<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmed Zahid Kotku | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mehmed-zahid-kotku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Mar 2018 16:21:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mehmed Zahid Kotku | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ailede Karşılıklı Mesuliyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ailede-karsilikli-mesuliyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ailede-karsilikli-mesuliyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2018 20:35:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Ailede Karşılıklı Mesuliyet]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Kadının Mesuliyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahid Kotku]]></category>
		<category><![CDATA[Mesuliyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her müslümanın mükellef olduğu bir vazife var, ister ufak ister büyük.”Lakin herkes bulunduğu ve yaptığı hizmetten naşi mes’ul durumdadır.” Erkek evinin her türlü ihtiyacını, onların refah ve saadetlerini temine memur edilmiştir. Gerek maişetleri ve gerekse çocuklarının tahsilinde ve onlara dinlerini güzelce öğretmek, Kur’an-ı Kerimi belletmek ve onları dinsiz bırakmamak ve dünyalarını da bildirmek, sanat, ticaret, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ailede-karsilikli-mesuliyet/">Ailede Karşılıklı Mesuliyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-10.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-20336 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-10-300x300.jpeg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-10-300x300.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-10-100x100.jpeg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-10-360x360.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-10.jpeg 384w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></p>
<p>Her müslümanın mükellef olduğu bir vazife var, ister ufak ister büyük.”Lakin herkes bulunduğu ve yaptığı hizmetten naşi mes’ul durumdadır.” Erkek evinin her türlü ihtiyacını, onların refah ve saadetlerini temine memur edilmiştir. Gerek maişetleri ve gerekse çocuklarının tahsilinde ve onlara dinlerini güzelce öğretmek, Kur’an-ı Kerimi belletmek ve onları dinsiz bırakmamak ve dünyalarını da bildirmek, sanat, ticaret, ziraat gibi bir meslek sahibi yapıp ellere baktırmamak, güzel ad takmak, sünnet etmek, evlenme çağında dindar, namuslu, mesture, musalli bir hanım ile evlendirmek ve evlilik icablarını kendilerine güzelce öğretip iyi bir şekilde geçinmelerini sağlamak da bu mesuliyetin altındadır.</p>
<p>Aile hukukuna riayetsizlik günahını da öğretmelidir. İdareciler, idare ettikleri cemaattan mesuldürler. Onların her türlü hukukunu Hz. Ömer gibi gözetmek mecburiyyetindedirler, yoksa indi İlahi’de mes’uldürler. Erkek de evinden, ailesinden,makta olduğunu göreceksin. Belki sen dersin ki:İşte Rusya, işte Çin. Buralarda Allah’tan bahsetmek bile mümkün değil amma ne kadar rahat ve ne mesuliyet korkusu var ne bir şey.</p>
<p>Evet kardeşim, çok doğru söylüyorsun. Fakat Allahu Teâlânın insanlara verdiği hürriyet nerede, bunu bana anlatabilir misiniz? Her ne kadar anlatmağa çalışsanız da sen de bilirsin ki boşadır. İlk mektebte okuduğumuz kurt köpek meselesini herhalde hatırlayacaksın. İnsanda hürriyet olmayınca firavunların kölelik devrinden ne farkı kalır. Bu kadar yeter zannederim. Müslümanlık icabı herkes güttüğünden mesuldür vesselam.</p>
<p>İkinci cild sayfa 49 da, İbn-i Hıbban ile Tirmizi’nin hadis-i sahihlerinde, Ebu-Hüreyre’den şöyle rivayet olunur: “Mü’minlerin iman cihetinden kamili, ahlakan en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız hanımlarına karşı hayırlı olanınızdır.” Başka bir tabirle de: “Sizin hayırlınız ehline karşı hayırlı olandır, ben de ehlime karşı sizin hayırlınızım.” Kadın kısmının yaratılış itibarı ile hılkatında yamukluk, eksiklik, zafiyyet vardır. Bazan içlerinde olgun hanım efendiler bulunursa da ekseriyyet itibarı ile zafiyyetleri galibtir. Onun için hanımlardan hiçbir peygamber de gelmemiştir. Yamuk olan bir şeyi düzeltmek kolay değildir, hemen kırılıverir. Hayatının tatlı olarak geçmesini istiyorsan herhalde musamahakar olmak mecburiyyetindesin.</p>
<p>Cenab-ı Peygamberin tavsiyesi ile kadınlara karşı şefkatli ve merhametli olmaktır. Kadına yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek ve onun yüzüne vurmamak ve onu evden dışarı atmamaktır. Yani küssen bile evinde küs. Hacc-ı Veda’da Efendimiz salallahü aleyhi ve sellemin hutbesi malumdur. Orada kadınlara karşı hayırlı olmamızı bizlere tavsiye buyurmuşlar. Kadınlar hakkında varid olan hadis-i şerifler 36 tanedir. Bunları ayrı ayrı yazmak da mümkün olamayacaktır, onu hadis kitaplarından ve bahusus “et-Terğib-ve’t Terhib”ten okumanızı rica edeceğim. Çünkü “et-Terğib-ve’t Terhib” kitabı -her nekadar bazıları beğenmezlerse de, işlerine gelmez de onun için bahaneler yaparlar.</p>
<p>Vakti ile İmam Gazali’nin İhyasına da öylece itiraz etmişlerdi- diğer hadis kitaplarından da istifade ederek geniş malumat vermektedir. Şimdi şu hadis-i şerif -ki o kitaba göre: 3. cü cild, 54. cü sayfada 20. ci hadis olarak Ahmet b. Hanbel’in, Nesai’nin, İbn-i Mace’nin sahihlerinden Biisnadin ceyyidin (kaydı ile) Ebu Hüreyre Hazretlerinden nakl ettikleri hadis-i şeriften istinbat edilmiştir. Enes b. Malik diyor ki: “Ensardan bir ev sahibinin, bahçesini sulamak üzere kuyudan su çıkarmak için kullandığı bir devesi vardı.</p>
<p>Evvelce bizim değirmenlerimizde ve kuyularımızda olduğu gibi ki, ekseriya merkeb ile su çıkarılırdı. İşte bunun gibi, bu Ensari de, bahçesini sulamak için bahçedeki kuyusundan bir deveye döne döne su çıkartırdı. Deve bu işden bıkmış veya yorulmuş, her nedense kızmış, artık hizmet etmiyor ve üstelik de sahibine karşı geliyordu. Deveyi kullanabilmekten aciz kalan insan, salallahü aleyhi ve selleme gelip halini arz edip ve mahsul, mezruatın ve harmanlılığının kuruma tehlikesinden bahs ederek Resulullah Efendimize iltica eder.</p>
<p>Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de o sırada yanlarında bulunan zevatı da alarak adamın bahçesine giderler. Deve bir köşede duruyor. Sallallahü aleyhi ve sellem Hazretleri deveye doğru giderken Ashab-i Kiram Hazeratı:Ya Resulullah bu deve ısıran bir köpek gibi (yani kudurmuş), ağzından salyaları akmakta, belki bir zararı olur diye deveye karşı gitmemesini istemişlerse de Cenab-ı Peygamber Efendimiz onları dinlemiyerek:Bir beis olmaz diye deveye doğru giderken deve, Peygamberimize şöyle bir baktı da ona doğru gidip önüne varınca secde eder halde yere kapandı. Sallallahü aleyhi ve sellem Hazretleri, onu evvelkinden daha itaatli bir halde gelmiş olarak alnından tutup işine başlattı. Ashab-ı Kiram: Ya Resulullah bu hayvan akılsız olduğu halde sana secde eyledi, biz ise akıllı kimseleriz sana secde etmeğe elbette daha elyakız.</p>
<p>Buyurdular ki: “Beşerin beşere secdesi sahih olmaz. Eğer beşerin beşere secde etmesı lazım gelse, hakkının büyüklüğünden kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” Eğer kocanın ayağından başına, tepesine kadar yaralar olsa, irinler aksa da hanım efendide onları temizlemeğe çalışsa kocasının hakkını yine ödeyemez” buyurulmuştur.</p>
<p>Artık biz halimize gülelim mi yoksa ağlayalım mı?</p>
<p>Vakti ile bir zat, hanımından şikayet için Hz. Ömer’e gelmiş, fakat, evde hanım efendi kızgın. Bunu görünce adam şikayetten vazgeçip, dönmüş giderken Hz. Ömer farkına varıp adamı çağırtmış ve sormuş: Niye geldin ve ne için gidiyorsun? Adam cevaben: Efendim hanımdan şikayet edecektim, baktım aynı hava sizde de var, onun için şikayetten vazgeçmiştim.</p>
<p>Hz. Ömer o adama şöyle demiş: Onlar bizim çamaşırlarımızı yıkarlar, yemeklerimizi yaparlar, evlerimizi temiz lerler ve evlerimizi beklerler, çocuklarımıza da bakarlar, daha doğrusu onların bu hallerine karşı müsamahakar davranmak ve onların zafiyyetlerine hamd edip onlarla mücadele etmemek ve onları daima afv etmek lazımdır, aksi takdirde geçinmek mümkün olmaz. Bugüne gelince kadın, tam bir hürriyet içerisindedir, istediği gibi yaşar, zevk ve sefasına zerre kadar halel getirmez, herkesle görüşüp konuşması normaldir ve aynı zamanda erkeğinin de kumandanıdır yani kılıbık tabir ederler ya o neviden. Eve hakim, erkeğe de hakim, duruma da hakim.</p>
