<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sami Amiri | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sami-amiri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Aug 2024 14:04:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sami Amiri | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bilimsel Ufkun Sınırı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bilimsel-ufkun-siniri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bilimsel-ufkun-siniri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Aug 2024 13:45:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel metot]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Amiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27072</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Her ilim sahibinin üzerinde daha iyi bilen biri vardır.” (Yû­suf, 76) “Size ilimden ancak az bir pay verilmiştir.” (İsrâ, 85) “Bilimin herşeyi başarması mümkün değildir. Bu nedenle bü­tün problemleri halledecek bir yol bulacağı varsayımı, insan­lığı nihayetinde kaosa sürükleyecektir.” Nobel Fizik ödülü sahibi Polykarp Kusch Aşırı bir ateist olan kimyager Peter Atkins şöyle der: “Dindar­lar, evrende [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bilimsel-ufkun-siniri/">Bilimsel Ufkun Sınırı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24646 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom-300x152.jpeg" alt="" width="365" height="185" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom-300x152.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom-600x305.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom.jpeg 638w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" /></a></p>
<p>“Her ilim sahibinin üzerinde daha iyi bilen biri vardır.” (Yû­suf, 76)</p>
<p>“Size ilimden ancak az bir pay verilmiştir.” (İsrâ, 85)</p>
<p>“Bilimin herşeyi başarması mümkün değildir. Bu nedenle bü­tün problemleri halledecek bir yol bulacağı varsayımı, insan­lığı nihayetinde kaosa sürükleyecektir.”</p>
<p>Nobel Fizik ödülü sahibi Polykarp Kusch</p>
<p>Aşırı bir ateist olan kimyager Peter Atkins şöyle der: “Dindar­lar, evrende veya deney dünyasında bilimin aydınlatamayacağı ka­ranlık bir nokta olmasını dilerler. Fakat bilim, şimdiye değin hiç­bir engelle karşılaşmamıştır, indirgemeci <em>(reductionism}</em> anlayışın başarısız olacağı düşüncesinin arkasında yatan asıl sebep ise bilim adamlarının karamsarlığı ve dindarların zihnine hâkim olan korkulardır. <sup>1</sup> Atkins, bu noktada Comteun fizik ve biyoloji alanla­rında başarısını ortaya koyan bilimin diğer alanlarda da düşünce­yi tekeline alması gerektiğini zira insanlığın bütün sorularına ya­nıt verebilecek kabiliyete sahip olan tek metodun bilim olduğu yö­nündeki iddiasını hatırlatır.<sup>2</sup></p>
<p>Atkins’in sözleri ışığında bilimcilik nedir sorusunu yeniden sorabiliriz. Bilimcilik, bilime olan güvenin kibirle karışık bir bi­çimde yaygınlaşmasıdır. Ayrıca bilimin bütün düşüncelere uzana­bileceğini, bütün renkleri birbirinden ayırt edebileceğini, bütün tat ve kokuları algılayabileceğini iddia eden bir vehimdir. Bilimcilik, duyunun bilinç ve idrak âlemine isyanıdır. Bu noktada şu sorula­rı sormamız gerekmektedir:</p>
<ul>
<li>Bilim, maddeye ve doğa yasalarına dair her şeyi açıklama imkânına sahip midir?</li>
<li>Bilim, maddi âlemde varlığı fark edilen bir kısım arazla­rı açıklama imkânına sahip midir?</li>
<li>B<u>ilim</u>, başlangıç ve nihai son gibi sorulara yanıt verme im­kânına sahip midir?</li>
<li>İnsan, maddeden mi ibarettir?</li>
<li>Bilimin ahlak ve estetik konularına dair sarf ettiği sözle­rin bir kıymeti harbiyesi var mıdır?</li>
<li>Bilginin duyusal gözlem alanına ve laboratuvar ortamına indirgenmesi, bizi gerçekliğe mi ulaştırır yoksa cehalete mi?</li>
</ul>
<p><strong>BİLİM VE BİLİMSEL ARAÇLARIN EKSİKLİKLERİ</strong></p>
<p>Ateist bilimciler, şöyle demektedir: Bilim, doğal fenomenle­ri açıklamak, bilimsel araştırma metodunu geliştirmek amacıyla maddeyi merkezine alan mekanizmalar kurma ve sonradan gerçek­likle örtüştüğü açığa çıkan ön tahminlerde bulunma gibi hususlar­da başarılı olmuştur. Sadece bunlar dahi bilimin her türlü mesele­ye dalabileceğin!, her türlü denizde yüzebileceğini göstermektedir</p>
<p>Bu grubun karşısında duran teistler ile geriye kalan ateistle­rin büyük bir kısmı ise şöyle demektedir: Bilimin etki alanı sınır­lıdır, bizleri ilgilendiren düşünsel alanların çoğuna erişme imkâ­nı yoktur. Ateist filozof Michael Ruse, bu minvalde şu sözleri sarf etmiştir: “Bilim, gerçekliğe dair şu dört alana erişmekten acizdir: varlığın anlamı ve yapısı, ahlak ve bilinç problemi?<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>O hâlde bilimin başarılarını, bilgi türlerini tamamıyla tekelinde tutma imkânına sahip olduğu yönündeki iddiaya delil olarak gös­termek kabul edilemez bir tavırdır. Aksine bu mevzu, böyle yüzey­sel ele alınamayacak derecede derindir. Zaten bilim de böyle bir im­kâna sahip olduğunu iddia etmemektedir. Velev ki iddia ediyor ol­sun, vakıa aleyhine tanıklık ettiği için bu iddiası havada kalmaktadır.</p>
<p>B<u>ilim</u>, hedeflerini gerçekleştirme noktasında hırslıdır ve geniş bir hayal dünyasına sahiptir. Fakat neticede yapabilecekleri, sahip olduğu araçlarla sınırlıdır. Bu araçlar bazen bilimi erişemediği alanlara karşı duyarsız hâle getirebilmekte veya evrenin bir kıs­ınma dair bilgisini eksik bırakabilmektedir. Çünkü eksiklik, bili­min doğasında vardır. Bazen bilimin, hakkında kesin karar verme imkânına sahip olmaması nedeniyle araştırma konusuna dair bil­giye erişmesi, olanaksız olabilmektedir.</p>
<p>Bilimsel metot, sahip olduğu araçların imkânlarıyla sınırlıdır. Bu hususta bilimsel aklın hareket ettiği çerçevenin darlığını idrak etmek için mikroskoplardan ve modern laboratuvarların keşfinden önce biyolojinin, modern rasathanelerden önce ise astronominin tarihine bakmamız, yeterli olacaktır. Bu doğrultuda bilim adamla­rının, evrendeki büyük dokuyu ve canlılardaki hassas yapıyı anlama noktasında bugün kullanılan araçların ciddi eksiklikleri olduğunu fark edeceği, onlan ilkel addedeceği günler de mutlaka gelecektir.</p>
<p>Bilim -materyalist bir bakışla dahi- duyunun idrak alanı dı­şında kalan alanlara dair herhangi bir şey söyleme imkânına sa­hip değildir. Bu bakımdan bilim, duyu organlarının veya kullanı­lan araç-gereçlerin imkân verdiği ölçüde eşyayı araştırabilmektedir. Sahip olduğu etkiler üzerinden idraki mümkün olmayan veya bu­nun da ötesinde kalan varlıkları idrak etmesi ise mümkün değildir.</p>
<p>Bilim, içerisinde bulunduğu zamanın ufkundan öte bir ufuk ol­madığı düşüncesiyle her zaman ilim ufkunun nihayetine ulaştığını zannetmiştir. Bu, bilim adamlarının defalarca içine düştüğü büyük bir hatadır. Amerika-Kanada kökenli gök bilimci Simon Newcom’un 1888 yılında yazdığı şu satırlar, bu durum için dikkate şayan bir örnektir: “Astronomi bilimi bakımından sona ulaşmamız çok yakın görünüyor.” 1894 yılında ise daha sonra Fizik Nobel ödülünü alacak olan Albert Michelson, yeni keşifler nedeniyle bilgimizin genişle­mesi ihtimalinin son derece zayıf olduğunu iddia etmiştir. Modern fiziğin kurucusu olarak kabul edilen William Thomson ın ise 1900 yılında şu meşhur sözleri söylediği iddia edilmiştir: “Bugün itibarıyla fizik bilimi bakımından ölçümlerin çok daha hassas bir şekil­de yapılması dışında, keşfi mümkün olan yeni bir şey kalmamıştır.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Bilimin nihai noktaya ulaştığı yönündeki söylem, 20. yüzyıl­da da devam etmiş ve bu çağın sonuna değin varlığını sürdürmüş­tür. Meşhur bilimsel dergilerden birinin editörlüğünü yapan Jo­hn Horgan, <em>Bilimin Sonu: Bilim Çağının Sonunda Bilginin Sınır­larıyla Yüzleşmek</em> isimli kitabını, 1997 yılında yazmıştır. Ardından bazı bilim adamlarıyla yaptığı görüşmeler neticesinde şu açıkla­mayı yapmıştır: “Bilime inanan insanın, büyük ihtimalle, bilim­sel keşiflerin gerçekleştiği çağların geride kaldığına da inanması gerekir. Burada bilimle uygulamalı bilimi kastetmiyorum. Aksi­ne bilimin en saf ve en muazzam formunu yani evreni ve içerisin­deki yerimizi anlama noktasındaki insani çabayı kastediyorum.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[5]</sup></a></p>
<p>Bizler ancak belirli titreşimleri duyabilen işitme yeteneğimiz ile sınırlı bir hâlde yaşamımızı sürdürüyoruz. Sadece 380 ila 740 nanometre arası bir dalga boyuyla sınırlı olmak üzere belirli ışık spektrumlarını görebiliyoruz. Duyularımızdan herhangi birisini kaybetmemiz durumunda, genellikle varlığa dair bir hususu an­lama yeteneğimizi de yitiriyoruz. Farzımuhal gözlerimiz olmasa keşfi için çabalamak bir yana, renklerin varlığını ve aralarındaki farklılıkları dahi tasavvur edemeyiz. Kulaklarımız olmasa ses diye bir şeyin varlığından bihaber kalırız&#8230; O hâlde duyusal idrak ala­nı, bilimsel araştırmaların çerçevesini belirlemede etkin rol oyna­maktadır. Bu durum ise bilimcilere şu hususu hatırlatmamızı ge­rektiriyor: Belki de çevremizde yer alan maddi varlıklar içerisinde, hakkında bilgi toplayacak duyusal bir yetenekten yoksun olmamız nedeniyle aklımızın tasavvur edemediği şeyler vardır!</p>
<p>Bilim, bazı şeyleri idrak etse de yapısı gereği gizli olan baş­ka bazı şeyleri bilmekten acizdir. İnsan maddeye, hayata ve bilin­ce dair birtakım hususları idrak edebilmektedir. Bununla birlikte maddenin, hayatın ve bilincin hakikatini idrak etmekten acizdir. Bir şeyin sadece belirli bir yönünü idrak etmek ise tamamım id­rak etmekle eşdeğer değildir.</p>
<p>Bilim, iyi bir matematik dili kullanarak yer çekimi hakkında ko­nuşabilir. Bu sayede roketlerin, dünyanın çekim alanını aşabilmele­ri için gereken hızı da hesaplayabilir. Fakat bilim yer çekiminin ha­kikatine yani mahiyetine dair bir söz söyleyemez. Çünkü bu, özler yerine detaylarla ilgilenen bilimin sınırlarını aşan bir problemdir.</p>
<p>Fizik bilimi alanında yapılan araştırmalar, matematik hesap­lamalar ve kuantum fiziğine dair ortaya konan tahminler sayesin­de, evlerimize giren teknolojik aletlerin çoğunda bulunan atom altı parçacıkları bizlere tanıtabilmektedir. Fakat atom altı âlemin ha­kikati, gizemini korumaya devam etmektedir. Kuantum fiziği adı­na yapılan araştırmalardaki iddiaları inceleyen biri, durumu izah etme noktasında yaşanan ihtilafların ne raddeye vardığını kolay­lıkla fark edecektir. Örneğin Kopenhag Okulu, temel akli ilkele­rin atom altı âlemde geçersiz kaldığını söylemektedir. Buna kar­şın evrenimizin her an yeni evrenler ürettiğini iddia eden paralel evrenler düşüncesi, bu iddiaya karşı koymaktadır. Aklın ilkelerini ortadan kaldıran veya yeni evrenlerin üretildiğini iddia.eden bü­tün bu aşırı yorumları olanaksız gören David Bohm ekolü ise her ikisine de karşı çıkmaktadır&#8230; Fizikçilerin, bugün itibarıyla haki­katini idrak edebilme imkânımız olmaması nedeniyle atom altı âlemle ilgilenmemesi gerektiğini söyleyen bir başka ekol ise bam­başka bir perspektiften meseleye bakmaktadır. Bu nedenle fizikçi John Gribbin,<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[6]</sup></a> <em>Q isfor Quantum:An Encyclopedia of Partide Pby- sics</em> adlı ansiklopedinin “Kuantuma Dair Açıklamalar” başlığı al­tında şöyle demiştir: “Hafta başında bir görüşü, hafta sonunda ise başka bir görüşü benimsemen mümkündür. Fakat ne olursa olsun, atom altı âleme dair yapılan açıklamaların herhangi birinin gerçe­ği temsil ettiğine inanmaktan kaçınman gerekir.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>O hâlde bilimcilik nedir? Ateist filozof Massimo Pigliuc- ci’nin<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[8]</sup></a> de ifade ettiği üzere bilimcilik “Bilimin, yeterli zaman ve­rilmesi ve özellikle maddi destek sağlanması durumunda, anlam­lı olan bütün sorulara cevap verebileceğini iddia eden bazı bilim adamlarının fikrî kibridir.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[9]</sup></a></p>
<p>Bilimcilik, gerçek olma ihtimali son derece zayıf olan bir me­tafiziğe, dinlerin ortaya koyduğu metafiziğin çok daha ötesinde bir metafiziğe inanmaktadır&#8230; İnançlı bir kişi, kendisine gizli ka­lan şeyleri bir süre sonra herhangi bir engel söz konusu olmaksı­zın görebilmekle vaat olunmuştur. Bilimcilerin metafiziği ise hiç­bir zaman gerçekleşmeyecektir. Çünkü bilimin erişemeyeceği şey­leri vaat etmektedir. Mümkün sınırlar içerisindeki bilimsel soru­ların tamamına cevap verilirse dahi, hayata dair büyük soru(n)lar, cevapsız kalmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>BİLİM VE “NEREDEN-NEREYE?” SORULARI</strong></p>
<p>Amerikalı teolog Robert Charles Sproul,<sup>10</sup> “Cosmos” isindi eğitsel televizyon programı sayesinde, “Geçmiş ile şimdiki zaman­larda vuku bulan ve gelecekte olacak olan her şey [maddi] varlıktan ibarettir.” sözünün sahibi olan ve aynı zamanda materyalist söy­lemleri Ameriklı gençler arasında yaymayı başaran meşhur ateist, gökbilimci ve kozmolog Cari Sağan<sup>11</sup> ile bir müddet mektuplaş­tıklarını belirtir.<sup>12</sup> Bu mektuplaşmaların sebebi, ikilinin teoloji ve evrenin kökeni konuları hakkında tartışmalarıdır.</p>
<p>Söz konusu.mektuplarda ikili, Sağanın da kabul ettiği bü­yük patlama teorisine dair konuşmaktadır. Sağan, şu anki bilim­sel veriler ışığında büyük patlamadan sonraki ilk saniyeye dön­memizin mümkün olduğunu söyler. Buna karşılık Sproul, şu ce­vabı verir: “Güzel! O hâlde müsaade et, bundan da öncesine dö­nelim. Sana göre bu patlamadan önce ne vardı? Daha önce son­suz küçüklükteki bir nokta içerisinde bir bütün olarak madde­nin ve eneıjinin sıkıştığı, tam bir yoğunluğun varlığından bah­setmiştin. Bu nokta, ezeli bir şekilde hem düzenli hem de ku­surluydu. Fakat aniden patlamaya karar verdi! Onu ilk hâlinden ikinci haline nakledenin kim olduğunu bilmek istiyorum. Dura­ğanlığını harekete çeviren harici kuvveti bilmek istiyorum. Sa­ğan, cevaben şöyle der: “Tabi ki bu aşamaya dönmemiz mümkün değil. Ayrıca bu aşamaya dönmeye ihtiyacımız da yok! Sproul, şu cevabı verir: “Evet, senin bu aşamaya dönmeye ihtiyacın yok. Çünkü sen, büyük patlamanın nedensiz yere gerçekleştiğini dü­şünüyorsun. O hâlde sen sihirden bahsediyorsun. Sihrin ise bi­limde yeri yoktur.”<sup>13</sup></p>
<p>Bilimin, maddi varlığın arkasında ne olduğu sorusuna ceva­ben nedensiz yere var olduğunu iddia eden hurafeye inanmaktan başka çaresi yoktur. Evrenin nedensiz yere var olduğunu söylemek ise bilimsel değildir. Çünkü bilim, neden-sonuç ilişkisini inceler. Eşyanın varlığını nedensizliğe isnat etmek gerçekte kötü bir sihir örneğidir. Çünkü sihir bile -her ne kadar harikulade olsa da- bir nedene ihtiyaç duyar.</p>
<p>Materyalist yaklaşımlar, her zaman bir silsile hâlinde baş­ka bir şeye tesir eden, ortaya çıkışını ve özelliklerini izah eden bir şeyin olduğunu varsayar. Oksijen ve hidrojen, suyun varlığı­nı açıklar. Oksijen ve hidrojenin kökenini takip ettiğimizdeyse -zamansal açıdan ne kadar uzak olursa olsun— kendinden ön­ce bir başlangıcın bulunmadığı bir noktaya erişmek durumunda kalırız. Fakat biz, ilk maddenin başlangıcını araştırıyoruz. Onun açıklaması zorunlu olarak maddi âlemin haricinde olmak du- rumundadır. Bu ise deney-gözleme konu olamadığı için bilimi aşan bir alandır.</p>
