<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kınalızade Ali Efendi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kinalizade-ali-efendi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Mar 2025 07:49:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kınalızade Ali Efendi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erdemlerin Sürekliliği Anlamında Nefis Sağ­lığının Korunması</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-surekliligi-anlaminda-nefis-sagliginin-korunmasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-surekliligi-anlaminda-nefis-sagliginin-korunmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 15:12:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Erdemleri kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Erdemlerin Sürekliliği Anlamında Nefis Sağ­lığının Korunması]]></category>
		<category><![CDATA[Kınalızade Ali Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs-i Emmare]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21303</guid>

					<description><![CDATA[<p>8.Bap:  Unutulmamalıdır ki nefis iyi ve erdemli olunca ve insan­lık mertebesine bilfiil ulaşınca onun bu erdemli melekesini korumak kişiye vacip olur ve her zaman bu mutluluğun taze­lik, temizlik ve devamlılığına azimli olması gerekir. Beden sağlığını korumaya nasıl önem veriliyorsa nefis sağlığım ko­rumaya da öyle önem verilmelidir. Hatta bu, daha önemli ve öncelikli, buna gösterilecek özen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-surekliligi-anlaminda-nefis-sagliginin-korunmasi/">Erdemlerin Sürekliliği Anlamında Nefis Sağ­lığının Korunması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/353_040620172258_815283520.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-21336 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/353_040620172258_815283520-300x186.jpg" alt="" width="342" height="212" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22343 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi.jpg" alt="" width="518" height="291" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/kindi-ibn-heysem-nasiruddin-tusi-metinler-bilim-tarihi-yunan-felsefesi-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></a>8.Bap: </strong></p>
<p>Unutulmamalıdır ki nefis iyi ve erdemli olunca ve insan­lık mertebesine bilfiil ulaşınca onun bu erdemli melekesini korumak kişiye vacip olur ve her zaman bu mutluluğun taze­lik, temizlik ve devamlılığına azimli olması gerekir. Beden sağlığını korumaya nasıl önem veriliyorsa nefis sağlığım ko­rumaya da öyle önem verilmelidir. Hatta bu, daha önemli ve öncelikli, buna gösterilecek özen daha çok gereklidir.</p>
<p>Bu sağlığı korumanın ve nefis erdemini sürdürmenin, kişinin kendisi gibi veya daha çok erdem kazanmış, kusur ve erdemsizlikleri terk etmiş iyi ve erdemli kimseler ile iliş­ki kurmasından ve erdemleri kazanmamış ve erdemsizlik ayıplarından arınmamış kimselerin arkadaşlığından yakıcı ateşten kaçar gibi kaçmasından daha önemli sebebi yoktur. Nitekim Şeyh Sa’dî şöyle demiştir:</p>
<p><em>Kendinden daha iyisini ara ve fırsat bul</em></p>
<p><em>Kendinle olunca zamanı azaltırsın</em><sup>86</sup></p>
<p>Zira insani nefsin özelliği, arkadaş vasıflarıyla gerçek­leşmek ve içli dışlı olmak, dost ahlâkıyla donanıp süslen­mektir.</p>
<p><em>Üzüm üzüme baka baka kararır</em></p>
<p>Filozoflar “Tabiat hırsızdır.” demişlerdir. Bu manada şöyle nazmedilmiştir:</p>
<p><em>Aptal güçlüye çok hızlı saldırır</em></p>
<p><em>Külün içine konan kor gibi söner</em></p>
<p><em>Farsça manzum secilerden biri şöyledir:</em></p>
<p><em>Kötü dost kötü yılandan daha kötüdür.</em></p>
<p><strong>Şiir:</strong></p>
<p><em>Kişiyi sorma dostunu sor</em></p>
<p><em>Herkes dostunu taklit eder</em></p>
<p><em>İnşa edenin tercümesi:</em></p>
<p><em>Kime kafin olur âdem nigâh kıl o karine</em></p>
<p><em>Dilersen âdemin ahvâline delil ü karine</em></p>
<p>Çirkin davranışlı kötülerle arkadaşlık etmek ve dış gö­rünüşlerini seyretmek haram olduğu gibi sadece boş ko­nuşmalarını dinlemek de haramdır. Özellikle edepsizlikler, müstehcenlikler ve maskaraların komik ve çirkin manzum ve secileri, yoldan çıkarıcı şarap kasideleri, aşk şiirleri, Müslümanları hicvetme ve ayıp şeyleri dile getirme, fazilet­leri arayan ve reziletlerden kaçınan kimselere kesinlikle za­rarlıdır ve bunlardan uzak durulması gerekir. Bir beyitin dinlenmesi eksik nefislerde o kadar heva, batıl heves ve çir­kin arzulara sebep olur ki yok etmek için uzun süre tedavi, sabır ve müdafaaya ihtiyaç duyulur. Özellikle aşk şiirleri ezgi ve şarkı ile birlikte dinlenirse gizli heva sebeplerini ha­rekete geçirir ve namahreme gizli meyletme hastalığım kış­kırtır. Hatta bazen araştırman âlimlerin alçalmasına ve eği­timli tarikat yolcularının doğru yoldan çıkıp tembellik ve ahlâksızlığa sürüklenmelerine sebep olur.</p>
<p>Öyleyse evla olan tutum, kalbin genelde kendilerinden gelen şeylerle hastalanmasına sebep olan duyu organlarının zararlı olduğu zannedilen yerlerde kapatılmasıdır. Fıkıh ki­taplarında içki ve oğlanla ilgili şiirleri dinlemenin mekruh olduğunun söylenmesinin hikmeti budur. Müzik aletlerinin seslerini ve şarkıları dinlemenin şeriatta haram olmasının sebebi Allahu a’lem budur.</p>
<p>Özellikle aşk şiirleriyle ilgili ez­gileri çalan saz aletlerinin seslerini dinlemek şehevi şeyleri tahayyül etmeye götürür ve sürekli hayal etmek mütehayyi- lenin genellikle icat etmesine sebep olur. Bundan dolayı ba­zı fazıllar, “Ezgi zinanın davetçisidir.” demişlerdir. Çünkü nefis bedenle ilişkili olduğu, onda fiiller icra ettiği ve şehevi güçler beden köşkünde bir arada bulunduğu müddetçe sa­pıklık ve erdemsizlik sebeplerinden ayrılmaz. Nefsin en dü­şük fesat ve rezilet seviyesine inmesi kolaydır, ama en yük­sek fazilet tepelerine çıkması zordur.</p>
<p><em>Başkanlık feleğine yükselmek zordur</em></p>
<p>Birincisinin ağır taşın en düşük sebep ve az kuvvetle aşağıya doğru hareket ettirilmesi gibi, İkincisinin ise o taşın dağın tepesine çıkarılması gibi olduğu ve büyük bir kuvvete ve kalabalık bir topluluğun yardımına ihtiyaç duyulduğu bi­linmelidir. “Cennet zorluklarla, cehennem arzularla çevrili­dir.”(Müslim,Sahih,4/2174,n.2822) hadis-i nebevisi bu manaya işaret etmektedir.</p>
<p>Çoğu pis olan insanlarla ünsiyet kurmak ve iç içe ol­maktan kaçınmak en doğru yoldur. Uzlet ve inzivayı seç­mek, arkadaş ve akrabalarla ilişkileri azaltmak bunun gibi olay ve çıkmazlardan daha sağlıklıdır. Bundan dolayı “Uz­lette olan için izzet vardır.” demişlerdir. Uzletin sayısız fay­dası ve insanlara karışmanın sınırsız zararı vardır. Öyleyse uzleti tercih etmek övülmüş ve çok fazla iç içe olmaktan ka­çınmak vacip görülmüştür.</p>
<p>İnsanların arasına karışmak zaruri olduğu için şöyle demişlerdir:</p>
<p><em>Uzlette izzet vardır ama</em></p>
<p><em>İnsan insana muhtaçtır</em></p>
<p>Dediğimiz gibi mümkün mertebe pak ruhları rezalet kirlerinden arınmış ve temiz yüzlerinde fazilet nurları par­layan erdemli insanlarla dostluk etmeye talip olmak ve böy­le olmayanlardan uzak durmak gerekir. Büyük şeyhler şöyle demişlerdir: “Sohbet lazım olduğunda müşahede ve bera­berliği seni ahir ete yönelten ve gurur yurdunu ve gaflet va­tanını terk etmeye çağıran kimsenin sohbetini tercih et.” Nakşibendiye silsilesi hâcelerinden olan Azizan lakaplı Hâce Ali Râmîtinî, bu manada tarikat yolcusu ve dikkatli derviş olanlara şu nasihatte bulunmuştur:</p>
<p><em>Oturduğun hâlde gönlün ısınmayan</em></p>
<p><em>Senden dünya sıkıntısını gidermeyen</em></p>
<p><em>Kimseyle arkadaş olmaktan sakın</em></p>
<p><em>Yoksa Azizan’ın ruhu sana lütfetmez</em></p>
<p>Vefa kardeşleri ve safa dostları ile sohbet edince neşeli, güler yüzlü ve sevimli olmalı, fakat itidale riayet etmelidir. Zira diğer erdemler gibi bu hasletin de ifrat ve tefriti er­demsizliktir. Orta ve erdem olan mertebeye güler yüzlülük ve sevinç derler. İfratı, çok gülmek, soytarılık ve maskara­lıktır. Tefritine asık suratlılık ve çatık kaşlılık denir.</p>
<p>Latife ve mizah denilen şakada da itidal derecesine ve orta yola riayet etmek gerekir. İfratı soytarılık ve maskara­lığa çıkar, birçok zarar ve kötülüğe yol açar. Tefriti asık su­ratlılık ve sevimsizlik olup dostlar onun sohbet ve işretin­den nefret eder. Bazen kibre bürünür ve saf kalpli dervişle­rin kendisinden sıkılmasına sebep olur. Sahih hadiste şöyle buyrulmuştur: “Peygamber (as) şakayı sever, ama sadece doğruyu söylerdi.”(Münavi,Feyzul Kadir,5/49) Müminlerin emıri ve muvahhitlerin re­isi Hazret-i Ali (ra) çok şaka yapardı.</p>
<p>Ruh sağlığını koruma sebeplerinin en önemlisi, nefsine daima güzel işleri yüklemek, iyi fiilleri kazandırıp geliştir­mek, hem teorik gücün hem de pratik gücün işlerini yapmada kusur, ihmal ve tembelliği alışkanlık hâline getirmemektir. Nitekim beden sağlığını korumada da bedensel işleri yapma ve mutedil olan yumuşak hareket ettirme, organların sağlığı­nı ve sinirlerin kuvvet ve selametini korumaya sebep olur.</p>
<p>Tabipler bedensel egzersizi aşırı derecede tavsiye eder­ler ve her tür alıştırmanın bir organa faydalı olduğunu be­lirtirler. Güreşin bütün organlara, yay çekmenin omuz ve pazılara, yürümenin baldır ve bacağa yararlı olduğunu söy­lerler. Diğerleri de bunlara kıyas edilebilir. İdmanı terk et­menin bela ve üzüntünün sarmasına, beden binasının kiriş ve direkleri olan sinir ve kemiklerin gevşeyip zayıflamasına sebep olduğunu ifade ederler.</p>
<p>Aynı şekilde ruhsal alıştırma da nefsin güçlerini kuv­vetlendirir; terk edilmesi ise tembellik, zayıflık ve gevşekli­ğe yol açar, ruhu bela ve üzüntünün kaplamasına sebep olur. Nefis, aklı işletmekten ve fikrî çıkarımdan mahrum kalınca onu ahmaklık sebepleri istila eder ve kutsal âlemle­rin hayır maddelerini ve feyiz ırmaklarını alma istidadım kaybeder. Amel süsünden mahrum olunca tembelleşir, güç- süzleşir ve mutluluk vasıtalarını kaybeder. Hâl ve ikbalinin bu şekilde altüst olması insanlık suretinden çıkmasına ve misal ve mana âleminde hayvan suretlerine bürünmesine sebep olur. Altüst olduğunu, ister bu dünyada fark etsin, is­terse tabiat sarhoşluğunun baskın gelmesi sebebiyle gaflet edip bedenle ilişkisi kesildikten sonra fark etsin, fırsat geç­tikten ve keder kaçınılmaz olduktan sonra hasret ve piş­manlık fayda etmez.</p>
<p><em>Pişmanlık parmağını çok ısırır</em></p>
<p>Ama ilim ile süslenen ve amel yarışında öne geçen kim­selerin de düşünce ve basiret yüzlerinden batıl zan perdesi­ni kaldırmaları ve kibir örtülerini mutluluk ve erdem ma­kamından uzaklaştırmaları gerekir. İlim ve amel ile gurur­lanıp kibirlenmek ne kadar gizli olursa olsun neticede başa­rıyı engeller ve mutluluk çehresini örter.</p>
<p><em>Zahit gururlandı kurtuluş yolunu bulamadı</em></p>
<p><em>Hilekâr yalvararak selam yurduna gitti</em>(Hafız,Divan)</p>
<p>Yaşlılık sebebiyle utanıp ilim öğrenmekten vazgeçme­mek gerekir. Çünkü cehalet her zaman kötü ve ilim hayat boyu iyidir. Öncekileri ezberledikten sonra bilgilerini tek- rarlamalı ve geçmişi anmak suretiyle ezberlerini hatırlama­lıdır. İlim hazînelerinin köşelerine unutma örümceklerinin ağ örmesine meydan vermemek gerekir. Zira “İlmin afeti unutmaktır.&#8221; denmiştir.</p>
<p>Mutluluğu kazanmak isteyenlerin, fani mal ve istekler peşinde koşan kimsenin, talep ettiği şeyi eline imkân <sub>V</sub>e kudret geçince korumak için nice sıkıntılara katlandığını hatta uyku ve yemeği kendisine haram kıldığını, meşakkat­lere katlanmayı ve tehlikelere atılmayı meslek edindiğini düşünmeleri gerekir, öyleyse gerçek yetkinliği isteyen ve kalıcı mutluluk ve erdeme meyleden kimse, eğer talep ettiği şeyi ve ilgi gösterdiği cevheri koruma konusunda peş peşe gelen sıkıntılara katlanmaz, gece gündüz çalışma yolunu tercih etmez ve değerli cevheri telef olmakla yüz yüze bıra­kırsa dünyevi ve uhrevi zarar ile hüzün dostu olması ve hem tek hem ikili manasında hüsrana uğraması kaçınılmazdır.</p>
<p>Yetkinleşmek isteyen kimse, mal toplama ve makam araçlarını ele geçirmeden yüz çevirip Hakk’ın kabul ettiği ve halkın övdüğü zühdü gayret endamına kaftan ve ruhani ma­kam yüksekliğine şiar edinmelidir. Züht, insanın zaruri miktarda dünyevi vasıta ve hazlarla yetinmesi ve lüks olan fazla geçimliğe iltifat etmemesidir. Zühdü emir ve tavsiye etmek peygamber ve velilerin âdetidir. Mutlulukların ser­mayesi ve makamların süsü züht ve kanaattir. Başlangıçta züht olmayınca ahiret yolunun yolcusu hiçbir mutluluğu el­de edemez ve erdem talibi züht elbisesini giymeden hiçbir makama ulaşamaz. Resul-i Ekrem’den şu hadis rivayet edilmiştir: “Dünyaya rağbet etmezsen Allah’ın sevgisini, in­sanların ellerinde olana rağbet etmezsen insanların sevgisi­ni kazanırsın.”(İbn Mace,Sünen,2/1373)</p>
<p><em>Halkın elindekilere tamah etmezsen</em></p>
<p><em>Bütün insanların sevgilisi olursun</em></p>
<p><em>Azıklarını yasakladıkları kırlangıç</em></p>
<p><em>Evlerinde onlara üvey evlat oldu</em></p>
<p>Hazret-i Peygamberim İbn Ömer’e şu şekilde nasihatte bulunduğu rivayet edilmiştir: “Dünyada bir yabancı veya bir yolcu gibi ol ve kendini kabirde yatanlardan biri olarak dü­şün!”(Buhari,Sahih,5/2358) O izzetli hazretin dünya nimetlerinden nasıl el etek çektiği ve ne kadar az yiyecek ve giysi ile yetindiği herkes ta­rafından bilinmektedir. Bu dünyadan göçünceye kadar bir kez olsun arpa ekmeği ile doymadı. Hâlbuki fakirliği zaruri değil, ihtiyari idi. Nice yerlerden gelen mallan başkasına cö­mertçe verir, kendisi böyle yaşamayı tercih ederdi. Özellikle ömrünün sonunda Yemen, Bahreyn ve Arap Yarımadası’nın çoğu fethedilir, çok miktarda mal risalet merkezine getirilir­di, fakat o, bir daneyi bile biriktirmeyip hediye eder, kendisi iradi olarak fakir bir hayat sürdürürdü. Hatta dünyadan ahirete irtihal ettiği sırada mübarek vücudunun zırhı bir Ya­hudi’ye bir miktar buğdaya karşılık rehin verilmişti. O buğ­dayı veresiye alıp ev halkına nafaka etmişti. O hazret zühdü başlatmış, Raşit Halifeler ile Sahabe ve Tabiin’in çoğu züh­dün tadını bal bilip fakirlik ile iftihar etmede ona uymuşlardı.</p>
<p>İleri gelen muvahhit filozoflar bu vefasız dünyanın fani mallarından el çekmişlerdi. Sokrat bir kuyunun içinde otu­rurdu. Kral ve ileri gelenlerden olan öğrencileri ona mal arz ettikleri hâlde kabul etmez, hanesinden feragat edip kuyu ile yetinirdi. Bundan dolayı ona “Kuyu Sokrat’ı” derler. Münzevi Diyojen’in iki abadan başka bir şeyi yoktu. Eflatun da dünyadan yüz çevirmiş, züht ve kanaatle süslenmişti. Görünür züht ve mal azlığından vazgeçip hizmetçi, mal ve imkân sahibi olmaya yönelen filozofun Aristoteles olduğu söylenir.</p>
<p>Hazret-i Peygamberim bazı seçkin sahabeleri ve ümme­tinden bazı veliler mal ve dünyevi sebepler edinmiş olmala­rına rağmen kalplerine mal sevgisi yerleşmemiş ve gayret­leri onun sıkıntısına kapılmamıştı. Felaket tuzağı ve her gü­nahın başı dünyanın kendisi değil, dünya sevgisidir. Nice eli boş derviş vardır, dünya onu mest etmiştir. Nice zengin de vardır ki eli eteği dolu olmasına rağmen himmet boynu dün­ya sevgisinin esaretinden özgürdür.</p>
<p>Sahabe-i Kiram’dan Abdurrahman bin Avf, malının çok­luğu ile meşhurdu. Vefatında dört hanımı kalmıştı, birisine sekizde bir hissesinden 80.000 dirhem veya başka bir rivaye­te göre bu kadar dinar ile sulh ettiler, fakat gönül sayfası dünya rakamından arınmış, himmet boynu dünya sevgisi kolyesinden azat olmuştu. Bu vasfı o derece yerleşmiş idi ki bir keresinde Hazret-i Ömer’in huzuruna gelip şöyle dedi: “Ey müminlerin emîri! Şam’dan seksen deve yükü olan bir kervanım gelmektedir. Her devedeki ticaret malı 1000 dinar­dır. Hepsini Allah yolunda sadaka ettim, al, zapt et.” Sebebi sorulunca dedi ki: “Bu gece teheccüt namazımda hatırıma, acaba kervan nereye geldi ve ne durumdadır, diye geldi. Öy­leyse teveccüh yüzümü örten ve teheccüdümde zihnimi karış­tıran bir malı mülkiyetimden çıkarmam gerektiği açıktır.”</p>
