<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kin | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 08 Jul 2017 10:17:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kin | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şefkat &#8211; Sevgi ve Öfke irtibatı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2015 11:54:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Lütfi Çakan]]></category>
		<category><![CDATA[Şefkat - Sevgi ve Öfke irtibatı]]></category>
		<category><![CDATA[Şefkat Peygamberi Hz.Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kısas]]></category>
		<category><![CDATA[Kin]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8549</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#8216;Gerçeği söylemek, gerçeğin hakkıdır. Hz. Peygamber&#8217;in insan­lığa yönelik evrensel şefkat ve merhametinde sevgi, af ve iyilik yanında, &#8220;Allah için&#8221; olmak kaydıyla öfke de vardır. O sallahu aleyhi ve sellem &#8220;Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için öfkelenmek, kin tutmaktır&#8221; buyurur. Sevgiye olduğu gibi öfke ve kine de &#8220;Allah için olmak” gibi aşkın ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/">Şefkat – Sevgi ve Öfke irtibatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8550" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg" alt="Şefkat - Sevgi ve Öfke irtibatı" width="398" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734.jpeg 488w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734-360x270.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/fft68_mf53734-300x226.jpeg 300w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8216;Gerçeği söylemek, gerçeğin hakkıdır. Hz. Peygamber&#8217;in insan­lığa yönelik evrensel şefkat ve merhametinde sevgi, af ve iyilik yanında, &#8220;Allah için&#8221; olmak kaydıyla öfke de vardır. O sallahu aleyhi ve sellem &#8220;Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için öfkelenmek, kin tutmaktır&#8221; buyurur. Sevgiye olduğu gibi öfke ve kine de &#8220;Allah için olmak” gibi aşkın ve ilkesel bir nitelik kazandırır. Ferdî ve nefsi kin ve öfke yerine inanç değerleri adına kutlu bir öfkeyi ikâme eder. Allah için olduktan sonra birinin sevgi ötekinin kin olması, neticeyi değiştirmez, her iki duygu da güzelleşir ve kutsallaşır. Binaenaleyh toplumda kendilerini hep hoşgörü alacaklası, mü&#8217;minleri de sürekli hoşgörü borçlusu gibi gören kendi bâtılları adına bekledikleri hoşgörüyü, müslümanların kutsal gerçeklerine karşı göstermeyi,akıllarından geçirmeyenler, ve merhametin de nihâyet bir sınırı olduğunu unutmamalıdırlâr.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;&#8230;.</p>
<p>, &#8220;Ey akıl sahipleri, sizin için kısasta hayat vardır&#8217; (Bakara,179)âyetindeki şefkat dokusunu ve mesajını anlamayanlar İslâm&#8217;ı yorumlamakta zorlanırlar. &#8220;Allah&#8217;ın koyduğu sınırlar konusunda sizi (anlamsız) bir acıma duygusu kaplamasın&#8221;(Nur,2)âyeti, &#8220;erhamu&#8217;r-râhimîn&#8221; olan Allah&#8217;tan daha merhametli imiş gibi tavırlara girmenin insan­ların haddi ve hakkı olmadığını belirlemektedir. Şefkat sistemi olan İslâm&#8217;ın bazı cezâî ilkelerini teorik olarak tartışan ve onları günümüz toplumları için ağır bulanlar ya da açıkça &#8220;çağdışı&#8221; diye karşı çıkanlar, hiç kuşkusuz Allah&#8217;ın koyduğu sınırlar ve esaslarda acıma hissine kapılanlardır. Yani aslında böyle bir şeye hakkı ol­mayanlardır.</p>
<p>Öte yandan İslâm&#8217;a ait ilke ve esaslar, kendi zemininde kendi sistem bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Günümüz şartlarına ve anlayışlarına göre ve sistem bütünlüğünden uzak olarak herhangi bir İslâmî ilkeyi değerledirmeye kalkmak herşeyden önce yöntem olarak doğru değildir. Tabiatıyla ulaşıla­cak sonuç olarak da tatmin edici olmayacaktır. Meselâ had cezala­rı, İslâm&#8217;ın öngördüğü toplum şartlarında pek yerinde olduğu hal­de, günümüzün bozulmuş toplum düzeni ve değerler karmaşası içerisinde pek ağır bulunabilmektedir. Buradan hareketle şunu çok açık söyleyebiliriz: Şefkati, kuralların insan yapısına uygun­luğunda aramak gerek. Yoksa teorik olarak tartışmalarla şefkat ve rahmete ulaşılamaz. İslâm’ın hırsız için tayın ettiği cezayı çok ağır bulduğunu söyleyen bir bayan komşumuz, günün birinde dairesi soyulunca,&#8221; O hırsızın Allah belâsını versin. Onun ne bir eli, iki elini birden kesmek lazım..