<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Süleyman Şah | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/suleyman-sah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Mar 2018 16:06:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Süleyman Şah | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 15:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gıyaseddin keyhusrev]]></category>
		<category><![CDATA[I. Alâaddin Keykûbad]]></category>
		<category><![CDATA[I. Keykâvus]]></category>
		<category><![CDATA[II. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[III. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol İstilası]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman-şâh’dan Sonra Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Buhran Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Mesud]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devletinin Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçuklularının Yükseliş Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Türklerin Anadolu’da Yerleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türklerin Orta Anadolu’ya Çekilmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20360</guid>

					<description><![CDATA[<p>1-Türklerin Anadolu’da Yerleşmesi Oğuzların, Çağrı-beg ile 1018’de, başlayan ve Selçuklu imparatorluğunun kuruluşuna, 1040 yılına kadar devam eden ilk akınları devri bir keşif hareketinden ileri tarihî bir mânâ taşımaz. Fakat Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Malazgirt zaferine kadar süren otuz (1040-1071) yıllık devrede kesifleşen Türk gaza ve savaşları Anadolu’da Bizans’ın mukavemetini kırma ve bu ülkede yurt kurma [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-1/">Türkiye Selçukluları -1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-20428 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114-1-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114-1-300x233.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114-1.jpg 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></strong></p>
<p><strong>1-Türklerin Anadolu’da Yerleşmesi</strong></p>
<p>Oğuzların, Çağrı-beg ile 1018’de, başlayan ve Selçuklu imparatorluğunun kuruluşuna, 1040 yılına kadar devam eden ilk akınları devri bir keşif hareketinden ileri tarihî bir mânâ taşımaz. Fakat Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Malazgirt zaferine kadar süren otuz (1040-1071) yıllık devrede kesifleşen Türk gaza ve savaşları Anadolu’da Bizans’ın mukavemetini kırma ve bu ülkede yurt kurma bakımından büyük bir ehemmiyet arzeder. Gerçekten kuruluşundan beri Selçuklu imparatorluğu’nu uğraştıran en mühim meselelerden biri kendi beyleri idâresinde müstakil hareket eden, yurt bulmak ve sürülerini beslemek zorunda kalan Türkmen boyları idi.</p>
<p>Tuğrul-beg, Alp Arslan ve Melik-şâh gibi ilk büyük sultanlar Türkmen muhacirlerini Anadolu’ya sevk ederken hem İslâm ülkelerini onların akınlarından ve devleti âsâyişsizlikten kurtarıyor; hem urugdaşlarına yurt buluyor ve hem de Bizans’a karşı daimî bir kuvvet kazanıyorlardı. Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi bu siyaset ve zarûretlerin bir neticesi olarak gerçekleşmiştir. Böylece Anadolu otuz sene Türk nüfûsu baskısına uğramış ve gazalarına sahne olmuştur. Bazan Selçuklu ordularının himâyesinde, bazan müstakil gruplar halinde sefer yapan ve her yıl biraz daha ilerleyen Türkmenler Azerbaycan’dan Şarkî Orta ve Garbî Anadolu’ya kadar yayılıyorlardı.</p>
<p>Bununla beraber Türkmenler Malazgirt zaferine kadar, henüz bu ülkede emniyetle oturamamışlardı. Zira yapılan bunca fetih ve ilerlemelere rağmen Anadolu’da pek çok müstahkem şehir ve kale arkada kalıyor; mahallî Bizans garnizonları veya imparatorluk orduları da sık sık Türkmenleri tâkip ediyordu. Bu sebeple Türkmenler fetih ve istilâlarını yaptıktan sonra sıkışınca Azerbaycan ve İran’a dönüyor; bazan da Irak ve Suriye taraflarına çekiliyorlardı.Malazgirt zaferi ile Bizans’ın mukavemeti kırılıp artık Türkler karşısında bir ordu kalmayınca Anadolu’da sür’atle bir yayılma ve yerleşme devri başlar. Gerçekten tarihinde birçok kavim ve medeniyetlere sahne olan Anadolu’nun etnik siması, 1071’den sonra, öyle sür’atli bir değişikliğe uğradı, ki bu büyük muhâceret ve iskân hareketi araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için Türkleşme hâdisesi bir muammâ halinde kalmış ve çok defa yerli halkların toptan ihtida veya imhasına atfolunmuştur.</p>
<p>İhtidâ ve karşılıklı nüfus zâyiatı bahis mevzuu olmakla beraber büyük muhâcereti ve etnik değişmeleri itibara almayan bu tahminî görüşlere artık bir ehemmiyet verilemez(1). Kaynaklar Horasan’da Selçuklu devleti kurulduğu zaman Türkistan’dan İslâm ülkelerine vukûbulan muhâcereti nasıl sel gibi tasvir etmişlerse Malazgirt zaferini müteakip Anadolu’ya akan insan dalgalarını da aynı şekilde aksettirirler. Bir anonim Bizans kroniği: “kara ve deniz sanki bütün dünya kâfir barbarlar (Türkler) tarafından işgal edildi ve ıssızlaştırıldı. Onlar Şarkın (Anadolu’nun) bütün köylerini, evleri ve kiliseleriyle birlikte, yağma ve istilâ ettiler” ifâdesiyle durumu, açıkça ve biraz hissi olarak, tasvir eder(2).</p>
<p>Başka bir kronik Türklerin Anadolu’ya, eskisinden farklı olarak, artık bir yağmacı değil işgal ettikleri bölgelerin hakikî sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken daha isâbetli bir görüşü temsil eder(3). Türk fetihleri önünde kaçan Rumlardan veya ramlaşan yerli halklardan başka Anadolu’dan Balkanlara nüfus nakledildiğine dair bir haber de çok dikkate şâyândır.Filhakika Süryanî tarihçisi Mihael’e göre: “Türklere yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar.</p>
<p>İmparator Mihael’i korku aldı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak sarayından ayrılıp Türklere karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıyarak adamlar gönderdi ve Pont’da kalmış halkın bakiyelerini, eşyalarını atlara ve arabalara yükletip denizin ötesine (Balkanlara) nakletti. Böylece ahâlisiz kalan bu bölgelerde Türklerin yerleşmesine yardım etti ve bu sebeple de o, herkesin tenkidine uğradı”(4).</p>
<p>Başka kaynaklarda rastlanmayan bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi bakımından pek mühimdir.Azerbaycan Anadolu’ya akan bu nüfus hareketine bir köprü vazifesini görmekte ve bu husus kaynaklarda akis bulmaktadır. Bir Gürcü kaynağı: &#8220;Türkler Tiflis’ten Berdea’ya (Errân, yâni Karabağ’ın merkezi) kadar bu güzel yerlerde çadırlarını kurmuşlardı. At, katır, deve ve koyunları sayısızdı. Buralarda çok güzel bir hayat sürüyor; avlanıyor, eğleniyor, dinleniyorlar ve hiç bir mahrumiyet görmüyorlardı. Şehirler ile ticâret yapıyor, bu esnada bizim memleketimize de giriyor ve birçok esir ve ganimet elde ediyor; baharda Somhet ve Ararat (Ağrı) dağlarına çıkıyorlardı.</p>
<p>Sanki Türkler dünyanın her tarafından bu memlekette randevu vermişlerdi. Sultan dâhil kimse onları buradan koğamaz, çıkaramaz ve kendilerine zarar veremezdi.&#8221; tasviriyle Azerbaycan ve Kafkasya’da Oğuzların yığılması ve göçlerini çok güzel belirtmiştir(5). Aynı Gürcü müellifi Anadolu&#8217;ya vukûbulan Türkmen akınlarından birini de çok canlı bir şekilde tesbit eder: “Türklerin kudreti dolayısiyle Rumlar Şarktaki bütün şehir ve kalelerini bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Türklere terk ediyor ve onların buralarda yerleşmelerine imkân veriyorlar. Hududlarda komşumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar. Kudretli Emir Ahmed kumandasında Kars’ı aldıktan sonra Türkler, anî bir saldırışla, kıral Giorgi’yi kaçmaya mecbûr ettiler ve pek çok esir ve ganimet aldılar. Dönüşte Rum ülkelerine Türk kitleleri sevkeden İasi (A- yaz?) ve Bujgob (Mengücik?) adlı iki büyük emîre rastlayarak ganimetleri gösterdiler: ‘Neden Rum memleketlerine gidiyorsunuz?</p>
<p>İşte Gürcistan insandan hâli ve servetle dolu’ dediler. Bunun üzerine yollarını değiştirip, çekirgeler gibi, memlekete yayıldılar. Böylece, 1080 yılı Haziran’ında, Acara, Şavşat, Kartlı ve denize kadar bütün bölgeler Türklerle doldu&#8230; Rumların devleti çöküntü hâlinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün ülkeleri (Anadolu) işgal etmişti”(6). Bu metinler Anadolu’nun Türkleşmesi hakkında en mühim vesikalar arasında büyük bir değer taşırlar.Ortodoks Bizanslılar Şarktan ve Orta Anadolu’dan Garbî Anadolu’ya ve Balkanlara doğru çekilirken Ermeniler de Türklerin önünden Torosların dağlık bölgeleri ve Kilikya istikametinde göçmekte ve evvelce Bizans’ın bu taraflara sürdüğü nüfuslarını kesifleştirmekte idiler.</p>
<p>Çağdaş bir Ermeni müellifi: “1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu’da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türklerin istilâsına uğramış ve hiçbir vilâyet bundan kurtulamamıştı&#8230; Bir çok vilâyetler boşaldı; artık Şark milleti mevcut değildir” ifâdesiyle Türk istilâ ve göçlerini belirttikten sonra Ermeni halkın muhâceretine temasla da “Tarsus’a, Maraş’a ve Delûk’a (Halep yakınında) kadar civar bölgelerde kargaşalıklar hüküm sürüyordu. Zira bu havâlide halk kitleler halinde birbiri üzerine atılıyor; binlerce insan birbirinin yolunu tıkıyor; çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgaları ile doluyordu” cümleleri ile Erme- nilerin şarktan garba ve cenûba intikalini meydana koyar ve birinci Haçlı Seferinden sonra Kilikya’da kurulan Ermeni prensliği ve kırallığının menşeini de gösterir(7). Anadolu’nun ilk fetih devresinde Türkleşmesi hakkında burada verebildiğimiz bu kadar bilgi umûmî bir fikir edinmeye kâfidir.</p>
<p>Bir kaç asır süren muhâceret ve Türkleşmenin ikinci büyük safhasını Moğollar önünden kaçan türlü Türk kavimlerinin Anadolu’ya gelişleri ve XIII- XIV’üncü asırlarda Orta Anadolu’dan sahillere yayılması teşkil eder. Türk- lerin boğazlara kadar ilerleyişlerinden yedi yıl sonra, 1080 yılında, henüz Anadolu’da yerleşmemiş ve devlet kuramamış olduklarına ve bu sebeple de bu ülkeden atılmaları mümkün olduğuna dair ileri sürülen(8) ve bazı âlimlerce de benimsenen(9) bir fikrin isabetsizliğini meydana koyarken bu hatanın Türk tarihine, Selçuk devleti ve muhâceretinin mâhiyetine vukufsuzluktan doğduğuna da işaret etmeliyiz.</p>
<p><strong>2. Türkiye Selçukluları Devletinin Kuruluşu (1075)</strong></p>
<p>Türkiye Selçukluları devleti bu kesif nüfusun Anadolu’ya intikalinden sonra ve o sâyede kurulmuştur. Bu devletin kurucusu olan Kutalmış’ın oğlu Süleyman-şâh (Selçuk’un oğlu olan Arslan-yabgu’nun torunu) Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fethine gönderilen şehzâdeler ve Türk beyleri arasında mevcûd değildi. Bu sırada Anadolu’ya gelen Artuk beg Kızıl-Irmak ve Yeşil-Irmak havzalarında mühim fetihler yaparak (Dânişmend-nâme’de Artuhî adiyle destânî bir hüviyet kazanır), 1072 yılında, Isak Komnenos kumandasında bir Bizans ordusunu mağlûp ve kumandanlarını esir ettikten sonra Sakarya boylarına kadar ilerledi.</p>
<p>Normand reisi Russel Bizans tahtına Yunannis Dukas’ı çıkarmak ve Anadolu’da ayrı bir devlet kurmak teşebbüsüne girişince imparator Mihael, daha tehlikeli bir durum karşısında, Artuk beg ile anlaşmaya ve onun yardımına başvurmaya mecbûr oldu. İmparatora karşı isyânları bastıran Artuk beg bu sâyede fetihlerini İzmit Körfezine kadar ilerletti(10). Alp Arslan’m ölümü üzerine saltanat mücâdelesi başlayınca Artuk beg merkeze çağırıldı ve 1073 Nisanında Melik-şâh’ın Kavurt’a karşı zaferine hizmet etti11. Artuk’un Anadolu’da 1076 yılına kadar fetihler yaptığına dair bir hüküm sâdece yanlış bir tahmine dayanmıştır12.</p>
<p>Artuk’un ayrılışını müteakip 100.000 kişinin başında bulunan Tutak da İzmit Körfezine kadar ilerledi.Türkiye devletinin kurucusu Süleyman’ın meydana çıkması ile Alp Ars- lan’ın ölümü ve bu sebeple de Artuk’un Anadolu’dan ayrılması arasında sıkı bir münâsebet vardır. Filhakika Alp Arslan’a karşı giriştiği saltanat mücâdelesinde Kutalmış, 1064 yılında, mağlûb ve maktül düşünce oğulları Bizans hududuna sürgün edildi13. Urfa havâlisinde kuvvetsiz ve sönük bir hayat geçiren bu şehzâdeler Sultanlık mücâdelesi esnasında ve Artuk’un dönüşü üzerine fırsat buldular; Anadolu Türkmenlerini etraflarında toplamağa başladılar.</p>
<p>Selçuk’un soyundan bir başa muhtaç bulunan bu Türkmenlerin bir kısmı da zaten Tuğrul-beg’e ve Alp Arslan’a karşı ayaklanmış ve bu sebeple Anadolu’ya kaçmış kendi mensupları olan Yabgulular idi. Kutalmış oğullarının tarih sahnesine çıkışlarına dair en mevsûk rivâyet, şüphesiz, 467 (1074)’de, Suriye’de, Melik-şâh&#8217;a tâbiiyeti kabul eden Yabgulu Türkmenleri reisi Atsız’a karşı Şökli’nin kendilerine müracaatı ve bu vesile ile de Şi’î Mısır halîfesi ile münâsebete girişilmesidir. Gerçekten bu mücâdelede Ku- talmış oğullarından biri esir edilip Melik-şâh’a gönderildikten sonra kardeşlerden diğeri Haleb’i ve Antakya’yı kuşattı; fakat fazla vakit kaybetmeden Anadolu’ya gitti14.</p>
<p>Böylece Anadolu’ya geçen Süleyman Konya ve havâlisini mahallî Rum hâkimlerinden aldıktan sonra yoluna devamla 467(1075)’de İznik’i fethedip kendisine payitaht yaptı15. Bu havâlide bulunan Tutak’ın veya ona mensup Oğuzların da kendisine iltihak eylediğini sanıyoruz. Bu sırada Bizans imparatorluğu öyle perişan bir durumda ve Anadolu ile münâsebetlerini o derece kesmiş vaziyettedir, ki Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii bulunan İzkin’in fethi Rum kaynaklarında hiçbir akis bırakmamış ve ancak 1078’de Botaniates’in tahta çıkarılışına yardımı münâsebetiyle bu şehrin Süleyman’ın elinde bulunduğu kaydedilmiştir. Bu son hâdise fethin daha evvel vukûbulduğunu ve İslâm kaynaklarını da teyid eylediğini göstermektedir16.</p>
<p>Böylece bugüne kadar bu fethin yılı ve Türkiye Selçuklu devletinin kuruluşu tarihinin 1075 yılı olduğunu, bugüne değin bu hâdise ve kuruluş için verilen 1077, 1078, 1080 ve 1081 tarihlerinin birer tahminden ibâret olduğunu meydana koymuş oluyoruz17. Selçuk’un küçük torunu Süleyman bu yeni devleti kurmakla hem Anadolu’ya göçmüş Türkmenleri birleştirdi; hem de göçebe Oğuzların daha büyük kitleler halinde bu ülkeye gelmelerine imkân verdi18. Bu kuruluş ile yukarıda belirtilen 1080 yılına ait büyük muhâceret arasında bir münâsebet düşünmek tabiidir.İmparator Mihael, 1074 Şubatında, Papa VII. Gregoire’a başvurarak Tü&#8217;rklere karşı yardım istemiş, buna mukabil de Ortodoks kilisesinin Katolik kilisesine iltihakını vaadetmişti.</p>