<p>Son dönem şeyhlerinden iyilerin iftiharı Hâce-i Ahrar Ubeydullah Semerkandî’nin ikamet giysisine Semerkant bölgesi karargâh olmuşsa da velayet şekeri bütün bölgelere destan olmuştu. Mevlana Abdurrahman Câmî&#8217;nin onu öv­mek için nazmettiği incilerden biri şöyledir:</p>
<p><em>Dünyaya şahlar şahının sırasını Ubeydullah’ın davulunu çal</em></p>
<p><em>O fakirlik hürriyetinden haberdar Hâce-i Ahrar Ubeydullah’tır</em></p>
<p><em>Gönlü birlik denizinin derinliği Sahilinin sedefi çokluk suretidir</em></p>
<p><em>Felekteki dokuz kubbe ise Dipsiz derinlikten bir kabarcıktır</em>(Molla Cami,Tuhfetul Ahrar)</p>
<p>Bununla birlikte o kadar çok malı, aracı, hizmetçisi, maiyeti, mezra ve köyü vardı ki Reşehât kitabında anlatıldı­ğına göre, Hâce’nin 1300 mezrası vardı ve her bir mezra­sında 3000 çift yürürdü. Ama bu kadar mal ve araç, onun yoluna zerre kadar engel ve gayret nazarında saman yapra­ğı kadar değildi. Nitekim Mevlana Câmî yukarıdaki nazmın devamında şöyle demiştir:</p>
<p><em>Başı ve sonu olmayan yeryüzü Gözünde bir tırnaklık yüz gibidir</em></p>
<p><em>Ele geçirdiği bir tırnaklık yüzü Fakirlik yolunda kim yenebilir</em>(Molla Cami,Tuhfetul Ahrar)</p>
<p>Erdeme talip olan ve mutlulukla ilgilenen kimse, onla­rın hâlinden ders almalı, mal ve araç toplamaya tevessül etmemeli, bilakis mutluluk için fakirlik makamında olan ululara uymalı, yalnızlık ve fena üzere hayat sürdüren ön­derleri örnek almalı ve vefasız dünya eşkıyasının arayış yo­lunda kendisine mani olmaması ve geçici dünya aldanışının kendisini maksada doğru yürümekten alıkoymaması için fa­ni dünyanın zaruri miktarda imkânlarıyla yetinmelidir.</p>
<p><em>Akıllı ol yolun çoğunu bekâr kat et </em></p>
<p><em>Zamane gelini aldatıcı ve düzenbazdır</em></p>
<p>Erdemleri kazanmak isteyen kimse sakın cinsel ilişki gücünü kışkırtmak için macun kullanan ve müstehcen kitap­ları ve günahkârların hikâyelerini okuyan heybetsiz güruh gibi arzu ve öfke güçlerini tahrik etmesin. Çünkü arzu gücü tahrik edilince belki sakinleştirilmesi çok yorucu olur, hatta kişi şeriatta günahların artmasına sebep olan fiili işler. Arzu ve şehvetlerin tahrik edilmesi, bir adamın uyumakta olan bir yırtıcı hayvanı dürterek ve gürültü çıkararak uyandırıp üzerine saldırdıktan sonra çeşitli hilelerle zararından kur­tulmak istemesine benzer. Uyandırmasaydı yorgunluktan beri, korku ve tehlikeden emin olacaktı. Öyleyse arzu ve öf­ke gücünü kendi hâline bırakmalı, kışkırtmamak, bilakis el­verdiği ölçüde heyecanını gidermeye çalışmalıdır.</p>
<p>Eğer doğal olarak hareket edecek olursa iffet ve yiğitlik erdemlerinin yerleşmesi için akıl ve şeriatın gerektirdiği şekilde itidal derecesine getirip ifrat ve tefrit uçlarına çık­masını önlemelidir. Bütün söz ve fiillerinin itidal terazisiyle tartılması için onlardan önce fikir ve düşünce terazisini ça­lıştırmalıdır. Bazen doğası gereği dengeden çıkarsa bir daha öyle bir fiili işlemekten kaçınması için iyi fiilleri yüklemek ve mubahları engellemek suretiyle nefsi edeplendirip yö­netmelidir. Mesela, şeriat ve aklın mubah görmediği ve dü­şünce ve maslahatın gerektirmediği bir yemeği şiddetli arzu ile yese derhal tevbe edip pişman olmalı ve daha sonra lü­zumsuz nefsin aklın gereğine aykırı olan şeye rağbet etme­mesi için kendisini çokça namaz kılmak ve günlerce oruç tutmakla cezalandırmalıdır.</p>
<p>Bu manada gayret, mücahede ve riyazet erbabıyla ilgili olarak nakledilen birçok hikâye vardır. Gafletle bir lokma yediği için bir yıl oruç tutan, bir gece teheccüdü ihmal ettiği için uzun süre bütün geceleri namaz kılan ve sadece nefsi mubahı arzuladığı için riyazet yükleyip zorlayan, azarlayan, ıslah eden ve eğiten bazı yüksek gayretli kimseler vardır.</p>
<p>Makâmât-ı Hazret-i Şeyhü’l-İslamî Ahmed Zendebil-i Câmtde şöyle anlatılır: Bir gün riyazet mağarasından şehrin girişine geldiğinde olgunlaşmış kayısı yeşil yapraklar ara­sından yeşil felek yıldızı gibi parlamıştı. Nefis, hazrete der ki: Bu kadar zaman beni açlık ve riyazet ateşiyle helak ettin. Bir iki kayısı ile beni sakinleştirsen! Hâce der ki: “Ey nefis, bir yıl boyunca oruç tut, sana muradını vereyim. Nefis razı olup orucu bitirdikten sonra kayısı bahçesine gider. Bir ça­kalın gelip kayısıları yediğini, birkaç tanesini sindirmeksi- zin dübüründen olduğu gibi çıkardığını görür. Hazret alıp yıkamaya başlayınca nefis “Ahmed, ne yapıyorsun, yoksa bu kayısıdan bana mı vereceksin?” demiş. Şöyle demiş: “Evet, kayısı istedin, işte kayısı, sonu bir hayvanın bağırsaklarından geçmiş, yıkayıp sana vereceğim.” Nefis der ki: “Ahmed, ne olursun, bana bunu verme, artık senden hiçbir şey iste­meyeceğim.” Nefse, bundan sonra hiçbir arzusunu talep et­meyeceğine dair yemin ettirir. O zaman kayısıyı atar.</p>
<p>İşte gayretli kimseler böyle davranmışlar. Bu mertebeye nasıl ulaşılır? En azından sen de mümkün oldukça çalış, nefis şehvet karasında dolaşmasın ve arzu havasında uçmasın. Eğer nefis gereksiz yere öfkelenirse artık bir daha hiçbir şe­kilde zamansız öfke sergilememesi için cezalandırmak elma­cıyla bazı utanmazların eziyet ve horlamasına sabretmek ve­ya korunması istenen ve harcanması hoş karşılanmayan malı cömertçe dağıtmak suretiyle eğitip yönetmelidir.</p>
<p>Rivayet edildiğine göre, zamanın padişahı, Filozof Sokrat’a değerli soyunu devam ettirmesi için evlenmesini em­redince Yunan ileri gelenleri iffetli, örtülü ve güzel huylu harem kızlarını ve kardeşlerini arz ettiler. Fakat seçkin filo­zof hepsinden yüz çevirip arsızlık ve edepsizlikte dünyaca meşhur, komşularının kaba ve uzun dilli olarak tanıdığı ve aşağıdaki beyitte tasvir edildiği gibi kırıcı davranmayı âdet edinmiş saygısız bir kadını talep etti.</p>
<p><em>İyi adamın sarayında kötü kadın</em></p>
<p><em>Onun bu âlemde de cehennemidir</em></p>
<p><em>Sakın kötü kadından uzak dur</em></p>
<p><em>Rabbimiz bizi cehennemden koru</em></p>
<p>Bilgin filozofa bu tuhaf tercihin ilginç sırrı sorulunca şöyle dedi: &#8220;Aklı kıt biriyle arkadaşlık lazım olduğunda en azından nefsi onun edepsizlik ve saygısızlığına müptela edip karşılığında öfkeye hâkim olmayı ve gazabı gidermeyi alış­kanlık hâline getirmeme faydası olur.”</p>
<p>Eğer nefis, tembelliğe meyleder ve ihmalkârlığa rağbet gösterirse onu çokça iyi iş yapmak ve evrat, zikir ve nafile ibadetlere devam etmek suretiyle eğitmelidir. Kötü amelle­rin küçüklerinden bile kaçınmalıdır. Zira nefsin küçük gü­nahları işleyerek büyük günahlara cesaret etme ihtimali vardır. Hatta nefsin küçük günahta ısrar etmesiyle küçük günah büyük günah olur, büyük günahtan tevbe ve istiğfar ederek bağışlanmasıyla büyük günah küçülür. &#8220;Büyük günah tevbe ile ortadan kalkar, küçük günahta ısrar edilirse küçük olmaktan çıkar.”(Acluni,Keşful Hafa,2/494)</p>
<p>Kişi nefsinin ayıplarından sürekli haberdar olmalıdır. Bu konuda ilgi sebeplerini ve çözüm inceliklerini kullanabiliyorsa tembellik göstermemelidir. Çünkü insanların çoğu, kendisini erdemler ve mutluluklar yolundan uzaklaştıran, mutsuzluk ve bilgisizlik köşesinde bırakan hâl ve fiillerini bilmez, kusurlarından ve nefs-i emmaresinin hilelerinden gafil olur. Çünkü nefis kendisini çok sever. Seven kimse, sevgilisinin ayıplarına karşı kör olmaya ve çirkinliklerini güzel görmeye hazırdır. “Bir şeye duyduğun sevgi seni ona karşı kör ve sağır eder.”(Ebu Davud,Sünen,4/334)</p>
<p><em>Bir hüner ve yetmiş ayıbın olsa</em></p>
<p><em>Dost sadece o bir hüneri görür</em></p>
<p>Akıllı ve zeki kimsenin kendi kusurlarım bilmeye çalış­ması, düşmanlarına kendi kusurlarını sorması, başkalarında kusur olarak görülen şeyleri öğrenmesi ve onların izlerinin kendisinde de olup olmadığını kontrol etmesi gerekir. Bilgili ve doğru sözlü bir dost kazanıp ona kusurlarını sormalıdır. Her ne kadar sende kusur yoktur dese de şartlanmayıp yine zorlamalıdır. Bazı ayıplarına işaret edince sevinmeli, içinden ve dışından şükretmeli, hiçbir acı belirtisi göstermemelidir. Zira insanlar kişiye düşmanlık etmesinden korktukları için ayıbını söylemekten çekinirler.</p>
<p><em>Kanı bir saht-rûy k’âyîne-vâr</em></p>
<p><em>Yüzüne karşı aybın ede şümâr</em></p>
<p>Ama sahibi gerçekte acı çekmez, aksine teşekkür edip sevinç gösterirse uyarıda bulunmaktan kaçınmazlar. Cahil­lerin âdeti, kusuru kendisine fark ettirildiği ve eleştiri ola­cak şeyler gizlice söylendiği zaman ıstırap duymak ve bir şeküde düşmanlık edip yüksek sesle çirkin sözler sarf et­mektir. Müminlerin emîri Ömer bin Hattab: “Bana kusurla­rımı gösteren kimseye Allah merhamet etsin!”(Darimi,Sünen,169-170) demiştir. “Kusurlarımı tanıtan” değil de “gösteren” demesi, kusurla­rının bildirilmesini hediye olarak gördüğüne işaret etmek­tedir. Allah ondan razı olsun ve onu razı etsin.</p>
<p>İskender’den nakledildiğine göre, bir gün eski nedimle­rinden birine şöyle dedi: “Bu kadar zamandır sen ihlastan dem vurup kendini bize ihlaslı diye tanıtırsın. Bu kadar eği­tildin, iyilik gördün ve yüksek mertebelere çıkarıldın. Ama sen bir defa olsun halis hizmetçilere yakışır şekilde hizmet etmedin. Özel nedim büyük bir sarsıntı geçirir ve “Cihanın şahı hangi kusuru işlediğimi buyursunlar.” der. Muzaffer kral Zülkarneyn der ki: “Sen daima ihlası bulandırdın ve çarpıttın. Zira bana kusurumu bir kere bile hatırlatmadın.” Nedim: “Padişah hazretleri iyilik ve erdemlerle süslenmiş olup varlık güneşinde zerre kadar ayıp görünmez.” der. Ama Zülkarneyn asla kabul etmez ve “Benim ayıpsız olmadığım kesindir, bunu inkâr eden ya inatçı ya da ahmaktır. Eğer gerçekten bende kusur görmüyorsan sen de ahmak ve cahil­sin. Eğer gördüğün hâlde inkâr edip gizliyorsan münafık ve fitnecisin. Her hâlükârda özel nedim ve ihlaslılar mertebe­sinde bulunmaya layık değilsin.” diyerek onu sohbet şere­finden uzaklaştırdı.</p>
<p>Eğer dostların böyle bir faydası olmazsa, ya nazımda dendiği gibi gerçek dostun bakışının güzellikler ve sanatlar­la sınırlı olması, kusur ve ayıplarının dostun müşahedesin­den gizlenmesi bakımından;</p>
<p><em>Dost sohbetinden incinirim</em></p>
<p><em>Kötü ahlâkımı güzel gösterirler</em></p>
<p><em>Ayıbımı hüner ve kemâl sayarlar</em></p>
<p><em>Dikenime gül ve yasemin derler</em></p>
<p><em>Yüzsüz çevik düşman nerede</em></p>
<p><em>Gelip ayıbımı yüzüme vursun</em>(Sadi,Gülistan)</p>
<p>Ya da beyitte tasvir edildiği üzere bu zamanda gerçek dost ve uygun arkadaşın kimya gibi gizlilik perdesinde sakin ve simorg gibi müsemması olmayan sırf isim olması ba­kımından;</p>
<p><em>Mürüvvet kayboldu vefa silindi </em></p>
<p><em>Simorg ve kimya gibi adları kaldı</em></p>
<p>Daha önce zikrettiğimiz gibi düşmanlar tarafından ta­kip edilip araştırılır ve bozguncu hasetçiler tarafından kont­rol edilip casusça izlenirler. Bu topluluk, kum ve çakıl tane­leri gibi sayılamayacak kadar çoktur. Kardeşlerin ayıplarını takip etme, dostların kötülük ve kusurlarına vâkıf olma ve bunları meclislerde ifşa etmeye o kadar çok ilgi gösterirler ki bu zahmet ve ilginin yarısını ilim tahsiline ve erdemleri kazanmaya harcasalardı cehalet çukurlarından kurtulur ve yetkinlik basamaklarında yükselirlerdi. Bu yorgunluk ve iti­nanın bir kısmını itaat ve ibadete sarf etselerdi mutluluğun zirvesine çıkarlardı.</p>
<p>Nakledildiğine göre Galen, “İyiler kötülerden faydala­nırlar.” dermiş. Faydalanma yolunun görünür yüzü, onlar gibi iş yapmaktan kaçınmaktır. Buzurgmihr Buhtegâni’nin şöyle dediği nakledilmiştir: “Ben edebi edepsizlerden öğ­rendim. Çünkü ben onlardan sâdır olan ve çirkinliği akıl ta­rafından açıkça bilinen her fiili zihin sayfama yazar ve on­dan uzak durmayı kararlaştırırdım.” İşte bu söz bu tutumu destekleyip övmektedir.</p>
<p>Bazı filozoflardan nakledildiğine göre, erdemin peşinde olan kimsenin tanıdıkların suret ve yaşantısından bir ayna edinip kendi yaşantı, sıfat, iyilik, kötülük, hâl ve işlerini on­da seyretmesi, onlarda gördüğü güzel ve övgüye layık şeyle­ri alması, çirkin ve yerilen vasıflardan kaçınması gerekir. Zira nefis, kendi kabahatlerini idrak etmede gevşek, ama başkasının kabahat ve kusurlarını idrak etmede çeviktir. Öyleyse bu tür yöntemlerle kusurları idrak etmek ve sonra bunları işlemekten kaçınmak kıvrak zekâlıların tarzı ve çe­vik düşünenlerin huyudur. Uyanık olunması ve gurudan ka­çınılması gereken bir husus da iltifatlı sözlerle övülmektir.</p>
<p>Akıllı insanın ve fazilet talibinin kendisini yüzüne karşı methedenlerin aldatma ve fısıltılarını dinlememesi, aksine bu tür sözlere başlayanları mümkün mertebe engellemesi gerekir. Çünkü iltifatlı sözleri dinlemek erdem talibine bü­yük zarar verir, alçalmasına sebep olur ve onun makam ve faziletlerde yükselmesini önler.</p>
<p>Zira nefs-i emmare, iltifatlı övgüye aldanıp kendisinde bulunmayan yetkinliklerin var olduğunu ve daha yolun başında iken en son makama ulaş­tığını zanneder; böylece tepe takla gider. Biz, iltifatlara al­danıp erdemleri kazanma yolundan tamamen ayrılan, hatta akılsız maskaraların arasına katılan birçok insan gördük. Bazıları henüz ilim tahsilinin başlangıcında oldukları hâlde kötülerin iltifatlarına kanarak kendilerini allame-i cihan sanıp ilginç eserler ve garip şerhler ortaya koyarlar; bazıları da şiir yazma ve nesir inşa etme yoluna talip olup ölçüsüz ve manasız şiirlerden ilginçlikler gösterirler, küfürbazlar maskaralık yapmak için methiyeler düzerler ve miskini tam divane ve konuşmayan maskara yaparlar. Mutluluğu kaçır­maya sebep olan ahmaklıktan Allah&#8217;a sığınırız.</p>
<p>Fazilet talibi, yolları kat etse, tehlikeli yerleri geçse, bazı erdemlere sahip olsa ve birçok mutluluğa erişse de karşılık verirken meddahın övgüsünü dinlemesi zararlı ve tehlikelidir. Bir hadis-i şerifte buyrulduğuna göre, Sahabe&#8217;den bir kimse başkasını yüzüne karşı methedince Hazret şöyle buyurdu: “Kardeşinin boynunu vurdun.”(Buhari,Sahih,5/2281) Meşhur bir hadis şöyle der: “Basiret gözünü açın, karşınızda methedenlerin yüzüne toprak saçın.”(Müslim,Sahih,4/2297) Bazı hadis âlimleri, toprak saçmak ile engellemenin kastedildiğini söylemişlerdir. Bazı­ları da bunun hakikat ifade ettiğini belirtmişler ve medda­hın yüzüne toprak saçmak gerektiğini söylemişlerdir.</p>
<p><strong>Nefs-i emmarenin hâli şöyledir:</strong> Bir kimse onun züht, iyilik, ilim ve yetkinliğini methetse bu nice yıllar onun hatı­rından çıkmaz, hatırladıkça mutlu olur, iftihar eder ve onun gibi nefsin hilelerini bilme sadedinde olanlara görünür. Dikkatsiz gafiller şeytanın nice gizli hile ve tuzaklarına fır­sat bulup ulaşırlar, nicesine de vâkıf olurlar.</p>
<p><em>Ben sana ancak sadakat şartıyla söz söylerim</em></p>
<p><em>Sözümden ister öğüt alırsın ister üzülürsün</em></p>
<p>Gülistan kitabında anlatıldığına göre, bir fazılı mecliste aşın derecede övdüler. Başkaldırıp “Ben kendimi daha iyi bilirim.” dedi. Şu beyitler de ondandır:</p>
<p><em>Ben halkın gözünde güzel görünüşlüyüm</em></p>
<p><em>Fakat içimin pisliğinden başım öne eğiktir</em></p>
<p><em>Halkın güzel nakışlarıyla övdüğü tavus</em></p>
<p><em>Kendi çirkin ayaklarından utanmaktadır</em></p>
<p><strong>Ben derim ki:</strong></p>
<p><em>Derûnumu bilirim ben meâyib ile dolu</em></p>
<p><em>Ne fayide suhan u medhat-i hoş âmed-gû</em></p>
