<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Işid | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/isid/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Aug 2017 13:33:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Işid | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>IŞİD&#8217;in eylemleri dinen meşru değil</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Sep 2016 09:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Daiş]]></category>
		<category><![CDATA[Işid]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD dine zarar veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12713</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm&#8217;da aynı mezhepten olmayan veya kendileri gibi düşünmeyenleri kâfir kabul edip can, mal ve ırzlarını helal saymak sapkınlıktır. Hemen her uygulaması İslâmî açıdan gayrimeşru sayılan IŞİD, bütün dünyada Müslümanlara yönelik nefret uyanmasına yol açmaktadır. Özellikle son bir yıl içinde Irak-Suriye-Lübnan çizgisinde kendisine bir egemenlik alanı açmaya çalışan ve bu yolda şaşılacak bir şekilde ilerleme kaydeden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil/">IŞİD’in eylemleri dinen meşru değil</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm&#8217;da aynı mezhepten olmayan veya kendileri gibi düşünmeyenleri kâfir kabul edip can, mal ve ırzlarını helal saymak sapkınlıktır. Hemen her uygulaması İslâmî açıdan gayrimeşru sayılan IŞİD, bütün dünyada Müslümanlara yönelik nefret uyanmasına yol açmaktadır.</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil/foley-isid-promo/" rel="attachment wp-att-12714"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-12714" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/foley-isid-promo.jpg" alt="IŞİD'in eylemleri dinen meşru değil" width="395" height="222" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/foley-isid-promo.jpg 788w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/foley-isid-promo-600x337.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/foley-isid-promo-300x168.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/09/foley-isid-promo-768x431.jpg 768w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" /></a></p>
<p>Özellikle son bir yıl içinde Irak-Suriye-Lübnan çizgisinde kendisine bir egemenlik alanı açmaya çalışan ve bu yolda şaşılacak bir şekilde ilerleme kaydeden IŞİD (Irak-Şam İslâm Devleti; Arapçası DÂİŞ: ed-Devletü’l-İslâmiyye fi’l-Irâk ve’ş-Şâm) bir taraftan siyasî tartışmalara konu olurken bir taraftan da ele geçirdikleri yerlerde küçük-büyük ve kadın-erkek demeden sivilleri kitleler halinde öldürme, kadınları cariye edinip cinsel istismara maruz bırakma gibi eylem ve uygulamalarıyla dinî meşruiyet tartışmalarına konu oldu. Öncelikle bir grup, örgüt, cemaat veya devletin İslâmî vasfının onun İslâm ölçülerine bağlılığıyla ölçüleceği bilinmelidir. Dolayısıyla İslâm prensiplerine bağlılığı ölçüsünde İslâmî, bu ölçüleri ihlal ettiği ölçüde de İslâm’dan uzak sayılır. Bu açıdan IŞİD’in uygulamaları değerlendirilecek olursa şunlar söylenebilir:</p>
<p>İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn&#8217;in talimat ve uygulamaları doğrultusunda, bizzat savaşa katılanlar dışında kalan sivilleri yani kadın, çocuk ve yaşlıları, engellileri, çiftçileri, mabetlere çekilmiş din adamlarını ve savaşla ilgisi bulunmayan diğer insanları öldürmenin yasak olduğuna hükmetmiştir. Düşman askeri esir alındıktan sonra onunla ilgili hüküm devlet başkanına ait olduğundan kaçmaya teşebbüs etmesi veya savaşmaya yönelmesi gibi durumlar dışında birileri tarafından öldürmesi haramdır; ancak öldürülmesi halinde kâtil günahkâr olmakla birlikte savaş ortamı sebebiyle diyet ödemekle yükümlü tutulmamıştır. Bazı hukukçular öldüren kimseye ta&#8217;zîr cezası (Kur’an-ı Kerim ve sünnette belirlenmeyip zaman ve şartlara göre devlet veya mahkemece uygun görülen ceza) verileceğini belirtmişlerdir.</p>
<p>Savaşın amacı karşı tarafı etkisiz hale getirerek bir zarar vermesine engel olmaktır. Bu sebeple savaş sırasında belirli şartlar çerçevesinde muhariplerin can ve mallarına yönelik saldırı meşru kabul edilmiştir. Ancak düşman etkisiz hale getirilip esir alındıktan sonra daha ileri bir davranış uygun görülmemiş, esirlere uygulanacak hüküm Muhammed sûresi 4. âyetinde şu şekilde belirlenmiştir:</p>
<p><em>&#8220;İnkâr edenlerle -savaşta- karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice yıldırıp sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye alarak onları salıverin&#8221;.</em></p>
<div class="drupal-embed">
<blockquote class="pullquote boxout"><p><span class="quote">İslâm hukukçularının çoğuna göre bizzat savaşa katılanlar dışında kalan sivilleri öldürmek yasaktır.</span></p>
<footer class="clearfix">
<div class="line">
<hr />
</div>
<div class="name"></div>
</footer>
</blockquote>
</div>
<p>Gerek bu âyeti gerekse Hz. Peygamber&#8217;in uygulamalarını esas alan mezhepler, devlet başkanının esirleri bedelsiz veya fidye karşılığında serbest bırakma, Müslüman esirlerle mübadele, öldürme, köle statüsüne geçirme konusunda muhayyer olduğunu belirtmişlerdir. Hukukçular, devlet başkanının tercihini kullanırken keyfî değil içinde bulunulan şartları ve esirlerin özel durumlarını göz önüne alarak en uygun hükmü vermekle yükümlü olduğunu belirtirler. Meselâ zararlı olacağı düşünülenlerin öldürülmesi, böyle olmayacağı bilinenlerle zayıf ve güçsüzlerin, malî imkânı bulunmayanların karşılıksız bırakılması, hizmetinden faydalanılacağı umulanların köleleştirilmesi, ekonomik imkân sağlayacakların da fidye karşılığında salıverilmesi uygun bir çözüm olarak önerilir.</p>
<p>Bu seçenekler arasında yer alan ve gerekli görülmesi halinde başvurulabilecek öldürme hükmü dört mezhep tarafından savunulmakla birlikte sahabeden İbn Ömer, tabiînden Ata b. Ebû Rebâh, Hasan-ı Basrî, Saîd b. Cübeyr, Mücâhid ve Muhammed b. Sîrîn gibi müctehid âlimlere ve Şiî Ca&#8217;feriyye mezhebine göre esirin öldürülmesi caiz değildir. Esirlere uygulanacak hükmü belirleyen âyet yanında Hz. Peygamber&#8217;in genellikle esirleri bedelsiz veya fidye karşılığında serbest bırakması bu görüşün dayanağıdır. Esirlerin gerektiğinde öldürülebileceğini  savunanların Hz. Peygamber döneminden verdikleri birkaç örneğin hepsinde esirler sadece savaştıkları ve esir alındıkları için değil savaş öncesinde veya esaret halinde işledikleri suçlar ve özel durumları sebebiyle ölümle cezalandırılmış olup bundan hareketle esirin öldürülebileceği sonucunu çıkarmak isabetsizdir.</p>
<p>Yine bu âlimlerin delil olarak ileri sürdükleri, Bedir Gazvesi&#8217;nden sonra nazil olan <em>&#8220;Yeryüzünde ağır basıncaya -düşmanı tamamen mağlûp edinceye- kadar hiçbir peygambere esirler alması yakışmaz. Siz geçici dünya malını arzuluyorsunuz, halbuki Allah -sizin için- âhireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir&#8221; </em>(el-Enfal 8/ 67-69) âyetinde esirlere uygulanacak herhangi bir hüküm sevk edilmemiş, sadece Müslümanların düşmanlarıyla yaptıkları bu ilk savaşta onları iyice mağlûp edip kendilerine üstünlük sağlamak yerine maddî menfaati ön planda tutarak esir almaları hoş karşılanmamıştır.</p>
<p>Esirlerin köleleştirilmesi de İslâm&#8217;ın ortaya koyduğu ve arzuladığı bir uygulama olmayıp o dönemde yaygın olan ve bir devletin tek taraflı iradesiyle ortadan kaldırılması mümkün olmayan bir teamül, uluslar arası bir problemdi. Dolayısıyla İslâmiyet bir taraftan yaptığı hukuki düzenlemelerle bu yaygın uygulamayı mümkün oldukça insanî ölçülere çekmeye çalışmış bir taraftan da bu uygulamanın zaman içinde ortadan kalması için tedbirler geliştirmiştir.</p>
<p>Sonuç olarak İslâm&#8217;da esirlerle ilgili temel hükmün karşılıksız veya fidye ile serbest bırakmaktan ibaret olduğunu, fukahanın buna öldürme ve köleleştirme tercihlerini de eklerken içinde bulundukları milletlerarası şartlardan etkilendiklerini, düşmanın Müslümanlara karşı uyguladığı bu hükmü mukabele bilmisil esasına göre muhafaza etmek zorunda kaldıklarını söylemek mümkündür. Esirlerin beslenme, giyim ve barınma ihtiyacını esir alan devlete yükleyen Hz. Peygamber çeşitli talimat, tavsiye ve uygulamalarıyla esirlere iyi davranılmasını istemiş, onlara eziyet ve işkence edilmesini yasaklamıştır.</p>
<p>Esirlere kötü muamele yapılması yasaklandığı gibi esir alınan kadınların kişilik ve iffetleri de belirli bir hukukî düzenleme getirilerek güvence altına alınmıştır. Dört Sünnî mezhebe göre, kölelik yolu ile hukukî bir statüye kavuşturulmadan önce esir alınan bir kadınla cinsî münasebette bulunmak haramdır. İmam Mâlik ve Ebû Sevr&#8217;e göre böyle bir fiil işleyen askere zina için öngörülen recim veya sopa cezası uygulanır. Diğer üç mezhebe göre ise esirlerin bir bakıma ganimet çerçevesinde mütalaa edilmesinden doğan “mülk” şüphesi sebebiyle, bu kimseden zina cezası düşmekle birlikte ta&#8217;zîr cezası  uygulanır. Devlet esirleri kölelik statüsüne geçirme (yani gaziler arasında ganimet olarak paylaştırma)  kararı alırsa ancak o zaman belirli şartlar çerçevesinde kişi kendi payına düşen cariye ile cinsel ilişkide bulunabilir. Dolayısıyla bu şartlar içinde gerçekleşecek bir ilişki bugünkü anlamda bir tecavüz değil hukuk düzeni içinde yer alan ve belirli hukukî sonuçlar doğuran bir tür karı-koca ilişkisi mahiyetindedir.</p>
