<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Samet Yahya Bal | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/samet-yahya-bal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Apr 2024 16:13:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Samet Yahya Bal | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gözyaşlarındaki Tuz Kokusu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gozyaslarindaki-tuz-kokusu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gozyaslarindaki-tuz-kokusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2024 18:14:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Samet Yahya Bal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağıranların ve çağıranların hayatlarının en dramatik ve ruhlarının en hassas ve kalplerinin en titrek yeridir burası, başkası için ağlamak seanslarının başköşesi bir ev, serili seccadenin ıslaklığı üzerindeki bulanıklık ve boğuklukla ve boğulmayla karışık nurdan bir hava, gece havası, şefkat havası ve başkalarının günahına ağlama havası içindeki ıstıraplar, hıçkırıklar ve kandan ağlamalar. Başkasına başkası diye kızmayan, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozyaslarindaki-tuz-kokusu/">Gözyaşlarındaki Tuz Kokusu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/11/tarihselciligin_cokusu2-702x336-1.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26220 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/11/tarihselciligin_cokusu2-702x336-1-300x152.jpg" alt="" width="300" height="152" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/11/tarihselciligin_cokusu2-702x336-1-300x152.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/11/tarihselciligin_cokusu2-702x336-1-600x303.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/11/tarihselciligin_cokusu2-702x336-1.jpg 702w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Bağıranların ve çağıranların hayatlarının en dramatik ve ruhlarının en hassas ve kalplerinin en titrek yeridir burası, başkası için ağlamak seanslarının başköşesi bir ev, serili seccadenin ıslaklığı üzerindeki bulanıklık ve boğuklukla ve boğulmayla karışık nurdan bir hava, gece havası, şefkat havası ve başkalarının günahına ağlama havası içindeki ıstıraplar, hıçkırıklar ve kandan ağlamalar. Başkasına başkası diye kızmayan, hata etti diye kınamayan ve düştü diye sözleriyle düşürmeyen, tutan ve kaldıranların, günahkâra ve hatakâra düşman olmayan, kızgınlığını ve küskünlüğünü ve kınamasını günahın ve hatanın ta kendisine saklayan ve saklayabilenlerin öyküsüdür bu!</p>
<p>Başkası için ağlayanların, çağlayanların ve gönül hazineleri zengin ve gözyaşı kanalları abı hayat ve zemzem ile dolu olanların dopdolu ve hüzünlü hayatlarının hikâyesi &#8230; Başkası için kalbi ağrıyanların, ağlayanların ve titreyenlerin içinde ve kendi derdinde kavrulma sahnesidir, davetçinin bu sahnesi; elini uzatmak için çıkaranların ve koparanların, düşmesin diye yetişmek için koşarken ayaklarını kıranların ve üzülmesin, aldanmasın ve aldatmasın diye bağırırken sesini kaybedenlerin, sonsuzu kaybedenlere üzülmenin sonsuz acısının ve atom bombası gibi içe patlamaya tahammülün sabursüz ve ciğersüz, sabırları kıran, ciğerleri parçalayan ve ruhtaki ve kalpteki şefkatle bunyenin delik deşik olduğu tarifsiz acı, keder, ıstırap, dert, tasa,gam ve gussa, yutak ve yutkunma krampları ve gözyaşı seansları, gozyaşı geceleri ve tarifsiz acıları toplayan hisler anaforu ve kay. bolunan girdaplar, anestezisiz ameliyatlar ve nurdan ve mukad. des billurdan kanlı gül demetleri, yarım kalan hikâyeler, tükenen hayatlar, kabirde son bulan yaşamlar, geç dikilen pişmanlık anıt. ları ve yetim ruhlar, günah cehennemini dünyada cennet sanana ldanmış kafalar&#8230;</p>