<p>Kınalızade Ali Efendi &#8211; Ahlak-i Alai,syf.131-144</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-surekliligi-anlaminda-nefis-sagliginin-korunmasi/">Erdemlerin Sürekliliği Anlamında Nefis Sağ­lığının Korunması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-surekliligi-anlaminda-nefis-sagliginin-korunmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasedin Tedavisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hasedin-tedavisi-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hasedin-tedavisi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 15:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[gurur­lanma]]></category>
		<category><![CDATA[Hased]]></category>
		<category><![CDATA[Hasede Konu Olan Durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hasedin Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kınalızade Ali Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp ve Bedenin Rekabet ve Haset Hastalığından Te­mizlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[mak­satları elinden kaçırma korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Nefsin kötülüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Nimet]]></category>
		<category><![CDATA[taaccüp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hasedin en yaygın ruhsal araz ve insanda en çok görü­len nefis hastalığı olduğu bilinmelidir. Bu hastalığa yakala­nan nefis çok iken ondan kurtulanların sayısı oldukça azdır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Üç şey var­dır ki onlardan hiçbir kimse kurtulamaz. Bunlar suizan,uğursuz sayma ve çekememezliktir.”(Acluni,Keşful Hafa,2/243) Hâce hulk demiş üç haslet Bulamaz râh-ı necât ondan ahad [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hasedin-tedavisi-2/">Hasedin Tedavisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hasedin en yaygın ruhsal araz ve insanda en çok görü­len nefis hastalığı olduğu bilinmelidir. Bu hastalığa yakala­nan nefis çok iken ondan kurtulanların sayısı oldukça azdır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Üç şey var­dır ki onlardan hiçbir kimse kurtulamaz. Bunlar suizan,uğursuz sayma ve çekememezliktir.”(Acluni,Keşful Hafa,2/243)</p>
<p><em>Hâce hulk demiş üç haslet</em></p>
<p><em>Bulamaz râh-ı necât ondan ahad</em></p>
<p><em>Sû-i zan dahi tetayyur yani</em></p>
<p><em>Fâl-i bed etmek üçüncüsü hased</em></p>
<p>Resûlullah ayrıca şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetlerin hastalığı olan haset ve kin size de sirayet etti.”(Hanbeli,Müsned,1/164)</p>
<p>Bu pis huy, sahibinin din ve dünyasına çok zarar verdi­ği ve onun geçim şevkini kırdığı için bu hastalığın mahiye­tinin, gerçekleşme şeklinin, varlık sebebinin ve tedavi, iyi­leşme ve mizacı düzeltme yollarının araştırılması hakkında çok yazı yazıldı. Allah’tan doğruya yöneltmesini ve başarı ihsan etmesini dilerim.</p>
<p>Hasedin, bir kimsede bulunan nimetin onda bulunma­sından dolayı huzursuzluk duymak, acı çekmek ve elinden çıkmasını istemek olduğu bilinmelidir. Nimetin söz konusu nimet sahibinin elinden çıkması üç şekilde istenir:</p>
<p><strong>Birincisi,</strong> kıskanılan nimetin kendi eline geçmesi müm­kün olmasa ve o dereceden kesinlikle ümidini kesmiş olsa da sırf nimetin ondan kaybolmasını istemektir. Bu, nefis pisliğinin en üst derecesi ve hasedin en çirkin mertebesidir.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> o nimetin kendisine gelmesi mümkün olup ta­savvur edildiği hâlde gelmediği ve gelmeyeceği kesinleştiği zaman “Hiç olmazsa kıskanılan kimsenin elinden çıksa da eşit olsak ve o benden üstün olmasa!” diye temennide bu­lunmasıdır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> nimetin kıskanılan kimsenin elinden çıkması­nı kendisinin edinmesi ümidiyle istemesidir. İkinci mertebe kötülük itibarıyla birincisinden daha hafif ve üçüncüsünden daha şiddetlidir.</p>
<p>Kişi eğer nimetin o şahsın elinden çıkmasını talep etme­yip aynı zamanda kendisinin de bir benzerine sahip olmasını temenni ederse buna haset değil, gıpta denir. Gıpta denilen bu talep türü dinî işlerde olursa mendup ve müstehap; mu­bah olan dünyevi işlerde olursa mubah; haram ve günaha sü­rükleyen nimette olursa haramdır.</p>
<p>Nasîreddin Tûsî, haset hastalığının bilgisizlik ile aşırı ih­tirasın bir araya gelmesinden ortaya çıktığını söyler. Çünkü bütün iyiliklerin ve gerekli şeylerin bir kişide toplanması im­kân dairesinin dışında olup Hakk’m bölüştürmesini değiştir­mek ve halkın nimetini yok etmek imkânsızdır. Hasetçi bu nükteyi bilseydi haset belasından kurtulurdu. Yine nefiste başkalarının sahip olduğu nimetlere karşı sonsuz tamahkâr­lık ve hırs olmasaydı nefis haset belasına yakalanmazdı.</p>
<p>Böylece hasedin bu iki huydan doğduğu ve onların nefse baskın gelmesiyle pekiştiği anlaşılmış olur. Hasetçi nimetin başkasının elinden çıkmasını ve Hakk’ın ihsanının halktan ke­silmesini istediği, Hakk’m nimeti bizzat kesintisiz ve feyiz ve ihsan kapısının halka kapanması imkânsız olduğu için hasetçi hiçbir zaman keder ve acıdan kurtulamaz, kin ve öfkesi hiç kesilmez. İşte “Hasetçi lider olamaz.”(Acluni,Keşful Hafa,1/430) sözünün anlamı budur.</p>
<p>Hikmetin gerektirdiği ve düşünce ve tecrübenin öğrettiği gerçek, kıskancın hasedinin kıskandığı kimsede nimet artışına ve mevki yükselmesine, buna karşılık kendisinde düşüşe, makam ve mal kaybına yol açtığıdır. Zira hasedin sonucu, Cenabı Hakk’ın fiilini reddetme, ezelî paylaştırıcı­nın bölüştürmesine müdahale ve itiraz, mazlum ve günahsız olduğu hâlde kıskanılan kimseye eziyet ettiği için bedbaht olmadır. Fazıllardan biri bu manada şöyle demiştir;</p>
<p><em>Beni kıskanana deyin ki dikkat et</em></p>
<p><em>Kime saygısızlık ettiğinin farkında mısın</em></p>
<p><em>Yaptığında Allah’a saygısızlık ediyorsun</em></p>
<p><em>Çünkü onun verdiğine razı olmuyorsun</em></p>
<p><em>O da bana daha çok vererek</em></p>
<p><em>Sana yolları kapatarak karşılık veriyor</em></p>
<p>İlahî gayret ve sonsuz hikmetin hükmü, hasetçinin pa­zarının durgun ve işlerinin ters, fakat kıskanılan kimsenin pazarının kazançlı ve durumunun daima ileri olmasını gerektirir. Herat piri Hâce Abdullah Ensarî, Müsecceâfında der ki: “Ezelî bölüştürücünün taksimde haksızlık ve hata yapmadığım bilen kimse hasetten uzak durur.”</p>
<p><em>Çünki zulm eylemedi kısmda kassâm-ı kaza</em></p>
<p><em>Hâsid-i dûn ne için vermeye ol hükme rızâ</em></p>
<p>İmam Gazzâlî (ks) şöyle buyurur: Hasede yol açan yedi müstakil sebep vardır: Birincisi düşmanlık, İkincisi gurur­lanma, üçüncüsü kibir, dördüncüsü taaccüp, beşincisi mak­satları elinden kaçırma korkusu, altıncısı liderlik sevgisi, yedincisi nefsin kötülüğü ve tabiatın kınanmaya müstahak olmasıdır.</p>
<p><strong>1) Düşmanlık:</strong> Düşmanlık, başka bir kişiye düşman olunca nimetinin elinden çıkmasını ve felakete sürüklenme­sini istemektir. Mesela, bir kimse başka birine eziyet ve cefa etse mutlaka o da ona düşmanlık, haset, kin ve nefret besler ve intikam almak ister. Gücü yetmeyince bizzat intikam alabilmek için ondaki nimetin kaybolmasını ve belaya uğ­ramasını temenni eder. Böylece düşmanlık intikam alma za­afıyla birleşince haset doğar.</p>
<p><strong>2) Gururlanma:</strong> Kıskanılan kimse makam, yöneticilik, ilim, hikmet ve servet sahibi olunca hasetçi onun gururlanıp övündüğünü düşünür, gururlanmasına tahammül edemez ve onun nimetinin elinden çıkmasıyla kendisinin gurur ve büyüklenme ihtimalinin ortaya çıkması için nimetinin yok olmasını ister.</p>
<p><strong>3)Kibir:</strong> Kibir, hasetçinin kıskanılan kimseye karşı kibirlenip böbürlenmesi ve onun kendi önünde alçalıp yakar­masını istemesidir. Kıskanılan kimsenin elde ettiği nimet, kıskancı aşağılık duygusuna sürükleyip ona karşı büyük­lenme imkânını ortadan kaldırınca nefsi bundan acı duyar ve nefsinin arzusuna erişebilmek ve beklediği konumu elde edebilmek için onun nimet ve şerefinin kaybolmasını ve onun tekrar alçalıp kendisinin büyüklenme imkânına ka­vuşmasını temenni eder. Bu öncekinden farkıdır. Onda kıs­kanan isteği kıskanılan kimsenin kibrinin ortadan kalkma­sı, hatta eşitliğe bile razı olması iken, bunda isteği bizzat büyüklenmek, hatta eşitliğe razı olmak şöyle dursun daha fazlasını talep etmektir.</p>
<p><strong>4)Taaccüp:</strong> Taaccüp, kâfirlerin, Hazret-i Peygamberin nübüvvet kaftanı ile şereflendirilmesine şaşırıp “Zikir ara­mızdan ona mı indirildi?”(Sad,8) ve “Allah, bir insanı elçi olarak mı gönderdi?”(İsra,94) diyerek peygamberlik şerefinin yok olma­sını ve başarısızlığa uğramasını istemelerine benzer. İmam Gazzâlî böyle buyurmuş olsa da bunun aslında ikinci kısım­dan olduğu düşünülebilir. Zira kâfirler, Resul-i Ekrem’e nü­büvvet şerefi ile izzet, kendilerine ise itaat zorunluluğu ile zillet verildiği için onun peygamberlik nimetinden mahrum olmasını istiyorlardı. Bu temenniyi nübüvvetin olmadığını iddia ederek ve peygamberlik davasına şaşırdıklarını göste­rerek açığa vurmuş olsalar da hasedin sebebi bu taaccüp değil, bilakis söz konusu gururdur.</p>
<p><strong>5)Maksat ve istekleri elden kaçırma korkusu:</strong> Bunun maddesi, iki veya daha çok kişinin talep edilen belirli bir şeyi isteyip de her birinin elde etme ve bütün taliplerin ona kavuşma ihtimalinin gerçekleşmemesi ve sıkışıklığın kalp­lerden yumuşaklığın kaybolmasına ve hasedin ortaya çık­masına sebep olmasıdır. Bir tek kocanın birbirine kuma olan hanımları, kocalarını aşırı sevgi ve tercihe zorlayıp birbirlerini kıskanırlar. Kralların nedimleri, sultanların ya­kınları ve büyük üstatların öğrencileri arasındaki kıskançlık da bu türdendir.</p>
<p><strong>6)Liderlik sevgisi:</strong> Bunun ortaya çıktığı durum, kişinin bilgi ve yetkinlik, makam ve mevki veya mal ve servette devrin eşsiz lideri olmak istemesidir. Türünün bazı fertleri­nin yegânelik iddia ettiği konuda kendisine ortak olduğunu ve müdahale ettiğini anlarsa onun nimetinin elinden çıkıp kaybolmasını ve kendisinin eşsizlikte tek başına kalmasını ister. Şüphesiz kalbinde söz konusu nimetin yok olması ta­lebi gerçekleşir ve kurnaz hasetçi derecesine ulaşır. Bunda asla düşmanlık, gurur, kibir ve arzu edilen şeyleri elden ka­çırma korkusu düşünülmüş değildir. Aksine sebebi değerli olma ve başkanlık sevgisidir. Âlimler arasındaki kıskançlık genellikle bu türdendir.</p>
<p><strong>7)Nefsin kötülüğü ve tabiatın kınaması:</strong> Bu da çokça meydana gelir. Bazı rezil insanların, aralarında hiçbir za­man düşmanlık, gurur, kibir ve makam talebinde ortaklık ihtimali olmamasına, hatta kıskanılan kişi ile bizzat tanış­mamalarına ve kınanmış nefsin kötülüğünden ve pis tabia­tın alçaklık yergisinden olan kem gözü onları hiç görmemiş olmasına rağmen kimi faziletli insanlara kin güttüklerini, haset ettiklerini, onları kusur ile andıklarını ve nimetin el­lerinden çıkışma sevindiklerini görürüz. Böyle bir nefsin sahibi daima acı ve sıkıntı çeker ve diğer insanlar yüksek mertebeli ve üstün oldukça o alçak ve dertlidir. Çünkü Yüce Allah&#8217;ın genel nimetine ve tam cömertliğine cimrilik eder ve bir kimse nimet, izzet ve yüksek makam sahibi olduğunda o üzüntüye kapılır. Dünya hiçbir zaman nimet, izzet, devlet ve makam sahiplerinden mahrum kalmaz.</p>
<p>Bu tür hasedin tedavisi zor olup böyle bir mizaç sahibi iyileşemez. Çünkü sebebi zatidir ve nefsinin kötülüğünden kaynaklanır. Sebebi arızi olmadığı için sebebinin ortadan kalkmasıyla ortadan kalkmaz ve maddesinin giderilmesiyle kaybolmaz. Bazen bu haset sebeplerinin çoğunun, hatta ta­mamının bir kişide toplandığı ve bu tür hasedin çok güçlü ve giderilemez olduğu görülür. Zamane insanları arasında yaygın olan düşmanlık ve kıskançlığın çoğunda birçok sebep etkilidir. Yüce Allah korusun.</p>
<p><strong>Hasede Konu Olan Durumlar</strong></p>
<p>Haset ve rekabetin çoğu benzer, akran, akraba ve kar­deşler arasında görülür. Bir topluluğun fertleri arasında ilişki ve ortaklık ne kadar çok ise kıskançlık ve rekabet de o kadar çok olur. Mesela, doğulular batılılara haset etmez.</p>
<p>Hatta haset, aynı vilayetten iseler çok, aynı şehirden iseler daha fazla ve aynı mahalleden iseler daha güçlü olur. Aynı şekilde ilim erbabı ve meslek sahipleri de kendi toplulukla­rına çok haset ederler. İlim tahsil edenler, askerler ve tüc­carlara, birbirlerine ettikleri kadar haset etmezler. Askerler ve tüccarlar da ilim erbabına o kadar haset etmez. Bilakis asker askere, tüccar tüccara, ilim erbabı ilim erbabına ve tellal tellala daha çok haset eder. Zira düşmanlık, gurur, ki­bir, liderlik arzusu ve aynı istek konusunda rekabet şeklin­deki haset sebepleri fazla olur. Bundan dolayı amcaoğulları, kardeşler ve çoğu zaman akran ortaklar arasındaki haset iyileşmez ve eksilmez, bilakis ömrün sonuna kadar devam eder ve hatta kıskanılan şey kaybolduktan sonra da varlığını sürdürür. Nitekim bir Arap şair şöyle demiştir:</p>
<p><em>Biz halılar yüzünden aralarında</em></p>
<p><em>Kin ve rekabet olan amcaoğullarıyız</em></p>
<p><em>Biz dal verilince kendisini bırakan ve</em></p>
<p><em>Ayıbı görünen çanak yarığı gibiyiz</em></p>
<p>Dünyanın her tarafından ve bütün insan sınıflarından kendisine yakın, muhalif ve eşit gördüğü büyük makam sa­hibi ve yüksek şöhret talibi kimse olmadıkça yabancılar ve birbirine uzak kimseler arasında haset az olur. Bütün bun­ların sebebi dünya ve dünyalık sevgisidir. Rakiplere dünya dar gelir, ama ahiret yurdu ve ebedî âlemin nimeti husu­sunda rekabet ve izdiham olmaz. İlim böyledir. Mesela, bir kimsenin talebi, Allah’ın zat ve sıfatlarına dair bilgi ve diğer ilimler olsa aynısını isteyen başkasına haset etmez. Çünkü ilimde izdiham ve rekabet yoktur. Bir şeyi binlerce kişi bilse ve bir bilgiye birçok kimse sahip olsa da yine her biri bildi­ğinden haz alır ve mutlu olur.</p>
<p>Bunun başkasının bilgi ve lezzetinde eksilmeye yol açması şöyle dursun, aksine bilen­lerin çokluğuyla fayda, ünsiyet ve mutluluk daha fazla olur. Bunlar, eşsiz güzelliği seyreden kimsenin, her dediği olan padişahın yüksek nimetleri ve ahiret mutluluklarıdır. Onda asla rekabet tasavvur edilmez.Nitekim Hazret-i Peygamber bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Siz Rabbinizi itişip kakışmadan tıpkı dolu­nayı gördüğünüz gibi göreceksiniz.”(Buhari,Sahih,1/203) Mim harfinin hem şeddeli hem de şeddesiz kullanımıyla rivayet edilmiştir.Şeddeli rivayetinde “zamm” lafzından türemiştir. Yani bir­birinize girip birleştirilmezsiniz.</p>
<p>Nitekim görme» dar yerden geçen padişah gibi hissedilir şeylerde olur. Halk onu gör­mek için itişip kakışır. Şeddesiz rivayetinde zulüm manası­na gelecek şekilde “daym” lafzından türemiştir. Yani mekân darlığı ve görüş imkânsızlığı sebebiyle birbirinizi gizlemiş ve engellemiş olmazsınız. Genişlik her hâlükârda tecelli bol­luğuna işaret eder ve sıkışıklık ve rekabetin olmadığını gös­terir. Diğer ahiret nimetleri de aynı şekilde darlık ve reka­betten uzak ve yetersizlikten beridir.</p>
<p>Öyleyse ahiret taliplerinden haset kalkar, bilgi kazanan ve züht ve ibadete rağbet gösteren kimselerin göğüs ocağın­da rekabet kötülüğünün kıvılcımı söner. Bu nedenle âlimler ve şeyhler, öğrencilere öğretmeye ve talebelerini irşat et­meye çok düşkün olup değerli vakitlerini müritlerini geliş­tirmek için harcarlar. Evet, kötülük uleması da denilen dün­ya âlimleri ve mürşit şeyhlere benzeyen iddia sahipleri ara­sında kıskançlık, rekabet ve nefret çok görülür. Zira yönel­dikleri kıble, dünya enkazını kazanmak, makam ve mevki elde etmek, seçkinlerin ve avamın inançları, meclis büyüklerinin liderlik taslamaları ve tepeden bakmalarıdır. Bu değersiz isteklerin birinde rekabet olduğu görülürse diğerine yönelmek gerekir.</p>
