<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Kurtubi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/imam-kurtubi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Nov 2017 19:30:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İmam Kurtubi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kâfirlerin Dünya Hayatındaki İyiliklerinin Ahirette Karşılığı Yoktur</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kafirlerin-dunya-hayatindaki-iyiliklerinin-ahirette-karsiligi-yoktur-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kafirlerin-dunya-hayatindaki-iyiliklerinin-ahirette-karsiligi-yoktur-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 14:19:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Talib'in Özel Durumu]]></category>
		<category><![CDATA[Kâfirlerin Dünya Hayatındaki İyiliklerinin Ahirette Karşılığı Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Olmadan Önce İyilik Yapanın İyiliklerinin Durumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8244</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Kâfirin işleri, eğer akrabalık bağlarını gözetmek, yoksulun ihtiyacını kar­şılamak, darda kalmış olanın sıkıntısını gidermek gibi iyilik türlerinden olur­sa, bunların sevabını almaz ve ahirette bunlardan faydalanmaz. Şu kadar var ki, bu iyilikleri karşılığında ona dünyada ihsanda bulunulur. Bunun delili ise Müslim&#8217;in Âişe (r.anha&#8217;)&#8217;dan şöyle dediğine dair rivayetidir: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, dedim. İbn Cud&#8217;an, cahiliye döneminde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kafirlerin-dunya-hayatindaki-iyiliklerinin-ahirette-karsiligi-yoktur-2/">Kâfirlerin Dünya Hayatındaki İyiliklerinin Ahirette Karşılığı Yoktur</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_4924101.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8245" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_4924101.jpg" alt="Kâfirlerin Dünya Hayatındaki İyiliklerinin Ahirette Karşılığı Yoktur" width="677" height="376" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_4924101.jpg 677w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_4924101-600x333.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_4924101-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 677px) 100vw, 677px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâfirin işleri, eğer akrabalık bağlarını gözetmek, yoksulun ihtiyacını kar­şılamak, darda kalmış olanın sıkıntısını gidermek gibi iyilik türlerinden olur­sa, bunların sevabını almaz ve ahirette bunlardan faydalanmaz. Şu kadar var ki, bu iyilikleri karşılığında ona dünyada ihsanda bulunulur. Bunun delili ise Müslim&#8217;in Âişe (r.anha&#8217;)&#8217;dan şöyle dediğine dair rivayetidir: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, dedim. İbn Cud&#8217;an, cahiliye döneminde akrabalık bağını gözetir, yoksu­la yemek yedirirdi. Bunun kendisine bir faydası olacak mı? Peygamber şöyle buyurdu: &#8220;Bunun kendisine faydası olmayacak. Çünkü o, birgün olsun: Rabbim, din (kıyamet) günü günahımı bana bağışla dememiştir.&#8221;[1]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Enes (r.a)&#8217;dan da şöyle dediği rivayet edilmiştir Rasûlullah (sav) buyur­du ki: &#8220;Şüphesiz Allah hiçbir mü&#8217;mine (mükâfatı eksik verilmek suretiyle) bir iyiliğinde dahi zulmetmez. Dünyada da onun karşılığı ona verilir. Ahirette de ondan dolayı ona mükâfat verilir. Kâfire gelince o, dünyada Allah için yap­mış olduğu İyilikler karşılığında ona yemek yedirilir (ihsanda bulunulur). Nihayet âhirete gittiğinde, onun karşılığını görebileceği herhangi bir iyiliği kalmamış olur,&#8221;[2] İşte bu, (bu hususta) açık bir nastır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer taraftan şöyle de denilmiştir: Acaba bu doğru vaad gereğince, kâfi­rin, bu dünya hayatında iyiliklerine karşılık yedirilip ona bağışta bulunması muhakkak ve kaçınılmaz bir şey midir? Yoksa bu, şanı yüce Allah&#8217;ın: &#8220;&#8230; Biz de burada dilediğimize dileyeceğimiz şeyi çabucak veririz&#8221; (el-İsra, 17/18) buy­ruğunda sözü geçen Allah&#8217;ın dileği (meşîeti) ile mi kayıtlıdır? İkincisi bu hu­sustaki iki görüşün sahih olanıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâfirin yaptığına &#8220;hasene: güzellik, iyilik&#8221; denilmesi ise, kâfirin bu husustaki zanni dolayısıyladır. Yoksa onun Allah&#8217;a yakınlaşmak üzere yapacağı her­hangi bir ameli sahih değildir. Çünkü Allah&#8217;a yakınlaştırıcı amelin sahih ol­masının şartı olan iman bulunmamaktadır. Ya da buna &#8220;hasene&#8221; deniliş sebebi, mü&#8217;minin hasenesine şekil itibariyle benzediğinden dolayıdır. Görül­düğü gibi bu hususta da iki görüş vardır.[3]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>Müslüman Olmadan Önce İyilik Yapanın İyiliklerinin Durumu:</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Denilse ki; Müslim&#8217;de, Hakîm b. Hizâm&#8217;dan Rasûlullah (sav)&#8217;a şöyle de­diği rivayet edilmektedir: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, ben cahiliye döneminde iken ibadet kastıyla verdiğim sadaka yahut köle azad etmek veya akrabalık bağını gözetmek gibi bir takım hususlarda (benim için) ecir var mıdır, ne dersin? diye sorunca, Rasûlullah (sav) da şöyle buyurmuştun &#8220;Sen, geçmişinde yap­mış olduğun hayırlar üzere İslâm&#8217;a girdin.&#8221;[4]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buna şu cevabı veririz: Hz. Peygamberin: &#8220;Sen, geçmişte yaptığın hayırlar üzere İslama girdin&#8221; ifadesi konu ile ilgili aslî delillerin zahirine uygun de­ğildir. Çünkü kâfirin yüce Allah&#8217;a yakınlaşmak kastı ile yapacağı ibadetler sa­hih olamaz ki bu İtaati dolayısıyla sevap alması sözkonusu olsun. Çünkü Al­lah&#8217;a yakınlaşmak kastıyla itaatte bulunacak kimsenin kendisine yakınlaşmak istediği yüce Zatı bilip tanıması şarttır. Böyle bir şart bulunmayacak olursa, şarta bağlı olarak öngörülen hususun sıhhati de sözkonusu olamaz. Buna gö­re hadisteki mana şöyle olur: Eğer sen cahiliye döneminde güzel bir takım huylar kazanmış isen, bu huyların İslâmda da sana güzel alışkanlıklar kazandırmıştır. Çünkü Hakîm (r.a) altmışı cahiliye döneminde, altmışı da müslü-man olmak üzere yüzyirmi yıl yaşamıştı. Cahiliye döneminde yüz köle azad etmiş, yüz kişiyi de deve sırtında taşımış İdi. İslâm&#8217;da da aynı işleri yaptı. Bu, açıkça anlaşılan bir husustur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Kâfir iken işlemiş olduğu günahları müslüman ol­mak suretiyle düştüğü gibi, müslüman olması dolayısıyla (müşrik iken) yap­tıklarına karşılık Allah&#8217;ın onu mükâfatlandırması Allah&#8217;ın lütfu keremi açısından uzak bir İhtimal olarak görülemez. Asıl mükâfatını görmeyecek kişi, müslüman da olmayan, tevbe de etmeyen ve kâfir olarak ölen kişidir. Hadi­sin zarihinden anlaşılan da budur, yüce Allah&#8217;ın izniyle sahih olan görüş de bu olmalıdır. Daha önce yapmış olduğu hayırlardan sonra müslüman olup da müslüman olarak ölen kimsenin önceden yapmış olduğu hayırların mükâfatını, almaması ile ilgili olarak iman şartının bulunmadığını söylemek, hiç­bir şekilde değişmesi sözkonusu olmayan akli bir şart değildir. Şanı yüce Al­lah güzel bir şekilde İslâm&#8217;a bağlanan bir kimsenin (müslüman olmadan ön­ceki) amelini boşa çıkarmayacak kadar kerimdir. Nitekim, el-Harbî de bu ha­disi bu anlamda yorumlayarak şöyle demiştir: &#8220;Sen, geçmişte yaptıkların üzere müslüman oldun.&#8221; Yani, bundan önce işlemiş oluduğun hayırlı amellerinin mükâfatı sana verilecektir. Nitekim bir kimseye: Sen bin dirhem üzere İslâm&#8217;a girdin, denileceği vakit, o bin dirhemi kendi payına eline geçirmiş ol­mak üzere İslâm&#8217;a girdiği anlaşılır. Doğrusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.[5]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="4">
<li>Ebu Talib&#8217;in Özel Durumu:</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Denilse ki: Müslim, Hz. Abbas&#8217;tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü dedim, Ebu Talib seni korur, sana yardımcı olurdu. Bunun ona faydası oldu mu? Hz. Peygamber: &#8220;Evet&#8221; diye buyurdu. &#8220;Ben onu her tara­fını kaplayan bir şekilde ateş içerisinde buldum da onu topuklarına kadar ate­şin ulaştığı bir yere çıkardım.&#8221;[6]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buna şöyle denilir: Kâfirin işlemiş olduğu hayırlar sebebiyle azabının bir bölümünün hafifletilmesi uzak bir ihtimal değildir. Ancak bu, Ebu Talib hak­kında varid olduğu şekilde ayrıca bir şefaatte bulunulmasını da gerektirmek­tedir. Kur&#8217;an-ı Kerim: &#8220;Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez&#8221; (el-Müddesir, 74/48) buyruğu ile onun dışındakilerin durumu hakkında haber ver­mektedir. Yine kâfirler hakkında: &#8220;Bizim bir şefaatçimiz yoktur ve candan, hiç­bir dostumuz da&#8221; (eş-Şuara, 26/100-101) diyecekleri de bize haber veril­mektedir. Müslim de, Ebu Said el-Hudrî&#8217;den şöyle dediğini rivayet etmekte­dir: Rasûlullah (say)&#8217;ın huzurunda amcası Ebu Talib sözkonusu edilince şöy­le buyurdu: &#8220;Kıyamet gününde belki benim şefaatimin ona bir faydası olur da bu sebepten ötürü topuklarına kadar ulaşacak bir ateşe konulur ve bundan beyni kaynar.&#8221;[7] Hz. Abbas&#8217;ın rivayet ettiği hadiste de: &#8220;&#8230; ve eğer ben olma­saydım hiç şüphesiz ateşin en aşağı basamağında olurdu&#8221; dediği de kayde­dilmektedir.[8] Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Çünkü siz, fâsıklık eden bir kavim oldunuz&#8221; kâfirler oldunuz, demektir.[9]</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>[1] Müslim, İman 365; Müsned, VI, 93.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[2] Müslim, Sifâtu&#8217;l-Münafikın 56; Müsned, III, 123, 283.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/258-259.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[4] Buhârî, Zekât .24, Buyu&#8217; 100, Itk 12, Edeb 16; Müslim, İman 194, 195; Müsned, III, 402.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[5] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/259-260.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[276] Müslim, İman 358.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[7] Buharî, Menakıbu&#8217;l-Ensâr 40; Müslim, îman 360; Müsned, III, 50, 55.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[8] Buhari, Menakbu&#8217;l-Ensâr 40T Edeb 115; Müslim, İman 357; Müsned, I, 206, 210.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[9] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/260.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kafirlerin-dunya-hayatindaki-iyiliklerinin-ahirette-karsiligi-yoktur-2/">Kâfirlerin Dünya Hayatındaki İyiliklerinin Ahirette Karşılığı Yoktur</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kafirlerin-dunya-hayatindaki-iyiliklerinin-ahirette-karsiligi-yoktur-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rızık ve Rızkı Elde Etmenin Sebepleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/rizik-ve-rizki-elde-etmenin-sebepleri-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/rizik-ve-rizki-elde-etmenin-sebepleri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 14:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık ve Rızkı Elde Etmenin Sebepleri:]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8241</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bu âyet-i kerimede kalbin rızık hususunda sebeplere taalluk etmesinin ca­iz olduğuna ve bunun tevekküle aykırı olmadığına delil vardır. Her ne ka­dar rızık takdir edilmiş ve Allah&#8217;ın emir ve paylaştırması yerini bulacak ise de, Allah rızkı hikmete mebni sebeplere bağlı kılmıştır. Böylelikle yüce Al­lah sebeplere taalluk eden kalpler ile rabblerin Rabbine tevekkül eden kalpleri birbirinden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rizik-ve-rizki-elde-etmenin-sebepleri-2/">Rızık ve Rızkı Elde Etmenin Sebepleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bu âyet-i kerimede kalbin rızık hususunda sebeplere taalluk etmesinin ca­iz olduğuna ve bunun tevekküle aykırı olmadığına delil vardır. Her ne ka­dar rızık takdir edilmiş ve Allah&#8217;ın emir ve paylaştırması yerini bulacak ise de, Allah rızkı hikmete mebni sebeplere bağlı kılmıştır. Böylelikle yüce Al­lah sebeplere taalluk eden kalpler ile rabblerin Rabbine tevekkül eden kalpleri birbirinden ayırt etsin. Sebebin, tevekküle aykırı düşmediğine dair açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer siz Allah&#8217;a hakkı ile tevekkül edecek olsaydınız, tıpkı sa­bahleyin kursağı boş ve aç gidip de akşamleyin kursağını doldurmuş halde dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sîzi de rızıklandırırdı.