<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müslüman | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/musluman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Sep 2019 17:28:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Müslüman | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fatih&#8217;in Büyük Mirası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Sep 2019 17:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[1453]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyet]]></category>
		<category><![CDATA[nurettin]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[topçu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük atamız Fatih&#8217;in bize bıraktığı mirası Kostantiniye&#8217;nin fethinden ibaret görmek onu anlamamaktadır. Roma&#8217;nın varisi olan Bizans İmparatorluğu&#8217;nun dünya haritasından silinerek cihan tarihinde yeni bir devrin, Peygamber&#8217;in duasına mazhar olmuş bir kılıçla açıldığını düşünmek de bu mirasın bütün servetini ihtiva etmez. Çaldıran kahramanıyla, Plevne gazisini, Mehmed Akifle, Hüseyin Avni&#8217;leri de içerisine alan bu muhteşem miras, Türk [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/">Fatih’in Büyük Mirası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük atamız Fatih&#8217;in bize bıraktığı mirası Kostantiniye&#8217;nin fethinden ibaret görmek onu anlamamaktadır. Roma&#8217;nın varisi olan Bizans İmparatorluğu&#8217;nun dünya haritasından silinerek cihan tarihinde yeni bir devrin, Peygamber&#8217;in duasına mazhar olmuş bir kılıçla açıldığını düşünmek de bu mirasın bütün servetini ihtiva etmez. Çaldıran kahramanıyla, Plevne gazisini, Mehmed Akifle, Hüseyin Avni&#8217;leri de içerisine alan bu muhteşem miras, Türk milliyetçiliğidir. Milliyetçiliğimizin doğuşunu XX. asrın kapılarına veya daha yakın zamanlara getirenler, ecdadı da, tarihimizi de, milletimizi de bilmeyenlerdir. Bunlar Fatih&#8217;in torunları değildir; içimize karışan yabancılardır.</p>
<p>Daha Osman Bey&#8217;den başlıyarak Kayıoğulları, Anadolu&#8217;da milli birlik meydana getirmenin idrak ve iradesine sahip oldular. Ve bu dava uğrunda asırlarca sürekli başarı gösteren kahramanlar yetiştirdiler. Ankara Kalesi önünde bir millet ruhundan ateş alan bir Yıldırım&#8217;ın elinde kırılan kılıçla, bu topraklara milliyetçiliğin tohumlarını serpmişlerdi. Beşyüz sene sonra Çanakkale&#8217;nin toprağına gömülen gövdelerden göklere yükselen iman, milliyetçiliğimizin miracı oldu. İstiklal savaşını başaran bu imandır. Anadolu&#8217; da etrafına hakim büyük bir müslüman-Türk devleti kurma iradesi ilk olarak Yıldırım&#8217;ın kalbinde yer almıştı. Bu.davayı Fatih Sultan Mehmed Han başardı.</p>
<p>Milliyetçiliğimizin bayrağı Fatih tarafından Ayasofya&#8217;ya çekildi. Yavuz aynı mabette hilafeti teslim alırken Büyük Muhammed&#8217;in davasının hizmetkarı olacağını haykırarak bu davanın ruhuna İslam&#8217;ın mukaddes kanını karıştırdı. Toprağıyla, havasına İslam&#8217;ın ruhu sinen Anadolu&#8217;da Osmanoğulları&#8217;nın kurduğu ve altıyüz sene onların eliyle gelişen büyük devletimizin yaşattığı ideal işte böyle bir milliyetçilikti. Başından .sonuna kadar milliyetçilik davasına sadık kalan, Türkleştirme ve İslamlaştırma siyasetini ön planda tutan bu devletin yıkılışını milliyetçilğimizin başlangıcı sayanlar, bizden olmıyanlarla, bizi bilmiyenlerdir. İslam&#8217;ın ruhundan tiksinenler, son asırlarda müslümanlığın mümessillerindeki zaaftan kuvvet alarak, tarihin çağları içerisinde gelişen gerçek milliyetçiliğimizi red ve inkar ederek, iptidai kabile ruhunun hayatında milliyetçilik tohumları ve totem kültüründe ruh kaynakları aradılar. Elbette netice hüsran olacaktı. Vatandan uzaklarda vatan aramak, vücuttan uzaklarda ruh aramak gibi bir vehimdi. Bugün bu vehimden kurtulan nesiller, milliyetçiliğimizin prensiplerini, yani dayandığı temelleri uzaklarda aramasınlar. Onu Fatih&#8217;in büyük mirasında bütünüyle hazırlanmış buluyoruz. Fatih&#8217;in ecdadından ilim ve ilham alarak hazırladığı milliyetçilik davası, onun toprak yani vatan, din ve devlet anlayışında tecelli eden ve insan anlayışında gayesine eren, torunları tarafından akıtılan kanlar ve yapılan manevi cihadlarla, bu mukaddes dava, cihan tarihinde eşi bulunmaz bir ruh yapısına dayanan muhteşem bir manevi mimarının temellerine dayanmaktadır. Bu temel fikirleri gözden geçirelim:</p>
<p>Fatih ve torunları Anadolu&#8217;yu anavatan yaparak kurdukları imparatorluğun topraklarını timar zeamet ve has sistemiyle  merkeze bağlayarak idare ettiler. Devletin kuruluşu, Anadolu beyliklerinin ortadan kaldırılmasıyla tamamlandı. Devlet tam manasıyla bir Anadolu Türk devleti oldu Sonra bu devlet, milli hudutları dışında İmparatorluk topraklarına taştı.</p>
<p>Vaktiyle Anadolu&#8217;da Türk istilasının başladığı XI. yüzyılda Alparslan&#8217;ın veziri Nizamülmülk tarafından yapılan toprak reformu, yani Anadolu toprağının eşit olarak bölünüp dağıtılması hadisesi, Kanuni Süleyman zamanında geniş ölçüde İmparatorluk toprakları üzerinde tekrarlandı. XX. asırda hakkıyle ve hukuki değerleri içinde yapılmasına gücümüz yetmeyen inkılabı onlar kendi asırlarında yaptılar. Bunu, ferdi hırsları ortadan kaldıran bir cemiyetçiliğin tezahürü olarak, milliyetçilik hareketi diye kaydetmeliyiz. Bu anlayışa temel olan ana fikirleri belirtelim: Toprak devletindir: ferdler onu eşit şartlarla işler, hür olarak faydalanırlar.</p>
<p>Fatih ve ecdadının din anlayışı bütün milli tarihimizin manevi siyasetini teşkil etmektedir. Peygamber&#8217;in ruhani serdarlığında Allah uğruna cihad yemini yapan hükümdarın bütün mesuliyetini omuzlarına yüklendiği İslam davası, hiçbir milletin hayatında görülmeyen bir ahlaki seviyeye bizi yükseltti. İslam insan ruhunun bütün bölgelerinde tatmin yaratmaya yeterli bir sistem olarak Türk çocuğuna şayan-ı hayret bir şahsiyet kazandırdı. Dünyanın neresine gitse Türk haliyle, karakteriyle, vekarıyla ve imanının simasında parıldayan nuruyla tanınıyordu.</p>
