<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mizan | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mizan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 May 2020 17:02:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mizan | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitabu Kavaid’il-Akaid</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 12:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmam el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Kelamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şefaat]]></category>
		<category><![CDATA[Şehadet]]></category>
		<category><![CDATA[Fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat ve Kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kevser Havuzu]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Nekir ve Münker’in Sualleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[Sem’ ve Basar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24318</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî  BİRİNCİ BOLUM Ehli Sünnet’in İslâm’ın Şartlarından Olan Kelime-i Şehâdet Hakkındaki İnancı Yıratan, ölümden sonra tekrar hayat veren, dilediğini en güzel şekilde yapan, övülen, Arş’ıon sahibi olan, şiddetli gazabı bulunan, kullarının en seçkinlerini doğru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine Tevhid inancını nasip ettiği bu kullarına, inançlarını şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/">Kitabu Kavaid’il-Akaid</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 40px;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24328 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833-300x168.jpg" alt="" width="380" height="213" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833-300x168.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833.jpg 500w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî </em></p>
<p><strong>BİRİNCİ BOLUM</strong></p>
<p><strong>Ehli Sünnet’in İslâm’ın Şartlarından Olan </strong><strong>Kelime-i Şehâdet </strong><strong>Hakkındaki İnancı</strong></p>
<p>Yıratan, ölümden sonra tekrar hayat veren, dilediğini en güzel şekilde yapan, övülen, Arş’ıon sahibi olan, şiddetli gazabı bulunan, kullarının en seçkinlerini doğru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine <em>Tevhid</em> inancını nasip ettiği bu kullarına, inançlarını şüphe ve tereddütlerden korumak suretiyle nimet ihsan eden, onları seçkin kulu ve rasûlü Muhammed i Mustafa’nın (sav) yolunda yürümeye muvaffak kılıp kendilerine onun şerefli  ashabının izinden gitmeyi lütfeden, zâtında ve fiillerinde kullarına sıfatların, ancak can kulağıyla dinleyenlerin anlayabileceği en iyileriyle tecelli eden; zâtında bir, ortaksız ve benzersiz olup, bütün mahlûkâtın her çeşit ihtiyaçlarını verdiğini, zıddı olmayan biricik zat ve eşi bulunmayan bir varlık, evveli olmayan bir Vâhid, sonu bulunmayan ve varlığı, ebediyyen devam eden nihayetsiz t bir Kayyûm, kesintisiz bir varlık, ezel ve ebedde celâl sıfatlarıyla mut-tasıf ve zamanın aşımıyla sonuçlanmayan bir zat olduğunu kullarına bildiren Allah(cc)’a hamd ü senâlar olsun!</p>
<p>Zamanın akıp gitmesiyle Allah (cc) zeval bulmaz!</p>
<p><em>O, (herşeyden önce mevcut olan) Evveldir, (herşey helâk olduktan sonra ge­riye kalacak) Âhir’dir. (O’nun varlığı sayısız delillerle) Zâhir’dir. (Akılların idrâk edemeyeceği zâtı ise) Bâtındır. O herşeyi bilendir. (Hadîd/3)</em></p>
<p><strong>Tenzih</strong></p>
<p>Allah (cc) suretlenmiş bir cisim olmadığı gibi takdir ve tahdid edilmiş bir cevher de değildir. O ne takdirde ve ne de taksimde hiçbir cisme benzemez. Cevher olmadığı gibi, cevherlerin merkezi de değildir. Âraz olmadığı gibi arazların bulunacağı yer de değildir. O hiçbir mevcuda, hiçbir mevcud da Ona benzemez.</p>
<p>O, <em>göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden eşler kılmıştır. Davarlardan da çiftler&#8230; Sizi bu tarzda yaratıp üretiyor. Onun benzeri yoktur.</em></p>
<p>O, <em>Semidir (bütün söylenenleri işitir), Basîr’dir (bütün yapılanları görür). </em><em>(Şûrâ/11)</em></p>
<p>Hiçbir şey O’nun benzeri olamaz. O da hiçbir şeyin benzeri değildir. Hiç­bir şey O’nu sınırlandırmaz ve kıt’alar kapsamaz. Cihetleri yoktur. Yer ve gök­ler O’nu istiab etmez. O, söylediği veçhile ‘istiva etmek’ten hangi mânâyı kas­tetmişse o mânâ ile arş’ın üzerine istivâ etmiştir. O, arş ile temas etmek, onun üzerine yerleşmek, oraya vâkî olmak ve başka yere intikal etmek gibi sonradan yaratılanların vasıflarından münezzeh ve uzaktır. Zira arş, yaratılmış olmak hasebiyle O’nun azametini taşıyamaz. Aksine arşı da, arşı taşıyan melekleri de kudretinin lûtfuyla O taşımaktadır. Bütün bunlar O’nun kudret elinde bulun­maktadır, O, arşın, göğün en üst noktasından tâ yerin en alt tabakasına kadar herşeyin üstündedir. Fakat bu durum onu yerden ve yerin en alt tabakasından uzaklaştırmadığı gibi, arşa ve göklere de yaklaştırmaz. Bu üstünlüğün yakınlık ve uzaklık açısından her hangi bir tesiri yoktur. O’nun derecesi hem arştan ve göklerin en üst noktasından ve hem de yerden ve yerin en alt tabakasından daha yücedir. Buna rağmen O, her varlığın yakınındadır; kullarına da şah da­marından daha yakındır.</p>
<p><em>O, herşeye (bütün yaptıklarınıza) sahicidir. (Sebe/47)</em></p>
<p>Onun yakınlığı cisimlerin yakınlığına benzemez. Nitekim zâtı da cisimle­rin kendilerine benzemez. O, hiçbir zarfa girmediği gibi hiçbir şeye de zarf olamaz. O, zaman hududlarının dışında olduğu gibi mekân kapsamının da dı­şındadır. O, zaman ve mekânı yaratmazdan evvel ne idiyse, şimdi de aynı şey­dir. O, sıfatlarıyla da yarattıklarından ayrılır. Zâtı, kendisinden başkası olmadı­ğı gibi, başkasında da olamaz. O, tağyir ve tebdilden münezzehtir-. Sonradan meydana gelenler O’nda yer alamazlar. O’nda arız şeyler de yoktur. O, celâl sı­fatlarıyla daimî bir şekilde zeval, ve yokluktan münezzehtir. O, kâmil sıfat­larında daha gelişip kemâle ermekten müstağnidir. (O’nun sıfatları zâtına ya­raşacak derecede kemâlin zirvesindedir. Eksiklik yoktur ki sonradan gideril­sin&#8230;) O’nun varlığı akılla bilindiği gibi, zâtı da lûtfu gereği ve nimetini ta­mamlamak üzere <em>Dâr’ul Karar</em> olan cennette ebrâra (iyilere) görünecektir.</p>
<p><strong>Hayat ve Kudret</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc) diridir, <em>Kadir&#8217;</em>dir, <em>Cebbar&#8217;</em>dır, <em>Kahhâr&#8217;</em>dır. O’nun hiçbir ku­suru, aczi olamaz. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Fânilik ve ölüm O’nun hakkında mevzu bahis değildir. O, mülkün, melekûtun, izzet ve ceberûtun sâbibidir. Hâkimiyet, güç, yaratmak ve emretmek yalnızca O’na aittir. Kıyâmet- te gökler, O’nun sağında, dürülü olarak duracaktır. Bütün yaratıklar O’nun emri altında ve kudret elinde bulunmaktadır. Bütün varlıkları O var etmiştir ve onların yaptıklarını da kendisi yaratmıştır. Rızık ve ecelleri takdir eden O’dur. Takdir olunanlar ve emirlerin evrilip çevrilmesi kudreti dahilindedir. Takdir buyurdukları saymakla bitmez ve malûmatının (ilminin) de nihayet ve sınırı yoktur.</p>
