<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet Özel | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ismet-ozel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Dec 2021 14:39:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İsmet Özel | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Öğrenmeyi Öğrenmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ogrenmeyi-ogrenmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ogrenmeyi-ogrenmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 06:11:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Ogrenmeyi ogrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[Tahrir Vazifeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20764</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;BENDEN FELSEFEYİ öğrenmiyeceksiniz&#8221; demiş örgencilerine Immanuel Kant, &#8220;ama benden nasıl felsefe yapılacağını öğrenecek, tekrar edilecek düşünceleri değil, düşünmeyi öğreneceksiniz. Kendi payınıza düşünün, kendi payınıza inceleyin, kendi ayaklarınız üzerinde durun.&#8221; Bu sözler isabetli bir tavsiyeyi, yerinde bir uyarıyı içinde barındırır gibi görünüyor. Ama bu sözler insanlar için ancak belli bir aşamadan, belli bir gelişme basamağından sonra [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrenmeyi-ogrenmek/">Öğrenmeyi Öğrenmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-21839 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/10/ogrenmeyi-ogrenmek.jpg" alt="" width="518" height="292" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/10/ogrenmeyi-ogrenmek.jpg 728w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/10/ogrenmeyi-ogrenmek-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/10/ogrenmeyi-ogrenmek-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></p>
<p>&#8220;BENDEN FELSEFEYİ öğrenmiyeceksiniz&#8221; demiş örgencilerine Immanuel Kant, &#8220;ama benden nasıl felsefe yapılacağını öğrenecek, tekrar edilecek düşünceleri değil, düşünmeyi öğreneceksiniz. Kendi payınıza düşünün, kendi payınıza inceleyin, kendi ayaklarınız üzerinde durun.&#8221; Bu sözler isabetli bir tavsiyeyi, yerinde bir uyarıyı içinde barındırır gibi görünüyor. Ama bu sözler insanlar için ancak belli bir aşamadan, belli bir gelişme basamağından sonra isabetli ve yerinde sayılabilir: Eğer insanlar öğrenmeyi örgenmişlerse. Neyi, nasıl ve niçin öğreneceğimiz bizi fazlasıyla meşgul ediyor. Bu meşguliyetimiz kaçınılmaz. Çünkü insan olarak yeryüzündeki hayatımız yalnızca zihin etkinliklerimizle kayıtlı. Saadetimiz ve felaketimiz hangi türden olursa olsun bilgi sınırları içinde gerçekleşiyor. İnsanların birbirleriyle olan ilişkileri kimin neyi, ne kadar bildiğiyle; kimin neyi, ne kadar becere- bildiğiyle örülüdür. Bu yüzden öğrenmek söz konusu olduğunda hemen aklımıza neyi, ne kadar öğreneceğimiz gelir. Oysa öğreneceğimiz &#8220;şey&#8221;den daha önemlisi o şeyi öğrenecek &#8220;olan&#8221;dır. Çünkü bilenin özellikleri ve mahiyeti bilinenin özellik ve mahiyetini tayin eder. Immanuel Kant&#8217;ın öğrencilerine tavsiyesi bir dönüş çağrısıdır. İnsanın bilgisiyle bütünleştiği bir duruma dönüş çağrısı. Her ne kadar aynı Kant, &#8221; &#8230;aydınlanmış bir çağda değil, fakat aydınlanmaya giden bir dönemde, bir aydınlanma döneminde yaşıyoruz&#8221; diyerek çağının ilerlemeci önyargılarına bağlı kalmışsa da bugün artık insanın kendi ayakları üzerinde durabileceği durumun timsalini bilinmez bir gelecekte değil, derinlemesine kavradığımız bir geçmişte bulabileceğimizi anlıyoruz. Kültürün baskıcı vasfı veya baskıcı vasfıyla bizi etkileyen kültür bir bakıma bizleri başkasının dokuduğu düşünce kumaşını giymeye zorluyor. Fakat düşünce dünyası ancak herkesin kendi düşünce kumaşını kendinin dokuduğu bir durumda sağlıklı bir ortama kavuşabiliyor. Düşünce dünyasının özellikleri öyle ayarlanmış ki eğer başkasının dokuduğu kumaşla örtünürseniz, o kumaşın nerede, ne sürede işinize yarayacağını bilmediğiniz için zaman zaman başkasının başka kumaşlarını almak zorunda kalacaksınız. Düşünce dünyasında uygun, elverişli bir yeriniz olsun isterseniz, kendi kumaşınızı kendiniz dokuyacaksınız. Bu hem sizi, hem de ilişkide bulunduğunuz insanları özgürleştirecektir. Baskının olduğu yerde yalnız baskı altında kalan değil, baskıyı uygulayan da ezilir. Kendi dokuduğu düşünce kumaşını başkasına giydirmeye kalkanlar da mecburiyetler altında kalır. Mecburiyetler mecburiyetleri doğurur: Sonuç şiddet ve acımasızlıktır. İnsanoğlunun zaman ve mekân bakımından birbirinden farkı düşünce dünyalarının farkından başka bir şey olmasa gerek. Düşünceler söz konusu olunca insanın hem beden, hem kumaş, hem de tezgâh olduğunu görebiliriz. Yani insan düşüncelerle güdülür, güden düşünceleri üstlenir, düşünce güdümünü üretir. Süreç eşzamanlı olarak tersinden de işler: İnsan ürettiği düşüncelerin güdümüne girer, üstlendiği düşünceleri güder ve güdüldüğü kadar düşünür. Ancak bütün zihin faaliyetlerimize genel bir ad vermiyoruz, insanın zihnen içine daldığı işlerin hepsi düşünce değil. Şartlanmalarımız, alışkanlıklarımız, korkularımız dolayısıyla düşünce dünyamızı biçimlendirmemiz mümkün. Bizim düşünce dünyamızın mahiyeti daha çok varlık karşısında sahip olduğumuz hassasiyetle (duyarlıkla) açığa çıkıyor.</p>
<p>Hayatımızı devam ettirmek için bilmemiz ve öğrenmemiz gereken şeyler bizi varlık karşısında duyarsız kılabilir. Eğer toplum hayatı belli bir mekanizmanın hareket halinde tutulması suretiyle devam ediyor ve biz bu toplum hayatında yer almayı başardığımız taktirde hayatta kalabiliyorsak öğrendiğimiz şeyler bizi varlık karşısında duyarsızlaştıracaktır. Toplum mekanizmasının işleyişi hususunda ne kadar çok şey bilir, ne kadar çok şey öğrenirsek, ne kadar büyük imkânı kullanabilir durumdaysak o kadar duyarsız oluruz. Toplumun işleyiş mekanizmasına bağımlı kalarak hayatiyetini devam ettirenlerin dünya hayatını tehdit eden bir tehlike ile karşı karşıya bulundukları da söylenebilir: Varlık karşısında duyarlılık sahibi olur olmaz öğrendiklerinin, bildiklerinin ve yararlandıklarının aleyhlerine döndüğünü görebilirler. İşte bu tehlikeyi bertaraf etmek üzere toplum mekanizmasının işleyişini sağlayan bilginin dışında bir bilgiye ulaşan insanlar gereklidir. Düşünmenin toplum mekanizmasının hareket halinde tutulmasına zorluk çıkardığı bir ortamda insanı eleştiriye götüren bilgi ve bilgilenme aynı zamanda insanın varlık karşısındaki hassasiyetini de artıran bilgidir. Eleştirel zihniyet çerçevesinde elde edilen bu bilgi Yeni Çağ&#8217;da hem varlık karşısında duyarlığın artmasına hizmet etti, hem de toplum mekanizmasını