<p>İslâm&#8217;ın arzuladığı bir hedef olarak bugün bütün insanlığın ortak iradesi ve bunun yansıdığı siyasî ve hukukî düzenlemelerle kölelik müessesesi ortadan kaldırıldığı için savaş esirlerinin köle statüsüne geçirilmesi İslâm bakış açısına göre artık meşru değildir; dolayısıyla esir kadınların da cariye edinilip kendileriyle cinsî ilişkide bulunulması hiçbir şekilde helal sayılamaz.</p>
<p><strong>IŞİD dine zarar veriyor</strong></p>
<p>Bu anlatılanlar gayrimüslim bir düşmanla yapılan savaşla ilgilidir. Müslüman toplumlar arasında meydana gelen savaşın hükümleri bundan farklı olduğu gibi esirlerine uygulanacak hükümler de farklıdır. Böyle bir savaş sırasında ulemanın çoğunluğuna göre esir alınan erkekler hapsedilirler, öldürülemezler; öldürülmeleri halinde diyetleri ödenir. Kadın ve çocuklar hiçbir şekilde esir alınamaz. Esir alınan erkeklerle koruma altında bulundurulan kadın ve çocuklar savaş sonunda serbest bırakılırlar. Bu konuda sünnî-sünnî olmayan veya ehl-i sünnet içinde herhangi bir mezhep ayrılığı söz konusu edilemez.</p>
<div class="drupal-embed">
<blockquote class="pullquote boxout"><p><span class="quote">IŞİD&#8217;in kendisini İslâm devleti ilan etmesi dikkatleri başka şeylere çekme maksadı taşımıyorsa hepten cehalet eseri ve gülünçtür.</span></p>
<footer class="clearfix">
<div class="line">
<hr />
</div>
<div class="name">by <em>Ahmet Özel</em></div>
</footer>
</blockquote>
</div>
<p>Hâricîler gibi kendi mezheplerinden olmayan veya kendileri gibi düşünmeyenleri kâfir kabul edip can, mal ve ırzlarını helal saymak bir sapkınlıktır. Bir Müslüman ancak İslâm esaslarını açık şekilde inkâr etmekle dinden çıkar; hiç kimse kendince (sözde) geçerli saydığı bir te’vile dayanıp başkasını tekfir edemez. Üstelik IŞİD ve benzeri örgütler böyle geçersiz bir te’ville kendilerinden başkalarını kafir saysalar bile yukarıda işaret edildiği üzere gayrimüslimler hakkında bile bugün yaptıkları uygulamalar meşru değildir.</p>
<p>Dışa yansıyan hemen bütün uygulamaları İslâm bakış açısından gayrimeşru sayılan, bu eylemleriyle bütün dünyada İslâm ve Müslümanlara yönelik bir nefret uyanmasına vesile olan bir örgütün  kendisini İslâm devleti ilan etmesi ve diğer ülkeleri de kendisine biate çağırması, dikkatleri başka şeylere çekme maksadı taşımıyorsa hepten cehalet eseri ve gülünçtür. Üstelik bu örgüt tamamen İslâm esaslarına uysa bile böyle bir çağrı bugünkü uluslararası şartlarda ciddiye alınacak bir şey değildir.</p>
<p>Batı sömürgeciliği doğrudan işgal, kendilerine bağlı güvenli ordu ve yönetimlere bırakarak çekilme merhalelerinden sonra bugün aşırı düşünce ve eğilimlere sahip taşeron örgütler vasıtasıyla İslâm ülkelerinde istikrarsızlık yaratarak ekonomik ve siyasi  bağımlılık hallerini sürdürmek şeklinde üçüncü bir safhaya geçmiş bulunmaktadır. Bunun için de soğuk savaş döneminin sona ermesinin ardından Batı’da yeni tehdit algısı İslâm’a ve İslâm dünyasına dayandırılarak terör bir küresel hegemonya aracı olarak öne çıkarılmıştır.</p>
<p>Küresel güçler dünyadaki her karış toprağı, iletişim ve ulaşım kanallarını rahatlıkla denetleyebilme imkânına sahipken terör örgütlerinin gizli servis bağlantıları olmadan faaliyet gösteremeyeceği, bu servislerin desteği sağlanmadan istihbarat, eğitim, lojistik destek, silah tedariki gibi ihtiyaç ve faaliyetlerinin imkânsız olduğu göz önüne alındığında bugün el-Kâide ve onunla bağlantılı olarak Somali’de eş-Şebâb, Nijerya’da Boko Haram, Libya’da Ensâru’ş-şerîa ve Ortadoğu’da sınırların yeniden oluşturulması sürecinde IŞİD gibi örgütlerin kendilerinden ibaret olmadıkları ve bilerek veya bilmeyerek bu üçüncü sömürgecilik merhalesi için eşi bulunmaz birer araç teşkil ettikleri daha iyi anlaşılır.</p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Özel</p>
<p>http://www.aljazeera.com.tr/gorus/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil/">IŞİD’in eylemleri dinen meşru değil</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/isidin-eylemleri-dinen-mesru-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IŞİD: &#8220;Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir anlayış&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/isid-hanefiligi-dahi-islami-dogru-bir-yol-saymayan-bir-anlayis/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/isid-hanefiligi-dahi-islami-dogru-bir-yol-saymayan-bir-anlayis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jul 2016 22:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Baas Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[El-Kaide]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilik]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilik ve Günümüz Yansıması]]></category>
		<category><![CDATA[Işid]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD: "Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir anlayış"]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Büyükkara]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik aslında bir Arap zihniyetidir ta başından beri]]></category>
		<category><![CDATA[Vahhabilik]]></category>
		<category><![CDATA[Vahhabilik ile ne geldi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erdoğan: Ne kadar bir tarihsel süreçten bahsediyoruz hocam, modern dönem mi? Büyükkara: 17. yüzyılı modern dönem sayıp saymayacağımıza bağlı bana kalırsa. Selefilik yeni bir isim, aslında bunun öncesi Ehl-i Hadis geleneğidir. Sünnilik içinde bildiğiniz gibi iki tane ana damar var: Ehl-i Rey dediğimiz Hanefiliğin baskın olduğu damar, aklı, kelam metodunu kullanan bir zihniyet yapısı; diğeri de Ehl-i Hadis. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-hanefiligi-dahi-islami-dogru-bir-yol-saymayan-bir-anlayis/">IŞİD: “Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir anlayış”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/isid-hanefiligi-dahi-islami-dogru-bir-yol-saymayan-bir-anlayis/cfmhdpqxiaa_c6l/" rel="attachment wp-att-11993"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-11993" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/CfMHDPQXIAA_C6L.jpg" alt="IŞİD: &quot;Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir anlayış&quot;" width="278" height="278" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/CfMHDPQXIAA_C6L.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/CfMHDPQXIAA_C6L-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/CfMHDPQXIAA_C6L-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/CfMHDPQXIAA_C6L-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 278px) 100vw, 278px" /></a></p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> Ne kadar bir tarihsel süreçten bahsediyoruz hocam, modern dönem mi?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> 17. yüzyılı modern dönem sayıp saymayacağımıza bağlı bana kalırsa. Selefilik yeni bir isim, aslında bunun öncesi Ehl-i Hadis geleneğidir. Sünnilik içinde bildiğiniz gibi iki tane ana damar var: Ehl-i Rey dediğimiz Hanefiliğin baskın olduğu damar, aklı, kelam metodunu kullanan bir zihniyet yapısı; diğeri de Ehl-i Hadis. Ehl-i Hadis, nakilciliği merkeze alan, aklı kullanmayı hoş görmeyen, caiz saymayan bir bakış açısını bize hatırlatıyor.Ehl-i Hadis Kuran öncelikli ama hadis merkezli bir din anlayışı.Hadisin de metnini ön plana çıkartan, metin üzerinden fazla akli yorumlara gitmeden çıkarımlar yapan bir anlayış. Ahmet bin Hanbel, İbn-i Teymiye onun öğrencisi İbn-i Kayyim el Cevziyye, İslam düşüncesinde bu akımı temsil eden önemli isimlerdir. Şimdi bu Selefilik dediğimiz bu Ehl-i Hadis’dir. Selefilik denmesinin sebebi ilk nesillere referansla İslam’ı anlama amacını ön plana çıkartması. Diyorlar ki, biz mezhepler, tarikatlar öncesi bir İslam anlayışını benimsiyoruz. Yani Selef-i Salihin dediğimiz ilk nesillerin İslam’ı anlamasını biz ön plana çıkartıyoruz, bunu esas alıyoruz. Halef dediğimiz sonraki nesillerin İslam anlayışı bozulmuş; Hanefilik, Eşarilik, Maturidi… bunlar hep bozuktur, Sünnilikten sapmalardır diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir anlayış</strong></p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> 17. Yüzyıla geldiğimizde ne değişti?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> 17. yüzyıla geldiğimizde ise bu Ehl-i Hadis Selefilik düşüncesi Vehhabilik ile yeni bir sıçrama yapıyor, yeni bir boyut kazanıyor. Klasik Ehl-i Hadis düşüncesinde dediğim gibi metincilik var bir de Ehl-i Sünnet merkezli bir dışlamacılık var, o zamanlar da Şia düşmanlığı var mesela. Ehl-i Sünnet dışındaki bütün İslami kökenli oluşumları reddeden, onları İslami saymayan bir anlayış. Hatta Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir İslami anlayış zaten vardı.</p>
<p><strong>Vahhabilik ile ne geldi? </strong></p>
<p><strong>1-</strong> Bu dışlamacılık çok daha tekfirci bir hal aldı,</p>
<p><strong>2-</strong> Şiddete yöneldi.</p>
<p>Yani dışladıkları, tekfir ettikleri insana şiddet uygulama; onların malını, canını, ırzını helal sayma şeklinde bir hale dönüştü.</p>
<p><strong> Üçüncü özellik ise</strong> Vahhabilikle, Suudi devlet yönetimiyle Selefilik siyasallaştı.</p>