&#8221;diye bağırmaktan kandisini alamı­yordu. Komşum, &#8220;iki elini birden kesmek lâzım&#8221; derken ne kadar aşırı, şefkatsiz ve hissi idiyse, Allah&#8217;ın takdir ettiği cezayı, koyduğu kuralı katı, ağır ve çağdışı bulurken de en az o kadar hissi ve  yalancı bir şefkat iddiası içindeydi.</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasında bulunan İslâmiyet ve Yeni Dünya Nizamı adlı eserde anlatılan şu olay da ilke ve esasların, fikirlerin asıl değerinin insan yapısına uyumu ve pra­tikliği ile ölçülebileceğini göstermektedir. Kahire sokaklarında Hristiyanlık çağrısı yapan ve sürekli &#8220;Bizim kitabımızda birisi bir yüzüne bir tokat vurursa, sakın mukabele etme, çevir öteki yüzünü bir de ona vursun&#8221; der. Siz müslümanların kitabında ise, göze göz, dişe diş, tokata tokat, cana can yani kısas var. Bakın biz ne kadar insancılız. Gelin hristiyan olun&#8221; diyen misyonere bir gün yine aynı cümleleri söylerken, müslüman bir genç yaklaşır ve bütün gücüyle bir tokat patlatır. Canı iyice yanan misyoner hemen mukâbeleye kalkışır. Genç, gayet soğuk kanlı bir şekilde, &#8221; Ne oluyor? Çevir öteki yüzünü, bir de ona vuracağım. Sen, kaç gündür bunu söylemiyor musun?&#8221; der. O zaman misyoner gence şu ilginç cevabı verir: &#8220;Bugün İncilin değil. Kuranın hükmüyle amel edeceğim.&#8221;.</p>
<p>Hasılı, bir rahmet ve şefkat peygamberi olan Hz. Muhammed&#8217;i ve tabii ona inanan müslümanları, şefkat sistemi ve dini İslâm&#8217;da belirlenmiş cezaları tatbik ettikleri için şefkatsizlikle suçlamak asla doğru değildir. Hak edene vahiyle belirlenmiş cezayı tatbik etmek, suçlu için adalet, mazlumlara ve topluma şefkattir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Câbir b. Abdillah radıyallahu anh şöyle anlatıyor</p>
<p>Bir seferdeydik. İçimizden birinin başı yaralandı. Yaralı ihtilam oldu. Çevresindekilere, yaralı olduğu için teyemmüm yapıp yapa­mayacağını sordu. Onlar da;</p>
<p>&#8211; Sen yıkanabilirsin, teyemmüm yapamazsın, dediler.</p>
<p>Adam yıkandı, su ve soğuğun tesiri ile öldü.</p>
<p>Hz. Peygamberin huzuruna geldiğimizde olay kendisine haber verildi. Bunun üzerine Efendimiz (hüzün-öfke karışımı bir halde);</p>
<p>-Adamı öldürdüler, Allah da onları öldürsün. Bilmedikleri­ni sorsalardı ya. Cehâlet derdinin ilacı sormaktır.&#8221; buyurdu. Konuya ait rivâyetlerde Hz. Peygamberin, bu durumda ne yapıl­ması gerektiğini anlattığı da kaydedilmektedir.</p>
<p>Resûlullah&#8217;ın böylesine bir değerlendirme yapması ve &#8221; Allah da onları öldürsün&#8221; diye ağır şekilde bilmediği Halde fetva ver­meye kalkanları tehdid ve tenkid etmesi herhalde bir yandan Pey­gamber Efendimizin üzüntüsünün derecesini ve kaynağını göste­rirken bir yandan da aynı tavır içinde bulunacaktan çok ciddi şe­kilde ikazdır. Her gün rastgele, en küçük bir bilgi altyapısı olma­dan ve hiç bir İslâmî ve İnsanî kaygı duymadan keyfe mâ yeşa&#8217;/canının istediği gibi İslâmî konularda ahkam kesenlerin ku­lakları çınlasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsmail Lütfü Çakan &#8211; Siret ve Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/">Şefkat – Sevgi ve Öfke irtibatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sefkat-sevgi-ve-ofke-irtibati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayvani Aşk Duygusu Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayvani-ask-duygusu-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayvani-ask-duygusu-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2015 19:11:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Şehvet]]></category>
		<category><![CDATA[Gıpta]]></category>
		<category><![CDATA[Hased]]></category>
		<category><![CDATA[Hayavi Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Kin]]></category>
