<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kötü Söz | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kotu-soz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Dec 2019 14:14:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kötü Söz | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dilin Afetlerini Bildirir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 14:13:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Alay Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[batıla dalmak]]></category>
		<category><![CDATA[cidal]]></category>
		<category><![CDATA[Dilin Âfetleri]]></category>
		<category><![CDATA[fuzuli konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet]]></category>
		<category><![CDATA[gıybetin kefareti]]></category>
		<category><![CDATA[Husumet]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[lanet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Taşköprizade Ahmed Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid’e lanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bunda da bölümler vardır: Birinci Bölüm Ma lâ yani olan sözün âfet ve zararlarını bildirir. Ma lâ yani söz, onu söylemediğin zaman günâh işlemediğin ve şimdiki halde ve ileride zarar etmediğin söze denir.&#8217;Meselâ bir yere yaptığın yolculuğu, yolculukta gördüğün dağları, akarsuları ve her memlekette olan tanınmış kimseleri, onların hal ve tavırlarını anlatman, hikâye etmen bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/">Dilin Afetlerini Bildirir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-23739 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/De91Ow4XkAA3Odx-300x173.jpg" alt="" width="427" height="246" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/De91Ow4XkAA3Odx-300x173.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/De91Ow4XkAA3Odx.jpg 550w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p>Bunda da bölümler vardır:</p>
<p><strong>Birinci Bölüm</strong></p>
<p>Ma lâ yani olan sözün âfet ve zararlarını bildirir. Ma lâ yani söz, onu söylemediğin zaman günâh işlemediğin ve şimdiki halde ve ileride zarar etmediğin söze denir.&#8217;Meselâ bir yere yaptığın yolculuğu, yolculukta gördüğün dağları, akarsuları ve her memlekette olan tanınmış kimseleri, onların hal ve tavırlarını anlatman, hikâye etmen bu kısımdandır. Çünkü bu anlatmada senin için ve dinleyenler için zaman harcamak vardır. Dilin her işinden sorumlusun. Hesaba çekileceksin. Eğer o anlatmada fazla veya noksan söyler, yahut nefsin tezkiyesi ile karıştırırsan, sen günâhkâr olursun, arkadaşın da. Meselâ bir kimseye sual edip, oruçlu musun? desen. O da sussa, sen alınırsın; değilim dese yalancı olur. Evet derse, gizli işini açığa vurup, işine riya karıştırmış olur.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de fuzûlî konuşmaktır.</strong> Bu da ihtiyaç miktarından fazla olan konuşmaya denir. Mezmumdur. Evet günâh değildir ve zararı yoktur, amma boş ve lüzumsuzdur.</p>
<p><strong>Biri de, bâtıla dalmak,</strong> yani günah olan şeylerde konuşmaktır. Meselâ kadınlara ait hikâyeler, içki meclisleri ve fâsıkların makam ve şöhretlerinden konuşmak gibi. Zenginlerin dünya nimetlerinden istifadelerini ve kötü hallerini anlatmak gibi.</p>
<p><strong>Biri de, haram olup, helâl olmayan sözleri söylemektir.</strong> Mâ lâ yani konuşmak veya mâ lâ yaniden çok olanın terki evlâdır. Onda haram yoktur. Lâkin mekruhtur. Çünkü bâtıla girmekten emniyet yoktur. Bid’at olan hikâyeleri ve bozuk mezhepleri anlatmak gibi. Eshâb-ı kiram (aleyhimürrıdvân) arasmdaki muharebeleri, bazısına kırgınlık veya kızgınlık uyandıracak şekilde anlatmak gibi. Yahut bu fikri uyandıran söz etmek gibi.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, mira ve mücâdeledir.</strong> Bunlar da yasak edilmiştir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): &#8220;Bir din kardeşin ile kavga ve alay etme. Aynı şekilde söz verip, yerine getirmemezlik etme!&#8221; buyurdu. Buna benzer ifâdeler, hadîs ve haberlerde çoktur. Mira, bazı sakatlıklar göstererek, başkasının sözüne itiraz etmeğe denir. Onu terk etmek ve beğenmemek, itirazı terk etmektir. Sakatlık da, ya sözde veya manada olur. Yahut da, konuşanın kasdında olur. O halde işittiğin her sözü eğer doğru ise, tasdik et; bâtıl olup, din il ilgili değil ise, karışmayıp sus. Sözde sakatlık, bazen marifetin eksikliğinden, bazen dilin taşkınlığından olur. Hangisi olursa olsun, onu açığa vurmanın vechi yoktur. Manada sakatlık şöyledir ki, sen bunda yanıldın demelidir. Kasdında sakatlık da şöyledir: Bu söz doğrudur, amma senin kasdın doğru değildir demelidir. Bu tür itiraz, ilmi bir mesele olursa, cidâl ismine mahsûs olur. Bu da mezmûm olup, susmak vaciptir. Yahut itiraz eden, istifade için sorup, mücâdele, inad ve karşı koyma kasd etmemelidir.</p>
<p>Bunun alâmeti şudur ki, bir başkası tarafından hasmı, doğrusu için uyarılmış olsa, kendisi beğenmez. Belki maksadı, ancak kendisinin onu ilzâm etmesi olup, kendi üstünlüğünü meydana çıkartmaktır. Bunda vacip olan, terki günâh olmayan ve fakat izhârı kendi üstünlüğünü meydana çıkarmak olan şeyde susmaktır. Bu durum, büyüklük ve ululuk iddia etmekten ve başkasını kusurlu ve eksik görmekten meydana gelir. Bu sıfat, yırtıcı ve saldırgan hayvan sıfatlarındandır. Bunun da en kötüsü, mezhepler ve akaidde olandır. Zira o sözde, sevap düşünüp, tabiatı din ile kuvvetlenmiş olur. Lâkin bu tam bir hatâdır. Belki insan için lâzım olan kalb sahipleri için ve imân ehli için dilini tutmaktır. Hatta nasihat gerekse bile, lütfedip, yalnızken yapmalıdır. Zira kalbinde, cedel ile bid’at daha çok yerleşebilir. Ancak ona nasihat fayda vermez diye biliyorsa, o zaman kendi nefsi ile meşgul olup. Onu kendi hâline bırakmalıdır.</p>
<p><strong>Afetlerden biri de, husûmettir.</strong> Bu da mezmûmdur. Bu mira ve cidalden ötededir. O halde mira, başkasının sözüne mücerred ta’n etmektir. Bu da onda bir sakatlık göstermek için olur. Amma ona bir garazı olmaz. Ancak başkasını aşağılamak, kendisinin zeki, bilgili ve akıllı olduğunu göstermek maksat olur. Cidâl ise, mezhepleri izhâr ve takrire âit olan mira’dan ibârettir. Husûmet ise, bir hak ve maksudun ifâ edilmesi için sert dilliliktir. Bu da bazen iptida, bazen itiraz olur. Mira ise, elbette, geçmiş bir söze itiraz ile olur. Ancak din ile, hakkı izhar için muhasame etmelidir. Bunda da israfa varmamak, ileri gitmemelidir. İhtiyaç miktarından çok inad ve sertlik göstermeden olmalıdır. O zaman yapması haram olmaz. Lâkin terki evlâdır. Bu da, terke imkân olduğu zamandır. Zira husûmet sudûrdaki, kalplerdeki kin ve hasedi arttır. Gadabı’ tehyiç eder. O kin, aralarında kalır. Az da olsa, hatırı teşviş ettiği, karıştırdığı zâhirdir. Hattâ namazda bile bunları gideremez. Mira ve cidâlde de böyledir. Husûmetinde vacip olan miktar üzere yetinen kimse, günâh işlemiş olmayıp vebâlden sâlim olur. Lâkin bu hâl pek zordur. Bu sebebtendir ki, terki evlâ olur.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, konuşurken, ağzını eğip, damağını çatlatmak, seci’ ve fesahatle kendini zorlamaktır.</strong> Burada beğenilmeyen, tekellüfle olan seci ve fesahattir. Yoksa her seci’ ve fesahat demek değildir. Teşbih de bu kabildendir. Yani şiirde kadınlara, kızlara aşk ve sevgi ilân etmek. Çünkü bunlarda da yapmacık ve tekellüf ifâdelerine çok rastlanır. Belki sözden maksat, maksadı anlatmaktır. Onun ötesindeki yapılacak ifâdeler mezmûmdur. Ancak vaaz ve kalblere tesir matlup ise, o zaman güzel söz söylemek câizdir.</p>
<p><strong>Âfetlerden biri de fuhuş söylemek, sövmek, yaramaz sözler konuşmak, dokundurmaktır.</strong> Bunların hepsi de yasak edilmiştir ve mezmûmdurlar. Bunun menşei ve madeni hubs ve levmdir. O halde bu tür şeylerden sakınıp, dili bunlardan temizlemek lâzımdır. Meselâ söylenmesi çirkin olan şeylerde, kinâye ve imâ yolunu seçmek böyledir. Meselâ amâ’ yerine lems, büyük abdestin yerine kaza-ı hacet kelimelerini kullanmak gibi. Hanımından bahsetmek istediği zaman, çocuklarının annesi böyle dedi, yahut hücrede, evde olan veyâ bizdeki mestûre şöyle dedi demelidir. Bunun gibi cüzzâm ve basur hastalıklarının ismini söylemeyip, hastalık demekle yetinmelidir. Bu tür Örnekler arttırılabilir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de lanet etmektir.</strong> İster canlıya, ister cansıza olsun hepsi mezmûm ve kötüdür. Lanetin manası, Allahü Teâlâ’nın rahmetinden tard ve uzaklaştırmaktır. Bu ise, Allahü Teâlâ’ nın rahmetinden uzak olması gereken sıfatları kendinde bulundurandan başkasına caiz değildir. O da küfür veya zulümdür. Meselâ: Allah’ın laneti zâlimlere olsun veya Allahü Teâlâ kâfirlere lânet eylesin, demelidir. Lânet kelimesi gayet tehlikelidir.</p>