<p>İstersen bir tecrübe et, lakin sakın yapma sonra pişman olursun. Çünkü eskiden kadının bir korkusu vardı o da boşanmak. Bugün o da yok. Onun için bugün kadınlar hakim, erkekler ise tam bir mahkum durumdadırlar. Senin kıymetin onlara itaat ettiğin müddetçe iyi. Fakat ne zaman tahakküme kalkarsın neticede muhakkak aldanırsın. Zira “kadının hilesi erkeği yendi” tabirini, misalini de unutma, bunlar ekseriyyet itibarı iledir.</p>
<p>Ashab-ı Kiramdan bazıları Şam ve sair beldelere gerek ticaret ve gerek seyahat dolayısı ile gezdiklerinde bazı eşhasın büyüklerine veya başlarına karşı secde ettiklerini görmüşler ve Medine-i Münevvereye geldiklerinde Resulüllah’a bunları arz edip Peygamberimize de secde etmelerine müsaade istemişlerse de Resulüllah Efendimiz buna katiyyen razı olmayıp “Eğer İnsanın insana secde etmesi lazım gelse, kadının erkeğine secde etmesini emrederdim.” buyurmuştur.</p>
<p>Mehmed Zahid Kotku,Hadislerle Nasihatler,cild.1,syf.418-423</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ailede-karsilikli-mesuliyet/">Ailede Karşılıklı Mesuliyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ailede-karsilikli-mesuliyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah-u Teala&#8217;yı Sevmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-u-tealayi-sevmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-u-tealayi-sevmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2018 15:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Allah-u Teala'yı Sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ı Sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahid Kotku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20324</guid>

					<description><![CDATA[<p>(..)Musa aleyhisselâmın cenab-ı Hak’la tekellümü sırasında Musa aleyhisselâmın sorgusuna cevapla kendisinin mekandan münezzeh olması ile beraber. “Ya Musa ben kulumun yanında celisim, o beni zikrettiği ve bana dua ettiği zaman ben onunla beraberim.” Burada anlamak istediğimiz şey, Hâlık Zülcelâlin, kulunun O’nu andığı, zikrettiği gerek namaz gerek Kur’an gerek dua ve gerek tesbih, hamdler, tekbir ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-u-tealayi-sevmek/">Allah-u Teala’yı Sevmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/5aa3df887087e681b9f7491e7ed8bf40_1311684485.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20332 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/5aa3df887087e681b9f7491e7ed8bf40_1311684485-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/5aa3df887087e681b9f7491e7ed8bf40_1311684485-300x218.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/5aa3df887087e681b9f7491e7ed8bf40_1311684485.jpg 583w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>(..)Musa aleyhisselâmın cenab-ı Hak’la tekellümü sırasında Musa aleyhisselâmın sorgusuna cevapla kendisinin mekandan münezzeh olması ile beraber. “Ya Musa ben kulumun yanında celisim, o beni zikrettiği ve bana dua ettiği zaman ben onunla beraberim.”</p>
<p>Burada anlamak istediğimiz şey, Hâlık Zülcelâlin, kulunun O’nu andığı, zikrettiği gerek namaz gerek Kur’an gerek dua ve gerek tesbih, hamdler, tekbir ve tevhidler ile meşgul olduğu an ben Hâlikı Zülcelâl, ilmimle nusretim, kudretim ile gûya onun yanında oturan ve onun her istediğini, her söylediğini, hatta içinden geçirdiği gizli emellerini de duyar, bilir işitirim. İstediklerini ve muhtaç olduğu her şeyi o istemeden bile fazl-ü keremimden lutf ve ihsan ederim.</p>
<p>Yine şuna dikkat eyle ki: her neyi seversen sev, muhakkak o sevdiğinden ayrıla-caksın. Binaenaleyh, öyle bir zatı sev ki, ondan ayrılmak olmasın. Şübhesiz o da kainatın ve bütün varlıkların sahibi Allah Teâlâ Hazretleridir.</p>
<p>Görüyoruz ki bütün eşyanın yaratılışında bazı sebebler vardır ve hepsinin de bir yapıcısı vardır. Öyle tabiatın eseri deyip geçme, yine kainatın boşlukta durmasına ve yüzmesine de hemen cazibe kuvvetlerinin işidir, deyip geçme. Bak sen, kainatın en şerefli en aziz bir mahlukusun, Cenab-ı Hak sana ne büyük nimetler vermiş: görme, işitme, sezme, idrak, fehm, akıl, zekâ, konuşmak, anlamak, anlatmak&#8230;</p>
<p>Bunların hepsi bize meccanen verilmiş sayısız ve baha biçilmez nimetlerdir. Sen bunların hepsine tabiatın eseridir, deyip nasıl geçersin, biraz tefekkür et ve iyi düşün. Bak bakalım bu âlemin hılkatında, yaratılışında ne kadar güzel bir ahenk var. Güneşin, ayın doğuşu ve bakışlarındaki intizamı görünce hayretlere düşmemek mümkün mü?</p>
<p>Muntazaman günler birer ikişer dakika gibi fasılalarla uzar veya kısalır, eğer birden bire uzasa veya kısalsa elbette çok sıkıntı çekeriz, mahsuller ya yanar veya hiç olmaz.Görmüyor musunuz, bazan yaz erken gelir gibi olur, ağaçlar açar, tam çiçekte iken bir soğuk başlar, zavallı ağaçların meyveleri hep yok olur gider. Bu intizam, muhakkak bunun bir sahibi olduğuna delalet etmez mi?</p>
<p>Bir izi gördüğümüz vakit o izden oradan geçeni anlıyoruz. Bu at izi, bu da deve izi, bu da kedi izi gibi. Bugünkü parmak izlerine ne diyeceksin, bak bu kadar insan var da parmak izleri hep ayrı, kendileri de ayrı: Bunlara sen, hep tabiatın eseri deyip duracak mısın?</p>
<p>Başına giydiğin takke veya şapkanın, ayağına giydiğin bir ayakkabının &#8211; ki gayet basittir &#8211; bunlara tabiat eseridir, diyebilir misin?</p>
<p>Bu ufacık bir misal sana yetmez mi?</p>
<p>Bunlar birer yapıcıya muhtaç, olurlarsa koskoca kainat nasıl sahipsiz olur. Bu dünya ister güneşten kopsun ister başka yerden gelsin, koparan, gönderip tam kıvamında durduran veya yanıp kömür haline gelen hayattan mahrum bu dünyada bak neler oluyor, ne kadar canlılar bu cansız dünyada bizim hayatımıza yarayan bütün nebatat yine hep bu ölmüş, yerinden kopmuş ateş parçasının içinde ne güzel ceryan etmektedir. Bunları bildiği gördüğü halde hala bu varlığın sahibi bir Allah’tır diyemeyen insanlara kâfir denir ki, cehennemde ebediyyen kalmağa mahkumdurlar. Buna şaşmamak da mümkün değildir. Her şeyin bir sahibi vardır der de, bu koskoca mülkün sahibini inkar eder.</p>
<p>İşte bu kafasızlıklarından naşi de ebediyyen cehennemde kalacaklardır. Her şeye aklı erer, mikrobu bulur, elektriği bulur, çeşitli atomları bulur keşfeder de varlıkların sahibi Allah’ı bulamazsa ve ona bir Allah’tır, hem görür, hem işitir, hem bilir, hem her şeye kudreti yeter, artar, hem yaratır, hem de öldürür, murad ettiği şeyi yapar kimse de mani olamaz, hem söyler hem de icad eder, madde-i asliyyesini de icad eder, evveli olmadığı gibi sonu da yoktur, hayatı daimidir, bizim gibi muvakkat bir hayata değil daimi bir hayata maliktir, birdir, tektir, eşi yoktur, ehaddir, sameddir, herkes ona muhtaçtır, bütün nimetleri veren de odur, akla gelen her şeyden münezzehtir, hiçbir şey benzemez ve benzetilemez, yere ve göğe, arşa ve kürs’e muhtaç değildir, bunlar mahluktur yani sonradan yaratılmışlardır.</p>
<p>Halbuki bunlar yok iken: Allah var idi, Allah Celle ve ala bunların hepsini muhittir kimseden doğmamış kimseyi de doğurmamıştır, ona denk, küfüv bulunmaz, birdir, onun dengi hiçbir şey yoktur tasavvur da olunmaz, hem her şeyi her yerde görür. Saklı, gizli ne varsa hepsini görür Ve hep işitir. En gizli fısıltıları hatta içten geçen vesveseleri dahi hem işitir, hem görür, hem de bilir, bilmediği ve görmediği hiç bir şey yoktur. Dünya onun mülküdür, âhiret de onun mülküdür, cenneti cehennemi vardır, hesabı vardır, terazisi vardır, sırat köprüsü de vardır.</p>
<p>Kul her yaptığından sorulur, iyiliklerine mükafat, günahlarına ve kötülüklerine de ceza verilir, afvı mağfireti boldur, dilediklerini afvedip cennete kor, dilediğini de affetmez, cezasını verir, işine kimse karışamaz, dilediğini dilediği gibi icra eder. Rahmeti pek bol bir padişahtır ki, bu kadar günahlarımızla isyanlarımızla beraber yine nimetlerini başımızdan aşağı yağdırmaktadır. Şimdi sen doğru söyle: Sana ufacık bir iyilik edeni seviyorsun da bu kadar lütfu bol Allah’ı sevmeyecek misin?</p>
<p>Halbuki senin, hayatın sağlığın, varlığın, bilgilerin, kuvvet ve kudretin daha nelerin varsa hepsi O’nun sana ihsanıdır.Bunu iyi bil de sevgiye lâyık olan bu zatı ecelli a’layı sev, O’nun uğrunda her şeyini feda eyle ki sevgindeki sadâkatın belli olsun. Hayatta her şey muvakkat, neyi seversen, ne işle meşgul olursan ol, hepsinden ayrılacaksın. Hani dünyaya hükmeden Süleyman, hani İskenderler, hani o güzelim peygamberler, hani o firavunlar, şeddadlar, nemrutlar. Hani Haccacı Zâlimler?</p>