işleten bilgi tarzını delik deşik etti. Bildikçe duyarlık kazandı insanlar, bilerek duyarlıklarını artırdılar. Yine de eleştirel düşünmenin açtığı yol, öğrenmeyi öğrenmiş insanlara ulaşmayı sağlayamadı. Çünkü bilgilenme ve düşünme bakımından hem beden, hem kumaş, hem tezgâh olan insan ancak duyarlı olduğu için bilmeye, düşünmeye yönelmekle öğrenmeyi öğrenebilirdi ve bu sonuç ancak her türden mekanizmanın dışına çıkmakla mümkündü. Süregelen hayat tarzını idame ettirmek için yani bir aracı ele geçirmek üzere değil, sadece duyarlı olduğu için bilgilenme, düşünme yoluna girenler sadece öğrenmeyi öğrenmiş sayılırlar. Hadis-i Şerifte &#8220;Din nasihattir&#8221; buyurulmuştur. Nasihat, yani öğüt. Öğüt almak öğütülmeye açılmaktır. Öğüt verenin bunu yapabilmesi, ancak önceden öğütülmüş olmasıyla sağlanır. Yani öğüt alıp verme sürecinde her iki taraf da hem beden, hem kumaş, hem tezgâhtır. Her iki taraf da öğrenmeyi öğrenme işlemini yapısında barındırır. Biri oldurdukça olur, diğeri oldukça oldurur. Birinin dokuduğunu diğeri giymez.</p>
<p>İsmet Özel &#8211; Tahrir Vazifeleri 2</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrenmeyi-ogrenmek/">Öğrenmeyi Öğrenmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ogrenmeyi-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;ın Yeri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islamin-yeri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islamin-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jun 2017 23:09:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[İslamın Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Üç zor mesele]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Uc  Mesele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16022</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam milli bir anlayış içinde gözönüne alındığı veya dünya kültürü içinde kavranılmaya çalışıldığı zaman şüphe yok ki hem coğrafi hem de tarihî yer bakımından belli sınırlandırmalara maruz bırakılacaktır. Milli anlayış içinde, bir kavmin “manevi değerleri” bütünü içinde ele alınacak, sözgelimi Türklerin İslam öncesi düşünce ve inanç yapıları karşılaştırılarak bü kavmin yaşayışına bağımlı (yani o kavmin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamin-yeri/">İslam’ın Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/phpThumb_generated_thumbnail.jpeg"><img decoding="async" class=" wp-image-16023 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/phpThumb_generated_thumbnail-182x300.jpeg" alt="" width="287" height="473" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/phpThumb_generated_thumbnail-182x300.jpeg 182w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/phpThumb_generated_thumbnail.jpeg 270w" sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" /></a></p>
<p>İslam milli bir anlayış içinde gözönüne alındığı veya dünya kültürü içinde kavranılmaya çalışıldığı zaman şüphe yok ki hem coğrafi hem de tarihî yer bakımından belli sınırlandırmalara maruz bırakılacaktır. Milli anlayış içinde, bir kavmin “manevi değerleri” bütünü içinde ele alınacak, sözgelimi Türklerin İslam öncesi düşünce ve inanç yapıları karşılaştırılarak bü kavmin yaşayışına bağımlı (yani o kavmin varlığıyla kayıtlı) bir İslam’dan sözetmek mümkün olacaktır. Toplümsal kürümların Müslüman Türklerin elinde aldığı şekil, Müslüman Türklerin sanat, edebiyat, düşünce alanında ortaya koydükları ürünler, Türklerin Müslümanlığının biri­kimleri olarak gözönüne alınacaktır. İslamiyet’le birlikte Arapların millet olabildikleri, Türklerin bir rönesans yaşadıkları hep söylenegelen sözlerdendir. Kavimleri İslam’a bağlı, İslam’ı kavimlere bağlı olarak kavrayış birçok zihinde öylesine yerleşmiş ki bazı Batılı yazarlar, Türkiye’de ve Arap ülkelerindeki sosyalist ve komünistleri, bürjüva düşünürlerini, Batı ajanlığı yapan kümeleri bile “Müslümanlar” olarak nitelemekten geri durmuyorlar.</p>
<p>İslam’ın genel kültürel yapı içinde, medeniyet çerçevesinde kavranış biçimi de aynı anlayışın ürünü. Bü durumda, tıp, matematik, felsefe, mimarî gibi alanlarda insanlığın bilgi hazinesine Müslümanlar tarafından yapılan katkıları gözönüne alarak yapılan değerlendirmelerle karşı karşıya kalıyoruz. Ortaçağ denilen zaman dilimi içinde İslâm medeniyetlerinin, gerek taşıyıcı gerekse kurucu olarak, birçok insanda bilgi ve tekniğini Batı’ya öğretmiş olmasını “İslâm” olarak nitelendirme eğilimi var. Hastanelerin temiz tutulmasından, Ömer Hayyam’ın cebir denklemlerine, İbn Rüşd’ün Aristo şerhlerine kadar birçok kültür ve medeniyet çabasını Batılılar ve Batı kafasına şartlanmış Müslüman kökenli aydınlar “İslâm” olarak görmeyi uygun görüyorlar. Böyle olunca da genel insanlık tarihinin zaman içinde geçilmiş bir bölümü, gelişmenin belli topraklarda yaşanmış bir dalı olarak İslâm’ı değerlendirmek kolaylaşıyor. Giderek Müslüman düşüncesini de düşünce tarihinin dar konularından biri saymak mümkün görünüyor.</p>
<p>Bir de Uzak Doğu düşünce tarzının Batı’ya iyice yabancı oluşuna karşılık, İslâm’ın Batı kafa yapısıyla polemik açacak özellikler taşıyor olması, birçoklarının Müslüman zihniyetini kolaycagünümüz anlayışıyla uzlaşıp eriyecek bir zihniyet sanmalarına, bir bölgede, o bölgenin hayatından yansıyan düşünme biçimi sanmalarına yol açıyor. Yahudilik ve Hıristiyanlıkla birlikte İslâm’ı da Ön Asya dinlerinden biri olarak kavramak, hem onun ayrıcı ve üstün vasfını görmezlikten gelmeyi kolaylaştırıyor, hem de bir bakıma Batı dünyasının kültürel temelleri arasında kabulüne imkân tanıyor. İslâm’ı Batı normla­rına yaklaştırmak bir yandan Müslümanların kendi kavrayışları içinde yeni adımlar atmalarına bir engel olarak konulurken, bir yandan da Batı karşısında aşağılık duygusu taşıyan Müslüman aydınların gönlünü okşuyor.</p>
<p>İslâm’a yaklaşan zihin, İslâmî hayata bakan göz, onu asıl gerçekleştireceği hedeflerin bir unsuru, niyetlerine müdahale eden bir vakıa olarak gördüğü sürece İslam için kendi düşüncesinde bir “yer” tayin edecektir. Bu yer, tarihî bir kategori, coğrafi bir mekan, kültürel bir iz olabilir. Millî hedefleri olan kimse için İslamiyet vazgeçilmez bir dinamik, emperyalist için sömürülmeye elverişli topraklar, sosyalist için transformasyona uğratılması gereken İnsanî değerler olarak anlaşılabilir. Bunların hepsi İslam’a tarih ve zaman içinde bir yer yakıştırmak heveslerinin birer ürünü. Bu yer onların İslam’ı bir malzeme olarak (müspet veya menfi) kullanmalarına elverişli görünüyor. Oysa İslamî mücahedeyi bir farz olarak yüklenmiş olan Müslüman, İslam’a tarihi veya coğrafi bir yer biçmenin İslam’ı bir amaç değil, bir araç durumuna getirmenin bir yolu olduğunu bilir.</p>
