<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sınav | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sinav/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Oct 2019 11:01:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sınav | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Jules Payot &#8211; İrade Terbiyesi &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/jules-payot-irade-terbiyesi-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/jules-payot-irade-terbiyesi-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2019 10:59:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İrade]]></category>
		<category><![CDATA[İrade Terbiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Jules Payot]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[tembel öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[Tembellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23245</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araplar büyük bir imparatorluk kurdular ama korumayı başaramadılar. Çünkü ülke yönetimi için gerekli olan düzeni, yolları, okulları ve sanayii kuramadılar. Aynı şekilde, tüm tembel öğrenciler, sınavların yaklaşmasıyla kırbaçlanmış gibi çalışırlar. Oysa eksik olan aylarca ve yillarca az ama düzenli çalışmadır. Gerçek ve verimli çalışma enerjisi az ama düzenli olan eforla mümkündür. Böyle değilse muhtemelen tembel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/jules-payot-irade-terbiyesi-alintilar/">Jules Payot – İrade Terbiyesi ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-23250 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-768x768.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1-1024x1024.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Dl1BuUJW0AAr1X6-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Araplar büyük bir imparatorluk kurdular ama korumayı başaramadılar. Çünkü ülke yönetimi için gerekli olan düzeni, yolları, okulları ve sanayii kuramadılar. Aynı şekilde, tüm tembel öğrenciler, sınavların yaklaşmasıyla kırbaçlanmış gibi çalışırlar. Oysa eksik olan aylarca ve yillarca az ama düzenli çalışmadır.</p>
<p>Gerçek ve verimli çalışma enerjisi az ama düzenli olan eforla mümkündür. Böyle değilse muhtemelen tembel işidir. Düzenli çalışma, tek hedefe yönelik olmayı gerektirir. Çünkü irade, gösterilen çabanın çokluğundan ziyade tek amaca yönelik olmasıyla kendini belli eder.(s.16)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Mücadele etmeden mutlu olunmaz, her mutluluk az çok bir çaba ister. Kitap okumak, müze ziyareti, ormanda dolaşmak hep bir teşebbüs gerektiren zevklerdir. Ayrıca tembelin kendini mahrum bıraktığı zevkler istediğiniz kadar tekrarlanabilen ve çaba gerektiren etkinliklerdir. Tembeller yumruklarını sıkmadıkları için mutluluğun avuçlarının içinden kaçıp gitmesini seyrederler.(s.16)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Ne yazık ki sınavlar öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerini ortaya çıkarmaya yönelik değildir. Sadece hafızaya kaydettikleriyle ilgilenir. Bu sınav sistemini biraz düşününce tıp, hukuk, fen bilimleri, tarih öğrencileri yani tüm öğrenciler yıl boyunca ezber bilginin haricinde gerçekten öğrendikleri bilgi miktarının ne kadar az olduğunu itiraf edeceklerdir. Okul zavallı gençleri her şeye temas etmeye mecbur bırakınca hiçbir şeyin esasına vakıf olamıyorlar.(s.19)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Manzoni” ise “okurlarımı aşka davet edecek değilim. . . Bu dünyada aşk gereklidir ama zaten fazlasıyla var. Aşk için fazladan çaba harcamanın bir anlamı yok çünkü aşk için uğraştığınız zaman yapacak başka bir şeyiniz yoktur. Yazarın okuruna vereceği çok daha değerli ahlâki mesajları olmalı. Acıma duygusu, çocuk sevgisi, hoşgörü, bağışlama. . .”