<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sevab | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sevab/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2019 21:25:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sevab | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Mar 2019 13:20:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevab]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü matematikçi ve meteorolog Edward Lorenz, 1963 yılında hava durumu üzerinde çalışırken bir kelebeğin kanat çırpışına denk düşecek hava hareketinin, doğrusal girdiler sonucu bir başka yerde kasırgaya neden olabildiği sonucunu ortaya koyduğunda aslında sadece tabiatın işleyişiyle ilgili bir keşfe imza atmamıştı. İnsanlar ve toplumlar da tıpkı Lorenz’in kelebek etkisi diye ünlenen felsefesiyle hareket etmekte, tarihin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/">Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-22031" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi.jpg" alt="" width="660" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi.jpg 660w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p>Ünlü matematikçi ve meteorolog Edward Lorenz, 1963 yılında hava durumu üzerinde çalışırken bir kelebeğin kanat çırpışına denk düşecek hava hareketinin, doğrusal girdiler sonucu bir başka yerde kasırgaya neden olabildiği sonucunu ortaya koyduğunda aslında sadece tabiatın işleyişiyle ilgili bir keşfe imza atmamıştı. İnsanlar ve toplumlar da tıpkı Lorenz’in kelebek etkisi diye ünlenen felsefesiyle hareket etmekte, tarihin herhangi bir yerinde meydana gelen ufak sapmalar büyük ve geri döndürülemez sonuçlar doğurmaktaydı. Bu açıdan toplumsal pek çok kırılmanın, bireylerin küçük tutumları sonucunda meydana geldiğini söylemek doğru olacaktır.</p>
<p>İnsan sosyal bir varlık olarak çevresiyle sayısız etkileşim içinde yaşar. Hem kendi yaşamında hem başkalarının yaşamında gündelik ve basit görülen bir davranışıyla tıpkı kelebek etkisinde olduğu gibi büyük değişikliklere, tahayyülü imkânsız akıbetlere neden olabilir. Öyle ki birey çoğu zaman iş işten geçtikten ve maalesef yapacağı bir şey kalmadıktan sonra bunun idrakine varır. O an “Böyle olacağını bilseydim…”le başlayan keşke cümleleri zihinlerde ardı ardına yankılanır.</p>
<p>İnsan yeterince ince düşünüp davranışlarını aklın ve kalbin hassas terazisinde tartamadığı için derin bir pişmanlık duyar. Zira rikkat öyle bir erdemdir ki vakti zamanı kaçırıldığında insanın elinde uçuşan biz toz bulutuna dönüşüverir. Bu durum insanın bütün hayatını bir dikkat ve temkin esasına dayandırarak biçimlendirmesini gerekli kılar. Somurtkanlığımızla uçurumun kenarındaki insanı daha kıyıya itebilir, kabalığımızla farkında olmadan pek çok kişiye sirayet edecek bir karamsarlık dalgası yayabiliriz. Ama en kötüsü de susarak veya yapmamız gerektiği şeyleri yapmayarak, atmamız gereken elzem adımları atmayarak kötülüğün ve fitnenin ocağına odun taşımış olabiliriz.</p>
<p>Günah, meşruiyet toprağında büyür. Çevremizdeki hatalara, zulümlere sessiz kalarak farkında olmadan can suyu vermiş oluruz. Hiçbir kötülük kendiliğinden neşet etmez. Önce bir insanı ele geçirir, onun davranışlarında yabani sarmaşıklar gibi gelişir, çoğalır. Fakat asla tek bir insanla yetinmez. Yayılmak, kalpten kalbe, insandan insana sirayet etmek, bütün toplumu ele geçirmek ister.</p>
<p>İşte bu yayılma esnasında kötülüğün kadim bir yöntemi vardır. Sinsi ve çekingen başını çıkarıp insanları seyretmek, sabırla toplumun kendisine alışmasını, onu normalleştirmesini beklemek… İkinci adım olarak zehirli filizlerini insandan insana uzatır. Kötülüğün toplumsal zemin bulması da böyle cereyan eder. Artık o bir yabancı değil, ev sahibidir. Dağdan gelmiş, bağdakini kovmuştur. Bunu yapamamış olsaydı, ele geçirdiği ilk insanın şahsında yalnızlaştırılacak, vicdan değirmeninde öğütülecekti. Öte yandan insanlar basit bir nemelazımcı davranışla felaketle sonuçlanabilecek toplumsal savrulmalara zemin hazırlamıştır.</p>
