat, birini diğerinden sormayınız. Çünkü, umduğunuz cevabı alamazsınız.</p>
<p><b><strong>(97)- Zamanımızda:</strong></b></p>
<p>Zamanımızda, “câze-yecûzü”’yü bilen, allâmeliğe; azıcık kalbi harekete gelen de irşâda kalkıyor!</p>
<p><b><strong>(98)- Farzdan Evvelki Farz:</strong></b></p>
<p>Farzdan evvel farz: İlim; farz içinde farz: İhlastır.</p>
<p><b><strong>(102)- Hidâyet Lambaları:</strong></b></p>
<p>Ulemâ hidâyet misbahlarıdır.</p>
<p><b><strong>(103)- Âlimleri Gıybet:</strong></b></p>
<p>Ulemâyı zem ve gıybet edip de felâh bulan yoktur.</p>
<p><b><strong>(104)- Selefin Âdeti:</strong></b></p>
<p>Selef-i sâlihîn, çocuklarını ilme-ulemâya teslim etmezden evvel, geçimini temin edecek terzilik, saatçılık ve hattatlık gibi bir sanat öğretirlermiş. Tâ ki, ilmi dünyaya âlet etmesinler.</p>
<p><b><strong>(106)- Osmanlı Türklerinin İlme ve Ulemâya Hürmeti:</strong></b></p>
<p>Âl-i Osman, değil ilme-ulemâya, kisve-i ilmiyyeye dahi ta’zîm etmiştir. Bu hürmet ve ta’zîm, ne Abbâsîler’de ne de Emevîler’de vardır.</p>
<p><b><strong>(107)- Lüzûm ve İltizâm:</strong></b></p>
<p>Lüzûm başka, iltizâm başka… Ulemâmız: “Lâzımı mezheb, mezheb değildir” demişlerdir.</p>
<p><b><strong>(108)- Ulemâmızda İnsan Sevgisi:</strong></b></p>
<p>Esas insan sevgisi ulemâmızdadır. Onlar daima, ümmeti kurtarıcı tarafı iltizâm etmişlerdir.</p>
<p><b><strong>(121)- Cumhûra Muhâlefet:</strong></b></p>
<p>Cumhûra muhâlefet kuvve-i hatadan ileri gelir.</p>
<p><b><strong>(143)- İlme Nazar:</strong></b></p>
<p>İlme nazar, nâfile ibâdetten efdaldir. Çünkü, ilmin menâfii teaddî eder. İbâdetin menâfii ise kendine râcîdir.</p>
<p><b><strong>(144)- Bu Yara ve Belâların Sebebi:</strong></b></p>
<p>Bu yaralar hep ilmi ve ulemâyı terzîlden kaynaklandı.</p>
<p><b><strong>(146)- İlm-i Nâfi’:</strong></b></p>
<p>Herhangi bir ilim, takvâya mukârin ise ilm-i nâfîdir. Yoksa, ilm-i gayri nâfîdir.</p>
<p><b><strong>(147)- Mikroplar:</strong></b></p>
<p>Mikroplar umûmî yerlerde kümelenir. Câmilere mikrop girse de, zikrullah nûru ile istihâle olur.</p>
<p><b><strong>(171)- Bu Din:</strong></b></p>
<p>Bu dîn-i mübîn-i İslâm, sağlam ve temiz ellerden gelmiştir bizlere. Alâ merâtibihim hepsine ihtirâm etmeli.</p>
<p><b><strong>(181)- Sofiyyenin İlmi:</strong></b></p>
<p>Sofiyyenin ilmi, hâldir; kâl’den ibâret değildir.</p>
<p><b><strong>(182)- İlmin Evveli Ve Sonu:</strong></b></p>
<p>İlmin evveli acıdır; sonu ise çok tatlıdır.</p>
<p><b><strong>(191)- İbn Sînâ:</strong></b></p>
<p>İbn Sînâ, çok mâlûmât sahibiydi; ayaklı kütüphane gibiydi. Fakat mârifetullâhta Yûnûs Emre’ye yetişemedi.</p>
<p><b><strong>(192)- Kastamonu’da 1943 Zelzelesi:</strong></b></p>
<p>1943’deki zelzelede bu hapishânede idim.<sup>[3]</sup>O zamanlar hapishânede gece saat 12’den sonra ışıklar sönüyordu. Zelzele sırasında koğuşta yeşil bir nûr zuhûr etti. O karanlıkta birbirimizi gördük. Zelzelenin sebebini sonradan öğrendim: 580 cilt kitabımı<sup>[4]</sup>evden kum arabalarıyla karakola almışlar. Karakolda da rasgele yığmışlar. Paspas yaparlarken kitaplara kirli ve paslı suları sıçratarak hürmetsizlik yaptılar. Onları bu halde görünce yüreğim parçalandı. Anladım ki, gazab-ı İlâhî ve anâsır hiddete gelmiş.</p>
<p>Allah Teâlâ bu milleti gazabıyla helâk etmesin. Âmin…</p>
<p><b><strong>(193)- Âdem (a.s.)’a Bildirilen İlimler:</strong></b></p>
<p>Bütün lisanlar, fenler ve ilimler Âdem (a.s.)’a bildirildi. Âdem (a.s.)’ın terakkîsi ilimle, ta’lîm-i esmâ ile oldu. Enbiyânın mizâc-ı şerîfleri üstün olduğu için, terakkîleri de def’aten olurdu.</p>
<p><b><strong>(196)- İlim Gıdadır:</strong></b></p>
<p>Aklın, kalbin, rûhun, sırrın hafînin, ahfânın gıdası ilimdir.</p>
<p><b><strong>(301)- Faydasız İlim:</strong></b></p>
<p>İlim haşyet ister. Haşyete mukârin olmayan bir ilim, ilm-i gayri nâfidir. Faydasız ilimden Rasûlullah (s.a.) Efendimiz Allah’a (c.c.) sığınmıştır.</p>
<p><b><strong>(316)- Kanâatın Güzel Olmadığı Yer:</strong></b></p>
<p>Rızk-ı sûrîde iktisad, kanâat güzeldir. Rızk-ı mânevîde ise güzel değildir.</p>
<p><b><strong>(302)- İlmin Taalluku:</strong></b></p>
<p>İlim sıfata taalluk eder; zâta değil.</p>
<p><b><strong>(322)- Usûlü’d-Dîn Âlimlerinin Tefriki:</strong></b></p>