		<category><![CDATA[Taşköprülüzade Ahmed Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Tamah]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan yere övünme]]></category>
		<category><![CDATA[yalancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilmelisin ki tutkuların en bayağısı, hayvani aşk duygusudur. Bu, dikkati belirli bir kişiyle cinsel birliktelik isteğine hasretmektir ve ancak zayıf akıllı ve basit düşünceli kişilerden hâsıl olur. Bazen bu hastalık nefsi ve bedeni helak eder. Bunun tedavisi [şu yollarla gerçekleşir]: Düşünceyi aşık olunan kişinin özelliklerinden alıkoymak, bir başkası ile nikahlanmak ve güzellikte ondan üstün olana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayvani-ask-duygusu-hakkinda/">Hayvani Aşk Duygusu Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-7398" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5.jpg" alt="Hayvani Aşk Duygusu Hakkında" width="324" height="415" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5.jpg 800w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5-600x770.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5-234x300.jpg 234w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5-768x985.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru5-798x1024.jpg 798w" sizes="(max-width: 324px) 100vw, 324px" /></a></span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bilmelisin ki tutkuların en bayağısı, hayvani aşk duygusudur. Bu, dikkati belirli bir kişiyle cinsel birliktelik isteğine hasretmektir ve ancak zayıf akıllı ve basit düşünceli kişilerden hâsıl olur. Bazen bu hastalık nefsi ve bedeni helak eder. Bunun tedavisi [şu yollarla gerçekleşir]: Düşünceyi aşık olunan kişinin özelliklerinden alıkoymak, bir başkası ile nikahlanmak ve güzellikte ondan üstün olana bakmak; tutkusundan kurtulması için daha ince düşünme ve hassas bir bakışı gerektiren ilimler ve zanaatlarla meşgul olmak, âlim ve nezih insanların meclislerinin devamlı katılımcısı olmak, onlarla birlikte nüktelere ve ince bilgilere dalmak, kötü hayaller doğuran konuşmalardan kaçınmak ve aşıkların hikayelerinden ve şiirlerinden uzak durmak, sonra maşukuyla vuslattan kaçınmak, ondan haber alamayacağı ve onunla bir arada olma ümidini keseceği bir sefere çıkmak. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Nihayet o kişi bu hali zihninden siler. Bilmek gerekir ki bu bahsedilen, maşukun sıfatlarıy­la mutlu olunan, onun hareketiyle de durmasıyla da mesrur olunan iffetli aşk değildir. Nitekim bunun hakkında “Aşk, mahbubun ayıplarını saklayan bir körlüktür” denmiştir. Böylesi bir aşk insan tabiatının temizliğinden ve nefsin saflığından kaynaklanmış olup son derece övülen bir şeydir,nefsin madde dünyasının engellerinden sıyrılmasına da yardımcı olur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Çünkü bu, dağılmış ilgileri tek bir ilgiye toplar. Kapalı değildir ki gayelerin gayesi ve varlıkların nihai kemali, Hak olan Bir’e olan aşkı engelleyen, bedenî alakalar, duyusal meşgaleler ve maddeden kaynaklanan kirlerdir. O alakalar bu aşk sayesinde bir kişide toplanırsa o kişi hakikatin köprüsü ve gerçek mutluluk derecesinin kaynağı olur. Şair şöyle der:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Âşıklar üç gruptur; bir grup ahlâkın kemâlâtından yoksundur, bir grup güzele aşıktır, bir diğeri de ancak Hallâk’ın sevgisine razıdır.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Tembellik, en düşük rezilet türlerindendir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi sadece boş yere yarattığımızı mı sandınız?” (Muminûn, 23/115). Müellif sonra tembelliğin sonuçları olan çok sayıdaki araz ve eklentile­rinden bahsetti. Fakat bunların içinde neticesi en kaçınılmaz olan, insanın hayatta faydasına olan şeylere riayet etmemek ve ahiret mutluluğunu kazan­maktan geri durmak suretiyle nefsin uzun vadede helakidir. Bunlardan do­ğan acılar ise insanların nefislerinin helak olmasıdır. Ve bedenin helakidir ki bu daha kısa vadede olur. Bu da Allah’ın insanı var etmedeki hikmetine muhalefetle, cömertlik ve ihsan bahşetmede O’nun yüceliğine karşı gel­mekle olur. Mesela bu, kişinin