<p><strong>İlim</strong></p>
<p>O, herşeyi bilen; ilmi, yerlerin en alt kısmıyla göklerin en üst noktası ara­sında cereyan eden hâdiseleri kapsayan, zerreciklerin dahi ilmi hâricinde kala­madığı bir âlimdir. O, zifiri karanlıkta kapkara bir taş üzerinde yürüyen sim­siyah bir karıncayı ve onun ayak izlerini dahi bilir. Atmosferdeki zerreciklerin hareketlerim, tüm sırları ve en gizli şeyleri bilir. Kalplerin düşüncelerine, ha­tıraların kıpırdanışına, sırların gizliliğine vakıftır. Bütün bunları kadîm ve eze­lî ilmiyle bilmektedir. Bu ilini asla değişmeyecek, hiçbir zaman kaybolmaya­cak bir ilimledir. Zâtında sonradan var olup da bir zamânâ kadar devam ede­cek bir ilim değildir.</p>
<p><strong>İrade</strong></p>
<p>Allah.Teâlâ (cc) bütün kâinatın varlığını irade ve bütün hâdiseleri düzen­leyen ve idare eden bir zattır. Kâinatta az veya çok, küçük veya büyük, hayır veya şer, menfaat veya zarar, iman veya küfür, irfan veya cehalet, zafer veya ye­nilgi, fazlalık veya noksanlık, itaat veya isyan, görünür-görünmez her ne cere­yan ediyorsa mutlaka O’nun kaza, kader, hikmet ve isteğinin hududları dâhi- lindedir. Bu bakımdan O’nun diledikleri olur; dilemedikleri olmaz. Hiçbir bakış ya da hiçbir düşünüş O’nun dilemesinin dışında değildir. O yoktan var edici, yok olduktan sonra tekrar iade edici ve isteğini en kuvvetli bir şekilde de emrinin önünde hiçbir engelin duramadığı ve hiçbir kuvvetin, kaza ve kade­rini reddetmediği Allah (cc)’tır.</p>
<p>Eğer O’nun tevfık ve rahmeti olmasa, hiçbir kul isyandan kaçamaz. Yine O’nun dileme ve iradesi olmasa hiçbir kul itaata güç yetiremez. Eğer tüm in­sanlar, cinler, melek ve şeytanlar bir araya gelip de kâinattaki bir zerreciği ye­rinden oynatmak veya hareketine mâni olmak isteseler, O’nun irade ve dile­mesi olmadan bu hususta kesinlikle âciz kalacaklardır.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc)’nın iradesi, diğer sıfatları gibi zâtı ile kaimdir. O, daima bu sıfatlarla muttasıfdır. Olacak olan herşeyin kendisi için belirlenen zamanda ol­masını ezelde irâde buyurmuştur. Böylece herşey bu ezelî irâde doğrultusun­da ne bir saniye önce ve ne de bir saniye sonra olmamak şartıyla kendileri için belirlenmiş zamanlarda gerçekleşir. Varlığında irade dışı bir değişme, bir bo­zulma olamaz. Bütün bunları yaparken de Allah Teâlâ (cc) için düşünme ve zaman harcama sözkonusu değildir. İşte bu sırra binaen hiçbir durum Allah (cc)’ı meşgul edip başka şeylerden gafil kılamaz.</p>
<p><strong>Sem’ ve Basar (Duyma ve Görme)</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc), <em>Semt</em> ve <em>Basîr</em> dir (işitir ve görür). İşitilmek durumunda olan nesneler, ne kadar gizli olursa olsunlar O’nun işitme sıfatından hariç ka­lamaz. Aynı şekilde, görülmek durumunda olan şeyler de ne kadar ince olur­larsa olsunlar, görme sıfatından hariç olamaz. Uzaklık, işitmesini engelleyemediği gibi, karanlık da görmesine mâni olamaz. O, göz bebeği ve göz kapak­lan olmaksızın gördüğü gibi, kulak kepçesi ve kulak zarı olmaksızın da işitir. Nitekim kalp ve dimağsız bilir, âzasız çalışır ve aletsiz yaratır. Çünkü O’nun ne zâtı ve ne de sıfatları yarattıklarının zât ve sıfatlarına benzemez.</p>
<p><strong>Kelâm</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc) konuşur ve bununla emreder, nehyeder, vaat ve tehditler­de bulunur. Ancak O’nun konuşması zâtı ile kaim, kadîm ve ezelî olup yara­tıkların konuşmasına benzemez. Bu bakımdan O’nun konuşması hava titreşimlerinden veya cisimlerin çarpışmasından meydana gelen ses ile ol­madığı gibi dudakların kapanmasıyla veya dilin hareket etmesiyle meydana ge­len harflerle de değildir. <em>Kur’an, Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur,</em> Peygamberlerine gön­derdiği semavî kitaplardır.<sup>1</sup></p>
<p>Kur’an, dille okunur, mushaflarda yazılır ve kalplerde korunur. Fakat bu­nunla beRaber kadîmdir; Allah (cc)’ın zâtıyla kaimdir. Kalplere ve sayfalara nakledilmesi onu Allah (cc)’ın zâtından ayırmaz ve böyle bir ayırımı da kabul etmez.</p>
<p>Hz. Musa (as), Allah (cc)’ın kelâmını sessiz ve harfsiz olarak dinledi. Ni­tekim, iyiler (ebrâr) de O’nun zâtını âhirette cevhersiz ve araçsız olarak göre­cektir. İşte bütün bu sıfatlarda muttasıf olan Allah (cc) diridir, âlimdir, kudret ve irâde sahibidir O işitir, görür ve konuşur. Fakat diriliği, kudreti, ilmi, irade-</p>
<p><strong>Fiiller</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc)’dan başka ne varsa, cümlesi O’nun fiiliyle meydana gel­miştir ve adâletinden feyizlenmiştir, O varlıkları en güzel ve en gelişmiş şekil­de var etmiştir. Allah Teâlâ (cc) fiillerinde hikmet sahibidir. Kaza ve kaderle­rinde âdildir. O’nun adâleti, kullarının adâletiyle kıyas edilemez.’. Çünkü kul, başkasının mülkünde tasarruf ettiği zaman, kendisinden zulüm sâdır olur. Bu­na göre Allah (cc)’tan zulmün sudûru tasavvur olunamaz. Çünkü Allah Teâlâ (cc) başkasının mülkünde tasarruf etmez ki, bu zulüm olsun. Allah (cc)’tan başka, insan, cin, melek, şeytan, gök, arz, hayvan, bitki, cansız şeyler, cevher, âraz, bilinen ve görünen her ne varsa hepsi, sonradan, Allah (cc)’ın kudretiy­le yaratılmıştır. Bütün bunlar yoktan var edilmiştir.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) ezel’de tek başına idi ve kendisinden başka hiçbir varlık yoktu. Bundan sonra kudretini göstermek ve geçmiş iradesini uygulama saha­sına çıkarmak için mahlûkatı yarattı. Bunları muhtaç olduğu için değil, ezelî iradesinin tahakkuku için yaratmıştı. Yaratmak ve icad etmekle mükellef ol­mak, O’nun için vâcib ve zarurî bir vazife telâkki edilemez. O bunları ancak fazilet ve insanıyla yapmıştır. Nimet vermek ve ıslah etmek de onun için za­ruri ve yapılması gereken bir vazife değildir. Bu bir lûlf-u İlâhîdir. Bu bakım­dan fazilet, ihsan, nimet ve minnet O’na aittir. Çünkü O, kullarının üzerine çeşit çeşit azaplar göndermeye ve onları birçok elemlere ve hastalıklara müp­telâ etmeye kadirdir. Eğer böyle yapacak olsa bu çirkin bir fiil ve zulüm değil, aksine adâletin tâ kendisi olurdu.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) mü’min kullarının ibâdet ve tâatlarını lütuf ve keremiyle mükafatlandırır. Yoksa bu, Allah (cc) için zorunlu ve zaruri bir vazife değildir. Çünkü hiçbir kimsenin ve hiçbir varlığın Allah (cc)’a herhangi bir ödevi yük­letmesi düşünülemez. Allah (cc)’tan herhangi bir zulmün sudûr etmesi tasav­vur olunamadığı gibi, herhangi bir varlığın Allah (cc) üzerinde bir hakkının bulunması da vacip olamaz. Tâat ve ibâdetlerde kulları üzerindeki hakkı sade­ce akıl yoluyla değil Peygamberlerinin bildirmesiyle de vacip olmuştur. Allah Teâlâ (cc) Peygamberler gönderdi ve onların doğruluklarını apaçık mucizeler­le tey’id ve takviye etti. Onlar da Allah (cc)’ın emrini, yasağını, va’dini ve vaî- dini halka tebliğ buyurdular. Böylece halka da getirmiş oldukları İlâhî hüküm­lerde Peygamberleri doğrulamak ve tasdik etmek vazifesi düştü.</p>