<p>Bu müracaatı memnûniyetle kabul eden Papa bazı Avrupa kırallarına ve bütün Hıristiyanlara hitap ederek Türklerin İstanbul surlarına kadar bütün Şark imparatorluğu ülkelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir Haçlı seferine çağırmış; fakat Papalık-İmparatorluk mücâdelesi bu dâvetin ancak yirmi yıl sonra netice vermesine imkân hazırlamıştır19. Katolik Avrupa’nın yardımından ümidi kesen İmparator, Melikşâh ile bir sulh muahedesi yapabilmek için, 1079 Haziranında, Halîfenin tavassutunu rica etmiş ve 1075’de hazineler değerinde hediyeleri, bir elçi ile, Azerbaycan’a gelmiş bulunan Sultana göndermiştir20.</p>
<p>Süleyman-şâh Bizans’ta başlayan taht kavgalarına karışmak ve 1078’de Botaniates’i imparator yapmak sûretiyle hâkimiyetini genişletti, devletini kuvvetlendirdi. Bu sâyede Türk ordusu Üsküdar{Chrysopolis) &#8216;a kadar ilerleyerek orada karargâh kurdu. Melik-şâh Kutalmış oğullarını tenkil maksadiy- le Anadolu’ya Porsuk bey kumandasında bir ordu gönderdiği zaman Bizans ile Süleyman arasında dostluk devam ediyordu. Vukûbulan muhârebede Porsuk Kutalmış oğlu ve Süleyman’ın kardeşi olan Mansûr’u bozguna uğrattı ve öldürdü21. Bazı Selçuk-nâmeler bu seferin Kutalmış oğullarına değil Bizans’a karşı yapıldığını kaydetmekle kadîm Türk feodalizmine ve meseleye nüfûz edememişlerdir22. Nitekim Zonaras’a göre halîfenin tavassutiyle iki hânedan arasındaki savaş durdurulmuştur.</p>
<p>Bu hâdise Melik-şâh’ın, 1075’de,Mihael ile bir anlaşmaya varılırını, Süleyman ile Botaniates arasındaki ittifaka karşı Porsuk’tın gönderilmiş olduğunu telkin eder. Fakat Porsuk’un dönüşünden sonra imparatorla Sülcyman-şâh’ın arası açıldı; bu sefer taht iddiasında bulunan N. Melissenos’u destekleyen Selçuk sultanı bu sâyede Frikya ve Garbî Anadolu’da henüz ele geçmeyen yerleri fethetti. Bu sebeple imparator 1080 senesinde İznik üzerine bir ordu gönderdi. Seferden dönen Süley- man-şâh bu orduyu bozdu ve Türkler boğazların Anadolu sahillerini işgal edip orada gümrük dairesi kurarak gemileri kontrole başladılar.</p>
<p>Türklerin donanması olmadığı için deniz İstanbul’u ve Bizans İmparatorluğu’nu korudu. 1081 senesinde Alexis Komnenos imparator olunca ilk iş olarak Süleyman ile bir anlaşma yapıp Balkanlardaki Türklerin istilâlarına karşı hareket etti. Zira İstanbul için Şâmânî Türkler daha büyük bir tehlike oldu; bu muahede sâyesinde Selçuk sultanı da hâkimiyetini Şarkta genişletme imkânlarını buldu. Zîra bu taraflarda mühim vak’alar cereyan etmiş; İçtimaî ve siyasî nizâm bozulmuştu23.Anadolu’da Bizans hâkimiyeti çökünce Fırat boylarında ve Kilikya taraflarında bir takım Ermeni prenslikleri teşekküle başlamıştı. Bunların başında Filaretos geniş bir bölgeyi idâresine almış ve Malatya’ya hâkim olan Ermeni Gabriel de onun tabiiyetine geçmişti.</p>
<p>Böylece Selçuk Türkiyesinin Şark ve Cenubla münâsebetlerini tehlikeye sokan bir engel hâsıl olmuştu. Bu sebeple BizanslIlarla sulh yapan Süleyman, 1082 (475)’de, Kilikya’ya indi ve 1083’de Adana, Tarsus, Masisa ve Anazarba şehirleri ile birlikte bütün bu bölgeyi fethetti24. Tehlikeyi gören Filaretos Melik-şâh’a giderek İslâmiyeti kabul etti ve ondan hâkimiyeti için de bir ferman aldı. Urfa’ya döndüğü zaman onun din değiştirmesinden ve zulmünden şikâyetçi bulunan Antakya hıristiyanları ve hattâ bir rivâyete göre bizzat Filaretos’un oğlu da dâhil olarak Süleyman-şâh’ı dâvet edip şehri ona teslim ettiler25. Süleyman-şâh 17 Birinci Kânun 1084 (15 Şubat 477)’de Antakya fethi ile meşgûl iken Arap emîri Şeref üd-devle Müslim ile ihtilâfa düştü. Melik-şâh bu sırada Musul’a gelmiş; Müslim’i itaate almış; fakat Tökiş&#8217;in isyâniyle Horasan’a dönmek mecbûriyetinde kalmış bulunduğundan, Süleyman-şâh’ın bu ilerlemesi karşısında ses çıkarmamış ve hattâ resmen onun kendisine karşı itaatkâr davranmasını memnûniyetle karşılamıştır.</p>
<p>Vukûbulan savaşta Müslim mağlûb ve maktül oldu. Bu genişleme siyaseti Türkiye sultam Süleyman-şâh ile Me- lik-şâh’ın kardeşi Şam meliki Tutuş’un arasım da gerginleştirdi. Filhakika Haleb’in muhâsarası sırasında Artuk ile birlikte gelen Tutuş’un ordusuna mağlûp olan Süleyman-şâh, 6 Haziran 1086 senesinde, hayatını kaybetti. Böylece Süleyman az zaman zarfında kuvvetli bir devlet kurmuş ve “Bo ğazlardan Suriye’ye kadar, uzunluğu bir ay, genişliği on gün süren bir ülkeyi hâkimiyeti altına almış idi”26. Bizans’ın dinî tazyikinden ve temsil siyase tinden nefret eden Ermeniler, Süryâniler ve Pavlakîler (Pauliciens) gibi dinî zümreler aradıkları din hürriyetini Süleyman ve haleflerinin idâresinde bul dular27. Anadolu gibi henüz fethedilen bir memlekette Bizans ile husûmet ve Büyük Selçuklularla rekabet hâlinde kurulan Türkiye devleti sağlam esas lara dayandığı için onun ölümünden sonra ve halefleri zamanında husûle gelen sarsıntılara rağmen yaşayabilmiştir. Süleyman-şâh’ın bu devleti ile ilk defa biri İran’da ve diğeri Anadolu’da iki Selçuk sultanlığı meydana gelmiştir.</p>
<p>Abbasî Halîfesi Kaim bi-Emrillah menşûr, hil’at ve sancak gönder mek sûretiyle Süleyman’ın saltanatını tasdik ve ilân etti, ki onun bu sûretle nında Türkiye, s. 64. 30 Sibt, 62a. Süleyman-şâh olduğu28 rivâyet ediliyor. Zaten büyük sultanın iştiraki olmak sızın böyle bir hâdise müşküldü. Fakat buna rağmen Süleyman’ın sultanlığını ilân ettiği de şüphesizdir. Zira Fâtımî halîfesini tanımak mecbûriyetini duyan Süleyman’ı bu siyasetten ayırmak için Abbasî halîfesinin onun sultanlığını kabûl etmesi ve Melik-şâh’ın bir müddet buna susması tabii idi29. Bu sûretle İslâm dünyasının Uc bölgesinde kurulan bu Gazi devlet Şi’î siyasetinden ve tesirinden kurtulmuş; sultanlığı kabul edilen Süleyman’ın Fâtımî halîfesini ve Şi’îliği bir silah olarak kullanması lüzûmu kalmamış ve Sünnîlik muhafaza olunmuştur. Nitekim Süleyman-şâh Tarsus’u fethedince Şam Trablus’unun Şi’î hâkimi İbn Ammâr’a başvurarak buraya kadı ve hatip istemesi, İbrahim Yınal gibi, onun da Büyük Selçuklulara karşı mücâdele ve siyasetiyle ilgilidir30.</p>
<p>Artık bazı kaynakların, vaziyeti kavrayamıyarak, Melik- şâh’ın Süleyman’ı, Anadolu’yu kendisine iktâ eylemek sûretiyle, bu ülkeye gönderdiğine dair rivâyetlerini mevsûk sananların isâbetsizliği meydana çıkar’1. Lâkin eski Türk siyasi hukukunu veya töresini ve Arslan Yabgu’dan beri iki Selçuklu ailesi arasımla devam etmiş hâkimiyet ve saltanat mücâdeleleri veyahut sebeplerini anlayamayan muahhar müellifler ve modern tarihçiler Melik-şâh karşısında Süleyman-şâh’ın da Sultan olabileceğini düşünememişlerdir. Türkiye devletinin kuruluşuna dair kaynakların kifâyetsizliği de eski ve yeni tarihçileri, Melik-şâh’ın Süleyman’ı, kendi tâbii olarak, Anadolu’ya gönderdiği zannına düşürmüştür. Buna mukabil Rum müellifleri ve modern Avrupa tarihçileri de buna benzer bir garabeti göstermişlerdir.</p>
<p>Filhakika bu devirde Bizans imparatorlarını tahta çıkarıp indirmekle oyuncak gibi kullanan ve Alexis Komnen ile yapılan muahedeye göre fiilen olduğu gibi hukuken de Boğazlara kadar Anadolu’nun hâkimi ve sultanı tanınan Süleyman-şâh, çağdaş Rum ve modern Avrupalı tarihçilere göre hâlâ Bizans’ın bir tâbii sayılmış; Bizanslılara mahsus garip bir imparatorluk şuûr ve gurûru gerçekleri kabûle yanaşmaktan onları uzaklaşmıştır32.</p>
<p><strong>3. Süleyman-şâh’dan Sonra Türkiye</strong></p>
<p>Süleyman’ın ölümü esnasında küçük yaşta bulunan oğulları yakalanıp Melik-şâh’a gönderilince Selçuklu tahtı bir müddet boş kalmış ve siyasî birlik de sarsılmıştır. Orta Anadolu’da Dânişmend şöhretiyle tanınan Ali Tay- lu’nun oğlu ve Süleyman’ın dayısı Gümüş-tekin Ahmed Gâzî tarafından kurulan ve bir türlü kurucusu ve kuruluşu anlaşılamayan Dânişmendliler devleti de Süleyman’a tâbi gözükmektedir33.</p>
<p>Süleyman, Kilikya ve Antakya seferinde Filaretos’a karşı harekete geçerken Gümüş-tekin de Sultan ile muvazi olarak, 477(1084)’de, onun tâbii Malatya hâkimi Gabriel’e hücûm etmiş; yine Süleyman’ın tâbii sanılan emir Buldacı da, aynı harekete iştirakle; 1085 de, Filaretos’a aid Şimalî Ceyhan bölgesini ve Çankırı, Kastamonu fâtihi Kara-tekin de aynı yılda Sinop’u almıştır. Dânişmendlilerin şarkında Erzincan, Kemah ve Divriği bölgesinde Mengücik Gâzî tarafından kurulan bir beylik de onlarla birlikte Karadeniz Rumları ile mücâdelelere katılıyordu. Anadolu savaşlarının birinde esir düşüp İstanbul sarayında yetiştirilen emîr Çaka da 1081’de, İzmir taraflarına kaçıp bu bölgenin Türklerini topladı; sahil Rumlarını da hizmetine alarak bir donanma vücûda getirdi ve bir devlet kurdu.</p>
<p>Bu cesûr ve zeki Türk beyi, bu sâyede, adaları işgâ- le başladı. Anadolu Türkleri ve Balkanlardaki Peçeneklerle ittifak yaparak Bizans’ı düşürmeğe ve yerinde bir Türk imparatorluğu kurmağa teşebbüs etti. Onun devleti birinci Haçlı seferi sonLrına kadar yaşadı. Anadolu’da bu devirde teşekkül eden beyliklerden biri de Erzurum’da emîr Saltuk tarafından kuruldu. Bu devlet Büyük Selçuklulara tâbi idi. Van gölü havzası ve Diyarbekir havâlisi Büyük Selçuklulara mensup Türk beyleri idâresinde olup bu tarihlerde Artuklu ve Sökmenli (Ahlat-şâhlar) devletleri henüz teşekkül etmemişti. Fırat boyunda ve Toroslarda bulunan Ermeni reislerinden başka Trabzon havâlisi de Rumların elindedir.</p>
<p>Théodore Gabras bu havâliyi 1075’de Türklerin elinden istirdat etmiş ve bir Rum dukalığı kurmuştur; bazan Türklerle de ittifak eden halefleri bu sâyede de Bizans imparatorlarına karşı istiklâllerini korumuşlardır34.Süleyman-şâh Şark seferine çıkarken yerine vekil bıraktığı Ebülkasım İznik devletini korumuş ve hattâ Süleyman-şâh’dan sonra Boğazlara kadar da ilerlemiştir. Melik-şâh Türkiye Selçuklularını itaate almak için Bozan kumandasında İznik üzerine bir ordu gönderince Ebülkasım ve İmparator Alexis, aralarında bir ittifak yapmağa mecbûr kalmışlardı. Ebülkasım İznik muhâsarasına son verilmesi için veya talep üzerine Melik-şâh’a giderken yerine kardeşi Ebü’l Gâzî’yi bırakmış idi. Fakat kendisi yolda öldürülmüş; bir müddet sonra, 1092’de de Melik-şâh ölmüştür.</p>
<p>Melik-şâh’ın ölümü Büyük Selçuklularda saltanat mücâdelelerine sebep olmuş ve bu sâyede de onların İznik muhâsarasiyle birlikte Anadolu’ya müdâhaleleri de son bulmuştur. Filhakika, aynı sene serbest bırakılan Süleyman’ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan (Dâvud) İznik’e geldiler. Kılıç Arslan babasının tahtına çıktı. Devletine hayatiyet ve kuvvet verdi; BizanslIları Marmara sahillerinden uzaklaştırdı. İmparatorun teklifi üzerine, bu zamanda çok kuvvetlenen ve Çanakkale havâlisini de işgal ile Selçuklulara rakib bir hale gelen Çaka’ya karşı, bir ittifak yapıp onu bertaraf etti. Bu ittifak sâyesinde de serbest kalarak, babası gibi, Şark fetihlerine girişti. Malatya’yı, 1096’da, kuşattı; Gabriel’in zulmünden şikâyet eden Hıristiyanların ve bilhassa Süryanîle- rin yardımiyle şehri teslim alacağı sırada Haçlıların gelişi sür’atle dönmesine sebep oldu.</p>
<p>İznik Türkleri Keşiş Pierre ile birlikte gelen câhil ve disiplinsiz kitleleri, 1096 Eylülünde, imlin etmişti. Lâkin arkadan gelen ve şövalye, kont ve dük’lerin elinde bulunan büyük ve muntazam Haçlı ordusu İznik’i muhâsara etti. Kılıç Arslan İzııik’e yetiştiği halde muhâsarayı yaramadı. Şehir daha fazla dayanaınıyarak Bizanslılara teslim olurken geri çekilen Sultan da, Dânişmendli Gümüş-tekin ile birlikte, Eskişehir civarında, Haçlıların önüne çıktı. İki taraf arasında şiddetli bir savaş oldu; çok kan aktı ve neticede kâfir Haçlı ordusu karşısında, Türkler daha fazla zâyiata uğramamak için çekildi. Konya Ereğlisinde bir daha karşılarına çıktı ise dt yine de onların Kayseri’ye doğru ilerleyen bir kolunun geçişine mâni olamadığı gibi diğer kolu da Çukurova şehirlerini Türklerin elinden aldı. Bununla beraber Kılıç Arslan, Dânişmend ve diğer Türk beyleri Haçlılara karşı Anadolu’da o kadar çetin savaşlar yaptılar ki bir milyonu aşan bu istilâ ordusu Antakya’ya ancak300.000 kişi ile varabildi.Anadolu Türkleri için büyük bir sarsıntı yapan Haçlı seferinden sonra Kılıç Arslan payitahtını Konya’ya nakletti35.</p>
<p>İznik ve havilisi, yirmi beş sene Selçuklu hâkimiyeti altında kaldıktan sonra, tekrar BizanslIların eline geçti. Bununla beraber Türkler bu sarsıntıyı az zamanda atlatıp toparlandılar. Gümüş-tekin Suriye’den ilerleyen Haçlıları 1100 yılında, Malatya yakınında, bozguna uğratıp, başta Bohemond olmak üzere, bir kısım reislerini esir alarak Niksar’da hapse attı. Onları kurtarmak için 1101’de Anadolu’ya giren iki büyük Haçlı ordusundan biri Amasya civarında, öteki de Ereğli’de tamamiyle imha edildi. Bu zafer sâyesinde, Kılıç Arslan’la birlikte, Anadolu Türklerinin mâneviyatı yükseldi. Kılıç Arslan imparator Alexis ile bir anlaşma yaparak tekrar Şark fetihlerine girişti. Önce Dânişmendlileri mağlûb ve Gümüş-tekin tarafından fethedilmiş bulunan Malatya’yı, 1103’de ilhak etti.</p>
<p>Daha ileri giderek Şarkî Anadolu beylerinin Büyük Selçuklularla alâkalarını keserek onları da kendi hâkimiyeti altına aldı. Böylece Büyük Selçuklularla başlayan ailevî rekabet Musul’un zabtı ile bir muhârebeye müncer oldu. Kılıç Arslan babasının ölümünden ve Haçlı seferinden sonra husûle gelen sarsıntıları bertaraf edip Anadolu’da siyasî birliği kurmuş ve kudretli bir devlet vücûda getirmiş iken Sultan Mehmed’in Çavlı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çetin bir savaşta, 1107’de, hayatını kaybetmekle Türkiye Selçukluları eskisinden daha şiddetli bir buhrana uğradı36.</p>
<p><strong>4. Buhran Devri ve Türklerin Orta Anadolu’ya Çekilmesi</strong></p>
<p>Kılıç Arslan’ın ölümünde Musul vâlisi bulunan büyük oğlu Şahin-şâh (İslâm kaynaklarında bazan yanlış olarak Melik-şâh) yakalanıp İsfahan’a gönderilince Konya Selçuk tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Haçlı seferleri ve sultanın ölümü dolayısiyle BizanslIlar artık müdafaadan taarruza geçerek bütün sahilleri istirdat eylediler. Türkler her taraftan iç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. Bu çekilişte büyük zâyiata uğruyorlardı. Ulubat gölü civarında toplanıp Anadolu yaylasına dönmekte olan kalabalık bir Türkmen halkı BizanslIların şiddetli taarruzuna uğradı. Kadın, çocuk ayırmaksızın bir katliâm yaptılar; çağdaş bir Bizans müellifine (imparatorun kızı Anna) göre Bizanslılar “Türklere o kadar zâlim davrandılar, ki beşikteki çocukları da kaynar kazanlara attılar&#8221;. Ölümden kurtulanlar siyah mâtem elbiseleri ile Anadolu’yu dolaşıp feryâd ettiler ve Türkleri intikama çağırdılar.</p>