<p>Ulemâ-i usûli’d-dîn, lüzumla-iltizâmı; mezheble-lâzım-ı mezhebi tefrik ettiler.</p>
<p><b><strong>(327)- Ekâbirin Eserleri:</strong></b></p>
<p>Ekâbir, eserlerini Fahr-i Âlem’e tasdik ettirir.</p>
<p><b><strong>(331)- Müsellemât ve Fer’iyyât:</strong></b></p>
<p>Dinin yüzde doksanı müsellemâttır. Yüzde on mesele fer’iyyâtır. İctihâdât-ı ulemâ bu yüzde on meselede cârîdir.</p>
<p><b><strong>(332)- Âlimlere Karşı Edeb:</strong></b></p>
<p>Ulemâyı rencide etmek, terzil etmek câiz olmaz. Bazı hataları varsa, munsıf hareket etmek lâzım. Tamamıyla tahtıe etmek<sup>[5]</sup> câiz değildir.</p>
<p><b><strong>(351)- Merak:</strong></b></p>
<p>Merak, ilmin hâcesidir.<sup>[6]</sup></p>
<p><b><strong>(365)- Tufeylî Bilgilerin Anlatılması:</strong></b></p>
<p>Ulemânın, halka tufeylî mâlûmât sunmaları, anlatmaları, alâmet-i âhir zamandandır.</p>
<p><b><strong>(344)- Mâneviyâta Hürmetsizlik Olur!</strong></b></p>
<p>Maddiyatta şiddet peydâ etmiş, gabî ve kaba kimselere, mâneviyyâtın inceliklerinden bahsetmek, mâneviyyâta hürmetsizlik olur.</p>
<p><b><strong>(524)- Devlet Hazinesinde Âlimlerin Hakları Vardır:</strong></b></p>
<p>Ulemânın, ganâimden, beytü’l-malden hisseleri vardır. Burada verilmez ise âhirette alacaklar.</p>
<p><b><strong>(527)- Âlimlerin Türleri:</strong></b></p>
<p>Ulemâ-i makbûlîn üç nevîdir:</p>
<p><b><strong>a)-</strong></b> Âlim-i billah <b><strong>b)-</strong></b> Âlim-i bi-emrillah <b><strong>c)-</strong></b>Hem âlim-i billah, hem âlim-i bi-emrillah. Hepsi de verese-i enbiyâdır.</p>
<p><b><strong>(560)- Kur’ân’ın Her Harfi:</strong></b></p>
<p>Her harf-i Kur’ân’da, Kur’ân yazılıdır. Her harf-i Kur’ân’ı hayattar bilmeyen, âlim değildir. Müçtehitlere bu sır zâhir oldu. Onun için müçtehitlik en büyük makamdır.</p>
<p><b><strong>(561)- Fütühât’ın Hatmi:</strong></b></p>
<p>İmâm-ı Şa’rânî: <i><em>“Fütühât-ı Mekkiyye’</em></i>yi günde iki buçuk defa hatmederdim” diyor.</p>
<p><b><strong>(554)- İlâhî Tâlim:</strong></b></p>
<p>İlâhî tâlimin dâru’l-fünûnu  takvâdır.</p>
<p><b><strong>(555)- Faydasız İlim:</strong></b></p>
<p>Takvâya mukârin olmayan ilim, ilm-i gayr-i nâfidir.</p>
<p><b><strong>(571)- Râsih Âlimlerin Duâsı:</strong></b></p>
<p>Ulemâ-i râsihûnun duâsı: <b><strong>Rabbenâ lâ tuziğ gulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh inneke ente’l-Vehhâb</strong></b>.<sup>[7]</sup></p>
<p><b><strong>(586)- Ulemâya Kıymet Vermek:</strong></b></p>
<p>Biz ulemâmıza, ilminden-fazlından dolayı kıymet veririz, ihtirâm ederiz.</p>
<p><b><strong>(549)- İrşâd Nasıl Olmalıdır?</strong></b></p>
<p>İrşâd, insan hilkatine, fıtratına uygun ve tedrîcî olmalıdır.</p>
<p><b><strong>(595)- Şer’î Istılahların Farklı Oluşlarındaki Hikmet:</strong></b></p>
<p>Farz, vâcip, sünnet, haram, mekrûh gibi şer’î ıstılahlar, Cibrîl (a.s.)’ın vahyi aldığı makamlardan dolayı değişiyor.</p>
<p><b><strong>(605)- Ruh Hakkında Bilgi:</strong></b></p>
<p>Rasûlullah Efendimize ruhun mâhiyeti bildirildi. Bunun için kendisi ruhu bilirdi. Ama ifşâ etmediler. Bilmek, hemen ifşâyı gerektirmez.</p>
<p><b><strong>(610)- Tesâdüf Yoktur:</strong></b></p>
<p>Rast geldi, tesâdüf etti denmez; tevâfuk etti denir. Tesâdüf diye bir şey yoktur. Her şey Allah Teâlâ’nın ilm-i irâdesiyledir.</p>
<p><b><strong>(618)-Derviş Olsaydım:</strong></b></p>
<p>Eğer derviş olsaydım, dîvâneliği kabul edecektim. Ama talebe olduğumdan ve izzet-i ilmiyyeye zarar vereceğinden, kabul etmedim.</p>
<p><b><strong>(616)- Tokat Yemek:</strong></b></p>
<p>Tokat yemeden terbiye görülmez.</p>
<p><b><strong>(621)- Şahsıma Yapılan Haksızlıkları Helâl Ettim:</strong></b></p>
<p>Benim yüzümden ne dünyada, ne de âhirette kimseye zarar gelmesini istemem. Şahsım nâmına neler yaptılarsa hepsini helâl ettim. Ama ilme ve ulemâya ait haklara karışamam.</p>
<p><b><strong>(661)- Geri Kalmışlığımızın Nedeni:</strong></b></p>
<p>Maddî sahada geri kalmışlığımız, âyât-ı tekvîniyyeyi ihtiva eden kitâb-ı kebîr-i kâinâtı iyi okuyamadığımız; îcâd kanunlarına göre uygun şartlar altında çalışamadığımız içindir.</p>
<p><b><strong>(657)- Mârifetin Ölçüsü:</strong></b></p>
<p>Mârifet takvâ ölçüsündedir. Müminin dâru’l-fünûnu takvâdır.</p>
<p><b><strong>(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?</strong></b></p>
