<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lozan Andlaşması | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/lozan-andlasmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Dec 2021 06:59:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Lozan Andlaşması | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk Hukukunun Laikleşme Sürecinde Lozan&#8217;ın Oynadığı Rol(ü)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turk-hukukunun-laiklesme-surecinde-lozanin-oynadigi-rolu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turk-hukukunun-laiklesme-surecinde-lozanin-oynadigi-rolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 16:14:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İsviçre medeni kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mecelle]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[türk hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[tanzimat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25658</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; M. AKiF AYDIN PROF.DR., M.Ü. HUKUK FAKÜLTESi, iSTANBUL Genel hatları itibariyle İslam hukukunun altı asırlık bir uygulamasından ibaret olan Osmanlı hukuku, Tanzimat dönemine kadar bünyesinde esasa ilişkin önemli bir değişiklik geçirmemiştir. Bu hukukta köklü değişiklikler Tanzimat dönemiyle başlar. Bu değişikliklerde, sınai, ticari, sosyal ve kültürel ha yattaki gelişmelerin ve değişikliklerin rolü olduğu kadar, Batı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turk-hukukunun-laiklesme-surecinde-lozanin-oynadigi-rolu/">Türk Hukukunun Laikleşme Sürecinde Lozan’ın Oynadığı Rol(ü)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-25672 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/806x378-lozan-antlasmasi-nedir-lozan-nerede-lozan-antlasmasi-onemi-nedir-1563953563898-300x141.jpg" alt="" width="477" height="224" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/806x378-lozan-antlasmasi-nedir-lozan-nerede-lozan-antlasmasi-onemi-nedir-1563953563898-300x141.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/806x378-lozan-antlasmasi-nedir-lozan-nerede-lozan-antlasmasi-onemi-nedir-1563953563898-600x281.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/806x378-lozan-antlasmasi-nedir-lozan-nerede-lozan-antlasmasi-onemi-nedir-1563953563898-768x360.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/806x378-lozan-antlasmasi-nedir-lozan-nerede-lozan-antlasmasi-onemi-nedir-1563953563898.jpg 806w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>M. AKiF AYDIN<br />
PROF.DR., M.Ü. HUKUK FAKÜLTESi, iSTANBUL</p>
<p>Genel hatları itibariyle İslam hukukunun altı asırlık bir uygulamasından ibaret olan Osmanlı hukuku, Tanzimat dönemine kadar bünyesinde esasa ilişkin önemli bir değişiklik geçirmemiştir. Bu hukukta köklü değişiklikler Tanzimat dönemiyle başlar. Bu değişikliklerde, sınai, ticari, sosyal ve kültürel ha yattaki gelişmelerin ve değişikliklerin rolü olduğu kadar, Batı çevrelerinin tesir ve baskılarının da rolü olmuştur.. Hatta yapılan değişikliklerin yönünü tesbitte bu baskılar daha müessir olmuştur denebilir. Bir başka ifadeyle Osmanlı devlet adamları bu dönemde hukuki hayatta değişiklikler yaparken bunları, duyulan ihtiyaçlara göre değil, daha çok üzerlerindeki baskılara göre yapmak zorunda kalmışlardır. Mahkemeler (ticaret ve nizamiye mahkemeleri) onların istekleri doğrultusunda düzenlenmiş, Kara ve Deniz Ticaret, Ceza ile Ceza ve Hukuk Usulü Kanunları keza aynı baskılar sonucu büyük ölçüde Batı&#8217;dan aynen veya kısmen değiştirilerek alınmıştır. Hatta bizzat Gülhane Hatt-ı Hümayunu&#8217;nun ve Islahat Fermanı&#8217;nın ilanında ve muhteviyatında da bu baskılar rol oynamıştır. O halde Türk hukukunun laikleşmesi, Batı hukukundan yapılan bu iktibaslarla daha Tanzimat döneminde başlamıştır denilebilir. Ancak yine de söz konusu değişiklikler esnasında, hakim hukuk siste mi olan ıslam hukukuna açıkça ters düşülmemesine belirli bir özen gösterildiği belirtilmelidir.</p>
<p>Tanzimat döneminin başlangıcında Reşit Paşa yapacağı hukuki düzenlemelerin şer&#8217;i yönü bakımından kendisine yardımcı olmak üzere meşihattan bir zatın görevlendirilmesini istemiş, şeyhulislamlık tarafından da bu iş için Ahmed Cevdet Efendi (Paşa) görevlendirilmişti. Cevdet Paşa bu dönemde yapılan hukuki düzenlemeler de önemli rol oynamış ve etkili olduğu dönemlerde Osmanlı hukukunun daha fazla Batı hukukunun etki alanına girmesine engel ol muştur. İki önemli milli kanun olan Arazi Kanunnamesi ile Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye onun eseridir. Cevdet Paşa&#8217;nın özellikle Mecelle&#8217;yi hazırlama yönündeki gayretleri medeni hukuk sahasının daha o dönemde batılılışmasının ve laikleşmesinin önüne geçmiştir. Denilebilir ki Cevdet Paşa&#8217;nın gayretleri olmasaydı, hukukun bu en önemli dalı, belki de Fransız medeni kanununun alınmasıyla daha 1870&#8217;li yıllarda laikleşecek ve gayri milli hale gelecekti2. Medeni hukukun önemli bir bölümü olan aile hukuku da 1917 yılında hazırlanan Hukuk-ı Aile Kararnamesi&#8217;yle İslam hukuku çerçevesinde kanunlaştırılmıştır. Böylece bir taraftan medeni hukuk ve borçlar hukuku dışındaki alanlarda Osmanlı hukukunun kısmen laikleşmesi yönünde bir gelişme ortaya çıkarken, diğer taraftan da söz konusu hukuk alanların da milli ve İslami kimliğin muhafaza edilmesi ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara bu çerçevede cevap verilmesi doğrultusunda bir hukuki gelişme de görülmektedir. Her iki görüşün Osmanlı hukuk ve kültür muhitlerinde taraftarları vardı ve bunlar, kitaplarında ve makalelerinde kendi görüşlerini serbestçe ortaya koyuyor ve zaman zaman birbirleriyle şiddetli kalem kavgaları yapıyorlardi3. Bu çabaların hukukun tabii gelişme seyri devam etseydi zamanla belli bir sen tez aşamasına varması ve Osmanlı ve Türk hukukunun milli olma özelliğinin çok yara almamış bulunması söz konusu olabilirdi. Yeni Türk devleti kurulduğunda da hukukun batılılaşması ve laikleşmesi ile milli-İslami kimliğini koruması anlayışlarının en azından görünüşte belli bir senteze doğru gittikleri söylenebilir. 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Büyük Millet Meclisi&#8217;nin görevleri arasında &#8220;ahkam-ı şer&#8217;iyyenin tenfizi&#8221; görevini de sayarken, hazırlanacak kanunlarda hangi esasların göz önünde bulundurulacağını şu şekilde ifade ediyordu: &#8220;Kavamın ve nizamat tanziminde muamefat-ı ruisa erfak ve ihtiyacit-ı zamana evfak aham-ı fıkhıyye ve hukukiyye ile adab ile muamelat esas ittihaz kılınır&#8221; (md. 7).</p>
<p>Harp sona erer ermez yeni Türk devletinin hukuki yapısını belirlemek ve gerekli kanunları hazırlamak için bir dizi komisyonlar kuruldu. Bunlar başlıca Mecelle Vacibat, Mecelle Ahval-i Şahsiye, Usul-i Muhakeme-i Hukakiyye ve Şer&#8217;iyye, Ticaret-i Bahriye ve Berriye, Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye ve Kanun-ı Ceza komisyonları idi4. Bu komisyonların çalışma esaslarını belirlemek üzere bir talimame hazırlandı. Bu talimamame yeni Türk devletinin hukukunu oluşturmada devri n hukukçularının ve yöneticileğinin sentez arayışlarının bir göstergesidir. Bu talimatnameye göre komisyonlar çalışmaları sırasında: Muamelât-ı nâsa ve bilhassa memleketin terakkiyat-ı iktisadiyesinin inkişafına hâdim ahkam vaz’ına sarf-ı mesai edecek ve husul-i maksad için gerek ahkâm-ı fıkhıyye ve gerek mileli sâirece kabul edilmiş esasattan istifade edilecektir&#8221;5</p>
<p>Gerçi bu anlayışın devrin yöneticilerinin samimi kanaatleri olduğu noktasında ciddi şüpheler vardır. Atatürk, sonraları Cumhuriyet Halk Fırkası&#8217;nda yaptığı bir konuşmada:</p>
<p>&#8220;Efendiler ilk Teşkilat-ı Esasiye Kanununu ihzar edenlere bizzat riyaset ediyordum. Yapmakta olduğumuz kanunlarda &#8221; ahkam-ı şer&#8217;iyye&#8221; tabirinin bir münasebetinin olmadığını anlatma ya çalıştık. Fakat bu tabirden başka bir mana tasavvur edenleri ikna mümkün olmadı.6 .</p>
<p>diyerek o zaman yapılan bu düzenlemeye fikren katılmadığını ifade etmektedir. Bu doğru ise, gerek Teşkilat-ı Esasiye Kanunundaki ve gerekse diğer kanunlardaki anlayış, birinci Büyük Millet Meclisin de mevcut ve etkili bulunan muhafazakar ve dindar milletvekillerinin eseri olmalıdır. Ancak Halk Fırkasında yapılan bu konuşmanın, bütün gelişmeler baştan planlanmış gibi bir hava verilmek için yapılmış olması da muhtemeldir. Bu sırada yeni Türk devleti için önemli bir siyasi gelişme, Lozan barış konferansının toplanmasıdır. tık bakışta Birinci Dünya Harbi&#8217;yle başlayan ve kurtuluş savaşıyla noktalanan bir dizi harplerin doğurduğu, sınırlar, tazminatlar, arazi ve esir mübadelesi gibi meselelerin halle çalışıldığı barış konferansının, Türk hukukunun gelişmesi ne herhangi bir etkisinin olabileceği hatıra gelmez. Ne var ki hem geçmişte kapitülasyonların sağladığı adli imtiyazlar, hem de gayri müslim azınlıkların özellikle ahval-i şahsiye alanında hukuki statüleri, konferansın en fazla tartışılan konularının başında gelmiştir. Bu görünen sebeplerin gerisinde yeni Türk devletinin İslami bir kimlik ten elden geldiğince uzaklaştırılması arzu ve stratejisi de, beynelmilel bir konferansın taraflarını, Türkiye&#8217;nin bir iç meselesi olması lazım gelen hukuki düzenlemelerde müdahil duruma getirmiştir. Konferansın başlangıcında Batılı devletler kendi vatandaşı olup Türkiye&#8217;de ikamet etmekte bulunan kimselerin adli imtiyazlarının aynen devam etmesini, bunlarla ilgili belirli davaların Terli ve yabancı hakimlerin katılacağı karma mahkemelerde görülmesini istemişlerdi7. Ayrıca Türk hükümetinden yapmayı tasarladığı hukuki reformları yapmak üzere bu yabancı hukukçulardan oluşacak bir komisyon oluşturulmasını da talep etmişlerdi8. Türk heyeti ise adli imtiyazlara, özellikle karma mahkemelerin kurulmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Yabancılar rejimi komisyonu önünde 2 Aralık ı 922 tarihinde yaptığı konuşmada İnönü, Paris antlaşmasından bu yana adalet teşkilatımızın, kanunlarımızın Avrupa örneğinde yenilendiğinden bahisle, artık yabancılara hukuki imtiyazların tanınmasına gerek olmadığından ve adli kapitülasyonların kaldırılması gereğinden söz etmektedir9.</p>