<p>Bunlar bize ibret olarak yetmez mi, dersin.</p>
<p>Bak, baban da annen de, bütün dostların da hep gözünün önünde, omuzlarımızla taşıyıp mezara gömerken yarın da bizi böyle gömeceklerini hiç düşünmez misin?</p>
<p>Öyle ise ey aziz kardeş! Günahları bırak, bir Allah’a kul olup O’nu sevmeye ve sözlerini dinlemeye bak, başka hiçbir şeyden fayda yok, iyi düşün, sonra pişmanlığın fayda veremeyeceğini de iyi bil vesselâm&#8230;</p>
<p>Mehmed Zahid Kotku (k.s) &#8211; Hadislerle Nasihatler,cild.2,syf.165-168</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-u-tealayi-sevmek/">Allah-u Teala’yı Sevmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-u-tealayi-sevmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın Sevdiklerini Sevmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allahin-sevdiklerini-sevmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allahin-sevdiklerini-sevmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2018 15:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Sevdiklerini Sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahid Kotku]]></category>
		<category><![CDATA[Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Zikrullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu: (..)“Bir kimse hangi kavmi severse Cenab-ı Hak o kişiyi muhakkak o sevdiği kimseler ile kılar”. (İmam Ahmed ceyyid isnad ile rivayet etmiştir). Yani o sevdiği kimse iyi, abid, zahid müttaki, hayalı, edepli, terbiyeli, namuslu, dindar bir kimse ise bunları seven kişide her ne kadar bu meziyyetler bulunmasa dahi, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-sevdiklerini-sevmek/">Allah’ın Sevdiklerini Sevmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/Kuran-Sünnet.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-20330 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/Kuran-Sünnet-300x131.jpg" alt="" width="403" height="176" /></a></p>
<p>Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu:</p>
<p>(..)“Bir kimse hangi kavmi severse Cenab-ı Hak o kişiyi muhakkak o sevdiği kimseler ile kılar”. (İmam Ahmed ceyyid isnad ile rivayet etmiştir).</p>
<p>Yani o sevdiği kimse iyi, abid, zahid müttaki, hayalı, edepli, terbiyeli, namuslu, dindar bir kimse ise bunları seven kişide her ne kadar bu meziyyetler bulunmasa dahi, yine de onlarla haşrolunacaktır. Onun için bu sevgi pek mühimdir, insanın âkıbeti, saadeti, selâmeti bu sevgiye bağlıdır. Maazallah insan bir de aldanıp dünya şehvet ve saltanatlarına imrenip zevk-u safaya dalan ibadet ve taattan mahrum, içki, kumar, zina, rüşvet, faiz ve sair bunlara benzer kötü adetleri itiyad etmiş bedbahtları severse işte o zaman da o kimse saadet yerine felaket, saadet yerine nedamet daha açıkcası cennet yerine cehennemi, Hakk’ın rızası yerine de gazabını kazanmış olur ki felaketlerin felaketi de işte bu yalnış yoldakilerini sevmesidir.</p>
<p>Halbuki insanın ilk vazifesi kendisini yaratan Allah Teâlâ hazretlerini bilmek ve O’nu sevmektir. Sevgi ise tabiatı ile Hakk’ı bilmekten sonra doğar. Sevmek için biraz düşünmek lâzımdır. Bu mülkün sahibi kimdir, bu kadar güzellikleri; mahlukları ve bizleri yaratan kimdir?</p>
<p>Hele şu bizdeki güzelliklere hayran olmamak mümkün mü?</p>
<p>O göz, kulak, ağız, burun hele o yüzdeki letafet, gözlerin süzümü, sözlerdeki ahenk, tad, cazibeler. Hele hele o akıl, idrak, şuur&#8230; Bunlar nerden gelip nereye gider. Bir de tenasüb-i endanı denilen güzellik üzerine güzellik.</p>
<p>Sonra bir de bu insan denilen mahlukun yaptığı harikalara şaşmamak mümkün mü. Bu yerden kalkan koskocaman, bir makina, bir de içinde iki insanla beraber aya kadar gitmek, oraya bayrak dikmek. Gökyüzünde parçalar birbirinden ayrılıp bir müddet sonra yine birleşmek. Televizyonlar, radyolar, radarlar. O koca koca gemiler, tanklar, tayyareler, toplar, büyük küçük otomobiller hep bu ufacık insan emeğinden ve insan kafasından çıkmış hünerler değil mi?</p>
<p>Acaba bu kadar kuvvet ve kudreti insana veren kimdir?</p>
<p>O insan ki, bu üstünde yaşadığımız topraktan hasıl olmuştur o topraktan yaratılmıştır. Bugün de yine bu topraktan hasıl olduğumuza hiç şüphemiz yoktur. Bütün yediklerimiz hep bu topraktan değil mi?</p>
<p>İşte yediğimiz yemekler, içimizde bir taraftan kan olup cesedimizi, hayatiyyetimizi idame ettirir, diğer taraftan da meni dediğimiz evlad tohumlarını hazırlar. Halbuki bunların hiçbirisinden bizim haberimiz bile yoktur. Allah Teâlânın yaptığı nizam dahilinde her şey yerli yerinde ceryan etmektedir. Bunları daha biraz genişce düşününce Allah Teâlâyı bilmek, bulmak, anlamak ve sonra O’na tam manası ile teslim olup O’nu can ve başla sevmek lâzım gelir. Zira böyle bir kuvvet ve kudret-i kamile sahibini sevmemek elden gelmez, meğer ki insan deli ola. Zerre kadar aklı olan muhakkak Allahı’nı sevecek Allah’ın sevdiklerini ve sevdiği her şeyi de sevecektir. Onun için Peygamberini de, Ashab-ı Kiramı da ulemasını da sever. Bunları sevmek de Allah Teâlâyı sevmek gibidir. Namaz kılmak farzdır, namaz kılmak için abdest almak da farz değil mi?</p>
<p>Öyle ise ben Allahımı severim başkaları ne oluyor deme, onları da sevmek boynunun borcudur. Zira Hakk’ı seven mutlaka Hakk’ın emirlerine muti ve münkad olur, aksi takdirde sevgisine inanılmaz. Çünkü bütün bilginler der ki, seven sevdiğine mutidir. Sevgilisine itaat etmeyenin sevgisine kimse inanmaz. O sevgi olsa olsa şeytani oyundur. Sevgi ihlas ile bir de candan olursa o sevgiye can kurban. Sevginin tabiatı ile böyle olması lâzım. Zira sevdiğimiz Allah Teâlâ başka sevgililere benzemez. Bizim sevdiğimiz sevgililer hep bizden bir şeyler beklerler ve isterler. Vermediğimiz vakit bizden yüz çevirirler. Halbuki Allah Teâlâ bizlere her şeyleri vermektedir isyanlarımız her ne kadar çok olsa dahi yine vermektedir. Böyle lütfu bol, ihsanı bol, keremi bol, afvı, mağfireti bol, kusurlarımızı daima örtmekte olan Allah’ı sevmeyeceksin de ya kimi seveceksin?</p>
<p>İşte bu büyük Allah’ı sevenler ancak O’nun sevdiğini severler ve sevmediğini sevmezler. Yani Allah Teâlâ, kendisini sevenleri sever, O’nu sevenler de O’nun her emrine muti ve münkad. Namazlarını da muntazaman, erkanına da riayetle kılarlar, oruçlarında hiç de kusur etmezler, hem de nafile namaz ve nafile oruçları da bırakmazlar, zekâtlarını sadakalarınıbol bol verirler, haclarını da ihmal etmezler. Hem de Allah’ın mahlukuna karşı çok şefkatli ve merhametlidirler. Kimseyi incitmezler onun için Allah Teâlâ, da onları sever öyle ise sen de onları sev ve onları sevenleri de sev. O zaman dünyan güzel ve rahat olur âhiretin ise daha fazlası ile güzelolur. Böylece sevdiklerin ile beraber olursun cennet içinde cennet, nimet üstüne nimet. Cenab-ı Hak cümlemizi Hakk’ı seven ve emirlerine uyan ve buyurduğundan dışarı çıkmayan ve Hakk’ı sevenleri de seven, sevgili kullarından eylesin. Amin!</p>
<p>Hakk’ın sevmediği kimseler ise, başta Allah tanımayan dinsizler, peygamber tanımayan, kitap tanımayan, öldükten sonraki hayata, âhirete inanmayan, terazi sorgu, mesuliyet, cennet ve cehennemi tanımayan dinsizler. Sonra Allah vardır deyip de zat ve sıfatında ifrat ve tefrite düşenleri, Allah’a oğlu, kızı, kadını var diyen müşrikleri, kâfirleri münafıkları, müminim deyip de İbadet taattan mahrum, isyan ve günah vadilerinde dolaşanları, emirlerini tutmadıkları gibi yasaklarından da korkup kaçmayan haram yiyenleri, kumar oynayanları, hırsızlık yapanları, zina ve livatada bulunanları, anne ve babalarına zulm edenleri, sıla-i rahm yapmayanları, içki içenleri, adam öldürenleri, bunların hiçbirisini Allah sevmez. Öyle ise Allah’ın sevmediğini sevmek elbette hiçbir müslümana yakışmaz. Onun için islâm dini iki şeyden ibarettir demişler:</p>
<p><strong>Birisi</strong>: “Hubbün fi’llah” = Sevdiğini Allah için sever.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>: “Buğzun fi’llah” = Buğz ettiğine Allah için buğz eder. Daha açık tabir ile: Allah’ın sevdiklerini sever Allah’ın sevmediklerini de sevmez. İslamın yaşamasına, ayakta kalmasına yegane sebep, bu muhabbet ve buğz’dur. Yerine göre kullanmak pek büyük bir hünerdir vesselâm.</p>