<p>Enbiyâdan sonra derece ulemânındır. Ulemâ için mahşerde minberler kurulacak; enbiyâdan sonra kendilerine şefâat hakkı verilecek.</p>
<p><b><strong>(451)- Muhammed (s.a.) Ümmetinden Maksat:</strong></b></p>
<p>Hiçbir ümmet, peygamberlerinin kelamlarını, ümmet-i Muhammediyye gibi senedâtıyla, an-aneleriyle muhâfaza edememiştir. Ümmetten murâd, ulemâdır; itibar bu kısmadır. Diğerleri tufeylîdir.</p>
<p><b><strong>(452)- İhânet Eden Âlimler:</strong></b></p>
<p>Ulemâ -dünyaya meyletmedikçe, mansıp-makam peşinde koşmadıkça, ümerâ kapılarına devam edip dalkavukluk yapmadıkça- ümenây-ı rusuldürler. Aksi takdirde, rusül hâinleri olurlar.</p>
<p><b><strong>(453)- İttifâk-ı Ulemâ:</strong></b></p>
<p>İttifâk-ı ulemâ, hüccet-i kâtıadır.</p>
<p><b><strong>(466)- Din İlimlerinde İhtisas:</strong></b></p>
<p>Her meslekte olduğu gibi, ulûm-ı dîniyyede de rusûh lâzım, ihtisas lâzım.</p>
<p><b><strong>(480)- Câmilerin İmârı:</strong></b></p>
<p>Câmilerin îmârı ibâdetle, zikirle, ilim taallüm etmekle olur.</p>
<p><b><strong>(513)- Mâverâünnehr Ulemâsı:</strong></b></p>
<p>Semerkant, Taşkent, Buhârâ… tâ Serhend’e kadar olan yerlerdeki ulemâya ulemâ-i Mâverâünnehr denir. Onlar i’tikatta Mâturîdî; amelde Hanefî mezhebindedirler ve çok mazbutturlar.</p>
<p><b><strong>(672)- Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek:</strong></b></p>
<p>Ben yapamam dedirtinceye kadar güçleştirmemek, zorlaştırmamak lâzım. Nasihati, irşâdı, ısındıra ısındıra, okşaya okşaya, ünsiyet ettire ettire, rıfk ile, tekâmül-i tedrîcî düsturuna riâyetle yapmalıdır.</p>
<p><b><strong>(673)- Her Müminin Vazifesi:</strong></b></p>
<p>İlmi, ulemâyı ve âsâr-ı ilmiyyeyi i’zâz, her müminin vazifesidir.</p>
<p><b><strong>(674)- Kimlere Buğz Edilmez?</strong></b><b></b></p>
<p>Mümine, âlime, ulemâya buğz câiz değildir.</p>
<p><b><strong>(717)- Basîret Nûruna Erişme:</strong></b></p>
<p>İnsan takvâ nisbetinde; kalbinde fehim, gözünde basîret nûruna erişir ve ilâhî tâlime mazhar olur. <b><strong>Müminin dâru’l-funûnu takvâdır.</strong></b></p>
<p><b><strong>(729)- Evvelâ İlim Lâzım!</strong></b></p>
<p>Bilgisiz, ne dünya olur; ne âhiret! Evvelâ ilim lâzım. <b><strong>Farzdan evvel farz ilim; farz içinde farz, ihlâstır.</strong></b></p>
<p><b><strong>(737)- Nezâketle Uyarmak:</strong></b></p>
<p>Emr-i bi’l-ma’rûfu nezâketle yapabilirse yapacak. Evvelâ kendinden, çoluk-çocuğundan, akrabasından başlayacak. Yapabildiğini yapacak; yapamadığını da Hak’dan niyâz edecek.</p>
<p><b><strong>(220)- Sultan Fâtih:</strong></b></p>
<p>Sultan Fâtih, Peygamber (a.s.)’ın meth-ü senâsına mazhar oldu. Altı lisan bilirdi. Çok büyük âlimdi, müfessirdi. İctihâd mertebesine çıkmıştı. <i><em>Kâmûs-u Arabî</em></i>’yi ezbere bilirdi; ezberinden ulemâya arz etti.</p>
<p><b><strong>(222)- Risâle-i Nurları Nasıl Okumalı?</strong></b></p>
<p>Risâle-i nûrları tekrar tekrar okumak lâzım; sathî değil. Bütün duygular ve latîfelerle teveccüh ederek okumalı ki, her duygu, her latîfe hissesini alsın.</p>
<p><b><strong>(254)- Beden İlmi-Din İlmi:</strong></b></p>
<p>İmâm Şâfiî, ilmi ikiye ayırmış: (el-ilmü ilmân): İlmü’l-ebdân ve ilmü’l-edyân. Önceliği beden ilmine vermiş. Çünkü sıhhat çok mühimdir. Mîzaç bozulursa, kafa da bozulur, akîde de bozulur.</p>
<p><b><strong>(271)- Dört Türlü Sır:</strong></b></p>
<p>Alâ merâtibin dört türlü sır vardır: Esrâr-ı kader, esrâr-ı risâlet, esrâr-ı ulemâ, esrâr-ı ümerâ.</p>
<p><i><em>Esrâr-ı kader</em></i> inkişâf etse, enbiyânın risâletinin bir anlamı kalmaz.</p>
<p><i><em>Esrâr-ı risâlet</em></i> inkişâf etse, ulemânın bir kıymeti kalmaz.</p>
<p><i><em>Esrâr-ı ulemâ</em></i> inkişâf etse, ümerânın bir kıymeti kalmaz.</p>
<p><i><em>Ümerânın esrârı</em></i> inkişâf etse, kanûn-nizâm kalmaz; nizâm-ı âlem bozulur.</p>
<p>Şimdi, ümerânın bileceğini, kahveci çırakları bile biliyor! Bunlar, kıyâmet alâmetlerindendir.</p>
<p><b><strong>(370)- Bu Zamanda Fıkıh İlminin Luzûmu:</strong></b></p>
<p>Bu zamanda hadîs ve tefsîrden ziyâde, Fıkıh ilmini<sup>[8]</sup> öğrenmek lâzımdır.</p>
<p><b><strong>(372)- Zemzemin ve Kâbe Toprağının Yeryüzüne Dağılması:</strong></b></p>
<p>Nûh tûfânında, Kâbe toprağı ve zemzem yeryüzünün değişik bölgelerine dağıldı.</p>