<p><strong>Üç derecesi vardır:</strong></p>
<p><strong>Birinci derecesi:</strong> Umûmi olarak lânettir. Kâfirlere, bid’at sâhiblerine ve fâsıklara lânet gibi.</p>
<p><strong>İkinci derecesi:</strong> Ondan daha husûsi ve sıfatlarını bildirerek lânettir. Yahudiye, Hıristiyan, Mecusiye, Kaderiye, Haricîlere, Râfızilere, Zânilere faiz yiyenlere, zulüm edenlere ve bunların emsâline lânet gibi. Bunların hepsi caizdir. Lâkin bid’at sâhibine lânette zorluk vardır. Çünkü bid’atı tanımak zordur.</p>
<p><strong>Üçüncü derecesi:</strong> Belli bir kimseye lânettir. Bu caiz değildir. Ancak şer’an lânet edilmesi sâbit olana lânet câizdir. Firavun ve Ebû Cehil gibi. Amma belli bir Yahudiye lânet etmek, meselâ Hakkın lâneti üzerine olsun, eğer kâfir olarak ölürse demelidir. Bu câizdir. Amma mutlaka lânet edip, böyle bir ihtimali vermemek iyi değildir. Bunda şüphe ve tehlike vardır. Zira bazen, Islâma gelip, Allahü Teâlâ’ya yakın iken, can verebilir. O zaman mel’ûn olmaz.</p>
<p>Bu tür lânet bir müslümana rahmetullahi aleyh, yani Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun demeğe kıyas edilmez, benzetilmez. Yani eğer sorulursa ve buna göre bir müslümana, ölmeden önce Allah’ın rahmeti üzerine olsun demek nasıl câiz olur; belki ömrünün sonunda imânı gidebilir denirse, cevabında şöyle deriz ki, bu söz, ona kıyâs edilmez. Çünkü müslümana rahmet dilemek, Allahü Teâlâ onu İslâm üzere sâbit eylesin, dinden ayırmasın demek olup, rahmet İslâm üzere olmasını istemektir. Amma kâfire lânet edilse, maksat, Allahü Teâlâ onu küfür üzere bulundursun, kâfirlikten ayırmasın demek olup câiz değildir. Birinde sebep rahmet, diğerinde lânet olduğu için. Çünkü başkasının küfrüne râzı olmaktır. Buraya kadar kâfire lânet olunmasından bahsedildi. Fâsık veya bid’at sâhibine lânet edilmesinin câiz olmaması, evleviyet iledir. Ancak özel bir şahsa lânet, Maden-i Risâlet cenâbından (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirilmiş olup, Ebû Cehil ve tâifesi gibi, bildirilmiş ise câizdir. İcmal üzere, şahıslara lânet olunmada tehlike vardır. Bundan sakınmak lâzımdır.Amma iblise lanet konusunda sukutta batar ve zarar yoktur. Nerde kaldı ki, başkasına lânet olsun.</p>
<p><strong>Yezide lanet konusuna gelince,</strong> lânet etmemek daha doğru yoldur. Zira onun kendisinin öldürttüğü, yahut öldürme emri verdiği, yahut öldürülmesine razı olduğu veya sevindiği sabit değildir. Sabit olduğunu kabul etsek de, tövbesiz öldüğü sâbit değildir. Evet, eğer Hazret-i Hüseyin’in (radıyallahü anh) katili, tövbesiz vefat etti ise, ona lânet caizdir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, şiir inşâ etmektir.</strong> Çünkü şiir, güzeli güzel, çirkini çirkin olan sözdür. Lâkin onun için tecerrüd mezmûmdur. Evet inşad ve nazm etmek, içinde kerih sözler ve yalanlar olmayınca, haram değildir. Amma mübâlağa şiir sanatındandır. Resûlullah’m (sallallahü aleyhi ve sellem) meclisinde, mübâlağalı şiirler inşad olunmuştur.</p>
<p><strong>Afetlerden biri de, mizahtır.</strong> Aslı mezmûm ve yasaktır. Mizah şaka demektir. Ancak az ve zararsız olursa caizdir. Mezmûm olan, devamlı olandır. Çünkü o, oyun ve boş şeylerle meşgul olmaktır. Oyun ise, mubah olup, devamlı olması mezmûmdur. Bunda ifrat da mezmûmdur. Zira o, çok güldürür. Çok gülmek ise, kalbi öldürür. Bazen kin ve gareze de sebep olur. Heybet ve vakarı kırar. O halde, bu say dıklarımızın dışında olan derecesi, mezmûm olmaz. Resûlullah efendimizden vâkî olan mertebesi de budur. Buyurdu ki: &#8216;Ben şaka ederim, amma elbette doğrudan başkasını söylemem.” Lâkin ondan başkasına bu kapı açılabilir. Yani maksadı, insanları güldürmek olur. Ne şekilde olursa olsun, o zaman mezmûm olur.</p>
<p><strong>Âfetlerden biri de maskaralık ve alay etmektir</strong>. Eziyet olduğu zaman bunlar da haramdır. Maskaralık, hakaret ve ihânettir. Ayıp ve noksanlara tenbîhdir. Fakat öyle söyler ki, insanlar güler. Bazen iş ve sözde hikâye, bazen imâ ve işâret ile olur. Bu istihza olunan, alay edilen kimsenin yanında olursa gıybet ismini almaz: amma onda da gıybet manası vardır. Bir kimsenin yazısına, sözüne, sanatına ve şekline gülmek de bu kabildendir. Amma alay edilen kimse, maskaralık edip bundan üzülmeyen kimselerden ise, belki de seviniyor, memnun oluyorsa, o zaman mizâh, yani şaka kabilinden olup, onun hükmünü alır.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, sır ve gizli şeyleri ifşâ etmek, açığa vurmaktır.</strong> Bu da yasak edilenlerdir. Çünkü onda tanıdıklar ve arkadaşlar hakkında ezâ ve tehâvün vardır. Bu ise haramdır. Tabiî ki zaran olduğu zaman haram olur. Yahut levmdir, ayıplamadır. Zararı olmadığı zaman böyledir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, yalan yere söz vermektir.</strong> Çünkü dil, bu konuda mahirdir. Amma bazen nefsi verdiği sözü tutmaya önem vermeyip, sözünü yerine getirmez. Bu ise nifâk işâret ve alâmetleridendir.</p>
<p><strong>Afetlerinden biri de, söz ve yeminde yalancı olmaktır.</strong> Bu ise çirkin günâhlardan ve fahiş ayıplardandır. Ancak iyi bir işle, yani şeriatın bu konuda müsaade ettiği yerde, o işi yapmak için olursa câizdir. Çünkü dil, maksada vesiledir. O halde bir maksada yalan konuşmakla ve doğru söylemekle erişmek mümkün ise, onda yalan söylemek haramdır. Şeriatın izin verdiği şeyde, yalnız yalan söylemekle yapılıyorsa, mubahtır. Maksat mubah ise mubah, maksat vacip ise, vaciptir. Meselâ doğru söylemekle mazlûm bir müslümanın öldürülmesi lâzım gelse, onda yalan vaciptir. İki müslümanı barıştırmak, yalan söylemeden olmuyorsa, yalan mubah olur. Lâkin bu kapı, ancak zarûret miktarınca aralanır. Ancak böylece yalana alışmamış olur. Ayrıca bunda büyük gurur, yani aldanma vardır. Çünkü bazen sebep nefsi ve maksatlı olmuş olur. O halde bilinmelidir ki, maksat olan iş ve husus şeriatta doğrudan tamam mı veya eksik mi olduğunu bilmektir. Bunu bilebilmek ise, gayet zordur. O halde terki daha evlâdır. Ancak terk edilemiyorsa istisna olur. Tergîb ve terhib, yani teşvik ve korkutma hakkında mevdu hadîslerin câiz olduğunu sananlar da bu kabildendir. Bu büyük hatâdır. Zira bu maksat, Resûlullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) yalan isnat etmek günâhından önemli olamaz. Çünkü yalan en büyük günâhlardandır.</p>
<p>Selef âlimleri demişlerdir ki, tarizde yalandan kurtuluşa cevâz vardır. Yani bir sözün iki tarafı, yani iki manası olur ve dinleyen bir ve kolay anlaşılan manasını anlar, halbuki söyleyenin maksadı diğer manası olmak, bu ikinci manayı kastetmek câizdir. Bununla yalan söylemekten kurtulur. Bu tür tariz, Hazret-i İbni Abbâs’dan (radıyallahü anhüma) ve başkalarından bildirilmiştir. Aynı şekilde Hazret-i Ömer’den de (radıyallahü anh) bildirilmiştir. Ancak bunun da cevazı, bir zarûret olduğu zamandır. Yoksa tasrih de, ta’riz de câiz değildir. Lâkin ta’riz ehvendir. İbrâhîm-i Edhem’i (kuddise sirruh) istemediği bir kimse, evinden arasa, hizmetçisine, git, o gelene, (mescide bak) söyle derdi. Burada değildir demezdi. Deseydi o zaman yalan olurdu. Hazret-i Şa’bî (rahmetullahi aleyh) bir dâire çizdirip, hizmetçisine, parmağını bunun içerine koyup, burada değildir dersin derdi. Amma bunların hepsi ihtiyaç zamanındadır. Yoksa mekruhtur. Çünkü yalanı tefhim ve hatırlatmaktadır. Lâkin ta’riz, küçük bir maksat sebebiyle de olsa, mubah olur.</p>
<p>Meselâ mizâh yani şaka ile bir kimsenin gönlünü hoş etmek, gibi. Nitekim Resûlullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yaşlı ihtiyar hanım, ben Cennete giremez miyim?  diye sorduğu zaman: &#8216;İhtiyar kadınlar Cennete girmez&#8221; buyurdu. (Çünkü kadınlar ve erkekler Cennette ihtiyar olmazlar. Otuz üç yaşında olurlar). Bir başka kadına &#8220;Senin zevcinin gözünde beyaz vardır&#8221; buyurdu. Kadın hayır dedi. Gözünde beyazı olmayan insan var mıdır? Buyurdu. Hanımın biri beni deveye bindirin deyince: &#8220;Seni deve yavrusuna bindirelim &#8221; buyurdu. Deve yavrusu insan taşımaz deyince: &#8220;Anası olmayan, yani yavru ismi almayan deve var mı?&#8221; buyurdu. Bu şekilde şakalar Resûlullah’dan bildirilmiştir. Gönül almak, teselli etmek için olan yalan fısk değildir, lâkin terk olunur. Nitekim bazı kimseler, oyun olsun diye, bazı ahmakları kandırıp, bir kadın seninle evlenmek ister derler. Eğer onda da zarar ve eza olursa, o da haram olur. Bir kimsenin, bir başkasına, seni yüz kere aradım demesi şeklinde olan yalandan fısk icap etmez. Çünkü maksadı sayı bildirmek değil, belki çok aradığını bildirmektir. Eğer çok aradıysa günâhkâr olmaz.</p>
