<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nasreddin Hoca | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/nasreddin-hoca/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Sep 2021 10:21:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Nasreddin Hoca | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fırsat Sakal Altından Geçer</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/firsat-sakal-altindan-gecer/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/firsat-sakal-altindan-gecer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 10:21:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Sulhi Ceylan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25300</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nasreddin Hoca&#8217;ya, bir gece rüyasında dokuz akçe verirler. Fakat hoca, dokuz değil on akçe versinler diye ısrar eder. Bu esnada uykusundan uyanan hoca hemen eline bakar ama elinde hiç akçe yoktur. Bu durum karşısında uyumak için gözlerini kapatıp elini uzatan hoca, “Tamam on değil, dokuz akçe olsun” der. 1 “Fırsat sakal altından geçer” diye bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/firsat-sakal-altindan-gecer/">Fırsat Sakal Altından Geçer</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-25298 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/images.jpg" alt="" width="222" height="227" /></p>
<p>Nasreddin Hoca&#8217;ya, bir gece rüyasında dokuz akçe verirler. Fakat hoca, dokuz değil on akçe versinler diye ısrar eder. Bu esnada uykusundan uyanan hoca hemen eline bakar ama elinde hiç akçe yoktur. Bu durum karşısında uyumak için gözlerini kapatıp elini uzatan hoca, “Tamam on değil, dokuz akçe olsun” der.</p>
<p>1</p>
<p>“Fırsat sakal altından geçer” diye bir deyimimiz vardır. Fırsatın her zaman ele geçmediğini, teyakkuz halinde olmamızı ve fırsatların yolunu kollamamız gerektiğini anlatır. İnsan genelde gafildir. Burada gafili, insanın kendini kaptırdığı birtakım olay ve vesileler sebebiyle yıllardır yolunu beklediğini kaçırması anlamında kullanıyorum. Gaflet, etrafında vuku bulan olayları farkedememe, dalgınlık, dikkatsizlik ve basiretsizlik anlamlarına geliyor. Öyleyse bu da umut demektir.</p>
<p>2.</p>
<p>Kanaat, itidalli olmakla, denge sahibi olmakla ilgili bir erdemdir. Kişinin elinde olanla yetinmesi, başkasının elindekine tamah etmemesi, kendisine düşene, kısmetine razı olma halidir. Nefsinin isteklerini itidal dairesi içinde karşılamak ve ihtiyaçları ihtiyacın şiddeti oranında değer vermek de diyebiliriz. Her ne kadar kanaatin en büyük hazine olduğunu bilsek de nedense hırs yapmadan da duramayız. Hırs, arzularımıza ulaşmak için duyduğumuz delice istek, amacımıza ulaşmak için gözümüzü kör eden şehvet&#8230; sorun şu ki hırsın sonu yoktur. Hatta yıllarımızı verip ulaşmaya çalıştığımız şeye ulaşır ulaşmaz gözümüzü daha yüksek değerde bir şeye dikeriz ve bu durum biteviye böyle devam eder. Çünkü hırsın sermayesi insanın ömrüdür ve o ömrü bitirinceye kadar saldırılarına devam eder. Halbuki hayat bir rüya gibidir, sessizce geçer ve geçtiğini bize hissettirmez. Bir rüya hükmünde olan dünyadan uyanmak ise Azrâil&#8217;in eliyle olur ama o geldiğinde dünyadaki nefeslerimizin dolduğunu ve artık ölümün kollarına kendimizi bırakmamız gerektiğini anlarız. İşte bu an, en büyük pişmanlık anıdır. Artık fırsatlar bitmiştir. Sonra yaparım diye erteleyebilecegimiz bir sonramız kalmamıştır. Yarınlar tükenmiş ve dünyada yaptığımız işlerle yüzleşme vaktimiz gelmiştir.</p>
<p>3.</p>
