<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>spiritüalizm | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/spiritualizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Jan 2020 13:10:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>spiritüalizm | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Maddî Bir Medeniyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 13:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[iş bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Maddî Bir Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Maddî gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Modern ilim/bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Pragmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[spiritüalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdiye kadar söylediklerimizden anlaşılır ki, doğulular batı medeniyetinin maddî bir medeniyet olduğunu söylerken yanılmamışlardır. Materyalizm kelimesi ancak XVIII. asırda ortaya çıkmıştır. Berkeley bu kelimeyi îcat etmiş, bununla maddenin gerçek varlığını kabul eden felsefî teorileri kasdetmiştir. Bir müddet sonra bu kelime daha dar bir mânâ kazanmış ve bugüne kadar devam etmiştir. Bu anlayışa göre kâinatta maddeden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/">Maddî Bir Medeniyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23847 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/indir.jpg" alt="" width="245" height="294" /></p>
<p>Şimdiye kadar söylediklerimizden anlaşılır ki, doğulular batı medeniyetinin maddî bir medeniyet olduğunu söylerken yanılmamışlardır.</p>
<p>Materyalizm kelimesi ancak XVIII. asırda ortaya çıkmıştır. Berkeley bu kelimeyi îcat etmiş, bununla maddenin gerçek varlığını kabul eden felsefî teorileri kasdetmiştir. Bir müddet sonra bu kelime daha dar bir mânâ kazanmış ve bugüne kadar devam etmiştir. Bu anlayışa göre kâinatta maddeden ve ondan çıkan şeylerden başka hiçbir şey yoktur. İşte bu mefhum, bu anlayış dünya târihinde yenidir ve modern zihniyetin mahsülüdür.</p>
<p>Bizim meseleyi ele alışımız sâdece bu târife göre değildir, kasdettiğimiz bir hâlet-i rühiyyedir. Yâni maddî sâhaya âit şeylere az veya çok şuurlu olarak daha fazla yer vermek, üstünlük tanımak, maddî sâha ile ilgili düşüncelere daha fazla ehemmiyet vermek, gerek nazarî şekilde olsun, gerekse pratikle ilgili olsun. Işte bu çağdaşlarimızın ekseriyetinin zihniyetidir.</p>
<p>Son asırlar boyunca bütün profan/dünyevî ilimler/bilimler maddî dünyânın incelenmesi ile meşgul olmuştur. Bu ilimlerin metotları da ancak bu maddî dünyâya tatbik edilebilir. Oysa yalnız bu metotların “ilmî” olabileceğini ileri sürmüşler, diğer metotları ve maddî sâha ile ilgili olmayan şeylerle alâkalı her ilmi ve metodu “ilmî” olmadığı gerekçesiyle reddetmişlerdir.</p>
<p>Felsefî mânâda “materyalist” olmayanların, hattâ inananların bile maddî olmayan ilimler karşısındaki ilmî tutumları bu mânâda materyalistlerden hiç farklı değildir.</p>
<p>Şu halde ortada fiilî veya pratik bir materyalizm mevcuttur. Eğer bir maddî ilim/bilim yegâne ilim olarak takdim ediliyor, eğer insanlar bunun dışında geçerli olabilecek bir bilgi olmadığını ve bunun tartışma götürmez bir hakîkat olduğunu kabul etmeye alışmışlarsa, eğer onlara verilen bütün öğretim onların zihnine bu ilim/bilim hurâfesini/efsânesini kazıyorsa bu insanlar nasıl olup da pratik olarak materyalist olmayacaklar, yâni bütün endîşe ve düşünceleri madde tarafına döndürülmüş olmayacaktır?</p>
<p>Modern insanlar için görülebilen ve dokunulabilen şeyler dışında âdeta hiçbir şey mevcut değil gibidir. Eğer teorik olarak böyle şeylerin varlığını kabul ediyorlarsa, bu şeylerin sâdece “meçhul”, “bilinemez/ gayr-ı mâlüm” olduğunu söylemekle kalmazlar, onların “bilinemez” olduğunu söylemekte âdeta yarış ederler. Eğer “öteki dünya” hakkında bâzı kanâatleri varsa, bunu anlatmak için muhayyileye başvururlar ve bunu dünya hayâtına benzer şekilde takdim ederler, yâni zaman, mekân ve hattâ bir çeşit bedenî varlıkla. Bu durumu ispiritizmacılarda (spirites) görmek mümkündür. Bu da yine materyalizmin bir çeşit görünüşüdür. Ispiritizmacılar bunun en aşırı örneğidir, âdeta bu neviden şeylerin tekelini ellerinde bulundurmaktadırlar.</p>