<p>Bu sebepten Cenab-ı Peygamber Efendimiz Allah’ı sevmeği, Allah için sevmeği imanın şartından kılmıştır. Şart olmayınca meşrut olmaz derler ya, bu sevgi olmayınca iman da hakiki iman olmaz. Dualarında da şöyle buyurmuştur:</p>
<p>(..)“Ya Rab beni senin muhabbetinle ve seni sevenleri sevmekle ve senin muhabbetini beni yakın eden şeyi sevmekle de beni merzuk eyle ve muhabbetini bana soğuk suyu sevmekten daha sevgili kıl”.</p>
<p>Malum ya, Arabistanda bahusus yaz aylarındaki sıcak günlerde soğuk suyun kıymetini ancak o yananlar anlar. Onun içindir ki soğuk suyun kıymeti pek müstesnadır.Binaenaleyh Hak sevgisi ise insanların sıcaktan bayılacağı zaman imdadına yetişen bu soğuk sudan daha evladır. Bu muhabbet, insanda kendiliğinden hasıl olamaz mutlaka ilim, irfan ve sohbetlere muhtaçtır. Yalnız tefekkür kafi gelmez, maazallah insan yanlış yollara sapabilir.</p>
<p>Bak müslümanların yetmiş iki fırkaya bölünmesinin sebeblerinden biri de kendi akılları ile hareket etmeleridir. İnsanın aklı, bir dereceye kadardır, onun ötesine gidemez. Onun için mutlaka ve muhakkak Peygamberimizin yoluna ve o yolu bizlere gösteren kamil, olgun âlimlerin, ariflerin sohbetlerine pek muhtacız. Muhabbet, insanların zihinlerini açıp aşk ve neşelerini artırıp Hakk’a dağru götürür. Bize Allah’ı tanıtır, bildirir. O’na sevgi ve aşkımızı artırır, bizleri O’na ibadete sevk eder ve O’nun azamet, kuvvet ve kudretinden korkup yasaklarından uzak eder. Aşk ve muhabbetinden gözlerine uyku girmez. O kadar ağlar yazar ağlar, konuşur ağlar &#8230; Namazda ağlar, yatakta ağlar. Kusurlarını, günahlarını, eksikliklerini düşünür aczi, zafı galebe edip ağlar da ağlar.</p>
<p>İmam Sevri rahmetullahil-Bari Rabiatü’l-Adeviyye hatuna sormuş:</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Sen bu yüksek makama ne sayede eriştin? Demiş ki:</p>
<p><strong>&#8211;</strong> Ben Allah’a ibadeti ne cennet sevgisi ve ne de cehennem korkusu için yapdım. Kötü bir işçi gibi yalnız ibadetimi, ancak O’nu sevdiğimi ve O’na aşk ve şevkimden naşi yaparım, demiş. Bak bir kadın amma, ne sultan kadın. Tezkiretü’l-evliya’yı oku da aşıkların hallerine vakıf ol.</p>
<p><strong>Ebu Bekr es-Sıddık radıyallahu anh’ın sevgisi üç şeydedir: </strong></p>
<p><strong>1-</strong> Cenab-ı Peygamberin mübarek cemalini, yüzünü seyretmek, O’nun yüzüne bakmaya doyamamak.</p>
<p><strong>2 &#8211;</strong> Varını yoğunu Resûlullah’ın yolunda infak etmek, feda etmek.</p>
<p><strong>3 &#8211;</strong> Kızının Peygamberimizin nikahında bulunması. Ebu Bekr hazretleri demiş ki: Benim en büyük isteğim ve en büyük emelim bunlardır!. Bak büyüklük nasıl oluyor. Öyle kuru laflar fayda eder mi?</p>
<p>Her sevginin bir alameti vardır. Hakk’ı sevmenin alameti de O’nun sözlerini dinlemek ve O’nun gönderdiği peygamberi ve kitabımız olan Kur’an-ı azimüşşanı sevmek ve o sevgiyi bilfiil göstermektir.</p>
<p>Münebbihatta Süleyman ed-Daranî der ki:</p>
<p>&#8211; “Dünya ve âhirette bütün hayırların başı Allah’tan kokmaktır.”</p>
<p>Yine Münebbihat’ın 12.’ci sayfasında da şöyle dediği yazılıdır:</p>
<p>&#8211; “Tevbe imanlara farzdır. Lâkin günahları terk etmek de vaciptir”.</p>
<p>Hatem-i Esam da der ki:</p>
<p>-Her kim Allah’ı severim der de, haramlardan kaçmazsa, davası batıldır ve yine, her kim Rasullahı seviyorum der de, fukara ve miskinleri hoş görmezse davası batıldır ve yine, her kim ben cenneti seviyorum der de tasaddukta bulunmazsa onun da davası batıldır ve yine her kim, ben cehennemden korkuyorum der de günahları terk etmezse onun da davası batıldır.</p>
<p>Yine Munebbihatta Eba Zer’e Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bir nasihati var, pek hoştur:</p>
<p>“Ya Eba Zer gemini yenile zira deniz çok derindir. Yol azığını tam al çünkü yol çok uzaktır. Yükünü de azalt ki yol çok yokuştur. Amelini, işini de ihlas ile yap ki hazreti Allah görmektedir.”</p>
<p>Gemini yenile, yani iman gemisini yenile, her an tecdidi iman et, “la ilahe illallah”ı dilinden bırakma, kalbine gönlüne Allah’ın zikrini iyi yerleştir. Çünkü zikrullah müminin en muhkem kalesidir onunla imanını korur ve kuvvetlendirir. Denizin derinliği burada nefis, şeytan ve şehvet, insanın da yaramazları var. Bunlar da insanı nefis ve şehvet deryasında boğmak, yok etmek isterler.</p>
<p>İmanın kuvvetli olmazsa dünyanın çeşitli fitneleri, şehvetleri insanı mahveder hele reislik sevgisi ve hele va’z ve nutuk sevgisi yok mu ya. Güya insan bir şey yapıyorum zanneder de çok büyük dertlere girer Allah korusun. Yol azığını kamilen al; buradaki azık kelimesi yenilen ve içilen maddi gıdalar değildir. Bu misal olarak söylenmiştir. Buradaki azıktan gaye âhiret azığıdır. O da Cenab-ı Hakk’ın Kelamı Kadiminde buyurduğu: (..)&#8217;en hayırlısı takvadır.” (El- bakara: 197) Takva olmayınca, hiç birşey olmaz.Çünkü (..)“Hikmetin َ başı Allah korkusudur” buyurulmuş. Takva ise Allah korkusundan naşi bütün büyük küçük günahlardan hatta mübahlardan bile kaçmaktır. Onun için gemini yenile yani imanını yenile, sağlam et, kuvvetli olsun.</p>
<p>Öyle her dalgaya mukavemetli olsun da gideceği âhiret gününe kadar seni selâmetle götürsün, dünyan da mamur âhiretin de mamur olsun. İmanın kuvveti, Allah Teâlâyı bilme nisbetinde kuvvetli olur. Çünkü O’nu bilen muhakkak ve mutlaka O’nu sevmektedir. Bu sevgi de yine bilme nisbetindedir. Yani, bilebildiği kadar sever, sevdiği kadar da muti olur. Hakk’a teslim olur. Hakk’ın sözünü dinler, yap dediklerini tamamı ile yapmağa çalışır ve yapma dediklerini katiyyen yapmaz. Zira yapma dedikleri şeyler hep günahlardır. Bu günahlar ise gönlü karartır ve Hak sevgisine mani olur, Sevgi kalkınca ibadet de kalkar. İbadet kalkınca da müslümanlık zayıflar ve bir gün bakarsın ki ne din kalmış ne de iman. Allah muhafaza buyursun.</p>
<p>Ebu Talib Mekki’nin “Kut’ül-Kulub” adlı kitabının kenarının ikinci kısmı Hayat’ül-kulüb fi keyfiyyet’il-vu sul ile’lmahbub bölümünde şöyle der: “Her ihsan edeni, her vereni herkes sever, hatta köpekler bile. Ne kadar severler kapılarından ayrılmaz, hele çoban köpekleri, çobanlar ile birlikte koyunların arkasından nasıl giderler ve kurtlara karşı koyunları nasıl korurlar. Sebebi, yedikleri bir lokma ekmek.”</p>
<p>Cenab-ı Hak bizlere bilvesile neler vermiyor ki, vücudumuz, vücudumuzdaki tenasüb, kuvvet, kudret, konuşma, görüşme, sevişme, topluluk, sanatlar, hünerler, süsler, saltanatlar hepsinden daha güzeli o canım ela gözler ile o kulaklar, hele o akıl, zeka, acaba bunlara baha biçmek mümkün olur mu dersiniz. Bir lokma ekmek için efendisinin kapısından ayrılmayan, koyunları gece gündüz bekleyen köpek kadar da mı olamayacağız? İnsaf, insaf!.</p>
<p>Onun için hem düşünmek hem de âhiret ilimlerine aid kitapları çok okumak, sonra da gönül açan, insanlara hakkı tanıtan ilim adamlarını ve meclislerini ve bahusus zikrullah meclislerini arayıp bulmak ve bunlara devam etmek. Yalnız şunu da unutmamalı ki bugün bu davayı yayanlar pek çok. Fakat çok uyanık olmak lâzımdır ki hak ile batılı seçebilesin. Bidatların olduğu yerlerde, sigaraların içildiği meclislerde, kasideler ile, ilahiler ile dünya muhabbetleri ile semaverleri yakıp çayların kahvelerin içildiği yerlerdeki sohbetlerden fayda gelmez dersem acaba ayıplar mısınız?</p>
<p>Çünkü bugünkü toplantıları görüyoruz ki biraz ilahi ve kaside okurlar . Sonra arkasından sohbet derken ondan sonra da birbirlerini çekiştirme ve gıybetler başlar. O zaman hem sevaplar gider, hem de bir sürü günahlara girilir. Hele bazı yerlerde bir şakalaşma olur ise vay halimize. O zaman bizim gibi sofulara herkes güler. İşte bunların hepsinin bir sebebi var, hatta bir çok sebebleri var: Evvela, dervişlik ne demektir?</p>
<p>Bunu bile bilmeden hemen rastgele, aramadan, taramadan bir ders alırız. Onu da layıkı ile yapabilsek ne mutlu! Halbuki dervişliğin birinci ve en başlıca gayesi; nefsi yenmek, emmarelikten, levvamelikten, mülhimeden kurtulup nefsi mutmainneye erişebilmeğe çalışmaktır. Bunun ilk çaresi, yemeği ve yemek öğününü azaltmak, Resûlullahın ve ashabının yolunu tutmaktır. O Peygamber-i ahir zaman her şey emrine amade iken yemez ve açlığını birazcık giderebilmek için mübarek karınlarına taş bağladıklarını bilmeyen yoktur zannederim. Kızı Fatıma’nın bir gün yaptığı ekmekten babasına da ikram için getirmiş olduğunu bunun üzerine Resûlullah’ın:- Kızım üç günden beri ağzıma bir şey koymadım dediğini de herhalde duymuşsunuzdur. Ashab-ı kiramın hali bile hepimize bir ders-i ibrettir. Hele o Ebu Hüreyrenin hali çok acib!</p>
