<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitle Kültürü | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kitle-kulturu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Jun 2022 19:03:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kitle Kültürü | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Popüler Kültürden Kitle Kültürüne: Gündelik Yaşam ve Yaygın Endişe</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/populer-kulturden-kitle-kulturune-gundelik-yasam-ve-yaygin-endise/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/populer-kulturden-kitle-kulturune-gundelik-yasam-ve-yaygin-endise/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 16:17:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitle Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güncel ÖNKAL&#8221; Bilinç-oluşturan kültür, kapitalizm güdümünde bilinci-o- luşturulan kültüre dönüşmüştür. Tepeden tırnağa tüm top­lumsal örgütlenme modellerinde çeşitlendirilen tüketim he­deflerinin çelişkileri arasında sıkışmış birey-kültür-toplum üçgenindeki gerilim gündelik yaşamda kendisini hissettirir. Bu nedenle gündelik hayatın sosyolojisinde gündelik kültüre yönelik çalışmalar bir yanıyla çok kolay gözlemlenebilir ola­nı, sıradanlığı, yaygın tekrarlanabilir ve basit olanı, herkesçe aşina olanı ifade edecek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/populer-kulturden-kitle-kulturune-gundelik-yasam-ve-yaygin-endise/">Popüler Kültürden Kitle Kültürüne: Gündelik Yaşam ve Yaygın Endişe</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-8035 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tech15_1-672x372-300x166.jpg" alt="" width="408" height="226" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tech15_1-672x372-300x166.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tech15_1-672x372-600x332.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tech15_1-672x372.jpg 672w" sizes="(max-width: 408px) 100vw, 408px" /></p>
<p>Güncel ÖNKAL&#8221;</p>
<p><em>Bilinç-oluşturan</em> kültür, kapitalizm güdümünde <em>bilinci-o- luşturulan</em> kültüre dönüşmüştür. Tepeden tırnağa tüm top­lumsal örgütlenme modellerinde çeşitlendirilen tüketim he­deflerinin çelişkileri arasında sıkışmış birey-kültür-toplum üçgenindeki gerilim gündelik yaşamda kendisini hissettirir. Bu nedenle gündelik hayatın sosyolojisinde gündelik kültüre yönelik çalışmalar bir yanıyla çok kolay gözlemlenebilir ola­nı, sıradanlığı, yaygın tekrarlanabilir ve basit olanı, herkesçe aşina olanı ifade edecek kadar apaçıktır; diğer yandan, görü­nenin ardında yafanı simgeleştirmesi, düşündürmesi ve top­lumsal uyumun/uzlaşmanın ölçülebilir alanım ifade etmesi bakımındansa eleştirel düzleme haizdir. Featherstone, bu nedenle, beşerî bilimlerin gündelik hayat alanındaki çalışma­larının nihayete erişemeyeceğini, &#8220;muğlak kalmaya mahkûm olduğu&#8221;nu ifade eder (akt. Bennett, 2013:11). Ona göre sosyo­lojinin en zor tanımlanabilir kavramlarından birisi gündelik hayat kültürü ve kültürsüzleşmenin içerisinde yaşanılanın toplumsal tahayyülüdür.</p>
<p>Gündelik hayatın incelenmesinin ve beşerî bilimlerde nesne kılınmasının yöntemsel analizi bakımından bireysel olanla toplumsal olanın kesişimini <em>popülizm</em> ifadesinde buluruz. Popülizmi incelemek onun temel felsefesinin dayanağı olan &#8220;tüketim kültürü&#8221;nü incelemek demektir. Bu bakışla kültür ve yapı arasındaki ilişkinin dönüşerek ve tüketim ol­gusuna indirgenerek artık günümüzde fail-eylem alanı-an- lam alanı başlıkları altında gündelik yaşam içerisinde karşı­lıklı etkileşim içerisinde ürün verdiğini gözlemleyebiliriz.</p>
<p>Tüm bu dönüşüm ve değişim içerisinde toplumsal ak­tör olarak kültürün taşıyıcısı bireyin incelenmesi kuşkusuz &#8220;olan&#8217;ı tasvir etmesi bakımından sosyoloji tarafından doğ­rudan eleştiriye tabi tutulamaz. Toplumbilim felsefesi bağ­lamında hareket edersek, ondan biraz nasiplenen sosyolojik tahlillere doğru ilerlersek şunu görürüz: İnsanın dünü-bu- günü ve geleceği arasında varoluşsal bir yarılma vardır. Bu yarılma gerek kültürde gerek toplumsal yapıda gerekse de bireysel anlam dairesinde vuku bulur. Gündelik yaşamın <em>praksisi</em> tüketimin kültür nesnesi kılındığı ve bu durumdan hoşnut olunan popülizm içerisinde kendi kuramım bulma­ya çalışmaktadır. Artık ne birey toplumu umursamakta ne de toplumsallık bireyi kucaklayıp ileriye taşımaktadır. Birey ve toplum yeni maddi kültürün zıt kutupları olarak gün­delik hayatta birbirlerini iterler. Birey toplumsallık adına olanları olumsuzlamak için mekânsal dönüşümlere gider. Toplumsallık bireyleri kucaklamak adına tüketim kıskacın­da ekonomik sistem ile özdeşleşir. Ancak ne birey ne toplum ortak bir kültürün parçaları, diyalektik sahipleri olamazlar. Gündelik yaşam kültürünün sözde kültür öğeleri etrafında­ki geçici birliktelikler, bir araya gelişler söz konusudur. Bu &#8221;Öbekleşme&#8221; durumu sınıfsallığı, toplumsal tabakalaşmayı literatürden silecek kadar acımazsızdır çünkü neokapitalist/ neoliberal söylemin güdümünde önüne gelen her şeyi yozlaş­tırmakta ve yok etmektedir.</p>
<p>Kültürün doğrudan sosyal gerçekliğe karşılık geldiğini söyleyemeyiz ancak kültür uzun yıllar boyunca toplumsal olanın analizi için bir ölçü olarak kullanılmıştır. Burada kül­türün toplumsal sistemde sosyal dünya ile ilgili olanı kurma görevini yerine getiren bir sistem olduğu ön kabulü yatmak­ladır. Bu kabule göre insan düşünebilen bir canlıdır ve bilin­cinde varlığı, doğayı, kendisini, başkasını hem tanımlayabilir hem de yapmış olduğu tanımlara uydurabilir. İnsanın bu va- roluşsal boyutuna filozoflar &#8220;öznelliği&#8221; derler. İnsan sadece öznelliğini kurmak bakımından kültürel bir varlık değildir; aynı zamanda başkaları tarafından kurgulanmış kültürel sistemleri, bu sistemlerin içerisinde yer alan unsurları da ta- rihselliği bakımından bilebilir. O halde kültür sadece insanın kendi kendine ürettiği bir anlam değil, ifade ettiği, işaret ettiği ve kurgusunun tarihselliği ile kendisini geçmişten günümüze açan bir semboller bütünüdür (Işık, 2013:155). Kültürel çalış­malar yapan sosyal bilimciler bu tanımdan hareketle kültü­rün geniş anlamda her türlü sosyal öğrenmeyi ifade eden et­kinliği içerisine aldığım söyler ve bilimsel faaliyetin kültürel bir söylem olarak kavramsallaşması gerektiğini ileri sürerler (Işık, 2013:161).</p>
<p>Bu çalışmada popüler kültürü anlamak çatısı altında, kit­le kültürü anlayışlarının modern sonrası dönemde gündelik yaşamımızı nasıl dönüştürdüğünü, kitlesel gündelik yaşam kültürünün tekil varolanı bireysel tüketim kültürünün yay­gın popülizm endişesini sosyolojik &#8220;olan&#8221;la felsefi &#8220;olması gereken&#8221; arasINda inceleyeceğiz. Bu anlamda anılan kavram- sallaştırmalara ilişkin soruşturma dayanacağı eleştirel pers­pektifin doğal bir sonucu olarak kötümser bir tablo çizilecek­tir. Kötümserlik insanlığın geleceğe ilişkin umudunun azal­dığı her dönemde kendisine yer bulur. Kötümserlik distopya yazınım ortaya çıkarmıştır. Kötümserlik insanın çareleri dü­şünmesi demektir. Kötümserlik gerçekçiliktir ve psikologla­rın iddia ettiği gibi bir depresyon belirtisi değil beşerî kaygı­ların varoluşsal dışavurumudur. Dahası insanın kültür tarihi pek de iyimser örneklerle dolu değildir aslında. Bu bağlamda gündelik hayatın popülist yansımaları kötümserliklerle beze­lidir ve bir o kadar da geleceğe duyulan umudun toplumsal eylem alanıdır.</p>
<p><strong>Gündelik Yaşam Sosyolojisi Açısından Kültürü Anlamak</strong></p>
<p>Sosyolojinin doğuşunda yer alan nesnelci ve pozitivist te­melli bakış açısı sosyal hayatın konu edilmesine ket vurarak bu alanı daha çok antropolojik kaygılan olan araştırmacıla­ra emanet etmiştir. &#8220;Dolayısıyla ana akım sosyoloji gündelik hayat fenomenlerinin yalnızca önceden tanımlanmış açık ve belirgin (bilimsel) biçimsel kategoriler açısından incelenebi­leceğini varsaymaktan öteye geçmediler&#8221; (Esgin ve Çeğin, 2018:15). Böylece sosyolojik araştırmalar bağlamında günde­lik hayat, insanın toplumsallaşma deneyiminin bir tezahürü olarak ideolojik okumalara ancak 20. yüzyılın ikinci yarısın­da kavuşabildi. Ontolojik temelleri bakımından düşündüğü­müzde, gündelik hayat alanı, insanların hem ortak ve uyum­lu davranışlarını hem de buna aykırı biçimde farklılaşma ve ayrışmalarının tezahürlerini barındırır. Gündelik hayatta top­lumsal ilişkinin öznesi olan insanın hem kendisi hem de diğer öznelerle olan ilişkisi bakımından kurulu bir alanı <em>(öznelerara- sdık)</em> ortaya koyması söz konusudur.</p>