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Birçok öğrenci koşuşturmacaya üniversitede de aynen devam eder. Hatta daha hızlı. Ek olarak modern hayat şartları ruh dünyamızı yok etmeye ve zihnimizi meşgul etmeye gayret eder. İletişimin kolaylaşması, seyahat sıklığı, gezme alışkanlığı düşüncelerimizi dağıtmaya sebep olur. Okumaya zaman bile bulamayız. Coşkulu ama bir o kadar da boş bir hayat yaşıyoruz.</p>
<p>Günlük gazetelerin yaydığı sahte telaş, dünyanın dört bir yanından gelen üçüncü sayfa haberleri yığını, bazı insanları okumanın ne kadar da tatsız bir şey olduğu duygusuna sevk eder.</p>
<p>Peki bunca dikkat dağıtan olay karşısında eğitim sistemimizin vasatlığı da göz önünde bulundurulursa bu durumdan nasıl kurtulmalıyız? Ayrıca bizi bu hâlden çıkaracak olan irade terbiyesine eğitim sistemimizde yer verilmemesi de ne acı değil mi?</p>
<p>İrademizi güçlendirmek için yapılması gerekenleri yapmıyoruz. Beynimizi depolamakla meşgulüz. Zihnimizi çalıştırırken irademizden de istifade edeceğimiz için onu beslememiz gerek. Buğday ekip büyütmek gibi canlandırmaktan bahsediyorum. Gençler bugünün ötesini göremiyor. Günümüzde öğretmen baskısı, arkadaş alayları, bir taraftan cezalar, diğer taraftan ödül, iltifatlar. Yarın ise uzak olmasına rağmen lisans eğitimi, sınavlar, hatta en tembelin bile kolaylıkla başarabileceği ezberci baro ve tıp sınavları.</p>
<p>İrade terbiyesi pek ciddiye alınmaz ancak insanı insan yapan, hayatını düzene koymasını sağlayan bu değil mi? En parlak yetenekler dahi özgüven olmazsa sönmez mi? İnsanlığın büyük başarılarında en büyük pay sağlam iradelerin değil midir? (s.21)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Gayretimizin gayesi düzenli ve sebat gerektiren bir dikkat göstermeye çabalamak olmalıdır. İrademize hâkim olmayı güçlendirmenin yolu ise kendimize günlük vazifeler belirlemekten geçer. Bu sayede günde birkaç saat sarf edilen çabayı alışkanlık haline getirmekle nerelere ulaşabileceğimizi tahmin bile edemezsiniz. Oysa coşkulu gençliğin içgüdüsü zihnen çalışmayı keyifsiz, renksiz görmeye eğilimlidir.(s.25</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Bir ürün ortaya çıkarmak için öncelikle inceleme yapmak daha sonra da tüm zihinsel becerileri ortaya koymak gerekir. İşin zahmetli kısmı evvela dikkat etmek, ardından da konsantre olmak ve kendini tanımakta gizlidir. İkisi için de dikkat gerekir. Kısaca çalışmak, dikkat kesilmek anlamına gelir. Ancak maalesef dikkat istikrarlı, devamlı, uzun süreli bir durum değildir.</p>
<p>Dikkati, gergin tutulmaya çalışılan bir yaya benzetebiliriz. Aslında dikkat, sürekli tekrar eden bazen şiddetli, bazen sakin ve de birbirini takip eden irili ufaklı gayret gerektirir. Canlılık ve disiplin gerektiren dikkat, gösterilen gayreti âdeta takip eder. Bunlar o kadar yakındır ki devamlılık arz eder. Fakat düzenli bir görüntü sergileyen bu devamlılık günde birkaç saat sürer.</p>