<p>Sözlüklerde yapılan tariflere göre bilimsel faaliyetler, maddi âlemle sınırlıdır. Herhangi bir şekilde bu sınırı aşamaz. Nitekim bilimi, “doğa fenomenlerine dair bir açıklama yapabilmek ve tah­minde bulunabilmek amacıyla deneysel sürece elverişli argüman­lar kullanılarak yeni bilgiler elde etme faaliyeti” şeklinde tanım­layan ABD Ulusal Bilimler Akademisinin bu tanımında da aynı noktaya değinilmiştir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[14]</sup></a></p>
<p>Özü ve arazları itibarıyla bir nesnenin varlığına dair bilimin sahip olduğu dar perspektif, maddeyi aşarak daha büyük, mühim ve dönüştürücü sorular sormasını engellemektedir. Bu sorulardan bir kısmı şunlardır:</p>
<ul>
<li>Bir şeyin varlığı, yokluğundan neden daha değerlidir?</li>
<li>Neden başka bir varlık formu yerine bildiğimiz varlık for­mu meydana gelmiştir?</li>
</ul>
<p>. Varlığımız arazları neden taşıyor? Özü itibarıyla neden bunlardan ayrı değil?</p>
<ul>
<li>Nereden geldik? Gidiş nereye?</li>
<li>Gidişatımızın boş bir sona doğru olması mümkün müdür?</li>
<li>Bütün güzelliğine, görkemine ve azametine rağmen var- lığımızın amaçsız bir hayatın çok kısa bir süresinden iba­ret olduğu düşünülebilir mi?</li>
<li>Varlık sadece bize mi mahsustur? Yoksa bu varlığın ardın­da başka bir varlık daha var mıdır?</li>
</ul>
<p>Bütün bu sorular, felsefenin ortaya çıktığı ilk zamanlardan iti­baren filozofların zihnini meşgul etmiştir. Bunlar genelde varlı­ğın başlangıcından öncesine, sonuna ve ondan da sonrasına iliş­kin sorulardır. Bilimsel metot ise bunun aksine, maddi varlık ile işe başlamakta, onu aşamamakta ve evrenin ısı ölümüyle birlik­te son bulmaktadır.</p>
<p>ilke ve gayeye dair sorulara olumsuz yönde cevap vermek, bi­limsel ve temel bir gereklilik olarak varlığımızın anlamsız, değersiz ve hedefsiz olduğunu söylemek, varlığı maddeye, arazlara, enerji­ye ve harekete hapsetmektir. Bu ise natüralizmin metafizik boyu­tunun doğal bir neticesidir.</p>
<p>Bir bilim adamı, bütün cevap araçlarını elde edebilmek ama cıyla bilimin maddi sınırları aşabilme kudretiyle iftihar ettiğinde önce kendini sonra da bilimi hakir duruma düşürmektedir. Çün­kü kendi alanı dışında konuşan bir kimsenin sözleri ancak tuhaf­lıkla nitelenebilir. Bu nedenle Nobel ödülü sahibi Medawar,<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[15]</sup></a> şöy­le demiştir: “Bilim adamının doğru sözlü ve güvenilir olduğu yö­nündeki imajını yitirmesine sebep olacak en kestirme yol, kesin bir dille bilimin önemli olan bütün sorulara cevap verdiğini veya vereceğini söylemesidir. Bir diğer husus ise bu kimsenin, bilimsel açıdan cevaplanmaya elverişli olmayan soruların bazen soru da­hi olmadığını veya bunların basit kimseler tarafından ortaya atılan hatalı sorulardan ibaret olduğunu, bu tür soruların ise ancak basit kimseler tarafından cevaplanmaya çalışıldığını iddia etme­sidir. Bununla birlikte bilimin bir sınırı olduğu gerçeği, öncelik­le çocuklar tarafından ortaya atılan &#8216;Her şey nasıl başladı?’, &#8216;Niçin hepimiz buradayız?’, &#8216;Hayat neden var?’gibi temel soruları cevap­sız bırakmasında açığa çıkmaktadır.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[16</sup></a></p>
<p>Bilimin sınırı, sadece var olanı göstermesinde saklıdır. Başlan­gıç, amaçlılık, gereklilik ve doğruluğa dair soruları cevaplaması ise mümkün değildir. O, görünenin veya sınırların ardındakine dair bilgiye değil, mevcut olanın bilgisine erişmeye çabalar.</p>
<p><em>Natüralizm, kültürümüz için üzerinde görüş birliğine varılmış bir realite var etti. Bu, bizde öyle bir yerleşti ki nereye dönersek dönelim onu görür olduk. Bunun da ötesinde her şeyi onunla bakar olduk.17</em></p>
<p><strong><em>Filozof John Polkinghorne (18)</em></strong></p>
<p><strong>BİLİM VE BİLİNÇLİ VARLIKLAR</strong></p>
<p>Bilimin ameliyat masasında veya mikroskop altında inceledi­ği insanın mahiyeti nedir? O; akleden, ümit eden, seven veya cö­mertlik yapan bir varlık mıdır? Yoksa et, kemik ve kıkırdaktan iba­ret olan bir kütle midir?</p>
<p>Varlık tasavvurunuzun merkezine, insana ayrıcalıklı ba­zı ikramlarda bulunan yaratıcı bir Tanrı yerleştirdiğinizde, bi­rinci cevabı vermiş olursunuz. Şayet insanın, bazı fiziksel süreç­lerin neticesinde ortaya çıkan maddi bir varlıktan ibaret oldu­ğu kanaatindeyseniz, ikinci cevabı vermiş olursunuz. O hâlde insanın hakikati, fiziksel boyutlarına değil, bir Tanrının varlığına bağlıdır.</p>
<p>İnsan ilahi ikramdan soyutlandığı, fiziksel özellikleri merkezin­de tanımlanabilecek bir nesneye indirgendiği takdirde, hücre gibi daha küçük canlı organizmalardan veya enzimler ya da atomlar gi­bi cansız parçacıklardan ibaret görülecektir. Bu nedenle Danvinist- lere göre dinî düşünce, adaptasyon sürecinde geçici birtakım fayda­lar sağlayan hurafelerden ibarettir. Fizikçiler ise insani davranışla- nn, beyinde meydana gelen kimyasal uyaranlara tepki olarak orta­ya çıktığını iddia etmektedir. Artık bu aşamada sevginin dahi birta­kım geçici kimyasal süreçlere indirgenmesi, bizleri şaşırtmamalıdır.</p>
<p>Cömertlik ve diğerkâmlık da dâhil olmak üzere insandaki bü­tün güzel nitelikler, indirgemeci (reductionism) anlayışın vurduğu neşterler neticesinde yok olmaktadır. Nitekim evrimsel psikolo­jide insandaki diğerkâmlık özelliği, ilkel insanlardan itibaren bi­reyler arasında oluşan birlik Ve kaynaşma hâlinin neticesinde, ki­şinin mensup olduğu kabileye karşı bilinçsizce beslediği bir taraf­girlik olarak görülmektedir.</p>
<p>Kuşkusuz bilim, gözlem ve analiz sürecinde insana dair ortaya koyduğu perspektiften çıkmaya veya insana duyusal ve nicel olarak yaklaşma alışkanlığını değiştirme imkânına sahip değildir. Bilimsel metot, insanın bedensel özelliklerini rakamlar, nicelikler ve genel­lemeler üzerinden analiz etmektedir. Bu nedenle insanın fiziksel yapısını olduğu gibi yansıtmaktan başka bir işleve sahip değildir.</p>
<p>İnsana dair ortaya konan, onu duyusal sürecin yapısı ile yer çe<u>kiminin</u> etkisine indirgeyen söz konusu bilimci ve zorba pers­pektif, bir kişinin gökyüzüne baktığında hissettiği samimi tutku­yu, dostlarıyla muhabbet ettiğinde veya çocuklarını kucakladığın­da hissettiği sıcaklığı değersizleştirmektedir. Bu yaklaşım insanı, hayvanın da aşağısına konumlandırmaktadır. Çünkü bilimcilik, insanda mekanik olarak işleyen özellikler dışında kalan bütün ni­telikleri yok etmektedir.</p>
<p>-Mekanikleşmiş ins<sub>an</sub>&#8211; <sub>şiirden zevk </sub>algılarını yitirmiştir. Hatta ona göre mevcut varlıklar tamamıyla ruhsuzdur. Bu nedenle de güzel olan hiçbir şey yoktur. Zira her şey, dünyaya sıkı sıkıya sarılarak hayatta kal­ma arzusundan doğmaktadır. Ona göre bütün bu olanlar, beyin­sel dalgalanmalardan ve hormonal değişimlerden kaynaklanmak­tadır. Bu nedenle de aslında et yığınından ibaret olan beynimiz­de meydana gelen bu mekanizmanın psikolojik arka planını, be­yin dalgalarını ve hormonal değişimleri takip ederek anlamamız mümkündür. Fakat hormonal değişimler, zevk ve acı bakımından psikolojik olarak yaşanan deneyimin kendisi değildir. Bu dalgalan­maların varlığı insana bağlıdır fakat insanın varlığı ona bağlı de­ğildir. Yanma, yaralanma veya felç kalma gibi durumlarda sinirsel faaliyetleri gözlemlememiz, acıyı hissettiğimiz anlamına gelmez. Yüksek tansiyonun ardından kanın normal seviyeye inmesi, bir­denbire kişide bir umut yeşermesiyle aynı şey değildir. Dondur­manın kimyevi içeriğini bilmek, sıcak bir yaz vaktinde, masmavi gökyüzünün altında, sahil kenarında gezinirken dondurmayı tat­makla aynı şey değildir.</p>
<p>İnsan, dış dünyadaki maddi varlıkların doğasıyla içiçedir. Ay­rıca kendi bedeni de aynı doğal yapıya sahiptir. Fakat burada var­lığa bakışımızla ve onu hissetme, ona dair yargı ortaya koyma gi­bi niteliklerimizle alakalı olarak ciddi bir far<u>klılık</u> söz konusudur. Zira insanın biyolojik ve kimyevi yapısından çok daha muazzam ve derin bir varlık olduğu, şüphe götürmez bir gerçektir.</p>
<p>Bilim, insanın kendi doğasını anlama noktasında hissettiği su­suzluğu giderememektedir. Çünkü insanın sadece dışa bakan ya­nını, motor hareketler ve büyüme gibi fiziksel niteliklerini ince­lemekte, iç dünyasıyla ilgilenmemektedir. Bu nedenle John Polkinghorne, şöyle demiştir: “Bilim, içerisinde yaşadığımız ve bir- j çok katmanı bulunan gerçekliğin sadece bir yüzünü görmektedir.</p>
<p>Genele odaklanmakta, şahsi ve bireysel olanı ise parantez içerisi­ne almaktadır.”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[19]</sup></a></p>
<p>Friedrich Hayek20, <em>Bilimcilik ve ToplumsalYapımn İncelenmesi </em>adlı kitabında, doğa bilimlerine körü körüne teslim olmanın ya­rattığı tehlikeye dikkat çekmiştir. Zira bilim -Hayek’in de ifade ettiği üzere— doğa ile ilişkisinde objektiftir. Bu nedenle de sade­ce duyu yoluyla idrak edilen özelliklere odaklanmaktadır. Ayrı­ca modern bilim, insani doğanın efendisi yapmayı ve ondan fay­da elde etmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu İse ancak doğa­nın madde odaklı, ölçülebilir, süreklilik arz eden ve tahmin edile­bilir yönüne odaklanmakla mümkündür. Bu nedenle matematik, insanın şifresini çözme ve hakikatini anlama dili olarak görülmüş­tür. Oysa insan olması bakımından insan, böyle değildir. Çünkü insanın kendisiyle ve çevresiyle etkileşime giriştiği niteliksel yapı, bilincine hâkimdir. Bu nedenle insan, rakamların diliyle açıklan­dığında kendisini tanıyamayacaktır. Çünkü yaşadığı sevinç, kay­gı, eğlence, ümit, tutku gibi haller, kilogram ya da uzunluk cinsin­den şeyler değildir.</p>
<p>Tıp, b<u>ilimin</u> insan ile ilişkisinde yaşanan krizi gün yüzüne çı­karmaktadır. Örneğin depresyona yakalanan bir kimsenin hasta­lığı, motor hareketleri ile düşünsel ve sosyal aktivitelere katılımı doğrultusunda gözlemlenir. Daha sonra ise gözlemden elde edilen nitel veriler, rakamsal veya sınıfsal verilere dönüştürülerek hasta­nın bünyesine dair bir kanaat oluşturulur. Bu verilerin değişme­siyle de hastadaki değişim, iyileşme veya kötüleşme durumu be­lirlenir. İlaç firmaları ise söz konusu sayısal ve objektif sonuçla­rı, ürünlerini pazarlamak için kullanın Oysa depresyon tamamıy­la insani bir durumdur. Bu nedenle de rakamlardan veya ilaçların kimyasal oranlarından çok daha karmaşık ve nitel bir gerçekliktir.<sup><a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[21]</a></sup></p>
<p>Bilimin gözünde renksiz, tatsız, soğuk bir varlık olan insan, boşlukta asılı durmakta, hareket ve durağanlık arasında gidip gel­mektedir. Varlığı doğumla başlar, ölümün hırıltısıyla birlikte ta­mamıyla nihayete erer. Bu bakımdan o, nabız atımı, kan akışı, ek­lemlerin kıvrılması, kasların kasılması ve hücrelerin doğup ölme­sinden ibaret olan kapalı bir âlemdir. O hâlde bilim, bilincimiz­deki insan tasavvuru ile kendi anlayışındaki insan tasavvurunu uz- laştıramadığı için insanın kendisine ve çevresine dair bilincine eri- şememektedir.</p>
<p>Bilimsel metodun, insani hakikati ele alma noktasında, ob­jektiflik kriterini şart koşması ve sadece doğal fenomenlere odak­lanması, insanda var olan sübjektif nitelikleri ortadan kaldırmak­tadır. Bu nedenle de insanı anlamak için ortaya konan bütün ça­balar onun hakikatinden uzak kalmaktadır. Çünkü insanı, kendi­si ve çevresine dair oluşan bilinç sayesinde var ettiği kişiliğinden ayırmak mümkün değildir.</p>
<p>Esasında bilim, insanı geliştirmemekte, onu hayra yönlendir- memektedir. Sadece farklı hallerde nasıl davranacağını, bir maki­neden ibaret olan bedeninin çalışması esnasında karşılaştığı ha­sarları nasıl gidereceğini, uzuvlarının ve iç organlarının mekanik fonksiyonlarını nasıl geri kazanacağını keşfetmek amacıyla onu analiz etmekte, daha küçük, fiziksel parçalara ayırmaktadır&#8230;</p>
<p><em>“Doğa bilimlerinin renk, tat, acı ve haz gibi olgular hakkında konuşması mümkün değildir. 0, güzele, çirkine, iyiye, kötüye, Allah&#8217;a ve ebediyete dair hiçbir şey bilmez. Bununla birlikte bazen bu konularda en iyi cevabı verdiğini iddia eder. Fakat bu cevap, genellikle ciddiye alınamayacak derecede saçma olur.<sup>22</sup></em></p>
<p><em>Ermin Schrödingeı<sup><a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><strong>[23]</strong></a></sup></em></p>
<p>Buraya kadar aktardıklarımızı özetleyecek olursak bilinciy­le, duygularıyla, özgür iradesiyle insan cansız, bilinçsiz ve iradesiz nesnelerin çok daha ötesinde bir varlıktır. Bu nedenle onu anla­mak için hayat, hikmet ve irade sahibi olan, ayrıca bunları bir baş­ka varlıkta var etme kudretini de haiz olan bir zata İhtiyaç duya­rız&#8230; Kuşkusuz üstün ve yüce varlıkları izah etmek için adi ve dü­şük şeylere başvurmak akıllıca bir tavır değildir. O hâlde madde, açıklama olmak için yeterli değildir.</p>
<p><strong>AHLAKA VE GÜZELLİĞE DAİR BİR SORU</strong></p>
<p>Bilimciliğe inanmak, ahlakı daha doğmadan öldürmeye se­bep olacaktır. Natüralizmi kabul etmemiz ise nesnel ahlakın sa­dece vehimden ibaret olduğunu söylememizi gerektirecektir. Bu noktada her şey, sadece biyokimyasal süreçlerden ibaret hâle gel­mektedir. Biyokimyasal süreçler ise hak, batıl, hayır veya şer gibi kavr<u>amlar</u>a aldırış etmeyen ve atomlar üzerinde hâkim olan doğa yasaları çerçevesinde işlemektedir.</p>
<p>Şayet ahlaki bir fiil, kimyevi tepkimeler neticesinde ortaya çı­kan duyusal bir işleyişten ibaretse ve yaşamın tek göstergesi, amaç­sızca gerçekleşen hareketlilikse bilimsel metodu kullanarak ahlaki bilgiye erişmeyi arzulamak, herhangi bir birikimden yoksun olan bir kimse için en doğru seçenek olacaktır. Çünkü bilimsel metot­la elde edilen bilgi, atom ve hareketle sınırlıdır. Bu nedenle bilim, ahlaka erişmekten veya onu anlamaktan çok uzaktır.</p>
<p>Önde gelen bazı bilimciler, bilimi ahlaki hiçlik açmazından çıkarmak amacıyla maddeci bir perspektiften hareketle herkesin benimseyeceği bir ahlaki düzen oluşturmaya çabalamıştır. Bu ne­denle Sam Harris, refahımıza hizmet eden her şeyi ahlaki düze­nin merkezine koymuştur. Fakat bu, bizleri herhangi bir netice­ye götürmemektedir. Zira ontolojik bir zeminden yoksun oldu­ğu sürece refahın kendisi de sübjektif bir kavram olarak kalma­ya devam edecektir. Örneğin Hülâgû, Müslümanları öldürmenin refahın yegâne kaynağı olduğunu düşünmüştür. Müslümanlar ise</p>
<p>Hülâgu nun saldırılarına karşı müdafaya geçmeyi böyle görmüş­tür. Ayrıca bugün için kendi evrimsel süreçlerinde, akıllı canlılara dönüşme yolunda ilerleyen canlıların refahı problemi, bir evrim­ci olan Harris’in çözmesi gereken başlıca sorunlardandır. Bu can­lıların söz konusu refahtan pay alamama sebepleri nedir? Ayrıca bir şeyi, sırf refah sağladığı gerekçesiyle yücelterek üstün bir ko­numa yerleştirmenin, ona sıkı sıkıya yapışmak gerektiğini söyle­menin, ilkel hayattan ferdî bekasını temin etmek amacıyla çıkan şehir hayatına geçen ve sadece maddeden ibaret olan bir bireyde, herhangi bir karşılığı yoktur.</p>
<p>Refah ve mutluluk problemi gerek geçmiş çağlarda gerekse modem zamanlarda karşılaşılan en büyük felsefi problemler ara­sındadır. Aristo <em>’HStKaNLKoiiâjfEia<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup><strong>[24]</strong></sup></a></em> isimli kitabında, bu duruma işa­ret ederek şöyle demiştir: “Kişiler, mutluluğu muhtelif şeylerle ta­nımlayabilmektedir. Hasta olan biri için mutluluk sağhktır. Fakir olan için ise zenginliktir.”<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[25]</sup></a> O hâlde arzulanan nimetler bol, çeşitli ve değişkendir. Bu ise refahın ne olduğunu belirlemeyi zorlaştır­maktadır. Çünkü refah, istikrarlı bir durum değildir.</p>
