<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sadık Kılıç | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sadik-kilic/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 May 2023 06:52:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sadık Kılıç | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah Güzeldir, Güzeli Sever</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-guzeldir-guzeli-sever/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-guzeldir-guzeli-sever/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 May 2023 06:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel söz]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsn]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'anda Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26399</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam&#8217;ı, adalet, merhamet, kardeşçe bölüşüm ahlakı, digerkâmlık (isâr), kardeşlik, barış (silm) vb. pek çok vasıfla niteleyebiliriz. Bu nitelemeler yanında, İslam&#8217;ın bir başka vasfı daha bulunur ki, bu ondaki tüm mükemmel niteliklerin beslendiği ana damarı gösterir. Güzellik sıfatı. İslam&#8217;a nispetle söylersek, İslam, bir güzellik dinidir. Güzellik, yani cemal ve ihsan kavramları, Müslüman bireyin olduğu kadar, Müslüman [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-guzeldir-guzeli-sever/">Allah Güzeldir, Güzeli Sever</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-12630 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/e030fb31-bd2d-4220-802e-f17d29841aa4.jpg" alt="" width="397" height="248" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/e030fb31-bd2d-4220-802e-f17d29841aa4.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/e030fb31-bd2d-4220-802e-f17d29841aa4-300x188.jpg 300w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" /></p>
<p>İslam&#8217;ı, adalet, merhamet, kardeşçe bölüşüm ahlakı, digerkâmlık (isâr), kardeşlik, barış (silm) vb. pek çok vasıfla niteleyebiliriz. Bu nitelemeler yanında, İslam&#8217;ın bir başka vasfı daha bulunur ki, bu ondaki tüm mükemmel niteliklerin beslendiği ana damarı gösterir. Güzellik sıfatı. İslam&#8217;a nispetle söylersek, İslam, bir güzellik dinidir.</p>
<p>Güzellik, yani cemal ve ihsan kavramları, Müslüman bireyin olduğu kadar, Müslüman toplum ve medeniyetlerin de en ayırt edici özelliğini, varoluş tecellisini teşkil etmektedir. Onun en temel hususiyetinin güzellik mefhumu olduğu gerçeği, Kur&#8217;an&#8217;da yer alan ve güzellik hakikatine işaret eden cemal (Nahl, 5); behic, behcetu (Hac, 5; Kaf, 7; Neml, 60); zinetu, tezyin (Hicr, 16; Kaf, 6, vd.); ihsan vd. kavramlarla temellenirken, bu konuda en açık bilgiyi içeren açıklama, Hz. Peygamber&#8217;in bir hadisidir.</p>
<p><strong>“Muhakkak ki Allah güzeldir; güzelliği sever!&#8221;</strong></p>
<p>Öncelikle şunu belirtelim ki, hadisi şerif doğrudan Hz. Peygamber tarafından Allah&#8217;ın hakikat ve tecelli boyutuna dikkat çeken bir açıklama olması sebebiyle, sonsuz bir değere sahiptir. Kısaca, iman hayatımızın ve teslimiyet tecellilerimizin odağında yer alan Yüce Allah&#8217;ın mahiyet ve hakikat itibarıyla salt güzellik olduğunu dile getirmektedir.</p>
<p>Allah&#8217;a dair bu ifşa bize aynı zamanda, ondan kaynağını alan tüm değer ve tecellilerin de ancak cemil olacağı vurgusunu ihtiva eder. Öyleyse, diyebiliriz ki, Allah&#8217;ın güzel olduğunu, onun cemal vasfının, celal yanına baskın olduğunu ifşa eden hadisi şerif, aynı zamanda biz müminlerin de, fert ve toplum olarak, varoluş ritminde bu güzelliğe iştirak etmemiz ve bu namütenahi güzellikten nasiplenmemiz zaruretine güçlü bir vurgudur.</p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;da Güzellik Algısı</strong></p>
<p>İşte, tam bu bağlamda Kur&#8217;an&#8217;a baktığımızda, şu güzellik tasvirleriyle karşılaşırız: Her şeyden önce, güzel olan ve güzelliği seven Allah, var ettiği her şeyi güzellik ve ihsan halesiyle kuşatmıştır (Nemli, 88). İtkan, hasene ve ihsan terimlerinin ahlaki varoluşsal ışık kaynakları gibi durduğu bu noktada Allah, en güzel davranışı sergileyen kimseleri ödüllendirir, emeklerini ve beklentilerini boşa çıkarmaz. (Kehf, 30) Yüce Allah, yaratılışlar âleminde güzelliğin tahtına insanı oturtmuş; onu, özel ihtimam ve özenle yarattıktan başka biçim, iç ve öz, duruş ve yetiler bakımından da en güzel kıvamda var etmiş (ahsen-i takvim, Tin, 4); sima ve çehresini çok güzel nakşetmiş (ahsene, Gafir, 64; Tegâbün, 3); böylece hem tenini hem iç âlemini son derece mükemmel bir şekilde tasarlamış; sonuçta da kulundan ancak güzel olan davranışlarda bulunmasını istemiştir. Güzel davrananları sevdiğini belirterek, “güzel davranınız!” demiştir (Bakara, 195); iman, tefekkür ve ahlakın zirvelerine ulaşan kullarına en güzel ödülü/cenneti (hüsnâ), hatta nihai amaç olan Cemâlullah&#8217;ı müşahede etmeyi vaad etmiş (Yunus, 26); zirvesine Hz. İbrahim ile Hz. Muhammed&#8217;i yerleştirdiği güzel örneklik (üsve) ufkunda (Ahzab, 21), sınırlı güzelliklerle muttasıf olanlara sonsuz ödüller (En&#8217;am, 160) vaad ederken; Ahiret yurdunda en güzel mertebenin, kötülüğe, güzel bir davranışla (hasene) mukabele edeceklere özgü olacağını (Ra&#8217;d, 22) beyan etmiş; hata, günah, gönül incitme, vb. olumsuz davranışların restorasyonunun güzel davranışlar (44sendi) ile olduğunu (Hüd, 114) vurgulu bir üslupla dile getirmiştir.</p>
<p>Her yerde güzellik, zarafet ve tenasüp hâkim olmalıdır, Kur&#8217;an&#8217;ın söyleminde. (Hud, 7; Mülk, 2) Farklı bir dünya ve hakikat idrakine sahip olan kimselerle güzellik ufuklarında rekabete girip, onlarla en güzel (ahsenu) yol, yöntem ve delillerle tartışılmalıdır. (Nahl, 125) Sözün ve söylemin, hem muhteva hem de biçimce en güzel, ahenkli ve mütenasip olanı söylenmelidir. (İsra, 53) Sözlerin en güzel ve anlamlı olanına tabi olunmalıdır. (Zümer, 18) Kutsal ve ilahi kaynaktan gelmiş metinlere sahip iken, zaman içinde hakikatten sapmış olan Ehl-i Kitab&#8217;la da içerik ve üslupça güçlü, sağlam, ikna edici ve inandırıcı en güzel yöntemle mücadele edilmelidir. (Ankebüt, 46) Maruz kalınan kötülük bile, bırakınız güzel olanı, “en güzel bir davranış” (ahsenu) ile mukabele edilip savuşturulmalıdır. (Müminün, 96; Fussilet, 34)</p>