<p>Nasreddin Hoca, bu fıkrada bize kanaati, fırsatları degerlendirmeyi ve eğer bunları hayatımıza uygulamazsak büyük bir pişmanlık içine düşebileceğimizi anlatıyor. Fıkrada rüya, bize bahşedilen ömre denk geliyor. Rüya görülme süresinin çok kısa olduğu, hatta saatlerce rüya gören kişinin gerçekte rüyada geçirdiği sürenin saniyelerle ifade edildiği herkesin malumudur. Nasıl ki uyanan bir insan tekrar uyuyup rüyaya kaldığı yerden devam edemezse insan da öldü mü artık dünyaya geri gelip yarım bıraktığı ve ötelediği işleri halledemez. Nasreddin Hoca da bunun derdini anlatıyor zaten. Dokuz akçe, dünya nimetlerini simgeler. Mal ve mülkü&#8230; Hocanın on akçe istemesi ise hırs ve tamalhumızı anlatır. Bir başka ifadeyle açgözlülüğümüzü. Elimizdekini az görüp daha fazlasını istemeyi. Açgözlülüğün sonu ise eldeki nimeti de kaybetmektir. Zaten rüya da böyle bitiyor. Elindeki fırsatı kaçıran hocanın aklı başına geliyor ama iş işten geçiyor. Sonuç pişmanlık&#8230; Artık dokuz akçe de yoktur.</p>
<p>4.</p>
<p>Şeyh Sa&#8217;di-i Şirâzi, “Zengin olmak istersen, kanaatten başka bir şey isteme. Kanaat, hoş ve tatlı bir devlettir” der. Evet, kanaat devlettir, onun sayesinde insan başkasına muhtaç olmaktan kurtulur ve özgürleşir. Başkalarına olan bağımlılığımız ve beklentilerimiz bizim özgürlüğümüzün derecesini belirler. Bir diğer mesele ise her beklentinin bir hayal kırıklığına dönme ihtimalidir. Zira ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür, gibi bir irfan bilgisi önümüzde durmaktadır. İnsan, genelde sebepsiz beklentiler içine kendini atmayı çok iyi bilir. Kendi gayreti ile başaramadığı ve emek verip çözmediği sorunları birinin gelip bir şekilde halledeceğini ve rahatlayacağını sanır ama ne yazık ki bu zan ile ölüverir. Hırs mahrumiyetin sebebi olduğu gibi kanaatsizlik de pişmanlığın sebebidir. Bir de bütün bu kanaat tanımları üzerinde bir tanım var ki o da hakikat ehline, velilere ait: “Kanaat, kendisine alışılan, yakınlık kesbedilen şeylerin bulunmaması halinde bile huzur ve sükünet içinde olmaktır.” Elde bir şeyin olup olmaması önemli değil, önemli olan kalbin bu yokluklar karşısında göstereceği tavır.</p>
<p>Sulhi Ceylan &#8211; Kendini Mayalamak,syf.19-22</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/firsat-sakal-altindan-gecer/">Fırsat Sakal Altından Geçer</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/firsat-sakal-altindan-gecer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuyular İlk Nerede Oluşur? </title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuyular-ilk-nerede-olusur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuyular-ilk-nerede-olusur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 09:38:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[haz duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[konfor]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Sulhi Ceylan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nasreddin Hoca bir gece kuyudan su çekmek için bahçeye çıkar. Kovayı kuyuya sarkıttığı an ayın kuyudaki yansımasını görür. Hemen telaşla eşine seslenir, “Hanım çabuk çengeli getir, ay kuyuya düşmüş” der. Hanımı gece vakti hocaya dert anlatamayacağını bildiği için hemen kalkıp çengeli götürür. Çengeli alan hoca kuyuya sarkıtıp ayı yakalamak için uğraşmaya başlar. Tam o esnada [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuyular-ilk-nerede-olusur/">Kuyular İlk Nerede Oluşur? </a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-25298 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/09/images.jpg" alt="" width="316" height="323" /></p>
<p>Nasreddin Hoca bir gece kuyudan su çekmek için bahçeye çıkar. Kovayı kuyuya sarkıttığı an ayın kuyudaki yansımasını görür. Hemen telaşla eşine seslenir, “Hanım çabuk çengeli getir, ay kuyuya düşmüş” der. Hanımı gece vakti hocaya dert anlatamayacağını bildiği için hemen kalkıp çengeli götürür. Çengeli alan hoca kuyuya sarkıtıp ayı yakalamak için uğraşmaya başlar. Tam o esnada çengel kuyudaki taşlara takılır. Hoca çeker ama bir türlü beceremez. En son var gücüyle asılır ve ip kopar. Kendini sırt üstü yerde bulan hoca gökyüzüne bakar ki ay yerine gelmiş ve hemen şöyle der: “Allah&#8217;a şükür, çok zahmet çektim, belimi bile incittim ama ay da yerine geldi.”</p>
