<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslâm kelimesi neyi ifade eder? | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 29 Jan 2018 13:30:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İslâm kelimesi neyi ifade eder? | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslâm kelimesi neyi ifade eder?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 13:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm kelimesi neyi ifade eder?]]></category>
		<category><![CDATA[Din-i İslâm’ın ma‘nâ-yı hâssı ve fâidesi ile tarifi]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalılı M.Hamdi Yazır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20055</guid>

					<description><![CDATA[<p>* Hazret-i Peygamber’in tebliğ ve talim buyurduğu usûl ve fürû‘-ı dini izah edebilmek için evvel emirde ünvân-ı aslîsi olan “İslâm” kelimesinin delâlet eylediği mânaları tesbit edelim. İslâm, esas-ı lügat-ı Arabda harb ve münazaranın zıddı olan silm ve istislâm kelimeleri gibi müsâlemet, mutâva&#8217;at, inkıyâd, ihlâs mânalarını ifade eylediği gibi silme koymak veya girmek, selâm vermek mânalarını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/">İslâm kelimesi neyi ifade eder?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/hz-adem_islam2-702x336/" rel="attachment wp-att-20056"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-20056" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hz.adem_islam2-702x336.jpg" alt="" width="389" height="186" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hz.adem_islam2-702x336.jpg 702w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hz.adem_islam2-702x336-600x287.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hz.adem_islam2-702x336-300x144.jpg 300w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" /></a>*</p>
<p>Hazret-i Peygamber’in tebliğ ve talim buyurduğu usûl ve fürû‘-ı dini izah edebilmek için evvel emirde ünvân-ı aslîsi olan “İslâm” kelimesinin delâlet eylediği mânaları tesbit edelim.</p>
<p>İslâm, esas-ı lügat-ı Arabda harb ve münazaranın zıddı olan silm ve istislâm kelimeleri gibi müsâlemet, mutâva&#8217;at, inkıyâd, ihlâs mânalarını ifade eylediği gibi silme koymak veya girmek, selâm vermek mânalarını ifhâm eder ve dâima selâm ve selâmet maddesinin mânasıyla alâkadar olur.</p>
<p>Bu mânaya göre İslâm ‘ale’l-ıtlak mutâva&#8217;at, inkıyad ve ihlâs ve sa­mimiyet,müsâlemet demek olacağı cihetle, herhangi şeye olursa olsun inkıyad ve samimiyet hakkında kullanılabilir. Şu halde bir bâtıla, bir fe­nalığa, bir zâlime inkıyad ve ihlâsta dahî kullanıldığı olabilir. Fakat lisân-l Kur’ân’da, örf-i dinde İslâm inkıyad-ı mutlak değil, inkıyad-ı hak, inkıyad-ı Allah’tır. Allah’tan, haktan mâ&#8217;adaya inkıyad ise İslâm’a münâfîdir. Çünki hakka muhalif olan şeye inkıyad, Hakk’a inkıyad değil, isyandır. Ve bu husus Kur’ân’da birçok kereler tasrîh edilmiştir. Bâlâda zikr olunan<strong> إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ</strong> [Doğrusu Allah indinde din İslâm’dır!] (Âl-i İmran, 19) âyet-i kerîmesi, mâkablindeki:</p>
<p><strong>شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ</strong></p>
<p>[Şehâdet eyledi Allah şu hakikate; «Lâ ilâhe illâ hû: Başka tanrı yok ancak O!» Bütün meleklerle ilim uluları da adi ü hakkaniyetle durarak şâhid; baş­ka tanrı yok, ancak O! Azîz O! Hakîm O!] (Âl-i İmran, 18) âyetinin maz­mununu te’kîd eylediğinden Islâm, Cenâb-ı Allah&#8217;ın ve melâikenin ve ifrat ve tefritten müctenib, mutedil ehl-i ilmin şehâdet eyledikleri vahdâniyet-i ilâhiyeye inkıyad mânasını vâzıhan ifade ediyor. Ve tabir-i İlmîsiyle “el- îslâm”daki elif-lâm bir mâna-yı ‘ahdîyi iş&#8217;âr eyliyor. Takyîd-i mezkûru âyet-i sabıkanın mâba‘dindeki âyet, <strong>فَإنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ</strong> [Buna karşı seninle münakaşaya kalkışanlara de ki: «Ben yüzümü İslâm ile tertemiz Allah’a tuttum, bana tâbi&#8217; olanlar da&#8230;] (Âl-i İmran, 20) nazm-ı celîli daha ziyade tasrîh etmiştir. Burada gerek Hazret-i Peygamber’in ve gerek etbâ&#8217;ının islâmı, Cenâb-ı Allah’a İslâm, yani ihlâs ve inkıyad olduğu ve binaenaleyh mutlak değil, mukayyed bulunduğu vâzıhan ifade ediliyor.</p>