<p>“Kırık Cam Teorisi” bu noktada bir kötülüğün yahut hatalı davranışın nasıl hızla yayıldığına dair çarpıcı bilgiler sunmaktadır. Teori, kamuya açık alanların sürekli gözlemlenerek yaşanan en ufak aksaklığın ivedilikle giderilmesi ve düzenin sağlanması esasına dayanıyordu. Suçu önleme anlayışıyla hareket ettiklerini belirten teorisyenler James Q. Wilson ve George L. Kelling yayımladıkları makalede şunları dile getirmişti.</p>
<p>“Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün. Camlar tamir edilmemişse vandallar birkaç cam daha kırmaya meyillidir. Sonunda bina boş ise tüm camları kırılabilir. Ya da bir kaldırım düşünün. Burada bazı çöpler birikir. Eğer o ilk atılan çöpler temizlenmezse yakın zamanda bu çöpler daha fazla birikir. Sonunda buradaki restoranlar, hatta paket servis yapan insanlar bile çöpleri araba ile poşetler hâlinde getirerek buraya atarlar.”</p>
<p>ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilen teori,  suçun insandan insana sıçrayışını gözler önüne seren bir sosyal deneyin akabinde ortaya konmuştu. Zimbardo, sosyal statüleri ve demografik yapıları birbirinden farklı iki şehre iki araç bırakmıştı. Bunlardan ilki suç oranının yüksek olduğu ve yoksulluğun kol gezdiği Bronx şehriydi, diğeri ise yüksek yaşam standartlarına sahip Kaliforniya’daki Palo Alto. Araçların ikisinin de plakası yoktu ve kaputları aralıktı.</p>
<p>Bronx’daki otomobil üç gün gibi kısa sürede tanınmaz hâle geldi. Terk edilmesinden sadece dakikalar sonra bir ailenin saldırısına uğradı. Aküsü ve radyatörü çalınan otomobilin pencereleri kırıldı, döşemeleri parçalandı. Bu sırada neredeyse bir hafta geçmesine rağmen Palo Alto’daki araç herhangi bir zarar görmemişti. Deney burada kalmayacaktı. Asıl olay Zimbardo ile iki öğrencisinin, sağlam kalan otomobilin yanına giderek kelebek camını kırmasıyla patlak verdi. Çünkü bu küçük darbenin ardından Palo Alto’nun suça bulaşmamış insanları araca hunharca saldırmaya başladılar.</p>
<p>Otomobilin kelebek camını kırmak küçük bir eylemken ardından daha büyük sonuçları doğurmuştu. Dolayısıyla yapılan bir kötülük kendi ile kalmıyor ardından başka kötülük tohumlarına da zemin hazırlıyordu. Etkisi halka halka büyüyerek daha geniş bir alana tesir eden tek bir davranıştı. Bu bazen birey için düşünülmeden söylenmiş bir söz, hesap edilmeden atılmış bir adım olabilirdi.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, bu bağlamda insana bıraktığı izlerin de hesabının sorulacağını hatırlatır: “Şüphesiz ölüleri diriltecek olan biziz. Onların gelecek için yaptıkları her şeyi ve bıraktıkları her izi de yazıyoruz…” (Yasin, 36/12.) Müfessirler bu ayetin, başkalarının kötülük işlemesine sebebiyet verecek kötü bir yol açanları da kapsadığını söyleyerek insanların, etkileri öldükten sonra da devam eden kötülüklerden ötürü veballerinin arttığını belirtirler. (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 478-480.)</p>
<p>Nitekim Hz. Peygamber de iyi veya kötü bir çığır açmanın kişiyi menfi veya müspet anlamda bağlayacağını ifade eder: “Kim iyi bir uygulamaya öncülük ederse kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin sevabı verilir. Yine kim kötü bir uygulamaya öncülük ederse kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin günahı yüklenir.” (Müslim, İlim, 15.)</p>
<p>Çocuklar ve gençler dış tesirlere yetişkinlerden daha açıktırlar. Henüz kendini inşa etmekte olan zihin dünyaları, aileden başlayarak bütün çevreleri boyunca onların üzerinde etkiye sebep olur. İyiyle kötü, doğruyla yanlış arasındaki farkı bu dönemde kalplerine ve akıllarına kazırlar. Sevip değer verdikleri kimseler tarafından sergilenen bir haksızlığa şahit olmaları, hayatları boyunca onlarda bir bulanıklığa, değerler arası muvazenesizliğe sebebiyet verecektir. Yetişkinler ve özellikle ebeveynler, her tutum ve davranışla çocuğun körpe dünyasında bir kelebek etkisi meydana getirdiklerini, bazen tek bir hatanın dahi suçun kanıksanmasına imkân hazırladığını unutmamalıdırlar.</p>
<p>Yazar: Sema BAYAR</p>
<p>Diyanet Aylık Dergi</p>