<p>Lozan konferansında bu konunun uzun uzun tartışıldığı görülmektedir. İnönü Ankara&#8217;ya çektiği 15 Aralık 1922 tarihli telgrafında yabacılara tanınması istenen imtiyazlara gerekçe olarak kanunlarımızın Mecelle&#8217;ye müstenit olduğunu ve zamanın gerekleri ile paralel yürümediğini ileri sürdüklerini, adliye müsteşarı Tahir Bey&#8217;in (Taner) meseleyi kuvvetle müdafaa ettiğini ve Batılı delegelerin görüşlerini çürüttüğünü bildirmektedir.10 Batılı delegeler Mecelle&#8217;nin dini menşeli olduğunu, dolayısıyla müslüman olmayan kendi vatandaşlarına farklı bir hukuki statü tanımanın gerekli olduğundan bahsetmektedir. Tahir Bey yabancılarla ilgili alt komisyonda 20 Aralık 1922 tarihinde yaptığı konuşmada Paris antlaşmasından beri yenilenen Türk yasalarının Avrupa yasaları ayarında olduğunu ve bunlarda bir reform ihtiyacına gerek olmadığını savunmaktadır.11 Ancak Batılılar kendi vatandaşlarına birtakım hukukı garantiler elde etmekte ısrarlıdırlar. Medeni Kanun&#8217;un yanısıra Ticaret Kanunundan da bahsedilmesi meselenin ticari-iktisadı menfaatlar açısından ele alındığını ve Tanzimat sonrası baskı ve düzenlemelerle enteresan bir benzerliğinin olduğunu ortaya koymaktadır. İsmet İnönü 22 Aralık 1922 tarihli telgrafında &#8220;Üç kişilik bitaraf bir heyete kanunlarımızı tetkik ve hükmettirmek istiyorlar. Sonra Garroni bana mütehassıslarımızın taş gibi durduklarını söylüyor&#8221; diyor. 12Bütün bu gelişmeler Türk delegelerinin o zamana kadar yürürlükte olan hukuk sisteminde sonradan görüldüğü gibi köklü bir değişiklik taraftarı olmadığını ortaya koymaktadır. Bu, aynı zamanda Ankara&#8217;nın görüşünü ve oradaki havayı da yansıtmaktadır. İsmet Paşa&#8217;nın 28 Aralık ı 922 tarihinde yapmış olduğu konuşmada Mecelle hakkında kullandığı ifadeler bu görüşümüzü doğrular niteliktedir:</p>
<p>Alt komisyonda Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (Mecelle) dinsel bir temele dayandığı ve çağdaş ihtiyaçları karşılayamadığı iddia edilmiştir. Türk temsilci heyeti Türk Medeni Kanunu&#8217;nun kay n akları ne olursa olsun hiçbir bakımdan dinsel ya da teokratik bir niteliği olmadığı, Türk kanunu ile başka ülkelerin medeni kanunları arasında temel ilkeler ve koydukları hukuk kuralları bakamından önemli bir ayrılık bulunmadığı, özellikle hiçbir devletin medeni kanununun bir başka devletin medeni kanununun tıpkısı olmadığından arada birtakım farklar görülmesinin Türk medeni kanununun değerini hiç de azaltmayacağını belirtmiştir.&#8221;13</p>
<p>Türkiye&#8217;de yaşayan yabancılar için hukukı ve kazaı bir muhtari yetin verilmemesi konusunda Türk delegasyonunun bu hassasiyeti, esasen Ankara hükümetinin görüşünü yansıtmaktaydı. Rauf Bey İsmet Paşa&#8217;ya gönderdiği 17 Aralık 1922 tarihli telgrafta yabancıların kendi tebamız gibi hukuk ve hürriyete sahip olacağı, ancak tama men bizim kanunlarımıza tabi olacaklarını Ankara&#8217;nın görüşü olarak iletmektedir14. İzmir iktisat kongresinde yapmış olduğu konuşmada Atatürk de aynı düşünceyi,</p>
<p>&#8220;bir devlet ki ecnebiler üzerinde hakk-ı kazasını tatbikten mahrumdur, o devlete müstakil denemez.&#8221;</p>
<p>sözleriyle ifade etmektedir.15 Cumhuriyet idarecileri bu görüşlerine sonuna kadar bağlı kalmışlar, ancak hukuki bağımsızlık konusunda o kadar bilinçli ve dirençli almamışlardır. Batılı devletler yeni Türk devletinin yabancılar üzerindeki yargı hakkı konusunda hassasiyetle durduğunu görünce bu konudaki tekliflerini biraz yumuşatma ihtiyacını duymuşlar, konsolosluk mahkemeleri yerine Türk hükümetinin La Haye Daimi Adalet Divanı&#8217;nca önerilecek yargıçlar arasından yabancı hakimler ataması teklifini getirmişlerdir. Bu hakimler yabancıların davalarına bakmalarının yanısıra hukuk alanındaki reform tasarılarının hazırlanmasında da rol üstleneceklerdir.16 Türk tarafı bu şekil bir yabancı hakim istihdamına da karşıdır. Fakat adli kapitülasyonların kaldırılması karşılığında bir taviz verilmesi gerekli görüldüğünden, yabancı hukuk müşavirlerinin istihdamı ve hukuk reformlarının hazırlanmasında bunlardan yararlanılması fikri gündeme gelmiştir. İsmet Paşa&#8217;nın Türk delegasyonuyla birlikte oluşturduğu bu fikir! 7, Büyük Millet Meclisi&#8217;nce de 1 Ocak 1923 tarihli oturumunda görüşülüp kabul edilmiş18 ve durum, aynı gün Rauf Bey tarafından telgrafla İs met Paşa&#8217;ya bildirilmiştir.19 Türk delegasyonu Lozan&#8217;da gerek yabancılarla ilgili adli kapitülasyonlar ve gerekse gayrimüslim azınlıklarla ilgili biraz sonra ele alacağımız hukuki düzenlemeler konusunda başlangıçtaki katı tutumunu yumuşatmaya başlarken, aslında Batılı delegelerin zannettiklerinin aksine samimi bir tavır değişikliğine yönelmektedirler. An kara hükümeti artık İslam hukukuna bağlı kalmanın barışın ve kendilerinin yükselen konumlarının önünde bir engel olduğunu düşünmektedir. Atatürk&#8217;ün 17 Ocak 1923 tarihinde İzmit&#8217;te gazetecilerle yaptığı konuşma, bu görüş değişikliğinin açık izlerini taşımaktadır:</p>
<p>&#8220;Evet biz bu mecliste içtihat itibariyle namütenahi fedakarlıklar yaptık ve belki de yapmak lüzumlu idi. Bundan dolayı Teşkilat-ı Esasiye Kanunu&#8217;nun maddelerine hiç de lüzumu olmayan maddeler girdi. Belki de bundan dolayıdır ki adli kapitülasyonları lağvettirmek hususunda. (Lozan&#8217;da hala) müşkilat çekiyoruz. Herifler diyorlar ki sizin yapacağınız kanunlar fıkıh kitabı vs.&#8217; dir. Bugün Lozan konferansında ve cihanda Yeni Türkiye&#8217;nin bir kredisi varsa o da şekl-i sabıkı ilgadan, imhadan neş&#8217;et etmektedir. Bizim inkılabımız Meşrutiyet inkılabı ve ondan evvel yapılan inkılaplar gibi olsaydı kimse ehemmiyet atfetmezdi. &#8220;20</p>
<p>Bu görüş değişikliği daha sonra fiiliyata daha bariz bir biçimde yansıyacaktır. Türk tarafı sonraki oturumlarda yabancı hukukçu müşavirler alma fikrini geliştirmiş, İsmet Paşa&#8217;nın isteği üzerine Ankara hükümeti tarafından bu konuda gerekli girişimlerde bulunması için kendisine yetki verilmiştir.21</p>
<p>Bu hal şeklinin başlangıçta Batılı delegeler tarafından, hemen kabul edilmediği ve Lozan konferansınının kıtaya uğramasına kadar meselenin tam olarak çözülmediği bilinmektedir. Neticede Lozan&#8217;ın ikinci döneminde, esasen büyük ölçü de halledilmiş bulunan mesele nihai şeklini almıştır. Lozan antlaşmasıyla aynı gün (24 Temmuz 1923) imzalanan Yargı Yönetimine İlişkin Bildiri ile Türk hükümeti beş yıldan az olmamak üzere gerekli göreceği bir süre için Birinci Dünya Harbine girmemiş devlet vatandaşları arasından Avrupalı hukuk danışmanları almak niyetini belirtmektedir. Bu danışmanlar Adalet Bakanına bağlı olacaklar ve İstanbul ve İzmir&#8217;de görev yapacaklardır. Bu hukuk danışmanları hukuk reformları komisyonlarının çalışmalarına katılacaklar ve hakimlerin görevlerine karışmaksızın hukuk, ceza ve ticaret mahkemelerinin işleyişini izleyecek ve Adalet bakanına gerekli gördükleri raporları vereceklerdir22.</p>
<p>Böylece Türkiye Batılı hukukçular yardımıyla hukuk reformları yapmayı üstlenmiş olmaktadır. Nitekim bu hukuk danışmanları Türkiye&#8217;ye gelmişler ve belirlenen süre görev yapmışlardır. Bunların görev şekilleriyle ilgili arşiv belgelerine dayanarak bilgi verme imkanımız şimdilik mevcut değil. Böyle bir imkan doğduğunda belki Batılı hukukçuların yardımıyla ifadesi yerine Batılı hukukçuların gözetiminde ifadesini kullanmak mümkün ve daha doğru olacaktır. Benzer bir durum gayrimüslim azınlıkların ahval-i şahsiye alanındaki statülerinin belirlenmesi görüşmelerinde de karşımıza çık maktadır. Gayrimüslim azınlıklar için başlangıçta Osmanlı devle rinde olduğu gibi özellikle ahval-i şahsiye alanında hukuki ve kazai bir muhtariyet istenmekteydi. Bir diğer ifadeyle isteniyordu ki bu alanlarda gayrimüslimler hem kendi dini hukuklarını uygulasınlar, hem de bu uygulamayı önceden olduğu gibi cemaat mahkemeleri yapsın. Bilindiği gibi Osmanlı devletinde 1917 yılında aile hukuku nu tanzim etmek için çıkarmış olduğu Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile gayrimüslimlerin bu alandaki dini hukuklarına dokunulmamış, ancak bu hukukun uygulaması cemaat mahkemelerinden alınarak Osmanlı mahkemelerine verilmişti. Ne var ki bu kanun kısa bir süre uygulandıktan sonra 1919 yılında yürürlükten kaldırılmıştı. Yunanistan delegasyo.nu tekrar bu kanun benzeri bir düzenleme yapılmasından endişe etmekteydi. Nitekim Venizelos böyle bir düzenle menin kabul edilemeyeceğini söylemektedir23.</p>
<p>Türk delegeleri ise adli kapitülasyonlar meselesinde başlangıçta Mecelle&#8217;yi savundukları gibi burada da Hukuk-ı Aile Kararnamesi benzeri bir düzenlemeyi savunmaktadır. Rıza Nur 23 Aralık 1922 tarihli oturumda yaptığı konuşmada Hukuk-ı Aile Kararnamesinin İstanbul hükümetince yürürlükten kaldırıldığını, ancak Ankara hükümetinin bu kanunun yürürlükte kalmasını gerekli gördüğünü söylemektedir24. Bu beyan Ankara hükümetinin 1922 yılı sonlarında yeni Türk devletinin hukuki yapısı konusunda kesin bir batılılaşma ve laikleşme taraftan olmadığını ortaya koymaktadır. Gayrimüslim azınlıklara uygulanacak hukuki esaslar konusu Lozan&#8217;ı hayli meşgul etmiştir. Bu görüşmeler sırasında Türk delegasyonuyla İtalya ve İngiliz delegeleri arasında 30 Aralık 1922 tarihli o .turumda hem müslümanlar hem de gayrimüslimler için müşterek bir kanunun yapılmasının mümkün olup olamayacağı konusunda dikkate değer bir tartışma geçmiştir. Sonraki gelişmelere ışık tutması bakımından bu tartışmadan biraz bahsetmek faydalı olacaktır. İngiliz delegesi Ryan, evlenme ya da boşanma bakımından ayırım yapılmaksızın hem Müslümanlara hem de Hıristiyanlara uygulanabilecek herhangi bir ilke bilmediğini, Türk Temsilci Heyetinin başka hiçbir devlette bulunmayan bir durum yaratmağa çalıştığını ifade etmiştir &#8230; Ona göre hem Müslümanlara hem de müslüman olmayanlara aynı kanunun uygulanmasında bir yarar yoktur. Böyle bir tedbir Müslümanlar kadar Hıristiyanları da kendi özel göreneklerinin uygulanmasından yoksun bırakma sonucunu doğuracaktır. Bu ise azınlıkların göreneklerine saygı gösterilmesini isteyen antlaşmaların özüne aykırıdır. Hindistan&#8217;da uygulanan İngiliz politikası bu ilkenin bir örneğidir25. İtalyan delegesi Montagna da ayırım yapmaksızın bütün Türk uyruklarına uygulanacak genel bir kanun çıkartmanın mümkün olmadığını düşünmektedir. Batı ülkeleri örneği geçerli değildir; gerçekten bu ülkeler ulusal özellik bakımından olduğu kadar, din, soy ve dil bakımından da mütecanistirler. Azınlıkların büyük kütleler halinde bulunduğu Türkiye&#8217;nin durumu böyle değildir. Herkese aynı ilkeleri uygulamak istemekle, Türk hükümeti ayırım gözetmeksizin herkesi gücendirmek ve herkese haksızlık yapmak tehlikesiyle karşılaşır. Hıristiyanlar arasında yürürlükte olan göreneklerden özü bakımından farklıdır; Çünkü bunlar herşeyi ile hatta birtakım fizyolojik başkalıklarla bile ayrı olan halkların yüzyıllardır süregelen alışkanlıklarının ürünüdürler26</p>