<p>Onun varlığını şerefli ve sevimli yapan incelikle zerafet, zeka ile el ele veren şefkat ve haysiyet Türk&#8217;ü, ancak asırlar içerisinde erişilebilen medeni seviyenin zirvesine yükseltmişti. Bugün bu zirveden ne kadar aşağılardayız!</p>
<p>İslam dini, kendi sinesinden çıkardığı, kendi hayat ve kainat görüşünü incitmeyen düşünüş ve inanışların dışında kalan yabancı ideolojilere karşı Türk ruhunun, İstanbul surlarıyla Budin ve Belgrad kalelerinden daha kuvvetli kalesi oldu. Yunus&#8217;un Allah elinden çıkmışcasına saf ve ilahi olan mistisizmi Hacı Bayram&#8217; da bütün bir örf ve ahlak sistemi haline gelebildi. Müftü Ali Cemali&#8217;de devlet iktidarının hazinesi oldu. Osmanoğullarının ele aldığı, Fatih&#8217;le, Yavuz gibi dahi devlet adamlarının siyasi tarihe insan zekasının harikalarından biri halinde tevdi ettikleri devlet anlayışı, merkeziyetçi ve otoriteli devletti. Aynı zamanda hukuk-i ibaddan hükümdarı şiddetle mesul edici totaliter esasa dayanıyordu. Bu üç karekteri kısaca tahlil edelim.</p>
<p>Önce merkeziyetçi idi. Üç kıtaya yakın devlet ülkesini bir merkeze sımsıkı bağlıyordu. Eski Roma lmparatorluğunun koyu merkeziyetçiliği bizde adalet ve mesuliyet prensiplerine bağlı olarak akla hayret veren bir hukuk ve ahlak nizamı içinde yaşatılmakta idi. Devlet ve fazilet dahisi atalarımız, ilk çağın Büyük Roma İmparatorluğunu olduğu kadar, XIX ve XX. asırların Büyük Britanya İmparatorluğu&#8217;nu da geride bırakmışlardı. Orta Asya&#8217;da kurulan diğer Türk devletleri böylece bir merkeziyetçiliğe bağlanmadıkları için yıkıldılar.</p>
<p>Yalnız devletimiz, Fatihlerin devleti ebedi oldu, ebedi olarak yaşayacaktır! &#8230;</p>
<p>Prens Sabahaddin&#8217;in adem-i merkeziyetçilik görüşü, inhitat devrinin zaruretlerini ihtar edici hatalı bir görüşten başka bir şey değildir.</p>
<p>Bu devletin diğer karakteri otoriteli oluşudur. Lakin onda otorite yani tam iktidar, ortaçağın İngiltere Krallığı&#8217;yla, Papalık devletinde olduğu gibi hükümdarın keyf ve iradesinden doğma değildir. Halkın dimağını teşkil eden ilmiye sınıfına yani münevverlere dayanır ve her hareketinden Allah&#8217;a hesap vermeğe mecburdur. Ancak bu hesap verme mecburiyeti, bu sorumluluk sadece ahirete bırakılmak suretiyle hükümdarın ferdi iradesine terk edilmemiştir. Devlette fitne yaratabilecek bir hadise önünde, hatta bizzat kendi kılıcıyla bir hükumet reisinin kellesini düşüren Yavuz gibi otoriter bir padişah, Zembilli Ali Cemali Efendi gibi fazıl ve cesur bir müftünün Allah emrini ihtar eden iradesi önünde eğilir.</p>
<p>Devletler devirerek cihan mülkünü kendisi için küçük bulan ve bir hamlede yeryüzünün halifeliğiyle Türk devletini birleştiren aynı Sultan, Divan-ı Hümayun&#8217;un bir itirazı ile en büyük kararını geri alır. Meclis karşısında geriler. Zira Divan denilen meclisin geleneklerine karşı gelmek kimsenin haddi değildir. Devlet böyle olur. Temellerinin ebedileştirilmesi hususunda Fatih&#8217;in pek büyük rol oynadığı bu devlette siyasi nizam şayan-ı hayret bir mükemmelliğe ulaşmıştı. Birinci Orta&#8217;da bir yeniçeri neferi gibi maaşını alan Padişahın, devlet reisi olarak önüne düşüp harbe götürdüğü ordu, devlet ve siyaset işlerine asla karışmazdı. Kanuni kırılan üzengisinin bir askere yaptırıldığını duyunca &#8220;Orduya esnaf karışmış,&#8221; diyerek bu hareketi yapanları cezalandırdı. Onlar, ilmi siyasete alet yapmadılar. Süleymaniye Külliyesi&#8217;nden cellatlar çıkmadı. Onlarda otorite, halkın isteği ile hakkın iradesinin birleştiği yerde cihad yapıcı kudretti. Bu iktidarın, dışında bıraktığı ve mutlaka boğduğu şey, her taraftan fışkırmaya kabiliyetli anarşi, yani devlet nizamını yıkmak isteyici şerir kuvvetlerdi.</p>
<p>Bu devletin üçüncü karakteri hür bir totalitarizme dayanmış olmasıdır. Yani bu devlet, halkın bütün ihtiyaçlarına uzanır ve onları karşılamaya çalışır. Hukuk-ı ibaddan şiddetle mesuldür. Halk hizmetlerinde hürriyet prensibine halel vermeyerek bunların bir kısmını vakıf teşkilatına bırakmıştır. Bunda teşkilatın temeli halkın, idare devletindir. Sosyal teşkilata devlet bünyesinde yer verilmiştir. Devlet kavramının değer ve gerçeğini hakkıyla ifade eden bu otorite rejiminde demokrasiye yani halkın iradesiyle idare rejimine aykırılık, halkı inkar ve millet iradesine karşı gelme değildir. Millet iradesi nerede devletten kopar da ayrılırsa orada iktidar yaşatmaya imkan bulunmaz. Fark şudur: Asri demokrasileri iktidar halktan devlete doğru yükselen, tecrübi (ampirik) bir gerçek olduğu halde Fatih&#8217;in devletinde devletten halka inen bir anlaşma ve yürütme kudretidir; rasyonel (akli) bir gerçektir.</p>
<p>Her ikisinde halk, idare ile anlaşmış, birleşmiş durumdadır. Ve her rejimde bu anlaşma ve birlik ortadan kalkınca devlet yıkılır. Ancak demokraside ayaklar başı yürütür, otorite rejiminde ise baş ayakları idare eder.</p>
<p>Osmanoğullarının çok kuvvetli ve sarsılmaz oluşunun sebebi, önceden pek mükemmel ve insanı her sahada idareye muktedir bir hukuk sistemine, İslam hukukuna sahib oluşları idi. Yüzyıllarca adalet mesuliyet esaslarını yaşatan bu hukuk, İslam&#8217;ın ilahi ahlakıyla el ele vermiş bulunuyordu.</p>
<p>İnsanlığı yüksek bir medeniyet seviyesinde yaşatmaya muktedir olan bu yüce sistemin en harikulade sentezini insan anlayışında buluyoruz. İnsan onda, dini, ahlaki, siyasi ve askeri bir varlıktır. Bu sebepten büyük adam tiplerini bu sahalarda görüyoruz. Hacı Bayram ve kşemseddin&#8217;ler din ile ahlakın, Orhan Gazi&#8217;lerle Fatih&#8217;ler gönüller fetheden siyasetin, Yıldırım&#8217;larla Gazi Osman&#8217;lar cihada aşık, cemaata feda olmasını bilen askerliğin cihan tarihinde eşi bulunmayan kahraman dahileridir. Osmanoğullarının önderlik ettikleri, ebedi önderi oldukları bu insan ideali, Anadolu&#8217;nun sınırları içine kurulan Türk devletinin bünyesinde dünyanın en mutena eserlerini verdi. Bu fitnenin bir devlet devirebileceğini eşsiz zekasıyla bir anda takdir eden Yavuz gibi bir padişah bizzat kendi kılıcıyla yere düşürdüğü baştan henüz kan sızarken, din ve ahlak mürşidi alimin atının ayağından kaftanına sıçrayan çamurla ebediyyen iftihar etmek fırsatını bulduğu için vecdlere gark olur. &#8220;Alınız, der, bunu tabutuma örtünüz. Alimin atının ayağından sıçrayan çamur dahi bizim için şereftir.&#8221; Kıyamete kadar gelecek genç nesillere alimin değerini bu söz ve bu hareket kadar belagatle anlatacak bir kudret ve bir hadise tasavvur edilemez. Öyle iken acaba üzerinde hala bu kaftan örtülü duran türbenin ziyaretçisi garip kumrular mıdır? Nerede ilme, inkılaplara susamış nesiller? Hırkada kuruyan çamur, mahşerde yakalarımıza sarılmasın! Bizi boğmasın. Fatih&#8217;in, alnında Rönesanslar parıldayan simasına bakın.<br />