<p>Kastamonur.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/">Günahın ve Sevabın Kelebek Etkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-ve-sevabin-kelebek-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meşakkatin Farklı Olmasına Bağlı Olarak Ecrin De Farklı Olması</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mesakkatin-farkli-olmasina-bagli-olarak-ecrin-de-farkli-olmasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mesakkatin-farkli-olmasina-bagli-olarak-ecrin-de-farkli-olmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2018 22:59:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ecir]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Meşakkatin Farklı Olmasına Bağlı Olarak Ecrin De Farklı Olması]]></category>
		<category><![CDATA[Sevab]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20518</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir fiilin, kolay bir fiile oranla daha fazla ecir kazandırması için, meşak­katli olmasının ölçüsü nedir sorusuna şöyle cevap verilebilir: iki fiil rükün­leri, şartları ve üstünlük açısından bir olup bir tanesinin meşakkati fazla ol­sa bile yapılan her şey aynı olduğu için her iki fiilin ecri de aynı olur. Ancak Allah için daha fazla meşakkate katlanan kişi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mesakkatin-farkli-olmasina-bagli-olarak-ecrin-de-farkli-olmasi/">Meşakkatin Farklı Olmasına Bağlı Olarak Ecrin De Farklı Olması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-13.jpeg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20532 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-13-300x135.jpeg" alt="" width="300" height="135" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-13-300x135.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-13-570x257.jpeg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-13.jpeg 572w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></div>
<p>Bir fiilin, kolay bir fiile oranla daha fazla ecir kazandırması için, meşak­katli olmasının ölçüsü nedir sorusuna şöyle cevap verilebilir: iki fiil rükün­leri, şartları ve üstünlük açısından bir olup bir tanesinin meşakkati fazla ol­sa bile yapılan her şey aynı olduğu için her iki fiilin ecri de aynı olur. Ancak Allah için daha fazla meşakkate katlanan kişi meşakkatin bizatihi kendisin­den ötürü değil, meşakkat karşısında gösterdiği tahammülden ötürü ayrıca sevaba nail olitr.</p>
<p>Zira Allah&#8217;a yaklaşma meşakkatle olmaz, O&#8217;nu yüceltmekle olur. Meşak­katin bizzat kendisi Allah&#8217;ı yüceltme ya da O&#8217;na saygı gösterme içermez. Ni­tekim bir kimsenin hizmetinde çalışan kimse, meşakkate maruz kalmak için değil, bu durumu kendi yararına gördüğü için meşakkate katlanır. Zira hiz-met esnasında meşakkate katlanması kendisi içindir.</p>
<p>Yaz ve ilkbahar mevsimlerinde gusül alma, kış soğuğunda gusül almaya nispetle daha meşakkatsizdir. Ama yerine getirilen şart ve erkan aynı oldu­ğu için her iki fiilin ecri de aynıdır. Ancak kışın gusül alanın ecri ayrıca so­ğuğa katlandığı için daha fazladır. Ecirlerdeki farklılık bizatihi alınan gusül-lerde değil, bilakis onların zorunlu sonucu olarak katlanılan şeylerdedir.</p>
<p>Aynı şekilde ibadet etmek üzere mescide veya hacca giden ya da sefere çıkan kimsenin yolunun kısa olması ile uzun olması durumlarında, o ibadet­te yerine getirilen şart ve rükünler aynı olması hasebiyle verilen sevap aynı­dır. Ancak ibadete vesile olup katedilmesi gereken yolun farklılığından ötü­rü sevapta farklılık olur. Zira Allah (cc) ibadetlerin bizatihi kendilerine sevap verdiği gibi, onlara vesile olan şeylere de sevap verir, ibadetlerle onlara ve­sile olan şeylerin ecirleri farklı faklıdır.</p>
<p>Bundan dolayı namazı cemaatle kılmak üzere atılan her bir adım kişinin derecesini yükseltir ve günahlarının azalmasına vesile olur. Dolayısıyla mescide kadar daha uzun bir yol yürüyenin ecri, daha az yürüyenin ecrin­den büyüktür. Yine cihada çıkan kimseler için karşılaştıkları açlık, susuz­luk, yorgunluk, büyük veya küçük harcamalar yapmak, vadiler katetmek, düşmana karşı başarı elde etmek, inkarcıları kızdıracak şekilde düşman topraklarına ayak basmak vb. fiillerinden ötürü salih amel ecri vardır. İba­detlerden ve ibadetlere vesile olan şeylerden doğan meşakkatlere katlan­madan ötürü ecir kazanılır. Bu ecirler, meşakkatin şiddetine göre farklılık arzeder.</p>