<p><strong>Güzel Allah, Biricik Tez, Yegâne Hakikattir</strong></p>
<p>Güzel Allah&#8217;ın nihai beyanı; kıyamete değin son vahyi olan İslam da, bu ebedi hakikatten beslenerek, en olumsuz tutum ve davranışlarda bile daima güzel olan davranışı, yolu ve yöntemi emir buyurmuş; güzelliğin tecellisini (aletheia) hayatın her alanında ayakta tutmayı bir varoluş paradigması yapmıştır. Biz bu hâli, karşıtların ahenkli birlikteliği, ilahi güzellik potasında bir imtizacı olarak adlandırabiliriz. Mesela, özünde güzel olan sabır eylemini, yüceltici yönüne bir işaret olarak, güzellikle (Yusuf, 18, 83; Meâric, 5) nitelemiştir (sabr-ı cemil). Kötü bir muameleye karşı bile, müsamahanın en güzel olanını (Hicr, 85) buyurmuştur (essafha&#8217;l-cemil). Meşru bir gerekçeyle bile olsa, boşamanın da, en güzel tarzda (Ahzâb, 28, 49) olmasını tavsiye etmiştir (serâhan cemila). Bir yurt, bir kişi, bir düşünce bırakılıp terk edilecekse, bunu dahi güzel bir terk ediş şekliyle gerçekleştirilmesini emretmiştir. (Müzzemmil, 10) Kim? Güzel Allah.</p>
<p><strong>Hadislerde Güzellik Tecellileri</strong></p>
<p>Güzelliğin uygulama alanı olarak hadis bahçelerinde gezindiğimizde de, dört bir yanda güzellik ıtırlarının koktuğunu; âlemin ve insanın dünyasına güzellik çağrılarının yapıldığını görmekteyiz. Burada da güzellik tüm ufukları kuşatmış. Güzel Allah&#8217;ın güzel Peygamber&#8217;i Hz. Muhammed, yeryüzü bahçelerine güzellik tohumları ekmiş, güzelliğe elçi ve ona rehber olmuştur. İşte ondan kimi güzellik derlemeleri:</p>
<p>“Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir bağışta bulunmamıştır!”</p>
<p>Güzellik, boy atan nesil ve geleceğe hükmedecek hayırlı evlatlarda somutlaşan bir miras oldu burada! Ve yine, ona dair: “Hz. Peygamber, sevimli ve iç açıcı olmayan kötü isimleri, güzelleriyle değiştirirdi.?* Çünkü güzellik de, zıddı olan kavramlar gibi, kelimelerden yola çıkarak dimağ ve gönüllere doğru hareket eder. Sonra, uhrevi bir temellendirme: “Kıyamet günü sizler, hem kendi isimlerinizle, hem de atalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Onun için, çocuklarınıza güzel isimler koyun&#8217;”* Güzellik kılavuzu, doğruluk ve insicam tellâlı Hz. Peygamber&#8217;in sözleri bunlar. Güzellik âdeta her şeye saçılmış bir cevher. Çünkü demektedir, adı güzel kendi güzel Muhammed, “Allah insana her işinde güzel davranmasını emredip yazmıştır. (Savaşta bile) öldüreceğiniz zaman öldürmeyi ihsan ile yapın! Hayvan keseceğiniz zaman da kesme işini ihsan ile/en güzel şekilde yapın. Kesecek kimse bıçağını bilesin ve hayvanı sakinleştirsin.”</p>
<p>Bu noktada biz, o meşhur ikiliği şöyle uyarlayabiliriz:</p>
<p>“Güzellikten oldu Muhammed hâsıl, Muhammedsiz güzellikten ne hasıl?!”</p>
<p>İslam Peygamberinin dilinde ve söyleminde güzellik, sadece şimdiki zamanla sınırlı sonuçlar ihtiva etmez! Tam aksine, güzel davranışlar, gelecek zamana doğru tüketilemez kalıcı modeller hâline dönüşür de, onu ilk uygulayan kimsenin manevi hazinesine katkı sağlamayı hep sürdürür. Bütüncül bir üslup içinde irat edilmiş olan şu nebevi söz, bu bakımdan ne kadar anlamlıdır. “Kim İslam&#8217;da güzel bir işe öncülük ederse, hem kendi yaptığının sevabını, hem de kendisinden sonra o güzel işi yapanların sevaplarını alır. Ne var ki, o güzel işi yapanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmez!”</p>
<p><strong>Güzel söz, güzelliğin dillerdeki incisi.</strong></p>
<p>İslam, bireyi, uhrevi kurtuluşa erdirmeyi amaçlar. Bu kutlu amaca iletici her türlü davranış ve faaliyet de, bu nedenle teşvik edilir. Bu bağlamda Kur&#8217;an&#8217;da yer alan takva kavramı ve muttaki sıfatları yanında, pek çok ayet içinde şu ayet son derece dikkat çekicidir: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz!” (Tahrim, 6) Her şey sözle başladığından ve söz, ortaya çıkacak tüm tecellilerin yön kılavuzu olduğundan, Kur&#8217;an&#8217;ın, “Ey iman edenler! Allah&#8217;a karşı saygılı davranın ve doğru (sedid) söz söyleyin!” (Ahzab, 70) buyruğuna benzer şekilde Hz. Peygamber de, takva-güzel söz bütünleyiciliği içinde, şu veciz ifadeyle hitap etmiştir bize: “Yarım hurma ile bile olsa, cehennem ateşinden korunun. Eğer bunu da bulamazsanız, o vakit, güzel bir söze sarılın!”</p>
<p>İlahi güzellikten esinlenen; nebevi ahenk ve tenasüple donanan güzel söz sadece ateşten koruyucu değil, aynı zamanda, mümin için bir sadakadır da, kutlu Nebi&#8217;nin dilinde:</p>
<p>“Güzel söz ve (namaza giderken) atılan her adım, bir sadakadır! Yol göstermek de bir sadakadır!”</p>
<p>Kısaca; İslam, özü bakımından ilahi güzelliğin bir yansımasıdır. Güzellik mefhumu da, Müslüman birey ve toplumu kuşatan bir manto, namütenahi yücelikte bir sema, mutlak güzelliğe atıfta bulunan sonsuz hareli bir gökkuşağıdır.</p>
<p>Bundan olsa gerek, Hz. Peygamber, en erdemli iman hangisidir diye sorulduğunda, “Güzel ahlak” diye cevap vermiş (İbn Hanbel, IV/388 ); kendisi, tekbirlerden sonra daima, “(Ey Allah&#8217;ım!) Beni güzel ahlaka eriştir, senden başka güzel ahlaka yöneltecek yoktur” şeklinde niyazda bulunmuştur.</p>
<p>Sadık Kılıç &#8211; Tefekkür ve Yorum,syf:123-128</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1 Hâkim, Müstedrek, 1/26.</p>
<p>2.Tirmizi, Birr, 33.</p>
<p>3.Tirmizi, Sünen, Edeb, 66.</p>
<p>4.Ebu Davud, Sünen, Edeb, 61.</p>
<p>5.Müslim, Sahih, Sayd, 57.</p>
<p>6 Müslim, Sahih, İlim, 15.</p>
<p>7 Müslim, Sahih, Zekât, 68.</p>