<p>Bu konuşmaya verdiği cevapta Rıza Nur Bey, Türk hükümetinin hazırlamak istediği laik yasaların Rum topluluklarının göreneklerini göz önünde tutacağını bildirmektedir27. Rıza Nur Bey&#8217;in verdiği cevapta ilk defa olarak laik yasaların hazırlanmasından bahsetmesi dikkat çekicidir. Muhtemelen Rıza Nur Bey laik yasa ifadesiyle İslam hukuku hükümlerinden yararlansa da Büyük Millet Meclisi tarafından hazırlanacak bir yasayı kastetmişti. Esasen bir gün önceki celsede Rıza Nur Bey, Türkiye&#8217;nin aile kurumuna ilişkin olarak çağdaş ilkelere dayanan ve istisnasız bütün Türk vatandaşlarına uygulanacak olan bir kanun hazırlamak niyetinde olduğunu belirtmişti. Ne olursa olsun bu konuda da Türk delegasyonunda bir düşünce değişikliğinin meydana gelmekte olduğu görülmektedir. Rıza Nur Bey aynı konuşmada bu yeni kanun hazırlanıncaya kadar en geç antlaşmanın imzalanmasından itibaren bir yıllık bir süre için Türk hükümetinin gayrimüslim azınlıkların aile statülerini kendi dinlerinin kurallarına göre düzemeleri için bütün tedbirleri almayı kabul ettiğini ifade etmişti.28 Ancak anlaşıldığı kadarıyla Türk delegasyonunun bu konudaki ifadeleri Batılı delegeler tarafından inandırıcı bulunmamış ve gerek yabancılar ve gerekse azınlıklar için kesin garantiler temin edilmek istenmiştir. Nitekim Yunanistan del&#8217;egasyonundan Caclamanos kendilerinin geçiş dönemi ile uğraşmak durumun da olmadıklarını, Hıristiyanlar azınlıkların içinde yaşadıkları kesin rejimle ilgilendiklerini, Türk hükümetinin hazırlamak niyetinde olduğu kanunların Hıristiyanların görenekleriyle ayrıcalıklarına hiç bir bakımdan hale getirmeyeceğini açıkça belirtmesi gerektiğini ifade etmektedir29  Neticede Türkiye&#8217;nin tavrını yumuşatması ve yeni bir kanun yapacağını söylemesi ve bu kanunun laik bir karakterde olacağını beyan etmesi yeterli olmamış ve antlaşmaya gayrimüslim azınlıklarla ilgili olarak açık hükümler konmuştur.</p>
<p>Bu hükümlere göre:</p>
<p>Türk hükümeti gayrimüslim ekalliyetlerin hukuk-ı aile veya ahkam-ı şahsiyeleri bahsinde bu mesailin, mezkur ekalliyetlerin örf ve adetlerince hal ve fasl edilmesine müsait ahkam vaz&#8217;ına muvafakat eder. . İşbu ahkam Türk hükümetiyle alakadar ekalliyetlerden her birinin müsavi miktarda mümessillerinden mürekkep hususi komisyonlar tarafından tanzim olunacaktır. İhtilaf vukuunda Türk hükümetiyle Cemiyet-i Akvam Meclisi Avrupa hukukşinasları meyanında müntehap bir üst hakem hakemi bilittifak tayin edeceklerdir&#8230;30</p>
<p>Burada açıkça görülmektedir ki gayrimüslim azınlıklar için ahval-i şahsiye alanında Türk hükümeti kendiliğinden bir düzenleme yapamayacak, gerekli düzenlemeler Türk hükümetiyle ilgili azınlığın eşit sayıdaki temsilcilerinden oluşacak komisyonlar tarafından yapılacak, anlaşamamazlık halinde ilgili konuda Cemiyet-i Akvam tarafından belirlenecek hakem yetkili olacaktır. Lozan antlaşmasının imzalanmasına kadar kurulan komisyonlar başlangıçta kabul edilen esaslar dahilinde yani hem &#8220;ahkam-ı fıkhıyye&#8221; ve hem de &#8220;milel-i sairece kabul edilmiş esasattan&#8221; istifa de ile yeni kanunların hazırlıklarını yapmaktaydılar. Kurulan komisyonlardan Ahval-i Şahsiyye komisyonu Hukuk-ı Aile Kararnamesindeki hükümlerden büyük ölçüde yararlanarak bir tasarı orta ya koymuştu31. 30 Aralık 1923&#8217;te adliye vekili Seyid Bey tarafından meclise sunulan tasarı, görüşleri alınmak üzere adliye ve şer&#8217;iyye encümenlerine havale edilmiş, her iki encümen tasarıda çok cüz&#8217;i değişiklikler yapmışlardır32. Meclisin 3 Nisan 1924 tarihli toplantısın da yeni adliye vekili Necati Bey, tasarının tekrar görüşülmek üzere Adliye Vekaleti tarafından geri alındığını bildirmiştir33.</p>
<p>11 Mayıs 1924&#8217;te tadil-i kavanin komisyonları tekrar kuruldu ve çalışmaları için yeni bir talimatname hazırlandı. Bu talimatnamede kanunların hazırlanması sırasında uyulacak esaslar belirlenirken ar tık ahkam-ı fıkhıyye&#8217;den istifadeden bahis yoktur:</p>
<p>&#8220;Tedvin edilecek kavaninin tamamen asri bir devlet mefhumat ve esasat-ı adliyesiyle azami bir tetabuku haiz olması ve memleketin ihtiyacat-ı nazardan dur tutulmaması gerekmektedir. Bu maksadın istihsali için gerek mevzuat, ı havradan gerek, se bilcümle yüksek medeniyeti temsil eden garp milletleri cisar ve kavanin-i mütekamilesinden icab eden bilcümle eserler ahz ve istinbat olunmalı ve tahsisen ticaret kanunu için beynelmilel ör{ ü adet asla ihmal olunmamalıdır. &#8220;34</p>
<p>Dikkati çeken bir nokta her iki komisyonda da görevli .olan Ömer Nasuhi Efendi&#8217;nin (Bilmen) ikinci komisyondan sıhhi sebepler ileri sürerek çekilmiş olmasıdır. Muhtemelen Ömer Nasuhi Efendi yeni komisyonun hazırlayacağı kanunun çerçevesini az çok tahmin ettiğinden bunu hazırlayan heyet içinde bulunmak istememiştir. Bu komisyon da 142 maddelik bir aile kanunu tasarısı hazırlamıştır35. Bu tasarı Hukuk-ı Aile Kararnamesi&#8217;nden yararlanmışsa da önemli noktalarda ondan ve İslam hukukundan ayrılmıştır.</p>
<p>Tasarı 1 Aralık 1924&#8217;te adliye encümenine teslim edilmiştir. Bilahare encümen İsviçre medeni kanununun tercüme edilmesiyle oluşan Me deni Kanun hazırlıkları tamamlandığından tasarının görüşülmesine lüzum kalmadığına karar vermiştir 16. Bütün bu gelişmelerde Lozan antlaşmasının ve bu antlaşma görüşmeleri sırasında Batılı devletlere yeni Türk devletinin hukuki yapısı konusunda verilen sözlerin önemli rol oynadığı açık bir biçimde görülmektedir. Bir defa Türkiye yabancılar için adli kapitülasyonların devam etmesine gerek olmadığını ileri sürerken, buna gerekçe olarak yeni bir hukuki yapı benimseyeceğini beyan etmişti. Biraz da bu beyanın etkisiyle beş yıl için Batılı hukukçuların istihdam edilmesi şartıyla adli kapitülasyonların kaldırılması mümkün olmuştu. Türkiye Batılı devletlerin sık sık adalet mekanizmasına müdahalesini istemediğinden Batı kanunlarını kabul ederek meseleyi kökünden halletmek istemiştir. Nitekim bu inkılapların gerçekleşmesinde büyük rol oynayan devrin adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt, daha sonra Medeni Kanun için yazmış olduğu makalede &#8220;Bundan başka (Medeni Kanun) Lozan Muahedesiyle kaldırılmış olan kapitülasyonların bir daha bahsedilmemesi imkanını vermesidir. Çünkü kapitülasyonların kaldırılmasına karşı adalet organlarımızı yepyeni kanunlarla, mahkemelerle ve en kısa zamanda yaratmak işini omuzlarımıza almış bulunuyorduk&#8221;37 demektedir. Yani Türkiye Cumhuriyeti yabancı devletlerin müdahalelerini önlemek için onların kanunlarını almayı tek çıkar yol kabul etmiştir. Benzer bir tavrı Tanzimat ricalinde de zaman zaman görmek mümkündür.</p>
<p>İkinci olarak Türkiye medeni hukuk alanında o güne kadar uygulamakta olduğu ve Lozan görüşmelerinin başlangıç dönemlerinde sahiplendiği İslam hukukundan ayrılarak Lozan antlaşmasının 42. maddesiyle gayrimüslim azınlıklara tanımış olduğu imtiyazdan da kurtulmak istemiştir. Çünkü İsviçre medeni kanunu netice itibariyle hıristiyan bir devlet kanunu idi ve buradaki hıristiyanların kabul ettiği hükümlere Türkiye Cumhuriyeti hıristiyanlarının da razı olmaları beklenmekteydi. Nitekim İsviçre medeni kanununun kabul edileceği anlaşıldıktan sonra Lozan antlaşmasının 42. maddesi gereğince kurulan azınlıklar karma komisyonları Adalet Bakanlığına te ker teker başvurarak İsviçre medeni kanununun alınması vakıası karşısında artık kendileri için ayrıca hüküm konmasına gerek olmadığı kanaatine vardıklarını ve komisyon çalışmalarını sona erdir diklerini bildirmişlerdir38.</p>
<p>Sonuç olarak yeni Türk devletinin kurucuları başlangıçta hiç değilse dini hükümlerle yakın ilişkisi dolayısıyla medeni hukuk alanında o zamana kadar yürürlükte kalmış olan hükümlere bağlı kalmayı ve böylece İslam hukukuyla Batı hukukunun kendilerince yararlı bir sentezini ortaya koymayı düşünmüşlerdi. Onların hukukta kökten bir değişikliğe gideceklerine dair hiçbir işaret yoktur. Ancak Lozan&#8217;da gerek yabancılar ve gerekse gayrimüslim azınlıklar lehine yapılan baskılar onları bir alan değişikliğine götürmüş, şekli bir bağımsızlık uğruna bin yıllık bir hukuk mirasının terkedilmesinde bir beis görmemişlerdir. Bu tavır değişikliği, milli bir medeni hukukun gelişmesine önemli bir darbe vurmuştur. Gerçi medeni kanunu hazırlayanlar bu kanunla medeni hukuk alanında daha önce var olan üçlüğün (Musevi, Hıristiyan ve İslam hukuku) kaldırılmış bulunduğunu ileri sürmüşlerse39 de bu üçlüden hangi hukuk lehine bir birliğin sağlandığı gerçeği gözden uzak tutulmuştur. Lozan görüşmeleri sırasında eğer medeni hukuk alanında tek bir kanun kabul edilirse bundan Hıristiyanların zarar görecekleri tarzındaki İngiliz ve İtalyan delegelerinin endişeleri gerçekleşmemiş, bilakis bu netice Müslümanlar. için tahakkuk etmiştir. Tanzimat döneminde olduğu gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında ve özellikle Lozan&#8217;da Batı devletlerinin baskıları olmasaydı, Türk hukukunun bugün farklı bir yapıda olacağını söylemek yanlış olmasa gerektir.</p>
<p>http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/1995_3-4/1995_3-4_AYDINMA.pdf</p>
<p>Dipnotlar:</p>
<div>Bu değişikliklerde rol oynayan amlller ıçın bk. M. Aklf Aydın. &#8220;Mecelle&#8217;nln hazırlanışı&#8221;. Osmanlı Araştınnalan. c. IX(1989). s. 34-44: keza a. mlf. &#8220;Batılılaşmıı&#8221;. <i>1Ylrklye Dlyanet </i>Vakfı İslam Anslldopedls~ c. V, s. 162· ı 04.</div>
<div></div>
<div>2. Bu dönemde Fransız medeni kanununun alınma gayretleri ve Cevdet Paşa&#8217;nın mücadelesi hakkında geniş bilgi için bk. yukarıda, &#8220;Mecelle&#8217;nin hazırlanışı&#8221;, s. S9 vd.</div>
<p>3. 1917&#8217;yc tekaddüm eden yıllarda hazırlanacak aile kanunuyla ilgili olarak Islamcıların, Türkçülerin ve Bancıların kavgaları hakkında geniş bilgi için bk. Aydın, a.g.e., s. 166-176. 4. Bu komisyonların üyeleri için bk Ceride-i Adliyye (CA), Mayıs 1339, sy. ID, s. 464-465.</p>