<p>Aynı şekilde haset, ortaklar ve kardeşler arasında zayıf ve mağlup tarafta, makam ve iktidar sahipleri içinde ise al­çak ve talihsiz olanda çok görülür. Galip tarafın hâl çimeni çoğunlukla kurtuluş okyanusunun nemiyle taze kalmakta olup haset dikeni ve rekabet çöpünden uzaktır. Çünkü mağ­lup, galibin nimetinin elinden çıkmasını ve üstünlük bakı­mından kendisine yenilmesini, hiç olmazsa kalbinin onun başarısından duyduğu acının kaybolup iyileşmesi için ona eşit olmayı ister. Daima galibin kusurlarını anmakla meşgul olur ve fitne ateşi yalan kıvılcımını tutuşturur.</p>
<p><em>Kendini benden üstün gören hasetçi </em></p>
<p><em>Benim ayıbımı diline dolar</em></p>
<p><em>Devran bana fazilet verdiğinde </em></p>
<p><em>Ardımda düşman olduğunu görmez misin</em></p>
<p><em>İzzetimi kendi zilleti gördüğü için </em></p>
<p><em>Kıyamete dek beni dost edinmez</em>(Sadi,Bostan)</p>
<p><strong>Kalp ve Bedenin Rekabet ve Haset Hastalığından Te­mizlenmesine Dair Son Söz</strong></p>
<p>Hasedin kalp için büyük bir hastalık ve zor bir dert ol-duğu anlaşılmıştır. Bu hastalık ilim ve amel ile tedavi edilir. Daha önce işaret edildiği gibi, faydalı bilgiyi araştırmak ve kesin olarak bilmelisin. Hasedin sana dünya ve ahirette bü­yük zararı vardır. Haset edilen kimse ise dünya ve ahirette zarardan tamamen korunmuştur ve hatta senin hasedin se­bebiyle onun tarafına dünya ve ahiretinde menfaatler ula­şır. Ama ahiretine zararının olduğu kesindir.</p>
<p>Adil yargıç ve lütufkâr Hakk’ın kararma razı olmayıp işine karıştın, itiraz ettin ve Hikmetli, Rahman ve Rahim olan Yara- tıa&#8217;nm kullan arasında yaptığı ezelî bölüştürmeyi ayıplayıp eleştirdin. Bundan daha büyük bir küstahlık olur mu? Kul hiç böyle bir suç işler mi? Tevhidi kabul eden kimseye bu reva mı­dır? Mümin olduğunu söyleyen birine böyle davranmak layık mıdır? Bir Müslüman’a gereksiz yere hıyanet ettin ve bütün müminlere karşı samimiyet emanet iken sen emaneti terk et­tin. “Din samimiyettir. Kime ey Allah’ın Resulü, dediler. Al­lah’a, peygamberine ve bütün Müslümanlara, buyurdu.”(Buhari,Sahih,1/30-31) hadis-i şerifinin gerektirdiği gibi vacip iken sen vacibi terk ettin; bütün müminler hakkında hüsnüzanda bulunmayı ve iyilikle­rini istemeyi âdet edinmiş olan peygamberler, veliler ve iyi kullar zümresinden ayrılıp inananlara musibet dokunmasını isteyen lanetli İblis ve kâfirler fırkasına katıldın.</p>
<p>Hasedin dünyevi zararı daha açıktır. Haset edilen kim­senin hâlleri düzenli ve emelleri uyumlu oldukça sen acı ve ıstırap çekersin, hasret ve hüzün sözleri söylersin. Bu du­rumda belayı düşmanından çözüp kendine bağlarsın, onun için arzu ettiğin üzüntüyü kendin peşin olarak hissedersin. Nitekim bazı âlimler şöyle demişlerdir: “Seni kıskanana sen mutluyken üzülmesi yeter.”</p>
<p>Ben dedim ki: Sana seni kıskanan kimsenin göğsündeki haset fiili yeter. Sen mutluyken onun dolunayı tutulur, sen yükselirken onun değeri düşer.</p>
<p><em>Ey hasetçi bu hastalıktan ancak ölünce kurtulursun</em></p>
<p><em>Bu sıkıntıdan ölüm dışında bir yolla kurtuluş yoktur</em></p>
<p>Allah korusun, eğer bir insan, yeniden diriliş ve hesabı inkar eder, kötülüklere karşılık azap göreceğini ve ceza çe­keceğini reddederse» haset sebebiyle hâllerin etrafında dö­nen bu kalp acısı haset ve rekabeti terk etmesine yeter, ama haset iyilikleri yanan ateşin kuru odunu yok etmesi gibi yok eder ve güzel davranışları gecenin karanlığının gündüzün aydınlığını mahvetmesi gibi mahveder. Bunun akıllı kimse­den çıkması çok tuhaf, âlim ve kâmil insanda görülmesi pek gariptir. Hiçbir faydası olmadığı gibi aksine zararı her tara­fa yayılmış bir fiili işleyen kimse hem dünyada acı çeker hem de ahirette Hakk’ın gazabına ve acıklı azaba uğrar. Her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Yüce Allah bizi kötü işlerden ve çirkin huylardan korusun!</p>
<p>Hasedin kıskanılan kimseye dünya ve ahirette zararı­nın değil, bilakis faydasının olduğu da açıktır. Kıskancın hasedi kıskanılan kimsedeki nimetin kaybolmasına yol açmaz. Her nimetin bir zamanı ve her devletin belli bir öl­çüsü vardır. O zaman gelmedikçe ve o ölçü tamamlanma­dıkça nimet elden çıkmaz ve talih yıldızı batmaz. &#8220;Onun nezdinde her şeyin belli bir ölçüsü vardır.”(Rad,8) “Her ecelin yazılı bir kaydı vardır.”(Rad,38)</p>
<p>Eğer hasetçi, “Keşke haset kıskanılan kimsedeki nime­tin kaybolmasına sebep olsa!” derse, biz bunun büyük bir cehalet ve ehliyetsiz cahile ait bir söz olduğunu söyleriz. Bu temenni, kişinin kendi belasını ve felaketini istediği anlamına gelir. Zira hasetçinin de nice kıskanılan nimeti ve nimetin elinden çıkmasını isteyen hasetçileri vardır. Haset nimetin elden çıkmasına sebep olsaydı hasetçinin dahi bü­tün nimetleri elinden çıkar ve belaya maruz kalırdı. Eğer “Benim hasedim kıskandığım kimsenin nimetinin elinden çıkmasına sebep olsun ve onu kaybetsin, ama başkasının benim hakkımdaki hasedi fayda vermesin!” diye temennide bulunursa biz bu sözün tahsis edicisi olmayan bir tahsis ve tercih edicisi olmayan bir tercih olması nedeniyle büyük bir cehalet olduğunu söyleriz. Ahmaklardan biri senin gibi ayıp iddiası ve imkânsız temennisinde bulunur, ama;</p>
<p>“<em>Da’vâ-yi tezvirden bâtıl temennâdan n’olur</em>.”</p>
<p>Nice insanlar vardır ki onların haset ve temennisi senin nimetini ortadan kaldırmaz, senin hasedin de kıskandığın kişinin nimetini yok etmez. Ama hasedin kıskanılan kimseye sevap getirmesi bakımından kıskanılan kimsenin din ve dünyasına yararlı olduğu kesindir. Özellikle hasetçinin gıybet etmesi ve kötülükleri dile getirmesi hâlinde dinî fayda açıktır. Zira kıskanılan kimse, hasetçinin iyiliklerinin kendi defterine kaydedilmesi suretiyle kazançlı çıkar. Nimetin onun elinden çıkmasını istersin, ama iyilik nimetlerini her gün ona hediye edersin. Ona düşmanlık ettiğini ve ondan uzaklaştığım sanırsın, ama aslında her gün onun için iyi iş­ler yaparak işçisi olursun. Bu, uhrevi faydadır.</p>
<p>Dünyevi faydasına gelince; düşmanın acı çekmesini, musibete uğramasını ve aşağılanmasını isteyen hasetçi, as­lında kendisini kıskandığı kimse için haset işkencesine girif­tar eder ve ıstırapla incitir. Bir kimsenin, düşmanına onu incitip aşağılamasından daha büyük bir faydası ve saygısı olabilir mi? Bundan dolayı kıskanılan kimse, hasetçisinin ölümünü istemez, bilakis sahip olduğu nimetin eserlerini görüp mutluluk haberlerini duyarak sıkıntı ve belaya müp­tela olması için daima uzun ömürlü olmasını ister.</p>
<p><em>Ölmesin düşmanların yaşaya dursun</em></p>
<p><em>Sahip olduklarını görüp üzülsünler</em></p>
<p><em>Nimetinden dolayı hep kıskansınlar</em></p>
<p><em>Zira kâmil insan kıskanılan kimsedir</em></p>
<p>Bazı saygın âlimler öğrencilerine şu sözlerle nasihatte bulunurlardı: “Sakın düşman ve hasetçilerinize zarar ver­mek için zahmet çekmeyin, kalp tarlanıza onlara karşı düş­manlık ve kötülük tohumu ekmeyin; aksine erdem ve yet­kinliğinizi artırmaya çalışın, böylece kıskanç düşmanın bo­yunu nun gibi bükün ve bağrını kanla doldurun.”</p>
<p><em>Düşmanlarına boyun eğdirmek istersen</em></p>
<p><em>Kılıç çekmeden mızrak atmadan</em></p>
<p><em>Daha çok erdemli ol zira bu düşmanlara</em></p>
<p><em>Zamanın felaketlerinden daha ağır gelir</em></p>
<p>Aynı şekilde, kıskanılmak fazilet, yetkinlik, mevki, ma­kam, servet ve mal alametidir. Menâkıb-ı Ebû Harıife’de anla­tıldığına göre, bir kişi İbn Şübrüme’ye bir mesele hakkında soru sordu, o da doğru cevabı veremeyince Ebu Hanife’ye vardı. Doğru cevabı alınca İbn Şübrüme’nin İmam hakkındaki kötü sözünü bildirdi. Bunun üzerine İmam şu beyti okudu;</p>
<p><em>Beni kıskansalar da ben onları kınamam</em></p>
<p><em>Erdemli insanlar benden önce de kıskanıldı</em></p>
<p>Bir rivayete göre, bir grup, İmam Züfer’in öğrencilerin­den Ebu Asım Nebil’e gelerek “Ebu Hanife’yi kınarlar. Sebe­bi nedir?” diye sordular. Şu şiiri nazmetti:</p>
<p><em>Genci kıskandılar boyuna çıkamayınca</em></p>
<p><em>İnsanlar ona düşman ve hasım oldular</em></p>
<p><em>Tıpkı kumaların güzel kadının yüzüne</em></p>
<p><em>Kıskandıkları için çirkin demeleri gibi</em></p>
<p>İbn Mübarek&#8217;ten rivayet edildiğine göre, o Ebu Hani­fe’yi eleştiren kimseleri işitince şu sözü okumuştur; “Kaset­çisi olmadan yaşayanda hayır yoktur,” Öyleyse bir kimseye haset etmek, onun erdem, yetkinlik, makam ve ihtişamım itiraf etmektir.</p>
<p>Bu anlatılanlar hasedin doğrudan zararlarıdır. Ama ha­set, daha başka kötülük, günah ve zararlı sonuçlara yol açar. Mesela, düşmanlıkların doğmasına ve Müslüman’a eziyet etme, dövme, öldürme, mal gaspı ve sövme gibi kötü­lüklerin yapılmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>Akıllı insan bu zararları düşünüp tefekkür edince ve be­lirttiğimiz makbul öncülleri akıl dili ile anınca Yüce Allah’ın izniyle hasedi bırakma konusunda ilmî şifa bulur. Amelî şifasına gelince; haset birçok kalp ve tabiata yerleşmiştir. Hatta süt çocuğu başka bir çocuğun doğup da süt emme, ilgi ve diğer faydalarda kendisine ortak olacağını anlayınca hasta olacak derecede kıskançlık gösterir. Bu bazılarının ölümüne bile sebep olabilir. O zaman akıllı kimse kendisinde haset hareketi hissettiğinde onun gereği olan söz ve eylemin tersini yapmaya yönelmelidir. Mesela, haset, kıskanılan ki­şiyi yermeyi gerektiriyorsa bu onu övmeye başlamalıdır. Eğer kibir ve büyüklenmeye sebep oluyorsa o kendini küçük görerek ve tevazu göstererek aksini yapmalıdır. Eğer ihsan ve ikramı terk etmeyi emrediyorsa sen nefsin düşmanlık ve hasetten günbegün ümidini kesip sevgiye alışması için iyili­ği artır ve her gün yeni bir izzet ve ikramda bulun. Kıskanı­lan kimse, hasetçinin bu lütuf ve ikramım görüp sevgi ve dostluğunu anlayınca kesinlikle onda da sevgi, samimiyet ve birlik duygusu meydana gelir ve</p>
<p><em>Evet uyanık olan gönül bilir</em></p>
<p><em>Kalpten kalbe bir yol vardır</em></p>
<p>Beyti gereği iki tarafta da samimiyet ışıkları parlar ve sevgi ve dostluk izleri görünür. Böylece</p>
<p><em>Lütfün dikenliğe erişince</em></p>
<p><em>Dikenlik gül bahçesine döner</em></p>
<p>Manası ortaya çıkar. Eğer şeytan “Kıskanılan kimseye tevazu ve ikramda bulunur, meclislerde övmeye kalkarsan acizlik, nifak veya kendinden korkmaya yorarlar. Halk da bak, filancaya nasıl mağlup oldu, der.” şeklinde vesvese ve­rirse, bu vesvesenin İblisin hile, tuzak ve aldatması oldu­ğunu araştırıp bilmeli, onu kendinden uzaklaştırmalı ve düşmanlıkla meşgul olmanın kıymetli ömrün vakitlerini her hâlükârda üzüntü, boş evham, kaygı ve kederle telef etmek olduğunu, sevgi ve samimiyetin dünyada düşmanlık ve ta­sadan daha iyi ve faydalı, ahirette daha üstün ve değerli ol­duğunu bilmelidir.</p>
<p>Bu uzun açıklamalar, haset ve rekabet hastalığının ilmî ve amelî devası olup söz konusu hastalığı gidermede gerçek­ten son derece yararlıdır. Sahibine zarar çeken nefis lezzeti sonunda gözyaşı ve acıdır, ama ilaç acı olmadan fayda ver­mez, ağır ve müzmin hastalığı gidermez. Dünya rahatlığı ve ahiret mutluluğu isteyen gayretli adam, bahsettiğimiz fayda ve yararları dinler, ne kadar acı olursa olsun gözünü yumup içer. Böylece Hakk’ın yardımıyla hastalıktan kurtulup iyile­şir ve dünya ve ahirette yüksek mertebelere erişir.</p>
<p>Kınalızade Ali Efendi &#8211; Ahlak-i Alai,syf.206,217</p>
<p>Fecr yay.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hasedin-tedavisi-2/">Hasedin Tedavisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hasedin-tedavisi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdemlerin Zıddı Olan Erdemsizlikler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 14:52:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İffet]]></category>
		<category><![CDATA[İffetin İfrat ve Tefriti]]></category>
		<category><![CDATA[Adaletin İfrat ve Tefriti]]></category>
		<category><![CDATA[atılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cömertlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmetin İfrat ve Tefriti]]></category>
		<category><![CDATA[Kınalızade Ali Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Yiğitliğin İfrat ve Tefriti]]></category>
		<category><![CDATA[Yiğitlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21306</guid>

					<description><![CDATA[<p>3.Bap:  Erdemlerin dört tür ile sınırlandığı açıklığa kavuşunca bunların zıddı olduğu için erdemsizliklerin de dört tür ol­ması parlak düşüncenin gereğidir. Mesela, erdem olan hik­metin zıddı erdemsizlik olan bilgisizliktir. Yiğitliğin zıddı korkaklık, iffetin zıddı fücur ve adaletin zıddı zulümdür. Ama yeterli araştırma ve keşiften sonra ortaya çıkan dakik düşünceye göre her erdemin sonsuz zıtlarının olması gere­kir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/">Erdemlerin Zıddı Olan Erdemsizlikler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22349 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg" alt="" width="357" height="270" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg 259w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/images-170x130.jpg 170w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" /></a><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/güzel-ahlak.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-21326 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/güzel-ahlak-300x171.jpg" alt="" width="347" height="198" /></a>3.Bap: </strong></p>
<p>Erdemlerin dört tür ile sınırlandığı açıklığa kavuşunca bunların zıddı olduğu için erdemsizliklerin de dört tür ol­ması parlak düşüncenin gereğidir. Mesela, erdem olan hik­metin zıddı erdemsizlik olan bilgisizliktir. Yiğitliğin zıddı korkaklık, iffetin zıddı fücur ve adaletin zıddı zulümdür. Ama yeterli araştırma ve keşiften sonra ortaya çıkan dakik düşünceye göre her erdemin sonsuz zıtlarının olması gere­kir. Çünkü her erdem, ifrat ve tefrite asla meyletmeyen orta merkez ve son dengedir.</p>
<p>O zaman itidal noktasından sapmış olan çok sayıda de­recenin bulunduğu düşünülebilir. Hissedilir dünyadan örnek verecek olursak, dairenin tam ortası merkezî bir noktadır. İki noktanın daire merkezi ve tam orta olması imkânsızdır. Ama merkezden başka kimisi dairenin çevresinde, kimisi dairenin içinde olan sonsuz noktalar tasavvur edilebilir. Öy­leyse hakiki mutedil bir tanedir ve itidal dışında olanlar sa­yısızdır. Aynı şekilde bir noktadan başka bir noktaya ulaşan doğru çizginin birden fazla olması mümkün değildir. Bu çiz­gi, iki nokta arasında varsayılabilen çizgilerin en kısasıdır. Ama o iki noktayı birbirine bağlayan sayısız eğri çizgi var­dır. Bu nükteden anlaşıldığına göre hak din ve doğru mez­hep bir, ama farklı sapıklıklar ve değişik arzular sayısızdır. Şeriat sahibinin sözünde yetmiş iki diye ifade edilmesi çok­luktan kinayedir.</p>
<p><em>Yetmiş iki milletin savaşını mazur gör</em></p>
<p><em>Hakikati görmediler efsane yolu sandılar</em>“(Hafız,Divan)</p>
<p>Hakiki mutedil olan orta merkeze yönelip yaslandıktan sonra onda sebat edip kalmak en zor iştir.</p>
<p><em>Hakk&#8217;ın dergâhına çok yakın olanların başıdır</em></p>
<p><em>“Allah ile birlikte benim&#8221; makamına layıktır</em></p>
<p>En üstün ve temiz salavat kendisine olsun, Yâsîn ve Tâhâ emrinin sahibi, Hûd sure-i şerifi nazil olunca hakikati gösteren mucizevi dili, “Hûd suresi beni ihtiyarlattı.(Tirmizi) deyip uzak kalmış dertlilerin gamlı gönüllerini korku kılı­cıyla ikiye ayırdı.</p>
<p><em>Hû şarabıyla elimden tut ve kendimden geçir</em></p>
<p><em>Adamlar Hûd suresiyle kendinden geçmiştir</em></p>