<p>Gayretimizin gayesi düzenli ve sebat gerektiren bir dikkat göstermeye çabalamak olmalıdır. İrademize hâkim olmayı güçlendirmenin yolu ise kendimize günlük vazifeler belirlemekten geçer. Bu sayede günde birkaç saat sarf edilen çabayı alışkanlık haline getirmekle nerelere ulaşabileceğimizi tahmin bile edemezsiniz. Oysa coşkulu gençligin içgüdüsü zihnen çalışmayı keyifsiz, renksiz görmeye eğilimlidir. Dağınık, düzensiz bir çalışmanın yoğun olmasının hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>Sarf edilen çaba tek bir neticeye yönelik olmak zorundadır. Bir fikrin veya duygunun içimizde canlanması ve yerleşmesi için samimi olması, devamlı olması ve tekrar etmesi gerekir. Bu fîkir veya duygu yavaş yavaş ama sebatkâr bir şekilde etkisini arttırır, âdeta etrafını çevreleyen kaynakları oluşturup, kendisini empoze eder ve bir değer yargısı halini alır. Sanat eserleri de böyle ortaya çıkar. Bir dâhinin kafasındaki fikir genellikle bir gençlik hayalinde ya da yaşanmışlıkta gizlidir. Bir yerlerde okunmuş birkaç satır, hayata dair bir anı, bir yerlerden kalan bir mutluluk ifadesi, irticalen söylenen bir söz bereketi anlaşılmayan bir fikre kaynak oluverir.</p>
<p>Fikir o güne kadar ulaşan her şeyden beslenir. Seyahat, muhabbet, iki satır yazı, ona yoğuracağı ve kendine mâl edeceği aynı zamanda güçleneceği kaynağı sağlar. İşte tam da bu şeklide Goethe, Faust eserini oluşturmak için tam otuz yıl boyunca yanında dolaştım. Bu süre boyunca tohum toprak altında olgunlaşmakta, büyümekte, gitgide derine inip kök salmakta, diplerde ihtiyacı olan şaheseri oluşturan can suyunu arayıp bulmaktadır.</p>
<p>Tüm önemli fîkriler için geçerli olan bir kuraldır. Fikir sadece içimizden geçip giderse hiçbir kıymeti olmaz ve vuku da bulmaz. Fikre düzenli itina, hassasiyet, samimi bir dikkat göstermek gerekir. Tek başına yaşayabilmesi için Özel ilgi göstermek, saklamak, sahiplenmek gerekir. Onu uzun süre bilincinde canlı tutmak, ara sıra üzerinde düşünmek gerekir. Böylece Fikirlerin uyuşumu diye adlandırdığımız çekim gücü sayesinde güçlü duygularla yaşam kaynağını bularak kendine çekecek ve kendine mâl edecektir.(s.25)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>1870’ten sonra Fransa’nın “büyük olsun” demekle Büyük Fransa olmadığı gibi biz de işi yaradılışımıza bırakarak kendimize hâkim olmayı sağlayamayız. Ülke çok zor, sebatkâr yirmi yılın ardından ayağa kalkabildi. Aynı biçimde bizim ayağa kalkışımız da sabırla olacaktır. İnsan kendine hâkim olmanın paha biçilmez bir değer olduğunu zamanla öğrenecektir. Hayattan ne istediğimiz, ne olacağımız, hayatta oynayacağımız rol kendine hâkim olmaya bağlıdır. İnsanlardan beklediklerimiz ve insanlara vereceğimiz değer sabırdan geçiyor.</p>
<p>Sebat etmenin ise bir bedeli var. Çalışmaya dair iradeyi oluşturmakla başarma arzusu arasında sıkışıp kalmayan öğrenci var mıdır? Hocalarımız “Siz nasıl isterseniz!” derdi. Hocanın bu ifadesine inanırmış gibi yapardık. Kimse de çıkıp bize onunla nasıl baş edeceğimizi, istemenin nasıl edinileceğini söylemezdi. Doğal olarak kadercilerin çocuksu teorilerine körü körüne inanmak zorunda kaldık.(s.31)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Bir manzara için güneşin ışığı neyse hayatın tüm olaylarında da özgürlük öyledir. Ayrıca ona ulaşamayan, hayatın tüm güzelliklerinden mahrum kalır.</p>
<p>Elbette özgürlükten kastımız “kendimizi kontrol etmek”. Dürtülerimizi, ahlâki duygularımızı ve de kendimizi tamamen kontrol edebilmeyi kastediyoruz. Gerçek özgürlük için kusursuz bir öz hâkimiyet gerekir.(s.32)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Uzun soluklu bir işi isteksiz olarak, sevmeden yapmak, baştan kaybetmek anlamına gelir. Başarmak için işine saygı duyman gerekir.