<p><strong>Şehâdet’in İkinci Kelimesinin Anlamı</strong></p>
<p>Peygamberin Peygamberliğini tasdik edip buna şahidlik etmektir. Allah Teâlâ (cc) mektep ve medrese görmeyen Peygamberi Hz. Muhammed’i (sav), Kureyş kabilesinde görevlendirdi. Onu Arap, Acem, cin ve insanların tamamı­na gönderdi. Onun şeriatıyla -bu şeriat tarafından kabul olunan kısımları hâ­riç- daha önceki tüm şeriatları yürürlükten kaldırdı. Onu, bütün Peygamber­lerden üstün kılarak insanlığın efendisi yaptı.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) kendisinden başka mâbud olmadığına inanmaktan ibaret bulunan imanın ancak ‘Muhammed, Allah’ın Rasûlu’dür’ şehâdetiyle kemâle erebileceğine hükmetmiştir. O bütün insanları, Peygamberleri Hz. Muham­med (sav)’in gerek dünya ve gerekse de âhiret konusunda getirmiş olduğu şey­lerin hepsini tasdikle mecbur tutmuştur. Diğer taraftan Hz. Muhammed (sav)’in ölümden sonraki hayata dair söylediklerini kabul etmeyen hiçbir ku­lun imanının kabul olunmayacağını da ilân etmiştir.</p>
<p><strong>Nekir ve Münker’in Sualleri</strong></p>
<p>Ölümden sonraki hâdiselerin birincisi <em>Nekir ve Münker’in</em> kabirdeki sual­leridir. <em>Nekir</em> ve <em>Münker,</em> korkutucu ve heybetli iki melektir. Bu iki melek; ku­lu, ruh ve cesetle birlikte kabirde oturturlar. Sonrada ona <em>Tevhid</em> ve <em>Risalet’i</em> sorarak ‘Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?’ derler.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Bu iki melek, kabrin mihenk taşıdır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[3]</sup></a> Onların sualleri ölümden sonraki, ilk fitne ve denemedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[4]</sup></a></p>
<p><strong>Kabir Azâbı</strong></p>
<p>İmanın kabul olunması için kabir azâbına da inanmak gerekir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[5]</sup></a> Kabir azâbı haktır. Hem cisme ve hem de ruha uygulanacak ve Allah (cc)’ın dilediği bir zamana kadar sürecek olan bu azap adâletin tâ kendisidir.</p>
<p><strong>Mizan</strong></p>
<p>Bu terazi, büyüklük bakımından göklerin ve yer küresinin büyüklüğüne eşittir. Onunla (Allah (cc)’ın kudretiyle) ameller tartılır. Bu terazinin gramla­rı, zerreler ve hardal taneleridir. Gramların bu kadar küçük olması, adâletin tam tecelli etmesi içindir. İyilik sayfaları bir hasene şeklinde nûr kefesine ko­nur ve mizan Allah (cc)’m faziletiyle ve O’nun nezdindeki derecelerine göre ağırlaşır. Günah sayfaları ise bir günah suretinde zulmet (karanlıklar) kefesine konur ve böylece mizan Allah (cc)’ın adâleti hükmünce bunlarla hafifleşir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[6]</sup></a></p>
<p><strong>Sırat</strong></p>
<p>Sırat, cehennem üzerine kurulmuş, kılıçtan keskin ve kıldan ince bir köp­rüdür. Allah (cc)’ın hükmüyle, kâfirler, bu köprü üzerinden kayarak cehenne­min dibini boylayacaklardır. Yme Allah (cc)’m fazlıyla mü’minlerin ayaklan bu köprü üzerinde sabitleşir ve böylece karar evi (Dâr’ul-Karâr) olan cennete varılır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[7]</sup></a></p>
<p><strong>Kevser Havuzu</strong></p>
<p>Sıratı geçen mü’minler cennete girmezden önce Hz. Muhammed’in (sav) kevser havuzundan kana kana su içerler, Bu öyle bir içiştir ki, artık bir daha su­samazlar. Bu havuzun eni, bir aylık mesafedir. Suyu, sütten daha beyaz, bal­dan da daha tatlıdır. Kenarında, gökteki yıldızlar adedince bardak vardır. Ha­vuza açılan iki oluktan devamlı olarak kevser suyu akmaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[8]</sup></a></p>
<p><strong>Hesap</strong></p>
<p>Mahlûkâtın hesabı çeşitli durumlar arzetmektedir: Kiminin hesabı şiddet­li ve münakaşalıdır. Kimilerine de hesapta müsamaha gösterilir. Bazılan ise hesaba çekilmeksizin cennete girer ki, bunlar mukarrebîndir. Bu bakımdan Allah Teâlâ (cc), dilediği Peygambere ‘Peygamberlik vazifeni yerine getirdin mi?’ ve dilediği kafire de ‘Sen Peygamberleri yalanladın mı?’ diye sual sorabilir. Fakat herkesi sorguya çekmeye mecbur değildir. Sualsiz cennete ya da ce­henneme gönderebilir. Sünnet’ten ayrılan bid’atçılardan bu konuda sual sor­duğu gibi, Müslümanları da amellerinden dolayı sorguya tâbi tutar.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[9]</sup></a></p>
<p><strong>Tevhid Ehli’nin Cehennemden Çıkması</strong></p>
<p>Tevhid ehlinin ceza gördükten sonra ateşten çıkacağına iman etmek gere­kir. Allah (cc)’m fazlı ile hiçbir muvahhit (Allah (cc)’m birliğine inanan hiçbir kimse) cehennemde ebedî kalmayacaktır. Müslümanm bu inanca sahip olma­sı gerekir.’<sup>0</sup></p>
<p><strong>Şefaat</strong></p>
<p>Peygamberlerin, sonra âlimlerin, onlardan sonra da şehidlerin ve Allah (cc) nezdindeki derecelerime göre sair müzminlerin şefaatına inanmak gere- kir. Şefaatçisi bulunmayan mü’minler de, Allah (cc)’ın fazlıyla ateşte ebedî olarak kalmayacak, sonunda çıkartılacaklardır. Kalbinde zerre miktarı iman bulunan herkes, cehennemden mutlaka çıkartılacaktır.”</p>
<p>Sahabe-ı kiramın faziletine inanmak, tertiplerini bilmek, yani Peygamber­lerden sonra insanların en faziletlisinin Hz. Ebubekir (ra), ondan sonra Hz Ömer (ra), sonra Hz. Osman (ra) ve ondan sonra da Hz. Ali (ra) olduğuna inanmak gerekir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[10]</sup></a><sup> <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[11]</a> <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[12]</a></sup></p>
<p><strong>Sahabe-i Kiram Hakkında Hüsn-û Zan Gerekir</strong></p>
<p>Bu inançların hepsi hakkında hadisler vardır. Bütün bunlara inanıp bağla­nan bir kimse, hak ehlinden ve sünnet cemaatinden olur; dalâlet ve bid’at fır­kalarından ayrılır. Îlahî rahmetine sığınarak Allah Teâlâ (cc)’dan bizlere ve bü­tün Müslümanlara yakînin kemâlini ve elinde güzel sebat vermesini isteriz. Çünkü O merhametlilerin en merhametlisidir.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) İlâhî rahmetini sevgili Peygamberi Muhammed Mustafa (sav) ya ve her seçtiği kuluna inzal buyursun. Amin!</p>
<p>İmam el-Gazzali &#8211; İhyau Ulumuddin,c.1,syf.301,308</p>