eşi ve çocuklarının ihtiyaçlarının temini için yerine getirmesi gereken görev ve yükümlülüklerini ihlal etmesidir ki bu görev ve yükümlülükler türün ve neslin devamını sağlayan şeylerdir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Türün ve neslin devam etmemesi ise manevî anlamda bedenin helaki demektir. Bu, yani tembellik insanın cansız olması gibidir, hatta daha aşağı bir haldir ve insan türünün yönetme ve çekip çevirme becerisini kaybettiği bir yola girmesi demektir. Yine insanın yaratılışındaki hikmetin ortadan kaldırıl­ması demektir ki bu hikmet, âlemin düzeni için faydalı olanı yapmaktır. Şüphesiz ki insanın bu vazifesinden geri durması kulların yaratılışındaki hikmeti ortadan kaldırır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, aynı zamanda başlangıç ve âhiret durumla­rı hakkındaki bilgiden de geri durmaktır ki bu da hasarını hiç kimsenin telafi edemeyeceği ve arızasını kimsenin onaramayacağı büyük bir hüsran ve acı veren bir azaptır. Sonra müellif, böyle bir kişi çalışkan ve gayretli Mizanlarla oturup kalkmalıdır sözüyle bunun tedavisine işaret etti. Bu da gücü harekete geçene ve nefsi faziletleri istemeye yönelinceye kadar daimî olarak düşüncesini onlarla aynı raddeye vardırması, şöhret ve üstünlük vesilelerine yönelmesi, servet ve bolluk sahibi olmayı güzel görmesiyle olur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ve çalışmanın faydalarını düşünmelidir, yani çalışmanın neticelerini ve bunların sahiplerine kazandırdığı dünya ve âhiret mutluluklarının faydala­rını düşünmelidir. Onların hikayelerini dinlemelidir, yani çalışkan insan­ların serüvenlerini dinlemelidir ki bunlar isabetli bir düşünce ile dinleyende adamlığı harekete geçirir ve onu yüce makamlar ve derecelere, itibarlı ve prestijli konumlara ulaşmaya teşvik eder. Ayrıca tembellerin Allah, resûlü ve bütün insanlar katındaki yergisine ve onların her iki dünyadaki kötü akıbetlerine kulak vermelidir. Zira bu tür şeyler apaçık bir kayıptır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ay­lakların yerilen ve zemmedilen halleri ile çalışkan insanların güzel hali ve övülmelerinin böyle tembellerin nefislerini diriltmesi ve bu tür iyi şeyleri dinlemenin onlara heyecan vermesi umulur. Bunun gibi, terkedilmesi kişi­nin güzel müslüman olmasından sayılan boş işlerle iştigal de tembelliğin yol açtığı şeylerden sayılır. Zira boş işlerle uğraşan bir kimsenin cansız varlık gibi sürekli bir konumda bulunması ve tek bir odakta durması müm­kün değildir, aksine o, sadece hevası gereği arzuladığı şeye doğru hareket eder, hatta insanları işlerinden alıkoyar ve onları yöneldikleri amaçlarından saptırır, dolayısıyla onun yokluğu varlığından daha hayırlıdır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Üzüntü, nefsin istenilen şeylerin yokluğu ve sevilen şeyin kaybın­dan duyduğu acıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘’Bilesiniz ki, Allah&#8217;ın dostla­rına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de’’ (Yûnus, 10/62). Zira Allah dostları ancak Hayy ve Bakî olanı isterler, onlar için sevilenin kaybı diye bir şey yok­tur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Elinizden çıkana üzülmeyesiniz diye ’ (Hadîd, 57/23). Bu hastalığın kaynağı cismânî tatlar ve dünyevî arzular türünden istendik şeylerin hepsinin olmasını beklemek, onların daimî olacağım vehmetmektir, onların sürekli olması için aşırı tutku ve hevesli olmaktır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu da anlam bakımından açgözlülüğe yakındır. Bu beklenti ve vehim cehalet­tir ye nefsin zorunlu olan şeyler hakkında kafa karışıklığı içinde olmasıdır. Zira gözlem, istenilen şeylerin çoğunlukla elde edilemediğine hükmeder. Aynı şekilde zorunluluk da oluş ve bozuluşun tabiatına ve âhiretin bunun ötesinde olduğuna hükmeder. Akıl sahibi kimse dikkatle bakarsa farklı bileşenlerden oluşan her şeyin ve karşıt özelliklerden bir araya gelen her varlığın bâkî kalmasının zorlama ile ve fani olmasının da doğası gereği olduğunu,doğal olmanın da zorunlu olarak zorlamaya baskın olduğunu bilir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Böylece