<p><strong>Erdoğan</strong>: Bu Vahhabilik çizgisinde, bahsettiğiniz özellikleri gösterdiği bir uygulama alanı var mı?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> Tabii. Mesela 1800’lü yılların ilk 10 yılında bunun izlerini görüyoruz, 1802’de 1803’de Vahhabiler, Necid’den kalkarak Irak’a, Kerbela’ya giriyorlar, hem de Aşura günü, çok kalabalık olduğu bir günde baskın düzenliyorlar, 1000’lerce kişiyi kılıçtan geçiriyorlar.</p>
<p><strong>Erdoğan: </strong>Şii’yi yani?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> Evet. Yani Kerbela’nın Osmanlı toprağı olduğunu da hatırlayalım o zaman. Aynı şekilde 1805’te yine Kerbela’dan sonra Hicaz’da benzer uygulamalar yapıyorlar. Türbeler yıkılıyor Musul’da, bugün aynı IŞİD’in yaptığı gibi. Taif’teki türbeler yıkılıyor, Mekke’deki Hz. Hatice’nin türbesi, Ebu Talip’in türbesi yıkılıyor, Medine’de Baki Kabristanı, hemen peygamberimizin kabrinin karşısında, Baki Kabristanı’ndaki tüm türbeler yıkılıyor. Neden yıkıyorlar? Türbelere gelen insanlar Allah yerine o türbedeki insana, veli mi sahabi mi her neyse ona dua ederek şirk koşuyor iddiasıyla&#8230; Tabii bütün bunlar yapılırken Osmanlı siyasal yönetimi de suçlanıyor: Siz bunun arkasındasınız, sizin yönetiminiz de bir şirk yönetimidir, siz türbeci ve kabirci bir zihniyetsiniz, tasavvufçu bir zihniyetsiniz, bütün bunların arkasında siz varsınız, şeklinde Osmanlı’yla savaş halindedir aynı zamanda bu zihniyet.</p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> Osmanlı’nın tavrı ne Hocam, yani marjinal bir akım olarak mı görü- lüyor…</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> İlk başta önemsemiyorlar çünkü Osmanlı bu tür şeylere alışık fakat işin ciddiyeti daha sonra anlaşılıyor Kerbela’ya baskın düzenlenince. Bugün IŞİD’in mesela ciddiyeti nasıl anlaşıldı, Musul ele geçirilince. Onun gibi Kerbela, arkasından Hicaz ve Mısır Ordusu’nu seferber etmek zorunda kalıyor Osmanlı. Mehmet Ali Paşa’nın oğulları Arabistan’a çıkıyorlar ve Mekke Medine’yi kurtarıyorlar. Arkasından da Vahhabiler’in başkenti olan bugün Riyad şehrinin yakınındaki Dir’iye kasabasını yerle bir ediyorlar, yakıp yıkıyorlar. Böylelikle önünü almaya çalışıyorlar. Aynı zamanda anlamaya çalışıyorlar, bu neyin nesi? O sıralarda bugün IŞİD için kullandığımız Hariciliğin resmi yazılara girdiğini görüyoruz, “bunlar Harici’dir” şeklinde. Osmanlı’nın ilk yaptığı şey, eski klasik kitapları referansla onları gayri-Sünni ilan etmektir ve onlarla mücadele etmektir.</p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> Onlar kendilerini Sünni görüyorlar?</p>
<p><strong>Büyükkara: </strong>Sünni görüyorlar ve kendileri dışındaki hiç kimseyi de Müslüman ve Sünni de kabul etmiyorlar&#8230;..18. yüzyıldan başlıyor 19. yüzyılla&#8230; O yüzden ‘neo’ demesek de olur diyorum, çünkü o dönem her ne kadar modernitenin başladığı bir dönem olsa da bizim konuştuğumuz coğrafya o moderniteye çok uzak bir alandır. Burada bir kavram kargaşasına gitmeyelim, Kuran merkezli düşünce dediğimizde Afgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza da ilk kaynaklara gidiyorlar, aynı Selefilik gibi. Ama onların dönmek istediği kaynak günümüzdeki Selefiliğin dönmek istediği Hadis değil. Yani Kuran merkezli, hatta onlar Hadis’i sorun olarak görüyorlar. Yani Müslümanların geri kalmasındaki sebeplerin en başında yanlış sünnet algısı yanlış Hadis algısı… Mezhepler, tarikatlar öncesi İslam’a dönüş bakımından onlara da Selefi denmiş. Yani ilk nesillere dönelim. Ama onların dönmek istediği ilk kaynak: Kuran. Kuran merkezli bir bakış açısı, sünneti problemli görüyor,özellikle oryantalist metinlerde ‘neo Selefilik’ onlar için kullanılır. Muhammed Abduh, Reşit Rıza…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahhabilik, resmi ideoloji olduğu için esniyor, ehlileşiyor</strong></p>
<p>Modernist yaklaşımlar… o yüzden neo Selefilik dersek IŞİD gibi hareketlere Kaide gibi hareketlere çok doğru olmaz kanaatindeyim. Yani Selefiliğin tıpkı Vahhabilikteki gibi siyasallaşarak şiddete yönelmesi, tekfir eşliğinde bunu yapması çok yeni bir durum değil. Şimdi, günümüze gelirsek bu yapı 17. Yüzyılda, yani Selefilik dediğimiz o Vahhabilikle beraber siyasallaşıyor ve Suudi Arabistan devletinin resmi ideolojisi oluyor. Vahhabilik, resmi ideoloji olduğu için esniyor, ehlileşiyor. Bir devlet aygıtı gibi çalışmaya başlıyor. Fakat bu durum 1970’lerle beraber değişmeye başlıyor. Çünkü Suudi Arabistan İslamcılıkla tanışıyor&#8230;..</p>
<p><strong>Taha Kılınç: </strong>IŞİD’in temellerine baktığımız zaman özellikle Irak’ın yakın tarihindeki birtakım siyasal gelişmeler eşliğinde Şii yönetimin, Irak’taki Maliki yönetiminin özellikle Saddam’ın devrilme sürecinden sonra yapmış olduğu şeyler, hapishanelerde işkenceler, ayrımcılık Şiilerin sadece devletin belli kademelerine getirilmesi, ordunun ciddi anlamda Sünnilerden temizlenmesi, Sünnilerin siyaset dışı bırakılması vs etkili. Bütün bunların hepsinin getirmiş olduğu bir tepki sonucunda ortaya çıkan bir hareket. Sadece bundan dolayı ortaya çıkmıyor ama ciddi anlamda bundan besleniyor. Mesela IŞİD’in ilk ortaya çıktığı zamanlara baktığımızda Felluce ve oradan yukarıya doğru Kürt bölgesine, Erbil’e kadar baktığımız zaman çok enteresan bir şekilde en azından belli bir noktaya kadar aşiretlerin ve yerel unsurların ciddi şekilde IŞİD’i desteklediğini görüyoruz. Mesela yerel Baasçılar, şu anda Musul ve çevresinde birçok yerleşim yerinin eski Baasçılar ya da onlarla ilgili kişiler tarafından yönetildiğine en azından kontrol edildiğine dair iddialar var.</p>
<p>Şimdi enteresan bir şey mesela Saddam’ın sağ kolu İzzet ed-Duri’nin iki tane oğlu bu IŞİD’in yapmış olduğu operasyonlar sırasında IŞİD saflarında IŞİD’le beraber savaşırken öldürüldü&#8230;..</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> IŞİD’in kurmay aklı Baas.</p>
<p><strong>Kılınç:</strong> Öyle görünüyor. Bir de şöyle bir şey de var, şimdi sonuçta Amerikan işgali oldu, Baas yönetimi devrildi ama nihayetinde burada bir yönetim vardı ve bu yönetim ülkeyi terk etmediğine göre toplumda bir yerlere dağıldı, bunu öyle görmek lazım.</p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> Peki. İşgalden sonra Baasçılar belli bir süre işgal güçlerine karşı savaştılar ve belli bir zafer de kazandılar Amerikan askerlerine karşı. O dönemde mesela iddialarını oluştururken veya mücadelelerini yürütürken hiç İslam devleti diye bir şey duymamıştık. Şimdi ise İslam devleti kurmak gibi bir iddia ile ortaya çıkıyorlar. Bu geçişi, değişmeyi nasıl açıklıyorsunuz?</p>
<p><strong>Kılınç:</strong> Sadece IŞİD bağlamında değil, ilk IŞİD hareketi ortaya çıktığı zamanki Arapların tepkileri bence çok dikkat çekici. Mesela Yusuf Kardavi“Sünniler’in baskıcı Şiiler’e karşı Irak’taki kıyamıdır” dedi mesela.IŞİD’in başlangıç noktası “ben İslam devleti kuracağım, ele geçireceğim, had cezalarını tatbik edeceğim” gibi vaatler değil. Zaten insanları, özellikle Irak’taki yerel unsurları kanalize ederken Şii, Rafızi, baskıcı, mezhepçi, hatta “kafir” dedikleri yönetime karşı bir kıyam yürüteceğiz diyerek kurdukları bir koalisyon gözüküyor&#8230;..</p>
<p>Saddam Hüseyin döneminde ciddi anlamda Şiilere ve toplumdaki birtakım etnik unsurlara karşı -Kürtler’e Halepçe’de yaptığını zaten biliyoruz- baskı uygulandı. Tabii Saddam’ın devreden çıkartılması İran’ı devreye soktu.Nihayetinde İran ciddi anlamda nüfuzunu kullanarak bölgedeki gücünü, uzantılarını kullanarak bir Bağdat’ta yönetim meydana getirdi. Dolayısıyla IŞİD nereden çıktı gibi değil de belki 2003-2013 arası gibi bir döneme yakından baktığımız zaman sanki bu hareketin böyle bir kıvılcımı giderek birikiyordu diyebiliriz&#8230;..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Selefilik aslında bir Arap zihniyetidir ta başından beri</strong></p>
<p><strong>Erdoğan: </strong>Biraz önce Selefi hareketlerden ve modern İslami hareketlerden bahsederken biraz Selefilik’in düşünsel olarak bu gruplarda da bulunduğuna dair bir imada bulundunuz. Şimdi oraya geri dönecek olursak mesela Hamas gibi İhvan gibi grupların modernist yapıları mıdır yani Selefi düşünceye yaklaştıran sizin görüşünüze göre?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> Yok, özellikle Arapların oluşturduğu şeylerde İslami hareketlerde selefi ton çok fazladır. Selefilik aslında bir Arap zihniyetidir ta başından beri. Dolayısıyla yani Mısır’da doğan İhvan da, ondan sonra Ürdün’de, Filistin’de doğan Hizb-ut Tahrir de, Hamas da doğal olarak Selefiliği şahsi bazda, zihniyet olarak değil, bir örgüt zihniyeti olarak değil, şahsi bazda olması normaldir. Ama bunlar modern İslamcı hareketler olduğu için bu tür gelenekçi Selefiliğin dominant hale gelmesine razı olmazlar, buna müsaade etmezler cemaatlerinde.Mesela Mevdudi dahi, Hint topraklarının bir alimidir ve bir hareket adamıdır, şahsi olarak Selefidir, Hanefi değildir. Ama örgütsel olarak teşkilat olarak Cemaati İslamiye, Selefiliğin hakim olmasına, yani Selefi örgüt gibi davranmasına asla müsaade etmemiştir. Ondan sonraki liderler de buna müsaade etmemiştir. Ama bu el Kaide gibi ondan sonra IŞİD gibi veyahut silahlı olmayan Ensar es-Sünne gibi veya Hindistan’da Ehli Hadis gibi cemaatlerde bu siyasal akıl yok. Gelenekçi tarzda tıpkı Ahmet bin Hanbel’in zamanındaki Selefilerin düşündüğü gibi veya İbni Teymiyye’nin zamanındaki Selefilerin düşündüğü gibi, hatta onlardaki o ilmi aklı da, derinliği de taşımayan bir sığlıkta Selefiliği anlayan -ki bunun sebebi de cehalettir-bir teşkilat zihniyeti var. Yani asla biz İhvan’la, Hizb-ut Tahrir’le o yapıyı kıyaslayamayız. Bir tarafta siyasal modern, İslamcı bir zihni yapı, bir tarafta ise gelenekçi, metinci, dışlamacı; öbür taraf içlemeciyken bu taraf dışlamacı bir yapı. Yani hem dini zihniyet hem bir iş yapma tarzı ve bunun siyasallaşması, yani çok garip bir şekilde siyasallaşması&#8230; Yani çok farklı iki ayrı zihniyetten bahsediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aslında eski bir kavram tekrar üretilerek karşımıza çıkıyor: Haricilik</strong></p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> Ama mesela Çeçen cihadına bakalım, orada Selefi düşüncenin fazlasıyla etkin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bunun düşünsel bir akım olmaktan öte, siyasi mekanizmalarla nüfuz eden bir hareket olduğunu söyleyebilir miyiz?