<p>Şefkatin sınırlarının kaybolduğu, bulanıklaştığı, damarlar. dan ve dokulardan kanın ve suyun çekilip isâr, diğergâmlık ve başkası için yaşama ve yaşatma güneşi altında buharlaştığı ve sahibini sırılsıklam ettiği rahmet yağmurları. Anneden ve babadan öte şefkat gösterenlerin ve endişe abidelerinin anıtlaştırılacağı yerde ötekileştirildiği, azarlandığı ve ezildiği bir zamanda ve zeminde şefkat kahramanlarının hakikati haykırmağa devam etmesi ne kutsi görev ne yüce dava ve ne mukaddes yoldur! Onların ruhları inci, mercandan, yakut ve zebercetten ve nurdan ve melekten mürekkep bir hakikat vitrindir. Değer bilenler, onların şefkatini yere düşürmeyenler; o mücevher ruhlardan akan nursal bir enerjii le kendilerindeki nefis ve şehvet putlarını eriteceklerdir.</p>
<p>Hakikat erleri, nurdan adamlar. Aynı zamanda gözyaşı adamları, hüzün Peygamberinin (s.a.v.) hüzün erleri, mirasçıları, başkası için ağlama sünnetinin takipçileri, ulvi hüzünlerin bağımıları ve şehvet karlarını eritmek için çağlayan gözden pınarlar ve rahmetin suyu yüklü koca bulutlar gibi karanlık ve gölge gözler ve ışığını ve gözünün ferini başkasına gönderenler, göndericiler, hakıkatin postacıları ve rahmetin tebliğcileridirler.</p>
<p>Çöl ikliminde denizi yaşayanlar, kurak gecelerde kulakları yaştan sularda yüzenler. Sahili ve denizi geceye getirenler. Gözyaşı kanalları şefkatten bir pınara dönenler, yaşları kurak toprak lara damlayan yağmur suları gibi şehvetin kuruttuğu gönül ve ruh arazilerine düşmek isteyenler. Başkası için düşmeyi, incinmeyi, kırılmayı ve kurumayı göze alanlar, gözyaşı adamları, denizden adamlar, ruhlarından cennet kokusu ve gözlerinden tuz kokusu tuten adamlar. Şefkatten tütenler, gözyaşı sermayesini tüketenler, tükenenler, yaşların yerini kandan gözlerin aldığı verici ruhlar, hakikat savaşçıları, şefkatten kan kaybedenler. Kan ve ruh kaybından ölmesin ve tükenmesin diye yaşını, kanını ve canını tüketen hakikat savaşçıları, şefkat şehitleri dünyadan ahireti gören adamlar.</p>
<p>Dürbün gözler, dünyada yaşarken dünyalı ve dünyadan olmayan canlar. Öteleri görenler, başkasının ötesine ve berisine üzülenler. Şefkatin dörtnala koşan atlıları, cihat erleri ve nefis orduları ve şeytan birliklerinin hücumuna maruz kalan mazlum insan bedenlerini ve beldelerini kurtarmaya koşan uçan atlılar. Koşarken atları çatlayan ve elleri patlayan savaş erleri, şeytan ordusunun korkulu rüyaları ve sudan ve yaştan silahlarla ateşi ve tecavüzü söndüren, gözleri keskin nişancılar.</p>
<p>Karanlık gecelerin gözyaşı feneriyle ışıldayan nurdan adamları, hiç tanımadığı ve tanınmadığı hâlde birilerine ağlayan şefkat kahramanları, bir meçhule üzülenler. Üzenler, ağlatanlar aslında kendini eritip mahvettiğini hem de mumdan adamlar gibi şefkat ateşi ile birilerini erittiğini bilsinler; kendileri kendi benliklerinden habersiz iken, tanımadığı başkalarının ve bir başkasının karanlık bir odada ve sonsuz bir seccadede ağladığını, onun günahları için gözyaşı döktüğünü bilsinler ah keşke bileseler. Kendi gozlerinin borcu gibi ağlayan o gözleri anlayabilseler. Gözyaşı adamları nefsin tutsaklarını kurtarmak için onların kendine ağlamakta, ruhuna şefkat etmektedirler. Günahlardan ve nefsin zincirlerinden kurtarmak için kurbanın elindeki zincirleri gözyaşlarıyla eriterek onu ozgurlüğüne kavuşturmaya çalışmakta ve onun için, ebedi özgürlüğü için çırpınmaktadırlar.</p>