<p>Bu konuda Buhari ve Müslim&#8217;in sahihlerinde Hz. Aişe&#8217;den rivayet ettik­leri hadis itiraz olarak ileri sürülebilir. Hz. Aişe şunları söylemişti; &#8220;Dedim ki, ya Resulallah, insanlar memleketlerine iki ibadetle dönüyor, bense bir ibadetle dönüyorum. Resulullah; bekle de temizlendiğin vakit Ten&#8217;im&#8217;e çık oradan ihrama gir, sonra bizi filan yerde bul, lakin bu umre senin meşakka­tine (yahut senin nafakana) göredir buyurdu.&#8221; [45]</p>
<p>Bu itiraza şöyle cevap verilir; bu hadiste Hz. Peygamberin &#8220;meşakkatine göredir&#8221; mi dediği yoksa &#8220;nafakana göredir&#8221; mi dediği şüphelidir. Şayet &#8220;nafakana göredir&#8221; demişse, Allah&#8217;a itaat karşılığında kula verilenlerin azı ile çoğunun farklı olduğunda zaten şüphe yok. Şayet &#8220;meşakkatine göredir&#8221; buyurmuşsa bu durumda yukarıda anlattıklarımız muvacehesinde mana şu şekilde takdir edilmelidir; &#8220;senin katlanacağın meşakkate göredir.&#8221; Allah (cc)&#8217;ın indirdiği kitaplardan birinde şöyle dediği söylenmiştir: &#8220;Benim uğ­rumda sıkıntılara katlananlar benim gözetimim ve desteğim altındadır.&#8221;</p>
<p>Dinin bize bildirilen kaynaklarından biliyoruz ki, dinin maksadı insanla­rın ahiret ve dünya maslahatlarını temin etmektir. Meşakkat ise maslahat de­ğildir. Ancak meşakkati gerektiren durumlar, doktorun hastaya taca acı, hiç hoş olmayan ilaçları vermesi gibidir. Doktorun amacı sadece ve sadece has­tanın şifa bulmasıdır.</p>
<p>&#8220;Doktorun maksadı ilacın acılık meşakkatini hastaya çektirmektir, tedavi etme kastıyla yapsa bile güzel bir davranış değildir&#8221; diyen kimseye şöyle ce­vap verilir: Aynı şekilde baba bile oğlunun hayatını kurtarmak için kangren olan kolunu kestiriyor. Babanın maksadı o kolun kesilmesi suretiyle oğluna acı çektirmek değil, bilakis onun hayatını kurtarmaktır. Ancak bu, elin kesil­mesinden ötürü çocuğun acı çekmesiyle mümkün olabiliyor.</p>
<p>Resulullah (s.a.v.) Allah (cc)&#8217;ın şöyle buyurduğunu söylemiştir; &#8220;Ölüm­den çekinen mümin kulumun canını almakta gösterdiğim tereddüdü hiçbir şeyde göstermem. Ben mümin kuluma acı çektirmek istemem, ancak onun için başka bir yol yoktur.&#8221; [46] Meşakkatin meşakkat olması itibariyle mümin olan olmayan herkes için kötü olduğunda şüphe yoktur. Ancak mümin me­şakkate katlanmanın karşılığında ecir ve sevap kazanacağı için bu durum onun için pek önemli değildir.</p>
<p>Bazen bedenle yapılan amellerin azı çoğundan, kolay olanı zor olanından daha faziletli olabilir. Bazı durumlarda namazı kısaltmanın tam kılmaktan faziletli olması, sabah namazını orta namaz olarak kabul edenlere göre bu namazın rekatları daha az olmasına rağmen diğer namazlardan faziletli ol­ması, yine ikindi namazını orta namaz olarak görenlere göre bu namazın öğ­le namazından daha kısa olmasına rağmen daha faziletli olması misal olarak zikredilebilir.</p>
<p>Allah Teala fazileti dilediğine verir. Şayet sevap gösterilen gayret mikta­rına göre verilseydi, durum böyle olmazdı; vitir namazının bir rekatı sabah namazının iki rekatından, sabah namazının iki rekat sünneti diğer nafile na­mazlardan faziletli olmazdı.</p>
<p>Öğle namazını çok sıcak bir günde geciktirerek serinde kılma, iki masla­hattan evla olanını tercih etme kabilindendir. Zira aşırı sıcakta yürüyerek mescide gitmek namazın en faziletli vasıflarından biri olan huşuyu ortadan kaldırır. Dolayısıyla huşu derece itibariyle ona denk olmayan namazı vakit girince hemen kılmaya tercih edilmiştir. Bundan dolayı sadece münasip za­man ve uygun durumlarda cemaate gitme emredildi ki bu durumda bazen namazı vaktinde cemaatle kılma terkedilebilir. Şayet her halükarda cemaat­le kılma emredilseydi insanlar için sıkıntı olacak ve namazda huşu olmaya­caktı. Din huşuyu, vakit girer girmez cemaatle namaz kılmaya tercih etti.</p>
