<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>narsist | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/narsist/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Dec 2019 22:12:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>narsist | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Can Sıkıntısından Kaçmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/can-sikintisindan-kacmak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/can-sikintisindan-kacmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 08:44:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Alışveriş Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[boş zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Can sıkıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[Can Sıkıntısından Kaçmak]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meltem, büyük bir şirkette yönetici olarak çalışıyor, işinde oldukça başarılı ve genç yaşına rağmen daha şimdiden çok iyi bir terfi aldı. Aslında bu terfi, onu tanıyanlar için sürpriz değil çünkü bu terfiyi almak için çok çalıştı. Meltem de bu durumdan çok mem­nun görünüyor. Yeni pozisyonu daha çok çalışmasını gerektirecek ama olsun o zaten bunu seviyor. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/can-sikintisindan-kacmak/">Can Sıkıntısından Kaçmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-23611" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/sebepsiz-can-sikintisi-768x432-300x169.jpg" alt="" width="389" height="219" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/sebepsiz-can-sikintisi-768x432-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/sebepsiz-can-sikintisi-768x432-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/sebepsiz-can-sikintisi-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" /></p>
<p>Meltem, büyük bir şirkette yönetici olarak çalışıyor, işinde oldukça başarılı ve genç yaşına rağmen daha şimdiden çok iyi bir terfi aldı. Aslında bu terfi, onu tanıyanlar için sürpriz değil çünkü bu terfiyi almak için çok çalıştı. Meltem de bu durumdan çok mem­nun görünüyor. Yeni pozisyonu daha çok çalışmasını gerektirecek ama olsun o zaten bunu seviyor. Üstelik, emeğinin takdir edilmesini kim sevmez ki?Fakat işler tam olarak Meltem&#8217;in planladığı gitmiyor. Bu ter­fi için zaten çok çalışmıştı; yeni görevinde daha fazla yoruluyor. Artık kendine ve sevdiklerine ayıracak hiç boş vakti yok. Terfinin üzerinden sekiz ay geçti, fizik­sel yorgunluğuna bir de ruhsal çöküntü eşlik ediyor. Bir sabah, patronunu arıyor, &#8220;Hastanedeyim, tüken­mişlik sendromu olabileceğini söyledi doktor; bir süre dinlenmem lazım, işe gelemeyeceğim,&#8221; diyor. &#8220;Elbette, iyice dinlen,&#8221; cevabını alıyor patrondan. İşyerindeki tempoyu diri tutması gerektiğini bilen patron, tele­fonu kapatınca yanındaki meslektaşına dönüp şöyle diyor, &#8220;O kadar fazla bir iş yoğunluğu yoktu aslında, abartıyor galiba&#8230;&#8221;</p>