<p>Bu nedenle radikal bir ateist olan biyolog P.Z. Myers,<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[26]</sup></a> Har- ris’in teorisine itiraz etmiştir. Myers, söz konusu itirazında adalet, merhamet ve sempati gibi kavramların bilimsel olmadığım vur­gulamış ve Harris’i, önsel bilgilere dayanmayan bir çözüm ortaya atmakla suçlamıştır. Bu nedenle ona göre Harris m projesi tama­mıyla bilim dışıdır.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[27]</sup></a></p>
<p>Bu meselede Harris’ten aldığı destek ile ilerlemeye çalışan ev­rim, hayır, şer, iyi ve kötü kavramları için objektif bir kriter belir­leme arzusunda değildir. Çünkü bilim, dünyadaki açlığın neden- lerinı ve -adaletli dağıtılması durumunda- insanlığın tamamına yetecek olan doğal veya sınai ürünlerin hacmini belirleme nokta­sında ilerleme kat edebilir. Buna rağmen daima ahlak dairesinin dışında kalacaktır. Çünkü dünyadaki zenginliğin eşit veya adil bir şekilde dağıtılması yönündeki ahlaki gereklilik ilkesi, bilimsel dü­şüncenin dışında kalmaktadır. Size ve komşunuza yetecek kadar mala sahip olabilirsiniz. Fakat çoğu zaman komşunuza ikramda bulunmaktan kaçınırsınız. Bugün olduğu gibi ülkesinin masla­hatını, başka ülkelerin vatandaşlarını aç bırakmakta gören birçok devlete şahit olabilirsiniz. O hâlde bilimsel tanım, ahlaki gerekli­likle aynı şey değildir.                                                                                         &#8216;</p>
<p>Hamsin ahlaki norm problemine dair ortaya attığı çözümün işlevselliği, bilinçli bir varlık olan insan için en büyük faydayı sağla­ma amacı güden yararcı anlayışın (utilitarianism) karşılaştığı prob­lemlerde gün yüzüne çıkmıştır. Bu problemlerden biri fayda temel­li standartların (zenginlik, hikmet, dinginlik&#8230;) çatışması duru­munda bu çatışmanın nasıl giderileceği ve kişisel çıkarlarla uyuş­mayan adalet mefhumunun nasıl gerçekleştirileceği meselesidir. Ayrıca insani f<u>iill</u>erin yakın veya uzak neticelerinin kestirilememe­si nedeniyle faydalı olanın ne olduğunu belirleme noktasında ya­şanan güçlük de bu problemlerden biridir. Bir diğer sorun ise re­fahın topluma dağılımı noktasında, toplum üzerinde baskı kurma veya sadece tembellere hizmet etme gibi durumlara neden olacak şekilde vuku bulan bireysel eşitliğin doğasıdır.</p>
<p>Buraya kadar aktardığımız problemler nedeniyle bilimci­ler, ahlakın biyolojik süreçler neticesinde oluştuğunu iddia eden Darwinist söyleme yönelmişlerdir. Örneğin Darwinist bilim fel­sefecisi Michael Ruse <em>Taking Darwin Seriously:ANaturalisticAp- proach to Philosophy</em> isimli kitabında şu beş hususun, insanın ah­laki yapısının biyolojik kökenlerini ortaya çıkardığını söylemiştir:</p>
<ol>
<li>Karmaşık bir yapıya sahip olan ahlaki mizacın genetik ola­rak aktarılmaya müsait olması,</li>
<li>Ahlaki davranışların, aktarım sürecindeki şansım artıracak derecede adaptasyon yeteneğine sahip olması,</li>
<li>Ahlaki duyguların sahip olduğu bireysel gücün, bilgi dü­zeyinden zorunluluk düzeyine çıkacak şekilde insanın ge­netik kodlarında saklı bulunması,</li>
<li>Genlerin ortaya çıkardığı özelliklerin, çoğu toplumların benimsediği ahlaki kurallarla uyumlu olması,</li>
<li>Evrimsel sürece destek olabilmek adına nesnel bir ahlakın varlığını kabullenmek zorunda oluşumuz.</li>
</ol>
<p>Ruse’un sözlerini destekleyen tek bir bilimsel çalışma dahi yoktur. Bunlar -Darwinistlerin âdeti olduğu üzere- ideolojik bir inancı desteklemek amacıyla ortaya atılan hayali efsanelerdir. Bi­yolojik yapının, ahlakı teşvik eden bir mizaca sahip olduğunu ka­bul etsek dahi ahlaki bilgiye sahip olmanın, ona uymayı gerektir­mediği yönündeki itirazımız hâlâ yerinde durmaktadır. Diğer bir değişle, vakıayla uyumsuz bir şekilde mantıki bir gerekçeye dayan­madan, epistemolojiden ontolojiye atlamaları nedeniyle yöneltti­ğimiz itirazlar hâlâ geçerliliğini korumaktadır.</p>
<p>Ruse’un, günümüzde yaşayan ve ahlakı sadece bir vehimden ibaret gören önde gelen filozoflardan biri olması ise daha ente­resandır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[28]</sup></a> Zira benimsediği ekol, laboratuvarında çalışan bir bi­lim adamına, içgüdülerine uymaksızın hareket etme olanağı tanı­maktadır. Çünkü duyusal motivasyon, salt doğal hâliyle zorunlu­luk niteliği kazanmaz. Dawkins’in birçok konferansında ve tartış­masında doğum kontrol hapı kullanan bir kişinin, evrimin içimi­ze yerleştirdiği nesli yayma içgüdüsüne karşı geldiğini söyleyerek vurguladığı husus da budur.</p>
<p>Bilimciler, ahlakın iptidai şartlarda yaşayan atalarımızdan iti­baren genlerimizde programlandığını düşündürecek şekilde sürek­li olarak onların torunları olduğumuz hususunu vurgulamaktadır. Oysa bu iddia, sezgilerimizle açıkça çelişmektedir. Zira bu durum, kesin bir biçimde reddettiğimiz ilkel ahlak anlayışını kınamamıza engel teşkil etmektedir. Şayet içgüdülerimiz, bilinçsizce ve meka­nik bir şekilde işleyen doğal seçilimin bir neticesiyse gerçek an­lamda ahlaklı olma umudumuz kalmamış demektir.</p>
<p>Sonuç olarak natüralist bilimciliğin, herkesi aşkın olan ve her­kesi bağlayan nesnel bir ahlakın varlığı olgusunu ortadan kaldırdığı­nı söylememiz gerekmektedir. Bu ise bilimin kendi ayağına sıkması demektir. Çünkü bilim, konu seçimi, bilimsel sürecin yer ve araçla­rının belirlenmesi, verilerin düzenlenmesi, toplanması, bunlardan sonuç çıkarılması, bilim adamlarına ve kamuoyuna iletilmesi, daha sonra ise tüm bunların bilimsel çalışma alanında veya buluş yap­mada kullanılması gibi bilimsel süreçlerde, ahlaka bigâne kalamaz.</p>
<p>20.yüzyılda yaşananlar, bu iddiamızı kanıtlamaktadır. Zira bu yüzyılın ikinci yarısının başlarında suyun, toprağın ve havanın ze­hirlenmesi, ozon deliği, Amazon yağmur ormanlarının yok olması, kimyasal ve biyolojik silahların yayılması gibi büyük çevre krizle­ri ortaya çıkmıştır. Durum öyle bir hal aldı ki gök bilimci Martin Rees, insanlığın 21. yüzyılda yaşamı tehdit eden büyük bir felaket olmadan yaşama şansının yalnızca %50 olduğunu iddia etmiştir.<sup>29</sup></p>
<p>Abdü’l-Vehhâb el-Mesîrî, atom bombasını icat eden Amerika­lı bilim adamıyla tanışır ve ona bu harika buluşu anında nasıl his­settiğini sorar. Bilim adamı cevaben ağız dolusu kustuğunu belirtir. Einstein ise Hiroşima’da meydana gelen elim hadiseden sonra şöyle demiştir: “Bunu yapacaklarını bilseydim, ayakkabıcılık yapardım.”<sup>30 </sup>Şayet bilim bilimsel faaliyetler, herhangi bir ahlaki ilke tanımak­sızın yürütülmeye devam ederse kaçınılmaz olarak insanoğlunun yok olmasına sebep olacaktır. Çünkü insandaki aç gözlülük, ahlaki değerlerin rehberliği olmazsa merhametine galebe çalar.</p>
<p><em>“Bilim, ahlaki değerleri belirleme noktasında herhangi bir metoda sahip değildir ”</em></p>
<p><em>Richard Daıvkins  31</em></p>
<p>Ahlakın bilimsel bir zeminde ele alınması yani seçim, övgü ve suçlama gibi olgulara indirgenerek sadece yargılama ve ilerleme kri­teri olarak görülmesi, tamamıyla ortadan kalkmasına neden olacak­tır. Bu hâliyle biyolojik veya nörolojik süreçlerin sonucu olarak görü­len ahlak, içerisinde şahsi eğilimlerin veya özgür iradenin hiçbir pa­ya sahip olmadığı zorunlu bir kadere dönüşmektedir. Aslında bilim, sadece tanımlayıcıdır. Bu nedenle zorunluluk noktasında herhangi bir dayanak teşkil etmez, insani fiillerin meydana gelme sürecini ve neticelerini tanımlar. Ancak zorunlulukların temeli olmaktan olduk­ça uzaktır. Bu nedenle Pigliucci, Sam Harris’in <em>Durum:Bilim </em><em>Ahlaki Değerleri Nasıl Belirler?</em> adlı kitabına yaptığı yorumda şöyle der: “Harris, bilimin -özellikle de sinir biliminin- içerisinde bulun­duğumuz ahlaki çıkmazdan kurtulmamıza yardımcı olacağını ümit etmektedir. Ancak okuyucu, kitabın sayfaları boyunca bilimin bize sunduğu yeni ahlak anlayışına dair tek bir örnek bulamayacaktır.”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[32]</sup></a></p>
<p>Pigliucci, Sam Harris’in kitabında ortaya koyduğu çıkarımla- nn arka planındaki mantığı, özellikle de matematiksel bilgileri ve ahlaki inançları sorulduğunda insan beynindeki prefrontal kortek- sin aynı aktiviteyi gösterdiği şeklindeki görüşten yola çıkarak or­taya attığı, dünyayı tanımlamak ile değer yargıları belirlemek ara­sında herhangi bir ayırım yapmamamız gerektiği yönündeki çı­karımını komik bulduğunu söyler. Ayrıca Harris’in bu çıkarımı­nın, yeni ateistlerin şimdiye kadar yazdığı en saçma şey” olduğu­nu belirtir.<sup> <a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[33]</a></sup> Bütün bunlar fizyolojik tepkimeler ile ahlaki ödevler arasında zorunlu bir ilişki olmaması nedeniyledir.</p>
<p><em>“Ahlakı bilimsel formüllere indirgemeye yönelik ortaya konan her girişim, zorunlu olarak başarısızlıkla sonuçlanacaktır.<sup>n</sup></em></p>
<p><em>Einstein  34</em></p>
<p>Estetiğe dair sorunlar, bilimsel çalışma alanının dışında da mevcuttur. Bir bilimci, evrendeki güzelliğin varlığını kabul ede­bilir. Örneğin Davvkins, bu hususta şöyle demiştir: “Bilimsel me­tot kullanılarak doğru anlaşıldığında evrenin, son derece güzel ve takdire şayan olduğu görülecektir.” Fakat Davvkins, bu güzelliği laboratuvar diliyle izah etme imkânına sahip değildir. Zira her ne kadar güzellik şekillerin simetrisinde, boyut ve İşlevlerdeki uygun­luğunda,ve renklerin uyumunda açıkça ortaya çıksa da bu, bilim­sel olarak kanıtlanamaz. Çünkü bilim çirkinliği bilemez, tanımla- yamaz ve eleştiremez.</p>
<p><strong>BİLİMSEL KESİNLİK İLE</strong></p>
<p><strong>BİLİMSEL AGNOSTİSİZM ARASINDA</strong></p>
<p>Bilimcilerin bilimden ve onun başarılarından gurur duyması ve bilime ister fizik ister metafizik âleme dair, diğer tüm düşünce­leri yargılama imkânı vermeleri, bilimin başarıları nedeniyle haki­kati keşfetme aracı olduğundan emin oldukları ve pozitivizme tam bir teslimiyetle inandıkları izlenimi vermektedir.</p>
<p>Oysa bilimci olduğu ifâde edilen bir faşım zevat, bilimin ke­sin bilgiye eriştirdiği yönündeki düşünceyi ve hakikati idrak et­meyi amaçlayan, gerçekçi ilkelere dayandığı iddiasını reddetmek­tedir. Bu durumda, bilimin evrendeki gerçekliği kavrama nokta­sında yeterli olduğu yönündeki bilimci söylem, en ufak bir kanıt­tan dahi yoksun hâle gelmektedir.</p>
<p>Bilimin kesin bilgiye eriştirmediği yönündeki iddia, daha ön­ce bahsi geçen bilim adamlarına özgü bir görüş olmayıp, bilimle ve bilim felsefesiyle uğraşan birçok kimsenin benimsediği bir söy­lemidir.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[35]</sup></a> Onlara göre bilim, gerçeğe erişme yolunda ortaya çıkan düşünce faaliyetlerinin en güvenilir olanıdır. Zaten bilimin cazibe­<br />
si, insanlara kesin hüküm vermemesinde yatmaktadır. Çünkü bi­lim, evrene dair yeni görüşler oluşturabilme adına araştırma, çürüt­me, sentezleme, sonra yeniden araştırma, çürütme ve sentezleme süreçlerinden ibarettir. Bilimsel görüşler kesin olduğu için değil, olası bütün eleştirilerin süzgecinden geçebildiği için güvenilirdir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[36]</sup></a></p>
<p>Bu kimseler nezdinde bilim, herhangi bir şeyi ispatlama im­kânına sahip değildir. “Bu durum, bilimsel olarak kanıtlanmış­tır.” cümlesinin kendisi dahi kanıttan yoksundur. Çünkü bilim, var olan herhangi bir şey hakkında nihai bir söz söyleyememek- tedir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[37]</sup></a> Bu hâliyle her alanda bilimsel araştırmaları harekete geçi­ren temel unsur şüphedir.</p>
<p>Bir teorinin bilim camiasında makbul olması, belirli bir du­rumun sıhhatinin değil, söz konusu teorinin diğer teorilere üstün­lüğünün kanıtıdır. Bilimsel “gerçeklik” mevcut koşullarla sınırlı­dır. O hâlde inanca dayalı açıklamalara veya felsefi tercihlere, bi­limsel iddialarla çeliştiği gerekçesiyle itiraz etmek mantıklı değil­dir. Çünkü bir iddia ancak gerçeklerle çeliştiği ortaya konduğun­da geçersiz olabilir.</p>
<p>Gerçekliğe erişme noktasında doğa bilimleri, evrende işleyen yasaları ortaya çıkaracak genellemeler yapma imkânı vermeyen ek­sik tümevarım yönteminin<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[38]</sup></a> yetersizliği sorunuyla karşı karşıyadır. Tam tümevarımla bir sonuca erişmek ise çoğu zaman imkân­sızdır. Çünkü evrendeki benzer niteliklere sahip olan nesnelerin tamamının aynı yasalara tabi olup olmadığını test edemeyiz. De­mirin ısıyla genleştiğine dair bilgimiz, sınırlı sayıda demir parça­sının test edilmesi neticesinde elde edilmiştir. Ancak bilim adam­ları, evrenin neresinde olursa olsun, bütün demirlerin ısıyla gen­leştiği görüşündedir.</p>
<p>Karl Popper, tümevarım sorununun çözümsüz olduğunu, bi­lim adamlarının gerçekleri ortaya çıkarma yeteneğine sahip ol­madığını, aksine yaptıklarının alışılmadık bir olgu tarafindan çü- rütülebilecek tahminler ortaya atmaktan ibaret olduğunu belirtir. Pragmatik açıdan eksik tümevarımla, etkili bir yöntem olduğunu söyleyerek kesin bir sonuca varmak mümkün değildir. Bu neden­le elde edilen neticeleri genelleştirmemiz gerekmektedir. O hâl­de yolumuz, fayda ile genelleme arasında bölünmüş durumdadır.</p>
<p>Russcll, bu kriz hakkında şöyle der: “Tümevarıma körü kö­rüne bağlanan ve onun sınırlarında ısrar eden kimseler, mantığın tamamıyla deneysel olduğunu iddia etmek istiyorlar. Bu kimseler­den biricik yöntemleri olan tümevarımın kanıtlanması mümkün olmayan mantıksal bir ilke gerektirdiğini ve bunun da yine tüme- varımsal bir esasa dayandığım, o hâlde burada önsel bilgi türünden bir ilkeye ihtiyaç olduğunu fark etmelerim beklemek beyhudedir.</p>
<p>Doğa yasalarını keşfetmenin, algılananla algılanamayamn bir- biriyle örtüştüğü şeklindeki ön kabul üzerine kurulu olduğu ger­çeği, “Bilimin temel hedefi doğa yasalarım keşfetmektir. Bu saye­de bilim, her türlü alana girebilecek, her türden düşünceyi tekeli­ne alabilecektir.” şeklindeki söylemi problemli hâle getirmektedir. Bu ön kabule dair ise detayhca konuşmak gerekmektedir. <a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[39]</sup></a></p>
<p>Meseleyi ayrıntılandıracak olursak eksik tümevarımın, genel­leme yapmanın her durumda mümkün olamaması nedeniyle bi­limcilik için bir problem teşkil ettiğini söylememiz, onu tamamıy­la reddettiğimiz anlamına gelmez. Şayet genelleme yaparken, her­hangi bir şeyde bulunan bir niteliğe dair yargımızı ortaya koyar da bu niteliğin aynı cinsten başka bir nesnede de bulunduğunu tespit edersek bu yargıyı genele teşmil edebiliriz. Örneğin rastgele seç­tiğimiz bir sebzenin acılığının, herhangi bir şeye konduğunda acı bir tat bırakacak olan kimyevi bir içerikten kaynaklandığını tes­pit ettiğimizde tümevarımsal bir deney yapmasak dahi bu sebze türünden olan bütün bitkilerin acı olduğunu söylememiz müm­kün hâle gelecektir. Çünkü burada yöntemimiz gerekçelendirme­dir, eksik tümevarım değildir.</p>
<p>Aynı şekilde tümevarım yöntemi kullanılarak elde edilen so­nuçların, deney sürecini destekleyen akli deliller kullanılarak ge­nelleştirilmesini de mümkün görmekteyiz. Buna, her olayın bir nedene bağlı olduğunu öngören genel nedensellik İlkesi, her ola­yın zorunlu olarak kendi doğal sonucunu doğuracağım öngören süre<u>klilik</u> ilkesi, olguları ve nitelikleri birbiriyle uyumlu olan bü­tün grupların, nedenler ve sonuçlar hususunda da uyum içerisin­de olması gerektiğini ifade eden nedenler ile sonuçlar arasındaki uyum İlkesi de dâhildir.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[40]</sup></a> Şayet böyle olmasaydı evrene kaos hâ­kim olurdu. Doğal olarak deneylerden elde edilen sonuçlar ara­sındaki uyum da ortadan kalkardı.</p>