<p>Buharide zikrolunan bir gazaya gönderilen bir kıt’a-i askeriyyenin yanlarına almış oldukları erzak yolda bitince ellerinde kalan tek bir hurmayı emmek sureti ile su içe içe gidecekleri yere kadar gitmeleri ve orada denizin attığı bir balığı yemekle iktifa ettikleri&#8230; Kitaplarımızda böyle yüzlerce canlı hadiseleri okuyup gördüğümüz halde hala nefislerimize o kadar düşkün oluşumuz bir değil, iki değil üç öğün yemek hem de nasıl; tatlısı, tuzlusu, yağlısı, ballısı üstüne de envaı çeşit meyve suları ve hazm ilaçları, tozları. Sonra gece yarılarına kadar sohbetler, cemaatı terk, gece namazları, teheccüdler kılmamak &#8230; Sabah namazları ise ya uyku ile veya darı darına kılınan namazdan ne hasıl olur. Bunlar hep yemeklerin verdiği gaflet eseridir.</p>
<p>Yemekler kuvvetli olunca insanda şehvet de kuvvetlenir, hakkından gelinmez hale gelir, o zaman pek çok günahlara girilmiş olacağında şübhe yoktur. Sonra insanın gözleri dünyaya dikilir, ya memuriyyet arar veya kazanç yollarına gider. Bunlar tabii fena bir şey değildir. Amma şehvet insanı burada bırakmaz gözü daima yükseklerde gezer ve bunun için çareler arar. Bunun için arkası kesilmeyen dedikodu, gıybetler, iftiralar hepsi hoş görünür. Ondan sonra da dervişlik kim bilir nerede kalmıştır?</p>
<p>Cenab-ı Hak yardımcımız olsun. Amin!</p>
<p>Mehmed Zahid Kotku &#8211; Hadislerle Nasihatler,cild.2,syf.303-313</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-sevdiklerini-sevmek/">Allah’ın Sevdiklerini Sevmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allahin-sevdiklerini-sevmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Bir Kulu Için Hayır Murad Ederse</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-bir-kulu-icin-hayir-murad-ederse/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-bir-kulu-icin-hayir-murad-ederse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2018 20:45:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Bir Kulu Için Hayır Murad Ederse]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahid Kotku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20203</guid>

					<description><![CDATA[<p>1- Kanaat sahibi kılar ى ِ ف ِ ه ي ْ ن َ ُ هاَقُت َو ِه ِ س ي ْ َ ْ ف َ ن ىِف ُهاَنِغ َ ع َنْيَب ُهَرْقَف َ ل ل ع َ َ َ ع َ ج اًرْيَخ ٍدْبَعِب ُ َّللا َداَرَا اَذِا ج اًّرَش ٍدْبَعِب َُّ ل لا َداَرَا [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-bir-kulu-icin-hayir-murad-ederse/">Allah Bir Kulu Için Hayır Murad Ederse</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/allah-bir-kulu-icin-hayir-murad-ederse/images-5-21/" rel="attachment wp-att-20204"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-20204" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-5.jpeg" alt="" width="300" height="198" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-5.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-5-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images-5-236x157.jpeg 236w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><strong>1- Kanaat sahibi kılar </strong></p>
<p>ى ِ ف ِ ه ي ْ ن َ ُ هاَقُت َو ِه ِ س ي ْ َ ْ ف َ ن ىِف ُهاَنِغ َ ع َنْيَب ُهَرْقَف َ ل ل ع َ َ َ ع َ ج اًرْيَخ ٍدْبَعِب ُ َّللا َداَرَا اَذِا ج اًّرَش ٍدْبَعِب َُّ ل لا َداَرَا اَذِاَ ﴿ىمليدلاو ميكحلا﴾ و ِهِبْلَق</p>
<p>“Cenab-ı Hak bir kulundan hayır murad ederse onun zenginliğini nefsinde kılar, korkusunu da kalbinde kılar. Bilakis, kendisinde şer bulunan kulunun da fakrini iki gözü arasına kor” ki maazallah su-i hatime alametidir.</p>
<p>Kanaat sahibi olan insan ki onunla hayır murad olunmuştur.Çünkü kanaat tükenmez bir hazinedir ve bilir ki Hakk’ın takdir ettiği kısmet kendisini bulacaktır. Rızık talebinde ömrünü zayi etmez. İbadet taatını vakti vaktinde ifa edip Hakk’ın rızasını kazanmağa çalışır. Okumağa bol bol vakit bulur, zikrini rahat yapar, her işinde huzur bulur, her nereye baksa Hakk’ın tecellilerini görür ve Allah’tan da öyle korkar ki kılı kırk yararcasına. Cenab-ı Hakk da onun kalbine yakin nurunu ilka eder de hicaplar, perdeler kalkar ve bu suretle takvası tahakkuk eder. Bundan sonrada artık Allah’ın gadabını mucip olacak her şeyden son derece sakınır ve kaçar. Hudud-i İlahiyyeye son derece riayetkardır, bütün haklara hürmeti sonsuzdur, havf, haşyet kemaline ulaşmıştır.</p>
<p>Ne mutlu böyle kimselere. Allah esirgesin şer murad olunanların da fakirlik gözlerinin önündedir, son derece korkarlar, kendilerini hırs kaplamıştır ne rahat uyku uyuyabilirler ne de rahat bir yemek yiyebilirler, sabahın karanlığında işine gider, gece yarılarına kadar çalışır biraz para biriktireyim de şöyle rahat yaşayayım derken ibadet taattan da mahrum bir halde ecel gelip yakasına yapışınca aklı başına acaba gelir mi?</p>
<p><strong>2- Duygularını uyanık kılar</strong></p>
<p>ِ هيِف َلَعَجَو ِهِبْلَق َ ل ْ ف ُ ق ُهَل َحَتَف اًرْيَخ ٍدْبَعِب َُّ ل لا َداَرَا اَذِا هيف كلس امل ايعاو ءاعو هبلق لعجو قدصلاو نيقيلا ةميقتسم هتقيلخو اقداص هناسلو اميلس هبلق لعجو رذ ىبا نع﴿ ةريصب هنيعو ةعيمس هنذا لعجو﴾</p>
<p>“Allah bir kulundan hayır murad ederse onun kalbinin hicabını giderir ve o kalbe yakin ve sıdk kor ve kalbini, içine konanları hıfz eder bir kab gibi kılar ve kalbini selim kılar, lisanını da sadık, tabiatını da müstakim kılar ve kulağını işitici, gözünü de görücü kılar.”</p>
<p>Cenabı Hakk’ın hayır murad ettiği kulunun kalbini açması, onun kalbindeki zulümatı, hicabları giderip feyz-i Rabbaniyyeyi almağa kabiliyyetli kılmasıdır. Feyz-i Rabbani her zaman ve her an mevcuttur fakat, kalblerdeki zulümatlar, Hak tarafından gönderilen bu nur ve feyizleri almağa kabiliyyetli olmadığından kayaların üzerinden kayıp giden yağmur gibi bu nur ve feyizler de o zatın üzerinden kayıp gider.”Gözün bir nuru vardır ki, göz ancak o nur sayesinde görür;Maazallah gözde ufak da olsa bir arıza olunca nasıl görmekten mahrum kalıyorsa gönül de dünyanın binbir çeşit, yedi başlı ejderha gibi bir nefis, şehvet, şöhret, kibir, haset gadap, kin, ucüp gibi sayısız dertleri ve arızaları vardır ki gönüle gelen feyz-i İlahiyyeye mani olur ki;gönül de, kör göz gibi işe yaramaz olur.</p>
<p>İmdi Cenab-ı Hakk’ın lütfu ve ihsanı erişipde gönüle feyz-i İlahiyyenin girmesine mani olan bu hicapları giderecek kapılar açar, ilim-ihsan eder, hatalarını görür olur ve onları ıslaha çalışır. İşte o zaman rahmet-i İlahiyye nazil olup nurlar parlar, gönüllerde inşirah hasıl olur ve kalblerde melekler alemi ve bir çok esrar keşf olur. Artık daimi surette hakiki ilimler görür ve okur gibi olur.</p>
<p>Tasdikinde daim ve sadık olup hayırlı amelleri hiçbir suretle terk edemez, sonra da kalbi gayet sağlam bir kab gibi içine gelenleri ve işittiklerini bir daha unutmaz olur, sağlam, kavi bir hafız gibi. Ondan sonra dinlediklerini aynen bir teyb gibi hiç eksiksiz zabt eder ve içine de işler, zabt ettikleriyle de amel eder, amel ettikçe de nuru artar, keşfi artar, zevki artar, aşkı da artar. Artık dünyaya iltifat etmez bütün işi Allah’la olur:</p>
<p>“Dönmek ister gönlüm cümle sivadan,</p>
<p>Dönelim aşıklar Mevla derdiyle.</p>
<p>Geçmek ister gönlüm mülk-ü fenadan,</p>
<p>Geçelim aşıklar Mevla derdiyle.</p>
<p>Derde düşen aşık nitsün cihanı,</p>
<p>Derd ehlinin daim yanmakta canı.”</p>
<p>ilahisini terennüm etmekten kendilerini alamazlar. Ve badehu gönülleri her türlü afattan salim olurlar. Malumdur ki afetler ve pislikler iki kısımdır. Birisi zahiridir, doktorlar ve ilaçlar vasıtası ile biiznillah tedavisi mümkün. Bir de çamaşır değiştirdiniz mi tertemiz olursunuz. Fakat o yedi başlı ejderhadan daha beter olan nefsi ne yapalım ki bir türlü yola gelmez. Hakkı kabul etmez, iman, inanç yok; ibadet, taat bilmez. Bütün gözü şehvetinde, şöhretinde, kin, gazab.</p>
<p>Şimdi bir de masonluk ve komünistlik çıktı. Aman ya Rab! Sen bizim imdadımıza yetiş, maddi pisliklerden kurtulmak kolay, fakat manevi pisliklerden madud ahlakı zemimeler. Ah, “can çıkmayınca huy çıkmaz” dedikleri ne kadar doğru. İnsan bir kere yalana, hileye, harama, çalgıya, hanende ve sazendeliğe alıştı mı artık onu oradan koparmak deveye hendek atlatmaktan daha zor.</p>