<p>8 Buhari, Sahih, Cihad, 72. 9 Tirmizi, Sünen, De&#8217;avât, 32</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-guzeldir-guzeli-sever/">Allah Güzeldir, Güzeli Sever</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-guzeldir-guzeli-sever/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mal ve Maddî Güç Temin Etme</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mal-ve-maddi-guc-temin-etme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mal-ve-maddi-guc-temin-etme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 22:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Mal ve Maddî Güç Temin Etme]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mal ve maddî güç temin etmenin üstünde, mükem­melliğe doğru bir ahlakî amaç ve bir hedef belirleme­miş olan kimse, yaratılışının temel ihtiyacı olan ve gi­derilmesi gereken ruhî-manevî boşluklar içine düşer. Bu ise onu, kendi istikrarsız seçimleriyle düzene koy­mayı deneyeceği bir karışıklıkla yüzyüze getirir. İşte, kendi varoluşuyla ruhî-manevî temel ihtiyaçlar arasın­daki bu boşluk, ‘kendine yetme’, ‘yalanlama’, vb. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mal-ve-maddi-guc-temin-etme/">Mal ve Maddî Güç Temin Etme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mal ve maddî güç temin etmenin üstünde, mükem­melliğe doğru bir ahlakî amaç ve bir hedef belirleme­miş olan kimse, yaratılışının temel ihtiyacı olan ve gi­derilmesi gereken ruhî-manevî boşluklar içine düşer. Bu ise onu, kendi istikrarsız seçimleriyle düzene koy­mayı deneyeceği bir karışıklıkla yüzyüze getirir. İşte, kendi varoluşuyla ruhî-manevî temel ihtiyaçlar arasın­daki bu boşluk, ‘kendine yetme’, ‘yalanlama’, vb. olum­suz eylemlerle doldurulmaya çalışılır. Tamamiyle maddî ihtiyaçları gerçekleştirmeye yönelmiş olan tek­noloji kullanımının da gittikçe duvarlarını ördüğü bu yoğun maddî dünyada insan, kendi mümtaz konum ve derinliğini unutarak, eşyaya müdahele yetileri en üst düzeye ulaşmış bir canlı türü olma rolünü benimser görünmektedir. Gizli bir başkaldırıyı da sinesinde ba­rındıran ‘İstiğnâ-kendi kendine yetme’ duygusunun ötesinde, yaratılmış olmayı, başkalarına bağımlı ola­rak meydana gelmiş olmayı reddeden militan bir tavrı benimser hale gelir.. Kendisine hayran olduğu bu ya­ratılışının, hayatiyyetin en alt basamaklarından başla­yarak en mükemmel bir hale gelmesini gözardı ederek, kendikendilerinin varedicileri olma gibi, bir ilahlık id­diasına kadar varır:</p>
<p>“Yoksa onlar, bir şey olmadan mı yaratıldılar, yok­sa onlar mıdır yaratanlar?” (Tur, 35).</p>
<p>Ayetin tefsirlerine baktığımız zaman, “Yoksa onlar boş yere mi yaratıldılar? Binaenaleyh, hesaba çekilme­yecekler, emrolunnmayacaklar, nehyolunnmayacaklar mı?&#8221; açıklamasının yanısıra, şu ilginç yoruma da rast­lamaktayız: “Yoksa onlar, bir Yaratıcı ve onları tedbir eden bir Müdebbir olmadan mı yaratıldılar?”. Bu gerçekleşemez olanı yakalayabilmek içinse, Kur’an’ın ifade ve açıklamalarına göre, insan değişik yollara baş­vurmaktadır. Hepsinin ortak karakteri ise, yeryüzüne dönük nesnelerin gölgesine sığınmaktır. Bu amaçla ba­zen, ölümsüzlüğü yakalayabilmek için yeryüzüne yö­nelir:</p>
<p>“Ebedîlik hissiyle yeryüzüne yöneldi” (A’raf, 176).</p>
<p>Bu umumî ifadeyi açıklayan şu ayet i kerimeler ise, insanlığın değişmeyen za’fını gösterirler:</p>
<p>‘’Malının kendisini ebedileştirdiğini zanneder” (Hümeze, 3)</p>
<p>“Kimbilir belki, ebediliğe erersiniz diye, fabrikalar (masanı) ediyorsunuz” (Şuarâ, 129).</p>
<p>Gökleri yırtan, bu haliyle de bir başkaldırı ve son­suzluk arzusunun ifadesi olan, kentlere hakim gökde­lenlerle karşılaşırız:</p>
<p>“Siz, her yola, kendisi vasıtasıyla oyalanacağınız bir işaret mi dikiyorsunuz?” (Şuarâ, 128).</p>
<p>Bu iki pasajdaki kelimelerin çok geniş kavram alanlarının odak ifadeleri olmaları yanında, ayrıca bu­rada, kendi nihaî tarihinin oluşumunda insana özgün ve kendisine bırakılmış olan payından da bahsedilir. İnsanın ‘ta’tîl’ ve ‘cebre’ meyletmesine mani olan bu ayetin yorumuyla ilgili olan şu hadise son derece an­lamlıdır. Taberî de dahil, muteber bütün kaynaklarda geçen bu haber şöyledir: Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Bakî Mezarlığı’nda bir cenaze­de bulunuyorduk. Derken, yanımıza Allah’ın Resulü geldi ve oturdu; biz de onunla oturduk.. Elinde bir çubuk vardı, yeri eşeliyordu. Derken, başını semaya doğ­ru kaldırdı ve şöyle dedi:</p>
<p>“Sizden, yaratılmış olan hiçbir kimse yoktur ki, gi­receği yer yazılmamış olsun!”</p>
<p>Bunun üzerine orada bulunanlar, “Ey Allah’ın Resûlü, (öyleyse) amel defterlerimize, (amellerimize) güvenmeyelim mi? Çünkü, (sizin ifadenize göre), saa­det ehlinden olan saâdet için amel eder; şakavet ehlin­den olan da şakavet ehlinin amelini işler&#8230;” deyince, Hz. Resul şöyle buyurdular:</p>
<p>“Bilakis siz çalışın! Herkes kolaylaştırılır. Saâdet ehlinden olana, saâdet ehlinin amelleri kolaylaştırılır. Şakavet ehlinden olana ise, şakavet ehlinin fiillerini kolaylaştırılır..”</p>
<p>Sonra da Hz. Peygamber bu ayetleri okumaya baş­lar: “Verene, ittika edene ve en güzeli tasdik edene ge­lince, en kolay olanı ona kolaylaştırırız. Cimrilik eden, kendini müstağni gören ve en güzeli yalanlayana ge­lince, ona da en zor olanı kolaylaştırırız.,.” (Leyl 5)</p>
<p>Sadık Kılıç, Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mal-ve-maddi-guc-temin-etme/">Mal ve Maddî Güç Temin Etme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mal-ve-maddi-guc-temin-etme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reform Ve Rönesans&#8217;ı Bir İlerleme Olarak Niteyele Bilirmiyiz ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/reform-ve-ronesansi-bir-ilerleme-olarak-niteyele-bilirmiyiz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/reform-ve-ronesansi-bir-ilerleme-olarak-niteyele-bilirmiyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2015 03:50:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İlerleme]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Uygarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Grek-Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans Düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[Reform Ve Rönesans'ı Bir İlerleme Olarak Niteyele Bilirmiyiz ?]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern batı medeniyetini, salt maddî boyutta geliş­miş yegane medeniyet olarak gören ve gelişmesini ürkü­tücü olarak niteleyen Guénon, bu ‘gelişmenin başlangı­cını‘ Hristiyanlık düşünce yapısıyla, ‘feodalite’ düzeni­nin de sonunu gösteren’’ Rönesans dönemiyle ayni an­da başlatmaktadır. Ürkütücü olan bu başlangıç, fikrî (in­tellectuel) bir gerilemeyi de beraberinde getirirken, Ortaçağ düşünce dünyasındaki çözülmeler için bir sonuç oluşturmuştur. ‘’Rönesans ve reform [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/reform-ve-ronesansi-bir-ilerleme-olarak-niteyele-bilirmiyiz/">Reform Ve Rönesans’ı Bir İlerleme Olarak Niteyele Bilirmiyiz ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform.jpg"><img decoding="async" class="  wp-image-4344 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform-300x225.jpg" alt="reform" width="451" height="338" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform-300x225.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform-600x450.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform-768x576.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/reform.jpg 800w" sizes="(max-width: 451px) 100vw, 451px" /></a></p>