<p>O hâlde sebepleri, aklı ve akla dayalı ilkeleri gözetmeden, tam tümevarım yöntemini kullanmak imkânsızsa bilimciliğin söylem­lerinde tutarlılığa ulaşmasının hiçbir yolu yok demektir.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[41]</sup></a></p>
<p>Sami Amiri &#8211; Bilimcilik İdeolojisi : Ateizmin Bilim Sömürüsü,syf:</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.John C. Lennox, <em>God’s Undertaker: Has Science buried God?,</em> 8.</p>
<p>2.Aron, <em>Ees Etapes de la Pensee Sociologique^</em> Gallimard, Paris 1967, s.86-87. Hâlbuki Comte, daha mütevazı bir tutuma sahiptir. Çünkü me­tafiziği aşmayı teklif etmiştir; bilimin tekeline vermeyi değil.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[3]</a> M<sub>r</sub>»B»u^„<sub>dMls</sub>,<sub>imoPig|iuc</sub>.<sub>e(ls</sub></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[4]</a>        Peter Shave, <em>The Rise of Science: From Prehıstory to the Far Future,</em> Sprin-</p>
<p>ger, Cham 2018), s. 212.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[5]</a> J. Horgan, <em>The End of Science: Facing the Lim its of.Knowledge in the Tuıi- Hght of the Scientific Age,</em> Little, Brown, London 1997, s. 6.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[6]</a> John Gribbin (1946-): İngiliz kökenli astrofizikçi. Bilimin basitleştiril­mesi faaliyetlerine önem vermektedir.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[7]</a> John Gribbin, ed., Free Press, NY 1998), s. 320.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[8]</a> Massimo Pigliucçi (1964-): Italyan kökenli biyolog ve filozof. Ameri­kan Bilimsel İlerleme Birliği üyesi. Amerika’da, Darvvinist görüşü sa­vunan ve buna karşın yaradılışa karşı duran önemli isimlerden biridir.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[9]</a>         Massimo Pigliucci, <em>Nonsense on Stilts: How to Teli Science from Bunk,</em> The</p>
<p>University of Chicago Press, Chicago 2018, s. 235.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[10]</a> National Academy of Sciences, <em>Definitions of.Evolutionary Terms, </em>http:/ /www.nas.edu/ evolution/Definitions. html.</p>
<ol start="10">
<li>Robert Charles Sproul (1939-2017): Amerikalı muhafazakâr, evanje- list ilahiyatçı. Modern felsefe ile girişilen inanç tartışmalarına karşı ilgi duyması nedeniyle Amerika’daki dinî akımlar üzerinde büyük bir etki­ye sahiptir. <sup>1</sup></li>
<li>”<sup>!h</sup>&#8221; ** &#8221; “o-<sup>ol</sup>°8-</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"></a>Peter Brian Medawar (1915-1987): İngiliz kökenli doktor. İngiliz Ul-<br />
aştırmalar Enstitüsünde müdür olarak çalışmıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[12]</a> Peter Medawar,7&amp;/w£ <em>ta a Young Scientist,</em> Basic Books, 2008, s, 31.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[13]</a> John Hick, <em>The Fifth Dimension: An Exploration of the Spiritual R.ealm, </em>Oneworld, London 2013, s. 14.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[14]</a> John Polkinghorne (1930-): İngiliz kökenli tanınmış fizikçi. Din-bilim ilişkisine özel ilgi duymaktadır. 1988-1996 yılları arasında, Cambridge Üniversitesinde bir fakültede dekanlık yapmıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[19]</a> J.C. Polkinghorne, <em>Exploring Reality: The Intert&#8217;coining of Science andRe- ligion,</em> Yale University Press, New Haven 2007, s. ix. Parantez içerisi­ne almak “Bracketing Out”: Herhangi bir şey hakkında gerçek anlam-</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14"></a>da bir yargı ortaya koymanın mümkün olmadığını, yapabileceğimiz tek şeyin yaşadığımız tecrübeyi açıklamak olduğunu iddia eden fenomolo- jiye ait, özel bir terimdir.</p>
<ol start="20">
<li>Friedrich Hayek (1899-1992): Avusturya kökenli, İngiliz ekonomi bi- Umci ve filozof. 1974 yılında iktisat alanında Nobel ödülüne layık gö- rülmüştür. <sup>7 6</sup></li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15"><sup>[21]</sup></a>&#8216; k™ 1.1,“ &#8216;<sup>1</sup>&#8216;J<sup>4</sup>7<sup>S</sup>“-                                                          el-Ma’hedü’l-&#8216;Alemi</p>
<p>lı 1 bikri 1-Islamı, Vırgınıa 1417/1996, s. 728.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[22]</a> Schroedinger, <em>Nature and the Greeks,</em> Cambridge University Press, Cambridge 1954, s. 93.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[23]</a> Erwin Schrödinger (1887-1961): AvusturyalI tanınmış fizikçi. Kuan- tum mekaniği alanında önemli katkıları vardır.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[24]</a> <em>The Nikomakhos&#8217;a Etik,</em> (çev.)</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[25]</a> Aristotle, <em>The Nicomachean Ethics,</em> 1-3.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[26]</a> P.Z. Myers: (1957-): Amerikan kökenli ateist biyolog. Minnesota Üni­versitesinde profesör kadrosunda çalışmaktadır. Amerika’daki aşırı ra­dikal, din ve akıllı tasarım karşıtlarından biridir.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[27]</a> P.Z. Myers, Sam Harris v. Sean Carroll,</p>
<p><a href="https://scienceblogs.com/pharyngula/2010/05/04/sam-harris-v-sean-carroll">https://scienceblogs.com/pharyngula/2010/05/04/sam-harris-v-sean- carroll</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[28]</a>       Michael Ruse, <em>Evolutionary Naturalism,</em> Routledge, London 1995, s. 250.</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[29]</a> Masşimo Pigliucci, “New Atheism and the Scientistic Turn in the At- heism Movement”, <em>Mid&#8217;uıest Studies in Philosofihy,</em> 37 (2013), 150.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24"></a>33.- <em>Ap.<sub>f</sub>*.</em> 150-151.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[31]</a>      Max Jammer, <em>Einstein andReligion,</em> Princeton University Press, Prince-</p>
<p>ton 1999, s. 69.</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[32]</a> Buna rağmen, bu. kimseler, bilimsel çahşmalarmda ve din konusu etra- “ flfc “‘<sup>îm</sup>’<sup>Ü</sup>”<sup>r₺</sup>   -i» olduğu-</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27"></a>Carlo Rovelli, “Science Is Not About Certainty”, The New Republic, July 11,2014, <a href="https://newrepublic.eom/article/l">https://newrepublic.eom/article/l</a> 18655 /theoretical-ph- yisicist-explains-why-science-not-about-certainty.</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28"></a>Pek çok bilim adamı, bu söylemi dillendirmektedir. Fakat ben, bu iddi­anın abartılı olduğu kanaatindeyim. Çünkü doğruluğunu, akıl veya he­sap gibi araçlarla teyit edebileceğimiz bilimsel çalışmalar vardır.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29"></a>Tümevarım (induetion): Tam bir yargıya varabilmek amacıyla parçaların incelenmesidir. Eksik ve tam tümevarım olmak üzere ikiye ayrılır: Eksik tümevarım: “Tümel bir anlamın altında yer alan parçaları, bir yargıya va­rıncaya kadar araştırmak ve neticede söz konusu tümelliği bu yargı doğ­rultusunda değerlendirmektir.” Gazzâlî, <em>Mıyârul-ılmifî Fennil-Mantık, </em>şerh. Ahmed ŞemsüU-Dîn,DâruTKüutüubiT‘İlmî, Beyrut 1410/1990, s. 148. Yani incelediğimiz parçalar hakkında vardığımız neticeyi, tüm par­çaları kapsayacak şekilde genelleştirmektir. Örneğin gördüğümüz kargala­rın hepsi siyahtır. Bu nedenle görmediğimiz kargalar da dahil olmak üze-</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30"></a>re tüm kargaların siyah olduğunu söyleriz. Tam tümevarım: “Tüm parça­lan kanıt göstererek bütün hakkında yargıya varmaktır.’Tehânevî, M«/- <strong><em>ve&#8217;l-&#8216;Ulûm,</em></strong> 1/172. Örneğin bir adanın sa- knüennınTunuslu olup olmadığını bilmek istiyorsak kapsamlı bir karara varmak için orada vasavnn k- • . -i &#8211;      <sup>K</sup></p>
<p>»     ZeMHsdbMthSrfji<sup>er blre</sup>yın kokemnı araştırırız.</p>
<p><strong><em>el-Manhkû&#8217;l- Vadi</em></strong> 2/298</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[40]</a> Abdullah ed-Dicânî, <em>Menhecu îbn Teymiyye el-Marîfî: Kırâetün Tahlî- liyyetün lın-NesekiTMarîfî’t-Teymiyyi,</em> Merkezu Tekvin, Londra 1435/ 2014, s. 532.</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[41]</a> Ibn Teymiyye şöyle demiştir: “Tecrübe edilen şeyler de aynen böyledir. Su içmenin susuzluğu giderdiğini, boynu kesmenin ölüme neden oldu­ğunu, şiddetli dayak atmanın acıya yol açtığını herkes yaşayarak tecrü­be eder. Bu gibi genel meselelere dair bilgiler tecrübidir. Zira duyular, sadece belirli bir suya kanmayı, belirli bir ölümü ve belirli bir acıyı algı-</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bilimsel-ufkun-siniri/">Bilimsel Ufkun Sınırı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bilimsel-ufkun-siniri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam’da insan nedir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islamda-insan-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islamda-insan-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Aug 2023 16:19:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[özgür irade]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Amiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26500</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan, özgür düşünceye sahip, -bazı maddi zorlamaların hege­monyasını dahil etmezsek- kendi iradesi ile kudretini kullanabilen bir varlıktır. O, kendi iradesiyle ve olasılıklar arasında dengeyi sağ­lamak arzusuyla bilinçli bir şekilde hareket etmektedir. O nedenle içgüdü baskısının ve fizik kanunlarının boyunduruğu altına gir­miş atom mekanizmasının esir aldığı hayvanlardan daha üstündür. Onun hem ihsana hem de ifsada gücü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamda-insan-nedir/">İslam’da insan nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-20623 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1.jpg" alt="" width="331" height="220" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1.jpg 720w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 331px) 100vw, 331px" /></a></p>
<p>İnsan, özgür düşünceye sahip, -bazı maddi zorlamaların hege­monyasını dahil etmezsek- kendi iradesi ile kudretini kullanabilen bir varlıktır. O, kendi iradesiyle ve olasılıklar arasında dengeyi sağ­lamak arzusuyla bilinçli bir şekilde hareket etmektedir. O nedenle içgüdü baskısının ve fizik kanunlarının boyunduruğu altına gir­miş atom mekanizmasının esir aldığı hayvanlardan daha üstündür.</p>
<p>Onun hem ihsana hem de ifsada gücü yeter. İsterse bir şey­ler ortaya koyar, isterse pasif kalır. Allah Teâlâ’nın kendisi için ya­rattığı hudutlar doğrultusunda bir duruma müdahale de edebilir ama aynı zamanda sırt da çevirebilir.</p>
<p>İman ile küfür arasında muhayyerdir. İşte bu seçim, varolu­şundaki en büyük karardır. Zira emrihak vaki olduğunda söz ko­nusu karar lehinde veya aleyhinde delil olacaktır.</p>
<p>îbn Teymiyye, tercih ve cebr problemine dair sünni paradig­mayı arz ederken şöyle söyler: “Bil ki kul, hakiki bir faildir. Sa­bit bir meşieti, keskin iradesi ve salih kudreti mevcuttur. Nitekim Kur’an-ı Kerim, birçok ayette kulların iradesinden bahsetmiştir:</p>
<p>‘O, herkes için, sizden doğru yolda gitmek isteyenler için bir öğüttür. Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.’ (Tekvîr, 81:28-29)</p>
<p>İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.’ (İnsan, 76:29)</p>
<p>‘Dileyen ondan öğüt alır/ (Abese, 80:12)</p>
<p>‘Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya layık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.* (Müd- desir, 74:56)</p>
<p>Kulların fillerini ispat eden daha nice ayetler vardır. Amel edi­yorlar, yapıyorlar, iman ederler, küfre düşüyorlar, tefekkür ediyor­lar, muhafaza ederler, takvalıdırlar.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Müslüman, karar verme ve seçme ameliyesinin beyindeki atomların hareketinden daha büyük olduğunun bilincindedir. Ni­tekim o, <em>nefs-i levvame</em> ile <em>nefs-i emmareyt</em> inanmaktadır. Bunlar ise nefsin iki farklı hâlidir, îlki insanı şerden alıkoyar ve onu hayra sevk eder. İkincisi ise hayra set çekip şerre teşvik eder. Ayrıca nefis, hem meleklerin ilhamına hem de şeytanların vesvesesine açıktır.</p>
<p>Peki&#8230; Ateist materyalist paradigma içerisinde insamn irade­si ve meşieti nerede?</p>
<p><strong>DİLEDİĞİNİ SEÇEMEMEK&#8230; ATEİZM</strong></p>
<p>Ateizmin o efsunlu hâli, ateistlerin söylevlerine göre karan­lıklar vadisinden aydınlığın eteğine, aklını kullanarak geçmeyi ba­şarmaktır. Nitekim ateist, aydın bilinci sayesinde, samimiyet ve kardeşlik ile yoğrulmuş basiretsiz sürülerin dindarlık saçmalığın­dan çıkarak özgür iradesiyle Tanrının varlığını inkâr etmeyi seç­mektedir. O nedenle ateist, seçiminin doğruluğunu ve epistemo- lojik olarak temellendirdiği üstünlüğünü özgür iradeye borçludur.</p>
<p>Müslüman da özgür iradeye borçludur. Zira onun sayesinde inanç tercihinde bulunmakta, hakikati bilinçli bir şekilde seçme erdemine sahip olabilmektedir. Ayrıca imtihan dünyasındaki ahlaki ter­cihlerine doğruluk ve saflık kazandırmaktadır. Buna ek olarak kıya­met gününde yaptıklarının bir karşılığı olacağı düşüncesini, zihinde­ki inana ve azaların ameline uygun olarak makul bir zemine oturtur.</p>
<p>Hepimiz -bazı istisnalar haricinde- neyi yapacağımızı seçtiği­mize, hiçbir zaman ve hiçbir durumda bunlara mecbur olmadığı­mıza inanırız. Lokantada kendi isteğimizle kahve ısmarlayabiliriz yahut da yine tamamen kendi seçimimiz ile bunu yapmayabiliriz, internette dilediğimiz sayfayı açar dilediğimiz yerde geziniriz. Aynı şekilde elimizdeki kitabın herhangi bir bölümünü okumayı da seçebiliriz. Burada bizi yönlendirmesi muhtemel birtakım etken­leri -örneğin yorgunken okuyamamak gibi- inkâr etmiyoruz. Yi­ne kimyanın insan davranışları üzerindeki tesirleri ve bipolar bo­zukluktan muzdarip insanlara verilen ilaçların düşüncelerle etki­leşimini de kabul ediyoruz. Bizim burada karşı çıktığımız husus, kimyayı ve diğer fiziksel etkenleri; insan düşüncelerini, mizacım, iradesini ve eylemlerini açıklayan yegâne unsurlar olarak görmek­tir. Uyarıcılar ve itici güçlerin varlığına rağmen insanın çoğu işinde seçenekler arasında muhayyer olduğu olumlu bir alan bulunduğu­na inanıyoruz. Tabii sarhoşluk ve zihinsel hastalıklar gibi, eylem­lerin bilinçli tercih edilmediği birkaç durum buna dahil değildir.</p>
<p>Özgür irademizi iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Hatta bu his, neredeyse bedihi sayılacak kadar karşı konulamaz. Dolayısıy­la biz, hakikat doğrultusunda bir iş yaptığımızda ve bir iyiliği ger­çekleştirdiğimizde mutlu olur, bir kötülüğe bulaştığımızda yahut da yanlış yollara saptığımızda ise endişeleniriz. Aynı şekilde had­dini aşan zalimleri kınamak ve aşırı ihmalkarları da engelleme hu­susunda tereddüt etmeyiz.</p>
<p>Ancak evrenin maddeden ibaret olduğunu söyleyen, onu atomlar, arazları ve harekederine indirgeyen ateist anlayış; özgür iradenin varlığını mahza yanılsama saymaktadır. Çünkü insan biz­zat seçmemekte, bilakis kendisi için seçilmektedir. Mücbir kud- retierin kamçısıyla olması gereken yere sürülmektedir. Tamamen maddeden oluşan varoluş, bünyesinde madde ve enerjiden başka bir şey taşımamaktadır. İnsan da söz konusu varoluşun bir parça­sı konumundadır. O, büyük varoluşun makinesidir. Onun hareket etmesiyle hareket eder ve yine onun hattında iradesiz bir şekilde seyreyler. Bundan dolayı insanın davranışları iradesi dışında ger­çekleşir. Zira o, genlerinin kimyasal özelliklerinin esiridir.</p>