<p>Terc:Ali Arslan</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.Burada tahrif edilmezden önceki <em>Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur</em> Sözkonusu olan, günümüzdeki muharref <em>Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur</em> değildir. si, işitmesi, görmesi ve konuşması sadece (Mu’tezile’nin inandığı gibi) zâtı ile değildir. (Aksine bu sıfatlar zâtın gayrisi ve ondan ayrılmaz birer hakikattir.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a>   Tîrmizî, İbn Hibban, (Ebu Hüreyre’den); Tirmizî sahih olduğunu söylemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a>   Ahmed b. Hanbel, İbn Hibban, (Abdullah b. Amr’dan)</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[4]</a>   Irakî bu hadîse rastlamadığını söylemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[5]</a>   Buhârî, Müslim, (Hz. Âişe’den)</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[6]</a>  Beyhakî, (Hz. Ömer’den)</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[7]</a>  Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[8]</a>  Müslim, (Enes’ten)</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[9]</a>  Beyhakî, el-Ba’s, (Hz. Ömer’den)</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[10]</a>  Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[11]</a>  İbn Mâce, (Hz. Osman (ra)’dan)</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[12]</a>  İbn Mâce, (Hz. Ömer’den); Ebu Dâvud ve Taberânî</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/">Kitabu Kavaid’il-Akaid</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 20:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Havuz ve Organların Şahitliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapların Okunması]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Şerîf Cürcânî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinin bildirdiği sırat, mizan, hesap, kitapların okunması, havuz ve organların şahitliği, bütün bunlar, ümmetin çoğunluğuna göre tevilsiz gerçektir. Bunları ispat ederken dayanağımız kendiliklerinde mümkün olmala­rıdır. Çünkü bunların gerçekleştiğini varsaymak, zâtı gereği herhangi bir imkânsızlığı gerektirmez. Yanı sıra doğru sözlü Peygamber (s.a.) bunları haber vermiştir. Muhalifler çıkmadan önce Müslümanlar bu hususta icma etmişti. Kur’ân da bunları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/">Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/indir-8-11/" rel="attachment wp-att-11095"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-11095" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/indir-8.jpg" alt="Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği" width="263" height="337" /></a></p>
<p>Dinin bildirdiği sırat, mizan, hesap, kitapların okunması, havuz ve organların şahitliği, bütün bunlar, ümmetin çoğunluğuna göre tevilsiz gerçektir. Bunları ispat ederken dayanağımız kendiliklerinde mümkün olmala­rıdır. Çünkü bunların gerçekleştiğini varsaymak, zâtı gereği herhangi bir imkânsızlığı gerektirmez. Yanı sıra doğru sözlü Peygamber (s.a.) bunları haber vermiştir. Muhalifler çıkmadan önce Müslümanlar bu hususta icma etmişti. Kur’ân da bunları dile getirmiştir. Mesela şu âyetler: “Onları cehennem yoluna götürün ve durdurun; sorguya çekileceklerdir”(Saffat,24), “O gün tartı haktır”(Araf,8), &#8220;Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız”(Enbiya,47) âyetleriy­le sırat ve mizan sabit olmuştur. Hatta hesaba yakın sorgu da sabit olmuştur. &#8220;Kolay bir hesaba çekilecek”(İnşikak,48) Ayrıca kıyamet gününe hesap günü adı verildiğinde icma vardır. Bu icma, hesabın varlığına delalet eden âyeti destek­ler. &#8220;Kitabı sağından verilenlere gelince”(Vakıa,8), &#8220;Kitabını oku”(İsra,14) âyetleriyle kitapların okunması sübut bulmuştur. &#8220;O gün onların dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik eder”(Nur,24) âyetiyle organların şahitliği tahakkuk etmiştir. &#8220;Sana kevseri verdik”(Kevser,1) âyeti havuza delalet etmektedir.</p>
<p>Ayrıca Kur’ân’da dile getirilen hususlar Hz. Peygamber (s.a.) tarafından da ashaba söylenmiştir. Ashap &#8220;Seni mahşer günü nerede arayacağız&#8217; dediğinde Hz. Peygamber (s.a.) &#8220;sıratta” veya &#8220;mizanda” yahut “havuzda” demiştir. Hadis kitapları gerçekliğini iddia ettiğimiz bu hadislerle doludur, öyle ki ortak payda tevatür yoluyla gelmiştir ve insaflı bir kimsenin bu hususta şüphesi kalmaz.</p>
<p>Bil ki sırat cehennemin üstüne uzanmış bir köprüdür; mümin oku olmasın bütün insanlar bu köprüden geçecektir. Mu&#8217;tezile’nin çoğu sıratı inkar etmiştir. Ebû Ali el-Cübbai bu hususta mütereddit bir görüşe sahiptir, bazıları kabul etmiş ve bazen de reddetmiştir. Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ve Bişr Mutemir sıratın varlığını kesinlemeden onu mümkün görmüştür. Sırat inkar edenler demiştir ki sözü edilen anlamda sıratı kabul edenler onu kıldan ince kılıçtan keskin şeklinde nitelemektedir. Nitekim hadiste de böyle denilmek­tedir. Böyle olduğu takdirde onun üstünden geçmek aklen mümkün değildir Üstünden geçmek mümkün olsa bile büyük bir zahmetle olur. Bunda ise müminlere azap söz konusudur. Oysa onlara kıyamet günü azap yoktur. Bu takdirde “Onları cehennem köprüsüne götürün”285 âyeti cehenneme giden yola götürün demektir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kâdir-i Muhtâr olan Allah müminlere geçişi mümkün ve kolay hale getirir. Öyle ki müminlere herhangi bir yorgunluluk ve bitkinlik ilişmez. Nitekim hadiste köprüden geçenlerin sıfatları hakkında şöyle denir: Onların kimisi bir anda yanıp sönen şimşek gibidir, kimisi esen rüzgar gibidir, kimisi koşu atları gibidir, kimisinin ayaklan geçer ama elleri asılı kalır, kimisi yüzüstü sürünür.</p>
<p><strong>Mizana gelince</strong> bütün Mu‘tezile bunu inkar etmiştir. Fakat kimile­ri mizanı aklen imkânsız görmüştür. Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ve Bişr b. Mu‘temir gibi kimisi aklen mümkün görmüş ama sübutuna hükmetmemiştir. Bunlar şöyle demiştir: Kur’ân’da geçen tartı ve terazi gibi kelimeleri, gerçek tartı aracı olarak değil, adalet ve insafı gözetmek ve bunlarda hiçbir şekilde farklılık bulunmaması olarak yorumlamak gerekir. Çünkü ameller yok olmuş ve de tekrar var olması mümkün olmayan arazlardır. Tekrar var edilmeleri mümkün olsa tartılmaları mümkün değildir. Zira arazlar, hafiflik ve ağırlıkla nitelenmez aksine hafiflik ve ağırlık cevherlere özgüdür. Yine tartı, amellerin miktarını bilmek içindir. Ameller ise yüce Allah tarafından tartısız bilinmektedir. Dolayısıyla tartının herhangi bir faydası yoktur. Bu sebeple de çirkindir ve yüce Rab ondan münezzehtir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hadiste Hz. Peygamber’e (s.a.) ameller nasıl tartılacak di­ye sorulduğunda “amellerin yazıldığı şeyler ve sayfalar tartılacaktır&#8221; buyrulmuştur. Tartının gayesinden ve fayda bulunmayan şeydeki aklî çirkinlikten daha önce defalarca bahsetmiştik.</p>
<p><strong>Şöyle denemez:</strong> “Müminlerin çocuklarının tasdiki yoktur, dola­yısıyla onların mümin değil kafir olması gerekir. Oysa bu yanlıştır.” Çünkü biz şöyle diyoruz: Onlar hükmen tasdik etmektedirler. Zira dinden zorunlu olarak bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.) ebeveynden birinin imanını ço­cukların imanı sayıyordu.</p>