<p>Sonra Kur’ân-ı Azîmüşşân; hevâdan, yani temâyülât-ı mahza-i nefsâni- yeye, şurûr ve bâtıla, hâsılı hak olmayan herşeye muhalefet ve münker olan şeyleri nehy eden, hâsılı tâğût ve şeytana ittibâ&#8217; ve inkıyaddan men&#8217; eyleyen birçok âyât üe doludur.</p>
<p>Ezcümle Sûre-i Bakara’daki:</p>
<p><strong>يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ</strong></p>
<p>[Ey o bütün îman edenler! Kâffeten süm’e girin de şeytanın adımlarına uy­mayın&#8230;] (Bakara, 208) âyet-i kerîmesi İslâm’ın muhtevi bulunduğu müs- bet ve menfî kayıtlan birlikte göstermiştir. Bundan başka bu âyet <strong>سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ</strong> [Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların selâmette kaldığı kimsedir.] (Buhârî, îmân 4, Rikak 26; Müslim, îmân 64) hadîs-i şerifi gibi İslâm’ın inkıyad-ı hakka müteferri&#8217; olan müsâlemet-i ‘âmme mânasına delâletten vâreste olmadığını da ifhâm ediyor. Kezâlik <strong>وَلَا تَتَّبِعِ</strong> [Hevâya (keyfe) tâbi&#8217; olma.] (Sâd, 26), [Onların ar-zularının arkasından gitme!(Mâide, 48) gibi âyât-ı celîle ile<strong>لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ</strong><strong> فِي مَعْصِيَةِ الْخَالِقِ </strong>(Allah’a isyan hususunda hiçbir mahluka itaat edilmez.(Tirmizî, Cihâd, 29/1707; Müslim, imâre, 39) gibi ehâdîs-i şerife göste­riyor ki Islâm&#8217;ın inkıyadı, İslâm’ın sevdâ-yı müsâlemeti ancak Cenâb-ı Hakk’a ve Cenâb-ı Hakk’a isyan mânasını mutazammın bulunmayan hu­suslara münhasırdır.</p>
<p>Hülâsa ‘indallah din-i marzî olan İslâm, herçi-bâd-â-bâd inkıyad ve körükörüne itaat demek olmayıp ancak Cenâb-ı Hak -celle ve ‘alâ-&#8216;ya inkıyad mânasına râci‘ olduğundan nezd-i İlâhîde hak olan şeylere inkıyad ederek ehl-i hak ile kemâl-i musâfât ve müsâlemet üzere yaşamak ve ehvâ ve teşehhiyât-ı bâtıleden ictinâb ederek erbâb-ı ehvâ ve teşehhiyâta karşı mücâhedede bulunmak vicdanına müncer olur.</p>
<p>Bu vicdanı tabîr-i âharla hakperestlik diye telhis edebiliriz. Hakk-ı Mutlak olan Cenâb-ı Allah’ın vahdaniyetine îmân ile münkâd olan bir vicdan hakâyıka kendi nokta-i nazarına göre değil, nazar-ı İlâhîye göre bir kıymet verir ve bu kıymeti hâiz herhangi bir emr-i hakkı inkâr ve ihmal­den haya eder. Ve binaenaleyh hubb-ı hak ve hakikat birleşmiş olan kalb- lerde taassuba yer de kalmaz.</p>
<p><strong>هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ</strong></p>
<p>[O Allah’tır ki O, Resûlü’nü hidayet kanunu ve hak din ile gönderdi&#8230;] (Tevbe, 33; Fetih, 28; Saff, 9) âyetinde dinin hakka izafeti bu nokta-i nazarı da müş&#8217;irdir. Buna binâendir ki Kur’ân-ı Azîmüşşân:</p>
<p><strong>يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ</strong></p>
<p>[Ey Ehl-i Kitab! Niçin hakkı bâtılla bulayorsunuz da hakkı ketmediyorsu- nuz? Halbuki bilip duruyorsunuz!] (Âl-i İmran, 71),</p>
<p><strong>يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقِّ</strong></p>
<p>[Ey ehl-i kitab! Dininizde gulüvv etmeyin, Allah’a karşı hak olmayanı söy­lemeyin!&#8230;] (Nisa, 171),</p>
<p><strong>قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ</strong></p>
<p>[De ki: “Ey ehl-i kitab! Dininizde haksız ifrata dalmayın!”&#8230;] (Mâide, 77) ve emsali âyâtında gulüvv ü taassubu zemm ü men‘ eylemiş ve yalnız hakta ısrarı tavsiye eylemiştir. İslâm hayr-ı mahzı dâima hakta tanımıştır. Hak olmayan şeyde hayır gözetmemiştir. Kezâlik İslâm hak ve hayra müste- nid olmayan menfaatleri menfaat değil, mazarrat bilmiştir. Bu noktaları âtîdeki mebâhisde daha iyi anlayabiliriz.</p>