<p>20.üzyılın en önde genel psikologlarından James Hillman, materyalist felsefeyi şöyle ifade ediyor: “Genetik kodum, atadan kalma miraslarım, hayatımdaki acı olaylar ve sosyal kazalar tara­findan yazılmış bir komployu yaşıyorum.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Esasında mezkûr anlayışı ateist biyolog Francis Crick şöyle ifade etmişti: “Sen, sevinçlerin, üzüntülerin, hatıraların, hırsların, kendinle ve özgür irade ile ilgili hislerin&#8230; Aslında bunların hep­si, büyük bir nöron grubu ve bunlarla ilişkili moleküllerin hare­ketlerinden başka bir şey değildir.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Ateist biyolog William Provine, özgür bir canlı varlığının im­kânına dair ateist paradigmanın içerisinde bulunduğu çıkmazın köklerini şu sözleri ile ortaya koymaktadır: “Geleneksel şekliy­le özgür irade, başka bir deyişle zorlama ve korku olmaksızın al­ternatif yollar arasında seçim yapma özgürlüğü, en basit ifadeyle yoktur. Zira hâli hazırda mevcut bulunan şekliyle evrimsel süre­cin, gerçekten bir seçeneğe sahip bir varlık üretmesinin hiçbir yo­lu bulunmamaktadır.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[5]</sup></a></p>
<p>AIexander Rosenberg bütün meseleyi basit bir cümleyle özet­liyor: “Aklın beyinden ibaret olması gerçeği, özgür iradenin yok­luğunu garanti etmektedir. Bu gerçek, fiillerimizi ve hayatımızı tanzim edebilecek herhangi bir tasarıyı ve amacı imkânsız kıl­maktadır.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[6]</sup></a></p>
<p>Özgür iradeyi inkâr meselesi, tamamen maddi bir dünyada, rastgele evrimin insana özgür irade veremeyeceğini iddia eden fi­lozof biyologlarla sınırlı değildir. Diğer disiplinlerin ateist dü­şünürleri de bu hususta onlara muvafakat etmektedir. Örneğin ate­ist fizikçi Stephan Hawking, söz konusu düşünürler arasında yer alır. Nitekim o şöyle demektedir: “Davranışlarımız fizik kanunla­rı tarafından yönetiliyorsa, özgür iradenin nasıl işlediğini görmek zordur. Öyle görünüyor ki, biyolojik makinelerden başka bir şey değiliz ve özgür irade de mahza yanılsama.. .”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>Fizikçi Alfredo Metere şu sözleriyle meseleyi daha da açık hâ­le getirmiştir. Ona göre kişinin büyük patlamaya, evrenin genişle­mesine ve evrenin nedensellikle bağlı olduğuna inanması; hür ira­denin kendisine alan bulmasına izin vermemektedir. Çünkü böy- lesi bir durumda bütün eylemlerimiz, evrendeki ilk hareketin bi­rer izinden başka bir şey değildir. Öyle ya ilk patlamadan kaynak­lı meydana gelen her şey, söz konusu hareketin ve ona bağlı olarak meydana gelen düşüncenin zorunlu bir yansımasıdır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[8]</sup></a></p>
<p>O hâlde biz, evrenin ilk ortaya çıkışından bu yana cebrin tut­saklarıyız. 13,7 milyar yıl sonra da bugün olduğumuzdan gayrı bir yoldan yürümek de mümkün değildir. Zira evrenin ilk hareketi, her varlığın yeknesak bir şekilde olmasını gerektirmektedir. Biz- ler, daha önceki kozmik olayların, eylemlerimizin ve düşüncele­rimizin kaderine doğru koşmasına direnme yeteneğinden yoksun bıraktığı, zaman taneciklerinin düşmesiyle birlikte onların müte- selsilen hareket eden domino taşlarıyız.</p>
<p>Özgür iradenin varlığını kabul etmeyen ateistler, kendi görüş­lerine destek çıkma adına ampirik bilimi kullanmaktadırlar. On­ların iddialarına göre bilimsel araştırmalar, beynin bir kararı, ki­şi farkına varmadan birkaç saniye önce aldığını ortaya koymuştur.</p>
<p>Oysa bu iddia bilimsel olarak çürütülmüştür.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[9]</sup></a> Esasında bilim bu hususta herhangi bir şeyi kanıtlamış değildir. Dolayısıyla ateist­lerin argümanları yalnızca evrenin maddeliği ve rastgeleliği üze­rine kuruludur.</p>
<p>Ateizmin başat isimleri tarafından dile getirilen söz konusu itiraflardan sonra zorunlu olarak akla gelen iki soru var. Birinci­si: Eğer ateizm en baştan irade ile seçilebilecek bir tercih değilse, niçin bu insanlar bizi ateizme çağırıyorlar? İkincisi: Eğer bizim iman ve küfür arasında bir seçim şansımız yoksa neden Dawkins ve avanesinin kitaplarına ihtiyaç duyalım?</p>
<p>Bu sorulara susmakla mukabele etmeleri haricinde herhan­gi bir cevapları yok&#8230;</p>
<p>Özgür iradenin inkârı, ateistlerin asla durdurma gücüne sahip olamayacağı bir çelişkiler yumağının bidayetidir. Zira özgür irade­yi reddedip cebri müdafaa ederken dahi böylesi bir düşünce hayat­larının her anında karşılarına çıkacaktır. Sam Harris’in <em>Özgür ira­de</em> <u>adını</u> verdiği meşhur kitabında -ki bu eser, başlık-içerik uyumu açısından son yıllarda ateistler tarafından kâleme alınan en başa­rılı kitaptır- özgür iradenin esasında basit bir yanılsama olduğunu ortaya koyduktan sonra, okura dürüstçe sunduğu bu keşfinden son derece memnun olduğu sonucuna ulaşarak okurunu özgür irade ya­nılsamasından kurtulmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya davet etti. Bu bağlamda söyledikleri oldukça manidardır. Hâlbuki Harris’in mutluluğu, tabi olduğu fizikalizm<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[10]</sup></a> ekolüne göre safı ya­nılsamadan ibarettir. Aynı şekilde Harris’in başkasının yanılsama içerisinde olduğuna inanması da safi yanılsamadır. Buna ek olarak bir başkasının bilinçli olarak seçme ve reddetme hakkına sahip ol­duğu düşüncesi de safı yanılsamadır. İşte tüm bu yanılsamalar, fi­ziksel ve biyolojik reaksiyonların mekanik bir etkisinden ibarettir.</p>
<p>Yine bahsi geçen eserinde, kitabı yazma hususundaki katkıla­rından ötürü eşine teşekkür ediyor&#8230; Şaşırtıcı! Burada şaşkınlıkla soruyoruz, Harris neden yazı yazarken oturduğu masasına, klav­yesine, bilgisayarına ya da sandalyesine değil de iradesi ve seçim kudreti olmayan eşine teşekkür ediyor? Nihayetinde bütün bun­lar, kitabın hazırlanmasında emeği geçen iradesiz makinelerdir. O nedenle eşinin, yazarın üzerine oturmadan yazamayacağı sandal­yeden herhangi bir üstünlüğü yoktur.</p>
<p>Ateizmin diğer bir çelişkisi, dini çürütmek için cebri kullan­dığında ortaya çıkmaktadır. Mutaassıp bir ateist olan Jerry Coy- ne şahsi web sitesindeki bir makalesinde şöyle yazmıştır: “Dav­ranışlarımız yalnızca genlerimiz ve çevrelerimiz tarafindan be­lirlenmektedir. Bunun ötesinde başka bir şeyin etkisi yoktur.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[11]</sup></a> Buna ilaveten insanın eylemlerinde zorunlu olduğunu kanıtla­manın aslında dinleri üretmek için kesinlikle kullanılması ge­reken iyi bir argüman olduğunu da belirtmiştir. Zira Tanrı, ka­çınamayacakları bir davranıştan ötürü bir insanı nasıl ateşle ce­zalandırabilir?!</p>
<p>Burada Coyne’ye şunu sorabilirsiniz: Tanrıya ve dine olan iti­razı, akla dayalı bir tavır mıdır? İtirazları, akla anlamak, yanlışla- mak yahut da kınamak için düşünme imkânı sağlayan özgür irade­ye dayanmıyor mu? Esasında mesele, özgür iradeye sahip olmayan bir insanın imtihana tabi tutulmasından çok daha büyüktür. Bila­kis asâ sorun şu ki, özgür iradeye sahip olmayan bir insan beyni, nasıl oluyor da dinleri kötülemek yahut da inkâr etmek için ken­dim hakem tayin edebiliyor?</p>
<p>Richard Rorty, hakikate ulaşma arzusunun Darvvinci bir yol olmadığını açıkça söylediği için Coyne’den daha akıllı sayılır. Biz burada iradesiz bir canlıyla karşı karşıyayız. İradesiz olduğu için de hakikate değil, yalnızca kendisine yönelmiştir. Tabii buna da yö­nelmek denilirse. Özgür irade olmadığı için bilinçli düşünme ye­tisinden mahrum olduğundan dolayı da herhangi bir şeye inan­ması mümkün olmamaktadır.</p>
<p><em>Özgür iradenin bir yanılsama olduğuna ikna etmeye yönelik her düşünsel çaba, esasında söz konusu iddiaya yazarın kendi iradesiyle ulaşmaktan aciz bulunduğunu ve aynı zamanda muhatabın da o iddia­yı iradesiyle benimsemesinin imkânsızlığını gözden kaçırmak demektir.</em></p>
<p>O <em>hâlde özgür iradeye inanmadan dile getirilen her türlü görüş, tama­men boş söz hükmündedir.</em></p>
<p><strong>YANILGININ EGEMENLİĞİ VE KARANLIK </strong></p>
<p><strong>AYDINLANMA</strong></p>
<p>Önde gelen simalarına göre ateizm nedir?</p>
<p>Batıl inançlara karşı kıyam hüviyetindeki öfkeli devrim&#8230; Dünyayı değiştirmeye yönelik o taşkın arzu&#8230;.</p>
<p>Ancak insan saf maddeden ibaret, nabız atışı ile kan dolaşı­mından ve mazisindeki olayların şimdiye hükmetmesinden başka bir şey değilse, insanın mahiyeti ne oluyor ki?</p>
<p>Böylesi bir durumda devrimin imkânı nedir? Cebrin karan­lık hakikatinde aydınlanma umutları nerede? O hâlde zihinde do­laşan her türlü fikir, hakikat olmadan seyahat eden bir yanılsama değil midir?</p>
<p>Daha da şaşırtıcı olan, bu özgür iradeyi inkâr eden şahısla­rın, ateistlerin başarıları ve fedakarlıklarını iftihar vesilesi addet­meleridir. Dahası onları, realiteye baş kaldırmış ve normlara isyan eden özgür düşünürler (free thinkers) olarak görüyorlar. Onlara göre bu kimseler, yeryüzünde hiç ölmeyecekmişçesine dünya ni­metleri içinde yüzmenin vereceği huzuru terk etmişlerdir. Burada Nietzsche’nin, evini dağın tam yamacına inşa edip basit olandan yüz çeviren <em>süperinsam</em> göklere çıkaran sözlerinden faydalanıyorlar.</p>
<p>Ancak iş felsefi gevezeliğe gelince, ateistler, özgür iradeden yoksunluğumuzu, bizim tıpkı yeryüzündeki diğer şeyler gibi, ken­dimizden menkul hiçbir hususiyete sahip bulunmadığımızı söyler dururlar. Oysa bu, son derece açık ve bariz bir çelişkidir. Hatta bu­nun yanında, Allah’a inananlarla verdikleri mücadelenin mottosu &#8221;inananları hurafelerden kurtarmak” olmasına rağmen ateistlerin de hurafelerden kaçamayacağının apaçık beyanıdır.</p>
<p>Harvard Üniversitesi’nden psikolog Daniel Wegner, <em>Bilinç­li İrade İllüzyonu<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup><strong>[12]</strong></sup></a><sup> <a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><strong>[13]</strong></a></sup></em> adlı kitabında, özgür iradenin mahza yanıl­gı olduğunu ifade eder. Ona göre eylemlerimiz, yalnızca birin­cil fiziksel sebeplere karşı verilen mekanik tepkilerdir. Kendi­siyle yapılan bir röportajda, irade özgürlüğünün daimi bir ya­nılsama olduğunu ve özgür irade hissinin bizi terk eder etmez onu yeniden hissettiğimizi itiraf ediyor. Şöyle söylüyor: “&#8230;bu­nun bir aldatmaca olduğunu bilsen de her seferinde yine bu nu- marayı yutuyorsun. <a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[14]</sup></a></p>
<p>Bizim cebr kisvesinin esiri olduğumuz hakikati ve özgür irade nimetinin tadım çıkardığımız yanılgısı&#8230; Bu hakikat ve yanılsa­ma ikileminden kurtulmanın bir yolu yoktur. Ateistlere göre bun­lar, beraati mümkün olmayan kaderimizi oluşturuyor. Esasında bu durum, dediklerine göre günlük hayatımızda da karşımıza çıkıyor. Örneğin Rodney Brooks, insanın biyomoleküllerle dolu büyük bir deriden başka bir şey olmadığını ve evindeyken çocuklarına şöy­le bir baktığında aklına baskı yaparak onları makinelerden ibaret görebileceğini düşünüyormuş. Ancak biraz yaklaştığında maki­nelermiş gibi davranamadığını ve sevginin istemsizce fışkırdığını dile getiriyor. Nihayetinde iki zıt düşünceyi bünyesinde taşıdığını itiraf ediyor: Seçim ve cebr.<sup>14</sup></p>
<p>Bir noktada çelişkilerle birlikte yaşandığına dair başka bir be­yan da Edward Slingerland’dan gelmektedir:<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[15]</sup></a> “Biz, robot olma­dığımıza inanmak için tasarlanmış robotlarız.” (<em>We are robot* de- s iğne d not t o belitte t hat voe are robot s.)</em> O hâlde özgür olduğumuz yanılsaması, bünyemizin kurtulamadığımız bir parçasıdır.</p>
<p>Peki biz robotsak, gerçekten de robot olduğumuzu nasıl an­layabiliriz? Zira robot dediğimiz şey akledemez, tamamıyla prog­ramlanmış olduğu için sistemine önceden girilmiş bilgiler dışın­da bir çıktı ortaya koyamaz. Bu girdiler da kör tabiatın rastgele bir ürünü ise, çıktılara güvenmenin hiçbir düzlemde olumlu bir kar­şılığı olamaz&#8230; İşte böylece kendimizi, doğal olarak bilinmeyen­leri bildiğini iddia eden ateist düşüncesine göre yeni bir çelişki­de buluyoruz.</p>
<p>Ateist paradigmaya göre bundan bir kurtuluş var mı?</p>
<p>Saul Smilansky cevaplıyor. Dediğine göre özgür iradeye sa­hip olmadığımızın tam manasıyla bilincinde olarak yaşamamızm mümkünatı yok. O nedenle merkeziyetçi, tutarsız yahut da çeliş­kili inançlara tutunmamız icap eder.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[16]</sup></a></p>
<p>Bu bağlamda Dawkins, “Herkes Basel’in Arabasına Vurmayı Bıraksın” adlı makalesinde, çelişkilerle yaşayan bir ateist akim hâl-i pürmelaline dair bir örnek anlatıyor. Dediğine göre Basel adında bir adam, sanki bilinçliymiş ve çalışıp çalışmamayı kendi irade­siyle seçiyormuşçasma arabası çalışmadığında birtakım uyarılarda bulunduktan ve ayağını denk alması için mühlet verdikten sonra ona sertçe vuruyormuş.</p>
<p>Dawkins söz konusu hikayeyi, suçu ne olursa olsun bir suç­luyu cezaya mahkûm eden yargıcın bu hareketine de tıpkı Basel’e güldüğümüz gibi gülmeliyiz, diyebilmek için anlatıyor. Hakika­ten de her iki durumda gülmek isabetli bir tutumdur. Çünkü insan da tıpkı araba gibidir, elinde herhangi bir tasarruf hakkı yok­tur. Dolayısıyla işlediği suçlar da bahsi geçen arabanın çalışma­ması ile eşdeğer olmaktadır. Nitekim arabanın bu eylemi kablola­rının, dışarıdaki havanın, asfaltın ve yolların mekanik bir etkisin­den neşet etmektedir. O hâlde katilin ve tecavüzcünün eylemi de doğduğu yer ile yaşadığı zamanın, ailesinin, okulunun, bulundu­ğu toplumun, izlediği televizyon programının, kahvaltıda yediği şeylerin ve arkadaşlarının mekanik bir etkisidir.</p>
<p>Dawkins makalesini, özgür irade yanılsaması içerisinde yaşa­dığımızı söyleyerek sonlandırıyor: “Nihai olarak bu düzeye ulaş­mamız hatta ve hatta bahsi geçen cinayetlere, arabasına çalışma­dığı için şiddet uygulayan Basele güldüğümüz gibi gülecek sevi­yeye yükselmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ama korkarım ki bu denli aydınlanma seviyesine ulaşmam pek mümkün değil.”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[17]</sup></a></p>
<p>Ateist paradigma içerisindeki kimse korkunç kabuslara duçar olur. Birincisi hür iradeye sahip olmamasıdır. Bu durum sahip ol­duğunu iddia ettiği her türlü erdemi ortadan kaldırmakta, hurafe- cilere ve hurafelere karşı ilan ettiği kıyamı hurafe hâline getirmek­te, dünyayı aydınlatmaya yönelik çabalarını beş para etmez kılmak­tadır. Zira özgür irade bir seraptır ve yeryüzünde gerçekliği yoktur.</p>
<p>İkinci kabusu ise, özgür irade serabının, içinden çıkılma­sı mümkün olmayan bir hakikat, olmasıdır. İnsan, hür iradesinin bulunmadığına dair bilincini var gücüyle korumaya gayret etse bi­le. .. Yalan olduğunu bildiği bir şeyi yalanlamaktan acizdir ve idrak ettiği şeyin safi yanılsama olduğuna inanmak zorundadır. İşin en kötü yanı bir ateistin, eylemleri, korkuları, umutları, üzüntüleri ve sevinciyle hayatım bu yanılsamayla yaşamaya mahkûm kalmasıdır.</p>
<p>Ateist kendisinin aydınlatıcı bir ufku olduğunu zannetmekte­dir. Oysa hakikatte bir seraba tutunduğu için hiçbir şey görmeyen, görmediği hâlde kendisini görüyor zanneden bir âmâdır.</p>
<p><em>Yanılgı ateistin kaderidir. Ondan asla kurtulamaz.</em></p>