<p>Zamanla yanşan insanlar var, mutlaka bazılarını tanımışsmızdır. Hep aceleleri ve yapılacak işleri var. Her işleri önemli ve hepsini sadece onlar yapmalı. Bazen bu insanların kendilerine sürekli iş icat ettiğini dü­şünürüm. İnsan bunu kendine neden yapsın, diye sor­mayın çünkü bu çok yoğun olma hissi ile varlıklarını anl<u>aml</u>andırmaya çalışırlar. Aşırı meşguliyet bir tür narsisistik kafes. Kendini çok meşgul eden işkoliklerin böylece kendilerini daha önemli hissettiğini söyleyebi­liriz. Varoluşsal yaralarımıza bir pansuman gibi.</p>
<p>Çok şükür, dijital çağ kendimizi meşgul etmemizi ve can sıkıntısından kaçmamızı sağlayacak yeterince araç sunuyor! Üstelik sunduğu araçlar mekândan ba­ğımsız kullanılıyor; yolculukta, işte, evde her daim eli­mizin altındalar. Canımızın sıkılmaya âdeta vakti kal­madı. Can sıkıntısı, buhran içindeki modern öznenin yaygın bir ruh hali olarak karşımıza çıkıyor. Yenilik ve buluşun, hız ve ilerlemenin kutsal bir mertebe kazan­dığı modern dünyada, onca uyandan bitap düşmüş ru­hun imdat çığlığı. Arzuyu, iradeyi ve anlamı yutan bir canavar ağzı, modern bir iblis. Can sıkıntısı, yalnızlık gibi asrın vebası halini aldıysa kültür ve toplum anlam taşıyıcısı olarak görevlerini yapmıyor demektir. &#8220;Boş&#8221; zamandan, aylaklıktan, ruhun kuluçkaya yatabileceği anlardan korkuyor ve onu etkinliklerle tıka basa dol­duruyoruz. &#8220;En hareketli olanlarımız, sıkılma eşiği en düşük olanlarımız,&#8221; diyor Lars Svendsen. Sıkıntı halin­de zaman geçmez, insan zamanı hisseder. İçi anlamlı bir biçimde doldurulamayan ve giderek uzayan zaman, acı verici bir sıkıntıya dönüşür. Sıkıldığımızda zamanla bir meselemiz vardır, onunla ne yapacağımızı bileme­yiz. Sıkıntı, varlığı zamana hapseder.</p>
<p>Can sıkıntısı, modern insanın anlam buhranının en önemli belirtisi. Ruhlarımıza yön tayin eden kutup- yıldızını yitirmiş gibi, anlamın olmadığı bir dünyada kaybolmuş ve şaşkın bir haldeyiz. Her sokak başında anlam krizi karşımıza çıkıyor. Anlamın yerine koyaca­ğımız, anlam yanılsaması yaratacak her şeye umutsuz­ca yapışıyor, geçici nesnelerde kimliğimizi arıyoruz. Hayatlarımızı artık &#8220;tamzamanlı turistler&#8221; olarak yaşı­yoruz: &#8220;Bir turist uğrağı olarak hayat&#8221;. Tatilde, günlük hayatta, evde, dışarıda, her zaman turist. Gelenek te­varüs ediliyor ve hiç yoksa, insana bir süreklilik duy­gusu kazandırıyordu. Modern insan hiçbir şeye sada­kat duymak zorunda değil, hayatın albenili seçenekleri arasından dilediği yaşam biçimini seçebilir ve yeri geldiğinde onu terk edip bir başkasına yönelebilir. Ha­yat tarzı bir libas gibi giyinip soyunulur, ne geçmişten tevarüs edilir ne de bugün uğruna ter dökülür. Emeğin olmadığı yerde anlam da yoktur. Ruha canlılık hissi­ni veren anlamın ta kendisidir ve anlamın kaybı dün­yanın kaybedilişi ve yoksullaşmasıdır. Anlam kaybını hisseden bir varlık sıkılabilir ancak.</p>
<p>Can sıkıntısı, anlamın geri çekilmesi ve anlam ih­tiyacımızın karşılanmamasıyla ortaya çıkıyor dedik. Bize tatmin bulmayan bir anlam açlığını haber veri­yor. Zamanın boşluğundan bahsederken galiba aslında anlam boşluğundan bahsetmiş oluyoruz. Bir tür &#8220;ni­teliksiz yaşantı&#8221;. Sual şu: İnsanlar iki yüz yıl önce de sıkılıyorlar mıydı? Pek çok kuramcı, moderniteye yol açan toplumsal ve kültürel değişikliklerin, sıkıntının yaygınlaşmasına hizmet ettiğini söylüyor. Bütün im­kânların eşit ölçüde değersiz olduğu bir dünya &#8220;hiper- sıkıntı&#8221; dünyasıdır ve geleneksel anlam kaynaklarının kurumasıyla da yaygın bir kültürel kuvvet halini al­mıştır.</p>