<p>&#8230;[G]ündelik hayatın belirsizliğine ve konu hakkındaki fikir birliğine ilişkin tartışmalarda disiplin içinde belir­ginleşen bazı temel ilkelerden bahsetmek mümkündür. Bu ilkelerden birincisi, gündelik hayatın her gün yinele­nen alışkanlık haline gelmiş rutin eylemlerden, hafife alı­nan deneyimlerden, inanç ve uygulamalardan meydana gelen sıradan bir dünya olduğudur (Featherstone, 1997; Sztompka, 2008). İkincisi, gündelik hayatın bir yeniden üretim alanı olmasına dönüktür. Bu yeniden üretim ala­nında diğer dünyaları ayakta tutan temel aktiviteler, bü­yük ölçüde kadINlar tarafından sürekli olarak yeniden üretilir. Üçüncüsü, gündelik hayatta tecrübelerin, günde­lik etkinliklerin gerçekleştirilmesinde düşünümsellikten uzak bir boyut vardır. Bireyler gündelik rutin eylemlerini gerçekleştirirken genellikle bu eylemleri üzerine düşünme gereği duymazlar. Dördüncüsü, gündelik hayatta spon­tane ortak faaliyetler dışındaki birlikte olma duygusunu somutlaştıran bir şekilde bireysel olmayana vurgu söz konusudur. Beşincisi ise, gündelik hayattaki bilginin hete­rojenliğini gündeme getirir (Featherstone, 1997: 55-56). Bu ilkeler gündelik havalın dinamikliğine vurgu yaparken, alanın incelenmesi görevini üstlenen sosyolojinin de gün­delik etkileşimlerin doğası, biçimi ve niteliğini inceleme konusunda yeterli araçlara sahip olması gerektiğine gön­dermede bulunur (Esgin ve Çeğin, 2018:31).</p>
<p>Gündelik hayat <em>verili olan</em> değil <em>kurulu olanın,</em> inşa edil­miş kültürel bir varolanın adıdır. Bu adlandırma gündelik hayatın sosyolojisinin doğrudan gözlemle değil, gözlemin ardında yatan -diğer deyişle sosyolojik fenomenal- alanın inşasında rol oynayan etmenlere kadar geri gitmesi gereğini de ileri sürer. Kuramsal açıdan baktığımızda Schutz, Berger ve Luckmann, Goffman, Garfinkel, Gardiner, Lefebvre, De Certeau, Simmel, Habermas, Foucault, Bourdieu ve daha ni­cesi isimlerde, deneyimlenen bir alan olması bakımından gün­delik yaşam sosyolojisini ele aldıkları kadar gündelik yaşam kültürünün kurgusunda yer alan unsurları da inceledikleri­ni görürüz. Dahası yukarıda bahsedilen beş ilke bir yanıyla gündelik hayatı tanımlarken diğer yandan ona yönelim gös­teren kuramların da yöntemini ister istemez belirlemektedir. Ancak kanımca asıl tehlike de burada yatmaktadır. Gündelik hayatın sıradan ama olağanüstü çeşitlilikte, üretken fakat düşünümsellikten uzak, oldukça bireysel ancak bir o kadar da bireysellikten uzak ve ortak, heterojen katmanlı yapısına hapsedilecek bir kültür anlayışı popüler olan ve ondan doğan her türlü kitlesel dışavurumu incelemekte tekil durumların yüceleştirilmek, kitlesel olanı idealleştirmek tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Kitlesellik, kitleselleşme ve öbekleşme niteliklerine doğ­ru dönüşüm gösteren toplumsal tarih içinde bulunduğu gerçekliği üretimin görüngüleri gölgesinde izlediğinden ka­pitalizmin periferisinde hareket etmektedir. Bu nedenle de kültürün insan için etkin değil artık edilgin bir öğe olarak kendi özgül koşullarında değerlendirilmesi gerekecektir. Bu türden bu değerlendirme ta lebi aslında çok da yeni değildir. Postmodernizmin ne olduğunun sorgulandığı bütün çalışma­larda bu türden bir inşanın varlığının altı çizilmektedir. Öyle ki postmodernizmin popüler kültürün özellikle kapitalist Battal toplumlarda gelişmiş olduğu bir form olduğunu ifade eden görüşlerden, yeni bir duyuş/düşünüş/farkındalık ve kültürel duruş olduğuna kadar düşüncelerde benzer yaklaşımları te­melde görürüz. Öyle ya da böyle bu türden dönüşümsel ve yeni çağı niteleyen tüm kültürel-düşünsel belirlemelerde or­tak bir nokta vardır: <em>Bir önceki durumu aşmak!</em> Postmodernizm düşüncesi de en azından modern kültür dünyasının yarattığı elitizmi aşmak ve müzelerden akademiye, mimari seçkincilikten, gündelik yaşama, edebiyattaki famonlaşmadan eğitim diline kadar böylesine bir aşma faaliyetine umut bağlamıştır (Storey, 2011:204).</p>
<p>Kitle kültürünün bir yığın kültürü olarak modern, elitist ve yüksek kültürün karşısına kategorik olarak konulmasının dünyayı, toplumları, bireyleri, toplumların da­yandığı siyasal rejimleri ve kültür politikalarını daha demok­ratikleştirdiğini söylemek temelsiz ve üzerine az düşünülmüş bir belirleme olacaktır. Bunun yerine, bugünden geçmişe doğru bakıldığında görünen toplumsal gerçeklik daha çok <em>ayrışmanın</em> (farklılaşmanın değil), <em>kutuplaşmanın</em> yaşandığı bir düzensizlik düzenidir. Bu düzensizlikte din gibi, Marksizm gibi, bilimsel ilerleme ve devrim gibi &#8220;metaanlatılar&#8221; öncelik­le -Lyotard&#8217;ın deyişiyle- bir olumsuzlamayla kenara atılırken diğer taraftan yaşanan boşluğu &#8220;hiperrealite&#8221;nin imajlara da­yalı ve Baudrillard&#8217;m &#8220;simülasyon&#8221; olarak adlandırdığı sem­patik- teknolojik yeniden üretim nesnecikleri doldurmuştur (Featherstone, 2007:3-6). &#8220;Represantasyon kültürü&#8221;, kültürel bir üretim olmaktan çok tüketimi çeşitlendiren ve çoğaltarak farklılaştıran, böylelikle de yeniden tüketimi sonsuz dairede destekleyen neoliberal kapitalist dürtünün lokomotifi konumundadır. Kullanıcı dostu kültür aslında tüketici dostu kül­tür demektir. Kültürün tüketimi salt satın alma davranışı ile olmaz ve her türlü paylaşım ve dolaşıma sokma eylemi de kültürün popülist düzenini kitlesel düzleme taşımak bakı­mından işe yarar. Bu bağlamda nostalji bile eskiyi yeniden dolaşıma sokarak parlatmaktır; yoksa eskinin &#8220;değeri&#8221; ile kimse ilgilenmez. Ne var ki postmodern teoriler metodolo­jik çabaları ve modern açıklama modellerinin çağdaş sorun­lara uygulanması yolundaki çabayı oldukça beslemiştir. Bu nedenle teorilere meydan okuyan ve kendisi de bu anlamda anlatı olan postmodern kültür anlayışı olup bitenlerin karşı­sında ya da sonunu müjdeleyen alaycı duruşuyla kendi araç­larım yaratmak istemiştir. Kültür onun araçlarından en başta gelenidir. Kültür teorisi ve kitle kültürü kuramı hesaba katıl­maksızın salt postmodern tartışmaların içinde kalarak bura­daki tartışmaların toplumun sorunlarıyla ilgilendiği yanılsa­masından çıkamayız. Bu amaçla toplumsallıktan kitleselliğe kültür yoluyla nasıl geçildiğini irdelemeliyiz.</p>
<p><strong>Toplumsallıktan Kitleselliğe Kültür ve Kültürler</strong></p>
<p>Kitle kültürünün en önemli ayırt edici özelliği kendisin­den önceki bütün popüler kültür oluşumlarını yutmuş olma­sı ve hiçbirinin doğrudan izlerini taşımadığı gibi, kendisinin itici gücü olan tüketici bireyin de özelliklerini de sahiplenme- mesidir (Ahıska, 1989). Tüketicisi belli olmayan, yarattığı un­surlarla ve ürünlerle yönü, hedefi, gelenek ve geleceği oluş­mayan böylesine bir yapıya kültür denilmesi de eleştirinin bir başka odağıdır. Kitle kültürü bu bağlamda yarattığı bi­reysel hapsolunmuş tüketim odaklarında yeri ve zamanı kul­lanıcısına bağımlı, pasif ve sessiz, öznesi muğlak, zaman ve mekândan münezzeh, kültürel <em>aurasını</em> yitirmiş imajlar geçi­dinde vuku bulmaktadır. Kitle kültürünün -Wordsworth&#8217;ün deyimiyle- &#8220;yarattığı vahşi sersemlik&#8221; popülizm ile açıklana­bilecek kadar masum değildir: &#8220;Ortaya çıkan ucube, sınıflar üstü bir çekiciliğe sahip. Herkesi kendi koşullarından uzak­laştıracak, hayata katlanmayı mümkün kılacak bir kaçış im­kânı. Buna sakaletin cazibesi de demek mümkün. En cezbedi- ci unsur, yaygınlık&#8221; (Ahıska, 1989:14). Buradaki yaygınlığın bir olumsuzluğu, &#8220;yaygın endişe&#8221;yi beraberinde getirmekte olduğunu bu çalışmanın üçüncü ekseni olarak sonuç ve de­ğerlendirme kısmında tartışacağım.</p>
<p>Popülizmi yeni paradigması içerisinde konumlandırma- ya çalışanlar henüz çalışmalarını derinleştirmeden kültürel olanın çoğul hallerinin yarattığı kitlesel kültür fenomeni ve bundan doğan &#8220;kültürler&#8221;i konumlandırmak zorluğu 19801er sonrası toplum kuramlarının başlıca odağını oluşturacaktı. Bu yıllar sonrası yapılan çalışmaların en büyük ayıbı klasik ola­nı aşmak adına oradaki ayrımları unutmasıdır. Kavramların terimlerle yer değiştirmesi kaçınılmaz bir aşırı-yorum yükü­nü sosyal bilimlerin omzuna yüklemiştir. Örneğin popüler olan ve popülizm kavramlarına bakalım. Bu kavramların ilk kullanımını Aristoteles&#8217;e kadar geri götürebiliyoruz. Öyle ki Aristoteles <em>Politika</em> adlı eserinde tiyatroya gelen seyirci sınıfın­dan bahseder ve tiyatroyu izleyenlerin toplum gibi ikiye ayrılabileceğini söyler. Ona göre, çalışanlar ile yönetenler müziği, tiyatroyu, kısacası sanatı farklı biçimlerde, zorunluluk ve ya­rarlarım gözeterek izler, dinler ve beğenir. Aristoteles&#8217;e göre &#8220;boş zaman&#8221; ı nasıl geçireceğini bilmek bir bilgi, eğitim ve er­dem meselesidir. Aristoteles&#8217;e göre kültürün eğitimi fayda ve zorunluluk ilişkisi içerisinde değil eğitimi verilmesi gereken karaktere yönelik bir kazanımdır (Aristoteles,1975:235-245). Böylece Aristoteles en baştan popülerleştirilenin insan ka­rakterinin erdeme dayalı amaçlarına değil fayda ve kazanım araçlarına yönelik olduğunu ifade etmektedir. O halde popü­ler olan araçsal olandır, faydaya dayalı olandır, kişilerin ça­lışma yaşamlarına göre düzenlenmiş olan ya da gündelik ya­şam alışkanlıklarına uygun olarak yöneldiklerinden oluşur.</p>
<p>Folklorik olan popüler olan değildir. Folklorik olan kendi içerisinde direşken, eleştirel kimi öğeler ve hiciv faktörünü barındırırken popülerleşen giderek hafifler. Löwenthal hem gelişkin kültür ürünlerinin popülerleştirilip yaygınlaştırılma­sı yoluyla hem de özel popüler ürünler yaratılması biçiminde ikili bir doğrultuda bu hafifleyerek çoğalmanın varolduğunu Montaigne&#8217;den hareketle belirtir. Bu ikili içerisinde folklorik olana yönelenlerin yüksek sanata yeteneği olmadığı için o merhaleye varamayacağı kabulü de vardır. Dolayısıyla po­püler olan herkes için kültürü ve kültürel olanı yaygınlaştır­mış ve demokratikleşmiş olmaz; tersine elit bir sınıfı da yarat­maktadır (Löwenthal, 2017). Bu noktada benimseyebileceği­miz bir tanımı inceleyelim:</p>