<p>Küfür, her taifeye göre iman açıklamasının mukâbilidir. Nitekim bize göre de böyle olup yaptığımız iman açıklamasının mukâbilidir. iman Allah’ı bilmektir diyen, küfrün Allah’ı bilmemek olduğunu söyledi. Bunun<br />
yanlışlığı açıktır. Hâricîler ve bir kısım Mu‘tezile gibi iman taatlerdir diyen­ler küfrün masiyet olduğunu söyledi fakat bunlar ihtilaf ettiler. Hâricîler her masiyet küfürdür dedi. Biz bunu çürütmüştük. Mu‘tezile ise şöyle dedi: Masiyet- ler üç kısımdır. Bir kısmı, Allah’ı, O’nun birliğini, O’na mümkün olan ve olma­yan durumları bilmemek ile O’nun peygamberinin peygamberliğini bilmemektir. Buna örnek, mushafı pislik içine atmak, söz konusu cehalete delalet eden sözler söylemek, peygambere sövmek ve onu hafife almaktır. Bu küfürdür.</p>
<p>Bir kısmı da söz konusu cehalete delalet etmez ve iki kısma ayrılır. Birincisi, yapa­nın iki menzil arasındaki bir menzile yani küfür ve iman arasına çıktığı kısım­dır. Şöyle ki bu kimsenin nitelendiği diğer sâlih ameller nedeniyle küfrüne hükmedilmediği gibi tasdik etmediği vehmini uyandırdığı için imanına da hük­medilmez. Aksine onun fâsık olduğuna hükmedilir. Bu menzile çıkaran masiyetlere büyük günahlar adı verilir. Bunlar, kasten ve düşmanlıkla öldürmek, zina, şarap içmek vb.dir. Bu görüşü ileri süren ilk kimse Vasıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd’dir. İkincisi ise kişiyi söz konusu menzile çıkarmayan masi- yetlerdir. Buna örnek, avret mahallinin açılması ve sefihlik yapmaktır. Bunla­ra küçük günahlar adı verilir. Bunları işleyen kimse ne küfürle ne de fasıklıkla nitelenir, tersine imanla nitelenir. Bu maksatta söylediğimiz Haricîler ve Mutezile’nin görüşünü bir sonraki maksatta daha fazla açıklayacağız.</p>
<p>Mevâkıf Şerhi (3)<br />
Müellif:Seyyid Şerîf Cürcânî (Eş&#8217;ari)<br />
Çeviren:Ömer Türker<br />
Türkiye Yazma Eserler.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/">Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âhiret Ahvali</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahiret-ahvali/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahiret-ahvali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2015 22:45:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Âhiret Ahvali]]></category>
		<category><![CDATA[Amellerin Tartılması]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet ve Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Mansûr el-Mâtürîdî]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Mucize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8357</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Mu&#8217;tezile ve Cehmiyye&#8217;nin hilafına, bize göre kabir azabı vardır.Onlar bunu kabul etmiyorlar ve şahidde de gaibde de görüp müşahede ettiğimize göre, ölü bizim kendisine verdiğimiz acıları hissetmemektedir, diyorlar; Onlara göre ölünün karnına bir tutam saç konsa ve bir süre bırakılsa, yerinden kıpırdamayacaktır. Azab veya başka bir şey sebebiyle kımıldamış olsa yeri değişmiş olacaktı. Bu anlayışlarından [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahiret-ahvali/">Âhiret Ahvali</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/161.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8358" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/161.jpg" alt="Âhiret Ahvali" width="590" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/161.jpg 590w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/161-300x127.jpg 300w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mu&#8217;tezile ve Cehmiyye&#8217;nin hilafına, bize göre <strong>kabir azabı vardır.</strong>Onlar bunu kabul etmiyorlar ve şahidde de gaibde de görüp müşahede ettiğimize göre, ölü bizim kendisine verdiğimiz acıları hissetmemektedir, diyorlar; Onlara göre ölünün karnına bir tutam saç konsa ve bir süre bırakılsa, yerinden kıpırdamayacaktır. Azab veya başka bir şey sebebiyle kımıldamış olsa yeri değişmiş olacaktı. Bu anlayışlarından dolayı onlar, cansız varlıkların teşbihini, mizanı, sıratı, mü&#8217;minlerin ergeç cehennemden çıkacaklarını ve mi&#8217;racı inkâr etmektedirler. Biz mahiyetleri itibariyle aklın bunları kavramaktan aciz olduğunu söylüyoruz.</p>
<p>Peygamber (s. a.) &#8220;Allah&#8217;ın yaratıkları üzerinde düşününüz, yaratan (inzâtı) üzerinde düşünmeyiniz&#8221; buyurmuştur. Ya bu aklımızın aczi sebebiyle, demektir. Bana göre bu hadisin Peygamber&#8217;e ulaştığı sabit değildir. Bu İbn Abbas&#8217;ın (r.a.) sözlerindendir. Keza Hafız Ebu&#8217;l-Kasım el-Lalekaî ve diğerleri de bunu rivayet etmişlerdir.(Keşfu&#8217;/-hafa, 1/371-372.)</p>
<p>Akıl bu konuda aciz ise kişinin aklının idrakinden aciz olduğu şeyleri inkâra kalkışması yakışık almaz.</p>
<p>Siz ey Mu&#8217;tezile ve Cehmiyye topluluğu, aklımızın idrakinde kısır kaldığı bu gibi şeyleri inkâr etmeyiniz. Bunlar hakkında varid olan sahih rivayetleri tasdik ediniz. Kabir azabının varlığına delil Allah Teâlâ&#8217;nın &#8220;onlara iki kere azab edeceğiz&#8221;(Tevbe,101)sözüdür. Yani bir kere kabirde, bir kere de kıyamette demektir. Keza &#8220;bundan başka bir azab olarak&#8221;(Tur,47) yani kabir azabından başka bir azab olarak, ayrı &#8220;biz onlara en büyük azabın ötesinde yakın azabtan tattıracağız&#8221;(Secde,21) yani onlara yakın olan kabir azabından tattıracağız, âyetleri de vardır. Bunlar kabir azabının varlığına delalet eden şeylerdir. Sahih hadiste, kabir azabından Allah&#8217;a sığınma  vardır ki kabir azabının varlığı konusunda nastır.(Buhari, &#8220;Küsuf&#8221; 7, &#8220;Cenaiz&#8221; 88. )</p>
<p>Keza &#8220;Onu hamd ile teşbih etmeyen hiçbir şey yoktur&#8221;(Isra,44)yani herşey onu tesbih eder. Burada &#8220;in&#8221; kelimesi &#8220;mâ&#8221; kelimesi mânasına gelen olumsuzluk edadıdır. Tıpkı &#8220;anneleri ancak onları doğuranlardır&#8221;(Mücadele,2)&#8221;sizden cehenneme uğramayacak yoktur&#8230; &#8220;(Meryem,71)) &#8221;biz sadece iyilik yapmak istedik&#8221;(Tevbe,107) &#8220;onlar Allah&#8217;ı bırakıp tanrıçalara taparlar&#8230; &#8220;(Nisa,117) &#8220;onlar sadece yalan söylerler&#8221;(Kehf,5)âyeti erindeki &#8220;in&#8221; gibidir. Bu âyet cansız varlıkların teşbih eder. Küçük taş parçalarının Mustafa&#8217;nın (s.a.) elinde tesbih ettiği sabittir.(el-Heysemi. Mecmau&#8217;z-zevaid, 8/299; el-Bezzar bu hadisi iki senedie rivayet etmiştir. Birinin ricali sikadır, diğerinindeki ricalin bazıları ise zayıftır.)</p>
<p>Herkes, bütün âlemin lisân-ı hâl ile tesbih ettiği konusunda ittifak etmiştir.</p>
<p>Herşeyde onun tek olduğunu gösteren bir delil vardır.Cansız varlıkların Allah&#8217;ı konuşma diliyle teşbih ettikleri konusunda ihtilaf vardır. Tercih edilen görüş herşeyin Allah&#8217;ı nutuk (düşünce) olarak teşbih ettiğidir. Çünkü aklen buna mani bir durum yoktur.</p>