<p>Işte âhirete, öteki dünyâya inançtaki bu durum da göstermektedir ki, modern batılılar hissî âlemin, duyular âleminin, maddî dünyânın ötesine yükselmekte fevkalâde güçsüzdürler. Pek çok kimse idrak etmek ile tahayyül etmek arasındaki farkı bilmemektedirler. Kant gibi bâzı filozoflar madde ile temsîli mümkün olmayan şeylerin “idrak edilemez” veya “düşünülemez” olduğu beyânında bile bulunurlar. Gerek “spiritüalizm” gerek “idealizm” ekseriya bir çeşit transpoze edilmiş yâni başka kelime ve terimlerle anlatılmış, bir materyalizmdir. Bu felsefî Spiritüalizm için de doğrudur. Felsefî mânâda spiritualizm ve materyalizm, biri olmadan diğeri anlaşılamaz. Descartes’taki düalizmin iki ayrı parçasıdır. Bunun ikiye bölünmesi bir çeşit zıtlık şeklinde ortaya çıktı. O zamandan beri bütün felsefe bu iki terim arasında gidip gelir, katiyen onların üstüne çıkamaz. Spiritüalizmin (mâneviyatçılık, ruhçuluk) adına rağmen “mâneviyat”la hiçbir müşterek tarafı yoktur. Yüksek bir görüş noktasına yükselen kimseler için Spiritüalizmin materyalizmle mücâdelesi hiçbir mânâ ifâde etmez. Zîra bu ikisinin birbirine muhâlefeti basit bir kelimeler kavgasından ibârettir, aşağı yukarı ikisi de aynı şeyi söylerler.</p>
<p>Modern insanlar umümiyetle, ölçülebilen, sayılabilen ve tartılabilen yâni netîcede maddî şeylerin ilminden başkasını idrak edemezler. Modern ilmin kaliteyi/niteliği kantiteye/niceliğe, sayıya ircâ etmek iddiası bu hususta çok dikkate şâyandır. Böylece şu noktaya gelinmiştir ki, eğer ölçmek imkânı yoksa, kantitatif münâsebetleri ifâde eden ilmî konular yoksa, ilim yoktur. Descartes’ın mekanizmi bu temâyülün başlangıcı dır. O zamandan beri bu durum daha da vahimleşerek devam etmiştir. Bugün ölçmeyi/ölçüyü psikolojik sâhada bile tatbik etmek istemektedirler. Halbuki ölçme, ölçülebilme maddenin husüsiyetidir. Her şeyi ölçmek iddiasında olmak demek her şeyi maddîleştirmek, maddî zannetmek demektir. Işte bunlar felsefî materyalizm değilse de pratik ve fiilî bir materyalizmdir.</p>
<p>“Gerçek” (re’alite’) kelimesini anlayış bu hususta hayli mânidardır. Ve umümî hâletirühiyeyi, zihniyeti ifâde eder. Günlük dilde bu kelime münhasıran hissî, maddî gerçeği ifâde etmek için kullanılmaktadır. Dil bir kavmin ve bir çağın zihniyetinin ifâdesi olduğuna göre, bu mânâda, duyularla bilinmeyen her şey gerçek dışı (irre’el) yâni hayalden ibâret, hattâ gayr-i mevcuttur.</p>
<p>Pek çok kimsenin dînî kanaatlerine şöyle bir göz atacak olursak, bunların neden ibâret olduğunu görürüz: Makine gibi ve herhangi bir ders gibi ezberlenmiş birkaç mefhum. Bunlar katiyen kendilerine mâledilmemiş, asimile edilmemiş, içe sindirilmemiştir. Bunlar hakkında zerrece düşünülmemiştir. Ancak hâfızalarında tutarlar. Fırsat düştüğü zaman tekrarlarlar. Çünkü bu bir nevi formalizmin îcâbıdır. Din hakkında bütün bildikleri ve anladıkları budur. Işte bu çeşit inançlı kimseler de fiilî ve pratik materyalizm husüsunda îmansızlardan hiç de aşağı ve geri kalmazlar.</p>
<p>Modern ilim/bilim pratik sonuçlara ulaşmayı gâye edinmiştir. Ilim/bilim pratikte bir şey elde etmek için yapılır. Descartes da kendi fıziğini kurarken bundan mekanik, bir tıp, bir moral meydana getirmeyi düşünüyordu. Halk nazarında ilme verilen îtibar da pratik sonuçları gerçekleştirmeye imkân vermesinden ileri gelmektedir. Burada da gözle görülen elde tutulan şey bahis mevzüudur.</p>
<p>Pragmatizm (Faydacılık) bütün modern felsefenin varacağı yer ve alçalmanın son derecesidir. Günümüzde bir de pratik faydacılık, fıilî faydacılık vardır. Nasıl ki fiilî materyalizm ve felsefî materyalizm varsa. Bu fıilî pragmatizm avâmın hiss-i selim (sağ duyu/le bon sens) dediği şeyle karışır, iç içedir. Bu hemen hemen içgüdüye dayanan faydacılıktır, materyalist temâyülden ayrı düşünülemez. Hiss-i selimi sağ duyu dünyevî-maddî ufku aşamaz, hemen pratik fayda vermeyen şeyle de alâkadar olamaz. Bunun içindir ki hiss-i selim için tek gerçek (réel) hissî, maddî dünyâdır ve ancak hislerden/beş duyudan doğan bilgi vardır. Yine bu bilgi maddî ihtiyaçlara bâzan da duygulara, hislere cevap verdiği ölçüde kıymetlidir. Zâten his, duygu maddeye çok yakın bir mefhumdur. Artık bu mânâda intelligence’a1 (kalp, akl-ı maâd) hiç yer bırakılmaz. Intelligence Bergson’a göre “âletler yapmaya yarayan bir âlet”tir. Bu da, bu çeşidiyle “pragmatizm” (faydacılık) demek olur. Artık hakîkat karşısında ortada sâdece tam bir kayıtsızlık, alâkasızlık vardır.</p>