<p>Benzer şekilde namazda huşuyu bozacak her durum namazın sonraya bıra­kılmasına sebep olur. Mesela aşırı açlık ya da susuzluk durumunda namaz sonraya bırakılır. Yine küçük ya da büyük abdest sıkıştırınca namaz sonraya bırakılır. Yine hakimin doğru karar vermesine engel olabilecek bir durum söz konusu olduğunda hüküm sonraya bırakılır.</p>
<p>Benler şekilde vaktin sonuna doğru su bulma ihtimali yüksek olan kim­senin teyemmümle kılmak yerine namazı vaktin sonuna kadar geciktirmesi gerekir. Zira namazın suyla alman abdestle kılınması, vakit girer girmez kı­lınmasından daha faziletlidir. Çünkü din ibadetlerin şartlarına, ibadetlerin tamamlayıcısı olan sünnetlerden daha çok önem vermiştir. Şu hüküm de bu konuya işaret eder: &#8220;Su bulma imkanı olan kimse abdest veya teyemmüm­den birini tercih etme hakkına sahip değildir.&#8221; Halbuki namazı vakit girince cemaatle kılma imkanına sahip olan kişi namazı derhal cemaatle kılabileceği gibi tek başına da kılabilir. Şayet namazı vakit girer girmez kılmanın masla­hatı suyla abdest almanın maslahatına denk olsaydı, tıpkı suyla abdest alma imkanı olanın bunu tercih etme mecburiyeti olduğu gibi namazı vaktin ba­şında kılma imkanı olanın da bunu tercih etme mecburiyeti olurdu.</p>
<p>îmam Şafii, oruç tutan kimsenin dişleri arasında kalan şeylerin kötü ko­kusunun verdiği meşakkate katlanmanın bunları misvakla temizlemekten daha faziletli olduğunu söylemiştir. Delil olarak da, o kokuya katlanmanın, güzel kokudan daha sevap olduğunu ileri sürmüştür. Şafiî bu konuda isabet etmemiştir. Zira bir şeyin sevap olduğunun beyan edilmesi o şeyin diğerle­rinden daha faziletli olduğu anlamına gelmez. Bir şeyin faziletli olması onun en faziletli şey olduğu anlamına da gelmez. Nitekim Şafiî&#8217;ye göre vitir nama­zının bir rekatı sabah namazının iki rekatından daha faziletlidir. Halbuki Hz. Peygamber, &#8220;Sabah namazının iki rekatı dünyadan ve orada bulunan her şeyden daha hayırlıdır&#8221; buyurmuştur. Üstelik öyle ibadetler vardır ki şeriat onları övmüş ve faziletlerinden bahsetmiştir. Halbuki onlardan daha fazilet­li kabul edilen ibadetler de vardır. Bu, aynı anda elde edilmesi mümkün ol­mayan iki maslahatın karşılaşması türünden bir meseledir.</p>
<p>Dişleri misvaklamak, Allah&#8217;ın yüceliğinin tanınması için konulmuş te­mizlik türlerinden biridir. Zira ağız temizliğiyle ilgili ilahî hitap, şüphesiz ki Allah&#8217;ı yüceltmek içindir. Bundan dolayı misvak kullanımı emredildi. Ağız­da kalan artıkların ise Allah&#8217;ı ta&#8217;zim, O&#8217;nun yüceliğini tanımayla ilgisi yok­tur. Bu durumda nasıl olur da ağızda kalan artıkların fazileti, O&#8217;nu yüceltme için ağzın temizlenmesinden daha üstün olur?</p>
<p>Hz. Peygamberin şu hadisi de, dişleri misvaklamanın maslahatının, oruç­lu kimsenin ağzında kalan kırıntıların kokusunun maslahatından daha bü­yük olduğuna delalet eder; &#8220;Ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, onla­ra her namazda misvak kullanmalarını emrederdim.&#8221; [47] Misvakla ağfte temiz­lemenin maslahatı ağızda kalan kırıntıların maslahatından daha fazla olma­saydı Hz. Peygamber misvakın vacip kılınmasından bahsetmezdi. Nitekim bu hadis misvakın maslahatının vacip kılınma derecesine ulaştığı anlamına gelir.</p>
<p>Şafii&#8217;nin bu konudaki görüşü, umumî olan bir hükmün şahsı istidlal ile daraltılması şeklindedir. Ki bu istidlal yukarıda zikrettiğimiz delillere aykı­rıdır. Bu konu &#8220;şehidin kanı&#8221; meselesine de kıyas edilemez. Çünkü misvak kullanan kimse Rabbinin emri gereği temizlenmiş olur. Nitekim ağzını mis­vakla temizlemesi istenmiştir.</p>
<p>Izzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Esas ve Hikmetleri,syf.65-69</p>
<p>[45] Buhari, Kitabu&#8217;1-hacc, 3/421; Müslim, 2/877</p>
<p>[46] Buhari, Rikak, 11/340-341</p>