<p>İslam’ın insanların nisbî değerlendirmelerine göre bir “yer”e sahip olamayacağını, belli bir zaman dilimi içinde anlam kazanmasının mümkün olamayacağını, bir kavmin kültürel varlığının mütemmim cüzü olarak anlaşılamayacağını İslam’ı anlamanın ön şartı sayıyoruz.</p>
<p>Bütün bu saydığımız yanlış eğilimler, aslında günümüzün “bilimsel” kafasının ihtiyaç duyduğu tespit noktalarıdır. Yalnız bilimsel değil aynı zamanda felsefi anlayış (ki artık Batılı anlayış tarzı içinde birini diğerinden ayırmak epey zor) bütün düşünme yollarına kendince bir kabuk uydurarak onun kendi düşünme seviyesinde kabul edilmesini kendi sağlığı bakımından zorunlu sayar. Vahyi insan zihninin türettiği düşünceler seviyesinde anlamak yeteneğindedir. Bu yüzden de İslam’ın somut bir mekanda gerçekleşmiş olması, modern insanın kavrama kapasitesine uygun düşer (Çoğu zaman çöl düşüncesi, çöl felsefesi gibi adlandırmaların kaynağı bu zavallıca düşünüş olmalı). Aynı şekilde İslam’ı insanlık tarihinde bir evre (merhale), düşünce tarihinde bir uğrak (moment) görmekle ona “zaman” içinde bir sınır koyma endişesi güdülmektedir. Çünkü modern insan sadece birbirine bağlı olarak gelişen düşünceleri yahut bir başka düşünceyle karşılaştırılabilen düşünceleri kavrayabiliyor. Hele İslam’ın belirli bir kavme dayalı olarak değerlendi­rilmesi, çağdaş veya değil bütün insan yapısı düşünce sistemlerinin belirgin bir zaafıdır. Oysa, İslam’ın bütün yer ve bütün zaman için vaz‘ edilmiş ilkelerinin anlamına varmadan onu belli insanlara bağlı özellikleriyle anlamak mümkün değildir.</p>
<p>İslam’ın kavranılması insanın önyargıları ara­cılığıyla değil, Kur’an-ı Kerim aracılığıyla başarılabilirse beklenen yararın elde edilmesi gecikmez. Kur’an-ı Kerim ise hem bakmayı bilenler hem bilme yeterliğinde olanlar için açık bir kitaptır. “(Bu), ayetleri -bilecek (anlayacak) herhangi bir kavın için- ayrı ayrı açıklanmış, (hükmünce amel edenlere) müjdeler verici, (muhaliflerini başlarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arapça bir Kur’an olmak üzere Rahman ve Rahim tarafından indirilmiş bir kitaptır.” (41/2, 3, 4) Ana mesele, insanın Kur’an’a bağımlı olarak kavrayışını bir raya oturtmasıdır. Kur’an insan zihninin faaliyetlerini anlamlı kılar; yoksa insan zihni Kur’an’ı anlamlandıramaz. Çünkü zihni bir mekanizmanın harekete geçirilmesi anlamında kavrayış, tek başına yeterli değildir. Kavrayış amelle (eylemle) birlikte bir bütün teşkil eder. Bu bütünün daha anlamlı olması ancak niyetin saflığı, arılığı, kalbin halisliğiyle mümkündür. İslam’ın, ferdi cehdin Allah’ın kayrasıyla (inayetiyle) tamamlanmış üstün ilkelerine “tecrübeyle” yaklaşılacağı düşünülebilir. Özetle denilebilir ki İslam’ı kavrama, onu yaşama ve ondan kendi adına, insanlık adına hayır umma hususlarının birbirinden ayrılmayan tecrübeler olduğu anlaşılmadıkça esasa yaklaşılamaz.</p>
<p>Bu esas dâhilinde İslâm’da öz ve biçim ayrımı yapmak mümkün değildir. Gerçi bir zâhirı bir de bâtını fıkıh sözkonusu edilmektedir. Ama bu ayrım, İslâm’a bağlı herhangi bir durumun çelişme ve çekişmelerle ortaya çıktığını göstermez. Yani Müslüman zâhirı fıkıh (şeriat) uyarınca düzenlediği hayatını bâtını fıkıh (tasavvuf) hükümleriyle alt üst etmez. Yunus Emre’nin &#8216;Kapıda kaldı şeriat” mısraını, bâtını fıkha ulaştıktan sonra zâhirdeki kuralları bıraktım anlamında değil de; davranışlarımın kapısını şeriat tutmaktadır, ben ancak şer‘i esaslara uymak sûretiyle içimdeki zenginliği artırabilirim, hayranlığımı daha üst seviyeye vardırabilirim, şeklinde de yorumlamak gerekir. Bu yönde düşünmek daha sağlıklıdır. Kısaca, bazen ilmihal bilgisi diye üzerinde çok durulmayan, bazen biçimcilik kabul edilen birçok hususta, İslâm’ın öz- biçim kaynaşmasını gözlemek mümkün. İslâm, kavrayış seviyesi ne olursa olsun her insanın bir gelişme yoluna girmesini mümkün kılması bakımından tek düşünme biçimidir. Özgünlüğü ve gerçekliği buradadır. Oysa insanı endişelerle türetilmiş düşünce sistemlerinde teori ve pratik arasında bir mesafe her zaman sözkonusu. İslâm’da birini diğerinden ayırmak mümkün değil.</p>
<p>İslâm, dünya olayları karşısında edilgen kalmayı, iyilik ve kötülüğe karşı müdahaleci bir tutum takınmaktan geri durmayı kabul etmiyor. Kulluk yalnızca hukuki tasarrufların bütününden doğmuyor, aynı zamanda kul olmanın bilinci, yani kalbin insan davranışlarını anlamlı kılması gerekiyor. İyiliğe yönelmek, kötülükten kaçınmak yalnızca somut, gözlenebilir davranışların ortaya çıkması ile olup bitmiyor, iyiliğe yönelmenin ve kötülükten kaçınmanın niyeti de aranıyor. Yani kör bir eylem değerli değil; İslâm açısından inançtan soyutlanmış eylemi ta­mamlanmış sayamıyoruz. Müslüman gibi davranmayı değil, Müslüman olmayı (ruhuyla eyleme katılmayı)sonuç veren bir başlangıç kabul ediyor İslam. İnsanın içindeki hazırlığı, kalbinin arıtılması, düşüncesinin İslam dışı kaygılardan temizlenmesi kuşku yok ki en önde gelir. İslami olan ve olmayan arasındaki bilinçli ayırım, birine doğru eğilmek, öte­kinden uzaklaşmak, birine sıcaklık ötekine soğukluk duymak, şahsiyetin İslami yapısını geliştirmek ve böylece tükenmeyecek bir İslami potansiyeli elde bulundurmak&#8230; Peki, bu potansiyel tek başına anlamlı mıdır? Elbette hayır. Kalbin gücü, bir mecraya akıtılmak üzere toplanmış olan güçtür. Kalbin eriştiği, hakikatin yalnızca bir parçasıdır.</p>
<p>Hakikatin tamamlanması zihnin istiğrak ile varacağı bir nokta olsaydı İslam’da emir ve nehiyler olmazdı. İslamca yaşamak dünya ve hayat karşısında etkin bir tavır takınmakla gerçekleşebilir. Bu etkinlik, hayra yönelirken gösterilmesi gereken bir etkinlik olduğu kadar, şer karşısında takınılacak tavrın da gereğidir. Nitekim, Huzeyfe b. el-Yeman, çarpıcı bir açıklıkla konuyu dile getiriyor: “Kim bir kötülüğe eli, dili ve kalbi ile engel olursa vazifesini yapmış olur. Müslümanlardan kim de kötülüğe kalbi ve dili ile engel olup eli ile (kuvvetle) engel olmazsa hakikatten bir bölümünü terketmiş olur. Yine Müslümanlardan kim bir kötülüğü sadece kalben tenkit ederse, hakikatin iki şubesini terketmiş olur. Müslümanlardan kim bir kötülüğü kalbi ve dili ile düzeltmeye gayret etmezse, işte o yaşayan bir ölüdür.”</p>
<p>Bu sözlerin günümüz için önemi büyük. Çünkü İslam camiası yaşadığımız küfür toplumundan kalben ve diliyle şikayetten geri durmayan mü’minlerle doludur. Bu kardeşlerimizin hakikati terketmek gibi istekleri olmadığını da kabul ediyoruz. Ama ashabdan birinin bu tespitine ağırlık verecek olursak, eliyle yani fiilen ve kuvvetle bir kötülüğe engel olmamanın hakikatin bir bölümünü terketmek olduğunu, dolayısıyla birçoğumuzun hakikat karşısında nakısalarla yüklü olduğumuzu kabul edeceğiz.</p>