<p>Bu âyet buna delalet eder. Keza şu âyetler de böyledir: &#8220;Doğrusu biz akşam-sabah onunla beraber teşbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik&#8221; (Sa&#8217;d,18)&#8221;Rahman&#8217;a çocuk isnad etmelerinden ötürü nerdeyse gökler paralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.&#8221;(Meryem,90-91)</p>
<p>îbnMâce Peygamber&#8217;in (s.a.) şöyle dediğini rivayet etmiştir;</p>
<p>&#8220;Hiçbir cin, ins, ağaç, taş, kerpiç yoktur ki müezzinin sesini işitmesin de kıyamet gününde onun lehine şehadet etmesin&#8221;.(İbn Mace, &#8220;Ezan&#8221; 5; benzeri Buhari, &#8220;Ezan&#8221; 5, &#8220;Tevhid&#8221; 5, &#8220;Bed&#8217;ü&#8217;l-halk&#8221; 12.)</p>
<p>Buhâri&#8217;de,Peygamberin huzurunda yemek yenirken o sırada onların, yemeklerin tesbihini işittikleri rivayeti vardır. (Buhari,Menakıb 25)Müslim&#8217;deki bir hadiste de Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur. &#8220;Ben Mekke&#8217;de bir taş tanıyorum ki peygamber olmadan önce bana selam veriyordu&#8221;.(Buhari,Fedail 2) Hurma ağacının haberi de sabit ve meşhurdur.(Buhari, &#8220;Menakib&#8221; 25; İbn Mace, &#8220;İkamet&#8221; 199; Darimi, &#8220;Mukaddime&#8221; 6, Salat 202.)</p>
<p>Bu konudaki hadisler çoktur. Bu eşyanın konuştuğu sabit olunca tesbih etmelerinin imkanı da sabit olur. Âyet buna delalet eder, yeter ki zahirine hamlolunsun.</p>
<p>Bizim âlimlerimizden imam Fahreddin er-Râzî ve Mu&#8217;tezile&#8217;nin çoğunluğu ise cansız varlıklar ile canlılar içinde mükellef olmayanların ancak lisanı hal ile teşbih edebileceklerine kaildirler. Bize göre bu reddedilmiş bir görüştür. Bir gurup ilim adamı tafsile gitmiş ve demişlerdir ki, başkaları dışında her canlı olan ve gelişen varlık teşbih eder. Onlar bu görüşü ibn Abbas&#8217;ın Peygamber&#8217;den rivayet ettiği şu hadisten istidlal etmektedirler. &#8220;Peygamber (s.a.) iki kabre uğramıştı şu söze kadar: &#8220;yaş bir çubuk istedi, onu ikiye böldü, her birini bir kabrin üzerine dikti,umulur ki bunlar kuruyana kadar Allah onların azabını hafifletir, buyurdu&#8221;.&#8221;(Buhari, &#8220;Vudu&#8221; 55, &#8220;Cenaiz&#8221; 89, 92, &#8220;Edeb&#8221; 46, 49; Müslim, &#8220;Taharet&#8221; 111)</p>
<p>Bunda o çubukların kurumayıp yaş kaldıkları sürece tesbih edeceklerine işaret vardır. Bu görüş Ebu&#8217;l-Hasen ve İkrime&#8217;den naklolunan görüştür.</p>
<p>Mizanın varlığına şu âyet delalet eder: &#8220;Kıyamet günü doğru teraziler kurarız&#8221;(Enbiya,47) Onun tartısının mânası, ya sahifelerinin tartışıdır, ya Allah Teâlâ amelleri cisim haline sokacak sonra onları tartacak demektir yahut da a&#8217;razlar hakikaten tartılırlar demektir. Gayb âleminde öyle işler vardır ki akla mani değildir. Lakin bunlar duyular âleminde bilinmezler ve kısır akıllar bunları muhal görür olurlar, halbuki bunlar aslında mümkin şeylerdir.</p>
<p>Sonra, hadise göre Ehl-i bid&#8217;at ve Ehl-i ehva&#8217; cehenneme gideceklerdir. Peygamber&#8217;in (s.a.) sözü şöyledir: &#8220;İsrailoğulları yetmiş iki fır-kaya ayrılmıştır. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan, benim ve ashabımın yolunda olan biri müstesna diğerlerinin hepsi de cehennemdedir&#8221;.(Tirmizi, &#8220;İman&#8221; 18; İbn Mace, &#8220;Fiten&#8221; 17.)</p>
<p>Biz Ehl-i bid&#8217;atı tekfir etmeyiz. Tahâvî&#8217;nin Akide&#8217;sinde şöyle bir ifade vardır: &#8220;Ehl-i kıbleden hiçbirini işlediği bir günah sebebiyle tekfir etmeyiz&#8221;(bk. Akidetü&#8217;t-Tahavi, s. 55.)</p>
<p>Şunu iyi bilmelisin ki günahkar olmalarını gerektiren bid&#8217;atları yüzünden Allah onları cehenneme koysa bile bizim kabul ettiğimiz prensiplere göre ebedî kalmayacaklardır.</p>
<p>Cennet ve cehennem yaratılmış durumdadırlar ve bugün mevcutturlar. Bu görüş Mu&#8217;tezile&#8217;nin aksinedir. Çünkü onlar el&#8217;an yaratılmamış olduğu görüşündedirler. Kaderiyye ve Cehmiyye&#8217;nin de aksinedir. Onlar da cennet ve cehennemin ehli ile beraber fani olduğuna kaildirler.</p>
<p><strong>Mu&#8217;tezile şöyle demiştir:</strong> Bizim onların şu anda yaratılmış olduğunu inkârımız, Allah Teâlâ&#8217;nın cennet-cehennemi dilediği zaman yaratmaktan aciz olmaması sebebiyledir. Gerektiği zaman yaratır. Aksi takdirde ihtiyaçtan önce onların yaratılmasının bir mânâsı yoktur.</p>
<p><strong>Biz buna karşı şöyle deriz:</strong> Onların hazırlanmış olmalarının hikmeti şudur: Sana itaat eden kuluna ikram edeceğin şeyi, sana isyan edeni de korkutacağın şeyi görmesi için hazır bulundurman iyidir. Nitekim en beliğ korkutma şekli hazırlanmış olanın karşısındakidir. Günlük hayatta bile şu tarz konuşmaları müşahede etmez misin? Biri diğerine, &#8220;şunu şöyle yap, elimin altındaki bu kurulu güzel ev senin içindir, yahut da, şu elimde gördüğün ve karşı geleni cezalandıracağım sopanın korkusuyla, şöyle yapma&#8221; der. Bu söyleyiş tarzı, &#8220;şöyle yap, ben de sana güzel bir ikram yapacağım, yahut da hazırlayıp cezalandıracağım sopanın korkusuyla şöyle yapma&#8221; şeklindeki söyleyiş tarzından daha beliğdir. Bu aklî delil olarak cennet ve cehenneme giriş vaktinin gelme- sinden önce onların yaratılmış olmasının iyi bir şey olduğunu gösterir.</p>
<p>Cennet ve cehennemin yaratılmış oldukları konusunda bir başka delilimiz de şu âyettir: &#8220;&#8230;sakınanlar için hazırlanmıştır &#8220;(Al-i Imran,131-133)Onların görüşleri Allahın verdiği bu haberi yalanlama sonucuna götürür. Çünkü yaratılmamış olsalar hazırlanmış olmazlar. Cennet ve cehennem bir &#8220;şey&#8221; dir. Yani mevcuttur. Kıyamet ise şey diye isimlendirilemez. Çünkü o henüz mevcut değildir. Bu,Mu&#8217;tezile&#8217;nin görüşü hilafmadır. Onlar kıyametin yaratılmış ve fakat henüz ortaya çıkmamış olduğu, insan öldüğü zaman ortaya çıkacağı ve o kişiye malum olacağı görüşünddirler. Çünkü Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Kira ölürse onun kıyameti kopmuştur&#8221;.(bk. el-Acluni, Keşfu&#8217;I-Hafa, 2/386)</p>
<p>Keza Akide &#8216;nin sahibi de bu hadisi merfu olarak zikretmiştir, ama ben öyle görmüyorum. Bize göre, ölenin kıyametinin kopması demek onun saadet veya şekavet halinin ortaya çıkması demektir.</p>
<p>Sonra, cennet ve cehennem onlara göre, yani Cehmiyye ve Kaderiyye&#8217;ye göre, fanidir. Çünkü her ikisi de bir maksad için konulmuşlardır. Bunlardan maksad ise, amellerin sevabıdır. Bu da sonludur. O halde cennet ve cehennem de sonludurlar. Nitekim her ikisi de amellerin mükafatı veya cezasıdır. O halde amellerin ölçüsündedirler.</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın .şu âyetlerindeki ifadeler ise bizi destekler. &#8220;Onlara kesintisiz ecir vardır&#8221;(Tin,3) &#8220;&#8230;bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen&#8230; &#8220;. (Vakıa,33)Onların &#8220;amellerin sevabıdır&#8221; sözü de doğru değildir.Doğru söyleyen ve doğruluğu da tasdik edilmiş olan Peygamber&#8217;in (s.a.) de ifade buyurduğu gibi hiçbir kimse (sadece) ameliyle cennete girmeyecektir.(Buhari, &#8220;Rikak&#8221; 18, &#8220;Merda&#8221; 19; Müslim, &#8220;Münafikin&#8221; 72, 7&#8217;5;77, 78.)</p>