<p>Modern batı medeniyetini, salt maddî boyutta geliş­miş yegane medeniyet olarak gören ve gelişmesini ürkü­tücü olarak niteleyen Guénon, bu ‘gelişmenin başlangı­cını‘ Hristiyanlık düşünce yapısıyla, ‘feodalite’ düzeni­nin de sonunu gösteren<sup>’’</sup> Rönesans dönemiyle ayni an­da başlatmaktadır. Ürkütücü olan bu başlangıç, fikrî (in­tellectuel) bir gerilemeyi de beraberinde getirirken, Ortaçağ düşünce dünyasındaki çözülmeler için bir sonuç oluşturmuştur. ‘’Rönesans ve reform hareketleri, bilhas­sa neticedirler; ancak önceden olan bir çözülme ile müm­kün olabilmişlerdir’’ Buna göre ‘rönesans’ ve ‘reform’, tüm geleneksel yapılara da yansıyacak bir çıkış oluştur­mak üzere, Hristiyan geleneksel yapısıyla olan çatışma­yı ve kopukluğu tamamlamıştır. Rönesans, ilim ve sanat alanında, reform ise din alanında bu kopukluğun kesin göstergeleri olmuştur. Ne var ki, skolastik zihniyete kar­şı bir oluşum göstermesine rağmen, bir ilerleme ve yük­selme hareketi olarak niteleye bilir miyiz, reform ve röne­sans hareketlerini?</p>
<p>Göreli değerler açısından değerlendirenler için bir ‘ilerleme’ sayılırsa da, sonuçları ve etkisinin sürekliliği bakmandan hiç de böyle görülmemektedir. Bir ilerleme olarak değil, ama daha pervasız düşünce ve hayat tarzlarına doğru, sadece bir gelişme olarak görülebilir. ‘Bize göre aşırı ve anormal olan bu gelişme, duyu organlarıyla al­gılamayı her şeyin üstünde tutan kimselere bir ilerleme gibi görünmekten geri kalmamıştır. İkame ettiği de­ğerler bakımından nasıl değerlendirmeliyiz?</p>
<p>Geleneksel bilgilerin kaybolmasıyla bunların yerini, artık bundan böyle felsefe ve profan bilimler, yani gerçek ‘entellektüellik’in inkar edilmesi, bilginin en aşağı dü­zenle sınırlanması, olguların hiçbir prensibe bağlı olma­yan deneysel ve analitik yolla araştırılması, sayısız ay­rıntıların içinde kaybolma, hiç durmadan birbirlerini çü­rüten, temelden yoksun tezlerin ve modern medeniyetin fiili tek üstünlüğünü oluşturan pratik uygulamalar ha­riç, bunun dışında hiçbir şeye götürmeyen ve bütünlük­ten yoksun görüşler yığını almıştır.Rönesans anlayı­şıyla, algılama gücünün alanı küçültülmüştür. Sadece, soyut ve dogmatik kavrama tarzına geçerlilik tanıma aşırılığından, onu bütünüyle dışlayan, salt maddî olan kavrama biçimine üstünlük tanıma aşırılığına geçilmiş­tir. Mevcut Batı uygarlığını bir &#8216;sapma haline dönüştü­ren de, işte, maddî ve duyusal düzenin abartılarak, her şeye hakim kılınmış olmasıdır.</p>
<p>Ortaçağ geleneğine karşı bilinçli ve iradî bir tepki oluşturan Rönesans, öte yandan Greklerle başlayıp Roma ile devam eden, ancak Hristiyan Ortaçağında bir kesintiye uğrayan ‘beşerilik’ niteliğinin yeniden uyanma çağı olmuştur. Burada, ‘klasik önyargısı&#8217; dediğimiz du­rumla karşılaşmaktayız. Rönesanstan sonra Batıklar, kendilerini hassatan Grek-Roma antik dünyasının vari­si ve sürdürücüsü olarak görmeye, bunun dışındaki bü­tün şeyleri ise, sistemli bir biçimde tanımamaya veya bil­mezlikten gelmeye başladılar<sub>.</sub> Hakikati bir bütün ola­rak kavrama konusunda birçok şeyin ölümünü hazırla­yan Rönesans, eşyanın görünümüne ve kabuğuna ait bil­gi ve tezahürlere, gerçeğin tamamıymış gibi tutunmayı getirdi. Skolastik aşırılığa, salt maddî-bilimsel aşırılıkla cevap vermiş oldu. Dahası, her şeyi salt beşerî ölçülere indirgemek, ilmi ve ahlakî, tüm prensipleri Mutlak Prensip’ten soyutlamak ve sembolik bir deyimle, yeryü­zünü fethetmek gerekçesiyle ‘Sema’ ya sırt dönmek anla­mında, Hümanizma’ ile özdeşleşerek, profan bir var­lık anlayışının ilk biçimini oluşturdu.«</p>
<p>Rönesans düşüncesi böylece, zekanın fonksiyonunu eşya üzerinde sınırlayıp, bütünüyle pragmatik bir gaye­ye bağlamıştır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Sadık Kılıç-Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/reform-ve-ronesansi-bir-ilerleme-olarak-niteyele-bilirmiyiz/">Reform Ve Rönesans’ı Bir İlerleme Olarak Niteyele Bilirmiyiz ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/reform-ve-ronesansi-bir-ilerleme-olarak-niteyele-bilirmiyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Profan Bilim</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/profan-bilim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/profan-bilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2015 03:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[determinist]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalist İdrak]]></category>
		<category><![CDATA[Profan Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Vahy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ruh boyutunun doruğunu oluşturan Vahy’in, varoluşta görmek istediği aşkın ahlakî amaçlara ilgi duymayan ‘kutsallık fikrinden sıy­rılmış’ (profan) bilim, yığınların sadece maddî gereksi­nimlerinin karşılanması üstlenmiştir ve müşahede edildiğinden fazla bir şey değildir. Vahiy gerçeklerine inançsızlık üzerine temellendirilen bu bilimsel çatı, nes­nelerin taşıdığı sembolik boyuttan ziyade, onların ka­buklarıyla uğraşmaktadır. Pragmatik bir yaklaşımla, ‘yer ufkunun ötesindekiler’e ilgi duymayan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/profan-bilim/">Profan Bilim</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh boyutunun doruğunu oluşturan Vahy’in, varoluşta görmek istediği aşkın ahlakî amaçlara ilgi duymayan ‘kutsallık fikrinden sıy­rılmış’ (profan) bilim, yığınların sadece maddî gereksi­nimlerinin karşılanması üstlenmiştir ve müşahede edildiğinden fazla bir şey değildir. Vahiy gerçeklerine inançsızlık üzerine temellendirilen bu bilimsel çatı, nes­nelerin taşıdığı sembolik boyuttan ziyade, onların ka­buklarıyla uğraşmaktadır. Pragmatik bir yaklaşımla, ‘yer ufkunun ötesindekiler’e ilgi duymayan ‘porfan’ bilim için, görülenin dışında hiçbir gerçek yoktur. Varsa bile, bilinemez olması, bizi onunla uğraşmaktan muaf tut­maktadır. Kısaca ‘profan bilim’, sadece ölçülebilen ve hesaplanabilen niteliklere aittir.</p>
