<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Fethi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/istanbul-fethi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Nov 2015 13:45:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İstanbul Fethi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fetih</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fetih/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fetih/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2015 13:45:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Fethi]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih Nedir ? Ne Değildir ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu, Plutarhos&#8217;un rivayeti: Bir gün, Pyrrhus yer­yüzünü almak için düşler kuruyordu: &#8220;Önce Yunanistan&#8217;a baş eğdireceğiz&#8221; diyordu. -Ya sonra? Diye Cineas sordu. -Sonra Afrika&#8217;ya el atacağız. -Afrika&#8217;dan sonra? -Asya&#8217;ya geçeceğiz. Anadolu&#8217;yu, Arabistan&#8217;ı alacağız. -Sonra? -Hindistan&#8217;a kadar gideceğiz. -Peki, ondan sonra? -Ah, dedi Pyrrhus, ondan sonra dinleneceğim! -Niçin? Diye sordu Cineas. Niçin şimdiden dinlen­miyorsun? (S. de Beauvoir, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fetih/">Fetih</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/11/images-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9752" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/11/images-1.jpg" alt="Fetih" width="508" height="292" /></a></p>
<p>Bu, Plutarhos&#8217;un rivayeti: Bir gün, Pyrrhus yer­yüzünü almak için düşler kuruyordu: &#8220;Önce Yunanistan&#8217;a baş eğdireceğiz&#8221; diyordu.</p>
<p>-Ya sonra? Diye Cineas sordu.</p>
<p>-Sonra Afrika&#8217;ya el atacağız.</p>
<p>-Afrika&#8217;dan sonra?</p>
<p>-Asya&#8217;ya geçeceğiz. Anadolu&#8217;yu, Arabistan&#8217;ı alacağız. -Sonra?</p>
<p>-Hindistan&#8217;a kadar gideceğiz.</p>
<p>-Peki, ondan sonra?</p>
<p>-Ah, dedi Pyrrhus, ondan sonra dinleneceğim!</p>
<p>-Niçin? Diye sordu Cineas. Niçin şimdiden dinlen­miyorsun?</p>
<p>(S. de Beauvoir, Denemeler, Payel Y. İst. 1976)</p>
<p>*</p>
<p>Bu anekdot, içi boş istila hevesiyle fetih olayının far­kını kavramamıza yardımcı oluyor.</p>
<p>Gayesiz ve maksatsız bir istila hevesiyle, bütün bir yer­yüzü işgal edilmiş olsa bile, insan, bu işi gerçekleştirene: &#8220;Peki sonra?&#8221; demekten kendini alamıyor.</p>
<p>İnsan, ne zaman başına bir bombanın düşeceği sıkın­tısını yaşarken, karşısında, böylesine başıboş bir işgal gü­cünü tahayyül ediyor olmalıdır. Faulkner, 1949 yılında, yaptığı Nobel ödülü konuşmasının bir yerinde böyle söy­lüyordu: Bu günün insanı, ne zaman bir bombayla havaya uçurulacağım kaygısıyla yaşıyor, diyordu. Çünkü İkin­ci Dünya Savaşı&#8217; nın şartları, böylesine serseri güçlerin bü­tün insanlığa musallat olduğu bir süreci içermişti ve sa­vaşın olumsuz etkileri baskısını eksiltmeden sürdürü­yordu. Kimin nereye çarpacağı, serseri bir mayının kimin ayağına takılacağı, kimin başına ne zaman bir bombanın düşeceği belli değildi. Ve insan korku altında tutuluyordu: böylesi bir korkuysa, insan haysiyetini rencide eden fi­illerin en şeni olanlarından biriydi.</p>
<p>Elinde serseri ve hoyrat bir güç bulundurabilen bir ma­ceraperestin sağa sola saldırdığı, elindeki gücü bilinçsizce, çılgınca kullandığı görülmemiş olaylardan değildir. Da­hası, aklı başında sayılan birinin bile, böyle bir gücü eli­ne geçirmiş olduğuna kani olduktan sonra, komşularına saldırabileceği, komşusunun malım mülkünü talan ede­bileceği insanların tanık olmadığı bir şey değildir. Cen­giz, zamanında, nerdeyse bilinen dünyanın tümünü iş­gal ve istila edebilmişti. Ama onun unvanları arasında &#8220;cengâver&#8221; kelimesine yer verilmiş olsa bile, kimse onun bir &#8220;fatih&#8221; olduğunu düşünmemiştir. Timur, or­dusuyla Ankara yaylasına kadar geldi ve orada Bayezid Han&#8217;ı yendi ve onu esir aldı. Sonra da, dönüp ülkesine gitti. Peki niçin? Basit bir kuvvet gösteri için, bir bilek gü­reşi için bunca insanın kanım heder etmenin anlamına akıl erdirebilmek mümkün görünüyor mu?</p>