<p>Kayseri emîri Haşan bey’in ve 1110’dan sonra Konya’ya gelip babasının tahtını elde eden Şahin-şâh’ın mukabil hücumları bir takım muvaffakiyetli neticeler verdi. Türkler İznik ve Bursa taraflarına kadar akınlarda bulundular. Lâkin umûmî ric’at durduru- lamadı. İmparator Alexis Türkleri Garbî Anadolu’dan, Şimalden ve Cenup sahil bölgelerinden attı; Akşehir’e kadar ilerledi37.Kılıç Arslan’ın diğer oğlu Mes’ûd (1116-1155) kayın pederi Dâniş- mendli Emîr Gâzî’nin yardımı ile Şahin-şâh üzerine yürüdüğü zaman Selçuklular ile Bizanslılar arasında savaşlar devam ediyor ve Bizanslılar Bolvadin havâlisinde yerleşiyordu.</p>
<p>Bu saltanat mücâdelesi ve Dânişmendlilerin araya girmesi dolayısiyle Şahin-şâh ile Alexis arasında bir anlaşma oldu. Bununla beraber bizzat Şahin-şâh’ın kumandanlarının da kendisine iltihakiyle Mes’ûd kardeşine muzaffer olarak Konya tahtını elde etti. Fakat artık Sultan Mes’ûd’un devleti Konya vilâyeti hudutlarına inhisar etmiş ve Selçukluların bu sarsıntıya uğraması dolayısiyle, Gümüş-tekin’in ölümünden (1105) sonra Anadolu’da yüksek hâkimiyet Dânişmendliler eline geçtiğinden, Selçuklu Sultanı, Emîr Gâzî’nin (1105-1134) himâyesine girmiş bulunuyordu. Yeni Bizans imparatoru Yuannis (1118-1143) taarruza devam ederek Denizli (Laodikea) ve Uluborlu (Sozopolis) şehirlerini işgal etti.</p>
<p>İmparatorun Balkanlarda meşgul olmasından faydalanan Emir Gâzî Artuklularla müttefik olarak Trabzon dukası T. Gabras’ı ve Mengücik oğlunu, 1120’de, mağlûbiyete uğrattı. Kılıç Arslan’ın başka bir oğlu olan ‘Arap Ankara ve Kastamonu taraflarında yerleşti ve o da, saltanatı elde etmek maksadiyle, 1126’da, Sultan Mes’ûd üzerine yürüdü. Bu durumda imparatorla ittifak yapan Mes’ûd kardeşini mağlûb ve Kilikya’ya firâra mecbûr ederken Bizanslılar da Kastamonu’yu işgal ettiler. Fakat imparatorun 1132’de Kilikya seferi, bir müddet sonra da İsak’ın onunla taht kavgasına girişmesi Emîr Gâzî’ye Karadeniz sahillerine çıkmağa ve Kastamonu’yu kurtarmaya fırsat verdi; Sultan Mes’ûd da Garbi Anadolu’da ilerlemeğe başladı. Emîr Gâzî Kilikya’ya girip orada yayılmaya çalışan Haçlıları da bozguna uğrattı. Böylece birçok zaferler kazanan Emîr Gâzî Sakarya-Fırat nehirleri arasında geniş bir ülkenin sahibi, kuvvetli bir hükümdar oldu.</p>
<p>Bu kudreti ve hizmeti dolayısiyle Bağdad halîfesi ve Sultan Sancar ona Melik unvaniyle birlikte, kapısında nöbet çalınmak, üzere davul ve sancak gibi hâkimiyet alâmet ve unvanları, altın gerdanlık ve asâ gönderdiler.Sultan, Mes’ûd, Melik Gâzî 1134’de öldükten sonra yerine geçen oğlu Melik Mehmed ile de müttefik kaldı. İmparator yeni bir Kilikya seferi ile Ermenileri tenkil eder ve Haçlılarla ihtilâfa düşerken Selçuklular ve Dâniş- mendliler de Bizanslılar aleyhinde genişleme imkânları buldular. Bizans imparatoru Yuannis Türkleri tamamiyle ezmek ve Anadolu’dan atmak maksadiyle, 1140 senesinde, büyük bir ordu ile bizzat Dânişmendlilerin merkezi Niksar üzerine yürüdü. Zaferinden emin olarak, oradan ileri gidip Trabzon dukalığını da ortadan kaldırmak, Theodore Gabras’ı yakalamak kararında idi. Niksar muhâsarası uzun sürdü ve şiddetli muharebeler cereyan etti. Bizans ordusunda bitkinlik ve sarsıntı başladı.</p>
<p>İsak’ın oğlu Yunannis Bizans ordusunu terk ederek Türklere sığındı; müslüman olduktan sonra da Sultan Mes’ûd’un kızıyla evlenerek Konya’da yerleşti. Onun ayrılması, Bizans ordusunda sarsıntılara sebep olacağı endişesiyle, İmparator ordusunu alarak Karadeniz yoluyla, 1141’de, İstanbul’a döndü. Böylece büyük bir iddia ile Anadolu hareketine başlanan bu seferin iflâsla nitecelenmesi Türklerin hem yeni vatanlarında yaşamalarına ve hem de ilerlemelerine imkân hazırladı.Filhakika, Sultan Mes’ûd, Antalya yakınlarına kadar akınlarda bulundu. Melik Mehmed’in, 1143’de, ölümü ile Dânişmendliler arasında mücâdele başlayınca Selçuklu sultanı artık teşebbüsü ele aldı. Sivas’a hâkim bulunan Yağı-basan’ı müthiş bir mağlûbiyete uğrattı, dağlara kaçırttı. Yukarı Ceyhan bölgesini feth ve Malatya’yı muhâsara etti. Bu sür’atli genişleme ile Sultan Mes’ûd Anadolu hâkimiyetini Dânişmendlilerden tekrar Selçuklulara intikal ettirdi.</p>
<p>O, Artuklular ve Musul Atabeği eri arasındaki ihtilâflardan da faydalanarak Şarkta genişleme, siyâsetine devam ederken Türkmenler de Menderes, Gediz vâdilerini tâkiben aşağılara doğru ilerliyorlardı. Lâkin şimdi İmparator Manuel Komnenos (1143-1180), Türkleri bütün Anadolu’dan çıkarmak için, daha büyük bir iddia ve ordu ile harekete geçti; Garbi Anadolu’yu Türkmenlerden kurtardıktan sonra, 1147 senesinde, bizzat Konya üzerine yürüdü. Akşehir civarında Selçuk kıtalarını bozarak bu şehri yaktı. Bizans istilâ haberini alan Sultan Mes’ûd Şarktan sür’atle döndü. Kuvvetlerini Aksaray’da toplayarak Bizans ordusuyla Konya önünde karşılaştı. Rumlar Konya havâlisinde çok tahribata ve zâyiata sebep oldular; hattâ Konya civarındaki mezarları bile açmış ve tahrip etmekten sakınmamışlardı. Fakat Sultan Mes’ûd kumandasında bulunan Selçuk ordusu pusular kurarak ve baskınlar yaparak Bizans ordusunu gittikçe bitkin bir hâle getiriyordu.</p>
<p>İmparator Manuel’in Konya seferi İmparator Yuannis’in Niksar seferine benziyor ve bu da aynı âkibete uğruyordu. Zamanın aleyhinde işlediğini gören İmparator ric’ate karar verdi ve ordusu yolda Türkmenler tarafından da hırpalandı. Bununla beraber büyük Haçlı ordularının gelişi bu çekilişte büyük bir rol oynadığı gibi iki hükümdar müşterek tehlike karşısında anlaşma lüzûmunu da takdir ettiler38.Filhakika İmâdeddin Zengî, 1144’de, Urfa kontluğunu ortadan kaldırınca bu hâdise Avrupa’da büyük bir heyecan uyandırdı ve bu sefer, ilk defa olarak, imparator ve kıralların başında bulunduğu büyük bir Haçlı seferi hazırlandı. Alman İmparatoru Konrad III. ve Fransa Kralı St. Louis VIII. kumandasında bulunan bu büyük ordulardan korkan Bizans İmparatorunun bunların imhâ edilmesi için Selçuk sultaniyle gizlice münâsebetlerde bulunduğu da rivâyet edilir.</p>
<p>Gerçekten Bizans rehberleri Alman ordusunu sapa yollardan Türklerin baskınına uğrayacak bir şekilde sevk ettiler. Nitekim bu ordu Eskişehir yakınlarında, 25 I. Teşrin 1147’de, Selçuklular tarafından perişan ve imha edildi, ordunun az bir kısmı dönebildi. Bunlar da Rumların yağma, kati ve tecâvüzlerine uğradı. Almanların Konya’yı işgal ettiklerini sanan St. Louis bu felâketi öğrenince Selçuklu ülkesinden geçmenin imkânsızlığını anlayarak Efes, Denizli ve Antalya istikametini tâkiple yolunu değiştirdi. Bununla beraber yine Türklerin hücûm ve baskınlarıyla bu ordu da çok zâyiata uğrayarak Antalya&#8217;ya vardı.</p>
<p>Gemilere binen zenginleri Suriye’ye gittiler. Kalanları da Türklerin ve Rumların taarruzları karşısında perişan oldu. Rumlar Haçlıları soydular; paralarını aldılar. Türkler Haçlıları bu perişan halde görünce merhamet ettiler; onlara para ve ekmek dağıttılar; hastalarını tedâvi ettiler. Rumlardan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkünlerine verdiler. Türklerin bu iyiliklerini gören üç binden fazla Frank müslüman oldu. Rumların hiyânetini ve Türklerin şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: “Ey hıyanetten daha zâlim olan merhamet” feryâdiyle Türklerin iyilik ve merhametle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını, bununla beraber din değiştirme hususunda hiçbir baskı yapmadıklarını da ilâve eder39.</p>
<p>Böylece başlangıçta BizanslIları dindaş diye kurtarmak maksadiyle gelen Haçlılar bu seferler sonunda Türklere takdirkâr ve Rumlara düşman olarak dönmüş bulunuyor lardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof.Dr.Osman Turan &#8211; Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti,syf:277-291</p>
<p>Kaynaklar Yazının 2.bölümündedir.</p>
<p><strong>2.Bölüm için bakınız:</strong></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/">http://ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/</a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-1/">Türkiye Selçukluları -1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 15:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gıyaseddin keyhusrev]]></category>
		<category><![CDATA[I. Keykâvus]]></category>
		<category><![CDATA[II. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[III. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol İstilası]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman-şâh’dan Sonra Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Buhran Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Mesud]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devletinin Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçuklularının Yükseliş Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Türklerin Anadolu’da Yerleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türklerin Orta Anadolu’ya Çekilmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20426</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 5. Türkiye Selçuklularının Yükseliş Devri Sultan Mes’ûd’un Konya önünde Bizans ordusunu mağlûb ve İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını imhâ etmesi Sultanın ve Selçuklu devletinin kudretini çok yükseltti. Artık Anadolu Türklerinin buhran devri geçmiş; siyasî birlik ve medenî ilerleme devri açılmıştır. Bu büyük zaferleri dolayısiyle Bağdad halîfesi Selçuklu Sultanına, hil&#8217;at ve sancak gibi hâkimiyet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/">Türkiye Selçukluları -2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20427 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114-300x233.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/114.jpg 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></strong></p>
<p><strong>5. Türkiye Selçuklularının Yükseliş Devri </strong></p>
<p>Sultan Mes’ûd’un Konya önünde Bizans ordusunu mağlûb ve İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını imhâ etmesi Sultanın ve Selçuklu devletinin kudretini çok yükseltti. Artık Anadolu Türklerinin buhran devri geçmiş; siyasî birlik ve medenî ilerleme devri açılmıştır. Bu büyük zaferleri dolayısiyle Bağdad halîfesi Selçuklu Sultanına, hil&#8217;at ve sancak gibi hâkimiyet alâmetleri göndererek, kendisini tebrik ve tebcîl etmiştir. Sultan Mes’ûd, 1149 ve 1150 seferlerinde Suriye Haçlılarını da mağlûp edip Maraş, Göksün, Ayıntap, Rabân ve Delûk gibi eski Halep eyâletinin pek çok belde, kasaba ve şehirlerini fethetti; Frankları buralardan sürdü.</p>
<p>Bu sırada Dâniş-mendli Yağı-basan da Karadeniz sahillerine kadar ilerliyerek Bafra(Pabra, Bavra)yi aldı. Sivas ve Malatya Dânişmendlilerini tâbiiyeti altında bulunduran Sultan Mes’ûd onlarla birlikte Kilikya’yı yâni Ermeni Kırallığını istilâya başladı. Bu bölgede fetihlerine devam ederken ordusunda ve hayvanlarında çıkan vebâ (Türkçe tabah) hastalığı sebebiyle 1054’de çekilmeye mecbûr kaldı ve 1155’de de öldü. Mes’ûd kırk yıla yakın bir saltanat ve mücâdele devrinde çok sabırlı ve ihtiyatlı bir siyasetle Selçuklu devletini yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu’ya hâkim bir duruma yükseltti. Zekâsı ve enerjisi sâye- sinde Bizans İmparatorluğu’nu ve Haçlıları mağlûb ederek Türkler için Ana dolu’yu emniyetli bir vatan haline getirdi. İlk defa, onun zamanında, Garp kaynaklarında Anadolu’nun “Turkia” adiyle kaydedilmesi de çok mânâlıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir Hıristiyan kroniğinin ifâde ettiği üzere, adaleti ve iyi idâresi dolayısiyle, Bizans’ın ağır vergilerle ve zulüm ile ezdiği Rumlar bile onun idâresine geçtiler. Selçuklu Türkiyesinde ilk imâr işleri ve medenî faaliyetler de onunla başlar40.Mes’ûd’un yerine, veliahd tâyin ettiği oğlu, Elbistan meliki, II. Kılıç Arslan (1155 &#8211; 1192) sultan oldu. Mes’ûd ile başlayan siyasî, askerî, medenî hamleler bu kudretli sultan ile çok ileri bir safhaya erişir ve Türkiye Selçukluları tarihinde yeni bir devir başlar. Fakat Kılıç Arslan ilk yıllarda tehlikeli ittifaklarla karşılaşır. İlk önce küçük kardeşi Şahin-şâh Ankara ve Çankırı taraflarına giderek Yağı-basan ile birleşip kendisiyle mücâdeleye girişirler. İmparator Manuel ile Musul Atabeği Nureddin Zengî de Kılıç Arslan’a karşı 1159’da ittifak yaparlar. Kilikya Ermeni prensi Thoros II. da fırsattan faydalanarak Selçuklu topraklarına tecâvüz eder.</p>
<p>Bütün siyasî tahrik ve faaliyetlerin merkezi İstanbul’a giden Kılıç Arslan imparatorla yaptığı ittifak sâye- sinde Yağı-basan’ı ve kardeşi Şahin-şâh’ı 1063’de bertaraf etti. Yağı-basan’ın ölümünden sonra Dânişmendlileri de tedricen ortadan kaldırdı. Atabeg Nureddin işgal ettiği yerlerden çekildi. Mengücik oğullarını da tâbiiyetine aldı. Böylece uzun bir mücâdele sonunda Sakarya’dan Fırat boylarına kadar Anadolu Kılıç Arslan idâresinde birleşti. Sultanın bu kadar kuvvetlenmesinden endişelenen ve Türkmenlerin Garbî Anadolu’yu istilâ eylediğini gören imparator Manuel Türkleri tamamiyle ezmek ve Bizans’ı tekrar Anadolu’ya hâkim kılmak karariyle, büyük bir ordu hazırlayarak, 1176’da, bizzat Konya üzerine yürüdü.</p>
<p>Bu hareket üzerine Kılıç Arslan Bizans ordusunu Eğridir gölü şimalinde dar ve sarp bir geçitte (Myriokefalon &#8211; Kundanlı) yakalayarak, bu yılın Eylülünde müthiş bir mağlûbiyete uğratmakla Bizans’ın Malazgirt’ten beri Anadolu’yu kurtarma ümitleri ve bu ülkeyi hâlâ kendi memleketleri sayan düşünceleri de artık tarihe karıştı. Bu sebeple bu zafer Türkiye ve Bizans tarihinde, Malazgirt’ten sonra, ikinci büyük bir dönüm noktası teşkil eder ve artık yıkılıncaya kadar Bizanslılar tedrici ve devamlı bir şekilde ric’at ederler. II. Kılıç Arslan 1177 ve 1182’de de Garbî Anadolu’da Kütahya ve Eskişehir havâlilerini kat’î olarak fetheder ve Türkleştirir41.Zaferlerle dolu uzun bir mücâdele hayatında yorulan ve ihtiyarlayan Kılıç Arslan, eski Türk hâkimiyet telâkkilerine göre, devletini onbir oğlu arasında taksim edip her birini, Melik sıfatiyle, bir eyâletin idâresine gönderirken kendisi de metini sultan olarak Konya’da oturuyordu. Muhtar idarelere sahip bu meliklerden bir kısmı artık zayıflayan Bizans aleyhinde fetihlere giriştiler. Lâkin bunlar arasında erken saltanat mücâdelesi başladı. Selâhaddin Eyyûbî’nin Kudüs’ü fethi üzerine Alman İmparatoru F. Barbe- ros kumandasında teşekkül eden Haçlı ordusu 1190 senesinde Türkiye topraklarına girdiği zaman Kılıç Arslan, Sultan olmakla beraber, fiilî bir iktidara sahip değildi. Alman İmparatoru ile Selçuklu Sultanı arasında dostluk mevcut olduğundan Kudüs’e gitmek isteyen Alman ordusunun Türk topraklarından serbest geçişten başka bir gayesi yoktu.</p>