&#8221; Bu hadisi Buhârî ri­vayet etmiştir.[1]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamber bu hadisi ile rızık talebi hususunda sabah gidip öğleden sonra çıkışın gerçek tevekküle aykırı düşmediğini haber vermektedir. İbnü&#8217;l-Arabi der ki: Fakat sufi şeyhler derler ki: Kişi ancak itaatler hususunda sa­bah ve akşam yola koyulur. İşte asıl rızkın gelmesini sağlayan sebep budur. Derler ki: Buna delil şu iki husustur: Birincisi, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Sere aile hal­kına namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemeyiz, sana rızkı Biz veririz&#8221; (Tâ-Hâ, 20/132) buyruğudur. İkincisi de, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Güzel söz O&#8217;na yükselir, onu da salih amel yükseltir&#8221; (Fatır, 35/10) buyru­ğudur. Yüce Allah&#8217;ın rızkını, mahalli olan semadan inmesini sağlayan ancak yukarı doğru yükselen şeydir. Bu da hoş zikir ve salih ameldir. Yoksa, yer­yüzünde çalışıp çabalamak değildir. Çünkü yeryüzünde rızık diye birşey yoktur. Sahih olan ise, buyrukların zahirini kavrayan fukahâya göre sünnetin sağ­lamca ortaya koyduğu husustur. O da dünyevî sebepler gereğince ekip biçmek, pazarlarda ticaret yapmak, malların bakımı, geliştirilmesi, mahsul elde etmeyi sağlayan şekliyle ziraatle uğraşmak gibi yollardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Asbab-ı kiram da Peygamber (sav) aralarında bulunduğu halde bu şekil­de hareket ederdi. Ebu&#8217;l-Hasen b. Battal der kî: Şanı yüce Allah kullarına ka­zandıkları şeylerin hoş ve temiz olanlarından infak etmelerini bir çok âyet-i kerime ile emretmiştir. Ve şöyle buyurmuştur: &#8220;Kim mecbur kalırsa, saldır­mamak ve haddi aşmamak şartıyla (yerse) onun üzerine günah yoktur&#8221;, (el-Bakara, 2/173) Bu buyruğuyla darda kalan bir kimseye kazanmakla ve ken­disi ile gıdalanmakla emretmiş olduğu helal gıdayı bulamaması halinde, haram olan gıdayı ona helal kılmakta, semadan üzerine yiyecek birşeylerin inmesini beklemesini emretmektedir. Eğer gıdasını sağlayacağı şeyleri ara­mak hususunda çalışıp çabalamayı terkedecek olursa, hiç şüphesiz kendisi­nin katili olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rasûlullah (sav) da yiyecek birşey bulamadığından dolayı açlıktan kıvranır, bununla birlikte üzerine gökten yiyecek birşey inmezdi. O, kendi aile hal­kı için bir yıllık yiyeceklerini alıkoyardi. Allah fetihleri müesser kılıncaya ka­dar bu böyle devam etti. Enes b. Malik&#8217;in rivayetine göre, bir adam Peygam­ber (sav)&#8217;ın yanına deve ile gelerek, Ey Allah&#8217;ın Rasûlü diye sordu. Onu bağ­layıp mı tevekkül edeyim, yoksa serbest bırakıp mı tevekkül edeyim? Hz. Pey­gamber ona: &#8220;Onu bağla ve öylece tevekkül et&#8221; diye cevap vermiştir.[2]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Denildi ki: Sufle ehli mescidde oturup, ziraatle uğraşmayan, ticaret de yap­mayan, kazançları olmayan, mallan bulunmayan fakir kimseler oldukların­dan dolayı bu görüşü savunanların Suffe ehlini kendilerine delil gösterecek­leri bir tarafları yoktur. Çünkü Suffe ehli, beldelerin kendilerine dar gelmesi esnasında İslâm&#8217;ın misafirleri idiler. Bununla birlikte gündüzün odun toplar, Rasûlullah (sav)&#8217;ın evine su taşır, geceleyin Kur&#8217;an okur ve namaz da kılarlardı. Buhârî ve başkaları onları bu şekilde anlatmaktadır.[3] Dolayısıyla onlar, rızkın sebeplerine yapışan kimselerdi. Hz. Peygamber&#8217;e bir hediye gel­di mi, onlarla beraber yerdi. Eğer gelen bir sadaka ise, kendisi ona el sür­mez, onlara verirdi. Fetihler çoğalıp İslâm yayılınca da -Ebu Hureyre ve baş­kaları gibi- Suffe&#8217;nin dışına çıktılar, emirlik, kumandanlık yaptılar. Yerlerin­de oturmadılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer taraftan kendileri vasıtasıyla rızkın talep edildiği sebepler (yollar) akı türlüdür denilmiştir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1- Bunların en üstünü, Peygamberimiz Muhammed (sav)&#8217;ın kazanç şeklidir. O şöyle buyurmuştur: &#8220;Benim rızkım mızrağımın gölgesi altına yerleş­tirildi, Zillet ve küçülmüşlük de emrime muhalefet olana yazıldı.&#8221; Bu hadi­si Tirmİzî rivayet etmiş ve sahih olduğunu ifade etmiştir.[4] Yüce Allah, böy­lelikle Peygamberinin rızkını -faziletli olması dolayısıyla- kendi kazancına bağ­lı kılmış ve özel olarak ona kazanç türlerinin en faziletlisini ihsan etmiştir ki, bu da düşmana galip gelmek ve onu yenik düşürmek suretiyle rızkı almak şeklidir. Çünkü bu yol, en şerefli bir yoldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2- Kişinin kendi el emeğinden yemesi: Hz. Peygamber şöyle buyurmuş­tur: &#8220;Kişinin yediği en hoş şey, elinin emeğinden (yediği) dir. Ve şüphesiz Al­lah&#8217;ın Peygamberi Dâvud kendi el emeğinden yerdi.&#8221; Bu hadisi de Buhârî ri­vayet etmiştir.[5] Kur&#8217;an-ı Kerimde de (Hz, Dâvud hakkında) şöyle buyurul-maktadır:  &#8220;Biz ona sizin için giyecek (zırh) yapmak sanatını öğrettik.&#8221; (el-Enbiya, 21/80) Hz. İsa&#8217;nın da annesinin eğirdiği yünün gelirinden yediği ri­vayet edilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3- Ticaret. Bu da ashab-i kiramın çoğunun yaptığı işti. Özellikle de Mu­hacirlerin (Allah hepsinden razı olsun). Kur&#8217;an-ı Kerim ticaretin önemine bir­den çok yerde delâlet etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4- Ziraat ve ağaç dikmek. Biz buna dair açıklamalarımızı el-Bakara Sûre­si&#8217;nde (2/205. âyetin tefsirinde) açıklamış bulunuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5- Kur&#8217;an okutmak, Kur&#8217;an öğretmek ve Kur&#8217;an İle tedavi (rukye) buna da­ir açıklamalar da Fatiha Sûresi&#8217;nde (Fazileti ve İsimleri bölümü, 4. başlıkta.) geçmiş bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6- Muhtaç düşmesi halinde ödemek suretiyle borç almak. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: &#8220;Kim ödemek isteğiyle başkalarından mal alırsa Allah ona ödetir. Kim de o malı telef etmek niyetiyle alırsa, Allah da onu telef eder.&#8221; Bu hadisi Buhârî, Ebu Hureyre (r.a)&#8217;dan rivayet [6]etmektedir.[7]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] Buhârî&#8217;de tesbit edemedik. Tirmizi, Zühd 33; İbn Mâce, Zühd U; Müsned, I, 30, 52.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[2] Tirmizi, Sıfatu&#8217;l-Kıyâme 60.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[3] Buhârî, Mevâkît 41.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[114] Buhârî, Cîhad 88; Müsned, II, 50, 92. Tirmizî&#8217;de tesbit edemedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[5] Buharî, Buyû&#8217; 15. Sadece elinin emeğinden yediğini belirten bölümü: Enbiyâ 37; Müsned, II, 314.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[6] Buhari, Zekât 18, İstikraz 2; İbn Mâce, Sadakat 11; Müsned, II. 361, 417.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[7] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/180-183</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rizik-ve-rizki-elde-etmenin-sebepleri-2/">Rızık ve Rızkı Elde Etmenin Sebepleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/rizik-ve-rizki-elde-etmenin-sebepleri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Müşrikleri Öldürün&#8221; Emrinin Mahiyeti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/musrikleri-oldurun-emrinin-mahiyeti-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/musrikleri-oldurun-emrinin-mahiyeti-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 14:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek Tevbe Ne İle Anlaşılır]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikleri Öldürün" Emrinin Mahiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Müşriklerin Bulundukları Yerde Öldürülmelerinden İstisnalar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşriklerin Geçit Yerlerini Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Müşriklerle Savaşmanın Hedefi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8238</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Artık o müşrikleri&#8230; öldürün&#8221; buyruğu, bütün müşrikler hakkında umumi olmakla birlikte sünnet, bunlar arasından daha önce el-Bakara Sûresi&#8217;nde (2/190. âyet 1. başlıkta) açıklaması geçtiği üzere kadın, ra­hip, çocuk ve benzeri kimseleri tahsis etmiş (bu genel hükmün dışında bı-rakmıştır. Nitekim yüce Allah kitap ehli hakkında da: &#8220;Cizye verinceye ka­dar&#8230;&#8221; (et-Tevbe, 9/29) diye buyurmaktadır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/musrikleri-oldurun-emrinin-mahiyeti-2/">“Müşrikleri Öldürün” Emrinin Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir-117.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8239" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir-117.jpg" alt="&quot;Müşrikleri Öldürün&quot; Emrinin Mahiyeti" width="393" height="276" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Artık o müşrikleri&#8230; öldürün&#8221; buyruğu, bütün müşrikler hakkında umumi olmakla birlikte sünnet, bunlar arasından daha önce el-Bakara Sûresi&#8217;nde (2/190. âyet 1. başlıkta) açıklaması geçtiği üzere kadın, ra­hip, çocuk ve benzeri kimseleri tahsis etmiş (bu genel hükmün dışında bı-rakmıştır. Nitekim yüce Allah kitap ehli hakkında da: &#8220;Cizye verinceye ka­dar&#8230;&#8221; (et-Tevbe, 9/29) diye buyurmaktadır. Ancak &#8220;müşrikler&#8221; lafzının ki­tap ehlini kapsamına almaması da mümkündür. Bu da cizyenin puta tapan­lardan ve diğerlerinden -ileride açıklanacağı üzere- alınmamasını gerektirir. Şunu bilmeli ki, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Müşrikleri öldürün&#8221; buyruğundaki mutlak ifade, herhangi surette olursa olsun onları öldürmenin caiz olmasını gerek­tirmektedir. Ancak, Hz. Peygamberden müsleyi yasaklayan haberler varid ol­muştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bununla birlikte Ebu Bekr es-Sıddik (r.a)&#8217;ın irtidad edenleri ateşle yakma­sı, taşla öldürmesi, dağların tepelerinden atması, başaşağı kuyulara atması şek­lindeki öldürmelerine de âyetin umumi ifadesini kendisine delil almış olabilir. Aynı şekilde Ali (r.a)&#8217;ın, irtidat eden birtakım kimseleri yakarak öldür­mesini de bu görüşe meyletmesi ve lafzın genel oluşuna dayanarak bunu yap­mış olması ihtimali de vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.[1]</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>Müşriklerin Bulundukları Yerde Öldürülmelerinden İstisnalar:</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;O müşrikleri nerede bulursanız&#8230;&#8221; buyruğu, her yer hakkında umumi­dir. Ebu Hanife -Allah ondan razı olsun- ise, dalıa önce el-Bakara Sûresi&#8217;nde (2/191-192. âyetler, 3. başlıkta) geçtiği üzere Mescid-i Haramı istisna etmiştir, Bununla birlikte (hükmün mensuh olup olmadığı hususunda) ilim adam­ları arasında görüş ayrılığı vardır. el-Hüseyn b. el-Fadl der ki: Bu âyet-İ ke­rime, Kur&#8217;an-ı Kerimde yüzçevirmekten ve düşmanların eziyetlerine sabre­dip katlanmaktan söz eden bütün âyetleri nesli etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ed-Dalıhâk, es-Süddî ve Ata da şöyle demektedir: Bu âyet-i kerime yüce Allah&#8217;ın; &#8220;Bundan sonra ister karşılıksız serbest bırakın, ister fidye alın&#8221; (Muhammed, 47/4) buyruğu ile nesli edilmiştir ve hiçbir esir eli kolu bağlı öldürülmez demişlerdir. Esir ya karşılıksız serbest bırakılır, yahut fidye karşılığın­da bırakılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mücahid ve Katade ise derler ki; Bilakis bu âyet-i kerime yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Bundan sonra ister karşılıksız serbest bırakın, ister fidye alın&#8221; (Muhammed, 47/4) buyruğunu neshetmekte ve müşrik olan esirler hakkında öldürülmelerinden başka bir uygulama caiz bulunmamakladır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>îbn Zeyd her iki âyet de muhkemdir demektedir ki, doğru olan da budur. Çünkü, karşılıksız serbest bırakmak, öldürmek ve fidye almak, müşriklerle yaptığı İlk savaş olan -önceden de geçtiği üzere- Bedir gününden itibaren uy­guladığı hükümler olagelmiştir. Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Onları yakalayın&#8221; buyruğu da buna delildir. Yakalamak ise esir almaktır. Esir almak da, imamın uygun göreceği tercihe göre ya öldürmek için, yahut fidye almak için veya karşı­lıksız bırakmak için olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Onları alıkoyun&#8221; buyruğu ise, sizin topraklarınızda tasarrufta bulunma­larını ve yanlarınıza girmelerini engelleyin; ancak, siz onlara izin verirseniz eman ile yanınıza girebilirler, demektir.[2]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="4">