<p>HÛd suresine ihtiyarlatma nispet edilmesinin sebebi, bu surenin &#8220;Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”(Hud,112) emrini ihti­va etmesidir. Bu emrin zorluğundan dolayı samimi ve mut­taki insanlar dehşete kapılmışlardır. Yüzlerce ah ve binlerce can yakıcı gözyaşı olsun ki yetkinlerin önderi ve ilk nedenli olan resul Ahmed’in mübarek saçma “dosdoğru ol” emrinin korkusundan dolayı yaşlılık akı düşmüş ve &#8220;Gözü kayma­dı”(Necm,17) sürmesiyle sürmeli nergislerinden gözyaşı şebnemi akmış ise, doğruluk sokağından koku ve doğru yoldan kıl kadar nasip görmeyen bizlerin kederli hâli nice olur!</p>
<p><em>Şol gün ki nefsini ede derhâst enbiyâ</em></p>
<p><em>Ahvâl-i nefs-i mücrim ve âsi ne ola yâ</em></p>
<p>Doğru yol ve orta merkez çok zor olduğundan nübüvvet dilinde sırat “kıldan ince ve kılıçtan keskin” olarak tasvir edilmiştir. Kerim Kitap’ın Fatihasında &#8220;Bizi dosdoğru yola İlet!”(Fatiha,5) sözü ile işaret edilen gerçek de budur.</p>
<p><em>Meyhanenin yolunu arıyoruz bize doğru yolu göster</em></p>
<p>Zira müminin bu dünyadaki işi, bilgi ve davranış bakı­mından dosdoğru yola koyulmaktır, Ahiret hayatında ise uzatılmış sırattan geçmesi gerekir. Daha doğrusu bu, onun suret ve misalidir. Çünkü büyük veliler ve ileri gelen filozof­ların işaretleri, daha önce giriş bölümünde geçtiği gibi, doğ­ru habercinin vaat ile müjdeleyip tehdit ile korkuttuğu ahiret işlerine ait ayrıntıların bu dünyada nefis tarafından kazanılıp ahiret hayatında ortaya çıkan bilgi, davranış ve huyların suretleri olduğu gerçeğiyle uyuşmaktadır.</p>
<p>Öyleyse huy ve davranışlarda itidal sınırını gözetmenin misali, kıldan ince, kılıçtan keskin ve cehennem yolu üzeri­ne uzatılmış olan sırattır. Bu itidale dünya hayatında riayet eden kimse misali sırattan şimşek gibi geçip temiz insanla­rın makamı olan bilgi ve yetkinlik cennetlerine ve salih amel bahçelerine ulaşır.</p>
<p><em>Temiz olanların yeridir orada temiz olmak gerek</em></p>
<p>İtidale riayette gevşeklik gösterenler sıratı düşe kalka geçerler. İtidal sınırını aşıp ifrat ve tefrit yoluna sapanlar uhrevi sırattan geçemezler ve kötülerin yeri olan cehennem ateşine düşerler. Filozof Pisagor’dan şöyle nakledilmiştir: “İnsanın kazandığı meleke iyilik ve yetkinlik ise bir meleğin varlığına, eğer kötülük ve sapıklık ise bir şeytanın ortaya çıkışma sebep olur. Her biri ahiret yurdunda sahibinden ay­rılmaz ve failine daimi yoldaş olur.” Bu manaya ayet-i ke­rimede de işaret edilmiştir: “Ona yanından hiç ayrılmayan bir şeytan musallat ederiz.”(<sup>Zuhruf,36)</sup> Öyleyse akıllı kimsenin huy ve davranışları ile kendisine nasıl bir dost ve arkadaş edindi­ğini görmesi gerekir. Allah beni ve sizi dosdoğru yola gir­meye muvaffak eylesin ve acıklı azap uyarısı yapılan çukur­lara düşmekten korusun.</p>
<p>Ortanın iki anlama geldiği bilinmelidir. Birisi, iki nes­nenin arasında birbirine nispeti eşit olarak bulunan hakiki ortadır. Dairenin çapından iki tarafına nispeti eşit olan merkez noktası böyledir. İki ile altıya eşit nispette olan dört sayısı da böyledir. Bu orta, filozofların mizaçta gerçekleş­mediğini düşündükleri hakiki mutedildir. Diğeri, filozofların mizaçta gerçekleştiğini kabul ettikleri ve türsel itidal, şahsi itidal ve mizacın arazı dedikleri izafi ortadır. Ahlâk ilminde muteber olan da bu ortadır. Bundan dolayı erdem her kişiye göre değişir, hatta zamana ve duruma göre de farklılık gös­terir. Bir kimseye göre erdem olan huy başkasına göre er­dem olmayabilir. Yine bir zamanda erdem ve muteber olan huy başka bir zamanda muteber olmayabilir.</p>
<p>Erdem itidal ve orta olunca erdemsizlik itidalin dışın­daki iki uç olur. “İşlerin en hayırlısı orta olanıdır.”(Acluni,Keşful Hafa,c.1,s.391,n:1247) sözü de buna işaret eder.</p>
<p>Her işte uçlar kesinlikle yerilmiştir</p>
<p>Her erdemin karşılıklı ikişer erdemsizliği vardır. Erdem turleri dört olduğuna göre erdemsizlik türleri de sekizdir.</p>
<p><strong>1. Hikmetin İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p>İkisi hikmet erdeminin uçlarıdır.</p>
<p><strong>Hilekârlık:</strong> Hikmetin ifratı hilekârlık ve kurnazlıktır.<sup>35 </sup>Akleden gücün hile, yalan, soytarılık ve eğlence gibi layık ol­mayan yerlerde hak etmediği derecede harcamp kullanılma­sıdır. Hilekârlığın pratik akıl gücünde olduğu bilinmelidir. Teorik akıl gücünün ifratı hilekârlık değildir. Çünkü metafi­zik, tabiat ve matematik konularında ne kadar hakikat keşfe­dilir ve incelik gün yüzüne çıkarılırsa o kadar makbul ve öv­güye layıktır.</p>
<p><strong>Ahmaklık:</strong> Hikmetin tefriti ahmaklıktır. Akleden gücün işlevsiz bırakılıp ilim ve amel yönünde ihmalkârlık ve kul­lanmama sebebiyle teorik ve pratik felsefenin hakikat ye in­celiklerinin kavranmasına kusur ilişir; hakiki bilgilerin öğ­renilmesi ve iyiliklerin ayırt edilmesi perdelenir.</p>
<p><em>İlim öğren çünkü ilim erbabına konuşurken</em></p>
<p><em>Giydiği güzel elbiseden daha çok yakışır</em></p>
<p><em>Hayır yoktur bilmeden yaşayan ve</em></p>
<p><em>Geleni öğrenmeden gören kimsede</em></p>
<p><strong>Kıta;</strong></p>
<p><em>İlim derleyebileceğin en güzel şeydir</em></p>
<p><em>ilim tahsil edenin iftiharı eksik olmaz</em></p>
<p><em>İlme yönel erdemlerini tamamla</em></p>
<p><em>İlmin başı da sonu da ilerlemektir</em></p>
<p><strong>Kıta:</strong></p>
<p><em>Sürekli bolluk ve güçtür ilim</em></p>
<p><em>Şeriat ilim ile ayakta durur</em></p>
<p><em>ilmin güzel bir özellik olduğunu bil</em></p>
<p><em>Onunla insan hayvandan ayrılır</em></p>
<p>İlmin fazileti hakkındaki Kur’an ayetleri, Hazret-i Pey­gamberin hadisleri, büyük âlim ve filozofların sözleri kitap ve risalelere sığmayacak kadar çoktur.</p>
<p><strong>2.Yiğitliğin İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Tehlikelere atılma:</strong> Yiğitlik erdeminin ifrat ucu tehlike­lere atılmadır. Aklıselim sahiplerinin atılganlık ve saldırıyı makul ve makbul saymadığı işlere düşüncesizce atılıp hari­kalar yaratıcısının faaliyet alanındaki en değerli cevher olan kıymetli nefsi veya mutlak vericinin armağanları olan organ ve güçleri boş yere telef etmeye sebep olmaktır.</p>
<p><strong>Korkaklık:</strong> Bu erdemin tefriti korkaklıktır. Aklıselime göre korkunun caiz olmadığı durumlarda gereksiz yere kor­ku, ödleklik ve kaygı göstermektir.</p>
<p><strong>3.İffetin İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Fücur ve doyumsuzluk:</strong> İffet erdeminin ifratı, fani şeh­vetleri tatmin etme ve duyusal zevkleri tatmada itidal dere­cesini aşıp din ve aklın caiz görmediği mertebelere geçmek şeklinde ortaya çıkan fücur ve doyumsuzluktur.</p>
<p><strong>Sönmüşlük:</strong> İffetin tefriti, şeriat ve aklın mubah görüp ruhsat verdiği lezzet ve şehvetlerden tamamen yüz çevirip beden ve güçlerine zarar veren ve neslin tükenmesine sebep olan sönmüşlüktür.</p>
<p><strong>4.Adaletin İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Zulüm:</strong> Adalet erdeminin ifratı, başkasının hakkım şer’î yolla olmaksızın çiğnemek, namusuna tecavüz etmek veya nefsine zarar vermek şeklinde ortaya çıkan zulümdür.</p>
<p><strong>Zulme boyun eğmek:</strong> Adaletin tefriti, başkasından ken­disine yönelik bir zulüm ve haksızlık olduğunda boyun eğip kabul etmesi, nefis alçaklığı ve himmet düşüklüğü sebebiyle sefalet ve alçakgönüllülüğü seçmesi şeklinde ortaya çıkan inzılam yani zulme boyun eğmedir.</p>
<p>Bazıları adaletin iki aşırı ucunun da zulüm olduğunu söylemişlerdir. Çünkü zulüm başkasına haksızlık, inzılam kendine haksızlıktır.39Adaletin bütün yetkinlikleri kendi­sinde toplaması gibi zulüm de bütün eksiklikleri kendisinde toplar. Bundan dolayı Hâce Abdullah Ensarî gibi bazı şeyh­ler, “İncitmeyen şey günah değildir.” demişlerdir.</p>
<p><em>Ne yaparsan yap ama sakın incitme</em></p>
<p><em>Tarikatımızda ondan başka günah yoktur</em></p>
<p>Ama bazı mülhitler bu sözün manasındaki hakikati kav­rayamayıp başka bir kişiye zulmetmedikçe kendi hakkında yapacağı her şeyin caiz olduğunu zannettiler ve ibadetleri terk edip bazı günahları işleyerek şu beytin dış anlamına göre davrandılar:</p>
<p><em>Küfrü meslek edin ve Kâbe’yi ateşe ver</em></p>
<p><em>Meyhaneye hizmet et ama insana zulmetme</em></p>
<p>Ama pak şeriatta yasaklanmış olan her şeyin kişinin ya kendisine ya başkasına zulüm olduğu açıkça hatadır. Ayrıca zulmün genellikle mal ve mülk sahibi zenginden ve zulme boyun eğmenin fakirden sâdır olduğu bilinmelidir. Fakat adalete riayet çoğunlukla zenginlik ve fakirlikte ortadır.</p>
<p><strong>Hikmetin Alt Erdemlerinin İfrat ve Tefritleri</strong></p>
<p>Erdem cinslerinin ifrat ve tefrit dediğimiz iki ucunun erdemsizlik olduğu açıklığa kavuşunca aynı şekilde bu cins­ler altında yer alan erdem türlerinden her birinin de itidal derecesi ve ifrat ve tefriti olan uçlarının erdemsizlik olduğu anlaşılır. Erdemsizlik olan uçlardan bazısına bazı dillerde belli bir isim verilmemiş olması mümkün ve hatta vakidir. Ama mana tasavvur ve temyiz edilince ibarenin darboğa­zından geçmek caizdir. Çünkü ibare giysileri ve lafız süsleri, yeni fikirleri gösteri sahnesinde sergilemek için konulmuş­tur. Düşünce sahnesinden ve sezgi ve kıyas penceresinden mana güzellerinin yüzü görününce ibare giysisini ödünç al­maya ihtiyaç kalmaz. Akıllı ve zeki kimse o manaları çıka­rabilir.</p>
<p>Biz öğrencilere ve ilgililere yardım etmek için birkaç misal verelim.Böylece işin içyüzü anlattığımız konularda açıklığa kavuşunca bahsetmediğimiz konularda da kıyas yo­luyla açıklığa kavuşur. Mesela, hikmet erdeminin altında yer alan erdem türlerini yedi ile sınırlamış ve bunların ze­kâ, çabuk anlama, zihin açıklığı, kolay öğrenme, güzel dü­şünme, ezberleme ve hatırlama olduğunu söylemiştik.</p>
<p><strong>1)</strong>Erdem ve orta olan “zekâ”nın ifratı hilekârlık, tefriti ahmaklıktır. Burada kastedilen, yaratılıştan gelen ahmaklık değil, bilakis kötü seçim ve vakit öldürmekten kaynaklanan ahmaklıktır, Tabiatta yerleşik olduğu sanılan ahmaklık ge­nellikle tekrar, alıştırma, öğrenim ve ders alma yoluyla gi­derilir. Doğuştan gelen zekâ ve tabiata yerleşmiş akıllılık akıl gücünün uzun süre terk edilmesi ve kullanılmaması sebebiyle kaybolur.</p>
<p><em>Ey yüksek kavrayışlı ama gevşek</em></p>
<p><em>Bu yüzden ancak çanak satan adam</em></p>
<p><em>Ey gönlü kapalıyken öğrenimle</em></p>
<p><em>Yedi iklime baş kadı olan insan</em></p>
<p><strong>2)</strong>Orta ve itidal derecesi olan “çabuk anlama”nın ifratı hızlı hayal kurmaktır. Bu huy, önermelerin hükümleri tam olarak anlaşılmadan, belki genel olarak parlayıp hemen sönmek suretiyle hüküm hatası ve tasavvur bilgisizliğine sebep olur. Çabuk anlamanın tefriti, ölçüsünden fazla yavaş anlama ve geç idrak etmedir.</p>
<p><strong>3)</strong>Orta ve itidal olan “zihin açıklığı”nın ifratı, maksa­dın tespitine engel olacak şekilde ölçüsünden fazla parla­madır. Tefriti ise nefiste meydana gelen ve geç sonuç çı­karmaya neden olan karanlıktır.</p>
<p><strong>4)</strong>Orta olan “kolay öğrenme&#8217;nin ifratı, öğrenimde öğ­retmenin öğrettiği ilmî suretleri pekiştirmeye mecal bırak­mayacak şekilde aşırı hızlılık ve işe koyulmadır. Tefriti, öğ­renme zorluğuna yol açan taassuptur.</p>
<p><strong>5)</strong>Orta olan “güzel düşünme”nin ifratı, düşünme ve akletmeyi gerekli ve uygun olmayan yerlerde harcamaktır. Tefriti, fikrin istenen konuyu tam olarak akletmekten aciz kalmasıdır.</p>
<p><strong>6)</strong>Orta olan “ezberleme”nin ifratı, edepsizlik ve hiciv şiirleri, maskaralık ve komedi fıkraları, faydasız sohbet ve hikâyeler gibi ezberlenmesi gerekli ve hoş olmayan şeyleri ezberlemektir. Tefriti ise ezberlenmesi güzel görülen şey­lerde tembellik göstermek ve yararlı suretleri pekiştirmek­ten uzak durmaktır.</p>
<p><strong>7)</strong>Orta olan “hatırlama”nın ifratı, gerekli olmayan şeyi hızla bilince getirmek için vakit öldürmek ve organları zayıf­latmaktır. Tefriti ise gözetilmesi zorunlu ve güzel olan şeyleri terk etmek ve kullanmayarak unutulmasını sağlamaktır.</p>
<p>Diğer fazilet türleri de bu şekle göre kıyaslanmalı ve değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ayrıca bazı reziletlerin belirli ve meşhur adlarının ol­duğu bilinmelidir. Hayanın ifratı olan utanmazlık ve tefriti olan sıkılganlık<sup>43</sup>; cömertliğin ifratı olan israf ve tefriti olan cimrilik; tevazuun ifratı olein kibir ve tefriti olan alçalma böyledir. Bazen de belirli bir isim verilmemiş olmasına rağ­men mana ve mahiyeti bilinecek şekilde maksat hâsıl olur. Yüce Allah yol göstericidir.</p>
<p>Yine bazen fazilet olan huyun varlıksal bir şeye izafe edildiği bilinmelidir. Bu durumda onun ifrat olduğu fark edilmez ve rezilet olduğunu bilmek zorlaşır. Çünkü faziletin kendisine izafetle fazilet olduğu bu varlıksal şeyin fazlalığı Ölçüsünde çok fazilet olacağı zannedilir. Hâlbuki böyle de­ğildir. Bilakis bu olumlu şey mutedil dereceden fazla oldu­ğunda fazilet rezilete dönüşür. Ama tefrit tarafının farkı or­tadadır ve rezilet olduğu gayet açıktır. Zira yokluğun varlık­tan farklı olduğu açıktır. Bunun örneği, birer fazilet ve varlıksal konu olan yiğitlik ve cömertliktir. Aynı şekilde ifratla­rı olan tehlikeye atılma ve israf da fazilet zannedilir. Nite­kim insanların çoğu pratik felsefeden habersizdir. Müsrif cahilleri çok cömert olmakla ve tehlikeye atılan kalabalıkla­rı son derece cesur olmakla nitelerler; ama korkaklık ve cimriliğin hiçbir mertebesini yiğitlik ve cömertliğe dâhil etmezler. Eğer fazilet yokluğa ait bir şeye izafe edilirse iş tersine döner, tefritinin fark edilmesi zorlaşır, ama ifratı açıkça belli olur. Örneği, kibrin yokluğuna izafetle fazilet olan ve tefriti olan alçalmanın kendisinden zor ayırt edildiği tevazudur. Hatta bazı insanlar zelil dilenciyi onurlu müte- vazıdan ayıramazlar. Kibirsizlik onda da artık olduğu için faziletin de çok olduğu zannedilir.</p>
<p>Faziletlerin açıklaması genel olarak bundan ibarettir. İnsana ilişen bu tür ruhsal hastalıklar inşallah alamet ve te­davileriyle birlikte açıklanacaktır.</p>
<p><strong>4.Bap: Erdemlere Benzeyen Erdemsizlikler</strong></p>
<p>Erdem cinsleri ihtiva ettikleri türleriyle birlikte zikre­dilip erdemsizlik cinsleri de çeşitli sınıflarıyla birlikte orta­ya konunca şimdi yakında görüleceği gibi erdemlere benze­yen erdemsizlikleri açıklamaya başlayabiliriz. Düşük ayarlı oldukları için erdem cevherleri pazarında saf altını koyu bakırdan, mavi boncuğu değerli inciden ayırt edemeyen ve erdemsizlikleri erdem, çirkin huyları güzel huy zanneden nice basiretsizler vardır. Bundan dolayı pratik felsefe sahi­binin huyların inceliklerine vâkıf olması, iş ve davranışların gizliliklerini bilmesi, erdemi erdemsizlikten titiz bir şekilde temyiz etmesi ve kusurları güzel huylardan kılı kırk yararak ayırt etmesi gerekir.</p>
<p><em>Burada kıldan ince bin nükte vardır</em></p>
<p><em>Her başı tıraşlı kalenderliği bilmez</em>(Hafız,Divan)</p>
<p><strong>1. Hikmet Erdemine Benzeyen Erdemsizlik</strong></p>
<p>Bazı insanlar akli ilimlerin ilkeleri ve hakiki sanatların terimlerini insanların ağızlarından ve sayfaların içinden genel olarak alıp âlimlerin konularına zayıf münakaşalarla müdahale ederler ve bunları meclislerde anlatırlar. Feraset doğruluğundan uzak ve zekâ ışığından mahrum olan kimse­ler, ciddi bir övgü ve garip bir hayranlıkla “Filan kişi tenkit­çi akıl ve parlak tabiatla bezenmiş olup sayısız bilgiler ve her konuya dair nüktelerle temayüz etmiştir.” derler. Hâl­buki söz konusu kişinin hakiki ilimlerin meselelerinden herhangi birisini hakkıyla araştırma derecesine ve bir ko­nuda bilgi dediğimiz kalp sükûnetine ulaşmamış olması, fa­ziletin özetini büyük âlimlerin araştırmalarına benzetmiş olması ve bilginin saflığını mana hakikatlerinin ilkelerinden tahrif ederek ve üstünü örterek ayırması muhtemeldir. Onun âlimlerin araştırmasına ve fazılların incelemesine bu şekilde benzemesi, tıpkı maymunun hareketlerinde insanın fiillerini ve papağanın mırıltılarında insanın sözlerini taklit etmesi gibidir.</p>