<p>Bu şartlarda artık endüstri ilmin bir tatbîki olmaktan öte, onun gâyesi, sebebi olmaktadır. Aslında ilmin endüstriden müstakil olması gerekirdi. Burada da normal münâsebetlerin altüst edildiğini görüyoruz. Modern dünyânın bütün gayretiyle sarıldığı şey netîcede endüstrinin ve “machinisme” (makinecilik) gelişmesidir. Böylece maddeye hâkim olmayı isteye isteye netîcede modern insanlar makinenin, maddenin kölesi oldular. Hattâ bizzat kendileri gerçekten makine oldular.</p>
<p>Bâzı sosyologların “iş bölümü” adı altına o kadar övdükleri “ihtisaslaşma” yalnız âlimlere değil, teknisyenlere ve işçilere de empoze edildi. Böylece işçiler için her türlü akıl ve zekâ ile ilgili çalışma imkânsız kılınmış oldu. Eski zamanların zanaatkârlarından çok farklı olarak bugünün işçileri makinenin hizmetkârları, hademeleridir. Adeta makine ile yekvücut olmuşlardır. Bu işçiler durmaksızın, mekanik bir şekilde aynı ve belirli hareketleri, dâima aynı şekilde tekrar etmek mecbüriyetindedirler. İlerlemenin en üst derecesinde bulunan Amerikan metotlarının istediği şey budur. Maksat sâdece mümkün mertebe daha fazla îmal etmektir. Kaliteye ehemmiyet verilmez, mühim olan sayıdır. Modern medeniyet kemmiyetçi (quantitative) bir medeniyettir. Bu ise maddî bir medeniyet demenin bir başka ifâde şeklidir. Eğer hakîkatin böyle olduğu anlaşılmak isteniyorsa etrâfa şöyle bir bakmak kâfidir.</p>
<p>İnsanların ve toplumların hayâtında ekonomik unsurların oynadığı çok büyük role dikkat ediniz: Endüstri, ticâret, mâliye. Öyle zannedilir ki bunlardan başka bir şey yoktur. Işte bunun için de insanlar arasındaki yegâne sosyal fark servetten ileri gelen, servete dayanan farktır. Öyle görünüyor ki mâlî güç bütün politikaya hâkim olmuştur. Milletler arası münâsebetlerde ticârî rekâbet en hâkim tesiri icrâ etmektedir. Aslında bütün bunlar hakîkî sebepler değil, sâdece vâsıtalar ve netîcelerdir. Böyle Vâsıtaların tercih edilmiş olması bir çağın kendine uygun gelen vasfını belirtir. Zâten çağdaşlarımız ekonomik şartların târihî olaylarda yegâne faktörler olduğuna kâni olmuş durumdadırlar. Hattâ her zaman, her devirde böyle olduğunu da tahayyül etmektedirler. Bu istikâmette “târihî materyalizm” denilen, her şeyi ekonomi ile izah etmek isteyen bir teori de îcat etmişlerdir.</p>
<p>Bu da suggestion (telkin/ uyutma)lardan biridir, yâni uyutma ameliyelerinden biridir. Umümî zihniyetin zâten mevcut olan temâyüllerine uygun olduğu için, daha da tesirli olmaktadır. Bu “uyutma”nın netîcesi de, sosyal sâhada husüle gelen hemen hemen her şeyin ekonomik vâsıtalarla tâyin edilir hâle getirilmesidir. Şüphesiz halk yığınları şu veya bu şekilde sevk ve idâre edilmiştir. Fakat bugün halk yığınlarını idâre etmek için sâdece maddî vâsıtalara sâhip olmak kâfî gelmektedir. Bu da çağımızın aşağılaşma derecesini gösterir. Ayrıca yine aynı halk yığınları kendi kendini idâre ettiğine, kendiliğinden hareket ettiğine inandırılır. Yığınların buna inanması da onun akılsızlığının/ahmaklığının (inintelligence) ne derecede olduğunu göstermeye yeter.</p>
<p>Ekonomiden bahsederken şuna da temas edelim. Ekonomik ve ticârî mübâdelelerin halkları birbirine yaklaştıracağından bahsedilir. Daha önce de demiştik. Madde demek çokluk, parçalanma, bölünme demektir. Öyleyse madde mücâdele ve ihtilâfların kaynağıdır. Onun için ister fert için, ister milletler için olsun ekonomik sâha ancak menfaatla alâkalı rekâbetler sâhası olabilir. Husüsen batı, endüstrisine ve modern ilmine/ bilimine güvenerek doğu ile anlaşabileceği zannına kapılmamalıdır.</p>