<p>Bu gibi alışkanlıklara düşmemek için ana ve babanın, dostların büyük rolleri vardır. Hele hoca efendilerin sohbetlerine devam eden bahtiyarlar tedrici bir surette iyiliğe ve güzelliğe doğru giderler. Onun içindir ki (Eddinü ennasiha) buyurulmuştur, hem de üç defa:Din nasihattır yani din nasihatla kaimdir buyurulmuştur. Hakikat öyle değil mi? Nasihat dinlemeyen zavallıların bir haline bakınız, insan olduğuna utanır.</p>
<p>Her fenalık onların başlarından çıkar. İnsanda zerre kadar insanlık olsa, birazcık şuuru olsa bu fenalıkları yapmağa imkan bulamaz. Bir insana dünyayı bağışlasalar; şu adamı öldür dünyayı sana vereceğiz deseler bile, insan, insan olarak bu cinayeti irtikab edemez. Nerede kaldı insanlık. Canavarlar gibi birbirlerini yemek hiç insana yakışır mı? Binaenaleyh, Cenab-ı Hak hayır murad ettiği kullarının kalblerini de salim kılar. Ahlak-ı zemimelerden hiçbirisi bulunmaz, ne kibir ne haset ne gadab ne de şehvet ve şöhret.</p>
<p>Bunların yerlerini tevazulu, hakkına razı, kimsede gözü yok, yumuşak tabiatlı, herkese karşı hürmetkar, saygılı, merhametli, ikram ve ihsanı bol, ana-babaya, hacısına, hocasına, büyüklerine, komşularına karşı daima şefik, rauf, rahim aynı zamanda edebli, terbiyeli, kimseyi incitmek istemeyen huylar alır. Bu huylarla bezenen insanın kalbine Allah selametler verir. Ne mutlu o bahtiyar kimselere. Sonra kalbinin selametliği ile beraber dili de çok doğru, sözünde sadık, ahdine vefakar. Zira lisanın doğruluğu ihsan-ı İlahiyyenin en büyüklerindendir. Ve bu lisan doğruluğu ile kulun hali düzelir, iki cihanda da aziz olur.</p>
<p>Bu hususta “Tasavvufi Ahlak” kitabında oldukça geniş malümat vardır. İmam Gazali’nin (İhyasında) da lisan hakkında daha çok malumat bulursunuz. Zaten bu zatlar yaradılış itibarı ile de hılkatları müstakim olarak yaratılmış olduklarından bu güzel huylar (doğruluk, sadakat, ahde vefa, kalbin temizliği, ahlakının güzelliği) tabiatı ile kendiliğinden hasıl olur. İfrat ve tefritten ari, istikamet-i kamile üzerinedir.</p>
<p>Bunun için kulakları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i Nebeviyyeyi dinlemeğe adeta aşıktır. Zira hedefi Hakk’ın rızasını kazanmak ve sevgili birkulu olabilmektir. Onun için kendisine fayda verecek ahiret kelamlarını dinlemeyi pek sever, gözleri de Cenab-ı Hakk’ın yarattığı sanayi-i bediayı temaşa ile tefekküre dalar. O denizlerden, inci çıkaran kişiler gibi, bu da, Hakk’ın deryasından hikmetler çıkarır. Hak incileri çıkarır, sayısız nimetlere mazhar olur.</p>
<p>Demek ki hayırlı insan, şol insandır ki:kalbi kendisine gelecek olan nurlara, eltaf-i İlahiyyeye, tecelliyat-ı sübhaniyyeye mani olan hicabları, perdeleri, zulmetleri ref’eder, kaldırır. Perde açılınca Hakk’ı ve hakikatı görür de artık Allahu Teâlâ Hazretleriııin yolundan katiyyen ayrılmaz ve yakın ve sıdka yani Hakk’a yakınlığı ve sadakatı hasıl olur.</p>
<p>Artık kimse onu Hak’tan ve hak yolundan şaşırtamaz, la ilahe illallah demekten dönmez. La ilahe illallah kelime-i şehadetini söylemek kolay, lakin Allahu Teâlânın emirlerine itaat edip yasaklarından kaçmak ve Allah’tan başka ilah tanımamak, bunlara tapmadığı gibi nefsinin hevasına, paralara da tapmaz. Yani haram yerden mal, para kazanmak istemez. Açlıktan öleceğini bilse dahi yine harama tenezzül etmez. Nefsinin arzularını daima şeriatın kantarına vurur.</p>
<p>Kitap ve sünnete muhalif olan hiçbir şey’i işlemez, işlese nefsine tapmış olur. Kitab-ı İlahiyyeye uymayan ve sünnet-i seniyyeye yakışmayan her şey ‘i işlemek nefsine uymaktır. Hakk’ı bırakıp nefse uymak, nefse tapmaktır. İşte la ilahe illallah diyen nefse ve paralara tapamaz, yalnız bu alemleri ve içindeki her şeyi en güzel bir şekilde yaratan Allahu Teâlâ’yı bir tanır ve O’ndan başkasını tanımaz. İbadeti yalnız Allahu Teâlâya yapar.</p>
<p>Bakınız: Allahu Teâlâ Hazretleri sevdiği kullarının evvela gönüllerini açar, gözlerini değil.Çünkü, göz ancak sağlam olursa bile önünü ve gözün görebildiklerini görür. Halbuki göz, hududunun dışında olan varlıkları gerek ufak, gerek büyük bunları görmekten mahrumdur. Fakat gönül gözleri yalnız dünyayı değil, semayatı, melekler alemini, gayb alemini, aklı ile, ilmi ile olduğu yerden seyreder, görür ve kendisine bir de yakin hasıl olur ki,tarifi de mümkün değildir.</p>
<p>Ve bu tayini hoca rahmetullahi aleyh şöyle tarif ederdi: Yakin üç kısımdır. Birisine ilme’l-yakin derler, iki kere ikinin dört ettiğine ilmen yakın hasıl olduğu gibi. Mesela bize baklavayı birisi tarif etse, işte şöyle olur, böyle olur, sonra üzerine tad dökülür, fırında kızarır, kesilir, tepsilerde gördüğünüz gibi.</p>
<p>Bununla size, ilme’l-yakin, baklavanın nasılolduğu ilmi hasıl olur. Şimdi bir de aynel yakin vardır ki, baklavacı dükkanının önünden geçerken hocamız bize bir şey gösterir. Hani ben size bir baklava tarif etmiştim, anlatmıştım, işte bakın şu tepsinin içinde gördüğünüz baklavadır der biz de bu sefer görerek baklavayı öğrenmiş oluruz ki buna da aynelyakin derler. Bir de üçüncü vardır ki ona da hakkal yakin derler, o da o gördüğünüz baklavayı dükkana girip: “Bize bir okka veya yarım kilo baklava veriniz” dersiniz o da baklavayı tabağa koyup önünüze getirir, siz de kemal-i afiyetle yersiniz ve baklavanın tadını, lezzetini ve nasıl olduğunu anlarsınız buna da hakkalyakin derler.</p>
<p>İşte bu yakinlerden ilki olan yakin ki ilmel yakindir” ilimle hasıl olur, iki kere ikinin dört ettiğini bildiği ve bunda şek ve şübhesi olmadığı gibi. Allahu Teâlânın vahdaniyyetine ve bütün esma ve sıfatlarına da böylece ilmelyakin hasıl olur ki, bundan bu zatı kimse caydıramaz. Gönlü açılmış, ilmelyakin de hasıl olmuş olduğundan artık bütün esrarlar, bilgiler hergün hatta her saat taze taze yeni yeni bilgiler hasıl olur. Sakın sen de, bunları ben kitapta görmedim diye inkara kalkma, buna ilm-i ledün denir. Hızır aleyhisselamın ilmi gibi. Ve bu ilme sahip bir çok meşayihimiz vardır.</p>
<p>Bizim bildiklerimiz den Abdü-l Kadir Geylani, Ahmed er-Rüfai hazretleri, Nakşibend Muhammed Bahüddin, Abdu-l-Halik, Gücdüvani, Abdullah el-Ahrar, Muhyi-din, Arabi, İmam Gazali, Halid el-Bağdadi, Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin Hazretleri ile bunların mensuplarından çok kimseler de bu ilm-i ledünne mazhar olmuşlardır. Cenab-ı Hak lütfu ile bizlere de ihsan buyursun. Amin!</p>
<p>Yalnız şuna çok dikkat ister ki:Bu ilim Allahu Teâlânın lütfu olmakla beraber bu bahtiyar kimseler hukuk-i İslamiyyeye çok riayetkar, ibadetlere aşk ile devam edip günahlardan kaçmayı da hem kulluk hakkı, hem de vazife sayarlar ve üzerinde titizlikle dururlar ve bundan naşi bu büyük lütfa nail olurlar.</p>
<p>Baksanıza Beyazid-ı Bestami Hazretlerinin şu sözlerine: Medh olunan bir zatın ziyaretine giderlerken o zatın kıbleye karşı tükürdüğünü görünce yanında bulunanlara “Dönün geri gidelim, bu adamın henüz tükürme adabına riayeti yok, hiç bu gibi adamlarda kemal bulunur mu ve ilm-i ledünne nail olabilirler mi?” diye arkadaşlarını ikaz buyurmuşlardır ki ne kadar haklıdırlar. Kalbleri feth olunan ve ilmi yakine erişen bahtiyarlar aynı zamanda kalbleri çelik gibi sağlam ve deliksiz bir kab gibi içine konanları tamamı ile hıfz ederler ve bir daha işittiklerini veya okuduklarını katiyyen unutmazlar ve kalbleri de son derece temiz, her hastalıktan salim ne kibir ne gurur ne haset ve buğz ne de emsali durumlar bulunur.</p>
<p>Hep cilalı ayna gibi her tecelliye kabiliyyetli. Zira tam Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin varisi ve halifesidir. Kalbi selim olmakla beraber dili de hiç yalan söylemez boş lafları ağzına almaz, hayal ile vaktini zayi etmez, sözünde durur, va dini aynen ifa eder, sözünde, vadinde asla hulf etmez, yaratılışı müstakim, pek güzel, kulakları Hak kelamı dinlemeğe tam manası ile aşık, çirkin sözlerden, günah sözlerden çok korkarlar, gözleri de ayet-i İlahiyyeye, masnüat-ı İlahiyyeye sanayi-i bedia levhasına nazır, tefekküre dalmış, ilim diyarlarından cevahirler çıkarıp ömr-i azizlerini ihya eder ve o gözleri dünya güzellerine bakmaktan son derece muhafaza edip bütün herkesi hayretlere düşüren, güzellikleri yaratan, güzeller güzeli Allahu Teâlânın ayetlerini tefekküre dalar, yere ve yerdeki eserlere bakıp, dağlara, taşlara, ovalara, hele o denizlere bakarak ibret alır. O denizlerden buharı nasıl göklere çıkarıp sonra bulutlar vasıtası ile istediği yerlere sevk edip arazilerimizi sulayan şu güzel intizama bakın, hayretlere düşmemek hiç olur mu?</p>
