<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>terörizm | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/terorizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Oct 2023 15:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>terörizm | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeni Batı ve Anti-İslâmi Şiddet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yeni-bati-ve-anti-islami-siddet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yeni-bati-ve-anti-islami-siddet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Oct 2023 15:52:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Kemal Buhari]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-İslâmi Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Batı ve Narsisizm]]></category>
		<category><![CDATA[Batı'nın İslam Algısı]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[terörizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Batı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde küresel çapta devasa bir dünyevi gücü yöneten yeni Batı emrinde hükümetler, resmî ve gayriresmî ordular, ulus­lararası örgütler, üniversiteler ve sair akademik kurumlar, medya kuruluşları, sivil toplum örgütleri, düşünce kuruluşları, bankalar, vakıflar, teknoloji devleri, çokuluslu/transnasyonal şirketler, açık ve gizli ar-ge merkezleri ve istihbarat örgütleri bulundurmakta, İslâm ve öteki olarak gördükleri ile olan ilişkilerinde kontrolün­de olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeni-bati-ve-anti-islami-siddet/">Yeni Batı ve Anti-İslâmi Şiddet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/10/islamofobi-yok-anti-islamizm-var-186784.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26570 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/10/islamofobi-yok-anti-islamizm-var-186784-300x144.jpg" alt="" width="423" height="203" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/10/islamofobi-yok-anti-islamizm-var-186784-300x144.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/10/islamofobi-yok-anti-islamizm-var-186784-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/10/islamofobi-yok-anti-islamizm-var-186784.jpg 702w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" /></a></p>
<p>Günümüzde küresel çapta devasa bir dünyevi gücü yöneten <em>yeni Batı</em> emrinde hükümetler, resmî ve gayriresmî ordular, ulus­lararası örgütler, üniversiteler ve sair akademik kurumlar, medya kuruluşları, sivil toplum örgütleri, düşünce kuruluşları, bankalar, vakıflar, teknoloji devleri, çokuluslu/transnasyonal şirketler, açık ve gizli ar-ge merkezleri ve istihbarat örgütleri bulundurmakta, İslâm ve <em>öteki</em> olarak gördükleri ile olan ilişkilerinde kontrolün­de olan bu kuvvetleri küresel çapta belirlenmiş stratejiler dâhi­linde harekete geçirmektedir. <em>Yeni Batı</em> İslâm’a karşı devasa bir şiddet uygularken bir yandan da devasa bir bilişsel, epistemik ve psikolojik şiddet yoluyla bu eylemlerinin ortaya çıkmasını, çıp­lak bir gerçekliğe dönüşmesini engellemeye uğraşmaktadır. Kont­rolündeki güç vasıtasıyla hem milyonlarca Müslümanı öldürmüş ve hâlâ da öldürmektedir<a href="#_ftn114" name="_ftnref114"><sup>[339]</sup></a> hem de gerçeği tersyüz edip dünya kamuoyuna Müslümanları “terörist”, “şiddet üreten” ve “fana­tik” olan “saldırgan taraf” olarak algılatmayı başarmaktadır. Bu mekanizmaya ve arkasındaki çarpık zihniyete çok somut bir ör­nek olarak karargâhı İsrail işgal güçleri tarafından kuşatılan Ya- ser Arafat&#8217;a CNN muhabiri Christiane Amanpour’un “Şiddeti durduracak mısınız?” sorusu gösterilebilir.</p>
<p>Bütün bunlar gelişi­güzel değil, kısa, orta ve uzun vadeli olarak yapılan planlar dâ­hilinde sistematik biçimde, nihai aşamada tek dünya devleti pro­jesini gerçekleştirmek amacıyla yapılmaktadır. Dünya kamuoyu­nun Islâm ve Müslümanlar hakkındaki algısı büyük ölçüde bu ya­pının kontrolünde olan küresel medya kuruluşları yoluyla şekil­lendirilmektedir ve bunun sonucunda hayatında hiçbir Müslü­man görmemiş insanlara dahi Islâm ve Müslümanlar hakkında- ki olumsuz kanaatler benimsetilebilmektedir.<a href="#_ftn115" name="_ftnref115"><sup>[340]</sup></a> Sadece <em>terörizm </em>kavramının tarihçesi ve son dönemde hangi akademi, medya ve siyaset aktörleri tarafından sistematik olarak yaygınlaştırıldığını, dinlerle ve özellikle İslâm’la nasıl ilişkilendirildiğini araştırmak dahi kurulu <em>tezgâhı</em> büyük ölçüde aydınlatacaktır.<a href="#_ftn116" name="_ftnref116"><sup>[341]</sup></a></p>
<p><em>Yeni Batı</em> “elitler” ve yönetilenler, yani “avam” için iki farklı din öngörmektedir. İlkinin, Kabalacılık etrafında kümelenen çe­şitli inançlara sahip olduğu aktarıldı. Yönetilenler için öngörü­len dinî inançlar ise ateizm ve pratik boyutta ateizmden ayırma­nın güç olduğu deizm, neopaganizm ve yeni çağ spiritüel akımları <em>(NeıvAge spirituality)</em> gibi siyaseten zayıf inançlardır. Tasav­vufun da yoğun bir biçimde yozlaştırıldığı ve bu ajandaya dâ­hil edildiği gözlemlenmektedir.<em>fyeni Batı&#8217;nın</em> dünya toplumlarını dönüştürmek amacıyla yürüttüğü mekanizmalardan belli baş­lı olanlar yabancılaştırma, doğrusal olmayan savaş <em>(non-linear warfare),</em> melezleştirme, paganlaştırma, zoolojikleştirme, mater­yalistleştirme, sekülerleştirme, yozlaştırmadır. Bunların hepsinin ortak amacı insanların kolektif ve güçlü kimliklerden uzak tutu­larak rahatça yönetilebilir bireylere dönüşmelerini sağlamaktır. Güçlü bir dinî kimlik, hele de îslâm gibi hayatın her alanım dü­zenleme iddiasında olan, değişmez bir kutsal kaynağa, Kur’an-ı Kerim’e dayanan, küresel çapta bir kardeşlik ve dayanışma ön­gören, iyiliği ve izzeti esas alan<a href="#_ftn117" name="_ftnref117"><sup>[342]</sup></a> ve hayatın siyasi ve ekonomik boyutlarını da içeren bir dinin etrafında şekillenen bir ümmet bi­linci ve pratiği, yani <em>ittihad-ı İslâm,</em> güçlü bir direniş anlamına geleceği için <em>yeni Batının</em> yönetilenler için arzuladığı son şey­lerdendir. Popüler kültür bu uğurda güçlü dinî kimlikleri hedef almakta ve tahrip etmektedir. Örneğin pagan kültürüne ait un­surlar öne çıkarılmaktadır ve ülkemizde de aynı proje İslâm ön­cesi Türk dinleri ve İslâmsız Türkçülük adı altında yürütülmek­tedir. İslâm “siyasal İslâm/İslâmcılık” söylemi dâhilinde siyase­tin dışına atılmaya çalışılmaktadır.<a href="#_ftn118" name="_ftnref118"><sup>[343]</sup></a> Bununla yapılmak istenen Müslümanları kendi kaderlerini tayin etmede söz hakkı olma­yan kitlelere dönüştürmektir. Ancak Vatikan’ın ve İsrail’in birer devlet olarak yer aldığı bir dünyada “siyasal Hıristiyanlıktan” ve “siyasal Yahudilikten” bahsedilmemesi düşündürücüdür. Aynı za­manda Müslümanların birleşmesini engellemek için İslâm top- lumlarında “kukla rejimler” başa geçirilmekte, onlar üzerinden Müslümanlar arasında karışıklıklar ve savaşlar çıkarılmaktadır.^</p>
<p>Anlaşılması gereken husus <em>yeni Batı</em> tarafından sadece İs­lâm’ın değil, Hıristiyanlığın da bir engel olarak algılanışıdır. An­cak Batı’da artık bir alt kültüre dönüşmüş olan Hıristiyanlık<a href="#_ftn119" name="_ftnref119"><sup>[344]</sup></a> bugün oluşturulmak istenen proje önünde ciddi bir tehdit teş­kil etmemektedir, zira hem sayısız fraksiyona bölünmüştür hem de sekülerleşme süreci ile birlikte politik olarak iğdiş edilmiştir. Üstelik Protestan kanadı özellikle Hıristiyan siyonizmi hareke­tiyle <em>yeni</em> Batı’nm ajandasının hizmetine sokulmuştur. Genellik­le sonradan birer din hâline getirilen Doğu dinleri<a href="#_ftn120" name="_ftnref120"><sup>[345]</sup></a> de <em>yeni Ba- tı&#8217;ya</em> karşı siyasi bir tehdit oluşturmaktan uzaktır. <em>Yeni Batı’nm Yeni Dünya Düzeni&#8217;ne</em> asıl tehdit, Karl Marx’ın “Din kitlelerin afyonudur.” tanımına takla attıran, aşağı yukarı 1970’li yıllar­dan bu yana <em>İslâm&#8217;ın dönüşü, dirilişi, uyanışı</em> vb. kavramlar eş­liğinde yeniden konsolide olmaya başladığı gözlemlenen<a href="#_ftn121" name="_ftnref121"><sup>[346]</sup></a>, nü­fusunu ve nüfuzunu artıran, “Batı’ya hiçbir zaman teslim olma­mış tek din”<a href="#_ftn122" name="_ftnref122"><sup>[347]</sup></a>, “bağlılarını kültürel ve manevi tacizlerden koru­maya adanmış yegâne küresel hareket”<a href="#_ftn123" name="_ftnref123"><sup>[348]</sup></a> ve küresel hegemon­yanın sınırsız yöntemlerine karşı bir şekilde direnmeyi başarmış olan Islâm’dan gelmektedir»<a href="#_ftn124" name="_ftnref124"><sup>[349]</sup></a> <em>reni Batı&#8217;mn</em> korkusu İslâm’ın kü­resel bir alternatife dönüşmesidir.<a href="#_ftn125" name="_ftnref125"><sup>[350]</sup></a></p>
<p>Sekülerleşme sürecinde Çin, Japonya, Kore, Rusya, Avrupa ve diğer coğrafyalardaki insanlar büyük ölçüde dönüştürülmüş ve dinî inançlarından uzaklaştırıl­mış ancak Müslümanlar <em>açıklanamaz bir şekilde</em> büyük ölçüde dinlerine bağlı kalmıştır. İşte <em>varoluşsal tehcir</em> de tam bu sebep­le yürütülmektedir ve bu bağlılığı çok çeşitli düzlemlerde hedef almaktadır. Yukarıda söylenenler ışığında şunu söylemek müm­kündür ki <em>yeni Batı&#8217;nın</em> hayal ettiği dünyada, <em>V for Vendetta</em> adlı filmde tanıtımının yapıldığı gibi “yasaklanan” bir İslâm, tel örgü­ler arkasındaki mahpus Müslümanlar ve bulundurulması dahi öl­dürülmeyi gerektiren bir Kur’an-ı Kerim vardır. Bu gerçeklikten çok da uzak bir model değildir zira çok sayıda Filistinli hâliha­zırda benzer bir modelde, duvarlarla çevrili “açık hapishaneler­de” yaşamaktadır. Yine “özgürlüğün beşiği” Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde kolluk kuvvetleri camileri basmakta, si­yasal otorite camileri kapattırmaktadır. Bu değerlendirmeye gö­re <em>eski Batı’nın</em> Hıristiyan anti-Islamizmi kendi bağlılarını İslâm­laşmaktan korumaya odaklanan defansif bir strateji izlerken, <em>ye­ni Batı’nın</em> anti-İslamizmi hem defans hem ofans yapmaktadır.</p>
<p>Konuyu çeşitli açılardan ele alan Tony Evans neoliberal dü­zenin nezdinde İslâm’ı istisnai yapan öğeleri, dünyada 1,2 milyar Müslüman olması (güncel verilere göre bu sayı 1,8-1,9 milyar­dır), küresel bir kitlesel hareket olma potansiyeli, ayırt edici ve karmaşık dinî inanç, siyasi ideoloji, toplumsal norm, dünya gö­rüşü ve felsefi yöntem geleneği olarak belirlemektedir. Evans’a göre bu öğeler birlikte ele alındığında İslâm neoliberal projenin tüm hedefleri önünde engel oluşturmaktadır. Müellif bu sebep­le Müslümanlara karşı disiplin unsurları uygulandığını, disipli­nin “zorlama olmadan işlev gördüğünü ama kolektif bir baskı uygulayarak geleneklerin, düşünce tarzlarının ve eylemlerin dö­nüştürülmesi” anlamına geldiğini belirtmektedir. Disiplin aktör­leri artık küresel çapta görünmez biçimde işlev görmektedirler. “Baskın ekonomik, toplumsal ve siyasi düzenin genel ilkelerine meydan okumaya çalışanlar, sözden fiile, konuşmadan eyleme geçmedikleri sürece, tolere edilecektir.” Ancak bu durum, “şid­detin mevcut dünya düzeninde gitgide azalan bir rol oynayaca­ğı” anlamına gelmemektedir zira “barışı” ve “medeniliği” boz­maya yeltenecek birisi olursa devreye askerler ve polisler gire­cektir. Disiplinin en önemli ayağı ise yine neoliberalizmin dayat­tığı “piyasa disiplini” <em>(market discipline)</em> olmaktadır. Çalışması­nın devamında piyasanın tahakküm için nasıl araçsallaştırıldığı- na değinen müellif noktayı şöyle koymaktadır: “[Bu makalede­ki] amaç İslâm’ın muhtelif kültürel tezahürlerini temsil eden 1,2 milyar [1,8-1,9 milyar] Müslümanın hegemonya karşıtı bir blok <em>(counter-hegemonic bloc)</em> olarak kolektif biçimde hareket etme­leri anlamındaki gerçek potansiyellerini incelemek olmamıştır. Böyle bir yaklaşım için başka bir makale gerekecektir.”<a href="#_ftn126" name="_ftnref126"><sup>[351]</sup></a></p>