<p>İslami hakikate varmanın ancak kalpteki ha­lislikle birlikte, dilde doğruluk ve bunların davranış­larla belgelenmesi olduğunda hiçbir mü’minin kuşkusu yoktur. Ama bütün bu bilgilenmelere rağmen bırakınız kötülüğün fiilen, elle ve kuvvetle önlenmesini, dille tenkit edilmesinde bile önümüzde yürünecek epey yol vardır. İslam’ın halihazırda ne ölçüde yaşanıyor oldu­ğunu tespit ederken, Müslüman zihniyeti içinde kendi kaynaklarıyla tam mutabakat halinde olmayan noktaları bulurken elbette tarihe dönük bir bakış biçiminin bize çok faydası olacaktır. Olayların tarih içinde aldıkları biçim, kazandıkları anlam bugünün davranışlarına da açıklık getireceği için görüşlerimizin berraklaşmasında önemli rol oynayacaktır.</p>
<p>Sözgelimi, Türkiye’de İslam’ın özüne ters dü­şen hurafelerin son derece ağırlık sahibi olmasının, halk üzerinde etkili olmasının, asılla sûretin kolayca karıştırılmasının sebebi nedir? Bu sebebi toplumun şimdi yaşadığı eksikliklerde mi, yoksa geçmişin bir yorumunda mı aramalı? Diğer yandan Türkiye’de gelenekçilik yahut muhafazakarlık denilen eğilimler, neden uzun zaman Müslümanların nezdinde rağbet gören eğilimler ve terimler olmuşlardır?</p>
<p>Türkiye’de hurafeciliğin canlılığını koruyarak günümüze ulaşmasının sebeplerinin başında, sanıyorum, hurafeye karşı bizzat dindarların yoğun ve etkili bir mücadele vermemiş olmaları gelir. Türkiye’de batılılaşma başladığı zaman, batıcı kafalar doğrudan İslam’a saldıramadıklarından, taarruzlarını halkın arasında yaşayan düzmece değerlere yönelttiler. Eleştirinin Frenk hayranı züppeler tarafından yapılması, dindarları eleştiriden yana çıkmaktan alıkoydu. Öyle ki dindarlar istemedikleri halde hurafe savunucusu konumuna düştüler.</p>
<p>Buna benzer bir bakışla gelenekçiliği ve muhafazakârlığı değerlendirebiliriz. Batılılaşma, Cumhuriyet döneminde en temelli atılımları gerçek­leştirme sürecini yaşadı. Sel suları her şeyi önüne katıp gidiyor, fırtına ortalıkta dikili ağaç bırakmamaya kararlı görünüyordu. Bu durumda dindarların din adına yaptıkları tek şey, din adı altında toplanabilecek ne varsa onu korumak, muhafaza etmek, bozulmanın önüne geçmek, hızını kesmek amacıyla muhafazakâr ve gelenekçi bir durumu kabullenmekti. Hatta bazı değerleri elde tutabilmek için birçoklarını elden çıkarmaya yani bozulmanın bir sınırına kadar tahammül göstermeye razı oldular.İşte batılılaşma ve laik devlet kurma olayları içinde biçimlenen hurafecilik ve muhafazakârlık bir tepki (aksülamel, reaksiyon) hareketinin belirgin işaretleri oldular. Her ne kadar Batı’nın kendi içinde de muhafazakârlık bir tepki niteliği taşıyorsa da orada bizde olduğundan farklı sınıf kimliğine bürünmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Bugün İslâmî mücadelenin yapmaya başladığı işlerin başında, terimleri ve anlayışları yerli yerine oturtmak geliyor. Türkiye’nin yaşadığı macera içinde hangi bozucu etkiler altında kalınmışsa bunun tespiti ve İslâm adına mücadelenin sözkonusu olduğu her yerde bunların birer birer sökülüp atılması, titizlikle yerine getirilmesi gereken görevler arasında.</p>
<p>Gerek Arap, gerek Berberi, gerek Türk saltanatları döneminde, geleneğin veya mahalli duygunun İslâm değerlerinin üstüne çıktığı ve anlaşılmaz bir biçimde kurumlaştığı durumlarla karşılaşmamız mümkündür. Tarihin değerlendirilmesi işte bu noktaların tespit edilerek İslam’a muhalif bir gelenekçilikle İslamî mücadelenin birbirine karıştırılmasını önleme anlamını da taşımalıdır. Adım adım yeniden yaşayarak elde edeceğimiz İslamî değerlerimizi, kökünü, nesebini bilmediğimiz geleneksel değerlerle zaafa uğratmak hakkına sahip olduğumuzu sanmıyorum. Eğer geleneksel değerler olarak karşımıza çıkan unsurların “nesebi sahîh” ise onların İslamî kaynaklara bağlı unsurlar olduğunu da görebiliriz.</p>
<p>İslam’ın kaynaklarına bağlı olarak anlaşıldığı durumun bile kendine özgü tehlikeleri var. Bunlardan biri, soyut kalma tehlikesi. Günümüz Müslümanı kendini geleneğin muhtevası içinde algılamıyor. Bu demektir ki Müslüman, geçmişin değerlerini kayıtsız şartsız bir biçimde kendi değerleri olarak görmüyor. Çünkü kendini Kur’an ve Sünnet’le şartladığı ve kayıt altına aldığı sürece geçmişin (tarihin) ürettiği olay ve düşünceler ancak onun inanç çerçevesi içinde bir anlam kazanıyor. Açıkça Müslüman atalarının yaşadıklarını ve düşündüklerini esas kabul ederek, onlara sırtını dayayıp bugünkü hayatını düzenleme heveslisi değil. Tarihi de nassların süzge­cinden geçiriyor. Müslüman için tarihî çerçeve, geç­mişi bugünde ve yarında yaşatmaya yarayacak bir kalıp değildir; Müslümanlar tarihi daha çok, doğru davranışa ulaşmak için bir malzeme birikimi olarak değerlendiriyor.</p>
<p>Günümüzün Müslümanı İslamî kaynaklara uzak, hatta ona düşman bir düzen, bir düşünce yapısı ve bir medeniyet içinde yaşadığı için “mevcut duruma!” da dayanmayı imkansız görüyor. Yürürlükte olan toplum yapısının değerleri onun kulluk görevine uygun düşmüyor. Böylece Müslümanı içinde yaşadığı toplumun gerçek öğelerinden biri olarak anlamamız (o, varlığını tavizsiz bir biçimde ortaya koyup, kendini nassların çerçevesinde kabul ettirmediği sürece) imkansız.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen Müslüman yaşıyor, kendini çevreleyen kurumlar aracılığıyla hayatını sürdürüyor. Her şeyden önce bir millete (kavme) mensup. Onun dilini kullanıyor, günlük davranışlarını o kavmin geçirdiği tarih tecrübesinin kalıntıları üzerinde sürdürüyor. Bir devletin yetkesi altında. Hayatını düzenleyen kurallar, kendisi ne kadar o kuralların kaynaklandığı öze kafası ve yüreği itibariyle yabancı olsa da, onu gütmekte. Tarihin gayr-i İslâmî uzantıları ve mevcut top­lumun gayr-i İslâmî kuruluşu yüzünden birçok Müslüman yaşayışında bir denge kurmak, yaşadıklarını ahenkli kılmak için birçok bahane arayıp bulmak zorunda kalıyor. Böyleleri İslâm’ın inanç ve yaşayış olarak sahip olduğu bütünlüğü hayatlarına uygulayamayacaklarını kabul ettikleri için içinde yaşadıkları düzenle bir çeşit “anlaşma”ya girişiyorlar. Yaşayışları toplum işleyişinin kurallarına tamamen uygun olmasına ve kendi bireysel hedefleri, toplumun hedefleriyle görünürde hiç de önemli farklılık göstermemesine rağmen, kafa ve yüreklerinde İslâm’ı “mahfuz” kılmayı seçen insanlar bunlar. Bunlar arasından “muhafazakarlar”, “gelenekçiler” olduğu kadar “sol eğilimliler”, “ilericiler” de çıkıyor. İslamiyet’in kapitalizmle, sosyalizmle uzlaşır yanlarını bulup çıkarmak, onları takip ettikleri hayat tarzı bakımından rahatlatıyor.</p>