<p>Eşref Rumi Hazretleri buyurur ki:</p>
<p>Bir göz ki anın olmaya ibret nazarında,</p>
<p>Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde.</p>
<p>Bir kulak ki almaya öğüt her dinlediğinden,</p>
<p>Akıt ana kurşunu sen hemen deliğinden.</p>
<p>Allahu Teâlânın verdiği bu gözü insan bir kere tefekkür edip, incelese Hakk’ın varlığına ve birliğine inanıp İman eder ve hak yolundan zerre kadar ayrılmaz. Şunu dedelerimiz dememiş midir: (Men arefe nefsehü fekad arefe Rabbehu). İnsan Hakk’ın bir ayinesidir, nefsinin hangi tarafını incelese Hakk’ın aşıkı olur. Çünkü böyle bir hılkatı Hak sübhanehu ve Teâlâdan gayri kimse beceremez, tabiatin icadı diyenlere ve bahusus maymundan meydana gelmiş diyenlere ister gül, ister ağla. Ve sallallahü ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain.</p>
<p><strong>3- Dinde fakih kılar</strong></p>
<p>َ ّ َ ق و َ َ و ِنيِّدلا ىِف ْمُهَهَّقَف اًرْيَخ ٍ ت ي ْ َ ب ِلْهَاِب ُ َّ ل لا َداَرَا اَذِا دصقلاو مِهتشيعم ىف قفرلا مهقزرو مهريبك مهريغص دارا اذاو اهنم اوبوتيف مهبويع مهرصبو مِهتاقفن ىف سنا نع رك طق﴿ لامه مهكرت كلذ ريغ مِهِب﴾</p>
<p>“Allah bir ev halkına hayır murad ederse onları dinde fakih kılar, küçükleri de büyüklerine tazim, ederler ve onlar maişetlerinde rıfka, orta hale riayet ederler ve onlara ayıplarını gösterir ve ayıplarına ve günahlarına. tevbe ederler. Onlar hayırdan gayriyi murad ederse onları kendi hallerine bırakır.” Cenab-ı Hakk’ın kulları iki kısımdır:birisi hayırlı kulları birisi de şerli kullarıdır. Kur’an-ı Kerimin 600 ncü sayfasında (6. ve 7. ayetlerde) kafirler ile müşriklerin cehennemde muhalled kalacaklarını ve onların mahlukatın en şerlileri olduğunu, mümin ve amel-i salih işleyenlerin ise, cennet ehlinden olup mahlukatın en hayırlıları olduğu, beyan buyurulmaktadır.</p>
<p>Sen, bu söze kulak ver, öyle gökte uçmakla, denizlere hakim, olmakla insanlık ölçülemez. İnsana yakışan kendisini yaratanı bulup, bilmek ve ona kulluk edebilmektir. Cahil diye Allahu Teâlâyı tanımayan ve bilmeyen kimseye derler, ne kadar bilgisi olursa olsun. Maksad Allah’ı bilmek, ona ibadet ü taat yapabilmektir, yoksa cahillikten kurtulamaz. İşte bir ev halkına, hayır murad ettiği kimseyi dinde fakih kılar. Anlayışlı, idrakli, işin önünü sonunu iyi görüp ona göre hareket eder. Fıkıh kelimesi lugatta: fehm manasınadır. İrfan ise, ahkam-i şer’iyyeyi layıkı vech ile bilmektir ve nefsin lehte ve aleyhte olan hilelerini bilmektir, demişler. İmamı Gazali: Hakk’ın emir ve nehiylerini Hakk’ın kalblerine verdiği nur ile bilmektir diyor.</p>
<p>Netice yine bilgiye dayanıyor. Bu fehm, kendisinde hasıl olan kişi küçüklerine yani cahillere, büyüklerine yani alimlerine tazim, hürmet ve saygıda mübalağa ederler. Küçükler ister yaş itibarı ile, ister bilgi itibarı ile küçük olsunlar, bunlara umumiyetle cahil adını vermişlerdir. Bakınız cahillik nekadar fena. Ne kadar büyük olursan ol, cahil olunca ona küçük derler. Alim adem de ne kadar küçük olsa ona da büyük adı verilmiştir. Şu halde şer’i ilmi tahsil herkese vaciptir, borçtur. Onun için eğer büyük adam olmak istiyorsan -ki muhakkak iste ve ilme çalış. Çünkü sahibinin kalbinden körlüğü giderir ayın ve güneşin karanlığı giderdiği gibi. Ve maişetlerinde kendilerine rıfk ihsan eder, kazancını güzel kullanır, haram yerlere, günah yerlere, israfa kat’iyyen harcamaz, daima iktisada riayet eder, ne ifrat edip şımarıklık yapar, ne de kısıp cimrilik yapar, adaletten ayrılmaz.</p>
<p>Bununla beraber kendi ayıp ve kusurlarını görüp onları düzeltmeğe bakar. Başkasının ayıplarını görmekle meşgul olmaz. Kusurlarından naşi Cenab-ı Hakk’a tevbe edip istiğfar eyler. Nasıl istiğfar etmesin ki Cenab-ı Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Hazretleri de hergün yüz kere istiğfar ederlerdi. Hem bize ders olsun hem de daima Cenab-ı Peygamber terakki halinde olduğundan bir evvelki halini noksan görürler ve hemen istiğfar ederlerdi. Yoksa onun gelmiş ve gelecek bütün günahlarının bağışlandığı “sure-i Feth”in baş tarafında beyan buyurulmuştu.</p>
<p>Maazallah eğer kendilerinden hayır murad edilmeyen güruhtan ise o da çobansız koyun gibi kendi hallerine terk olunur ve bu suretle de dalaletten kurtulamazlar ve helake mahkum olurlar, istihkakları sebebi ile. ايندلا ىف هدهزو نيدلا ىف ههقف اريخ دبعِب للا دارا اذا سنا نع ىملي دلاو به﴿ هبويع هرصبو﴾ Bundan ve bundan sonraki hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki: “Allahu Teâlâ ve tekaddes Hazretleri bir kulunda hayır murad ederse onu dinde fakih kılar, dünyada zühd ve takva sahibi olur ve ayıplarını görüp onların da ıslahına çalışır ve başkalarının kusur ve kabahatları ile meşgul olmayı abes addederler.” İnsanlık ve kardeşlik haklarında da son derece riayetkardırlar.</p>
<p>İcabında tarlasını; “ek ve biç” diyerek verir, mahsulünden de bir şey istemez, bazan koyun, sığır ve devesini de sütünden istifade için verir ve ondan bir şey istemez. Cenab-ı Hak cümlemizi böyle hayır murad ettiği hayırlı, imanlı, ibadetli, taatlı, sevgili, bahtiyar kullarından eylesin. Amin! Şer murad olunan kullarından ve gadab olunan yahudi ve dâll olan hıristiyanlardan etmesin. Amin! Ve sallallahü ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.</p>
<p>Mehmed Zahit Kotku &#8211; Hadislerle Nasihatler,cild.1,syf.345-356</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-bir-kulu-icin-hayir-murad-ederse/">Allah Bir Kulu Için Hayır Murad Ederse</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-bir-kulu-icin-hayir-murad-ederse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefsin Mertebeleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nefsin-mertebeleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nefsin-mertebeleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 19:37:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahid Kotku]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Emmare]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Levvâme]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Mülheme]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Mardiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Mutmainne]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Sâfiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Nefsi Râdiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Nefsin Mertebeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhterem ve pek aziz kardeş, Insan olabilmek kadar güç bir şey yoktur. Kişi, zengin olabilir, âlim olabilir, yüksek makam sahibi olabilir. Fakat insanlık bambaşka bir şeydir. Diğerleri her ne kadar güzel şeylerse de “insanlık” yanında hiç kalırlar. Şimdi sana şu yazdıklarımın bir hülâsasını yapayım: 1- Nefs-i Emmâre Nefs-i Emmâre denilen bedbaht nefis, zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nefsin-mertebeleri/">Nefsin Mertebeleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/nefsin-mertebeleri/unnamed-2-2/" rel="attachment wp-att-19000"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19000" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2.jpg" alt="" width="532" height="426" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2.jpg 532w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2-300x240.jpg 300w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" /></a></p>
<p>Muhterem ve pek aziz kardeş,</p>
<p>Insan olabilmek kadar güç bir şey yoktur. Kişi, zengin olabilir, âlim olabilir, yüksek makam sahibi olabilir. Fakat insanlık bambaşka bir şeydir. Diğerleri her ne kadar güzel şeylerse de “insanlık” yanında hiç kalırlar. Şimdi sana şu yazdıklarımın bir hülâsasını yapayım:</p>
<p><strong>1- Nefs-i Emmâre</strong></p>
<p>Nefs-i Emmâre denilen bedbaht nefis, zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!</p>
<p>Bu nefs-i emmâre denilen habis nefsi bir çocuğun haline  benzetirsek, pek hatâ yapmayız zannederim. Çünkü çocuk,aklı ermediğinden dolayı her canının istediğini yapmaya çalışır. Haram bilmez, helâl bilmez, her bulduğunu yemekten çekinmez.Bu nefs-i emmâre oniki kötü huydan teşekkül eder.</p>