<p><em>Yeni Batı</em> kendisine tehdit oluşturan bu durumun farkında olup, onu göğüslemek için uyguladığı şiddetin dozajını artırma­ya yönelmiştir. Bernard Lewis’in ve Samuel Huntington’ın Afe- <em>deniyetler Çatışması</em> söylemi Firavun’un Hz. Musa’ya karşı aldı­ğı tedbirle benzerlik arz etmektedir.<a href="#_ftn127" name="_ftnref127"><sup>[352]</sup></a> Lewis’in makalesini 1992- 1995 arasında Avrupa’nın ortasında Bosnah Müslümanlara yapı­lan soykırım takip etmiş, Birleşmiş Milletler Boşnakları silahsız­landırdıktan sonra âdeta Sırplara teslim etmiş, Birleşmiş Millet­lerin bölgedeki HollandalI komutanı Sırp komutanlarla birlik­te kadeh kaldırmış, soykırımcı Sırpların lideri Radovan Karadzic “Batı’nın kendilerine bir gün müteşekkir olacağını, çünkü Hıris­tiyan değerlerini ve kültürünü savunmak için kendilerinin seçil­diğini” söylemiştir..353 Yaklaşık üç yıl boyunca kitlesel kıtal ve te­cavüzlere göz yuman Batı ancak savaşı kaybetmelerine kesin gö­züyle bakılan Boşnaklar saldırılan püskürtüp atağa geçtikleri za­man müdahale ederek Aliya İzzetbegoviç’in “Bu âdil bir barış ol­mayabilir fakat süren bir savaştan daha iyidir.” sözleri eşliğinde Dayton Anlaşması’nı kabul ettirmiştir. 11 Eylül 2001’den sonra projeye <em>Terörle Savaş</em> söylemi altında devam edilmiş ve o tarih­ten bu yana 11 Eylül’ü gerçekleştirdiği iddia edilen el-Kaide’nin bulunup ele geçirilmesi yerine çoğunluğunun 11 Eylül’le hiçbir alakası olmayan<sup><a href="#_ftn129" name="_ftnref129">[354]</a></sup> Afganistan, Irak, Libya, Mısır, Suriye, Sudan ve Yemen doğrudan operasyonlar veya iç karışıklıklar ve darbeler yoluyla <em>yeni Batı</em> tarafından çeşitli bahanelerle hedef alınmıştır. Bu bahanelerin en meşhuru ABD, İngiltere ve İsrail hükümetleri tarafından Irak’ta olduğu tam 945 adet yalan açıklamayla iddia edilen ama bir türlü bulunamayan kitle imha silahlarıdır. Bunla­ra paralel olarak Batı dışı coğrafyalardan Myanmar’da Müslü­manların katledilmesine, Hindistan’da belirli aralıklarla uygula­nan pogromlara ve Çin’de Doğu Türkistan Türklerinin toplama kamplarına hapsedilerek kültürel soykırıma uğratılmasına hiç­bir yaptırım uygulanmamak suretiyle <em>yeni Batı</em> tarafından yeşil ışık yakılmaktadır. Filistinlilere İsrail tarafından yapılan kötü­lükler o kadar sistematikleşmiş ve kronikleşmiştir ki artık nere­deyse akıllara bile gelmemektedir. Apartheid uygulamaları, kes­kin nişancılar, fosfor bombaları, sistematik destabilizasyon uy­gulamaları, ambulans ve hastane bombalamaları, işgaller vb. in­sanlık dışı pratikler artık dünya kamuoyuna kanıksatılmış gibi­dir. Günümüzde küresel ölçekte İslâm dünyasının hemen hemen her yerinde huzursuzluklar baş göstermektedir ve giriş kısmında “avuçta tutulan ateş” hadis-i şerifinin<a href="#_ftn130" name="_ftnref130"><sup>[355]</sup></a> yer aldığı <em>İslam under </em><em>Siege</em> adlı eserin yazarı Akbar Ahmed gibi bazı müelliflere göre bu durum İslâm’ın günümüzde “kuşatma altında” olduğu anla­mına gelmektedir.</p>
<p>* Yeni/ <em>Batı&#8217;nın</em> İslâm’a karşı yürüttüğü bir diğer strateji ise son tahlilde kendi ajandasına hizmet etme potansiyeli barındıran ba­zı İslâm yorumlarını kitle iletişim araçları üzerindeki kontrolü­nü kullanarak beslemesidir. Bu proje Müslüman devletlerin za­yıflayarak Batı’nın güdümüne girdiği 19. yüzyıldan itibaren kü­resel çapta yürütülmektedir. Gelenek karşıtı modernist akımlar, İslâm’ı “yeniden şekillendirmek” isteyen reformist akımlar, din­lerin aşkın birliği, yozlaştırılarak panteizmleştirilen “sözde ta­savvuf”, dinlerarası diyalog<a href="#_ftn131" name="_ftnref131"><sup>[356]</sup></a>, hadis inkârcılığı, tarihselcilik ve bilimsel tefsircilik gibi tartışmalı yaklaşımlar popülarize edile­rek Müslümanların ortak bir payda altında toplanma ihtima­linin altı oyulmakta, ancak Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde öğütlediği gibi Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnet’e sımsıkı sarılmayı savunanlar için sistemin disiplin çarkları genellikle ’ “toplumsal linç” biçiminde dönmektedir. Örneğin konuşmaları­nı Kur’an-ı Kerim ve Sünnet etrafında yapan, sözlerine bu esas kaynaklardan kanıtlar getiren bir İslâm âlimi “bağnaz”, “itici” ve “çağ dışı” olarak Batılı ve Batıcı kitle iletişim kanalları tarafın­dan skandalize edilmeye asli bir adaydır. Ancak Celâleddin Ru­mi’nin çarpıtılmış ve yozlaştırılmış bir biyografisini pembe ka­paklı bir “aşk” kitabı olarak yayımlayan, kurgusunda evli bir ka­dının ailesini terk ederek onu bu yönde motive eden bir “dervi­şe” kaçmasını işleyen ve hakkında roman yazdığı konudaki “bil­gi” düzeyi daha <em>Mesnevi&#8217;nin</em> ilk kelimesini dahi yanlış yazması­na <em>(bişrev-bişnev</em> [y^]) yol açacak bir yazar bu kitabını <em>yeni Ba­tı&#8217;nın</em> bir zamanlar Türkiye’deki medya-iletişim ayağını oluşturan ve dindarlara karşı pek de olumlu bir tavrı olmadığı bilinen holdingin yayınevinden basabilecek, <em>yeni Batı’nın</em> Batı’daki ku­ruluşları tarafından da kendisine kucak açılacaktır.</p>
<p>Dinlerarası diyalog söylemi altında “hem Hıristiyan hem Müslüman”<sup>357</sup> gibi garabetlere destek verilmekte, “dinlerin aşkın birliğini” savuna­rak Kur’an-ı Kerim’in ve İslâm’ın indirilme sebebini hükümsüz- leştiren düşünürler Batı’nın en prestijli akademik kuruluşları ta­rafından ağırlanmaktadır. Örnekler kolaylıkla çoğaltılabilir an­cak özetlemek gerekirse <em>yeni Batı’nın</em> kurduğu düzende kendile­rine yeşil ışık yakılan “iyi Müslümanlar” ve kırmızı ışık yakılan “kötü Müslümanlar” mevcuttur. Birincilerin İkincilerden farkı anlattıkları “İslâm’ın” <em>yeni Batı’nın</em> menfaatlerini zedelemeyen, hatta destekleyen yaklaşımlardan oluşmasıdır.Elbette yukarıda sayılan görüşleri savunan insanların tamamının samimiyetini ve niyetini sorgulamak ve hepsini <em>yeni Batı’nın</em> İslâm’ın içerisindeki iş birlikçileri olarak göstermek haksızlık olacaktır. Aralarında sa­mimi olanların da kendilerine göre dayandıkları hakikatler var­dır. Ancak görülmesi gereken resim <em>yeni Batı’nın</em> Müslümanla­rın içine de çeşitli kanallar yoluyla sızmış olduğu ve “eksantrik” <em>(eccentric-.</em> merkezi dışarıda) görüşlerin baştaki cazibelerinin ya­nında ümmetin birliğini parçaladığı gerçeğidir zira bunlar hiçbir zaman ümmetin tamamını kucaklama ve birleştirme potansiyeli olan görüşler değildir. Bütün bu yöntemlerle hedeflenen Müslü­manların bölünmesi, <em>ittihad-ı Islâm’ın</em> ve Islâm’ın <em>dirilişinin</em> en­gellenmesi, böylelikle <em>Yeni Dünya Düzeni</em> önündeki son büyük engelin de aşılmasıdır.</p>
<p>Bunlara paralel olarak bazı tarihi ve mevcut gerçekleri ha­tırlamak yararlı olacaktır. Suudi Arabistan’daki Vehhâbî rejim Birinci Dünya Savaşı’nda îngilizler tarafından başa geçirilmiş ailenin kontrolündedir ve Suudi Arabistan’ın kurucusu Abdü- laziz bin Suud “İngiltere-Hindistan împaratorluğu’nun şöval­yelik nişanı” sahibidir.<a href="#_ftn132" name="_ftnref132"><sup>[358]</sup></a> Suriye’de darbe ile başa geçen Hafız Esed’in Fransızlara yazdığı meşhur mektup ve onlardan aldığı destek bilinen hususlardandır. Endonezya’da 1968-1998 yılla­rı arasında başkanlık yapan Suharto yine darbeyle başa geçmiş ve Batı tarafından desteklenmiş eli kanlı bir diktatördür. Ülke­mizde 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe yoluyla iktidara gelmeyi hedefleyen Fetullahçı terör örgütünün elebaşı uzun za­mandır ABD’de ikamet etmekte ve ABD derin devleti tarafından kollanmaktadır. Darbeden sonra Türkiye’den kaçan örgüt men­suplarına Almanya, İngiltere ve Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri kucak açmıştır. Mısır’daki darbeci Sisi yönetimi Batı tarafından fonlanmakta ve desteklenmektedir. Irak parçalandıktan sonra buranın yönetimi ABD tarafından büyük ölçüde “Batı’mn düş­manı” İran’a bırakılmıştır. DEAŞ terör örgütü kendi bölgesin­den İsrail’e yapılan saldırılar için İsrail’den defalarca özür dile­miştir.<a href="#_ftn133" name="_ftnref133"><sup>[359]</sup></a> Bu tarz örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir ancak Müs­lüman toplumlara oynanan oyun genellikle aynıdır- günümüz­de bu oyunu etkisizleştirmenin yollarını yeni yeni keşfetmiş bu­lunmaktayız. Özetle Batı tarih boyunca İslâm toplumlarmdaki diktatörleri desteklemiş, demokratikleşme ve istikrar hareket­lerini baltalamıştır<a href="#_ftn134" name="_ftnref134"><sup>[360]</sup></a> ve günümüzde de <em>yeni Batı&#8217;nm</em> kukla re­jimlerinin yönetmediği, Batı’ya karşı dik ve izzetli biçimde du­ran ve tek taraflı bağımlılığı reddeden İslâm ülkelerinin sayı­sı azdır. <em>Yeni Batı</em> bunlarla da propaganda yoluyla meşruiyetle­rinin altının oyulması gibi çeşitli yöntemler kullanarak müca­dele etmektedir.</p>
<p><em>Yeni Batı&#8217;nm</em> anti-İslâmi politikalarının ve <em>varoluşsal tehcirin </em>esas ayağını oluşturan platform ise elbette 2000’lerden bu yana ülkemizde kullanımı yaygınlaşan internettir. İnternet kullanımı­nın toplumda yediden yetmişe tüm bireyler arasında yaygınlaşma­sından önce dindarlar dönüştürülmeye karşı bazen açıktan tepki koyarak bazen de “sessiz çığlıklarıyla” önemli bir direnç göster­meye muvaffak olmuştur. Ancak yeni medya ve sosyal medya ile birlikte bu direniş ciddi bir ölçüde tehlike altına girmiştir. Uydu­rulan yalanlar dakikalar içerisinde virüsler gibi yayılarak insanları dönüştürmektedir. <em>Yeni Batı</em> tarafından uygulanan küresel anti-Islâmi bilişsel şiddetle hem seküler toplumların Müslümanlaşması engellenmek hem de Müslümanların yeni nesilleri İslâm’dan fik­ren ve psikolojik olarak uzaklaştırılmak istenmektedir.</p>
<p>Söylenenlerin ışığında bu bölümün başında sorulan soruyu şöyle cevaplamak mümkündür: İkinci Dünya Savaşı’nda Alman­ların önderliğindeki Kıta Avrupası’mn yenilmesiyle <em>modern Batı </em>içerisindeki transnasyonal kapitalist aktörler özellikle İngiltere ve ABD üzerinden Batı’nm dümenine geçerek Batı’yı küreselleşme­ye yöneltmiştir. Günümüzde anti-İslâmi şiddeti üreten ve bu şid­detin görünmez türleri aracılığıyla Müslümanların iç dünyasına sızan, onları dönüştüren, yaklaşık 1700’lerden beri dillendirilen, 11 Eylül 1990’da resmen ilan edilen ve 11 Eylül 2001 ile birlikte artık eyleme geçen, transnasyonal aktörler tarafından yönetilen küresel müesses nizamın <em>(Global Establishment<a href="#_ftn135" name="_ftnref135"><sup><strong>[361]</strong></sup></a>),</em> küresel im­paratorluğun <em>(Empire), Yeni Dünya Düzeni’nin (New World Or- der, Novus Ordo Seclorum)</em> veya bu kitapta kavramsallaştınldığı şekliyle <em>yeni Batı’nın (neo-West)</em> bizatihi kendisidir.<a href="#_ftn136" name="_ftnref136"><sup>[362]</sup></a></p>
<p>Islâm&#8217;ın Batı&#8217;daki algısına Batı&#8217;nın tarihsel gelişimi göz önü­ne alınarak bakıldığında ilginç bir nokta dikkat çekmektedir. Hem <em>eski Batı&#8217;nın</em> hem <em>modern Batı&#8217;nın</em> hem de <em>yeni Batı&#8217;nın </em>yapmak istediklerinin önünde İslâm ciddi bir engel arz etmekte­dir. İslâm, Hıristiyanlar için dünyanın Hıristiyanlaştırılması he­defi önünde en büyük engel, <em>modern Batı</em> için dünyanın tahak­küm altına alınması önünde en büyük engel, <em>yeni Batı&#8217;nın</em> trans- nasyonal aktörleri içinse insanların topyekûn ele alınarak dille­riyle, düşünceleriyle, zevkleriyle, nefsleriyle, yani tüm varlıkla­rıyla inşa edilecek <em>Yeni Dünya Düzeni&#8217;ne</em> tebaa hâline getirilme­si önündeki en büyük engeldir. Bu çerçeveden bakıldığında İs­lâm Batı için “mutlak düşman” hâline gelmektedir. Elbette İslâm ve Batı arasında barışçıl dönemler de olmuştur.<a href="#_ftn137" name="_ftnref137"><sup>[363]</sup></a> <em>Gönül ister ki </em>barış her daim hâkim olsun ancak tarihe bakıldığında bunun ne yazık ki gerçekleşmediği görülmektedir. Kanaatimizce buradaki kabahatin büyüğü İslâm’da ve tüm kusur ve eksikliklerine rağ­men Müslümanlarda aranmamalıdır.</p>