<p>[47] Buhari, Kitabu&#8217;l-Cuma, 2,/374; Müslim, Taharet, 1/220</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mesakkatin-farkli-olmasina-bagli-olarak-ecrin-de-farkli-olmasi/">Meşakkatin Farklı Olmasına Bağlı Olarak Ecrin De Farklı Olması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mesakkatin-farkli-olmasina-bagli-olarak-ecrin-de-farkli-olmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkesin Sevabı ve Günahı Kendine mi ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/herkesin-sevabi-ve-gunahi-kendine-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/herkesin-sevabi-ve-gunahi-kendine-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2015 19:17:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yavuz Köktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Herkesin Sevabı ve Günahı Kendine mi ?]]></category>
		<category><![CDATA[Sevab]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7683</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 1-İbn Mes’ûd anlatıyor: “Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Yeryüzünde haksız yere öldürülen bir insan yoktur ki kâtilin günahın­dan bir misli, Hz. Âdem’in ilk oğluna (Kabil’e) gitmemiş olsun. Çün­kü o, öldürmeyi sünnet kılan (haksız öldürme yolunu ilk açan)dır.’ (Buhârî, Diyât 2, Enbiyâ, 1, İ’tisam 15; Müslim, Kasâme, 27; Tirmizî, İlm, 14.) 2-“Her kim İslâm’da güzel bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/herkesin-sevabi-ve-gunahi-kendine-mi/">Herkesin Sevabı ve Günahı Kendine mi ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1401426169_cumagunununhurmetiokunacakdualar_364560603.jpg"><img decoding="async" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1401426169_cumagunununhurmetiokunacakdualar_364560603.jpg" alt="Herkesin Sevabı ve Günahı Kendine mi ?" width="640" height="427" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1</strong>-İbn Mes’ûd anlatıyor: “Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Yeryüzünde haksız yere öldürülen bir insan yoktur ki kâtilin günahın­dan bir misli, Hz. Âdem’in ilk oğluna (Kabil’e) gitmemiş olsun. Çün­kü o, öldürmeyi sünnet kılan (haksız öldürme yolunu ilk açan)dır.’ (Buhârî, Diyât 2, Enbiyâ, 1, İ’tisam 15; Müslim, Kasâme, 27; Tirmizî, İlm, 14.)</p>
<p><strong>2-</strong>“Her kim İslâm’da güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile ken­disinden sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiçbir şey noksan edilmemek şartıyla sevapları kendine aittir. Ve her kim İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile kendisinden sonra onunla amel edenlerin vebali hiç bir noksanları olmamak üzere ona aittir.”</p>
<p><strong>3-</strong>“Bir hayra öncülük yapana, onu yapan gibi ecir vardır.”</p>
<p><strong>4</strong>-Buhârî’nin naklettiği rivâyete göre Hz. Peygamber, Bizans kralı Heraklius’a bir davet mektubu göndermiştir. Bu mektupta şun­lar ifade edilmiştir: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allâh’ın Resûlu Muhammed’den Rumların büyüğü Herakl’e. Hi­dâyete uyanlara selâm olsun. Ben seni İslâm’a davet ediyorum.</p>
<p>Müslüman ol, selâmete erersin, Allâh sana iki kat mükafaat ve­rir. Eğer dönersen halkının vebali senin boynunadır. ‘Ey Kitâb Ehli! Bizimle sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin, Allâh’tan başkasına tapmayalım, O’na hiçbir şey ortak koşmayalım&#8230;”. ”(Buhari,Be’dül Vahy,6)</p>
<p>Bütün bu hadîslerin şu âyete aykırı olduğu ileri sürülmektedir: hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. ”(isra,15)</p>
<p>Oysa başka âyetlerde dalâlet önderlerinin kendi günahlarını ve baş­kalarının günahlarım yüklendikleri yer almaktadır. Şu âyetler buna ör­nektir:</p>
<p>“İnkâr edenler îmân edenlere‘Yolumuza uyun da sizin günahları­nızı yüklenelim.&#8221; derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yük­lenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. And olsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yük­leri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyâmet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.”(Ankebut,12-13)</p>
<p>İbn Kesîr’e göre, “Onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriy­le beraber nice ağtr yükleri yükleneceklerdir” ifadesi, küfür ve dalâlete çağıranların kıyâmet günü hem kendi günahlarını hem de saptırdıkları insanlar sebebiyle başkalarının günahlarını yükleneceklerini haber ver­mektedir. Nitekim, şu âyet de bu duruma işaret etmektedir: “Böylece kıyâmet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklen­dikleri ne kötüdür.” (Nahl, 25)</p>