<p>Modern anlam krizi, geleneksel anlam yapıla­rının sökülüp atıldığı bir dünyada, onun yerine sade­ce tüketiciliğin ikame edilebilmiş olmasıyla kendisini gösteriyor. İçimizdeki boşluğu ancak dışarıdan alman nesnelerle doldurabileceğimizi sanıyoruz. Sıkıntıdan kaçmak için yöneldiğimiz etkinlikler de bir süre son­ra sıkıcı hale gelmeye başlıyor ve sonra dikkatimizi çelebilecek güçte başka eylemlere yöneliyoruz. Ruhu heyecana boğacak her türlü etkinliğin peşi sıra sorgu­suz sualsiz sürüklenirken içimizdeki karadelik bütün heyecanları yutuyor. Tüketim endüstrisi o zaman bize yeni zevk ve heyecanlar pazarlıyor zira mutlu hayat, sı­kıntıya karşı inşam koruyan, yeni mal ve heyecanlar satın almaya izin veren bir hayattır. Modern insanın pasaportu olarak para, can sıkıntısını savabileceğimiz &#8220;AVM&#8221;lere, spor merkezlerine, güzellik salonlarına, eğ­lence parklarına giriş izni verir. &#8220;Ölmeden önce&#8221; yap­mamız gereken ne çok şey vardır! Her şeyi denememiz ve hayatın sunabileceği hazlar havuzundan yeterince kâm almamız beklenir.</p>
<p>Derin can sıkıntısı, &#8220;varlığı bütünüyle yutan&#8221; bu ka­yıtsızlık hali aslında, içinde bir imkân olarak &#8220;muhayyile anları&#8221;nı da barındırır. Varlık, özgürlük ve sorumluluğu üstlendiğinde, anlamı eksen alan bir hayatı seçebilir. Can sıkıntısının panzehiri işte bu doğurgan andır: Sığ dikkatin talim ile derinleşmesine izin vermemizledir ki tefekkür ve murakabeye kapı açarız. Derin ve yoğun bir dikkati öğrenmek ve hayata geçirmek için insana, ta­biata, kâinata hayret nazarıyla bakmayı başarabilmek gerek. Gönül gözümüzü dört açarak. İnsan ancak yo- ğunlaşabilmekle kendi ruhuna değebilir. Kendi ruhuna değmekle başka ruhlara da dokunabilir. Ancak yoğun­laşmakla kendi dışımıza çıkar ve varlığa nüfuz ederiz. &#8220;Manzara bende düşünüyor, ben onun bilinciyim&#8221; di­yen ressam Cezanne gibi, o zaman şeylerin kokusunu da görebiliriz. &#8220;Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur&#8221; diyen Yunus Emre asırlar öncesinden var­lığa anlam katan hayret duygusuna işaret ediyor. Ve &#8220;Rabbim hayretimi artır,&#8221; diye dua eden son Resul. Can sıkıntısını iyileştirmek için, Kartezyen şüphenin yerine hayret nazarını yerleştirmemiz gerekiyor. Sanal yaşan­tıların yerine de gerçek ve organik yaşantıları.</p>
<p>K<u>akılmı</u>ş candan umut kesilmez.</p>
<p><strong><em>Hatırlatma:</em></strong></p>
<ul>
<li>Kuşak farkını ciddiye alın. Milenyumluların farklı düşünce ve iletişim tarzlarını önemseyin.</li>
<li>Roma&#8217;da Romalılar gibi davranın; bir Milenyumlu ile karşılaştığınızda da Milenyumlu gibi! Tabii eğer kendinizi dinletmek istiyorsanız&#8230;</li>
<li>Çocuğunuzun ya da gençlerin değişen öğrenme alışkanlıklarını gözlemleyin; onlara bir şey öğret­mek istiyorsanız aynı frekanstan yayın yapın ki sizi duyabilsinler.</li>
<li><em> </em>Dijital yerlilerin ya da çocuklarınızın teknoloji ile ilişkisini sürekli eleştirerek, iletişim kanallarını ka­patmayın. Ernpati kurun. Onların yaşamındaki karşılığını anlamaya çalışın.</li>