<p>Son olarak <em>yeni Batı&#8217;nın</em> başkenti Kudüs olacağı dillendiri­len tek dünya devletini öngören <em>Yeni Dünya Düzeni&#8217;nin</em> fiilen ne zaman gerçekleşeceği konusunda özellikle Filistin toprakla­rına ve Mescid-i Aksa’ya bakmak gerekmektedir. ABD’nin Ku­düs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, “Barış Planı” söylemi al­tında Filistinlilerin vatanlarının tedricen topyekûn işgalini ön­gören bir strateji ortaya koyması gibi hususlar düşündürücüdür. Yine Mescid-i Aksa’nın Süleyman Mabedi’nin üzerinde olduğu­nu öne süren <em>yeni Batı</em> aktörleri Mescid-i Aksa’yı yıkarak bura­ya “Süleyman Mabedini” inşa etme hazırlığındadır. Bu bağlam­da Mescid-i Aksa 1967’den günümüze dek yüzden fazla saldırı­ya uğramış, aynı zamanda arkeolojik kazılar bahanesiyle devasa tünellerle altı oyulmuştur. Mescid-i Aksa’nın yıkılması ile yeri­ne inşa edilmesi kurgulanan “Mabed”, <em>yeni Batı</em> piramidinin ni­hai yapıtaşlarından birisidir.</p>
<p>İlk iki kısımda söylenenler <em>yeni BatTyı</em> anlamak için söylen­miştir zira <em>eski Batı</em> zaten tarih olmuş, <em>modern Batı</em> da artık mia­dını doldurmuş görünmektedir. Günümüzdeki güç unsurları <em>ye­ni Batı</em> tarafından kontrol edilmektedir. Buna <em>modern Batı’nın </em>ulus devletlerinin askerî güçleri bile dâhil olabilmektedir zira <em>ye­ni Batı modern BatTnm</em> dışında bir yerde değil uzunca bir süredir bizzat kalbindedir. Kuvvetle muhtemel ABD’nin ve Avrupa’nın ulus devletlerinin tasfiye edilmesi Sovyetler Birliği kadar pürüz­süz bir şekilde gerçekleşmeyecektir ancak görünüşe göre bekle­nen son er ya da geç <em>modern BatTrnn</em> da başına gelecektir. Tek­nolojinin ve iletişimin parametrelerini belirlediği yeni dönemde Vestfalya modelinin ulus devletlerinin maddi ve manevi sınırla­rını koruyabilmesi oldukça güç görünmektedir.<a href="#_ftn138" name="_ftnref138"><sup>[364]</sup></a> Transnasyonal güçler bu sınırları kararlı ve sistematik biçimde aşındırmaktadır.<a href="#_ftn139" name="_ftnref139"><sup>[365]</sup></a></p>
<p>Müslümanların tercihi söz konusu olduğunda <em>modern Batı </em>ve <em>yeni Batı</em> arasında bir tercih yapmak kırk katır-kırk satır iki­lemine benzemektedir. Birisi bütün dünyayı Hıristiyanlaştırma- yı, diğeri ise köleleştirmeyi kurgulamakta, yüzyıllardır bu ajan­dalar doğrultusunda çalışmaktadır. Bizim açımızdan bakıldığında bu iki kurgu da son tahlilde “kula kulluk” anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim Hıristiyanların Batı’daki diğer iki aktöre göre bi­ze daha yakın olduğunu bildirmektedir: ‘‘İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak <em>yahudiler</em> ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakı­mından en yakın olarak da ‘Biz hıristiyanlarız’ diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar bü­yüklük taslamazlar.&#8221; (Kur’an, 5:82) Ancak günümüzdeki Hıristi­yanların birçoğu bu ayette değinilen manada “Hıristiyanlar” ola­rak değerlendirilemezler zira Kur’an-ı Kerim’in Hıristiyan <em>(Na$- rani)</em> tanımında teslis ve enkarnasyon doktrinleri yer almamakta­dır (bkz. Kur’an, 5:17, 73).<a href="#_ftn140" name="_ftnref140"><sup>[366]</sup></a> Kanaatimizce en doğru tavır ikisi arasında bir denge siyaseti takip ederek tarih sahnesine geri dön­mek için gereken altyapıyı inşa etmeyi bir an önce tamamlamak olacaktır. Zira tarihin gösterdiği üzere ötefoyle birlikte yaşama kabiliyetinden yoksun olan bu iki “narsist” aktörün de kurgula­dığı “oyun sonu” kendileri dışındakilerin şöyle veya böyle yok edilmesini içermektedir ve insanlığın Allah Teâlâ tarafından hi­dayetle “nimetlendirilmiş” (Kur’an, 1:6), âdil ve merhametli yö­neticilere ihtiyacı vardır. Rasim Özdenören <em>yeni Batı</em> dönemin­de Islâm’ın karşı karşıya olduğu ikilemi şöyle ifade etmektedir.</p>
<p>“Eğer dünya düzeni veya bu düzenin dizginlerini ellerinde tutanlar, Islâm’a kendi dünyaları içinde bir yer bulabilirler­se ve onu, biçtikleri o yere oturtabilirlerse, bundan rahatlık sağlayacaklardır. Sadece kendileri değil, kendileri gibi dü­şünmek üzere eğitimden geçmiş olanlar da rahatlayacaktır. Çünkü böylece, ellerinde manipüle edebilecekleri ‘evcilleş­tirilmiş’ bir İslâm bulundurmuş olacaklardır. Böylece İslâm,aynı zamanda hakim kültürün bir parçası haline gelmiş ola­caktır. Böylece Islâm’ın hakim kültürün sadece bir parçası ve unsuru olduğunu değil, fakat aynı zamanda o hakim kültü­rü meydana getiren kaynaklardan birinin de Islâm olduğunu ileri sürmek bile mümkün hale gelecektir. [&#8230;] Burada soru şudur: Islâm, böylece başkalarının onun için uygun gördüğü bir yere mi yerleştirilecek ve orada kendine tayin edilen sı­nırlar içinde kalacak; yoksa o, kendi yerini kendisi mi tayin edecek ve başkaları kendi yerini ona göre mi belirleyecek?”<sup>367</sup></p>
<p>Bu ikileme veciz bir cevap Aliya İzzetbegoviç’ten gelmiştir.</p>
<p>“Allah’a yemin ederim ki biz köle olmayacağız!”<sup>368</sup></p>
<p><strong>Batı ve Narsisizm</strong></p>
<p>“Batı, medeniyetinin üstün olduğunun bi­lincinde olmalı. Refahı, insan haklarına saygıyı, dinî ve siyasi haklara saygıyı ga­ranti eden bir medeniyet. Bu da Islâm ül­kelerinde yok &#8220;<sup>369</sup></p>
<p>Psikolojik tahliller siyasi olguları ve süreçleri anlamada önemli bir rol oynamaktadır zira “insan eylemleri iletişimin öz­neler arası bağlamlarından, belirli tarihî kaynakları olan özne­ler arası pratiklerden ve yaşam şekillerinden kökünü almakta- dır,”<sup>370</sup> “Gruplar birbirleriyle ilişkide olan bireylerden oluşur ve bu yüzden bireyin kişiliğini anlamak toplumsal hayatı anlamak için temel teşkil eder&#8221;, &#8220;tüm sosyolojik sorunlar nihayetinde bi­reysel psikolojiye indirgenebilir&#8221; ve &#8220;grup psikolojisinin teme­li bireyin psikolojisidir&#8221;.<sup> <a href="#_ftn142" name="_ftnref142">[371]</a></sup> Ingiliz düşünür Jacqueline Rose’un ifadesiyle, &#8220;Biz sadece zihnin ambarını oluşturan <em>ötekiler</em> üze­rinden vücut buluruz: Kimliğe doğru ilk deneysel adımlarımız­daki modeller, arzularımızın nesneleri, yardımcılar ve düşmanlar. <em>[&#8230;] Ötekiler</em> tarafından ‘insanlaştırılırız’. ‘Nefsimiz’ <em>(our psyche) </em>toplumsal bir alandır.”<a href="#_ftn143" name="_ftnref143"><sup>[372]</sup></a> Belki Rose’un bu radikal bakış açısı if­rat olarak görülebilir ancak insanın toplumsal ve siyasi kimliği­nin gelişiminde psikolojik süreçlerin herhangi bir rol oynamadı­ğını düşünmek de tefrit olacaktır. Siyasetin psikolojik boyutları­nı inceleyen psiko-siyaset yaklaşımı ve psikolojinin siyaset üze­rindeki etkisini inceleyen siyasal psikoloji disiplini bu bağ üze­rine inşa edilmiştir.</p>
<p>ABD toplumunu esas alarak kaleme aldığı <em>Culture ofNarcis- sism</em> adh eserin yazarı Christopher Lasch’a göre her kültür ken­disiyle birlikte baskın bir kişilik tipi ortaya çıkarır ve Julia Kris- teva’ya göre &#8220;Batı öznelliğinin reddedilemez motive edici gücü”<em>Narcissus’</em>tur,<a href="#_ftn144" name="_ftnref144"><sup>[373]</sup></a> yani ilk kez İngiliz bilim insanı Havelock El- lis’in (1898) ve Alman psikiyatr Paul Nacke’nin (1899) kullan­dığı, daha sonra Sigismund Schlomo Freud’un kavramsallaştırdı- ğı, Cari Gustav Jung, Melanie Klein, Karen Horney, Otto Rank, Otto Kernberg, Heinz Kohut, Erik Erikson ve Jacques Lacan’m katkılarıyla psikanalizin temel kategorilerinden biri hâline gelen “narsisizm” kavramının oluşturulmasında kendisinden esinleni­len, eski Yunan mitolojisinde anlatıldığı şekliyle göldeki yansı­masına âşık olan genç kast edilmektedir.</p>
<p>Narsisizm daha çok bireysel düzlemde kullanılan bir kavram olsa da mevcut araştırmalar onun kolektif boyuta uygulanabilirli­ğini<a href="#_ftn145" name="_ftnref145"><sup>[374]</sup></a> ve <em>öteki</em> ile olan ilişkilerdeki belirleyiciliğini<a href="#_ftn146" name="_ftnref146"><sup>[375]</sup></a> savunmak­tadır. Aslında narsisizm kavramı onu ilk kez sistematik şekilde ele alan Freud’dan beri kolektif düzlemde de kullanılmaktadır.<a href="#_ftn147" name="_ftnref147"><sup>[376]</sup></a> Gerçekten psikiyatrinin el kitabı olan DSM’nin güncel sürümün­deki narsisizm belirtileri<a href="#_ftn148" name="_ftnref148"><sup>[377]</sup></a> incelendiğinde buradaki dokuz madde ile Avrupamerkezcilik <em>(Eurocentrism),</em> Batı istisnacıhğı <em>(excep- tionalism)</em> ve evrenselciliği <em>(universalism),</em> sömürgecilik, kültü­rel emperyalizm, seçilmiştik inancı ve biyolojik-kültürel ırkçılık türleri arasındaki irtibatı fark etmemek zordur. Yine bazı psika­nalistler Batı&#8217;nın bilinçaltında yer alan Hıristiyanlık ile narsisizm arasındaki içsel bağlantılara işaret etmektedir.<a href="#_ftn149" name="_ftnref149"><sup>[378]</sup></a> Hıristiyanlık­tan kopup sekülerleşme sürecine giren <em>modern Batı’nm narsislik güçsüzlükten narsislik kadîr-i mutlaklığa</em> geçip hangi psikolojik mekanizmalar dâhilinde <em>ötekine</em> karşı şiddet ürettiği de Alman psikanalist Horst-Eberhard Richter tarafından kapsamlı biçim­de irdelenmiştir.<a href="#_ftn150" name="_ftnref150"><sup>[379]</sup></a> Batı’nm diğer önemli dinî aktörü olan Yahu­dilik de yine çeşitli şekillerde narsisizm ile ilişkilendirilmektedir.<a href="#_ftn151" name="_ftnref151"><sup>[380]</sup></a></p>
<p>Narsisizm aslında ben ve ben-olmayan arasında süregelen bir kafa karışıklığından kaynaklanmaktadır.<a href="#_ftn152" name="_ftnref152"><sup>[381]</sup></a><sup> <a href="#_ftn153" name="_ftnref153">[382]</a></sup> Burada öznenin ken­di kendisiyle ilişkisindeki derin problemler belirleyicidir. Sağlık­lı insanlardaki özdeğer ve özgüven duyguları narsistlerde şişirilen bir balona benzeyen sahte benlikle <em>(grandiose self}<sup>3</sup>*<sup>1</sup></em> ödünlenir, bu da neden bu kadar kolay incitilebilir olduklarını açıklamaktadır. Karen Horney’nin deyişiyle “narsisizm öznenin kendine duy­duğu sevginin değil, kendisine yabancılaşmasının ifadesidir, [&#8230;] özne kendisiyle ilgili illüzyonlara sığınır çünkü kendisini kaybet­miştir.&#8221;<a href="#_ftn154" name="_ftnref154"><sup>[383]</sup></a> Bu noktada Kristeva’nın “iğrenç” <em>(abject)</em> kavramı narsi­sizm ve Batı’nın <em>öteki</em> ile olan ilişkilerinin bağlantısına işaret eder. Kristeva’ya göre “iğrenme <em>(abjectiori)”</em> Batı’nın <em>ötekini</em> alçaltmak yoluyla kendisini yüceltmesi demektir ve bir savunma mekaniz­masıdır.<a href="#_ftn155" name="_ftnref155"><sup>[384]</sup></a> <em>Öteki</em> olmazsa özne boşluğa düşecektir.<a href="#_ftn156" name="_ftnref156"><sup>[385]</sup></a> Batı’nın <em>öte­ki</em> ile arasındaki farklara, bunlar ne kadar küçük farklar olursa ol­sun, devamlı olarak odaklanması ve bu farklardan kendisine “üs­tünlükler” çıkarması bu sebepledir ve bu süreç Freud tarafından “küçük farkların narsisizmi” olarak kavramsallaştırılmıştır.<a href="#_ftn157" name="_ftnref157"><sup>[386]</sup></a> Gü­nümüzde dahi zihinlerde egemen olan düalizmlerin (medeni-bar- bar, gelişmiş-gelişmekte olan, rasyonel-fanatik, demokratik-totali- ter gibi) özünde bir nebze de olsa Batı’nın narsisizmi yatmaktadır.</p>