Peygamber emelini gerçekleştirmek için gemilerini dağdan aşıran hükümdar, kafalardan kule yaptıranCengiz&#8217;lerin torunu değildir. Varna&#8217;da ve ikinci Kosova&#8217;da düşmanları tarümar etmek üzere Manisa&#8217;daki çilehaneden çıkıp gelen bir dervişin oğludur. Dünyanın en büyük zaferlerine muhteris Yıldırım gibi bir kumandan, kahpe düşmanı arkadan vurmaya tenezzül etmiyerek sonunda sekiz ay bir demir kafesin çerisindeki işkencelere katlanan ve kendisi gibi nice millet büyüklerinin dayanılmaz ıztıraplarına önder olmuş bir Türk büyüğüdür.Osmanlılarda millet fikri henüz doğmamış diyenlere sorarım: Öyleyse Hüdavendigar&#8217;lar, Gazi Osman&#8217;lar nedir? Bizans bir takım avare kılıçlara mı teslim olmuştur? Topkapı Sarayı&#8217;nda görülen, bir tarih ve bir milletin siması değil midir? Bu şehrin, laalettayin bir kalabalığın, bir topluluğun, bir sömürge halkının şehri değil de, bir milletin şehri, belki de<br />
bir milletin beyni olduğunu isbat eden, cihana ilan eden yüzlerce minare değil midir? Her köşesinde bir devlet harikası, bir millet<br />
zaferi yükselen bu toprak, bu vatan Fatih&#8217;lerin bize emanetidir. Ve bu toprakların üstünde yaşayan insan, eşref-i mahlukattır. Bu millet, bu vatan çocuklarının insanlık sahnesinde önderi, büyük Peygamber&#8217;dir. Onlar seherden geceye kadar vakit vakit O&#8217;nu hatırlar, O&#8217;na olan sevgilerini tazeler. Ahlaki yapısı insanlığa örnek olacak insanlar tarafından kurulan milli birlik, ulu devletimizin en kuvvetli temelini teşkil ediyordu. Altıyüz yıl bu millet, kendi sinesinde parça parça, fırka fırka ayrılık nedir bilmedi. Fatih&#8217;in anlayış ve alicenaplık taşıran kalbi,Bzans&#8217;ın Rum halkını da birliğimize hayran bir bağlılıkla fethetmiştir. Vatan bir aile ocağı haline gelmişti. Öyle iken bizi parça parça bölen meş&#8217;um tesir bize nereden geldi? Nasıl içimize girdi?</p>
<p>Milliyetçiliğimizin dayandığı temelleri gördük. Bunları yıkan kuvvetleri de tanıyalım.</p>
<p>Millet kalbini asırlarca Anadolu toprağından ayırmayan ve yüzyıllarca millet kanıyla yoğrulan bu milli vatan, bu mukaddes toprak, Asya bozkırlarına çevrilen şaşkın bakışlardan sırrını esirgedi. Üzerlerine ayet yazılan kemiklerinin şekli şehit ecdadınkine benzemeyen, yüzünde asırların ıztırabı okunmayan, ancak iştiha zafer, ümit ile imandan ayrılmaz. Ümit ile iman dünyamızı aşk ile dolduracaktır. Aşkın korkusu lmaz. Korku ile uykuyu, kuyruğuna basılınca saldırmak illetine müptela olanlara terkedelim. Güneşi bir an bile sönmeyen sonsuzluğun yolcularıyız. Hayata söz verdik, ölüme söz verdik, ebediliğe söz verdik. Zaman ve vücut ve vehimlerinirakıp korkusuz ve hürriyetini bizzat kendi tasdik _ etmiş bir ebedi yaşayışın icaplarını yerine getiremiyecek kadar küçülmeyelim.</p>
<p>Fatih&#8217;in çocukları, siz güneşin batmasından· korkar mısınız? O bir vehimdir ve muvakkattir. Yarın sabah güneş mutlaka doğacaktır. O halde güneşi batırdık, batıracağız diyenlerden de korkmayın.</p>
<p>Siz uyuyanlardan korkar mısınız? Kendilerini uyanık sanarak uykuda dolaşanlardan da korkmayın.</p>
<p>Mevlana&#8217;nın torunları, siz hak ile konuşmayan dilden, kendini görmeyen cesetten korkar mısınız? Siz korkudan korkar mısınız?</p>
<p>Sizi tenzih ederim. Kuvvetinizin kaynağı Kur&#8217;an, dayandığınız temeller vatandır. Ebediyen size millet, size vatan, size devlet mev&#8217;uttur; sizi tebrik ederim.</p>
<p style="text-align: right;"><em>29.5.1962&#8217;de Milliyetçiler Derneği&#8217;nin</em><br />
<em>Fetih toplantısında yapılan konuşma; Yeni İstiklal,</em><br />
<em>6 Haziran 1962, 13 Haziran 1962, 20 Haziran 1962,</em><br />
<em>27 Haziran 1962 (4 yazı halinde);</em><br />
<em>&#8220;Fatih&#8217;in devleti&#8221; adıyla, Hareket, 1/6,</em><br />
<em>Mayıs 1966 (kısmen); BF/2.</em></p>
<p>Kaynak: Nurettin Topçu &#8211; Büyük Fetih s.13-20</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/">Fatih’in Büyük Mirası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Saati</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/musluman-saati-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/musluman-saati-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Mar 2018 16:45:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Haşim]]></category>
		<category><![CDATA[Gurabahanei Laklakan]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Önemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20373</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilaların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. &#8220;Saat&#8221;ten kastımız, zamanı ölçen alet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de &#8220;saat&#8221;lerimiz ve &#8220;gün&#8221;lerimiz vardı. Müslüman gününün [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/musluman-saati-2/">Müslüman Saati</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>İstanbul&#8217;u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilaların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. &#8220;Saat&#8221;ten kastımız, zamanı ölçen alet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de &#8220;saat&#8221;lerimiz ve &#8220;gün&#8221;lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok münasebetdar bir hesaba tebaan, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan takribi bir sıhhatle, haberdar ederlerdi. Zaman namütenahiy bahçe ve saatler orada açar, gah sağa gah sola mail, güneşe rengarenk çiçeklerdi. Ecnebi saati iptilasından evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla simsiyah olan ve sırtı, muhtelif evkatın kırmızı, sarı ve lacivert ateşleriyle yol yol boyalı, azim bir canavar halinde, bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik &#8220;gün&#8221; tanılmazdı. Ziyada başlayıp ziyada biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı. Müslümanın mesut olduğu günler, işte bu günlerdi; şerefli günlerin vakayiini bu saatlerle ölçtüler.</p>