(s.33)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Beklenmedik olaylardan etkilenmek zayıf insanların hayat tarzıdır.Bir amacın olmaması ya da amacın peşinde koşulmaması veya dikkatin bu amaca verilmesine mani olacak meşgalelere dalmak hayatı tutarsız ve düzensiz hale getirir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Bir fikrin veya bir duygunun içimizde canlanması ve yerleşmesi için samimi olması ,devamlı olması ve tekrar etmesi gerekir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Modern toplumumuzda özgürlüğünü kazanmak veya satın almak için değil de lüks ve özenti dolu bir hayat için çalıştıklarını ortamlarda, bankalarda, fabrikada, şirketlerde insanların birbirinin üzerine basarak döndürdükleri iğrençlikler bilindik bir durumdur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Doğru amaçlar için savaşmanın iyi bir şey olduğu, kendine hükmetmenin akıl için ne denli önemli olduğu unutulmamalıdır. İrade terbiyesinin gerekliliğini ve getirisini düşünen herkesin bu işi hayatlarının odak noktasına koyarak kendisi için en önemli mevzu haline getirmesi gerekir.(s.200)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Dünyada başarı salt bilgi aktararak değil çalışma metodunu bilerek doğruyu bulma veya bir amaç uğruna çalışma isteği uyandırarak sağlanır.<br />
Tıpkı Sokrates’in çalışma metodunu Platon’a aktardığı gibi.(s.88)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Bir atasözü der ki: &#8220;şeytan tembellerden beslenir&#8221;. Meşguliyeti olmayan beyin kısa zaman sonra gereksiz şeylerle ilgilenmeye başlar. Hiçbir şey yapmayan kişi sıkıntılarını tekrar tekrar çiğniyor gibidir. Bu geviş getirme, beyni beslemediği gibi onu bitirir de.(s.72)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Beynimi parlatacağım diye ne kadar aşırı çalışırsanız, o kadar köreltirsiniz.(Gottfried Leibniz)  (s.64)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>Aklı başında genç, arkadaşlarının düştüğü komik durumlara düşmez ve onların çalışmayla ilgili yerici, saçma muhabbetlerine izin vermez. Çünkü birçoğunun kendi hayatını bile şekillendiremediğini ve tıpkı cansız bir oyuncak gibi girdabın içinde olduklarını bilir. Onlarla konuşurken ruh sağlığı doktorunun aldı yerinde olmayan hastasını dinlediği zaman söylenene çok fazla inanmaması gibi dinlemelidir. Ne yani bana karşı ön yargıları olacak diye, onların sevgisini ve hayranlığını kazanacağım diye verimli çalışma mutluluğuna, sağlığıma, özgürlüğüme mi değişeceğim onları!</p>
<p>Mutluluklarının yorgunluktan, kuru gürültüden ibaret olduğunu biliyorken onların saçmalıklarına mı katılayım? Konuşmaların kendilerini haklı çıkarmaya varacağını bildiğim için onların muhabbetlerine asla girmem, boyun eğmem. Yalnızlığı bin kere tercih ederim. Yığınlardan kaçıp sakin, temiz, nezih bir ortam oluşturmayı tercih ederim. Hatta bana bir şeyler katacak öğretmenlere yaptığım çalışmaları göstermekte, hedeflerimden bahsetmekte, akıl hocası olmalarını sağlamakta fayda var. Barda, kafede takılmak yerine müzelerle, gezintilerle veya faydası olacak birkaç gerçek arkadaş sohbetleriyle ilgilenmek gerek.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/jules-payot-irade-terbiyesi-alintilar/">Jules Payot – İrade Terbiyesi ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/jules-payot-irade-terbiyesi-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soru ilmin anahtarı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/soru-ilmin-anahtari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/soru-ilmin-anahtari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Mar 2018 19:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[Soru ilmin anahtarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nobel ödülü kazanan bilim adamı ile ilgili bir hikâye anlatılır. Bilim adamına sormuşlar: “Siz bu ödülünüzü kime borçlusunuz?” Anneme demiş ve şöyle devam etmiş: Anneler okuldan dönen çocuklarına genelde şu tip soru sorarlar: Öğretmenin sorularına iyi cevap verdin mi, yüksek not aldın mı? Benim annemin sorusu farklı idi. Hep sorduğu şuydu: Bu gün okulda iyi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/soru-ilmin-anahtari/">Soru ilmin anahtarı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="news-detail-info author-detail-info">