<p>Popüler kültür gündelik yaşamın kültürüdür. Dar anla­mıyla, emeğin gündelik olarak yeniden üretilmesinin bir girdisi olarak eğlenceyi içerir. Geniş anlamıyla, belirli bir yaşam tarzının ideolojik olarak yeniden üretilmesinin ön­koşullarını sağlar (Batmaz&#8217;dan akt. Oktay, 1995:20).</p>
<p>O halde tanımı gereği popüler kültürün gündelik yaşama dayalı olduğunu ve yeniden üretimle bir eğlence kültürü ola­rak da anılabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak önemli olanı buradan belli türde oluşturulmuş bir yaşam tar­zının çıkarımlanacağı ve bunun üretiminin de ideolojik önko­şullarının popüler kültüre dayandığını öğrenmiş bulunuyo­ruz. Popüler kültür biçim olarak folk kültürünün basit, ano­nim ve değer yargılarıyla donanmış geleneksel yapısından farklı olarak aktaranında müellifini (yaratıcısını) imza/marka olarak taşıyan, aktarımı geleneksel değil alternatif ve teknolo­ji destekli iletim kanallarında ücretli olarak sunulan bir kültü­rün adı olarak karşımıza çıkmaktadır (Oktay, 1995:21).</p>
<p>20.yüzyılın ilk yıllarından itibaren gündelik hayat kül­türü ve popüler kültür kuramsallaştırmalarının kitle kültü­rü başlığı altında bireyi aktif değil bir fail olarak kavramsal- taştırmasına yönelik çalışmalar başlamıştır. Yerel ve küresel arasındaki gerilim de bu çalışmalarda özellikle kimlik sorun* sah bakımından çeşitli  açılımlar içerir. Burada çalışmamızın odağı bakımından konuyu &#8220;giydirilmiş kimlik&#8221; veya &#8220;butik kimlik&#8221; olarak andan deney imsel kültürel kimlik ile sınırlandıracağım. Deneyimin gündelik hayatta bireyin hemen he­men tüm epistemolojik çabasını indirgediği paylaşılan bilgi ağı olarak belirlenmesi söz konusudur. Özellikle bu yüzyılın toplumsallaşmasının kitlesel olarak kent yığınlarında ger­çekleştiğini gözlemlediğimizden, şehir mekânlarının geçici çok-etnisiteli, çok-kültürlü yapısında gittikçe daha fazla par­çalanmış bir araya gelişlere tanıklık ederiz. Bu gözlemimize bir belirleme daha eşlik edecektir: Geç modernite bağlanımda bir araya gelen bireyler toplumun farklı kesim, sınıf ve ya­pılarında gezinerek bir tabakasız tabakalaşma örneği verir­ler. Geç kapitalizmin medya ve kültür unsurlarının artık bir endüstri yaygınlığı, büyüklüğü ve odağında yayılımına eşlik eden bu deneyimsel alan yanılsamanın da evidir. Eleştirel kitle kültürü kuramları bağlamında bakarsak &#8220;doğal bir dü­zenmiş gibi gözüken&#8221; bu deneyimsel alan &#8220;şeyler&#8217;le kurulu hegemonik alanında meta piyasası düzenini bize toplumsal ilişki olarak dayatmaktadır (Bennett, 2013:27). Toplum içeri­sinde var olan sınıf, cinsiyet, ırk, beceri, yaş ve benzerle iliş­kiler gibi tabakalaştırıcı sistemler bu nedenle gündelik kül­türün egemen tüketim ideolojisi içerisinde parçalanarak alt metinlerde sunulmaktadır. &#8220;Çizgi Dışı Çoğulluklar&#8221; olarak De Certeau tarafından kavramsallaştırılan sıradan bireyler artık küçük gruplar değil, ama çizgidışında kalan kitlelerdir; çizgidışılık, kültür üretmeyenlerin kültürel bir etkinliğidir ve bu etkinlik imzalı değildir&#8221; şeklinde tanımlanmaktadır (De Certeau, 2008:51). İşte bu durumda anılan tüm ana tabakalar giydirilmiş ilinek kimlikler olarak değişken, akışkan ve yay­gınlıkla kanıksanmış kılınmaktadır.</p>
<p>Toplumsallıktan kitleselliğe geçişle çoğullaşan, farklıla­şan ve deneyimsel alana indirgenen kültür, yeni adıyla kül­türler olarak kitle iletişim araçlarıyla meşrulaştırılır; standart­laştırılır ve dahası tüketim için talep edilebilir hale getirilirler. Kapitalizmin sistem mantığı böylelikle popülizmde değil as­lında kitlesel kültürler deyiminde daha somut biçimde orta­ya çıkmaktadır. Sistem işlerken bireyler beşeri özelliklerini yitirmektedirler, sistemin çarkları kültürü örselerken kitleyi oluşturan faillerini ideolojik olarak da tüketir ve olumlayıcı kılar. Stevenson&#8217;ın deyimiyle, değişim değerini fetişleştiren, kültürel öğelere sunumunun bilet fiyatıyla kalite biçen kitle­lerin &#8220;aynı şeyi tekrar isteyen arzuyu da üretmesi&#8221; sağlanır (Stevenson, 2008:34).</p>
<p>Toplumsallıktan kitleselliğe popüler kültürün evreleri veya radikalleşmesi olarak tanımlayabileceğimiz bu dönü­şüm sürecinde kültürde yozlaşma söz konusudur. Bu yoz­laşma içten ve dıştan gerçekleşmektedir, içten yozlaşmayı belki de bu adı vermese de en iyi tanımlayan Bottomore&#8217;un Frankfurt Okulunun eleştirisini teyit edercesine ifade ettiği üzere &#8220;kültürün bir karşı kültür hareketini asimile etmiş ol­ması ve kendisini endüstrinin gücüne bırakmış olmasıdır (Bottomore, 2013). Dıştan yozlaşma ise kültürün gündelik ya­şama çokça bağlanması, onun deneyim alanına indirgenmesi ve dışarıdan gelen kültür dışı unsurların kültüre araç kılın­ması anlamındadır. Bu noktada aslında kültürün dış dün­yayla bağı kopmuştur. Bu eleştiriyi de Habermas&#8217;ın &#8220;yaşam dünyasının sömürgeleştirilmesi&#8221; belirlemesi ile karşılayabili­riz. Habermas&#8217;a göre bireylerin eleştirel düşünce ve kolektif eylem kapasiteleri bir daha geri dönülemeyecek biçimde or­tadan kalkmıştır. Bu ikincil doğasında insan yaşam dünyasın­dan kopar <em>(de-coupling).</em> Yaşamlarından kopuk biçimde gün­delik yaşamlarına devam eden bireyler bu anlamda yaşam dünyalarını kendi içinden şekillendiremezler; verili olanla yetinirler, böylece sonuçta &#8220;&#8230;aldanma ve nesnel bir yanlış bilinç karakteri kazanırlar&#8221; (Habermas, 1987:187).</p>
<p><strong>Yaygın Endişe ve Kültür</strong></p>
<p>Kültür kuramı sosyoloji tarihi içerisinde öncelikle top­lumsallığın arketipi ve kategorileştirilmesi bağlamında ken­disine bel bağlanan sonrasında sosyologların kendisinden kurtulmak istedikleri en sonunda da postmodern tartışmalar içerisinde disiplinlerarası anlayışla çekirdeği dağıtılmış, yö­rüngesi esnek ve belirsiz bir anlama aracına dönüştürülmüş­tür. Bu haliyle kültür kuramının mevcut bir kültürel duru­mu olgusallaştırması veya onu anlamak için bir perspektifi sahiplenmesi için yine kendi köklerine geri dönerek özellikle ontolojisini yeniden kazanması gerekecektir. Fakat kültürün ontolojisini oluşturan &#8220;beşer&#8221; bu durumda kayıptır. Beşerî ilişkilerin toplamının insanın &#8220;beşerî bilimsel&#8221; durumunu ifade edemeyeceği çok açıktır. Çoğunluğun iktidarının ve egemenlik söyleminin, insan doğasından kontrolsüzce ey­lem alanına taşan antagonistik karakterlerin, değer çoğulcu­luğunun, tüketim ilişkisi içerisinde tanımlanan bir biyolojik yaşamın kültür fenomenine göndermede bulunduğunu baş­tan kabul etmememiz gerekir. Eleştirinin ve olumsuzlamanın yol açabileceği diyalektik çalışma tarzının dayanağı ise olanı söylemekle yetinen bir kültür sosyolojisi değil, olması gere­keni hep hatırlatmakla mükellef bir kültür felsefesi ve ondan hareketle sahaya inen bir toplum felsefesi olabilir. Böylelikle radikal postmodernist ve aşırı popülist açıklamalarla kitleyi toplum sanan, kitlesel olanı kültürel sayan, kitlesel beklentiyi insanlığın beklenti ve umutlarıyla eş tutan vahşi açlıktaki an­layıştan kurtulabileceğimizi öngörebiliriz.</p>
<p>Kültür, popüler kültür, kitle kültürü, kültür endüstrisi gibi kavramsal geçişlerin aslında kendisinde bir &#8220;muğlaklık&#8221; içermediği ancak bir iç-içelik, bağlantısallık ve süreklilik gös­terdiğini varsayabilmemiz için popüler kültür kavramının da­raltılması da bir başka öneri olarak sunulabilir. Kültürün na­sıl ki maddi ve maddi olmayan unsurlarından bahsediyor ve bugün tüketime yönelik olanların maddi olanlarla kalmadığı tespitini yaparak yozlaşmayı tanımlıyorsak, kitle kültürünün de burada bir değişimin adı olması bakımından önceki kültü­rel tahakküm ilişkilerinin farklı araçlarla yapılmasına karşılık geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Toynbee&#8217;nin post- modern çağı ifade eden bu geçiş dönemi dramatik bir değişimi ve total görecelik çağını ifade etmekteydi (Best ve Kellner, 2011:20). Aydınlanmanın ethosunun çöküşü anlamına gelen bıı durumda daha açık ifadeyle, kültür tarih boyunca araç kılınmıştır ve araçsallığının boyutları vardır. Araçsallaşma kültür söz konusu olduğunda yaşam dünyasına yüzüne dön­mek demektir ve bu nedenle de gündelik hayatı kendisine ontolojik zemin kılar. Kültür doğası gereği insancıldır ancak insanın karşısında insanı araç kılması hiç bu kadar yaygın ve acımasız olmamıştır.</p>
<p>Popüler kültür kavramındaki popülerlik &#8220;halka yönelik&#8221; ya da &#8220;halkçı olmak&#8221; gibi naiv anlamlarının ötesinde kişinin kendi yarar ve amaçları için kültürü gündelik hayat çerçeve­sinde boş zaman ve tüketim alışkanlıkları çerçevesinde &#8220;nasıl yaşanır?&#8221;, &#8220;nasıl modaya uygun giyinilir&#8221;, &#8220;nasıl varolmaksı­nız&#8221; sorularına yanıt arayan tüm unsurlarıyla doldurması de­mektir. Lefebvre&#8217;in de kötümser okumasıyla bireyleri yaşam dünyalarında faillik yetilerini yanlış temsillerle doldurmakta oldukları noktasında uyarır. Bireylerin eleştiri mekanizmaları gasp edilmiştir (Lefebvre, 2007).</p>