<li><strong>Müşriklerin Geçit Yerlerini Tutmak</strong>:</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;&#8230;onların bütün geçit yerlerini tutun&#8221; buyruğunda geçen ve &#8220;geçit yeri&#8221; diye meali verilen; kelimesi, kendisinde düşmanın gözetlendi­ği yer, demektir. &#8220;Filanı gözetledim, gözetlemekteyim,&#8221; denilir. Buyruk, onların gözetlenebilecekleri ve gafil yakalanabilecekleri yer­lerde onlar için oturun (pusu kurun) demektir. Âmir b. et-Tufeyl der ki:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ben kesin olarak biliyorum ve hiç de unuttuğumu sanmayın: Genç delikanlıyı ölümün gözetleyip durduğunu,&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şair Adiy de şöyle demektedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ey Âzile, (hanımının adı) şüphesiz ki bilgisizlik genç olanın zevkin (e düşkünlüğün) den ötürüdür Ve hiç şüphesiz nefisler için ölümler gözetlemededir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu buyrukta davette bulunmadan önce müşrikleri gatîl avlamanın caiz ol­duğuna delil vardır, &#8220;: Bütün&#8221; kelimesi zarf olarak nasbedilmiştir. ez-Zec-câc&#8217;ın tercihi de budur. Mesela; &#8220;Bir yolda gittim denildiği&#8221; gibi, &#8220;Her yolda gittim&#8221; denilir (ve &#8220;bütün, her&#8221; anlamındaki ke­lime nasbedilir). Yahut da bu kelime cer eden kelimenin düşürülmesinden ötürü de mansub gelmiş olabilir, İfadenin takdiri şöyle olur: &#8220;Bütün geçit yerlerinde, üzerinde gözetlemede bulunun&#8221; demek olur. Böylelikle &#8220;: Geçit yerleri&#8221; kelimesi geçtikleri yolun adı kabul edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu Ali ise, ez-Zeccâc&#8217;ı , &#8220;yol&#8221; kelimesini zarf kabul etmekte hatalı bulur ve şöyle den Yol, ev ve mescid gibi özel bir yerin adıdır. Dolayısı ile semaî olarak hazfın varid olduğu haller müstesna, bundan cer harfinin hazfedilme-si caiz olamaz. Nitekim Sibeveyh &#8220;Şam&#8217;a girdim, eve girdim&#8221; şeklindeki kullanışları nakletmektedir. Şu mısra da buna benze­mektedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Tilkinin yolda sallanarak koşması gibi&#8230;&#8221;[3]</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="5">
<li><strong>Müşriklerle Savaşmanın Hedefi:</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Eğer tevbe edip&#8221; yani, şirkten vazgeçip &#8220;namaz kılar ve zekât verirler­se, yollarını serbest bırakın&#8221; âyet-i kerimesi üzerinde dikkatle durup dü­şünmek gerekir. Çünkü yüce Allah önce öldürülme sebeplerini şirke bağlamakta, daha sonra da: &#8220;Eğer tevbe edip&#8230;&#8221; diye buyurmaktadır. Asıl kaide de şudur: Öldürme, eğer şirk dolayısıyla sözkonusu ise, şirkin zevali ile bu emir de zail olur. Bu da namazın kılınmasını, zekâtın verilmesini gözönün-de bulundurmaksızın mücerred tevbe etmekle öldürme emrinin ortadan kalkmasını gerektirir. İşte bundan dolayı, namaz vaktinden ve zekât verme zamanından önce mücerred tevbe etmek dolayısıyla öldürme hükmü de or­tadan kalkmıştır. Bu ise, bu yönüyle gayet açıkça anlaşılan bir konudur. Şu kadar var ki: Şanı yüce Allah, tevbe etmekle birlikte iki şart daha sözkonu-su etmiştir ki, bunları boşa çıkarmanın imkânı yoktur. Hz. Peygamberin şu buyruğu da buna benzemektedir; &#8220;Ben insanlarla lâ ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya ve zekât verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Onlar bunu yapacak olurlarsa, benden kanlarını da mallarını da korumuş olurlar. Onun hakkı ile olması hali müstesna hesapları ise Allah&#8217;a aittir.&#8221;[4]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu Bekr es-Sıddik (r.a) da şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah&#8217;a yemin ederim, na­maz ile zekât arasında ayırım gözetenlerle mutlaka savaşacağım. Çünkü ze­kât mahn hakkıdır.&#8221; İbn Abbas da: Allah Ebu Bekir&#8217;e rahmet eylesin. O, ne kadar da fakih bir kimse idi demiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbnü&#8217;l&#8217;Arabî der ki: Böylelikle Kur&#8217;an ve Sünnet aynı gerçekleri dile ge­tirmiş olmaktadır. Namazı ve sair farzları helal kabul ederek terkedenin kâfir olduğu hususunda müslümanlar arasında görüş ayrılığı yoktur. Sünnetle­ri önemsemeyerek terkeden de fasık olur. Nafileleri terkeden için ise bir ve­bal yoktur. Ancak, nafilenin faziletini inkâr ederse kâfir olur. Çünkü o, bu tu­tumu ile Rasûlullah (sav)&#8217;m getirip haber verdiği bir hususu reddetmiş olmak­tadır. Ancak farz olduğunu inkâr etmeksizin ve terkini de helal kabul etmek­sizin namazı terkeden kimsenin hükmü hususunda ilim adamlarının farklı gö­rüşleri vardır. Yunus b. Abdulalâ dedi ki: Ben, İbn Vehb&#8217;i şöyle derken din­ledim: Malik dedi ki: Allah&#8217;a iman edip, rasûlleri tasdik eden, fakat namaz kıl­mayı kabul etmeyen kimse öldürülür. Ebu Sevr de; Şafiî mezhebinin bütün alimleri bu görüştedir, der. Hammad b. Zeyd, Mekhul ve Veki&#8217;in görüşü de budur. Ebu Hanife der ki: Böyle bir kimse hapse atılır, dövülür ama öldürül­mez. Bu, İbn Şihab&#8217;ın da görüşüdür. Davud b. Ali de bu görüştedir. Bunla­rın delilleri arasında Hz. Peygamberin şu buyruğu da vardır: &#8220;Ben insanlar­la la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu diyecek olurlarsa, -onun hakkı İle olması müstesna- benden kanlarını ve mallannı korumuş olurlar.&#8221;[5]</p>
<p>Bu görüşü kabul edenler derler ki: Onun hakkı ise, Hz. Peygamberin bir başka hadisinde şöylece dile getirilmiştir: &#8220;Müslüman bir kim­senin kanı ancak üç şeyden birisiyle helal olur: İmandan sonra kâfir olmak, yahut muhsan olduktan sonra zina etmek, ya da bir başka nefse karşılık ol­maksızın birisini öldürmek.&#8221;[6]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ashab-ı kiram ve tabiinden bir topluluğun görüşüne göre kasti olarak ve özrü bulunmaksızın vakti çıkıncaya kadar tek bir namazı terkeden ve onu eda etmeyi de kaza etmeyi de kabul etmeyip namaz kılmam, diyen bir kimsenin kâfir olduğu, kanının da malının da helal olduğu, müslüman mirasçılarının ondan miras alamayacağı ve tevbe etmesinin de istenmeyeceği görüşünde­dirler. Eğer (kendiliğinden) tevbe ederse mesele yok. Aksi takdirde öldürü­lür. Ve malının hükmü de mürtedin malı ile aynıdır. Bu, aynı zamanda İshak&#8217;ın da görüşüdür. İshak der ki: İşte Peygamber (sav)&#8217;dan şu günümüze kadar ilim ehlinin görüşü böyledir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Huveyzimendad der ki: Bizim mezhep alimlerimiz, namazı terkeden kişinin ne vakit öldürüleceği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Kimisi, na­mazın kılınması için uygun görülen vaktinin sonunda öldürülür derken, ki­misi de zaruret vaktinin sonuna kadar bırakılır demişlerdir. Bu konuda sahih olan görüş budur. Bu zaruret vakti de şöyledir: İkindi namazı vaktinden gü­neşin batacağı zamana kadar dört rekat kılabilecek bir süre, yatsı namazının çıkış vakti olan gecenin bitimine dört rekat kala, sabah namazı vaktinin bi­timi olan güneşin doğuşundan önce iki rekat kılacak kadar bir zamandır. İs­hak der ki: Vaktin gitmesinden maksat ise, öğle namazını güneşin batışına, ak­şam namazını da tan yerinin ağarması vaktine kadar ertelemesi demektir.[7]</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="6">
<li>Gerçek Tevbe Ne İle Anlaşılır:</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu âyet-i kerime &#8220;tevbe ettim&#8221; diyen kimsenin, fiilleri arasına tevbenin muhakkak olduğunu ortaya koyan hususlar da eklenmedikçe, bu sözüyle yetinilmeyeceğine delildir. Çünkü yüce Allah burada tevbe etmekle birlikte namaz kılmayı ve zekât vermeyi de şart koşmaktadır ki, bunların yerine geti­rilmesiyle tevbenin gerçekten yapıldığı ortaya çıksın. Faizi yasaklayan âyet-i kerimede de: &#8220;Şayet tevbe ederseniz ana mallarınız sizindir&#8221; (el-Bakara, 2/279) diye buyurmaktadır. Bir başka yerde de: &#8216;Tevbe edenler, ıslah eden­ler ve açıklayanlar müstesna&#8230;&#8221; (el-Bakara, 2/l60) diye buyurmaktadır, el-Bakara Sûresi&#8217;nde bu anlamdaki açıklamalar (2/160. ayetin tefsirinde) geç­miş bulunmaktadır.[8]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/131-132.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[2] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/132.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/132-133.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[4] Buhâri, iman 17, Salat 28, Zekât 1, İ&#8217;tisâan 2, 28; Müslim, İman 32-36; Ebû Dâvud, Cihâd 95; Tirmizî, Tefsir 88. sûre; Nesaî, Zekât 3; İbn Mace, Fiten 1; Darimi, Siyer 10; Müs-ned, IV, 8.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[5] Buhâri, iman 17, İ&#8217;tisâm 28; Müslim, îman 34-36; Tirmizî, îman 1, Tefsir 88. sûre; Ne-sai, Cihâd 1, Tahrîmu&#8217;d-Dem 1; tbn Mâce, Fiten 1&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[6] Buhûri, Diyat 6; Müslim, Kasâme 25, 26; Ebu Dâvûd, Hudûd 1; Tirmizi, Hudûd 1.5, Diyât 10; Nesaî, Kasâme 6,14, Tahrîmu&#8217;d-Dem 5, 11, 14; İbn Mace, Hudûd 1; Dârimi, Sîyer U; Müsned, 1, 61, 63&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[7]İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/133-135.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[8] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/135.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/musrikleri-oldurun-emrinin-mahiyeti-2/">“Müşrikleri Öldürün” Emrinin Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/musrikleri-oldurun-emrinin-mahiyeti-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enfal Suresi / 24 ve 25.Ayet Tefsirleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/enfal-suresi-24-ve-25-ayet-tefsirleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/enfal-suresi-24-ve-25-ayet-tefsirleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 13:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[-Mûnkerin İşlenmesi Dolayısıyla Azap Kimlere İsabet Eder:]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Enfal Suresi / 24 ve 25.Ayet Tefsirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülüklere Karşı Tepki Göstermemenin Cezası:]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Allah'ın Kalpler Üzerindeki Tasarrufu:]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüce Allah&#8217;ın Kalpler Üzerindeki Tasarrufu: Allah gerçekten kişi ile onun kalbi arasını gerer ve siz, kesinlikle O&#8217;nun huzurunda toplanacaksınız!(Enfal,24) Yüce Allah&#8217;ın; &#8220;Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer&#8230;&#8221; buyruğu ile ilgili olarak şöyle denilmiştir. Yüce Allah&#8217;ın bu nassı, O&#8217;nun, kulları hakkında küfrü ve imanı hükmetmiş olmakla birlikte, kâfir kişi ile kendisine yeri­ne getirmesini emretmiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enfal-suresi-24-ve-25-ayet-tefsirleri/">Enfal Suresi / 24 ve 25.Ayet Tefsirleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_492410.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8236" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_492410.jpg" alt="Enfal Suresi / 24 ve 25.Ayet Tefsirleri" width="439" height="244" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_492410.jpg 677w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_492410-600x333.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/6_492410-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 439px) 100vw, 439px" /></a></p>
<p><strong>Yüce Allah&#8217;ın Kalpler Üzerindeki Tasarrufu:</strong></p>