<p>Eğer doğulular kerhen, bir zarüret olarak batının endüstrisini kabul ederlerse, ki bu endüstri geçicidir, sürekli değildir, bu sâdece batının istîlâsına karşı kendi varlıklarını müdâfaa etmek ve direnmek için bir silâh gibi telakkî ettiklerindendir. Bunun böylece bilinmesi gerekir.</p>
<p>Doğulular batı ile ekonomik bir rekâbete girişmeye râzı olabilirler. Bu türlü bir faâliyete karşı tiksinti duymalarına rağmen bunu bir tek gâye ve niyetle yaparlar. Bu da endüstrinin hizmetine koyduğu maddî kuvvet, kaba kuvvet üzerine dayanan yabancı bir hâkimiyetten kurtulmak içindir. Şiddet şiddeti dâvet eder.. Şunu kabul etmeli ki bu sâhada kavga arayacak olan doğulular değildir.</p>
<p>Endüstrinin gelişmesinin ortaya çıkardığı mühim netîcelerden biri harp vâsıtalarının durmaksızın mükemmelleşmesi ve çok büyük nisbetlerde tahrip gücünün artmasıdır. Sâdece bu bile modern ilerleme hayranlarının “barışçı” hülyâlarını yok etmek için kâfidir. Fakat bu hayalcilerin, bu “idealist”lerin ıslâhı gayr-i kâbildir ve saflıklarının hududu yoktur. “Humanitarisme” (insancıllık), ki pek modadır, ciddîye alınacak hiçbir tarafi yoktur.</p>
<p>Fakat şaşılacak şeydir, harplerin hâlâ eskisinden de fazla yıkım ve felâket getirdiği bir devirde, harplerin sonu geldiğinden bahsedilir. Bugünün harpleri az sayıda ve meslekten askerler arasında olmayıp hemen herkesi fark gözetmeksizin birbiriyle karşı karşıya getirdiği halde yine de harplerin sonu geldiğinden bahsedenler vardır. Bu da modern çağdaki zihin bulanıklığının misallerinden biridir. Modern harplerde ve orduda sayıca üstünlüğe inanmanın tesiri görülür. Bu da maddî ve kantitatif medeniyetin karakterine uygundur. Onun için çok kalabalık halk yığınları savaşa sokulmaktadır. Burada da “eşitçilik” (e’galitarisme) anlayışının uygulanmasını görüyoruz. Umümî harpler, feodal rejimin yıkılmasıyla “nationalite’”lerin (milliyetlerin/ulusların) ortaya çıkması ve Ortaçağ’daki Hıristiyanlık anlayışının kurduğu “üstün birlik”in dağılması ve kopması sâyesinde ortaya çıkmıştır. Müessir bir hakem rolü oynanacak olan bir mânevî otorite de tanınmayınca, durum daha da bir vahâmet kazanmıştır. Mânevî otoriteyi reddetmek de fıllî materyalizmin bir netîcesidir. Prensipte mânevî otorite kabul edenler bile onun sosyal sâhada müdâhalesini ve tesirinin olmasını reddederler. Zâten aynı şeyi din ile günlük hayatları arasında kalın bir perde çekerek yapmaktadırlar. Ister husüsî hayatta olsun, ister kamu hayâtında olsun her iki halde de hâkim olan aynı zihniyet, aynı ruh hâlidir.</p>
<p>Maddî gelişmenin bâzı faydalar sağladığı söylenir. Ama işâret ettiğimiz mahzurlar onlardan çok daha fazla değil midir? (Burada her sâhadaki maddî gelişme unsurları ele alınıp zararları ve mahzurları incelenebilir). Yalnız tekrar şuna işâret edelim: Eğer daha henüz zaman varken modern dünya girdiği bu yolda durmazsa neticede kendi kendini yıkabilir, mahvedebilir.</p>
<p>Bir de maddî ilerlemenin getirdiği “refah”tan bahsedilir. Bu noktada da insanların tabiatının, zevklerinin, ihtiyaçlarının aym ve eşit olmadığı unutulmaktadır. Bütün bu rahatlık ve refah getirdiği söylenen maddî ilerlemelerden rahatsız olan insanlar vardır. Bunların sayısının az olduğunu söylerler. Onlara göre azınlık haksızdır, çoğunluğun dediği olur. Hattâ bu azınlık yaşama hakkına bile sâhip değildir. Ama bütün dünyâyı göz önüne alacak olursak modern, ileri bu insanlar azınlıkta kalmaz mı? O zaman gâyet mütenâkız şu cevâbı verirler: “Eşitlik” taraftarı bu adamlar maddî medeniyetlerinin üstünlüğünü bütün dünyâya zorla kabul ettirmek isterler. Kendilerinden bir şey beklemeyen insanların memleketine gidip fesat ve nifak saçarlar. Onların üstünlükleri sâdece maddî olduğu için kendilerini en kaba vâsıtalarla kabul ettirmeye çalışırlar. Eğer halk, safça, bu “medenîlik ve medenîleştirme” bahânelerini kabul ederse de bâzı kimseler için bu moralist bir ikiyüzlülüktür, yâni ekonomik menfaatlerini ve toprak kazanma zihniyetini örten bir maskedir.</p>