<p><strong>Gıybet çeşitlerinden biri de kalb ile gıybettir.</strong> Bu sü-i zandır. Yani kalbiyle bir kimsenin hâlinin kötülüğüne inanmak ve hüküm etmektir. O da haramdır. Amma hâtıra ve hadîs-i nefs cinsinden olanlar, hattâ şüphe af edilmiştir. Sü-i zannın alâmeti ve onu hadîs-i nefsden ayırmanın yolu şöyledir ki, sü-i zanda kalb değişir. Bu değişme meydana gelen bir iş sebebiyle olur. O sebepten ondan nefret edip, o kimseden uzak durup, bu hal onu meşgul eder. Ona riayet ve riayetsizliğinden fütur gelir.</p>
<p><strong>Sü-i zannın neticelerinden biri de</strong>, tecessüs edip, işin hakikatini incelemek ve öğrenmek için araştırmaktır. Bu da yasak edilmiştir. Nitekim Allahü Teâlâ &#8216;Tecessüs etmeyiniz&#8221; buyuruyor.</p>
<p><strong>Gıybet için altı özür vardır.</strong> Onlar olunca gıybete ruhsat vardır:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Kendisine zulüm edilmiş olmaktır. Bu da, zâlimin kötülüklerini bildirmeden mümkün değildir.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Bir münkeri değiştirmek veya ona engel olmak veya âsiyi doğru yola getirmek için yardım istemektir.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> Filân kimse bana zulüm etti: Onun hükmü nedir diye fetva sormaktır. Lâkin burada da evlâ olan, ismini söylemeden, bir kimseye şöyle zulum edenin hakkında ne dersin diye sormaktır.</p>
<p><strong>Dördüncüsü:</strong> Müslümanları bir kimsenin zararından korumaktır. Bunda ismini söylemek lâzımdır.</p>
<p><strong>Beşincisi:</strong> İsmi, aybını izhâr etmektir. Topal veya gözü yaşlı demek gibi. Bunu söyleyen günahkâr olmaz. Evet, o isimden başkası ile anlatmak mümkün ise, o daha uygun olur. Belki a’maya basîr derler, noksanlık isminden kaçınmak için.</p>
<p><strong>Altıncısı:</strong> Aleni fısk ve günâh işleyendir. Onun ismini bildirmekten kaçınılmaz. Mekrûh dahi değildir. Onu ismiyle söylemekte günâh yoktur.</p>
<p><strong>Gıybetin kefareti,</strong> pişmanlık ve tövbedir. Ve yaptığına teessüftür. Sonra gıybet ettiği kimse ile helalleşmektir. Tâ ki o da helâl edip, hakkı kalmaz. Burada uygun olan helâl etmesini dilerken, üzüntülü, pişman ve yaptığına teessüf eder halde olmaktır. Pişman olmadan helâllik dileyen mürâidir, iki yüzlüdür. Bu ise ayrıca bir günâhtır. Bazı âlimler, ırzın, namusun, mal gibi karşılığı yoktur. Bunun için helâllik dilemek vacip değildir demişlerdir. Bu söz zayıftır. Zirâ, ırzda, kazf haddi vacip olur. Ayrıca deriz ki, gıybette helâllik dilemekten maksat, gıybet yapmakla işlediği zulmün affıdır. Helâlin harama, haramın helâle dönüşmesi değildir. Nitekim böyle sandıkları için, helâlleşmek mümkün değildir demişlerdir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, medihdir, övmedir</strong>. Bunun da altı âfeti vardır. Dört âfeti metheden için, ikisi de methedilen, övülen kimse içindir.</p>
<p><strong>Birinci âfet:</strong> Bazen medihte, yani övmede ifrat edip, yalan mertebesine varır.</p>
<p><strong>İkinci âfet:</strong> Bazen övmede bulunur. Çünkü methettiği halde, kalbinde tersi bulunur.</p>
<p><strong>Üçüncü âfet</strong>: Bazen tam anlayamayıp, esasına varamayıp, muttali olmadığı, manasını iyice bilmediği ve bundan ötürü mahzurunu anlayamadığı sözler söyler.</p>
<p><strong>Dördüncü âfet</strong>: Bazen zâlim ve fâsık da medh olunur.</p>
<p><strong>Beşinci âfet</strong>: övülen hakkındadır. Övme, kendisine kibir ve ucub gelmesine sebep olur. Bunların ikisi de kalbin helâkine götürür.</p>
<p><strong>Altıncı âfet</strong>: Kendisini hayırla, iyilikle andıkları zaman, memnun olur, sevinir. Nefsinden kendinden razı olup, yapması gerekli işleri ve kusurlârını tedârik için olan amellerindeki kusurları tedârik etmez. Bunun için ameldeki gayreti az olur. Zira maksadına, gayesine kavuştum zan eder.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, konuşurken olan yanılmalardır.</strong> Kelâm ilminde, özellikle Hak Teâlâ’ya ve sıfatlarına âit olan konularda.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, avamın Allahü Teâlâ’nın zâtından ve sıfatlarından sormasıdır.</strong> Zirâ küfre sebeb olur. Avamın hâli, kendine uygun olan ibâdetlerle meşgul olması ve Kur’ân-ı Kerîm’de varid olanlann hepsine imân edip tasdik etmesi ve Hazret-i Resûlullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiklerinin hepsini teslim ve tahkik etmesi, yani hepsi doğrudur demesidir. Bu konuda konuşmamalı, sormamalıdırlar. Akaid ilmini dedikodu hâline getirmemelidir. Onların ibâdete ait olanlardan başka şeyler sorması, sü-i edebtendir. Çünkü onunla azab ve gazaba müstahak olur. Hattâ küfür tehlikesi ile karşı karşıya gelebilir.</p>
<p>Taşköprülüzade Ahmed Efendi &#8211; Mevzuatul ulum,c.2,s.1384-1392</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/">Dilin Afetlerini Bildirir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konuşurken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Mar 2019 12:42:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Konuşmanın Kötülüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Alay Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Şaka Yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[Boş Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[M.Yaşar Kandemir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Yalan Söylemez!]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümana “Kâfir” Denmez!]]></category>
		<category><![CDATA[Söz Taşımak]]></category>
		<category><![CDATA[Susmanın Güzelliği]]></category>
		<category><![CDATA[Yapılan Gıybeti Dinlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuşmak, Rabbimiz’in bize bağışladığı pek değerli bir özelliktir. Mâdem ki böyle bir lütfa nâil olmuşuz, Rabbimizin bu ihsânına şükretmek için hem doğru konuşmalı, hem faydalı söz söylemelidir.Acaba Peygamber Efendimiz nasıl konuşurdu diye merak edenlerimiz olabilir. Kısaca belirteyim:Efendimiz ağır ağır ve tane tane konuşurdu.Onu dinleyen biri, ağzından çıkan kelimeleri sayabilirdi.(1) Söylediği sözlerin iyi anlaşılması ve hatırda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/">Konuşurken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-22080" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma.jpg" alt="" width="419" height="279" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 419px) 100vw, 419px" /></p>
<p>Konuşmak, Rabbimiz’in bize bağışladığı pek değerli bir özelliktir. Mâdem ki böyle bir lütfa nâil olmuşuz, Rabbimizin bu ihsânına şükretmek için hem doğru konuşmalı, hem faydalı söz söylemelidir.Acaba Peygamber Efendimiz nasıl konuşurdu diye merak edenlerimiz olabilir.</p>
<p>Kısaca belirteyim:Efendimiz ağır ağır ve tane tane konuşurdu.Onu dinleyen biri, ağzından çıkan kelimeleri sayabilirdi.(1)</p>
<p>Söylediği sözlerin iyi anlaşılması ve hatırda kalması için, gerektiğinde bir cümleyi üç defa tekrar ederdi.”(2)</p>
<p>Bununla beraber az konuşur, çoğu zaman sükût ederdi.</p>
<p><strong>Çok Konuşmanın Kötülüğü</strong></p>
<p>İnsan gereksiz yere konuşmamalıdır. Peygamber Efendimiz ne güzel söylemiştir:</p>
<p>“Çok konuşan, çok hatâ eder.Çok hata edenin günâhı da çok olur.Günâhı çok olan ise cehenneme girmeyi daha çok hak eder.”(3)</p>
<p>İşte bunun için atalarımız “çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz” demişlerdir.</p>
<p>Sultân-ı Enbiyâ Efendimiz kimleri sevmezdi bilir misiniz?</p>
<p>“Şu adam ne güzel konuşuyor!” dedirtmek için uzun uzun konuşanları, kürek gibi dili olanları sevmezdi.Sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenleri sevmezdi.Hele bilgiçlik taslamak için lügat paralayanları hiç mi hiç sevmezdi.Böylesi kimselerin, ümmetinin en kötüleri, en şerlileri olduğunu söylerdi.(4)</p>
<p><strong>Susmanın Güzelliği</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz, insanın faydalı söz söylemesini ister, söylemiyorsa susmasını tavsiye ederdi.(5)</p>
<p>Kendisi de Allah Teâlâ’ya:“Allahım! Dilimin şerrinden sana sığınırım” diye duâ ederdi.(6)</p>
<p>İnsan ağzındaki dili hapsederse, ayıplarını da saklamış olur. Yok, dilini tutmaz, ağzına geleni söylerse, kusurları ve ayıpları ortaya dökülür. Durduk yerde âleme rezîl olur.Atalarımızın dediği gibi, insan ne bulursa dilinden bulur. İstediğini söyleyen,<br />
istemediğini işitir.</p>
<p>Şunu unutmamalıdır: Dil var bal getirir, dil var belâ getirir. İnsan dilini tutamayıp belâya düştükten sonra “dilim seni dilim dilim dileyim” diye bin pişman olsa ne fayda verir?</p>
<p>Eline ne geçer? Hiç!</p>
<p>Yüce Rabbimiz murâdına erenlerin özelliklerini sayarken:“Onlar boş sözden ve lüzumsuz işlerden kaçınırlar.” buyurmuştur.(7)</p>
<p>İnsan bir söz söyleyeceği zaman önce şunu düşünmeli:</p>
<p>Söyleyeceğim bu söz beni doğrudan ilgilendiriyor mu, ilgilendirmiyor mu? İlgilendiriyorsa söylemeli, aksi halde susmalıdır.Fahr-i Âlem Efendimiz bu konuda ölçüyü şöyle koymuştur:</p>
<p>“Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi Müslüman olduğunu gösterir.”(8)</p>