<p>Gerçi, feleki hesabata göre bu &#8220;saat&#8221; iptidai ve hatalı bir saatti, fakat bu saat hatıratın kudsi saatiydi. Zevali saati adat ve muamelatımızda kabulü ve ezani saatin geri safa düşüp camilere, türbelere ve muvakkıthanelere bırakılmış metruk bir &#8220;eski saat&#8221; haline gelişi, hayatı tarz-ı rüyetimizin üzerinde vahim bir tesiri haiz olmamış değildir. Giden saatler babalarımızın öldüğü, annelerimizin evlendiği, bizim doğduğumuz, kervanların hareket ettiği ve orduların düşman şehirlerine girdiği saatlerdi. Bunlar, hayatı etrafımızda serbest bırakan geniş lakayt dostlardı. Gelen yabancılar ise hayatımızı onu meçhul bir düstura göre yeniden tanzim ettiler ve ruhlarımız için onu tanınmaz bir hale getirdiler. Yeni &#8220;ölçü&#8221; bir zelzele gibi, zaman manzaralarını etrafımızda zir ü zeber ederek, eski &#8220;gün&#8221;ün bütün sedlerini harap etti ve geceyi gündüze katarak saadeti az, meşakkati çok, uzun, bulanık renkte bir yeni &#8220;gün&#8221; vücuda getirdi.</p>
<p>Bu Müslümanın eski mesut günü değil, bedmestleri, evsizleri, hırsızları ve katilleri çok ve yeraltında mümkün olduğu kadar fazla çalıştırılacak köleleri sayısız olan büyük medeniyetlerin acı ve nihayetsiz günüdür. Unutulan eski saatler içinde eksikliği en ziyade hasretle tahattur edilen saat akşamın on ikisidir. Artık &#8220;on iki&#8221; solgun yeşil sema altında, ilk yıldıza karşı müezzinin müslümanlara hitap ettiği, sokakların lacivert bir sisle kaplandığı, ışıkların yandığı, sinilerin kurulduğu ve yarasaların mahzenlerden çıkıp uçuştuğu o müessir ve titrek saat değildir. Akşam telakkisinden koparak, gah öğlenin hararetinde ve gah gece yarılarının karanlığında mevhum bir zamanı bildiren bu saat, şimdi hayatımızda renksiz ve şaşkın bir noktadır. Yeni saat, Müslüman akşamının mahzun ve muşaşa dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı &#8220;gün&#8221;ün getirdiği maişet şekli de bizi fecr aleminden mehcur bıraktı. Başka memleketlerde fecri yalnız kırdan şehre sebze ve meyve getirenlerin ahmak gözleriyle muztariplerin şişkin kapaklar içinden bakan kırmızı ve perişan gözleri tanır. Bu zavallılar için fecrin parıltıları, yeniden boyuna geçirilecek olan hayat ipinin kanlı ilmeğini aydınlatan bir ziyadır. Halbuki fecir saati, müslüman için rüyasız bir uykunun nihayeti ve yıkanma, ibadet, neşe ve ümidin başlangıcıdır. Müslüman yüzü, kuş sesleri ve çiçek kokuları gibi fecrin en güzel tecellilerindendir. Kubbe ve minareleri o alaca saatte görmemiş olan gözler, taşa en ilahi manayı veren o muhayyirü&#8217;l-ukul mimariyi anlamış değillerdir. Esmer camiler, fecrden itibaren semavi bir altın ve semavi bir çini ile kaplanır ve İslam ustalarının natamam eserleri o saatte tamamlanır. Bütün mabetler içinde güneşten ilk ziya alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir.</p>
<p>Şimdi heyhat, eski &#8220;saat&#8221;le beraber akşam da, fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir, artık gecedir ve birçoklarımızı güneş, yeni ve acayip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpılmış, bacaklar bozuk çarşaflara dolanmış, kıvranırken buluyor. Artık geç uyanıyoruz. Çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş, kin, arzu, hırs ve haset sürülerinin bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz. Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi müslüman evindeki saat, başka bir alemin vakitlerini gösterir gibi, bizim için gece olan saatleri gündüz ve gündüz olan saatleri gece renginde gösteriyor.</p>
<p>Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz.</p>
<hr />
<p>Mahfuz: Saklanan</p>
<p>Ziya: Işık, aydınlık<br />
Mine: Saat kadranı<br />
Namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan<br />
İptila: Düşkünlük, tiryakilik<br />
Vakayi: Vâki olup zuhur eden hususlar<br />
Rüyet: Görmek, bakmak<br />
Bedmest: Kendinden geçmiş derecede sarhoş<br />
Mevhum: Aslı olmayıp evham mahsulü olan.Vehim<br />
Muşaşa: Gösterişli<br />
Muhayyir-ül Ukul: Akıllara hayret veren. Akılları şaşırtan, akılları durduran<br />
Feleki: Astronomik<br />
Azim; Büyük, yüce, çok ileri<br />
Kudsi: Mukaddes, kutsal, muazzez<br />
Tahattur: Hatırlamak<br />
İptidai: ilkel.<br />
Müessir: Dokunaklı<br />
Telakki Karşılamak. Almak. Kabul etmek.<br />
Fecr: Tan yerinin ağarması. Şafak. Sabah vakti, güneş doğmadan evvel şarkta hâsıl olan kızıllık</p>
<p>-Ahmet Haşim</p></blockquote>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/musluman-saati-2/">Müslüman Saati</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/musluman-saati-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam ve İnsan</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islam-ve-insan/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islam-ve-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2015 15:55:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanca Yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[Zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5806</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm, belli bir sosyal ilişkiyi veya belli bir zihnî olguyu esas alıp her şeyi bu ilişki veya bu olgu doğrultusuna indirgemiyor. Tersine kişiyi, insanı, evreni, oluşu hem kül halinde, hem ayrıntılarıyla kavrayabileceği bir “zihin aydınlığı”na ulaştırıyor.Bu düzlemde artık,ne delil varır,ne aklın müdahalesi.İnsan çıplak hakikati çıplak gözle görebilcek bir kavrama yeteneğine kavuşmuş olur. İslam&#8217;ın vasat insanlar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islam-ve-insan/">İslam ve İnsan</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm, belli bir sosyal ilişkiyi veya belli bir zihnî olguyu esas alıp her şeyi bu ilişki veya bu olgu doğrultusuna indirgemiyor. Tersine kişiyi, insanı, evreni, oluşu hem kül halinde, hem ayrıntılarıyla kavrayabileceği bir “zihin aydınlığı”na ulaştırıyor.Bu düzlemde artık,ne delil varır,ne aklın müdahalesi.İnsan çıplak hakikati çıplak gözle görebilcek bir kavrama yeteneğine kavuşmuş olur.</p>