<p>4Bu komisyonların üyeleri ıçın bk Ceride-i Adiiye (CA). Mayıs 1339 sy. ıo. s. 464-465.</p>
<p>5 md. ı. Söz konusu ralimarneme için bk. CA, Mayıs 1 LW, sy. ıo, s. 462.</p>
<p>6. Arı Inan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Ankara 1982, s. 68, dn. 152.</p>
<p>7. Müttefik temsilci heyetlerince 14 Aralık 192Z&#8217;de Türk temsilci heyetine kendi va tandaşlanyla ilgili olarak sunduklan &#8220;Kişisel Durum Dışındaki Konulara llişkin Yar gı Yetkisi Tasarısıunda Türk hükümetince Istanbul, ıZmir, Bursa bidayet mahkemele riyle istinaf mahkemesinde ve Yargıtay&#8217;da görevlendirilmek üzere Millederarası Da imi Adalet Divanınca teklif olunacak kimseler arasından hakim atamayı üsdenmesi (md. 5) istenmiştir; bk Seha L. Meray, Lozan Baı-q Konferansı: Turaruıklar, Belgeler, Ankara 1971. &#8220;;&#8221;akım 1, c. Z, s. 47.</p>
<p>8. Meray, Tk. I, c. Z, s. 48 md. 7.</p>
<p>9. Meray, Tk, I, c. Z, s. 8.</p>
<p>ıo. Bilal Şimşir, Lozan Telgrafian, Ankara 1990, I, ZB.</p>
<p>1 ı. Meray, Tk. I, c. 2. 12. Şimşir, I, 264-265. 13. Meray, Tk. i, c. 2, s. 25.</p>
<p>14. Şimşir. ı. 232·233. .</p>
<p>15. A. Afetinan, ızmir İktisat Kongresi, Ankara 1982, s. 6 ı.</p>
<p>16. Meray, Tk. I, c. 2, s. 17·18, 24.</p>
<p>17. Şiınşir, I, 291·293.</p>
<p>18. TÜrkiye Büyük Millet Meclisi Gidi Celse Zabııları, c. lll, s. 1188-1195.</p>
<p>19. Şimşir, I, 305. 20. Inan, s. 81-82.</p>
<p>21. Şimşir, I, .340-142, 344, 350.</p>
<p>22. Meray, Tk. II, c. 2, s. 105-106.</p>
<p>23. Mcray, Tk. I, c. I, kirap 2, s. 194.</p>
<p>24. Mcray, Tk. I, c. 2, kitap I, s. 202; yine Türk dclegasyonundan Şükrü Kaya Bey&#8217;in ay nı mealdc bir konuşması için bk. aynı kaynak, s. 202-203.</p>
<p>25. Mcray, Tk. I, c. I, kitap 2, s. 230-231.</p>
<p>26. Aynı kaynak, s. 231-232. 27. Aynı kaynak, s. 2.32.</p>
<p>28. Aynı kaynak, s. 223.</p>
<p>29. Aynı kaynak, s. 229. &#8216;o. mJ. 42. hk. Mcray, Tk. ll, kr. 2; Kadir Mısıroi!ll1, Loz:an Zafer mi Hcvmet mi!, [sran hul 1971, c. I, s. 387.</p>
<p>ı. Tasarının metni için hk. Sahri Şakir Ansay, Medenı Kanun&#8217;un 25. Yıldönümü Müna se&amp;etiyle Eski Aile HukukumuzaBir Nazar, AnkRrn 1952, s. 59·102.</p>
<p>32. Ansay tasarıyla hirlikte cncümen Jeğişikliklerini Je vermektedir, hk. a.g.e., s. 59·102. 33. Ansay, 58.</p>
<p>34. Halil Cin, İsl.iim Ile Osmanlı Hukukunda Eıılerıme, Ankara 1974, s. 307. 35. Tasarının metni için lık. CA, 1340-\341, s. 881-891, 95,-957, 1033-10.,6, 11171123; ayrıca lık. Ansay, U6-151. 36. Ansay, 1 B.</p>
<p>37. Mahmur E,ar Bozkurr, &#8220;Türk medenı kanunu nasıl hazırlandı?&#8221;, Medeni Kanunun X V. Yıl Dönümü İçin, Isranbul 1944, s. 18 . . 38. Cemil Bilsel, &#8220;Medenı Kanun ve Lozan muahedenamesi&#8221;, Medeni Kanununun XV. Yıl Dönümü İçin, Isranbul 1944, s. 56 vd.</p>
<p>39. Bilsel, s. 56.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turk-hukukunun-laiklesme-surecinde-lozanin-oynadigi-rolu/">Türk Hukukunun Laikleşme Sürecinde Lozan’ın Oynadığı Rol(ü)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turk-hukukunun-laiklesme-surecinde-lozanin-oynadigi-rolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan&#8217;ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 11:57:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan'ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi ve Lozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lozan&#8217;ın Zafer Değil Hezimet Olduğunu Gösteren Bir Belge Cumhuriyet Gazetesi Kurucusu Yunus Nadi’dem Mustafa Kemal’e: Lozan ile sahada kazandğımız zaferi masada hezimete çeviriyoruz. Ehliyetsiz İsmet Paşa başkanlığındaki hey’eti hemen çekiniz.” Cumhurbaşkanlığı Arşivinde bulunan 1923 tarihli bir belge, Lozan Andlaşmasının bir zafer değil hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Mektubu yazan Yunus Nadi Abalıoğlu (1879 &#8211; 28 [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/">Lozan’ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o/" rel="attachment wp-att-14216"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-14216" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o.jpg" alt="" width="392" height="554" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o-212x300.jpg 212w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></a></strong></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><strong>Lozan&#8217;ın Zafer Değil Hezimet Olduğunu Gösteren Bir Belge</strong></p>
<p><strong>Cumhuriyet Gazetesi Kurucusu Yunus Nadi’dem Mustafa Kemal’e:</strong> Lozan ile sahada kazandğımız zaferi masada hezimete çeviriyoruz. Ehliyetsiz İsmet Paşa başkanlığındaki hey’eti hemen çekiniz.”</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Arşivinde bulunan 1923 tarihli bir belge, Lozan Andlaşmasının bir zafer değil hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Mektubu yazan Yunu<span class="text_exposed_show">s Nadi Abalıoğlu (1879 &#8211; 28 Haziran 1945), Cumhuriyet gazetesini kuran Türk gazeteci ve siyasetçi. II. Abdülhamid döneminde öğrencilik yıllarında başladığı gazeteciliği Yeni Gün gazetesini ve ardından Cumhuriyet gazetesini çıkararak ömür boyu sürdürdü. Gazeteciliğinin yanı sıra Osmanlı Mebuslar Meclisi&#8217;nde mebus, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde altı dönem milletvekilli olarak bulundu. Kurtuluş Savaşı&#8217;nda verilen milli mücadeleyi ve Mustafa Kemal’in İnkılablarını kararlılıkla desteklemiş bir kişi.</p>
<p><strong>Mektubun muhatabı ise Mustafa Kemal Paşa ve o dönemde Meclis Başkanı. Mustafa Kemal’e yazdığı mektupta şu noktaların altını çizmektedir:</strong></p>
<p><strong>1</strong>. Lozan Andlaşmasını Ankara dışında müzâkere edilmesinden endişeliyim. Sahada kazandığımızı masada kaybetme tehlikesi vardır.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>2.</strong> Lozan’ın karara bağlanacağı son safhada acınacak kadar kötü bir adam olan İsmet Paşa’nın seçilmesi yanlıştır.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>3</strong>. İsmet Paşa’yi Gazi’den başka kimse tasvip etmemektedir ve İsmat Paşa utanç verici bir haldedir.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>4.</strong> Hiçbir andlaşma ebediyete kadar kalacak kadar güçlü değildir; aslında bir paçavradır. Bağımsızlığımızı bununla mı kazandık? Bununla mı devam ettireceğiz?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>5.</strong> Lozan başımıza çok belalar açacaktır. Bir an önce müzâkereler son vermemiz gerekmektedir.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>6</strong>. Lozan’ı sona erdirecek bir hal öaresini yerine getirirseniz, Kurtuluş Savaşı kadar milleti kurtaracak bir iş daha yapmış olacaksınız.</p>
<p><strong>Mektup aynen şöyle:</strong><br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">“ TBMM Riyâseti, Kalem-ı Mahsus Müdiriyeti<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Sayı: 50, 1923<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><em>Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;</em><br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Lozan’ın yeniden akamete uğrayabilmesi endişesinin verdiği huzursuzlukla Zat-ı Devletlerine takdim ediyorum. Vaziyetin Ankara haricindeki mütalaası hayrı müfid olmayabilir.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Lozan’ın son safhasında vaziyeti cidden acınacak kadar müşkil olan bir zat vardır ki, o da İsmet Paşa’dır. Görüyorum ki, bugün onu ortada Zat-ı sâmilerinden başka düşünecek ve tutacak kimse yoktur. İsmet Paşa’nın düşürüldüğü mevki-i hacâlet haysiyet sahibi herhangi bir adamı öldürecek kadar ağırdır.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Hiçbir mu’âhede ebedete bîveste olacak kudret-i te’yîdiye ile vücud bulmaz. Ve her mu’âhede nihâyet bir paçavradır. İstiklâlimiiz mu’âhede ile mi kurtardık? Ve mu’âhede ile mi idâme edeceğiz?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">İyi bir mu’âhede yapabilmek hayaliyle bıraktığımız büyük işin hatır u hayale gelmedik müşkilât ile karşılaşmasından çok korkuyorum. Binâanaleyh mesâil-i bâkıye zararsız şekle ircâ’ olunarak ve yalnız olanların değil başka mazarratların dahi def’ ve izâlesini münhasıran milletimizin hayatiyetinden bekleyerek şu Lozan’a nihâyet vermekliğimiz lüzumuna şiddetle kaniim.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Vaziyet-i umumiyemizden aldığım intiba’a göre, hükümeti Lozan’ın hall ü intâcına sevk etmekle, memlekete birincisi kadar hâiz-i ehemmiyet ikinci bir halâs hizmeti ifa buyurmuş olacaksınız.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Sekiz on gün burada kalacağım. Bir emr-i devletleri olursa Polis Müdiiryeti bendenize îsâl edebilir. Ta’zîmâtımı te’yid eylerim efendim.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Yunus Nadi<br />
İmza”<br />
Tebrik ederim.<br />
Gazi Mustafa Kemal. (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 1923 Belgeleri).</span></p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Akgündüz</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/">Lozan’ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan ve Petrol</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozan-ve-petrol/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozan-ve-petrol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2015 09:44:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan ve Petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Nezih Uzel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstadım, efendim, rahmetli &#8220;Şeyh ül Muharririn&#8221; Refi&#8217; Cevad Ulunay Lozan Konferansı sırasında oradaymış&#8230; Fakire bizzat anlattı&#8230; Bir gün İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur aracılığı ile kendisine şifahen şöyle bir mesaj göndermiş. &#8220;Refi’ Cevad Bey bize muarızdır (karşıt) biliyoruz&#8230; Ama bu bir memleket meselesidir, kendisinden bir ricamız var&#8230; İngilizler&#8217;e yakınlığı dolayısı ile onların fikirlerinden haberdardır&#8230;. Acaba [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-ve-petrol/">Lozan ve Petrol</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir17.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8139" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir17.jpg" alt="Lozan ve Petrol" width="478" height="318" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir17.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir17-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir17-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" /></a></p>