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> Yine o Çeçenistan’daki Selefilik, dışarıdan taşıma bir Selefiliktir. (1) Yani oranın kendi özünden gelen bir şey değildir. Gönüllü Arap mücahitler vasıtasıyla oraya taşınmıştır. Şimdi şaşırtıcı tarafı el Kaide ve post el Kaide dediğimiz&#8230; Yani IŞİD o şekilde adlandırılıyor, çünkü el Kaide ile de çok ciddi problemler yaşayan bir yapıdan bahsediyoruz. Daha aşırı gitme, daha uçlanma, daha sivrileşme ile karşı karşıya IŞİD gibi örgütlerle beraber. Aslında eski bir kavram tekrar üretilerek karşımıza çıkıyor: Haricilik. Şimdi hep Selefiliği konuştuk, Haricilik bunun neresinde? Çünkü el Kaide, IŞİD’i Haricilikle suçluyor. O yüzden onu kendinden kabul etmiyor. Şimdi Haricilik ne kattı IŞİD’e, yani niye IŞİD Haricilikle damgalanıyor? Aslında Haricilik ile Selefiliğin ortak epey bir yanı var. Bunlardan bir tanesi, imanı üçlü tarif etmesidir. Yani tasdik, ikrar ve amel&#8230; Hanefiler, ameli katmazlar ve derler ki bir insan Müslümanım diyorsa diliyle, kalbinde tasdiki var mı yok mu biz karışmayız, Allah onu bilir. Yani tasdik arkasından ikrarla o Müslümandır yani&#8230;..</p>
<p>Diğer taraftan Selefilikte amel de imandan sayılıyor. Yani senin davranışların, senin imanının göstergesi kabul ediliyor, sadece dilinle Müslümanım demen yeterli görülmüyor, onu yansıtmalısın hayatına&#8230;..Haricilik de böyle düşünmektedir. Haricilik ile Selefiliğin çakıştığı yer, birbiri üstüne geldiği yer burasıdır. Hariciler, Selefilikten öte ne yapmışlardır da Harici olmuşlardır? İşte o ilk dönemleri düşünürsek o amelsiz Müslümanları tekfir etmişler yani gayri İslami kabul etmişler&#8230;..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Maceraperestlerin ve psikopatik tiplerin toplandıkları gruplar</strong></p>
<p>Yani o dışladıkları insanların malını, canını, hatta ırzlarını helal saymışlardır. Tecavüz etmişlerdir bu haklarına. Dolayısıyla bir Haricilik zihniyeti ortaya çıkmıştır. Bu zihniyeti kısaca tanımlarsak tekfir, şiddet, İslam’ı çok sığ ve yüzeysel bilmek. Diğer Müslümanlarla muhatap olduklarında bunu anlıyoruz. Maceraperestlerin ve psikopatik tiplerin toplandıkları gruplar… Bugün IŞİD’de de benzer şeyleri görüyoruz. Kriminal suçlu tiplerin değişik yerlerde kendi toplumsal mahallerinde barınamayıp katıldıkları bir camiadır.</p>
<p><strong>&#8220;Toplum dışı tiplerin, tutunamayanların bir arada olduğu&#8221;</strong></p>
<p><strong>Erdoğan: </strong>Tarih boyunca da böyle mi olmuştur?</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> Evet, öyle olmuştur. Toplum dışı tiplerin, tutunamayanların bir arada olduğu yerlerdir. Bunların içinde gerçekten patolojik düzeyde psikopat davranışların olduğunu görüyoruz. O kafa kesme hadiselerini normal bir insanın yapacağını düşünemeyiz. Böyle insanlar demek ki çok fazla ki rahatlıkla bunu yapabiliyor IŞİD gibi örgütler. Kriminaller, yeni mühtediler, yani yeni İslam’a girmiş yahut namazı niyazı olmayan, içkisi, kumarı olan ama birden dönüş yapıp dini yaşamaya çalışan, etrafını kısa sürede kendisi gibi dönüştürmek isteyen, aceleci İslami tipler&#8230; Cehalet de zaten oradan geliyor. Yani bu yüzden bu tür yapılar Avrupa’dan gençleri kendine çok rahat çekebiliyor. Dış görünüşe önem veren sakal, burka, çarşaf&#8230; Haricilikte de bu var. Ama görünüşte çok samimi olarak İslami yaşadıklarını gözlemlediğimiz, namazlarını vaktinde kılan, hatta cemaatle kılan, cemaatle kılmayanları doğru dürüst Müslüman saymayan, çok Kuran okuyan, ağlayan, şehit olmak için can atan&#8230; bu aynı zamanda bir motivasyon katıyor. Yani ölüme korkmadan gidiyor, şehadeti arzuluyor vs.</p>
<p>Ve gayri Müslimlerle hiç savaşmayıp Müslümanlarla savaşan bir yine zihniyetten bahsediyoruz. (2) Hariciliğin tarihine baktığımızda Müslümanlarla savaşmaktan başka bir şey yapmadıklarını görürüz. Yani hep Müslüman kanı dökmüşlerdir. Kendileri de Müslümanlar tarafından anarşist oldukları için tasfiye edilmişlerdir. Yani gayri Müslimlerle savaşma şeklinde bir tutumları yoktur. Şimdi günümüze gelirsek bütün bu özellikleri bünyesinde barındıran IŞİD, az çok siyasal bir aklı da temsil eden el Kaide tarafından Haricilikle damgalanmıştır. Yani küresel cihat fikrinin önemli isimlerinden el-Makdisi, Ebu Katade gibi isimlerin IŞİD gibi yapıların Harici olduklarına dair beyanları var. (3)</p>
<p><strong> Ebu Musab el-Zerkavi&#8217;yle Başlayan Ayrışma</strong></p>
<p>Haricilik, Peygamberimiz’in dininde kötülenmiş ve Sünni olmayan bir yapı sayılmıştır. Peygamberimizin hadisleri var mesela ‘onlar bu ümmetin köpekleridir’. Mesela hadis metni merkezli bir zihniyete sahip olan, IŞİD’i mahkum eden diğer Selefi yapılar hemen bu hadisi söylerler. Yani siz Selefi filan değilsiniz, siz bu ümmetin köpeklerisiniz. Dolayısıyla böyle bir Selefilik içinde de ayrım söz konusudur, IŞİD gibi örgütlenmeler söz konusu olunca. Ve bunun arkasında tabii biat ve söz dinleme, itaat anlayışı da söz konusu.IŞİD’le el Kaide’nin irtibatının bozulmaya başlaması 2006 Ebu Musab Zerkavi zamanında başlamıştır. (4) Ebu Musab Zerkavi, Irak’ta İslam devleti kurduğunu ilan etmiştir. Üsame bin Ladin, “tamam İslam devleti kurmak iyi bir şey ama bunun vakti zamanı değil hele Irak’ta hiç değil” demişti. “İslam devleti kuracağım diye orada Şiilerle savaşıyorsun, tamam Şiiler bizce Rafızi’dir, müşriktir. Ama önceliği sen Amerika işgaline karşı vermelisin.” Ama Zerkavi durmadan IŞİD’de bugün gördüğümüz o vahşi davranışların aslında temelini teşkil eden durmadan Şiilerle uğraşan hatta Sünnilerle uğraşan; öbür Sünnilerin kendisine itaat etmesini isteyen bir tavırda oldu.</p>
<p><strong>“Biz devlet kurduk, bize itaat etmeniz lazım”</strong></p>
<p>Sünni İslamcı cemaatler ‘sahve’ diye isimlendirir onları. Yani İhvan tipi mücadele geleneğinden gelenlere ‘sahve’ der IŞİD. ‘Sahve’ uyanış anlamında Arapçada. Onları hep düşman bellemiştir. “Biz devlet kurduk, bize itaat etmeniz lazım. İşte Peygamberimiz bir yerde bir cemaat varsa öbür cemaatlerin ona itaat etmesini emretmiştir. Biz burada devletimizi kurduk siz bize itaat edeceksiniz bizim emrimizden çıkmayacaksınız” dediler. Öbürleri de bunu kabul etmiyor tabii, çatışma oradan başlıyor. Suriye meselesinde yine el Kaide kökenli bir örgüt olan el Nusra’yla da aynı türden bir tartışma içine girerek el Kaide’yle olan bütün ilişkileri iyice bozuyor. Ve en sonunda da şu anki lider olan Eymen el Zevahiri tarafından bizimle bağları koptu denilerek tamamen farklı bir kulvara sürükleniyor. Yani Selefilik içindeki daha ileri boyutta bir ayrılığı da böylece açıklamış olduk.</p>
<p><strong>Erdoğan: </strong>Şimdi Selefi düşüncenin bile dışladığı bir yapıdan bahsediyoruz. Bu noktada şu soruyu sormak istiyorum, Ortadoğu’daki yönetimlerin IŞİD’in oluşmasındaki katkısından bahsediliyor. Siz buna katılıyor musunuz?</p>
<p><strong>Kılınç:</strong> Birtakım komplo teorileri var… Bunların ötesinde ben, bu katkının dolaylı olarak yani toplumların yönetim biçiminden kaynaklanan birtakım sorunların dolaylı olarak ortaya çıkardığı şeyler olduğunu düşünüyorum.Hani Afganistan Savaşı’nı hatırlarsak işte 79-89’da Sovyetlerin işgali sırasında Ortadoğu’daki yönetimler kendi içlerindeki radikal unsurları diskalifiye etmek için “orada cihat var bakın kardeşleriniz zor durumda” diyerek büyük bir propaganda ile oraya yolladılar. Plan neydi orada herhangi bir şekilde telef olacaklar, biz de bunlardan kurtulacağız. Plan tutmadı, orada ciddi bir başarı kazanıldı. Adamlar mücahit olarak kendi ülkelerine döndüler, bir kısmı orada kaldı. Dolayısıyla bugün hala Abdullah Azzam’dan ciddi bir kahraman olarak söz ediliyorsa bugün o dönemdeki Arap yöneticilerinin cihat diyerek oraya yönlendirme siyasetinin direkt bir sonucu&#8230;..</p>