<p>Çağımızın bilgisi, ‘Hicab-ı Ekber’dir (&#8230;)</p>
<p>O,görünüşler zindanına ayak bağlamıştır. Duygu­lar sınırını aşamamıştır.</p>
<p>Mâna yolunda bitkin düşmüştür. Kendi boğazını kendi kılıcı kesecektir.</p>
<p>Bu sebeple şimdi, ‘bilim’ sözcüğü ‘madde’ sözcüğüyle ayni anlama gelmekte olup, sadece nesneler dünyasına ait bilgileri istifleyip sınıflayan bilim, evreni de, taşıdığı metafizik varoluşsal manalardan soyutlayarak, onu sadece göründüğüne indirgeme tutkusunu da kışkırtmaktadır. Bilimden, ön yargısız olarak, hakikati itiraf edece­ği beklenebilir, ancak kendi başına saf ve katıksız bir bi­linç değil de, arkasındaki önyargı ve diktelerle bütünleş­tiğinde, bilim, varlığı kendiliğinden ve zorunlu olan ‘hakikat’e hiçbir zaman ulaşamıyacaktır. Kendi ölçüleriyle ele alındığında, onun alanından kaçan, böylece onun tamlık ve yetkinlik iddiasını sarsarak, ona, bir eksiklik sayılabilecek ‘takribilik’ vasfını veren olguların varlığı­na, hele özellikle determinist çemberin kırılmasına, ma­tematik sonsuzluk kavramının ilahi sonsuzluk şuuruna doğru açılmasına, evet bütün bunlara rağmen ‘profan bilim’in bilimsel dogmatizmi yumuşamamıştır.. Bu fiilî durum, sadece ‘niceliksel’ neticelerin gerçek olduğu iddi­asını zayıflatarak, maddî hisler ötesi alana ait gerçekle­rin de var ve gerçek olduğu’ inancını kuvvetlendirmemiş midir? Fenomenler dünyasını, fenomenlerüstü sistemin bir alt oluşumu olarak görme vaktinin geldiğini söylemi­yor mu bu? Bütün bunlara, ‘hayır!’ diye cevap veriliyorsa, bu, profan bilimin katıksız bir biçimde öznel ve yanlı bir yaklaşım biçimi sergilemesindendir..</p>
<p>Ölçülebilirliktir, temel karakter. Böylece, anlamlı ve doğru bir hüküm teşkil edebilmesinin sınırı dar bir muh­tevayla dondurulmuştur. Vahiy içeriğiyle münasebet kurmak reddedildiği sürece de, insan için ‘yeni’ sayıla­cak, heyecan tattıracak hiçbir şeyle karşılaşmayacaktır. Zira kapalı ve, niteliği hep ayni kalan bu kendine dönük bir sistemde, ‘küresel kainat ve varoluş telakkisinden ‘küpsel’ olanına geçilmiştir.<sup>(</sup> Salt maddî, donuk ve ka­pak bir bilimin asıl amacı olarak, ara vermeksizin ‘her şeyi yoğunlaştırma’, ‘katı ve yoğun olanın ufukları içine hapsetme’ gözlenmektedir. ‘Solidification’ dediğimiz olay, insan da dahil, her şeyin anlamının maddede sınır­lanması, neticede, realitenin en alt ve özgür varoluştan en uzak tabakasını, Mutlak Varlık’ın bütün ilgi alanları­na hakim kılma sonucunu verir. Bu bakımdan &#8220;yoğunlaş­tırma’, alemdeki duyularüstü bilgi manzumesini, feno­menlerin gerisindeki ‘Büyük Gerçek’i gizleme çabasıdır. Bu bakımdan, Guenon’nun, “Materyalist idrak tarzı bir kere şekillendikten sonra, hemen, onu imkan alanına çı­karmış olan dünyanın yoğunlaştırılmasına yönelir. Akıp giden ‘günlük hayat’ telakkisi de dahil, dolaylı ya da do­laysız olarak bu kavramdan neş’et eden bütün neticeler, ayni amaca yönelir. Çünkü, doğal ve sosyal muhitin ge­nel tepkileri de, insan tarafından ona karşı sürdürülen davranışları izleyerek, fiilen değişirler.’’ şeklindeki hükmüne katılmamak mümkün değildir.</p>
<p>Profan bilimin belirlediği kainat, küçüktür. Çünkü bu evrenin elemanları, başka bir hakikat alanıyla en kü­çük bir ilgi kurma imkanından yoksun ve derinliği olma­yan katıksız maddî birimlere indirgenmişlerdir. Bu yol­la, tepeden tırnağa maddileştirilmiş modern varoluş burgacı, bizi aşan realiteyi kavramamızı engellemekte­dir. Bir denizin üzerindeymişiz gibi, bu varoluştan henüz kaçamadan ve, bununla birlikte onun yanında, saf bir te­fekkür içinde Mutlak Bütünlükü yakalayabileceğimiz bir kıyıya tutunamadan, onun içinde yüzüp durmaktayız. Bu durum ise, Unamuno&#8217;ya göre, ‘çağın hastalığı’ olan, ruhun ölümsüzlüğüne ve evrenin bir amacı olduğu­na dair inancın yok olmasına yol açmaktadır.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/profan-bilim/">Profan Bilim</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/profan-bilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Kalp&#8217;i Hakkı Ve Hakikati Kabul Etmeye Yetenekli Biçimde Yaratılmıştır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insanin-kalbi-hakki-ve-insanin-kalpi-hakki-ve-hakikati-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insanin-kalbi-hakki-ve-insanin-kalpi-hakki-ve-hakikati-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2015 12:15:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Kalp'i Hakkı Ve Hakikati Kabul Etmeye Yetenekli Biçimde Yaratılmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç-Fıtratın Dirilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2681</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmam Kurtubi şöyle der: “Allah Teâlâ, Ademoğullarının kalplerini, Hakkı ve hakikati kabul etmeye yetenekli bir biçimde yaratmıştır. Tıpkı, gözlerini ve kulaklarını, gö­rülen ve duyulan şeyleri algılamaya yetenekli olarak ya­ratmış olması gibi.. İşte bu nedenle kalp, adı geçen, Hakkı kabül etmek yeteneği ve istidadı üzere kalmaya devam ederse, Hakkı ve Gerçek Din olan İslâm’ı itiraf ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanin-kalbi-hakki-ve-insanin-kalpi-hakki-ve-hakikati-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir/">İnsanın Kalp’i Hakkı Ve Hakikati Kabul Etmeye Yetenekli Biçimde Yaratılmıştır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Kurtubi şöyle der: “Allah Teâlâ, Ademoğullarının kalplerini, Hakkı ve hakikati kabul etmeye yetenekli bir biçimde yaratmıştır. Tıpkı, gözlerini ve kulaklarını, gö­rülen ve duyulan şeyleri algılamaya yetenekli olarak ya­ratmış olması gibi.. İşte bu nedenle kalp, adı geçen, Hakkı kabül etmek yeteneği ve istidadı üzere kalmaya devam ederse, Hakkı ve Gerçek Din olan İslâm’ı itiraf ve kabul eder. Öte yandan, Hz.Peygamberin (s.a.v) şu ifadesi de, buna delalet etmektedir:</p>