<p>Üstadım, efendim, rahmetli &#8220;Şeyh ül Muharririn&#8221; Refi&#8217; Cevad Ulunay Lozan Konferansı sırasında oradaymış&#8230; Fakire bizzat anlattı&#8230; Bir gün İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur aracılığı ile kendisine şifahen şöyle bir mesaj göndermiş. &#8220;Refi’ Cevad Bey bize muarızdır (karşıt) biliyoruz&#8230; Ama bu bir memleket meselesidir, kendisinden bir ricamız var&#8230; İngilizler&#8217;e yakınlığı dolayısı ile onların fikirlerinden haberdardır&#8230;. Acaba sulh için fedakarlık yapacaklar mı? Musul mes&#8217;elesinde direnmede tereddütlüyüz. İngilizler nasıl bir tavır takı­nacaklar bize bildirebilir mi?&#8221; demiş. Mesaj tabiyatı ile Dr. Rıza Nur aracılığı ile Refi&#8217; Cevad Beye ulaşmış&#8230; Soyadı Kanunu’ndan sonda adı &#8220;Ulunay&#8221; olan ve yakın zamana kadar pek çok kişinin yazılarını eski Milliyet&#8217;te zevkle okuduğu Refi Cevad Bey, İsmet Paşanın bu arzusunu kendi deyimi ile memleket açısından olumlu bulmuş ve İstanbuldan tanıdığı Rumbolt ile görüşmüş&#8230; Rumbolt O&#8217;na, &#8220;Majestelerinin hükümeti hangi şartlar altında olursa olsun sulh yapmak istemektedir&#8230;&#8221; demiş. Bunun üzerine Refi Cevad Bey koridorda acele Rıza Nur Beyi bularak durumu iletmiş ve &#8220;Aman direnin Musul petrollerini kaçırmayalım&#8230; İngilizler yorgun&#8230;&#8221; demiş. Demiş ama lafını kimseye dinletememiş&#8230;. İsmet Paşa tarihe geçen ağırlığı ile meselenin anhasını minhasını kavrayamamış&#8230; Ünlü &#8220;Lozan kahramanı&#8221; Musul petrolleri üzerindeki hak­larımızın, sıcak sulara inmiş Kuzey Buz Denizinin dağlan gibi eriyip yok olduğunu görememiş&#8230;</p>
<p>Şimdi Efendim! başta Sayın İnönü&#8217;nün oğlu İkinci İnönü olmak üzere, Türkiye&#8217;de yaşayan her Türk; sabahlan işine giderken, arabasına koyduğu ben­zinin her damlasında, “İsmet İnönünün&#8221; Lozan macerasını hatırlasa yeri değil­mi?</p>
<p>İşte size Lozan&#8217;la ilgili, kayıtlara geçmemiş, gizli kalmış, konferans binasımn koridorlarında kaybolmuş bir hatıra&#8230;</p>
<p>Lozan dendiğinde &#8220;petrol&#8221; hatırlansa doğrudur bence&#8230; Zira hem o zaman, hem bu zaman Ortadoğunun en büyük çilesi bu &#8220;taş yağından&#8221; geliyor&#8230; Keşke çıkmasaydı da bunca ahali-i Müslimin, bunca kınma, kesime uğramasay-dı&#8230;</p>
<p>İstanbul&#8217;da Kadıköy&#8217;de, Moda burnundan az ötede bir köşede, eskiden iki katlı, şirin, ağaçlıklar içinde bir yapı vardı&#8230; Şimdi yıkıldı, yerine sırnaş, yılışık apartmanlar yükseliyor&#8230;</p>
<p>Burası Lozan Kulübüydü&#8230;</p>
<p>Bütün Halk Partililer orada toplanırdı&#8230; Eskisi yenisi, devletlisi devlet­sizi&#8230; Düşmüşü kalkmışı&#8230; İyisi kötüsü&#8230;</p>
<p>İsmet Paşa her yıl Lozan gününde oraya gelirdi&#8230; Hatıralar anlatmak için&#8230; Fakir de peşini bırakmaz resmini çekmeye çabalardım.</p>
<p>Ah&#8230; Ne olurdu&#8230; Şimdiki aklım olsaydı da Paşaya bir çift soru sorsaydım&#8230;</p>
<p>Paşa, deseydim&#8230; Kuveytte petrol kuyularını İngilizlere kaptıran Mahmut Şevket Pasa&#8217;dan ne farkın var&#8230; Acaba dışarda benzin kaç para biliyor musun? Ey &#8220;Lozan&#8221;ın ulu kahramanı&#8230; Ey &#8220;Türkiye Cumhuriyetinin&#8221; Misakı  Milli Paşa&#8217;sı&#8230;</p>
<p>Acaba Paşa bana cevap verebilir miydi?</p>
<p>Yoksa o vakitler yaptığı gibi gidip dünürü, armatör Sohtorig&#8217;in Maltepe’deki yalısından, Marmara&#8217;nın o zaman henüz kirlenmemiş sularına ’&#8217;Çivileme” yapmayı mı tercih ederdi&#8230;</p>
<p>Dinince dinlensin&#8230; Hey &#8220;ulu kahraman&#8230;&#8221; hey&#8230;</p>
<p>Nezih Uzel- Zaman, sh. 3</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-ve-petrol/">Lozan ve Petrol</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozan-ve-petrol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>M.Kemal Devri&#8217;nin Tetkiki</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/m-kemal-devrinin-tetkiki/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/m-kemal-devrinin-tetkiki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2015 20:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Rıza Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[M.Kemal Devri]]></category>
		<category><![CDATA[M.Kemal Devri'nin Psikolojik Tetkiki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet Harb-ı Umumî de mağlûp olmuş, düşmanları memle­keti işgal etmişler. Her şey yanmış. Taksim olunuyoruz. Millet telâşta, hele Ermeni ve Rum&#8217;dan fena korkuyorlar. Bunların ta­hakkümü herkesin izzetinefsine dokunuyor. Nihayet millet kendisini müdafaa için bir bir kıyam etti. Çe­te teşkilâtına başladılar. Ermeniler, Fransızlar, Rumlarla vuruşu­luyor. Millî hareket taazzuv etti. İstanbul&#8217;da padişah düşmanlar­la beraber oldu. Hürriyet ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/m-kemal-devrinin-tetkiki/">M.Kemal Devri’nin Tetkiki</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7299" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf.jpg" alt="M.Kemal Devri'nin Tetkiki" width="600" height="442" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/harf-300x221.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></p>
<p>Devlet Harb-ı Umumî de mağlûp olmuş, düşmanları memle­keti işgal etmişler. Her şey yanmış. Taksim olunuyoruz. Millet telâşta, hele Ermeni ve Rum&#8217;dan fena korkuyorlar. Bunların ta­hakkümü herkesin izzetinefsine dokunuyor.</p>
<p>Nihayet millet kendisini müdafaa için bir bir kıyam etti. Çe­te teşkilâtına başladılar. Ermeniler, Fransızlar, Rumlarla vuruşu­luyor. Millî hareket taazzuv etti. İstanbul&#8217;da padişah düşmanlar­la beraber oldu. Hürriyet ve İtilâf Fırkası da âleti. Keza Çerkez-ler ve Abazalar da padişah taraftarı. Her yerde millî hareket aleyhine padişah kıyamlar yapıyor. Ordu yolluyor. İngilizler de kendilerine yardım ediyor. Bu harekette Damat Ferid Paşa ile Ali Kemal mühim şahsiyetlerdir.</p>
<p>Mustafa Kemal, Vahideddin&#8217;e kızgın. İntikam almak için mil­lî harekete iştirak ediyor. O esnada millî hareket Erzurum Kong­resini yapmakta. Mustafa Kemal derhal oraya gidiyor. Kendisini kongreye kabul etmek istemiyorlar. Entrikaya başlıyor. Bazıları­nı iğfal edip giriyor. Girince reis olmak istiyor. Yapmıyorlar. Hat­tâ yüzüne karşı söylüyorlar. Fakat o, reis olmağa da muvaffak oluyor. Kongre bitince Sivas&#8217;a geliyor. Orada Hey&#8217;et-i Temsiliye adında bir hey&#8217;et halinde çalışıyorlar. Rauf yanında. Daha orada aralarında niza var. Gerek Karabekir, gerek Rauf, Mustafa Ke­mal&#8217;in hırsından, ilerde milletin başına belâ olacağından korku­yorlar. Rauf onun reis olmasını asla istemiyor. Galiba kendi ol­mak fikrinde idi. Nihayet Hey&#8217;et-i Temsiliye Ali Fuad&#8217;ın himme­ti ile Ankara&#8217;ya gelip yerleşiyor.</p>
<p>Bu dakikaya kadar millî kıyamda Mustafa Kemal yoktur. Şimdi bunun başına oturmuştur.</p>
<p>Bu esnada intihap yapılıp, İstanbul&#8217;da bir Meclis-i Meb&#8217;usan açıldı. Bunu İstanbul Hükümeti yaptı. Mustafa Kemal buna razı olmadı. Kendisi reis olmağa çalıştı, olamadı. Bu Meclis büyük bir hizmet gördü ki, o da Misak-ı Millîdir. Mustafa Kemal bunu da kendi eseri diyor ama, Sivas&#8217;ta bu ad telâffuz bile edilmemiş­tir, Haberi yoktu. Ancak Meclis, Erzurum ve Sivas&#8217;taki esaslara istinat etti. Tay-ve ilâve yaparak misakı vücuda getirdi. Fransız­ca olarak bütün dünyaya tamim etti.</p>
<p>Bu Meclis çok vatanperver çıktı. Bunu gören İngilizler Mec­lisi bastılar, İstanbul&#8217;u resmen işgal altına aldılar. İş fena. Sevr muahedesi yapılmış. İmzası, Türkiye&#8217;nin imhası. İhtimal Mec­lise silâh altında bunu imzalattırırlar. Bu sebeple Meclis tâtil-i müzakere etti. Dağıldı. Meb&#8217;usların bir kısmı Anadolu&#8217;ya geçti. Bu müthiş tehlike bitti.</p>
<p>Anadolu&#8217;da yeni bir Meclis toplandı. Hükümet teşkil edildi. Artık Türkiye&#8217;de muhasım iki hükümet vardı. Bunlar silâhla, her şeyle çarpıştılar. İstanbul Hükümeti mağlûp oldu. Garpte Yunan ordusu, şarkta bir Ermeni ordusu vardı. Millî kıyam cen­dere arasında idi. Ermeniler hücuma hazırlanıyorlardı. Kâzım Karabekir, Ermeni ordusunu mahvedip Gümrü&#8217;ye kadar istilâ etti. Gümrü Muahedesi yapıldı. İşte bu vakte kadar en mühim iş gören Ali Fuad&#8217;la Karabekir&#8217;dir. Refet Paşa ile Çerkez Ethem&#8217;in de mühim hizmetleri vardır. Mustafa Kemal&#8217;in rolü hiçtir. Sade Meclisi Ankara&#8217;da toplayıp hükümet teşkil etmektir.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in en emin, en muti adamları Fevzi Paşa ile İsmet Bey&#8217;di. O, İsmet&#8217;le Harb-ı Umumî&#8217;de Suriye&#8217;de ve Şark cephesinde bulunmuş, Mustafa Kemal, İsmet&#8217;e &#8220;O iyi bir emir neferidir&#8221; diyordu. Fevzi de böyle idi. İşte bu iki adam bu mezi­yetleri ile en mühim mevkileri işgal ettiler. Onun biri sağ, diğer sol eli oldular. Her biri aynı zamanda Erkân-ı Harbiye Reisi, Or­du Kumandanı, Hey&#8217;et-i Vekile Reisi, Müdâfai Milliye vekili gi­bi birçok mühim mevkii birden de işgal ediyorlardı.</p>
<p>Mustafa Kemal kendisini Meclis ve Hükümet Reisi yapmıştı. İkisi üzerine de tahakküm ediyordu. Nihayet îsmet&#8217;i Ordu Ku­mandanı yaptı, Fevzi&#8217;yi de Erkân-ı Harbiye Reisi. Çetelerden kurtulup ordu vücuda getirildi. Moskova&#8217;da Ruslarla Moskova Muahedesi denilen muahede yapılıp dostluk peydah edildi. On­lardan birçok silâh, cephane ve para alındı. Ordu tanzim ve ade­di tezyid edildi. Bir taraftan da silâh ve cephane tedârik edildi. Afganlılar ile de Moskova&#8217;da bir muahede yapıldı. Yunanlılar Bursa&#8217;yı da adetâharpsiz işgal ettiler. İki defa İnönü&#8217;ne hücum ettilerse de bozuldular. Millî hareket aleyhindeki isyanlar tama- miyle bastırıldı.</p>
<p>Moskova Muahedesi maddeleri üzreUkranya, daha sonra müştereken Azarbeycan, Gürcü ve Ermenilerle Kars Muahedesi yapıldı.</p>
<p>Fransızlar ile Maraş ve Ayintap&#8217;ta şiddetli harpler oldu. Ni­hayet Fransızlar Adana&#8217;da mağlûp oldular. Ankara İtilâfnâmesi yapılıp Adana ve Maraş&#8217;ı tahliye ettiler.Yunanlılar Eskişehir-Afyon muharebesinde bizi bozdular ve perişan ettiler. Ordumuz pek mükemmel ve adetçe pek mükem­mel değilse bile düşmana müsavi idi. Kumandan İsmet idi. Bu mağlûbiyetin sebebi sırf İsmetin cehaletidir.</p>