<p>Dawkins’in bahsi geçen sözünü kabul ettiğimiz takdirde Daw- kins’i ve kitaplarını <em>{Haddini Aşan Tanrı, Tanrı Yanılgısı, Kör Sa­atçi, Dünyadaki En Büyük Geçit Töreni)</em> sıkıca tenkide tabi tutma­mız hatta kınamamız gerekir. Çünkü bunlar, Dawkins’in en ufak bir iradesinin olmadığı aydınlanma arzusu ile yazılmıştır&#8230; Ve ma­alesef Dawkins’in dinlere ilan ettiği savaştan tövbe edip ayağını denk almaşım da ümit edemiyoruz zira “bu denli aydınlanma sevi­yesine ulaşmam pek mümkün değil” sözü ile bizi perişan etmiştir.</p>
<p><strong>ATEİZM DÜNYASINDA SEN NESİN?</strong></p>
<p>Sen düşünmeyen, hissiyattan yoksun, sevmeyen bir şeysin. Hatta aşk dürtülerinin kamçısıyla atan kalbin dahi beş para et­mez. Çünkü bu, içinde gerçek bir duygu taşımayan maddi bir var­lığın mekanik tepkisinden ibarettir. Ondan dolayı kalbi olmadığı için, “aklıselim”bir ateistin karısına seni seviyorum dememesi gere­kir. Bilakis dürüstçe şu cümleleri söylemeli: “Karıcığım, dopamin, beynimdeki kaudat nukleusu doldurdu.” Öyleyse aşk, beyin, hor­monlar ve sinirlerle ilgili sistem dışında kalan bir eylem değildir. Ateist düşünce zaviyesinden bakacak olursak biz sevmeyiz, aşık ol­mayız. Yalnızca içimizdeki kaynayan kimya, aldatıcı bir sevgi şek­linde tezahür ediyor. Biz hakiki sevgiden yoksun yaratıklarız. Sev­gi dediğimiz şey de daha çok kalp denilen bir kas kütlesinin kanı damarlara doğru itmesinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Özgür iradenin inkârı, tarafları burjuvanın aydınlarından mü­teşekkil, sırf teori boyutuyla sınırlı olarak tartışılan bir sorun değil­dir. Bilakis son derece pratik ve somut sonuçları olan bir düşüncedir. Başka bir ifadeyle kişinin, başkalarına zarar vermenin yanlış bir şey olmadığına inanmasıdır. Zira söz konu eylemin faili iradeden yoksun olduğu için işlediği suçlar, hanesine günah olarak yazılmayacak­tır. Nasıl yazılsın ki? Sonuçta kendi seçimi değildir. İnsan, bilinçli bir seçim olmaksızın, kendini organlarda gösteren bir dizi eylem or­tan koymak için fizyolojik yapıyı kullanan bir makineden ibarettir.</p>
<p><em>PsycMogy Science</em> dergisinde yayınlanan bir çalışmada, fark­lı Amerikan üniversitelerinde çalışan iki araştırmacı, cebr anlayı­şına yoğun bir şekilde maruz kalmış bir grup katılımcı üzerinde yaptıkları deneyle, cebr inancı taşımanın yalan ve ihanet olgusu­nu artırdığını ortaya koydu. Söz konusu araştırmacılar, irade öz­gürlüğü tartışmalarının ciddi toplumsal yansımaları olan bir ko­nu olduğu sonucuna vardılar.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[18]</sup></a></p>
<p>Bahsi geçen husus, uzmanlar tarafından icra edilen farklı de­neyler tarafindan da doğrulandı. Söz konusu deneylerden birisi şu şekilde: Bir grup üniversite öğrencisine, özgür iradenin inkârı­nı savunan bilim a<u>damlarının</u> raporları sunuldu. Akabinde dene­ye katılan öğrencilerden, baharatlı yemeklerden hoşlanmayan bir grup insana yemek servis etmeleri istendi. Ancak buna rağmen ba­haratlı yemekler servis ettiler. Oysa bu öğrencilere, oturan kişile­rin hiçbir seçim şansı olmadan, kendilerine servis edileni yemeye mecbur oldukları daha önceden söylenmişti.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[19]</sup></a></p>
<p>Gray Quinn, konunun hakikatini olumlu bir şekilde özetli­yor (!).“Din Olmasaydı Ne Olurdu” temalı sempozyumda sundu­ğu “Özgür İraden Yok” başlıklı tebliğinde, özgür iradeyi inkâr et­menin büyük bir erdem olduğunu iddia ediyor. Bu erdem ise suç­luluk duygusundan tamamıyla kurtulmak, vicdan azabını yok et­mek ve bencilliğinin eş, aile ve toplum tarafından kınanmayaca­ğı bir düzleme taşımaktır. Zira günahlarınız sizin fizyolojik yapı­nızın bir parçasıdır.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[20]</sup></a></p>
<p>İşte ateist budur. Bir makine olduğuna, özgür iradeden yok­sunluğunu fark eden bilinçli bir makine olduğuna inanın Her ne kadar bilincin, olguyu anlayabilme seviyesine yükselmesi için id­rak eden bir iradeye ihtiyacı olsa da&#8230;</p>
<p>Ateist, iradesi olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya geldiğinde, se­çemeyeceği, hareket edemeyeceği veya tepki veremeyeceği için öz­gür irade miti ile yaşamak zorunda olduğuna inanır. Sonra da top­lumun iradesiz olduğunu bilmesine rağmen ahlaklı toplum çağrı­lan yapar. Bir kötülük yaptığı zaman vicdan azabı çekmesine yol açacak özgür iradesi olmadığını bilmesine rağmen böyle çağrılar­da bulunur&#8230;</p>
<p>Ateist olman demek, bir mit yaratman sonra da onunla bera­ber yaşaman ve senin bu mitine uymayanlara “bilim” kılıcını çek­men demektir. Bütün bunlar da evrenin yaradılışındaki ve vahyin mesajlarındaki hikmeti anlamaktan alıkoyan unsurlardır.</p>
<p><em>Özgür iradeyi reddetmek, materyalist ateizmin zorunlu sonuçların- dandır ve ateistlerin iddia ettiği her türlü ahlaki ile bilişsel erdemi ade­</em><em>me mahkûm eder.</em></p>
<p>Sami Amiri &#8211; Ateizm Kendi Paradigmasıyla Yüzleşiyor,syf:81-94</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a> Ebü’PAbbâs Takiyyüddîn Ahmed b. &#8216;Abdilhalîm b. Mecdiddîn ‘Abdis- selâm el-Harrânî Ibn Teymiyye, <em>Mecmû&#8217;ul-Fetâvâ &#8211; İbn Teymiyye<sub>y</sub></em> thk. Abdurrahman b. Muhammed b. Kâsım (Medine: yy., 1416/1995). 8/93.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a> James Hillman, <em>The Soul&#8217;s Code (Ruhun Kodu),</em> (New York, Random House, 1996) s. 6.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[4]</a> Francis Crick, <em>Astonishing Hypothesis: The Scientific Search far the Soul (Şaşırtıcı Hipotez: Ruhun Bilimsel Arayışı</em> ), s. 3.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[5]</a> Alıntılayan: Terence L. Nichols, <em>The Sacred Cosmos (Kutsal Dünya), </em>(Oregon: Wipf and Stock Publishers, 2009) s. 15.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[6]</a> Alexander Rosenberg, <em>The Ateist’s Guide to Reality (Ateistin Gerçeklik Rehberi),</em> s. 195.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[7]</a>        Stephen Hawking, <em>The Grand Design {Büyük Tasarım)</em>, (New York: Ran-</p>
<p>dom Housc Publishing Group, 2010), s. 32.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[8]</a> Alfredo Metere, “Does free will exist in the universe?”, <em>Cosmos Maga­zine,</em> erş. tar. 18 Temmuz 2018. <a href="https://cosmosmagazine.com/science/">https://cosmosmagazine.com/science/</a> physics/does-free-will-exist-in-the-universe-that-would-be-a-no</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[9]</a> Alfred Mele, <em>Free: Why Science Hasrit DisprovedFree Will (Özgür: Bilim Neden özgür iradeyi Çürütmedi?)</em>, (New York: Oxford University Press, 2015), s. 26-39.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[10]</a> Fizikalizm: Bütün varlığın fiziksel tabiata sahip olduğunu ve fiziksel yö­nü olmayan şeyin var olmadığını iddia eden felsefe ekolü.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[11]</a> Jerry Coyne, “Önce again with free will: a question for readers”, htt- ps://whyevolutionistrue.wordpress.com/2016/08/16/once-again-wit- h-free-will-a-question-for-readers/.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[12]</a>      Daniel Wegner, <em>The Illusion of Conscious Will (Bilinçli İrade İllüzyonu),</em></p>
<p>(ABradford Book; İst edition), 2003.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[13]</a> Overbye, Dennis. “Free Will: Now You Have It, Now You Don’t.” <em>The New York</em> January 2,2007..</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[14]</a> Rodney Brooks, <em>Flesh and Machines: How Rohots Will Change Us (Et NasılDeğiştirecek?),</em> (New York: Pantheon,</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[15]</a> Edward Slingerland, <em>What Science Offers the Humanities: Integrating Body and Culture (Bilim Beşeri Bilimlere Ne Sunar: Beden ve Kültürü Bütünleş­tirmek),</em> (Cambridge: Cambridge University Press 2008), s. 281.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[16]</a> Saul Smilansky, <em>Free Will and Illusion (Özgür İrade ve İllüzyon),</em> (Ox- ford: Oxford Press, 2000), s. 187.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[17]</a> Richard Dawkins, “Let’s ali stop beating Basil’s car”.</p>
<p>&lt;<a href="https://www.edge.org/response-detail/11416">https://www.edge.org/response-detail/11416</a>&gt;</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[18]</a> Vohs, Kathleen&amp;Jonathan Schooler, “The Value of Believing in Free WiH”, <em>Ptychological Science,</em> Volüme 19-Number 1.2008.49.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[19]</a> Alfred R. Mele, Free: <em>Why Science Hasn’t DisprovedFree Will {Bilim Ne­den Özgür İradeyi Çürütmedi?),</em> s. 4-5.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[20]</a> Jerry Coyne (2015), “You Don’t Have Free WiU”.</p>
<p>&lt; https://www.youtube.com/watch?v=Ca7i-D4ddaw&gt;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamda-insan-nedir/">İslam’da insan nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islamda-insan-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateizm Mezbahasında Akıl</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ateizm-mezbahasinda-akil/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ateizm-mezbahasinda-akil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Aug 2023 16:16:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan aklı]]></category>
		<category><![CDATA[islam'da akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Amiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26502</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşte biz, insanlara bu misalleri anlatıyoruz ama bunların hik­metini gerçek bilgi sahibi olanlardan başkası akledemez.” (Anke- bût, 29:43) “Bütün evrendeki her şeyi açıklayan bir teori. Ancak sağlık­lı düşünebildiğimize inanmayı imkânsız hâle getirdiği gibi şahit­liklerimizin de kabulüne alan tanımamaktadır.” C.S. Lewis Nizam-ı İslam’da aklın konumu nedir? İslam’da akıl, şerefe mazhar olmanın kaynağı; mükellefiyetin temeli, övgü ile [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ateizm-mezbahasinda-akil/">Ateizm Mezbahasında Akıl</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3.png"><img decoding="async" class=" wp-image-23730 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3-300x114.png" alt="" width="382" height="145" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3-300x114.png 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3-600x229.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3-768x293.png 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3-1024x390.png 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/atheism_black_passend3.png 1530w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" /></a></p>
<p>İşte biz, insanlara bu misalleri anlatıyoruz ama bunların hik­metini gerçek bilgi sahibi olanlardan başkası akledemez.” (Anke- bût, 29:43)</p>
<p>“Bütün evrendeki her şeyi açıklayan bir teori. Ancak sağlık­lı düşünebildiğimize inanmayı imkânsız hâle getirdiği gibi şahit­liklerimizin de kabulüne alan tanımamaktadır.”</p>
<p>C.S. Lewis</p>
<p><strong>Nizam-ı İslam’da aklın konumu nedir?</strong></p>
<p>İslam’da akıl, şerefe mazhar olmanın kaynağı; mükellefiyetin temeli, övgü ile yerginin menşeidir.</p>
<p>İslam’da akıl, Allah Teâlâ’nın engin hükümranlığında insa­nı müşerref kılan amillerden birisidir. Zira Allah Teâlâ, bahşettiği <u>akıl</u> yürütme, anlama ve muhakeme yetileriyle inşam hayvanlardan üst bir mertebeye yüceltmiştir. Böylelikle o, hakkı batıldan, fayda­yı zarardan ayırabilir ve emellerine nail olmak için dilediği yönde hareket eder. Aynı zamanda kendisini sapkınlığa ve haddi aşmaya itebilecek içgüdülerine bu akıl ile karşı koyabilir.</p>
<p>Akıl, ibadet konularında bile farklı bir konuma yüceltilmiş, müşerref kılınmıştır. Nitekim aklıselim insanlar, imamın tam ar­kasında namaza dururlar. Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu husustaki hadisi şöyledir: “Namazdayken benim ar­kamda akıllı olanlarınız dursun.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[20]</sup></a></p>
<p>İslam’da akıl, mükellefiyetin temelini oluşturur. Nitekim ak­lı başında olmayan deliler, vahyin buyruklarına uymakla yüküm­lü değildir. O nedenle bir fiil ortaya koysa veya kendisinden yanlış bir davranış sadır olsa herhangi bir vebale girmiş olmaz. Çün­kü mükellef olmanın şartlarından birisi de anlama yetisine sahip olmaktır. Dolayısıyla anlayamayan kişinin hiçbir sorumluluğu bu­lunmaz, günaha girmesi de mümkün değildir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yoktur, fa­kat bilinçli ve kasıtlı olarak yaptıklarınızdan sorumlusunuz. Al­lah’ın merhameti ve affediciliği sınırsızdır .”<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[21]</sup></a></p>
<p>İslam’da akıl, övgü ve yerginin sebebidir. Şöyle ki akıllı kimse övülür, hakikati anlamayan kimse ise yerilir. Nitekim Kur’an-ı Ke­rimde şöyle buyurulmaktadır: “.. .Bunu ancak akıl sahipleri anlar.”<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[22]</sup></a></p>
<p>Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “&#8230;İşte onlar akıl sahiple­rinin ta kendileridir.”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[23]</sup></a></p>
<p>Allah azze ve celle diğer bir ayette şöyle buyurur: “Bu bir mü­barek kitaptır ki onu sana, insanlar ayetleri üzerinde iyice düşün­sünler, akıl sahipleri ondan dersler, öğütler alsınlar diye indirdik.”<a href="#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[24]</sup></a></p>
<p>Yüce Allah yine aynı minvalde şöyle buyurur: “Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki akletmiş kalplere yahut işitmiş kulakla­ra sahip olsunlar!”<a href="#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[25]</sup></a></p>
<p>Yine başka bir ayette şöyle geçer: “Şüphesiz bunda akıl sahip­leri için ibretler vardır.”<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[26]</sup></a></p>
<p>O hâlde bilinçli akıl, hakikati idrak etme vasıtasıdır. Bunun­la beraber hakikate tabi olmaya sevk eden itici güçtür. Bu nedenle akıl yolunda adilane bir şekilde yürüyen kişi, vahyin aydınlıklarına nail olacaktır. Ona sırtını dönenler ise elbet yanılacaktır.</p>
<p>Ateistler, varoluşun Tanrısız olduğunu açıkladıkları bağlamda, yöntemlerini rasyonel gördükleri bir bakış açısına dayandırdıkla­rını düşünürler. Avam ateistler, kendilerinin akılcıların en akıllıları olduğuna, eğer akıllı olmasalardı ateistlerin bu yolu seçmeyece­ğine şeksiz şüphesiz kani durumdadırlar. Ancak ya maddeci ate­izm, akıl diye bir şeyin yok olduğu anlamına geliyorsa? Bu durum­da ateist, akılcılık iddiasında sebat ederek ateizmi mi terk edecek yoksa ateizm dairesinde kalmak için akılcılığı mı? Ya da her za­manki gibi iki zıddı birleştirdiğini mi göreceğiz?</p>
<p>Burada akıl ile kastım beyin değil. Zaten kimse, ateistle­rin de beyni ve kalbi olduğu hususunda tartışmıyor. Benim akıl ifadesiyle kastettiğim husus, evrene ilişkin bilinçli farkındalık- tır. Bu şekliyle akü, beyin yahut da diğer araçlar üzerinden, in­sanın eşyayı hakikatleri üzere idrak etmesini, hakla batılı ayıra­bilmesini sağlar.</p>
<p><strong>DOĞA YAPIMI HAYVAN AKLI</strong></p>
<p>Hakikati veya hakikatin bir parçasını potansiyel olarak bile­medikçe insanın, herhangi bir iddiayı bilimsel sahada kanıtlaması ve savunması mümkün değildir. Hakikati arama vasıtasına sahip olmadan da asla hakikat bilgisine ulaşamaz. Burada Müslüman- lar ve ateistler, aklın<a href="#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[27]</sup></a> hakikati aramanın kesbî bir vasıtası olduğu hususunda hemfikirdir. Hakikati bulabilecek güce sahip bir aklın bulunmaması durumunda ise ateistin inkârından emin olması ve kendi görüşüne çağırması mümkün değildir.</p>