<p><b><strong>(377)- Ahz-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri:</strong></b></p>
<p>Ahz-i mîsak anında Âdem (a.s.)’dan çıkan zerreler, küre-i arzı tamamen doldurmuştu. Birinci safta enbiyâ; ikinci safta evliyâ ve müminler; üçüncü safta ise münâfık ve kâfirlerin ruhları bulunuyordu. Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya ve müminlere Cemâl tecellîsinde bulundu. Onun için <b><strong>elestü bi Rabbiküm</strong></b> hitâbına tav’an <b><strong>belâ</strong></b> dediler.<sup>[9]</sup></p>
<p><b><strong>(381)- İlmin Bereketi:</strong></b></p>
<p>İlmin bereketi ve fâidesi, üstâda olan bağlılık, hürmet ve hizmet iledir.</p>
<p><b><strong>(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler:</strong></b></p>
<p>Hesaptan sonra Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya, şühedâya ve âlimlere şefaat hakkı verir. Fâsık Müslümanlara, ameli kifâyet etmeyen müminlere şefaat ederler.</p>
<p><b><strong>(400)- Hangi Kitaba ve Hangi Zâta Yapışalım?</strong></b></p>
<p>Okunan kitaplar, kendisiyle sohbet edilen zâtlar, insana yakîn-i îmâniyye ve muhabbetullah veriyorsa, ne âlâ! Aksi takdirde, o kitapları kapatmak, o zâtlardan uzaklaşmak lâzımdır.</p>
<p><b><strong>(423)- Müminlerin Sanatı Takvâdır:</strong></b></p>
<p>Müminin dârü’l-fünûnu takvâdır. Takvâ, emirlere uymak; nehiylerden sakınmaktadır. Bunun erbâbına müttakî derler. Takvâ, müminlerin sanatıdır.</p>
<p><b><strong>(424)- Hz. Âişe’nin İlmi:</strong></b></p>
<p>Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, hücresinden, Mescid-i Saâdet’e bir pencere açtırdı. Onun için hem sahâbeye söylenen hadîsleri, hem de kendisine söylenenleri zaptederdi. Hz. Âişe (r.anhâ), hem hâfıza, hem müçtehide, hem edîbe…her bakımdan mükemmeldi. Her sene hacceder; Arafat’da iken, çadırının etrafı kendisine soru soranlarla dolardı. O da onlara, çadırın içinden doğru cevaplar verirdi.</p>
<p><b><strong>(432)- Âlimlerin Nurları:</strong></b></p>
<p>Ulemâ, nurlarını mişkât-ı nübüvvetten alıyor. Bütün akıllar, onun aklından; bütün nurlar onun nurundan taksim olunmuştur.</p>
<p><b><strong>(437)- Fetvâ Şartlara Göre Değişir:</strong></b></p>
<p>Şartlar değişince, fetvâ da değişir. Doktor dindar olacak, mâhir olacak. Müftî de âlim olacak.</p>
<p><b><strong>(750)- Kitaplar Eczâne Gibidir:</strong></b></p>
<p>Her kitapta, her gördüğümüzü piyasaya çıkartmak olmaz. <b><strong>Kitaplar eczâne gibidir.</strong></b>Nasıl, ilaçlar derde devadır diye rasgele verilmez; doktor reçetesi ile veriliyorsa, kitaplardaki bilgiler de öyledir. Mîzânla verilmeli, ölçülü olmalıdır.</p>
<p><b><strong>(758)- Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri:</strong></b></p>
<p><b><strong>Ebû Tâlib-i Mekkî </strong></b>Hazretleri, helâlden ekletmek için, ot yiye yiye vücûdu yemyeşil çıktı!<i><em> <b><strong>Kûtu’l-Kulûb</strong></b> </em></i>adlı eserini bundan sonra kaleme aldı.<sup>[10]</sup></p>
<p><b><strong>(783)- Usûl ve Fıkıh İlmi:</strong></b></p>
<p>Üstâd: <i><em>“Fıkıhta Şâfiî fıkhı üstündür; usûlde ise Hanefî usûlü üstündür” </em></i>derdi.</p>
<p><b><strong>(784)- İlmin Ortadan Kalkması:</strong></b></p>
<p>İlmin ref olması demek, ulemânın kalplerinden ilmin alınması demek değildir. Ulemânın inkırâzı ve terzîli sebebiyle ilim ortadan kalkacak. İlmin ref olması, cehlin zuhûru, kadınların çoğalması kıyâmet alâmetlerindendir.</p>
<p><b><strong>(796)- İlmin Yeniden İnkişâfı İçin:</strong></b></p>
<p>Çoktan beri ehl-i ilim tezlîl edilmiş, ilim ehline hürmetsizlik edilmiş. Şimdi bizim vazifemiz, ulemâyı ve talebe-i ulûmu i’zâz etmektir. Bu sayede ilim yeniden inkişâf eder.</p>
<p><b><strong>(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar:</strong></b></p>
<p>Eski hukemâ, âlemin kıdemine kâil oldular.<sup>[11]</sup> Ulemâ-i İslâm ise, Cenâb-ı Hakk’ın âlemi,<b><strong>cüz-i lâ yetecezzâ</strong></b><sup>[12]</sup> olan cevher-i ferdden halkettiğini ve hâdis olduğunu isbât ettiler. Hukemâ, semâvâtın hark ve iltiyâmını<sup>[13]</sup> da kabul etmezlerdi. Halbuki şimdi aya gittiler. Yoğun, kaba-saba adamların aya gittiğini kabul ediyorlar da; bütün vucûd-ı şerîfleri nûrâniyyet kesbetmiş olan Peygamberimiz’in Mirâcı’nı neden kabul etmiyorlar?!</p>