<p>Yunanlılar Ankara üzerine yürüdü. Mustafa Kemal kaçmağa teşebbüs etti. Ordu enkazını Kızılırmak&#8217;ın arkasına almış, hükü­met merkezini Ankara&#8217;dan Kayseri&#8217;ye kaldırmak istedi. Meclis büyük bir şehametle bunun önüne durdu. Meclis orduyu bizzat kendi tedbirleri ile yeniden tensik etti. Sakarya&#8217;da düşman kar­şılandı. Uzun ve büyük bir muharebe oldu. Yunanlılar mağlûp olup perişan bir surette Eskişehir-Afyon hattına çekildiler.</p>
<p>Artık Mustafa Kemal de, İsmet de milletin gözünden düş- millerdi. Mahiyetleri meydana çıkmıştı. Sakarya harbi esnasın­da da Mustafa Kemal ordumuza ric&#8217;at emri vermişti. Bu da ken­disini milletin gözünden düşürmüştü. Millet Meclisi tamamıyla aleyhinde idi. Bilhassa İkind Grup namı ile bir grup teşekkül et­miş, Mustafa Kemal&#8217;e, İsmet&#8217;e hücum ediyorlardı. Bu muhalefe­ti imha için Mustafa Kemal Meclisi Topal Osman&#8217;a bastırmak is- tedi. Bunu yapamayıp sade meb&#8217;us Ali Şükrü&#8217;yü öldürttü.</p>
<p>Bu cinayet meb&#8217;uslara korku saldı. Kısmen sustular. Tuhaftır. Millî Kıyama ne kadar hizmet etmiş insanlar varsa hepsi Musta­fa Kemal&#8217;e muhalif idi. O da onları tepelemekle meşguldü. Mus­tafa Kemal, İsmet ve Fevzi vasıtası ile orduyu elinde tutuyordu. Ankara Polis Müdürlüğüne de birini koymuş, o da elinde idi. Et­rafında da iki tabur muhafız askeri vardı. Kendisini düşürmek mümkün değildi. Meclise, millete rağmen mevkide duruyordu.</p>
<p>Nihayet Yunan ordusuna hücum edildi ve denize döküldü. İzmir&#8217;e girildi. Vahideddin İstanbul&#8217;dan kaçtı.</p>
<p>Bu zafer üzerine Mudanya&#8217;da bir mütareke yapıldı. İtilâf devletleri Türkiye&#8217;yi Lozan&#8217;a sulh müzakeresine davet ettiler. Lozan Muahedesi, sulh yapıldı. İşgal kuvvetleri Türkiye&#8217;den git­tiler. Millet Meclisi padişahlığı ilga edip Abdülmecid&#8217;i halife in­tihap etti.</p>
<p>Artık harp bitmiş, sulh imzalanmış oldu.</p>
<p>Cumhuriyet ilân edilip, Mustafa Kemal Cumhurreisi oldu. Hey&#8217;et-i Vekile usulü kaldırılıp kabine usulü kondu. İsmet Baş­vekil oldu. Ankara Payitaht yapıldı.</p>
<p>Millet, matbuat hâlâ Mustafa Kemal&#8217;in aleyhinde idi. Musta­fa Kemal, Birinci Meclisi feshetmiş, ikinci bir Meclis toplamıştı. Bununla muhalefetten kurtulmamış, az zamanda bu Meclis de ekseriyetle muhalif olmuştu. Mustafa Kemal&#8217;in içkisi, din aley­hindeki harekâtı milleti pek ziyade gayrî memnun etmişti. Kürdistan isyanı oldu. Bu Mustafa Kemale iyi bir vesile idi. Takrir- i Sükûn adında bir kanun yapıp isyanı bastırdı. Aynı zamanda matbuatı imha etti. Bir çok masumu astı. Meclisi korkuttu. Yine hâkim oldu. Bu esnada İstiklâl Mahkemeleri kanlı bir faaliyet yapmış, Mustafa Kemal&#8217;in muhaliflerini imha etmiştir. Bunun çoğu kanunsuz, keyfî idi. Memleket bu suretle teröre, idare-i ör­fiye altına girdi.</p>
<p>Artık Mustafa Kemal&#8217;in korkusu yoktu. Keyfe, içkiye, servet yapmağa büyük bir mikyasta daldı. Her taraf şenlik, eğlence, bayram, balo içine daldı. Her gün merasim yapıyor, balolar ter­tip ediyor, eğleniyordu. .</p>
<p>Lozan Muahedesi ve sulh ile artık dahilî ve haricî dağdağalar bitmiş demekti. Mustafa Kemal millî kıyamın iptidasından beri zamirinde tuttuğu şeyleri tatbike başladı. Mahiyeti nedir fi&#8217;len görüldü.</p>
<p>Fevzi ile ordu, Ismet&#8217;le hükümet ve bütün kuvvetleri elinde idi. Soygunculuklarından, irtikâplarından dolayı vaktiyle feshe­dilen Müdâfaı Hukuk Cemiyetlerinden de Halk Fırkasını yaptı. Cebrî bir intihap ile tayin ettirdiği meb&#8217;uslarla, onları ikide bir İstiklâl Mahkemeleri ile korkutarak siyasî mekanizmayı da eline aldı.</p>
<p>Bu adam hilkaten gayet mütehakkim bir adamdı. Keyfî ida­reyi seviyordu. İzmir zaferine, Lozan&#8217;a kadar pek nüfuzu yoktu. Her istibdadım yapamıyordu. Artık mani kalmamıştı.</p>
<p>Evvelâ ricalde bir tasfiye yaptı. Plânı namuslular ile tatbik edilemezdi. Onları attı, idareden uzaklaştırdı. Kimine hapis, ki­mini İmha, hasılı namus, meşru idare mümessillerini perişan et­ti.</p>
<p>Bu olurken bir taraftan da bazı adamları etrafına topladı. Bunları seçme işinde cidden dirayet gösterdi. Etrafına toplayaca­ğı adamlarda şu sıfatlan arıyordu; Cahil, emre alışkın, dalkavuk,kaatiî. Bunlardan da en ziyade seçtiği bir mahkemece aleyhinde bu işlerden bir cürüm hakkında takibat olan, hiç olmazsa bu hu­suslarda kendi elinde aleyhlerine vesika olan kimselerdir. Çün­kü böyle olunca bu adamlar kımıldayamaz. Emre tamamiyle muti olur. Her kötü işe vasıtalık, âletlik ederler.</p>
<p>Bir gün biri kı­mıldayacak olsa, derhal mahkemeye dâvayı rü&#8217;yet ettirir. Onla- rın mahkemedeki evrakını kendi almıştır, yanında durur. Nite­kim Saffet&#8217;i Kâtib-i Umumî sıfatı ile fırkanın başına geçirdi. Safvet devletin bir milyon lirasını dolandırmış, evrakı Divan-ı Harpte idi. Evrakı Divan-ı Harpten, Safvet&#8217;i yanma has bende- gâh sınıfına aldı. Şimdi bu kötü adam itaat ve rezalete hizmet et­mez de ne yapar? Yoksa derhal evrakı Divan-ı Harbe verilir. Ni­tekim tüfekçi olan Topçu İhsan mahkemeye verildi. Diğerlerine ders oldu. Nitekim İsmet&#8217;i düşürmek için Kılıç Ali, Topçu ile be­rabermiş. İşi anlayınca Kılıç Ali derhal dehalet edip af talep et­miş ve af olmuştur.</p>
<p>İsmet gayet dalkavuk mi&#8217;zaclıdır. Nitekim Mustafa Kemal e olan ve nerşedilen mektubu bunun güzel vesikasıdır. Sonra İs­met ordunun bilâsebep sırf cehli ile mahvolmasına sebep olmuş­tur. Böyle askerî hatâları da boldur. Lozan&#8217;da da kötü projeyi ka­bullenmek gibi ağır bir hatâ yapıyordu. Daha fenası Kambur kardeşini gayrî meşru bir surette üç yıl içinde mal-i karun a ba­tardı. Nasıl kımıldayacak? Salih ve Kılıç Ali mühim vurgunculuk yaptılar, adam öldürdüler. Hasılı yanındakilerin hepsi böyledir.</p>
<p>Etrafında bir klik teşkil etti. Bu şirket-i inhisariye İttihatçılar gibi karanlık odada çalışmaz. Rakı masası başında çalışır. Devle­tin bütün işlerinin kararlan, asıp kesmeler hep bu masada veri­lir.</p>
<p>Klik azasını kâmilen meb&#8217;us da yapmıştır. Bunlar iki nev&#8217;idir: Biri adam öldürmek, dövmek, tehdid etmek vazifesi ile mükelleftir. Salih, KılıçAli, Recep Zühtü, Rizeli Cavid, ilh&#8230; bu sınıftandır. Bunlar Tulumbacı makulesiinsanlardır.</p>
<p>Seviyeleri bundan bir parmak yüksek delildir. Bunlara silâhşörler, cumhuriyet- tekçileri adını vermek lâzımdır. Bunlara onikiler adı da verildi. Diğer zümre meddahlardır. Bunlar Mustafa Kemal&#8217;i ona dehâ vererek fevkalbeşer yapmağa gayret ederler ki, halk tapınsın. Ta­rikat ve şeyhlik tarzı. Bunların faaliyet sahası, esaslı vazife ola­rak matbuattır. Bu hususta makaleler yazarlar. Kâh işleri sırf medihtir, buna göre adlan &#8220;Gazete soytarıları&#8221; olabilir. Kâh da hü­cum ve taarruzdur. Buna göre de adları &#8220;Gazete tüfekçileri&#8221; ol­malıdır. Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Hamdullah Suphi, Ruşen Eş­ref, ilh&#8230; gibi. Bu adamlardan lekesi olmayanları da bizzat Mus­tafa Kemal kendisi &#8220;İş yapın, zengin olun, ki kuvvetli olalım&#8221; di­ye irtikâba sokup bulaştırdı. Şimdi bunların içlerinden bu işten vazgeçmek isteyenler olsa da vazgeçemezler.</p>
<p>Bu has zümreye -ki bunlara havası bendegâh-ı hazret-i şehri- yari-i cumhuriyet penahı demek lâzımdır- Mecliste de vazife vardır. Meb&#8217;uslar arasında propaganda yaparlar. İcabında söz söylerler, hücum ederler. O esnada silâhşörler de tehdid yapar­lar.</p>
<p>Mecliste meb&#8217;uslardantalî bir bendegân sınıfı da vardır. Bu ikinci derece dalkavuklar da birinci zümreye yardım ederler.</p>
<p>Görülüyor ki, şu teşkilât cehennemi bir makine halindedir.</p>
<p>Bu teşkilât ile Türkiye idaresi müthiş bir terör devrine girdi. Bu terör bence eski Fransız teröründen baskındır. Hem bu eğlenceli, soygunlu, mülevves bir terördür. Hürriyet imha edil­di. Yeni bir zulüm ve istibdad devri başladı. Bu zulüm ve istibdad Abdülhamid&#8217;inkinden de İttihatcılarınkinden de dehşetli ol­du. Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı. Hiç&#8230; Hele hiç hırsızlık et­medi, hiç israfta bulunmadı. Bilâkis memlekette bunların önüne geçmeğe çalıştı idi. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhi­ne kıyam ettiğine utanıyor.</p>
<p>Artık millet yıldı, idare klik eline geçti. Kliğin de korkusu kal­madı. Rahat oldular. Bu sefer zevk ve safa, buna para lâzım ol­duğundan irtikâp, türlü nevi balolar, şenlikler, yazın Dolmabahçe deniz saf alan aldı yürüdü&#8230; Dolmabahçe&#8217;nin yanındaki Çıra- ğan&#8217;daLâle Devri&#8217;ni gören bahçenin topraklan lâle eğlenceleri­nin bunun yanında küçüklüğünü görerek kızarsın&#8230; Sâda- bad&#8217;lar, Mıhrâbad&#8217;lar, Şesâbad&#8217;lar, ilh&#8230; bu yeni âlemâblardan türlerinin ne kadar basit olduğunu anlamış olsalar gerek&#8230;</p>
<p>Bu zevkler mühim israfatı mucip oldu. Bütçe yetişmedi. înhisarlarıicâd ettiler. Ağır vergiler tarhettiler. Fakir düşmüş millet şimdi aç. Hem açlıktan, hem zulümden inim inim inliyor. Hürri­yetsizlik o kadar dehşetli ki, iki kişi birbirine derd yanmaktan bi­le korkmakta.</p>
<p>Bu mahşer içinde türlü hâlet-i ruhiyeler görüyoruz: Mustafa Kemal&#8217;e müthiş bir gurur ve azamet geldi. Kendisi de, gazete soytarıcıları da ilham aldığını söylüyorlar. Askerlik, idare, ma­arif, ziraat, ilh&#8230; yüz türlü dâhi olduğunu söylüyorlar. Onun bendegânma verdiği emirlere &#8220;Yüksek Telkin adını koydular. Yâni vahiy, emri ilâhı demek istiyorlar. Mustafa Kemal bir aralık gazetelerde güya hikmetâmiz kısa kısa cümleler neşretmeğe baş­ladı. Soytarılar buna derhal &#8220;Vecizeler&#8221; dediler. Galiba âyet de­mek istediler, ama birden cesaret edip bu adı koyamadılar. Hal­bukiâyetlerle bunlar arasında dağlar vardı. Bunlar herkesin</p>
<p>Bunlardan Yakup Kadri, Mustafa Kemal&#8217;in bütün icraatına, sistemine, rejimine, lâflarına, zihniyetine, ahlâkına, hasılı ruhu­na &#8220;Kemalizm&#8221; adım koydu. Ne hayâsızmış.. Fakat iyidir. Hası­lı rejimine, ruhuna bir ad koymak lâzımdı. İyi oldu. Gelecek nesiller bu adı kullansın, Türk nesilleri Kemalizm kelimesinden bu işleri anlayacaklar, titreyecekler. Şairler, naşirler, böyle bir millet idaresini ifade etmek için böyle bir kısa kelime bulmuş olacaklar.İyi bir ıstılah konmuştur. Yakup Kadri efendisine kaş yapayım derken göz çıkardı.</p>