<p>Ateist, canlılar âlemindeki tasarım delilini zorunlu olarak red- detmektdir. Zira biyolojik sistemin kabulü ve rastgeleliğin reddi, Allah’ın varlığı için apaçık bir argümandır. O nedenle ilahi düzen savının aksini iddia eden biyolojik evrimin taraftarı olmaya bir nevi mecburdur. Evrimin rastgele bir süreç olduğunu, basit doğal mekanizmalar ile en basitten en karmaşığa doğru gerçekleştiği­ni düşünmektedir. Nitekim Dawkins, Darvin’den önce yaşasaydı büyük ihtimalle inanan bir kişi olacağını itiraf etmiş ve Darwin’in bilgiye sadık bir ateistin varlığını mümkün kıldığını ifade ettiği o meşhur sözünü dile getirmiştir.’</p>
<p>Geçmişte bütün insanlar, Aristoteles ile beraber şöyle derdi: “însan doğası gereği bilmek ister.” (*)<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[10</sup></a>Ancak biz ateizm dünyasında, Aristoteles’in sözüne katılamayız. Çünkü ateizmine sadık bir ateist, aklı olma­dığından mütevellit dünyayı anlamak adına çaba sarf etmez. Ate­istin beyni ise varoluşu anlama aracı değildir. Nitekim ateizmin fi­lozofları bize, doğruluğuna ve su götürmez gerçekliğine inandığı­mız şeylerin, esasında gördüğümüz hususları bize hakikatmiş gi­bi sunan beynin yapısal etkisinden ibaret olduğunu söylemekte­dir. Onlara göre hakikat, zihnin dışındaki olgunun keşfi değil, bi­yolojik bir üründür. Diğer bir deyişle, hayatta kalmak için uygun koşullan daha iyi arayabilmek üzere evrimleşmiş beyin yapısının kişisel ve zorunlu bir etkisidir.</p>
<p>Çevrenin gelişimiyle beraber, insanın mevcut hayat mücadele­sine daha iyi adapte olmasını sağlamak adına beyin de evrimleşme­ye devam edecektir. Beynin evrimleşmesiyle de hakikatler değişir. Başka bir ifadeyle, bugünün istisnasız her hakikati, yerini bir baş­ka hakikate bırakmaya açıktır. Çünkü beynin işlevini yöneten un­sur, zihnin dışındaki evrenin değil bizzat zihnin olgularıdır. Ken­di kimyası ve mevcut olgunun gölgesini çizen bu zihin de evren ile zihindeki resim arasında bir mutabakat sağlamaya asla dikkat etmez. Çünkü kimya, kördür.</p>
<p>Darvinizmin bize bilinçli bir akla sahip olmamızı garanti eden bir beyin bahşetmesi muhaldir. Bunun birçok nedeni var: En önemlisi, hak ile batılı ayırt etmenin, yaşamın ortaya çıktığı hücre çağından bu yana, ilk evrim sürecini harekete geçiren yaşam mücadelesinin gereksinimleri arasında olmamasıdır. Zira hayat mücade­lesinde başarılı olmak, gıda teminine, üremeye, doğal çevrenin acı­masızlığından ve düşman canlılardan kaçabilmeye bağlıdır. Bu tür gereksinimler ise hakikat arayışıyla uyuşmamaktadır. Zira hakikat arayışı, bundan çok daha büyük boyuttadır. Ayrıca hayatta kalmak, hakikatten bağımsız bir şekilde, yanlışlıkla da başarılabilmektedir.</p>
<p>Bu satırlarda bahsettiğim hususlar, muhaliflerini yapmadık­ları şeyler ile itham etme ihtimalleri bulunan ateizm karşıtlarının iddiaları değildir. Bilakis söz konusu söylemleri, ateizmin ileri <em>ge­len</em> isimleri de kendi elit kesimleri için yazdıkları kitaplarda kay­detmektedirler. Ayrıca yer yer avam ateistler için kaleme aldıkları kitaplarda da bahsi geçer. Özellikle de samimi bir ateist bakış açı­sından, insanın mahiyeti ve bilişsel becerileri hakkındaki söylem­lerinde bu durumu bariz bir şekilde görürsünüz.</p>
<p>Size bu noktada, ateizmin başat isimlerinden bolca nakil­ler sunacağım. Zira o isimleri kendisi de dahil olmak üzere hiç kimse ateizme karşı önyargılı olmakla itham edemez. Aslında bu alıntıların sonu gelmez ancak okuru sıkmamak adına çoğu­nu nakletmedim. Zaten hepsi özü itibariyle tek bir yere çıkıyor: Ateistlerin, ateizmin hakikati ifade ettiği bilgisine ulaşmaları­nı sağlayan yegâne kaynak olarak gördükleri ve bilincimiz dı­şındaki varlığı gerçekliği üzere görmemizi sağlayan beyinleri­miz, herhangi bir şeyi anlamak ve anlamlandırmak için güveni­lir bir araç değildir.</p>
<p>Nobel ödül sahibi biyolog ve mutaassıp ateist Francis Crick, son derece net ifadeleriyle şöyle söyler: “işin nihayetinde beyinle­rimiz, bilimsel hakikatleri keşfetme ihtiyacının baskısı altında de­ğil, sadece bizim hayatta kalmamız için yeterince zeki olmamızı sağlamak için evrimleşmiştir.”<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[30]</sup></a></p>
<p>Meşhur ateist filozof Thomas Nagel, ateist zihnin içinde bulunduğu çıkmazın esas sebebinin, insanın meydana gelişini Darvinci tarzda açıklamak olduğunu itiraf etmiştir. Bu durumu açıkça belirtiyor: “Matematik ve bilimin sonuçlarına güven­mek için hiçbir neden yok. Evrimsel hipotez de akla dayalı de­ğildi. Dolayısıyla bu durum, zorunlu olarak kendi kendini çü­rütmektedir.”<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[31]</sup></a></p>
<p>Diğer bir ateist John N. Gray ise şöyle söylüyor: “Modern hü­manizm, bilim sayesinde insanlığın hakikati bilebileceğine ve do­layısıyla da özgür olabileceğine inanmaktır. Ancak eğer Darvin in doğal seçilim hususundaki teorisi doğruysa bu inanç tamamen im­kansızdır. Zira insan aklı, hakikate değil, evrimsel başarıya hiz­met eder.”<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[32]</sup></a></p>
<p>Ateist filozof Richard Rorty, cehaletleri yahut da hamasetle­rinden ötürü mektum hareket eden Darvinci ateistleri şu şekilde kınıyor: “Canlılardan sadece bir türün -diğer bütün türlerin aksi­ne- safi refahını artırmaya değil, aynı zamanda hakikate de yönel­diği düşüncesi; Darvinizmle bağdaşmayan bir kanaattir.”<a href="#_ftn33" name="_ftnref33"><sup>[33]</sup></a></p>
<p>Ateist sinir bilimci Sam Harris’e kulak verelim: “Mantıksal, matematiksel ve bedensel sezgilerimiz, doğal seçilim tarafından hakikati aramak için tasarlanmamıştır.”<a href="#_ftn34" name="_ftnref34"><sup>[34]</sup></a></p>
<p>Yeni ateizmin peygamberi Dawkins şunları söyler: “Biz, may­munlardan evrimleşmiş varlıklarız. Beyinlerimiz yalnızca, taş dev­rinin Afrika savanasında hayatta kalmanın mücadelesini verebil­mek adına sıradan ayrıntıları anlamak üzere tasarlanmıştır.”<a href="#_ftn35" name="_ftnref35"><sup>[35]</sup></a></p>
<p>Su götürmez bir gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzu bil­meniz için yukarıdaki tanıklıklar yeterli gelecektir. Şöyle ki, beyin evriminin yolculuğu, hakikati aramak için değildi. Bilakis amacı mahza hayat mücadelesi idi. Bu hakikati<a href="#_ftn36" name="_ftnref36"><sup>[36]</sup></a> Darvin, çok erken za­manlarda fark etti. Nitekim söz konusu vaziyeti şöyle ifade etmiş­tir: “En aşağılık hayvanlardan evrimleşmiş insan aklının kanaat­lerinin herhangi bir kıymeti, hatta ve hatta inanılmaya değer bir şey mi olduğuna dair ciddi şüphelerim var. Bizden kim maymun aklının kanaatlerine inanabilir ki? Tabii böylesi bir akılda kanaat­ten söz edilebilirse.”<a href="#_ftn37" name="_ftnref37"><sup>[37]</sup></a></p>
<p>Darvinin bu “hakikati” her hakikatten şüphelenmek için bir argüman görmediğini fark edince şaşkınlığınız daha da artacak­tır. Zira söz konusu durum nedense yalnızca Allah’ın varlığı ko­nusunda şüphe etmek için yeterli geliyor. (!)</p>
<p>Darvin, aklın referans değerine ilişkin şüphelerini farklı bir münasebetle de dile getirmiştir: “&#8230;ama sonra şüphe doğar: Bu­nun gibi büyük çıkarımlarda bulunduğu takdirde insan aklına gü­venmek mümkün mü? Ki bu akıl benim inancıma göre en aşağı­lık hayvanın sahip olduğu, en aşağı bir akıldan evrimleşmiştir.”<a href="#_ftn38" name="_ftnref38"><sup>[38]</sup></a></p>
<p>Kendisi bir eski konuşmasının akabinde bunları dillendirmış- ti. O konuşmasında, her insanda olduğu gibi kendisinde de eski­den, bu muazzam kâinatın ve insanın fevkalade yeteneklerinin te­sadüf sonucu olmadığına dair kuvvetli hisleri bulunduğunu söyle­mişti. İşte materyalist akıldaki seçmeci şüphecilik böyle bir şeydir. Çelişkiler yumağıyla yaşamak zorunda kalmak pahasına, şüpheler demetinden yalnızca kendi şüphesini ayakta tutacak olanları seçer.</p>
<p>Ateistlerin nizam delilinden kaçıp rastgele Darwinizme sı­ğınmalarının bir bilançosu vardır. Bu bilanço beyinlerimizin id­rak ettiği hususların, olguyu doğru anlamanın sonucu olmadığını, bundan daha ziyade, insanı ademe ve inkıraza mahkûm kılan durumlarla mücadele etmesini sağlamak amacıyla evrimleşen bey­nin adaptasyon sürecinin bir ürünü olduğunu söylemek zorunda kalmaktır. Nitekim doğal seçilim, insanın değerini yüceltme gi­bi bir fonksiyon üstlenmez. Yalnızca canlı organizmaların hayatta kalmasını ve çoğalmasını engelleyen unsurların ilgasıyla ilgilenir. Dolayısıyla doğal seçilimde, hakikate ulaşmak istediğimiz takdir­de bunu başarabileceğimizin bir garantisi bulunmaz. Çünkü uyum süreci olguya mutabık kalmayı gereksinim olarak addetmemekte, bilakis yalnızca doğanın sert saldırılarını uzaklaştırmayı kendine görev bilmektedir. Zira yan etkilerinden ve muhtemel zararların­dan kurtulabilmek adına yanılgıları hakikat olarak algılaması, ba­zen canlının çıkarına olabilir.</p>
<p>Eric Baum bu hususa şu sözleriyle dikkat çeker: “Bazen ha­kikat yerine yanlış bir şeye inanırsanız, hayatta kalmak ve üremek için daha nitelikli olursunuz?<a href="#_ftn39" name="_ftnref39"><sup>[39]</sup></a> Aynı ifadeler Alexander Rosen- berg tarafından da tekrarlanıyor: “Doğal seçilim doğru inançları seçme hususunda pek başardı değildir. Doğal seçilimin yanlış ve faydalı birçok inanç ürettiğine dair güçlü argümanlar da vardır.”<a href="#_ftn40" name="_ftnref40"><sup>[40]</sup></a></p>
<p>Son otuz yılını Darwinci nazarla bilinci incelemeye adayan Donald D. Hoffinan, evrimin, ihtiyacımız olmayan hakikatleri va- roluşsal düzlemde devre dışı bırakıp gizleyerek bilincimizi şekil­lendirdiğini söylüyor. Çalışmalarının neticesinde, bilincimiz aracı­lığı ile bize sunulan evrenin olguyu temsil etmediği sonucuna ula­şıyor. Bilakis olguyu idrakimiz sahteymiş. Çünkü evrim, insanın adaptif evrimsel kapasitesini artırdığı için hakikati çöküşe iterek idrakimize istenilen şekli vermiştir!<a href="#_ftn41" name="_ftnref41"><sup>[41]</sup></a></p>
<p><em>Ateist düşünceye göre beynin görevi, hakikatin hizmetinde olmamak, tam aksine insanın bayatta kalma talebinin hâdimi olmaktır. Hayatta kalma olgusu da hem hakikat hem de yanılsama ile elde edilebilmektedir.</em></p>
<p>Ateist paradigmada beynin inanılmaya değer olmadığını -çünkü akılsızdan akıl doğmaz, zira rastgelelik doğal seçilimin etkilerini her ne kadar yansıtsa da varoluşu olduğu gibi anlamlan­dıran ve akleden bir araç üretme gücüne sahip değildir- gördüğü­müze göre, ateistlere şu soruları sormamız icap eder:</p>
<p>Kendi görüşlerinin hakikat olduğunu nereden biliyorsun?</p>
<p>Kasımlarının yanlış bir düşünceye inandığını nereden çıkar­dın?</p>
<p>Nasıl oluyor da kendini aydınlanma ile nitelendiriyorsun?</p>
<p>Neden senin düşündüğün şeyler de adaptasyon için faydalı bir yanılsamadan ibaret olmasın?</p>
<p><em>Ateizmi imkânsız bir olasılıktır. Başka bir deyişle:</em></p>
<blockquote><p><em>Ateist olabilmeniz için canlılar evreninde bulunan nizamın ha­kikatini<a href="#_ftn42" name="_ftnref42"><sup><strong>[42]</strong></sup></a> inkâr etmeniz gerekir.</em></p>
<p><em>Ateistlere göre ilahi nizamın yegâne alternatifi evrim ve tesadüfiligi kabul etmektir.</em></p>
<p><em>Rastgele evrime inanmak ise zorunlu olarak, beynin nesnel haki­</em><em>katleri keşfetme kabiliyetine güvenmemeyi gerektirir. Çünkü be­yin, hakikatin idraki için evrimleşmemiştir.</em></p>
<p><em>Allahın varlığım inkâr etmenin biricik yolu akıl ise, ateizm de evrenin hakikatlerini akleden bir “aklın” varlığını reddetmeyi ge­rektiriyorsa, ateist olmak, ateizmi de inkâr etmeyi zorunlu kılıyor ki ateistler Allah&#8217;ı reddedebilsin.</em></p></blockquote>
<p><em>Bu doğrultuda ateizm, kendi kendini çürüten bir iddiadır (self-refu~ ting daim). Dilerseniz şöyle de diyebilirsiniz: Ateizm imkânsız bir olasılıktır.</em></p>
<p><strong>SAĞIR MAKİNA&#8230; BEYİN</strong></p>
<p>Varoluşta atom dışında bir şeyden söz edilemez. Zira onun dı­şındakiler modern bilimin desteklemediği efsanelerden ibarettir. Artık ikilikler devri bitti ve insan doğanın bir paçası hâline gel­di. Oysa daha öncesinde insan, cevheri itibariyle maddeden daha narin olduğu için fizik kanunlarına boyun eğmeyi reddeden ben­liğin dikkate değer bir portresi idi.</p>
<p>Bahsi geçen söylem, ateistlerin mottosu hâline gelmiştir. Bi­lim, satır aralarından kibir kokuları yükselen bu ifadelerle, hiç­bir delile dayanılmaksızın biricik mihenk taşı kabul edilmekte­dir. Bundan daha da tehlikelisi, evrenin hareket eden bir atom olduğunu ve başka bir şeyin bulunmadığının söylemenin, ev­renin yalnızca atom olduğu bilgimizi de zedelediğini iddia et­mektir. Söz konusu trajediyi idrak etmek adına, büyük patla­manın ilk saniyelerine dönmemiz ve şu soruyu sormamız ge­rekir: “O sırada ne oldu ve orada olan şey daha sonra neye yol . açtı?</p>
<p>Hiçlikten varlık fişkırdı, bunun akabinde maddi ve genişle­yen evrenin hızlı hareketleri her yönde müteselsilen devam etti. Bir Tanrı tarafindan yoktan var edilmemiş, ameliyesi hikmet ve kudretle yaratılmış bir kanun ile tanzim edilmemiş bu maddi ev­rende beyinlerimizin, evreni ve diğer varlıkları anlamaya elverişli sağlam akıl yürütmeler yapabilmek adına yaratıldığını söylemek için bir argümanımız yoktur. Beyin, bir araya gelmiş atom parça­cıkları ve birikmiş hücrelerden başka bir şey değildir. Bunun öte­sinde, bahsi geçen hususlar dışında hiçbir şey yoktur. Nitekim atomların, hücrelerin ve sinirlerin birleşimiyle doğa, bize evreni hakikati üzere anlama aracı mı bahşedecek?! Bu atomları, hücre­leri ve sinirleri evreni doğru anlama hususuna duyarsız kılan şey nedir? Böylesi bir isteğe sahipsiniz diyelim, onlara bunu yapma yeteneğini kim verdi ki? Zira sahip olmadığınız bir şeyi başkası­na bahşedemezsiniz.</p>
<p>C.S. Lewis, bu paradoksu açıklarken şu hususa dikkat çek­mektedir: “Eğer akıllar, tamamıyla beyinlere, beyinler de biyokim­yaya, biyokimya da (uzun vadede) atomların anlamsız bir şekil­de fışkırmasına bağlı ise; bu akılların ürettiği düşüncelerin ağaç­lar arasında esen rüzgârın sesinden nasıl daha önemli olduğunu anlayamıyorum.”<a href="#_ftn43" name="_ftnref43"><sup>[43]</sup></a></p>
<p>Burada Darwinizmin ortaya koyduğu rastgelelikten ve buna bağlı olarak zorunlu bir şekilde beyne itimadın heder olmasından bahsetmiyoruz. Aksine, eğer madde atomlarıyla beraber her şey ve beynin ameliyesi de kafatasına hapsolmuş bu maddedeki iç etki­leşimden ibaret ise, “akledebilen” bir aklın var olma imkânı hak­kında konuşuyoruz.</p>
<p>Birçok ateist, son derece açık sözlerle şahitlik etmişlerdir ki yalnızca fiziğe inanan, Allah’ın varlığını inkâr eden ve yalnızca ha­reket ve maddi değişim yasasını bilen bir evrenin olması, zorun­lu olarak evreni hakikati üzere anlayabilecek bir beynin varlığına inanmaktan mahrum bırakıyor. Bu konudaki tanıklıkları ve mu- vafakatları burada zikredilemeyecek kadar büyük bir yekun tutar. Yine söz konusu ifadelerinde atom ve nöronlardan ibaret olan bey­nin bir çıkmazda olduğunu ikrar etmektedirler.</p>
<p>Evrimsel biyoloji uzmanı ateist J. B. S. Haldane şöyle diyor: “Zihinsel faaliyetlerim tamamen beynimdeki atomların hareketleriyle belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymak için hiçbir sebebim yok. Bu durumda aklımın atomlardan müteşekkil olduğunu varsaymam için de bir neden kalmıyor.”<a href="#_ftn44" name="_ftnref44"><sup>[44]</sup></a></p>