bu alemdeki bileşik varlıkların daimî bir şekilde varolmasının im­kansızlığını kavrar ve bunun bâtıl bir şey olduğundan emin olur. Resûl-i Ekrem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bu dünyada sağlıklı kimse hastalanır, has­talanan ihtiyarlar, muhtaç olan üzülür ve müstağni olan kimse fitneye düşer? (İbn Kayyum,İddetüs sabirin ve zehiratü-ş şakirin,syf;192) Hasan-ı Basrî (r.a.) der ki: “Dünya, uykudaki rüya veya zevale mahkum bir gölge gibidir. Aklı başında olanlar, bu gibi şeylere kanmaz ve Hz. Peygamber’in (a.s.) şu hadisini hatırlar: “Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz?(Buhari,Edeb,83)</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Sonra müellif, şu sözüyle bu hastalığın tedavisine işaret etti: Bu hastalığa yakalanan kişi kalıcı salih amellere yönelmelidir. Bu hayırlar dünyanın  gecesinde ve âhiretin gündüzünde doğan güneşlerdir. Bu güneşler, cehalet meydanının yarasalarının nazarında sönse de ebediyen batmazlar.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Öyleyse bu hastalığa düşen kişi daimî olarak kalıcı olan ile kaybolup giden şeyleri ayırdetmelidir, birinciye tutunmak ve İkinciyi defetmelidir, mukaddes sü­ratlerdeki temiz şeyleri edinmeli ve maddî varlıkların kirli şeylerinden geri  durmalıdır, varlıkları yoklularına yol açan, kalıcı olmaları fani olmalarını gerektiren şeylerin ihtiyaç miktarıyla ve susayanın susuzluğunu giderecek kadarıyla yetinip gerisinden kaçınmalıdır, aç çıkıp tok dönen kuşları ör­nek almalıdır, hayvanların apaçık gördüğü hallerinden ibret almalıdır, çaba sarfedip yığan, sahip olup biriktiren sonra da terkedip göçüp gidenin halinden ders almalıdır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Aklı başında olan bir kimse yokluğu zorunlu olan ve kalıcılığı da imkansız olan şeylere himmetini nasıl yöneltir, bunlar için nasıl çaba harcar, zevâli mümkün olmayanı, değişip oraya buraya gitmesi imkansız olanı nasıl reddeder? Böyle yapmak ancak ömrü ziyan etmek ve acemi cahilin işi değil midir? Aklı başında olan, işlerin sonuçlarını görür ve  başına gelenlerden tasa duymaz, cahil ise işlerinde tedbir sahibi değildir ve aniden karşılaştığı durumlarda ızdırap duyar. Nice hüzünlü insanlar vardır ki mecburen teselli ve tahammüle sarılırlar. Halbuki sana düşen basiret ve ibretle işin başını sonu gibi görmen, her şeyden önce sekinet ve vakar içinde hüznü kendinden uzak tutmandır. Aynı Hz. Ali’nin (k.v.) dediği gibi: “Yüce gönüllü insanların sabrıyla sabret, yoksa hayvanların tesellisiyle avunursun.” Şair de şöyle der:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Cahil, başına gelen belalarda akıllının yaptığını yapar, fakat iş işten geçtikten sonra.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Dünya nimetlerini, Allah’ın kendisine faydalanması için verdik­lerini emanet olarak düşünen kimse onların geri alınmasıyla hüzünlenmez, iadelerine karşı tasalanmaz, hele bunlarla, varlığı ebedî ve daimî mutluluklar kazandıysa böyledir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bil ki müellif nefsin üç gücünün temel hastalıklarını bitirdikten sonra bu hastalıkların doğurduğu tâli hastalıklara geçti ki bunlar yedi tane­dir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bunların ilki hasettir.</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, bütün güzelliklerin başkalarının elinden çık­masını isteyip kendi elinde toplanmasını temenni etmektir. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.’’(Ebu Davud,Edep,64)Hasedin kaynağı açgözlülüktür ve bütün güzelliklere tek bir insanın sahip olmasının aklen imkansız olduğunu bilmemektir. Bir şeyin imkansız olduğunu bilen kimse onu nasıl isteyebilir? Hasedin açgözlülük­ten kaynaklanmasına gelince bunun sebebi şudur:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Kişi başkalarının elinde tuttuğu şeyleri görünce, cehaleti sebebiyle, bu kimselerin, kendi elde etmek istediği şeye engel olduğu zehabına kapılır ve bu durum onda kayıp, ölüm, gasp, öldürme gibi yollardan biriyle o şeyin sahip olan kimselerin elinden gitmesine yönelik aşırı bir açgözlülük hali doğrurur; işte