<p>Ama Kur’an ve Sünnet’e mutlak egemenlik ta­nımakta aşırı titizlik gösteren Müslümanın, aklı bir uzlaşmaya yanaşmadığını anlamamız kolaydır. Kur’an ve</p>
<p>Sünnet’e olan tavizsiz bağlılık, Müslümanı hem tarihe hamasi bir bağlılıktan alıkoyuyor, hem de içinde yaşadığı toplumun gayr-i İslami değerlerine karşı durmaya zorluyor. Müslüman sahip olduğu bu bilinçle bir bakıma dünyadan yalıtılmış oluyor. Kafasında, yüreğinde ve kulluk görevlerini imkanlar oranında yerine getiren davranışlarında zamanın ve yerin kayıtlarından bağımsız oluyor. İşte bu Müslümanın yeryüzünde soyut bir varlık olarak kalma tehlikesi vardır. Çünkü takipçi olduğu mutlak ilkelerin yüksek seviyede “müşahhas” hale gelmesi toplum tarafından imkansızlaştırılmıştır. Oysa İslam “mücerret” ahlak kuralları halinde değil, alabildiği­ne hayatın içinde kavranılan ve hayatın “somutluğu” aracılığıyla “soyut” vasfı anlaşılabilen bir düşünce ve davranış düzenini öngörür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak</p>
<p>İsmet Özel-Üç Mesele s.16-28</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamin-yeri/">İslam’ın Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islamin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji ile Gelen Modern Hayat ve Öncesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/teknoloji-ile-gelen-modern-hayat-ve-oncesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/teknoloji-ile-gelen-modern-hayat-ve-oncesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 21:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji ile Gelen Modern Hayat ve Öncesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim ve teknoloji 20. yüzyılın ortalarına kadar bir fatih edasıyla toplum hayatında yer etti. Modern bilimin  doğduğu 17. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar  dünya ölçüsünde eskiye galebe çalan bir yeniden sözedilebiliyordu. Fakat modern hayat katettiği her merhalede insan hayatını öylesine değişikliğe uğrattı ki bilim ve teknolojinin güdümüne girmeden yaşanılan zamanlar hatırlanamıyacak kadar geride kaldı ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/teknoloji-ile-gelen-modern-hayat-ve-oncesi/">Teknoloji ile Gelen Modern Hayat ve Öncesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-18204 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/ismet-ozel-zor-zamanda-konusmak-1.jpg" alt="" width="255" height="391" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/ismet-ozel-zor-zamanda-konusmak-1.jpg 350w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/ismet-ozel-zor-zamanda-konusmak-1-196x300.jpg 196w" sizes="(max-width: 255px) 100vw, 255px" />Bilim ve teknoloji 20. yüzyılın ortalarına kadar bir fatih edasıyla toplum hayatında yer etti. Modern bilimin  doğduğu 17. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar  dünya ölçüsünde eskiye galebe çalan bir yeniden sözedilebiliyordu. Fakat modern hayat katettiği her merhalede insan hayatını öylesine değişikliğe uğrattı ki bilim ve teknolojinin güdümüne girmeden yaşanılan zamanlar hatırlanamıyacak kadar geride kaldı ve bir yaşama biçi­mi olarak modem öncesi hayat tümüyle ortadan kalktı.</p>
<p>İşte bu safhasında bilim ve teknoloji artık yenileştirici, yeni ve parlak ufuklar açıcı vasfını kaybetti, muhafaza­kâr ve kendi iktidarını korumak için baskı yapmaya muhtaç bir kuvvet niteliği kazandı.</p>
<p>Günümüzde bilim ve teknoloji alanındaki yenilikler sona ermiş değildir, tersine bu yenileşmenin hızı öylesi­ne artmıştır ki insanlar günden güne yenileşmenin boşu­na bir çaba olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Bilimsel-teknolojik devrimden önce sanayi, geleneksel yaşama biçimlerinin yerine endüstri toplumunun şartlarını getir­mek gibi sade sayılabilecek bir hedef sahibiydi. Fakat bugün herhangi bir teknolojik araç veya bir fabrika 5-6 yılda modası geçmiş hale gelebilmektedir. Bu değişme de bilimsel-teknolojik alanda insan bilgisinin sürekli ve hızlı biçimde artmasıyla sağlanmaktadır. Bu bakımdan araştırma, laboratuvar çalışması, teorik hazırlıklar top­lum düzenlemesinde birinci sırada bir önem sahibi ol­muştur. Ne var ki araştırmacılık düzeyindeki teorik ça­lışmalar bilimsel-teknolojik bilgi piramidinin en üst katı­nı oluşturur. Uygulamanın yerine getirilmesi, uygulama­ya konmuş aygıtlar kompleksinin çalıştırılması ve ko­runması da ayrı ayrı bilimsel-teknolojik bilgiyi gerektirir.</p>
<p>İşte, bu vasfıyla bilimsel-teknolojik toplum, eğitimi kendi sağlığı için kaçınılmaz unsur kabul eder. Bir bakı­ma modern toplumun yumuşak kamı &#8220;bilgi,&#8221; bilimsel- teknolojik bilgidir. Modern toplum bu bilgi olmaksızın hem maddî varlığını idame ettiremez, hem de bilimsel- teknolojik bilgiye sırt çevirmek bu toplumu çökertebile­cek bir tavır olarak anlaşılır. Eğer insanlar bilimsel ve teknolojik teçhizatlanmanın boşunalığı konu­sunda bilinç ve karar sahibi olursa çarkların dönmeme tehlikesi vardır.Yalnız bu kadar değil, bilim ve teknoloji dini, tapınaklarını ayakta tutacak müminlerden, sadaka ve kurbanlardan mahrum kalır. Bu ise, modern toplu­mun boşluğa yuvarlanması demektir.</p>
<p>Bu yönüyle düşünüldüğünde modern endüstri ötesi toplumun iplerini ellerinde tutan çevrelerin, elektronik çağın hakim unsurlarının geniş halk yığınlarını bilgisiz, &#8220;cahil&#8221; bırakmaktan son derece korkacaklarını söyleyebi­liriz. Daha çok insan bilimin ve teknolojinin önemine inandırılmak, daha çok insan aygıtların korunmasına, onların işletilmesi ve geliştirilmesi eylemine inandınlmalı, daha çok insan aygıtların korunmasına, onların işletil­mesi geliştirilmesi eylemine katılmalı ki düzen işleyebil­sin.</p>
<p>Gelişmiş denilen, bilimsel-teknolojik iktidar sahibi toplum güçlerini korkutan halk yığınlarının günden gü­ne bilgilenmeleri değil; birgün &#8220;bu gelişme niçin&#8221; diye sormaları ve hayatın anlamını gelişme, refah, zenginlik dışı bir alanda arama ihtimalleridir.</p>