<p>Yaygın endişe tam da bu noktada ortaya çıkan bir sonuç niteliğindedir. Özellikle 19801er sonrasında dünya toplumlarının en kargaşalı ve siyası olarak sistemik halde bozuluşa uğradığı bir döneme girdik. Bu kargaşanın &#8220;bırakınız dağı­nık kalsın&#8221; denilecek türden kalıcı olmasını isteyen politik duruşa bugün &#8220;post-truth&#8221; denilmektedir. Ancak çalışmamız kapsamında neoliberal kitle kültürünün miras bıraktığı yay­gın endişeye dönersek bu durum aslında bir yanıyla pratik sorunların kapsamlı toplumsal teorilerin olmayışından kaynaklandığını kanıtlar niteliktedir. Kapitalizmin her alanda kurucu unsur olarak ele alınması, başka deyişle kapitalizmi kültür kılma girişimleri toplumların birçoğunda eleştirel du­yargaları devre dışı bıraktı. Bunun yerine dünyanın sorunla­rını kendi omuzlarına yükleyen bir entelektüel sınıfla başbaşa kalındı. Halkın popüler dertleri siyasal dertleri içermedi. Apolitik ancak ekonomik bir toplum modelinde ekonomi halkçı değil ama günübirlik popülist göstergelerle okundu. Özellikle teori-kültür-politika arasındaki çatışan modelleri incelediği alt bölümünde Best ve Kellner, dönemin en büyük sorununun toplum çalışmalarının teorisiz kaldığı için kültü­rel gerçekliğe &#8220;anlam verememek&#8221; olduğunu söylerler (Best ve Kellner, 2011:354). Yine onların tespitiyle söylersek, teori ve politikadaki &#8220;postmodern taşkınlık&#8221; entelektüelleri açısın­dan postmodern akıl çeldirici yeni kültürel sermaye kaynak­larının gitgide marjinalleşmesi ile yerini girişimlerin umut­suzluğuna bırakmıştır (Best ve Kellner, 2011:354).</p>
<p>Demek ki umutsuzluk ve buna bağlı endişenin sosyal bilimlerdeki tezahürü postmodern girişimlerin toplumsal karşılığım eleştirel teoride bulamamak, toplumsal sorunların politik düzlemdeki yansımalarına söylemde haklılaştırılmış biçimde yer verememek, teknolojik-kültürel ve politik otori­telerin tek elde toplanmasına karşı koyamamak, uzmanlık fe­tişizminin sadece zevk için kültürü nesneleştirmesinin özgür­lük olmadığını haykıramamakla oldukça bağlantılıdır. Asıl bireyler arası yaygınlığı ve toplumsal boyutu bakımından en­dişe durumuna baktığımızda II. Dünya Savaşı sonrasındaki entelektüel çökkünlüğün benzer izlerini yine bulabiliriz. Öyle ki, II. Dünya Savaşı sonrasında gerek Avrupa kıtasının gerek beşeri coğrafyanın tüm unsurlarının insan olmaya duydukları saygı, sevgi ve değer atfının çöktüğünü görürüz. 20. yüzyılın ikinci yansı insanoğlunun kötücül doğasım tamir ve gözden geçirme faaliyeti ile geçecektir (Mülhem, 2000:3). Auschwitz&#8217;i düşünmek, sona dair felsefeleri, sonun ertesinde bir umudun kalmadığım, liberalizm taraftarlarının savunduğu özgürlü­ğün kaderimizi olup olamayacağına dair bir endişe demektir.</p>
<p>Gündelik hayatının sınırlı ve fenomenal gündemindeki toplum üyesi bireyin endişesini düşündüğümüzde karam­sarlığın yaygınlığını daha somu t biçimde görürüz. Gündelik hayatın estetize edilmesi sembolik hiyerarşinin deneyimsel alanımızda yeniden düzenlenmesi anlamını taşır. Böylece bir yandan olup-bitenle yetinen ve ardındakini düşünmeyerek &#8220;eğlence kültürü&#8221;ne odaklanan kitlesel tüketim içerisinde popüler ve medyatik kültür, diğer yandan daha önce dene- yimlenmemiş olanı alışkanlıklarına taşıyan hibrid perfor­mans kültürü, üçüncü olarak da tüm bunların yeni mekan- sallıklar gerektirdiğini söyleyen yeni kent kültürü karşımıza çıkar (Featherstone, 2007:64-67). Bu üçlü yapı kendisini 20001i yılların başına kadar aşama aşama ve farklı araçlarla açacak­tır. Niş medya, turizm kültürü, rock müzik, TV yayıncılığı, internet kültürü, çevreci komünler, ağ toplumu tartışmaları bunlara örnek olarak verilebilir.</p>
<p><strong>Sonuç Yerine</strong></p>
<p>Liberal endüstriyel toplumlarda bir ürün olarak karşı­mıza çıkan kültür endüstrisinin yine bu toplumlarda olduk­ça etkin biçimde işlediğini kitle iletişim araçlarıyla birlikte sanal dağıtımda kendisine yer bulduğunu görüyoruz. Kitle kültürü toplumları ve onları oluşturan bireyleri eşitleme- miştir. Popülist akımlar herkesi hesaba katarak ilerlememiş­tir. Yaygınlık kazandırılmak istenen dağıtıma çıkarılmıştır (Adomo, 2005).</p>
<p>Tüm akademik hayatını toplumsal gerçekliğin kavran­ması sorununa adamış olan Pitirim A. Sorokin, geleceğin kültürünü belirlemenin en önemli dinamiğinin insanın kül­tür tarihinin merkezini yitirmesinin ardından kültür olgusu­nun hareket ve yayılımını etkileyecek &#8220;tohum&#8221;larının birer &#8220;kültür gücü&#8221; ve &#8220;kültür sistemi evreni&#8221; biçiminde dönüşüp dağılması olduğunu söyler. Ona göre kültür sistemi kendini yayacak bir toplumsallaşma olgusunu da kendisi kuracaktır. Kültürün yayılımını etkileyen &#8220;kültür yaratıcılarının kültü­rel kalabalığın içerisinde merkez(e)koş ve merkez(den)kaç biçiminde yayılmasını, kültürel olmayan öğelerin kültürel olana tamamlanarak, birer hammadde kılınacağı toptan kül­tür hareketinin başlayacağını öngörmekteydi (Sorokin, 1997: 358-359). Sorokin&#8217;in öngörüsünün günümüzde çoktan ger­çekleştiğini ve bizim anlama çabamızın başladığını söyleye­biliriz: Mekân olarak gündelik hayatı, zaman olarak mesaiyi, hammadde olarak doğayı, insanı, yaşamları, sanatı, değerleri ve de her şeyi içine alan, geride bize endişesi kalan bir kül­türün failleriyiz. Kültür, gerek sermayenin iktidarı karşısın­daki acizliğinden, gerekse de vaatleri, dışladıklarına karşı bir aşağılama biçimini almaya başladığından, eleştirdiği güçler tarafından ele geçirilmiştir. Tüketici kültürü, kültürün yoz­laşmasıdır (akt. Bemstein, 2011:29).</p>
<p>Kültür endüstrisi kültürün modernist yorumunda dışla­nanlara kucak açması bakımından sahte bir uzlaşımı da ger­çekleştirir. Bu uzlaşımın varacağı nokta kapitalizm karşısında bir alternatifin olmadığına dair genişlemiş bir mutabakattır. Her ne kadar kitle iletişim araçlarında ve kullanılan teknolo­jilerle çeşitlilik artmış olsa da bu özgürlüğün arttığı anlamına gelmeyecektir (Adomo, 2011:40). Hayat tarzına dayalı olarak imgelerin eşliğinde toplumsal gerçekliğin estetize edilmesi, gerçekte baskı kuranın arzu nesnesi kılınması, olumsuz ola­nın olumlanması gerçekleştirilir:</p>
<p>Kültür endüstrisi kendisine yönelik itirazlarla birlikte, tarafsız biçimde kopyaladığı dünyaya yönelik itirazları da bastırır. İnsan bu yaşama katılmakla dağın arkasında kalmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Sinema ve radyo­ya karşı çıkıp sonsuz güzellikte ve amatör tiyatroda direten taşralılar, siyasal açıdan, kitle kültürünün kendi yandaşlarını götürmekte olduğu noktaya şimdiden ulaşmışlardır. Kitle kültürü, artık baba ideali ya da duyguların egemenliği gibi eski düşleri gerektiğinde ideoloji diye aşağılayıp bir kenara itebilecek kadar güçlenmiştir. Yeni ideolojinin nesnesi dün­yanın olduğu halidir. O, kötü varoluşu olabildiğince ayrıntılı biçimde betimleyip olgular âlemine çıkararak olgu kültünden yararlanır. Böyle bir terfi sonucunda salt varoluş anlamın ve adaletin ikamesine dönüşür. Güzel olan, kameranın yeniden ürettiğidir (Adorno, 2011: 83).</p>
<p>Sonuç olarak, öznelerin, nesnelerin, ilişkiselliklerin ters yüz edildiği, bize verili olanın gün geçtikçe niteliksizleştiği bir dünyada, kültürün taşıyıcı değil aracı olduğunu söyle­yebiliriz. Bir ortam olarak kültür özellikle sanal ağların yay­gınlığı ve teknolojik alt yapısıyla küresel kültür dünyasının işleyişini sağlamaktadır. Yine aynı kitle iletişim araçları ve teknolojik alt yapısıyla güzel olanı kamerasında yeniden üre­tir. İşte yaygın endişe bu üretimin kültürel olumlanmasıdır.</p>
<p>Editör:Berfin Varışlı &#8211; Popüler Kültür ve Sosyal Değişim: Disiplinlerarası İncelemeler,syf:15-33</p>
<p>’Prof. Dr. Maltepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü, <a href="mailto:guncelonkal@maltepe.edu.tr">guncelonkal@maltepe.edu.tr</a>, ORCID: 0000-0002-3302-6691.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Adorno, T. (2005). Kültür endüstrisini yeniden düşünmek. (E.</p>
<p>Mutlu, Çev., Ed.). <em>Kitle iletişim kuramları</em> içinde (s. 240-249). Ankara: Ütopya Yaymevi.</p>
<p>Adorno T. (2011). <em>Kültür endüstrisi-kültür yönetimi.</em> (N. Ülner vd, Çev.). İstanbul: İletişim</p>
<p>Ahıska, M. (1989). Kültürün değeri. <em>Defter,</em> 8, 7-14.</p>
<p>Aristoteles (1975). <em>Politika.</em> (M. Tunçay, Çev.). İstanbul: Remzi.</p>
<p>Bennett, A. (2013). <em>Kültür ve gündelik hayat,</em> (N. Tokdoğan, vd., Çev.).</p>
<p>Ankara: Phoenix.</p>
<p>Bemstein, J. M. (2011). Sunuş. T. W. Adomo, Ed., N. Ülner vd.</p>
<p>Çev.). <em>Kültür endüstrisi-Kültür yönetimi</em> içinde (s.7-45). İstanbul: İletişim.</p>
<p>Best, S. ve Kellner, D. (2011). <em>Postmodern teori: Eleştirel soruşturmalar. </em>(M. Küçük, Çev.). İstanbul: Ayrıntı.</p>
<p>Bottomore, T. (2013). <em>Frankfurt Okulu ve eleştirisi.</em> (Ü.H. Yolsal Çev.). İstanbul: Say.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>De Certeau, M. (2008). <em>Gündelik hayatın keşfi I: Eylem, uygulama, üre­tim sanatları.</em> (L. A. özcan, Çev.). Ankara: Dost.</p>