<p>“Şunun gibi ki, her hayvanın yavrusu (genel olarak), uzuvları tam ve kusursuz olarak doğar.. Siz, o yavrunun burnunda, kulağında eksik ve kesik bir şey görebilir mi­siniz?..” Yani, ‘Her hayvan, yavrusunu, kusur ve ayıp­lardan salim, eksiksiz bir hilkatle doğurur. Şayet o, bu kusursuz yaratılışı üzere bırakılırsa, ayıplardan uzak ve mükemmel bir biçimde hayatını sürdürür. Fakat ne var ki, daha sonra bu hayvan üzerinde tasarrufta bulunulur da, onun kulağı kesilir ve yüzü dağlanır.. Böylece, başına pekçok afet ve kusurlar gelir de, o ilk halinden çıkar. İşte, insan da böyledir’. Yapılan bu benzetme, gerçeğe uygun düşen bir teşbih olup, aralarındaki ‘benzetme sebebi- vech-i şebeh’ ise, gayet açıktır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Sadık Kılıç-Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanin-kalbi-hakki-ve-insanin-kalpi-hakki-ve-hakikati-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir/">İnsanın Kalp’i Hakkı Ve Hakikati Kabul Etmeye Yetenekli Biçimde Yaratılmıştır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insanin-kalbi-hakki-ve-insanin-kalpi-hakki-ve-hakikati-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir-kabul-etmeye-yetenekli-bicimde-yaratilmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekbiçimleştirme</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2015 04:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[Nicelik ve Nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[Nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Tekbiçime İndirgeme]]></category>
		<category><![CDATA[Tekbiçimleştirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şunu ısrarla belirtmeliyiz ki, niceliksel karakterli olan her şey, gerek Allah-insan münasebetlerinde, gerekse insanlar arası ilişkilerde, da­ima ayırır, parçalar; birleştirmez! Çünkü maddeden kaynaklanan her şey, değişik formlar altında bile görünse, Mutlak olanla sürekli bir zıtlaşma doğurur. Sadece dünya boyutluluktan beslenen Niceliğin hakimiyet araç­ları olan tekbiçime indirgeme ile, fertleri, aralarında ru­ha dönük münasebetler bulunmayan basit birimlere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/">Tekbiçimleştirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şunu ısrarla belirtmeliyiz ki, niceliksel karakterli olan her şey, gerek Allah-insan münasebetlerinde, gerekse insanlar arası ilişkilerde, da­ima ayırır, parçalar; birleştirmez! Çünkü maddeden kaynaklanan her şey, değişik formlar altında bile görünse, Mutlak olanla sürekli bir zıtlaşma doğurur. Sadece dünya boyutluluktan beslenen Niceliğin hakimiyet araç­ları olan tekbiçime indirgeme ile, fertleri, aralarında ru­ha dönük münasebetler bulunmayan basit birimlere dö­nüştürme çabasına, bazan, kudreti Mutlak olanı taklit hevesleri de yansır, istisnasız, dünyanın değişik özellikli yönetim yelpazelerinde var olan, beşerî tartışılmaz bu­yurgan güçlerin desteğindeki bu tekbiçimlileştirme, kök­leşebilmek için insana, kendinde taşıdığı dünyanın bilin­cini tazeleyici bütün zatî niteliklerinden yalıtılmış ve sa­dece basit canlılara dönüşmüş varlıklar gözüyle bakmak arzusundadır.</p>
<p>Tekbiçimlileştirme, insanın kendi özünü gerçekleşti­rebilmesi, etrafına örülen &#8220;kapalı toplum’ çitlerini aşabil­mesi için tek yol olan, ‘Hürriyet’ sadasını, kendisine rap­tettiğimiz Mutlak kaynağı ile susturmaya, zedelemeye ve yok etmeye yönelir. Çevresinde yükseltilen bu çitin kendisine sunacağı rahatlığa karşılık &#8220;özgürlük’, egoizmaya karşılık ‘adalet’, zihinsel dinginliğe karşılık ‘eleşti­ren ve doğruyu öneren’ bir benlik bilincine ulaşmanın mücadelesini veren insan, her taraftan, “Bana, ancak bana teslim ol, bırak kendini!” çağrılarıyla kuşatılır. Ke­sintisiz olan bu çağrının netice alıcı araçlarıyla beyni durdurulmaya çalışılan insan, ‘Hürriyet korkusu’na ya­lan değilse de, gerçekleri devam ettirme cesaretini göste­remez hale gelir<sup>.</sup> Bu bir bakıma, kendi ‘öz varlık bilinci’ne sahip çıkamayan ferdin, özel bir biçimde imhası, kendinden nefret etmesi demektir. Zira insan, tarihinin başlangıcında doğal çevre tarafından tehdit ediliyorken, şimdi artık bizzat kendisinin kurduğu dünyalar tarafın­dan tehdit edilmektedir. Yani insanın oluşturduğu, &#8220;top­lumsal kurumlar ve ‘obje’, onun kontrolünden çıkarak ona yabancılaşmış, onu tehdit eder hale gelmiştir.</p>
<p>Planlı bir direncin olmaması halinde, ‘tekbiçimlileştirmeye teslimiyet, iyi niyetle benimsenen yumuşatıcı bir psikolojiye dönüştüğünde, ‘yeni bir kalıba dökülmüş’ ya da ‘yenibaştan inşa edilmiş’ fert zuhur etmiş olur.. Gerçi şimdilik, böylesi yoğunlukta bütünüyle tekbiçime indirgenmiş kitleler henüz yok ise de, bazı insanları orta­lama zihnî seviyenin üstündeki yetenek ve beklentilerini ileriye götürmekten alıkoymuş bir Tekbiçime indirgeme’ her zaman mevcuttur. Tekbiçime indirgeme’nin zorlayı­cı ve buyurgan olmasına ek olarak, kendi bâtılının körü-körüne savunucusu olması, tüm gönülleri ve kafaları ona boyun eğdirmek istemesi, belirlenmiş çizgiyi aşan inanç ve düşüncelere katlanaaması anlamında, bir ‘çağdaş cahiliyye dogmatizmi’ni simgelemektedir. Bu nedenle modern düşünce, kısmî bir hareket olarak kalmak değil, global olmak ve kendine ait zihnî ve somut tavırlarını, gerektiğinde, zorla benimsetmek çabasındadır. Ne var ki, gerçek hep ayni kalacaktır: Farklı dünyaların mede­niyetleri veya bir medeniyetteki değişik ve özgün düşün­ce boyutları ‘tekbiçim’e indirgenmek istendikçe, dünya­daki veya toplumdaki ayrılma ve çeşitlenme de o oranda artacaktır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Sadık Kılıç-Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/">Tekbiçimleştirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şüphe Nedir? ve Kur’an, Şüpheyi Nasıl Bir Muhtevada Sunmuştur?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/suphe-nedir-ve-kuran-supheyi-nasil-bir-muhtevada-sunmustur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/suphe-nedir-ve-kuran-supheyi-nasil-bir-muhtevada-sunmustur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2015 04:17:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'ın Şüpheye bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[Şüphe]]></category>