<p>Bununla beraber önce Türk- menler, sonra da Sultanın bir kısım oğulları Almanların karşısına çıktılar. Lâkin siyasî bölünme dolayısiyle Selçuklular için büyük Alman ordusunu durdurmak mümkün değildi. Bu sebeple Almanlar Konya’ya girdiler ve Selçuklu Sultaniyle bir anlaşma yaptıktan sonra Kilikya’ya varmak üzere Türk arâzisinden ayrıldılar. Kılıç Arslan’ın ölümünden (1192) sonra oğulları arasında saltanat mücâdelesi yine de devam etti. Nihâyet Tokat meliki II. Sü- leyman-şâh, 1196’da, mücâdeleye karışarak bunlardan bir kısmını itaate mecbur etti;&#8217; bir kısmını da bertaraf ederek Keyhüsrev elinde bulunan saltanatı alıp Konya’da yerleşti42. Süratle Bizans İmparatorunu vergiye bağladı.</p>
<p>Dahilî mücâdelelerden faydalanan Ermeni Kıralı II. Leon’u tenkil etti. Men- gücikleri ve bazı Artukluları tâbiiyetine aldıktan sonra Erzurum’a geçerek 1201’de eski hânedan olan Saltukluları ortadan kaldırmak sûretiyle Gürcistan’la komşu oldu. İslâm memleketlerine istilâlarda bulunan ve bir defasında da Erzurum’u muhâsara eden Gürcüleri ezmek maksadiyle Gürcistan üzerine yürüdü. Lâkin Sarıkamış yakınlarında kendisinden çok emin bulunan Süleyman-şâh ordugâhında bulunur iken Gürcü-Kıpçak ordusunun anî bir baskınına uğradı ve hayatında mağlûbiyet görmemiş Sultan mühim esirler vermek sûretiyle ric’at etti. Kardeşler arasında memleketlerini ve payitahtı Ankara’yı kardeşi Muhyiddin Mes’ûd’dan kurtarıp, intikam almak üzere, Gürcistan’a giderken, 1204’de, yolda ölümü ile bu kudretli sultanın genişleme hareketi de durdu.</p>
<p>Bununla beraber az zaman içinde Selçuk birliğini kurduktan sonra devletin hududlarını babasından daha ilerilere götürdü.Konya’da tahtını ve saltanatını terk edip gurbetini geçirdiği İstanbul’dan dönen I. Keyhüsrev, 1205’de, saltanatı kardeşinin oğlu III. Kılıç Ars- lan’dan tekrar elde edince askerî hareketlerini İktisadî ve ticarî gayelere göre ayarladı. Gerçekten II. Kılıç Arslan zamanında emniyet ve âsâyişin tesisi, bu devirde artan milletlerarası ticâret yollarının Türkiye üzerinde toplanmasına yardım etmişti. 1204’de Lâtinlerin İstanbul’u işgali dolayısiyle Karadeniz ve Akdeniz limanlarına çıkan büyük kervan yolları emniyeti kaybetmiş ve tıkanmıştı.</p>
<p>Keyhusrev Karadeniz sahillerine yerleşmekte olan Komnenos’ları İznik’te yeni bir devlet kuran Laskaris ile dost olarak, tenkil etti ve 1206’da, Karadeniz yolunu açtı. 1207’de de Antalya’yı fethederek Türkiye için bir ihraç ve idhâl limanı vücûda getirdi. Milletlerarası ticâreti teşvik ve himâye maksadiyle de Venediklilerle ilk defa olarak, bir ticâret muâhedesi yaptı. Antalya’ya çıkmakla da Selçuklular ilk defa denizciliğe başladılar; burada bir donanma kurdular. I. Keyhusrev Denizli ve Alaşehir taraflarını da fethederek İznik İmparatoru ile mücâdeleye girişti. Fakat 1211’de zaferi müteakip, bir düşman fedâisinin kılıcı ile şehit oldu43. Yerine geçen oğlu I. Keykâvus (1211-1220)’de babasının siyasetine devam ile 1214’de Sinob’u fethetti. Birçok şehirlerden tüccar ve sermâyedar götürerek şehri bir ticâret, ithalat ve ihracat limanı haline getirdi.</p>
<p>Büyük surların inşasiyle şehrin emniyetini sağlamlaştırdı. Burada da yeni bir donanma kuruldu. Esir aldığı Trabzon İmparatoru Alexis’i, vergi ve tâbiiyeti kabul eden bir muahedeyi imzaladıktan sonra, serbest bıraktı. Kardeşi Keykûbad ile saltanat mücâdelesinde bulunurken bazı Selçuklu kalelerini işgal eden Ermeni kiralına karşı karadan ve Antalya sahillerinden ordular sevk ederek 1216’da Ermenileri de mağlûb etti. Keyhusrev ağır bir haraca bağlamak ve babası zamanında olduğu gibi, payitahtları Sis(Kozan)de Sultanın adına hutbe okutmak ve para bastırmak süreriyle kirala yeni bir tâbiiyet muahedesi imzalattı; hududlarda bazı değişiklikler yaptı.</p>
<p>Keykâvus Eyyûbîler arasındaki ihtilâflardan da faydalanıp 1218’de Şimalî Suriye taraflarında fetihlerde bulundu. Artuklu hükümdarı Mahmud ile Erbil hükümdarı Muzaffereddin Gök-böri’ye de metbûluğunu tanıttı44.I. Keykâvus’un ölümü üzerine tahta çıkan I. Alâaddin Keykûbad (1220 &#8211; 1237) Selçuklu sultanları arasında çok mümtaz bir mevkie sahip olup devrinde Türkiye çok mâmur ve müreffeh olmuş ve ileri bir medeniyet seviyesine erişmiştir. Zamanında Moğollar dünyayı alt-üst etmeye başladıkları için bu ileri görüşlü Sultan önce Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere birçok şehirleri muhteşem surlarla, kalelerle teçhiz ederek müdafaaya hazırlandı.</p>
<p>Cenup sahilinde küçük Kalonoros kalesini fethettikten sonra, kalesiyle, birlikte, yeniden inşa ederek nâmına nisbetle Alâiyye şehrini kurdu ve kendisine kışlık merkez yaptı. Orada bir de tersâne vücuda getirdi. Beyşehir gölü üzerinde Kubâd-âbâd, yazları oturduğu Kayseri yakınında da Keykubâdiye mâmûrelerini inşâ etti. Câmi, medrese, kervansaray ve hastahane gibi pekçok büyük binâ ve müesseseler yaparak unutulmaz eserler bıraktı. Deniz aşırı giriştiği Suğdak (Kırını sahilinde) seferi Selçuklu devletinin karalarda ve denizlerdeki kudretine güzel bir misal teşkil eder. Kilikya Ermeni kıral- lığını üç taraftan gönderdiği ordularla sıkıştırdı ve küçülttü. Fethettiği İçel bölgesine yerleştirdiği Türkmenler bilâhare Karamanlı Beyliğinin teşekkülüne sebep oldu.</p>
<p>Mogollar karşısında Celâleddin Hârizm-şâh’ın şark hududlarında görünmesi ve bu havâli hükümdarlarını itaate alması siyasî faaliyetlerin merkezini şarka kaydırdı. Eyyûbî ve Artuklu ittifakına karşı hareket ederek onları mağlûp, Hısn Mansûr (Adıyaman), Kâhta ve Çemişkezek kalelerini fethetti. 1128’de Erzincan’ı da ilhak ederek Mengücikler devletine son verdi. Bu sırada Selçuklu tâbiiyetini bırakıp Celâleddin Hârizm-şâh’a itaat eden Trabzon Komnenos’ları, bununla da kalmayarak, Sinop ve Samsun limanlarına baskın yaptılar. Selçuk ordusu ve donanması Samsun’dan ilerleyerek Ünye’ye kadar sahilleri fethettikten sonra Trabzon’a vardı. Erzincan’dan Maçka yolu ile gelen başka bir Türk ordusu da karadan harekete geçip Rumların payitahtını kuşattılar. Şiddetli hücûmların cereyan ettiği bir sırada tufan gibi yağmur ve sellerin başlaması Selçuklu kuvvetlerinin çekilmesine ve hattâ ormanlar içinde bir şehzâde ile birlikte bir miktar da esir vermelerine sebep oldu.</p>
<p>Bununla beraber Trabzon imparatoru bu esirleri teslim ettikten başka yıllık vergi ve askerî yardım da gönderme şartlarını ihtiva eden tâbiiyet muahedesini kabûle mecbûr kaldı.Sultan Alâaddin Keykubâd Mogollara karşı, din ve ırk bağlarını hatırlatarak ve İslâmın kaderi bakımından iki sultanın tarihî mes’uliyetlerini beyan ederek, Celâleddin Hârizm-şâh’a dostluk ve ittifak tekliflerinde bulundu. Lâkin iyi bir asker ve kötü bir siyaset adamı olan Hârizm sultanının ölçüsüz hareketleri iki hükümdar arasında çarpışmayı mukadder kıldı ve 1230’da Yassı-Çimen’de Hârizm-şâh’ın ordusu perişan edildi. Sultan Alâaddin, Hârizm-şâh’ın müttefiki olan amcazâdesi Erzurum meliki Cihân-şâh’ı da bertaraf ederek memleketini tekrar Selçuklu ülkesine kattı.</p>
<p>Gürcistan’a gönderdiği bir ordu ile kıraliçeyi tâbiiyetine sokarak amcası Süleyman-şâh’ın intikamını aldı. Van gölü havzasını da Eyyubîlerin elinden kurtardı. Büyük kireç fırınları yakdırıp şehir ve kaleleri tahkim ettirmek sûretiyle Mogollara karşı müdafaa tedbirleri alırken öte yandan da Moğol imparatoru Oktay Kaan’a da elçi gönderdi ve sulh yaptı; devrin hiçbir hükümdarına nasip olmayan bir itibarla karşılanarak Moğol tehlikesini uzaklaştırdı. Türkiye, böy- lece Keykubâd devrinde siyasî, İktisadî ve medenî bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. Bu sebeple de Sultan halk arasında “Uluğ Keykubâd&#8221; adiyle anıldı45.</p>
<p><strong>6.İnhitatın Başlaması ve Moğol İstilâsı</strong></p>
<p>Keykubâd’ın henüz genç yaşta 1237’de, ölümü ve yerine iktidarsız ve anormal vasıflara sahip oğlu II. Keyhusrev&#8217;in geçişi bu kudretli devletin sarsılmasına bir başlangıç oldu. Bu hükümdarı tahta çıkarıp avucuna alan Sâdeddin Köpek46 isminde bir kimsenin, büyük hayâlleri için rakib saydığı mühim devlet adamlarını birer birer bertaraf etmesi bu inhitatta maddî bir rol oynar. Bununla beraber devletin kazanmış olduğu kudret yine de devam etmiş; Diyarbekir ve Tarsus fetihleri yapılmış, Trabzon Rum, Kilikya Ermeni kıralları, Eyyûbîlerin bir kısmı yine de Selçuklu devletinin tâbiîleri olarak kalmışlardır. Lâkin Moğol istilâsı önünde Anadolu’ya dolan Türkmenler bir buhran âmili olmuş ve müslüman şeyhinden ziyâde eski bir Türk şamanı 45 Bu hususta tafsilât için bak. O. Turan, &#8220;I. Keykubâd&#8221;, İA. 46 M.’deki “II. Keyhusrev” makalemize bakınız. (kam) hüviyetiyle ortaya çıkan Baba İshak Keyhusrev idâresine karşı hareket emrini vermiş ve İktisadî zarûretler içinde bulunan Türkmenleri kendi ke rametine, hattâ peygamberliğine inandırarak ayaklandırmıştır.</p>
<p>Bu sebepledir, ki Baba İshak’a Baba Resûl (Fransız kaynaklarında Paperissole) de niliyordu. Gittikçe büyüyen Babaî hareketi, 1240’da, zorlukla bastırıldıktan sonra bu devletin zaafı anlaşılmış bulunuyordu. Nitekim Moğollar, 1241’de, Erzurum’u işgal ve tahrip ile bir yoklama yaptıktan sonra, 1243’de, Baycu Noyan kumandasında hareket eden 30.000 kişilik Moğol ordusu 80.000 kişi civarında bulunan Selçuklu ordusunu Köse-dağ’da, ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan, mağlûb etti. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan larından mahrûm bulunan bu ordu, başta korkak hükümdarın Antalya’ya kadar kaçmasiyle dağıldı. Kayseri’nin gösterdiği ciddi mukavemet de netice vermedi.</p>
<p>Moğollar bu şehri tahrip, yağma, mühim mikdarda da ahâlisini kat lettiler ve oradan döndüler. Amasya kadısı ile yola çıkan vezir Mühez- zibüddin Ali Anadolu’nun pek çok kale ve askerle dolu olduğunu mahâretle telkin ederek Moğol kumandanını yıllık bir vergi teklifiyle sulha râzı ettiler. Kösedağ mağlûbiyeti siyasî inhitatın başlangıcıdır. II. Keyhusrev’in ö- lümünden sonra (1246) üç küçük oğlu yanında devlet adamlarının toplanıp mevki ve ihtiras mücâdelelerine girişmeleri Moğolların müdahalelerin askerî işgallerine ve ağır vergilerle devleti ezmelerine fırsat verdi47. Saltanat mücâdeleleri Mu&#8217;ineddin Süleyman’ın zaferiyle 1261&#8217;de sona erer. Mo- ğolları iyi idâre eden ve onlara dayanan bu devlet adamı, bir sükûn ve istikrar devri tesis eder. Hattâ bu devir, bazı kaynaklarda, “Mu’ineddin Pervane devri&#8221; adiyle anılarak 1277 yılına kadar sürer. Bununla beraber Anadolu Türkleri putperest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. Filhakika Mogollan ilk defa mağlûbiyete uğratan Türk Memlûkleri sultanı Baybars Anadolu’ya dâvet olunmuş; o da 1277’de Kayseri&#8217;ye kadar gelip Selçuklu usûllerine göre ve merâsimle Türkiye tahtına o- turmuştur48.</p>
<p>Lâkin Anadolu’da kalamayacağı düşüncesi ve Moğol korkusu Selçukluların Baybars ile sağlam bir işbirliği yapmalarına imkân vermedi.Baybars’m sür’atle dönüşünü müteakip Anadolu’ya giren İlhan Abaga, bu hâdise ile ilgili olarak, bu memlekette çok insan öldürdü ve Mu’ineddin Pervâne’yi de idam etti. Bu devlet adamından sonra, Selçuklu hânedanı 1308’e kadar mevcût oldu ise de Moğollar Selçuklu devletini fiilen yıktılar; Anadolu’yu umûmî vâlileri ile idâre ettiler ve askerî işgal altına aldılar. Bay- bars’ın gelişi ve onu tâkip eden buhrandan faydalanan Karaman oğulları da Konya’yı işgal ve yağma ettikten sonra oradan atıldılar. Moğolların Selçuk ordusunu ve onunla birlikte iktâ idâresini yıkmaları yâni mîrî sistemin bozulması ve askerî sınıfın işsiz kalması da memlekette yeni bir huzursuzluk ve âsâyişsizlik âmili oldu.</p>
<p>Moğol mâliyecilerinin halkı vergilerle ezmeleri ve ara-sıra da Moğol vâlilerinin isyanları Anadolu’da İçtimaî sarsıntılara, ticarî faaliyetlerin ve kervanların duraklamasına, bu sebeple de bir İktisadî ve medenî sükûta âmil oldu. Halbuki Köse-dağ’dan Pervâne’nin ölümüne kadar (1243-1277) siyasî buhranlara ve Moğolların müdahalelerine rağmen, Selçuklu devleti ordusiyle, idâresiyle mevcût olduğu gibi İktisadî ve medenî yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. Bu husus kaynaklardan anlaşılabileceği gibi bu devirde yapılmış büyük inşaat ve âbideler de buna delâlet eder. Gerçekten bu devirde milletlerarası ticâret yolları faaliyetlerine devam etmiş; ziraî ve sınaî istihsalde, ithalât ve ihracatta esaslı bir değişiklik olmamıştır. Anadolu Türklerinin Keykubâd devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini “Baycu yılı” adiyle Kösedağ mağlûbiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber umûmî vasıfları ile Selçuklu devri 1277’ye kadar sürmüş, bu tarihte başlayan fiilî Moğol işgal ve idâresi siyasî olduğu kadar İktisadî ve İçtimaî buhranlara ve medenî sükûta da sebep olmuştur.</p>
<p>Bu devrin sultanları olan 111. Keyhusrev, II. Mes’ûd veIII. Keykubâd iktidarsız ve Moğolların âleti durumunda idiler. Bu devirde saltanat iddiasında bulunan II. Keykâvus’un bir oğlu Siyâvuş (Selçuk- nâme&#8217;lerde tezyif olarak Cimri) Karamanlılara ve diğeri Kılıç Arslan da Kastamonu Türkmenlerine dayanarak tahtı elde etmeye veyahut bizzat Türkmen beyleri şehzâdeler sâyesinde nüfûz ve kudretlerini halk arasında artırmaya çalışmışlar; fakat Selçuklu-İlhanlı kuvvetlerine mağlûb olmuşlardı49. Moğol umûmî vâlileri arasında Timür-taş noyan (1316 -1327) zamanı, iyi idâresi ve adaletiyle, nisbî bir huzûr ve sükûnu temsil etmekte ve bu sebeple de o halk arasında “Mehdi” sıfatını kazanmış bulunmaktadır. Onun da isyan ederek 1327’de Mısır’a ilticası bu devre nihâyet vermiştir.</p>
<p>Moğol hâkimiyeti altında Selçuklu devleti yıkılır ve Orta Anadolu İlhânîler idâresinde ezilirken uçlar ve dağlar tamamiyle Türkmenlerin eline geçmiş bulunuyordu50. Böylece Selçuklu devleti ve daha sonra, 1336’da, İlhanî hâkimiyeti, Orta Anadolu’da çökerken uçlarda yeni bir hayatiyet doğuyor, bir takım Türkmen beylikleri kuruluyordu. Hukûkan Selçuklu sultanlarına ve Moğol hanlarına tâbi bulunan bu beylikler onları resmen metbû tanıyor, hil’at, menşûr ve sancak gibi hâkimiyet sembolleri ve gâzilik unvanları alıyorlardı. Fakat büyükleri aslında tamamiyle müstakil olan bu beylikler çok defa metbûlariyle mücâdele halinde bulunur ve daha ziyâde İlhanlılara düşman olan Mısır Memlûk sultanlarından hâkimiyet fermanı ve yardım almaya teşebbüs ederlerdi. Bunların en eski ve kuvvetlisi Lârende havâlisinde ve Ermenilere karşı Kilikya taraflarında fetihler yapan Karaman oğulları beyliği idi.</p>