<p>Perde açılmış ve sahne görünmüş, sıra kendi günahına ağlaması gerekendedir. Zira o da kendine ağlayanlarla beraber kendi. ne ve başkalarına ağlamalı ve bu pişmanlık seansına katılmalıdır. Kendine ağlayıp tövbe ettikten sonra kendine ağlayanı bulmalı ve elinden öpmelidir. Kendine ağlamayı öğrettiği ve kendi günah cehennemini söndürmesine yardım ettiği için. Birinin ahireti için ağlamak ve ona dua etmek kutsaldır. Ağladıkça gönül semasından kara bulutlar dağılır ve gökkuşağı açar ve o gönlün semasından ruhun vadilerine rahmet sağanak şeklinde yağar. Güller ve gülşenler biter. Zira insan ağladıkça insanlaşır ve şefkat ettikçe bilgeleşir.</p>
<p>Gözyaşının, tövbe ile birlikte bir hikâyesi vardır. Bir zaman ülkelerden birinde zalim bir hükümdar ve onun icraatlarını destekleyen, parayı önemseyen ve haramlara ve eğlencelere düşkün olan bir halk varmış. Yüksek evleri ve dağa doğru kurulmuş şehirleri varmış. Bir gün çok büyük bir yangın çıkar ve tüm şehir bu yangının sınırları içerisinde kalır. Yapılan tüm girişimler ve yangını söndürme çabaları netice vermez. Ateşe ne kadar söndürmek için su dökülse ateş benzin dökülmüş gibi daha da coşmaktadır. Ülkenin kralı ve halk bu çaresizlik içinde vicdanlarına dönerler.</p>
<p>Yaptıkları zulmü ve Allah&#8217;a isyan ederek geçen ömürlerini ve haramlar içindeki hayatlarını hatırlarlar. Tüm halk tövbe ederek çoluk çocuk ağlaşarak Allah&#8217;a bu yangın ve ateş azabının dinmesi için dua ederler. Ancak yapılan, hiçbir şey sonuç vermiyordur. Sonra halkın zulmünden uzaklaşan ve şehrin uzak bir bölümünde oturan bilge bir zata çare için giderler. Alan daralmakta ve zaman geçmektedir. O bilge zat tüm herkesin günahlarından tövbe etmesıni, geçmişindeki isyan hâllerine uzun uzun ağlamalarını ve bu pişmanlık gözyaşlarını şişelerde saklamalarını tembihler ve bu tavsıyeler tum halk tarafından yapılır. Ve toplanan gözyaşları belli miktarlarda su kovalarına dökülerek ateşe dökülür ve söndürülür. Gözyaşının cehennem ateşini, pişmanlıkla ve tövbe ile yapılan duanın nefislerdeki şehvet ateşini ve şeytanın ateşten dürtmelerni engelleyeceği söylenebilir. Yeter ki başkası ya da kendi için samimilik suyundan ve zemzeminden dindirici ve söndürücü gozyaşları dökülebilsin.</p>
<p>Biliniyor ki insanların gerek kendi ve gerekse başkalarının erdemli ve ahlaklı olmaları için ağlamaları ve çırpınmaları kutsal bir dava için yapılan bir çabalamadır. “O hâlde az gülsün ve kazanmakta oldukları için çok ağlasınlar”20 mesajı, ağlayarak yıkanmanın ve yıkamanın önemine işaret ediyor. Kutlu elçinin mesajında ağlayan göz nazara verilmekte, Allah yolunda, Allah rızası için akıtılan damlalar kişiyi ateşten korumakta ve gecenin sessizliğinde kendi ya da başkasının günahlarına ağlayan gözlere cehennem ateşi haram olmaktadır.21</p>
<p>Allahtan ümit edilir ki gözlerin girmediği ateşe, başlar ve bedenler de girmez. Zira yaşla birlikte akan kirler, irinler ve günahlar insanın manevi ve maddi dünyasını sağlıklı ve istikametli kılmak için çok önemli bir aşamadır. O hâlde insan tövbe ve pişmanlıklar şeridine girerek rabbine yalvardığında ve samimi bir dil ve kalp ile ona yöneldiğinde pişmanlıktan ve gunahların ağırlığından titreyen tüm vücut azaları ve manevi latifeler gunahların katran siyahı tozlarından ve gubârından temizlenerek sanki o samimi tövbesi onun kötülükler sayfasına damlayan silici su damlaları gibi onun işlediği hataları ve günahları silecek ve işlenmemiş gibi tertemiz yapacaktır. Yarına, her yeni güne güneşin doğuşuyla başladığı gibi, tövbe ettiği gecenin sabahına yeniden ve yeni bir kul ve bambaşka bir nazarla doğacaktır. Artık günahların kirlilerinden yıkanan ve temizlenen ruh, ulvi âlemlere ve ruhani ibadet dünyasına daha hafif, endişesiz ve hızla girecek, yükseldikçe yükselecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>20 Tevbe 8/82. 