<p>İslam&#8217;ın vasat insanlar üzerinde ki etkisidir bu:her vasat insana üstün bir kavrayış yüksekliği kazandırmak..Bu kavrayış yeteneğinin pratik sonuçları gözle görülebilcek kadar açıktır:başkasının fark edemeyeceği görebilmek&#8230;Bu görüş,yalnız evren,insan,oluş hakkında değil,aynı zamanda toplumsal ilişkilerin mahiyeti,siyasal olayların seyri içinde geçerlidir.</p>
<p>Müslüman olmayanların,Müslüman olanlara karşı,nasıl bir tavır içinde bulunduğunu bilen Müslüman,onlara karşı kendi tavrını belirlerken yanılmaktan korunabilecek bir donanıma sahiptir.Böyle söylemekle Müslümanı idealize etmiyoruz.Ona ait basit bir gerçekliği dile getirmek istiyoruz.</p>
<p>Burada,şu soru akla gelebilir;Müslüman,böylesine üstün yetenekli donatılmışlar da,bugün kendisinin Müslüman olduğunu söyleyen milyonlarca insanın durumunu neyle,nasıl açıklayacaz?Bunun kabul edilebilir bir izhaı var:bugün Müslüman olduğunu söyleyen milyonlarca insan,aslında İslam&#8217;ın hakikatinden uzak bir hayat sürmektedir.İslam&#8217;ın insana bağışladığı yetenek;çilesiz,emeksiz elde edilemez.Biz İslam&#8217;a onun içinden kavramaya çalışarak yaklaştıkça,görüşümüze &#8221;bedahat hissi&#8221; de yerleşecektir.Müslüman&#8217;ın bugünkü hali,onun İslam&#8217;dan uzak düşmesiyle açıklanabilir.Ama bu açıklamayı anlayabilmek için bile İslam&#8217;ı anlamış olmak gerekmektedir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Rasim Özdenören-Müslümanca Yaşamak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islam-ve-insan/">İslam ve İnsan</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islam-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaynaklara İnelim İddiası Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kaynaklara-inelim-iddiasi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kaynaklara-inelim-iddiasi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2015 15:50:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihad]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Sünnet ve Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynaklara İnelim İddiası Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanca Yaşamak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün “kaynaklara inelim” diye tutturan bazı iyi niyetli, fakat bilgi bakımından yetersiz Müslümanlarla karşılaşıyoruz. Kaynaklara inmek için Kuran-ı Kerim’i veya hadisi şerifleri tercümelerinden okuyabilmek yetmez. Hatta asıllarından okuyabilmek de yetmez. Lisan, çünkü gerekli, hatta elzem bir şart olmakla beraber yeterli değildir. Bunun yanında, islâm fıkhı üzerinde ciddi bir eğitim ve öğretim de gereklidir. Fıkıh değil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kaynaklara-inelim-iddiasi-hakkinda/">Kaynaklara İnelim İddiası Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün “kaynaklara inelim” diye tutturan bazı iyi niyetli, fakat bilgi bakımından yetersiz Müslümanlarla karşılaşıyoruz. Kaynaklara inmek için Kuran-ı Kerim’i veya hadisi şerifleri tercümelerinden okuyabilmek yetmez. Hatta asıllarından okuyabilmek de yetmez. Lisan, çünkü gerekli, hatta elzem bir şart olmakla beraber yeterli değildir. Bunun yanında, islâm fıkhı üzerinde ciddi bir eğitim ve öğretim de gereklidir. Fıkıh değil yalnız, İslâm tarihini de (özellikle Asr-ı Saadeti) bilmeli. Ayrıca kitaplarda belirtilen bazı “teknik şartları” hiç söz konusu etmiyorum. İçtihat yapıyorum diyen insan bütün bu bilgilerle, bütün bu niteliklerle donanmış olmalıdır. Gerçi, bu kadar bilgiyle, nitelikle donanmış biri de içtihad yapalım diye meydanlara düşmez, diyeceksiniz. Orası öyle. Çünkü bu niteliklere sahip biri, kendisinin içtihadının sorulduğu hemen her hususta, geçmiş Ehl-i Sünnet ve Cemaat müçtehitlerinin görüşünü bildirerek meselinizi bu yoldan halledecek, hatta belki de yeni bir içtihat yapmasına lüzum kalmayacaktır.</p>
<p>Bu gün müçtehit olmaya, kaynaklara dönmeye heves edenlerimizin bilmedikleri, asıl, o, vaktiyle yapılmış olan içtihatlardır. Kaynaklara dönmekten murad, Ehl-i Sünnet ve Cemaat imamlarının içtihatlarını, görüşlerini öğrenmek, ona göre amel etmekse, buna zaten kimse bir şey demiyor. Tersine, biz de bunlara amel etmekten bahsediyoruz. Yok, eğer kaynaklara dönmekle, Kuran’dan ve hadislerden biz kendimize göre anlamlar çıkarıp, kendi çıkardığımız anlamlara göre amel edelim denilmek isteniyorsa, bu iddia sahibine ben, ancak, çok cesursun diyebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir müçtehit içtihadında mutlaka isabet ettirir, diye bir kaide yok. İnsandır, isabet de ettirebilir, yanılabilir de. Fakat Cenab-ı Allah insanları içtihada teşvik için içtihadında yanılan kimseye de bir sevap vaat ediyor, isabet ettirirse iki sevap&#8230; Fakat içtihat yerine safsata yapanlara herhangi bir vaatte bulunulmamış.</p>
<p>Kaynaklara dönelim diye ahkâm kesenler, ilkin, kaynakların neler okluğunu, kaynaklara nasıl yaklaşılacağını, hatta Arapçadan da önce kendi dilini, Türkçeyi, Türkçedeki eserleri öğrenmesi gerektiğini öğrenmelidir.</p>