<h1></h1>
</div>
<div class="row">
<div class="col">
<section class="news-detail">
<div class="d-flex align-items-center news-info"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-22.jpeg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20580 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-22-300x152.jpeg" alt="" width="300" height="152" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-22-300x152.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-22.jpeg 539w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></div>
<article>Nobel ödülü kazanan bilim adamı ile ilgili bir hikâye anlatılır. Bilim adamına sormuşlar: “Siz bu ödülünüzü kime borçlusunuz?” Anneme demiş ve şöyle devam etmiş: Anneler okuldan dönen çocuklarına genelde şu tip soru sorarlar: Öğretmenin sorularına iyi cevap verdin mi, yüksek not aldın mı? Benim annemin sorusu farklı idi. Hep sorduğu şuydu: Bu gün okulda iyi bir soru sordun mu? Bu sayede soru sormayı ve püf noktayı bulmayı, sorgulamayı öğrendim. Başarımı annemin bana kazandırdığı soru sorma ve doğru soruyu bulma özelliğime borçluyum demiş.</p>
<p>Eğitim hayatım boyunca öğrendiğim iki şey var: Her şeyden önce öğrenciye kazandırılacak olan şey soru sorma ve sorgulamayı öğretme becerisidir. İkincisi ise bakış açısını değiştirme/doğru bakış açısına kavuşturma ve yanılgılardan kurtarma… Üçüncü bir şey daha ilave edelim isterseniz. Öğrenciye bilgiyi değil, bilgiye ulaşmanın yollarını öğretmek daha önemli. Şimdi buna öğrenmeyi öğrenme de diyorlar.</p>
<p>Gerçek şu ki bilginin kullanıldığı ve üretildiği doğru soruları bulmak çok zaman alıcı olmaktadır. Doğru soruyu keşfettiğinizde ise hazineleri açan anahtara ulaşmanın hazzını yaşıyorsunuz.</p>
<p>Öğrencilik yıllarında nasıl ders çalıştığımı öğrenciler sık sık sorarlar. Öğrencilik yıllarımı hatırlıyorum da vaktimin çoğu konuları sorulara dönüştürmekle geçerdi. Özetler çıkarır, notlar tutardım. Tablo ve resimlemelerle konuların bütünün görmeye, birbiri ile bağlantısını bulmaya çalışırdım. Bilirdim ki çok bilgi aslında az miktardaki kök bilginin türevidir. O kök bilgiye ulaşmanın yollarını bulurdum. Tabii konuyu en iyi anlatan farklı kitap ve kaynaklara yönelirdim. Eğitim hayatım boyunca okul ya da sınıf birincisi oldum. Bu başarıları, hep bu tarz çalışmalara borçlu olduğumu düşünürüm.</p>
<p><strong>Önemli olan öğrenciyi düşünmeye ve araştırmaya yöneltecek, cevap vermekte zorlandığı ilham verecek sorular tasarlayabilmektir. </strong>İyi hocalığın bir sırrının bu olduğu çok açık… <strong> </strong></p>
<p>Doğru sorulara şimdi doğurgan sorular da deniyor. Bloom taksonomisi gerçeklerini dikkate alınmayarak hazırlanan test soruları kısır soruların en bariz örneğini teşkil eder. Maalesef ülkemiz ölçme değerlendirmesi kısır soruların hâkimiyeti altına girmiş, konuları derinlemesine öğrenme yolu kapanmış eğitimin içi boşalmış bulunuyor.</p>
<p>Kazanımları ve faaliyetleri, proje ve ödevleri değerlendiren açık &#8211; defter kitap sınav yapıyorum diye geçmişte birkaç defa soruşturma geçirdiğimi de hatırlıyorum. Gerçekten de okullarımızda doğru ve verimli eğitim metotları hayata geçirmek, hele hele bilgi kaynaklarının serbest olduğu açık defter kitap sınav yapmak cesaret istiyor. Hâlbuki beyne bilgi yığmak maharet değil. Bilgisayar ve internet gibi vasıtaların bu işi daha iyi yaptığı ortada. Önemli olan bilgiye ulaşmanın yollarını öğrenmek…</p>