<p>Başı “küfür”, arkası “şirk”, “gaflet”, “cehâlet” ve bir de aslı, esası,kendini yaradana karşı kulluk vazifesi yâni ibâdeti yapmamak olan “büyüklenme”dir. Diğer kibir alâmetleri bu esasın yavrularıdır. O büyüdükçe bu yavrular da kendisi ile beraber büyür.Eğer ıslahına çalışmazsa böylece ölür gider. “Can çıkmayınca huy çıkmaz” dedikleri budur.</p>
<p><strong>2- Nefs-i Levvâme</strong></p>
<p>Bu oniki kötü huyun ikisi olan “şirk” ve “küfür”den ilim ve amel ile Hakk’ın hidâyetine mazhariyetle kurtulabilen kişi “nefs-i levvâme” ye geçer. Nefs-i levvâme ise diğer on kötü huyu üzerinde bulundurduğu için hiç de makbul bir nefis değildir. Kişi, arasıra kendisine gelen nedâmet ve pişmanlıklarla biraz intibah etse bile bu kötü huylar öyle kolayca atılabilmesi kabil olan şeyler değildirler ki, hemencecik iyi bir insan olsun.</p>
<p>Bu huyların herbirisini atmak; uzun riyâzetler, zikirler, ilme devam ve bir de Hakk’ın lûtfuna mazhariyetle mümkün olur ki, buna muvaffak olan bahtiyarlar nâdirâttandır desek câizdir.</p>
<p><strong>3- Nefs-i Mülheme</strong></p>
<p>Eğer Hak’kın izni ile yakasını bu nefs-i levvâmeden ve  onun çirkin hallerinden kurtarabilirse “nefs-i mülhime” ye geçmeye muvaffak olabilir. Nefs-i mülhime ise; ilim, tevâzu,sabır, tevbe, şükür, cömertlik, kanaat ve tahammül gibi sekiz büyük esasa bağlıdır.Ilimsiz olmaz. Tevâzu denilen şey, o da kendiliğinden olmaz. Her ne kadar tevbe etse de tevbesinde duramaz. Sabır<br />
denilen nimet kolay mı zannedersin?Herkesle geçinebilmek ve kimseyi incitmemek bu sabra bağlıdır. Sabrı olmayan kişi hemen herkesle kavga, gürültü yaparak ortalığın huzurunu kaçırır.</p>
<p>Şükür de nimetlerin büyüğüdür. Cenâb-ı Hak’kın sayısız verdiği nimetlere mukabil şükredebilirse “(Elbette sizi (n nimetinizi) artırırım)” (İbrahim: 7), sırrına mazhar<br />
olarak, nimetleri arttıkça artar.Sehâvet ise -ki, biz buna cömertlik diyoruz- bir meşiyyet-i İlâhiyye’dir. Öyle ki, sahibi fakir de olsa yemez yedirir; bu da ona yeter de artar. Kanaat da ayrı bir devlettir. İnsanın geliri<br />
çok olabilir. Fakat kanaat sahibi ise kanaati elden bırakmayarak artanları fakirlere verebilir.</p>
<p>Bu suretle zengin ile fakir arasında bir köprü kurulmuş olur. Fakirin gözü zenginin malında olmayacağı gibi, bu suretle ona hayır dua etmekten de kendini alamaz. Bu da o zengine yetmez mi? Halbuki bugün zengin ile fakir arasında aşılmaz bir uçurum vardır. Sebebi ise kanaatsizlik ile fakirleri gözlememektir. Bunu yapmadıkça da iptilâlardan kurtulmak mümkün değildir.</p>
<p>Sekizinci huy ise “tahammül”dür. Yâni başkalarından gelen ezâlara sabırla mukabele edip, eziyet edenleri mahcup duruma sokmaktır.Kendisini zemmedip kerih ve çirkin sözler söyleyen birine, Hasan Basrî Hazretleri gayet mümtaz hurmalardan bir tabak dolusu hurma ikram eder. Bunu alan o zavallı da yaptıklarına pişman olur ve özür diler. Eğer Hasan Basrî Hazretleri, kuvvet<br />
ve kudret sahibi bir bahtiyar olduğundan ona cezalar verseydi bu nedâmet ve pişmanlık olmazdı.</p>
<p><strong>4- Nefs-i Mutmainne</strong></p>
<p>Bu nefs-i mülheme, oldukça mühim güzel huyları câmi ise de ehl-i insaf, bunları da olgun insanlar arasına sokmamışlardır.Çünkü bunların ilmi var ise de amelleri kusurlu olduğundan olgun insanlar arasına sokulmamıştır. Eğer Allah Teâlâ’nın yardımı<br />
ile bunu da atlayabilirse &#8211; ki çok riyâzet ve ibâdete muhtaçtır nefs-i mutmainneye muafık olur. Nefs-i mutmainneye de ilim yanında amel de vardır. Sonra her hususta Hak’ka tevekkül eder,açlığa ve riyâzete devamla beraber ibâdetini de arttırır.</p>
<p>Derin düşüncelere dalar ve bu dalma ile envâ-ı çeşit elmas ve yakut misilli cevâhirleri toplar ve etrafındakilere de serper. Bu kadar güzel huy sahibi ve nefs-i mutmainne derecesine ulaşmasına rağmen, işin canı olan ihlâssızlık korkusu burada da mevcut olduğundan, her ne kadar kemâl mertebesine yaklaşmış ise de,kurtulup nefs-i râdiyyeye kavuşmaya çalışması lâzımdır.</p>
<p><strong>5- Nefsi Râdiyye</strong></p>
<p>Nefs-i râdiyye sahibi ihlâslı, boş konuşmaz, zikirle meşgul,zühd sahibi ve verâ denilen şüpheli şeylerden de son derece kaçıcı olur. Bu suretle de Cenâb-ı Hakk’ın sayısız ve çeşitli kerametlerine mazhar olur. Bu nefsin sahibine “ehl-i kemâl” demek yaraşır. Cenâb-ı Hakk cümlemize bu güzel huyları nasib eylesin. Âmin&#8230;</p>
<p><strong>6- Nefs-i Mardiyye</strong></p>
<p>Bundan sonraki nefis mertebesine, nefs-i mardiyye derler ki bu derecede, kul Allah’tan, Allah da kuldan razıdır. Bu mertebede olanlar Allah’tan gayriyi düşünmezler ve Allah’ın mahlûkuna lûtf ile muamele ederler. Gayeleri Allah Teâlâ’ya yakın olmaktır. O’nun yarattığı bütün eşyalardaki hikmetleri düşünür ve O’nun taksimine daima razı olduklarından, marifetullah kapısı da kendilerine açıktır.</p>
<p><strong>7- Nefs-i Sâfiyye</strong></p>
<p>Nefs-i Kâmile ve Sâliha dahî denir. Bu makam Hak’kın kulu ile olan makam-ı esrârdır, Peygamberler makamıdır.</p>
<p>Yâ Rab, şefâatlerine cümlemizi nail eyle.</p>
<div class="kno-ecr-pt kno-fb-ctx _sdf" data-local-attribute="d3bn" data-ved="0ahUKEwid8si-rMbXAhUGU1AKHcKiBGYQ3B0IMSgBMAA">Mehmed Zahid Kotku &#8211; Nefsin Terbiyesi,syf.297-300</div>
<div class="_gdf kno-fb-ctx"></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nefsin-mertebeleri/">Nefsin Mertebeleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nefsin-mertebeleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmed Zahit Kotku &#8211; Ehli Sünnet Akaidi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mehmed-zahit-kotku-ehli-sunnet-akaidi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mehmed-zahit-kotku-ehli-sunnet-akaidi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2014 19:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[E-Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Sünnet Akaidi]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Sünnet Akaidi indir]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Sünnet Akaidi Kitap Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Sünnet Akaidi Pdf]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahid Kotku]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahit Kotku Ehli Sünnet Akaidi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahit Kotku Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Zahit Kotku Pdf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu eser Ehli Sünnet vel Cemaat ilkelerine, sadık kalınarak, Tevhid ilminden yola çıkarak hazırlanan bu eser, daha çok ilim erbabından ziyade, alt kesimler için hazırlanmıştır. Sapık bid`at ehlinin görüşlerini çürütmek için bu eser yeterlidir. Bu kitabı okuduktan sonra doğru yoldan sapılmayacağını hidayetten de kayılmayacağını anlayacaksınız. Bu kitabı okuyanlar Ehli Sünnet yolundan ayrılmayacaklardır. Ehli Sünnet yolu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mehmed-zahit-kotku-ehli-sunnet-akaidi/">Mehmed Zahit Kotku – Ehli Sünnet Akaidi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu eser Ehli Sünnet vel Cemaat ilkelerine, sadık kalınarak, Tevhid ilminden yola çıkarak hazırlanan bu eser, daha çok ilim erbabından ziyade, alt kesimler için hazırlanmıştır. Sapık bid`at ehlinin görüşlerini çürütmek için bu eser yeterlidir. Bu kitabı okuduktan sonra doğru yoldan sapılmayacağını hidayetten de kayılmayacağını anlayacaksınız. Bu kitabı okuyanlar Ehli Sünnet yolundan ayrılmayacaklardır. Ehli Sünnet yolu ki Hz.Peygamber (S.A.V) yoludur. Allah cc. Hiçbirimizi bu yolldan ayırmasın. Amin. Maturidi itikadına göre hazırlanmıştır. Çok faydalı bir eserdir. 100 den fazla meseleye cevap verilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6.3.2015 Tarihli yeni halini yayınlıyoruz, tarayıcıdan çekip, pdf içinde arama özelliği ekledik boyutuda düştü.</p>
<p>Link: <a title="Tıklayın" href="https://yadi.sk/i/7S_4T1S8f5Mb9" target="_blank">https://yadi.sk/i/7S_4T1S8f5Mb9</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eski Pdf indirme adresi:</p>
<p>İndirme Adresi: <a href="https://yadi.sk/i/vB0V2JO8cZcod" target="_blank">https://yadi.sk/i/vB0V2JO8cZcod</a></p>
<p>Boyutu 64 MB olmaktadır, her sayfanın fotoğrafı çekilip sunulmuştur. İyi Okumalar.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mehmed-zahit-kotku-ehli-sunnet-akaidi/">Mehmed Zahit Kotku – Ehli Sünnet Akaidi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mehmed-zahit-kotku-ehli-sunnet-akaidi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