<p>Bu sözlerimiz, kendini müçtehit sananlara belki ağır gelebilir. Ama ilkin kendi nefsimizi izzetlemekten vazgeçmeyi deneyerek böyle bir işe başlamalıyız, diye düşünüyorum. Allah katında bizim nefislerimizin hor, hakir, zelil, aciz olduğunu idrak etmek bu işin elif- ba&#8217;sından da önce gelir. Yoksa nefsimi, &#8220;Müslüman nefsimi&#8221; hakaretten koruyacağım diye başlarsak, nefs putuna tapınmaya başlarız da haberimiz bile olmaz. Bakınız ne diyor bir hikmet ehli: &#8220;Nefsi kendisine iyi görünene, dini çirkin görünür.”</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Rasim Özdenören-Müslümanca yaşamak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kaynaklara-inelim-iddiasi-hakkinda/">Kaynaklara İnelim İddiası Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kaynaklara-inelim-iddiasi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin Müslümanım ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nicin-muslumanim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nicin-muslumanim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2015 23:27:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman sebeplerden kalkarak İslâm'ı benimsemez]]></category>
		<category><![CDATA[Niçin Müslümanım ?]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniden İnanmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5847</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçekte hiçbir Müslüman, niçin Müslüman olduğunu kolay kolay açıklayamaz. Bir Müslüman, kendisine yöneltilen böyle bir soru karşısında ilk elde bir bocalama geçirecektir. Aslında verilen cevap kendisinin nasıl Müslüman olduğu değil, Müslüman olduktan sonra İslâmî hükümlerde bulduğu hikmetlerin açıklaması niteliğinde olabilir. Bunun ise farklı bir husus olduğu açıktır. Bu niçin böyle oluyor? Çünkü Müslüman birtakım zihnî [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nicin-muslumanim/">Niçin Müslümanım ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/nicin-muslumanim/soru-isareti-3/" rel="attachment wp-att-12669"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12669" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/soru-isareti-1.jpg" alt="Niçin Müslümanım ?" width="236" height="236" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/soru-isareti-1.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/soru-isareti-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" /></a></p>
<p>Gerçekte hiçbir Müslüman, niçin Müslüman olduğunu kolay kolay açıklayamaz. Bir Müslüman, kendisine yöneltilen böyle bir soru karşısında ilk elde bir bocalama geçirecektir. Aslında verilen cevap kendisinin nasıl Müslüman olduğu değil, Müslüman olduktan sonra İslâmî hükümlerde bulduğu hikmetlerin açıklaması niteliğinde olabilir. Bunun ise farklı bir husus olduğu açıktır. Bu niçin böyle oluyor? Çünkü Müslüman birtakım zihnî muhakeme safhalarından geçerek, birtakım sebepler bularak Müslüman olmuş değildir, iyice çözümlenirse, onun niçin Müslüman olduğuna dair sebepler bulması daha sonraki safhaya ait bir konu olarak ortaya çıkar. Yani kişi, ilkin Müslüman olmuştur. Daha sonra, İslâmî hikmetleri araştırmaya başlamıştır. Müslüman olmanın tamamlanması için bu ikinci safha, yani tahkiki imana sahip olmak mutlaka gerekmez.</p>
<p>İlk Müslümanlar, Hz. Peygamber&#8217;e sebep sormamışlardır. Onlarda hidayet vakası farklı yollardan tecelli etmekle birlikte gerçekte hiçbiri sebepler araştırarak İslâm&#8217;a gelmiş değildir. İslâm&#8217;dan önce Hanifler diye bilinen zümre mücerret hakikat araştırıcılarıydı. Onlar Allah&#8217;ın varlığına ve birliğine inanıyorlar, fakat hakikate ulaşmanın usulünü, yöntemini bilmiyorlardı. Hz. Ebu Zer Gıfarinin bize tevatüren ulaşan İslâm&#8217;dan önceki yaşayış ve inanış biçimi bu bakımdan ilginçtir. Onun Allah&#8217;a şöyle yalvardığı anlatılır: &#8220;Ya Rabbim, sana nasıl ibadet edileceğini bilmiyorum, bana ibadetin usulünü öğret.&#8221; Bilahare tebliğe muhatap olunca, Müslüman olmakta bir an bile tereddüt etmemiştir. Burada ilginç olan husus ilk Müslümanların, daha Müslüman olmadan önce, Müslüman olmaya hazır bir ruhî ortam içinde bulunmasıdır. Bu yüzden onlar Hz. Peygamber&#8217;e Allah&#8217;ın varlığını ve kendisinin resul olduğunu ispat etmesi sadedinde anlamsız sorular sormamışlar; kendilerine tebliğ eriştiği anda Müslüman olmuşlardır.</p>
<p>Kısaca, İslâm&#8217;ı diğer inanış sistemlerinden ayıran başlı ölçülerden biridir, onun bu husustaki usulü: Müslüman sebeplerden kalkarak İslâm&#8217;ı benimsemez, Müslüman olduktan sonra hikmetleri araştırır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Rasim Özdenören-Yeniden İnanmak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nicin-muslumanim/">Niçin Müslümanım ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nicin-muslumanim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratıcılık &#8216;Özelliğimizi&#8217; Kaybettik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yaraticilik-ozelligimizi-kaybettik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yaraticilik-ozelligimizi-kaybettik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 20:35:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Aşağılık Duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[Fuad Sezgin]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratıcılık 'Özelliğimizi' Kaybettik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4723</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Hocam, özellikle bireydeki o yaratıcı kudreti ortaya çı­karma tespitiniz çok önemli. Şimdi şunu sorayım&#8230; İslam bilim­leri tarihini, Müslümanların bilimler tarihindeki yerini öğrenmiş olmamız, toplumsal olarak nasıl bir karşılık bulur? Düşünce dün­yamızda, kültür dünyamızda nasıl bir sonuç doğurur? Sezgin: Biz mütemadiyen bir yol bulmaya çalışıyoruz. Aslın­da yol bulmaya çalışmak fena bir şey değil. Fakat hareket nokta­sı suna [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaraticilik-ozelligimizi-kaybettik/">Yaratıcılık ‘Özelliğimizi’ Kaybettik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/fuat-sezgin.jpg"><img decoding="async" class="  wp-image-4724 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/fuat-sezgin-300x217.jpg" alt="fuat-sezgin" width="413" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/fuat-sezgin-300x217.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/fuat-sezgin.jpg 450w" sizes="(max-width: 413px) 100vw, 413px" /></a></p>