		<category><![CDATA[Şüphe Nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[Şüphe Nedir? ve Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[Şüpheyi Nasıl Bir Muhtevada Sunmuştur?]]></category>
		<category><![CDATA[Batı'da Şüphe Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphe, bir üçüncü elin mahsûlüdür. Hannah’a göre, insan ile evren arasındaki geleneksel barışın çözülmesinde Descartes, önemli bir pay sahibi­dir. “Çünkü, demektedir Hannah, Descartes kendi çağınınkı kadar, kendisinden önceki neslin tecrübesini de ge­nelleştirmiş, onu yeni bir düşünce metoduna dönüştür­müştür; ve böylece, Nietzsche’ye göre modern felsefeyi teşkil eden bu ‘şüphe ekolünde yetişen ilk düşünür, mo­dern felsefenin babası [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/suphe-nedir-ve-kuran-supheyi-nasil-bir-muhtevada-sunmustur/">Şüphe Nedir? ve Kur’an, Şüpheyi Nasıl Bir Muhtevada Sunmuştur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/suphe-nedir-ve-kuran-supheyi-nasil-bir-muhtevada-sunmustur/i32/" rel="attachment wp-att-19922"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-19922" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/İ32.jpg" alt="" width="427" height="181" /></a></p>
<p>Şüphe, bir üçüncü elin mahsûlüdür.</p>
<p>Hannah’a göre, insan ile evren arasındaki geleneksel barışın çözülmesinde Descartes, önemli bir pay sahibi­dir. “Çünkü, demektedir Hannah, Descartes kendi çağınınkı kadar, kendisinden önceki neslin tecrübesini de ge­nelleştirmiş, onu yeni bir düşünce metoduna dönüştür­müştür; ve böylece, Nietzsche’ye göre modern felsefeyi teşkil eden bu ‘şüphe ekolünde yetişen ilk düşünür, mo­dern felsefenin babası olmuştur. Sadece Hannah de­ğildir böyle düşünen.. İnsanlığın geleceğine yönelik ola­rak taşıdığı kaygılar altında, önceleri Hristiyan gelene­ğinin bağlısı, 1931’lerden sonra da Abdulvahid Yahya adıyla İslam’ın mümini olan Guenon da, ‘Yalnız şunu hatırlayacağız ki Descartes, algılama gücünü akılla sı­nırlamış, metafizik olarak isimlendirdiğine de tek bir rol, fiziğe temel oluşturma rolü vermiştir. Bizzat bu fizi­ğin kendisi de esas olarak, onun düşüncesinde, uygula­malı bilimlerin yapısını hazırlamak için yerini almış­tır’’ derken, ayni kanaatları taşımaktadır.</p>
<p>Kurmuş olduğu ‘metodik şüphe anlayışı’, hiç umul­mayan noktalara kadar ulaşmışsa da, Descartes a göre Tanrı inancının zorunlu olduğunu hemen belirtmeliyiz. Bu, matematik bilginin zorunlu kıldığı bir Tanrı olsa da.. Tanrı fikri, aynı zamanda tüm varlıkların da yaratıcısı olan Tanrinın ruhumuza vurmuş olduğu bir mühür gibi­dir. Kainatın zirvesindedir, mutlak gerçektir, her türlü değer ve hakikatin kaynağıdır’’ Ne var ki, tabiat bilim­lerinde doğruyu tesbit için kabüllenilmiş olan ‘metodik şüphe metodu’, îman ve din alanlarını da yargılamaktan kaçınmamıştır.</p>
<p>Ya Kur’an, şüpheyi nasıl bir muhtevada sunmuştur?</p>
<p>Müşriklerin ‘vahy’ ve nebevi bildiriler karşısındaki zihnî ve fiilî yaklaşımları incelenirse, şüphe etmenin on­ların temel nitelikleri olduğu anlaşılacaktır. Öyle ki, şüphe etmek, gerek îmanüstü bir kaynaktan kendilerine ulaşan İlahî bilgiye, gerekse insanın tabiatta sezip itiraf ettiği Yüce Varlıkla alakalı ipuçları ve köklü kanaatlara karşı olan inançsızlık ruh boyutuyla fizik tepkilerin ana- besleyicisi durumundadır. Adeta, kendi gerçekliklerini ve eşyanın hakikatini kavrama ve insan olma sürecine girmeyi engelleyen merkezî bir vasıf..</p>
<p>Felsefî olarak, daha hassas ve özel bir alanda incele­nen, Descartes’de görüldüğü gibi de, gerçeğin elde edil­mesinde gerekli bir merhale oluşturan ‘şüphe’, Allah’ın birliğini inkar edenlerin kaba tasarımlarında, nitelik ba­kımından insan ile İlahî bilginin uzlaşabilirliği noktası­na yöneliktir</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Sadık Kılıç-Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/suphe-nedir-ve-kuran-supheyi-nasil-bir-muhtevada-sunmustur/">Şüphe Nedir? ve Kur’an, Şüpheyi Nasıl Bir Muhtevada Sunmuştur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/suphe-nedir-ve-kuran-supheyi-nasil-bir-muhtevada-sunmustur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuran-ı Kerimin İnsan&#8217;a Bakışı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-insana-bakisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-insana-bakisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2014 18:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran-ı Kerimin İnsan'a Bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2688</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’an’ın insana yaklaşımında kalbin yerini, potansiyel kıymet ve imkanlarını kısaca belirtmeyi zarurî kılmak­tadır. Kalb, katılığın (Alİ-imran, 159); ilahi bilgi karşısın­da büyüklenme ve kabül etmemenin (Gafur, 30); gafletin (Kehf, 28); korkunun (Al-i İmran, 151; Enfal, 12); eğrilme ve sapmanın (Tevbe, 117); zihnî körlüğün (Hac, 46); ölüm anındaki korku ve dehşetin (Naziat, 8); taşlaşma­nın (Bakara, 74); puta [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-insana-bakisi/">Kuran-ı Kerimin İnsan’a Bakışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-insana-bakisi/istigfar-2/" rel="attachment wp-att-17294"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17294" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/istigfar.jpg" alt="" width="350" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/istigfar.jpg 350w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/istigfar-300x214.jpg 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a></p>