<p><strong>Din-i İslâm’ın ma‘nâ-yı hâssı ve fâidesi ile tarifi</strong></p>
<p>Bâlâda İslâm’ın ma‘nâ-yı lügavîsi ile edyân-ı sâlifeye dahî şâmil olan mebâdîsi, yani ma‘nâ-yı ‘âmmı itibariyle hakikatini gördük. Şimdi de en mâruf ve en hâs mânası ve fâidesi nokta-i nazarından tarifini anlayalım.</p>
<p>Asl-ı din-i Islâm, ni&#8217;am-, ilahiyeye isâl eyleyen tarik-i müstakimdir. Bu tarif Sûre-i Fatiha’dan bi’s-sarâha anlaşılmaktadır. Kur’ân-ı Azîınüşşân’ın irşad ve tebliğ buyuracağı dinin en mühim esasları, ümmü&#8217;l-kitâb olan Sûre-i Fâtiha’da birer mebâdî-i ilmiye tarzında irâ’e buyurulmuş ve bu meyanda tarifine de işaret edilmiştir.</p>
<p>Şu meşhûdumuz olan ve her biri bir müddet-i mu&#8217;ayyene içinde ibrâz-ı vücûd ettikten sonra bir nizam altında tedricen tekemmül etmekte ve bilâhare münhedim olmakta bulunan ve yine her biri bu tahavvulâtıyla bizim için birer vâsıta-i ilim teşkil eyleyen âlemlerin, yani mevcûdât-ı mahsüsenin ve bunlar meyanında bilhassa zevi’l-&#8216;ukül olan insanların mebde&#8217; ve merci&#8217;-i vücûdu, hâlıkı, mâlik ve mürebbîsi olan bir Allah vardır. Bütün bu ‘avâlim kendiliklerinden değil, O&#8217;nun halk ve icadıyla vücûda gelir ve O&#8217;nun terbiyesiyle kemâle yetişir ve yine O’nun tasarrufuyla zâil olur gider. Ve hiçbir şey O’nun mülkünden huruç edemez. Böyle Rabbü’l- âlemîn olan Cenâb-ı Allah’ın esmâ ve sıfât-ı kemâliyesi vardır. Ezcümle Allah “Rahman”dır.</p>
<p>Bütün mahlûkâtını ibtidâen in&#8217;âm ve ihsan eyler, hiç­birini tefrik eylemez. Cenâb-ı Allah “Rahîm”dir. Akıl ve fikir ve irâde ile muhtar ve hür olarak yarattığı insanlara vereceği nimetleri sa‘y ü kesbleri kanunlarına rabt eylemiş olmakla intihâen bunlara ihtiyar ve iradelerini sarfettikleri îmân-ı kâmile, âmâl-i haseneye göre mükâfâten inâm ve ih­san eyler. Hem de Cenâb-ı Allah “Mâlik-i yevm-i din”dir. O’nun istikbâlde bir yevm-i mükâfat ve mücâzâtı vardır. Ve o günün yegâne mâliki ken­disidir. Orada insanları mes&#8217;ûl eder. Kesb ve amelleriyle ibrâz-ı liyâkat edenlere in&#8217;âm ettiği gibi, edemeyenleri de mu&#8217;âkabe ve tecziye eyler. İşte bütün ta‘zîmât-ı kâmile ve takdîsât-ı tâmme, hamd ü şükr ü senâ ancak O’na mahsustur. İnsanlar hiçbir şeye arz-ı zillet ve iftikar etmemeli, bütün tazim ve tahmîdi Cenâb-ı Allah’a kasr etmelidir.</p>
<p>“Yâ Rab! Ubûdiyet ve ibâdet denilen huzû‘-ı tam ve ta‘zîm-i kâmili ancak Sana yaparız. Ancak Senden isti&#8217;âne ederiz.” demeli ve bunu hem fiilen, hem kavlen icrâ ve işâ&#8217;a eylemelidir. Vicdanlara bu ruh-i aslîyi gars ettikten ve bu yolda bütün tezâhürâtını temin eyledikten sonra rahmet-i ilâhiyeye nâil ve ni‘am-ı gayri mütenâhiyeye vâsıl edecek tarîk-ı müstaki­me hidâyeti Cenâb-ı Allah’tan istemeli. “Yâ Rab! Bizi gazaba uğrayanla­rın, dalâlette kalanların değil, nâil-i nimet olanların tarikına, tarîk-ı müs­takime hidâyet eyle, duasını arz etmelidir.” meâlini talim buyuran Sûre-i Fâtiha&#8217;daki:</p>
<p><strong>اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ</strong></p>
<p><strong>صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ</strong></p>
<p>(Fatiha, 6-7) âyetleri zikr olunan tarifi sarahaten göstermiş ve din-i şeriat-, lslâmiyeden ibaret bulunan bu tarîk-, müstakim, bütün Kur&#8217;ân-ı Azımüşşan da, ba&#8217;dehû ehâdîs-i nebeviyede tafsil edilmiştir.</p>
<p>** Sebîlürreşad, sy. 425-426,27 Ramazan 1337 (26 Haziran 1919), s. 65-66.</p>
<p>Elmalılı M.Hamdi Yazır &#8211; Meşruiyetten Cumhuriyete Makaleler,Klasik yay.,syf:218-221</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/">İslâm kelimesi neyi ifade eder?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islam-kelimesi-neyi-ifade-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