<p>Ateist filozof Patricia Churchland ise şöyle söyler: “Sinir sis­temi, organizmanın şu dört işlevi yerine getirmesini sağlar: Bes­lenme, tehlikelerden kaçma, savaşma ve üreme. Sinir sisteminin asıl görevi ise, organizmanın hayatta kalabilmesi için vücudun bö­lümlerine olması gerektiği yeri bildirmektir. Hakikat ise şüphesiz en son sırada yer alır.”<a href="#_ftn45" name="_ftnref45"><sup>[45]</sup></a></p>
<p>Ateist filozof Rosenberg, beynin fiziksel yapısına değinirken, beynin bir nöronlar topluluğu olduğunu dile getirmiş ve her nöro­nun diğer nöronlarla iş birliği içerisinde ayrı ayrı çalıştığı gerçeği­ne de dikkat çekmiştir. Ona göre, her bir nöronun işini ayrı ayrı analiz edersek, içlerinde asla bir fikir hatta fikir kırıntısı bile bu­lamayacağız. Dolayısıyla beyin, temel itibariyle tamamen fiziksel bir üründür. Ancak resmin tamamını birlikte değerlendirirseniz, bir şey düşünebiliyor gibi gelir. Oysa beynimizin dışında bulunan hiçbir şeyi düşünmüyoruz.<a href="#_ftn46" name="_ftnref46"><sup>[46]</sup></a></p>
<p>Biz burada bir çıkmazla karşı karşıyayız. Özede materyalist ateizmin öncülü, iddia edilen sonucu hepten geçersiz kılmaktadır. Şöyle ki; atomların arazları tarafından yönetilen fiziksel akıl, tama­men fiziksel bir ürün olduğunun farkında olan bir zihin fikir üre­temez. Bu nedenle Rosenberg, beynin, evrendeki herhangi bir şey hakkında doğru ve güvenilir bir düşünce üretebileceğini kanıtla- maya yönelik bütün girişimlerin başarısız olduğunu ilan etmiştir.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47"><sup>[47]</sup></a></p>
<p><em>Materyalizm, evreni anlayabilen rasyonel bir beynin varlığım izah edemez. Çünkü eğer düşüncelerimiz ve duygularımız, arazlarının ta­biatındaki kusurları bildiğimiz bu maddenin mahza fiziksel etkisi ise elbette dış dünyayı değil kendi iç etkileşimini yansıtacaktır.</em></p>
<p>Esasında materyalist ateist düşünce, hem Tanrı inancını hem de ateizmi inkâr etmemize yol açar. Özetle:</p>
<blockquote><p>Evren; madde, enerji ve rastgele hareketlerden ibarettir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Madde ve enerjinin kimyasal reaksiyonları, hak ve batıl değerleri ile ilgilenmez.</p></blockquote>
<blockquote><p>Öyleyse beyin, hakikati aramaz. Bilakis hakikati bulmak için değil, yalnızca içsel olarak etkileşime giren kör bir araçtır.</p></blockquote>
<p>Önermeyi şu şekilde de kurabilirsiniz:</p>
<blockquote><p>Açıklaması irrasyonel yollarla yapılabilen hiçbir inancın rasyonel olduğu kabul edilemez.</p>
<p>Evrenimizde atomlar ve onların hareketlerinden başka bir şey olmadığına göre, bütün inançları irrasyonel yollarla açıklamak mümkündür.</p>
<p>Eğer evrenimiz sadece atomlardan ibaretse, o hâlde ras­yonel bir çıkarım yaparak ulaşabileceğimiz hiçbir inanç yoktur.</p></blockquote>
<p><strong>ATEİZM, ATEİZMİ ÇÜRÜTÜYOR: BU ÇIKMAZDAN</strong><br />
<strong>BİR KURTULUŞ VAR MIDIR?</strong></p>
<p>2011 yılında Dawkins tarafından verilen bir konferansın so­nunda, Amerikan filozof Paul Copan ayağa kalktı ve ona şu iddi­asına dair bir soru yöneltti: “Natüralist anlayışa göre, ateisti bir te- istten daha rasyonel yapan şey nedir?” Zira Dawkins’in <em>Cennetten Akan Irmak</em> adlı eserine göre hepimiz, şahsi DNA’larımızın mü­ziği ile dans etmekteyiz. O hâlde bir ateist, herkes gibi kendi bey­ni de kör fiziğin tutsağı olduğuna göre nasıl diğer insanlardan da­ha rasyonel oluyor?</p>
<p>Dawkins, Copanın söz konusu sorusuna, aynı maddenin muhtelif görüşler üretebileceğini söyleyerek cevap verdi! Akabin­de de Copan&#8217;a şu soruyu iletti: “Senin problemin, beyinlerimiz ay­nı güçlerden oluşmasına rağmen farklı sonuçlara ulaşıyor olma­mız mı?”</p>
<p>Copen sorusunu şu sözleri ile tekrarladı: “Her ikisinin beyni de aynı güçler doğrultusunda çalışıyorsa -ki bunlar bizim bilinci­mizin dışında bulunan güçlerdir- ateist biri neden teistten daha rasyonel olduğuna inanmak zorunda?”</p>
<p>Dawkins ise soruya soruyla cevap verdi: “Eğer bana, bilimsel rasyonalitemin doğru cevap olduğundan niçin emin olduğumu so­rarsan, cevabım ‘Çünkü işe yarıyor.’ olurdu.”<a href="#_ftn48" name="_ftnref48"><sup>[48]</sup></a></p>
<p>Ne yazık ki Dawkins, ateist rasyonalizme karşı yöneltilen en önemli itirazı anlayamadı. Bu durum, ateizm müdafaası uğruna yarım yüzyıl boyunca sınırsız tartışmaya girmiş bir adam hakkın­da oldukça utanç verici bir tablodur. Ayrıca hayatta kalmak için düşünme eyleminden yararlanmak, aldın zorunlu olarak hakika­te götürdüğü anlamına gelmez. Çünkü “işe yaraması” ve etkili ol­ması için adaptasyon sürecine uyum sağlama kudreti yeterli gel­mektedir. Hakikati bulma kudreti ise söz konusu süreçten farklı bir şeydir. Zira adaptasyon yanılsama ile de gerçekleşebilmektedir.</p>
<p>Ateistler, geçmiş milletlerin tamamının Tanrı’ya iman hususunda mutabık olmasını dillerine pelesenk etmiyorlar mı? Nitekim ate­istlere göre bu, onları korkutan ve dehşete düşüren doğal tezahür­lerin kaynağı olan Tanrıdan korumaktadır, ibadetler de Tanrının rızasını kazanarak doğal afetlerden korunma amacına matuftur.</p>
<p>Aslında Dawkins’in, <em>Outgrovring God:A Beginners Guide {Bü­yüyen Tanrı: Başlangıç Kılavuzu)</em> adlı eserinde daha önce ortaya koyduğu tespiti söyleyerek mezkûr soruya cevap vermesi yeterliy- di. Şöyle ki; beyin, hakikatle örtüşmese bile etkili ve pratik olanı dikkate alır. Zira organizmanın ihtiyacı olan şey hayatta kalmak­tır.<a href="#_ftn49" name="_ftnref49"><sup>[49]</sup></a> Öyleyse etkili ve rasyonel bir ateist yoktur. Çünkü ateist pa­radigmada akıl yalnızca etkili bir adaptasyon için donatılmıştır.</p>
<p>Diğer ateistler ise şu sözlere sığınarak söz konusu sonuçlardan kaçmışlardır. Onlara göre beyin, her ne kadar akledemeyen biyo­lojik bir makine olsa da hakikati idrak etmeyi garanti edebilmek­tedir. Buna bilgisayarları örnek göstermektedirler.</p>
<p>Böylesi bir iddia da kendiyle çelişmektedir. Zira bilgisayar sa­dece bir donanım <em>{hardvoare)</em> kutusu şeklinde bir araya getirilmiş bir dizi parçadan ibaret değildir. Çok daha büyük bir arka planı vardır. Zira daha öncesinde planlanmış maddeden ibaret olmayan birtakım yazılımlar <em>{softvjare)</em> ve metallerden meydana gelir. Yani donanım ve yazılımdan oluşur.</p>
<p>Böylelikle bilgisayar, düşünmesini sağlayacak özgür irade­den yoksun olsa da doğruya ulaşma yolundaki işini, arka planın­daki akıllı yazılımlara borçludur. Oysa ateist paradigmada beyin, atomları hikmetsiz bir şekilde bir araya gelmiş makineden ibaret­tir ve onun her türlü evrimine, hakikati arama isteği değil, rast- gelelik ile doğal seçilim rehberlik etmiştir. Sonuç itibariyle be­yin, özgür iradeden yoksun, hikmetsiz ve rastgeleliğe mahkûm bir şekilde ortaya çıkmış olduğuna göre akletme vasfinı da as­la kazanamamıştır.</p>
<p>Bu nedenle ateist filozof Thomas Nagel, sorunun kaynağın­dan, uzak ve farklı bir yoldan kaçmaya çalışmıştır. İlk başta evrim sürecinin özü itibariyle tepeden tırnağa rasyonel olmadığını, rast- gelelikle hedefsizlik doğrultusunda gerçekleştiğini ve yalnızca or­ganizmanın hayatta kalabilmesi amacı taşıdığına işaret ederek na- türalist bakış açısıyla bir ateistin, olguyu hakikati üzere anlayabi­len mantıklı bir beynin nasıl var olduğu sorununa cevap verilme­sinin imkânsız olduğunu itiraf etmiştir. Zira hakikati aramak, do­ğanın bu eyleminin zorunlu bir parçası değildir.</p>
<p>Nagel bu sözlerinin akabinde insanda bilinçli bir aklın varlı­ğına cevap vermenin mümkün olmadığını söylemiştir. Çünkü aklı içeriden ya da dışarıdan sınamaya yönelik her girişim, aklı dene­mek için yine aklın kendisinin kullanılabileceğini farz etmek de­mektir. O nedenle bu soru manasızdır.</p>
<p>Nagel’in yaptığı, söz konusu problemin natüralist düşünce­de var olduğunu itiraf ettikten sonra yüzleşmekten kaçmak dışın­da bir şey değildir, içeriden yahut da dışarıdan akim güvenilirli­ğini ispat etmenin hiçbir yolunun olmadığı su götürmez bir ger­çektir. Çünkü aklın herhangi bir eleştirel okumaya tabi tutulma­sı, içeriğinde örtük bir biçimde aldın referans niteliğini ikrarı ba­rındırmaktadır. Nitekim akla iman, her düşüncenin burhanî ol­mayan ilk öncülüdür.</p>
<p>Bundan daha ziyade asıl sorun, natüralizmin kendi iç tutar- lılığındadır. Zira Nagel ve yeni ateizmin öncü isimleri, iç tutarlı­lığın bir fikrin geçerlilik şartlarından olduğunu kabul etmektedir. Eğer bunu kabul etmeseler, kendi paradigmalarını temellendirme- ye veya muhaliflerinin görüşlerini çürütmeye dair bütün ümitleri boşa çıkar. O senaryoda da muhaliflerin doktrinlerini çürütmeleri imkânsız hâle gelir. Şöyle ki hakikatlerin çelişebileceği baştan ka­bul edilmiştir. Bu yüzden hem kendilerinin hem de basımlarının doktrini aynı anda doğru olabilir. Hatta taban tabana zıt olsalar da!</p>
<p>Ateist düşünce açısından, akla inanmadaki sorun, bu paradig­manın akla inanmaya set çeken birtakım öncüller barındırmasıdır. Söz konusu öncüller şunlardır:</p>
<blockquote><p>Evrendeki aşkın hikmeti külliyen inkâr etmek</p></blockquote>
<blockquote><p>îşi bütünüyle rastgeleliğe ve daha sonrasında doğal seçi­lime bağlamak.</p></blockquote>
<p>Bilindiği üzere öncül, eğer sonuçla çelişiyorsa dayanması gere­ken temeli yitirdiğinden dolayı sonuç zorunlu olarak düşmektedir.</p>
<p><em>Düşünceyi, dili yahut iradeyi natüralist bir şekilde açıklamaya yöne­lik yeni bir girişim gördüğümüzde, birisi kare bir daire çizdiğini söyle­miş gibi tepki vermeliyiz!”<a href="#_ftn50" name="_ftnref50"><sup><strong>[50]</strong></sup></a></em></p>
<p><em>Ateizm, İslam&#8217;a muhalif görüşler arasında yıkılması en kolay akımdır. Çünkü evrene dair farkındalığın ve doğru bilgi edinme imkânının bu­lunmadığını iddia etmektedir.</em></p>
<p>Sami Amiri &#8211; Ateizm Kendi Paradigmasıyla Yüzleşiyor,syf:60-77</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a>     Müslim, Kitâbü’s-salâh, Bâbü Tesviyetü’s-Sufuf ve İkâmetühâ 432. ha­</p>
<p>dis</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Ahzâb, 33:5.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Ra’d, 13:19.</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Zümer, 39:18.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a>     Sâd, 38:29.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a>      Hac, 22:46.</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Taha, 20:128.</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Kur an ayetleri akletmenin hem kalp hem de beyin ile gerçekleştiğini göstermektedir: Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kaipler körleşir.’(Hac,22:46) “O yalancı, günahkâr perçeminden’ (Alak, 96H6). Dolayısıyla islami anlayışta akıl, mücerret beyin hareketlerinden daha, fazlasını ifade eder.</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28"></a>Richard Dawkins, <em>The Blind Watchmaker {Kör Saatçi),</em> (New York: W. W. Norton and Company, 1986), s. 6.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Aristotle, <em>Metaphysics {Metafizik),</em> Book 1.1.</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Francis Crick, <em>TheAstonishingHypothesis: The Scientific Searchfor the Soul {Şaşırtıcı Hipotez: Ruhun BilimselArayışı)</em>, (Simon &amp; Schuster, 1994), s. 262.</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31"><em><strong>[31]</strong></em></a> Thomas Nagel, <em>The Last Word (Son Dünya),</em> (Oxford: Oxford Univer- sity Press, 2009), s. 135.</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> John N. Gray, <em>Strau) Dogs</em> (London: Granta Books, 2002), s. 26.</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Richard Rorty, “Untruth and Consequences”, <em>The New Republic,</em> July 31,1995, s. 32-36.</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Sam Harris, <em>The Moral Landscape: How Science Can Determine Humarı Values (Ahlaki Manzara: Bilim İnsani Değerleri Nasıl Belirleyebilir?), </em>(New York: Simon and Schuster, 2011), s. 66.</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> Richard Dawkins, <em>Sunday Telegraph,</em> 18 Ekim 1998.</p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> Evrimin rastgele yaşanan bir süreç olduğunu düşünürsek hakikattir.</p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> “To William Graham”, 3 Temmuz 1881.</p>
<p>Danvin’in mektubuna şuradan ulaşılabilir: https.7/<a href="http://www.darwinproiectac.uk/letter/DCP-LETT-13230">www.darwinproiectac.uk/letter/DCP-LETT-13230</a><u>xm1</u>                                                                                                                        <sup>J</sup></p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38"></a><sup>19</sup>&#8216; S<sup>har</sup>l<sup>eS Da</sup>f<sup>Wİn</sup>’ <em><sup>the Ori</sup>8<sup>in</sup> ofSpecies (Türlerin Kökeni),</em> (Ontario- BroadvıewPress<sub>&gt;</sub>2003)AppendixA<sub>&gt;</sub>s.433.</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Baum, <em>What is Thoughtâ {DüşünceNedir?)</em>, (Cambridge, Mass.; London: MIT, 2006), s. 226.</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> AIexander Rosenberg, <em>The Atheist&#8217;s Guide to Reality: EnjoyingLife Wit- hout Illusions {Ateistin Gerçeklik Rehberi: Yanılsamalar Olmadan Hayatın Tadını Çıkarma#),</em> (New York: W.W. Norton, 2011), s. 110-111.</p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> Amanda Gefter, “The Evolutionary Argument Against Reality”, <em>Quan~ ta Magazine,</em> Nisan 21,2016 .&lt;<a href="https://www.quantamagazine.org/the-e-volutionary-argument-against-reality-20160421">https://www.quantamagazine.org/the-e- volutionary-argument-against-reality-20160421</a>&gt;</p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> Ateistler zahiren bir nizam bulunduğunu kabul ediyorlar. Ancak haki­katini reddediyorlar. Çünkü nizam, bilinçli bir arka plana ve hikmete delalet eder. Oysa ateistlerin zahiren kabul ettiği nizam kör bir rastge- leliğin etkisinden başka bir şey değildir.</p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a>      C. S Xewis, <em>TheWeight of Glory (Zaferin Ağırlığı},</em> (New York: Zonder-</p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> J.B.S. Haldane, <em>Possible Worlds (Mümkün Dünyalar),</em> (NJ: Transaction</p>
<p>Publishers, 2009), s. 209.</p>
<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> Patricia Churchland. Cited in: Alvin Plantinga, <em>Where the Conflict Re- allyLies: Science, Religion, and Naturalism (Çatışmanın Gerçekte Olduğu Yer: Bilim, Din ve Natüralizm),</em> (OUP, 2011), s. 315.</p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> Alcxander Rosenberg, <em>The Atheist&#8217;s Guide to Reality (Ateistin Gerçeklik Rehberi),*.</em> 190-191.</p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> A.g.e. s. 325-326.</p>
<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> Peter S. Williams, <em>C. S. Lewis vs the New Atheists</em> (C. <em>S. Levris, Yeni Ate­istlere Karşı),</em> (London: Paternoster, 2013), s. 112-113.</p>
<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49"></a>3°. Dawkin<sub>S</sub>, <em>Outgroving God (Büyüyen Tanri),</em> (New York: Random Hou- se,2019), s. 226.</p>
<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> Peter Geach, <em>The Virtues (Erdemler),</em> (CUP, 1977), s. 52.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ateizm-mezbahasinda-akil/">Ateizm Mezbahasında Akıl</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ateizm-mezbahasinda-akil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