<p>Geçen yıl görevli olduğum üniversitede sınav döneminde kütüphaneyi dolduran öğrencileri görünce işte aradığım atmosfer demiştim. Tek tek masaları gezince hayal kırıklığına uğradım. Öğrencinin ders çalıştığı materyal, hocanın ders notları ya da sunumların fotokopileriydi. Kütüphanede yer alan kitap ve kaynaklardan hatta ders kitaplarından bile ders çalışan öğrenci göremedim. Ders kitabına bile ihtiyaç duyulmadığı, cevaplara odaklı eğitimde kütüphaneye ihtiyaç yoktu. Hatta ders kitabına da.</p>
<p>Ölçme değerlendirmeyi faaliyetleri ve kazanımları değerlendiren konuma nasıl çıkarabiliriz? Elbette eğitim problemi deyince konuşmamız gereken mesele bu. Sormamız gereken soru ise şu: Eğitimin ve okulların bu temel sorununu YÖK ve Milli Eğitim yetkilileri ne zaman fark edecek ve gündemlerine alacaklar?</p>
<p>Fazla söze ne hacet.. Tüm çağlara mührünü vuran söz sultanına kulak verelim. “soru ilmin anahtarıdır” (hadis). Soru yoksa ilim hazinesinin kapısı kapalı demektir.</p>
<p>İster Japonya ve Kore’ye, ister Danimarka ve İsviçre’ye, ister İsrail, Almanya, İngiltere ve Amerika’ya gidin. Göreceğiniz şey şudur: Gerek akademik kütüphaneler ve gerekse halk kütüphaneleri öğrenci için bir merkez haline getirilmiş ve olabildiğince cazip ve kullanışlı haldedir. Eğitimde ve bilimde belli seviye almış bu gibi ülkelerde araştırma ve bilimsel toplantı amaçlı birçok ziyaretlerde bulundum. Oralarda öğrenci asıl itibarı ile dersi kütüphanede çalışır. Öğrenci için olduğu kadar halkı da okumaya ve kitaba bağlamak için halk kütüphaneleri hayatın merkezinde bir yapılandırmaya tabi tutulmuş.</p>
<p>Öğrencinin faaliyetlerini ve çalışmalarını değerlendiren; araştırmaya dayalı bir eğitim ve ona bağlı olarak da bir ödev ve proje ağırlıklı sınav sistemi uygulamadığınız sürece öğrenci kütüphaneye ihtiyaç duymayacaktır. Kütüphaneler bir aksesuar seviyesine inecektir.</p>
<p>Merkezi müfredatın ve merkezi test sınavlarının hocaların bağımsızlığını nasıl yok ettiğini biliyoruz. Bu sistem hocaya bir ilacın arkasındaki reçete bilgileri yazan yazıları uygular tarzda dersi anlatıp geçmesine yol açıyor. Öğrenci de onların fotokopilerini ezberleyerek öğrendiğini sanıyor.</p>
<p>Öğrencinin bilgiyi kullandığı özne konumuna geçmediği, cevapların öğretildiği eğitim yapısı beyinleri uyuşturma vasıtasıdır aslında. Ve bu yapıyı üstü örtülü sürdürülen bir projenin devamı olarak görüyorum. Belirlenmiş müfredat etrafında bilgi yüklemesi aynı zamanda “devamlı müdahale” anlamı taşıyor. Devamlı Müdahale dehanın önündeki en büyük engel.</p>
<p>Bugünlerde eğitim uzmanı bir arkadaşım Selçuklu dönemi medreselerdeki eğitim yapısı üzerine bazı incelemelerde bulundu. Keşfettikleri çok şaşırtıcı idi: O dönem medreselerde eğitim sistemi şimdi olduğu gibi hocanın anlattığı/takrir ettiği ve öğrencinin kafa salladığı bir eğitim sistemi değildi. Hoca öğrenmede yol haritasını sunuyor, öğrenme yollarını gösteriyor; bilgiye öğrenci kendisi ulaşıyordu.</p>
<p>Öğrenci hocanın sunduğu çekirdek metin/proje etrafına kaynak kitaplardan haşiye/açıklamalar yazıyordu. Böylece öğrenci not alma, kaynaklara ulaşma, dipnot çıkarma ve kitapların nasıl yazılacağı ve nasıl kaynak gösterileceğini de öğrenmiş oluyordu.</p>
<p>Selçuklu eğitim ve okulları birebir eğitim imkânı ve usta &#8211; çırak ilişkisi ağırlık kazanan bir yapı. Ödevleri tamamlamadıkça, konuyu derinlemesine hazmetmedikçe öğrenci dersleri geçemiyor. Ödevi yazılı hale getirmek bir esas. Haşiye yöntemi ile hocanın sunduğu proje sorusu/çekirdek etrafında konu neşvünema buluyor, dallanıp budaklanıyor, çiçek açıp meyve veriyor.</p>