<p>Narsisizmin bir yönü de elbette sahte benliği oluşturmak ve “şişirmek” amacıyla var olan kibre bakmaktadır. Silvio Berlus- coni’nin yukarıda alıntılanan sözlerinden de görülebileceği üze­re Batı’nın muhtelif söylemleri genellikle kibri/büyüklenmeyi ve ötekiler hakkında küçültücü ve değersizleştirici ifadeleri birlik­te barındırmaktadır. Ahlaki boyut bir kenara bırakılacak olursa kibrin ve ötekini küçümsemenin işlevi, benin yüceltildiği bir im­ge oluşturmak ve ötekini de bu imgeyi kabul etmeye zorlamak­tır. Bu şekilde zihinsel-psikolojik bir tahakküm ilişkisi kurmak mümkün olmaktadır. Aşağılanan Özne aslında çoğu zaman keyfi olan bu dayatmayı kabul ettiği ölçüde bu girişim başarılı olmaktadır. Günümüzde gözlemlenebilecek ilginç bir husus hem Ba- tı’nın hem de yereldeki Batıcıların İslâm ve Müslümanlar söz ko­nusu olduğunda alaycı, mütekebbir ve aşağılayıcı eylem ve söy­lemlere sıklıkla başvurabilmeleridir. Tevazu Batı kültüründe bir fazilet değil, bir zayıflık alameti olarak değerlendirilmektedir. Bu tavır o kadar yaygın ve yoğundur ki artık sorgulanmaz hâle gel­miştir. Bu da aslında sembolik bir şiddet türü olarak Batı’nın üs­tün zannedilmesine ve Müslümanların aşağılık kompleksine ka­pılmasına sebep olmaktadır. Kibir İslâm’da insanın hidayete, fe­laha ve cennet hayatına kavuşmasını engelleyen asli günahlardan birisi olarak telakki edilmekle birlikte kanaatimizce Hz. Peygam­berim (s.a.v.) “Kibirliye karşı kibir, sadakadır.”<sup>387</sup> hikmeti bu iş­levi engelleme amacını gütmektedir.</p>
<p>Batı’nın öte&amp;yle olan ilişkisinde belirleyici olan bir diğer psi­kolojik mekanizma ise projeksiyondur. Projeksiyonda ego açısın­dan kabul edilemez düşünceler, arzular ve hisler gibi içsel süreç­ler dışsallaştırılarak yani <em>ötekine (alter ego)</em> yansıtılarak ego sa­vunulmaktadır ve fobilerin (örneğin İslamofobi) oluşumu da bu­nunla ilişkili olarak değerlendirilmektedir.<sup>388</sup> İbrahim Kaim bu mekanizmayı şu sözlerle ele almaktadır:</p>
<p>“Batı’nın İslâm algısı, aslında kendisinin aynadaki yansıma­sıdır. Ötekinin dışlanması üzerine kurulu ben tasavvurları, ötekiyle ilişkilerin çatışma ve savaş üzerinden yürütülme­si sonucunu doğuruyor. Kendini hâlâ tarih ve medeniyetin merkezindeki yegâne aktör olarak görmek isteyen bir Avru­pa yahut Amerika’nın başkalarına yönelik barışçıl ve kuşa­tıcı bir tasavvur geliştirmesi kolay değildir. Bu zorluğun son dönemdeki örneklerinden biri, Papa XVI. Benediktus’un 12 Eylül 2016 günü Regensburg Üniversitesi’nde yaptığı konuş­madır. Papa’nın konuşması ve yol açtığı tepkiler, İslâm dünyasıyla Batı arasındaki ilişkilerin ne kadar kırılgan olduğu­nu bir kez daha ortaya koydu. Şiddet ve terörizmin İslâm’la neredeyse özdeşleştirildiği günümüzde, böyle bir konuşma­nın Katolik kilisesinin ruhanî liderinden gelmesi hem şaşır­tıcı hem de üzüntü vericidir. Şaşırtıcı, çünkü din temelli sal­dırı ve karalamaların ne mânâya geldiğini Papa gibi birinin bilmesi gerekir. Üzüntü verici, çünkü Papa’nın sözleri Batı’da yükselişe geçen Islâm korkusu ve karşıtlığını kışkırtıyor. [&#8230;] Dinin şiddetle bağdaşmayacağını, zira şiddetin akıl karşıtı bir eylem olduğunu ispat etmek için Papa’nın ‘öteki’ne örnek olarak Islâm’ı göstermesi talihsiz bir durumdur.”<a href="#_ftn158" name="_ftnref158"><sup>[389]</sup></a></p>
<p>Bireysel hayatında narsistlerle ilişkide olanlar bilir ki bir nar- sisti değiştirmek çok zordur, bu yüzden narsistlerin terapiye ya­nıt verme oranları çok düşüktür. Bunun yanında, narsistler ilişki kurdukları özneleri kendileriyle eşit birer özne olarak değil, da­ha çok bir <em>nesne</em> olarak gördükleri için onlar üzerinde tahakküm kurmak, onlara şiddet (fiziksel, psikolojik vb.) uygulamak, onla­rı araçsallaştırmak, onları psikolojik besin <em>(supply)</em> olarak suistimal etmek yani “kolonileştirmek” ve kendi istedikleri doğrultu­da dönüştürmek gibi eylemleri doğal ve meşru görürler. Şidde­tin psikolojik kökenleriyle ilgili yapılan bazı çalışmalar da şiddet ve narsisizm arasındaki bağlantıları doğrulamaktadır.<a href="#_ftn159" name="_ftnref159"><sup>[390]</sup></a> Bu nokta Batı’mn diğerleriyle olan ilişkilerinde oldukça belirleyici olmuş­tur, zira diğerlerinin etnisite, ırk, dil, din ve diğer eksenler üze­rinden farklılaştırılarak aşağılanması bu şekilde gerçekleşmiştir. Bu aynı zamanda Batı’mn öte&amp;yle birlikte yaşama konusundaki isteksizliğinin ve yeteneksizliğinin psikolojik zeminine ışık tut­maktadır. Gerçekten de tarihe bakıldığında görülecektir ki <em>öte- kinin</em> Batı tarafından dönüştürülmeye direnip kendisi olarak kal­mak istemesi Batı tarafından genellikle hoş karşılanmamış ve bu tarz girişimler, yapılabildiğinde, muhtelif şiddet yöntemleriyle bastırılmıştır. <em>Eski Batı</em> zamanındaki paganlardan çok kültürlü­lüğün <em>(multiculturalism)</em> iflasının ilan edildiği günümüz Avrupa toplamlarındaki Müslümanlara değin bu mekanizmanın Batı ta­rihi boyunca önemli bir değişime uğradığını iddia etmek güçtür. Bu da en azından Batıkların yönettiği bir toplumda Batıklar ile sulh içerisinde birlikte yaşama <em>(coexistence, convivencia)</em> olanak­larını zayıflatıcı bir rol oynamaktadır zira kendisini biricik, tek doğru ve evrensel varlık imkânı olarak gören ve göstermek iste­yen, ötekilerin varlık iddialarını kabul etmeyen, özetle “ya be­nim gibi olursun ya da yok olursun” diyen narsistik bir psikolo­ji sulhun önündeki en büyük engellerden birisidir.</p>
<p>Narsistler aynı zamanda eleştiriye sağırdırlar<sup>391</sup>, kendilerine ya­pılan yapıcı eleştirileri dahi şişirdikleri sahte benlik balonunu pat­latma teşebbüsü olarak okudukları için “narsistik yaralanma” yaşa­yıp genellikle “karşı saldırıyla” karşılık verirler. Diğerleriyle empati kuramazlar ve onların söylediklerine önem atfetmezler. Bunun ta­rihî bir örneği İspanyolların Valladolid tartışmalarında sömürülen­lerin söyledikleriyle ilgilenmemesi, zira bunların onlar için bir önem teşkil etmemesidir.<sup>392</sup> Günümüzde de ötekileri eleştirmek söz konu­su olunca olabildiğince “cömert” davranan ancak kendisi eleştiri­lince rahatsız olan bu Batılı tavır büyük ölçüde devam etmektedir. Batı dışı özne Batı’yı eleştirdiğinde “radikal” ve “fundamentalist” gibi olumsuz sıfatlarla etiketlenir. Bu şekilde eleştiri bertaraf edilir.</p>
<p>Şair Alexander Pope narsisizm ve şiddet arasındaki bağlan­tıya şöyle temas etmektedir: “İnsanın tabiatında iki ilke hüküm sürer / Öz sevgi şiddet ister, akıl dizginlemek.”<a href="#_ftn160" name="_ftnref160"><sup>[391]</sup></a> Bu anlayışa gö­re akıl narsisizmden kaynaklanan şiddet dürtüsünü dizginleme işlevini görmektedir. Ancak şair aklın araçsal, rasyonel akla dö­nüşerek öz sevginin hizmetine girme ihtimalini göz ardı etmek­tedir. Nitekim Batı’ya bakıldığında durumun bu olduğu görüle­cektir. Bu, Batı’nın gücünün ve yıkıcılığının psikolojik arka pla­nını teşkil etmektedir ve Batı’nın yürüttüğü soykırımlar, dünya savaşları, atom bombaları, öjenik <em>(eugenics),</em> kimyasal-biyolojik şiddet gibi unsurlarda tezahür etmektedir.</p>
<p>Batı’nın psikolojik dönüşümünü bir paragrafta özetleye­cek olursak, <em>eski Batı,</em> Batı’nın nispeten en masum görünen çocukluk dönemini teşkil etmekle beraber onun ileride belir­ginleşecek olan büyüklenmeci narsistik kişiliğinin temelleri bu dönemde atılmıştır. Batı’nın narsisizminin temelinde Hıristi­yanlığın ontolojik kararsızlığı ve Hıristiyanların uluhiyet at­fettikleri Hz. îsa figürü üzerinden kendilerini narsistçe tanrı­laştırmaları<a href="#_ftn161" name="_ftnref161"><sup>[392]</sup></a> yatmaktadır. Özgüvenli ve güçlü benlikler nar­sisizme meyletmezler. Narsisizme meyledenler sahte benliğe ihtiyaç duyanlardır. Bu bağlamda <em>eski Batı’nın</em> hâli psikolo­ji literatüründe “kırılgan narsisizm” <em>(vulnerahle narcissism) </em>olarak aktarılan kategoriyle benzeşmektedir. <em>Modern Batı</em> ile birlikte bu hâl “büyüklenmeci narsisizme” <em>(grandiose narcis- sisrn)</em> dönüşmüştür. Artık Tanrı’ya referans vermeye gerek kal­mamıştır zira herkes nihai otorite olarak kabul ettiği rasyo­nel aklıyla “küçük bir tanrı” olmuştur.</p>
<p>Teknolojik imkânları­nın artmasıyla, dine artık kayıtsız olmasıyla ve dengeleneme­yen dünyevi gücünün küreselleşerek gitgide perçinlenmesiyle <em>yeni Batı</em> ise psikopatiyle karakterize edilen “kötücül narsis- te” <em>(malignant narcissist)</em> benzemektedir. Narsisizm hakkın­da muhtelif yayınlar yapan İsrailli yazar Shmuel (Sam) Vak- nin’e göre narsisizm, neoliberalizmin de başlangıç yılları ola­rak kabul edilen 1970’lerden bu yana ciddi bir büyümeye ve derinleşmeye geçmiştir ve insanları doyumsuz makineler ola­rak diğer insanlara karşı kayıtsız hâle getiren “psikopatik nar­sisizm” <em>(psychopathic narcissism)</em> geleceğin insanlığının psiko­lojik hâlini belirleyecektir.<a href="#_ftn162" name="_ftnref162"><sup>[393]</sup></a> Bazı ampirik çalışmalar da psi­kopatinin toplumsal tahakküm, narsisizm ve Makyavelizm ile olumlu korelasyonda olduğunu<a href="#_ftn163" name="_ftnref163"><sup>[394]</sup></a> ve yine sadistik kişilik bo­zukluğunun narsistik kişilik bozukluğuyla %61 oranında bir­likte görüldüğünü<a href="#_ftn164" name="_ftnref164"><sup>[395]</sup></a> ortaya koymaktadır. Narsisizmin bu do­ruk noktalarında artık Kur’an-ı Kerim’deki <em>firavun</em> karakte­rinden söz edilebilir. <em>Yeni Batı&#8217;nın</em> dine kayıtsızlığı da aslında buradan kaynaklanmaktadır zira, kontrol ettiği dünyevi zen­ginliğin ve gücün büyüsüyle kendisini “tanrısal” bir büyük­lükte gördüğü için başka bir tanrı ve din ihtimali imkân dı­şı, <em>saçma,</em> en fazla <em>gülünç</em> olmaktadır. Günümüzde de küre­sel ölçekte <em>yeni Batı</em> tarafından nefsleri ele alman bireylerde, özellikle yeni nesillerde, narsisizmin çeşitli türleri rahatlıkla gözlemlenmektedir. Yeni doğmuş bebeğini evde yalnız başı­na bırakıp bir haftalığına “tatile giden” genç kadın, sokaktan getirdiği kediye sadistik zevk için kaynar suyla işkence eden genç ve sosyal medyada insanların kutsallarına galiz küfürler eden insan tipi, başkalarının varlık iddialarını kabul etmeyen birer kötücül-psikopatik narsist örneğidir.</p>
<p>Batı&#8217;nın narsisizmle bu kadar iç içe olması tesadüf değildir. &#8216;Yukarıda aktarılan, Rönesans ile birlikte ortaya çıkan dengesiz iç- kinlikle narsisizm arasındaki bağlantı aşikârdır. Fantezi boyutun­da kendisini tanrı olarak görmek isteyen, aşkın ve Kadir-i Mut­lak Yaratıcı’ya kulluk etmekten yüz çeviren, ama gerçek dünya­da oldukça zayıf ve bağımlı olan ve yaşadığı çok çeşitli travma- tik hadiselerle bu tutarsızlığın farkına varan öznenin narsisizm dışında başka bir psikolojik hâle meyletmesini beklemek isabet­siz olacaktır. Özellikle düşündürücü olan, <em>yeni Batı</em> döneminde ortaya çıkan psikopatik narsistlerin diğer insanların çektiği acı­larla empati kuramaması ve bunun sonucunda onlara şiddet uy­gulamayı sıradan ve gerekli bir araçsal mekanizma olarak görme­leridir. Örneğin neoliberalizm, uyguladığı acımasız politikalar­la bu psikolojik hâlin ekonomideki tezahürü olarak görülebilir.</p>
<p>İslâmi bir açıdan narsisizm kavramının muhtevasına bakıla­cak olunursa akıllara ilk gelecek kavram muhtemelen “nefs-i em- mare” olacaktır. “Emmare” Arapçada “çokça emreden” anlamı­na gelmekte olup Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetinde nefsin “kö­tülüğü çokça emrettiği” (Kur’an, 12:53) bildirilmektedir. Süley­man Uludağ “nefs” kavramının mutasavvıflar tarafından ele alı­nışını şöyle özetlemektedir.</p>