hasede kastedilen budur. Bazı âlimler dedi ki, şeytanın insana kendileri kanalıyla geldiği üç güç vardır. Bunlar şehvet, öfke ve hevadır. Şehvet hayvanî, öfke yırtıcı ve heva da şeytanîdir. Şehvet bir afettir, ancak öfke ondan daha büyük bir afettir, öfke de bir afettir, ancak heva ondan daha da büyük bir afettir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, çirkin içleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar” (Nahl, 16/90). Buradaki çirkin işler şehvettir, fenalık öfkedir ve azgınlık da hevadır. İnsan şehvet ile kendine zulmeder, öfke ile başkasına zulmeder, heva ile ise Rabbîne karşı zalim olur. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurur: “Üç tür zulüm vardır; bir zulüm vardır ki Allah onu affetmez, bir diğerinin peşini bırakmaz, diğer bir zulüm daha vardır ki Allah’ın onu affetmesi umulur. Allah&#8217;ın affetmediği zulüm şirktir. Arkası bırakılmayan zulüm, kulların birbirlerinin haklarına tecavüz- dür. Affedilmesi umulan zulüm ise kulun kendine yapmış olduğu haksızlıktır”(Abdurrezzak,Musannef,XI,183)</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şehvetin neticesi açgözlülük ve cimriliktir, öfkenin neticesi böbürlenme ve büyüklenmedir, hevanın neticesi ise küfür ve bidattir. Bu altı özelliğin insanda bir araya toplanmasıyla yedinci bir özellik meydana gelir ki o da hasettir ve haset yerilen huyların dip noktasıdır; aynen şeytanın zemmedilen fertlerin en berbatı olması gibi. Bundan dolayıdır ki Allah insanda bir araya gelen kötülüklere Felak sûresindeki “Kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden’’ (Felak, 113/5) ifadesinde haset damgasını vurmuş ve aynı bunun gibi şeytanî kötülükleri de Nâs sûresinde “İnsanların kalplerine vesvese sokan,(insan Allahı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının..(Nâs,114/56) ifadesinde vesvese damgasını vurmuştur. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Burada, bağlam ayrıntılarını kal­dırmadığı için terkettiğimiz başka incelikler de vardır. Bunun, yani hasedin sonucu devamlı ve şiddetli bir üzüntü içinde olmaktır. Esasen Allah’ın nimetlerinin hesabı ve sayımı imkan dahilinde değildir, O, her an cömertlik ve ihsanda bulunma halindedir, tüm kudretiyle karşılıksız vermektedir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ha-setçi her hayır ve nimete karşı tasalanınca daimî bir üzüntü ve ayrılmaz bir öfke ona yapışır kalır. Bununla birlikte böylesi kimsenin ömrü ve müddet-i hayatı sona erene kadar tasası bitmez, isteği de hâsıl olmaz. Böylesine feci bir hastalıktan ve şiddetli bir tasadan Allah’a sığınırız. Açgözlülük ve cehaletin zikredilen tedavisi ne ise hasedin tedavisi de aynısıdır, zira netice, sebebin  ortadan kaldırılmasıyla izale olur. Bunun en kötüsü, yani açgözlülük tür­leri içinde en kötüsü âlimler arasında İlmî gayelerle meydana gelendir. Bu, dünyevî menfaatler alanının bir yerde bitmesi ve sahalarının darlığı sebebiyle herkesin bunları paylaşmasının neredeyse imkansız olmasından dolayıdır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu tür faydalardan birinin pay alması ancak bir başkasının bundan yoksun kalmasıyla gerçekleşir. O menfaatleri talep eden kişi, doğrudan diğerini istemeyebilir ve hatta başkasının zararını da çirkin görebilir. Ama istediği hayrı elde etmeye çalışırken bu durumla yüz yüze kalabilir. Oysa ilmî menfaatler böyle değildir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şöyle ki âlimlerden birinin nasibi bir diğe­rinin mahrumiyetine dayak değildir. Çünkü ilmî menfeatler maddeden  soyut olması nedeniyle eksiklik ve kayba uğramadan arınmıştır ve ortaklık ve paydaşlık kabul eder; bağış ve infakla azalmaz, aksine verdikçe hazzı artar, faydası yaygınlaşır. İşte bunlara haset eden kötü bir tabiat ve kirli bir vicdan üzeredir. Bu nedenle de ilmî menfaatlerde haset, açgözlülüğün en fena çeşitlerindendir. Allah bizi ve sizleri böyle bir felaketten muhafaza etsin, böyle kör eden bir fitneden bizi ve sizleri sakındırsın!