<p>Ecdadımız bin yıl önce doğru eğitimin esaslarını keşfetmiş ve hayata geçirmiş. Bunları öğrenince sıkıştıkça Batıdan medet uman, kendi kök ve hazinelerimizden habersiz bilim ve eğitim yetkililerimizin çözüm üretmedeki kısır vaziyeti aklıma geldi. Çözüm açık. Vakit geçirmeden bu kompleksli duruşu ve ezik vaziyeti terk ederek kendi kaynaklarımıza dönmek, yerli çözümler üretmek…</p>
<p>Sokrates “sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer değildir” demişti. Sorgulama kelimesinin bizdeki karşılığı tahkik. Bediüzzaman tahkik ve tefekküre dayalı bir eğitim ve öğrenme yolu açtığını söyler. Yine Bediüzzaman “merak ilmin hocası, ihtiyaç terakkinin üstadı” der. Dikkat ederseniz en çok çocuklar sorgular. Çocuklar fıtratlarının gereğini yapıyor. Demek fıtratımızda sorgulama var. Önemli olan fıtratımızın gereği olan eğitim sistemini hakim kılmak. Yaşları büyüdükçe çocuklar bu yeteneklerini kaybediyorlar. Çünkü her şeyin cevaplarının öğretildiği eğitim ortamında beyinler şartlanıyor. Meraklar donuklaşıyor.  Farkında değiliz belki ama, Türkiye’ye ikinci bir ad verilse idi herhalde bu ad “sınavlar ülkesi” olurdu. Eğitime sınavların böylesine hakim olduğu başka bir ülkenin bulunduğunu zannetmiyorum</p>
<p>Önemli olan doğru soruları bulabilmek. Doğru soru örnekleri vererek konumuzu bağlayalım.</p>
<p>Hemen şunu belirtelim ki doğru soru; yalın, tekil ve net olmalıdır.</p>
<p><strong>Yanlış soru:</strong> Hangi becerilere sahipsin? Var olanı betimlemeyi gerektirir. İnsanı düşündürmez.</p>
<p><strong>Doğru soru:</strong> Becerilerini nasıl keşfettin? Yeni beceriler kazanmanın yolları nelerdir? Bu iki soru kişiyi kendine yöneltir ve bir arayışa sevk eder.</p>
<p><strong>Yanlış soru:</strong> Hangi mesleği seçmeliyim? Bu soru meslekten yola çıkarak karar vermeyi gerektirir.</p>
<p><strong>Doğru soru:</strong> Hangi mesleği yapmaya yeteneklerim var? Yeteneklerimi hangi meslekte geliştirebilirim? Bu sorular kişinin meslek seçiminden önce kendini tanımasını gerektirir. Kendini tanıyan kendine uygun meslek seçecektir.</p>
<p>Bir fotoğraf makinesine ihtiyacımız var. Eğer şöyle sorarsak: Hangi fotoğraf makinesi ile en iyi fotoğrafı çekerim? Bu durumda sahip olacağımız şey birinin tavsiyesi üzerine bir fotoğraf makinesidir.</p>
<p>Aynı ihtiyacımız karşısında soruyu bu sefer de şöyle soralım: Bir fotoğrafı iyi yapan özellikler nelerdir? İyi bir fotoğrafı nasıl sağlarım? Bu soru karşısında sahip olacağımız şey ise; öncelikle iyi bir fotoğrafın özellikleri, bu fotoğrafın nasıl elde edileceği ve hangi makine ile çekileceği. Bu durumda hem bilgi sahibi hem de makine sahibi olmuş oluruz. Görüldüğü gibi doğru soru doğru eylemi ve seçimi getiriyor.</p>
<p><strong>Hulasa</strong> kısır ve yanlış sorular üzerine bina edilen eğitim sorunlar/problemler karşısında aciz ve başkasından medet arayan/çözüm üretemeyen insan tipi oluşturuyor. Sorunlar paketler halinde bulunur. Paketleri ancak doğru “soru”lara çevirerek açılabiliriz. Paketlenmiş sorunları açmanın yolu doğru soruları bulmaktır. Paketi en iyi ifade edebilecek çok sayıda soru adayına ihtiyaç vardır. Beyin fırtınası yolu ile üretilen aday sorular süzülerek az sayıda soruya indirilir. Paket sorun böylece “daha anlaşılabilir” hale gelir ve sorun çözülmüş olur.</p>
<p>Prof.Dr.Osman Öztürk</p>
<p><span class="ml-auto"><time>24 Mart 2018 06:00 / dirilispostasi.com</time></span></p>
</article>
</section>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/soru-ilmin-anahtari/">Soru ilmin anahtarı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/soru-ilmin-anahtari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