<p>“Mutasavvıflara göre nefis insanın putudur; ‘Hevâsını (nef- sânî arzularını) tanrı edinen kimseyi görmedin mi?’ âyetin­de [Kur’an, 45:23] bu husus ifade edilmiştir. Hakk’a er­mek için nefis putunu kırmak gerekir. Nefsi hevâsmdan, aşağı arzularından menedenlerin cennete gideceğini haber veren âyette [Kur’an, 79:40] buna işaret edilmiştir. Nefis kendini beğenir, kendine tapar, kendine hayrandır, bencil­dir, şımarıktır, kibirlidir. Topraktan yaratılmış olduğundan zayıf, çamurdan olması sebebiyle cimri, balçıktan olduğu için şehvetli, pişmiş topraktan olduğu için de cahildir. Za­af, cimrilik, şehvet ve cehalet onun esas Özellikleridir [&#8230;].</p>
<p>[Gazâlî&#8217;ye göre] [n]efsin tabiatında yırtıcılık/vahşilik, hay­vanlık, şeytanlık ve tanrılık vardır. Nefisteki düşmanlığın, saldırganlığın kaynağı yırtıcılık, oburluğun ve hırsın kayna­ğı hayvanlık, hilekârlığın ve kurnazlığın kaynağı şeytanlık, büyüklenme ve her şeye tek başına hükmetme arzusunun kaynağı tanrılıktır. Bu dört nitelik sırasıyla köpeğe, domu­za, şeytana ve bilge kişiye tekabül eder. Nefis, içinde bun­ların tamamını barındırır [,..].”<a href="#_ftn165" name="_ftnref165"><sup>[398]</sup></a></p>
<p>Bu düşüncelerden anlaşılacağı üzere bütün insanlarda bulu­nan nefs bazı kötülüklere yol açabilmektedir. Aynı zamanda Şems suresinde (Kur’an, 91:7-10) Allah Teâlâ’nın nefsi “şekillendirip düzenlediği”, ona “kötü ve iyi olma kabiliyetlerini verdiği”, “nef­sini arındıranın kurtuluşa ereceği” ve “onu arzularıyla baş başa bı­rakanın ziyan ettiği” bildirilmektedir. Nefse aynı zamanda kendi yaptığı kötülükleri kınama yetisi <em>(nefs-i levvame),</em> yani insandaki vicdan azabının kaynağı ilham edilmiştir. Doğru yaşayan ve iyili­ği bulan insanın nefsi huzura erecektir, buna da “nefs-i mutmai­ne” (tatmin olmuş, huzura kavuşmuş nefs) adı verilmiştir (Kur’an, 89:27). Yani nefs muhakkak kötü olmak ve kötü kalmak zorunda değildir. Islâm dini insanın iyiliğe ulaşması için nefsiyle bir mü­cadele hâlinde olmasını buyurmuş, bu mücadele Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından “büyük/hakiki cihad” olarak adlandırılmıştır.<a href="#_ftn166" name="_ftnref166"><sup>[399]</sup></a> Tasavvuf geleneği bu mücadelenin nasıl yapılabileceği konusun­da tarih içerisinde çeşitli sistemler geliştirmiştir. Bunlardan îran- h mütefekkir Allâme Tabatabai tarafından aktarılan birisine göre;</p>
<p>“Salik bu merhaleyi katettikten sonra, kendi zatına karşı aşırı bir alâkasının olduğunun ve kendi nefsini aşk derecesinde sev­diğinin farkına daha yeni varacaktır. Yaptığı her şey, uğraştığı her çaba kendine olan aşırı sevgisinden kaynaklandığını anla­yacaktır. Zira insanın özelliklerinden biri, fıtrî olarak kendini</p>
<p>sevmesi, kendini istemesi, her şeyi kendi zatına feda etmesi, kendi varlığının bekası için herhangi bir şeyin yok edilmesinden çekinmemesidir. Bu içgüdünün ortadan kaldırılması oldukça zordur. Bu bencillik duygusuyla savaşmak en müşkül işlerden biridir. Fakat bu his ortadan kaldırılmadıkça, bu içgüdü öldürülmedikçe Allah&#8217;ın nuru kalpte tecelli etmez. Başka bir ifadeyle salik kendinden geçmedikçe Allah&#8217;a bağlanamaz.”400</p>
<p>O hâlde insanın nefsin kötücül etkilerini gidermek için atması gereken bazı adımlar vardır. Bu da manevi bir eğitimle mümkün olacaktır. İşte Batı&#8217;nın uzun bir süredir mahrum kaldığı unsur hassas bir denge dâhilinde yürütülmesi gereken bu manevi eğitimdir. Hıristiyan asketik akımlar dünyeviliği topyekün reddederek insana dünya hayatında ulaşmasının çok güç olduğu bir hedef koymuş, böylelikle istemeden de olsa manevi hayatın sonunu kendi elleriyle getirmişlerdir. Bunun bir sonucu olarak günümüzde Hıristiyan dünyasının büyük kısmı dünya hayatına sarılmış ve ahiret hayatını unutmuş bir görünüm arz etmektedir. Yahudilikte ise “seçilmişlik” doktrini, buna dayanan üstünlük hisleri ve Tanrı&#8217;ya teslimiyetten ziyade “Tanr&#8217;ya eşit olma”, hatta “Tanrı&#8217;dan da üstün olma” gibi inançlar mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ömer Kemal Buhari &#8211; Varoluşsal Tehcir,syf:203-229</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref114" name="_ftn114">[339]</a> Sadece son yirmi yılda ve sadece Irak ve Afganistan’da doğrudan Öldü­rülen veya yaptırımlar yoluyla ölümlerine yol açılan Müslüman sayısı dört milyondur. Bkz. <a href="https://www.mintpressnews.com/4-million-muse">https://www.mintpressnews.com/4-million-muse</a> lims-killed-in-western-wars-should-we-call-it-genocide/208711/ Eri­şim: <em>6</em> Aralık 2019. Alman gazeteci Jürgen Todenhöfer Batı’nın hem geçmişte hem de şimdi Müslümanlardan çok daha fazla şiddete baş­vurduğunu belirttikten sonra sömürgeciliğin başlamasından bu yana Batıklar ve Müslümanların birbirlerini öldürme oranlarını 10’a 1 ola­rak açıklamaktadır. Jürgen Todenhöfer. <em>Feindbild İslam: Zehn The- sen Gegen den Hass.</em> München: Bertelsmann, 2011,4-13.</p>
<p><a href="#_ftnref115" name="_ftn115">[340]</a> “İslâm’ın evrensel barış çağrısını duyumsayamayan ve tarih boyunca Batı’mn menfaatlerini tehdit eden bir güç olarak görülen ve gösteri­len İslâm’a dayalı korkunun günümüzde de bu denli yaygın ve güçlü olmasının en önemli nedenlerinden birisi de medyaya egemen olan güçlerin bu yönde yaptıkları yayınlardır. [&#8230;] [B]ir ‘dördüncü kuvvet’ olarak medya, Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde her yıl Da- vos’ta toplanan ve küreselleştirici büyük Üçlü’nün Uluslararası Pa­ra Fonu, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Orgütü’nün politikalarına zemin hazırlayan ‘dünyanın yeni efendileri’nin ellerindedir.” Musta­fa Sami Mencet, Tarihsel Arka Planıyla Türkiye’de İslamofobi”, <em>Mu­hafazakâr Düşünce 14/53</em> (2018): 196.</p>
<p><a href="#_ftnref116" name="_ftn116">[341]</a> Bkz. Ayhan Kaya. “Islamophobia as a Form of Governmentality: Un- bearable Weightiness of the Politics of Fear”, Malmö: Malmö Uni- versity, 2011, 31.</p>
<p><a href="#_ftnref117" name="_ftn117">[342]</a> Tahsin Görgün. “İslâm Dünyası ve Gelecek Dünya Düzeni: Ontolo- jik bir Tahlil”, XXI. <em>Yüzyılda İslâm Dünyası ve Türkiye: Milletlerara­sı Tartışmalı İlmi Toplantı.</em> İstanbul: Ensar Neşriyat, 2003,105.</p>
<p><a href="#_ftnref118" name="_ftn118">[343]</a> <em>Netflix</em> üzerinden gösterime giren <em>Atiye</em> dizisi buna güncel bir örnek­tir.</p>
<p><a href="#_ftnref119" name="_ftn119">[344]</a> Gianfranco Morra. “Secolarizzazione e Risveglio Religioso in Italia Oggi”, <em>Studi di Sociologia</em> 26/ 3-4 (1988):355.</p>
<p><a href="#_ftnref120" name="_ftn120">[345]</a> William Cavanaugh. <em>The Myth ofReligious Violence: Secular Ideology and the Roots of Modern Conflict.</em> Oxford: Oxford University Press, 2009, 85-101.</p>
<p><a href="#_ftnref121" name="_ftn121">[346]</a> Erol Güngör. <em>İslâmın Bugünkü Meseleleri.</em> İstanbul: Ötüken Neşri­yat, [1981] 1997, 11. Baskı, 17-28.</p>
<p><a href="#_ftnref122" name="_ftn122">[347]</a> Edward Said. <em>Covering İslam: How the Media and the Experts Deter- mine How We See the Rest of the World.</em> New York: Vintage, 1997, Gözden Geçirilmiş Yeni Baskı; aktaran Sahar El Zahed. “Internali- zed Islamophobia; The Making of İslam in the Egyptian Media”, /$- <em>lamophobia in Müslim Majority Countries.</em> Enes Bayraklı ve Farid Hafez (Ed.). London/New York: Routledge, 2019,141.</p>
<p><a href="#_ftnref123" name="_ftn123">[348]</a> Tony Evans. “The Limits of Tolerance: İslam as Counter-Hegemony?” <em>Revieıu of International Studies</em> 37/4 (2011): 1751-1773; Peter Man- daville. <em>Transnational Müslim Politics: Reimagining the Umma.</em> Lon- don: Routledge, 2001, 153; aktaran Ayhan Kaya. “Islamophobia as a Form of Governmentality: Unbearable Weightiness of the Politics of Fear”, Malmö: Malmö University, 2011, 6, 34.</p>
<p><a href="#_ftnref124" name="_ftn124"></a>I 349. Ahmet Davutoğlu. <em>Civilizational Transformation and the Müslim World. </em>Kuala Lumpur: Mahir Publications, 1994,101-104.</p>
<p><a href="#_ftnref125" name="_ftn125">[350]</a> İsmet Özel. <em>Toparlanın Gitmiyoruz</em> I. Ankara: Ebabil, 2008, <em>176.</em></p>
<p><a href="#_ftnref126" name="_ftn126">[351]</a> Tony Evans. “The Limits of Tolerance: İslam as Counter-Hegemony?” <em>Revieıv of International Studies</em> 37/4 (2011): 1751-1773.</p>
<p><a href="#_ftnref127" name="_ftn127">[352]</a> Tahsin Görgün. “İslâm Dünyası ve Gelecek Dünya Düzeni: Ontolo- jik bir Tahlil”, XXL <em>Yüzyılda İslâm Dünyası ve Türkiye: Milletlerara­sı Tartışmalı İlmi Toplantı.</em> İstanbul: Ensar Neşriyat, 2003,104.</p>
<p><a href="#_ftnref128" name="_ftn128"><em><strong>[353]</strong></em></a> Maria Vivod. “The Story About Old Hag Europe and Healthy Mai- den Serbia”, <em>Traditiones</em> 38/2 (2009): 118.</p>
<p><a href="#_ftnref129" name="_ftn129">[354]</a> Adrian Güelke. <em>Terroristn and Global Disorder.</em> New &#8216;York: LB. Tau- ris, 2006, 257-258.</p>
<p><a href="#_ftnref130" name="_ftn130">[355]</a> “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini ye­rine getirme konusunda dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kim­se, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” Tirmizî, Fiten, 73. <em>Ha­dislerle İslâm.</em> 7. Cilt, 596. https://hadislerleîslâm.diyanet.gov.tr/say- fa.php?CILT=7&amp;SAYFA=596 Erişim: 26 Mart 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref131" name="_ftn131">[356]</a> Yümni Sezen. <em>Dinlerarası Diyalog İhaneti: Dinî-Psikolojik-Sosyolojik Tahlil.</em> İstanbul: Kelam Yayınları, 2006, İkinci Baskı.</p>
<p>357.Bkz. Fetullahçı terör örgütünün yayın organı olan Zaman gazetesin­de 15 Nisan 2000 tarihinde yayınlanan “Diyalogdan Düğüne” başlık­lı ve “Hem Hristiyan hem de Müslüman” alt başlıklı haber. Bkz. htt- ps://www.milligazete.com.tr/haber/l074141/diyalogun-meyvesi Eri­şim: 26 Mart 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref132" name="_ftn132">[358]</a> Alev Alatlı. “Hatırla (1)”, 2007. <a href="http://www.islamdunyasi.com">http://www.islamdunyasi.com</a> /in- dex.pl ?author_id—1601 Erişim: 5 Nisan 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref133" name="_ftn133">[359]</a> <a href="https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201704241028210432-eski-israil-sa-vunma-bakani-yaalon-isid-israilden-ozur-diledi/">https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201704241028210432-eski-israil-sa- vunma-bakani-yaalon-isid-israilden-ozur-diledi/</a> Erişim: 22 Şubat 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref134" name="_ftn134">[360]</a> Jochen Hippler ve Andrea Lueg. <em>Feindbild İslam.</em> Hamburg: Konk- ret Literatür Verlag, 1993, 23-24.</p>
<p><a href="#_ftnref135" name="_ftn135">[361]</a> Hâlihazırda “Batı” coğrafi veya kültürel bir kategorizasyon olmak­tan öte güçle ilgili bir kavramdır. Bkz. Enes Bayraklı ve Farid Ha- fez (Ed.). <em>Islamophobia in Müslim Majority Countries,</em> London/New York: Routledge, 2019, <em>S.</em> Bu anlamda Japonya ve Güney Kore de Batı’dır. Batı dışı, yani gücün dışındaki toplumların birçoğunda ise İran’daki <em>garbzedeha</em> ve Rusya’daki <em>zapodniki</em> gibi “Batıcılar’* vardır.</p>
<p><a href="#_ftnref136" name="_ftn136">[362]</a> Geleneksel <em>Doğu-Batı</em> modelinin ihtiyaçları karşılamadığı düşüncesiyle ya­pıya güncel kaynaklarda “Küresel Kuzey <em>(Global North)”</em> de denmektedir.</p>
<p><a href="#_ftnref137" name="_ftn137">[363]</a> Bkz. İbrahim Kalın. <em>Ben, Öteki ve Ötesi: İslâm-Batı İlişkileri Tarihi­ne Giriş.</em> İstanbul: İnsan Yayınlan, 2016, 7. Baskı.</p>