<p>Eğer, cennet ve cehennemin fani olmadığı görüşünün Allah&#8217;a beka konusunda ortaklık sonucuna götüreceği, yani sonsuz olan ebedî bekada cennet ve cehennemin Allah&#8217;a şerik olacağı sonucunu doğuracağı ifade edilirse şöyle deriz:</p>
<p>Bu sonucu doğurmaz. Bilakis cennet ve cehennem ile Allahın bekası arasında bariz bir fark vardır. Çünkü her ikisi de yok iken var ol-muşlardır. Allah&#8217;ın bekası ise ezelîdir, daimîdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>M.Said Yeprem,Maturidi&#8217;nin Akide Risalesi ve Şerhi,syf.105-109</p>
<pre></pre>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahiret-ahvali/">Âhiret Ahvali</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahiret-ahvali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mizân&#8217;ın Ve Amellerin Tartılmasının Mahiyeti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mizanin-ve-amellerin-tartilmasinin-mahiyeti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mizanin-ve-amellerin-tartilmasinin-mahiyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2015 12:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Amellerin Tartılması]]></category>
		<category><![CDATA[Amellerin Yazılması]]></category>
		<category><![CDATA[Mizân'ın Ve Amellerin Tartılmasının Mahiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8180</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Tartıdan kasıt, kutların amellerinin Mizan ile tartılmasıdır. İbn Ömer der ki: O gün kulların amel sahifeleri tartılacaktır. Sahih olan budur. İleride ge­leceği üzere haber de böylece vârid olmuştur. Şöyle de denilmiştir: Mîzan, kulların amellerinin içinde bulunduğu hitap­tır. Mücahid ise, şöyle açıklamaktadır: Mizan, bizzat hasenatın ve seyyiatın kendileridir. Yine Mücahid&#8217;ten, ed-Dahhâk ve el-A&#8217;meş&#8217;den de şöyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mizanin-ve-amellerin-tartilmasinin-mahiyeti/">Mizân’ın Ve Amellerin Tartılmasının Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir-27.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8181" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir-27.jpg" alt="Mizân'ın Ve Amellerin Tartılmasının Mahiyeti" width="384" height="213" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tartıdan kasıt, kutların amellerinin Mizan ile tartılmasıdır. İbn Ömer der ki: O gün kulların amel sahifeleri tartılacaktır. Sahih olan budur. İleride ge­leceği üzere haber de böylece vârid olmuştur.</p>
<p>Şöyle de denilmiştir: Mîzan, kulların amellerinin içinde bulunduğu hitap­tır. Mücahid ise, şöyle açıklamaktadır: Mizan, bizzat hasenatın ve seyyiatın kendileridir. Yine Mücahid&#8217;ten, ed-Dahhâk ve el-A&#8217;meş&#8217;den de şöyle açıkla­dıkları nakledilmiştir: Vezn (tartı) ve mizan (terazi), adaletle hüküm vermek anlamındadır. Burada tartının söz konusu edilmesi örnekleme yoluyladır. Ni­tekim: &#8220;Bu, şu ağırlıkta bir sözdür&#8221; demek de bu kabildendir. Yani, ona mu­âdil ve ona denk bir sözdür. Ortalıkta bir tartı söz konusu olmasa dahi böy­le denilir. ez-Zeccâc der ki: Böyle bir açıklama dil açısından uygundur. An­cak, daha uygun olan, sahih senedlerde sözü geçen Mizana tabi olmak (ya­ni, amellerin tartılacağını kabul etmek)&#8217;dir.</p>
<p>el-Kuşeyrî der ki: ez-Zeccâc gerçekten güzel söylemiştir. Zira, Mizan bu şekilde te&#8217;vil edilecek olursa, o takdirde Sırat da gerçek din diye açıklansın, cennet ve cehennem de cesetler müstesna, sadece ruh Sarın karşı karşıya ka­lacağı haller diye açıklansın, şeytan ve cinler de kötü ahlâk, melekler ise övül­meye değer güçler olarak yorumlansın. Oysa, ilk asırda ümmet te&#8217;vile sapmaksızın bu ifadelerin zahirini kabul etme gereği üzerinde icma etmişlerdir. Onlar, te&#8217;vil yapılamayacağı hususunda icma ettikleri takdirde zahiri alıp ka­bul etmek gerekir ve bu zahir ifadeler, kesin naslar olurlar.</p>
<p>İbnFûrek der ki: Mu&#8217;tezile, &#8220;araz olan şeyler bizatihi var olamadıkların­dan dolayı tartılmaları da imkânsızdır&#8221; ilkesinden harekette Mizanı inkâr etmişlerdir.</p>
<p>Kelamcılardan kimisi de şöyle demektedir: Yüce Allah, araz olan (son­radan olan, sıfatlar) şeyleri cisimlere dönüştürecek ve Kıyamet gününde on­ları tartıya koyacaktır. Böyle bir açıklama ise bize göre sahih değildir. Sa­hih olan terazilerin üzerinde amellerin yazılı olduğu sahifelerle ağırlaşacağı veya hafif basacağıdır. Bu hususta bunun gerçekleşeceğini ifade eden ha­berler rivayet edilmiştir. Söz konusu rivayette şöyle denilmektedir; &#8220;Âdemoğullarından kimisinin mizanında haseneler nerdeyse hafif gelecekken, ora­ya üzerinde lâ ilahe illallah yazılı bir deri parçası konulacak ve o da ağır ba­sacaktır&#8221; anlamındaki rivayettir.</p>
<p>Bilindiği gibi bu, içinde amellerin yazıldığı şeylerin tartılması ile alakalı­dır. Bizzat amellerin kendisi ile değil. Şanı yüce Allah da Terazinin her iki ke­fesine de içinde amellerin yazılı olduğu salıifeleri koymak suretiyle diledi­ği takdirde Mizanı hafifletir, dilediği takdirde de ağırlaştırır.</p>
<p>Müslim&#8217;in Salıih&#8217;inde Safvan b. Muhriz&#8217;den şöyle dediği nakledilmektedir: Bir adam İbn Ömer&#8217;e şöyle dedi: Sen, Rasulullah (sav)&#8217;ın ikili söyleşme (yani kıyamet gününde yüce Allah&#8217;ın kulu ile konuşması) hakkında ne duy­dun? O da, ben onu şöyle buyururken dinledim diye cevap verdi: &#8220;Kıyamet gününde mü&#8217;min, aziz ve celil olan Rabbine, Rabbi onun üzerine örtüsünü ve affını bırakıncaya kadar yakınlaştırılır. Ona günahlarını söyletir. Biliyor mu­sun diye sorar, o da: Evet Rabbim biliyorum, der. (Rabbi) buyurur ki: Dün­yada iken Ben senin bu günahını örtmüş idim. Bugün de onu sana bağışlı­yorum. Sonra da ona hasenatının yazılı olduğu sahife verilir. Kâfirlerle münafıklara ise, herkesin önünde (duyacağı şekilde): İşte bunlar Allah&#8217;a karşı yalan uyduranlardır, denilir.&#8221;(1)</p>
<p>Hz. Peygamberin: &#8220;Ona hasenatının yazılı olduğu sahife verilir&#8221; ifadesi, amellerin sahifelere yazıldığı ve tartılacağına delildir.</p>
<p>İbnMace de Abdullah b. Amr yoluyla gelen hadiste şöyle dediğini nak­ledesi, amellerin sahifelere yazıldığı ve tartılacağına delildir,demektedir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: &#8220;Kıyamet gününde, herkesin gözü önünde (duyacağı bir şekilde) ümmetimden bir kişi çağrılacak. Onun karşı­sına her birisi gözün uzanabildiği kadar uzanacak doksan dokuz kayıtlı si­cil yayılacak. Sonra, şanı yüce ve mübarek olan Allah şöyle buyuracak: Bunlardan herhangi bir şeyi inkar ediyor musun?. O, hayır Rabbim diyecek. Yüce Allah soracak: Benim koruyucu yazıcılarım (meleklerim) sana zul­metti mi?.O, hayır diyecek, Sonra şöyle buyuracak: Senin ileri sürecek bir mazeretin var mı? Senin bir hasenen var mı? Adam, korkacak ve: Hayır di­yecek.</p>