<p>Bugün mesela Batı’daki bir genç neden işte cihat için geliyor? Çünkü kendi toplumuna bakıyor, bir şey değiştiremeyeceğini görüyor. Öbür taraftan bir şey değiştirmek için ortaya çıkmış bir yapı var. Zina, içki, hırsızlık haddi uygulanıyor, e bunlar Kuran’da var, sünnette var. Öbür taraftan Peygamber Efendimiz’e nispet edilen birtakım Hadis’i Şeriflerde türbelerin, kabirlerin yıkıldığına dair işaretler var. Çok meşhur bir örnek var Hz. Ali’yi kabre gönderip oradaki bütün kubbeleri, mezarların üstünü aç, yık şeklinde… özellikle bazı hadis metinlerinde birebir uygulamasını görünce…</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong> 20. yüzyılın Müslümanlarının rüyası olan hilafeti de ekleyince&#8230;Kılınç: Şimdi bütün bunlara baktığımız zaman “evet, herhalde bu” diyor. Bir de mesela bazı hadisler var “siyah sancaklar çıktığı zaman hem onlara tabii olun hem onlardan kaçın.” Böyle birtakım rivayetler var. Benim gördüğüm en büyük iki handikabı var&#8230; Çünkü benim hep sorduğum soru şudur, çok başarılı bir mücadele veriyorlar, toprak kazanıyorlar, kendileri ile savaşan yapıları bir şekilde hezimete uğratıyorlar, sonrasında neden tutunamıyorlar? Afganistan’da gördük, Çeçenistan’da gördük, Bosna’da gördük. Mesela Çeçenistan’a bakın sanki hiçbir şey olmamış. Kadri “tasavvuf ritüellerini” ortaya koyarak böyle göstere göstere uygulayarak bir yönetim sergiliyor. Kafkasya’nın hali malum&#8230; Bosna’ya bakıyorsunuz Bosna’da işte geçenlerde bir operasyon yapıldı son kalıntılarını da şu anda devlet resmen toparlıyor.</p>
<p>Şimdi bütün bu tabloya baktığımızda neden tutunamıyorlar, sorusunun bence iki tane cevabı var: Bir tanesi hadis metinlerine yani rivayet kültürüne birebir bağlılık. Hadis-i Şeriflerde Hz. Peygamber’e atfedilen ifadeler var.Uygulama bazında ne varsa o. Sakallar şöyle olacak, ne varsa o. Şöyle olacak böyle olacak diye direkt aktardıkları için esneme yok. Herhangi bir şekilde istisna yok. Belli toplumlara tedricen uygulamak, aşamalı bir şekilde tatbik etmek yok, benimsetmek yok, sevdirmek yok, insanlara anlatmak yok.Mesela Şeriat ilan ettim, uymayanların kafası kesilecek. Şimdi böyle bir bakış açısı olduğu için tabii silahlı bir güç elinde olduğu zaman silah, savaş zamanında ilerleme kaydediyor. Fakat barış zamanında ne kadar kaldırabilir, bence kaldıramaz.</p>
<p><strong>Büyükkara: </strong>Irak da kaldıramaz.</p>
<p><strong>Kılınç:</strong> Irak da kaldıramaz yani şimdi Suudi Arabistan’da hatta bu vesileyle Hocamızın kitabını da tavsiye etmiş olalım, hakikaten ben o kitabı okuduktan sonra Suudi Arabistan’daki İhvan’ı söylüyorum, işte Selefiliğin gelişimini anladım. Bir dönem ciddi bir şekilde şiddet uygulayarak benimsetiliyor, bugünkü gördüğümüz ideoloji. Ciddi bir şekilde sakalları bıyıkları kısaltıyorlar, milletin paçasını… Sizin kitabınızda bir anekdot vardı, Krala diyorlar ki, senin kıyafetin İslam’a uygun değil, çünkü işte elbisen yerde sürünüyor&#8230;..o hadislerin direkt uygulamasına bağlı olarak toplumlara ciddi anlamda bir siyasal proje sunamadıklarını görüyorum ben.Şimdi savaş zamanında çok güzel savaşıyorlar, adamların işi savaşmak zaten şiddetle beslenen bir kültür var ama savaş bitti mesela Suriye’de diyelim Esed devrildi, el Kaide ile ülke baş başa kaldığında ne olacak?</p>
<p>Şimdi türbeleri yıkıyorsun, tasavvufu İslam’ın en büyük düşmanlarından biri olarak görüyorsun birtakım gerekçelerle. Mesela Libya’da, Tunus’ta birtakım türbe yıkımlarına şahit olduk. Kaddafi devrildiğinde adamlar hemen türbeleri yıkmaya kalkıştılar, neden, çünkü Kaddafi düzeninin, onun kurmuş olduğu düzenin 10 yıllar boyunca tasavvuf yoluyla toplumda benimsetildiğini düşündüler. Dediler ki Kaddafi gittikten sonra onun sacayaklarından birisi olan tasavvuf-tarikatı yok edelim. Ama tabii toplum bunu ne kadar hazmeder, ne kadar bunu benimser? mesela Bosna’da trajik örneklerini gördük. Ama şimdi yoklar. Irak’ta şu anda IŞİD’in yönetimi altında 5 milyon insandan bahsediliyor, kontrol ettiği bölgelerde. Orada yaşayan insanlar acaba IŞİD’in ideolojisini barış zamanında ne kadar benimser, bence çok önemli bir soru.</p>
<p>Şu anda sıcak bir savaş var, adamın elinde silah var, kafa kesiyor. Ya da Amerika vurduğu için tepkisiyle onların tarafına geçiyor ama barış zamanında o toplum ne kadar bu ideolojiyi kaldırır ne kadar benimser, önemli bir soru.</p>
<p><strong>Erdoğan:</strong> Çeçen örneğinden aslında cevabını verdiniz benimsenmediğine dair&#8230;</p>
<p><strong>Kılınç:</strong> Evet.</p>
<p><strong>Büyükkara:</strong>&#8230;.Hz. Ali amcasının oğlu Abdullah ibni Abbas’ı onların yanına gönderiyor. Onların yanında kalıyor. 12.000 Harici’nin 10.000’i bir alim sahabi olan Abdullah ibni Abbas’ın vaazlarıyla, irşadıyla nasihatleriyle doğruyu anlıyor, o gruptan ayrılıyor. Ama 2000 kişi kalıyor orada ve Hz. Ali’yle savaşıyorlar. Hz. Ali onları mağlup ediyor ama nihayetinde kendi şehadeti onların eliyle oluyor. Bir Harici’nin suikastiyle bu dünyayı terk ediyor. Tehlike şiddetli boyutta, öngörülemez biçimde. Hz. Ali gibi bir şahsiyeti öldürecek kadar gözleri dönmüş bir vaziyetteler. Dolayısıyla her zaman Müslümanlar bu noktada uyanık olmalı. Ama mücadele biçimleri de Hz. Ali’nin mücadele biçimi olmalı. Yani nasihatle, diyalogla, bununla yola gelmeyen insanlara da üzerine gitmek suretiyle, etkisiz hale getirmek suretiyle, emniyeti sağlamak suretiyle bunu yapmak zorundadır Müslümanlar&#8230;..</p>
<p>İslam deyince Taliban’ın İslam’ını, IŞİD’in İslam’ını anlamasın insanlar. Bu değil İslam dediğimiz şey. Bu sağlıklı din eğitimiyle olur, sağlıklı propagandayla olur. Biz İslam’ın bu yüzünü vermekte zorlanıyoruz. Aslında bunu yapacak en önemli damar tasavvuf damarıdır ama tasavvuf da şöyle bir sıkıntıya girmiştir. Aslında tarikatlar bu tür şiddet hareketlerine panzehir olabilir mi diye bazı arkadaşlarımız tarafından öneriliyor.</p>
<p>Fakat tasavvuf ve tarikatların şöyle bir handikabı var. Bundan evvel anti emperyalist mücadeleler tarikatlar tarafından yürütülüyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısı 20. yüzyılın başı. Sayalım Ömer Muhtar’dan tutun Emir Abdülkadir Cezayir’de, Şeyh Şamil Kafkasya’da, Basmacılar Hareketi Rusya’ya karşı bir mücadele yürütüyor. Batı Afrika’da emperyalistlere karşı Senusi Hareketi var. İşte Hint Yarımadası’nda tarikatlar İngiliz emperyalizmine karşı mücadele veriyor. Ama bu damar çok zayıflamış yani bugün. Tasavvuf, İslam’ın gülen yüzü şeklinde yansıtılıyor Batı’da. Bazı şeyhler, bazı tasavvuf büyükleri “Selefilik’i kınıyoruz” diyorlar ama onlar da aynı kulvarda hareket etmeye başlıyorlar. Dolayısıyla İslam Aleminde sıkıntı çeken Müslümanların derdine derman olacak, siyasi çöküntü halinde çok büyük psikozlar içinde olan Müslümanlara ilaç olacak bir görüntüsü yok tasavvufun maalesef.</p>
<p><strong>Mücadeleden gelen çekim gücü</strong></p>
<p>Selefiler ise ne yapıyorlar&#8230; Gerçekten takdir edilmesi gereken, adamlar işlerini, güçlerini bırakıyorlar cihat meydanlarına gidiyorlar.Afganistan, Bosna, Çeçenistan&#8230; Ümmetçi bakış açısı gerçekten bunu gerektirir. Yani bir insan ihtiyaç varsa ne yapmalıdır İslam’a göre, o kardeşine yardım etmelidir. Bu zaman zaman silahlı bir yardım da olabilir. Bunu doğru biçimde yapmıyorlar o ayrı ama samimi olarak bu işe giriyorlar ve gerçekten Afganistan’da olsun, Bosna’da olsun, Çeçenistan’da olsun diğer yerlerde olsun, Irak’ta, Suriye’de&#8230; Bir ciddi mücadele sergiliyorlar. Mezhepçi, tekfirci yanları var ama bir mücadele içindeler. Bu bir çekim gücü yaratıyor diğer Müslümanlar için. Tasavvuf bundan maalesef yoksun şu an. Tespih çeken eller çok rahatlıkla tetik çekebiliyordu düşmana karşı. Şimdi bu özelliğini yitirdiği için Selefilik işte mahrum kalmış, tutunamamış, eziyet halindeki insan için bir kurtuluş, bir ışık, bir ümit kaynağı olarak görülebiliyor, problem burada yani&#8230;..</p>
<p>(IŞİD) İnterneti çok ustalıkla kullanıyor. İnternet öncesi dönemle internet sonrası dönemi ayırmak lazım. Eskiden cami merkezli veya vakıf merkezli dernekler, cemaatler vardı. Bu şimdi son 15-20 yılda bu tür sosyal yapılanmaların gücü azaldı. Onun yerine online cemaatler oluşmaya başladı.Gençlerin elinde telefonlar, bilgisayarlar. Mahallelerindeki, okullarındaki cemaatlerden çok ilgili değiller. Yani onlar kendi sanal dünyalarındaki cemaatlerle irtibat kurma eğilimindeler. Dolayısıyla interneti dünya çapında ustalıkla kullanan Selefi yapılar, kolaylıkla hiç tanımadıkları mahallelerdeki, bölgelerdeki gençlerle, insanlarla irtibat kurabiliyorlar. Bildiğimiz konvansiyonel cemaat yapılanması da zayıfladığı için bu gençleri kuşatamıyor ve o gençler sanal alemden çok uzaklardaki kişilerle irtibata geçip onlara katılabiliyor. Onların kendi bulundukları yerlerdeki sözcüsü olabiliyorlar. Yoksa o tür yapılara olan bu akımı açıklayamayız&#8230;.</p>
<p>***</p>
<p><strong>(1) bkz: Şamil Basayev&#8217;in Vehhabilere Eleştirisi:</strong><br />
Biz İslam bayrağı altında düzenlenen Kafkas savaşlarında tarikatların nasıl önemli bir rol oynadığını hepimiz hatırlıyoruz. İsteyelim veya istemeyelim bu bilinen bir gerçektir. Eğer tarikatlar olmasaydı Rus yetkililere karşı bir direniş olmayacaktı. Her şeye hazırdılar ama bugün kimse tarikat sorunu hakkında konuşmuyor. Hatta dokunmuyoruz bile, ama aynı zamanda bugün bir tarafı uyuşmuş felçli bir adama benziyoruz. Ve bize ceset diyen bu sözde Vehhabilere diyoruz ki; Hayır biz hayattayız… İşte bütün fark ve işte var olan sorun. Bu benim fikrim&#8230;..<br />