<p><a href="#_ftnref138" name="_ftn138">[364]</a> Bkz. Prem Shankar Jha. <em>The Tuilight ofthe Nation State: Globalisation, Chaos and War.</em> London/Ann Arbor: Pluto Press, 2006. Bu durumun bize bakan yönüne değinilecek olursa, Müslümanların çoğunluğu teşkil etti­ği toplumlarm da birer ulus devlet olarak <em>yeni Batı’nın</em> küresel gücüyle mücadele etmesi pek mümkün görünmemektedir. Mevcut şartlar sonu­cu belli olan bir satranç oyununa benzemektedir. <em>Yeni Batı</em> ile mücadele edebilmek için, bu yol ne kadar büyük taşlarla kapatılmış olursa olsun, Müslüman toplumlarm güç birliğine gitmesi mecburi ve hayatidir.</p>
<p><a href="#_ftnref139" name="_ftn139">[365]</a> Zygmunt Bauman. <em>Globalization: The Human Consequences.</em> Camb- ridge: Polity, 1998, 56.</p>
<p><a href="#_ftnref140" name="_ftn140">[366]</a> Yine de Müslümanlar fethettikleri yerlerde barışı tesis etmek adına de­yim yerindeyse fazla kurcalamadan tüm Hıristiyanları, hatta Hindis­tan’daki Hinduları dahi <em>“Ehl-i Kitab”</em> olarak kabul ederek haklarıyla birlikte tanımış, devlette önemli konumlarda görevlendirmiş, asimile etmeksizin ve İslâm’a girmeye zorlamaksızın onlarla birlikte yaşama­nın yollarını aramış ve onlara tarih boyunca adaletle ve iyilikle davran­mıştır. Bunu yaparken Batı toplumları gibi tek boyutlu bir toplum an­layışıyla yaklaşmamış, farklı dini grupların kendi kanunlarıyla yöneti­leceği ve kendi adetlerine göre yaşayabileceği mahallelere dayanan bir kentleşme politikası takip etmiştir. Osmanlı Devleti’nde <em>millet siste­mi</em> olarak bilinen bu modelin azınlık haklan adına önemli bir emsal ve model olduğu Batılı literatürde de ifade edilmektedir. Bkz. Will Kym- licka. <em>Multicultural Citizenship,</em> Oxford: Clarendon Press, 1995,156.</p>
<ol start="367">
<li>Rasim Özdenören. <em>Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti,</em> İstanbul: İz Yayın­cılık, 1998, 2. Baskı, 64-65.</li>
<li>Merhum Aliya İzzetbegoviç’in mezar taşında yer alan söz.</li>
<li>Silvio Berlusconi. “Berlusconi: ‘Attacco Mirato Senza Vittime fra i Çi­vili’”, <em>La Repubblica 26</em> Eylül 2001, <a href="https://www.repubblica.it/">https://www.repubblica.it/</a> online/ mondo/italiadue/berlusconi/berlusconi.html Erişim: 19 Aralık 2019.</li>
<li>Paul Nesbitt-Larking, Catarina Kinnvall, Tereza Capelos ve Henk <a href="#_ftnref141" name="_ftn141"></a>Dekken “Introduction: Origins, Developments and Current Tren- ds”, <em>The Palgrave Handbook of Global Political Psychology.</em> Paul Nesbitt-Larking, Catarina Kinnvall, Tereza Capelos ve Henk Dekker (Ed.). Hampshire: Palgrave Macmillan, 2014: 6.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref142" name="_ftn142">[371]</a> Sırasıyla Melanie Klein. <em>Envy and Gratitude and Other Works<sub>s</sub> 1</em>946- <em>1963,</em> London: Virago, 1988,247; W.R.D. Fairbairn. &#8220;The Sociologi- cal Significance of Communism Considered in the Light of Psycho-A- nalysis”, <em>British Journal ofMedical Psychology</em> 15/3 (1935): 226; Do- nald W Winnicott. <em>The Family and Individual Development.</em> London: Tavistock, 1965,146; üç kaynağı da aktaran Farhad Dalat “Racism: Processes of Detachment, Dehumanization, and Hatred&#8221;, <em>Psychoa- nalyic Quarterly</em> 75/1 (2006): 133.</p>
<p><a href="#_ftnref143" name="_ftn143">[372]</a> Jacqueline Rose. <em>The Last Resistance.</em> London/New York: Verso, 2007, 62; aktaran Stephen Frosh. “Psychoanalysis as Political Psychology”, <em>The Palgrave Handbook of Global Political Psychology.</em> Paul Nesbitt-Larking, Catarina Kinnvall, Tereza Capelos ve Henk Dekker (Ed.). Hampshire: Palgrave Macmillan, 2014, 57.</p>
<p><a href="#_ftnref144" name="_ftn144">[373]</a> Julia Kristeva. <em>Histoires d’Amoun</em> Paris: Folio, 1985, 112; aktaran Martin L. Davies. “History as Narcissism”, <em>Journal ofEuropean Stu- dies</em> 19/4 (1989): 265.</p>
<p><a href="#_ftnref145" name="_ftn145">[374]</a> Andrew D. Brown. “Narcissism, Identity and Legitimacy”, <em>Academy of Management Revieu</em> 22/3 (1987): 643; Agnieszka Golec de Za- vala, Aleksandra Cichocka, Roy Eidelson ve Nuwan Jayawickreme. “Collective Narcissism and Its Social Consequences”, <em>Journal ofPer- sonality and Social Psychology 97/6</em> (2009): 1074-1075.</p>
<p><a href="#_ftnref146" name="_ftn146">[375]</a> Bela Grunberger. “On Narcissism, Aggressivity and Anti-Semitism”, <em>International Forum of Psychoanalysis</em> 2/4 (2007): 237-241; Agniesz­ka Golec de Zavala ve Aleksandra Cichocka. “Collective Narcissism and anti-Semitism in Poland”, <em>Group Processes &amp; Intergroup Relati- ons,</em> 15/2 (2011): 213.</p>
<p><a href="#_ftnref147" name="_ftn147">[376]</a> Sigmund Freud. <em>Das Unbehagen in der Kültün</em> Wien: Internationa- ler Psychoanaltyscher Verlag, 1930, 85. Freud »küçük farkların nar­sisizmi <em>[Narziftmus der kleinen Unterschiede]“</em> adını verdiği kavram­la çeşitli grupların kendilerini diğerlerinden üstün görmek için baş­vurduğu küçük öğelere vurgu yapmaktadır.</p>
<p><a href="#_ftnref148" name="_ftn148">[377]</a> American Psychiatrics Association. <em>Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders Fifth Edition: Dsm~5.</em> Washington DC/London: American Psychiatrics Publishing, 2013, 669-670.</p>
<p><a href="#_ftnref149" name="_ftn149">[378]</a> Julia Kristeva. <em>Histoires d’Amour.</em> Paris: Folio, 1985; Bela Grunber- ger ve Pierre Dessuant. <em>Narcissisme, Christianisme, Antisemitisme. </em>Paris; Actes Sud, 1999.</p>
<p><a href="#_ftnref150" name="_ftn150">[379]</a> Horst-Eberhard Richter. <em>Der Gotteskomplex: Die Geburt und die Kri- se des Glaubens an die Allmacht des Mense ben.</em> Giessen: Psychosozi- al-Verlag, 2012.</p>
<p><a href="#_ftnref151" name="_ftn151">[380]</a> Bkz. Ş. Teoman Duralı. <em>Çağdaş Küresel Medeniyet: Anlamı/Gelişi- mi/Konumu.</em> İstanbul: Dergâh Yayınları, [1999] 2006,3. Baskı, 135, 137; Edward Said. “A Truly Fragile Identity” <em>Al-Ahram Weekfy&gt;</em> 23- 29 Mart 2000, 474 <a href="https://web.archive.org/web/20020206051916/">https://web.archive.org/web/20020206051916/</a> <a href="http://www.ahram.org.eg/weekly/2000/474/op2.htm">http://www.ahram.org.eg/weekly/2000/474/op2.htm</a> Erişim: 2 Şubat 2020. John Lachkar. “The Psychopathology of Terrorism: A Cultural V-Spot”, <em>The Journal of Psychohistory</em> 34/2 (2007): 113.</p>
<p><a href="#_ftnref152" name="_ftn152">[381]</a> Richard Kilminster. “Narcissism or Informalization: Christopher Las- ch, Norbert Elias and Social Dıagnosis”, <em>Theory, Culture and Society </em>25/3 (2008): 137.</p>
<p><a href="#_ftnref153" name="_ftn153">[382]</a> Martin L. Davies. “History as Narcissism”, <em>Journal ofEuropean Stu- dies</em> 19/4 (1989): 266.</p>
<p><a href="#_ftnref154" name="_ftn154">[383]</a> Karen Horney. <em>New Ways in Psychoanalysis.</em> Abingdon: Routledge, 1999, 100.</p>
<p><a href="#_ftnref155" name="_ftn155">[384]</a> Andrew D. Brown. “Narcissism, Identity, and Legitimacy”, <em>The Aca- denry of Management Revietv,</em> 22/3 (1997): 645.</p>
<p><a href="#_ftnref156" name="_ftn156">[385]</a> Hans-Ludwig Kröber. “Narzissmus”, <em>Forens Psychiatr Psychol Krimi- nol</em> 2/4 (2008): 272.</p>
<p><a href="#_ftnref157" name="_ftn157">[386]</a> Dmitry Chernobrov. “The Spring of Western Narcissism: A Psychoa- nalytic Approach to Western Reactions to the ‘Arab Spring*”, <em>Psycho­analysis, Culture &amp; Society</em> 19 (2014): 85-86.</p>
<ol start="387">
<li>Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, IV, 366/5299.</li>
<li>Joseph Sandler ve Meir Perlow. “Internalization and Externalizati- on” <em>Projection, Identification, Projective Identification.</em> Joseph Sand­ler (Ed.). London/New York: Routledge, 2018, 2.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref158" name="_ftn158">[389]</a> İbrahim Kalın. <em>İslâm ve Batı.</em> İstanbul: İsam, [2007] 2008, 3. Baskı, 149-151.</p>
<p><a href="#_ftnref159" name="_ftn159">[390]</a> Bkz. Stefano Ferracuti, Gabriele Mandarelli ve Antonio Del Casa- le. “Psychopathy, Personality Disorders, and Violence”, <em>Violence and Mental Disorders.</em> Bernardo Carpiniello, Antoniö Vita ve Claudio Mencacci (Ed.). Cham: Springer, 2020, (81-94). 89-90. Bandy X Lee. K <em>Violence: An Interdisciplinary Approach.</em> Oxford: Wiley BlackwelL 2019, 49-51.</p>
<ol start="391">
<li>David M. Goodman, Alvin Dueck ve Julia P. Langdaİ. “The “Hero- ic I”: A Levinasian Critique of Western Narcissism”, <em>Theory Psycho- logy</em> 20 (2010): 677.</li>
<li>Sandew Hira. “Scientific Colonialism: The Eurocentric Approach to Colonialism”, <em>Eurocentrism, Racisın and Knoudedge: Debates on His- tory and Power in Europe and the Americas.</em> Marta Araûjo ve Silvia Maeso (Ed.). New York: Palgrave Macmillan, 2015, 141-143.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref160" name="_ftn160">[393]</a> “Two principlcs in human nature reign / Self-love, to urge, and rea- son, to restrain.” Alexander Pope. “An Essay on Man” Epistle II.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref161" name="_ftn161">[394]</a> Judit Szlasi. “Analysis is the Key” Conversation by Judit Szilasi with B61a Grünberger”, <em>JEP</em> 8-9 (1999). <a href="http://www.psychomedia.it/jep/">http://www.psychomedia.it/jep/</a> number8-9/grunberg.htm Erişim: 4 Mart 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref162" name="_ftn162">[395]</a> <a href="https://www.youtube.com/watchpv=OgsqP8FXUnU">https://www.youtube.com/watchpv=OgsqP8FXUnU</a> Erişim: 8 Şubat 2020; <a href="https://www.youtube.com/watch?v=ix-trtzii_8">https://www.youtube.com/watch?v=ix-trtzii_8</a> Erişim: 8 Şubat 2020; <a href="https://biomedres.us/pdfs/BJSTR.MS.ID.003686.pdf">https://biomedres.us/pdfs/BJSTR.MS.ID.003686.pdf</a> Erişim: 8 Şubat 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref163" name="_ftn163">[396]</a> Christopher J. Patrick. “Emotional Processes in Psychopathy”, <em>Vto- lence and Psychopathy.</em> Adrian Raine ve Jos6 Sanmartin (Ed.). New York: Springer Science+Business Media, 2001, 64.</p>
<p><a href="#_ftnref164" name="_ftn164">[397]</a> David J. Cooke. “Psychopathy, Sadism and Serial Killing”, <em>Vıolence and Psychopathy,</em> Adrian Raine ve Jos6 Sanmartin (Ed.). New York: Springer Science+Business Media, 2001, 130.</p>
<p><a href="#_ftnref165" name="_ftn165">[398]</a> Süleyman Uludağ. “Nefis”, <em>TDV DİA.</em> İstanbul: TDV İslâm Ansiklo­pedisi, 2008,32. Cilt, 526-529.</p>
<p><a href="#_ftnref166" name="_ftn166">[399]</a> Tırmizî, Cihad, 2.</p>