21 Tirmizi, Fedâılu&#8217;l-Cihâd7, (1632).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Samet Yahya Bal &#8211; Bağıranlar ve Boğulanlar,syf:67-73</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozyaslarindaki-tuz-kokusu/">Gözyaşlarındaki Tuz Kokusu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gozyaslarindaki-tuz-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nereye ve Kime Çağrı?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nereye-ve-kime-cagri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nereye-ve-kime-cagri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2024 17:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Samet Yahya Bal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya sanki çağrılar gezegeni, hep bir çağrı var. Akıllar çağrılıyor, gözler davet ediliyor ve kulaklar misafir edilmek isteniyor. İnsan çevresinden daima davetler alıyor. Birileri şehvete ve şeytana çağırıyor ötekisi inançsızlığa, batıl dinlere, helvadan heykellere, gündüz ve güneş diye mumlara davet ediyor. Bu çağrılar ardı arkası kesilmeden daha cazibedar, şaşaalı ve ihtişamlı bir şekilde yenileniyor. İnsanlık [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nereye-ve-kime-cagri/">Nereye ve Kime Çağrı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2024/02/indir.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-26849 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2024/02/indir.jpg" alt="" width="275" height="183" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2024/02/indir.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2024/02/indir-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2024/02/indir-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" /></a></p>
<p dir="ltr">Dünya sanki çağrılar gezegeni, hep bir çağrı var. Akıllar çağrılıyor, gözler davet ediliyor ve kulaklar misafir edilmek isteniyor. İnsan çevresinden daima davetler alıyor. Birileri şehvete ve şeytana çağırıyor ötekisi inançsızlığa, batıl dinlere, helvadan heykellere, gündüz ve güneş diye mumlara davet ediyor. Bu çağrılar ardı arkası kesilmeden daha cazibedar, şaşaalı ve ihtişamlı bir şekilde yenileniyor. İnsanlık ve maneviyat, yağdırılan asit yağmurlarıyla eritilmeye ve yok edilmeye çalışılıyor. Bid&#8217;at ve şehvet rüzgârları, koca ağaçların köklerini çıtırdatır gibi insanın ayaklarını insanlık toprağından ve İslâmiyet suyundan koparmaya çalışıyor.</p>
<p dir="ltr">Bazen akıl oyunlarıyla, cerbeze ve demagojik retoriklerle insanların akılları çeliniyor. Gözler önce alabildiğine tutsak yaşıyor, ekranların şehveti ve büyüsü gözleri kendine bağlıyor. Kabaladan büyü dersi alan ekranların sahipleri, gözler üzerinden tüm insanlara âdeta bağlama büyüsü yapıyor. Şehvetle, öfkeyle, merakla, boşlukla, renklerle, sözlerle ve daha niceleriyle hipnoz yaparak kendine bağladığı kurbanlarının içine kadar işlemekte, onların ruh ve düşünce dünyalarını hırsızlamaya başlamaktadır. Tüm iyi mallarını çalmakta ve yerine en kötü ve şeytani materyaller koymaktadır. Gözlerini ekrandan ve oradaki şehvetten alamayanlar bir zaman sonra felakete gidecek olan bir alış-verişe imza atmaktadırlar. Gözlerin ve tüm bedenin aldığı şehvete ve hazza bedel, tezgâhtar ondan ruhunu ve zihnini para yerinde karşılık olarak almaktadır.</p>