<p>1283’de teşekküle başlayan Germiyan oğulları beyliği de tarihî rolü itibariyle pek mühim olup Garbî Anadolu’da kurulan Aydın ve Saruhan beyliklerinin de atası idi. Aydın oğullan vücûda getirdikleri donanma ile adaları işgal etmişler; Balkanlara ve Yunanistan’a istilâlar yapıp Türk denizciliği tarihinde müstesna bir mevkî kazanmışlar; İtalyan Cumhuriyetleri ile de ticarî muahedeler akdeylemişlerdir. Göçebe Türk ve Selçuklu siyasî an’anelerine göre kurulan bu beylikler de, bütün Ortaçağ Türk devletlerinde olduğu gibi, memleket hânedan âzasının müşterek malı sayıldığından kardeşler arasında taksime uğrayarak parçalanıyordu. Bu beylikler Anadolu’nun fethini ve Türkleşmesini tamamlarken telif ve tercüme sûretiyle Türk yazı ve edebiyat dili ile birlikte Türk kültürüne de çok hizmet etmişlerdir. Kastamonu havâlisinde kurulan Çandar oğulları beyliğinin de bu hususta mühim bir mevkii vardır.</p>
<p>Bu devir Anadolusu al-&#8216;Omarî ve İbn Hatûta tarafından çok güzel tasvir edilmiş; beyliklerin siyasî askerî, İktisadî ve İçtimaî durumları meydana konmuştur. Bunların merkezlerinde vücûda getirdiklerin câmi, medrese, imâret, hastahâne ve sair eserler, onların medenî faaliyetlerinin maddî delili olarak, bugüne kadar kalmıştır.</p>
<p><strong>7. Anadolu’nun Türkleşmesi ve Moğol İstilâsı</strong></p>
<p>Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı, Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu’da da bilhassa 1277&#8217;den sonra büyük sarsıntılar vücûda getirmesine mukabil bu ülkenin nihaî Türkleşmesinde mühim bir âmil olmuştur.</p>
<p>Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu’ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol kıtalinden kurtulmaya çalışıyorlardı. Çağdaş bir müellif göçebelerin kalabalıktan Aras köprüsünü geçememiş olduğunu, “Türkmenlerin Errân (Karabağ)’da karınca ve çekirgeler gibi kitleler teşkil” ettiğini kaydeder51. “Geniş ovaları ve otlakları ile Mugan, Türkmenlerin yurdu idi. Bugün Tatarlar burasını kışlak yaptığından Türkmenler oradan hicret etmiştir”52. Bu Türkmen- lerden 60.000 hânelik bir grup Karahan idâresinde Valaşcert (Eleşkird), Sürmeli ve Aras havâlisinden Ahlat’a doğru çekildi.</p>
<p>Orhan idâresinde başka bir Türkmen grubu da Gürcistan’a girdikten sonra Anadolu’ya doğru ilerledi. Azad-Mûsa idâresinde bulunan 60.000 hânelik bir Türkmen halkı da bir müddet kışları İspir, Bayburt ve Pasinler’de, yazları da Şimalî Karadeniz (jParhar) dağlarında geçiriyor; Gürcistan’a, sık-sık, akın ve taarruzlarda bulunuyor; esir ve ganimetler ile dönüyor; bazan da çok kayıplara uğruyorlardı53. Bu Türkmenler daha sonraları Bayburt, Erzincan’dan Sinop’a ve Ayıntab’a kadar her tarafı istilâ ettiler. Trabzon dağları yine çoğunun yazlık yurtları (yaylası) idi. Bir müddet sonra Mehmed beg’in idâresinde bulunan bu Türkmenlerin, ihtiyaç halinde yerli halkı yağma etmeleri dolayısiyle, Mu’ineddin Pervâne onları Moğollara şikâyet etmiş, bunlar da Denizli taraflarına göçmüşlerdi54.</p>
<p>Bu havâlide büyük Uc beyi Mehmed beg, kardeşi İlyas beg, Dâ- mâdı Ali beg ve akrabası Sevinç beg idâresinde bulunan Türkmen Hülâgü’ye elçi gönderip vergi ödemek, nezdlerinde şahna bulundurmasına râzı olmak ve buna mukabil kendilerine ferman ve sancak verilmek sûretiyle tâbiiyetlerini arzettikleri ve 659’da bu hususta bir anlaşma yapıldığı halde ertesi yıl, 1162(660)’de, Moğol ve Selçuk ordusu bu Türkmenleri Talaman ovasında vukûbulan muhârebede bozguna uğratıp Mehmed beg esir edilmiş; Ali beg Türkmenlerin reisliğine getirilmiştir55. Babaî hareketinde 1243’de Malatya civarında bulunan Germiyanlı Türkmenlerinin Cimri isyanında artık Garbî Anadolu hududlarına varmış olması da Türkmen göçlerinin Şarktan Garba doğru ilerleyişi bakımından kayda şâyândır56.</p>
<p>Moğol istilâsından kaçıp Anadolu&#8217;ya sığınan bu Türkmenler burada da Selçuklu-İlhanlı devletinin tazyikiyle uçlarda yığılıyor ve buralardaki göçebe kesâfetini arttırarak Bizans topraklarını fethe başlıyorlardı. Nitekim henüz İznik Rum devletinin İstanbul&#8217;a naklinden (1261) önce Denizli bölgesinde 200.000, Kastamonu havâlisinde 100.000 ve Kütahya-Karahisar arasında da30.000 çadır, yâni takriben üç milyon göçebe Türkmen bulunduğuna dair haberler57 yalnız Garbî Anadolu uçlarında ne kadar bir nüfûsun yığıldığını gösterir. Bir Bizans müellifi: “Moğollar tarafından püskürtülen Türkmenler vilâyetleri istilâ ediyor ve Rumları sıkıştırıyorlardı. Onlar Moğollar önünde nasıl kadın gibi kaçıyorlarsa Kumlara karşı da kendilerini öyle erkekçe gösteriyorlardı.</p>
<p>Bu sebeple Moğol istilâsı onların felâketine değil saadetine sebep oluyor; kitleler halinde Paphlagonia (Çankırı ve Kastamonu havâlisi) ’dan ve Pamphylia (Antalya vilâ- yeti)dan akıp geliyor ve Bizans arazisini yağma ediyorlardı58 ifâdesiyle bu göçleri güzelce tasvir eder. Başka bir kronik de Bizans&#8217;ın nasıl bir çöküntü halinde bulunduğunu ve bu akmların ne şekilde ilerlediğini belirtir: “Menderes havzası yalnız halkları değil hücrelerine yerleşmiş rahipleri tarafından da terk edilerek ıssızlaştırıldı&#8230; Türkler zaferlerinin yemişlerini toplayarak müdafaasız yerleri istilâ ediyordu. O zaman bütün köylülerin, acınacak bir durumda, İzmir&#8217;e kaçtığı görülüyordu. Bu izdiham içinde anasını, babasını, karısını-kocasını ve çocuklarım kaybedip ağlamayan kimse yoktu&#8230; İstild İznik ve Bursa kapılarına kadar ilerledi&#8221;59.</p>
<p>XIIPüncü asrın sonlarına doğru Garbî Anadolu&#8217;nun Türkleşmesine ait bu tasvirler yanında Türklerin Ortodoks râhipleriyle de anlaşarak Rum beldelerine muhâcirler yerleştirdiklerine dair haberler Bizans&#8217;ın, maddî olduğu kadar, manevî bakımdan da ne derecede bir sükût içinde olduğunu göstermektedir60.Bu büyük Türkmen akınları sâyesinde XIII ve XIV’üncü asırlarda Garbî Anadolu Selçuklu Orta Anadolusuna nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir, ki bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır61. Türkmenler buralarda, BizanslIların Balkanlardan naklettikleri, Peçenek ve Kumanlara da rastlamışlardı. Kilikya Ermeni kırallığı Selçuklular, Karamanlılar ve husûsiyle Memlûkler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı. Daha XII’inci asırda göçebe Türkmenlerin ve bizzat Ermenilerin idâresinde iken bu havâlide yurt edindikleri, sık-sık bu bölgeye girip çıktıkları hakkında pek çok kayıt vardır. XV’inci asırda Çukurova’yı ziyâret eden B. de la Broquiere her tarafın Ramazanoğullarına tâbi Türkmenler tarafından iskân edildiğini görmüştür62.</p>
<p>Şarkî Karadeniz bölgesine yaylalardan, geçitlerden ve Harşıt vâdisinden inen Türkmenler mevcut olmakla beraber bu havâli daha ziyâde Samsun’dan itibaren sahili tâkip eden Oğuz Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş; Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi tedricen kaybolmuştur. Türkmenler 1302’de Giresun’a kadar ilerlemiş ve bir takım küçük beylikler kurmuşlardı63. Anadolu’da Türk nüfûsu o kadar kesâfet peydâ eylemiştir, ki OsmanlIların Rumeli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfûs akınına sebep olmuş ve herhalde Balkanlarda kalan henüz Şamanî Türkler de müslüman olarak karışmış ve kaynaşmışlardır. Anadolu’nun Türkleşmesi hakkında daha fazla tafsilâta girmeden böylece Selçuklu Türkiye&#8217;sinin etnik vaziyetine dair umûmî bir tablo çizmiş oluyoruz.</p>
<p>Prof.Dr.Osman Turan &#8211; Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti,syf:291-301</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1 Bak. Osman Turan, “Islamisation dans la Turquie du Moyen-Âge”, Studia islamica, X (1959) s. 137-152.</p>
<p>2 Nçr. Sathas, Bibliotheca Graeca, VII (1894), s. 169; A. Vasilief, Histoire de l’Empire byzantin, Paris 1932,1, s. 468.</p>
<p>3-J. Skylitzes, Historia (Bonn), s. 708.</p>
<p>4 Chronique, III, s. 160, 172.</p>
<p>5 Brosset, I, s. 346-349.</p>
<p>6 Brosset, Histoire de la Géorgie, traduit du géorgien. Petersburg, 1849,1, s. 359.</p>
<p>7 Urfalı Mathieu, Chronique, Paris 1858, s. 181-132.</p>
<p>8-J. Laurent, Byzance et les Turcs Seldjoucides, Nancy, 1813, s. 97.</p>
<p>9 Vasilief, Histoire de l’Empire byzantin, I, 470.</p>
<p>10 Bryennios. fr trc. Cousin (Hist. Const.), Paris, 1672, II. s. 724, 727-738; I, Bu hususta bak. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1071. s. 50-52. Zonaras. fr. trc. İ.M. de St. Amour, Paris 1560, I08b; Anne Comnène, Alexiade, fr. trc. B. Leib, Paris 1937, ı, 5. 12-15; Attaliates, s. 189, 109; F. Chalandon, Alexis Comnène, Paris 1900, s. 29- 31; M. H. Yınanç, s. 82-86; Cl. Cahen, &#8220;Première pénétration Turque en Asie Mineur”, Byzantion, XVIII, s. 33.</p>
<p>11 Anonim Selçuk-nâme, s. 15. Kaynağın bu mühim kaydını tarih vak’aları te’yid eder.</p>
<p>12 Bak. M. H. Yınanç, s. 89.</p>
<p>13 Bak. UL, I.</p>
<p>14 Sibt, Mir’at uz-zamân, 26a-26b, 32a-32b; İbn ül-’Adîm, Ziibde, II, s. 42.</p>
<p>15 Anonim Selçuk-nâme, s. 36-37; Azîmî, s. 361; İbn Şeddâd, 34b; Süryânî Mihael, III, s. 172. Bu kaynaklar İznik’in fethi hakkında umûmî malûmat verirken yalnız ‘Azimî bu mühim hâdiseyi 467 (1075) yılı vak’aları arasında &#8220;ve fetehe Süleyman bin Kutalmış Nikıye” kaydı ile tesbit etmiştir.</p>
<p>16 Bryennios, s. 760-761; Zonaras, 109a.</p>
<p>17&#8242; Bak. J. Laurent, Byzance et les origines du Sultanat de Roum, Mélangés Ch. Diehl, I, s. 180- 181; Mükrimin Halil Y inanç, Anadolu’nun fethi, s. 109.</p>
<p>18 Bugüne kadar karanlıklar içinde kalan İznik’in fethi ve Türkiye Selçukluları devletinin kuruluşu &#8220;1. Süleyman-şâh”, (M, XI, 201-219) ve Selçuklular Zamanında Türkiye (s. 53- 54) adlı tedkiklerimizle aydınlanmıştır.</p>
<p>19 Migne, Patrologie Latine, CXLVIII, s. 239; S. Runciman, History of Crusades, I, s. 998.</p>
<p>20 Sibt, XIII, 17a; Sadreddin el-Huseynî, s. 63-64.</p>
<p>21 Abul-Farac, s. 227; Cennâbî, El-&#8216;Aylem üz-zâhir, Ayasofya, No. 3033, s. 470a.</p>
<p>22-‘İmâdeddîn, 70; Sadreddîn, 71-72.</p>
<p>23-Bryennios, s. 770-774; 794-796; Zonaras, s. 109a; Anne Comnène, I, s. 18, 21, 69, 71,131, 137, 138; Attaliates, s. 226, 207, 270; Chalandon, s. 66-72.</p>
<p>24 Sibt, 62b, 71a; ‘Azimî, s. 364; Süryânî Mihael, s. 179; Abu’l-Farac, s. 229.</p>
<p>25 ‘Azimî, s. 365; İbn Kalânisî, s. 117; İbn ül-Adîm, Zühde, II, Neşr. Sami Dahan, Şam1954, s. 88-89; İbn ül-Esîr, X, s. 47.</p>
<p>26 Anne Comnène, I, s. 18; Guillaume de Tyr, nşr. M. Paulin, Paris, 1879,1, s. 13, 19.</p>
<p>27 Attaliates, s. 306; C. Finlay, History of Greece, London 1851, s. 51; J. Laurent, Byzance et les Turcs, s. 51, 67, 76, 78-83.</p>
<p>28 Süryânî Mihael, 172; Zonaras, 109a; Anne Comnène, II, s. 64; Hayton RHCr, Documents arméniens, II, s. 143.</p>
<p>29 Süleyman-şâh’ın saltanatını ilân ve Halîfe’nin tasdik ettiğine dair bak. Selçuklular Zamanında Türkiye,s.64</p>
<p>30-Sibt,62a</p>
<p>31 Bu hususta, tafsilat Selçuklular Zamanında Türkiye (s. 62-63) adlı eserimizde verilmiştir.</p>
<p>32 Süleyman-şâh’ın Büyük Selçuklular ve Bizans’lılar karşısındaki siyasî mevkii hakkında mevcûd yanlış veya tersine anlayışlar için sâdece bir kaç misâl verelim: Mükrimin Halil Yınanç, Anadolunun fethi, s. 85-87; İ. Kafesoğlu, “Melik-şâh”, İA, VIII, s. 668; Laurent, Sultanat de Roum, s. 174, 181.</p>
<p>33 M. H. Yınanç, &#8220;Dânişmendliler” makalesinde bu devletin kurucusunu ve kuruluşunu anlayamamış ve hattâ Gümüş-tekin Ahmed gazi’yi iki isim ve oğul-baba sanmıştır, bak, İA, III, s. 468.</p>
<p>34 Anne Comnene, III, s. 154, 157, 158-, Zonaras, s. 111b, 114a; Chalandon, s. 264-265; Lebeau, XV, s. 443; Finlay, s. 152. Süleyman-şâh’m ölümünden sonra çıkan ilk buhran dolayısı ile Selçuklular Zamanında Türkiye adını alan kitabımızda tafsilat vardır (s. 83-95).</p>
<p>35 Türkiye Selçuklularının ilk payitahtını Konya zannedenler sâdece bir tahmine dayanıyor; başlıca düşman olduğu için Bizans’a yakın İznik’i seçmeleri sebebini düşünemiyor ve bu devrin tarihî vak’alarım da bilmiyorlardı. Nitekim Osmanlılar da Bursa ve Edirne’yi merkez yaparlarken karşılarında Bizans ve Avrupa olduğunu hesap ediyorlardı.</p>
<p>36 Tafsilât için bak. &#8220;Kılıç Arslan I.” İA, VII, s. 681-688; Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 95-111.</p>
<p>37 Anna Comnene, III, s. 142-146, 154. 159, 164-166, 168-171; Zonaras, s. 114a; Chalon- don, s. 254-255.</p>
<p>38-I. Kılıç Arslan’ın şehâdetinden sonra Anadolu’da hüküm süren ikinci buhran için Selçuklular Zamanında Türkiye’ye bak. (s. 148-167).</p>
<p>39 Bak. Osman Turan, “L’islamisation dans la Turquie du Moyen -Âge”, Studia Islamica, X. (1959), s. 139-140.</p>
<p>40 Mes’ûd hakkında Chalandon’un II. cildindeki kayıtlar dışında husûsî bir tetkik henüz yoktur. Bugün Selçuklular Zamanında Türkiye (s, 158-196) adlı eserimiz bu boşluğu doldurmuştur.41 Tafsilat için yukarıda zikredilen eserimize (s. 107-236) bakınız.</p>
<p>42-II. Süleyman-şâh hakkında IA.deki tedkîkimizde tafsilât vardır.</p>
<p>43 İA. “I. Keyhusrev” makalemize bakınız.</p>
<p>44 İA. “I. Keykâvus” makalemize ve adı geçen kitabımıza bakınız.</p>
<p>45 Bu hususta tafsilât için bak. O. Turan, &#8220;I. Keykubâd&#8221;, İA. 46 M.’deki “II. Keyhusrev” makalemize bakınız.</p>
<p>47 M.’de. II. Keykâvus, &#8220;IV. Kılıç Arslan” makalemize bak.48 Bak. F. Köprülü, “Baybars”, İA.</p>
<p>49 Osman Turan, Türkiye Selçukluları hakkında resmî vesikalar, Ankara 1958, s. 9-12.50 Al-Omarî, Mesâlik ül-ebsâr, neşr. F. Taeschner, Leipzig, 1929, s. 30, 48.</p>
<p>51 Nesevî, Celâleddin Mengüberti, neşr. O. Houdas, s. 159, 223, 225, 226, 229.</p>
<p>52 Zekeriya Kazvinî, Asar ül-bilâd, neşr. Wüstenfeld, Leipzig 1848, s. 378.</p>
<p>53 Brosset, I, s. 532-3, 826-8.</p>
<p>54 Reşîdeddîn, Mükâtebât, neşr. Muhammed Safı’, Lahor 1948, s.273-278.</p>
<p>55 Aksarayî, s. 66, 71; Baybars Mansûrî, 53b, 55b; Eflâkî, Manâkıb al-ârifın, neşr. T. Yazıcı, Ankara 1959. I, s. 485-486; Cl. Cahen, “Notes pour l&#8217;his-toire des Turcomans”, JA (1951) s. 337.</p>
<p>56 İbn Bîbî, s. 501, 506. 698, 699.</p>
<p>57 İbn Said, Coğrafya, Bibi. Nationale, Ar. 2234, 98a, 98b. 106a.</p>
<p>58 N. Gregoras, I, s. 137; P. Wittek, Menteşe Beyliği, tr. trc. O. Ş. Gökyay, Ankara 1944, s. 16.</p>
<p>59 Pachymeres, tere. Cousin, Histoire du Constantinople, VI, s. 262, 725.</p>
<p>60 Bak. P. Wittek, Menteşe Beyliği, s. 15, 18, 25, 26.</p>
<p>61 Umûmî bir fikir için bak. Ömer Lütfı Barkan, &#8220;Tarihî demografi araştırmaları”, TM, X, s. 11.</p>
<p>62 Voyage d’Qutremere, neşr. Ch. Schefer, Paris 1892, s. 83-86, 94.</p>
<p>63 Resmî vesikalar, s. 164-167.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/">Türkiye Selçukluları -2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -II. Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Dönemi &#8211;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2015 22:16:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alaeddîn Keykubad]]></category>