<p>İsmet Özel, Zor Zamanda Konuşmak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/teknoloji-ile-gelen-modern-hayat-ve-oncesi/">Teknoloji ile Gelen Modern Hayat ve Öncesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/teknoloji-ile-gelen-modern-hayat-ve-oncesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Olmak Müslümanlıkla Başlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-olmak-muslumanlikla-baslar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-olmak-muslumanlikla-baslar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 13:10:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak Müslümanlıkla Başlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran Ve Sünnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3411</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın aklı onu Kur’ân-ı Kerim ’in emir ve nehiylerine uymaya götürdüğü için işe yarar. Batı medeniyetini kuran akil tam tersine insanı hem bilhassa Kur’ân’dan ve hem de İlâhî kaynaklı bütün bulgu ve bilgilerden uzaklaştıran,insana Allah karşısında bir serbesti sağlamaya çabalayan akıldır. İnsanın kulluğu müslim olmakla başlar, hatta insan olmak bir bakıma Müslüman olmakla eş anlama bile [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-olmak-muslumanlikla-baslar/">İnsan Olmak Müslümanlıkla Başlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın aklı onu Kur’ân-ı Kerim ’in emir ve nehiylerine uymaya götürdüğü için işe yarar. Batı medeniyetini kuran akil tam tersine insanı hem bilhassa Kur’ân’dan ve hem de İlâhî kaynaklı bütün bulgu ve bilgilerden uzaklaştıran,insana Allah karşısında bir serbesti sağlamaya çabalayan akıldır. İnsanın kulluğu müslim olmakla başlar, hatta insan olmak bir bakıma Müslüman olmakla eş anlama bile gelebilir. Modern insanlar olarak bizler böyle sözlerden fazla anlam çıkartamıyoruz. Müslüman olduk, şimdi Allah&#8217;a kulluğumuzu nasıl yerine getireceğiz diye soruyoruz. Karışık ve karanlık bir çağda yaşıyor olmamız bize böyle sorular sorduruyor. Bu sorulara cevap bulmak da çağın karanlığını dağıtmanın bir yolu.</p>
<p>Müslümanın kulluğu cansız maddenin kulluğu gibi başlar. Aklımız bizi Kelimetullah’ın kurtuluş olduğu gerçeğini kavrama noktasına getirmiştir. Şimdi harekedmiz tamamen Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde kalacaktır. Sanki biz “cemâd” imişiz gibi Kur’ân ve Sünnet’in bize hangi faaliyetleri uygun gördüğünü anlar ve uygun görülenin dışında ihtiyaç sahibi olma hevesine kapılmayız. Eğer bunu başarabilirsek kulluğumuz bir üst seviyeye yükselir. O zaman “nebât” gibi kökümüz Kur’ân-ı Kerîm’de olmak üzere hareket edebiliriz. Yani doğar, büyür, çoğalır ve Müslümanca ölürüz.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-olmak-muslumanlikla-baslar/">İnsan Olmak Müslümanlıkla Başlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-olmak-muslumanlikla-baslar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman İle Küfr</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/iman-ile-kufr/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/iman-ile-kufr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 13:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İman İle Küfr]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Yaşama Biçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yozlaşmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşama biçimi küfr ile iman arasına çizgi çekmeyi bilen hiçbir Müslümanı yozlaştıramaz. Yozlaşanlar modern yaşama biçimiyle karşılaşmadan önce de böyle bir çizgiyi hayatlarında önemli saymamış olanlardır. Bazı değerleri korumak insanların ihtimamını ister, bazı değerler ise insana ihtimam gösterirler. Birincisini insanlar korur, İkinciler insanı korur. Kaynak: İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iman-ile-kufr/">İman İle Küfr</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşama biçimi küfr ile iman arasına çizgi çekmeyi bilen hiçbir Müslümanı yozlaştıramaz. Yozlaşanlar modern yaşama biçimiyle karşılaşmadan önce de böyle bir çizgiyi hayatlarında önemli saymamış olanlardır. Bazı değerleri korumak insanların ihtimamını ister, bazı değerler ise insana ihtimam gösterirler.</p>
<p>Birincisini insanlar korur,</p>
<p>İkinciler insanı korur.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iman-ile-kufr/">İman İle Küfr</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/iman-ile-kufr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Kulluğu Reddederse Tabiatın Bir Parçası Olarak Kalır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-kullugu-reddederse-tabiatin-bir-parcasi-olarak-kalir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-kullugu-reddederse-tabiatin-bir-parcasi-olarak-kalir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 13:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Kulluğu Reddederse Tabiatın Bir Parçası Olarak Kalır]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan ve Tabiat]]></category>
		<category><![CDATA[Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3410</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hayatı dediğimiz süreç hem mekanik, hem de organik vakaların bir muhassalası olarak devam eder. Ama iş burada bitmez, bitmiş olsaydı insana küçük âlem demezlerdi, mekanik ve organik yaşama biçimleri içinde insan yalnızca âlem-i kebîrin bir parçası, makrokozmos’un bir kesiti olabilirdi ancak. Ama insanın mekanik ve organik hayatinin ötesinde bir de şahsî hayatı vardır. İnsana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-kullugu-reddederse-tabiatin-bir-parcasi-olarak-kalir/">İnsan Kulluğu Reddederse Tabiatın Bir Parçası Olarak Kalır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hayatı dediğimiz süreç hem mekanik, hem de organik vakaların bir muhassalası olarak devam eder. Ama iş burada bitmez, bitmiş olsaydı insana küçük âlem demezlerdi, mekanik ve organik yaşama biçimleri içinde insan yalnızca âlem-i kebîrin bir parçası, makrokozmos’un bir kesiti olabilirdi ancak. Ama insanın mekanik ve organik hayatinin ötesinde bir de şahsî hayatı vardır. İnsana küçük âlem olma özelliği veren işte onun şahsı itibariyle yani kasıtlı seçmeleri, iradî kararlan itibariyle kâinattaki yerini kabul edişidir.</p>
<p>Tıpkı bütün kâinatın Allah’ın emirlerine isteyerek uyduğu gibi insan da kendisi için indirilmiş şeriata bile isteye uyarsa âlem-i sagîr’dir, küçük âlem’dir, mikro kozmos’tur: Müslim olmak, teslim olmak kâinat gibi olmaktır. “Sonra göğe ki o bir buhar halinde idi doğruldu da ona ve arza ikiniz de isteyerek veya istemeyerek gelin buyurdu. Onlar da ‘isteye isteye geldik&#8217; dediler.” (Fussilet, 11) İnsan kul olmayı reddederse, yani Allah’tan başkasına kulluğu tercih ederse tabiatın sadece bir parçası olarak kalır. Bu haliyle de Allah’ın emirlerine uymak mecburiyetiyle yüzyüzedir. Lâkin ona artık küçük âlem demezler, zira o artık bir şahıs olma gücünü, bünyesinde yaratılmış olan her varlığın kulluk gücünü barındırdığı gerçeğini inkâr etmiş veya unutmuştur.</p>