</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">İkincisi,</span></strong><span class="apple-converted-space"><b><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></b></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">gıpta, tüm güzelliklerin, başkasının elinden gitme beklentisi olmaksızın bunların kendinde bulunmasını istemektir. Baş­kasının elinden gitme beklentisi olmaması ifadesi, bununla haset arasınındaki farkı gösterir. Bu vasıf, yani gıpta, nefsin uhrevî mutlulukları bakımından övülürken dünyevî işler bakımından açgözlülük sayılır ve zemmedilmiştir. Açgözlülüğün meydana gelmesi ve tedavisi geçmişti, bunun tedavisi de aynıdır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Üçüncüsü olan tamah</span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">, haketmeksizin ve bir şeye karşılık olmak­sızın başkasındaki bir hayra nail olmak beklentisidir. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “ Tamahın sürüklediği kul ne kötü bir kuldur.’’(Tirmizi,Kıyame,17) Hz. Ali de (k.v.) der ki: “Akıllar için en sersemletici yerler tamahlarının şimşekle­rine maruz kaldığı yerlerdir.” Tamah açgözlülükten, tembellikten ve in­sanların ihtiyaçlarında yardımlaşması için Allah’ın koyduğu hikmeti bilmemekten kaynaklanan aşağılık bir haldir. Bu haldeki kişi hürriyetten uzak ve zelil bir kimse olup canlıların en rezilidir ve namusunu alçaklığa maruz bırakan bir kimsedir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Her talep sahibi hedefine muhtaçtır ve bu ba­kımdan onun kuludur, öyleyse tamahkâr da dünyalıkların peşine düşenden ihsan bekler ve bu, varlıkların en değersizi olan dünyalıkların kuluna kul olur. Bunun yanısıra o, kulların en rezili ve en kötüsüdür, zira efendisine hiz­metin hakkını yerine getirmez ve O’nun nimetlerinin hakkım ödemekten de uzaktır. Halife Hz. Ali (r.a.) şöyle der: “Tamah, ebedî köleliktir.” Bunun tedavisi karşılıklı iş görme ve alıp vermenin hikmeti üzerinde düşünmektir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Zira âlemin düzeni, hediye ve armağanlar da dahil kişinin kendisinin ka­zanmadığı şeylerden vazgeçmesiyle sağlanır. Yine bunun ilacı, himmetin gelip geçici durumlardan yüce tutulması için nefsin aklî hazlara teşvik edil­mesi, hür insanlarla bir arada olmak, onların hikaye ve hikmetli sözlerini dilemektir. Hz. Ali’den (r.a.) aktarılan şu rivayet buna örnektir; “Ölmek, zillete boyun eğmekten hayırlıdır, azla yetinmek tevessül etmekten hayırlıdır.’’Denilmiştir ki, hür Allah’a tevekkül eden kimsedir, yani haketmediğini istemeyen, aksine kendisine yaraşan ve istidadının gerektirdiği şeyi Allah’ın ona bahşettiğini bilen kimsedir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Dördüncüsü kin</span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">, insanın içinde gizli ve daimî olan öfkedir, Allah Teâla şöyle buyurur: “Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin tutturmaT (Haşr, 59/10). Düşmanın sıkıntısına sevinme, kinin uzantısı olan duygular­dandır ve bunun tedavisi öfkenin tedavisinden daha zordur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> Kin, ancak kişi ile kin duyduğu insan arasında gerçek ve sürekli bir kardeşlik düşüncesiyle izâle edilir. Zira aynı türden iki fert arasında içten gelen bir yakınlaşma söz konusudur. Âyette şöyle buyrulur: “her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa (Bakara, 2/178). Burada asıl olana ve iki kişi arasındaki bağa itibar etmeli, dinen ve aklen uygun olmayan işler haricinde kine yola açan olur olmadık bir şeye takılıp kalınmamalıdır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Beşincisi,</span></strong><span class="apple-converted-space"><b><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></b></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">yalancılık, gerçekle örtüşmeyen şeyi söylemektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Vay haline, her yalana ve günahkâr kişinin (Câsiye, 45/7). Hakikate aykırı bir inancı ifade etmesinden dolayı dilsizlikten daha büyük bir kötülüktür ve laf taşıma, iftira, karalama ve alay gibi birçok zararı peşinden getirebilir. Hâlbuki doğruluk, âlemdeki düzenin temel un­surlarından biridir ve eğer doğruluk ortadan kalkarsa âlemin düzeni bozulur, bekâsı