<p>Esgin, A. ve Çeğin, G. (Ed.) (2018). <em>Gündelik hayat sosyolojisi: Temalar, sorunsallar, güzergahlar.</em> Ankara: Phoenix.</p>
<p>Featherstone, M. (2007). <em>Consumer culture and postmodernism.</em> 2.ed. London: Sage.</p>
<p>Habermas, J. (1987). <em>The theory of communicative action</em> (Vol. 2). Cambridge: Polity.</p>
<p>Işık, C. (2013). Kültür sosyolojisi: Toplumsalı anlamada bir zorunlu­luk. <em>Sosyoloji Araştırmaları Dergisi,</em> 16(2), 152-169.</p>
<p>Lefebvre, H. (2007). <em>Modern dünyada gündelik hayat.</em> (I. Gürbüz, Çev). İstanbul: Metis.</p>
<p>Lövventhal, L. (2017). <em>Edebiyat, popüler kültür ve toplum.</em> İstanbul: Metis.</p>
<p>Oktay, A. (1995). <em>Türkiye&#8217;de popüler kültür.</em> İstanbul: YKY.</p>
<p>Mülhem, F. (2000). <em>Culture/Metaculture.</em> London: Routledge.</p>
<p>Sorokin, P. A. (1997). <em>Bir bunalım çağında toplum felsefeleri,</em> (M. Tunçay, Çev.). İstanbul: Göçebe.</p>
<p>Stevenson, N. (2008). <em>Medya kültürleri: Sosyal teori ve kitle iletişimi,</em> (B. E. Aksoy, Çev). Ankara: Ütopya.</p>
<p>Storey, (2011). Postmodernism and popular culture. (S. Sim, Ed.). <em>The Routledge companion to postmodernism</em> 3rd Ed içinde (204- 215). London-New York: Routledge.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/populer-kulturden-kitle-kulturune-gundelik-yasam-ve-yaygin-endise/">Popüler Kültürden Kitle Kültürüne: Gündelik Yaşam ve Yaygın Endişe</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/populer-kulturden-kitle-kulturune-gundelik-yasam-ve-yaygin-endise/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültür Endüstrisinin Tüketim Toplumu İnşa Çabası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisinin-tuketim-toplumu-insa-cabasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisinin-tuketim-toplumu-insa-cabasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2021 21:32:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[kültür endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitle Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Kitle Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim Kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Aktay* Özet Bu yazıda, kültür endüstrisinin tüketim toplumu oluşturma çabalan ve bu çabalan gerçeğe dönüştürmenin enstrümanlan olarak kullandığı kültür araç gereçlerinden olan müzik, sinema, sanat, spor gibi ideolojik aygıtların etkileri ve işlevleri değerlendirilmektedir. Bu aygıtların popüler kültürü sürekli nasıl üreterek, küresel çapta nasıl yaygınlaştırdıklan, internet ve uydu kanallarındaki dizile­rin analizleriyle gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu yapılırken, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisinin-tuketim-toplumu-insa-cabasi/">Kültür Endüstrisinin Tüketim Toplumu İnşa Çabası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-22369 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/dünya-tüketim-630x325.jpg" alt="" width="543" height="280" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/dünya-tüketim-630x325.jpg 630w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/dünya-tüketim-630x325-600x310.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/dünya-tüketim-630x325-300x155.jpg 300w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" /></p>
<p>Aydın Aktay*</p>
<p><strong>Özet</strong></p>
<p>Bu yazıda, kültür endüstrisinin tüketim toplumu oluşturma çabalan ve bu çabalan gerçeğe dönüştürmenin enstrümanlan olarak kullandığı kültür araç gereçlerinden olan müzik, sinema, sanat, spor gibi ideolojik aygıtların etkileri ve işlevleri değerlendirilmektedir. Bu aygıtların popüler kültürü sürekli nasıl üreterek, küresel çapta nasıl yaygınlaştırdıklan, internet ve uydu kanallarındaki dizile­rin analizleriyle gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu yapılırken, aynı zamanda, internet ve uydu kanal­ları mecrasında etkili bazı diziler özellikle değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu yazıda, özellikle Dr. House izisi örneği üzerinden analizler yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Anahtar </strong>Kelimeler: Tüketim Kültürü, Kitle Kültürü, Popüler Kültür, Kitle Toplumu, Kültür Endüstrisi.</p>
<p>The Effort of the Culture Industry to Build a Consumption Society</p>
<p><strong>Abstrac </strong>t: In this article, it is evaluated the effects and functions of ideological devices such as mu- sicldnema, art and sports, vvhich are among the cultural tools of the culture industry. The culture <strong>industı </strong>uses these devices or instruments to create a consumer society. It is tried to show how these devick constantly produce popular culture and how they spread it globally, with the analysis of the TV ser ;— on the internet and satellite channels. In addition, some effective TV series on the internet and sktellite channels are tried to be analyzed. In this article, espedally analyzed the case of Dr.</p>
<p>House</p>
<p>Keyword&lt; Consumer Culture, Mass Culture, PopularCulture, Mass Society, Culture industry.</p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Kari Marks&#8217;m her şeyi metalaştıran bir sistem olarak tanımladığı ve &#8220;Özel Meta Üretim Sistemi&#8221; adının verildiği Kapitalizm, Sanayi Devriminden bu yana kendisine uygun; alışverişe, üretim-tüketim sarmalına gönüllü bir sosyolojiyi günden güne oluşturmakta ve küresel boyutta yaygınlaştırmaktadır. Bu adlan­dırmanın mahiyetine ilişkin söylenenler şu ifadelerle özetlenebilir:</p>
<p>&#8220;Kapitalizm, insanların büyük çoğunluğunu dışarıda bırakacak şekilde, kapita­list bir sınıf tarafından, üretim araçları ya da sermayenin özel mülk edinildiği ve meta üretimi ile tanımlanan bir üretim tarzı anlamında kullanılır.&#8221; (Walker ve Gray, 2007:45 aktaran Eren, 2014).</p>
<p>Klasik Marksist jargonun öngörüsüyle kapitalist sistemin, taşıdığı çelişki­lerle kısa sürede çöküş yaşayacağı, akabinde sosyalist/komünıst devrim süreçle­riyle sonunun geleceği düşünülse de yaşadığı her krizi fırsata, her kaosu lehine dönüştürmekle kalmıyor aynı zamanda dünya coğrafyasında küreselleşme ile koşut giden bir yayılmacılığı söz konusudur. Tüketim kültürünü besleyen ens­trümanları ile kapitalist sistem, kültür endüstrisi yoluyla yaygınlık alanını gitgi­de küresel boyutlara taşıyor.</p>
<p>Bu yaygınlaşmayı kolaylaştıran siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal yapılan­maları 1948&#8217;deki &#8220;Bretton Woods&#8221; buluşmaları ile kuran kapitalist sistem, bu yapılanmaların sürekliliğini teminat altına alacak ve günden güne etkilerini ar­tıracak stratejiler ve organizasyonlar da oluşturmuştur. İslamcısından solcusu­na; postmarksistinden anarşistine kadar her kesimden düşünce, eylem ve tavır olarak kapitalist sistemin karşısında yer alma; duruş sergileyip, eylem iradesi ve reaksiyonu ortaya konulmasına rağmen bu yaygınlaşma ve nüfuz artışı önlene­miyor, belki de bu aksi duruşlar, karşı koyuşlar bile sistemin daha da güçlenme­sine neden oluyor.</p>
<p>Çünkü bu sistemin hem müstahkem kaleleri var ve bu kaleleri besleyen teo­rik, düşünsel arka planı sağlamlaştıran; paradigmal, söylemsel düzen inşası gibi Önlemeleri var. Söz konusu kaleler, 1948&#8217;de kurulan; IMF, WB, WTO, AGÎT gibi siyasi güvenlik kurumlan olduğu gibi çatı organizasyon olarak BM var. Tabi ki bunların dünya çapında örgütlü ve finansal destekli alt birimleri de. Bunların dışında yine küresel çapta etkili STK’lar, hatta yardım kuruluştan, bunlar tara­fından fonlanan sivil toplum inisiyatifleri vs. gibi oluşumlar da var. Açık Toplum Enstitüleri, Soros tarzı vakıflar ve bunların birçok ülke coğrafyalarındaki farklı etkinlikleri hatırlanabilir.</p>
<p>Tüm bu oluşumlar, yapılanmaların tek derdi bu sistemi müstahkem hale ge­tirip yaygınlık ve nüfuz kazanmasını sağlamaktır. Görünen o ki tüm karşı çıkış­lar, muhalif ses, düşünce, eylem ve tavırlara rağmen bu başarılıyor. Bu başarının arka planında, ya da mutfağında postmarksistlerin, nam-ı diğer Frankfurt Okulu düşünürlerinin deşifre ettikleri bir endüstri var: Kültür Endüstrisi&#8230;<sup>1</sup></p>
<p>Kültür Endüstrisi aracılığıyla sisteme can suyu taşıyan popüler kültür üretimı gcrçekleştirilmektedir. Liberal kapitalist düzenin itikadını oluşturan değerler üretilip bireylere aşılanıyor. Sinema, Müzik, Medya, İnternet, Spor gibi enstrümanlar aracılığıyla üretilen ikonlar, idoller, starlar vs. gibi taşeronlar üzerinden moda ideolojisinin salık verdiği IN ve OUTlar (bir tarz helaller-haramlar) vazedilip bunlara iman eden kitleler yaratılıyor. Bu kitleleri de üretecek bir çok imkan fırsat da başarıyla kullanılmaktadır. Felsefe başta olmak üzere değişik bilim disiplinleri kullanılarak, özellikle sosyoloji ve psikolojinin sunduğu birey-toplum kontrolüne ve yönlendirmesine dair tüm olanaklar seferber edilmektedir.</p>