<p>..Modern insanların anlamakta zorluk çektikleri husus insanın nasıl olup da tabiatın bir parçası olduğu halde tabiat içinde bir bütün olabileceği hususudur. Modern insanlar kendilerini bilen “özne’ kendi dışlarında, karşılarında olan her şeyi de bilinen “nesne” saymakla kendilerinin bir âlem olduğu fikrini reddetmiş oluyorlar. Bilmiyorlar ki kendilerinin “bilen” tarafı da ‘bilinen” özellikte yaratılmıştır. Benim beynim (eğer onunla düşünüyorsam) inorganik maddelerin, bitkilerin hayvanların tâbi olduğu kanunlara tâbidir. Eğer bilmek için kullandığım araç bilinmeye muhtaçsa bildiğimi nereden bilebilirim? Öyleyse ne yapacağım? Ben de bütün kâinat kainatın deveranına biterek ve isteyerek katılacağım. O zaman ben de bir kâinat olduğumu anlayabilirim. Çünkü ben de dağlar gibi, ormanlar gibi, denizler gibi, bütün hayvanlar gibi benim için çizilmiş olan yolda olduğumu, bana tanınmış sınırlar içinde bulunduğumu ‘bilerek yaşar bilerek ölürüm &#8221; o. Ama kâfirler parçanın bütünü yönetebilceğini iddia edebiliyorlar. Tabiatın bir parçası olan Ademoğlunun tabiata yön verebileceğini zannediyolar. Bu zan içinde insana mahsus mekân ve zaman tahrip ediliyor.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-kullugu-reddederse-tabiatin-bir-parcasi-olarak-kalir/">İnsan Kulluğu Reddederse Tabiatın Bir Parçası Olarak Kalır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-kullugu-reddederse-tabiatin-bir-parcasi-olarak-kalir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vahy İnsana Nasıl İnsan Olabileceğinin Şuurunu Verir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/vahy-insana-nasil-insan-olabileceginin-suurunu-verir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/vahy-insana-nasil-insan-olabileceginin-suurunu-verir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Hayatının Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın Hükmünü Bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran Ve Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Vahy]]></category>
		<category><![CDATA[Vahy İnsana Nasıl İnsan Olabileceğinin Şuurunu Verir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3407</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın hayattaki anlamını bilebilmesi hayatın anlamını kavrayabilmesi için, beynini kâinatın eksenine bağlanabilmek İçin kullanmak kaçınılmazdır. Yerin, göğün, ormanların, denizlerin, hayvanların, insanların deveranını insana bildiren bilgiyi edinmek, bu bilgiye göre hayatını tanzim etmekle insan hayatın anlamına vâkıf olabilir. Yani, Allah’ın insana bildirdiğinden, Vahy’den başka bir şeyi bahis konusu etmiyoruz. Vahy insana nasıl insan olabileceğinin, kulluğunun şuurunu verir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vahy-insana-nasil-insan-olabileceginin-suurunu-verir/">Vahy İnsana Nasıl İnsan Olabileceğinin Şuurunu Verir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın hayattaki anlamını bilebilmesi hayatın anlamını kavrayabilmesi için, beynini kâinatın eksenine bağlanabilmek İçin kullanmak kaçınılmazdır. Yerin, göğün, ormanların, denizlerin, hayvanların, insanların deveranını insana bildiren bilgiyi edinmek, bu bilgiye göre hayatını tanzim etmekle insan hayatın anlamına vâkıf olabilir. Yani, Allah’ın insana bildirdiğinden, Vahy’den başka bir şeyi bahis konusu etmiyoruz. Vahy insana nasıl insan olabileceğinin, kulluğunun şuurunu verir. İnsan beynini ve ellerini kullanarak yani bir “kültür” yaratarak diğer canlılar gibi yaşayabilir, ama insan gibi yaşamak ancak Kur’ân-ı Kerîm’in insan için çizdiği sınırlar içinde mümkün olabilir, insan her şey yapabilir ama ne yapıp yapmayacağı helâl ve haram sınırlan içinde anlaşılabilir.</p>
<p>Eğer Kur’ân ve Sünnet bize verilmemiş olsaydı ne yapıp ne yapmayacağımızı bilemeyecek dolayısıyla yaşadığımız hayata bir anlam veremeyecektik.</p>
<p>İnsan aklıyla yaşar. Aklımız bizi Kur’ân ve Sünnet’e bağlı hayatın yegâne verimli, sıhhatli, doğru hayat olduğuna götürüyorsa hayatın anlamını bulabiliriz. Ama aklımız neyin iyi neyin kötü olduğunu tesbit eden kanunların kaynağı haline gelmişse hayatta bir anlam bulamayız. Cansız madde Allah’ın hükmüyle vardır, bitki Allah’ın hükmünü topraktan öğrenir; hayvan vakti bilmekle Allah’ın hükmünü bilmiş olur; insan ise Allah’ın hükmünü Kur’ân ve Sünnet’ten öğrenir. Allah’ın hükmünü bilmeyen hayatin anlamını bilemez. Bu imkâna ise sadece Müslümanlar sahiptir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vahy-insana-nasil-insan-olabileceginin-suurunu-verir/">Vahy İnsana Nasıl İnsan Olabileceğinin Şuurunu Verir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/vahy-insana-nasil-insan-olabileceginin-suurunu-verir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aklı Başında İnsan Olmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/akli-basinda-insan-olmak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/akli-basinda-insan-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 12:50:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<category><![CDATA[Akılcı Yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[Aklı Başında İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aklı başında insan denilince dengeli, mantıklı, uyumlu ve davranışlarında aşırılıklar göstermeyen insanı anlarız. Bu haliyle aklı başında adam bulmak zor değildir. Hepimiz aklı başında sayılabiliriz, bu tanım esas alınırsa. Çünkü hepimiz yeryüzünde silahların, tahtların ve borsaların kurdukları denge içinde dengeli, üretim despodluğuyla inşa edilmiş sistemin mantığıyla mantıklı, günlük hayatımızın bizi kıskıvrak sıkıştırdığı ortamda uyumlu ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/akli-basinda-insan-olmak/">Aklı Başında İnsan Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/akli-basinda-insan-olmak/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o-2/" rel="attachment wp-att-19919"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19919" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o.jpg" alt="" width="350" height="232" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o.jpg 350w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/nocanvas_asiri-suphe-hastalik-midir-c0m3o-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a>Aklı başında insan denilince dengeli, mantıklı, uyumlu ve davranışlarında aşırılıklar göstermeyen insanı anlarız. Bu haliyle aklı başında adam bulmak zor değildir. Hepimiz aklı başında sayılabiliriz, bu tanım esas alınırsa. Çünkü hepimiz yeryüzünde silahların, tahtların ve borsaların kurdukları denge içinde dengeli, üretim despodluğuyla inşa edilmiş sistemin mantığıyla mantıklı, günlük hayatımızın bizi kıskıvrak sıkıştırdığı ortamda uyumlu ve nihayet boyudları insanın tek başına ulaşamayacağı ölçüde azgınlaşmış bir yaşama atmosferi içinde aşırdıklardan uzağız.</p>