Tarikat iki parçadan oluşur; ruh ve fizik… Fiziksel tarafı ise zikirdir. Zikir bu tarafta, bizde kaldı. Manevi yan, yani ruh ise önce Rus İmparatorluğu, daha sonra ise Sovyetler tarafından baskılarla bizden uzaklaştırılmıştır. Bildiğiniz gibi bütün şeyhlerimiz Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Müridleri, mürşidleri ve tüm takipçileri ve tüm alimlerimiz yok edilmiş ve böylece halkımızın manevi yönü ortadan kaldırılmıştır. Biz fiziki yönü çok sıkı tuttuk. Ama o tarikatın sadece bir yüzü idi. Bizim her şeyden önce tarikatı canlandırmamız gerekir. Bu Nakşibendi kanadı olabilir yada Kadiri kolu olabilir. Fakat tam olarak canlandırılmak için fırsat verilsin. O zaman bu konuda konuşmak için sebep olmayacaktır. Spekülasyon yapmak için fırsat olmayacaktır. Bugün bize çok alim yetiştirmek gerektiğini düşünüyorum. Bize yeni sufi okullar organize etmek gerekir. Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’nde ilk sırada onları kurmak için bize özel komiteler gerekli. Çünkü devlet düzeyinde destek mevcuttur. Bizim bir sansür komisyonu kurmamız ve edebi eser literatürü oluşturmamız gereklidir. Ve dini ilahiler gibi, haydi doğrusunu konuşalım; bizim dini ilahilerin çoğu aynı fanatik kara cahiller tarafından yazılmıştır, onların şeyhleri kim daha hızlı ise onun daha çabuk cennete çıkacağına inandırdı..<br />
http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2016/03/samil-basayevin-vehhabilere-elestirisi.html</p>
<p>(2) bkz: <a href="http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2015/12/iside-gore-murted-olarak-gordukleri.html">IŞİD&#8217;e göre mürted olarak gördükleri müslümanla savaş küffarla savaştan önceliklidir</a></p>
<p>(3) bkz: <a href="http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2015/08/cihadi-selefiligin-cihadi-selefilikle.html">Cihadi Selefiliğin Cihadi Selefilikle Cihadı</a></p>
<p>(4) http://www.timeturk.com/tr/2014/10/18/zerkavi-isid-in-temelini-nasil-atmisti.html</p>
<p>(5) Yazı kısaltılarak alınmıştır. Aslı için bkz:<br />
http://media.dunyabulteni.net/file/2014/yeniselefilikveisid.pdf</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-hanefiligi-dahi-islami-dogru-bir-yol-saymayan-bir-anlayis/">IŞİD: “Hanefiliği dahi İslami doğru bir yol saymayan bir anlayış”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/isid-hanefiligi-dahi-islami-dogru-bir-yol-saymayan-bir-anlayis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gurbetin de Gurbeti (Kısa Bir Felsefe Tarihi)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gurbetin-de-gurbeti-kisa-bir-felsefe-tarihi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gurbetin-de-gurbeti-kisa-bir-felsefe-tarihi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2014 14:16:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Descartes]]></category>
		<category><![CDATA[Din-Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Işid]]></category>
		<category><![CDATA[Markar Eseyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinle bilimi uzlaştırmaya çalışan sentezciler her zaman (Aydınlanma’dan/Galile’den beri) olmuştur, ama, bu çabalar, kabul etmek gerekir ki,kalıcı ve inandırıcı olamamıştır. Bunun nedeninin, bağdaşmaz iki dünyanın her ikisinde yaşamaya çalışanların sorunlu/çelişik halleri olduğu söylenebilir. Bağdaşma bulunmayan, birinin reddi temeli üzerinde kurulmuş bir tartışmayı/yanlış anlamayı/kasti eğretilemeyi yok saymanın sonucunda inanç sisteminin her zaman aleyhine çalışacak bir durumdur [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gurbetin-de-gurbeti-kisa-bir-felsefe-tarihi/">Gurbetin de Gurbeti (Kısa Bir Felsefe Tarihi)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="title"></h1>
<p><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-2793" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/images.jpg" alt="Gurbetin de Gurbeti (Kısa Bir Felsefe Tarihi)" width="456" height="343" /></p>
<p>Dinle bilimi uzlaştırmaya çalışan sentezciler her zaman (Aydınlanma’dan/Galile’den beri) olmuştur, ama, bu çabalar, kabul etmek gerekir ki,kalıcı ve inandırıcı olamamıştır. Bunun nedeninin, bağdaşmaz iki dünyanın her ikisinde yaşamaya çalışanların sorunlu/çelişik halleri olduğu söylenebilir. Bağdaşma bulunmayan, birinin reddi temeli üzerinde kurulmuş bir tartışmayı/yanlış anlamayı/kasti eğretilemeyi yok saymanın sonucunda inanç sisteminin her zaman aleyhine çalışacak bir durumdur bu.<br />
Dindarlar cennetten kovularak zaten gurbete çıkmışlardı. Ama Aydınlanma ile bu gurbetten de kovuldular ve bir nebze sükûnet bulabilmek üzere onlara çarpan şeyin ne olduğunu anlamak yerine, gurbetin gurbetiyle bağdaşma yollarını aramaya başladılar. Kendilerini, geliştirdikleri isbatlarla ne kadar iyi hissederlerse hissetsinler, bu his geçici oluyordu ve aşırı laikleşmiş dünyada bu çabalar şöyle tercüme oluyordu:<br />
“Biz o kadar da tekinsiz, irrasyonel vahşiler değiliz. Bakın hastalandığımızda artık önce doktora gidiyor, sonra dua ediyoruz. (En fazla ikisini aynı anda yapıyoruz.) Bizi artık ne olur aranıza alın ve birazcık da saygı gösterin; en azından saygı gösteriyormuş gibi yapın.”<br />
Geçen hafta biraz bahsettik ama aşırı laiklerin çelişkisi bağlamında ele aldık Descartes’ı&#8230;<br />
(A)kılcılar kadar dindarlara çarpan kazanın müsebbibi de odur. Ah Descartes ah!<br />
10. yüzyılın başında bizzat Hıristiyan azizler yasak meyveyi bir kez daha tadarak bilimde tanrısal ve doğal ayrımı yapmışlardı. Göreceliğin de sahneye çıktığı (tamam, Yunan’ı ihmal ediyoruz, ama, arada uzun bir unutkanlık süreci vardır) zamanlardır bunlar.<br />
Tabii Aziz Anselm ve Aziz Abelard vd. bu açılımları yaparken, bir Descartes’ın ortaya çıkıp da yırtığı ters yönde bu kadar açacağını, Kilise’nin de bu yırtıkta kaybolacağını tahmin etmemiş olmalılar. Ama üzülmesinler, bu er veya geç olacak/olması gereken bir durumdu. Seçenekler oluşmadan tercihlerin değerinden bahsedilemez. (Hürriyet/Günah.)<br />
Ne dedi Descartes: Madde özün uzantısıdır&#8230; Böylelikle varoluş birkaç kaideye indirgenmiş oldu ve Allah da bu düzenin sponsoru seviyesine düşerek aslında tasfiye edildi.<br />
Bununla da kalmayacaktı tabii&#8230; Bu sefer de sahneye Nietzsche çıkacak, sorulmaması gereken tüm soruları sorup, cevap vermeye de tenezzül etmeden sahneden çekilecekti. “Dünya, gördüğümüz kadarı ne ise odur, sondur, ardında bir sır, uzam yoktur. Dünya/birey kendinde başlar kendinde biter ve şeyler de ne iyidir ne de kötü&#8230;”<br />
Çıldırmasına şaşmamalı&#8230;<br />
Çünkü dünyayı böyle kurup, anlamsızlık bataklığında ruhsuz bir nihilizme saplanınca, amaçsız terakkiciliğin, “yeni toplum” düzeninin adaleti aleladeleştiren (egalitarianizm) sahteliğinin verdiği tiksinti duygusunu birkaç zayıf formülle geçiştiremedi. Eskiyi kendince yıkmıştı ama yeninin temelsizliği, temel diye yutturulan bürokrasinin kötücüllüğünü fark etmişti. Şimdi, Anselm, Abelard, Descartes ve o, konuyu uzun uzun tetkik ediyor olmalılar.<br />
Hegel’e göre, hiçbir çağ kendisini o anda kavramsal olarak kavrayacak yeteneğe sahip değildi. İnsan da kendisini düşünürken, sanki son halini kavramış gibi davranır ama bence hep bir süre önceki kişiyi (o da muhtemelen epey yanlış) anlamıştır. O nedenle, bugünü aslında bugünle aynı olmayan, gerçekte asla tekerrür etmeyen geçmiş üzerinden anlamaya çalışırız hep. Oysa tarihin anlamı, bize kim olduğumuzu anlatmasıdır.<br />
Bize çarpan şeyin çarpmaması beklenemezdi. Aklın aşırı laikleşmesi, yeni bir kavram gibi durur ama, bu bildiğiniz Kutsal kitaplardaki gurbete neden olan önce kendi yoluna gitme, sonra serbest iradenin işlevini/kaynağını yitirecek ölçüde aşkınlaşmasını (köleleşmeyi) ima eden bildik hikayedir.<br />
Hasılı, (A)klın aşkın muhtariyeti çok eski bir hikâyedir, Aydınlanma ile daha ileri bir noktaya taşınmıştır. Olması gereken olmuştur. Dindarların böyle bir muhtariyetle bağdaşma şansı yoktur (olmamalıdır); çünkü bilimi dünyayı ruhsuzlaştırarak geliştiren aşırı laik (A)kıl henüz tövbe etmemiştir. Evrensel bir sentez, ancak bu seküler tövbeden, yol açtığı felaketler, işgüzarlıklar, terakki kamuflajı ardında yaratılan cehennemlerden ötürü bir yüzleşme yaptıktan sonra mümkün olabilecektir.<br />
Bir bilim, kültür tövbesi yaşanmadan, hem dindar olmak, hem de o dünyanın ölçütlerinde saygınlık aramak doğru bir tanıklık olmadığı gibi, özün erozyonu anlamına gelir. Bu çabanın sonucu bazen koloni aydını, bazen de IŞİD şeklinde tezahür eder. Ama formu ne olursa olsun, sürekli olarak savaştığı şeyi güçlendirir.<br />
Sorun bilim, akıl vs. değil, bunların yanlış işlevselleşmiş olmasında. Sorun, aklın ve ruhun birbirine rakip olduğuna, düşman veya en azından aralarında bir ast/üst ilişkisi bulunduğuna dair yanlış çıkarımdır.<br />
Anlamın içi boşalmıştır. Onu doldurmak için hem (a)kla hem de ruha ihtiyaç var.<br />
Bunca laf kalabalığının özü budur.</p>