<p><em>Allah gerçekten kişi ile onun kalbi arasını gerer ve siz, kesinlikle O&#8217;nun huzurunda toplanacaksınız!(Enfal,24)</em></p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın; &#8220;Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer&#8230;&#8221; buyruğu ile ilgili olarak şöyle denilmiştir. Yüce Allah&#8217;ın bu nassı, O&#8217;nun, kulları hakkında küfrü ve imanı hükmetmiş olmakla birlikte, kâfir kişi ile kendisine yeri­ne getirmesini emretmiş olduğu iman arasına girip, bunun sonucunda kâfi­re iman etme kudretini vermediği takdirde o imanı kazanamayacağını, ak­sine, onun zıddı olan küfre güç ve kudret verdiğini ortaya koymaktadır. Ay­nı şekilde mü&#8217;min için de böyledir, onun ile küfür arasına engel olmaktadır. Bu nass ile şanı yüce Allah&#8217;ın, hayrı ve şerri, kulun bütün amelini yaratan ol­duğu açıkça ortaya çıkmaktadır. İşte Hz. Peygamberin: &#8220;Kalpleri evirip çe­viren hakkı için hayır&#8230;&#8221;[1]  buyruğunun anlamı budur.</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın bu fii­li, saptırdığı ve yardımından mahrum bıraktığı kimse hakkında adaletinin bir tecellisidir. Zira Allah, onlardan kendilerine vermekle yükümlü olduğu bir hakkı engellemiş olmuyor ki, O&#8217;nun adalet sıfatı zail olsun. O, kendilerine lütuf olarak vermek imkânına sahip olduğu birşeyi vermemiştir. Yoksa, ken­disinin onlara vermesi gereken haklarını esirgemiş değildir.</p>
<p>es-Süddî der ki: Kişi ile kalbi arasına girer ve böylelikle kişi O&#8217;nun izni olmaksızın iman edemez. Yine O&#8217;nun izni, yani meşîeti olmaksızın küfre sapamaz. Kalp, düşüncenin mahallidir. Buna dair açıklamalar, daha önce el Bakara Sûresi&#8217;nde (2/7. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Kalp Allah&#8217;ın elindedir. O, ne zaman dilerse  kalbi akletmesin diye kul ile kalbi arasına vereceği bir hastalık, yahut bir afet sebebiyle girer. Bunun da anlamı şudur: O halde, aklınızın zail olması ile buna imkân bulamayacak hale gelmeden önce Allah&#8217;ın ve Peygamberinin çağrısına uymakta elinizi çabuk tutunuz.</p>
<p>Mücahid de şöyle demektedir: Yani, Allah, kişi İle onun kalbi arasına yap­tığını bilemeyecek hale gelene kadar girer. Nitekim Kur&#8217;an-ı Kerimde de şöy­le buyurulmaktadtr: &#8220;Muhakkakki bunda, kalbi olan&#8230; kimse için elbette bir öğüt vardır.&#8221; (Kaf, 50/37) Burada kalpten kasıt akıldır.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Allah, kişi ile kalbi arasına ölüm ile girer ve bu du­rumda artık geçmiş olanlarını telafi etme imkânı kalmaz. Bir diğer açıklama da şöyledir: Müslümanlar, Bedir günü düşmanların çokluğundan korkuya ka­pıldı. Şanı yüce Allah, kişi ile kalbi arasına girdiğini ve bunu da onların kor­kularını güvenliğe değiştirmek suretiyle buna karşılık düşmanlarının gü­venlik duygusunu da korkuya dönüştürmek suretiyle gerçekleştirdiğini on­lara bildirdi.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır. Yani, yüce Allah işleri bir halden bir başka hale evi­rip çevirir. Bu da kapsamlı bir açıklamadır.</p>
<p>Taberînin tercih ettiği açıklama şekli bunun, şanı yüce Allah&#8217;ın, kulların kalplerine kendisinin onlardan daha çok hâkim olduğunu ve dilediği takdir­de kendileri ile kalpleri arasına girerek, yüce Allah&#8217;ın dilemesi müstesna insanın hiçbir şey idrâk etmesine imkân vermeyeceğini haber vermektedir.</p>
<p>&#8220;Ve muhakkak O&#8217;nun huzurunda toplanacaksınız&#8221; buyruğu, önceki buyruğa atfedilmiştir. el-Ferrâ der ki: Eğer bu buyruk, istinaf (bir cümle ba­şı) olarak okunursa; Ve muhakkak&#8230;&#8221; buyruğundaki hemzenin esreli okunması gerekecektir. Ancak üstün okunuşu da doğrudur.[2]</p>
<p><strong><em>25.Bir de İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayan bir fitneden sakının. Hem bilin ki Allah, şüphesiz azabı çetin olandır.</em></strong></p>
<p>Bu buyruğa dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:[3]</p>
<p><strong>1-Kötülüklere Karşı Tepki Göstermemenin Cezası:</strong></p>
<p>îbn Abbas der ki: Yüce Allah mü&#8217;minlere, aralarında münkerin yayılma­sını kabul etmemelerini emretmekte, aksi takdirde azabın onların tamamını kuşatacağını bildirmektedir. ez-Zübeyr İbnü&#8217;l-Avvâm da bu buyruğu böyle­ce te&#8217;vil etmiştir. Çünkü o, Cemel olayı günü otuz altı yılında cereyan etmiş­ti- şöyle demişti: Ben, bu âyet-i kerime ile bizlerin kastedilmiş olduğunu an­cak bugün öğrenmiş oldum. Ve ben, bu âyet-i kerimenin yalnızca o dönem­de muhatap alman kimseler hakkında olduğunu zannediyordum. Hasan-ı Basrî, es-Süddî ve başkaları da âyeti böylece te&#8217;vil etmişlerdir. es-Süddî der ki: Bu âyet-i kerime özel olarak Bedir&#8217;e katılanlar hakkında nazil olmuştur. Ce­mel vakası günü fitne onlara isabet etti ve birbirleriyle çarpıştılar.</p>
<p>İbn Abbas (r.a) da der ki: Bu âyet-i kerime Rasûlullah (sav)&#8217;ın ashabı hak­kında nazil olmuştur. İbn Abbas devamla der ki: Yüce Allah mü&#8217;minlere ken­di aralarında münkerin yaşamasını kabul etmemelerini emretmektedir. O tak­dirde Allah onların hepsini kuşatacak bir azap gönderir.</p>
<p>Huzeyfe b. el-Yeman&#8217;dan da şöyle dediği nakledilmektedir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: &#8220;Ashabımdan bir gurup arasında fitne başgösterecektir. Al­lah, bana olan sohbetleri sayesinde bunu kendilerine bağışlayacaktır. Fakat onlardan sonra bu hususta bazı kimseler onların izinden gideceklerdir, Al­lah ise bu sebepten dolayı onları ateşe koyacaktır.&#8221;[4]</p>
<p>Derim ki: Sahili hadislerin desteklemiş olduğu teviller işte bunlardır. Müslim&#8217;in Sahihinde Zeynep bint Cahş dan gelen rivayete göre Rasûlullah (sav)&#8217;a şöyle sormuş: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, salih kimseler aramızda bulundu­ğu halde helak edilir miyiz? Hz. Peygamber: &#8220;Evet, kötülük yaygınlaşacak olur­sa&#8221; diye cevap vermişti.[5]</p>
<p>Tirmîzinin Sahih (Sünen&#8217;inde de &#8220;İnsanlar, zalimi görüp de elini (zulüm­den) alıkoymayacak olurlarsa, aradan fazla zaman geçmeden, Allah onların hepsini kendi nezdinden göndereceği bir azaba duçar eder.&#8221;[6]  Bu hadis-i şe­rifler daha önceden geçmiş idi.</p>
<p>Buhârî&#8217;nin Sahih&#8217;i ile Tirmizî&#8217;de en-Nu&#8217;man b. Beşir&#8217;den gelen rivayete gö­re Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah&#8217;ın hududu üzerinde duran (onları aşmayan) ile onların içine düşen (aşan)ın misali, bîr gemi içinde (yerlerini) kur&#8217;a ile paylaşan bir topluluğun misaline benzer. Onlardan kimisine ge­minin üst tarafı, kimisine de alt tarafı düşer. Geminin alt tarafında kalanlar, su almak istediklerinde üstlerinde bulunanların yanından geçtikleri için araların­da şöyle derler: Eğer biz, kendi payımıza düşen bölümde bir delik açıp da yu­karımızda duranlara eziyet vermesek (daha uygun olmaz mı)? Şayet (üstteki­ler), onları istekleriyle başbaşa bırakacak olurlarsa hep birlikte helak olurlar. Eğer onlara engel olurlarsa, onlar da berikiler de hep beraber kurtulurlar.[7]</p>
<p>Bu hadis-i şeriften de belli kimsenin günahları sebebiyle herkesin azaba duçar edileceği anlaşılmaktadır. Yine bu hadis-i şeriften, emr bil maruf, nehy anil münkerin terkedilmesi dolayısıyla cezaya hak kazanılacağı da anlaşılmaktadır.</p>
<p>İlim adamlarımız derler ki: Fitne eğer yaygın bir etki gösterecek olursa her­kes helak olur. Bu ise masiyetlerin açıkça ortaya çıkması, münkerin yayılması ve bunların değiştirilmemesi halinde sözkonusu olur. Eğer, münker değiş­tirilmeyecek olursa, bu münkere kalpleriyle karşı çıkan mü&#8217;minlerin, o beldeden uzaklaşmaları ve oradan kaçmaları îcabeder. İşte, bizden önceki üm­metler hakkında da hüküm böyle idi. Nitekim, Cumartesi yasağını çiğneyen­ler ile ilgili kıssada da onlar, isyankârları terkedip onlardan ayrılmış ve; biz sizinle aynı yerde oturup kalkmayız, demişlerdi.</p>
<p>Selef -Allah onlardan razı olsun- de bu görüşü ifade etmişlerdir. İbn Ve-hb, Malik&#8217;den şöyle dediğini rivayet eder: Münker&#8217;in açıkça işlendiği yerden hicret edilir ve orada kalınmaz. O, bu görüşüne açıktan açığa faiz işleyerek, altından bir maşrapanın gerçek ağırlığından daha fazla bir miktara satılışına cevaz vermesi üzerine Muaviye&#8217;nin bulunduğu bölgeden (Suriye&#8217;den) Ebu&#8217;d-Derdâ&#8217;nın çıkıp gitmesini[8]  delil göstermektedir. Bunu, Sahih de rivayet et­miştir, Buhârî de İbn Ömer&#8217;den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah  (sav) buyurdu ki: &#8220;Allah bir kavme azap indirdi mi, azap, onlar arasın­da bulunanların hepsine isabet eder, sonra da amelleri üzere diriltilirler.&#8221;[9]</p>
<p>İşte bu, umumi helakin kimisinin, mü&#8217;minler için bir arındırma ve temiz­lik, kimisinin de fasıklardan intikam için gönderildiğine delil teşkil etmek­tedir.</p>
<p>Müslim&#8217;in Abdullah b. ez-Zübeyr&#8217;den rivayetine göre, Âişe (r.anhâ) şöy­le demiştir: Rasûlullah (sav) uykuda iken bazı organları hareket etti. Ben, ey Allah&#8217;ın Rasûlü ! Uykunda daha önce yapmadığın bir şeyi yaptın dedim, şöyle buyurdu: &#8220;Hayret ettiğim şu ki, ümmetimden bîr topluluk, Kureyş&#8217;ten bu Beyt&#8217;e sığınmış bîr adamı almak için gelecekler. Nihayet el-Beydâ denilen yere vardıklarında onların hepsi yerin dibine geçirilmiş olacaklar. Bunun üzerine biz: Ey Allah&#8217;ın Rasûlü dedik. Yol dolayısıyla (çeşitli maksatlı) insan­lar bir arada bulunabilir. Şöyle buyurdu: &#8220;Evet, aralarından bu işe bilerek ge­lenler var, mecbur kaldığı için gelenler var, yolcu olanlar var. Fakat onlar, tek bir kîşi imiş gibi helak edilecekler, fakat değişik hallerde geleceklerdir. Yü­ce Allah onları niyetlerine göre diriltecektir.&#8221;[10]</p>
<p>Denilse ki: Yüce Allah: &#8220;Günah yükü taşıyan hiçbir kimse bir başkası­nın günahını yüklenmez” (elEn&#8217;âm,6/164,Fatır, 35/18); &#8220;Her bir kişi kazan­dıkları karşılığında rehin alınmıştır&#8221; (el-Müddesİr, 74/38); &#8220;Kazandığı iyilikler onun lehine, yaptığı kötülükler de aleyhinedir&#8221; (el-Bakara, 2/286) diye buyurmuştur. Bunlar ise, herhangi bir kimsenin başka bir kimsenin gü­nahından dolayı sorumlu tutulmamasıni, cezanın yalnızca günahkâr kimse ile ilgili olmasını gerektirmektedir.</p>
<p>Buna cevap şudur: İnsanlar, açıktan açığa münker İşleyecek olurlarsa, onu gören herkesin o münkeri değiştirmesi bir farzdır. Eğer buna ses çıkarmaya­cak olursa, hepsi de isyankâr olur. Birisi, o münker fiilî işlemekle, diğeri de ona razı olmakla. Yüce Allah ise, hükmü ve hikmeti gereği mûnkerin işlen­mesine rıza göstereni bizzat onu işleyen gibi değerlendirmiştir. O bakımdan, münkere razı olan da işleyenin cezasına katılmış olur. Bu açıklamayı İbnü&#8217;l-Arabi yapmıştır. Bu ise, belirttiğimiz gibi hadis-i şeriflerin muhtevâsıdır.</p>
<p>Âyet-i kerimenin anlatmak istediği de şudur; Zalime isabet etmekle kal­mayıp salih olana da olmayana da isabet eden bir fitneden korkunuz, çeki­niniz.[11]</p>
<p><strong>2-Mûnkerin İşlenmesi Dolayısıyla Azap Kimlere İsabet Eder:</strong></p>
<p>Nahiv bilginleri &#8220;Erişmekle kalmayan&#8221; buyruğundaki &#8220;nûn&#8221; har­finin gelişini farklı şekilde açıklamışlardır. El Ferrâ der ki: Burdaki ifade, se­nin birisine; &#8220;Bineğin sırtından in, seni yere düşürme­sin,&#8221; demene benzemektedir. Buna göre bu, nehiy lafzında emrin cevabıdır. Yani, eğer sen bineğin sırtından inersen, o da seni yere yıkmayacaktır. Bu­nun bir benzeri de yüce Allah&#8217;ın şu buyruğudur: &#8220;Yuvalarınıza girin&#8230; sizi ;çiğneyip ezmesin.&#8221; (en-Neml, 27/18) Yuvalarınıza girecek olursanız, o da si­zi çiğneyip ezmez, demektir. Burada &#8220;nûn&#8221; ceza anlamı dolayısıyla gelmiş­tir.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Bu &#8220;nûn&#8221;un geliş sebebi, buyruğun kasem gibi bir mana ifade edişi dolayısıyladır. Nûn ise, ancak nehiy fiili veya kasemin ce­vabı halinde gelir Ebu&#8217;l-Abbas el-Müberred de der ki: Bu buyruk emirden sonra bir nehiydir, Yani, buradaki nehiy, zalimlere yöneliktir. Bu da, siz zul­me yaklaşmayınız anlamındadır. Sibeveyh de; Seni burada ke­sinlikle görmemeliyim, ifadesinin kullanıldığını nakletmektedir. Yani Bura­da bulunma, demektir. Çünkü ben, burada kim varsa onu görürüm.</p>
<p>el-Cürcânî de der ki: Buyruk, özel olarak zalimlere isabet eden bir fitne­den (azaptan) sakının, demektir. Buna göre &#8220;Erişmekle kalmayan&#8221; buyruğu, nekireye sıfat mahallinde bir nehiydir ki, bunun da te&#8217;vili, zulme­denlere bu fitnenin isabet edeceğini haber vermek şeklindedir.</p>