<p>Bu sefer yüce Allah şöyle buyuracak. (Durum) sandığın gibi değil. Se­nin Bizim nezdimizde iyiliklerin var. Bugün senin aleyhine zulüm sözkonusu olmaz, denilecek ve ona, üzerinde: &#8220;Eşhedü en lâilahe illallah ve enne Muhammeden Abduhu ve Rasulühü&#8221; diye yazı bulunan bir belge çıkartılacak. O da, Rabbim bu kâğıt parçacığının bunca sicillere karşılık kıymeti ne ola­bilir ki? diyecek. Yüce Allah: Şüphesiz sana zulmedilmeyecek diye buyura­cak ve bütün o siciller bir kefeye konulacak, (şehadet kelimesinin yazılı ol­duğu) o kâğıt parçası da diğer kefeye konulacak. Bütün o siciller (in bulun­duğu kefe) havaya kalkarken, o kâğıt parçası ağır basacak.&#8221;(2) Tirmizî de: &#8220;Al­lah&#8217;ın adına karşı hiç bir şey ağır basmayacak&#8221; ziyadesini ekledikten sonra: Hasen, garip bir hadistir, demektedir.(3)</p>
<p>İleride yüce Allah&#8217;ın izniyle el-KehfSûresi&#8217;nde (18/103-105. âyetler, 3. baş­lıkta) ve el-Enbiya Sûresi&#8217;nde (21/47. âyetin tefsirinde) bu hususa dair baş­ka açıklamalar da gelecektir.</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Artık kimlerin terazileri ağır basarsa, işte onlar kurtu­luşa erenlerin tâ kendileridir. Kimin de terazileri hafif gelirse, onlar da âyetlerimize zulmetle geldikleri için kendilerini zarara uğratmış kimseler­dir&#8221; buyruğunda geçen; &#8221; Terazileri&#8221; kelimesi; Terazi keli­mesinin çoğuludur. Aslı ise şeklindedir. &#8220;Vav&#8221; harfi önceki harf esreli oluduğundan dolayı &#8220;ye&#8221;ye dönüştürülmüştür.</p>
<p>Şöyle de denilmiştir: Amelde bulunan tek bir kişi için her birisinde bir çe­şit amelinin tartılacağı birden çok mizanlarının (terazilerinin) olması da mümkündür. Her bir kişi için tek bir mizan olması da mümkündür ve bu hu­sus, çoğul lafzı kullanılarak dile getirilmiştir.</p>
<p>Nitekim: Filan kişi Mek­ke&#8217;ye katırlar üzerinde yola çıktı, filan kişi Basra&#8217;ya gemilerle yola çıktı,&#8221; de­mek bu kabildendir. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de de şöyle buyrulmuştur: &#8220;Nuh kavmi peygamberleri yalanladı&#8221; (eş-Şuara, 26/105); &#8220;Ad kavmi peygamberleri ya­lanladı.&#8221; (eş-Şuara, 26/123) Oysa, (buyruklarla ilgili) iki te&#8217;vilden birisine gö­re bunların her birisine gönderilen peygamber bir tane idi.</p>
<p>&#8220;Teraziler&#8221; kelimesinin aslında mizan kelimesinin değil de -tar­tıları anlamına gelen-; kelimesinin çoğulu olduğu da söylenmiştir. Bu­na göre &#8220;el-Mevazin&#8221; ile tartıya giren ameller kastedilmiştir. &#8220;Kiminde te­razileri hafif gelirse&#8221; buyruğu da bunun gibidir.</p>
<p>İbn Abbas da şöyle demektedir: &#8220;İyilikler ve kötülükler , dili ve iki kefe­si bulunan bir terazide tartılacaklardır. Mü&#8217;min kimseye ameli en güzel şe­kilde getirilecek ve terazinin kefesine bırakılacak. Hasenatı da seyyiâtına (iyi­likleri kötülüklerine) ağır basacaktır. İşte, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Artık kimlerin te­razileri ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir&#8221; buy­ruğunda kastedilen budur. Kâfirin ameli de en çirkin şekilde getirilir, miza­nın kefesine bırakılır. Ve ağırlığı hafif basar, sonunda cehenneme düşer.&#8221;</p>
<p>İbn Abbas&#8217;ın işaret ettiği bu husus, şu söylenenlere yakındır: Şanı yüce Al­lah, kulların amellerinden her bir bölümü bir cevher (öz) olarak yaratır. Bu özler tartılacaktır. Ancak, îbnFürek ve başkaları bunu reddetmiştir. Nakle­dilen rivayette ise şöyle denmektedir: Mü&#8217;minin hasenatı hafif geldiğinde, Rasulullah (sav) parmak kadar üzerinde yazı bulunan bir kâğıdı çıkartır ve onu kulun hasenatının bulunduğu terazinin sağ kefesine bırakır.</p>
<p>Böylelikle ha­senat ağır basar. O mü&#8217;min kul, Peygamber (sav)&#8217;a şöyle der: Anam babam sana feda olsun ne kadar güzel bir yüzün var, ne kadar güzel bir yaratılışın var! Sen kimsin? Şöyle buyurur: &#8220;Ben senin peygamberin Muhammed&#8217;im.&#8221; İşte bunlar da senin bana getirmiş olduğun salat ve selamlardır. İşte bunlara en çok ihtiyaç duyduğun bir zamanda onları sana geri ödüyorum.&#8221; <sup>[4]</sup></p>
<p>Bunu, el-Kuşeyrî Tefsir&#8217;inde nakletmektedir. Onun da naklettiğine göre, hadiste geçen &#8220;bitâka&#8221; (üzerinde yazı bulunan küçük bir kâğıt parçası), Mi­sırlıların lehçesinde eşyaların numarasının yazılı olduğu bir parçadır.</p>
<p>îbnMace der ki: Muhammed b. Yahya da der ki: Bitâka, üzerinde yazı bu­lunan küçük bir parça demektir. Mısırlılar bu parçaya bitâka derler. <sup>[5)</sup> Huzeyfe der ki: Kıyamet gününde Mizanların başında duracak kişi Cebrail (a.s)&#8217;dır. Yüce Allah şöyle buyuracaktır: &#8220;Ey Cebrail, aralarında amelle­rini taıt ve birindeki hakkı alıp (hak sahibi olan) öbürüne ver.&#8221; Sonra şöyle dedi: Orada ne altın, ne de gümüş vardır. Eğer zalimin iyilikleri varsa, onun iyiliklerinden alınır, mazluma verilir. Şayet iyilikleri yoksa, mazlumun kötü­lüklerinden alınır, zalime yükletilir. Böylelikle adam üzerinde dağlan andı­ran yükler bulunduğu halde geri döner.<sup>[6]</sup></p>
<p>Peygamber (sav)&#8217;dan da şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:</p>
<p>Şanı yüce Allah kıyamet gününde &#8220;Ey Adem, Mizanın yakınında Kürsi&#8217;nin yanına çık git ve çocuklarının amellerinden önüne getirilecek olanlara bak. Her kimin hayrı şerrine bir tane ağırlığı kadar ağır basacak olursa, onun İçin cennet vardır. Kimin de şerri bir tane ağırlığınca hayrından ağır basarsa, ona da cehennem vardır. Tâ ki Sen, Benim zalimden başka hiç bir kimseye azap etmeyeceğimi bilesin.&#8221;(7)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(1)-Buhârî, Mezâlim 2, Tefsir 11. sı&#8217;ıre 4, Edeb 60, Tevhid 36; Müslim, Tevbe 52; İbnMâ-ce, Mukaddime 13; Müsned, [I, 741 105.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(2)</span>Tirmizi, İman 17; İbnMâce, Ziilıd 35; Müsned, II, 213.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(3)-</span>Tirmizi, İman 17.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(4)-</span>Uzunca rivayetin sonlarındaki bir bölüm olarak: Suyûtî, ed-Durru&#8217;l-Mensâr, III, 421.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(5)-</span>İbnMâce, Zühd 35.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(6)</span> -Benzeri bir ifadeyi Ebu Hureyre, Peygamber (sav) den hadîs olarak nakletmektedir: Müslim. Birr 59; Tirmizi, Sıfatu&#8217;l-Kıyame. 2; Müsned, II, 303, 334, 172.</p>
<p>(7)-İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/280-284.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mizanin-ve-amellerin-tartilmasinin-mahiyeti/">Mizân’ın Ve Amellerin Tartılmasının Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mizanin-ve-amellerin-tartilmasinin-mahiyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