<p>Kimilerine göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi askerlerinden biri sayılan Napolyon, Moskova&#8217;ya niçin girdi ve oradan niçin çık­tı? Bu soruyu, kimileri, Fransa&#8217;nın oralardaki hakimiye­tinin sağlanması için diye cevap verebilir. İyi de, sonra niçin ricat edildi? Çünkü Moskova&#8217;da ona karşı çıkan bir ordu bulunmuyordu. Napolyon, Moskova&#8217;ya kadar bü­tün Rusya&#8217;yı istila etti, ama Rusya&#8217;yı veya Moskova&#8217;yı fet­hetmeyi başaramadı. Ben burada, ileri sürülebilecek as­kerî gerekçelerin bizi ikna etmeye güç yetirebileceğine inanmıyorum. Bu istila olayı da Timur&#8217;unki gibi, bir kuv­vet gösterisinden ibaret kalmıştır. Bu kuvveti besleyecek manevî bir gücü içinde barındırmasını bilmeyen ve ner- deyse başıboş bir güç., bir heves.. Napolyon&#8217;a hayranlık duyanlar kabul etmekte zorlansalar bile, ortadaki ger­çeklik budur.</p>
<p>Demek ki, bir ülkeyi ele geçirmenin, bir başına fetih sayılamayacağına dair bir kanaatimiz açığa çıkıyor. Fa­tih, bir ülkeyi acaba niçin kendisine ve kendi insanına açar? Mesele, bu sorunun cevabını doğru vermekte te­merküz ediyor. Eğer ulaşılan ülkelerin zenginliklerini ta­lan etmek veya o ülkelerin zenginliklerini zaman içinde sömürmek fetih sayılsaydı, Avrupa&#8217;nın bütün emperyalist ülkelerini ve onların komutanlarını fatih diye adlandır­mamız gerekecekti. Oysa onlar zaptiye olabilir, sömür­geci olabilir, şâgil olabilir, müstevli olabilir, ama fatih., asla! Bir sömürgecinin, sömürge haline getirdiği bir ül­keyi sonuna kadar sömürebilmesi ve işgalini meşru gösterebilmesi için oraya kendi medeniyetinin manevî de­ğerlerini getirdiğini ileri sürmesi bile, bu bağlamda inandırıcılıktan uzak duruyor. Çünkü emperyalistin sö­mürülen bir yere girmesi, yalnızca sömürme amacına matuf bulunuyor: bundan ötesi, sömürme işleminin kolay­laştırılması niyetini taşıyor.</p>
<p>Bir kere daha, diyoruz ki, bir ülkeyi ele geçirmenin, ıstılah anlamıyla fetih sayılabilmesi için, oranın zengin­liklerini talan etmenin dışında bir amaca yönelmiş ol­masını esas alıyoruz. Medine, bu yüzden, Allah&#8217;ın Resulü (sav) tarafından fethedilmiştir, diyoruz. O&#8217;nun (sav), Me­dine&#8217;ye girişi savaşla değil ve fakat davetle ve sulh yo­luyla olmasına rağmen, burada bir fetih gerçekleştiril­miştir. Mekke&#8217;ye girilmesi ise savaş şartları içinde müm­kün olmuştur, ne var ki, bu savaşta kan dökülmemiştir. Ve Mekke, kansız bir savaşla fethedilmiştir. Her iki fet­hin özelliği de, bu sitelerin zenginliklerini talan etme ni­yetini gözetmemiş olmasıdır. O kadar ki, orada yaşayan insanların dinlerini değiştirmeleri hususunda bile bir zor­lama vaki olmamıştır. Ancak oralara, üstün tutulan, kut­sal bilinen manevî değerlerin taşınması esas alınmış, an­cak ve yalnız böyle bir hedef öne alınmıştır. Böylece bu kutsal değerlerle temas imkânı elinden alınmış olan o bel­delerin insanlarının söz konusu teması sağlamaları müm­kün kılınmıştır.</p>
<p>İstanbul&#8217;un fethi için de aynı mülahazalar söz konu­sudur. İstanbul, oranın zenginliklerini talan için ele ge­çirilmemiştir. Bilakis, orada yaşayan insanlar için oldu­ğu gibi, oranın hinterlandında bulunan ülkelerin de İs­lâm&#8217;la temas yolunun açılması önkabul olarak benim­senmişti. Niyet oralara İslâm&#8217;ı taşımak, orada bulunan yö­netimlerin, kendi insanlarının İslâm&#8217;la temasının önünü kesen engelleri bertaraf etmekti.</p>
<p>Bu bakımdan bir komutanın heva ve hevesini tatmin için gerçekleştirilen bir işgal ve istila eyleminin arkasından: &#8220;Peki sonra?&#8221; diye sorutabiliyor ve bu soru tekrar­landıkça, söz konusu eylemin saçmalığı ortaya çıkarı­labiliyor. Ama adına layık bir fatihin: &#8220;Peki sonra?&#8221; so­rusuna verebileceği cevaplar tüketilemez olarak duruyor. Çünkü onun dönüştürmeyi düşündüğü bir ülke, erişilen her amaçtan sonra, önünde gerçekleştirilmesi gereken baş­ka bir amaçla karşılaşıyor. Eğer fetih, insanlara &#8220;imanlarını bir imanla artırsınlar&#8221; (Kur&#8217;an/Fetih: 1-4) diye bahşe­dilmişse, böyle bir artırımın sonsuza kadar sonunu bul­mak imkân dışı kalır: bu da, fethin yalnız dışarıya dönük anlamına değil ve fakat onun insanın içine dönük anla­mına da işaret eder, delil olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rasim Özdenören-Eşikte Duran İnsan</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fetih/">Fetih</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fetih/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