<p>Markar Eseyan</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gurbetin-de-gurbeti-kisa-bir-felsefe-tarihi/">Gurbetin de Gurbeti (Kısa Bir Felsefe Tarihi)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gurbetin-de-gurbeti-kisa-bir-felsefe-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IŞİD Hadisleri!</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/isid-hadisleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/isid-hadisleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2014 10:13:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Işid]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Hakkında Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Hakkındaki Hadis-i Şerifler]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Hariciliği]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Müslüman mı?]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD Hadisleri!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir çekim kaydında Cübbeli Ahmet Hoca umre kıyafetiyle uçakta umre yolcularının arasında görülüyor. Umre yolcuları uçakta etrafına dizilmişler Cübbeli Ahmet Hoca da Arap aleminden büyük bir alimin IŞİD ile alakalı olarak kendisiyle paylaştığı  iki hadisi  onlara aktarıyor ve tercüme ediyor. Bendeniz de Youtube üzerinden Cübbeli Ahmet Hocanın konuşmasını merakla dinledim.  Ardından hadisin kaynağına ulaşmaya çalıştım. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-hadisleri/">IŞİD Hadisleri!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2" style="color: #000000;"><a href="http://ilimcephesi.com/isid-hadisleri/isid-hadisleri-2/" rel="attachment wp-att-16660"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16660" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-hadisleri-1.jpg" alt="" width="513" height="273" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-hadisleri-1.jpg 660w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-hadisleri-1-600x318.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-hadisleri-1-300x159.jpg 300w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" /></a></p>
<p class="p2" style="color: #000000;">B<span class="s1">ir çekim kaydında Cübbeli Ahmet Hoca umre kıyafetiyle uçakta umre yolcularının arasında görülüyor. Umre yolcuları uçakta etrafına dizilmişler Cübbeli Ahmet Hoca da Arap aleminden büyük bir alimin IŞİD ile alakalı olarak kendisiyle paylaştığı  iki hadisi  onlara aktarıyor ve tercüme ediyor. Bendeniz de Youtube üzerinden Cübbeli Ahmet Hocanın konuşmasını merakla dinledim.  Ardından hadisin kaynağına ulaşmaya çalıştım.  Bereket, kitap yanımda duruyordu. Daha önce de kısmen kitabı tetkik etmiştim.  Zira, Arap Baharıyla birlikte kıyamet alametleri veya fiten hadis külliyatı yeniden gündeme gelmişti.  Bu konunun en önemli kaynağı da Nuaym Bin Hammed’ın Fiten adlı kitabıydı.</span></p>
<p class="p2" style="color: #000000;"><span class="s1"> IŞİD ortaya çıkmadan birisi bu hadisi okusa; belki de hayret eder ve ihtimal vermezdik. Lakin IŞİD’in çıkışından sonra hadisi okuduğunuzda gerçekten de onlarla bire bir örtüştüğünü mütalaa ediyorsunuz. Bu mutabakat İnsanı çarpıyor.  Birinci hadis, Hazreti Ali’ye dayandırılıyor. Söz konusu hadis, hadis terimlerine göre merfu değil, mevkuf cinsinden bir hadistir. Bir de senedinde hıfzı itibarıyla zayıf olan İbni Lahia bulunmaktadır.  Muhaddislerce zayıf bir ravi addedilmiştir. Bununla birlikte, hadisin metnine baktığınızda gerçekten de  anılan zümreye birebir intibak ettiğini görerek çarpılıyor ve hayrete düşüyorsunuz. </span></p>
<p class="p2" style="color: #000000;"><span class="s1">Bu kadar da  intibak olur mu, diye hayretler içinde kalıyorsunuz.  Hazreti Ali’ye (R.Anhu) dayandırılan hadiste şöyle denilmektedir: “<strong>Siyah bayrakları gördüğünüzde yerinizden kıpırdamayın.  Ellerinizi ve ayaklarınızı hareket ettirmeyin (harekete geçmeyin).  Sonra kendilerine ehemmiyet verilmeyen  zayıf bir topluluk zuhur eder. Kalpleri demir parçaları gibidir.  Onlar devlet sahipleridir (hum ashabu’d devle). Ne söz ne de ahit tanırlar. Hakka çağırırlar ama kendileri hak ehli değildir. İsimleri künyedir. Nisbetleri ise köy ve şehirlerdir. Saçları kadın saçı gibi uzatılmış ve salınmıştır. Aralarında ihtilaf çıkıncaya kadar bakidirler. Sonra Allah hakkı dilediğine verir</strong>…(El Fiten, Hafız Nuaym Bin Hammad, Daru’l Beyan el Arabi, Ezher civarı Kahire, hadis numarası 558, s:  136)” bu hadisin sağlamasını Ebubekir Bağdadi üzerinde yaptığınız da; adı  karşımıza İbrahim Avad İbrahim Ali Bedri olarak çıktığı halde; onu tayyetmiş ve Ebubekir’i  seçmiştir.  Siyah bayrakları ve halife ünvanı gibi, ismi de sahtedir. Bu sahtecinin ikinci sahteliği, nisbetindedir. Samarra’lı olduğu halde kendisini Bağdad’a nisbet etmiştir? Niye? Psikopatlıktan olsa gerek!  </span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>•</strong></span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Hadis bir uyarı mahiyetindedir. Müslümanlardan onlara uymamaları ve onlardan uzak durmaları isteniyor. Onların lehinde harekete geçmeyin ve kandırılmayın denilmek isteniyor.  Bu durumda ilan ettikleri hilafet gibi siyah bayrakları da sahte. Zira, başka hadislerde siyah bayraklılardan en azından üç kısmından bir kısmının Mehdi’ye müzahir olacakları ifade edilmektedir. Burada farklı bir siyah bayraklılar grubundan bahsedilmektedir. Bunlar müteşabih topluluktur. Mesih’in yerini almaya namzet Deccal  ve avenesi gibi benzeşik ve müteşabih bir topluluktur. Hazreti İsa’nın ifadesindeki gibi onları meyve ve eserlerinden tanırsınız.  Bunlar psikopatlar topluluğudur.  Tarzları, bir zamanlar Cezayir’de faal olan GIA tarzına benzemektedir.  </span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">IŞİD ile alakalı ikinci bir hadis de Ebu Hureyre (R. Anhu) tarikiyle rivayet edilmiştir. Geçmiş  dönemde okuduğum halde bende bir izi bırakmamış!  Bu hadisin senedi Peygamberimize kadar ulaşıyor.  Mevkuf değil, merfudur.  Bu hadise göre Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “<strong>Benden sonra size dört fitne gelecektir.  Birincisinde, kanlar (dökülmesi) helal kılınacaktır. İkincisinde hem kanlar hem de mallar helal kılınacaktır.  Üçüncüsünde ise hem canlar hem mallar hem de uçkurlar helal kılınacaktır. Dördüncüsü ise örten, kapatan, bürüyen kör ve sağır bir fitnedir; denizdeki dalgalar gibi kabarır, hareket eder. Hiç kimse ona karşı bir sığınak bulamaz.   Şam’da tayf ve karaltı gibi dolaşır; Irak’a çöreklenir.  Eliyle ve ayaklarıyla el Cezire’yi (Kürt bölgesi) vurur (Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu hadisteki el Cezire’yi Suudi Arabistan olarak yansıtması isabetli olmasa gerek). Ümmet, derinin tabakhanede çekiştirilmesi gibi çekiştirilir, belaya maruz kalır. Kimse ‘yeter, yeter’ diyemez ve bir yerden kalksa diğer yerde patlak verir ve çöreklenir (hadis no: 87, s: 31)….”</strong></span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong><span class="s1"><strong>•</strong></span></strong></span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Hadislerin senedi hakkında ne denilirse denilsin; metni tamamen günümüze ve IŞİD’e intibak ettiği bir vakıadır. Bunda hiç şüphe yoktur.  Gerçekten de Nuaym Bin Hammad meşhur bir muhaddistir ve Buhari’nin hocaları ve kaynakları arasında yer alır. Özellikle fiten  ve ahirzaman alametleri ile ilgili hadislerin rivayetinde iştihar etmiştir. Bu yönüyle sahabeden Huzeyfe bin Yeman hazretlerine benzer. O da şerden sakınmak için Peygamberimize gelecekteki fitnelerden ve şer dönemlerden sormuştur.  Genellikle IŞİD’in yöntem ve icraatlarına karşı çıkan alimler bu nevzuhur hareketi Harici hareket  kapsamında değerlendirmişler ve onlara Haricilerle ilgili hadisleri yansıtmışlardır. Lakin Nuaym Bin Hammad’ın anılan rivayetleri, IŞİD ile alakalı olarak Haricileri kapsayan umum hadislerin dışında özel hadislerin de mervi olduğunu gösteriyor.  </span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Sıhhat derecesi tartışmalı olsa da bu rivayetler Hazreti Peygamberin konuyu ümmetine aktardığını zanni galip ile ifade ediyor.  IŞİD gerçekten de kaba saba anlayışlarıyla birlikte İslam alemine zarar vermiş ve Suriye’de mücadeleyi uzatmış, kilitlemiş ve kayıpları artırmış ve masumların helakına sebep olmuştur.  Bu hadisleri Arap dünyasından mühim bir alimin Cübbeli Ahmet Hoca ile paylaşması ve aktarması onun da kamuoyuna duyurması yerinde ve hayırlı bir hizmet olmuştur.  Bu fitne dönemlerinde bilenlerin ilimlerini ortaya çıkarmaları hayati değerde öneme haizdir.  </span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1">Bunu ehli bidatın bütün renkleri konusunda da yapmalıyız. Hizbullah gibi konularda zamanında gerekli uyarı ve ikazlar yapılmadığı için ümmetin gözüne ve yüreğine perde inmiştir.  Doğru ile yanlışı ayırt edemediğinden yanlış büyümüş ve IŞİD gibi bünyeye zarar vermiştir. Mesele mezhepçilik değil, ümmetin perişanlığıdır.   Ehl-i bidat meselesi hafife alınabilecek bir mesele değildir;  İslam ümmetini parçalayan ve düşmanlarının emellerine hizmet eden bir araçtır.  Humeyni devriminin sonuçları ve Ebubekir Bağdadi’nin faaliyetleri bizi kendimizi yeniden gözden geçirmeye sevk etmelidir.  Başkalarının şöyle veya böyle araçlarıyla yollarımızı ayırmalıyız. Batılla çoğalmaktansa hak ile yalnız kalmak evladır.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">Mustafa </span><span style="font-weight: bold;">Özcan &#8211; Yeni Akit &#8211; 18.8.2014</span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-hadisleri/">IŞİD Hadisleri!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/isid-hadisleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IŞİD &#8211; Esat İşbirliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2014 10:10:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Işid]]></category>
		<category><![CDATA[Işid Esatın destekçisi mi]]></category>
		<category><![CDATA[Işid ve Esat]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD - Esat İşbirliği]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Akit]]></category>