<p>400. Allâme Tabatabai. Özün Özü. İstanbul: İnsan Yayınları, 2006, 2. Baskı, 53. 401. 1798 yılında Charles Grant (East India Company Yönetim Kurulu Üyesi ve Milletvekili) tarafından söylenmiş bir söz. Syed Mahmo</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeni-bati-ve-anti-islami-siddet/">Yeni Batı ve Anti-İslâmi Şiddet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yeni-bati-ve-anti-islami-siddet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jean Baudrillard &#8211; Can Çekişen Küresel Güç &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-can-cekisen-kuresel-guc-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-can-cekisen-kuresel-guc-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 11:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Can Çekişen Küresel Güç]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hegomonya]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[terörizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24464</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenlik “zararsız terör” adı altında yavaş yavaş yerleşerek tüm Batılı değerler sisteminin, yani özgürlük, demokrasi, insan haklarının altını oymaktadır. “Demokrasileri” “giderek” kendi kendilerine zarar vermeye zorlayan teröristlerin kurdukları şeytani tuzak böyle bir şeydir. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Herkesin toplumsal ve ekonomik bir düzen arzuladığı ve geleceğin bütünleşme ve hesap kitap üstüne oturacağı türünden bir düşünceyi kim üretti? Kapitalin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-can-cekisen-kuresel-guc-alintilar/">Jean Baudrillard – Can Çekişen Küresel Güç ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="icerik">
<div class="">
<div><img decoding="async" class="size-medium wp-image-24465 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/73978_WeMI9_1504867743-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/73978_WeMI9_1504867743-200x300.jpg 200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/73978_WeMI9_1504867743-356x534.jpg 356w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/73978_WeMI9_1504867743.jpg 400w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></div>
<div></div>
<div>Güvenlik “zararsız terör” adı altında yavaş yavaş yerleşerek tüm Batılı değerler sisteminin, yani özgürlük, demokrasi, insan haklarının altını oymaktadır. “Demokrasileri” “giderek” kendi kendilerine zarar vermeye zorlayan teröristlerin kurdukları şeytani tuzak böyle bir şeydir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div>
<p>Herkesin toplumsal ve ekonomik bir düzen arzuladığı ve geleceğin bütünleşme ve hesap kitap üstüne oturacağı türünden bir düşünceyi kim üretti? Kapitalin zorlamasıyla her şey ekonomik düzene bağımlı hale geldi ve düşünce yapıları tek bir zihinsel boyutun kölesine dönüştü. Bunun dışında kalan tüm diğer düzen girişimleri anlamsızlaştı. Oysa tüm sorunların ekonominin sırtına yıkılması ve başarı kavramı bir tuzaktı. Sürekli gelişme ve hızlanma sayesinde her şeyin bize sanal anlamda verilmesi ya da verilecek olması bir tuzaktı. Dolayısıyla yasakların evrensel düzeyde kaldırilması, tüm haberlerin elimizin altında olması ve doğal olarak keyif alma zorunluluğu bir tuzaktı.</p>
<p>Bu noktaya kadar her şey, arzu ve arzunun tatmin edilmesi ile gereksinimler ve gereksinimlerin karşılanması arasında kurulan dengeye boyun eğiyordu. Bildiğimiz tüm tarihsel çatışmalar hak arayışları, isyanlar, devrimler- bu tehlikeli durumun ürünüdür.</p>
</div>
<div></div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div></div>
<div class="icerik">
<div class="">Yeni bir meydan okuma demek, kartların yeniden dağıtılması demektir. Oysa bu yeni çağı sarıp sarmalayan atmosfere, bu yeni tasarlanan düzene dikkat edilirse görülecektir ki artık İNSANIN modası geçiyor. İnsanla birlikte onun sahip olduğu değerlerinde.<br />
&#8211; AKIL ve aydınlanma çağının modası geçiyor<br />
&#8211; Evrenselin ve ideolojilerin modası geçiyor<br />
&#8211; Arzu ve hayal kurmanın modası geçiyor<br />
&#8211; Bireyin/bireyselciliğin modası geçiyor<br />
&#8211; Ötekinin modası geçiyor<br />
&#8211; Gerçekliğin modası geçiyor<br />
&#8211; Ölümün modası geçiyor</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Günther Anders, Mac Arthur ve Kore Savaşı konusunda bu vazgeçişin çarpıcı örneklerinden birini sunuyor. Mac Arthur Kore’ye atom bombası atmak istiyor. Ancak politikacılar onu bu kararından vazgeçirip yerine askerî harekâtın “nesnel” politik ve ekonomik yararlarını hesaplayacak -ve sonunda onu bombayı kullanmaktan vazgeçirecek- bir dizi bilgisayar veriyorlar.</div>
<div>
<p>Nükleer patlama gerçekleşmiyor, ancak G. Anders, sonuçları ne olursa olsun simgesel ya da metafızik anlamda, insanın, kendisiyle doğrudan ilişkisi olmayan kararlar yararına iradesinden vazgeçmesi, insan zekâsının yapay zekâ yararına zorla alıkonması bombanın yol açabileceği tahribattan çok daha büyük bir felakete yol açabilir diyor.</p>
</div>
</div>
</div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Tekniğin küresel güce özgü hegemonik özelliklere sahip olduğu bir aşamada, insan yalnızca özgürlüğünü değil, kendi hakkında düşler kurma yetisini de yitirmektedir. Bugün insan, boyun eğdiği makinelerin onun yerini alması nedeniyle, çalışma düzenine özgü işsizliğin çok ötesine geçen zihinsel ve varoluşsal bir işsizlikle karşı karşıyadır. Bu alışılageldik anlamda teknik bir işsizlik değildir, çünkü bu makinelerin bozulmasıyla ilgili bir konu değil, tam tersine makinelerin böylesine kusursuz olmaları nedeniyle soyu sürdürmenin bile otomatikleştiği bir dünyada yaşamın anlamsızlaşması ve bir işe yaramamasıyla ilgili bir konudur. Bundan böyle başına neler geleceğini tahmin bile edemeyecek durumdaki işe yaramaz insanın ortadan kaybolmadan önce yaşayacağı son evre budur. Aslında bu tıpkı artık farkına bile varmadan boyutlarını içselleştirdiğimiz zaman ve mekân gibi doğal bir kanıta dönüşen bütünsel (dünya ölçeğindeki) bir teknik gerçekliğin başlangıç dönemi olarak adlandırılabilir.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div>Başına neler geleceğini bile tahmin edemeyecek durumdaki işe yaramaz insanın ortadan kaybolmadan önce yaşayacağı son evre budur.</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<p>Tekniğin ulaştığı kusursuz otomatizasyon aşaması -kendi farkında olmasa da- insanın devre dışı bırakılmasıdır. Tekniğin küresel güce özgü hegemonik özelliklere sahip olduğu aşamada insan, yalnızca özgürlüğünü değil, kendi hakkında düşler kurma yetisini de kaybetmektedir. Bugün insan, boyun eğdiği makinelerin onun yerini alması sebebiyle çalışma düzenine özgü işsizliğin çok ötesine geçen zihinsel ve varoluşsal bir işsizlikle karşı karşıyadır. Bu alışılageldik manada teknik bir işsizlik değil çünkü bu makinelerin bozulması ile ilgili bir konu değil. Tam tersine makinelerin böylesine kusursuz olmaları nedeniyle soyu sürdürmenin bile otomatikleşeceği bir dünyada yaşamanın anlamsızlaşması ve bir işe yaramaması ile ilgili bir konudur.</p>
</div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div></div>
<div>Batı&#8217;nın potlaçı (değiş-tokuşu) onur kırıcılık, utanmazlık, müstehcenlik ve diğer tüm değerlerin tasfiyesinden ibaret bir şeye benziyor. Başka bir deyişle insani ya da kültürel tüm değerlerin bilinçli olarak kurban edilmesine benziyor. Her gün bu yönde daha da ileri gidiyor meydan okumanın dozunu artırıyor.</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<p>Bizim hakikat anlayışımız, ortaya çıkarma-sergileme,değersizleştirme, indirgeyici çözümlemeden yana olmuştur. Bu teşhir etme, itiraf etme ve tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermeye özgü hakikat anlayışı olduğundan kutsallığı yitirilmemiş, nesneleştirilmemiş, &#8220;aura&#8221;sı bozulmamış, herkese gösterilmemiş hiç bir şey hakikat olarak değer görmez.</p>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div></div>
<div class="ust">Sermaye Değerin hem bütün dünyaya yayılması hem de tasfıyesi anlamına geliyor.</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<p>İktidar bundan böyle temsilî sistemin en kusursuz biçimine sahip, zira kendinden başka temsil ettiği bir şey yok.</p>
<p>Sistem, hem Gerçeğin bütünsel versiyonu hem de Sanallık tarafından tasfıye edilmiş halidir. Hegemonya işte böyle bir biçime sahiptir.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>BNP’nin [bir banka] 1970’li yıllardaki: “Beni paranız ilgilendiriyor!” adlı hâlâ hatırlarda olan o ünlü reklamı sermayenin iğrençliğini her türlü eleştirel çözümlemeden daha güzel bir şekilde özetliyordu. Bu reklam ve tüm diğer banka mekanizmaları uzun bir süre önce ifşa edilmelerine karşın bu reklamı bir olay ve skandala dönüştüren şey formülün bizzat bankacının, hakikatin ise bizzat Kötülüğün ağzından çıkmasıdır. Hakikati bir ifşa biçiminde ortaya koyan şey eleştirel çözümleme değil, yüzde yüz bir dokunulmazlık zırhına sahip olan ve herkesin &#8216; gözleri önünde “suç işleyen” egemen güçtür.</div>
<div>
<p>Benzer türdeki son bir açıklama da TF1 [televizyon kanalı] Genel Müdürü Patrick Le Lay’den geldi: “Gerçekçi olalım, televizyon kanalında çalışmak demek Coca Cola’nın ürününü satmasına yardımcı olmak demektir. Bir reklam tarafından sunulan mesajın algılanması için televizyon izleyicisinin beyninin bu işe uygun olması gerekir. Yaptığımız yayınların amacı iki reklam arasında seyirciyi hazır hale, yani bu işe uygun hale getirmek, onu eğlendirmektir. Biz Coca Cola’ya uygun insan beynine ait zamanı satıyoruz&#8230; Bu uygun zamanın elde edilmesinden daha güç bir iş olamaz.”</p>
<p>Bu akıl almaz açıklamanın içerdiği profesyonel hayasızlığı bu hayasızlığı pek çok başkasıyla paylaşmaktadır. Bu konuda Post: Telécom&#8217;un sloganı örnek olarak verilebilir: “Paranın cinsiyetı olmayabilir, ancak bu durum onun çoğalmasını engellememelıdir”) takdir etmek gerekir. Bu açıklama gene aynı nedenden dolayı açıkça suçlanabilir ki, tüm sağduyulu insanlar zaten böyle yaptılar.</p>
</div>
</div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Bir kültürün türettiği “kendi kendini yok etme” (cannibaliser=kendi kendini yiyip yutma anlamında) terimini daha somut bir örnekle açıklamak gerekirse bir arabayı “yiyip yutmak” onu parçalayıp yedek parça olarak kullanmak demektir. Bir kültürü “yiyip yutmaksa” bizim yaptığımız gibi onun değerlerini bir arabayı parçalarcasına parçalayıp kullanmak, dolayısıyla tüm sistemi kullanılamaz hale getirmek demektir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8220;VİRÜS zihinsel bir şeydir. Böylesine hızla yayılması zihinsel bağışıklık sistemlerinin uzun süre önce çökmüş olmasına işarettir. Bir panik ortamı ancak böylesi bir zihinsel tasfiye işleminin ardından gerçekleşebilir ki tüm dünyayı saran enformatik (haberleşme) sistem, anında yayın yapabilen ve anında iletişim kurabilen ağ sistemleri bunun parçasıdır. Virüse karşı tüm akılcı, koruyucu, korunmacı tedbirler aşırılıkları nedeniyle tam tersi işlev görmektedirler. Bizzat güvenlik önlemleri bir terör eylemine dönüşmektedir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Güvenlik &#8220;zararsız terör&#8221; adı altında yavaş yavaş yerleşerek tüm Batılı değerler siteminin yani özgürlük, demokrasi, insan haklarının altını oymaktadır.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>Hollywood filmlerinin teröristlerin düşgücünü doğrudan etkiledikleri sorusu çok tartışıldı. Bu tartışmalarda teröristlere modern tekniklerin (uçaklar vb.) yanısıra esin kaynağı ve senaryolar sunduğumuz söyleniyor. Sanki biz bunları sunmazsak onlar kendiliklerinden düşünemeyeceklermiş gibi. Bununla birlikte bir anlamda onlara çok zekice denilebilecek bir şekilde yardımcı olduk. Bunu başka bir şekilde ifade etmek gerekirse onlara sahip olduğumuz terörist özellikler taşıyan düşgücümüzü, teröre yatkınlığımızı, korku karşısında büyülenme özelliğimizi, felaket düşüncesinin yol açtığı tedirgin olma arzusu yaratma ve bu saplantıyı çektiğimiz tüm söylevlerde güncelleştirme biçimimizi sunduk. Tehdidin varlığını olay gerçekleşmeden hissedebiliyor ve böylelikle terörizmi kendi kendini önceden haber veren bir sürece dönüştürüyoruz. Öylesine ki, simüle edilen ya da hayalî bir saldırı (2005 yılı Temmuzu’nda Londra’da yaşanan olay gibi), hattâ bir kaza ya da anlamsız bir baskı süreci (Bush ve New York metrosu) fiilen terör üretimine yol açıyor.