<p>Fakat bu ne bayağı bir çağdır ki, bir halkı köleleştirerek onun en kıymetli şeylerini alarak, başkalarının âdet ve müesseselerini kabüle zorlayarak onlara saâdet ve refah getirildiği söylenir ve buna da bir sürü insan inanır! Ama bu böyledir. Modern batı insanların az çalışıp az şeyle yaşamayı tercih etmelerine müsâade etmez. Zîra onlar için yalnız sayı ve çokluk vardır. Duyularla bilinmeyen şey, yoktur. Onlara göre maddî olarak bir şey meydana getirmeyen, çabalayıp durmayan ancak bir “tembel” olabilir. Bu hususta batılıların kanâatini öğrenmek için doğulular hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye lüzum yoktur. Batılıların contemplation (murâkabe, mânevî tefekkür) yolunu tutan kendi eski tarîkatleri hakkındaki, hattâ güyâ dînî çevrelerdeki kanaatlerine göz atmak kâfidir. Böyle bir dünyâda intelligence’a (gönül, kalp, akl-i maâd), iç âlemine yer yoktur. Ancak aksiyon cinsinden olan şeylere yer ve hayat hakkı vardır. Anglosaksonların manisi olan sporun gün geçtikçe yayılmasına şaşmamak lâzımdır. Bu dünyânın ideali adele kuvvetlerini maksimum derecede geliştirmiş olan “beşerî hayvan”dır. Kahramanları, atletlerdir.</p>
<p>Böylesine şeyler görülen dünya hakîkaten çok aşağılara düşmüştür ve sonuna, âkıbetine yaklaşmış görünmektedir.</p>
<p>Bugünün insanının eskisinden daha mesut/mutlu olduğu doğru mudur? Bize göre tam tersi. Dengesizlik, düzensizlik hakîkî saâdetin sebebi olamaz. Zâten insanın ihtiyâcı arttıkça, daha fazla bâzı şeyleri kaybetmek tehlikesi ile karşılaşır ve binnetîce daha bedbaht olur. Modern medeniyet sun’î ihtiyaçları çoğaltmayı hedef edinmiştir. Tatmin edebileceğinden fazla sun’î ihtiyaç yaratmaktadır. Zira bir defa bu yola girildi mi durmak zordur ve hattâ belli bir noktada durmak için de sebep yoktur. İnsanlar mevcut olmayan ve hiç düşünmedikleri şeylerden mahrum oldukları için ıztırap çekmezler. Şimdi ise o şeylere sâhip olmadıkları için tabiatıyla ıztırap çekerler. Çünkü artık bu şeyleri zarürî görmeye başlamışlardır, gerçekten de zarürî olmaya başlamıştır. Bütün gayretleriyle kendilerine maddî tatmin verecek şeyleri kazanmaya uğraşırlar. Bunun için de sâdece para kazanmak isterler. Çünkü bu şeyler para ile elde edilir. Elde ettikçe daha fazla elde etmek istenir. Çünkü her an yeni ihtiyaç maddeleri îcat olunmaktadır.</p>
<p>Bu hırs ve ihtiras hayâtın yegâne gâyesi olur. Buradan da bâzı “tekâmül”cü filozofların ilmî bir kânun rütbesine yükselttikleri “hayat için mü. câdele” denilen vahşî rekâbet doğmaktadır. Bunun mantıkî netîcesi de, yalnız en kuvvetli olanlar hayat hakkına sâhiptir anlayışı olmuştur. Yine buradan haset ve kin doğmuştur. Zenginliğe sâhip olanlar mahrum olanlar tarafından haset ve kinin hedefi olmuşlardır. “Eşitlikçi” teorilerle yetiştirilen insanlar nasıl olup da en maddî ve anlaşılır şekliyle “eşitsizlik”i görüp de isyan etmeyeceklerdir? İncil’de denildiğine göre “Kılıçla vuran kılıçla mahvolacaktır.”1 Modern medeniyet halk yığınları arasında bu kontrolsüz iştihâları uyandırarak bir gün bunun altında ezilmeyi, yıkılmayı göze almıştır. Burada batının kendine has temel günâhının cezâsını görmemek için kör olmak lâzımdır. Maddenin kaba kuvvetini zincirlerinden boşandıran kimse yine bu kuvvetler tarafından ezilerek mahvolacaktır. Zîra madde ihtiyatsızca harekete konulursa artık ona hâkim olmaya imkân yoktur.</p>
<p>Eğer bugün batı dünyâsında biraz mâneviyat varsa bu felsefî Spiritüalizm, idealizm, moralizm ve santimantalizmde (duygusalcılık) değil, sâdece, çok azalmış bile olsa, dînî sâhadadır; gizli, uyur bir halde bulunmaktadır. Burada “beşerüstü” bir kuvvet vardır. Zîra öyle olmasaydı birçok asırdan beri kendisini yok etmeye uğraşanların muvaffak olmamaları için bir sebep yoktu. Işte bunlara karşı direnmede “beşerî olmayan” bir kudret olduğu için din ayakta kalabilmiştir.</p>
<p>&#8216;Modern zihniyet ile dînî zihniyet arasında anlaşma ve uzlaşma olamaz. Ikisi arasında ancak zıtlık ve muhâlefet vardır. Din modern dünyânın kurucu unsurlarından biri değildir. Her türlü uzlaşma dîni zayıflatır, modern zihniyete fayda verir. Zîra bundan dolayı modern zihniyet dîne düşmanlıktan vazgeçecek değildir. Yine zîra, modern zihniyet, beşeriyet içinde beşeriyetten üstün bir gerçeği aksettiren her ne var ise tamâmen yıkmaktan başka bir şey istememektedir.</p>