<p>Ali, Zeyd b. Sabit, Ubey ve İbn Mes&#8217;ud ise elif siz olarak ve “Zul­medenlere erişecek bir fitne&#8230;&#8221; anlamını verecek şekilde okumuşlardır, el-Mehdevî der ki: Bu şekildeki okuyuşun, elifli  okuyuşundan elifin kasredilmiş ve; dan hazfedildiği gibi, bundan da hazf edilmiştir. O, ma­na itibariyle &#8220;Ama hayır, Allah&#8217;a yemin ederimki mutlaka ya­pacağım,&#8221; ifadelerinde ve benzerlerinde olduğu gibi.</p>
<p>Aynı şekilde bunun cemaatin kıraatine muhalif bir kıraat olması da müm­kündür, o takdirde mana: Bu fitne özel olarak zalim olanlara isabet eder, an­lamını verir.[12]</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>[1] Buhârî. Kader 14, Tevhid 11; Tirmizi, Nüzûr 13; Nesai, Eymân 1; Darimî, Nüzûr 12; Muvatta; Nüzûr 15; Müsned, II, 26, 67, 68, 127.</p>
<p>[2] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/12-13.</p>
<p>[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/13.</p>
<p>[4] Aynı manada nisbeten farklı lafızlarla: el-Heysemî, Mecmau&#8217;z-Zeuûid, VII, 233-234, &#8220;se­nedinde münker rivayetleri bulunan İbrahim b. Ebi&#8217;l-Feyyâd&#8217;ın bulunduğu” kaydıyla.</p>
<p>[5] Buhâri, Enbiyâ 7, Fiten 4, 28; Müslim, Fiten 1, 2; Tirmizi, Fiten 21, 23; tbn Mâce, Fl-ten 9; Muvatta, Kelâm 22; Müsned, VI, 428, 429.</p>
<p>[6] Tirmizî, Fiten 8, Tefsir 5. sûre 17; Ebû Dâvûd, Helakim 17; İbn Mâce, Fiten, 20; Müsned, I, 25&#8221;</p>
<p>[7] Buhâri, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 12; Müsned, IV, 268, 269, 270.</p>
<p>[8] Nesai, Buyu&#8217; 47; Muvatta&#8217;, Bııyû&#8217; 33- Muvatta&#8217;Ğa kaydedildiği üzere olay kısaca şöy­ledir: Muâviye, belirtilen şekilde bir alış-verişi yapınca Ebu&#8217;d-Derda Allah RasûhTnün böyle bir alış-verişi yasaklamış olduğunu bildirir. Mııaviye bunda bir sakınca olmadı­ğını belirtir Ebu&#8217;d-Derdâ da ona: &#8220;Senin bulunduğun bir yerde ben olmam” diyerek, Hz, Ömer&#8217;e gider, durumu ona bildirir, Hz. Öıner de Muâviyeye bu tur bir alış-veriş yap­mamasını söyler.</p>
<p>[9] Buhârî, Ficen 19; Afüsned, II, 110.</p>
<p>10] Buhâri, Buyu’ 49; Müslim, Fiten 4, 8; Ebû Dâvûd, Mehdi 11; Tirmizl, Fiten 10; İbn Mâce, Zühd 26; Müsned, VI, 105.</p>
<p>[11] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/13-16.</p>
<p>[12] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/16-17.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enfal-suresi-24-ve-25-ayet-tefsirleri/">Enfal Suresi / 24 ve 25.Ayet Tefsirleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/enfal-suresi-24-ve-25-ayet-tefsirleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümün Mahiyeti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/olumun-mahiyeti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/olumun-mahiyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 13:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümün Mahiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslim&#8217;in, Enes b. Malik yoluyla gelen rivayetine göre, Rasulullah (sav) Bedir&#8217;de (müşriklerden) öldürülenleri üç gün terkettikten sonra onların bulundukları yerde ayakta olduğu halde onlara seslenip şöyle dedi: &#8220;Ey Ebu Ce-hil b. Hişam, Ey Ümeyye b. Halef, Ey Utbe b. Rabia, Ey Şeybe b. Rabia, Rabbinizin size va&#8217;dettiğini gerçek olarak buldunuz değil mi? Şüphesiz ki ben, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/olumun-mahiyeti/">Ölümün Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8230" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01.jpg" alt="Ölümün Mahiyeti" width="345" height="344" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01.jpg 700w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_01-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /></a>Müslim&#8217;in, Enes b. Malik yoluyla gelen rivayetine göre, Rasulullah (sav) Bedir&#8217;de (müşriklerden) öldürülenleri üç gün terkettikten sonra onların bulundukları yerde ayakta olduğu halde onlara seslenip şöyle dedi: &#8220;Ey Ebu Ce-hil b. Hişam, Ey Ümeyye b. Halef, Ey Utbe b. Rabia, Ey Şeybe b. Rabia, Rabbinizin size va&#8217;dettiğini gerçek olarak buldunuz değil mi? Şüphesiz ki ben, Rabbimin bana vadettiğinin gerçek olduğunu gördüm.&#8221;</p>
<p>Hz. Ömer Peygamber (sav)&#8217;ın sözünü işitince, Ey Allah&#8217;ın Rasulü dedi. Onlar nasıl işitebilirler ve onlar kokmuş leşler haline geldikten sonra nasıl cevap verebilirler?</p>
<p>Hz. Peygamber şöyle buyurdu: &#8220;Nefsim elinde olana yemin ederim, sizler benim sözlerimi onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz. Şu kadar var ki onlar cevap veremiyorlar.&#8221;</p>
<p>Daha sonra Hz. Peygamberin emir vermesi üzerine sürüklendiler ve Bedir&#8217;deki kuyuya atıldılar.</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in &#8220;nasıl işitirler?&#8221; sözü, adet gereği böyle bir şeyi uzak gördüğünü ifade eder. Peygamber (sav) de ona, onların da tıpkı canlılar gibi işittiklerini söyledi. İşte bu, ölümün katıksız bir yokluk ve bir fena oluştan ibaret olmadığını, aksine ölümün sadece ruhun beden ile ilişkisinin kesilip ondan ayrılması ve ikisi arasına bir engel girerek bir hal değişikliği ve bir dünyadan öbür yurda geçiş olduğunu göstermektedir. Nitekim Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: &#8220;Şüphesiz ki, ölü kabrine konulup, sahipleri onu bırakıp geriye döndüklerinde muhakkak o, onların ayak seslerini dahi işitir.&#8221; Bu hadisi de Sahih(i Buhari) rivayet etmiştir.</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Onunla ayaklara sebat vermek&#8221; buyruğundaki &#8220;o&#8221; zamiri, önceden de geçtiği üzere, ayakların gömüldüğü yumuşak kumlu vadinin sertleşmesini sağlayan suya aitir. Bu zamirin, kalplerin pekiştirilmesine ait olduğu da söylenmiştir. Buna göre, ayaklara sebat verilmesi, savaş mahallinde ilahi yardım ve zafer verilmesinden ibaret olur.</p>
<p>İmam Kurtubi,El Camiul Ahkamul Kuran,cild:7</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/olumun-mahiyeti/">Ölümün Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/olumun-mahiyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dua Ve Âdabı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dua-ve-adabi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dua-ve-adabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 12:33:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Âdabı]]></category>
		<category><![CDATA[Duada Haddi Aşmamak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8226</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. -Gerçek şu ki O, had­di aşanları sevmez. Bu buyruğa dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: Dua Ve Âdabı: &#160; Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Rabbinize&#8230; dua edin&#8221; şeklindeki bu buyruğu, dua etme­mizi ve onunla Rabbimİze ibadeti emretmektedir. Daha sonra yüce Rabbimiz bu emir ile güzel olan bir takım sıfatlara riâyeti de [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dua-ve-adabi/">Dua Ve Âdabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir20.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8227" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir20.jpg" alt="Dua Ve Âdabı" width="461" height="258" /></a>Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. -Gerçek şu ki O, had­di aşanları sevmez.</p>
<p>Bu buyruğa dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:</p>
<p><strong>D</strong><strong>ua Ve Âdabı:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Rabbinize&#8230; dua edin&#8221; şeklindeki bu buyruğu, dua etme­mizi ve onunla Rabbimİze ibadeti emretmektedir. Daha sonra yüce Rabbimiz bu emir ile güzel olan bir takım sıfatlara riâyeti de zikretmektedir ki, bunlar huşu (tevazu ile kalpten gelen bir boyun eğme ve boyun eğiş), ile tazar­ru (yalvarıp yakarmak) dır. &#8220;Gizlice&#8221; ifadesinin anlamı ise riyadan uzak ka­labilmesi İçin insanın kendi içinden dua etmesi demektir.</p>
<p>Yüce Allah bununla peygamberi Hz. Zekeriya&#8217;yı da Övmüş bulunmakta­dır. Onun duasını haber verirken şöyle buyurmaktadır: &#8220;Hani o, Rabbine giz­lice (dua ile) seslenmişti.&#8221; (Meryem, 19/3) Peygamber (sav)&#8217;m: &#8220;Zikrin ha­yırlısı gizli olan, rızkın hayırlısı da yeterli olandır&#8221; buyruğu da buna ben­zemektedir.</p>
<p>Şeriat şunu tesbit etmiştir ki: Farz olmayan hayırlı amellerde gizlilik, açıkça yapmaktan daha büyük ecir almaya sebeptir. Bu manadaki açıklama­lar daha önce el-Bâkara Sûresi&#8217;nde (2/271. âyetin tefsirinde) geçmiş bulun­maktadır.</p>
<p>eî-Hasen b. Ebi&#8217;l-Hasen der ki: Biz öyle kimselere yetiştik ki, yer yüzün­de gizlice yapabilecekleri her hangi bir amel varsa, onu ebediyyen açıkça işlemezlerdi. Müslümanlar, alabildiğine dua ederler, fakat sesleri işîtilmezdi. Sa­dece kendileriyle Rabbleri arasında bir fısıltıları duyulurdu. Buna sebep ise, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Rabbinize yalvara yakara ve gizilce dua edin&#8221; buyruğudur. Yine fiilinden razı olduğu salih bir kulundan söz ederek: &#8220;Hani o, Rabbine gizlice seslenmiş (dua etmişti)&#8221; (Meryem, 19/3) diye buyurmaktadır. Ebu Hanife&#8217;nin arkadaşları (mezhebine mensup ilim adamları) bunu &#8220;âmin&#8221; sözü­nü gizli söylemenin onu açıkça söylemekten evla olduğuna delil göstermiş­lerdir. Çünkü âmin de bir duadır. Bu husustaki açıklamalar ise, daha önce el-Fatiha Sûresi&#8217;nde (Âmin bahsi 1 ve 2. başlıklarda) geçmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Müslim Ebu Musa&#8217;dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bir yolculukta -bir rivayette de bir gazada- Peygamber (sav) ile birlikte idik. İnsanlar, yük­sek sesle tekbir getirmeye başladılar. Bir rivayette de şöyle denmektedir: Bir adam her bir tepeye çıktıkça la ilahe illallah demeye başladı. Rasuluüah (sav) da şöyle buyurdu: &#8220;Ey insanlar, kendinize acıyınız, aşırıya kaçmayınız. Çün­kü sizler, ne sağır birisine, ne de gaip olan birisine dua ediyorsunuz. Siz, her şeyi çok iyi işiten ve size pek yakın olan ve sizinle birlikte olan birisine dua ediyorsunuz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> Duada Haddi Aşmamak:</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah: &#8220;Gerçek şu ki O, haddi aşanları sevmez&#8221; buyruğu ile duada haddi aşanları sevmeyeceğini anlatmak istemektedir. Lafız her ne kadar umumî ise de buna işaret edilmektedir.</p>
<p>Haddi aşan (el-Mu&#8217;tedî); haddi çiğneyen ve yasağı işleyen kimse de­mektir. Haddi aşma oranına göre bu hususta farklılık olabilir. Peygamber (sav)&#8217;dan şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: &#8220;İleride duada haddi aşacak ka­vimler olacaktır.&#8221; Bu hadisi, İbnMace, Ebu Bekr b. EbiŞeybe&#8217;den şöylece ri­vayet etmektedir: Bize, Affan anlattı, bize Hammad b. Seleme anlattı. Bize, Said el-Cüreyrî haber verdi. O, Ebu Nuame&#8217;den naklettiğine göre Abdullah b. Muğaffel, oğlunun: Allah&#8217;ım, ben Senden cennete girdiğim vakit, sağ ta­rafındaki beyaz köşkü istiyorum, diye dua ettiğini duymuş, ona şöyle demiş: Yavrucuğum, sen Allah&#8217;tan cenneti iste ve cehennemden O&#8217;na sığın. Çünkü ben, Rasulullah (sav)&#8217;ı şöyle buyururken dinledim: &#8220;İleride duada haddi aşacak bir topluluk olacaktır.&#8221;</p>
<p>Duada haddi aşmak birkaç türlü olabilir. Bunlardan bazıları:</p>
<p><strong>1-</strong> Önceden de geçtiği gibi, çokça sesi yükseltmek ve bağırıp çağırarak dua etmek,</p>
<p><strong>2-</strong> İnsanın kendisine bir peygamber mevkiinin verilmesini istemesi yahut imkânsız bir iş için dua etmesi ve buna benzer aşırı isteklerde bulunması,</p>
<p><strong>3- </strong>Bir masiyet isteyerek, buna benzer bir talepte bulunarak dua etmesi,</p>
<p><strong>4- </strong>Kitap ve Sünnette olmayan lafızlarla dua edip asılsız ve hiçbir şekilde mesnet kabul edilemeyecek bir takım nüshalarda bulduğu kuru lafızlar ve ka­fiyeli sözleri seçerek bunları şiar edinip Rasulünün kendileriyle dua ettiği la­fızları terk etmesi gibi.</p>
<p>Bütün bunlar daha önce el-Bakara Sûresi&#8217;nde açıklanmış olduğu gibi, du­anın kabul edilmesine engel teşkil eder.</p>
<p>İmam Kurtubi-El-Camiul Ahkamul Kuran,cild:7</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dua-ve-adabi/">Dua Ve Âdabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dua-ve-adabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Giyim Ve Kuşam Adabı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/giyim-ve-kusam-adabi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/giyim-ve-kusam-adabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 12:28:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Giyim Ve Kuşam Adabı]]></category>