		<category><![CDATA[Alaiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Harzemşahlar]]></category>
		<category><![CDATA[II.Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kamyeri]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Sadeddin Köpek]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devle]]></category>
		<category><![CDATA[Thamara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9221</guid>

					<description><![CDATA[<p>II.Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Sultan Alâeddîn Keykubâd öldüğü zaman geride üç oğlu kalmıştı. Bunlar 16 (veya 13-14) yaşlarında olan Gıyâseddîn Keyhusrev, 8-9 yaşlarında İzzeddîn Kılıç Arslan ve daha küçük yaştaki Rükneddîn idiler. Veliahd İzzeddîn Kılıç Arslan olmasına rağmen, Şemseddîn Altun-aba, Taceddîn Pervâne, Ferruti Lala, Sadeddîn Köpek ve Zahirüddevle gibi devlet ileri gelenleri Keykubâdiyye Sarayı’nda bulunan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/">Türkiye Selçukluları -II. Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Dönemi –</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="349" height="291" /></a><strong style="line-height: 1.5;">II.Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı</strong></p>
<p>Sultan Alâeddîn Keykubâd öldüğü zaman geride üç oğlu kalmıştı. Bunlar 16 (veya 13-14) yaşlarında olan Gıyâseddîn Keyhusrev, 8-9 yaşlarında İzzeddîn Kılıç Arslan ve daha küçük yaştaki Rükneddîn idiler.</p>
<p>Veliahd İzzeddîn Kılıç Arslan olmasına rağmen, Şemseddîn Altun-aba, Taceddîn Pervâne, Ferruti Lala, Sadeddîn Köpek ve Zahirüddevle gibi devlet ileri gelenleri Keykubâdiyye Sarayı’nda bulunan II. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;i tahta çıkarmışlar ve aldıkları tedbirler ile işi oldu bittiye getirmişlerdi. Bu durumu kabul etmemesi muhte­mel olan Kayır Han, Kemâleddîn Kâmyâr ve Hüsâmeddîn Kaymerî gibi bey­ler de yeni sultana biat etmek zorunda kaldılar.</p>
<p>II. Gıyâseddîn tahta çıktıktan sonra, Kayseri’de bulunan elçileri kabul etti, ayrıca Ögedey Hân’a gidecek olan elçiyi de Moğolistan&#8217;a gönderdi. Halep hükümdarı Melik Nâsır ile ya­pılmış olan antlaşma yenilenirken (Ağustos 1237), iki taraf arasında evlenme yoluyla akrabalık kuruldu. Böylece II. Gıyâseddîn Keyhusrev Melik Nâsır&#8217;ın kızı Gaziye Hâtûn, Melik Nâsır da II. Keyhusrev&#8217;in kız kardeşi Melike Hâtûn ile evlendiler, öteki Eyyûbı Melikleri ile Artuklu hükümdarları Selçuklulara tabi olmuşlar, bu suretle Melik Kâmil tek başına kalmıştı.</p>
<p>Nitekim o bu duru­ma son vermek için Halep üzerine yürürken yolda hastalanarak öldü (1238). Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu tahtına oturmasına rağmen yine de Veliaht İzzeddîn Kılıç Arslan’a taraftar olan beylerden ve Hârezmlilerden şüpheleniyordu. Bu sırada devlet erkânı içinde birinci derecede rol oynamak isteyen Sadeddîn Köpek de Sultan’ı tahrik ederek bu beylerin ortadan kaldırıl­masına önderlik ediyordu.</p>
<p>İlk olarak Hârezmlilerin reisi olan Kayır Han zinda­na atıldı (Zilkade 634/Haziran-Temmuz 1237) ve orada öldü. Bu olay Hârezmli askerlerin Selçuklu Devleti’ne olan güvenini sarsmış ve Kayseri’den ayrılarak Urfa bölgesinde yerleşmelerine sebep olmuş, hatta peşlerinden gelen bir Sel­çuklu ordusunu da mağlup etmişlerdi. Sadeddîn Köpek bundan sonra Atabeg Şemseddîn Altun-aba, Tâceddîn Pervâne, Beylerbeyi Hüsâmeddîn Kaymerî ve Kemâleddîn Kâmyâr gibi Selçuklu Devletine çok yararlı hizmetler yapmış bey­leri peşpeşe ortadan kaldırmaya muvaffak oldu.</p>
<p>Bu arada genç ve tecrübesiz Gıyâseddîn de onun tahrikleri ile Şehzâde İzzeddîn Kılıç Arslan ve Rükneddîn&#8217;i hapsettirmiş, hatta onların bu insan yok etme hırsından kadınlar bile kurtu­lamamış, anneleri Melike-i Âdiliye de yayının kirişi ile boğdurulmuştu. Daha sonra her iki şehzade de öldürülmüş, böylece Sultan için bir rakip ve tehlike kalmamıştı. Nihayet Sadeddîn Köpek&#8217;in Selçuklu Devleti’nin başına geçme yani sultan olma hayalleri II. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;in aklını başına getiriyor ve onu bir tertip ile ortadan kaldırıyordu (1238 veya 1239 ilkbaharı). Bundan sonra Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev, daha önceden yapılmış olan anlaşma gereğince, Gürcü kraliçesi Rosudan&#8217;ın kızı Thamara ile evlendi.</p>
<p>Thamara’nın babası Saltuklu şehzadesi Muzaffereddîn idi. Güneydoğu Anadolu&#8217;da ve Suriye hudutlarında hayatlarını sürdürdük­lerini belirttiğimiz Hârezmliler bölge halkına rahat vermiyorlar ve kervanları soyarak ticari faaliyeti de engelliyorlardı. Önce bunlara elçi olarak meşhur tarihçi Ibn-i Bîbî&#8217;nin babası Mecdeddîn Muhammed Tercüman elçi ola­rak gönderildi. Onlar sultana itaat edeceklerini bildirdiler ve bunu kısa bir süre için uyguladılarsa da daha sonra akın ve yağmalara tekrar başladılar. Eyyûbîler idaresindeki Halep&#8217;in bunlara karşı yardım istemesi üzerine üç bin kişilik bir birlik gönderildi. Selçuklu ve Halep askerleri Hârezmlileri mağlup ettiler.</p>
<p>Bu arada Harran Kalesi teslim oldu ve Eyyûbîlere bırakıldı, buna mu­kabil Âmîd Selçuklulara veriliyordu. Ancak önce buranın zaptı gerekiyordu. Takviye edilen Selçuklu kuvveti 638/1249 yılında Eyyûbîlerden Melik Salih’in hâkimiyetindeki şehri kuşattı, Özellikle muhafızların aylıklarını alamaması şehrin ele geçirilmesinde önemli rol oynadı. Nitekim Kürt reislerinden Fahreddîn Dinarî ile Hasankeyf te bulunan Melik Salih’e 400.000 dinar gön­dermek karşılığında şehrin teslimi hususunda anlaşmaya varıldı.</p>
<p>Bunun uy­gulanmaya ve Selçuklu askerlerinin surlara çıkmaya başlaması üzerine, Âmîd ileri gelenleri halkın bütün haklarına sahip olması ve bazı vergilerin kaldırıl­ması şartıyla direnmeden vazgeçerek şehri teslim ettiler. Böylece Âmîd Sel­çukluların eline geçmiş oldu.</p>
<p>Moğolların önünden kaçan Türkmenlerin genellikle toplandıkları ilk bölge Güneydoğu Anadolu idi. Selçuklu, Hârezmli ve Eyyûbî askerleri bu böl­gede sık sık faaliyet gösteriyorlardı. Bu arada bölgede yaşayan toplulukların İktisadî ve İçtimaî durumlarının kötü olması, yeni kabul ettikleri İslâmiyetin inceliklerinin tam anlamıyla anlaşılmaması ve siyasi ortamın uygunluğu bir isyana zemin hazırlıyordu. Nitekim “Baba Resul” lakabıyla anılan Baba İlyas Horasanî adındaki bir Türkmen babası bu durumdan istifade ederek peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkıyor ve kötü şartlar içinde bulunan Türkmenleri etrafında topluyordu.</p>
<p>Bir süre sonra Baba İlyâs Amasya’ya giderek orada faaliyetine devam etti. Fakat o Gıyâseddîn Keyhusrev’in askerleri ta­rafından Amasya Kâlesi’nde kuşatıldı. Bu sırada Baba İlyâs’ın halifelerinden Baba İshak, Kefersud veya Adıyaman&#8217;da yaşıyordu, bu durumu öğrenin­ce isyanı başlattı ve müritlerini Gıyâseddîn Keyhusrev’e karşı ayaklanmaya davet etti (1240).</p>
<p>Onun müritlerinin yaptığı davete uyan Kefersud, Kâhta ve Adıyaman taraflarındaki Türkmenler de ayaklanarak harekete geçtiler, ken­dilerine uymayanları öldürmeye, etrafı yağma ve tahribe giriştiler.</p>
<p>Onların üzerine Malatya sübaşısı Muzafereddîn Ali-şîr iki sefer yaptı ise de mağlup olmaktan kurtulamadı. Asiler Sivaslıları da yenilgiye uğrattıktan sonra Baba İlyas&#8217;a kavuşmak üzere Tokat ve Amasya taraflarına doğru ilerlediler. Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev kendisi Kubâdâbâd&#8217;a kaçarken, asiler üzerine Amasya sübaşısı Armağan-şâh’ı gönderdi. Armağan-şâh Baba İlyas’ı ortadan kaldır­maya muvaffak oldu ise de Baba İshak ve taraftarları karşısında o da hayatını kaybetti. Kendilerine Baba İlyas&#8217;tan dolayı &#8220;Babaî” denilen bu asiler Konya’ya doğru ilerlediler.</p>
<p>Neticede Necmeddîn Behrâm-şâh kumandasındaki altmış bin kişilik Selçuklu ordusu, Kırşehir’in Malya sahrasında bu asileri karşıladı. Selçuklu öncü kuvvetlerini teşkil eden hristiyan askerlerin bu asilerin ilk hücumlarını ektisiz hâle getirmesi, öteki askerlere de cesaret vermiş ve asi Türk­menler bu savaşta Baba İshak dâhil bütünüyle yok edilmiştir (638/1240).</p>
<p>Bu olaydan sonra Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu ordusu­nu Kayseri’de toplayarak Meyyâfarikîn üzerine sevk etti. Ayrıca Şam Eyyûbî hükümdarı Melik Sâlih de Melik Mu’azzam kumandasında yardımcı kuvvet göndermişti. Bu müttefik ordu yine Eyyûbîlerden Şıhâbeddîn Gazî idaresin­deki Meyyâfarıkîn’i muhasara etti. Ancak gittikçe yaklaşan Moğol tehlikesi ve Abbâsî halifesi el-Mustansır (1226-1242)’in araya girmesiyle iki taraf anlaştı. Buna göre, Şıhâbeddîn Gazî Selçuklulara tabi oluyordu (1241).</p>
<p>Öte taraftan Selçuklu hudutlarında dolaşan Moğol ordusunun başına aynı yıl içinde Baycu Noyan tayin edilmişti. Moğollar Babaî İsyanı sırasında Selçukluların zayıf bir durumda olduğunu ve sultanın acizliğini anlamışlardı. Nitekim 1242 yılı sonbaharında Baycu Noyan Selçuklu ülkesine girerek Erzurum üzerine yürü­dü, şiddetli bir muhasara ve savaşlardan sonra şehri işgal ve tahrip etti.</p>
<p>Erzurum&#8217;un Moğollar tarafından işgali üzerine artık tehlikenin Anadolu kapılarına dayandığı anlaşılmış ve bu maksatla tedbirler alınmaya başlan­mıştı. Bu tedbirlerden birisi, sultanın Eyyûbîler ve çevredeki hükümdarlara elçi ve para göndererek askerî yardım istemesi idi. Bu yardıma sadece Ha­lep hükümdarı Melik II. en-Nâsır Salahaddîn (1237-1260) cevap vermiş ve iki bin kişilik bir kuvvet göndermişti. Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu ordusunu Kayseri’de toplayarak Sivas’a doğru hareket etti. Bu Selçuklu or­dusu yetmişbin kişilik bir sayıya ulaşıyor, Türk askerlerinin yanı sıra ücretli olarak Kıpçak, Frank ve Gürcü askerleri de orduda yer alıyordu.</p>
<p>Sivas’ta on bin kişilik bir kuvvetin de katılmasıyla Selçuklu ordusunun sayısı seksen bine ulaşmıştı. Tecrübeli ve aklı başında devlet adamları ordunun Sivas’ta kalarak Moğol kuvvetlerinin yıpranmasının beklenilmesini teklif ettiler. Buna kar­şılık her zaman olduğu gibi tecrübesizler ileriye doğru gidilmesini istemiş­lerdi. Sultan ise onlara uyarak harekete geçti. Baycu Noyan kumandasındaki Moğollar da Sivas’a doğru ilerliyorlardı. Bu orduda Gürcüler ve Ermeniler de bulunuyordu. Selçuklu ordusu ise Sivas’ın seksen kilometre doğusunda Kösedağ denilen yerde ordugâh kurmuştu ve savaş bakımından bulunduğu yer çok uygundu.</p>
<p>Ancak yine tecrübesiz kumandanlar burada Moğol saldırısını karşılamak yerine, yirmi bin kişilik bir Selçuklu kuvveti ile hücuma geçtiler. Moğollar bu hücum karşısında önce geri çekilmişler, sonra da geri dönerek Selçuklu kuvvetine saldırmışlar ve onları mağlup etmişlerdi. Bu mağlubiyet Selçuklularda umumi bir panik havası yarattı, bazı kumandanlar da kaçmayı tercih ettiler. Kaçanlardan biri de beceriksiz ve korkak Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev idi. Esas Selçuklu ordusu daha savaşa girmeden mağlup olmuştu (14 Muharrem 641/4 Temmuz 1243).</p>
<p>Moğollar da bu firarı anlayamamışlar, Selçukluların bir savaş taktiği sanmışlardı. Daha sonra durum anlaşılmış ve onlar Selçuklu ordugâhından büyük ganimet elde etmişlerdi. Selçukluları Kösedağ Savaşı’nda mağlup eden Baycu Noyan bundan sonra Sivas’a ilerledi, Sivas kadısı Necmeddîn Moğol istilası sırasında Hârezm’de bulunduğu için onların neler yaptığını bizzat görmüştü. Bu bakımdan şehrin ileri gelenleri ve kıymetli hediyeler ile Moğolları karşılayarak itaatini bildirdi. Yine de şe­hir Baycu Noyan’ın emriyle üç gün yağma edildi. Fakat halkın canına dokunulmadı.</p>
<p>Buna karşılık Kayseri, Moğol muhasarasına başarı ile mukavemet etti, ancak şehir muhafızlarından Hüsâm adlı bir Ermeni dönmesinin ihaneti durumu değiştirdi ve Moğollar şehre girmeye muvaffak oldular. Tabii Kayseri onlara mukavemetinin cezasını feci şekilde ödeyerek yağma tahrip ve kat­liama uğradı. Moğollar Azerbaycan’a dönüşte, Erzincan&#8217;ı da işgal ve tahrip ettiler. Artık Anadolu’dan Suriye yönünde göç ve kaçış başlamıştı. Kaçanlar­dan biri de yine Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev idi ve canını kurtarmak için muhtemelen İstanbul’a gitmeyi düşünmüştü.</p>
<p>Selçuklu Devleti tam manasıyla başıboş bir manzara arzederken, Vezir Mühezzibüddîn Ali ve Amasya kadısı Moğollar ile barış yapmayı tasarladı­lar ve onların peşinden Azerbaycan’daki Mugan ordugâhına gittiler. Burada Moğollar ile yapılan görüşmeler sırasında vezir, Selçukluların sayısız kale ve askerlere sahip olduğunu söyleyerek Anadolu’ya kolaylıkla hâkim olunama­yacağını ifade etti. Neticede Selçukluların Moğollara yılda 360.000 dirhem (gümüş) para, on bin koyun, bin sığır, bin deve vermesi kararlaştırılarak iki taraf arasında bir barış yapıldı. Böylece bu iki devlet adamı Moğol istila ve tahribini ilk anda önlemeye muvaffak oldular.</p>
<p>Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev ise barış girişimlerini duyduğu zaman Konya’ya dönmüştü. Bu barış Konya’da bir bayram havasının yaşanmasına sebep oldu. Tabii bu antlaşmanın bir de Moğol Hanı’nca tasdiki gerekiyordu.</p>
<p>Bu maksatla Batı Moğolları’ın hü­kümdarı olan Batu Han’a çok değerli hediyeler ile Şemseddîn İsfahanî baş­kanlığında bir elçi heyeti gönderildi, Selçuklular ile Moğollar arasındaki ant­laşma yeniden düzenlenerek imza edildi. Bu elçi heyeti memlekete döndüğü sırada başarılı devlet adamı Vezir Mühezzibüddîn Alî öldü ve onun yerine Şemseddîn İsfahanî vezir tayin edildi. Kösedağ bozgunu Selçuklulara tabi olan devletlerde de haliyle kopmalara yol açmıştı. Nitekim Ermeni Hetum ve Trabzon’daki Komnenoslar derhal Moğollara tabi oldular. Ancak İznik’teki Bizans Devleti ile Selçuklular arasındaki dostluk ve anlaşma devam etmişti. Özellikle Kilikya Ermenileri tabi oldukları Selçuklu Sultanı’na Kösedağ Sava­şı sırasında asker göndermediler.</p>
<p>Ayrıca Ermeniler savaştan sonra Halep’e gitmeye çalışan II. Gıyâseddîn Keyhusrev’in annesi ve karısı başta olmak üzere herkesi Moğollara teslim etmiş, Türklere ait bazı kaleleri ele geçirmiş­lerdi.</p>
<p>Bu bakımdan onlara karşı bir sefer tertiplemek gerekiyordu. Lampron hâkimi Konstantin de Selçukluları bu hususta bir sefere teşvik ediyordu. Ni­hayet Selçuklu ordusu harekete geçerken, sultan da Antalya’ya gidiyordu. Bu sefer sırasında Selçuklu ordusuna Lampron hâkimi Ermeni Konstantin öncülük etti. Türkler tekrar Çukurova’nın bir kısmını ele geçirerek Tarsus’u kuşattılar, ancak yağan yağmurlar ve seller Türk ordusunun şehri almasına engel oldu. Ayrıca gelen bir haberde ordunun acele geri dönmesi ve sultanın öldüğü bildiriliyordu.</p>