<p>Modern batının hıristiyan olduğu söylenir. Bu bir hatâdır. Modern zihniyet hıristiyan karşıtıdır/antichrâtien’ dir, Hıristiyanlığa karşıdır, çünkü temelde dîne karşıdır, çünkü an’aneye karşıdır. Şüphesiz Hıristiyanlık’tan bâzı şeylerin, çağımızın bu antichrétien (hıristiyan karşıtı) medeniyetine ister istemez endirekt olarak geçtiği muhakkaktır. Çünkü geçmişle tam bir kopukluk imkânsızdır. Hattâ şunu söyleyebiliriz: modern dünyâda geçerli ve kıymetli olabilecek ne varsa ona Hıristiyanlık’tan veya Hıristiyanlık vâsıtasıyla geçmiştir. Hıristiyanlık eski an’anelerin mîrâsını şartlar el verdiği ölçüde modern dünyâya taşıyabilmiştir. Hâlen de “kuvve” olarak bu mîrâsın imkânlarını taşımaktadır.</p>
<p>Hıristiyan olduğu halde bu imkânların şuurunda olan bugün kim vardır? Nerede, Katolisizm içinde bile, inanmakla kalmayıp gerçekten dînî an’anesinin hakikatini bilen kimseler nerede? Bu birkaç kişinin mevcut olduğuna delil isteriz. Zîra batı için bu birkaç kişi bile en büyük ve yegâne kurtuluş ümididir. Ama bugüne kadar kimseyle karşılaşmadık. Acaba şarkın bâzı hakimleri gibi ulaşılması imkânsız inzivâ köşelerinde mi yaşıyorlar? Yoksa bu son ümit de mi boşa çıkacak? Batı Ortaçağ’da hıristiyan olmuştur, artık şimdi değildir. Eğer tekrar hıristiyan olabileceği söylenirse, kimse bizden daha fazla bunun böyle olmasını temennî edemez. Bunun da bir an önce olmasını isteriz. Ancak bu takdirde modern dünya yaşayabilir.</p>
<p>Mustafa Tahralı &#8211; Çağ ve Hakikat (Rene Guenon&#8217;dan Seçme Makaleler ve Yorumlar) syf.161-171</p>
<p>1 Çev. notu: Matta, 26/52: “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.”</p>
<p>* Çev. notu: Guénon intelligence’ı aklın (raison) üstünde bir meleke olarak kabul eder.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/">Maddî Bir Medeniyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ladini Bilim Maddeye Bağlıdır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ladini-bilim-maddeye-baglidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ladini-bilim-maddeye-baglidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 15:26:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Felesefe]]></category>
		<category><![CDATA[Ladini Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Ladini Bilim Maddeye Bağlıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[spiritüalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5892</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yüzyıllarda gelişen «lâdinî» bilimin tümü sadece duyulabilen dünyanın incelenmesidir. Bu in­celeme salt bu alanı kapsamaktadır ve bu inceleme­nin yöntemleri de sadece bu alana uygulanabilmek­tedir. Oysa öteki yöntemler dışta tutulup sadece bu yöntemler «bilimsel» olarak ilan edilmişlerdir; bu da maddi şeylerle ilgili olmayan her bilimi inkar et­mek anlamına gelmektedir. Böyle düşünenler ve hat­ta kendilerini özellikle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ladini-bilim-maddeye-baglidir/">Ladini Bilim Maddeye Bağlıdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-21.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7212" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-21.jpg" alt="Ladini Bilim Maddeye Bağlıdır" width="366" height="277" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-21.jpg 258w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-21-170x130.jpg 170w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" /></a></p>
<p>Son yüzyıllarda gelişen «lâdinî» bilimin tümü sadece duyulabilen dünyanın incelenmesidir. Bu in­celeme salt bu alanı kapsamaktadır ve bu inceleme­nin yöntemleri de sadece bu alana uygulanabilmek­tedir. Oysa öteki yöntemler dışta tutulup sadece bu yöntemler «bilimsel» olarak ilan edilmişlerdir; bu da maddi şeylerle ilgili olmayan her bilimi inkar et­mek anlamına gelmektedir. Böyle düşünenler ve hat­ta kendilerini özellikle söz konusu bilimlere adayan­lar arasında, kendilerinin «materyalist» olduklarının açıklamasını reddeden çok insan vardır; hatta samimi olarak bir dini inancı benimsediklerini seve seve söyleyenler bile olmuştur. Ama onların «bilimsel» tavırları, kesinkes materyalist olanların tavlıların­dan önemli ölçüde farklı değildir.</p>