<p>Diğer bir hâlet-i ruhiye Mustafa Kemal&#8217;in Türkiye devletini kendi yarattığını iddiası ve bunun için maziden ne varsa imha­ya çalışmasıdır. O da, avene de Türkiye&#8217;yi bu büyük dâhi yarat­tı diyorlar. Artık tarih kitaplarından padişahların adlarını silme­ğe koyuldular. Fransa gibi cumhuriyet olmasın&#8230; Buna rağmen mekteplerinde Şarl&#8217;ler, Lüi&#8217;ler, Napolyon&#8217;lar okutuluyor. Pa­ris&#8217;te Bonabard Sokağı var. Osmanlı Tarihini mekteplerden kal­dırdılar. Her tarafta camilerden, çeşmelerden kitabeleri, tuğlala­rı kazıdılar. Yürek acısı. Bunlar ne mühim san&#8217;at eserleri idi. Git­ti, gider. Nihayet Müze Müdürü Halil Bey bunları alçı ile kapat­mak yolunu bularak bu andavallığın önüne geçti.</p>
<p>Diğer bir zihniyet ve gayret de milleti dinsiz yapmaktır. Fa­kat her millete bir din lâzımdır. Bu adam hem de tezad içinde bir insandır. Kendisine vaktiyle Millet Meclisinden, Gazi unvanını aldı. Bu unvan ise dinîdir.</p>
<p>Diğer bir zihniyet Türkiye&#8217;yi medenileştirmek, Avrupalılaş- tırmaktır. Fakat bunu bilmiyor. Medeniyeti dans, heykel, zevk ve safa zannetmiştir. Vahim bir hal var. Bizden Mustafa Kemal gibi Avrupa&#8217;yı gezenlerin çoğu, sade bulvarları, ordaki heykelleri, eğlence yerlerini, dansları, baloları görüyor, medeniyet budur zannediyor. İşte Mustafa Kemal de böyle&#8230; Medenî yapmak için Türkiye&#8217;ye bunları tatbik ediyor. Medeniyet bu değil. Bunlar bi- l&#8217;âkis medeniyetin hastalıkları. O Avrupa&#8217;da nice mektepler, mü­him ilmî müesseseleri, fabrikalar var. İşte medeniyet budur. Bu dâvada olanlar bunları Türk&#8217;e tatbik etmelidir. Mustafa Ke­mal&#8217;in medeniyeti yaya kaldırımı medeniyetidir. Bizim önü­müzde bir numune ve ders Japon vardır. Onun gibi yapmalıdır.</p>
<p>Bu adam işte bu zihniyetle millete şapka giydirdi. Bunu da bir kanun darbesi ile yapmak gibi bir cehalet gösterdi. Evolos- yon işi idi. Halk muhtelif şehirlerde &#8220;istemeyiz!&#8221; dediler. Bunlar silâhlı bir isyan değildi.,. Derhal İstiklâl Mahkemesini dolaştırdı. Birçok zavallıları bigünah olarak astı&#8230; Frak, silindir şapka gibi elbiseleri tamim etti. Bu suretle de Mustafa Kemal&#8217;in inkılâbı bir elbise dolabı inkılâbından ibaret olmuştur.</p>
<p>Bu zihniyet ve gayret de, Türk&#8217;ün an&#8217;anesini yıkmak, orijinal­liğini mahvetmektir. Bu en büyük halt idi. Türk&#8217;ün kökünü kır­maktı. Henüz hiçbir insan buna hücum etmemişti. Bunu da me­deniyet, asrîleşmek namına yapıyordu. Türk mükemmel otomo­biller, makineler, ilh&#8230; yapabilseydi de keşke sarık ve şalvar giy-seydi. Bunların medeniyetle ne alâkası var? Japonların kadınları hâlâ arkasında bohça gibi bir tümsek, ayaklarında takunya, fa­kat en müthiş dritnautları yapıyorlar. Dünyada onlara medenî denir.</p>
<p>Millet fena halde dolgundu, fakat bir şey yapamıyordu. İş su-ikaste döküldü. Birkaç insan Mustafa Kemal&#8217;i İzmir&#8217;de öldür­meğe teşebbüs ettiler. Yakalandılar. Hepsini astı. Bu bahane ile ne kadar muhalif, bilhassa eski İttihatçı varsa onları da astı. Bu suretle İttihatçılığı vaktiyle Yeniçeriler imha edilir gibi, kökün­den kazıyıp bitirdi.</p>
<p>Bu vak&#8217;a ile onun kibri, istibdadı, milletin korkusu bir kat da­ha arttı.</p>
<p>Diğer bir zihniyet devleti askerce idare etmektir. Hükümeti ordugâh haline getirdi. Buna militarizm derler ki, devletler için en muzır şeydir. İşte bu idarenin bir hastalığı da budur. Bu dev­leti kurtarmak için askerleri sivil işlerden almalıdır.</p>
<p>Diğer bir halet-i ruhiye muhaliflerini ezmektir. Ne kadar mil­lî kıyama hüsnü hizmeti olanlar varsa perişan etti. Bu babda gaddar davranmış, muhaliflerini gıcırgıcır kesmiştir.</p>
<p>Bu adamın diğer bir gayreti de müthiş zengin olmağa çalış­maktır. İki uç yıl içinde gayet büyük zengin oldu.</p>
<p>Nihayet eğlenceler, israflar büyük bir İktisadî buhrana vardı Şimdi devlet ve millet bu buhran içinde kıvranıyor. Buna çare di­ye ve &#8220;Millî İktisat ve Tasarruf&#8221; adıyla fevkalâde tedbirler aldı­lar. Hürriyetin bir ticaret kısmı kalmıştı. O da gitti. Ticaretse hürriyetsiz olmaz. Bu tedbirler tamamiyle anormaldir. Bakalım ne­reye varacak?!.</p>
<p><strong>PSİKOLOJİK TETKİK</strong></p>
<p>Millî hareketle cumhuriyetin psikolojisini ve Mustafa Ke­mal&#8217;in gayelerini hülâsa suretiyle, terkip tariki ile ve merhale bir daha zikretmeyi faydalı buluyoruz:</p>
<p>Birinci merhale — Herkes millete istiklâlini kazandırmak pe­şinde. Mustafa Kemal de millî harekete baş olmak, İstanbul Hü­kümetini mahvedip kendisi hükümeti eline almak için çalışmış­tır. Bütün hareketlerinde görünen budur. Buna muvaffak olmuş­tur. Bunu milletin kurtulması yolundaki gayrete karıştırdığın­dan vatan ve millet için çalışanların mesaisi kendi şahsına da hizmet etmiştir. Bu bir zaruret halinde idi. Bu devre &#8220;İstiklâl Sa­vaşı&#8221;, Mustafa Kemal için &#8220;Baş olma&#8221; devri adım almalıdır.</p>
<p>İkinci merhale — Millet kurtarılıp sulh olunca cumhuriyet ilân edip Mustafa Kemal hükümetin başına oturmuştur. Ne ka­dar kendine muarız, namuslu, millî harekette hizmet etmiş, ve­ya mevki için rakip veya tehlikeli gördüğü insan varsa hepsini insafsızca kırmıştır. Kabahatli kabahatsiz dememiştir. Mahke­mede ve sokakta yani kanunî ve gayri kanunî öldürmüştür. Bu­nunla &#8220;lâyüs&#8217;el amma yef&#8217;al&#8221; olmak, &#8220;keyfe mâyeşa, &#8220;hüküm sürme gayesini takip ediyordu. Muvaffak olmuştur. Kendine iti­raz edecek adam ve kimsede cesaret kalmamıştır. Millet Meclisi­ni de intihabı sırf kendisi keyfi gibi yaptırarak mebusları tâyin ve nasbedilmiş birer memur haline koyup bir bostan korkuluğu yapmıştır. Millet Meclisinin hiçbir kuvveti kalmamıştır. Matbu-</p>
<p><em>Atı da</em> kırmış geçirmiş. Diğerlerini para ve mevki ile eline almış, <em>bizzat</em> kendisi de gazeteler çıkartmış, onları da kendine meddah- name haline koymuştur. Yine bu merhalede namuslu adamları <em>devlet</em> işinden uzaklaştırmış, yerine namussuz ve cahilleri koy­muştur. Sebebi; çünkü fena işler yapacağından bunları namuslu­lara gördüremiyecektir. Bu merhaleye &#8220;Terör, muhalefet ve hür­riyetin imhası, kamarillâ teşkili&#8221; devri adı verilmelidir.</p>
<p>Üçüncü merhale — Zengin olmak devridir. Mustafa Kemal <em>büyük zengin</em> olmuştur. Avanesini de irtikâplar ile zengin etmiş­tir.</p>
<p>Dördüncü merhale — Kibr-ü azamet, Kemalizm doktrini dâ­vası. Kasideci şairler ve muharirlerin Mustafa Kemali son had­dinde medihleri.</p>
<p><em>Beşinci merhale</em> — Zevk ve safa.</p>
<p><em>İşte bunlar</em> arasında ve bunların neticesi olarak bütün devlet­te, irtikap, rüşvet, jurnalcilik, ayyaşlık, bilhassa dalkavukluk, favotiritizm almış yürümüştür. Fitne, fesat ve sahtekârlık esası üzerine bir müessese kurulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumhuriyet Devrinin Perde Arkası , Dr. Rıza Nur</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/m-kemal-devrinin-tetkiki/">M.Kemal Devri’nin Tetkiki</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/m-kemal-devrinin-tetkiki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2015 14:28:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler ve Lozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mustafa Özcan Ka­dir Mı­sı­roğ­lu Lo­zan ile ala­ka­lı ola­rak bir ki­tap yaz­mış ve adı­nı ‘Lo­zan za­fer mi he­zi­met mi?’ koy­muş­tu.  Ki­ta­bı son ge­liş­me­ler ışı­ğın­da gün­cel­le­me­miz ge­re­ke­cek. Esa­sın­da Sev­r’­de ölü­mü gös­ter­di­ler Lo­za­n’­da sıt­ma­ya ra­zı et­ti­ler. Olan bi­ten bu­dur.  Şim­di İran ile 5+1 mü­za­ke­re­le­ri­nin ya­pıl­dı­ğı Lo­za­n’­da ben­ze­ri bir sü­reç ya­şı­yo­ruz.   Oba­ma ken­din­ce ge­ri­de ka­lı­cı bir iz bı­rak­mak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/">Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title">
<h1><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-5553" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir.jpg" alt="Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?" width="493" height="293" /></a></h1>
</div>
<div class="middle_content">
<div class="author_article_detail">
<div class="email">Mustafa Özcan</div>
<div class="email"></div>
<div class="email">Ka­dir Mı­sı­roğ­lu Lo­zan ile ala­ka­lı ola­rak bir ki­tap yaz­mış ve adı­nı ‘Lo­zan za­fer mi he­zi­met mi?’ koy­muş­tu.  Ki­ta­bı son ge­liş­me­ler ışı­ğın­da gün­cel­le­me­miz ge­re­ke­cek. <strong>Esa­sın­da Sev­r’­de ölü­mü gös­ter­di­ler Lo­za­n’­da sıt­ma­ya ra­zı et­ti­ler</strong>. Olan bi­ten bu­dur.  Şim­di İran ile 5+1 mü­za­ke­re­le­ri­nin ya­pıl­dı­ğı Lo­za­n’­da ben­ze­ri bir sü­reç ya­şı­yo­ruz.   Oba­ma ken­din­ce ge­ri­de ka­lı­cı bir iz bı­rak­mak için İra­n’­la va­rı­lan Lo­zan mu­ta­ba­ka­tı­nı ve­ya çer­çe­ve an­laş­ma­sı­nı ‘ta­ri­hi­’ di­ye­rek pa­zar­la­ma­ya ve yut­tur­ma­ya ça­lı­şı­yor. Ona bir de Arap Ba­ha­rın­dan son­ra tat­min için bir alan aç­tı.  Eğer ha­ki­ka­ten Mol­la Hüs­ran­la­rın ül­ke­si olan İran mol­la­la­rın fet­va­la­rı doğ­rul­tu­sun­da nük­le­er si­lah üret­me­ye­cek ve üre­ti­len ener­ji­yi tıp ala­nın­da kul­la­na­cak­sa bu bit­me­yen pa­zar­lık­lar ne­yin ne­si?  Yok­sa Oba­ma da mol­la­la­rın söz­le­ri­ne, ok­ka­lı ya­lan­la­rı­na kan­mı­yor mu?  Oba­ma­’nın baş­tan be­ri der­di ba­şa­rı­sız­lı­ğı­nı ört­bas et­mek­tir. Bu ne­den­le Su­ri­ye­’de ve Arap Ba­ha­rı ül­ke­le­rin­de sin­si bir po­li­ti­ka iz­le­di. Her­kes ada­mın ka­me­ti kıy­me­ti­ni öğ­ren­di. Bu ne­den­le de gi­de­ra­yak Ni­xon ol­ma­ya he­ves­len­di. Ni­xo­n’­ın Çi­n’­e açıl­ma­sı gi­bi o da İra­n’­a açı­la­rak ta­rih­te bir yad bı­rak­mak is­te­di.  Bu iti­bar­la mol­la­lar­la kar­şı­lık­lı cam­baz­lık yap­tı.  Oba­ma va­rı­lan tas­lak an­laş­ma­nın iyi bir an­laş­ma ol­du­ğun­da ıs­rar­cı. Bu an­laş­may­la İra­n’­ın bom­ba edin­me­si ih­ti­ras­la­rı­nı gem­le­ye­ce­ği­ni ve bom­ba yap­ma­sı­nın önü­ne ge­çe­ce­ği­ni dü­şü­nü­yor.  Bu hu­sus­ta Kon­gre­’nin dı­şın­da İs­ra­il Baş­ba­ka­nı Ne­tan­ya­hu ile Su­ud Kra­lı Sal­ma­n’­ı ik­na et­me­si ge­re­ki­yor.</div>
<div id="author_article_content" class="text_content">
<p>***</p>