<p dir="ltr">Ekranlardaki şehvetin karanlık güneşi ile iman suyu buharla. şan bireyler zamanla inançlarını, değerlerini ve ahlaki kaygılarını ve hayâlarını kaybetmektedirler. Binler çağrı var. Ama nereye ve kime? Karanlığa, zulme, girdaba, belirsizliğe, silinmeğe ve yok ol. mağa çağırmaktalar. Kendilerine, güzellerine ve nefislerine ya da nefislere köle olmaya çağırmaktalar. Ekranlar vasıtasıyla gözlerin küresinde büyünün tılsım alevlerini parlatmakta ve gelecekteki ateşli günlerden insana haberler göstermektedirler. Aydınlık ve nurdan kalemlerle çizilen insanlığın kaderi portresini, karakalemle çizilen karanlık kaderlere ve nursuz tasvirlere çağırmaktadırlar. Yalana, dolana, gıybete, iftiraya ve şehvete davet eden parlak akışlar ve panoramalar karşısında gözlerden iman suları akmakta ve boşalmaktadır.</p>
<p dir="ltr">İnsanlığın içi erimekte ve özü kaybolmaktadır. İnsan türü ne idiği belirsiz bir “transhuman”a dönüştürülmek istenmektedir. İnsanlık transa geçmekle şeytan siluetine bürünmektedir. İnsana karşı kibirlenen şeytanın çocukları babalarını geçmekte ve direk Tanrı&#8217;ya karşı kibirlenmekte âdeta tanrılık davası gütmektedirler. İşte tüm imkânlarıyla insanı önce kendine malik olduğuna inandırmaya ve ardından da kendi mülkünün köleleri hâline getirmeye çalışmaktadırlar. İnsanı tüketmekte, nefsini beslemekte, ruhu gemlemekte ve şehveti kamçılamaktadırlar, Hevâ ve heves oyunları kurmakta, tuzaktan ağlar örmekte, nefsini ilah edinenleri kendi ilahlığının köleleri yapmakta ve rablığını ilan etmekte ve seni şehvetle, ekranla, malla, kıyafetle, bilgisayar oyunlarıyla besledikçe senden ibadet beklemekte ve senden şukranlar sunmanı istemektedirler. Bazen de kullarından kendısıne kurbanlar seçmekte ve kesmektedirler. Haz yolunda insanlığını tuketmekte, hazlar tanrısı olarak kendini görmekte ve senı kendine feda etmekte, haz yolunda seni oldürerek sana <u>şey</u>tanla beraber ateşte ebedi bir birliktelik vadetmektedirler. Sözde insancıklar, kendini seküler sistemin tanrıları olarak görmekte ve kendilerine sadık kullar ordusu kurmak istemekteler.</p>
<p dir="ltr">Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar size vadeder. Yalanı ve yanlışı, düşmanlık ve şehveti, hayvani hazları ve sohbeti; hormonların yolunda, libido vadisinde fâni akılsız hayvanlar gibi tükenip bitmeyi ve mahvolup gitmeyi&#8230; İnsanlık dışında her şeyi, en şerli bir çağrı ile şeytani ateşten bir ülkeyi size vadeder. Allah karşısında ve kullar huzurunda pişmanlık ve rüsvayı, mizanda insanlık değerinde sıfır çekmeyi, heybesi boş nefsin bıçağıyla delinmiş azıksız dirilmeyi, kısaca felaket ve helâketi vadeder.</p>
<p dir="ltr">Şeytanın çağrısı sonra kulağından tutar insanı, sanki nefsi onu ruhundan tutuyor gibi, çeker onu ateşten evine ve odasına, kapıları üstüne kapatır. Kimsesizlik, meleksizlik ve tanrısızlık hissine boğar onu, sonra şehvet atına bindirir, gemi kendi tutar, sürükler şehvet vadilerine ve en son derelerinde boğar, kimse sesini duymaz. Şeytan kandırdığı insanların yolunu yalnızlık raylarıyla döşer; kendinden, ailesinden, camiden ve cemaatten koparır onu nefsin lejyonlarına maskara ve palyaço yapar. Sonra kullanılmış bir şehvetlik mendil gibi siler atar. Kopma, yıkılma, yalnızlaşma, Peygamberinin (a.s.m) şefkatli mesajlarını asla unutma, cennetten sana uzatılan el olan rabbinin ayetlerine gözünü yumma, sana gelen mesaja kulak ver. Dua ile irade iste, başka çağrıcılara ve şehvet mızıkacılarına karşı diren ve dayan.</p>