<p>Küresel kapitalist sistemin bu yaygınlık ve nüfuz artışının arka planında derin, teorik, düşünsel bir zemin vardır ve bu zemini bu sistem, bu disiplinlerin sağladığı imkanlara borçlular. Tüm bireyselleştirici, özgürleştirici vurgu ve vaadi olan felsefeler, psikoloji ekolleri aslında tüketim kültürüne iyi bir müşteri kazandırma işlevi görmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde modernleştirici birçok ideolojik aygıt bu konuda işlev görmektedir. Eğitim kurumlan da bu anlamda bireylerin formatlandığı yerlerdir.</p>
<p>Bireylerin ihtiyaçlarının bile belirlendiği; ilgi, zevk ve tercihlerinin yönlendirildiği hegemonik ve küresel bir oyun stratejisi uygulanıyor. Bireylerin bu sarmal içinde kendilerini gerçekten özgür sanmaları ve bu özgürlükten taviz vermemelerı bile sağlanmakta köleliğe dair müthiş bir müşteri memnuniyeti illüzyonu yaratılmaktadır.</p>
<p>Tüketim toplumu ve kültürü birbirlerine koşut tutunan iki süreç ya da kavram. Bunlara kitle kültürü ve toplumu kavramları ile de anlama denemesi yapılabilir. Pek bir şey fark etmeyecektir. Her halükarda gerek toplumuyla gerekse kültürüyle kitleler, ortak ilgi, zevk ve tercihlere yönlendirilmekte, türlü reklam, pazarlama stratejileri ve türlü illüzyonlarla kontrol edilmektedir. Tüm bu icraatlar da kültür endüstrisi baş aktör olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Kültür Endüstrisinin başat rol oynadığı bu stratejiler yoluyla evlere; özel­likle &#8220;teenagger&#8221; olarak tabir edilen genç kuşakların odalarına kadar sızan bir küresel kültür seli oluşmaktadır. Söz konusu bireyler, bu sel karşısında çoğu zaman  savunmasız ve çaresiz durumdadır. Oradan edindikleri değerlerle hayata,varlığa,hakikate, siyasete, toplumlarına, tarihlerine bakmakta ve tavır sahibi olmaktadırlar.</p>
<p><strong>Kültür Endüstrisinin Ucuz İşgücü Pazarı: Güney Kore ve Hindistan</strong></p>
<p>Küresel kültür endüstrisi için bu yaygınlık alanını ve tahkimi gerçekleştir­menin maliyeti de epeyce yüksektir aslında. Bir taraftan desteklenen STK&#8217;lar, demek ve vakıflar, siyasi oluşumlar öte yandan bu sektöre can suyu taşıyan türlü araç, gereç ve insan kaynağı var. Tüm bunlara yetecek derecede sübvansiyonu sağlamak oldukça maliyetli ve külfetlidir. Bu yüzden kapitalizmin işgücü piya­sasında maliyeti en düşük insan emeğinin peşine düştüğü Uzakdoğu, Asya gibi ülkeler, kültür endüstrisinin de kurtarıcısıdır.</p>
<p>Kapitalist sistemin üretim maliyetlerini düşürmek için tutunduğu vazgeçil­mez dal olan ucuz iş gücü piyasası kültür endüstrisi için de önemli bir çözüm kaynağı olmuştur. Kültür Endüstrisinin popüler kültür üretimi için son zaman­larda yöneldiği ucuz işgücü piyasası Güney Kore&#8217;dir. Hindistan&#8217;da, Amir Khan gibi yönetmen/oyuncu/yapımcılar üzerinden sinema sektöründe liberal değer­lerle ilgili kültür ve değer üretimini gerçekleştirip yayan bu endüstri, müzik ve dizi/film piyasası için şimdilerde Güney Kore merkezli bir hummalı çalışma per­formansı sergiliyor.</p>
<p>Bu anlamda Güney Kore, popüler kültür üretiminin en düşük maliyetlerle İletildiği bir Pazar oluyor. Dünya çapında şöhret kazanan müzik topluluktan ve üyelerinin yanı sıra, dizileri ve filmleri ile de 12-18 yaş aralığındaki gençler üze­rinde oldukça etkili sonuçlar üretilmektedir. BTS Topluluğu, K-Pop tarzı müzik performansları ve Kore dizileri ile değişik Kore tarzı oyun konseptleri bu anlam­da oldukça revaçta görünüyor. Bu performansların üretiminde kullanılan pop starlar veya görevliler ise tabiri caiz ise karın tokluğuna 7/24 çalıştırılan ucuz iş gücü kıvamındadır. Bu topluluk üyeleri olan bu star(!)ların ne tür iş koşullarında çalıştırıldıklarına ve sonu intiharla sonuçlanan birçok drama konu olduklarına dair haber ve yazılar ortalıkta dolaşıyor. Kısaca ucuz işgücü piyasası, kültür en­düstrisi için de çok önemli ve şimdilerde bu ihtiyaç Kore üzerinden sağlanıyor. Bir zamanlar Hindistan&#8217;da Bollywood üzerinden sağlandığı gibi&#8230;</p>
<p>İsmail Kılıçaslan (2020) Yenişafak&#8217;taki köşesinde bir dönem bu mevzuyu dert ederken şu satırlarla Kore kültür endüstrisini tarif ediyordu:</p>
<p>&#8220;Kore popu özelinde konuşmaya çalışırsak, Koreli müzik yapım firmaları (ya da daha doğru tabirle &#8220;Koreli kültür endüstrisi mühendisleri&#8221;) dönemin ruhu­nu çok iyi kavramış durumdalar bana kalırsa. Şahane müzik gruptan oluşturup şahane pop şarkılarıyla milyarlarca dolarlık bir ekonomik gelir elde etmeyi ba- şarıyorlar. Daha önce birbirlerini tanımayan çocuklan bir araya getirip; onlara 3-4 yıl süren sert eğitimler verip dünya müzik piyasasına kafadan dalmalarını sağlamak az başarı değildir.&#8221;</p>
<p>Bu Endüstrinin kurbanı BTS Topluluğunun özelinde sektörün işleyen duru­munu ve gizli amaçlarını açık eden ve bunları tasvir etmek için de Kılıçaslan&#8217;ın[(2020a) şu ifadeleri var:</p>
<p>&#8220;7 isimden oluşuyor grup. Pop müziğin gerektirdiği bütün şartları haizler. Şar­kıları, küpleri, dansları, söylemleri bütünüyle &#8220;iyi pop.&#8221; Ve bu iyi pop, dünyada yaşları 10-15 arasında değişen milyonlarca ergene &#8220;tutunacak, parçası olunacak bir bağlılık&#8221; öneriyor. Yalnız dikkat: İlgiyi, platonik sevgiyi, aşkı aşan bir bağ­lılıktan söz ediyoruz. Neredeyse &#8220;iman&#8221; düzlemi söz konusu army üyelerinde. Bu yanıyla BTS&#8217;yi pekâlâ belirli yaş dilimlerinde mensubu olunacak bir dine, Army&#8217;yi de pekâlâ o dinin müminlerine benzetmek mümkün. Grubun üyelerin­den birinin babaannesi öldüğünde topluca yaslar tutuldu diyeyim de anlayın durumu. Ne öneriyor peki BTS bu Z kuşağı ergenlerine? Dış görünüşlerinden başlayalım: Grubun üyelerinin tamamı ağır makyaj yapan, bedenlerinde tek bir tüy barındırmayan, tek bir fazla kiloları olmayan, kıyafetleri ve imajlarıyla &#8220;dönem algısına göre mükemmel&#8221; erkeklerden oluşuyor. Etek de giyiyorlar, to­puklu kadın ayakkabısı da&#8230; Çünkü &#8220;neden olmasın ki?&#8221; temel mottoları. &#8220;Ne­den etek giymeyeyim ki, neden makyaj yapmayayım ki, neden bütün tüylerimi aldırmayayım ki, neden kusursuz ve benzersiz görünmek için aklıma her eseni yapmayayım ki?&#8221; şeklinde uzayıp gidiyor liste. Ve hayır, kesinlikle eşcinsellik propagandası yapmıyorlar. Yaptıkları propaganda daha ziyade &#8220;cinsiyetsizlik&#8221; üzerinden ilerliyor. &#8220;Whatever you want&#8221; olayı yani. Hatta bir bakıma bütün cinsiyetlere, bütün dinlere, bütün algılara, bütün ideolojilere eşit uzaklıkta yep­yeni bir &#8220;yeni nesil dünya vatandaşlığı&#8221; önermesi bu&#8230;&#8221; .</p>
<p>Şimdilerde Kültür endüstrisinin giderek etkisini artırma imkanı ve fırsatı bulduğu yeni bir mecra var: İnternet üzerinden yayın. Bunun en güçlü örneği ise Netflix.</p>
<p>Netflix, bir dönem e2, Cine5 gibi şifreli uydu kanallarının yayınlarıyla ken­disine uygun izleyici profili oluşturdukları bir zeminde, internetin hakim olduğu bir ortamda neşvünema bularak ve giderek popülerlik kazanan bir mecradır. Bu kanalda yayınlanan diziler, filmler, genel olarak liberal kapitalist sistemin arzu­ladığı insan tipini oluşturmak, inşa etmek üzere koşullanmış.</p>
<p>E2, cnbc-e ve Cine5 kanallarının &#8220;Lost, Breaking Bad, Prison Break, Oz&#8230;&#8221; nbi dizilerle ve bu dizilerdeki örtük subliminal mesajlarla vermek istedikleri me­sajları Netflix direk, hiçbir subliminal, örtük mesaj verme kaygısı duymaksızın cesurca veriyor. &#8220;Anne With an a&#8221; dizisi bunların sadece bir örneği. Bu dizi ile İlgili söylem analizi başka bir yazının konusu olacaktır. Bu çalışmada, Dr. House dizisınin belli anekdotları ve söylem analizi çerçevesinde bu bağlamda bir değer- indirilmesi yapılmaktadır. Bu değerlendirme, devamı olacak bir değerlendirme aynı zamanda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültür Endüstrisinin Bir Taşeronu Olarak &#8220;Dr. House&#8221; Dizisi<a name="_ftnref1"></a><a href="#_ftn1"><sup>[2]</sup></a></strong></p>
<p>-Everybody lies&#8221;, Yani &#8220;-Herkes yalan söyler&#8221; mortosuyla hareket eden asosyal, dahi derecede başarılı bir doktordur House. En iyi niyetli, safiyane in­sanı eylemleri bile bu mortosuyla yargılar. Saf iyiliğin olmadığına inanıp bu ey­lemlerin arka planındaki çıkar ve hesapların peşine düşer. Genellikle de haklı çıkar. Bu mortonun, tüketim toplumunun olmazsa olmazı olan birbirlerine karşı güvensizliği pekiştirmesi, kapitalist rekabetçi ve bireyselci (bencil) bir toplumun inşası için gerekli bir harç vazifesi gördüğü de düşünülebilir.</p>
<p>Dizinin bir bölümünde, Afrika&#8217;da hasta, fakir insanların sağlığına ve bes­lenmesine kendisini adamış ve binlerce Afrikalıya sağlık hizmeti yapan dünya­ca tanınmış bir yardım gönüllüsü hastasının, hiç kimse tarafından en ufak bir şüphe ile karşılanmayan davranışlarının arka planındaki hesapların ve çıkarların peşine bile düşecek denli, takıntı derecesinde bir paranoyaklık sergiliyordu. Bu bölümdeki, söz konusu yardım gönüllüsüyle derin ahlak felsefesi içerikli tartış­maları ise tam bir ders niteliğindedir.</p>
<p>Dr. House, yerleşik tüm kalıplara karşı sıra dışı bir karşı koyuşu var. Yalandan nefret ediyor ve bunun yaşadıkları ile ilgili birçok psikanalitik nedeni var. Bu yüzden Dr. House, ne görse ne düşünse ne hissetse kime ve nerede ol­duğuna bakmaksızın hesapsızca söylenmesi gerekeni söylüyor. Bizdeki deyimle &#8220;Doğrucu Davut&#8221; gibi&#8230;</p>