<p>1.</p>
<p>İnsanın zihin dünyasında oluşturduğu kuyuları vardır. Akıl kuyusu, beden kuyusu, arzu kuyusu, konfor kuryusu, mantık kuyusu ilk akla gelenler&#8230; Bunları kazarak kuyu haline getiren insanın kendisidir. Tutkularımız bu kuyuları derinleştirir ve bu durum zamanla saplantıya dönüşerek terkedilemez bir hal alır. Çünkü “kuyu derin ve ip ise kısa”dır. İpi uzatmak için öncelikle kişinin kuyuları kendinin kazdığının farkına varması ve daha sonra bu farkındalık sayesinde kendi ile yüzleşmesi gerekir. Kuyu metaforuyla insanın hakikate ve erdeme ulaşma yolculuğunda kimi zaman şahsiyetini, kimi zaman sağlıklı düşünme yetisini, kimi zaman gençliğini elinden alan engelleri kastetmekteyim. Kimi zamansa kendini.</p>
<p>2.</p>
<p>Konfor ve rahatına düşkün olmak da insanın kuyularından biridir. Fıkrada hoca, yatağından kalkıp su almak için bahçeye çıkarak alıştığı hayat şartlarını âdeta bozmakta ve arayışa başlamaktadır. Arayışın sonu ise suya kavuşmak, insanın kendi derinindeki hazineye ulaşmasıdır. Fakat rahatına düşkünlük ise kişiyi tembelliğe götürdüğü gibi aramanın sonucu olan bulmayı da dinamitleyen bir hastalıktır. İnsan kendine sondaj yapmadıkça hiçbir zaman kendi hazinesine ulaşamadığı gibi bir zaman sonra arayıştan da vazgeçer. Alışmak insanın en sevdiği hastalıktır.</p>
<p>3.</p>
<p>İnsan haz kuyusundan nasıl çıkar? Tek amacı hayattan zevk ve keyif almak olan, şehvetler tarafından istila edilen, sürekli kendi nefsini düşünen insanlar kendi bedenlerinin kuyusunda hapis durumdadırlar. Nefis, insanın kendisi ise asla bu kuyudan çıkmak istemez. Bilakis sürekli kuyuyu derinleştirme derdindedir. Çevrenin etkisi, arkadaşlar ve alışkanlıklar da bu kuyunun derinleşmesine zemin hazırlar. Bu kuyunun ana özelliği aklın iştirak etmediği, günübirlik tercihlerle kazılmış olmasıdır. Yarınını ve ahiretini düşünmeyen, dünyada bulunmanın manası hakkında tefekkür etmeyen, öleceğini hiç aklına getirmeyen nefislere aklı değil şehvetleri kılavuzluk eder.</p>
<p>4.</p>
<p>Nasreddin Hoca bu fıkrası ile bize yol göstermekte ve kuyuya düşen aydan hareketle nefis girdabında bir oraya bir buraya savrulan ruhumuzu kurtarmak gerektiğini söylemektedir. Hocanın hanımını çağırması bir ârife gönül vermeyi simgeler. Hanımının getirdiği çengel ise ibadetlere denk gelir. Dua, zikir, tefekkür, ölümü düşünmek gibi ameller sayesinde kişi yıllardır devam eden hayatına çeki düzen verip kuyudan çıkmak için güç toplayabilir. Hocanın ipin kopması sonucu düşüp gökyüzünde ayı görmesi ise hakikatin her zaman son derece açık olduğunu ama onu görmek için gayret ve çalışma gerektiğini anlatır. Gözümüzün önünde olan bizden en çok saklı olandır. Günlük iş ve uğraşlar bizi kendi hakikatimizden uzaklaştırır. Hanımının hocaya, ayın kuyuya düşmeyeceğini anlatmaması ve hakikati kendisinin anlamasını sağlaması ise öğretim ve sülükte tedriciliğe denk gelir. Kişinin bazı hakikatleri anlaması için o hakikatlerin gerektirdiği anlayış ve görüş seviyesine çıkması gerekir. Bunun içinse niyet ve gayret gerekli olup yolda bulunmaya devam etmelidir. Fıkradaki ay ise kişinin kalbini ve hakikati simgeler. Ârifin himmeti ve sâlikin de çalışması ile kuyudaki aya benzetilen kalp, hakikatine ulaşır. Bu durum ise kalbin Beytullah hükmünde olduğuna atıftır. Asıl hedefe aykırı her türlü amaç ve düşünceden temizlenen kalbe Allah Teâlâ zamandan ve mekândan münezzeh olarak tecelli eder. Unutmadan şunu da söylemeliyim: İbnü&#8217;l-Arabi hazretleri cehennemin derin kuyu anlamına geldiğini söyler. Peki bu kuyular ilk nerede oluşur?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sulhi Ceylan &#8211; Kendini Mayalamak,syf:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuyular-ilk-nerede-olusur/">Kuyular İlk Nerede Oluşur? </a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuyular-ilk-nerede-olusur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