<p dir="ltr">Unutma burası dayanma dünyası, küsme ve umutsuz olma. Tut Allah için uzanan o elleri, istikametli, takvalı, imanlı ve inançlı ise bir buse kondur. Koy alnına, sonra da omuzuna, düşersen tutsun seni ve düşerse tutunsun, sana düşenin yanında ol. Bunun için önce düşmeden kal. Allah&#8217;la ol ve nefsini ayaklar altına al ve çiğne. Dünyadan ve çevreden gelen tüm ayartıcı mesajlara karşı, atına binip nefsıyi, ve duşmanla cihada koşan kahraman bir savaşçı gibi çık meyda. na, içinde depreşen ve dünyanın müziğiyle oynaşan tüm yılanla. rın kafasını uçur. Gül bahçeni ve iman evini yılanlardan ayıkla, Raksa gelen şehvet putlarını imanın kılıcı ile ikiye ayır ve parçala, Sonra da imanın ateşi ve nuru altında erit onları ki bir daha diril. mesinler.</p>
<p dir="ltr">Sesler panayırı&#8230; Çok sesler var, farklı tonda ve renkte sesler, Her yerde farklı bir müzikal ve parça, orkestra devamdadır. Neye ve kime çağırmaktalar. Cinselliğin, aklın, gözün ve ağzın her yerin şehveti var da kulak bunlardan başka mı? Hayır. Kulak öyle bir yatak ve su arkı gibidir ki, içine ve yoluna gireni kalbin havzasına akıtmaktadır. Oraya giden su, iman bahçesine ve akıl bostanına dökülmektedir. Kulak şerrin ve şeytanın davetine kapılınca, elçi gibi şehvetin tepsisinde bu aldatıcı kristalleri akla sunmakta ve onu da bunlarla oyalamakta ve ayartmaktadır. Festivaller, konserler, nefsani melodiler ve şeytani müzikaller şehveti bestelemekte ve güftelemektedirler. Caminin ve ezanın sesine inat insanları saadet yurduna ve felaha değil, felakete ve şeytanın memleketine, cehennem hapishanesine davet etmektedirler. Mesele ses ya da müzik değil. Ezan da bir sestir. Mesele şu ki, bunlar şerre davetin önculeri ve tellallarıdırlar.</p>
<p dir="ltr">Nefsani ninnilerle uyutmak ve uyuşturmakta, daha sonra büyüye kapılan bedenleri nefsin esaretine teslim etmektedirler. İman kalesinde bir gedik açmakta ve ses böceklerinin iman bahçesini istila etmesine yol açmaktadırlar. Yani kısacası, “Ses bahane, şehvet şahane” sloganıyla şeytani tuzaklar kurulmakta. Ama bunlar şarkı, sanat, sele-sepet perdelerine sarılmaktalar. Şehvet şarkıları ve şeytanın mızıkaları, aklın ve fikrin çarklarını alıkoymakta, sağlıklı düşünmeye ve hayal etmeye imkân tanımamaktadır. Hakkın sesine kulak verilmeye ve gönül denilmeye başlandığında şehvet orkestrası hemen bir parça çalmakta ve bu sesi boğmaya çalışmaktadır. Şehvet besteleri insanın başına üşüşen arılar gibi hakkın sesini perdelemekte ve örselemektedirler. Şeytanın şehvetle vurmasına ve nefsin şiddetle uyutmasına karşı göz, kulak vb. tüm cihazlara hakkın sesini dinletmek ve hakikatin programını yüklemek ve vahyin kılavuzluğuna onlan tevdi etmek gerektir. Tabiat boşluk kabul etmez. Göz, kulak ve zihinler boşluk kabul etmezler.</p>
<p dir="ltr">Dünyevileşme büyüsünden kurtulmak için hak ve hakikatle boşlukları kapatmak gerektir. Zira sen hakkın bestesini ve panoramasını dinlemez ve izlemezsen, batıl seni kendine çekecektir. Ama sen hak ile meşgul olunca batılın büyüsü bozulacak ve hakkın kalemiyle üstü çizilecektir. Bu nedenle en zarara açık adam boş ve işsiz adamdır. Ülküsüz, idealsiz ve hedefsiz adam. Hayırdan hedefler belirlemeyenlerin önüne, şerden ve şehvetten putlar ve hedefler çıkmaktadır. Metalden ve maddeden ibaret olanlar dünyanın mıknatısı ile çekilmektedirler. Âdeta demir parçacıklar gibi aşkla mıknatısa koşmaktalar. Ancak ruhun ve kalbin madenlerindeki altınları ve elmasları işleyen cevherden mürekkep gerçek insan mahiyeti işletilerek; dua, ibadet, tefekkür ve tezekkür tezgâhlarında çıkan imani maddeler, zamanın mıknatıslarının çekemeyeceği kadar değerli ve kıymetli olmakta ve kılmaktadırlar.</p>