		<category><![CDATA[Temiz Ve Hoş Rızıkdır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Durum böyle olduğuna göre âyet-i kerime değerli elbiselerin giyilebileceğine, Cuma ve Bayramlarda insanlara karşı çıkılacağı vakitlerde, kardeş­lerin ziyaretine gidileceği zamanlarda bunlarla süslenilebileceğine delalet et­mektedir. Ebu&#8217;l-Âliye der ki: Müslümanlar biribirleriyle ziyaretleştiklerinde gü­zel elbise giyerlerdi. Müslim&#8217;in Sahih&#8217;inde Ömer b. el-Hattab&#8217;dan rivayete göre o, mescidin ka­pısı önünde Siyerâ denilen (saf ipekten), kendisine sarınılarak örtünülen bir elbise görür. Ey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/giyim-ve-kusam-adabi/">Giyim Ve Kuşam Adabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="  wp-image-8224 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_0.jpg" alt="giyim ve kuşam adabı" width="420" height="420" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_0.jpg 700w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_0-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_0-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_0-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/74798594_tn70_0-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p>Durum böyle olduğuna göre âyet-i kerime değerli elbiselerin giyilebileceğine, Cuma ve Bayramlarda insanlara karşı çıkılacağı vakitlerde, kardeş­lerin ziyaretine gidileceği zamanlarda bunlarla süslenilebileceğine delalet et­mektedir. Ebu&#8217;l-Âliye der ki: Müslümanlar biribirleriyle ziyaretleştiklerinde gü­zel elbise giyerlerdi.</p>
<p>Müslim&#8217;in Sahih&#8217;inde Ömer b. el-Hattab&#8217;dan rivayete göre o, mescidin ka­pısı önünde Siyerâ denilen (saf ipekten), kendisine sarınılarak örtünülen bir elbise görür. Ey Allah&#8217;ın Rasulü, bunu cuma günü ve huzuruna geldikleri va­kit elçilere karşı giyinmek üzere satın alsan. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: &#8220;Bunu ancak âhiretten payı bulunmayan kimseler giyer.&#8221; <sup><sup>[1]</sup></sup></p>
<p>Görüldüğü gibi tiz. Peygamber, Hz. Ömere güzel giyinme teklifine kar­şı değil, satılan bu elbisenin Siyarâ diye bilinen elbise oluşundan dolayı kar­şı çıkmıştır.</p>
<p>Temim ed-Dâri de bin dirheme bir elbise almış ve bununla namaz kılar-mış. Malik b. Dinar da kaliteli Aden elbiselerini giyermiş. Ahmed b. Hanbel&#8217;in elbisesi yaklaşık bir dinara satın alınırmış.</p>
<p>Şimdi bunlar nerede, keten ve yün gibi kaba elbiseleri tercih edip bu sö­zü edilen tutumlardan yüz çeviren, onlara iltifat etmeyen ve: &#8220;Takva elbise­sine gelince o daha hayırlıdır&#8221; (el-A&#8217;raf, 7/26) diyenler nerede. Heyhat! Acaba sözünü ettiğimiz bu kimseler takva elbisesini terketmiş kimseler miy­di? Allah&#8217;a yemin ederim ki hayır, bilakis onlar, hem takva sahibi kimseler­di, hem bilgili ve akıllı kimselerdi. Onun dışında kalanlar ise kuru iddiala­rın sahibi kimselerdir. Kalplerinde takva namına birşey yoktur.</p>
<p>Halid b. Şevzeb der ki: el-Hasen&#8217;a Ferkad&#8217;ın geldiği bir sırada yanların­da idim. el-Hasen, elbisesini alıp ona uzattı ve Ey Fureykad (Ferkadcik), Ey Um Fureykad&#8217;in oğlu, şüphesiz iyilik bu elbiseye bürünmekte değildir. İyi­lik kalbe yerleşen ve amelin tasdik ettiği şeydir.</p>
<p>Maruf el-Kerlıî&#8217;nin kardeşinin oğlu Ebu Muhammed, üzerinde yünden bir cübbe bulunduğu halde Ebu&#8217;l-Hasen b, Yesar&#8217;ın huzunna girdi. Ebu&#8217;l-Hasen ona şöyle dedi: Ey Ebu Muhammed, sen kalbini mi yüne bürüdün, yoksa be­denini mi? Sen onun yerine kalbini yüne bürü ve isterse Kûhî (diye bilinen) Kuhistan&#8217;dan gelme elbiseleri üst üste giyin.</p>
<p>Bir adam da eş-Şiblî&#8217;ye şöyle demiş: Arkadaşlarından bir topluluk geldi ve bunlar şu anda camide bulunuyorlar. O da yanlarına çıkıp gittiğinde üzerle­rinde yamalı elbiselerin ve peştemallerin olduğunu görünce, şu beyiti okumuş:</p>
<p>&#8220;Çadırlara gelince, şüphesiz ki onların çadırları gibidir.</p>
<p>Fakat gördüğüm kadarıyla mahallenin hanımları asıl hanımları değildir.&#8221;</p>
<p>Ebu&#8217;l-Ferec İbnü&#8217;l-Cevzî -Allah&#8217;ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiş: Ben de peştemale bürünmeyi ve yamalı elbiseler giyinmeyi şu dört sebep dola­yısıyla mekruh görüyorum:</p>
<p><strong>1-</strong> Evvela bu, selef-i salibin giyindiği şeylerden değildi. Onlar, zaruret do­layısıyla elbiselerini yamalıyorlardı.</p>
<p><strong>2-</strong> Böyle bir giyim fakirlik iddiasını ihtiva eder, Halbuki insan, Allah&#8217;ın üze­rindeki nimetlerini göstermekle emrolunmuştur.</p>
<p><strong>3-</strong> Güya zahidlik gösterisidir Oysa biz zahidliğimizi örtmekle emrolunduk.</p>
<p><strong>4-</strong> Bu, şeriatten yana kayıp uzaklaşan kimselere bir benzeme isteğidir. Bir kavme benzemeye çalışan ise onlardandır.</p>
<p>Taberî de der ki: Kıl yününden yapılmış elbiseleri giyinmeyi, pamuk ve ketenden -helalinden bunları giyinebilme imkânını bulabilmekle birlikte &#8211; ya­pılmış ebliseleri giyinmeye tercih edenler hata etmiştir. Aynı şekilde bakli­yat ve mercimek yeyip bunu buğday ekmeğine tercih eden de, kadınlara kar­şı arzu duyar korkusuyla et yemeyi terk eden de hata etmiştir.</p>
<p>Bişr b. el-Haris&#8217;e yün giyinmeye dair soru sorulmuş, böyle bir soru ona ağır gelmiş ve hoşlanmadığı yüzünden anlaşıldıktan sonra şöyle demiş: Şe­hirlerde yün giyinmektense ipek ve uspurlu elbiseleri giyinmeyi daha çok se­verim.</p>
<p>Ebu&#8217;l-Fcrec de der ki: Selef orta halli elbiseleri giyinirlerdi. Ne çok paha­lı ve kaliteli, ne de oldukça kalitesizleri. En iyi elbiselerini de cuma, bayram ve kardeşlerle karşılaşacakları vakitlere ayırırlardı. Daha iyi olanı tercih etmek onlar tarafından çirkin bir şey olarak görülmüyordu. Kişiyi küçük düşüren el­biseye gelince, bu da zahidlik ve fakirlik izharı (gösterişi) ihtiva eder. Ve san­ki Allah&#8217;tan bir şikâyet tavrı gibidir. Giyenin de küçük görülmesine sebep teş­kil eder. Bütün bunlar ise mekruhtur ve yasak kılınmış şeylerdir.</p>
<p>Birisi dese ki: Güzel elbise giyinmek nefsin bir isteğidir. Biz ise nefsimi­ze karşı cihad etmekle emrolunduk. İnsanlara karşı da süslenmektir. Oysa biz fiillerimizi insanlar İçin değil Allah için yapmakla emrolunduk.</p>
<p>Böyle bir itiraza verilecek cevap şudur: Nefsin arzuladığı her şey yerile­cek türden değildir. Aynı şekilde insanlara karşı kendisiyle süslenilen her şey de mekruh değildir. Bunlardan, eğer şeriat yasaklamış ise yasaklanılır, yahut din hususunda bunlar riyakârlık olsun diye yapılırsa yasak kılınır. Şüphesiz insan, güzel görünmeyi arzu eder. Ve bu nefsin bir payıdır, bundan dolayı da kişi kınanmaz. Bundan dolayı kişi saçını tarar, aynaya bakar, sarığını dü­zeltir, elbisenin kaba gelen astarını iç tarafına, güzel görünen dış tarafını da dışa giyinir. Bütün bunlardan mekruh görünen veya yerilen her hangi bir şey yoktur.</p>
<p>Mekhûi, Âişe(r.anha)&#8217;dan şöyle dediğini rivayet eder: Rasulullah (sav)&#8217;ın ashabından bir topluluk onu kapıda bekliyorlardı.</p>
<p>O da yanlarına gitmek üzere dışarı çıktı. Evde içinde su bulunan bir de­ri kap (küçük bir kova) vardı. Suya bakarak sakalını ve saçlarını düzeltme­ye başladı. Ben: Ey Allah&#8217;ın Rasulü sende mi bunu yapıyorsun diye sordum, şöyle buyurdu: &#8220;Evet, kişi kardeşlerinin yanına çıkacağı vakit kendisine bir çeki düzen versin. Şüphesiz Allah güzeldir, güzel olanı sever.&#8221; <sup><sup>[2]</sup></sup></p>
<p>Müslim&#8217;in Sahih&#8217;inde de İbnMes&#8217;ud&#8217;cUın Peygamber (sav)&#8217;ın şöyle buyur­duğu kaydedilmektedir: &#8220;Kalbinde zerre ağırlığı kadar kibir namına bir şey bulunan kişi cennete girmeyecektir.&#8221; Bir adam dedi ki: Kişi, elbisesinin, ayak­kabısının güzel olmasını ister. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: &#8220;Muhakkak Al­lah güzeldir, güzel olanı sever. Kibir de hakkı reddetmek ve insanlara yukar­dan bakıp onları küçük görmektir.&#8221; <sup><sup>[3]</sup></sup></p>
<p>Bu anlamda hadis-i şerifler pek çoktur. Hepsi de temizliğe ve güzel gö­rünüşe delalet etmektedir. Muhammed b. Sa&#8217;d şunu rivayet etmektedir: Bi­ze el-Fadl b. Dukeyn haber verdi, dedi ki: Bize, Mende!, Sevr&#8217;den anlattı, o, Halid b. Ma&#8217;dân&#8217;dan dedi ki: Rasulullah (sav), tarak, ayna, yağ, misvak ve sürmesini yanına alarak yolculuk yapardı. İbnCüreyc&#8217;den ise, &#8220;kendisiyle taran­dığı fildişi tarak&#8221; dediği nakledilmekledir. İbnSa&#8217;d der ki: Bize, Kabisa b. Uk-be haber vererek dedi ki: Bize, Süfyan anlattı, o, Rabi&#8217; b. Sabih&#8217;ten, o, Ye-zid er-Rukaşi&#8217;den, o, Enes b. Malik&#8217;ten dedi ki: Rasulullah (sav) başına çok­ça yağ sürer ve sakalını su ile tarardı. Bize, Yezid b. Harun haber verdi, bi­ze, Abbâd b. Mansur anlattı, Abbâd, ikrime&#8217;den, o, İbn Abbas&#8217;tan dedi ki: Ra-sulullıah (sav)&#8217;ın uyuduğu vakit hor bir gözüne üçer defa sürme çektiği bir sürmedaniığı vardı.<sup><sup>[4]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> Temiz Ve Hoş Rızıkdır:</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Temiz ve hoş rızıklar&#8221; buyruğundaki; &#8220;: Temiz ve hoş şeyler&#8221; kazanç ve tat itibariyle hoş ve temiz şeyler hakkında kullanı­lan umumî bir isimdir. İbn Abbas ve Katade derler ki: Temiz ve hoş rızıklar ile cahiliyye dönemi insanlarının haram kıldıkları Bahîre, Sâibe, Vasîle ve Hamlar kastedilmektedir. Bundan kastın, kendilerinden lezzet alınan bütün yiyecekler olduğu da söylenmiştir.</p>
<p>Hoş ve temiz şeyleri terketmek ve lezzetlerden yüz çevirmek hususunda farklı görüşler vardır. Kimileri, böyle bîr tutum Allah&#8217;a yakınlaştırıcı bir amel değildir. Çünkü, mubah olan şeylerin yapılması da terkedilmesi de mü­savidir, demişlerdir.</p>
<p>Kimileri de böyle bir iş, bizatihi Allah&#8217;a yakınlaştırıcı değilse de dünya­da zahidliğe, uzun emelli olmamaya ve dünya için kendisini külfete sokma­yı terk etmeye götüren bir yoldur. Bu ise menduptur. Mendup olan bir amel de Allah&#8217;a yakınlaştırıcıdır, demişlerdir.</p>
<p>Başkaları da şöyle demektedir: Ömer b. el-Hattab (r.a)&#8217;dan şöyle dediği nakledilmektedir: Eğer istesek, hiç şüphesiz közde et pişirebiliriz, ince ek­mek ve kuru üzüm ile birlikte hardal bulundurabiliriz. Fakat ben, yüce Al­lah&#8217;ın bir takım kimseleri yererek: &#8220;Siz bütün hoş şeylerinizi dünya hayatı­nızda bitirdiniz&#8221; (el-Ahkaf, 46/20) diye buyurduğunu gördüm.</p>
<p>Bir başka kesim de bütün bunların kendisini külfete sokarak bir araya ge­tirilmesiyle, külfetsiz bir araya gelmeleri arasında fark gözetmişlerdir. Hoca­larımızın hocası, Ebu&#8217;l-Hasen Ali b. el-Mufaddal et-Makdisî der ki: -yüce Al­lah&#8217;ın izniyle de sahih olan bu görüştür- Peygamber (sav)&#8217;den hoş ve lezzet­lidir diye her hangi bir yemeği yemediği asla nakledilmiş değildir. Bilakis o, helva, bal, kavun, taze hurma yer, bununla birlikte dünyanın zevk verici ar­zulanan şeyleriyle uğraşıp alıiret işlerinden alıkoyması dolayısıyla da bu mak­satla külfete girmeyi hoş görmezdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>Derim ki: Kimi sufiler, temiz ve lezzetli şeyleri yemeyi mekruh görmüş ve Ömer (r.a)&#8217;ın şu sözünü delil göstermişlerdir: Et yemekten uzak durun. Çünkü, et de tıpkı şarabın alışkanlığı gibi bir alışkanlık yapar.</p>
<p>Buna şöyle cevap verilir: Bu, dünyada nimetleri tercih edip, arzularının peşinden devamlı koşmayı, nefsi zevk aldığı şeylerden yana rahatlatmayı ter­cih edip ahireti unutarak dünyaya yöneleceğinden korktuğu kimseler hak­kında söylenmiş bir sözdür. Bu bakımdan Ömer (r.a), valilerine ve komutan­larına (amirlerine) şu şekilde mektup yazardı: Nimetlere gark olmaktan, Acemlilerin elbiselerini giyinmekten uzak durun. Bunun yerine sıkıntılı ve zalıidane yaşayışı tercih edin.</p>
<p>Ömer (r.a) bu sözleriyle hiç bir zaman Allah&#8217;ın helal kıldığı şeyi haram kıl­mayı, yahut da ismi yüce ve mübarek Allah&#8217;ın mubah kıldığı bir şeyi yasak­lamayı düşünmemiştir, Diğer taraftan yüce Allah&#8217;ın buyruğu, uyulan ve da­yanak alınan sözlerin en hayır)ısıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;De ki: Allah&#8217;ın kulları için çıkardığı zineti temiz ve hoş rızıkları kim haram kılmıştır?&#8221; Peygamber (sav) da şöyle buyurmuştur: &#8220;Dünya ve ahirette en iyi katık ettir.&#8221; <sup><sup>[5]</sup></sup></p>