<p>Efendimiz aleyhisselâm bazı hadîs-i şerîflerinde insanın:“Ya faydalı söz söylemesini veya susmasını” tavsiye buyurmuştur.(9)</p>
<p>Susan kimsenin her türlü hayrı elde edeceğini ve kendisini dünya ve âhiretin felâketlerinden kurtaracağını belirtmiştir.(10)</p>
<p>İyice düşünüp taşınmadan konuşan kimsenin, cehennemin en derin çukuruna yuvarlanacağını bildirmiştir.(11)</p>
<p>Onun için sözü iyice düşünüp söylemelidir. Atalarımız da “Sofrada elini, mecliste dilini kısa tut!” demişlerdir.Öyleyse gereksiz yere konuşmamalı, dili sükûta alıştırmalıdır. Çünkü kemâl ehli kemâli<br />
sükût ile bulmuştur. Söz gümüşse, sükûtun altın olduğunu unutmamalıdır.</p>
<p>Düşünelim bakalım: Allah bize niçin bir ağız, iki kulak vermiş?</p>
<p>Bir söyleyelim, iki dinleyelim diye.</p>
<p>Onun için büyüklerimiz şöyle demiş:</p>
<p>“Göz iki, kulak iki, ağız tek.<br />
Çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek.”</p>
<p>Herkesin çektiği kendi dilinin belâsıdır. Çünkü sözünün nereye varacağını düşünmeden konuşan, mutlaka bunun cezâsını çeker.</p>
<p>Bir kural da şudur:</p>
<p>Konuşurken, başkalarını rahatsız edecek kadar yüksek sesle konuşmamalıdır. Allah Teâlâ bu konuda bizi uyarmış, şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Sesini yükseltme! Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir!”(12)</p>
<p><strong>Müslüman Yalan Söylemez!</strong></p>
<p>Yalan söylemek büyük günâhlardan biridir. Hattâ büyük günâhların en büyüğüdür.(13)</p>
<p>İşte bu sebeple Müslüman yalan söylemez.</p>
<p>Peki, yalanı kim söyler?</p>
<p>Allah’a inanmayanlar söyler.(14)</p>
<p>“Müslüman neden yalan söylemez?” diye sorulacak olursa, bunun cevâbı gayet açıktır.Çünkü yalan ile îmân bir arada durmaz. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi “yalan söylemek mü’minin değil, münâfığın alâmetidir.”(15)</p>
<p>Öyle münâfıklar vardır ki, heybesinin iki gözü vardır, biri yılan doludur, diğeri yalan. Onları iyi teşhis etmeli ve kendilerinden uzak durmalıdır.</p>
<p>Sadece meleklerin gördüğü, bizim göremediğimiz bazı çirkinlikler vardır.</p>
<p>Şöyle:Server-i Enbiyâ Efendimiz’in haber verdiğine göre, insan yalan söylediği zaman,vücudundan pis bir koku yayılır. Bu öyle berbat bir kokudur ki, yanımızdan ayrılmayan melekler o kokudan son derece rahatsız olurlar ve o kokuyu duymamak için uzaklara kaçarlar.(16)</p>
<p>Peygamberler Sultânı Efendimiz yalanın insanı kötülüğe, kötülüğün de cehenneme götüreceğini haber vermiştir.(17)Hâlbuki biz dünyaya cehenneme gitmek için değil, cennete hazırlanmak için gönderildik. Bu sebeple şakadan bile olsa yalandan uzak durmalıyız.</p>
<p>Fahr-i Kâinât Efendimiz:</p>
<p>“Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine ben kefilim” buyurmuşken, hiç aklı başında olan bir kimse yalan söyleyebilir mi?</p>
<p>Bize böyle güzel imkânlar hazırlanmış, fırsatlar verilmişken yalan ile ne işimiz olabilir?</p>
<p>Yalan söyleyen her zaman mahcup olur. Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar.Biz şunu bilir ve şunu söyleriz ki, perşembe günü yalan söyleyenin cuma günü mutlaka yüzü kara çıkar.Bir de insanları güldürmek için yalan söyleyenler vardır. Ne yazık ki onlar kendilerini tehlikeye attıklarının farkında olmazlar.</p>
<p>Hâlbuki Server-i Enbiyâ Efendimiz:“İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!” buyurmuştur.(18)</p>
<p>Yalanın bir çeşidi daha vardır. O da her duyduğunu başkasına aktarmaktır. Peygamber Efendimiz bizi bu konuda da uyarmış:“Her duyduğunu başkasına anlatması insana yalan olarak yeter” buyurmuştur.<br />
(19)</p>
<p>Nitekim atalarımız da bu hadîs-i şerîfi güzel dilleriyle şöyle ifâde etmişlerdir:“Yalancı kim? Her duyduğunu söyleyen.”</p>
<p><strong>Müslüman Gıybet Etmez!</strong></p>
<p><strong>Gıybet nedir?</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz’in târif ettiğine göre gıybet:<br />
“Din kardeşini, onun bulunmadığı bir yerde, duyduğu zaman hoşlanmayacağı sözlerle anmaktır.”</p>
<p>Allah’ın Elçisi böyle buyurduğu zaman, orada bulunan sahâbîler:</p>
<p>“Ya o kardeşimiz hakkında söylediğimiz kusurlar onda varsa, yine de onu gıybet etmiş olur muyuz?” diye sordular. Allah’ın sevgili elçisi bu soruya şu cevâbı verdi:</p>
<p>“Evet, söylediğin şeyler onda varsa, kardeşinin gıybetini yapmış olursun. Şayet söylediğin şeyler onda yoksa, kardeşine iftirâ etmiş olursun.”(20)</p>
<p>Yüce kitabımız, birbirinin gıybetini yapmayı, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetmiştir.(21)</p>
<p>İşte gıybet böylesine çirkin bir şeydir.</p>
<p>Bir gün Peygamber Efendimiz, Âişe annemizle konuşuyordu. Annemiz, Resûlullah Efendimiz’e, Peygamber hanımlarından birinin “kısa boylu” oluşundan söz etti. Allah’ın Elçisi bu sözden hiç hoşlanmadı ve ona şunu söyledi:</p>
<p>“Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, şâyet o söz denize karışsaydı, denizin suyunu bozardı.”<br />
(22)</p>
<p>Yine bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz ashâbına, Mîrac’a çıktığında gördüğü korkunç manzaralardan birini anlatıyordu.</p>
<p>Şöyle buyurdu:Gördüğüm bazı kimselerin bakırdan tırnakları vardı. Onlar kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalayıp duruyorlardı. Yanımda bulunan Cebrâil aleyhisselâma: “Kendi kendilerine işkence eden bu şahıslar kimdir?” diye sordum. O da bu kimselerin; gıybet etmek sûretiyle insanların etlerini yiyenler, onların şeref ve namuslarıyla oynayanlar olduğunu söyledi.(23)</p>
<p>Demek ki birini arkasından çekiştirmek, korkunç bir davranıştır. Cezası da öylesine ağırdır. Onun için, güzel kardeşlerim, dilimize hâkim olalım. İnsanları, duydukları zaman hoşlanmayacakları sözlerle çekiştirmeyelim.Nebîler Sultânı Efendimiz birinin hatasından, kusurundan söz edeceği zaman, bunu isim vermeden yapardı: “İnsanlar neden böyle yapıyor?” diye o kusuru söylerdi. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin maksadı birilerini incitmek değil, yapılan hatayı düzeltmekti.</p>
<p>Kıyâmet gününde bazı kimseler amel defterlerini açıp bakacak ve orada yapmadıkları;günahları görecekler. İtiraz ederek:“Burada bir yanlışlık var; ben bu günahı işlemedim” diyecekler. O zaman kendilerine:“Bunlar, gıybetini yaptığın falanın günahlarıdır” denecek. Bu acıklı durumu Peygamber Efendimiz böyle anlatmış, ardından da bir tavsiyede<br />
bulunmuştur: Haksızlık yapanların, kıyâmet günü gelmeden önce, haksızlık yaptıkları kimselerle helâlleşmelerini öğütlemiştir.</p>
<p>Ya helâlleşmezlerse?</p>
<p>Onu da şöyle anlatmıştır:O haksız adamın sâlih amelleri var mı diye bakacaklar. Varsa, yaptığı haksızlık kadar kendi sevaplarından alınacak, zulmettiği kimseye verilecektir. Şâyet adamın hiçbir iyiliği yoksa, o zaman, zulmettiği kardeşinin günahlarından bir kısmı ona yükletilecektir.(24)</p>
<p>Burada ünlü İslâm âlimi Abdullah ibni Mübârek’in bir sözünü hatırlayalım. İbnü’l-Mübârek diyor ki:</p>
<p>“Şayet birilerinin gıybetini yapacak olsaydım, annemin ve babamın gıybetini yapardım.Çünkü sevaplarımı almaya en lâyık olan onlardır.”(25)</p>
<p>Tâbiîn neslinin ünlü âlimi Hasan-ı Basrî hazretlerini duymuşsunuzdur. Bu değerli insan,birinin kendisini çekiştirdiğini duyduğu zaman, ona bir tabak şeker gönderirmiş ve şöyle dermiş:</p>
<p>“Kardeş! Duyduğuma göre sevaplarını bana göndermişsin. Ben de buna karşılık sana bir hediye göndermek istedim.”</p>
<p><strong>Yapılan Gıybeti Dinlemek</strong></p>
<p>Birini çekiştirmek, onun gıybetini yapmak ne kadar günah ise, yapılan bir gıybeti dinlemek de o kadar günahtır.</p>
<p>“İyi ama” denebilir, “Adam konuşup duruyordu. Ben de istemeyerek dinledim. Benim suçum ne?”</p>
<p>Bu durumda yapılması gereken şudur: Biri gıybet etmeye başlayınca:Ya onun konuşmasına engel olmalıdır.Veya konuyu değiştirmelidir.Bunlar yapılamıyorsa, oradan kalkıp gitmelidir.</p>
<p>Bir de şöyle bir durum var: Bir adam var ki, dinimizin yasakladığı işleri, günahları açıkça yapıyor. Fakat diğer Müslümanlar onun böyle biri olduğunu bilmiyor. O zaman din kardeşlerimizi o kötü adamın şerrinden kurtarmak için, onun nasıl biri olduğunu kardeşlerimize söyleyeceğiz. O takdirde yaptığımız bu uyarı gıybet sayılmaz. Çünkü Fahr-i Âlem Efendimiz de ashâbını böyle durumlarda uyarmış ve bilgilendirmiştir.(26)</p>
<p>Bir fenanın yedi mahalleye zarar verdiğini herkes bilir.</p>
<p><strong>Müslüman Söz Taşımaz!</strong></p>
<p>Bir kimse, bir başkası hakkında, duyduğu zaman üzüleceği bir söz söylemiş olabilir.Elbette bu kötü bir huydur. Daha kötüsü, bu çirkin sözü, aleyhinde konuşulan kimseye iletmektir.</p>
<p>İki kimsenin arasını bozmak için söz taşımaya “koğuculuk yapma”, “nemîme” denir.Halkımız bire on katarak söz taşıyanlara, arabozanlara “müzevir” der.Peygamber Efendimiz insanların arasını bozmak için söz taşıyan kimsenin cennete giremeyeceğini söylemiştir.(27)</p>