<p dir="ltr">İmanın maddesiyle örülen kulaktaki zar hep hakikati duymak ve hep doğruyu geçirmek isteyecektir. İmanla ışıklanan kulak zarı gıybete, haram seslere, puta davete, nefsani melodilere ve ayartıcı tum seslere mümkün mertebe geçit vermeyecektir. Ayrıca o nurlu zar asıl duyması gereken hak sözlere, hakikatin mesajlarına, kâinattan gelen manevi işaret ve sedalara her daim açık olacaktır.</p>
<p dir="ltr">Rüzgârlar, yağmurlar, kuşlar ve hakeza tüm sesler ona rabbani ve ilahi bir musiki gibi gelecektir. Ama o kulak, o derin kuyu kendi. sini iftirayla, yalanla, dolanla, gıybetle, dedikoduyla, haram söz. ler ve sesler, putlara düzülen nağmeler ve şehvetli şarkılarla doldurursa, artık hakka, hakikate, vahye ve tefekküre yer kalmamış demektir. Artık o kulağın arkasındaki o ruhta matemler, isyanlar, yetimlikler, hüzünler, melankoliler, depresyonlar ve cinnet hâlleri ortaya çıkar. Uyuşturmadan, uyutmadan, dozlamadan ve eğlencelerle gaflet deryasına dalmadan ruhun feryadı ve hâlâ ölmemiş ise vicdanın sesi güçlü bir rezonans ile her daim titretecektir.</p>
<p dir="ltr">Dolayısıyla zihnini, kalbini, ruhunu, aklını, gözünü, benliğini, hayallerini vb. tüm latifelerini şeytani bir tılsımla kendilerine çekerek çağırmak isteyecekler. Her birerlerinin önüne zahiren çok güzel görünen hakikatte ise zehirli ve zakkumlu çiçekler ve yollar çıkaracaklar. Bin türlü hile ile her bir duygunu ve latifeni senden koparmak isteyecekler. Belki bazen aldanacaksın, düşeceksin, uyacaksın ama unutma; Allah geri dönenleri hatasını anlayanları, düştüğü yerden kalkanları çok sevmektedir. Her daim onları çağırıp gel demektedir. Binlerce aldatıcı ve ayartıcıya karşı binlerce mesajla seni kurtuluşa çağıran Kur&#8217;an&#8217;i mesajlara ve sünnetin düsturlarına yapışmak ve o kuvvetli siperlere ve silahlara sarılmak gerektir. Vahyin ve akl-ı selimin rehberliğinde ayartıcılara aldırmadan istikameti kaybetmeden rıza yolunda rabbani kader üzere yürümek gerektir.</p>
<p dir="ltr">Vahyin mesajı senden maddi ve manevi talebi olmayanların davetini ciddiye alman gerektiğini söyler: “Sizden (tebliğlerine karşılık hiç)bir ücret istemeyen (bu) kimselere tabi! olun; çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.”(Yasin,21)O hâlde maddeye, maddiye,şana, şöhrete, üne, servete, köle olmaya, köle yapmaya, nefse, putlara, görsele, kadına, ranta, şirkete, şehvete, haram şerbete, körü körüne teslime ve kısacası Allah rızası dışında her neye çağrılıyorsan tevhit kılıcıyla kesip atarak onlara iltifat etmeyeceksin. Eğer bu kılıcın kanser olmuş bedenine, ellerine ve kollarına vurulması icap ediyorsa gözünü kırpmadan şeytani bir virüsün bedenini ele geçirmemesi için, o kılıcı kendine çalacaksın. Kurbana çalar gibi kendini onun için feda ederken, yine O&#8217;nun için ve adına ve aynı zamanda kendi gerçek istikbalini kurmak ve kurtarmak için yepyeni bir hayata gözlerini açacaksın. Gözlerini karanlığa kapatacak, aydınlıklar ülkesine merhaba diyeceksin.</p>
<p dir="ltr">Samet Yahya Bal &#8211; Bağıranlar ve Boğulanlar,syf:35-43</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nereye-ve-kime-cagri/">Nereye ve Kime Çağrı?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nereye-ve-kime-cagri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