<p><b><strong>(803)- Atom Parçalanmaz!</strong></b></p>
<p>Cüz-i lâ yetecezzâ adı altında atomu ilk keşfeden, İslâm ulemâsıdır. Atomun parçalandığını söylüyorlar! Hayır! Yanılıyorlar; atom parçalanmaz. Tekessür<sup>[14]</sup>ve tevessü<sup>[15]</sup> ediyor.</p>
<p><b><strong>(816)- Yazarak Öğrenmek En Sağlam Yoldur:</strong></b></p>
<p>Yazarak öğrenmek en sağlam ve en iyi yoldur. Bu husus, <b><strong>İkra’ ve Rabbüke’l-Ekram ellezî alleme bi’l-kalem</strong></b> âyetiyle<sup>[16]</sup> tebeyyün etmiş oluyor.</p>
<p><u>[</u>1] Yûnus, 10/26.</p>
<p><u>[</u>2] bkz. Beyzâvî, III, 11.</p>
<p><u>[</u>3] Şu durumda bu bina, vâlilik binasının yanında yer almakta ve Kültür Sarayı olarak tekmil ve ıslah edilmiş durumdadır.</p>
<p><u>[</u>4] Bu sayı o zamana göredir. Şu halde bu sayı en az yüz cilt daha artmıştır.</p>
<p><u>[</u>5] Hatalı görmek ve suçlandırmak.</p>
<p><u>[</u>6] Hocasıdır. Yani, ilgilenme, bilgilenmeyi gerektirir.</p>
<p><u>[</u>7] <i><em>“Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Katından bize rahmet bağışla! Şüphesiz Sen, sonsuz bağışta bulunansın.”</em></i> (Âl-i İmrân, 3/8).</p>
<p><u>[</u>8] Özellikle ilmihal bilgisi. Zira bu ilim herkesin üzerine farz-ı ayndır. Tefsîr ve hadîs ilmi ise farz-ı kifâyedir.</p>
<p><u>[</u>9] A’râf, 7/172.</p>
<p><u>[</u>10] <b><strong><i><em>İhyâu Ulûmiddîn</em></i></strong></b><i><em>’</em></i>in temelini oluşturan bu kitap, tasavvufta çok önemli bir kaynak eserdir. Efendi Hazretleri bu kitaba çok değer verirlerdi.</p>
<p><u>[</u>11] Eski felsefeciler ve tabiatçılar, evrenin ebedîliğini ve sonsuzluğunu iddia etmişlerdir.</p>
<p>[12] Parçalanma ve taksimi kâbil olmayan, cisimlerin en küçük parçası atomlar.[13] Hark ve iltiyâm: Yırtılma ve kapanma.[14] Tekessür: Çoğalmak. Efendi Hazretleri, önceki beyânında atomun eneji neşrettiğini belirtmişti.[15] Tevessü: Genişlemek. feyizler.org</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="7NaFDZQ90E"><p><a href="https://www.kastamonur.com/18004-2/">Mehmed Feyzi Efendi&#8217;nin ilimler ve ulemâ hakkındaki sözleri</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Mehmed Feyzi Efendi&#8217;nin ilimler ve ulemâ hakkındaki sözleri&#8221; &#8212; KASTAMONUR.COM" src="https://www.kastamonur.com/18004-2/embed/#?secret=7NaFDZQ90E" data-secret="7NaFDZQ90E" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mehmed-fevzi-efendinin-ilimler-ve-ulema-hakkindaki-sozleri/">Mehmed Feyzi Efendi’nin İlimler ve Ulema Hakkındaki Sözleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mehmed-fevzi-efendinin-ilimler-ve-ulema-hakkindaki-sozleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Üniversiteleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/musluman-universiteleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/musluman-universiteleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2016 16:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Üniversiteleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nizamulmülk Medreseleri]]></category>
		<category><![CDATA[Pitckhall]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5694</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;..Müslüman üniversiteleri [sözgelişi Nizamulmülk medreseleri}, dünyada, ilim, eğitim, öğrenim ve araştırmada öncülük etmek-teydi. Bütün bilgi alanları onların ellerindeydi ve onlar, o zaman elde edilebilecek bütün bilgilere ulaşıyor ve bu bilgileri de tekrar halka ulaştırıyorlardı. O zamanın üniversiteleri, günümüzün çağdaş üniversiteleriyle kıyaslandığında elbette ki farklıydı, ama bu medreseler, o zaman, dünyanın en aydınlık, en donanımlı kurumlarıydı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/musluman-universiteleri/">Müslüman Üniversiteleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/musluman-universiteleri/nizamulmulknizamiye-medreseleri/" rel="attachment wp-att-10132"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-10132" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/01/nizamulmulknizamiye-medreseleri.jpg" alt="Müslüman Üniversiteleri" width="462" height="233" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/01/nizamulmulknizamiye-medreseleri.jpg 378w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/01/nizamulmulknizamiye-medreseleri-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" /></a></p>