<p>İbn Kesîr’in bu görüşünü te’yid eden âyetler de vardır. Mesela: “İnkâr edip de (insanları) Allâh yolundan alıkoyanlar var ya, işte on­lara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız” (Nahl, 88).</p>
<p>Nahl Sûresindeki âyette azabın kat kat artırılmasının hikmeti, on­ların işledikleri iki ayrı isyanlarına karşılıktır. Bunların birinci suçları; Allah’ın indirdiği İlâhî vahyi inkâr edip küfre sapmalarıdır. İkincisi ise,başka insanları Allâh yolundan alıkoymalarıdır. Bu her iki suça karşı ayrı bir azap söz konusudur. Bu azaplardan birinin dünyada, diğerinin ise âhirette verilen cezalar olduğunu söyleyenler de vardır.</p>
<p>Dolayısıyla, yukarıda geçen “Hiçbir günahkâr, başka bir günahkâ­rın günah yükünü yüklenmez. ” âyetini başka türlü anlamamız gerekir. Buna göre, âyette, günah işleyenin başkasına sebebiyet vermediği, kötü örnek olmadığı sürece sadece kendi günahından sorumlu olduğu vurgu­lanmaktadır. Şöyle de denilebilir: Bir kişi bir suç işlemişse, suçun şah­siliği prensibi gereğince, sadece suçlu cezayı çeker. Baba, kardeş, akra­ba vs. bir başka kimse o suçtan dolayı ceza çekmez.</p>
<p>Bu noktada, ilginç bir âyetin üzerinde durmak istiyoruz. Bu âyet, Pey­gamberin hanımlarıyla ilgilidir. Allâh şöyle buyurur: “Ey Peygamberin hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allâh*a göre kolaydır.” (Ahzab, 30) Kötü örnek oluştan dola­yı azap iki kat artırılmaktadır. Aslında burada bir espri vardır. Aynı suçu bir başkası yapıp örnek olursa iki kat cezası vardır. Aynı suçu Peygam­ber eşi yaparsa, cezasının katmerleştiği söylenebilir. Diğer bir ifadeyle, üç katı ceza görür. Burada haşa, Allâh’ın iki kat dediğine, üç kat demek istemiyoruz. Ama aynı suçu işleyenden daha fazla ceza çekeceğini belirt­mek istiyoruz. Bu suçu -olmaz ya- Peygamber işlerse dört katı ceza gö­rür. Kişinin konumuna göre, ceza da artar. Bir günahı âlimin işlemesiyle câhilin işlemesi bir değildir. Kamuya açık, kötü örnek oluşturacak tarz­da, âlimin işlemesi durumunda cezanın katmerleşeceği açıktır. Tersi du­rumda, bunların yapacağı hayırda sevabın da katmerleşeceği bir vakıadır.</p>
<p>Burada son olarak bir âyet üzerinde daha durmak istiyoruz. Bu âyet, zahiriyle herkese aynı azabın verileceğini ima etmektedir: Allâh şöyle buyurur: “Allâh, şöyle der: ‘Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin’ Her topluluk (arkasından gidip sa­pıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, ‘Ey Rabbimiz! Şunlar bizi sapttrdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver’ derler. Allâh, der ki: fHer biriniz için bir kat daha fazla azap vardtr. Fakat bilmiyorsunuz.” (A’râf, 38)</p>
<p>Bu âyetten, zahiren saptıranlarla, sapanların aynı azabı hak ettikle­ri sonucu çıkar. Ancak, sapanların özelliklerine dikkat edilmelidir. Sapanlar  sadece saptıranlara kanıp inkârla yetinmemişler, saptıranları övmüşler, yüreklendirmişler, desteklemişler, onlar için mücadele vermiş­tir. Bu açıdan, tapanların da azapları iki kat olmaktadır: Bir, saptık­ları,.iki, saptıranları yüreklendirdikleri için. İnsanlık tarihi boyunca Allahın âyetlerini ve peygamberlerini yalanlayıp sapık inançlar ve ideo­lojiler türetenlerle, bunları benimseyip yaşatanlar âhirette bir araya ge­lince, artık inkarcıların kendi kendilerinin aleyhlerinde şâhidlik edecek­leri ölçüde hak ve bâtıl, iyi ve kötü apaçık ortaya çıktığı için sonraki­ler öncekilere veya inkârları ve kötülükleri yaşatanlar bunları türeten­lere, kendilerini ayartıp saptırdıkları gerekçesiyle lanet okuyup suçları­nın iki katıyla cezalandırılmalarını isterler; diğerleri de onların kendi­lerinden farklı yanlarının bulunmadığını yani onların da kendileri ka­dar suçlu olduklarım belirtirler.</p>