<p>Hepimiz cenneti kazanmak için çırpınıp duruyoruz. Bir Müslümanın söz taşıdığı için cenneti kaybetmesi ne büyük felâkettir!</p>
<p>Bir gün Peygamberler Sultânı Efendimiz, ashâbıyla birlikte bir yere gidiyordu. O sırada inleyen, acı çeken bir adamın sesini duydu. Sağa sola bakındı ve oradaki bir kabrin başına geldi. Ashâbına bu kabri işâret ederek orada yatan kimsenin azâp gördüğünü, suçunun da koğuculuk yapmak yani söz taşımak olduğunu haber verdi.(28)</p>
<p>Söz taşıyan kimseye aslâ güvenmemelidir. Çünkü sana başkasından söz getiren, senden de başkasına söz götürür.</p>
<p>Bir adam tâbiîn neslinin ünlü âlimi Hasan-ı Basrî hazretlerinin yanına geldi ve ona:</p>
<p>“Falan kimse senin aleyhinde konuştu” dedi. Bu büyük âlim ile o adam arasında şöyle bir konuşma geçti:<br />
“O adamı ne zaman gördün?”<br />
“Bugün gördüm.”<br />
“Nerede gördün?”<br />
“Onun evinde gördüm.”<br />
“Onun evinde ne yapıyordun?”<br />
“Ziyâfet vermişti de, onun için gitmiştim.”<br />
“Bu ziyâfette ne yedin?”</p>
<p>Adam bu soru üzerine sekiz çeşit yemek saydı. Bu büyük İslâm âlimi onu şöyle azarlayıp kovdu:“Karnına sekiz çeşit yemeği sığdırdın da, bir sözü mü sığdıramadın. Kalk git şuradan be ahlâksız herif!”</p>
<p><strong>Müslüman, Kötü Söz Söylemez!</strong></p>
<p>Müslüman güzel insandır. Onun kalbi gibi ağzı da temizdir. O, temiz ağzına kötü söz almaz. Kimseye küfretmez, kimseye çirkin söz söylemez, kimseye lânet etmez. Aksi halde din kardeşi olan diğer Müslümanlarla arası bozulur, kardeşlik duygusu zarar görür.</p>
<p>Bir gün Peygamber Efendimiz, bir mü’mine yakışmayan işlerden söz ediyordu. O, bir<br />
mü’minin şunları yapamayacağını söyledi:</p>
<p>İnsanları kötüleyemez.<br />
Kimseye lânet etmez.<br />
Kötü söz söylemez.<br />
Çirkin bir iş yapmaz.(29)</p>
<p>Bir başka hadîs-i şerîfinde şöyle buyurdu:<br />
“Özü, sözü doğru olana, lânet etmek yakışmaz.”(30)</p>
<p><strong>Birine lânet etmek ne demektir?</strong></p>
<p>Allah ona merhamet etmesin, demektir.</p>
<p>Kardeşlerim! Bizim böyle bir temennide bulunmaya ne hakkımız var?</p>
<p>Bir gün Hz. Ebû Bekir, daha önce yapmadığı bir şeyi yaptı: Bir kölesine lânet etti.Peygamber Efendimiz de onun bu sözünü duydu ve kendisini şöyle uyardı:<br />
“Ey Ebû Bekir! Lânetçi olmakla sıddîk olmak birbiriyle nasıl bağdaşır? Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, bu iki özellik bir arada bulunmaz.”</p>
<p>Hattâ Allah’ın Resûlü bu sözü iki üç defa tekrarladı. Bu sözleri duyan Hz. Ebû Bekir âdetâ perişan oldu. Hemen o köleyi âzat etti. Sonra Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin yanına geldi ve:“Bir daha o sözü ağzıma almayacağım.” dedi.(31)</p>
<p>Peygamber sözü dinlemek ne güzel bir huy! Rabbim bu güzel huyu bize de nasip eylesin!</p>
<p>Sevgili Efendimiz bir defasında da ümmetini şöyle uyardı:</p>
<p>“Olgun mü’min kimseyi yermez, kimseye lânet etmez, çirkin iş yapmaz ve kötü söz söylemez.”<br />
(32)</p>
<p>Şu halde güzel kardeşlerim, dilimize hâkim olmalıyız. Sadece insanlara değil,hayvanlara, hattâ cansız sandığımız varlıklara bile lânet etmemeliyiz. Kimseye kötü söz söylememeli, kimsenin kalbini kırmamalıyız. Dil yarasının onulmadığını, her şeyin incelikten, fakat insanın kabalıktan kırıldığını bilmeliyiz.</p>
<p>Ne demişler? Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.</p>
<p>Rivâyet edildiğine göre bir gün Hz. Îsâ yolda bir domuzla karşılaştı ve ona:“Yoluna git, benden sana zarar gelmez” dedi. Yanında bulunanlar ona:“Sen bu sözü domuza mı söylüyorsun?” dediler. O da:“Dilimi kötü söze alıştırmaktan korkuyorum” dedi.<br />
(33)</p>
<p><strong>Müslümana “Kâfir” Denmez!</strong></p>
<p>Dilin kemiği yok, dilediğini söyler. Ama Müslüman diline hâkim olacak. Ağzından çıkanı kulağı duyacak. Dinin söylenmesine izin vermediği sözü ağzına almayacak.Öyle adamlar görüyoruz ki, birine canı sıkılıyor, onun bir sözünü, bir davranışını büyük günâh sayıyor, ardından da: “Bu adam kâfir oldu” diyor veya “Bu adam münâfık oldu”deyip işin içinden çıkıveriyor. Böyle kimseler şu gerçeği bilmiyor:</p>
<p>Bir kimse, Allah’ı inkâr etmediği sürece, büyük günah işlese bile kâfir olmaz. Günahkâr olana kâfir değil, günahkâr denir.Birini kâfir olmakla suçlamak yani tekfîr etmek çok ağır bir sorumluluktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin belirttiğine göre, şâyet kâfir diye suçlanan kimse kâfir değilse, bu söz onu suçlayana geri döner ve bu durumda o kişi kâfir olur.(34)</p>
<p>Siz siz olun güzel kardeşlerim, aman kimseye “kâfir” demeyin!</p>
<p><strong>Peki “münâfık” kimdir?</strong></p>
<p>Münâfık, kâfir olduğu halde Müslümanmış gibi görünen kimsedir.</p>
<p>Şu halde biz ağzımıza hâkim olmalıyız. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanın farz olduğunu kabul ve tasdik eden, kıblemize dönüp bizim gibi namaz kılan (ehl-i kıble) birine aslâ kâfir veya münâfık dememeliyiz.</p>
<p><strong>Müslüman Boş Söz Söylemez!</strong></p>
<p>Zaman çok değerlidir. Müslümanın en büyük sermâyesidir. Çünkü vakit nakittir. İşte bu sebeple bir Müslüman vaktini boşa harcamaz; ağzından da sadece hayırlı ve faydalı söz çıkar.</p>
<p>Yüce Rabbimiz, “mü’minin boş söz ve lüzumsuz işlerden kaçınması gerektiğini”belirtmiştir.(35)<br />
“Yersiz ve mânâsız bir söz işittiğimizde onu dikkate almamayı” emretmiştir.(36)</p>
<p>Atalarımız ne güzel söylemiş:</p>
<p>Boğaz dokuz boğumdur, sözünü yutkuna yutkuna söyle!</p>
<p>Şu halde insan, dinine ve dünyasına faydalı olan sözü söylemeli, aksi halde susmalıdır.</p>
<p><strong>Müslüman, Kimseyi Yüzüne Karşı Övmez!</strong></p>
<p>Hastalıklarımızdan biri de, bir kimseyi abartarak övmektir. Hâlbuki herkes övgüyü kaldıramaz, hazmedemez. İnsanlar övüldükleri zaman, gerçekten de öyle olduklarını zannedebilirler. Bu yüzden de kibirlenip gururlanırlar. Kibir ve gurur ise insanı perişan eder.</p>
<p>Adamın biri Peygamber Efendimiz’in yanında bir adamı yüzüne karşı aşırı derecede övdü. Resûlullah Efendimiz o ölçüsüz adama:</p>
<p>“Yazık sana! Arkadaşının boynunu kopardın!” buyurdu ve bu cümleyi birkaç defa tekrarladı.(37)</p>
<p>Böylece birini aşırı derecede övmenin onu mânen öldürmek olduğunu ifâde buyurdu.</p>
<p>Şu halde bir kimseyi uluorta övmemeli. Mutlaka övecekse, ihtiyatlı bir dil kullanarak:“Kanaatimce o şöyle iyidir, böyle iyidir” demelidir. Ancak gurura ve kibire kapılmayacağı bilinen birini övmekte sakınca yoktur.</p>
<p>Bir kimse kendisini aşırı derecede öven şahsa bakmalıdır; şayet o kimse kendisini bir<br />
menfaat beklediği için övüyorsa, hem övgüsüne değer vermemeli, hem de ona beklediği şeyi vermemelidir.Birinin iyiliğini gören kimse, ona teşekkür etmek için kendisini ölçülü sözlerle övebilir, bunda sakınca yoktur.</p>
<p>Bir de açıkça günah işlemekten sakınmayan kimseleri (yani fâsıkları, fâcirleri) kesinlikle övmemelidir. Çünkü böyle bir övgü Allah Teâlâ’yı gazaplandırır.(38)</p>
<p>Öte yandan Peygamber Efendimiz kendisinin aşırı derecede övülmesini istememiş, bu konuda şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Beni, Hıristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı aşırı derecede övdüğü gibi övmeyin!Çünkü ben sadece bir kulum; bana Allah’ın kulu ve resûlü deyin!”<br />
(39)</p>
<p><strong>Müslüman, Şakayı da Ölçülü Yapar</strong></p>
<p>İnsan, samimi olduğu kimseye şaka yapabilir.Bunda bir sakınca yoktur. Ancak şaka ölçülü yapılmalıdır. Çok şaka yapan, toplum içinde saygınlığını da yitirir.</p>
<p>Öte yandan kendisine çok şaka yapılan kimse, belli etmese bile gücenir ve şaka yapana içten içe kin duyar. İşte bunun içindir ki atalarımız: “Şakanın sonu kaka” demişlerdir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz arkadaşının eşyâsını şakadan da olsa almayı, saklamayı ve onu üzüp zor durumda bırakmayı yasaklamıştır.<br />
(40)</p>
<p><strong>Şaka niçin yapılır?</strong></p>
<p>Gülmek, güldürmek için yapılır. Çok gülmek ise doğru değildir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz de şaka yapardı; ama onun şakaları hem gerçeği dile getirirdi,hem de son derece ölçülü olurdu. Meselâ küçük hizmetkârı Enes ibni Mâlik’e “iki kulaklı”diye takılırdı.(41)</p>
<p>O, bu sözüyle Enes’in kendisini dikkatle dinlediğini kastederdi veya ona hadislerini dikkatle dinlemesi gerektiğini hatırlatırdı.</p>
<p>Bir gün yaşlı bir hanım Peygamber Efendimiz’den cennete girmesi için duâ etmesini istemişti. Allah’ın Resûlü de ona şaka olsun diye yaşlıların cennete girmeyeceğini söyledi.</p>
<p>Bu sözüyle ona cennete yaşlı olarak değil, genç olarak gireceğini öğretmek istemiş ve şu âyet-i kerîmeyi hatırlatmıştı:</p>
<p>“Biz o kadınları yeni bir yaratışla yaratmışızdır. Ve onları bâkire yapmışızdır: Eşlerine âşık, hep bir yaşta kılmışızdır.”<br />
(42)</p>
<p><strong>Müslüman, Hiç Kimseyle Alay Etmez!</strong></p>