<p>Hişam b. Urve&#8217;nin babasından, onun Aişe (r.anha) dan rivayetine göre Pey­gamber (sav) kavun ile taze hurmayı birlikte yer ve şöyle dermiş: &#8220;Bunun sı­cağı bunun serinliğini, bunun serinliği de bunun sıcağını kırıyor.&#8221; <sup><sup>[6]</sup></sup></p>
<p>el-Maide Sûresi&#8217;nde (5/87. âyet, 1, 2. başlıklar ve devamında) iyi olmayan yiyecekleri tercih edenlerin kanaatlerine redde dair açıklamalar geçmiş bu­lunmaktadır. Bu âyet-i kerime de, başka âyet-i kerimeler de bu kanaate sa­hip olanların kanaatlerini reddetmektedir. Allah&#8217;a hamd olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1]-Müslim 2068/8, Buhari 857</p>
<p><sup><sup>[2]</sup></sup>Hadisi bu lafızlarla tespit edemedik. Ancak son bölümü bir sonraki hadiste geçmektedir,</p>
<p><sup><sup>[3]</sup></sup> Müslim, İman 147; lirinizi, Birr 61.</p>
<p><sup><sup>[4]</sup></sup>İbnSa&#8217;d, Tabakaat, I. 484.</p>
<p><sup>[5]</sup> el-Heysemî, Mecmau&#8217;z-Zevâid, V. 35.</p>
<p><sup>[6]</sup> Ebu Davûd, Et&#8217;inıe AA. Yalnızca ikisini beraber yediğini belirtip sebebini açıklayan lafız­ları kaydetnıeksizin: Tirmiaî, Elime 36; İbnMâce, Et ime 37.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/giyim-ve-kusam-adabi/">Giyim Ve Kuşam Adabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/giyim-ve-kusam-adabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 09:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Az Yemek Ve İçmekle Yetinmek Mü'minin Sıfatlarındandır:]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek İçmek Ve İsraf Etmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Yeme Adabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8216</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Yeyin, için, israf etmeyin&#8221; buyruğu ile ilgili olarak İbn Abbas şöyle demektedir: Yüce Allah bu âyet-i kerimede israf veya büyüklenme söz konusu olmadığı sürece yemeyi ve içmeyi helal kılmaktadır. İhtiyaç gereği olan miktar ise -ki bu da açlığı susturan ve susuzluğu gi­deren miktardır- aklen de şer&#8217;an de mendup (teşvik edilmiş) dır. Çünkü, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/">Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8221" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi.jpg" alt="Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek" width="376" height="282" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi.jpg 320w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sofrayemekadabi-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 376px) 100vw, 376px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Yeyin, için, israf etmeyin&#8221; buyruğu ile ilgili olarak İbn Abbas şöyle demektedir: Yüce Allah bu âyet-i kerimede israf veya büyüklenme söz konusu olmadığı sürece yemeyi ve içmeyi helal kılmaktadır.</p>
<p>İhtiyaç gereği olan miktar ise -ki bu da açlığı susturan ve susuzluğu gi­deren miktardır- aklen de şer&#8217;an de mendup (teşvik edilmiş) dır. Çünkü, bu kadarı ile nefis muhafaza edilir (hayatta kalınır) ve duyular korunabilir. Bundan dolayı şeriatte visal orucu yasağı varid olmuştur. Zira visal, (iftar ve sahur yemeksizin günlerce oruç tutmak) hem bedeni güçsüz bırakır, hem de nefsi öldürür. İbadet etmeye takat bırakmaz. Bu ise, şeriatin yasakladığı ak­lın da reddettiği birşeydir. Nefsini ihtiyaç duyduğu kadarından alıkoyan kimsenin iyilik namına bir payt olmayacağı gibi, zühtten de pay sahibi oldu­ğu söylenemez. Çünkü, aciz bırakmak ve zayıf düşürmek suretiyle kendisi­ni mahrum etliği itaatleri işlemenin sevabı daha çok, ecri daha büyüktür.</p>
<p>İhtiyaç miktarından fazlası( nıyeyip içmek) hususunda iki farklı görüş var­dır. Bunun haram olduğu söylendiği gibi, mekruh olduğu da söylenmiştir.</p>
<p>İbnü&#8217;l-Arabî der ki: Sahih olan da budur. Çünkü doyma miktarı beldeden beldeye, zamandan zamana, yaştan yaşa ve yiyecekten yiyeceğe farklı fark­lıdır.</p>
<p>Şöyle de denilmiştir: Az yemenin pek çok faydaları vardır. Az yiyenin be­denen daha sıhhatli, hafızasının daha güzel, kavrayışının daha açık, uyku­sunun daha az ve daha çabuk haraket edebilen bir kişi olması, bunlar ara­sındadır. Çok yemek halinde ise, mide gereksiz şeylerle doldurulur ve lüzum­suz şişirilir. Çeşitli hastalıklar bundan ortaya çıkar. O bakımdan az yemenin gerektirdiğinden çok daha fazla ilaca ihtiyaç duyulur.</p>
<p>Fakihlerden birisi: En büyük ilaç gıda miktarlarını aşmamaktır, demiştir. Peygamber (sav) da bu hususu tabiplerin sözlerine ihtiyaç bırakmayacak şe­kilde kalplere rahatlık veren bir ifadeyle şöylece dile getirmiştir: &#8220;Ademoğ­lu karnından daha köıü bir kap doldulmuş değildir. Ademoğluna sulbünü (is­keletini) ayakta tutacak bir kaç lokmacık yeter. Eğer mutlaka (çok yemesi) gerekiyorsa, (midesinin) üçte birini yemeğine, üçte birini içeceğine, üçte birini de nefesine ayırsın.&#8221; Bunu Tirmizî, el-Mikdam b. Madîkerib yoluyla ri­vayet etmiştir.<sup><sup>[1]</sup></sup></p>
<p>İlim adamlarımı/ der ki: Eğer Bokrat (Hipokrat) bu paylaştırmayı işitmiş olsaydı, bu hikmetten hayrete düşerdi.</p>
<p>Nakledildiğine göre Harun er-Reşid&#8217;in oldukça maharetli hristiyan bir doktoru varmış. Bir gün Ali b. Müseyn b. Vâkid)&#8217;e şöyle sormuş: Sizin Ki­tabınızda tıp ilmî namına bir şey yoktur. Halbuki ilim iki türlüdür. Biri ed-yan (dinler) ilmi diğeri ebdan (bedenler) iimi. Ona, Ali b. el-Hüseyin şu ce­vabı vermiş: Yüce Allah tıbbın tamamını Kitabımızda yer alan yarım âyette hülasa etmiştir. Hristiyan doktor bu hangisidir diye sorunca O, şu cevabı ver­miş: Bu yarım ayet, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Ycyin, için, israf etmeyin&#8221; buyruğudur. Hristiyan doktor şu cevabı vermiş: &#8220;Rasulünüzden tıbba dair bir şey nakle­dilmiyor.&#8221; Bu sefer Ali b. el-Hüseyn şu cevabı vermiş: Rasuluhah (sav) da tıb­bı bir kaç kelimede özetleyi vermiş. Bunlar hangileridir diye sorunca, Ali şu cevabı vermiş: &#8220;Mide hastalıkların yuvasıdır. Koruma, her türlü tedavinin ba­şıdır. Sen, her bedene alıştırdığın kadarını ver.&#8221; <sup><sup>[2]</sup></sup>Bunun üzerine hristiyan şu cevabını vermiş: Kitabınız da Peygamberiniz de Calinos&#8217;a tıp diye bir şey bı-rakmamtşur.</p>
<p>Derim ki: Denildiğine göre, hastanın tedavisi iki eşit bölüme ayrılır. Ya­rısı ilaçla tedavidir, yansı da perhizdir. İkisi bir araya geldi mî, hasta kişi iyi­leşmiş ve sıhhatine kavuşmuş kabul edebilirsin. İkisinden biri Lorcih edile­cek olursa, perhizin tercihi daha uygundur. Zira perhizi terk ile birlikte te­davinin bir faydası olmaz. Ama ilaç kullanmamakla birlikte perhiz faydalı olur. Nitekim Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: &#8220;Her türlü tedavinin esası per­hizdir.&#8221; <sup><sup>[3]</sup></sup><sup>[84]</sup></p>
<p>Allahua&#8217;lem bununla kastedilen her türlü ilaca ihtiyaç bırakmayacağıdır. O bakımdan şöyle denilmişür: I lintlilerin bütün tedavileri perhizden ibaret -lir. Hasta olan kişi bir kaç gün süre ile yemekten, içmekten ve konuşmak­tan uzak durur, sonunda iyileşip sağlığına kavuşur.<sup><sup>[4]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2-Az Yemek Ve İçmekle Yetinmek, Mü&#8217;mininSıfatlarındandır:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müstim, İbn Ömer&#8217;den şöyle dediğini rivayet etmekledir: JKâfir kimse, ye­di bağırsakla ver. Mii&#8217;min ise tek bir bağırsakta yer.&#8221; <sup><sup>[5]</sup></sup></p>
<p>İşte bu, Hz. Peygamberin dünyalıktan az ile yetinmeye, dünyada zühde ve yeteri kadarı ile kanaatkârlık etmeye bir teşviktir. Araplar, az yemekle övü­nür ve çok yemekten dolayı başkalarını yererlerdi. Nitekim şairlerinden bi­risi şöyle demektedir:</p>
<p>&#8220;Aşırı gitmeyecek şekilde yiyecek olursa, közde kızartılmış bîr ciğer parçacığı Yeter ona ve küçük bir bardak su ile kanar.&#8221;</p>
<p>Ummü Zer&#8217; de İbnEbi Zer&#8217; hakkında şunları söylemektedir: &#8220;Ve onu oğla­ğın kolu doyurur. &#8221; <sup><sup>[6]</sup></sup></p>
<p>Hatim eı-Taî de çok yemeyi yererek şunları &#8220;söylemektedir:</p>
<p>&#8220;Eğer sen karnına istediği şeyleri verecek olsan ve bir de fercine</p>
<p>Her ikisi birlikte yerilme (sebebi)nin en sonuna kadar seni götürürler.&#8221;</p>
<p>el-Hattabî der ki: Hz. Peygamberin: &#8220;Mü&#8217;min tek bir bağırsakta yer&#8221; buy­ruğunun anlamı: O, doymayacak kadar yer ve başkasını kendisine tercih ede­rek azığından başkasına birşeyler artırır, yediği kadarı ile de kanaat getirir, demektir. Bununla birlikte birinci açıklama şekli daha uygundur. Doğrusu­nu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>Hz. Peygamberin: &#8220;Kâfir ise yedi bağırsakta yer&#8221; buyruğunun umum ifa­de etmediği söylenmiştir. Çünkü, tanık olunan durum, hadisin umum ifade ettiğini kabul etmemize engeldir. Çünkü, bir mü&#8217;minden daha az yiyen bir kâfir bulunabilir ve kâfir İslâm&#8217;a girdikten sonra da yemesinde artış ya da ek­siliş olmayabilir.</p>
<p>Bunun, muayyen bir kimseye işaret olduğu da söylenmiştir. Şöyle ki: el-Cahcah el-öıfarî, yahut Sümame b. Usâl, ya da Nadla b. Amr el-Gıfari, veya Basra b. Ebi Basra el-Ğifarî diye bilinen bir kâfir kişi (yahut böyle anılanlar­dan birisi) Peygamber (sav)&#8217;a misafir olmuş. Yedi koyundan sağılan sütü iç­miş. Sabah olunca İslâm&#8217;a girmiş, bu seter tek bir koyundan sağılan sütü iç­miş ve onu da bitirememiş. Bunun üzerine Peygamber (sav) bu hadisi irad buyurmuş. Buna göre Hz. Peygamber, şu (kâfir iken) demiş gibi olur. Doğ­rusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>Denildiğine göre kalbi tevhid nuru ile nurlamnca, bu sefer yemeğe, ita­at edebilmek için gerekli gücü elde edebilecek vasıta gözüyle bakmaya başlar ve ondan ihtiyaç kadarını aldı. Küfür dolayısıyla kalbi karanlık iken, kâfirin yemesi İshal oluncaya kadar çokça otlayan bir hayvanın yemesi gi­biydi. Sözü geçen bağırsakların hakikat anlamıyla kullanılıp kullanılmadığı hususunda da farklı görüşler vardır.</p>
<p>Hakikat anlamında olup tıp ve teşrih (anatomi) bilginlerince bilinen isim­leri olduğu söylendiği gibi, bunlar obur kimsenin kendileri sebebiyle yemek yediği yedi sebepten kinaye olduğu da söylenmiştir. Böyle bir kimse ihtiyaç duyduğu için, aldığı bir haber dolayısıyla, koku alması, görmesi, dokunma­sı ve tatması dolayısıyla ve daha çok yiyeyim düşüncesiyle yer.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Bu, yedi bağırsağı olan kimsenin yediği kadar ye­mesi anlamındadır. Mü&#8217;min ise yemekten çabuk et çekmesi bakımından yalnızca tek bir bağırsağı olan kimse gibi yer. Böylelikle, kâfir ile yediği ye­di bölümün yalnızca bir bölümünde ortak yer (yedide biri kadar yer), kâfir ise ondan yedi kat fazla yer, demektir.</p>
<p>Bu hadiste geçen bağırsak mide anlamındadır.<sup><sup>[7]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3-Yemek Yeme Adabı:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu husus açıklandıktan sonra şunu bil ki, insanın yemekten önce ve son­ra ellerini yıkaması müstehapur. Çünkü, Hz, Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Yemekten önce ve sonra abdest berekettir.&#8221; <sup><sup>[8]</sup></sup></p>
<p>Bu, Tevratta da böyledir. Bunu, Zâzan, Selman&#8217;dan rivayet etmiştir.</p>
<p>Malik ise, temiz elin yıkanmasını mekruh görürdü. Ancak, hadise uymak daha uygundur.</p>
<p>Sıcak mıdır, soğuk mudur bilmeden bir yemek yememelidir. Çünkü, eğer yemek sıcaksa bundan eziyet duyar. Rasulullah (sav)&#8217;dan da şöyle buyurdu­ğu rivayet edilmiştir: &#8220;Yemeği soğutunuz. Çünkü sıcak bereketsiz olur.&#8221; Bu hadis  sahih bir hadistir&#8217; <sup><sup>[9]</sup></sup>el-Bakara Sûresi&#8217;nde daha önce geçmişti.</p>
<p>Yemeği koklamamak da adaptandır. Çünkü bu, hayvanların işidir. Bunun yerine canı çekerse ondan yer, hoşlanmasa onu bırakır. Aç gözlü sayılmasın diye de lokmalarını küçültür ve çokça çiğner. Başında &#8220;Bismillah&#8221; der, sonunda &#8220;elhamdülillah&#8221; der. Elhamdülillah derken onunla beraber oturanlar ye­meklerini biıirmemişse sesini yükseltmez. Çünkü sesinin bu şekilde yüksel­mesi onların yemek yemelerine mani olabilir.</p>