<p>Kur’an’ın insana yaklaşımında kalbin yerini, potansiyel kıymet ve imkanlarını kısaca belirtmeyi zarurî kılmak­tadır. Kalb, katılığın (Alİ-imran, 159); ilahi bilgi karşısın­da büyüklenme ve kabül etmemenin (Gafur, 30); gafletin (Kehf, 28); korkunun (Al-i İmran, 151; Enfal, 12); eğrilme ve sapmanın (Tevbe, 117); zihnî körlüğün (Hac, 46); ölüm anındaki korku ve dehşetin (Naziat, 8); taşlaşma­nın (Bakara, 74); puta tapma düşkünlüğünün (Bakara, 93); îman ve fikir hastalığının (Maide, 52; Enfal 49; Tev­be, 125); İlahî hakikate karşı görünmeyen perdelerin (Enâm, 25; İsra, 46; Kehf; 57); imanî nifakın (Tevbe, 77); şüphenin (Tevbe, 110); mühürlenmenin (Bakara, 7) ve kararmanın merkezi olduğu kadar, müsbet eylemlerin de başlangıcını oluşturur. Örneğin takvanın (Ra’d, 28); îmanın getirdiği huzur ve güvencenin (Feth, 4); acıma ve merhametin (Hadid, 27); itmi&#8217;nanın (Al-i İmran, 126; Mai­de, 113; Enfal, 10; Ra’d, 28); îmanın (Maide, 41; Hucurat, 7); haşyet ve huşûun (Enfal, 2); yakınlık ve ülfetin (Enfal, 63), vd..</p>
<p>Kur’an’ın antropolojisinde, her şeyin, Allah&#8217;ın irade­siyle onun emrine verilmesi (‘teshir’) anlamında kaina­tın ekseni insan ise, insanın varlık ekseni de ‘kalbi’dir, insanın kaderinden evrenin kaderine kadar, her şeyin kendisine bağlı olduğu ana merkez, işte kalb’tir. Öyleyse kalb, bireysel ve toplumsal değişimlerin başlangıç nok­tası olduğundan, her türlü sapma ve yabancılaşma da, ilk kıpırdanışını kalb’te bulacaktır. Bu durum, Hz. Pey­gamberin sözlerinde çok özlü bir biçimde dile getirilmiş­tir:</p>
<p>“İyi dinleyin! Bedende bir et parçası vardır; o iyi ol­duğunda bütün beden de iyi olur; kötü olduğunda, bütün beden de kötü olur.. Bilin ki o,kalptir.’’</p>
<p>Sadık Kılıç, Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-insana-bakisi/">Kuran-ı Kerimin İnsan’a Bakışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-insana-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadir Gecesi Nedir ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kadir-gecesi-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kadir-gecesi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2014 17:30:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi Nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir gecesi: Kulların hayatındaki İlahî tedbir ve takdire delalet eden en kıymetli hadise, Kur’an nuru­nun beşeriyete ulaştığı, tüm varlıklara serpildiği; Selâm’ın beşerî vicdanlara ve insan hayatına yöneldiği; yeryüzünde ve vicdanlarda gerçek barışı yayacak akîde, kavram, yasa, edeb ve terbiye şeklinin insanlığa ulaştığı İlahî ritimler yağmuru. Takdirler anı.. Manevî kıy­metlerin, yasalar ve ölçülerin İlahî makamdan bildirildi­ği; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kadir-gecesi-nedir/">Kadir Gecesi Nedir ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kadir-gecesi-nedir/kadir-gecesi-2/" rel="attachment wp-att-17295"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17295" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/kadir-gecesi-1.jpg" alt="" width="363" height="204" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/kadir-gecesi-1.jpg 545w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/kadir-gecesi-1-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" /></a></p>
<p>Kadir gecesi: Kulların hayatındaki İlahî tedbir ve takdire delalet eden en kıymetli hadise, Kur’an nuru­nun beşeriyete ulaştığı, tüm varlıklara serpildiği; Selâm’ın beşerî vicdanlara ve insan hayatına yöneldiği; yeryüzünde ve vicdanlarda gerçek barışı yayacak akîde, kavram, yasa, edeb ve terbiye şeklinin insanlığa ulaştığı İlahî ritimler yağmuru. Takdirler anı.. Manevî kıy­metlerin, yasalar ve ölçülerin İlahî makamdan bildirildi­ği; fertlerinkini aşan daha büyük kaderlerin: ümmetle­rin, devletlerin ve toplumların kevnî nasiblerinin, hatta hakikatlerin, prensiplerin ve kalblerin hisselerinin be­lirlendiği gece..</p>
<p>Ferdin kendi hayatındaki kadir gecesi, kendi tarihî ve beşerî ifadesiyle birlikte, bütün beşeriyetin Vahiy doğrultusunda tercih edilmesi. Belki de bütün faaliyetle­riyle, sadece kendisine yaklaşmayı gaye edindiği ‘İlahî bir aydınlanma olayı, Nura boğulma’. Binlerce aydan kıymetli olan karanlığı çatlatıcı bu aydınlık gecede, insa­nın varoluş evrenini melekler doldurur. Onun gözünde, insanla birlikte kainat yeniden kurulur; insanın, anlam­dan yoksun ve amaçsız varoluşu, ezelî misyonuna kavu­şur.. Rahmani feyizlerle taşar bu gece. Allh’ın mesaj­cısı Cebrail, bir kez daha insana ulaşacak, mantığı aşan olay bir kez daha gerçekleşerek, Vahiyle insanın tarihi buluşacaktır.</p>
<p>Sonsuzla faninin bu buluşması, insanı, kendi ferdiyetçiliğinin kulesinde geçirdiği münzevî ya­şantısından, harekete geçirici niteliğini yitirmiş zühd ve tefekkür ayinlerinin durgunluğundan çekip çıkarıp, onu bir misyonla donatmak; çatışmalarla, acılar ve gözyaş- larıyla, hicret ve Cihatlarla, kendini Hak uğruna bahşet­melerle yüzyüze getirmek içindir.</p>
<p>Her insanın Kadir gecesi, peygamberi bir şuûrla uyanış gecesidir. Böyle bir şuûrla donanarak, peygam­berlere verasetin gerçekleştiği gece.. Bu gece, herbir fer­din dünyasında, gerçekleşeceği zamanı kollarken, elleri­miz ucundaki bir imkandır. Müminin, taşlaşmış ülkele­rin kalbini ansızın parçalayan bir güneşe; ufukların don­muş yamaçlarında açan şafağın kırmızı gülüne dönüşe­ceği bir gece.. Bizler, Kadir gecelerimizi karşılamadayız Cebrail&#8217;in ‘Rahmani sıkmasıyla&#8217;, ‘ıkra’ ve kalem’ in bilin­cine varıp, insanı ve toplumu Rabbin ilmine emanet etme gecelerine bürünmedeyiz. Cebrail&#8217;in bu nefesinde, ölüm­den dirime geçiş..</p>
<p>Beşerî cehaletlerimizin ortasında, ‘üc­ra’ zamanlarını yaşamak. Beşeriyeti yanlışlara ve çık­mazlara götürmüş olan kalem’ şimdi, Cebrail&#8217;in tema­sından sonra, çağlardan ve beşeriyetten özür dileyecek, çölleşmeye yüz tutmuş zemine Vahiy bereketini serpe­cektir. Toptan bir diriliş gecesi: Her tendeki ruh, her coğ­rafyadaki toplum, her kıtadaki insanlık için hayata yeniden dönüşün bir ‘Kadir gecesi’ olacaktır. Tarihin kaderi yeniden anlama kavuşacak, “Varoluş’, ‘Kalem’in izinde gerçekleşecektir.</p>
<p>Sadık Kılıç, Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kadir-gecesi-nedir/">Kadir Gecesi Nedir ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kadir-gecesi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