<p>Burada bir konuya daha dikkat çekelim:</p>
<p>Şaka ile alay etmeyi birbirine karıştırmamak lâzımdır. Şaka, birini veya birilerini ölçülü<br />
bir şekilde tebessüm ettirmektir.Alay ise öyle değildir. Biriyle alay eden onu üzer, gönlünü yaralar, öfkelendirir. Kısacası alay dostluğun tadını kaçırır.<br />
Birilerini alaya almayı Yüce Rabbimiz kesin bir dille yasaklamıştır. Kendileriyle alay edilenlerin, alay edenlerden daha hayırlı olabileceğini belirtmiştir.<br />
(43)</p>
<p>“Başkalarıyla alay edenlere yazıklar olsun” buyurmuş, “kötü lakap takmayı” şiddetle yasaklamıştır.(44)</p>
<p>Müslüman Müslümanın kardeşi olduğuna göre,(45) insan kardeşiyle nasıl alay eder, onu nasıl hafife alıp küçümser?</p>
<p><strong>Müslüman, Ölçülü Konuşmalı!</strong></p>
<p>Müslüman kimseyi incitmeyen, kimsenin gönlünü kırmayan güzel insandır. Kendisi gibi sözleri de yumuşak, gönül okşayıcı ve nükteli olmalıdır. Buna şöyle bir misâl verebiliriz: Bir gün Peygamber Efendimiz ashâb-ı kirâmdan Saîd ibni Yerbû‘un yaşını merak etti ve ona:</p>
<p>“Ben mi senden büyüğüm, yoksa sen mi benden büyüksün?” diye sordu.</p>
<p>O da pek zarif bir cevap verdi:</p>
<p>“Sen benden daha hayırlı ve daha büyüksün. Ama ben senden daha yaşlıyım” dedi.</p>
<p>Bu sahâbînin adı, katı ve kırıcı anlamında “Sarm” idi, Efendimiz aleyhisselâm o gün bu zâtın adını “bahtiyâr” anlamında “Sa‘îd” olarak değiştirdi.(46)</p>
<p>Buna benzer bir soruyu Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Abbas’a sordular:</p>
<p>“Sen mi büyüksün, yoksa Peygamber aleyhisselâm mı?” dediler. Hz. Abbâs Resûl-i Ekrem’den iki, üç yaş daha büyüktü.</p>
<p>O, bu soruya hoş ve ince bir cevap verdi:“Ben ondan önce doğdum, ama o benden büyüktür.”</p>
<p><strong>Konuşma sırasında uyulacak kurallardan biri şudur:</strong></p>
<p>Konuşan kimse sözünü bitirene kadar onu sabırla dinlemeli, ona sormak veya söylemek istediği şeyi, sözünü tamamladıktan sonra söylemelidir. Büyüklerle konuşurken, sesini onların sesini bastıracak kadar yükseltmemelidir.</p>
<p>“Su küçüğün, söz büyüğün” kaidesini de unutmamalıdır.</p>
<p><strong>Herkesle Anlayacağı Şekilde Konuşmalı</strong></p>
<p>İnsanlarla anlayacakları dille konuşmalıdır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz öyle yapardı. Herkesle anlayacağı şekilde açık ve seçik konuşurdu.(47)</p>
<p>Bir hatip, karşısındaki kitleyi göz önünde bulundurmalı, onların anlayış seviyesine göre konuşmalıdır.</p>
<p>Hz. Ali bu duruma işaretle:“İnsanlara anlayacakları şekilde konuşunuz. Anlamayacakları şeyleri onlara söylemeyiniz!” demiştir.(48)</p>
<p>İnsanlara anlamayacakları şeyleri söylerseniz, sözünüz yanlış anlaşılır, yanlış yorumlanır, o zaman da ortalık karışır, fitne çıkar. Fitne uyuyan yılana benzer, onu uyandırmaya gelmez. Bu yüzden de herkese anlayacağı dille hitap etmelidir.</p>
<p>Bana şöyle bir olay anlattılar:</p>
<p>Komiser, iki polise, külhanbeyi geçinen birini, bulunduğu kahveden alıp getirmelerini söylemiş. Polisler o adama: “Bizimle karakola kadar geleceksin” demişler. Fakat adam kendisine böyle nâzik davranan polislerle karakola gitmeyi reddetmiş. Bu defa komiser bir başka polisi görevlendirmiş. O da bu adam hakkında bilgi topladıktan sonra yanına yaklaşıp, ensesine bir tokat aşketmiş, sonra da “Kalk ulan, karakola gideceğiz!” demiş.</p>
<p>Adam hiç itiraz etmeden karakolun yolunu tutmuş.Onu karakola götüremeyen polisler, kendileriyle niçin gelmediğini sorunca, güzel sözden anlamayan adam: “Siz bu abi gibi konuşmadınız ki!” demiş.</p>
<p>Herkese anlayacağı şekilde hitap etmelidir.</p>
<p>M.Yaşar Kandemir &#8211; Elhamdülillah Müslümanım,syf:160-169</p>
<p>1. Buhârî, Menâkıb 23, nr. 3567; Müslim, 71, 2493.<br />
2. Tirmizî, Menâkıb 9, nr. 3640. Ayrıca bk. Buhârî, İlim 30, nr. 94, 95.<br />
3. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), VI, 328, nr. 6541; Kudâ‘î, Müsnedü’ş-<br />
şihâb (Selefî), I, 236, nr. 372.<br />
4. Tirmizî, Birr 71, nr. 2018; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 369, nr. 8808.<br />
5. Buhârî, Edeb 31, nr. 6018, 6019; Müslim, Îmân 77, nr. 48.<br />
6. Ebû Dâvûd, Vitr 32, nr. 1551; Tirmizî, Daavât 74, nr. 3492.<br />
7. Mü’minûn 23/3.<br />
8. Tirmizî, Zühd 11, nr. 2317; İbni Mâce, Fiten 12, nr. 3976.<br />
9. Buhârî, Edeb 31, nr. 6018, 6019; Müslim, Îmân 77, nr. 48.<br />
10. Tirmizî, Kıyâmet 50, nr. 2501; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 159, nr. 6481.</p>
<p>11.Buhârî, Rikàk 23 nr. 6477; Müslim, Zühd 49, 50, nr. 2988.<br />
12. Lokmân 31/19.<br />
13. Buhârî, Şehâdât 10, nr. 2654, Edeb 6, nr. 5976; Müslim, Îmân 143, nr. 87.<br />
14. Nahl 16/105.<br />
15. Buhârî, Îmân 24, nr. 33; Müslim, Îmân 107-108, nr. 59.<br />
16. Tirmizî, Birr 46, nr. 1972.<br />
17. Buhârî, Edeb 69, nr. 6094; Müslim, Birr 103-105, nr. 2607.<br />
18. Ebû Dâvûd, Edeb 80, nr. 4990.<br />
19. Müslim, Mukaddime 5.<br />
20. Müslim, Birr 70, nr. 2589; Ebû Dâvûd, Edeb 35, nr. 4874.<br />
21. Hucurât 49/12.<br />
22 Ebû Dâvûd, Edeb 35, nr. 4875; Tirmizî, Kıyâmet 51, nr. 2502.<br />
23. Ebû Dâvûd, Edeb 35, nr. 4878; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 224, nr. 13373.<br />
24. Buhârî, Mezâlim 10, nr. 2449, Rikàk 48, nr. 6534.<br />
25. Nevevî, el-Ezkâr (Arnaût), s. 340.<br />
26. Buhârî, Edeb 38, nr. 6032; Müslim, Birr 73, nr. 2591.<br />
27. Buhârî, Edeb 50, nr. 6056; Müslim, Îmân 168-170, nr. 105.<br />
28. Buhârî, Vudû 55, nr. 216; Müslim, Tahâret 111, nr. 292.<br />
29. Tirmizî, Birr 48, nr. 1977; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, I, 404-405, 416, nr. 3839,<br />
3948.<br />
30. Müslim, Birr 84, nr. 2597; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 337, 365, nr. 8428,<br />
8768.<br />
31. Beyhakì, Şu‘abü’l-îmân (Hâmid), VII, 145, nr. 4791; Elbânî, Sahîhu’l-Edebi’l-<br />
müfred, s. 132, nr. 243.<br />
32. Tirmizî, Birr 48, nr. 1977; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, I, 404-405, 416, nr. 3839,<br />
3948.<br />
33. Mâlik, Muvatta’, Kelâm 4.<br />
34. Buhârî, Edeb 44, nr. 6045.<br />
35. Mü’minûn 23/3.<br />
36. Kasas 28/55.<br />
37. Buhârî, Şehâdât 16, nr. 2662, Edeb 54, nr. 6061; Müslim, Zühd 65, 66, nr. 3000.<br />
38. Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, el-Mu‘cem (İrşâdü’l-hak el-Eserî), I, 156, nr. 171, 172;<br />
Beyhakì, Şu‘abü’l-îmân (Hâmid), VI, 511, nr. 4544.<br />
39. Buhârî, Enbiyâ 48, nr. 3445, Hudûd 31, nr. 6830.</p>
<p>40. Ebû Dâvûd, Edeb 85, nr. 5003; Tirmizî, Fiten 3, nr. 2160.<br />
41. Ebû Dâvûd, Edeb 84, nr. 5002; Tirmizî, Birr 57, nr. 1992, Menâkıb 45, nr. 3828.<br />
42. Vâkıa 56/35-37; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), VI, 357, nr. 5545.<br />
43. Hucurât 49/11.<br />
44. Hümeze 104/1.<br />
45. Buhârî, Mezâlim 3, nr. 2442; Müslim, Birr 32, nr. 2564.<br />
46. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), VI, 66, nr. 5528; Heysemî, Mecma‘u’z-<br />
zevâid, VIII, 52-53.<br />
47. İbni Ebî Âsım, el-Âhâd ve’l-mesânî (Cevâbire), II, 46; Nesâî, Amelü’l-Yevm ve’l-<br />
leyle (Hamâde), s. 314.<br />
48. Buhârî, İlim 49, nr. bab başlığında.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/">Konuşurken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filozoflardan Sözler:Hermes</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 16:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Gülmek]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Fatik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a Yönelmek]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Şemseddin Şehrezuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkara Özenmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Hermes]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Selamet]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Uslüb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3032</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Âhiret işleriyle uğraşmana engel olan tutkularına ve dünyanın geçici zevklerine meyletme. Aksi hâlde suya batınca kendini kurtarmak ye­rine, çok sevdiği ağır bir eşyayı kurtarma telaşında olan ve bu yüzden boğulup giden kişinin durumuna düşersin. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Allah’a, cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle niyazda bulunmayın, O’na isyan etmeyin, sınırlarını aşıp kanunlarını çiğnemeyin. Arkadaşlarınıza, kendinize davranılmasını istemediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/">Filozoflardan Sözler:Hermes</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-4446 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler-300x156.jpg" alt="hikmetli-sozler" width="393" height="204" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler-300x156.