		<category><![CDATA[Zalim Esat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1639</guid>

					<description><![CDATA[<p>2011 Mart’ında Suriye’de halk hareketi başladığında içeride ve dışarıda birileri rejim namına derhal karalama hareketine giriştiler. Bunların başında da Hüsnü Mahli geliyordu. Geçtiğimiz günlerde yine ulusalcı kanallardan birisinde kendisine ve derin analizlerine rastladım! Haklı çıktığından bahsediyordu. Belli ki utanma diye bir sorunu yok. Baba-oğul Esat veya şeytangiller yüz binlerce Suriyeliyi doğramış adamın hâlâ kılı kıpırdamıyor! [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/">IŞİD – Esat İşbirliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="color: #000000;"><a href="http://ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/isid-ve-esad-250x250/" rel="attachment wp-att-16663"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16663" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-ve-esad-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-ve-esad-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/isid-ve-esad-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a>2<span class="s1">011 Mart’ında Suriye’de halk hareketi başladığında içeride ve dışarıda birileri rejim namına derhal karalama hareketine giriştiler. Bunların başında da Hüsnü Mahli geliyordu. Geçtiğimiz günlerde yine ulusalcı kanallardan birisinde kendisine ve derin analizlerine rastladım! Haklı çıktığından bahsediyordu. Belli ki utanma diye bir sorunu yok. Baba-oğul Esat veya şeytangiller yüz binlerce Suriyeliyi doğramış adamın hâlâ kılı kıpırdamıyor! Yoksa ‘Esat giderse vahşi İslamcılar gelir’ diye IŞİD’i bostan korkuluğu olarak gösterip ram mı etmek istiyor? Besbelli ki tezleri ilk günden itibaren çürümüştür. Onun tezi ne pahasına olursa olsun rejimin haytalığıdır. </span></p>
<p class="p1" style="color: #000000;"><span class="s1">İlk günden itibaren Suriye’de olan bitenin Suriye rejiminin değil Suudi Arabistan, Bender Bin Sultan ile Lübnan’da Cemal Cerrah gibilerin eseri olduğunu ileri sürüyordu. Bunlar suni rüzgarlar estirmiş Suriye rejimi de can havliyle bunları bastırmaya gayret ediyordu! Hüsnü Mahli gibiler de karınca kararınca bu söndürme hamlesine iştirak ediyorlardı! Rejimin arkasını sağlama almaya gayret ediyorlardı. </span></p>
<p class="p1" style="color: #000000;"><span class="s1">Kimsenin şüphesi olmasın Hüsnü Mahli gibilerinin de bu katliamda tuzu biberi var. İleride savaş suçları mahkemesi kurulursa bunların da orada tezvirat ve psikolojik savaştan dolayı hesap vermeleri gerekecek. Bu adamlar rejimin halkının üzerine attığı silahların bile hesabını Türkiye’ye yıkmaya çabalamışlardı. 10 Ağustos seçim günü Beyoğlu’nda dolaşırken ezberci sosyalistler Erdoğan’ın Ortadoğu’da dökülen kanlardan dolayı hesap vermesini istiyorlardı. Bu yüzsüz adamlar hesap sorulmazsa hesap sorarlar. Bu adamlar faraza bu propagandalarını Şam’da Esat rejimine karşı yapsalardı ağızlarında pimi çekilmiş bomba bulurlardı. Adama bombayı canlı canlı yuttururlardı.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong>•</strong></span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Esat rejiminin çakallarından ve kendini uyanık sanan aptallarından Velid Rıdvan ile Ali Şahin beraberliğinde Sudan’da tanışmıştık. Adam Suriye ile ilgilenen kişi ve grupları tarassut ediyordu. Suriye’deki halk ihtilalinin patlak vermesinden dolayı birkaç sefer beni aradı. Bunlardan birisinde Müslüman Kardeşlerin isyan patlattığını söyledi. Bir yıl kadar önce ikincisinde de Esat karşıtı muhalefetin kalmadığını kuzeyi tamamen IŞİD’in ve benzerlerinin kontrolüne geçtiğini söyledi. Yine kibarlığımdan kendisine ilk söylediğini hatırlatmamıştım. Fakat adamın yüzsüzlüğü ve hayasızlığı sabrımı taşırdı. Zaten bu adamların tek sermayesi karşı tarafın iyiliği. Bu iyiliği istismar ederek bugüne kadar hayatlarını sürdürdüler. Adam demek istiyordu ki, artık aklı başında muhalefet kalmadı; iyisi mi gelin Esat’la barışın köprüleri yeniden kurun. Çağrısının anlamı şu: Suriye rejiminin bekasına ve yararlılığına iman edelim. Taksiratımızdan dolayı da Deccal’e tövbe edelim. Kerim Balcı ve Kadri Gürsel gibilerin savunduğu gibi. Azınlık, zorba ve katliamcı rejime biat tazeleyelim, Rejimin böyle suret-i haktan görünen Sünni cenahtan gelme pazarlamacıları da çok. Rejimin hesabı basitti. Aynen Cezayir’de GIA üzerinden yapıldığı gibi akıllı ve mutedil İslamcıları tasfiye ederek, IŞİD gibilerle baş başa kalmak. Sonrasında da kaybettiği meşruiyeti tazelemek ve Batı’nın desteğini yeniden almak. Rejim bundan dolayı zaman kazanmak istemiş ve Batı da bu zamanı kendisine bol bol bahşetmiştir. </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Muhalefeti bağlamışlar ve IŞİD’in önünü açmışlardı. Zira düşman ortaktır. İslam dünyasının çoğunluğu ve gerçek siyasi aktörü Sünniliktir! Hem Suriye rejiminin hem de ABD’nin baştan beri hesabı buydu. İsrail’in de İran’ın da öyle. Peki Türkiye’de laikler herkesin öldürüldüğünü görürler de Şii ve Nuseyri azınlığın Sünnileri öldürdüğünü niye tek satırla yazmazlar? Yoksa onların da ortak düşmanı Sünnilik midir? Benim üç yıllık yazılarımın izini takip ederek gerçeği bulacaksınız. Hüsnü Mahli’nin kuruntu ve karın ağrılarına bakmak isteyenlere sözüm yok. Körlere kılavuzluk yapamam.</span></p>
<p class="p3" style="color: #000000;"><span class="s1"><strong><span class="s1"><strong>•</strong></span></strong></span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">IŞİD denilen hergele takımının üç işlevsel rolü var. Bütün radikal örgütler mitos bölünmeyi ve iç kargaşayı artırır. İşte IŞİD de kaos ortamı oluşturmuştur. Rejim bunun üzerinden giderek Batı ile köprüleri yeniden kurmaya çalışıyor. <strong><em>Algı operasyonunun gerisinde bu kaygı veya hesap var. IŞİD gibi örgütlerin birinci işlevsel rolü, İslami kesimler arasında tefrika ortamını artırmaksa ikincisi de rejimlerin kaybolan meşruiyetini konsolide etmektir. Üçüncüsü ise yabancı güçleri ve dış müdahalelere çekim alanı oluşturmaktır.</em></strong> PKK niçin başta korunmuş ve kollanmışsa IŞİD de öyle korunmuş ve kollanmıştır. Satanistler gibi gazeteci James Foley’in kelle kesme merasimi Batı’da nefret dalgası oluşturmuştur. Zaten merasim intikamdan ziyade buna hizmet etmiştir. Aynı Batı, İsrail’in bombalarla aynı anda yüzlerce kelle koparmasını yok farz etmektedir. Esat’ın bugüne kadar 190 bin kişiyi öldürmesini serinkanlılıkla seyretmiştir. </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">İçeriden sızdırılan, işkence ile öldürülmüş ve kanları donduran (11 bin civarında) fotoğraflara zırnık kıymet vermemiştir. Fakat birden Foley’in kanlı kurban merasimi üzerinden Batı’daki bütün algı değişmiştir. Bu algı operasyonu değil midir? <strong><em>Gerçekleri değil görmek istediklerini görüyorlar. Hepsi IŞİD’in ve şeytanın ortakları. Meselenin daha iyi anlaşılması için size Hürriyet’te yayınlanan ‘Londra aksanlı IŞİD celladı’ başlıklı haberden bir kesit aktarayım da Hanya ile Konya’yı görün</em></strong> <strong><em>“Foley, daha sonra 22 Kasım 2012’de Suriye’de kaçırıldı. Türkiye sınırına yakın İdlib’de Taftanaz köyü yakınlarında kaçırılan Foley için Şebbihalar tarafından kaçırılıp rejime teslim edildiği iddiaları gündeme gelmişti. Rejimin elinde olduğu düşünülürken, IŞİD’in elinde olduğunun ortaya çıktığı Foley’nin, IŞİD’le Esad güçleri arasında takas edildiği tahmin ediliyor…”</em></strong> </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Mesele daha iyi anlaşılıyor sanıyorum. Esat uygun zamanda infaz etmeleri için gazeteciyi IŞİD’e teslim ediyor. Böylece onların nefret dalgası oluşturacaklarını tahmin ediyor. Bamyan’daki Buda heykellerinin yıkılması meselesi gibi. IŞİD de Amerikalılar saldırıya geçtiğinde bu rehineyi satanist merasimlerine benzeyen bir merasimle kellesini uçuruyor. Sahte değilse bu görüntü üzerinden IŞİD bütün Batı’da menfur olurken, Esat rejimi laik kalenin kahramanı haline geliyor! 190 bin kişiyi öldürmüş gam değil! Nasıl olsa onlar Batılı değil. Ferguson Batı’nın neresine düşerse Esat’ın öldürdükleri de tam oraya düşer. Hama, Humus ve Halep de aynı şekilde Batı’nın periferisinde kalmaktadır. Laik veya azınlık tarafından Sünni öldürmek Batı’nın hesabına gelir. </span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span class="s1">Bir düşman azaltılmış olur. Şarktaki azınlıklar zaten Batı’nın doğal müttefikidirler. Neden Irak’ta iktidar, işgalden sonra İran’ın ortağı Şiilere altın tepsi içinde sunuldu ve neden baba Esat’a hanedanlık kurma izni verildi? Sır bu yapıların kimyasında. Bugün bizde ulusalcılar nasıl da hükümet karşısında Batı’nın neferi oldu ve söylemine teslim olmuş vaziyetteler. Batı adına hükümeti dövüyorlar. Dünya Suriye’de halka karşı bütün oldu. Ulusalcılar da. Bir de bunlar Suriye’de Esat karşısında komplo arıyorlardı. İzah sadedinde IŞİD’in ipine sarılıyorlar. Şeytanları bol olsun!</span></p>
<p class="p4" style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">Mustafa </span><span style="font-weight: bold;">Özcan &#8211; Yeni Akit &#8211; 26.8.2014</span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/">IŞİD – Esat İşbirliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/isid-esat-isbirligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