<p>Vezir Şemseddîn İsfahanî bu etapta akıllı davranarak sultanın öldüğünü gizlemiş ve Ermeniler ile barış yapmıştı. Buna göre, Ermeniler tazminat ve zararları ödeyecek, Brakena Kalesi’ni iade edecek ve eskiden olduğu gibi yine Selçuklulara tabi olacaklardı (1245 yılı sonu) Fakat bundan sonraki olaylar Ermeniler lehine cereyan etmiş, bu sebeple onlar anlaşmaya uymamışlardı. Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev, Selçuklu ordusu Tarsus’ta kuşatma ile meşgul iken, Alâiyye’de bulunuyordu ve içki içtiği bir sırada aniden fenalaşarak öldü (1245 yılı sonu).</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/">Türkiye Selçukluları -II. Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Dönemi –</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -Kuruluş Devri-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-kurulus-devri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-kurulus-devri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2015 15:23:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Dandanakan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebul Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Emir Bozan]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kutalmış]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah]]></category>
		<category><![CDATA[Nizamulmülk]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Romanos Diogenes]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda önemli derecede rol oynayan Dendânakan Savaşı’nı (1040) kazandıktan hemen sonra, süratle İran’ı geçe­rek Doğu Anadolu’ya yapılan Türk akınları bu bölgedeki Bizans mukaveme­tini kırma yönünden büyük bir önem taşır. Öte taraftan Selçuklu sultanı Alp Arslan’ın Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Savaşı’nda (1071) Bizans’ı mağlup etmesi Türklerin Anadolu’ya yerleşmesine imkân sağlıyordu. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-kurulus-devri/">Türkiye Selçukluları -Kuruluş Devri-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="  wp-image-8313 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye Selcuklu Devleti" width="469" height="391" /></a></p>
<p>Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda önemli derecede rol oynayan Dendânakan Savaşı’nı (1040) kazandıktan hemen sonra, süratle İran’ı geçe­rek Doğu Anadolu’ya yapılan Türk akınları bu bölgedeki Bizans mukaveme­tini kırma yönünden büyük bir önem taşır. Öte taraftan Selçuklu sultanı Alp Arslan’ın Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Savaşı’nda (1071) Bizans’ı mağlup etmesi Türklerin Anadolu’ya yerleşmesine imkân sağlıyordu. Bunun neticesinde Anadolu’ya büyük bir göç başlamış, yüzyıllar boyunca süren bu nüfus hareketinde Azerbaycan bir geçiş noktası olmuştu. Türkiye Selçukluları Devleti bu kesîf Türkmen kütlelerinin Anadolu’ya göç etmesi sayesinde kurulmuştu. Bu devletin kurucusu ve Anadolu’yu fetih tari­hinin başlıca kahramanı Selçuk’un torunu olan Kutalmış’ın oğlu Süleyman- şâh’tır.      Süleyman-şâh devrinin siyasi olayları tarihî manasıyla hayatının son safhasında açıklığa kavuşmaktadır. Onun ve kardeşlerinin ne şekilde ve hangi sıfatla Anadolu’ya gelmiş oldukları ve devletin kesin kuruluş tarihi üzerinde gerek yerli ve gerekse yabancı tarihçiler hâlâ bitmemiş münakaşalar sür­dürmektedirler. Onların Anadolu’ya gelişleri hususunda muhtelif rivayetler vardır. Bunlardan birisine göre Süleyman-şâh ile ağabeyi Mansûr Malaz­girt Savaşı’na katıldılar, bu savaşta büyük yararlıklar gösterdiler ve Sultan Alp Arslan da saltanat sürmesi için Anadolu’yu Süleyman-şâh’a tahsis etti. Başka bir rivayette ise; Kutalmış’ın Alp Arslan’a isyan edip öldürülmesinden (1064) sonra Sultan’ın onun oğullarının hayatına son vermek istediğini, Vezir Nizâmülmülk’ün hanedan azasının öldürülmesinin uğursuzluk getireceğini bildirmesiyle bu karardan vazgeçildiğini, fakat bunların yeniden isyan etme­lerini önlemek için fetihle meşgul olmak üzere Anadolu’ya gönderildiklerini, bu suretle ya gaza yaparak devlete hizmet etmek veya bu uğurda şehit olarak bir zarara sebebiyet vermemelerinin sağlandığı ileri sürülmüştür.</p>
<p>Doğruluğu tam olarak şüphe götürmekle beraber itimada en layık ri­vayetlere göre; Süleyman-şâh, ağabeyi Mansûr ve kardeşleri Alp îlig ile Dev­let (Dolat) muhtemelen 1073 yılında, yani Sultan Melikşâh devrinde (1072- 1092), Urfa ve Birecik yakınlarına kaçmışlar veya sürülmüşlerdi. Bunların o bölgedeki, yine Selçuklu devlet arazisinde tutulmayarak hudutlara sürülmüş oldukları anlaşılan, Türkmen gruplarıyla temas kurdukları ve soylarının asa­leti sebebiyle bunlar tarafından başbuğ tanındıkları anlaşılmaktadır. Ayrı ayrı birliklerin başında oldukları halde bölgede harekâtta bulunan dört kardeşten ikisinin bu arada Suriye olaylarına karıştıkları ve bu bölgenin fatihi Atsız’a başkaldıran Şökli adında başka bir Türkmen beyini desteklerken, Mısır’da­ki Fâtımî halifesi el-Mustansır (1036-1094) ile anlaşıp Büyük Selçukluların baştan beri takip ettikleri Sünnî siyasete yüz çevirdikleri, fakat Atsız tarafın­dan mağlup edilerek Sultan Melik-şâh’ın yanma gönderildikleri görülüyor (1075). Bu iki kardeş muhtemelen Alp ilig ve Devlet idi. öte taraftan Kasım 1074&#8217;te Mirdasî emîri Mahmûd’un ölümü ile Süleyman-şâh önce Halep’i ve daha sonra da Bizanslı bir valinin idaresindeki Antakya’yı kuşatmıştı. Fakat herhangi bir başarıya ulaşamadan Halep’ten bir miktar mal almış, Antakya&#8217;yı ise yıllık 20.000 dinar haraca bağlayabilmişti.</p>
<p>Sultan Alp Arslan ile ona Malazgirt’te mağlup ve esir olan IV. Romanos Diogenes arasında kararlaştırılan barışın yeni tahta çıkan VII. Mikhail Dukas (1071-1078) tarafından tanınmaması üzerine muhtelif Türkmen kütleleri Sul­tan Alp Arslan’ın emriyle Anadolu’ya girmiş bulunuyorlardı. Sonraki kaynak­ların ifadesine dayanılarak elde edilen pek tafsilatlı olmayan kısa rivâyetlere göre, bu sırada Anadolu’nun muhtelif bölgelerini zapt eden birçok Türkmen beyi zikrolunur. Bu adı geçen beylerin adıyla anılan küçük devletler gerçekten teşekkül etmiş ve uzunca bir süre yaşamıştı (Bk. Beylikler kısmına). Ancak dikkate şayan olan cihet, Anadolu&#8217;nun ilk fatihleri sayılan bu Türkmen reisle­ri arasında Artuk Bey’den gayrisinin faaliyetini tespit etmenin pek mümkün olmayışıdır. Artuk Bey, Sultan Melikşâh devrinde Anadolu fütûhatına katıla­rak pek büyük başarılar elde etmiş, Orta ve Kuzey-batı Anadolu’da faaliyette bulunmuş, fakat daha sonra taht mücadeleleri sırasında Melikşâh tarafından geriye çağrılmıştı.</p>
<p>Öte taraftan Suriye’de Atsız’ın kuvvet ve kudreti karşısında Süleyman-şâh ve Mansûr bu bölgeden faaliyetlerini Anadolu içlerine nakletmeyi daha uygun bulmuş olmalıdırlar. Artuk Bey’in de Anadolu’dan geri çağrılmış ol­ması, soylarının yüceliği bakımından onlara herhalde Anadolu’da bulunan Türkmen grupları üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurmak fikrini vermiş idi. Ancak yine de Süleyman-şâh’ın Anadolu’ya girdikten sonra, önce ne­relerde faaliyette bulunduğu pek belli değildir. O Antakya önünden ayrılıp Anadolu içine girdikten sonra muhtemelen Konya civarında harekâtta bu­lunmuş, bu şehri ve yakınında bulunan Gâvele (Gevele) Kalesi’ni almıştır (Takriben 1075). Böylece Kutalmışoğulları da, Büyük Selçuklu Devletini ku­ran amcazâdeleri gibi, bir devlet teşkil etme yolunda, yani Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşunu gerçekleştirmede ilk adımlarını attılar11. Kutalmışoğulları daha sonra batı yönünde fetihlere devam ettiler ve bu arada Bizans’taki taht mücadelelerinden geniş ölçüde yararlandılar. Nikephoros Botaneiates 7 Ocak 1078’de kendini imparator ilan ederek Kutalmışoğulları’nın yardı­mını sağlamıştı. Nihayet o 24 Mart’ta İstanbul’a girerek imparator oldu. Kutalmışoğullan’nın bir süre N. Botaneiates’i destekledikleri anlaşılıyor.</p>
<p>Nitekim yine imparatorluk mücadelesinde bulunan Nikephoros Bryennios da onların yardımıyla mağlup ve esir edilmişti. Bundan sonra Kutalmışoğulları Boğazlara yakın bölgelerde yerleşmişler, böylece İzmit ve çevresi Selçuk­luların eline geçmişti.</p>
<p>İşte tam bu sırada mahiyeti hâlâ yeterli derecede açıklanmamış olan Önemli bir olay oldu. Sultan Melikşâh Anadolu’daki bu duruma müdahale etti. Sultan’ın, Kutalmışoğulları’nın Anadolu’da yerleşmekte oluşlarını dik­katle takip ettiği anlaşılıyor. Amcası Kavurd’un saltanatının ilk yılında ayak­lanmasından ve öldürülmesinden (1073) sonra onun sıkı bir merkeziyetçi devlet siyaseti izlediği muhakkaktı. Ancak bu merkeziyetçi idareye karşı iki yönde, Suriye ve Anadolu’da gelişmeler olmakta idi. Suriye’de Atsız fazlaca kuvvetlenince Sultan Melikşâh kardeşi Tutuş’u oraya göndermişti. Atsız’ın Tutuş tarafından ortadan kaldırılmasıyla Suriye bu suretle itaat altına almı­yordu (1079). Sultan Melikşâh aynı şekilde Anadolu’yu kendi idaresi ve itaati altına almak için harekete geçmiş ve buraya Emir Porsuk’u göndermiş olmalı­dır. Emîr Porsuk yapılan bir savaşta (veya savaş yerine Mansûr ile yaptığı teke tek vuruşmada) Mansûr’u öldürmüş, fakat başkaca bir netice elde edemeye­rek geri dönmek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Ağabeyinin ne şekilde olursa olsun ortadan kalkmasından sonra Süley­man-şâh bir müddet daha Bizans ile işbirliğinde bulundu. Emîr Porsuk’un ona karşı bir şey yapamamış olmasında belki de Bizans’ın desteğini görmüş olması da rol oynamıştır. Süleymanşâh’ın durumunun bundan sonra da kuv­vetlendiği anlaşılıyor. 1079-1080 yıllarında Türk fetihleri Marmara ve Kara­deniz sahillerine kadar uzanmış, bir taraftan da Adalar (Ege) denizi kıyılarına ulaşmıştı. Ancak Bizans’ta taht aşığı kumandanların bir türlü sonu gelmiyor­du. Nitekim 1080 yılı sonlarında bu kez Nikephoros Melissenos Süleyman-şâh ile anlaşarak imparatorluğunu ilan etti. Bu şahıs Türk kuvvetlerinin yar­dımı ile İznik (Nikaia) şehrini karargâh edinerek İstanbul üzerine yürümeye hazırlandı. Artık imparatorluğunu ilan etmek sırasının kendisine geldiğini düşünen Aleksios Komenos bu sefer tarafsız kaldı. Aleksios aynı zamanda eniştesi olan Melissenos’u Sezarlık vaadiyle uyuttu ve hile ile İstanbul&#8217;a gire­rek kolayca imparatorluğu elde etti (4 Nisan 1081). N. Melissenos’un bu su­retle kenarda kalması neticesinde Süleyman-şâh, gerek İznik ve gerekse onun tarafından muhafaza edilmeleri için garnizonlar yerleştirmek üzere, Türklere teslim edilen kaleleri bir daha terk etmeyerek İznik’te yerleşti. Bu suretle İznik muhtemelen 1080 yılı sonlarında Türkiye Selçuklu Devleti’nin merkezi oluyordu.</p>
<p>Aleksios’un tahta geçmesi Süleyman-şâh’ı Bizans&#8217;a karşı daha serbest ve kaygısız davranmaya sevk etti, yeni İmparator ile hiç olmazsa önceden bir ittifak mevcut değildi. Bu sebeple Türkler artık Boğaziçi sahillerine kadar iler­lediler, buradan geçen gemilerden haraç almak üzere karakollar tesis ettiler. Bütün Bithynia bölgesi (Anadolu&#8217;nun kuzeybatı bölgesi, başlıca şehirleri İz­mit, Bursa ve İznik’tir) şehirleri ister istemez Türklere teslim olmuşlardı. İm­parator Aleksios önce İstanbul şehrine serbest bir nefes aldırmak maksadıyla küçük gemilerle Boğaz sahilinde bulunan Türk karargâhlarına korsan baskın­lar tertip etti ve bunları geri çekilmeye zorladı. Ancak Aleksios’un Balkanlar­daki durumu hiç de iyi değildi. O Balkanlardaki Peçenek ve Norman tehlike­sini ortadan kaldırmak maksadıyla Süleyman-şâh ile anlaşmayı tercih etti. O Süleyman-şâh’a hediye nâmı altında muayyen bir yıllık haraç vermek suretiy­le barış istiyordu. İki taraf arasında varılan anlaşmaya göre; Türkler bugünkü Maltepe&#8217;de Dragos tepesinin batısından İzmit Körfezine dökülen küçük Drakon çayına kadar olan hattı Bizans ile hudut kabul ettiler (1081). Süleyman-şâh’ın bu münasebetle Bizans İmparatoru’na batıdaki düşmanlarına karşı savaşlarında yardımcı kuvvetler göndermeyi taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Böylece batıda sınırlarını hemen hemen İstanbul civarına kadar uzatmış bu­lunan Süleyman-şâh Anadolu’nun iç taraflarında muhtelif Türkmen kütlele­rinin harekâtına müdahale etmek, bilhassa başşehirleri İstanbul ile irtibatları kesilmiş, güney ve güneydoğu şehirleri ile uğraşmak için serbest kalmış bu­lunuyordu. Nitekim Süleyman-şâh gözlerini Güneydoğu Anadolu’ya çeviri­yordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Süleyman-şâh’ın Fetihleri</strong></p>
<p>Süleyman-şâh, İmparator Aleksios ile yaptığı (1081) anlaşmasından sonra bir taraftan muhtelif kumandanlar vasıtasıyla, tafsilatı pek belli olma­yan fetih hareketlerine devam ederek Anadolu’nun kuzeyinde hâlâ Bizans’ın elinde bulunan bazı kaleleri zapt ettirirken, bir taraftan da kendisi güneye doğru yürüdü ve Tarsus’u muhasara ederek aldı (1082). Bunu takip eden yıl içinde (1083) Türkiye Selçuklu hükümdarının başta Adana, Misis (Mamistra) ve Anazarbos olmak üzere hemen bütün Kilikya sahasını fethettiği görülmek­tedir. Bu suretle Ermeni Philaretos’un, Toroslardan Urfa’ya kadar kurmuş ol­duğu hâkimiyetin batı kısmı Selçukluların eline geçmiş bulunuyordu. Bundan sonra sıra Antakya’ya geldi. Çok eski devirlerden beri Suriye&#8217;nin en mühim şehri ve merkezi olmuş bulunan bu büyük şehre gözünü diken sadece Süleyman-şâh değildi. Halep’i ele geçirmiş bulunan Ukaylîlerden Şerefüddevle Müslim b. Kureyş ve Suriye Selçuklu meliki Tutuş da Antakya’nın fethini hedef edinmiş idiler. Bu bakımdan Antakya’yı feth etmek için büyük hazırlıkların yanı sıra Müslim b. Kureyş ile Tutuş’u da unutmamak gerekiyordu. Bu sebeple Süleyman-şâh’ın Kilikya’yı ele geçirdikten sonra İznik&#8217;e dönerek kendisi güneyde meşgul ola­cağı sırada devletin öteki kısımlarını emniyete almak hususunu düşündüğü anlaşılıyordu. Nitekim o, emîrlerinin en kıymetlisi Ebu’l-Kasım’ı İznik’te ken­disine vekâlet etmek üzere bırakırken, bir taraftan da Anadolu’nun Selçuk­lulara tabi olan bölgelerine ayrı ayrı valiler göndermiş olmalıdır. Süleymân-şâh Antakya üzerine hareket ederken, Philaretos&#8217;a hududu bulunan Türk beyleri de aşağı yukarı aynı zamanda onun topraklarına yürümüşler, böylece Süleyman-şâh’ın karşısına büyük kuvvetler ile çıkmasına engel olmuşlardı. Bu anda Emîr Danişmend’in Ermeni Gabriel&#8217;in hüküm sürdüğü Malatya’yı muhasaraya giriştiği (1085) ve Emîr Buldacı’nın yukarı Ceyhan bölgesini El­bistan ve civarını zapt ettiği görülmektedir.</p>