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler.jpg 555w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âhiret işleriyle uğraşmana engel olan tutkularına ve dünyanın geçici zevklerine meyletme. Aksi hâlde suya batınca kendini kurtarmak ye­rine, çok sevdiği ağır bir eşyayı kurtarma telaşında olan ve bu yüzden boğulup giden kişinin durumuna düşersin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Allah’a, cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle niyazda bulunmayın, O’na isyan etmeyin, sınırlarını aşıp kanunlarını çiğnemeyin. Arkadaşlarınıza, kendinize davranılmasını istemediğiniz biçimde davranmayın. Birlik olun ve birbirinizi sevin. Arı ve duru basiret, bölük pörçük ve kirli ol­mayan niyetlerle oruca ve cemaatle namaza devam edin. Allah’a itaat ve takva yolunda birbirinizi sevin. Hayra koşun ve onun için çaba sarf edin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstemeden bir kötülük yaparsanız ondan vazgeçin ve bir daha tekrar­lamayın. Kötülük yapmanıza rağmen başınıza bir iş gelmeden kurtulduysanız bu, sizi o kötülüğü tekrarlamaya değil, vazgeçip tövbe etmeye yönlendirsin. Çünkü o, dünyada iken üstü örtülü kalsa bile kıyamet gününde ortaya dökülecek ve acımasız bir ceza ile karşılık bulacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Din ve hikmet sevgisini birleştirin ve her ikisini de öğrenmekte sebat edin. Hayatınızın tamamını sadece bu ikisine sarf etme imkânı bulur­sanız bunu yapın. Siz bu vasfa sahip olabilirseniz başkalarına zor gelen şeyler size kolay gelecek ve edineceğiniz erdemin size kazandıracağı şeref, sahip olacağınız altın-gümüşten, mal mülkten çok daha işe yarar olacaktır. Çünkü dünya malı kalıcı değildir» önünde sonunda fâni ola­caktır; Allah’ın sevabı ise hâkidir, asla son bulmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Çok gülmekten ve lâkaytlıktan uzak durun, insanlarla dalga geçmeyin. Birinin açığını veya kınanacak bir yanını yakalarsanız onu kınayıp, ha­line gülmeyin. Aksine ibret alın ve Allah’a dönün. Çünkü hepinizin ortak vasfı beşer olmaktır ve hepiniz aynı topraktan yaratıldınız. Ona gülen kişinin, gelecekte aynı duruma kendisinin düşmeme garantisi yoktur. Sıkıntıya düşmüş insanları gördüğünüzde yapmanız gereken şey, gözlerinizi semaya dikip sağlık ve afiyette olduğunuz için şükret­mek ve Allah’tan, sizi böylesi sıkıntılardan korumasını dilemektir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her işi yolunda gidiyor diye günahkâra özenmeyin. Çünkü onun eğlence süresi kısadır, sonunda ise onu, altında ezileceği ağır bir yük beklemektedir. Allah onun işlerini yoluna koymayacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Yerin ve göğün Rabbî olan Yüce Allah&#8217;a yönelin. O na temiz duygularla, kalpten dua edin ve dualarınıza kirli duygular karıştırmayın. Allah’a tertemiz gönüllerle ve doğru inançlarla yakarmaya gayret edin ki size kulak verip duanızı kabul buyursun, sizi dileklerinize ulaştırsın, işle­rinizde ve yönelişlerinizde size başarı kapılarını açsın, sizi kötü düşün­celerden, nefislerinizi sıkıntılardan korusun, sizi günah tuzaklarından kurtarsın, karşılaşacağınız tehlikelerin önünü alsın ve düşmanlarınızı önünüzde diz çöktürsün.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öfkelendiğinizde ağzınızdan kötü söz çıkmasın. Çünkü kötü söz, sa­hibini mahcup eder, gözden düşürür, ona laf getirir ve onu günaha ve cezaya sevk eder</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Selâmet. kişinin kimseye düşmanlık etmemesi ve kendisine düşmanca davranan ve zarar verene kötülük etmeyip aksine ona iyi davranması ve yumuşak söz söylemesidir. Çünkü üç haslet vardır ki bunlar âlimlerin en üstün amellerindendir. Düşmanı dosta, cahili âlime, kötüyü de iyiye çevirmek.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Cehaleti bilen akıllı, bilmeyense cahil olur. Hikmetin suretini bilme­yen, kendi sûretini de bilmez. Kendi zâtını bilmeyense başkalarının zâtını hiç bilmez.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Seni sahip olmadığın özelliklerle öven kişinin, sahip olmadığın özellik­lerle kınamasından da emin olamazsın.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Öfke aklı öyle bir örter ki öfkeli kişi güzeli göremez, görmediği için de yapmaz ya da çirkini göremez, görmediği için de ondan kaçınmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Kendisini düzeltmek için hiçbir yol kalmayıncaya kadar arkadaşınla ilişkini kesme. İlişkiyi kessen bile ona bir daha kapına gelmeyecek şe­kilde davranma. Belli mi olur, belki de yaşadıkları onu sana geri getirir ve yine dost kılar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Kişi, ruhu âhirette kurtuluşa ermedikçe hayır ve hikmeti bulmuş sayıl­maz. Üç şeyi olmadıkça da kurtuluşa eremez: yardımcı, dost ve arkadaş. Yardımcısı aklıdır, dostu iffetidir, arkadaşı ise sâlih amelidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Ölümden başka her şeyin çaresi vardır. Günahtan başka her şey er ya da geç fena bulacaktır. Sâlih amelden başka her şey telef olup gidecektir. Tabiattan başka her şey değiştirilebilir. Kötü huydan başka her şey dü­zeltilebilir ve kaderden başka her şey önlenebilir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İbn Fatik-Hikmetli Sözler</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>“Duanızı Allah Teâlâ’ya cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle yöneltmeyin, ona isyan etmeyin, sınırlarını ve kanunlarını çiğnemeyin. Sizden biri kendisine yapılmasından hoşlanmadığı bir şeyi kardeşine karşı da asla yapmasın. Birlik olun ve birbirinizi sevin. Arı, duru basiretlerle, bölük pörçük ve kirli paslı olmayan niyetlerle oruca ve cemaatle namaza devam edin. Allah Teâlâ’ya itaat ve ona karşı sorumluluk duygusu konusunda birbirinizi sevin. Hayra koşun ve onun için çalışın. Allah’ın size koyduğu Farzları yerine getirmeniz huşu ve alçakgönüllülükle, kendinizi beğenmeden, büyüklenmeden, eksiksiz ve tam olsun. Sizi başkalarına karşı böbürlenmekten, çoklukla övünmekten sakındırırım. Sevgi ve tevazu sahibi olun ki amellerinizin hayırlı ürünlerinin sonucunu çoğal tabilesiniz.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Hainlerle, günahkârlarla, sapıklığı arzulayanlarla hemhal olmaktan ve çirkin eylemlerden uzak durun.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah adına yalan yere yemin etmeyin, Allah Teâlâ’ya yeminle saldırmayın. Doğruluğa öylesine sıkı tutunun ki “evet” sözünüz sadece “evet”, “hayır” sözünüz ise sadece “hayır” olsun. Yalancıları ulu Allah adına yemin verdirmekten kaçının. Aksi hâlde yeminlerini tutmayacaklarını bildiğiniz zaman siz de günahta onlara ortak olursunuz. Tercihiniz onları, gizli olan sırları bilen Allah’a havale etmek şeklinde olsun. Zira iyilik yapanın iyiliğinin, kötülük yapanın da kötülüğünün karşılığını veren bir hâkim olarak Allah size yeter.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Bilin ve emin olun ki Allah’tan hakkıyla sakınmak en büyük hikmet, en yüce nimet, hayra motive eden, anlayış ve akıl kapılarını açan bir sebeptir. Çünkü Yüce Allah kullarını sevince onlara akıl bahşetmiş, peygamberlerini Cebrail ile hususi kılmış ve böylece onlara dinin sırlarını ve hikmetin hakikatlerini açmış, böylece onlar da dalalete yaklaşmamış, doğru yolun takipçisi olmuşlardır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hikmeti sezin ve dindarlığa sarılın. Nefislerinizi ağırbaşlılık ve dinginliğe alıştırın. Güzel ve iyi edeplerle bezenin. İşlerinizde iyi düşünün ve acele etmeyin, özellikle de kötülük yapanı cezalandırmak konusunda. Hayâyı yüzünüzün örtüsü, Allah korkusunu kalbinizin korkusu kılın. Sağlıklı ve istikâmet üzere düşünün. Sonu pişmanlık olan şeylerden uzak durun. Bu yolları takip etmekle nefis, cehalete esir düşmekten, yeniliğin kölesi olmaktan kurtulup özgür olur.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sizden biriniz haddi açar ve bir kötülük yaparsa ondan hemen vazgeçsin. Barış ve emniyet hali onu kötülüğü tekrarlamaya değil, aksine vazgeçip tövbe etmeye götürsün. Çünkü kötülük, dünyada iken üstü örtülse bile kıyamet gününde açığa çıkar ve kendisinde merhamet olmayan bir ceza ile karşılık bulur.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah&#8217;ın sizi çağırdığı ve korumanızı emrettiği edep kuralları ile edeplenin; bilge ve âlimlere tabi olun ve onlardan faziletler devşirin. Arzularınız övgü talebine ve methe layık işlere yönelik olsun, yoksa arzularınızı kötülüklere ve çirkin işlere yöneltmeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Helal olmayan yiyeceklerden kaçının ve kirli kazançlardan utanın. Çünkü bunlar her ne kadar keselerinizi parayla doldursalar da kalplerinizden imanı boşaltır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Kendinizi iyi ve kötü herkese iyilik etmeye alıştırın; iyilere iyilikleri için, kötülere ise kötülüklerine karşı siper yapmak için.