<p>Mutlak hâkim olan Allâh da buyurur ki: &#8220;Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır.” Çünkü iki kat suç iş­lemişlerdir; yani öncekiler ve önderler hem kötü oldukları hem de kö­tülük yollarını açtıkları için, diğerleri ise onlara uymaları yanında, fi­kirleri, malları, güçleri, mevkileri, tutum ve davranışlarıyla onları des­tekleyip yüreklendirdikleri, güçlerine güç kattıkları, bâtıl ideolojilerini yaşatıp yaydıkları ve sonrakilere kötü örnek oldukları için iki kat suç­ludurlar ve iki kat ceza göreceklerdir. Sadece saptıranlara kanıp sapan­lar, şayet inkârlarının propogandasını yapmaz, saptıranları yüreklen­dirmez ve inkârlarıyla baş başa kalıp bir hayat sürerlerse onların azabı AJlâhu a’lem diğerleri gibi iki kat olmayacaktır.</p>
<p>Kabil olayına gelince, şunları söylemek mümkündür: Geçmiş ulemânın ortak kanaati, Kabil’in öldürme günahından pay alacağı şek­lindedir. Onun pişman olması tevbe pişmanlığı değil, karşılığını gör­mediği ve katlanmak zorunda kaldığı vicdanî eziyettir.</p>
<p>Günümüzde ise bu hadîs, “Hiç kimse bir başkasının günahını yük­lenemez” ilkesince “Allâh’ın adaleti”ne aykırı görülerek tenkîd edilmiş­tir. Oysa hayra veya şerre vesile olan, bizzat o fiili yapmasa da ondan sevap veya günah alır. Burada adalete aykırı bir şey de yoktur. Ancak, yine de Kabil meselesinde izahı zor noktalar vardır. Bugün, “Kabil, öl­dürme güzel bir şey demedi, kıskançlığına mani olamadı, çığır açmak için böyle yapmadı, günah işlemiş oldu, katil olmakla insanlara katli öğretmiş değil, dolayısıyla bütün lcatl olaylarından günah alır diyeme­yiz” denilerek meseleye ihtiyatlı yaklaşanlar da vardır.</p>
<p>Bununla birlikte -iyi veya kötü olsun- ortada bir eylem yokken onu ilk ortaya koymanın, o eylemi deşifre etmenin bir sorumluluğu olsa gerektir. O eylemi görenler ondan esinlenir veya cesaret alır, onu yaparlar. Kabil’in öldürme olayı da böyle olmalıdır. Burada mesele, onu  öldürme olayını gören veya duyanların olup olmadığıdır. Yani Kabil Habil’i öldürmüş, onu hiç kimse görmemiş veya duymamış ise sonra- ki öldürme olaylarıyla hiçbir bağlantısı yok demektir. Bu durumda, öldürme olayı kendiyle sınırlı kalır, bir başkasından da sorumlu olmazdı. Ama tüm kutsal kitaplar, bu öldürme olayını anlatmaktadır. Dola­yısıyla, olay çok meşhurdur. Herkes bunu bilmektedir.</p>
<p>Burada akla şöyle bir soru gelmektedir: Kabil, tüm öldürme olay­larından mı yoksa sadece içinde kıskançlık olan öldürme olaylarından mı pay alır? Burada niyet devreye girmektedir. Öldürme olayı çeşitli niyetlerle gerçekleşebilir. Kişinin, o olaydan bir pay alması için baa­sının şekilsel olarak o olayı gerçekleştirmesi yeterli midir? Mesela ada­mın biri yaylada Allâh rızası için bir çeşşkme yaptırır. Onu gören biri “ne kadar güzel!” deyip “ben de yaptırayım, gelip geçene buradan satıp pa­ra kazanayım” dese ilk çeşme yaptırana buradan bir pay var mıdır? Ka­naatimce, çeşme ay m amaca hizmet etmedikten sonra bir pay yoktur.</p>
<p>Kabil’in öldürme olayına gelince; onu kıskançlığından dolayı yap­tığı açıktır. Mesela, toprak meselesinden veya ülke işgal ederek ya da haksız yere başka amaçlarla bir adam öldürüldüğünde bu öldürmeler­den Kabil pay alır mı? En doğrusunu Allâh bilir; bu öldürmelerden pay almaz. Onun pay alacağı öldürmeler, kıskançlık sebebiyle işlenen cina­yetlerdir. Bunun yanında, teorik olarak şunu da söyleyebiliriz: Kabil, öldürme olayında, ondan bir şekilde cesaret alanların, onun kötü ör­nekliğinden etkilenenlerin yaptıklarından pay alır. Zaman dilimi içe­risinde, “etkilenme”de bir kopukluk meydana gelip Kabil’in kötü ör­nekliği ortadan kalkmışsa, yine sonrakilerden pay almaz. Bu söyledik­lerimizi hadîste geçen | l*o y Jis- ” ifadesi de te’yid eder. İfadedeki ¡f teb’iz içindir, yani ba’ziyet anlamına gelir. Bu, Kabil’in tüm öldürme­lerden değil, bazılarından pay alalacağı anlamına gelir. Allâhu a’lem, yukarıda ifade ettiğimiz durumlar bu ba’ziyete dahildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yavuz Köktaş-Kurana Aykırı Görülen Hadisler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/herkesin-sevabi-ve-gunahi-kendine-mi/">Herkesin Sevabı ve Günahı Kendine mi ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/herkesin-sevabi-ve-gunahi-kendine-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