<p>&#8220;..Müslüman üniversiteleri [sözgelişi Nizamulmülk medreseleri}, dünyada, ilim, eğitim, öğrenim ve araştırmada öncülük etmek-teydi. Bütün bilgi alanları onların ellerindeydi ve onlar, o zaman elde edilebilecek bütün bilgilere ulaşıyor ve bu bilgileri de tekrar halka ulaştırıyorlardı. O zamanın üniversiteleri, günümüzün çağdaş üniversiteleriyle kıyaslandığında elbette ki farklıydı, ama bu medreseler, o zaman, dünyanın en aydınlık, en donanımlı kurumlarıydı. Muhtemelen de, bir dine ait olan en aydınlanmış kurumlardı medreseler.</p>
<p>Alman profesörü Joseph Hell, yakınlarda S. Khuda Bukhsh tarafından İngilizceye de çevrilen Arap / İslâm medeniyetiyle ilgili küçük ama önemli bir kitabında o zamanın üniversiteleri olan medreseler hakkında şunları yazıyor:</p>
<p>“Üniversitelerde bile, din, birincil, öncelikli konumunu koruyordu; çünkü eğitim ve bilginin yolunu açan şey, bizzat dinin, yani İslâm’ın kendisi değil miydi! Kur&#8217;ân, Hadis, Fıkıh ve bütün diğer ilimler bu kurumlarda önemlerini ve önceliklerini her zaman korumuşlardı. Fakat diğer bilgi ve bilim alanlarını küçümsememek ya da gözardı etmemek, Islâm’ın onur hânesıne yazılacak bir fenomendi: Gerçekten de İslâm, ilâhiyata verdiği yer kadar diğer beşerî bilimlere de camide aynı yeri vermişti. Hicretin 5. asrına kadar cami, İslâm’ın üniversıtesiydi ve bu olgu, İslâm kültürünün en çarpıcı özelliği olan &#8216;ilim tahsili için tam hürriyetin tesis edilmesi’ ilkesinin ve uygulamasının bir sonucuydu. Burada ders verecek öğretmen bir sınava tabi tutulmuyor, kendisinden bir diploma istenmiyor ya da herhangi bir formaliteyi yerine getirmesi şart koşulmuyordu. Ders verecek öğretmenin / müderrisin ihtiyaç duyduğu şey, konusuna hâkimiyet ve vukûfıyet, ehliyet ve kifâyet, üretkenlik ve yeterlilikti.&#8221;</p>
<p>Alman profesör, hem âlimlerden, hem de öğrencilerden oluşan bu derslere katılan kişilerin müderrisın yeterliliğini ve vukûfiyetini nasıl test edip yargıladıklarını, konusuna tam olarak vâkıf olamayan ya da ortaya attığı tezi ikna edici delillerle ve argümanlarla ispat edemeyen bir müderrisin kendisine yöneltilen eleştirilerden sonra bir saat bile görevinde kalmadığını, ânında “karizmayı çizdirdiği” için görevinden çekildiğini çarpıcı bir dille anlatır.</p>
<p>Azap ve Türk üniversitelerinin bu müderrisleri çağlarının eğitim ve ilminin öncüleri ve modern Avrupanında öğretmenleriydiler. Şu çarpıcı gözlemleri yapan kişi ,onlardan biri,bir kimyacıydı;</p>
<p>&#8220;Kimyada zannın da,salt iddianında hiçbir otorite değeri ve bağlayıcılığı yoktur. Delillerle ispatlanmamış herhangi bir varsayımında yanlış da, doğru da olabilceği salt bir iddiadan başka bir şey olmadığı kesinkes doğru ve kesin bir ilke olarak kabul edilebilir. Eğer bir kişi, iddiasının delilini getirirse, ancak o zaman ona ’varsayımınız doğru&#8217; diyebiliriz,”</p>
<p>Bu alimler, kör kütük rehberler ve fanatik kişiler değildi. Bu üniversitelerin profesörleri, zamanlarının en donanımlı, derinlikli düşünürleriydiler. Hz. Peygamberin(sav) öğretisine tam bir sadakatle, halkın huzur ve refahını gözetleyen ve Kur&#8217;ân&#8217;da teminat altına alınan insan haklarının ihlal edildiğine dâir bir şey gördüklerinde bu durumu halifeye şikâyet ve halifeyi şeriatın bu cihanşumul ilkelerine uyması konusunda ikaz eden kişiler bunlardı.</p>
<p>Gerçektende, ulema fanatik unsuru ortadan kaldıran veya yatıştıran, dînî kanaatlerinden ötürü insanların kovuşturulmasını engelleyen ve İslâm kültürünün bozulmasını, yozlaşmasını bin bir türlü yolla önleyen öncü kişilerdi. İhtiraslı, gayr ı İslâmî kargaşa ortamlarının zuhur etmesine yol açan ihtiraslı Müslüman yöneticileri,,halkın bu gayrı meşru eylemlerde kendilerine destek vermesi taleplerini şiddetle reddeden ve yalnızca yeter miktardaki mevcut köleleriyle savaşmakla yetinmelerini isteyen ve savaş sırasında bitkilere, hayvanlara ve savaşa katılmayan (kadın, çocuk ve yaşlılara] aslâ zarar vermemeleri gerektiğini söyleyen kişiler yine ulemâdan başkası değildi. Dahası, ulemâ, hal-kın büyük saygısı ve desteğini kazandıkları için, şeriatı çiğneyen, şeriata müğayir hareket eden yönetenleri cezalandıran ve onların bir şekilde çabucak tevbe etmelerini sağlayan haddi aşmalarından ötürü gerekli tazminatı ödeme-ye zorlayan kişilerdi..&#8221;</p>