<p><em>Çocuk bir altın terazi yapmak ister</em></p>
<p><em>Kabuğundan yapmak için portakalı soyar</em></p>
<p><em>Farz et ki mârçûbe otu yılan tenine benzer</em></p>
<p><em>Düşman için zehir dost için Güneş nerede</em></p>
<p>Hikmet erdemi, nefisle ilgili bir olgu ve onun etki ve sonuçları duyu organlarına kapalı olunca insanların çoğu bu konuda temyiz yapmaktan aciz kalır. Bundan dolayı zama­nın ilim ve ders ortakları çoğunlukla yetkinlik ve erdem el­bisesini çıkarmış, bilgisizlik ve erdemsizlik abasına bürün­müşlerdir. Ne gayret kuşları bilgi edinme göğünün zirvesinde uçmakta, ne de konuşma sahaları hikmet ve fazilet dairesin­de dönmektedir. Ama kafasız omuzlarında Şam pamuğu ve lacivert yünden cübbeler, taş kafalarında mermerşahi ve kandehari sarıklardan kubbeler vardır. Bey kapılarının daimi zillet inceliklerini bilirler, sabah akşam at arkasında görünürler ve vezir eşiklerinde dururlar. Şüphesiz yüksek ilmî makamlara ulaşmamışlar ve eksik varlıklarında aşın istek meydana gelmemiştir. Allah’a şikâyet eder ve sığınırım.</p>
<p><strong>2.İffet Erdemine Benzeyen Erdemsizlik</strong></p>
<p>İffet erdemine benzeyen erdemsizlik, ihlaslı kimselere karışan ve çirkin davranışlar ile zahit ve âbidlerin mertebe­lerine ulaşmak isteyen kimselerin yaptıkları gibidir. Bu hu­ya sahip olanlar, takva ve züht ile meşhur olmak, halk ara­sında velayet ve keramet ile anılıp bu fiiller sayesinde ileri gelenler, beyler, ulu sultanlar, itibarlı vezirler ve zengin efendiler katında sözü geçen kimse olmak, vakıf gelirlerin­den ve yıllıklardan bol ulufe ve adak fetihleri, zenginlerin sadakalarından çok miktarda mal edinmek için genellikle nefsin arzularından ve tabiatın lezzetlerinden uzak durur­lar, Bedenleri şeklî riyazet sebebiyle cılız ama nefs-i emmareleri insanların itibar göstermesi ve halkın el öpmesi sebebiyle semizdir. Onlar Allah katında vefasız ve hain, in­sanlar nezdinde güvenilir ve emindirler.</p>
<p><em>İbadet halis niyetle iyidir</em></p>
<p><em>Yoksa içsiz posttan ne olur</em></p>
<p><em>Halkın sanması için giyersen</em></p>
<p><em>Rahip kuşağı ile hırkanın farkı ne</em></p>
<p><em>Gümüş bakırla kaplansa</em></p>
<p><em>Ancak bilmeyene verilir</em></p>
<p><em>Altın kaplı şeyi ateşe atarlar</em></p>
<p><em>Bakır mı altın mı anlamak için</em>(Sadi,Bostan)</p>
<p>Bazıları köylüler gibi katı yiyeceklere alışmak suretiyle kendilerini lezzetli yemeklerden alıkoyarlar, bazıları da mal biriktirmek ve araçları çoğaltmak için en değersiz yiyecek­lerle yetinirler. Böylece zahitlik intibaı uyandırmaya, kanaatkâr ve iffetli olduklarını hissettirmeye çalışırlar. Bu grup da iffet erdeminden mahrum olup iffetli olduklarına dair anlatımları yalandır.</p>
<p>Cömertlik erdeminin benzeri olan erdemsizliğe gelince, bazı edepsizler ve fasıklar henüz kıtlık sıkıntısına düşmemiş, kendi ve ailesinin rızkı için acı çekmemiş, hatta mirasyedilik­ten bol servete veya zalim makamları ve vergi tahsildarlığın­dan kalan büyük bir hâzineye konmuş oldukları için bunları akıl ve naklin hoş karşılamadığı gereksiz yerlere müsrifçe harcarlar. Kıt akıllılar onları cömert ve mürüvvette kardeş sayarlar. Hâlbuki onlarda ne cömertlik erdeminden bir pay, ne de mürüvvet demirinden yapılmış bir bıçak vardır. Filo­zoflar şöyle demişlerdir: “Mal toplamak yüksek dağın tepesi­ne taş çıkarmak gibi, harcamak ise ağır taşı yüksek dağdan aşağı bırakmak gibidir.” Bilindiği gibi, ağır taş dağın zirvesi­ne kalabalık bir topluluğun gücü ile çıkarılır, ama o taşı aşağı bırakmaya küçük çocuğun gücü yeter.</p>
<p><em>Değirmen taşı on bin batmandır</em></p>
<p><em>Onu iki kişi kayışla döndürebilir</em></p>
<p><em>Fakat altını üstüne getirmeye</em></p>
<p><em>Bin adamın gücü yetmez</em></p>
<p>Malın geçim yolları ve kalkınma sebeplerinde çok etkili olduğu açıktır. Nice insanlar malsızlık yüzünden yetkinle­şememiş ve niceleri de fakirlik belası sebebiyle küfür musi­betine uğramıştır.</p>
<p><em>Sonunda tecrübeyle öğrendim ki</em></p>
<p><em>Kişinin değeri ilim ilmin değeri mal iledir</em></p>
<p>Malı güzel ve temiz kazanç yollarıyla toplamak zor, sırf helali kanaat dairesinden artırmak nadir ve hatta imkânsız­dır. “Helal damlar, haram akar.” Öyleyse harcamada cö­mertlik övülür, ama israf yerilir; gerçekte cömert, mal har­camada cömertlik erdemini kazanmayı ve kendisini cimrilik erdemsizliğinden temizlemeyi amaçlayan, dünyevi amaçlar gütmeyen ve değersiz karşılıklar talep etmekle ilgilenmeyen kimsedir.</p>
<p><strong>3.Yiğitlik Erdemine Benzeyen Erdemsizlik</strong></p>
<p>Yiğitlik erdemine sahipmiş gibi görünen kimselerin bu erdemle kastettikleri şey, nefis cevherini yiğitlik erdemiyle süslemek, korkaklık ve tehlikelere atılmaktan arınmak ol­mayıp, bilakis tehlikelere atılmak, korkunç durumlara gi­rişmekteki amaçları mal elde etmek, ulufe artırmak, makam ve mevkide yükselmek veya ayaktakımı arasında şöhret ka­zanmaktır. Bazı alçakların haram mal kazanmak için Müs­lümanların yollarını kesme, koyun ve büyük baş hayvanları gasp etme, duvarları delme ve Ehl-i İslam’ın ev ve haremle­rine saldırmada çeşitli tehlikelere atıldıkları çokça vakidir.</p>
<p>Bazıları tesadüfen şehir polisi tarafından yakalanınca arka­daşlarını ihbar etmesi için acı, işkence ve eziyete maruz bı­rakılsa bile konuşmadan sabır ve tahammül gösterir, beden ve ruhunu feda eder ve o melunları ihbar etmemeyi tam bir fazilet olarak görür. Ne yazık ki bu şerlilerden burna yiğit­lik kokusu gelmez!*</p>
<p>Aksine yiğitlik, atılganlık ve itinası aklın gerektirdiği şekilde gerçekleşen, sıkıntılı işlere girişmekten sevap işlemeye dönmeyi, nefis cevherini yüksek şecaat süsüyle bezemeyi ve Yüce Allah kabında zatının mutluluk mertebesini yükseltmeyi amaç edinen kimsede bulunur. Her ne kadar aslan, kaplan, çita, timsah ve diğer yırtıcıların fiili gibi, yiğit fiiline benzese de yiğitlik fiili kapsamına girmez. Zira beden kuvvetinin üs­tünlüğüne güvenerek ileri atılır. Atılganlığı tamamen doğal­dır; doğruluk düşüncesinin gereği ve fazilet kazanmaya yöne­lik değildir. Yine genellikle galip geldiği, alette kendisine denklik ve mukavemeti olmayan hayvanla dövüşür ve onlar üzerinde üstünlük kurar. Mesela, tam silahlı ve bedenen güç­lü bir kimsenin zayıf cüsseli, silahsız ve çıplak biriyle dövü­şüp onun üzerinde üstünlük kurmak istemesi yiğitlik şartı ve fazilet adabıyla bağdaşmaz.</p>
<p>Öyleyse gerçek yiğit, şecaat fiilleri kendisinden doğru fikrin gereği olarak çıkan, yiğitlik vasfına sahip olmayı al­çak düyevi isteklere ulaşmak için değil, aksine ruh cevhe­rine yiğitlik erdemini kazandırmak ve ondan korkaklık ve tehlikelere atılma reziletlerini uzaklaştırmak için isteyen kimsedir. Böyle bir kimsenin çirkin işten kaçınması, ömür süresinin sona ermesinden ve hayat şeridinin geçmesinden fazladır. Onun nazarında güzel ölüm, yerilen hayattan daha üstün; iyi şöhret sahibi olarak öldürülmek alçakça yaşamak­tan daha değerlidir. Nitekim bazı Arap beyleri ve belagatçileri şöyle demişlerdir:</p>
<p><em>Ortası olmayan insanlarız biz</em></p>
<p><em>Biz ya önder oluruz ya kabir ehli</em></p>
<p><em>Canımız değersizdir şeref uğruna</em></p>
<p><em>Güzelin talibine mehir ağır gelmez</em></p>
<p>Yiğitlik erdeminin lezzetinin başlangıçta yaralanma ve öldürülme korkusu ile karışık olmadığı için yiğit diliyle hissedilmemesi, savaş ve mücadele ormanı aslanlarının idrakiyle bilinmemesi mümkünse de sonunda dünyevi ve uhrevi lezzet ve menfaatler, zafer balı ve onun manevi mutluluğu can dili ve cennet ağzına ebedî lezzet çeşnisi verir.</p>
<p><em>Aşk şehidi dünya ve ahirette kızıl yüzlüdür</em></p>
<p><em>Bu meydandan bizi de ölmüş kaldırsalar iyidir</em></p>
<p>Bilhassa can, sağlam dini himaye etmek ve Peygamber­lerin Efendisinin şeriatını korumak için feda edilirse ne âlâ! Nitekim mahlûkatın Rabb’inin hakikatleri ilham eden muci­zevi kelamı ondan şu şekilde haber verir: “Allah yolunda öl­dürülenleri sakın ölü sanma, aksine onlar Rab’leri katında bes­lenen dirilerdir.(Al-i imran,169) Şehadetin fazileti ve yiğitliğin methi hak­kında insan türünün kılavuzu Hazret-i Peygamber’e ait bir­çok sahih ve hasen hadis vardır. Onlardan biri şudur: &#8216;“Allah bir yılanı öldürme şeklinde de olsa yiğitliği sever.”(Ebu Nuaym,Hilye,6/199)</p>
<p>Akıllı, zeki ve mahir kimse, kaçmanın kesin hayat vesilesi,tahammül ve kararlılığın ise her halükârda ölüm sebebi olmadığını bilir. İnsanın belirlenmiş eceli ne öne atanabilir ne de geciktirilebilir. Hatta kaçışı helak ve telef sebebi,sebebi zafer ve şeref vesilesi olur.</p>
<p><em>Kaderde olan şey başına geldiğinde</em></p>
<p><em>Kaçsan da ona doğru yol alırsın</em></p>
<p>Muaviye’den şöyle rivayet edilmiştir: “Sıffin Savaşı’nda karar ayağını kaçış üzengisi üzerine koymuştum. Şairin şu nazmı hatırıma geldi:</p>
<p><em>Ebâ lî himmeti ve ebâ belâî</em></p>
<p><em>Ve ahzi’l-hamdu bi’s-semeni’rebihi</em></p>
<p><em>Ekûlü lehâ izâ ceşe’te ve câşet</em></p>
<p><em>Mekâneki tahmedî ev testerîhu</em></p>
<p>“O zaman şiirin içeriğine göre hareket ettim ve nefsimi sabır ve kararlılığa yönelttim. Allah’a hamt olsun, yenilgi ve yok oluş çıkmazından kurtuldum ve bu sabır sayesinde bila­hare hilafeti ele geçirdim.”</p>
<p>Beyitlerin tercümesi şöyledir: “Benim himmetim ve cenkte yarar olduğum ve dahi medh ü senâyı ağır bahâ ile sa­tın aldığım beni komadı ki firar edem. Kaçan nefs cenkte ızdırâb eylese ona derim ki sabreyle, mekânında karâr kıl, ya zafer bulup mahmûd olasın ya helâk olup istirâhat bulasın.”</p>
<p>Birkaç gün, sonu yine vefasız dünyanın terk edilmesine varan geçici beka müyesser olsa da ar, utanma, korku ve sa­vaş meydanından kaçış sebebiyle işinin kötü, akranlarının kınaması ve arkadaşlarının azarı nedeniyle meclislerde üz­gün ve perişan olması kaçınılmazdır. Öyleyse cesaret meyda­nının aslan yürekli yiğitlerine yakışan tavır, sabır ve tevek­külü başlarına miğfer, bedenlerine zırh yapmak, ok ve kılıç yarası zafer ve iyi nam eyvanının kapı ve penceresi olarak görmek ve atılganlık ve ihtimam diliyle daima şu beyti teren­nüm etmektir:</p>
<p><em>Bu dünyadan aşk kılıcı yarası almadan göçmem</em></p>
<p><em>Bize savaş meydanını yarasız terk etmek ardır</em><sup>55</sup></p>
<p>Takdir edilen ecelin değişmeyeceğini kesin olarak bil­mek ve kazaya rıza ve tevekkülle sarılmak yiğitlik erdemini kazanmada büyük bir esastır. Yiğitlik ırmaklarının kaynağı, velayet ve keramet bahçesinin selvisi, Allah’ın galip aslanı ve müminlerin emiri olan Ali bin Ebu Talip -Allah yüzünü mübarek kılsın- Sıffin Savaşı’nda iki saf arasında başı miğfersiz ve bedeni zırhsız olarak koşar ve yiğitlik haykıran dili şu beyti söylerdi:</p>
<p><em>Ölümden hangi günümde kaçayım</em></p>
<p><em>Belirlenmemiş günde mi belirlenmiş günde mi</em></p>
<p><strong>Kıta:</strong></p>
<p><em>Şu iki günde ölümden kaçmak yakışmaz</em></p>
<p><em>Kazanın olduğu gün ve kazanın olmadığı gün</em></p>
<p><em>Kaza olduğu gün çaba fayda etmez</em></p>
<p><em>Kaza olmadığı gün sakınmak uygun değildir</em></p>
<p>Sultanlık dizginini elinde tutan ve hükümdarlık yolu­nun yolcusu olan kimsenin yiğitlerin eğitimine çok önem vermesi gerekir. İlgisini tehlikelere atılmaktan çekinmeyen­lere tahsis etmeli ve hem hayatta oldukları sürece onlara hem de vefatlarından sonra evlat ve yetimlerine geçim kay­nağı sağlamalıdır. Bütün askerlerin, en azından subay ve komutanların şecaat vasfına sahip ve defalarca atılganlık ve sebatıyla şöhret bulmuş kimseler olmaları için çalışmalıdır.</p>
<p><em>Askerlerin padişahı koruması</em></p>
<p><em>Savaş meydanında cenkten iyidir</em></p>
<p><em>Bir defa atılganlık gösteren yiğidin</em></p>
<p><em>Bunun sayısını artırması gerekir</em></p>
<p><em>O zaman başka sefer helaki göze alır</em></p>
<p><em>Ye’cüc’le savaşmaktan bile korkmaz</em>(Sadi,Bostan)</p>
<p>Önceki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, bir insan yi­ğitlik erdemine sadece tehlikelere atılarak sahip olmaz. Böyle kimseler mesela, korkunç sarsıntılardan ve düşen yıl­dırımlardan korkmayıp dev deniz dalgalarına girerek ve yolsuz dağ tepelerine çıkarak canlarını tehlikeye atarlar. Onların böyle davranmaktaki maksatları, kendilerine &#8220;‘Yiğit değildir.” denmesini önlemek, kendileri gibi ahmakların “Sen bu işi yapamazsın.” şeklindeki iddialarını reddetmek yahut bol ganimet ve servete tamah etmek, çocuk, cariye ve esir çıkarmak ve bunun gibi aşağılık amaçlardır. Onlar fay­dasız zahmetin alçaklık çukuruna düşmüş olup yiğitlik er­demi zaviyesinden fersah fersah uzaktırlar.</p>
<p>Bunlardan dahi uzak ve mutluluk sokağından mahrum olan bir başka topluluk ise mal ve makamı kaybetmenin üzüntüsü veya kötülüğünü isteyen düşmanın verdiği acı se­bebiyle öldürür ve çarmıha gererler, şecaat erdemi ve akü meziyetini çıkarıp atarlar. Bu iğrenç topluluğun yüksek de­recede korkaklık ve ödleklik hastalığına yakalandıkları an­laşılmaktadır. Çünkü cesur insan şiddetli acılara katlanır ve sabreder. Bunlar yanlış bir düşünceyle, yakalandıkları acı­dan ölerek kurtulacaklarını zannederler. Onlar şiddetli acı­lar ve büyük sıkıntılara aşırı bilgisizliklerinden habersiz ol­dukları için yakalanmışlardır. Allah bizi kötü kazasından korusun ve bize lütfuyla muamele etsin!</p>
<p>Kınalızade Ali Efendi &#8211; Ahlak-i Alai,Fecr yay.syf.87-112</p>
<p><strong>Önceki yazı için bknz:</strong></p>
<ol>
<li><a href="https://ilimcephesi.com/temel-erdemler/">https://ilimcephesi.com/temel-erdemler/</a></li>
</ol>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/">Erdemlerin Zıddı Olan Erdemsizlikler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Temel Erdemler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 14:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İffet]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Zulüm]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Şecaat]]></category>
		<category><![CDATA[Gazab Kuvveti]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmetin Alt Erdemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hilekarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kınalızade Ali Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nefsin Güçlerine Göre Temel Erdemler]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Erdemler]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Erdemsizlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Yiğitlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21300</guid>

					<description><![CDATA[<p>3.Temel Erdemler Fiillerin eğitilmiş teorik güçten dengeli olarak çıkmasını sağlayan huya “hikmet” denir. Fiillerin eğitilmiş pratik güç­ten mutedil olarak çıkmasını sağlayan huya “adalet” denir. Eğitilmiş şehevi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “iffet” denir. Eğitilmiş gazabi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “şecaat” denir.3 O zaman temel er­demler dediğimiz dört huy hikmet, adalet, iffet ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/">Temel Erdemler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/güzel-ahlak.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-21326 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/güzel-ahlak-300x171.jpg" alt="" width="340" height="194" /></a></p>
<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22352 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2.jpg" alt="" width="503" height="255" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2.jpg 702w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2-600x303.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/musluman_dokuyan2-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" /></a>3.Temel Erdemler</strong></p>