<li>Zihninizin sınırlarını iyi kavrayın. Bilişsel kontrol becerilerinizi artırmak için çaba gösterin, ister yü­rüyün, ister koşun, ister aikido yapın ama sağlık­lı bir zihne sahip olmak ve dikkatinizi geliştirmek istiyorsanız fiziksel egzersizi hayatınızdan eksik etmeyin.</li>
<li>Çoklu görevler üstlenerek ya da sürekli görev geçişi yaparak dikkatinizi dağıtmayın, iyi bir planlama ile işe başlayın.</li>
<li>Ekrana değil, sevdiklerinizin yüzüne bakın. Çocuk­larınızı ekran karşısında unutmayın!</li>
<li>Ödevlerini ekran karşısında yapmak isteyen diji­tal yerlinize, bunun pek verimli olmadığını basitçe anlatın.</li>
<li>Kitaplıklar ve kütüphaneleri hayatınızdan çıkar­mayın. Bir kitabın sayfalarında kaybolma, hayal kurma yetinizi kaybetmeyin.</li>
<li>Hızlanarak değil, yavaş yavaş hayatta kalıyoruz, insanlık tarihini yeniden yazacak bir teoriniz yok­sa, buna uygun davransanız iyi edersiniz.</li>
<li>Deneyimlerinizi zenginleştirin. Daha çok yürüyün. Günlük rutininizin dışına çıkın. İşe gittiğiniz, eve döndüğünüz yolu değiştirin. Yeni uğraşlar edinin.</li>
<li>Hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Unutmayın, ha­yalleri elinden alınmadıkça, kimse kaybetmiş sayılmaz!</li>
</ul>
<ul>
<li>Zihninizi bir çöplüğe çevirmeyin. Dikkatinizin na­sıl çelindiğinin bilincinde olun ve ona göre pozis­yon alın.</li>
<li>Yeni konular öğrenin. Fiziğin temel yasaları, bas­ketbolün kuralları ya da dinler tarihi&#8230; Neyi merak ediyorsanız okuyun. Bilmek, &#8220;anlamlandırmanızı&#8221; sağlar, &#8220;anlam&#8221; da yaşamdan daha çok keyif alma­nıza yardımcı olur.</li>
<li>Açık havada daha çok zaman geçirin. Zihninizi serbest bırakın. Bir &#8220;yapılacaklar listesi&#8221; ile yaşa­mayı bırakın.</li>
<li>Dikkatle dinlemeyi öğrenin. Daha çok susmaya, daha az konuşmaya çalışın.</li>
<li>Sevdiklerinize vereceğiniz en güzel hediye, dikkati- nizdir; bu konuda cömert olun.</li>
</ul>
<p><em> Kemal Sayar-Berna Yalaz &#8211; Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak,syf.</em></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/can-sikintisindan-kacmak/">Can Sıkıntısından Kaçmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/can-sikintisindan-kacmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibirli Kalp</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 08:29:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Kibirli Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kibre uyma sîret-i şeytânidür Kıl tevazu kol sıfat insânidür Ahmed-i Rıdvan Kibre gitme ki şeytanın içi kibirle doludur. Sen tevazu yolunu seç, çünkü tevazu (Âdem&#8217;den dolayı) insanın sıfatı olmuştur. RAHMET dediğimiz yağmur suları dağ başlarında değil, alçak vadilerde birikir. Kibirli insanların kalpleri de böyledir ve rahmet onların kalplerinden akar, alçak gönüllülerin kalple­rinde toplanır. Kibir, kişinin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/">Kibirli Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23566 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-600x401.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/189024.jpg 692w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><em>Kibre uyma sîret-i şeytânidür </em></p>
<p><em>Kıl tevazu kol sıfat insânidür</em></p>
<p>Ahmed-i Rıdvan</p>