<p>Pitckhall,İslam Medeniyetinin Dinamikleri,syf.44-45</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/musluman-universiteleri/">Müslüman Üniversiteleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/musluman-universiteleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyh var! Şeyh var!</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/seyh-var-seyh-var/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/seyh-var-seyh-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2015 10:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh var! Şeyh var!]]></category>
		<category><![CDATA[Mürid ve derviş]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Uludağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7545</guid>

					<description><![CDATA[<p>İster tasavvuf ve tarikat anlamındaki şeyh olsun, isterse diğer ilimlerin hocaları olsun üstadlara hürmet etmek ve tazimde bulunmak dinî geleneğimizde önemlidir. Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” demiştir. Hakiki mürşidlere gösterilen saygıyı ve bağlılığı onlara çok görmemek gerekir. Üstad hakkı önemlidir. Üstada saygı ilme saygı demektir. Bununla beraber üstada saygı, gerektiği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seyh-var-seyh-var/">Şeyh var! Şeyh var!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/l_bedevisi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7546" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/l_bedevisi.jpg" alt="Şeyh var! Şeyh var!" width="400" height="394" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/l_bedevisi.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/l_bedevisi-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/l_bedevisi-300x296.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a>İster tasavvuf ve tarikat anlamındaki şeyh olsun, isterse diğer ilimlerin hocaları olsun üstadlara hürmet etmek ve tazimde bulunmak dinî geleneğimizde önemlidir. Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” demiştir. Hakiki mürşidlere gösterilen saygıyı ve bağlılığı onlara çok görmemek gerekir. Üstad hakkı önemlidir. Üstada saygı ilme saygı demektir. Bununla beraber üstada saygı, gerektiği vakit onları eleştirme hakkımızı elimizden almaz. Aslında büyük üstadlar, haklı ve yerinde eleştirilerden asla rahatsız olmazlar, hatta memnun bile olurlar. Çünkü onlar peygamberler hariç hiçbir insanın hatasız ve masum olmadığını gayet iyi bilirler.</p>
<p>Üstadlar, hocaefendiîer ve şeyhler dualarda da asla unutulmaz: “veli-üstadinâ ve li-meşâyihinâ” ibareleri dualarda daima zikredilir. Şeyhi eleştirmeme ve şeyhe itiraz etmeme meselesi sûfîler ve meşâyih arasında değil, sadece tarikat (terbiye) şeyhi ile müridleri arasında bahis konusu olup o da geçici bir döneme mahsustur. Tıpkı Hz. Musa-Hızır kıssasında olduğu gibi. Yolculuk devam ederken ve sâlik, sülük ve seyir hâlinde iken itaat ve teslimiyet şarttır. Gemi ile seyahat eden yolcunun kaptana, uçak ile yolculuk yapanın pilota teslim olması gibi. Hocalık ve üstadlık hukuku da bunu gerektirir. Hocanın talebesi üzerindeki hakkı büyüktür, çoktur. Sülûkünü tamamlayan ve ehliyetini ispatlayan sâlik hürmet ve tazimde kusur etmemek kaydıyla şeyhinin fikir ve kanaatlerini yeni baştan değerlendirme, gözden geçirme, yorumlama, tartışma ve eleştirme hakkına sahiptir.</p>
<p>Pirdaş müridlere gelince bunlar gerektiğinde usul ve adap dairesinde hem birbirine itirazda bulunur ve yekdiğerini eleştirirler hem de diğer tarikat ve şeyhlere bağlı olan mürid ve dervişleri eleştirirler. Unutmamak gerekir ki şeyhler müridlerine önce “tefekkür etmeyi” ve “susmayı”öğretirler, eleştirmeyi ve itiraz etmeyi değil. Zira tasavvufta kıllet-i kelâm ve susmak esastır. Aynı şekilde pirler (pîrân) ve meşâyih birbirini eleştirir ve itirazda bulunabilirler. Bu hususu tasavvuf tarihinden jörneklerle açıklamaya çalışalım:</p>