<p>Akılcı bir yaklaşımla da bunun böyle olması gerektiğini ileri sürebiliriz. Ama akıllı bir insan olmaya doğru birkaç adım attıysak görüyoruz ki bize denge diye sundukları yapı kuvvetin mutlak hâkimiyetinden başka bir şey değil ve mantıktır diye yaşattıkları zihnî işleyiş bir delilik, uyumluluk diye gösterdikleri yollar kullara kulluk, aşırılıklardan sakınma diye övdükleri tutum da kendi budalalığımızın haklılaştırılmasından başka bir şey değildir. Bütün bu çapraşıklık aslında bizim de aklı başında yaratıklar olmadığımızı gösteriyor.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/akli-basinda-insan-olmak/">Aklı Başında İnsan Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/akli-basinda-insan-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Hala İnsanlığın Sorumluluğunu Üzerine Alamamıştır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bati-hala-insanligin-sorumlulugunu-uzerine-alamamistir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bati-hala-insanligin-sorumlulugunu-uzerine-alamamistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 12:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Hala İnsanlığın Sorumluluğunu Üzerine Alamamıştır]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Makinalı Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Zor Zamanda Konuşmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3305</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın son çağlarda birbirleriyle sıkı temaslar içinde bulunan topluluklardan oluştuğu, yeryüzünün her yerine uzanan bir standardizasyondan etkilendiği bir gerçek. Ama bu sonuçtan kalkarak böyle bir standardizasyonu doğuran kuvvetin başlangıçta iyi niyetlerle  bezendiği kolayca ileri sürülemez. Belki tersini de kesinlikle ileri sürmek mümkün değil. Bilimin varlığı bizatihi bir kötülük olarak algılanamaz. Anlaşılması gereken her zaman diliminde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bati-hala-insanligin-sorumlulugunu-uzerine-alamamistir/">Batı Hala İnsanlığın Sorumluluğunu Üzerine Alamamıştır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın son çağlarda birbirleriyle sıkı temaslar içinde bulunan topluluklardan oluştuğu, yeryüzünün her yerine uzanan bir standardizasyondan etkilendiği bir gerçek. Ama bu sonuçtan kalkarak böyle bir standardizasyonu doğuran kuvvetin başlangıçta iyi niyetlerle  bezendiği kolayca ileri sürülemez. Belki tersini de kesinlikle ileri sürmek mümkün değil. Bilimin varlığı bizatihi bir kötülük olarak algılanamaz. Anlaşılması gereken her zaman diliminde ve her toprak parçasında insanların spesifik meselelerle bağımlı olduklarıdır. Evet, Batı Avrupa&#8217;da doğan bilim, teknik, medeniyet ve insan anlayışı günümüz dünyasında kesin bir yaygınlık kazanmıştır, fakat yine de tarihin bir döneminde, dünyanın bir bölgesinde yaşayan insanların bütün insanlığın meselelerini çözmek üzere harekete geçmiş olduklarını iddia edemeyiz.</p>
<p>Edemeyiz, çünkü, Batı&#8217;da doğmuş makinalı medeniyet bugün bütün yeryüzünü egemenliği altına almış olmakla birlikte halen insanlığın sorumluluğunu yüklenmeye bile yanaşmamaktadır. Hatta bu medeniyet, açlık, savaş, hastalık, eşitsizlik gibi kendine düşman ilân ettiği ve fakat gerçekte kendinin türettiği kötülüklere karşı bile etkili olamamaktadır. Üstelik teknolojik imkânların bu kötülükleri ortadan kaldırmak üzere mevcut olduğu, hatta bu imkânı da elinde tuttuğu medeniyetin müdafiileri tarafından öne sürülmektedir. Ama bu medeniyet ayakta kalabilmek için insanlığın çözülemez meseleleri bulunduğuna halkı gizliden gizliye inandırmak zorunda olduğunu biliyor.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Zor Zamanda Konuşmak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bati-hala-insanligin-sorumlulugunu-uzerine-alamamistir/">Batı Hala İnsanlığın Sorumluluğunu Üzerine Alamamıştır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bati-hala-insanligin-sorumlulugunu-uzerine-alamamistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilgi Nasıl Ve Nereden Alınır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bilgi-nasil-ve-nereden-alinir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bilgi-nasil-ve-nereden-alinir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 12:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Nasıl Ve Nereden Alınır]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Taşları Yemek Yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıkanlar yemek yer ve uykusu gelenler uyur. Hiç kimse bir diğerinin yerine karnını doyuramaz, hiç kimse bir başkasının uykusunu uyuyamaz. Bilgi de böyledir. Hiç kimse bir başkasının bildiğini bilemez. Ama iki insan aynı bilgiye sahip olabilirler. Böyle bir olayın gerçekleşmesi için her iki insanın aynı tecrübeyi geçirmiş olmaları zorunludur. Bu durumda bir soru çıkıyor karşımıza: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bilgi-nasil-ve-nereden-alinir/">Bilgi Nasıl Ve Nereden Alınır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acıkanlar yemek yer ve uykusu gelenler uyur. Hiç kimse bir diğerinin yerine karnını doyuramaz, hiç kimse bir başkasının uykusunu uyuyamaz. Bilgi de böyledir. Hiç kimse bir başkasının bildiğini bilemez. Ama iki insan aynı bilgiye sahip olabilirler. Böyle bir olayın gerçekleşmesi için her iki insanın aynı tecrübeyi geçirmiş olmaları zorunludur. Bu durumda bir soru çıkıyor karşımıza: Bilgi bir insandan diğerine aktarılamaz mı? Şahsî tecrübemize dayanarak bu soruya olumlu cevap veririz. Öğrendiklerimizin çoğunu başka insanlardan edinmişizdir. Ama yalnız insanlardan mı? Gökyüzünden, ırmaklardan, karıncalardan ve kitaplardan da birçok şey öğrenmişizdir. Yalnız buradaki iki şeye dikkat etmeli: Bilgimizin türü o bilgiyi edinmek için başvurduğumuz kaynakla ve o bilgiye varmak için uyguladığımız yöntemle kayıtlıdır, bu bir. İkincisi, hangi türden ve hangi yoldan edinmiş olursak olalım bilgi sadece kendimizde, bir bakıma ruhumuzdadır.</p>
<p>Hayat tecrübemizin bizde kendimize mahsus bir mevcudiyet oluşturduğunu hissediyoruz:. Hayat bizim hayatımız, gövdemiz de ruhumuz da bizim, lâkin yine de bilgimizin nerede olduğunu anlayamıyoruz. Kendi hayatımızın bile kendi içimizde son bulmadığını anlayabiliyoruz. “Ben” dediğimiz şeyin yerini tesbitte karşılaştığımız zorluk “anlam”a yaklaştığımızın bir işaretidir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Taşları Yemek Yasak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bilgi-nasil-ve-nereden-alinir/">Bilgi Nasıl Ve Nereden Alınır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bilgi-nasil-ve-nereden-alinir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