<p>Bu an­laş­ma­nın ken­di­le­ri­ni pa­ha­lı ve be­de­li ağır ola­cak as­ke­ri se­çe­nek­ten kur­tar­dı­ğı­nı söy­lü­yor.  Bu­nun­la bir­lik­te tas­lak an­laş­ma­nın iki ül­ke ara­sın­da­ki buz­la­rı erit­me­di­ği­ni ve gü­ven­siz­li­ği or­ta­dan kal­dır­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor. Ha­zi­ra­n’­da fi­nal an­laş­ma­ya ula­şa­cak­la­rı­nı ve bu an­laş­may­la bir­lik­te müt­te­fik­le­ri­nin ve dün­ya­nın da­ha gü­ven­li ha­le ge­le­ce­ği­ni var­say­mak­ta­dır. Bu­nun hüs­nü ku­run­tu  ne­vin­den ol­du­ğu bir ger­çek.  İran da­ha nük­le­er güç ol­ma­dan böl­ge­yi ka­sıp ka­vu­ru­yor.  Kon­van­si­yo­nel tak­tik­ler­le ve si­lah­lar­la za­ten böl­ge­nin gü­ven­li­ği­ni ih­lal edi­yor. Ki­mi li­der­le­ri­ne gö­re Bush ve Oba­ma sa­ye­sin­de  im­pa­ra­tor­lu­ğu­nu kur­du bi­le.  Bu­nun­la bir­lik­te Ba­tı­lı­lar, İs­ra­il’­e iliş­me­dik­çe İra­n’­ın ya­yı­la­bi­le­ce­ği ka­dar ya­yıl­ma hak­kı ol­du­ğu­nu tes­lim edi­yor­lar.  Bu an­lam­da İran ile Ba­tı­lı ül­ke­ler ara­sın­da va­rı­lan bu ön an­laş­ma İs­lam dün­ya­sı ve böl­ge açı­sın­dan hiç­bir de­ğer ta­şı­mı­yor. Ke­en­lem­ye­kün hük­mün­de.   Son sı­ra­lar­da an­la­şıl­dı ki ön­ce­lik­li ola­rak İran Ba­tı ve İs­ra­il’­e de­ğil İs­lam dün­ya­sı­na yö­ne­lik ola­rak bir teh­dit­tir.  Bu teh­di­din nük­le­er bo­yu­tu­na yö­ne­lik ola­rak iz­len­me­si ge­re­ken yol bel­li­dir. Böl­ge­nin ve Sün­ni kit­le­le­rin nük­le­er si­lah edin­me­le­ri şart­tır.  Böl­ge­de İran ve İs­ra­il sa­de­ce ken­di­le­ri­ni tem­sil edi­yor­lar.   Var­sa ara­la­rın­da­ki kav­ga­nın, İs­lam dün­ya­sı na­mı­na ol­ma­dı­ğı ke­sin­dir. İran­lı­la­ra kim­se bu ko­nu­da bir yet­ki ver­me­miş­tir.</p>
<p>***</p>
<p>Nük­le­er me­se­le ve sı­nır so­run­la­rı böl­ge­sel çer­çe­ve­de çö­zül­me­li­dir. Bu şu de­mek olu­yor: 5+1 ül­ke­le­ri­nin İran ile var­dık­la­rı ve va­ra­cak­la­rı an­laş­ma bi­zi hiç­bir şe­kil­de il­gi­len­dir­mi­yor ve bağ­la­mı­yor.  İs­lam dün­ya­sı ken­di gö­be­ği­ni ken­di kes­me­li­dir. Bu­nun açı­lı­mı da şu­dur: İs­lam dün­ya­sı ken­di bom­ba­sı­nı üret­me­li­dir. <strong>Ab­dul­lah Fehd Ne­fi­si­’nin ifa­de et­ti­ği gi­bi Pa­kis­ta­n’­la bir­lik­te Tür­ki­ye ve Suu­di Ara­bis­tan gi­bi ül­ke­ler nük­le­er ku­lü­be üye ol­ma­lı­dır.</strong> Kim­se he­le Oba­ma bi­zim ve­ki­li­miz hiç de­ğil­dir.   Üze­ri­mi­ze dü­şen ken­di hu­ku­ku­mu­zu ko­ru­mak ve dos­ta düş­ma­na cay­dı­rı­cı­lı­ğı­mı­zı gös­ter­mek­tir. Yok­sa Ame­ri­ka­lı­la­rın var­mak is­te­dik­le­ri so­nuç bel­li­dir. Bir za­man­lar Sad­dam Hü­se­yi­n’­i Kör­fez ül­ke­le­ri­ne kar­şı  bay­kuş ola­rak kul­lan­mış­lar­dır. Şim­di de İra­n’­ı ay­nı ga­ye için bir kez da­ha kul­la­nı­yor­lar.  İran nük­le­er si­lah edin­se bi­le on­lar için gam de­ğil, bi­ze söy­le­ye­cek­le­ri şu­dur: Bi­zim hi­ma­ye­mi­ze gi­rin ge­ri­si­ni me­rak et­me­yin. İra­n’­ın nük­le­er si­lah­la­rı bi­zi il­gi­len­dir­mi­yor da ne­den Al­man­la­rı il­gi­len­di­ri­yor? Ola­cak şey mi­dir?  Se­nar­yo bel­li­dir: İran Ku­zey Ko­re gi­bi nük­le­er bir güç olur­ken biz­ler ise Gü­ney Ko­re gi­bi Ba­tı şem­si­ye­si al­tın­da vas­sal bir var­lık ha­li­ne ge­le­ce­ğiz.  İran Ku­zey Ko­re ör­ne­ğin­den fark­lı ola­rak dün­ya pi­ya­sa­la­rı­na da açıl­mak is­te­ye­cek­tir.  Ku­zey Ko­re­’den fark­lı ola­rak böl­ge­de Ba­tı­’nın gü­ve­ni­lir jan­dar­ma­sı ola­rak siv­ril­mek is­te­ye­cek­tir. Pa­zar­lık­la­rı bu yön­de.  Bu yö­nüy­le İs­lam dün­ya­sı ken­di aya­ğı üze­rin­de dur­ma­lı­dır.  İra­n’­ın nük­le­er teh­di­di de ya­yıl­ma­cı­lık teh­di­di de böl­ge­sel ola­rak çö­zül­mek du­ru­mun­da­dır. Bu yö­nüy­le Suu­di Ara­bis­ta­n’­ın bek­len­me­dik Ye­men ope­ras­yo­nu İra­n’­ın ve ona bel bağ­la­yan güç­le­rin he­sap­la­rı­nı boz­muş­tur.  Arap­la­rın mil­li kim­lik­le­ri İs­lam ile yoğ­rul­muş­tur, ka­rıl­mış­tır. Baş­ka var­lık­la­rı yok­tur. Türk­le­rin de öy­le­dir. Ama İran­lı­la­rın de­ğil­dir. On­lar ca­hi­li­yet­le­ri üze­rin­den ci­han­gir ol­mak is­ti­yor­lar. Biz ise an­cak İs­la­m’­a sa­rı­lır­sak pa­yi­dar ola­bi­li­riz.</p>
<p>Ya­hu­di­ler ise her çığ­lı­ğı aleyh­le­rin­de var­sa­yı­yor­lar.  Pers­ler gi­bi tat­min­siz ve alarm­cı bir mil­let­tir.  Bu ne­den­le de Ne­tan­ya­hu gi­bi­ler Lo­za­n’­ı he­zi­met ola­rak gör­mek­te ve onun öte­sin­de İs­ra­il’­in ta­bu­tu­na son çi­vi ola­rak tas­vir et­mek­te­dir­ler. Oy­sa ki,  Oba­ma bu an­laş­may­la bir­lik­te İra­n’­ın nük­le­er si­la­ha ulaş­ma yo­lu­nu kes­tik­le­ri­ni ifa­de et­mek­te­dir. Ya­hu­di­le­rin hu­yu­dur; Her an­laş­ma­dan ken­di­le­ri­ne bir pay çı­kar­mak is­ter­ler. Bu­ra­da da diş ki­ra­sı is­ti­yor­lar. Bu an­laş­may­la bir­lik­te İs­ra­il’­in var­lı­ğı­nın teh­dit al­tı­na gir­di­ği­ni ön­gö­rü­yor­lar.  Bu du­rum­da Lo­zan Oba­ma­’nın za­fe­ri, Ne­tan­ya­hu­’nun he­zi­me­ti olu­yor! Pe­ki!  İran için ne an­la­ma ge­li­yor?  O da bü­yük şey­tan­la bü­yük müt­te­fik ol­ma yo­lun­da yü­rü­yor. Hep­si­nin yü­zü­ne ib­lis­ler tü­ne­miş du­rum­da.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/">Lozan Zafer Mi Hezimet Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 16:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[D.Mehmed Doğan-T.c Tarihine Giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite reformu]]></category>
		<category><![CDATA[D.Mehmed Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Antlaşması Batılılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası temel metni olan Lozan Andlaşması&#8217;nın Batılı sömürgecilerin daha önce kurmak istedikleri çerçeve ile tetabuk noktalarının ciddi olarak araştırılması lâzımdır. Bu tetabuk sadece kuru metin üzerinde değil, Türkiye’nin Cumhuriyet’ten sonra yaşadığı cebrî değişikliklerde de aranmalıdır. Mesela, Türkiye Cumhuriyeti Medenî Kanun&#8217;u İsviçre&#8217;den gerçekten bize söylenen gerekçelerle mi iktibas etti? Bu sorunun cevabı “batılıların adlî [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/">Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;"><a href="http://ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/indir-1-100/" rel="attachment wp-att-19283"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19283" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/indir-1-1.jpg" alt="" width="261" height="193" /></a>Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası temel metni olan Lozan Andlaşması&#8217;nın Batılı sömürgecilerin daha önce kurmak istedikleri çerçeve ile tetabuk noktalarının ciddi olarak araştırılması lâzımdır. Bu tetabuk sadece kuru metin üzerinde değil, Türkiye’nin Cumhuriyet’ten sonra yaşadığı cebrî değişikliklerde de aranmalıdır. Mesela, Türkiye Cumhuriyeti Medenî Kanun&#8217;u İsviçre&#8217;den gerçekten bize söylenen gerekçelerle mi iktibas etti? Bu sorunun cevabı “batılıların adlî alanda kendi uyrukları ve azınlıkların korunması yönündeki dayatmasına karşı bir formül olarak kabul edildi” olacaktır. Lozan&#8217;da Türkiye&#8217;nin bir adlî beyanname yayınlayarak adalet alanında yabancı danışmanların kontrolünü kabul etiğini açıklaması karar altına alınmıştır. Türk yetkilileri bu kontrolü önlemek için İsviçre Medenî Kanun’unu alelacele tercüme edip kabul edivermiştir! Yani, batılıların istekleri kendilerinin ve azınlıkların hukukunun korunması idi, Türkiye bunu sağlayacak fakat bağımsızlığına da halel getirmeyecek bir mekanizma kuracağına, bütün Türkiye’yi bir hamlede Hıristiyan kaynaklı batı hukukuna tabi kılmıştır. Bir taraftan “biz bize benzeriz”, denilirken, öte taraftan “biz size benzeriz”, hatta “sizinle aynıyız” denilmiştir!</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk on yılında toplumun pozitivist kalıplara göre tanzimine harcanan mesai, ülkenin maddî ve kültürel kalkınmasına sarfedilseydi büyük başarılar kazanılabilecekti. Millî Mücadele’nin lideri. halkı ikna ederek ve arkasına alarak gerçek bir modernleşme projesi ortaya koysa idi, 1950’lerde Menderes&#8217;in, 1980&#8217;lerde Özal’ın sağladığı gelişmeler 1930’larda sağlanabilirdi. Halbuki bu yıllarda Türkiye, mesela en çok öğündüğü maarif (eğitim) alanında Abdülhamid dönemi altyapısı üzerinde durmaya devam etmiştir. Gelişme sadece ilk öğretimde, o da belli nisbette sağlanabilmiştir. Onuncu yıl istatistiklerinde “lise” sayısı verilmemiştir, çünkü yeni lise açılmamıştır! Üniversite zaten bir tanedir, Cumhuriyet yönetimi on yıl boyunca sadece bir ilahiyat fakültesi kurulmasını sağlamıştır. 1930’lara gelindiğinde ise bu fakülte ortadan kaldırıl- mıştır. On yılın sonunda da muhtar/özerk Darülfünun&#8217;un yerine “bağlı”<span class="apple-converted-space"><span style="font-family: Helvetica;"> </span></span>Üniversiteye vücut verilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Harf inkılabı yazılı kültüre ağır bir darbe vurmuştur. 1933 yılına kadar 6 yıl içinde yayınlanan kitap sayısı üç bin civarındadır. Türkiye Bibliyografyası (1928-1938)&#8217;in sunuşunda yabancı bir kaynağa dayanılarak 1928&#8217;de 53, 1929&#8217;da 396, 1930’da 680,1931’de 639,1932’de 706, 1933’de 779 kitap yayınlandığı belirtilmektedir. Bu sayılara resmî yayınlar dahil olduğu gibi, bir kaç sayfalık basılı metinler bile kitap sayılarak dahil edilmiştir. Üç formadan (48 sayfadan) fazla olan kitaplarla ilgili olarak sözü geçen bibliyografyanın taranmasından çıkan rakamlar çok daha düşüktür. (1929&#8217;da 150 civarında, 1930’da 210 civarında, 1931 ’de 470,1932’de 658, 1933’de bine yakın).</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Üniversite reformu için Türkiye’ye davet edilen Cenevre Üniversitesi profesörlerinden Albert Malche üniversitenin önemli problemleri arasında talebenin faydalanacağı yeterli türkçe kaynak bulunmamasını da zikretmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">1930’larda fikrî-ilmî eserlere verilmek üzere “Gazi mükafatı” ihdas edilmiş, fakat verilecek eser bulunamamıştır.<br />
</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">Gazi’nin 1933’te bütün bunların farkında olmadığı kanaatinde değiliz. Nitekim, herkes hani hani onuncu yıl kutlamaları için çalışır ve heyecan gösterirken o Falih Rıfkı’ya bunların kendisini etkilemediğini söylemiştir.* Şimdi bazı kesimlerce “Millî Marş” gibi itibar gösterilen “Onuncu Yıl Marşı”nı ise, alaycı bir tarzda “Recep Bey’in ilahisi””olarak nitelemiştir&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Helvetica; color: #141823;">D.Mehmed Doğan,Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş</span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/">Lozan Andlaşması Ciddi Olarak Araştırılması Lâzımdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozan-andlasmasi-ciddi-olarak-arastirilmasi-lazimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