<blockquote><p>-Hocam, özellikle bireydeki o yaratıcı kudreti ortaya çı­karma tespitiniz çok önemli. Şimdi şunu sorayım&#8230; İslam bilim­leri tarihini, Müslümanların bilimler tarihindeki yerini öğrenmiş olmamız, toplumsal olarak nasıl bir karşılık bulur? Düşünce dün­yamızda, kültür dünyamızda nasıl bir sonuç doğurur?</p>
<p><strong>Sezgin:</strong> Biz mütemadiyen bir yol bulmaya çalışıyoruz. Aslın­da yol bulmaya çalışmak fena bir şey değil. Fakat hareket nokta­sı suna kapılıyoruz, başkalarını taklit ediyoruz. Ve böyle yol alıyo­ruz. En büyük noksanımız, “yaratıcılık” özelliğimizi kaybetmiş olr mamızdır.</p>
<p>Yaratıcılığımızı kaybediyoruz ve sonra bu yeteneğimizi geliş­tirmek yerine, mütemadiyen başkalarından körü körüne bir şeyler almakla yetiniyoruz. Ben başkalarından, yabancılardan alınması­nın düşmanı değilim. Bilakis alınmasının zaruretine inanıyorum. Fakat aşağılık duygusuna kapılmadan ve şuurlu bir şekilde, bu al­manın mahiyetini bilerek almalıyız. Tabii bunu her fert bilemez. Ama bir cemiyetin fikir adamları, yol tayin ederler. Başkaları da bu yolda giderler. Bizde bu tip yol gösterici insanlar çıkmıyor. Dola­yısıyla bu yol da çizilmedi.</p>
<p>Çizilmediği için biz mütemadiyen öylesine yol alıyoruz. Tam da bu noktada aktüel bir olaydan bahsedeceğim size&#8230; Bugünler­de siz Türkleri -Türkiye’de olduğunuz için siz Türkleri diyorum- en çok meşgul eden mesele nedir? Ergenekon meselesi. Ben de Almanya’dan kısmen takip ediyorum. Her gün kız kardeşimle te­lefonla konuşuyorum, “Türkiye’de gündem nedir? anlat bana” di­yorum. Bana Ergenekon u anlatıyor. “Bırak şimdi onu, bana baş­ka şeyler anlat” diyorum. Dönüp dolaşıyor konu yine Ergenekon a geliyor. Türkleri bu kadar meşgul eden bu hadiseye, bu fenome­ne bilimler tarihçisi olarak bakmaya, bunu izah etmeye çalışıyo­rum ve şöyle izah ediyorum: Müslümanlarda 400 yıldan beri baş­layan yol arama hastalığı gelişigüzel yapıldığı için herkes muhte­lif istikametlere gidiyor. Bir dairenin ortasını merkez kabul ediniz. O merkezden insanlar farklı yönlere dağılıyorlar. Tuhafınıza gi­decektir, yadırgayacaksınızdır belki ama ben o adamların hepsine acıyorum. O adamcağız bir üniversite rektörü olmuş bir yol arıyor, bugün hapishanede. İki orgeneral, bu memlekette ne kadar işler yapabilirlerdi, şimdi hapishanedeler. Falanca gazeteci</p>
<p>hapishane­de&#8230; Belki bazı insanlar buna sevinebilirler ama ben gerçekten çok üzülüyorum. Bu hale düşmelerinin sebebinin, yanlış yol tercih et­mekten kaynaklandığını düşünüyorum.</p>
<p>Turan: Peki, yol arayışında yanlış yola düşmemizin nedeni ne? Yanlış metotlarla hareket ediyor olmak mı? Yoksa doğruları gös­terebilecek kültürel bir alt yapı yoksunluğu mu? Siz ılasıl görüyor­sunuz?</p>
<p>Sezgin: insanlar bilmemenin kurbanı oluyorlar. İslam dün­yasını büyük bir topluluk olarak telakki edelim. Ve ne olursa ol­sun Türkiye İslam dünyasının, medeniyetinin, bir parçasıdır. Türkiye’yi İslam dünyasından tecrit edemezsiniz, koparamazsı­nız. Bazıları bunu yadırgasâlar da bu böyledir. Herkes mütema­diyen bir yerlere tutunmaya çalışıyor. Ama bunun altında büyük bir bilgisizlik var. Yol ararken mensubu olduğumuz medeniyetin çok zararlı olduğunu, sanki orada hiç bir şey olmadığını düşüne­rek arıyoruz. 12. yüzyılda yaşamış meşhur bir İslam mutasavvıfı Feridun Attar, Simurg diye bir kuştan bahseder. Simurg hakika­ti aramaya çıkar ve bir iki sene dolaşır, tekrar yerine döner. Ama yolculuğu sırasında başına bir sürü hadise gelir. Başka ^uşlarla boğuşur. Velhasıl perişan bir halde geri döner. Bizim halimiz de buna benziyor. Biz Simurg kuşu gibi yola çıkıyoruz. Ben bu mü­zeye çok umut bağlıyorum. Bu müzeyi gören insanlar çok sürat­li bir şekilde bilgilerini değiştirecekler. Haziran ayının 13. gü­nüydü galiba&#8230; Cumhuriyet Gazetesi’nin eki 5-6 sayfasını mü­zeye* benim hayatıma, başarılarıma tahsis etmişti. Şunu diyorlar: “Prof. Dr. Fuat Sezgin bu müzeyi yaparken bize, ‘Din geriliğimi­zin sebebi değildir mesajını veriyor.” Bunu Cumhuriyetken du­yuyorsunuz.</p>
<p>Tamamıyla bunun tersine istikamette mücadele veren bir ga­zeteden. Biz bu müzeyle insanlara çok tesir edeceğiz. Varsın İslamiyet’i kabul etmesinler, ben insanlara din daveti yapmıyo­rum</p>
<p class="Gvdemetni0" style="background: transparent; margin: 0cm 2.0pt 10.25pt 1.0pt;"><span style="color: black;">aşağılık duygusundan kurtarmak istiyorum. Bizim münevverleri­miz bir şeyler yapmak istiyorlar fakat yaratıcı değiller. İçinde ya­şadığım Alman cemiyetinin insanlarıyla mukayese ettiğim zaman onları daha yaratıcı bulmuyorum. Türklerin Alınanlardan daha az akıllı olduğunu iddia etmiyorum. Fakat yaratıcılık başka bir şey. Bizim Türkler olarak yolda ilerlememizi engelleyen birçok taş var. Bunları bertaraf etmemiz lazım. Bu engeller/taşlar aşağılık duygu­sundan kaynaklanıyor. O da bilgisizlikten geliyor.</span></p>
<p class="Gvdemetni0" style="background: transparent; margin: 0cm 2.0pt 10.25pt 1.0pt;">Kaynak:</p>
<p class="Gvdemetni0" style="background: transparent; margin: 0cm 2.0pt 10.25pt 1.0pt;">Sefer Turan -Bilimler Tarihçisi Fuad Sezgin</p>
</blockquote>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yaraticilik-ozelligimizi-kaybettik/">Yaratıcılık ‘Özelliğimizi’ Kaybettik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yaraticilik-ozelligimizi-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yolunu Kaybeden Herkes Aynı Yanlışa Düştü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yolunu-kaybeden-herkes-ayni-yanlisa-dustu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yolunu-kaybeden-herkes-ayni-yanlisa-dustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2015 04:17:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Surat Asmak Hakkımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yolunu Kaybeden Herkes Aynı Yanlışa Düştü]]></category>