<p>Dinsel açıdan, mo­dern bilimin tanrıtanımaz olarak mı yoksa materyalist olarak mı açıklanması gerektiği sorunu sık sık tartışılmış ve çoğunlukla da bu sorun yanlış bi­çimde ele alınmıştır. Bu bilimin kesinlikle ateizm ya da materyalizm taraftarı olduğunu açıkça söyleme­yeceği ve şu ya da bu filozofun yaptığı gibi, bazı şey­ler hakkında şeklî bir inkarla karar vermeksizin, ta­raf tutmayı bilmediğini söylemekle yetineceği çok açıktır. Öyleyse bu bilimle ilgili olarak, pratik mad­decilik diye adlandırabileceğimiz fiilî bir maddeci­likten söz edebiliriz. Ama bunun zaran belki daha da ciddidir, çünkü bu zarar daha derin, daha yaygın­dır.</p>
<p>Felsefi bir tavır, filozofluğu «meslek» edinmiş insanlarda bile çok yüzeysel olabilir. Üstelik inkar karşısında gerileyen ama tam bir ilgisizliğe de ra­zı olan insanlarvardır; ve en korkuncu da bu ilgi­sizliktir, çünkü bir şeyi inkar etmek için de, ne den­li az olursa olsun, gene o şey üzerinde düşünmek ge­rekir. Oysa ki burada, hiçbir şekilde artık onu düşünmeme sonucuna varılıyor. Sadece maddeyle il­gilenen bir bilim kendini olabilecek tek bilimmiş gi­bi sunarsa, insanlar da, bu bilim dışında geçerli hiç­bir bilginin olamayacağını tartışılmaz bir gerçek gi­bi kabul etmeye alışmışlarsa, onlara verilen bütün eğitim, bu bilimin, tam anlamıyla «bilimcilik’in, hu­rafesiyle kafalarını doldurursa, nasıl bu insanlar pratikte maddeci olmasınlar? Yani tüm zihinsel uğ­raşılarınımadde yönüne çevirmesinler?</p>
<p>Modernlere göre, görülebilen ve dokunulabilen şeyler dışında hiçbir şey var gözükmüyor; ya da en azından, bunlar dışında bir başka şeyin var olabi­leceğini kuramsal olarak kabul etseler bile, onu sa­dece bilinmeyen olarak değil aynı zamanda «biline­mez» diye ilan etmekte acele ederler. Tabi bu an­layış onlarla uğraşmalarını engeller. Bununla bir­likte, her ne kadar bir «öte dünya» düşüncesi edin­meye çalışanlar varsa da, buna ancak muhayyilele­rinde yer verdikleri için, öte dünyayı bu dünya mo­deline göre düşünmektedirler ve zaman, mekan ve hatta bir tür «cismanilik» de dahil olmak üzere, bu dünyaya özgü olan hayat şartlarını oraya taşımak­tadırlar.</p>
<p>Başka bir yerde ruh çağırmayla ilgili dü­şünceler konusunda, kaba bir şekilde maddileştiril­miş bu tür tasarımlardan özellikle çarpıcı örnekler verdik. Ama o örneklerde her nekadar bu özelliğin karikatürize edilecek kadar abartıldığı aşırı bir du­rum varsa da, ruhçuluk; ve az ya da çok ona ben­zeyen mezheplerin bu tür şeyleri tekellerine aldık-larını sanmak bir hata olur.</p>
<p>Üstelik çok genel bir bicimde, muhayyilenin hiçbir şey bulamayacağı ve normal olarak kendisine yasaklanmış olması gere­ken alanlara girmesi de, modern Batılıların duyulabilen alemin üstüne yükselme konusundaki yetersizliklerini çok açıkça gösteren bir olaydır. Çoğu kim- kavramakla «tahayyül etmek» arasındaki farkı bilmiyor; hatta Kant gibi bazı filozoflar, tasarıma elverişli olmayan herşeye «kavranamaz» ya da «düşünülemez» diyecek kadar ileri gittiler. Bu yüzden spiritüalizm» ya da«idealizm» denen şeyler de çoğu kez konum değiştirmiş bir tür maddecilikten baş­ka bir şey değildir.</p>
<p>Bu söylediğimiz sadece «neospirîtüalizm» adı altında belirttiğimiz akım için değil, aynı zamanda kendini materyalizmin karşıtı olarak gören felsefi spiritüalizm için de doğrudur. Doğru­sunu söylemek gerekirse, felsefi anlamda anlaşılan spiritüalizm ve materyalizm, biri olmadan öteki an­laşılamaz: Açıkçası bunlar Kartezyen düalizmin iki yarısıdır. Temel ayrılıkları bir tür karşıtlığa dönüş­türülmüştür; ve o zamandan beri, bütün felsefe bu iki terim arasında gidip gelmekte ve bunları aşamamaktadır.</p>
<p>Adı  olmasına rağmen, ma­neviyatla hiçbir ortak yanı yoktur. Bunun materya­lizmle olan tartışması, üstün bir görüş açısına ula­şanları ve bu çelişkilerin aslında, hemen hemen bir­birinin benzeri olduğunu, pek çok noktadaki sözüm- ona çelişkinin basit bir kelime tartışmasına indir­gendiğini görenleri ancak tamamen ilgisiz bırakabi­lir.</p>