ve devamı sona erer. Doğruluk, övülen tüm şeylerin esasıdır, peygam­berlik binasının direğidir, takvanın neticesidir ve fetva işinin eksenidir; ha­yırlara götüren vesiledir. Eğer doğruluk olmasaydı dinin hükümleri geçersiz olurdu. Yalancılığın sebepleri çoktur, ancak bunların içinde en baskın olanı, yalanla adi bir menfaate ulaşmaya çalışmaktır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bunun tedavisi için yerilen türden neticeleri, itimatsızlık ve hafife alınma hatırlanmalıdır. Zira her­kes doğal olarak bundan nefret eder, çok yalan söyleyen biri de böyledir, o yalanın kendisine nispet edilmesine razı olmaz, hatta bundan eziyet duyar. Yalancının sözüne güvenilmez ve hatta insanlar böyle birinin lafına bile bak­mazlar. Yalancı insanlar arasında hafife alınır ve bu durumda etkisi ve zerafeti kaybolur. Yine tedavisi, insanın kendisine mahsus vasfının, onun konuşma üstünlüğü olduğunu düşünmesidir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Dilin en önemli gayelerinden biri, bir başkasına üç zaman diliminden birinde gerçekleşmiş ama kişinin habersiz olduğu şeyleri bildirmektir, yalan ise bu gayeyi yok eder, gayenin yokluğu ise bu gaye sahibini de abes kılar ve kim Allah’ın insana emanet olarak verdiği üstünlükleri ortadan kaldırırsa nankörlüğün en ilerisine geçer. Tüm zaman­larda gerçek olana aykırı düşünceyi ifade etmek bu kötülüğü daha da artırır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Altıncı ve yedincisi müellifin şu sözüdür: Yalan yere övünme,</span></strong><span class="apple-converted-space"><b><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></b></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">kendini beğenmeden kaynaklanır, bundan da iki yüzlülük sâdır olur. Yani yalana kendini beğenme de katıldığında bundan yalan yere övünme meydana gelir. Allah Teala şöyle buyurur: “Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır.’’ (Al-i îmrân. 3/188). İnsanlar hakkındaki düşüncesini onların hayrına imiş gibi söyleyip onların kötülüğü ve hilafına olanı saklamak ise nifaktır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Allah Teâlâ şöyle buyurur: “insanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah&#8217;ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır ‘’ (Bakara, 2/204). Bu haber verme ister sözlü ister fiilî olsun eğer onların kötülüğüne ve hilafına olanı saklamak değilse bu riyadır; insanın iç hallerine delalet eden hareketler gibi. Söz insanın gıyabında söylenirse söz için yapılırsa buna “nam alma” denir. Riya sadece sevgide olursa buna da dalkavukluk denir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bilmelisin ki söz konusu altı özelliğin doğurduğu erdemsizlikler­den biri de cimriliktir. Hz. Ali (r.a.) şöyle der: “Cimrilik, ayıpların bütün kötülüklerini kendisinde toplar.” Tüm kötülüklerin başını cimrilik çeker. Bu ya fakirlik korkusundan olur ve bu takdirde malların akıbeti ve yokluğa dönüşecekleri hakkında düşünmekle giderilir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ya da malla üstünlük sağlama isteğinden kaynaklanır ve bu durumda üstünlüğün kendisine ait değil mala ait olduğu, kendisinin malın hizmetçisi ve bekçisi olduğu düşünüldüğünde giderilir. Bu hususta gurura kapılma bahsinde söylediklerimiz yeterlidir. Ya da sakınılan şeyle zatî ilişki bulunmasından kaynaklanır ve bu durumda onun cevherinin üstünlüğü ve mertebece heyûlânî şeylerden uzak olduğu düşünüldüğünde giderilir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bilmelisin ki her bir hastalıktan kurtulma hakkında söylenenleri iyice kavrarsan ve bunların tedavisi hakkında belirtilen ilkeleri aklında tu­tarsan, basit olsun bileşik olsun hastalıkların sebeplerini çıkarmak ve zorlan­dığın tedavi ve maksatları bilmek sana kolay gelecektir.</span></p>
<p>Şerhu-l Ahlak-i Adudiyye – Taşköprülüzade Ahmed Efendi</p>
<p>Müellif:Adudüddin el-Îcî’</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayvani-ask-duygusu-hakkinda/">Hayvani Aşk Duygusu Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayvani-ask-duygusu-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