		<category><![CDATA[Zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerek Batı medeniyetiyle karşılaşmadan önce İslam dünyasında beliren çürümelerin, gerekse Batı tahakkümü altında aşağılık duyguları içinde kıvranan müslüman camianın zihnî dağınıklığının bana sorarsanız esaslı bir sebebi var: Yolunu kaybeden herkes aynı yanlışa düştü. Onlar insanlık durumunu ve yüz yüze gelinen gerçekleri mutlak, hakikati ise her durumda anlam değiştiren, izafî karakterde kabul ettiler.” ‎”Sandılar ki insanlığın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yolunu-kaybeden-herkes-ayni-yanlisa-dustu/">Yolunu Kaybeden Herkes Aynı Yanlışa Düştü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerek Batı medeniyetiyle karşılaşmadan önce İslam dünyasında beliren çürümelerin, gerekse Batı tahakkümü altında aşağılık duyguları içinde kıvranan müslüman camianın zihnî dağınıklığının bana sorarsanız esaslı bir sebebi var: Yolunu kaybeden herkes aynı yanlışa düştü. Onlar insanlık durumunu ve yüz yüze gelinen gerçekleri mutlak, hakikati ise her durumda anlam değiştiren, izafî karakterde kabul ettiler.”</p>
<p>‎”Sandılar ki insanlığın belli bir istikamette zorunlu bir değişmesi vardır ve olan biten bu zaruretin yerine gelmesinden ibarettir. <strong>Halbuki insanlık bugünkü durumuna geldiyse bunda insanların kendilerine verilmiş bilgileri hiçe sayarak, heva ve hevesleri doğrultusunda davranmaları sebep olmuştur.”</strong><strong> </strong></p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Surat Asmak Hakkımız</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yolunu-kaybeden-herkes-ayni-yanlisa-dustu/">Yolunu Kaybeden Herkes Aynı Yanlışa Düştü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yolunu-kaybeden-herkes-ayni-yanlisa-dustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanla Kafirin Arasında Ki Hür Olma Farkı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muslumanla-kafirin-arasinda-ki-hur-olma-farki/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muslumanla-kafirin-arasinda-ki-hur-olma-farki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2015 04:06:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Hür Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kafir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman'ın Sınırları]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanla Kafirin Arasında Ki Hür Olma Farkı]]></category>
		<category><![CDATA[Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3376</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizim özümüz Rabbimız tarafından bize verilmiş bir cevherdir. Eğer biz onun değerini bilir ve korursak gürleşir, özgür oluruz. Ama önce özümüzü tanımaz, tanıdıktan sonra da onun sağlığına elverişli tutumumuz olmazsa insan vasıflarımız zaafa uğrar, bundan kainat da zarar görür, biz de zararlı çıkarız, özümüzü kaybetmek ve onu yeniden bulmak mümkündür, ama birden fazla özümüz olamaz. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muslumanla-kafirin-arasinda-ki-hur-olma-farki/">Müslümanla Kafirin Arasında Ki Hür Olma Farkı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim özümüz Rabbimız tarafından bize verilmiş bir cevherdir. Eğer biz onun değerini bilir ve korursak gürleşir, özgür oluruz. Ama önce özümüzü tanımaz, tanıdıktan sonra da onun sağlığına elverişli tutumumuz olmazsa insan vasıflarımız zaafa uğrar, bundan kainat da zarar görür, biz de zararlı çıkarız, özümüzü kaybetmek ve onu yeniden bulmak mümkündür, ama birden fazla özümüz olamaz. Halbuki kâfirlerin hürriyet anlayışı böyle değildir. Eğer bir odada yaşamak zorunda iseler daha az hür, iki katlı müstakil evde daha fazla hür olduklarına inanırlar. Uçakla seyahat etmek onlar için at arabasıyla seyahat etmekten daha hür olmak demektir. Daha hür olabilmek için toprağın derinliklerine inmek gerektiğine, gökyüzünün ötesine geçmek gerektiğine inanırlar. Ne kadar alete hükümran iseler o kadar hürdürler. Köpek büyüklüğünde at yetiştirmek veya taneleri ceviz büyüklüğünde olan üzüm salkımları elde etmek onların en çok hür olduklarının delilidir. Kısacası kâfirlerin hürriyeti marjinal, sınıra ilişkin bir hürriyettir ama hangi sınırda durması gerekeceği hususunda onların da bir bilgisi yoktur.</p>
<p>Müslümanlar sınırları ne bir hürriyet, ne de bir özgürlük meselesi olarak anlarlar. Yani haram ve helâl bize sadece azgınlığımızı zaptetmek için konulmamıştır. Gerçi helâl içinde kalmak ve haramdan uzaklaşmak bizi yoldan çıkmaktan korur, bizi azgınlıktan kurtarır ama bu bizim elimizin erdiği alanın dışında bir sonuçtur. Biz, bize verilen sınırlar içinde kaldıkça bizim için sağlanan faydalara kavuşuruz. Helâl ve haram sınırlan biz yeryüzünde yaşadığımız hayatın anlamını kavrayalım diye, mevcudiyetimizin sebebine yaklaşalım diye vardır.</p>
<p>Eğer bu sınırları kaybedersek kimliğimizi, kişiliğimizi, varoluşumuzun anlamını kaybederiz. Ama bu bizim zalim, cahil, nankör ve günahkâr yaratıklar olmamızı önlemez. Ancak, biz kâinatta tuttuğumuz yerin değerini bize konulmuş sınırlarla kavrayabiliriz.</p>
<p>İşte çok benimsediğimiz örneğin ölçüsünde birer müslüman olamasak bile bizi özgür kılabilecek husus bizim doğru ve yanlış, helâl ve haram, meşrû ve gayr-i meşru olan hakkındaki şuurumuzdur. önce özgür olmalıyız, yani müslüman olduğumuz ve bizi müslim kılan ayrıcı vasıflar hakkında kesinliklere, sarahate ve vuzuha ulaşmalıyız. Bu bizim özümüzü gür, zihnimizi selim, bedenimizi küfrün tasallutundan bağımsız kılacaktır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muslumanla-kafirin-arasinda-ki-hur-olma-farki/">Müslümanla Kafirin Arasında Ki Hür Olma Farkı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muslumanla-kafirin-arasinda-ki-hur-olma-farki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