<p>Aynı zamanda “Hafîfiyye” diye bilinen bir tasavvuf akımının da önderi olan ünlü sûfîîbn Hafif (ö. 371/981) şöyle diyor: “Şeyhlerimizden  şu beşine uyunuz ve onları örnek alınız, zira bunlar ilim ile hakikati  (şeriatla tasavvufu) cem ve telif etmişlerdir (el-câmi beyne’ş-şerîahve’l- hakîkah). Bunların dışında kalanları ise hâlleriyle baş başa bırakınız.” Demek ki îbn Hafif’e göre her sûfıye uyulmaz, her şeyh örnek alınmaz ancak onlara da saygı gösterilir. İslâm’ın zâhirî hükümleri konusunda bilgili olmayan veya bu tür bilgisi eksik olan ama güzel bir manevi hâle sahip bulunan pek çok sûfî, derviş ve şeyh vardır. îbn Hafif’in nezdinde bunlar saygıdeğer veliler olsalar bile örnek alınmaz, kendilerine tâbi olunmaz. Zira üzerlerinde hâl galiptir, ayrıca bilgileri de ya eksik veya yanlıştır. îbn Hafif yüzlerce, hatta binlerce sûfî ve şeyhi bu bağlamda kibarca eleştirmektedir. Tasavvuf tarihinde bu tarz eleştiriler az değildir.</p>
<p>Sûfîlerin şeyhleri değerlendirdikleri de olmuştur. Mesela îbn Cellâ der ki: “Sehl et-Tüsterî işareti ile,Zünnûn-i Mısrî ibaresi(hikmeti) ile Bişr-i Hafîverâ/takvası ile ünlüdür.</p>
<p>Nakşbendiyyenin Müceddidiyye kolunun kurucusu İmâm Rabbânî’nin (ö. 1034/1624) Mektubâtında“eş-Şeyhu’l-Ekber” diye meşhur olan Muhyiddîn ibn Arabi’nin vahdet-i vücud görüşüne itiraz ettiği ve onu eleştirdiği bilinen bir husustur. Şeyhler lüzum ve ihtiyaç hâlinde birbirlerine itiraz edip birbirlerini eleştirirler ama bir zaruret ve mecburiyet bulmadıkça müridlerinin başka şeyhleri ve onların dervişlerini eleştirmelerine ve onlara itiraz etmelerine izin vermezler, onlarla cedelleşmeyi ise kesinlikle yasaklarlar. Bunun bir gıybet, adam çekiştirme ve dedikodu olabileceğini söyleyerek onlara uyarılarda bulunur, hadlerini aşmamaları gerektiğini tembih ederler. Şeyh için gerekli olan eleştiri müridi için gereksiz, hatta sakıncalı olabilir. Her sözün söyleneceği bir alan ve mekân, herkesin al oynatacağı bir meydan ve uzmanlık sahası mevcuttur. Bu mekânın ve alanın dışına çıkmama hakkına hiç kimse sahip değildir.</p>
<p>Mürid ve dervişlerin şeyhlerinden başkasından ilim ve fikir almadıkları, ulemanın sözlerine ve delillerine kulak aşmadıklarken büyük ve en yüce dinî otorite olarak kabul ettikleri, şeyhlerinden dinledikleri sözlere dayanarak ilmi hakikatleri görmemezlikten geldikleri, ilmi ve ulemayı hafife aldıkları da sıkça ifade edilir ve bundan yakınılır. Bahsedilen husus, bir yandan doğru bir tespittir, diğer yandan sağlam bir temele dayanmayan bir iddiadır. Doğru bir tespittir. Zira ilim adamı birçok dostumun bu tarz gözlemlere sahip olduklarını biliyorum, ayrıca bu durumu yana yakıla bana itade etmişlerdir. Şahsen ben de benzer şeyleri gözlemlemişimdir. Zeki, yetenekli, hevesli ve çalışkan bir öğrenciyle uzun süre ilgilenirsiniz, iyi bir ilim ve fikir adamı olacak diye ümit edersiniz, bu gencin günün birinde yolu bir müteşeyyihe,yani bilgisi eksik, ehliyetsiz ve nakıs bir şeyhe düşer, ona intisap eder, ona verdiğiniz emek ber-hevâ olur, ümidiniz boşa çıkar, hayal kırıklığına uğrarsınız. Çünkü şeyh bir sözüyle gence verdiğiniz bütün bilgi ve fikirleri onun zihninden silmiş süpürmüştür. Böyle vakalar uygulamada sıkça görülür.</p>
<p>Ulemanın, yukarıdaki hususları bahis konusu edip meşâyihten yakınmaları yeni değildir. Şihâbüddîn Muhammed Hâcırmî, AbdurrahmânCâmî’nin (ö. 898/1492) Şeyh Sa’deddîn’in sohbetine incizabından sonra demiştir ki: “Beş yüz yıldan beri Horasan toprağında dânişmendler arasında bir merd-i sâhib-i kemal (kemal sahibi bir er, bir yiğit) zuhûr etti. Onun da Kaşgarlı Şeyh Sa’deddîn yolunu kesip zâyieyledi.”HocaŞihâbüddîn parlak zekalı öğrenci Molla Câmî’yi kaybettik ve bu üstün yetenekli talebe, şeyhe bağlanmak suretiyle zâyi olup gitti diyor. Ancak hakikat acaba böyle mi?</p>
<p>Molla Câmî, şeyhi ile tanıştığında şeyhi şöyle demişti: “Bugün tuzağımıza bir şahin düştü! Hak Teâlâ bu delikanlının sohbetiyle bizi memnun kıldı.”</p>
<p>Bazı gençleri tasavvuf ıslah ve terbiye ediyor, adam ediyor, bazılarını da ziyan ediyor, yeteneklerini yok edip işe yaramaz hâle getiriyor. Şeyh var! Şeyh var!</p>
<p>Tasavvuf ve Tenkid &#8211; Süleyman Uludağ</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seyh-var-seyh-var/">Şeyh var! Şeyh var!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/seyh-var-seyh-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