<p>Modernler genellikle ölçülen, hesaplanan ve tar­tılan şeyleri, yani kısacası maddî şeyleri kapsayan bilim dışında başka bir bilimi kavrayamazlar; çün­kü nicel görüş açısı ancak bunlara uygulanabilmek­tedir. Niteliği, niceliğe indirgeme iddiası, modern bi­limin en belirgin özelliğidir. Bu yönde öyle bir nok­taya gelindi ki, ölçünün sokulmasının mümkün ol­madığı yerde, gerçek anlamda bilimin de mevcut ol­madığına ve nicel ilişkileri açıklayan bilimsel yasa­lardan başka bilimsel yasaların bulunmadığına ina­nıldı. Descartes «mekanikçilik»i bu eğilimin başlan­gıcı oldu. Kartezyen fiziğinin başarısızlığına rağmen, bu eğilim o zamandan beri hep artmıştır, çünkü o belli bir kurama değil, genel bir bilimsel bilgi kav­ramına bağlanmıştır.</p>
<p>Bugün ölçü, mahiyeti gereği belli bir ölçüye gelmeyen psikolojik alana bile uygulanmak isteniyor.Sonunda ölçme imkanının sadece maddeye bağlı bir özelliğe dayandığı anlaşılmaz hale geliyor. Bu özelliğin var olan her şeyi kapsadığı dü­şünülmedikçe, bu ölçme işi maddenin sınırsız bölünebilme özelliğidir. Bu da her şeyi maddileştirme anlamına gelir.</p>
<p>Daha önce söylediğimiz gibi, bölün­menin ve saf çokluğun kaynağı maddedir. Nicelik bakış açısına mal edilen ve daha önce de gösterdi­ğimiz gibi, toplumsal alana varıncaya kadar her yer­de bulunan üstünlük, zorunlu olarak felsefî mater­yalizme bağlı olmasa da, yukarıda belirttiğimiz an­lamda materyalizmden kaynaklanmaktadır; nitekim bu üstünlük modern düşünce eğilimlerinin gelişimi içinde hep önde gitmiştir. Niteliği niceliğe indirge­mek istemenin gayri meşru olduğu konusu ve az ya da çok «mekanist» biçime bağlanan tüm açıklama gi­rişimlerinin yetersiz olduğu konusu üzerinde fazla durmayacağız. Amacımız bu değil, bu bakımdan sa­dece duyulabilen alemde bile bu tür bir bilimin ger­çekle çok az bir ilimcisi olduğunu belirteceğiz. Bu bi­limin en önemli kısmı zorunlu olarak realitenin dı­şında kalır.</p>
<p>Pek çok kimsenin farkına varmama tehlikesiy­le karşı karşıya olduğu ama sözünü ettiğimiz kafa yapısının bir göstergesi olarak çok dikkat edilmesi gereken «realite»konusunda bir başka olgudan söz etme noktasına gelmiş bulunuyoruz: Bu realite adı, günlük kullanıma; salt duyulabilen realiteyle ilgili olarak kullanılmaktadır. Dil bir toplumun ve bir ça­ğın zihniyetinin ifadesi olduğu için, bu sözcüğü böy­le kullananlar için,bundan, duyuların içine girme­yen her şeyin «irreel», gerçek dışı yani bir yanılsa­ma olduğu ve hattahiç var olmadığısonucunu çı­karmak gerekiyor; belki de onlar açıkça bunun bi­lincinde olmayabilirler, -ama bu olumsuz inanç gene de onların kalblerindeiyîce yer etmiştir.</p>
<p>Her ne kadar aksini iddia etseler de, bunun farkına varmalarına rağmen, bu düşüncenin kendilerinde, ta­mamen laftan ibaret olmasa bile, sadece çok hari­cî bir şeyin karşılığı olduğundan emin olunabilir. Eğer bunda abartma yaptığımız sanısına varılacak olursa, sadece çoğu insanların sözde dinî inançları­nın nelere indirgendiğini görmek gerekecektir: Hiç­bir zaman kendilerine mal edemedikleri ve hiçbir zaman üzerinde en ufak bir şekilde kafa yormadık­ları ama belleklerinde tuttukları, okulda öğrenilen ve tamamen bir teyp gibi ezberlenen bilgiler; herkes gibi fırsat oldukça onları tekrarlayıp dururlar, çün­kü onlar belli bir biçimciliğin birer parçasıdır; işte onların din adı altında anlayabildikleri her şey budur.</p>
<p>Dinin bu şekilde «asgariye indirgenmesi»nden daha önce söz ettik; söz konusu «lafçılık» da bu as­gariye indirme işinin son basamaklarından birini temsil eder. Sözde «inananlar»ın pratik maddecilik konusunda «inanmayanlar»dan hiçbir hususda geri kanadıklarını dini asgariye indirme işi açıkça gös­termektedir.</p>
<p>Rene Guenon,Modern Dünyanın Bunalımı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ladini-bilim-maddeye-baglidir/">Ladini Bilim Maddeye Bağlıdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ladini-bilim-maddeye-baglidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