<p>Fiillerin eğitilmiş teorik güçten dengeli olarak çıkmasını sağlayan huya “hikmet” denir. Fiillerin eğitilmiş pratik güç­ten mutedil olarak çıkmasını sağlayan huya “adalet” denir. Eğitilmiş şehevi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “iffet” denir. Eğitilmiş gazabi güçten dengeli fiillerin çıkmasını sağlayan huya “şecaat” denir.<sup>3</sup> O zaman temel er­demler dediğimiz dört huy hikmet, adalet, iffet ve şecaattir.</p>
<p><strong>4.Temel Erdemsizlikler</strong></p>
<p>Bu dört erdemden her birinin ifrat ve tefrit taraflarına erdemsizlik denir. Mesela, teorik gücün itidali hikmettir. Onun hem ifratı olan hilekârlık hem de tefriti olan ahmaklık erdemsizliktir. Pratik gücün itidali adalettir. Onun ifrat ve tefrit uçlan yoktur. Daha doğrusu, onun zulüm dediğimiz bir tek zıddı vardır. Arzu anlamındaki şehvet gücünün itida­li iffettir. Onun hem ifratı olan fücur hem de tefriti olan sönmüşlük erdemsizliktir. Öfke anlamındaki gazap gücünün itidali yiğitliktir. Onun hem ifratı olan “tehlikeye atılma” hem de tefriti olan korkaklık erdemsizliktir.</p>
<p>Bu, Nasîreddin Tûsî’nin Ahlâk-ı Nâsırî kitabında ortaya koyduğu ve rabbani imam ve Hüccetülislam Ebu Hamid Muhammed Gazzâlî&#8217;nin de îhyâu Ulûmiddin kitabında aynı yöntemle bahsettiği anlatımdır.</p>
<p>Bununla birlikte şöyle dediler: “Adalet huyu, hikmet, if­fet ve yiğitliğin bir araya gelmesiyle oluşur. Çünkü bu üç huy toplanır, birbirine karışır ve uyumlu olursa üçünün bir­leşiminden faziletlerin yetkinlik ve tamamı olan ve adalet diye adlandırılan benzer bir hâl meydana gelir.” Nakledilen söz bitti.</p>
<p>Fakat adalet bu üç güçten meydana gelmiş bir birleşik olunca onu huy kısımları içinde müstakil ve üç kısma karşı­lık gelen bir kısım saymanın makbul olmadığı gizli değildir. Çünkü bölünende ve kısımlarda birlik kaydının dikkate alınması meşhurdur. Üç kısmı toplayıp bir kısım daha var­saymak uygun değildir. Mesela, kelimeyi isim, fiil ve harfe ayırdıktan sonra bu üç kısmı başka bir kısım olarak düşü­nüp kelime kısımlarının toplamının dört olduğunu söylemek caiz değildir.</p>
<p><strong>5.Nefsin Güçlerine Göre Temel Erdemler</strong></p>
<p>Öyleyse en uygunu, temel erdemler ve güzel huyları üç kısımla sınırlayıp bölümlemeyi bu şekilde yapmaktır. Çünkü insanda üç güç vardır. Bu üç güce üç nefis de denir.</p>
<p><strong>Melekî nefis:</strong> Akledilirleri ve idrak edilenleri idrak ve temyiz eden güçtür.</p>
<p><strong>Yırtıcı nefis:</strong> Öfke, atılganlık, intikam, egemenlik arzu­su, kibirlenme, şöhret ve üstünlük kurma ilkesi olan güçtür.</p>
<p><strong>Hayvani nefis:</strong> Lezzet ve haz talebinin ilkesi ve yiyecek, içecek ve karşı cinsi elde etme vasıtası olan güçtür.</p>
<p>O zaman temel erdemler de bu üç güce göre üç tanedir.</p>
<p><strong>1) Melekî Nefsin İtidal, İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Hikmet:</strong> Melekî güç itidal derecesinde tasarrufta bulu­nup ifrat ve tefrite meyletmezse buna hikmet denir.</p>
<p><strong>Hilekârlık:</strong> Eğer ifrat olursa ona hilekârlık denir. Bu er­demsizliktir. Akıl gücünün hile, sahtekârlık, komiklik ve soy­tarılıkta acayip şeyler icat etmek için kullanılması böyledir.</p>
<p><strong>Ahmaklık:</strong> Tefriti olan ahmaklık, hakikatleri idrak ve akledilirleri temyiz etmekten aciz olmak ve iyi fiilleri kötü fiillerden ayırt edememektir.</p>
<p><strong>2) Yırtıcı Nefsin İtidal, İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>Yiğitlik:</strong> Yırtıcı nefis dengeli tasarrufta bulunursa yiğitlik huyu meydana gelir.</p>
<p><strong>Tehlikelere atılma:</strong> Bu gücün ifratı tehlikelere atılmaktır. İnsanın kendisini faydasız yere tehlikelere atması, direnmenin imkân ve kudret sınırını aştığı düşmanla karşı karşıya gelip kendisini helake sürüklemesi veya zarara sokmasıdır.</p>
<p><strong>Korkaklık:</strong> Bu gücün tefriti korkaklıktır. Sabır ve seba­tın aklen güzel görüldüğü, karşı koyma ve savaşmanın övül­düğü yerlerde iğrenç bir şekilde kaygılanmak, korkmak, ge­reksiz yere yenilgi duygusuna kapılıp kaçmak ve kadınsı er­kekler gibi davranmaktır.</p>
<p><strong>3) Hayvani Nefsin İtidal, İfrat ve Tefriti</strong></p>
<p><strong>İffet:</strong> Hayvani nefsin itidali iffet olup din ve aklın cevaz verip güzel gördüğü yiyecek, içecek ve karşı cinsten dengeli şekilde yararlanmak ve işlemde bulunmaktır.</p>
<p><strong>Fücur:</strong> Bu gücün ifratı fücur olup din ve akıl dairesinin dışına çıkmak, haram ve mekruh işleri yapmak, fuhuş ve çirkinliklerden yararlanıp zevk almaktır.</p>
<p><strong>Sönmüşlük:</strong> Bu gücün tefriti sönmüşlüktür. Sönmüşlük, mubah arzuları tamamen terk edip ya bedenin helakine ya da neslin tükenmesine sebep olup “Evlenin, çoğalın; ben ümmetler içinde düşük çocuk bile olsa sizin çokluğunuzla övüneceğim.”(Heysemi) hadis-i şerifine aykırı hareket etmektir.</p>
<p><strong>4) Adalet ve Zulüm</strong></p>
<p>Bu üç erdem bir kişide ilahî yardım ve sonsuz mutluluk sayesinde toplanır ve mutluluk yıldızı bu üçünün bir araya gelmesiyle en yüksek noktada parıldarsa o kişi adil olur. Bu üç erdemin toplamına adalet denir. Adaletin zıddı zulüm­dür. Zulüm ve haksızlık bu üç erdemden birinin yok olma­sıyla gerçekleşir. Bu üç erdemin alt dalları vardır. İnşallah açıklanacaktır.</p>
<p>Bütün insanlarda bulunan her erdem ya, bu üç erdem­den birisidir ya da onların dalıdır. Bunlar, bütün insan fert­lerinin iftihar ve sevinç kaynağıdır. Hatta nesliyle iftihar eden kimse de atalarında bu sıfatlara sahip kimselerin ol­masıyla övünür.</p>
<p>Üç erdemden birinin hikmet olduğunu söylemiştik. Bu hikmet, “haricî varlıkları insan gücünün yettiği ölçüde bil­mek” şeklinde tanımladığımız hikmet değildir. Bu, pratik felsefe manasındaki hikmet de değildir. Bilakis bu, hikmet lafzının üçüncü manasıdır.</p>
<p>Bu incelik bilinince burada sorulan soruya verilecek cevap açıklığa kavuşur. Soru şudur: “Hikmet bizzat nazari  hikmet ve amelî hikmet diye ikiye ayrıldı. Amelî hikmet de ahlâk ilmi, ev idaresi ilmi ve devlet yönetimi ilmi şeklinde kısımlara ayrıldı. O zaman ahlâkın da hikmet, iffet ve şecaate ayrılması nasıl doğru olur? Zira hikmet yine kendisinin kısmı olup şeyin kendisine ve başkalarına bölünmesi gere­kir.” Bu huylara ait bir kısım olan hikmetin o kısımlara ay­rılan hikmet değil, başka bir hikmet olduğu anlaşılınca şe­yin kendisine ve başkasına bölünmesi gerekmez. Böylece soru tamamen ortadan kalkar.</p>
<p><strong>2.Bap: Temel Erdemlerin Altında Yer Alan Alt Er­demler</strong></p>
<p>Her ne kadar söz konusu erdem cinslerinin altında yer alan türler sayısız ve kitabın kapasitesinin dışında olsa da biz önceki fazıllara uyarak meşhur erdem türlerini anmakla ye­tindik.</p>
<p><strong>1. Hikmetin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>Hikmet erdeminin altında yer alan türler yedi tanedir: Birincisi zekâ, İkincisi çabuk anlama, üçüncüsü zihin açıklı­ğı, dördüncüsü kolay öğrenme, beşincisi güzel düşünme, altıncısı ezberleme ve yedincisi hatırlamadır.</p>
<p><strong>1) Zekâ:</strong> Öncüllerden kolayca sonuç çıkarmayı ve delil­lerden amaçlara ulaşmayı sağlayan bir melekedir. Bu mele­ke, sonuç verici öncüllerden netice çıkarmada sürekli meş­gul olmakla kazanılır.</p>
<p><strong>2) Çabuk anlama:</strong> Lazımlardan melzumlara, önermeden ters döndürme ve düz döndürmesine durmaksızın geçişi sağlayan bir melekedir. Zekâ ile çabuk anlama arasındaki fark, zekânın düşünmede olması, düşünmenin bilinen konu­ları sıralayıp bir bilinmeze taşınması olmasına karşılık, ça­buk anlamanın düşünmede olmayıp lazımdan melzuma ve önermeden ters döndürme ve düz döndürmeye geçişin &#8211; düşünmede olmaması sebebiyle- başkasında olmasıdır. Nite­kim bu, ölçü ilminde araştırılmıştır.</p>
<p><strong>3) Zihin açıklığı:</strong> Sayesinde nefsin sarsılmadan ve ka­rışmadan amaçlan çıkarmaya hazır olmasıdır,</p>
<p><strong>4) Kolay öğrenme:</strong> Nefiste değişik düşünceler engelleme­den tamamen amaca doğru yönelip onu elde etmesi için bir keskinlik ve hızlılık meydana gelmesini sağlayan melekedir.</p>
<p><strong>5) Güzel düşünme:</strong> Nefsin konulan araştırma ve ortaya çıkarmada her maddeye uygun olan derece ve miktarı koru­yup gözetmesini sağlayan melekedir. Ne zorunlu olan nes­neyi terk ve ihmal eder ne de etkisi olmayan nesneyi alıp kullanır.</p>
<p><strong>6) Ezberleme:</strong> Nefsin aklettiği ve elde ettiği akledilir ve tahayyül edilir suretleri gerektiği gibi ezberlemesini sağla­yan melekedir.</p>
<p><strong>7) Hatırlama:</strong> Nefsin ezberlediği şeyleri istediği zaman hatırlayıp ifade etmesini sağlayan melekedir.</p>
<p>Hikmet erdeminin alt türleri bunlardan ibaret olup açıklanmıştır.</p>
<p><strong>2.Yiğitliğin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>Yiğitlik erdemi altında on bir tür vardır. Birincisi yüce ruhluluk, İkincisi cesaret, üçüncüsü yüksek gayelilik, dördün­cüsü sebat, beşincisi yumuşak huyluluk, altıncısı soğukkanlı­lık, yedincisi şehamet, sekizincisi tahammül, dokuzuncusu tevazu, onuncusu hamiyet, on birincisi yumuşak kalpliliktir.<sup>5</sup></p>
<p><strong>1) Yüce ruhluluk:</strong> Kişinin üstünlük ve alçaklığa önem vermemesi, fakirlik, zenginlik, rahatlık ve sıkıntıya iltifat etmemesi, bilakis insanların övgü ve yergisini bir tutması, toplulukların ret ve kabulüne eşit yaklaşması, uygun ve uy­gunsuz her işe tahammül edebilmesi, şartların değişmesi ve tehlikeli durumlar görmesi hâlinde kendisinden himmet köşkünü lekeleyecek davranışların ortaya çıkmamasıdır. Bu, kokularını irade yolunun çevik yolcularından başkasının koklayamadığı ve yüksek tepelerine aşk mertebesi pakla­rından başkasının çıkamadığı büyük bir makam ve yüce bir huydur. Nitekim şöyle demişlerdir:</p>
<p><em>Can ve bedenden vazgeçmen</em></p>
<p><em>Kendin ile dolman gerekir</em></p>
<p><em>Her adımda bin bağ eklenir</em></p>
<p><em>Bağları tez kırman gerekir</em></p>
<p>Avam insanların övgü ve yergisinin yüksek amaçlara talip olanlar katında bir olması gerekir. Nitekim Hâce Attar şöyle demiştir:</p>
<p><em>Övülmen ve yerilmen fark ediyorsa</em></p>
<p><em>O zaman put yapan putçu olursun</em>(Attar,Mantıkut Tayr)</p>
<p><strong>2) Cesaret:</strong> Nefsin korkunç durumlarda ve büyük hadi­seler meydana geldiğinde sabır, sebat ve tahammül edebil­mesi, kaygı ve korkunun etkisiyle kendisinden uygunsuz iş­lerin ortaya çıkmamasıdır.</p>
<p><strong>3) Yüksek gayelilik:</strong> Nefsin hakiki güzelliği ve zati yet­kinliği istemede düşünce amacının yüksek ve terakki mahal-inin yüce olması, bu dünyanın ululuk, makam, mutluluk ve mutsuzluğunun dikkate alınmaması, yükselişe rıza göster­memesi, zillete kızmaması ve hatta ölüm acılığını yutmak­tan nefret edip sarsılmamasıdır. Nitekim güzel huylu ve yüksek gayeli insanlar: “Biz ölüm sarhoşu divaneleriz.” der­lerdi. Bazı âşık fazıllar şöyle nazm etmişlerdir:</p>
<p><em>Ölüm gelince ondan korkacak değilim</em></p>
<p><em>O yarı benim için bu yarıdan iyidir</em></p>
<p><em>Sade bir canım var Allah yergisi</em></p>
<p><em>Vakti geldiğinde onu teslim ederim</em></p>
<p><strong>4) Sebat:</strong> Kişinin yetkinlik arayışı yolunda etkilenip ürk- memesi ve boyun eğip kırılmaması için bu yolun zorluklarına sabretmesini ve musibetlerine katlanmasını sağlayan huydur.</p>
<p><em>Sebatımdan bu nükte hoşuma gitti zulme rağmen</em></p>
<p><em>Talep ayağımı semtine koymaktan vazgeçmem</em></p>
<p><strong>5) Yumuşak huyluluk:</strong> Huzur, kararlılık, sarsılmazlık ve ihtiyaçsızlığın insani nefse, kızgınlık ve öfke fırtınalarının etkisiyle sarsılmadan gelmesidir.</p>
<p><em>İnsan toz yumrusu ve ömür şiddetli fırtına ise de</em></p>
<p><em>Her rüzgârda titremeyi bırak dağ gibi sağlam dur<sup>10</sup></em></p>
<p><strong>6) Soğukkanlılık:</strong> Din ve şeriat korusunu himaye etmek ve mahremiyet dairesini gözetmek için yapılan savaş ve kavgalarda hafiflik göstermeyip aşağılık düşmana alay ko­nusu ve karalayanlara malzeme olmamaktır.</p>
<p><em>Âdeme seng ile gelir hürmet</em></p>
<p><em>Merd-i bî-senge olmaya kıymet</em></p>
<p><strong>7) Şehamet:</strong> Nefsin üstün işleri yapma ve yüksek mer­tebeleri kazanmaya hırslı olup güzel anılmayı hak etmesi ve bol mükâfata ulaşmasıdır.</p>
<p><strong>8) Tahammül:</strong> Birçok fazileti ve övülen özelliği kazan­mada bedenin güç ve organlarını tamamen kullanarak yıp­ratmasıdır.</p>
<p><strong>9) Tevazu:</strong> Nefsin makam ve yükseklikte kendisinden aşağıda olanlara tepeden bakmaması ve kendisinin onlar­dan üstün olduğunu iddia etmemesidir. Zira kendisinde bu­lunan makam ve üstünlük yalnızca Hakk’ın vergisidir; kendi etkisi mutlak yokluktur. Bu düşünceyle gösterilen tevazu övülür. Bundan dolayı bu, büyüklerin ve ileri gelenlerin tevazuundan daha güzeldir. Ama bir yaran elde etmek ve za- ran uzaklaştırmak için alçalmaya tevazu değil, alçaklık de­nir. Dilenciler ve tamahkârların alçalması böyledir.</p>
<p><em>Tevazu başı dik olanlarda olursa iyidir</em></p>
<p><em>Dilencinin tevazusu zaten onun huyudur“</em></p>
<p><strong>10) Hamiyet:</strong> Din korusunu himaye etmek, kendi hare­mini korumak ve hürmette gevşeklik ve ihmalkârlık göstermeyip en yüksek kapasiteyle çalışmak ve yeterlilik gös­termektir.</p>
<p><strong>11) Yumuşak kalplilik:</strong> Kişinin, türünün fertlerine do­kunan acı ve sıkıntıdan dolayı etkilenip üzülmesidir. Bunu yaparken söz ve eylemlerinde sarsıntı ve bozulmanın mey­dana gelmemesi, bilakis kendisini türünün fertlerine sadece iyilik ve ihsanda bulunmaya adaması şarttır.</p>
<p>Yiğitlik kapsamına giren alt erdemler böylece tamam­landı.</p>
<p><strong>3.İffetin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>İffet kapsamına giren alt erdemler on iki tanedir. Birin­cisi hayâ, İkincisi nezaket, üçüncüsü güzel yöneliş, dördün­cüsü barışçıl olma, beşincisi sükûnet, altıncısı sabır, yedincisi kanaat, sekizincisi vakar, dokuzuncusu takva, onuncusu intizam, on birincisi hürriyet, on İkincisi cömertliktir.</p>
<p><strong>1) Hayâ:</strong> Nefsin çirkin bir iş yaptığını fark ettiği zaman yerilmeyi hak edecek duruma düşmemek için büzülüp içine kapanmasıdır.</p>
<p><strong>2) Nezaket:</strong> Nefsin din açısından gerekli işlere boyun eğip itaat etmesidir. Buna demaset de denir.</p>
<p><strong>3) Güzel yöneliş:</strong> Nefsin kendisini güzel huylar ile süs­lemeye rağbet etmesidir.</p>
<p><strong>4) Barışçıl olma:</strong> Farklı görüşler çarpıştığı ve aykırı is­tekler karşı karşıya geldiği zaman nefsin sert tutumu bıra­kıp kibarlık ve uzlaşmayı tercih etmesidir.</p>
<p><strong>5) Sükûnet:</strong> Şehvet harekete geçtiği anda nefsin sakin olup seçim dizginini kendi elinde tutmasıdır.</p>
<p><strong>6) Sabır:</strong> Nefsin kendisinden zillet ve rezalete düşüren çirkin zevklerin ortaya çıkmaması ve kendisini kaplamaması için arzuya meyletmeyip arzu sebeplerine karşı koyabilmesi­dir. Sabır iki çeşittir: Birisi günah ve hatalara karşı sabırdır. Yani nefs-i emmare ve hilekâr şeytanlar günahlara davet et­tiğinde onun sabır ve takva gücü ile def edip doğru yoldan çıkmamasıdır. Burada tarif edilen sabır budur. İkinci tür sa­bır, bela ve musibetlere karşı sabırdır.*Yani bela, musibet, sıkıntı ve ayrılık gibi nefse çirkin görünen şeyler başa geldi­ğinde nahoş bir şekilde sabırsızlanmayıp tahammül etmektir. Sabır halk arasında genellikle bu manada kullanılır. İki tür sabır da makbul ve methedilir, daha doğrusu vaciptir.</p>