<p>Modern zamanların başarı anahtarı olan maskelerden takmıyor, ikiyüzlülük ve riya yok. Kur yapmıyor kimseye, kimseyi mevki makamından dolayı övmüyor, karşılarında eğilip bükülmüyor. Himmete minnetle karşılık vermediği gibi yaptıklarıyla takdir edilmekten de hoşlanmıyor. Çalıştığı hastanenin formel kurallarına karşı iflah olmaz bir itaatsiz, kravat takmıyor, beyaz önlük giymiyor, kirli yüzü, dağınık saç başı ile ve bastonuyla sürüklediği aksayan bacağıyla modern işletmelerin presantable iş gücü talepleriyle dalga geçip yeteneğiyle ayakta durmaya çalışıyor. Bu yönüyle geçimsiz, katlanılması mümkün olmayan ve film­le de sık sık maruz kaldığı bir sıfat olarak katıksız &#8220;bir pislik&#8221;.</p>
<p>Normalde dervişane özelliklerle mümeyyiz bir kişilik portresi oluşturuyor bu vasıflar, fakat modern dünyada geçer akçesi yok bunların. Nitekim bizim Dr. House, yetenek ve samimiyetine inanan bir kaç eski dostu dışında yalnız. Onların da House&#8217;tan çekmedikleri kalmıyor. Hesapsız, karşılıksız gerçek dost­luğun portresi de bu ilişkiler üzerinden başarıyla çiziliyor. Bu portelerin genellikle Yahudi olması ayrıca dikkat çekicidir. Buradaki subliminal mesaj gözden Kaçmayacak derecede açık.</p>
<p>Dr. House&#8217;ın müthiş bir tanı koyma, hastalıkları teşhis etme yeteneği var. Modern tıbbın olanca teçhizatına ve görkemine karşın teşhis ve tamda, aciz kaldığı hastalıkları teşhis etmede sıra dışı bir yeteneği var ve bu O&#8217;nun ayakta kala­bilmek için tek gücü, tek silahıdır.</p>
<p>Dizi boyunca modern tıp, medikal yöntemlerle tedavi usulleri/ sağlık sistemindeki kapitalist sömürü çarkı, ilaç endüstrisinin kirli yüzü de Dr. House&#8217;ın alternatif yöntemleri ve kuraldışı kişiliği üzerinden ince ince eleştirilmektedir.</p>
<p>Bacağındaki dayanılmaz ağrılara Vicodin gibi bir ilaçla karşı koymaya çalışırken bu ilacın bağımlısı bir müptelaya dönüşüyor. Zaten nevi şahsına münhasır iletişim tarzı ile ve katlanılması zor olan kişiliği ile çevresindeki herkesi hatır gönül dinlemeden kırıp geçiren Dr.House, kontrolü zor bir duruma evrilmiştir. Zor zamanlar yaşamış; hayal kırıklıkları ile dolu yaşamına ek olarak, babasından disiplin adına ölçüsüz şiddet görmüş Dr. House için kural dişiliğin Freudyen bir yorumu gayet doğal. Tecavüz mağduru bir kızın kendisine sorduğu &#8220;-Ben tecavüze uğradım tamam da senin derdin ne?&#8221; sorusuna baba şiddetini adres gösteren cevabı her şeyi anlatıyor.</p>
<p>Dr. House, bununla sınırlı bir kişilik değildir. Yeri geliyor bir ateist, deist olup tanrıyla bilgisi ve kaderi hakkında rekabete giriyor. Yeri geliyor bir misyoner gibi etrafına inanç aşılıyor. &#8220;Sonsuzluğa inanmak seni bir hiç, koskoca evrende adeta bir böcek gibi hissettirir&#8230;&#8221; diyerek ateizmini temellendirmeye çalışıyor. &#8220;-Asıl sonluluk inancı, tüm hayatını anlamsızlaştırır, yaptığın her şeyi boşa çıkartır&#8230;&#8221; şeklinde aldığı cevapla aynı zamanda hemen bir anda durulan bir kasırga gibi olur.</p>
<p>2.Sezon 19.Bölüm&#8217;de Dr. House, kötürümleri iyileştiren, kilisedeki şovlarıyla her gün müritlerini artıran, sıradışı geleceği okuma ve nesneleri hareket ettirme gibi yetenekleri olan bir kişi ile diyalogları da ilginç. Neredeyse İsa&#8217;nın yeryüzündeki modern hali gibi yetenekleriyle hastane personeline de kendisini |kabul ettirecek seviyeye gelen bu kişiyi, katı pozitivist tavrıyla taviz vermeden hastanede karşılayan tek kişi Dr. House oluyor.</p>
<p>Tanrı&#8217;nın kendisiyle konuştuğuna herkesi inandıran bu kişi için Dr. House r-İnsan tanrı ile konuştuğunu iddia ediyorsa dindardır. Tanrının kendisiyle ko­nuştuğunu iddia ediyorsa delidir&#8230;&#8221; şeklinde cevap verir. Sonraki süreçte Dr. House, bu kişinin, beynindeki bir tümörün, loblarından birini aşırı baskılamasıyla bu yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağladığım da ispat eder. Keramet, rüya, ilham ile sıra dışı etkileyici hitabet ve yeteneklerle mürit devşiren bir çok din bezirgan gerçekte bu tarz bir sorunu olabilir mi acaba? Peygamberi rüyasın­da gördüğünü iddia ederek ve türlü yeteneklerle müritlerini bunun üzerinden mankurta dönüştüren birçok şizofren var piyasada.</p>
<p><strong>İki Duvar Aynası: Dr. House and İsmet Özel<a name="_ftnref2"></a><a href="#_ftn2"><sup>[3]</sup></a></strong></p>
<p><strong>İsmet </strong>özel, insanların kendileriyle cesur, dürüst, samimi bir iç hesaplaşmadan nasıl kaçtıklarını şu dizeleriyle haykırır ve sorar: &#8220;-Söyleyin, aynada iskele- &#8216; tini görmeye kadar varan kaç, kaç kişi var şunun şurasında?&#8221;<a name="_ftnref3"></a><a href="#_ftn3"><sup>[4]</sup></a>Dr. House, bir anlamda bu dizelerdeki gibi, sözünü sakınmayıp, sözleri, esprileri, jest ve mimikle­riyle, insanları; iç hesapları, ikircikli tutum ve tavırlarıyla, samimiyetsizlikleriyle ve yapmacıklıklarıyla karşı karşıya getiren bir boy aynası gibidir.</p>
<p>İlginçtir, takip edenleri çok iyi bilir ki, İsmet Özel&#8217;in de ortaya koyduğu ki­şilik profili Dr. House&#8217;ın kişiliğine oldukça benzerdir. Yaşadıkları derin hayal kırıklıklarıyla ve belki de aşk yaralarıyla bu benzerlik gitgide derinleşiyor.</p>
<p>İsmet Özel&#8217;in işaret ettiği bu boy aynasında herkes kendi iskeletiyle karşı karşıya kalır. İnsanlar, bununla yüzleşmekten kaçtıkları için Dr. House&#8217;tan da kaçarlar. Dr. House, bu yüzden yalnızdır. Keza, İsmet Özel de&#8230;</p>
<p>Ancak, yalnızlık, Dr. House için bir dram değil aksine hoşuna giden ve Onu mesleğinde ve içsel yolculuklarında verimli kılan bir durumdur. Sanırım, ismet Özel için de böyledir. Nitekim Mataramda Tuzlu Su şiirinde, Özel bu durumu, &#8220;-yerlilerin topraklarına karşı suç işledim/ uzun yola çıkmaya hüküm giydim&#8230;&#8221; dizeleriyle ifade eder.</p>
<p>Yakın insan ilişkilerinde, konferanslarında, İsmet Özel&#8217;in de hatır gönül din­lemeden, konjonktür hesap gözetmeden, sözünü sakınmadan söyleyen bir kişi­lik sergilediği bilinir. Bu yönleriyle birçok çevre için İsmet Özel tekinsiz biridir. İsmet Özel&#8217;in de Dr. House gibi, yıllarca, sadece belli bir kitle ve okuyucu sayı­cıyla sınırlı kalması, anlaşılmaması, dönem dönem tecrit hayatını seçmesi gibi bir kader benzerliği de vardır.</p>
<p>Toplumda, asosyal olarak nitelendirilen, toplumun adeta kendilerinden uzak tuttuğu, ortalama, vasat insan niteliklerine uyumsuz, geçimsiz birçok kişi vardır. Bu kişiler arasında Dr. House gibi sözünü sakınmayıp insanları iskeletle­riyle karşı karşıya getirmekten çekinmeyenleri de vardır. Dr. House&#8217;ın, hastane bürokrasisi, personeliyle, sahipleriyle, hastalarla ve hasta yakınlarıyla ilişkisi de aynıdır. Hiyerarşiyi önemsemeyen, sadece kendi doğrularıyla, prensipleriyle ha­reket eden bir kişilik. Bu kişilikle kapitalizmin çarklarında kendimize nasıl bir kabul alanı/ fırsatı bulabileceğimiz bellidir. Yani bulamayız&#8230; imkansız gibi&#8230;</p>
<p>Dr. House&#8217;ın bu konuda bir endişesi yok. Özel eğitim ve sağlık sektöründe bu kişilikle temayüz etmeye hiçbir fani cüret edemez. Çünkü doktorlar; hasta yakınlarıyla sağlık endüstrisinin patronları ve kuralları; Öğretmenler de; veli, idareci, patron, öğrenci sarmalının bir oyuncağı olarak çalışmak zorundadır.</p>
<p>İnsanlar arası ilişkilerde; dış görünüm, imaj, PR, beden dili, NLP numaraları <sub>ve</sub> diksiyon hokkabazlıktan geçerlidir. Dr. House ise bu numaraların hiçbirine I iltifat etmediği gibi hiçbirini yemiyor da. Bu yüzden O&#8217;na yalan söyleyemezseniz, kandıramazsınız. İnsanlar böylelerini sevmez ve ondan uzaklaşmayı tercih ederler. Böylesi bir piyasanın içinde hayatta ve ayakta kalmanın türlü bukalemunluklarına karşı Dr. House&#8217;in ortaya koyduğu kişilik ve tavır bir tarz dalga geçmektir. Nitekim Dr. House, sivri ve mizahi diliyle bunu en sakınılmaz bir biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Dr. House&#8217;in bunu yaparken güvendiği tek dal vardır yeteneği ve dilinden düşürmediği mottosu: &#8220;-Everybody lies&#8230;&#8221;. Yani, herkesin yalan söylediğidir. İnsan, bu özgüvenle kumdan tüm kaleleri yıkar. Kişilik özellikleri, insanlık ge­nelinin kalitesizliğine, güvenilmezliğine dair inançları ve piyasa kurallarına iflah olmaz itaatsizlikteler!, Dr.House ve İsmet Özel&#8217;i ruh ikizleri olarak buluşturuyor sanki. Katlanılması güç bu dünya ve ilişkiler ağında doktorluk yeteneği House için ne ise şiir yeteneği de İsmet Özel&#8217;de aynı anlamı ve gücü ifade eder.</p>
<p>ismet Özel, kendisindeki bu gücü :&#8221;Hayat saçma sapandır/Üstüme saçmalı tüfeğiyle ateş açtı hayat/Yaylım ateş, bombardıman, güldürücü gaz/ şairsin! ar­kanı dönme! neyin varsa sen de fırlat&#8230;&#8221; dizeleriyle ifade eder.<sup>5</sup></p>
<p><strong>Dr. House and Dr. Foreman: White and Black</strong></p>