<p>1084 yılı içinde Philaretos’un Urfa’ya kumandan olarak bıraktığı oğlu Bar­sam ile arası açılmıştı. Babası tarafından tutuklanan ve Antakya Kalesi’nde hap­sedilen Barsam, rivayete göre, Antakya şehrinin şahnesi olan İsmail adında bir müslüman ile anlaşarak babası aleyhine onunla birleşmiş ve Philaretos’un bir düğün münasebetiyle şehirde bulunmamasından yararlanarak hapisten kaç­mış ve İznik’e gitmişti. Barsam burada Süleyman-şâh ile Antakya’nın kendisine teslimi hususunda anlaştı. Bunun üzerine Süleyman-şâh beraberinde az sayı­da kuvvet bulunduğu halde süratle Antakya’ya doğru hareket etti. Netice olarak Antakya 13 Aralık 1084’te Süleyman-şâh tarafından fethedildi. Şehre Müslüman Şahne İsmail’in yardımı ile gizlice giren Selçuklu kuvvetleri büyük bir mukave­metle karşılaşmamışlar ve bu sebeple yerli halka kötü muamelede bulunma­mışlardır. Ancak Philaretos’un kuvvetlerinden bir kısmı iç kaleye sığındı. Bu se­beple şehrin iç kalesinin bir ay daha mukavemet ettikten sonra 12 Ocak 1085&#8217;te Süleyman-şâh’a teslim &#8216;olduğu anlaşılmaktadır. Getirdiği az sayıdaki kuvvet­leri, fetihten sonra, yetişen öteki birliklerle takviye eden Süleyman-şâh ayrıca Aymtab, Hârim, Tell-bâşir, Ra’ban, İskenderun ve Süveydiye (Samandağ)’yi de işgal etmişti. Bunun üzerine rivayete göre Philaretos, Büyük Selçuklu sultam Melikşâh’ın yanma giderek Müslümanlığı kabul etmiş ve kendisine tevcih olu­nan Maraş’a gelerek burada 1090 yılından önce ölmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Süleyman-şâh’ın Ölümü</strong></p>
<p>Ancak Süleyman-şâh’ın Antakya şehrini almakla, hem Şerefüddevle Müslim hem de Melik Tutuş ile mücadele etmesi mukadderdi. Nitekim mü­cadelenin ilk safhası Şerefüddevle ile oldu. Halep emîri daha önce Antakya üzerine yürümüşse de, şehrin muazzam surları karşısında bir şey yapama­yarak geri çekilmişti. Bundan sonra Philaretos ile bir anlaşma yapan Şere­füddevle Müslim ondan yıllık muayyen bir cizye almakta idi. Bu gelir kay­nağını kaybetmek istemeyen Şerefüddevle, Süleyman-şâh&#8217;a haber gönde­rerek Philaretos’un ödediği cizyeyi göndermesini istedi. Bu tabiatıyla olacak şey değildi, müslüman bir şehirden ve hükümdanndan cizye istenemezdi. Süleyman-şâh onun bu istediğini reddedince iki taraf arasında savaş zorunlu oldu. Şerefüddevle ile Süleyman-şâh’ın savaşçıları karşılıklı birbirinin arazisini yağmalamaya başladılar. Nihayet 24 Safer 478/20 Haziran 1085’te iki taraf Halep ile Antakya arasında Kurzâhil mevkiinde karşılaştılar. Bu savaşa Şerefüddevle ile başlayan Çubuk Bey ve idaresindeki Türkmenler Süleyman-şâh’ın tarafına geçtiler. Bu sebele Şerefüddevle bozguna uğraya­rak öldürüldü. Süleyman-şâh buradan Halep üzerine yürüyerek şehri kuşattı ve Şerefüddevle’yi de bu şehrin kapısı önüne gömdürdü. Antakya&#8217;nın zaptından sonra Şerefüddevle&#8217;nin ortadan kaldırılması ve Halep’in kuşatılması artık Süleyman-şâh ile Büyük Selçuklular arasındaki mücadeleyi ön plana ge­çirmişti. Şerefüddevle’nin Halep’te bıraktığı Emir Şerîf Ebû Ali Haşan Halep’i savunurken, bir taraftan da hem Sultan Melikşâh’a hem de Melik Tutuş&#8217;a mektup yazmış ve şehri teslim almak üzere ya bizzat gelmelerini, yahud ken­dilerini kurtarmak üzere büyük bir ordu göndermelerini istemişti. Bu sırada Süleyman-şâh Şeyzer, Kefertab ve Maarretünnuman kalelerini ele geçirmişti. O, Kınnesrin’i de kuşatıp aldıktan sonra bütün kuvvetleriyle Halep önünde toplandığı sırada Tutuş’un harekete geçtiği haber alındı. Artuk Bey de bu sı­rada Tutuş’un yanında bulunuyordu. Onun kuvvetleriyle takviye edilmiş olan Tutuş Halep’e üç mil uzaklıkta bulunan Ayn Seylem mevkiinde 18 Safer 479/4 Haziran 1086’da Süleyman-şâh’ın ordusu ile savaşa tutuştu. İki Türk ordusu arasındaki bu savaşın neticesini yine Çubuk Bey ve Türkmenler tayin ettiler. Bunlar bu sefer Süleyman-şâh’tan ayrılıp Tutuş tarafına geçtiler. Süleyman- şâh savaşı kaybettiğini görünce intihar etti.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun fethi, daha önceki fetih hareketlerinin hiçbiriyle mukaye­se edilemeyecek bir ölçüde dünya tarihini etkilemiştir. Türk milleti varlığını, emsalsiz tarihî gelişmesini ve ezelî bağımsızlığını bu fethe borçludur. Bu se­beple bizim için Süleyman-şâh’ın adı, tarihimizin öteki büyük şahsiyetleri­nin önünde, onların bayrakdân manasını taşımaktadır ve bundan sonra da taşımalıdır. Nitekim şu sözler büyük bir gerçeğin ifadesidir: “Süleyman-şâh Anadolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası, ”dır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Süleyman-şâh’ın Ölümünden Sonra Anadolu Olayları &#8211; Eb’ul-Kasım Hükümeti:</strong></p>
<p>Süleyman-şâh’ın ölümünden sonra, özellikle Anadolu&#8217;nun bazı ke­siminde, Marmara Denizi ve Adalar Denizi bölgesinde vuku bulan olaylar hakkında hemen hemen bütün bilgimizi Bizans tarihçisi Anna Komnena’ya borçlu bulunmaktayız. Onun eseri bilhassa kronolojik bakımdan çok karışık olmasına rağmen, Türkiye tarihinin aşağı yukarı kırk yıllık bir kısmı (1080- 1118) için tek kaynak olmak vasfını taşımaktadır.</p>
<p>Süleyman-şâh 1084 yılı Aralık ayı içinde Antakya’yı fetih için yola çı­karken İznik ve civarını Ebu’l-Kasım adında bir Türk beyine bırakmıştı. Antakya’nın zaptı sırasında Karategin adında bir Türk beyi Karadeniz kıyısında Sinop’u zapt etti (1085 başı). Burada bulunan külliyetli altın ile büyük­çe bir imparatorluk hâzinesi bu Türk beyinin eline geçti. Ancak Süleyman- şâh’ın Tutuş karşısında mağlup olarak intihar etmesinden sonra bu durum­dan istifade eden İmparator Aleksios’un Türklerin eline geçmiş olan Kara­deniz kenarındaki sahil şehirlerini geri almaya muvaffak olduğu anlaşılıyor. İmparator Aleksios, Sultan Melikşâh&#8217;ın gönderdiği Siaus (Çavuş veya belki de Siyavuş) şeklinde kaydolunan bir elçisini kandırarak kendi tarafına çek­meye muvaffak oldu. Nitekim Sinop’a giden Siaus, Melikşâh’ın mektubunu göstererek Karategin’i Sinop’u terk etmeye ve ele geçirdiği hâzineleri de İmparator’un adamlarına bırakmaya kandırdı. Böylece Sinop tekrar Bizans’a teslim olundu. Ancak durum her tarafta aynı değildi. Süleyman-şâh’ın ölüm haberi, onun muhtelif bölgelere tayin etmiş olduğu Türk beylerinin ba­ğımsız hareket etmelerine sebep oldu. Bunlardan hükümet merkezi olan İznik’i elinde bulundurduğu cihetle en nüfuzlusu olan Ebu’l-Kasım rivaye­te göre kendisini sultan ilan ettiği gibi, kardeşi Ebu&#8217;l-Gazî’ye de Kapadokya emirliğini bıraktı. Becerikli ve gayet haris bir kimse olan Ebu’l-Kasım bun­dan sonra Marmara sahillerine akınlar yaparak bütün Bithynia’yı yağmala­maya başladı. İmparator Aleksios bunun üzerine evvelce Süleyman-şâh’a uygulamış olduğu taktiğe müracaat ederek Türk akıncılarını sahilden geri sürdü ve Ebu’l-Kasım’ı barış istemeye zorladı. Ancak Ebul-Kasım anlaşma görüşmelerini devamlı olarak uzatmakta olduğundan İmparator nihayet İz­nik üzerine bir kuvvet göndermeye mecbur kaldı. Bu kuvvetin başına Türk asıllı Tatikios (Tetik ?)’u geçirmişti. Ayrıca Sultan Melikşâh’ın da İznik’i ita­at altına almak üzere Emîr Porsuk kumandasında elli bin kişilik bir kuvvet gönderdiği öğrenildi. Fakat Tatikios böyle bir kuvvetle başa çıkmayacağını düşünerek neticede İstanbul’a çekilmek zorunda kaldı.</p>
<p>Ebu’l-Kasım’ın bundan sonra da rahat durmadığı anlaşılıyor. Herhalde Porsuk, kuvvetleriyle henüz uzakta bulunuyor veyahut Ebul-Kasım onun gelişini başka bir şekilde yorumluyordu. Ebu’l-Kasım’ın bu kez de Marmara Denizi’nin güney sahilini ele geçirmek istediği görülüyor. Nitekim o küçük bir donanma kurmayı tasarladı ve bu maksatla sahilde bulunan Kios (Gem­lik) şehrini zapt ederek burada gemiler yaptırmaya başladı. Ancak Aleksios, bunun imparatorluk için yarattığı tehlikeyi kavrayarak derhal faaliyete geç­ti. Bütün donanmasını Manuel Butumites emrine vererek Ebu’l-Kasım’ın donanmasını yakmakla görevlendirdi, karadan da büyükçe bir kuvvetle Tatikios Türklerin üzerine sevk olundu. Her iki kuvvetin de üzerine gönde­rilmesinden endişelenen Ebu’l-Kasım üstün Bizans donanmasına karşı ko­yamayacağını düşünerek Kios’tan geri çekildi. M. Butumites süratle gelerek Ebu’l-Kasım’ın herhalde henüz kızakta bulunan gemilerini yaktı. Pek az son­ra da Tatikios kara yolundan yetişerek mevzi aldı. Ebu’l-Kasım&#8217;ın çekildiği (Halykai veya Kyparisson) mevkiinde Bizanslılar ile Türkler arasında on beş gün süreyle ufak tefek çarpışmalardan başka büyükçe bir savaş yapılmadı. Neticede Tatikios savaşa karar vermek zorunda kaldı. Savaş bir kısım Türk askerinin ölmesi, esir edilmesi, daha çoğunun ise bütün eşya ve teçhizatını bırakarak kaçması ile neticelendi. Ebu’l-Kasım güçlükle İznik’e ulaşabildi. Bütün bu olayların oluş şekli ve tarihi hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak Bizans’taki başka olaylara bakarak Emir Porsuk’un gelişinin 1090 yılı sonlarında olması çok muhtemeldir.</p>
<p>Şu halde 1090 yılı ortalarında Ebu’l-Kasım Kios’ta mağlup olduktan sonra İznik’e çekilmişti. Ancak Emîr Porsuk’un Anadolu içinde bağımsız davranan muhtelif Türk beylerini itaata aldıktan sonra İznik’e yaklaşmakta olduğu bu sıralarda Aleksios, Ebu’l-Kasım’a haber göndererek onu İstanbul’a davet etti. Bizans İmparatoru anlaşıldığına göre İznik hâkimi Ebu’l-Kasım’a Porsuk’a karşı bir ittifak teklif ve bu münasebetle onu İstanbul&#8217;a davet etmişti. O bu arada bir taraftan da Türklerin elinde bulunan İzmit’i ele geçirmek istiyor­du. Ebu’l-Kasım İstanbul’da gayet iyi karşılandı, hemen her gün kendisine ziyafetler veriliyor, hipodromda şerefine at ve araba yarışları tertip olunuyor ve İstanbul’da ikamet müddeti birçok neden ile uzatılmaya çalışılıyordu. İki taraf arasında barış ve ittifak görüşmeleri yapıldığı esnada, İmparator Aleksi­os donanma kumandanı Eustathios Kymineianus’u yapı malzemesi, mimar­lar ve işçileri yüklediği gemileriyle İzmit’e yolladı. Bunlar İzmit müstahkem mevkiini kontrol altına alacak yeni bir kale inşa etmekle görevlendirilmişler­di. Kalenin inşası bittikten sonra Aleksios, Ebu’l-Kasım’a pek çok hediyeler ve bir de “Sebastos” ünvanı vererek onu İznik’e uğurladı. Ebu’l-Kasım olan biteni öğrendiği zaman kadere boyun eğmek zorunda kaldı. Çünkü bu sıra­da Emîr Porsuk artık İznik önünde görünmüştü ve Ebu’l-Kasım İmparator’un yardımına muhtaçtı.</p>
<p>Emîr Porsuk İznik’i üç ay muhasara etti. İmparator’un hareket şekline ve hilekârlığına çok içerlemiş bulunan Ebu’l-Kasım bu müddet içinde ken­di imkânları ile Porsuk’un kuvvetlerine karşı İznik’i korudu. Ancak sonunda yardım istemek için İmparator’a başvurmak zorunda kaldı. Bizans İmpara­toru bu sırada Peçeneklere karşı büyük bir ölüm kalım mücadelesi içinde idi. Onun bu cepheden ayıracak kuvveti yoktu, buna rağmen Ebu’l-Kasım’a yardım zorunluluğunu hissetti. Çünkü İznik Porsuk’un eline geçecek olursa burasını Büyük Selçuklu imparatorluğumdan kurtarıp almak elbette hemen hemen imkânsız bir şey olacaktı. Bunun için o yeniden bir hileye başvurdu. O pek küçük bir kuvveti bunlara imparatorluk sancakları, İmparator’un önün­de taşınması alışılmış olan süslü alametleri vermek suretiyle Ebu’l-Kasım’a yolladı. Bu yardım yoluyla Porsuk’u geri çekilmeye zorlamayı ve imkân hâsıl olursa İznik’i kendi adına zapt etmeyi umuyordu. Bu küçük Bizans kuvveti; muhtemelen deniz yönünden şehre girdi, imparator gâyesinin ilkine kolay­lıkla ulaştı. Bizanslılar surlar üzerine çıkıp imparatorluk sancaklarını ve im­paratorun alametlerini göstererek savaş naraları atmaya başlayınca; Porsuk, İmparator’un bizzat geldiği düşüncesiyle kuşatmayı kaldırmayı uygun bul­du. İznik bu suretle kuşatmadan kurtulunca, yardıma gelen kuvvetler, sayıları pek az olduğu ve Ebu’l-Kasım henüz tamamiyle kuvvetten düşmemiş bulun­duğu için, İmparator’un plânının ikinci safhasını gerçekleştiremeyeceklerini anlayarak geri dönmeyi tercih ettiler.</p>
<p>Emîr Porsuk&#8217;un başarısızlığı üzerine Büyük Sultan Melikşâh’ın İznik’in zaptından vazgeçmediğini ve buraya kıymetli kumandanlarından Urfa emîri Bozan&#8217;ı gönderdiğini görüyoruz. Anna Komnena bu münasebetle Melikşâh’ın kendisiyle ittifak etmek üzere, İmparator’a yeniden müracaat ettiğini kaydediyor. Neticede imparator Aleksios da Selçuklu Sultanının ya­nma bir elçi heyeti göndermiş, fakat bunlara verdiği talimatta müzakereleri uzatarak Melikşâh’ı oyalamalarını tembihlemişti. Ancak bu heyet daha yolda iken Melikşâh’ın ölüm haberini almış ve geri dönmüştü. Sultan Melikşâh’ın 19 Kasım 1092’de öldüğünün bilindiğine göre, Bizans elçi heyetinin buna yakın bir tarihte yola çıktığı kabul olunabilir. Bu durumda Bozan’ın İznik önüne gelişini de aynı yılın (1092) ortalarına ve hatta ikinci yarısına koymak herhalde hatalı olmayacaktır.</p>
<p>Öte taraftan Emîr Bozan İznik önüne geldi, şehri hücumla zapt etmek için birbiri arkasına yaptığı teşebbüsler, Ebu’l-Kasım&#8217;ın şiddetli müdafaası ve İmparator’dan istediği yardımı elde etmesi sayesinde bir türlü netice verme­di. imparator bu sırada Peçenekleri Kumanların yardımı ile imha etmiş oldu­ğu için biraz olsun ferahlamış bulunuyordu. Bizans Levunion galibiyetinden (29 Nisan 1091)15 sonra sadece İzmir hâkimi Çaka (Çakan) Bey’le uğraşmak zorunda idi. Bozan bu şekilde İznik’i zapt edemeyeceğini anlayınca muhasarayı kaldırarak karargâhını Lopadion (Ulubat) yanında bulunan Lampe Ir­mağı kenarına nakletti.</p>
<p>Ebu’l-Kasım’ın bu sıralarda artık bağımsız hükümet sürmek imkânının yok olduğunu fark ettiği anlaşılmaktadır. Her halde İmparator’un kendisine ne maksatla yardım ettiğini anlamış olacaktır. Belki de İmparator ile Melikşâh arasında bir anlaşma yapılacağını da haber almıştı. Bu sebeple o, doğrudan doğruya Büyük Sultan’a müracaatla İznik bölgesinde onun valisi sıfatıyla tas­dik edilmeyi ümit ederek büyük hediyeler hazırladı ve kardeşi Ebu’l-Gazî&#8217;yi İznik’te yerine vekil bıraktıktan sonra İsfahan’a doğru yola çıktı. Anna Komnena, onun on beş katır yükü altın ile Sultan’ın yanına gittiğini kaydetmek­tedir. Ancak Ebu’l-Kasım bütün rica ve ısrarlara rağmen Melikşâh tarafından huzura kabul edilmemiş ve kendisine Anadolu işinde tam yetki verilmiş olan Bozan ile anlaşması bildirilmiştir. Bu şekilde arzusuna ulaşamayan Ebu’l- Kasım uzun bir süre bekledikten ve ıstırap çektikten sonra Bozan’ı bulmak için harekete geçti. Ancak yolda Bozan’ın gönderdiği iki yüz kişilik bir müf­reze tarafından yakalanarak kendi yayının kirişi ile boğdurulmuştur. Anna Komnena’ya göre, bu iş Bozan’ın değil Sultan’ın verdiği emirler ile olmuştur. Bu olayın Melikşâh’ın Bağdat’a gitmek üzere hareketinden pek kısa bir süre önce ceryan ettiği tahmin olunabilir (muhtemelen Eylül-Ekim 1092).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil &#8211; Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-kurulus-devri/">Türkiye Selçukluları -Kuruluş Devri-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-kurulus-devri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