<p><strong>7) Kanaat:</strong> Nefsin yiyecek, içecek ve giyecek gibi ihtiyaç maddelerini kullanırken zararı önleyen ve zarureti gideren az miktarda şey ile yetinip daha fazlasını istememesidir. Bu yetinme, mal toplamak ve biriktirmek için değil, gönüllü olarak fani zevkleri küçümsemek için olmalıdır. Nitekim kimi tacirlerde olduğu gibi bazı rezil insanlar en az geçimli­ğe kanaat edip bol miktarda mal biriktirirler. Bu haslet ka­naat değil, cimriliktir. Bu, fazilet olan ve akıl ve din tarafın­dan övülen birincisinin aksine rezilettir ve akıl ve din tara­fından reddedilmiştir.</p>
<p><strong>8) Vakar:</strong> Nefsin, amaçlara ulaşma ve sonuçlan istemeye kesin olarak karar verdiğinde kazanma fırsatını kaçırmaya sebep olmamak şartıyla sükûnet ve teenni ile hareket edip uygunsuz sürat ve acelecilikten tam olarak kaçınmasıdır.</p>
<p><strong>9) Takva:</strong> Nefsin iyi işlere devam edip güzel fiillerden <a href="#_ftnref3" name="_ftn3"></a>ayrılmaması, kendisine kusur ve gevşekliğin ilişmesinden k<a href="#_ftnref4" name="_ftn4"></a>açınmasıdır.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"></a><strong>ıo) İntizam:</strong> Nefsin gerekli işler ve uygun maslahatlar­d<a href="#_ftnref6" name="_ftn6"></a>a münasip düzen ve takdiri sağlamayı meleke hâline ge­<a href="#_ftnref7" name="_ftn7"></a>tirmesidir.</p>
<p><strong>11) Hürriyet:</strong> Nefsin malı güzel yollardan kazanıp iyi amaçlar uğrunda harcayabilmesi ve kötü yollardan kazanıp Çirkin alanlarda harcamaktan kaçınabilmesidir.</p>
<p><strong>12) Cömertlik:</strong> Mal verip infak etmenin nefse kolay gel­mesidir. Layık ve vacip olan miktarı uygun yere zahmet çek­meden harcamak ve ulaştırmaktır. Cömertlik sıfatının hem din hem akıl nazarında en üstün fazilet ve en güzel hasletlerden biri olduğu aşikârdır. Cömertleri öven birçok Kur’an ayeti ve Peygamber hadisi vardır. Cömertliği yeterince övebilmek için müstakil bir kitap yazmak gerekir. Cömertliğin de kendi içinde birçok alt erdemi vardır. Burada sözü açmak gerekirdi, ama Hâce Nasîr bu kadarıyla yetindiği için biz de ona uyduk.</p>
<p>Cömertliğin altında yer alan erdem çeşitleri sekiz temel­dir. Birincisi kerem, İkincisi diğerkâmlık, üçüncüsü af, dör­düncüsü mürüvvet, beşincisi asalet, altıncısı paylaşım, yedincisi bağışlama, sekizincisi feragattir.<sup>15</sup></p>
<p><strong>Kerem:</strong> Yararı genel ve faydası tam olan işlerde masla­hat gerektirdiğinde bol miktarda mal vermenin nefse kolay gelmesidir.</p>
<p><strong>Diğerkâmlık:</strong> Kişinin mal ve sebeplerine kendisi muh­taç iken başkasının muhtaç olduğunu görünce ona vermesi, onun için harcaması ve kendisinin sabretmesidir. Bu büyük bir erdemdir. Bu huyu övmek için “Özellikle ihtiyaçları ol­duğu hâlde onları kendilerine tercih ederler.”<sup>16</sup> ayet-i keri­mesi inmiştir.</p>
<p><strong>Af:</strong> Kişinin intikama ve ceza ile karşılık vermeye gücü yettiği hâlde bunu terk etmesidir. Eğer iyilikle karşılık ve­rirse bu daha güzeldir. Nitekim şöyle demişlerdir:</p>
<p><em>Kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır</em></p>
<p><em>Eğer adamsan sana kötülük edene iyilik yap</em><sup>17</sup></p>
<p><strong>Mürüvvet:</strong> Kişinin başkasına gerektiğinden fazlasını verip ihsan ile süslenmesi ve başkasına yararlı olmayı niyet ve gayret zimmetinde görmesidir.</p>
<p><strong>[Asalet:</strong> Nefsin beğenilen fiillere bağlılık ve övülen dav­ranışın devamlılığından sevinç duymasıdır.]<sup>18</sup></p>
<p><strong>Paylaşım:</strong> Kişinin dostlarına ve kardeşlerine önemli şeyler, fırsatlar, geçimlikler ve maslahatlarda yardım edip destek vermesi, mal ve sebepleri onlarla paylaşmasıdır.</p>
<p><strong>Bağışlama:</strong> Verilmesi gerekli ve zorunlu olmayan şeyle­ri güzel rıza ve saf kalp ile vermektir.</p>
<p><strong>Feragat:</strong> Kişinin terki gerekli ve zorunlu olmayan şeyleri başkasının yararı ve iyiliği için kendi rızasıyla terk etmesidir.</p>
<p><strong>4.Adaletin Alt Erdemleri</strong></p>
<p>Adalet altında yer cilan erdem türleri on iki tanedir. Bi­rincisi dostluk, İkincisi birlik, üçüncüsü vefa, dördüncüsü şefkat, beşincisi sılayırahim, altıncısı mükâfat, yedincisi iyi ilişki, sekizincisi güzel yargı, dokuzuncusu sevimlilik, onuncusu teslimiyet, on birincisi tevekkül, on İkincisi ibadettir.</p>
<p><strong>1) Dostluk:</strong> Dost ve arkadaşın bütün istirahat sebeple­rinin hazırlanıp düzenlenmesine yol açan gerçek sevgidir. Ayrılık ve ikilik hükümlerinin kaldırılabilecek yerlerde kal­dırılıp nefsin kaçındığı her zarardan arkadaşın da uzak tu­tulması ve nefsin istediği her sevincin arkadaşa da ulaştı­rılması gerekir.</p>
<p><strong>2) Birlik:</strong> Bir topluluğun dinî ve dünyevi konularda dü­şünce, görüş ve inanç birliği içinde olmaları ve uyuşmalarıdır.</p>
<p><strong>3) Vefa:</strong> Yardımlaşma ve destekleme yoluna girmek ve bu yöntemi çiğnemeyi hata kabul etmektir. Bazıları vefayı sözünde durmak ve hukuku uygulamak olarak yorumlamış­lardır.</p>
<p><strong>4) Şefkat:</strong> Kişinin türün fertlerine dokunan uygunsuz hâllerden nefret etmesi, onlara erişen acılardan dolayı etki­lenip acı çekmesi ve onları ortadan kaldırmak için yüksek çaba göstermesidir.</p>
<p><strong>5) Sılayırahim:</strong> Akraba ve aşireti en yüksek düzeyde gö­zetip memnun etmeye çalışmak, mal verme ve yüzlerini gör­mede gereğini yapmaya riayet etmektir. En iyi şekilde ko­nulmuş ve en güzel huyların gözetilmesi için vaz edilmiş olan Şeriat-i Muhammedi, bu huyun tam itina ile gözetilmesini ih­tiva etmektedir. Hatta risaletin hamisi ve son peygamberlik makamı, “Ben putları kırmak ve akrabalık bağlarını kurmak için gönderildim.”<sup>19</sup> diye buyurmuştur. Sılayırahim konusun­da Hazret-ı Peygamber’den birçok tavsiye nakledilmiştir,</p>
<p><strong>6) Mükâfat:</strong> Nefsin başkasından ihsan geldiğinde karşı­lık olarak daha çok ihsan ve iyilikte bulunmayı meleke hâli­ne getirmesidir.</p>
<p><strong>7) İyi ilişki:</strong> Karşılıklı ilişki ve muhalefet olduğunda bü­tün tarafların ve ortakların beğeneceği şekilde insaflı ve dengeli davranmaktır.</p>
<p><strong>8) Güzel yargı:</strong> Kardeşlerin, dostların ve insan türünün diğer fertlerinin haklarını en güzel yargılamayla verip min­net ve pişmanlık duymamaktır.</p>
<p><strong>9) Sevimlilik:</strong> Faziletli ve iyi akranlara gerçek sevgi gösterip mal vererek sevgilerini kazanmaktır.</p>
<p><strong>ıo) Teslimiyet:</strong> İlahî şeriatlar ve nebevi kanunlarda ge­len yükümlülük ve hükümleri, İslam’ın din imamları ve mürşit rehberler tarafından ortaya konan usul ve merasim­leri insan tabiatının gereğine aykırı bile olsa güler yüzlü ve gönül hoşnutluğuyla kabul edip almaktır.</p>
<p><strong>11) Tevekkül:</strong> Beşerî kudret dairesini aşan ve değişti­rilmesi imkânsız olan İlahî işler ve rabbani takdirlerde fay­dasız ıstırabı bir tarafa atıp İlahî lütfa havale ederek gü­venmek ve dayanmaktır.</p>
<p><em>Verilene razı ol alnındaki kırışıklığı düzelt</em></p>
<p><em>Bana ve sana seçim kapısı açık değildir</em><sup>20</sup></p>
<p><strong>Beyit:</strong></p>
<p><em>Herkes başına gelecek için tedbir alırken</em></p>
<p><em>Biz ne güzel vekil diyerek rıza gösterdik</em><sup>21</sup></p>
<p><strong>12) İbadet:</strong> Kerem ve cömertlik hazînelerinden varlığı bahşettikten sonra açık ve gizli nimet türleri, iç ve dış ihsan çeşitleri ile varlık mülkünü mamur eden Cenabı Halde’a hizmet ve itaat için çalışman ve gevşeklik göstermemendir. Peygamberler, melekler ve temiz kullardan oluşan Hak der­gâhının yakınlarına salavat ve teslimat ile yaklaşıp şeriata uyman, emir ve yasaklarını kabul edip uygulamandır. Bu erdemin tamamlayıcısı, mükellefin en iyi vasfı ve en güzel huyu olan ve kulun Allah’ın yasakladığı her şeyden sakınıp kaçınması anlamına gelen takvadır.</p>
<p>İşte bunlar, Nasîreddin Tûsî ve diğer ahlâkçıların ahlâk kitaplarında ve pratik felsefe risalelerinde söyledikleri ve birbiriyle birleşmesinden yenilerinin meydana geldiğini be­lirttikleri erdem türleridir. Birleşik erdemlerden bazısı be­lirli bir isim ile adlandırılmışken bazısı adlandırılmadan kalmıştır.</p>
<p><strong>Tembih ve Ek</strong></p>
<p>Akıllı ve zeki kimse, sözü edilen konu, tarif ve ayrıntı­ların soru ve tartışmaya açık olduğunu bilir. Mesela, zekâ ve çabuk anlama, açıkça hikmetin sebepleri yani bizzat hikmet olmadığı hâlde hikmetin kısımlarından sayılmıştır. Çünkü hikmet, ne ifrat ne tefrit olup akleden gücün itidal derece­sinde dengelenmiş hâline denir. Buna göre zekâ ve çabuk kavramanın hikmetin kısımlarından olması imkânsızdır. Fakat maksat, fazilet türlerine dikkat çekmek, onları açık­lamak ve huyları edinmeye teşvik ve yardım etmektir. Tam manasıyla yararlı olması için derin tetkik ve tashihten kaçı­nıp yeni öğrencilerin kavrayışına yakın ve avamın idrakine uygun konular ile açıkladılar. Yüce Allah daha iyi bilir ve daha doğru hüküm verir.</p>
<p><strong>Devamı için bknz:</strong></p>
<p><strong>2. </strong><a href="https://ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/">https://ilimcephesi.com/erdemlerin-ziddi-olan-erdemsizlikler/</a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/">Temel Erdemler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/temel-erdemler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen Cisminle Değil, Ruhunla İnsansın&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sen-cisminle-degil-ruhunla-insansin/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sen-cisminle-degil-ruhunla-insansin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 05:49:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kınalızade Ali Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhunla İnsansın"]]></category>
		<category><![CDATA[Sen Cisminle Değil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kınalızade Ali Efendi Malum olsun ki varlıklardan her şeyin kendisine ait bir özelliği vardır ki, ondan başka bir eşya o özellikte ona ortak olamaz. &#8220;Hassa-i mahsusa&#8221; denilen bu özellikten başka hususlarda ortak olmak mümkün olabilir, mesela kılıcın her eşyadan farklı kendine ait özelliği, büyük cisimleri kesme işinde kesme olayını kabullenmesidir. Atın bir özelliği binicisine itaatkar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sen-cisminle-degil-ruhunla-insansin/">Sen Cisminle Değil, Ruhunla İnsansın”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sen-cisminle-degil-ruhunla-insansin/indir-1-95/" rel="attachment wp-att-14980"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-14980" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/indir-1-3.jpg" alt="" width="316" height="160" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/indir-1-3.jpg 316w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/indir-1-3-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 316px) 100vw, 316px" /></a></p>
<p><em>Kınalızade Ali Efendi</em></p>
<p>Malum olsun ki varlıklardan her şeyin kendisine ait bir özelliği vardır ki, ondan başka bir eşya o özellikte ona ortak olamaz. &#8220;Hassa-i mahsusa&#8221; denilen bu özellikten başka hususlarda ortak olmak mümkün olabilir, mesela kılıcın her eşyadan farklı kendine ait özelliği, büyük cisimleri kesme işinde kesme olayını kabullenmesidir. Atın bir özelliği binicisine itaatkar olmasıdır. Bu özelliklerde kılıç ve ata başka bir şey ortak olamaz.</p>
<p>Her ne kadar kesmekte kılıca bıçak, binmekte ata merkep ortaktır. Ama kılıçtan beklenilen özellik meydana gelmezse, onu bir demir parçasına eşit tutarlar. Eğer attan kendine mahsus olan özellik sadır olmazsa, onu temyiz gücüne sahip olamayan merkeple bir sayarlar.</p>
<p>İnsan da birtakım vasıflarda ve işlerde hayvanlara, hatta nebatlara ve cansız varlıklara ortaktır. Lakin insanda kendisine ait bir özellik vardır ki, o özellikte hayvanlardan bir fert, bitki ve cansız varlıklardan bir şey ona ortak değildir. İnsanı sair bütün varlıklardan ayıran bu özellik &#8220;Nutk=Konuşma&#8221; dır. Nutk&#8217;dan gayemiz harflerin telaffuzu ve lafızların kelime halinde söylenmesinden ibaret olan zahiri konuşma değildir.</p>
<p>Nitekim &#8220;nutkı zahir&#8221; siz, yani kelimeleri bir araya dizip söylemekten ibaret olan konuşması olmayan kişiler de insandırlar. Mesela: Doğuştan dilsiz veya herhangi bir şekilde konuşmayı kaybetmiş, kısacası konuşması olmayan kişilerde insanlık tahakkuk eder. Bunun aksi de vardır. &#8220;Nutk-ı zahir&#8221; yani konuşmak tahakkuk eder de insanlık tahakkuk etmez, insan olamaz. Mesela: Papağan konuşabilir, ama insan olamamıştır.</p>
<p>Bunun için insanın kendine ait özelliği olarak belirttiğimiz &#8220;Nutk&#8221; dan gayemiz, akılla bilinen şeyleri anlayan, kuvvete ve fikir yürütüp tedbir düşünmeye iktidarı olan, güzel ahlak ve işleri, kötü ve çirkin olanlarından ayırt etmeye güç sahibi olmaktır. Bu özellik insanda Allah&#8217;ı tanıyıp, kemal sıfatlarını kavramaya, varlık silsilesinde olan mücerret akılları, temiz ruhları, gezegenleri, yıldızları, tek ve birleşik unsurları ufuklar ve ruhlarda derç edilmiş olan apaçık ayetleri ve parlak delilleri bilmeye vesile olur.</p>
<p>Nazari kuvvetle bu kısmı tahsil eder. Ameli kuvvet cihetinden razı olunmuş ahlak ve övülmüş işleri, çirkin ahlak ve pis işlerden fark edip, saadeti kazanmak ve fazileti elde etmek için Allah&#8217;ın verdiği &#8220;Nutk&#8221; hassasını kullanır. Zira Hak Teala insanı, fazileti kazanıp her türlü adi ve çirkin huv ve işlerden kaçınması için yaratıp, onu (Kün feyekün) (Allah Teala bir şeye ol dedi mi, hemen o şey oluverir) aleminin hülasası yapmış, icadlarının, yarattıklarının özü kılmıştır.</p>
<p>Bu sebeptendir ki, insanın melekler üzerine üstünlüğü Adem (A.S.)&#8217;in ilmi ile olduğu gösterildi. &#8220;Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmetle değil) ancak bana kulluk etsinler diye yarattım&#8221; (Zariyat/56) ayetindeki &#8220;Bana kulluk etsin&#8221; cümlesini &#8220;Beni tanısınlar&#8221; şeklinde tefsir eden alimler olmuştur.</p>
<p>İnsanda bazı vasıf ve işler de vardır ki, bunlarda insan şair varlıklara ve hayvanlara ortak kılındı. Şehevani kuvvet gibi ki, onunla fani ve yok olucu lezzetler elde edilir. Gazap kuvveti gibi ki, musallat olma, kahr ve intikam gibi hususlar bununla olur. Bunlar insan ruhu için olgunluk değildir. Zira bu vasıfların her birinde insan ruhuna hayvani özellikler ortak, belki de galip olur. Mesela: Galebe çalan kuvvet yeme içme kısmındansa, insana bunda merkep galip ve üstündür. Cima&#8217; kuvvetinde domuz, vücut ve ten kuvvetinde manda ve fil, öldürme ve cesurlukta arslan ve kaplan, insandaki bu nev&#8217;i kuvvetlere üstündür. O halde hayvanların ortak, hatta üstün olduğu bu nev&#8217;i kuvvetleri kemal edinmeyi akıllı kişi nasıl ister?</p>
<p>Gayret et ki, insanın kendine mahsus kemalini tahsil edip, kendisi için takdir edilmiş saadetini tamamlayasın. Ruhun cevheri ile ilim kuvveti cihetinden, faziletler ile süslenmiş amel kuvveti cihetinden, çirkin şevlerden uzakta kalasın. &#8220;Ruhuna yönel ve onun faziletlerini tamamlamaya çalış!</p>
<p>Zira sen cisminle değil, ruhunla insansın.&#8221;</p>
<p>Metnin alındığı yer: Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname, sdl. Faruk Meyan (İstanbul: Bedir Yayınevi, 1981), s. 75-77.</p>
<p>Evrim ve Tasarım &#8211; Derleyen;Recep Alpyağıl (iz yayıncılık)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sen-cisminle-degil-ruhunla-insansin/">Sen Cisminle Değil, Ruhunla İnsansın”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sen-cisminle-degil-ruhunla-insansin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