<p>Kibre gitme ki şeytanın içi kibirle doludur. Sen tevazu yolunu seç, çünkü tevazu (Âdem&#8217;den dolayı) insanın sıfatı olmuştur.</p>
<p>RAHMET dediğimiz yağmur suları dağ başlarında değil, alçak vadilerde birikir. Kibirli insanların kalpleri de böyledir ve rahmet onların kalplerinden akar, alçak gönüllülerin kalple­rinde toplanır.</p>
<p>Kibir, kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla baş­kalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunmasıdır ve elbette kal­bin en kötü hastalığıdır. Kabristanlar, maalesef &#8220;Küçük dağ­ları ben yarattım&#8221; havasında yaşamış insanlarla doludur. Ve aramızda onlardan çok çok vardır. Büyüklenme, böbürlenme, başkalarını küçük görme hastalığına tutulmuş insanlar&#8230; En kötüsü de inancı reddedip Allah&#8217;a karşı kibir taşıyan, yendisini yaratmış olana karşı boyun eğip kulluk etmeyi kendine yediremeyen kibirliler&#8230; Sahip olmadığı meziyetlerle övüne­rek kendini olduğundan farklı göstermeye çalışanlarsa başka bir âlem. Kendinden başkasını beğenmeyen narsist ruhlar&#8230;</p>
<p>Kibir üç kademedir. En az zararlı olanı gururdur. İnsan geçici değerlere aldanıp onlarla avunuyorsa gurur sarhoşu olmuştur. Bunun bir derece zararlısına &#8220;ucb&#8221; derler. İnsan başkasını küçük görmeden kendini ve yaptıklarını beğenerek böbürleniyorsa ucba müptela sayılır. Bunlar narsist bir duy­gunun içindedir. Üçüncüsü ise kibirdir; yanı insanın kendi­ni büyük görmekle birlikte karşısındakini de küçük görmesi halidir. İşte kalpleri karartan da budur. Çünkü bu tamamen şeytanın uşağı olmaya benzer. Nitekim şeytan da kendisinin Âdem&#8217;den daha üstün olduğunu ileri sürerek secde etmemiş ve lanetlenenlerden olmuştu.</p>
<p>Kibir insanın manevî yardım almaşım engelleyen önemli bir hastalıktır. Bunun giyim kuşamla, mevki makamla, para pulla alâkası yoktur. Sofrasında akşam yemeği bulunmaya» nice fakirlerde de, herkese hidayet yolu gösteren nice şeyh efendilerde de bulunabilir. Kişinin sorumluluğu, başkasına göre değil kendi nefsine göre kibrini sorgulamak ve yanlıştan dönmektir. Gazzâlî kibrin, insanın müminlere yaraşır huylar kazanmasını önlediğini ve cennete girmeye engel olacağım; bunun da asıl kaynağının kibirli kişinin kendisi için istediğini başkaları için isteyememesine bağlar&#8230;</p>
<p>Kibrin tedavisi için yalnızca bir yol vardır: tevazu. Kibir yüzünden kalbimizi istila eden katılıklar, kabalıklar, sertlik ve soğukluklar hep tevazu ile arındırılır. Gerçekten iyi bir in­san kibirli olamaz. Kibirli ise iyi olamaz. Kibir kalbimizi oldu­ğu gibi ruhumuzu da bozup hasta eder. İnsan her daim zayıf ve âciz bir varlık olduğunun bilinciyle hareket ederse Allah onun itibarını hem insanlar arasında hem de kendi katinda günden güne büyültür. Bir damla sudan yaratıldığını bilen birinin kendini yaratana karşı veya kendisi gibi bir damla su­dan ibaret olan birine karşı kibirlenmesi ne ola ki? Sonunda yan yatmış bir mezar taşı mı?</p>
<p>Hani denilmiştir: &#8220;Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var!..&#8221;</p>
<p>İskender Pala &#8211; Kalp,syf.279-282</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/">Kibirli Kalp</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kibirli-kalp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