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hakka iletilmeyen, hakkı tam anlamıyla tanıyamayan ve hakla onu duymak ve fakat yapmamaktan başka alakaları olmayan bir toplulukla hemhal olmaktan sakının. İnsanları sıkıntıya sokmak için tuzaklar kurmayın, onlara kötülük için istekli olmayın, zarar görmeleri için çaba sarf etmeyin. Çünkü bu, gizli kalmaz. Başlangıçta gizli kalsa bile gelecekte gizli kalmaz. Kendinizi bu tür şeyler yapmaktan veya böyle bir konumda bulunmaktan uzaklaştırın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Din sevgisiyle hikmet sevgisini birleştirin ve kendinizi bunları öğrenmeye vakfedin. Bu dünyada bulunduğunuz zamanınızın tamamım tümüyle başka bir şeye değil de buna sarf etme imkânı bulursanız bunu yapın. Siz bu özelliğe sahip olduğunuz zaman sizden başkalarına zor gelen size kolay gelir. Sizin için meydana gelecek faziletin şerefi altın ve gümüşten ve diğer her türlü zenginlikten çok daha faydalıdır. Çünkü bunlar fânidir, gelip geçer; Allah azze ve cellenin sevabı ise bâkidir, asla son bulmaz.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Birbirinizle konuşmalarınızda içiniz dışınız bir olsun. Dilleriniz gönüllerinize muhalefet etmesin.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Emirlerinize itaat edin, sultanınıza boyun eğin, büyüklerinize ikram edin, sizi eğiten kimseye iyilik edin. Sizde Allah ve hak sevgisi baskın olsun. Doğru görüşe ve nasihat edenlerin istişaresine muhalefet etmeyin ki pişmanlıktan emin olasınız ve paylanmaktan kurtulasınız.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Zorlukta, kolaylıkta, fakirlikte, zenginlikte ağzınız yüce Allah’ın hamdi ve şükrüyle dolu olsun.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Amelleriniz hariç üstünlük yarışına girmeyin, hükümde haksızlık yapmayın, ikiyüzlülükle davranmayın, hainleri temize çıkarmayın,temiz kimselere hainlik isnat etmeyin. İstikâmetle beraber bulunan fakirlik size günahla beraber bulunan bir zenginlikten daha hoş gelsin. Çünkü mal fânidir, gelip geçer, iyi ameller ise bâkîdir, kalmaya devam eder.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Çok gülmeye ve lakaytlığa meyletmeyin, insanlarla alay etmeyin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Birinin kusurunu, açığını veya kınanacak bir durumunu ortaya çıkarırsanız onu ayıplayıp hâline gülmeyin. İbret alın ve yüce Allah’a dönün. Çünkü beşer olmak sizin ortak noktanızdır; siz ve onlar, hepiniz aynı topraktan yaratıldınız. Ona gülen kişi gelecekte aynı duruma kendisinin düşmesinden emin olamaz. Sıkıntıya düşmüş insanları gördüğünüzde yapmanız gereken şey, bakışlarınızı Allah Teâlâ’nın katına kaldırıp afiyetiniz karşılığında Allah’a hamd etmeniz ve ondan sizi korumasını dilemenizdir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Farklı görüşte olanlar din hakkında sizinle seviyesiz bir üslupla tartıştığında onlara bunun misliyle değil aksine yumuşaklıkla,kılavuzlukla, rehberlikle ve tatlı dillilikle karşılık verin. Yüce Allah’a sığınarak hep birlikte şöyle deyin: Allah’ım! Mahlûkatını ıslah et. Kaza ve kaderinden onları sevgi ve barışa, iman ve hidayete sevk eden şeyleri uygula.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Toplumsal meclislerde çoğunlukla susun ve size karşı mücadelede silah olarak kullanmayı umdukları şeylere meraklı olanların yanında ağzınızı sıkı tutun. Az tartışın, yakışıksız ve fuzuli sözler söylemeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Nefsin yaşaması yumuşak huylulukta; yumuşak huyluluğun yaşaması yüce ve ulu Allah’a imanda; yüce ve ulu Allah’a imanın yaşaması ise dinin korunmasındadır. Bilmez misiniz ki hikmet ile Allah’a iman birbirinden ayrılmaz iki şeydir. Bunlardan biri varsa öbürü de var; yoksa yoktur.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Bir insan yüce ve ulu Allah’tan korkmaksızın adil olamaz. Adil kimseler ancak Allah korkulan çok olduğunda adil olmuşlardır Kıyamet gününde bununla kutsanmış ruhu kazanırlar. Firdevs’in kapıları ona açılır böylece onların nefisleri, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın rızası için çalışan ve ebedi hayatı hak eden tertemiz nefislerle birlikte dolaşır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Kötülerden, hasetçilerden, düşmanlık ve kin besleyenlerden, sarhoşlardan ve cahillerden uzak durun. Hayra niyetlendiğinizde kötü bir düşüncenin size arız olup sizi hayırda engellememesi için onu bir an önce hayata geçirin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Çocuklarınızı büyümeden önce öğretmek suretiyle eğitin ki size karşı asi olmasınlar, kötülüğe meyletmesinler ve onlar yüzünden size günah yazılmasın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Himmetiniz yerin ve göğün rabbi olan Yüce Allah’a yönelik olsun. Dualarınızı ona yöneltin, kirli düşüncelere kapılmadan içinizden ona temiz duygularla dua edin. Eğer siz Allah’a tertemiz gönüllerle yakarırsanız sizi duyar, duanızı kabul buyurur, sizi emellerinize ulaştırır, işlerinizde ve yönelişlerinizde size başarı kapılarını açar, sizi kötü düşüncelerden korur, nefislerinizi sıkıntılardan muhafaza buyurur, sizi günahların tuzaklarından kurtarır, tehlikeleri sizden uzaklaştırır ve düşmanlarınızın liderlerini ayaklarınızın altına kapandırır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Oruca başladığınızda kendinizi her türlü kir ve pastan temizleyin. Kötü düşünceler ve çirkin kuruntulardan arınmış saf ve samimi bir kalple Allah rızası için oruç tutun. Çünkü Allah kirli kalpleri, karışık niyetleri kirli sayar. Ağızlarınız yemekten kendini alıkoyarken organlarınız da günahlardan kendini alıkoysun. Çünkü yüce Allah sizin sadece yemeklerden kaçınarak oruç tutmanıza razı olmaz. Fakat her türlü çirkinlikten ve tümüyle fuhşiyattan kaçınarak oruç tutmanıza razı olur. Fiilleriniz yerilmiş ve basiretiniz bozuk olduğunda keşke bileydim oruç size ne fayda sağlar!Oruçlarınızda Allah’ın evlerini sıklıkla ziyaret edin; namaz ve dua ile Allah’ın evlerini şenlendirin. İbadetinizi gözünüzde büyütmeyip ibadetlerinizle şan ve şöhret olmayı arzulamayın. Aksine miskinlik ve boyun eğerek kulluk edin. Dini farizalarınızı ifa edip, ibadetinizi eda edip bayramlarınızı kutlayıp evlerinize eşinizle ve çocuklarınıza birlikte neşeyle döndüğünüzde ihtiyaç sahiplerini ve düşkünleri hatırlayın; onlara iyilik ve lütufla el uzatın.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sıkıntılı olanlara soluk aldırın, içi daralanların içini açın, esirleri fidyesini vererek azat edin, hastaları tedavi edin, garipleri misafir edin, açları doyurun, susamışları suya kandırın, felaketzedeleri destekleyin ve mazlumları onlara zulmedenlerin elinden kurtarın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“ Kederlilerin kederini bir kat daha artırmayın. Aksi giden durumlarını siz de bir yüke dönüştürmeyin. Bilakis onları destekleyin, onlarla yardımlaşın, güzel söz ve fiillerle onları destekleyin ve teselli edin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Size daha önceden kötülük yapanlardan olsalar da onları affedin ve başlarına gelen musibetle yetinip vazgeçin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Dostlar edinin. Pişmanlık duymamanız ve zararlarını görmemeniz için kalbinizin meylinden önce onları deneyin ve sıkıntıya düşmeden önce onlara güvenmekte acele etmeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah’ın dünyada üstün kıldığı kimse kardeşine karşı böbürlenmesin;gurur ve büyüklük duygusuna kapılmasın. Bu üstünlük gözünde hakir olsun. Çünkü Allah Teâlâ fakirleri de zenginleri de tek bir yaratılışla yaratmıştır ve katında onların hepsi eşittir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sizden biri öfke anında hemen kötü söz söylemesin. Çünkü kötü söz sizi mahcup eder, gözden düşürür. Sizi kınanmayı ve bayağılığı getirir, sizi günaha ve cezaya sevk eder.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Her kim öfkesini yutar, dilini tutar, konuşması temiz olur ve nefsini arındırırsa bütün kötülüklerin üstesinden gelmiş demektir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hikmet talibinin hikmet isteği ve rağbeti, onu elde etmek ve sunmak için olmamalıdır. Fakat hikmet, kendisi dışındaki her şeyden daha değerli olduğundan hikmet talibinin hikmet rağbeti sırf özü için olmalıdır”</p>
<p>Kaynak:Şemseddin Şehrezuri – Nüzhetü-l Ervah</p>
<p>T.C Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/">Filozoflardan Sözler:Hermes</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