<p>Dr. House&#8217;in hayatının bir yerinde bulunan, yanı başında onunla temas ku­ranlar arasında 8 sezon boyunca gözlemlenen çok ilginç bir çeşitlilik var. Asyalı, Siyahi, Beyaz, Müslüman, Yahudi, Hintli, rahipliği terk etmiş Protestan bir doktor olan Avustralyalı genç bir beyaz, ateist, Mormon, biseksüel, lezbiyen v.s gibi&#8230; Sanki ABD halklarının ve çeşitliliğinin resmi geçidi gibi bir jenerik sunuluyor. Bu aynı zamanda liberal hayat tarzının dizi boyunca öykünülmesi istenen çok kültürlü, çok kimlikli bir durumu. Dr. House, tüm bu tiplemelerle, kimliklerle ve iddialarıyla bir pozitivist deist olarak hesaplaşıyor. Çoğundan da galip çıkıyor. Buradan hareketle verilmek istenen ana mesaj, hedeflenen durum ile ilgili derin bir söylem analizi mümkündür. Misal olarak, şimdilik Dr. Foreman ile iletişimi bunlara bir örnek olarak verilebilir.</p>
<p>Dr. Foreman, &#8220;beyazların yöresinden nasiplenmek isteyen&#8221; bir siyahi dok­tor, yerlilerin topraklarında kabul görmek için tüm kurallara uyan, hukuksuz iş [yapmayan eski bir sabıkalı&#8230; Vaktiyle, yerlilerin topraklarına karşı suç işlemiş, bu i yüzden çile çekmiş, yeniden kabul edilmek, onaylanmak derdinde. Geçmişini, [bir travma olarak geleceğine taşıyor. Dizide, işi gücü kurallara karşı itaatsizlik olan, iflah olmaz deli bir doktor olan Dr. House&#8217;u kontrol etmek, adeta O’nun dışarıdaki vicdanı gibi olmak rolünü oynuyor. Bir tür Freudyen tabirle söylene- çekse Alter ego/Süper ego gibi&#8230;</p>
<p>Dizide, aslında Cuddy, Wilson gibi tiplemeler de bu rolü oynamaya çalışı­yorlar. Dr. House da çılgınlığının ve kural tanımazlığının yaratabileceği zararlar, tahribatlar için hiç anlaşamasalar da, dünyaya çok zıt pencerelerden baksalar bile Foreman&#8217;ı yakınında tutuyor. Dr. House için Dr. Foreman, çoğu zaman bir el freni gibidir. Dr. House&#8217;ın kendi tehlike potansiyelinin farkındalığı ayn ama dikkat çekici bir konudur. Çoğu insan çevrelerine verebilecekleri zarar potansi­yelinin farkında bile olmaz.</p>
<p>Dr.House ise Foreman&#8217;ın aksine tam bir beyaz Amerikalıdır, WASP (White Anglo-Saxon Protestant) yani. Dr. Foreman&#8217;ın kabul görmek, onaylanmak için canım dişine taktığı dünyadan nefret ediyor.</p>
<p>İkisi, aynı yolda birbirlerinin ters istikametinde hareket ederlerken sürek­li kafa kafaya çarpışmak zorunda kalıyorlar. Elit, beyaz, eğitimli bir Amerikan ailesinin çocuğu olarak büyümüş ama bundan nefret edip uzaklaşmak isteyen Dr. House ile Harlem gibi dışlanmış, kapatılmış, sınıf atlama hayalleri bile kuru­lamayan bir mahallede yetişmiş Dr. Foreman arasında zaman zaman dizide yer verilen karşılaşmalar, diyaloglar oldukça ilgi çekici. Gerçek hayatın trajikomik yönlerini gösteriyor. Burada tartışabileceğimiz bolca malzeme de var.<a name="_ftnref6"></a><a href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a></p>
<p>I <strong>Sonuç Yerine: Küresel Kültürün Teslisi: Egoizm, Rölativizm ve Deizm</strong></p>
<p>F Dr. House&#8217;tâki itaatsiz, uyumsuz kişilik aslında küresel kültürün empoze etmeye çalıştığı; kurallara, hiyerarşilere asi, başına buyruk, kendisini bağlayan hiçbir geleneği, aidiyeti, kökü, tarihi olmayan bir birey yaratma projesinin bir tasarımıdıır. Her ne kadar dervişane özellikler gibi algılanmaya teşne bu tasarım çoğu izleyicide hayranlık uyandırsa da bu tip kişi ve kişiliklerin yaygınlaştığı toplumlarda kimseye hesap vermek zorunda kalmayan, her şeyi kafasına göre Tüketen bireylerin artacağı kaçınılmazdır ve asıl hedeflenen de bu tiplerin bu dizi modeli aracılığıyla çoğaltılmasıdır.</p>
<p>İşte, küresel kültür endüstrisinin, özellikle diziler ve onların kahramanları aracılığıyla bir fazilet abidesi olarak önümüze koydukları ama gerçekte bencil, küstah bir zekaya sahip, madde bağımlısı, psikotik bozukluğu olan, canının is­tediği her şeyi yapan, deneyen, asi (liberal öğreti buna özgürlük de diyor) bir karakter üzerinden planladığı şey budur. Dr. House üzerinden inşa edilmeye çalışılan tip de budur. Bu tipleme üzerinden tarih ile toplumsal değerlerle, aidiyetlerle kimliklerle çok çetin ve onları yıpratan bir mücadele ortaya konulmak­ladır. Dizinin tüm sezonlarını izledikten sonra her şey ve hiçbir şey arasında, iki arada bir derede kalmış bir rölativist olup çıkıyorsunuz. Tabi ki bir deist olarak tıpkı House gibi. Dr. House, teist değil, ateist de değil tam anlamıyla bir deist. Çünkü an itibarıyla müstahkem düzenin kesin inançlılara tahammülü de yoktur, onlara ayırdığı yeri de yoktur. Dizi boyunca kesin inançlıları aptal yerine koyan bir söylem içeriğinin ustaca diyaloglar ve metinler arasına sıkıştırılması bundan olsa gerektir.</p>
<p>Sosyoloji Divanı Dergisi,sayı:Sayı:16,syf:183-193</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.Marksist yönelimli ilk araştırma merkezi olan Frankfurt Okulu ve buradaki sosyal bilimciler ağırlıklı olarak Marx&#8217;ın ekonomi politik, meta fetişizmi ve yabancılaşma kavramlarının gündelik hayatta iktidar ve medya tarafından nasıl tekrar tekrar üretildiklerine dikkat çekmektedirler. Eleştirel duramla özdeşleştirilen kültür endüstrisi kavramı ilk kez Theodor Adorno ve Marx Horkheimer&#8217;in  ortak kitabı &#8220;Aydınlanmanın Diyalektiği&#8221; eserinde kullanılmıştır Adorno, Horkheimer ve diğer Frankfurt Okulu düşünürleri 20. yüzyılda tahakkümün kültürel boyutu, gündelik hayatın estetize edilmesi, kültürün ticarileşmesi, standartlaşması ve toplumsal yabancılaşma üzerine çalışmışlardır, Adorno ve Horkheimer&#8217;a göre hayatın her alanı, kültür endüstrisi tarafından metalaştırılmakta ve böylelikle hakim ideoloji hem ekonomik hem de ideolojik olarak kitlelerin bilincinde yeniden üretilmektedir. (Adorno, 2003:12).</p>
<p><a name="_ftn1"></a><a href="#_ftnref1"><sup>[2]</sup></a> House (Özgün adı: House M.D.), medikal drama tarzında 16 Kasım 2004 ve 21 Mayıs 2012 tarihleri arasında 8 sezon yayınlanan Amerikan televizyon dizisi. Dizinin ana karakteri olan Dr. House (Hugh Laurie) kurgusal olan New Jersey&#8217;deki Princeton-Plainsboro Eğitim Hastanesi&#8217;nde teşhis ekibinin başındadır. Dizinin yapımcıları Shore, Attanasio, Attanasio&#8217;nun iş ortağı Katie Jacobs&#8217;dan oluşmakta ve film yönetmeni Bryan Singer&#8217;dır. Dizi büyük oranda Centııry City&#8217;de çekilmiştir. Hugh Laurie bu dizideki Dr. Gregory House rolüyle 2006 ve 2007 yılında iki kez Altın Küre ödülü kazanmıştır. <span style="text-decoration: line-through;">httPS</span>î<span style="text-decoration: line-through;">//tr,wikiPedia.org/wiki/House (dizi).</span> Erişim Tarihi:19-10-2020</p>
<p><strong>   </strong><a name="_ftn2"></a><a href="#_ftnref2"><sup>[3]</sup></a> Kapitalist Sisteme karşı her zaman muhalif duruşu olan neoliberal yaşama ve onun ürettiği insan tipine karşı ömrü boyunca adeta savaşan İsmet Özel İle Kültür Endüstrisi Üretimi bir dizi fenomeni olan Dr. House arasında benzerlikler olması bu yazının ilginç bölümlerindendir. Aslında temelde ontolojik açıdan farklı dünya ve hayatların insanı olan iki kişiliği karşılaştırmanın zorluğu da cabası.</p>
<p>Ama yine de deniyoruz, son noktayı koymadan ve de devamı için kapıyı aralık bırakarak..</p>
<p>4.<a name="_ftn4"></a><a name="_ftn5"></a>Celladıma Gülümserken.,http://cilingirdergisi.com/arşiv/birinci-sayı/yüzleşebiliyor-mu-kendiliğiyle-insan/94 Erişim Tarihi:19-10-2020</p>
<p>5.http://cihanoguz.com/Sayfa/Bir-Yusuf -Masali-Sicrama-Tahtasi_102.aspx, Erişim Tarihi:19-10-2020.</p>
<p>6.Bourdieu&#8217;cu eşitsizliğin sürekliliği ve yönetimi kavramsallaştırmasının izahı için bknz:Bakçay Çolak 2015.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Adorno, Theodor W. (2003), &#8220;Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken&#8221; (Çev: Bülent O.Doğan), <em>Cogito Dergisi,</em> İlkbahar-Yaz, Sayı:36.</p>
<p>Bakçay  Çolak, Ezgi (2015) &#8220;Sanat Eğitiminde Toplumsal Eşitsizliğin Yeniden Üretimi&#8221; <em>Sanat-Tasarım Dergisi,</em> Kasım Sayı: 6, ss. 7-16.</p>
<p>Eren, Ahmet A. (2014) &#8220;James Steuart: Kapitalist Üretim Tarzının Eleştirel Tahliline Giriş&#8221; <em>| Sakarya İktisat Dergisi,</em> s. 138-164.</p>
<p>Kılıçaraslan, İsmail (2020). <a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/k-pop-bts-army-ve-z-kusaginin-halleri-2049263">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/k-pop- bts-army-ve-z-kusaginin-halleri-2049263</a> (Erişim Tarihi:19-10-2020).</p>
<p>Kılıçaraslan, İsmail (2020a). <a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/k-pop-bts-army-ve-z-kusaginin-halleri-2049263">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/k-pop- bts-army-ve-z-kusaginin-halleri-2049263</a> (Erişim Tarihi:19-10-2020).</p>
<p>Özel, İsmet (2020) &#8220;CelladımaGülümserken&#8230;&#8221; <a href="http://cilingirdergisi.com/arsiv/birinci-sa-I">http://cilingirdergisi.com/arsiv/birinci-sa- I</a> yi/yuzlesebiliyor-mu-kendiligiyle-insan/94 (Erişim Tarihi:19-10-2020).</p>
<p>Özel, İsmet (2020) <a href="http://www.cihanoguz.com/Sayfa/Bir-Yusuf-Masali-Sicrama-Tahtasi_">http://www.cihanoguz.com/Sayfa/Bir-Yusuf-Masali-Sicrama-Tahtasi_</a> I 102.aspx (Erişim Tarihi:19-10-2020).</p>
<p>Kalker, David Martin ve Gray, Danıel (2007), <em>Historical Dictionary of Marxism,</em> Scarecrow I Press: Toronto.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisinin-tuketim-toplumu-insa-cabasi/">Kültür Endüstrisinin Tüketim Toplumu İnşa Çabası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisinin-tuketim-toplumu-insa-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