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust">Terör de artık sözcüğün gerçek anlamında teröristlere ihtiyaç duymuyor. Her yere gizlenebiliyor, sızabiliyor ve bir virüs gibi çoğalabiliyor. Salgın bir hastalık gibi kılcal damarlara kadar moleküller halinde yayılabiliyor. Terör ve terörist söylevi küresel kültürü yutup yok etti. Haberler ve iletişim araçlarının tamamı terörün uydusu haline geldi, geriye kalan her şey ikincil bir konuma düştü. Örneğin, Riyad’daki terörizme karşı mücadele konusundaki dünya zirvesi, Davos’taki ticaret zirvesi ya da Kyoto’daki sera etkisi zirvesiyle rekabet ediyor. Başka bir deyişle doğal olarak bir değere sahip olmayan ancak alternatifi bulunmayan bir birlik beraberlik anlayışıyla aynı şeye karşı mücadele ediliyor. Terörizm artık hiç gündemden düşmeyen, bütün dünyanın bakışlarını üstüne çeken, her yerde karşımıza çıkan bir şeye dönüştü.</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<p>Terörizm politik ya da stratejik bir gerçeklikten çok bir kara delik, bir kör noktaya benziyor, hattâ onun tüm düşgücü ve haber ağlarını yiyip yuttuğu ve yaşamını yalnızca hayalet kıvamında bir varlık olarak sürdürdüğü söylenebilir (Marx’a göre Avrupa’yı korkutan hayaletin adı komünizmdi, günümüzde tüm dünyayı korkutan hayaletin adı ise terörizmdir). Ortada hiç canlı terörist kalmasa bile yarattığı küresel psikozda bir değişiklik olmayacaktır. Tıpkı nüfüs kaybına uğrayan bir Amerika’yı küresel gücün somut karşılığı olarak görmeyi sürdüreceğimiz gibi. Zaten Bin Ladin’in de yaşaması ya da bir şeyler yapmasına gerek yok, arasıra gerçek mi yalan mı olduğunu bilemediğimiz video görüntüleri göndermesi yeterli. Bizzat sistemin kendisi, terör konusundaki bu hiperdüşgücünü fırsat buldukça tezgâhladığı suikastlarla sömürerek efsaneyi daha etkili hale getirmeye çalışıyor.</p>
</div>
</div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Gerçekten de modernleşme adlı birincil öneme sahip, tarihsel ve Batı&#8217;ya özgü bir olay yaşadık ve tüm sonuçlarına tanık olduk,ancak bu olay artık kendisinden kaçamayacağımız komik bir şeye dönüştü. Oysa modernleşmenin mantığı bu süreci tüm dünyaya dayatmamızı istedi. Beyazların yazgısının da Kabil’in soyundan gelenlerin yazgısına dönüşmesi ve hiç kimsenin bu türdeşleştirmeden kaçmaması, tüm insanlığın bu kandırmacaya boyun eğmesi istendi. Beyazlara benzemeye çalışan Siyahların aslında görüntüyü deforme eden ayna görevi yaptıkları ve başlangıçtan itibaren kendi egemenlik güçlerine bakarak kendilerini kandıran Beyazları Siyahlaştırdıkları söylenebilir. Çok ırklı modern uygarlığa ait bütünsel görüntü aslında tüm ırksal, cinsel, kültürel özgünlüklerin kendi kendilerinin parodisine dönüşecek derecede yanıltıcı bir görüntü sundukları yanıltıcı bir evrene benziyor. Böylesine yanıltıcı bir evrende kolonizasyon ve kolonizasyondan kurtulma süreci aracılığıyla insanlığın tamamı Batılılar kadar yerli kültürleri de tüketen şiddet üstüne oturan devasa bir öykünme mekanizmasıyia hem kendi kendisine öykünüyor hem de kendi kendisini yok ediyor. Burada Batılı kültürün kazandığı bir zaferden söz edebilmek olanaksız zira bu kültür, ruhunu çoktan yitirdi.</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi gorulmedi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74239005">
<div class="ust">
<div></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>İhraç ettiğimiz ahlâki değerler (İnsan Hakları, demokrasi), ekonomik akılcılık ilkeleri, kalkınma, performans ve gösteri kavramları bu karnaval ve yamyamlıktan oluşan ikili biçimin dünya boyutlarına ulaşmasını sağlamıştır. Hemen her yerde toplumlar, yani az gelişmiş, modernleştirilmesi gerektikleri düşünülen ve modernleşmeye zorlanan toplumlar bu değerler, ilkeler ve kavramları büyük bir coşkuyla benimsemişlerdir. Bu toplumlar sömürülme ve baskı altına alınmadan çok gülünçleşmiş ve beyazların değiştirilip dönüştürülmüş karikatürlerine benzemişler, birer evrensel karikatür olmaya mahküm edilmişlerdir.</div>
<div>
<p>Doğal olarak bu toplumlar, kendilerini maymuna benzeten Beyazları taklit etmektedirler. Bu insanlar da şu ya da bu şekilde kendilerini küçümseyenleri küçümsemektedirler. Tıpkı görüntüyü deforme eden aynalar örneğindeki gibi gülünç yansımalarını fark etmeyen Beyaz efendilerinin somut gülünç yansımalarına dönüşmektedirler. Jean Rouch’un Les Maitres Fous (Çılgın Efendiler) adlı Hlmi bütün bunları muhteşem bir şekilde göstermektedir. Filmde kentte işçi olarak çalışan Siyahlar, gece ormanda bir araya gelerek bir tür kendinden geçme yöntemiyle Batılı efendileri, yani işveren, general, otobüs şoförünün taklidini yapmakta ve şeytan çıkarmaktadırlar.</p>
</div>
</div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi gorulmedi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74238105">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>İroniye hiç başvurmadan ve hayranlık duygularıyla Amerika&#8217;nın kendisine modellik yaptığı ve aynı zamanda intikam aldığı dünyanın geri kalanına radikal simülakr ve simülasyon yöntemiyle hâkim olduğunu söylüyorum. Amerika’nın meydan okuması umarsız bir simülasyon olayına, dünyanın geri kalanına dayattığı (askerî gücün umarsız simülakrına kadar giden) bir maskaralığa benziyor. Gücün gülünç hale getirilmiş görünümü. Kimse bu meydan okumaya karşılık veremez, çünkü bizim ona karşı ileri<br />
sürebileceğimiz ne bir amacımız ne de bir karşı-amacımız var.Gücün bu küresel maskaralığı birbirini izleyen evrelerden geçiyor. Öncelikle Batı, evrensellik adına bütün dünyaya kendi politik ve ekonomik modelleriyle teknik rasyonellik ilkesini uyguluyor. Egemenliğinin özünde yatan şey bu olmakla birlikte asıl özünü bu oluşturmuyor. Asıl özün ekonomi ve politika ötesi bir yerlerde simülasyona boyun eğdiği görülüyor. Bu tüm değerleri, tüm kültürleri işlemselleştiren bir simülasyon, günümüzde hegemonya kendisini bu şekilde gösteriyor.</p>
<p>Hegemonya kendini artık sahip olduğu teknikler, değerler, ideolojileri ihraç ederek değil bu değerlerin bir parodisini evrensel boyutlara taşıyarak gösteriyor. Az gelişmiş ülkeler bir gelişme ve kalkınma simülakrını gerçekleştirmeye çalışıyor. Bağımsızlıklarını bir demokrasi simülakrına borçlu olan, bu ortadan kaybolmakla meşgul kültürler yeniden eski sağlıklarına kavuşabilecekleri gibi olanaksız bir düşüncenin peşinden koşuyorlar. Bu kültürlerin hepsi aynı model tarafından büyülenmiş durumdalar (Amerika bu işin kaymağını yiyor gibi görünmekle birlikte olayın ilk kurbanı olduğu söylenebilir). Dayattığı Tarihsel egemenlik aşamasından sonra Batı, şimdi de Tarih adlı fars (kandırmaca) aracılığıyla hegemonyasını dayatmaya çalışıyor.</p>
</div>
</div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi gorulmedi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74237005">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Hegemonya, tamamıyla politik olarak nitelendirilebilecek bir iktidar tanımından çok farklı bir şeydir. Belli bir Tarih anlayışına uygun ve temsilî bir biçime sahip politika da gerçeklik ilkesini yitirdiğinden demokrasi ilüzyonu her yeri sarıp sarmalamıştır. Bunun nedeni insan haklarının çiğnenmesînden çok demokratik biçimlerin simüle edilmesidir. Herkes iktidar göstergelerinin sunduğu tuzağa düşmekte ve politika adlı oyunun hileli işleyiş biçimi konusunda aynı düşünceleri paylaşmaktadır.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi gorulmedi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74235515">
<div class="ust">Günümüzde gerçek bir kırılma noktasında söz edilebilirse o da bu, yani bıkkınlık, doygunluk, yanıtları önceden bilinen soruların yanısıra aşıp geçme, düş ya da isyan gibi geçici heveslerin tamamını yutan bütünsel bir gerçeklik; gerçekliğin yerini alan modellerdir. Bu, radikal bir tersine çevirme, bozuk denge evresidir.</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<p>THE DESPAIR OF HAVING E VERYT HING (Her şeye sahip olmanın yol açtığı çaresizlik).</p>
<p>Daha önce hiç böyle özgün ve bir ölçüde daha radikal bir durum yaşanmadı. Zira kendisine karşı direnemediğimiz şey artık baskı, yoksun bırakılma, yabancılaşma değil bolluk ve koşulsuz teslimiyettir. Bizim iyiliğimizden başka bir şey düşünmeyen ve bizi iyiliklere -güvenliğimizi sağlamak, gönenç içinde yaşatmak, yakınlık göstermek, welfare (refahımızı sağlamak)boğmanın yanısıra geri ödenmesi olanaksız bir borca batıran iktidara karşı direnemiyoruz.</p>
</div>
<div></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74235085">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div>Hegemonya denilen şey, kapital ya da hâkim egemen sınıfların maddi hâkimiyetlerini sürdürme biçimlerinin hepsinden başka bir şeydir.</div>
<div>
<p>19. ve 20. yüzyıl boyunca Marx’tan Althusser’e, Gramsci’den Debord’a tüm çözümlemeler bu bakış açısına uygun bir niteliğe sahiptir. Bu yabancılaştırma, baskı ve kandırma üstüne oturtulan bakış açısı her zaman eleştirel bir niteliğe sahip olmuş ve efendi/ köle ilişkisine son verecek diyalektik bir tersine çevirme düşüncesini de içermiştir.</p>
<p>Sonuç olarak efendi/köle ilişkisinde böyle bir devrim gerçekleştirilmiştir. Her şeyin değiş tokuş edilebildiği ve karşıtların uzlaştırılıp İnsan Haklarının göklere çıkartıldığı ve tüm değerlerin yok edildiği bir sırada, istisnasız tüm arzuların gerçekleştirildiği ve sanal bir özgürleşme süreci sayesinde teknik anlamda bir devrim gerçekleştirildiği söylenebilir. . .</p>
<p>Öyleyse hâkimiyetin/egemenliğin tüm dayanakları ortadan kaybolduğundan hegemonya denilen şey, bu yeni durum -yani özgürleşmiş kölenin efendiyi içselleştirmesiüstüne oturmaktadır.</p>
<p>Öyleyse bu, bir çelişki, yani tam bir özgürlük, tüm çatışmaların sona erdiği ve açık bir şekilde küresel hegemonik düzene boyun eğmemize yol açan istediğini yapma olarak adlandırılabilecek çelişki üstüne oturmaktadır.</p>
<p>Öyleyse hegemonyanın,hâkimiyetin/egemenliğin bittiği yerde başladığı söylenebilir. Bu temel bir ayırımdır, zira yol açtığı olaylar eski anlamlarına sahip değildir.</p>
<p>Örneğin, terörizm artık geleneksel mücadelelerin aşırı uçlara taşınması anlamına gelmiyor. Terörizm, hegemonyanın özgün görüntüsüne uygun özgün bir biçimidir. O, ekonomik zenginliklerin yanısıra bizzat gerçekliği ele geçiren küresel güce karşı küresel boyutlarda gerçekdışı bir meydan okuma biçimi, gerçek dışı bir şiddettir. Küresel güç her şeyi ele geçirmiştir; özerklik ve savaşı, gizli arzu ve iradeleri, acı ve başkaldırıyı devasa bir si’mülasyon sürecine, herkesin utanmadan kendine düşen rolü oynamaktan başka bir şey yapmadığı muazzam bir reality-show’a dönüştürerek ele geçirmiştir.</p>
</div>
</div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="70605253">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Bizi korkutmak için gerçekten Üsame Bin Ladin’in var olup olmamasının ya da varlığının bizim için tehdit olup olmamasının bir önemi yoktur: Onun bize ara sıra hayalet videolar göndermesi yeterlidir. Aynı şekilde gerçekten bir virüs salgının olup olmamasının, bizi tehdit edip etmemesinin de bir anlamı yoktur. Bize bir yerlerde birilerinin virüs kaptığının, birilerinin bu virüs yüzünden öldüğünün haberinin verilmesi bizi korkutmak ve dehşete düşürmek için yeterlidir.</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-can-cekisen-kuresel-guc-alintilar/">Jean Baudrillard – Can Çekişen Küresel Güç ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-can-cekisen-kuresel-guc-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