<p>Yemek adabı pek çoktur. Bunlar onların bir bölümüdür. Bir diğer bölü­mü de yüce Allah&#8217;m izniyle Hûd Sûresi&#8217;nde C11/69. âyetin tefsirinde) gele­cektir.</p>
<p>İçmenin de bilinen bir takım adabı vardır. Bunlar, yaygın olduklarından dolayı onlardan söz etmiyoruz. Müslim&#8217;in Salıih&#8217;inde de İbn Ömer&#8217;den Rasulullah (sav)&#8217;ın şöyle buyurduğu kaydedilmekledir: &#8220;Sizden herhangi bîr kim­se yemek yiyecek olursa sağ eliyle yesin, İçecek olursa da sağ eliyle içsin, Çünkü şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer. <sup><sup>[10]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4-İsraftan Kaçınmak:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;İsraf etmeyin&#8221; buyruğu, çok yemek suretiyle israf etme­yin demektir. Buna göre israf çok içmekte de sözkonusu olur. Bunların faz­lası mideye ağırlık verir, insanın Rabbine hizmetini aksatır. Nafile hayırlar­dan payına düşeni yerine getirmekten alıkoyur. Eğer bunu da aşarak üzeri­ne vacib olanı yerine getirmekten engelleyecek noktaya gelirse, bu sefer bu fazla yeme ve içme ona haram olur. Yemesinde ve içmesinde israfa kaçmış olur.</p>
<p>Esed b. Musa, Avn b. Ebi Cuhayfe&#8217;den, o da babasından (Ebu Cuhayfe&#8217;den) şöyle dediğini rivayet etmektedir; Oldukça yağlı bir etle tirit yedim. Peygam­ber (sav)&#8217;a geğire geğire giıtim. Şöyle buyurdu: &#8220;Ey Ebu Cuhayfe şu geğir­meni kes. Çünkü, dünyada insanlar arasında en çok doyan kimseler kıyamet gününde en uzun aç kalacak kimselerdir.&#8221; <sup><sup>[11]</sup></sup> Bundan sonra Ebu Cuhayfe, dün­yadan ayrılıncaya kadar karnım dolduracak kadar yemedi. Sabah (öğlen) ye­mek yedi mi akşam yemezdi, akşam yedi mi, sabah yemezdi.</p>
<p>Derim ki: İşte Mz. Peygamberin: &#8220;Mü&#8217;min, tek bir bağırsakta yer&#8221; buyru­ğunun anlamı bu olabilir. Yani, imanı tam olan, kâmil olan böyle yer demek­tir. Çünkü,müslümanlığı güzel olan, imam kemale eren -Ebu Cuhayfe gibi-bir kimse, sonunda karşılaşacağı ölümü ve ondan sonrasını düşünür. Bu, deh­şetli hallerden korkup çekinmesine sebep olur, bütün armalarını yerine ge-ürmesine engel teşkil eder. Doğrusun en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>İbnZeyd der ki: &#8220;İsraf etmeyin&#8221; buyruğu, haram yemeyin demektir. Şöy­le de denilmiştir: Canının çektiği her şeyi yemen israftandır. Bunu da Enes b. Malik Peygamber (sav)&#8217;dan rivayet etmiştir, îbnMace de bunu Sünen&#8217;in-de kaydetmektedir.<sup><sup>[12]</sup></sup></p>
<p>Yine şöyle denilmiştir: Doyduktan sonra yemek de israftandır. Bütün bunlar ise mahzurlu şeylerdir.</p>
<p>Lokman oğluna şöyle demiştir: Yavrucuğum karnın tokken üstüne yemek yeme. Çünkü böyle bir şeyi köpeğe dahi aıman, senin onu yemenden hayır­lıdır.</p>
<p>Semure b. Cundub, oğlunun ne yaptığını sormuş, ona: Dün tıka basa ye­di, diye cevap vermişler. O, tıka basa mı yedi diye sorunca, evet dediler. Bu sefer şöyle dedi: Eğer ölmüş olsaydı onun cenaze namazını kılmazdım.</p>
<p>Şöyle de açıklanmıştır: Cahiliye döneminde Araplar, haccettikleri günler­de yağlı yemezler ve az yemekle yeu&#8217;nider, çıplak olarak tavaf ederlerdi. İş­le onlara: &#8220;Her mesciddezinetinizi alın, yeyin, için, israf etmeyin.&#8221; yani, size haram kılınmamış şeyleri haram kılmak suretiyle israf ederek haddi aş­mayın, denildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(1)-Tirmizi, Zühd 47: İbnMâce, Etime 50; Müsned, IV, 132,</p>
<p><sup><sup>[2]</sup></sup> Hadis olmayıp Arap ya da Arap olmayan tabiplerden birisine ait bir sözdür. Geniş bil­gi için bk. Şevkânî. el-Fevâidu&#8217;l-Meemua. s. 155; d-AcluniKeşfu&#8217;l-Hafâ, II, 214.</p>
<p><sup><sup>[3]</sup></sup><sup>[84]</sup> Hadisi tespit edemedik.</p>
<p><sup><sup>[4]</sup></sup><sup>[85]</sup> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/320-321.</p>
<p><sup><sup>[5]</sup></sup><sup>[86]</sup>Buhâri, Et&#8217;ime 12; Müslim, Eşribe 182 185; Tirmizi, e&#8217;time  20; İbnMace, e&#8217;time 3; Da-rimi, Et&#8217;ime 13; Muvatta, Sifnuın-Nebiy 9: Miisned, I], 21, 145, 257&#8230;</p>
<p><sup><sup>[6]</sup></sup><sup>[87]</sup> Buhari. Nikah 82; Müslim, Fedâilu&#8217;s-Sahâbe 92.</p>
<p><sup><sup>[7]</sup></sup><sup>[88]</sup> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/321-323.</p>
<p><sup><sup>[8]</sup></sup><sup>[89]</sup> Farklı lafızlarla, aynı manada, EbûDâvûd, Etime 11, zayıf olduğu kaydıyla; Tirmizi, Etime 39: ravilerinden Kays b. Ebi&#8217;r-Rabı&#8217;in zayıf olduğu kaydıyla; Müsned, V, 441 (bu­nun da senedinde sözü geçen K:ıys var).</p>
<p><sup><sup>[9]</sup></sup><sup>[90]</sup> Hâkim, el-Mûstedrek, IV, 118: el-Heysemi, Mecsau&#8217;z-Zevaid, V, 20.</p>
<p><sup><sup>[10]</sup></sup><sup>[91]</sup> Müslim, Eşıibe 105, I Of); Ebu Dûvud, Etime 19: Tirmizi, Et&#8217;ime 9: İbnMâce, Etime ; Dariıni, Kıyame 9; Muratta&#8217;, Sıfatu&#8217;n-Ncbiyy 6: Müsııed, II, 325, 349</p>
<p>İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/323-324.</p>
<p><sup><sup>[11]</sup></sup><sup>[92]</sup>Tîrmizi, Sıfat-ul Kıyame 37: İbnMâce, Etime 50.</p>
<p><sup><sup>[12]</sup></sup><sup>[93]</sup>îbnMâce, Etime 51.</p>
<p><sup><sup>[13]</sup></sup><sup>[94]</sup> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/324-325.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/">Yemek, İçmek Ve İsraf Etmemek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yemek-icmek-ve-israf-etmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Örtünmeye Dair Hükümler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ortunmeye-dair-hukumler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ortunmeye-dair-hukumler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 08:10:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Örtünmeye Dair Hükümler]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Avretin Örtülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cilbab]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Örtünme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Ey Âdemoğulları size avret yerlerinizi örtecek bir libas&#8230;indirdik&#8221; buyruğu ile ilgili olarak çoğu ilim adamı şöyle demiştir: Bu âyet-i kerime, avreti örtmenin vücubuna delildir. Çünkü yüce Allah: &#8220;Avret yer­lerinizi örtecek&#8221; diye buyurmaktadır. Kimisi de şöyle demektedir: Bu âyet-i kerimede onların sözünü ettikleri hususa delil teşkil edecek bir taraf yok­tur. Aksine bunda sadece bununla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ortunmeye-dair-hukumler/">Örtünmeye Dair Hükümler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/basortusu.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8217" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/basortusu.jpg" alt="Örtünmeye Dair Hükümler" width="285" height="340" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/basortusu.jpg 285w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/basortusu-251x300.jpg 251w" sizes="(max-width: 285px) 100vw, 285px" /></a></p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Ey Âdemoğulları size avret yerlerinizi örtecek bir libas&#8230;indirdik&#8221; buyruğu ile ilgili olarak çoğu ilim adamı şöyle demiştir: Bu âyet-i kerime, avreti örtmenin vücubuna delildir. Çünkü yüce Allah: &#8220;Avret yer­lerinizi örtecek&#8221; diye buyurmaktadır. Kimisi de şöyle demektedir: Bu âyet-i kerimede onların sözünü ettikleri hususa delil teşkil edecek bir taraf yok­tur. Aksine bunda sadece bununla Allah&#8217;ın bize nimet İhsan etmiş olduğu­na delalet vardır, o kadar.</p>
<p>Derim ki: Birinci görüş daha sahihtir. Avretin örtülmesi de bu nimetlerin bir parçasıdır. Böylelikle şanı yüce Allah, Âdemoğlunun zürriyetine avretle­rini örtecek şeyleri yaratmış olduğunu beyan etmekte ve tesettürün emr olun­duğuna delâlet etmektedir. Başkalarının görmesine karşı avretin örtülmesi­nin vücubu hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Ancak, avretin ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. İbn Ebizi&#8217;b der ki: Avret, erkekte, fercin kendisidir. Yani kubül ve dübürdür, başka da yoktur. Bu aynı zamanda Davud&#8217;un, Zahirîlerin, İbn Ebi Able&#8217;nin ve Taberî&#8217;nin de görüşüdür. Çünkü yüce Allah: &#8220;Avret yerlerinizi örtecek&#8221;; &#8220;Avret yerleri ken­dilerine göründü&#8221; (el-A&#8217;râf, 7/22) diye buyurmuştur.</p>
<p>Buharî&#8217;de de Enes&#8217;ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: &#8220;Rasulullah (sav) Hayber sokağında (bineğini) yürüttü -hadiste şunlar da zikredilmektedir:- Son­ra elbisesini baldırından yukarıya doğru çekti. Halta (şu anda ben) Allah&#8217;ın Peygamberinin -Allah&#8217;ın salât ve selâmı üzerine olsun- baldırının beyazlığı­nı görüyor gibiyim. <sup><sup>[1]</sup></sup></p>
<p>Malik der ki: Göbek çukuru avret değildir. Bununla birlikte erkeğin, ha­nımının huzurunda baldırın açmasını hoş görmüyorum.</p>
<p>Ebu Hanîfe der ki: Dizkapağı avrettir. Bu, Ata&#8217;nın da görüşüdür.</p>
<p>Şafiî de der ki: Ne göbek çukuru, ne de dtzkapakları -sahih olan görüşe göre- avret değildir.</p>
<p>Ebu Hâmid et-Tirmizî&#8217;mn naklettiğine göre ise, göbek çukuru hususun­da Şafiî&#8217;nin İki görüşü vardır.</p>
<p>Malİk&#8217;in delili Hz. Peygamber&#8217;in Cerhed&#8217;e: &#8220;Baldırını ört. Çünkü baldır av­rettir&#8221; demiş olmasıdır.&#8221; <sup><sup>[2]</sup></sup> Buharı, bu hadisi muallak olarak zikretmiş ve şöy­le demiştir: Enes&#8217;in rivayet ettiği hadis, sened itibariyle daha sağlamdır, Cerhed&#8217;in rivayet ettiği hadis ise daha ihtiyatlıdır. Tâ ki, kişi (bu ihtiyata ri­âyet etmek suretiyle) fukâhanın ihtilâfından kurtulmuş olsun. <sup><sup>[3]</sup></sup></p>
<p>Cerhed&#8217;in bu hadisi de Ebu Hanife&#8217;nin dediğinin hilâfına delil teşkil etmek­tedir. Rivayete göre Ebu Hureyre, el-Hasen b. Ali&#8217;nin göbek çukurunu öp­müş ve şöyle demiş: Rasulullah (sav) seni nereden öpüyor idiyse ben de se­ni aynı yerden öpüyorum. Şayet göbek çukuru avret olsaydı, Ebu Hureyre de orayı öpmezdi, el-Hasen de ona böyle bir İmkân tanımazdı.</p>
<p>Hür kadına gelince; yüz ve eller müstesna her yeri avrettir. İlim ehlinin çoğunluğu da bu görüştedir. Peygamber (sav) da şöyle buyurmuştur; &#8220;Her kim bir kadın ile evlenmek isterse, onun yüzüne ve ellerine baksın.&#8221; <sup><sup>[4]</sup></sup></p>
<p>Çünkü, ihramlı İken de açılması vacib olan azalar da bunlardır. Ebu Bekr b. Abdurrahman el-Haris b. Hişam der ki: Tırnağı da dahil ol­mak üzere kadının her şeyi avrettir.</p>
<p>Ahmed b. Hanbel&#8217;den de buna yakın bir görüş nakledilmiştir.</p>
<p>Ummu&#8217;I-Veled (efendisinden çocuğu bulunan cariye) hakkında ise el-Es-rem şöyle demektedir: Ben Onun -yani Ahmed b. Hanbel&#8217;in- Ummi Veled&#8217;in na­sıl namaz kılacağına dair sorulan soruya şu cevabı verdiğini duydum: Başı­nı ve ayaklarını örter. Çünkü, öyle bir cariye satılamaz. Ve hür bir kadının na­maz kıldığı gibi o da namaz kılar.</p>
<p>Cariyeye gelince, onun da göğsünün alt tarafı avrettir. O, başını ve bilek­lerim açabilir.</p>
<p>Erkek hükmünde olduğu söylendiği gibi, başını ve göğsünü açmasının mekruh olduğu da söylenmiştir. Hz. Ömer de cariyeleri başlarını öttükleri için vurur ve: Hür kadınlara benzemeyin, dermiş. Esbağ da der ki: Baldırı açıla­cak olursa, vakit çıkmamışsa namazını iade etmesi gerekir.</p>
<p>Ebu Bekr b. Abdurra liman el-Haris b. Hişam der ki: Cariyenin tırnağı da dahil olmak üzere her şeyi avrettir.</p>
<p>Ancak bu, fukalıanın görüşlerinin dışına çıkmaktır. Zira fuhaka, hür ka­dının farz namazı elleri ve yüzü açık olduğu halde kılabileceğini ve bu şe­kilde bunların yere değeceğini icma ile kabul etmişlerdir. Cariye hakkında hükmün böyle olması öncelikle sözkonusudur. Um Veled&#8217;in durumu ise, ca­riyeye nisbetle daha ağırdır.</p>
<p>Küçük çocuğun ise, avretinin hürmeti yoktur. Küçük kız, göze gelecek ve arzulanacak bir hale geldi mi, avretini örter.</p>
<p>Ebu Bekr b. Abdurrahman&#8217;ın deliii yüce Allah&#8217;ın şu buyruğudur: &#8220;Ey Peygamber, zevcelerine, kızlarına ve mü&#8217;mirilerin kadınlarına de ki: Cilbab-larını (dış elbiselerini) üzerlerine giyinsinler&#8230;&#8221; (el-Ahzab, 33/59)</p>
<p>Bir diğer delili de Um Seleme yoluyla gelen şu hadis-i şeriftir: Ona: Ka­dın hangi elbiseler ile namaz kılar, diye sorulmuş, O da şu cevabı vermiştir: Kadın dış gömlek ile ayaklarının üst taraflarını dahi örten bürüyücü baş ör­tüsü içerisinde namaz kılar. <sup><sup>[5]</sup></sup>Bu hadis, merfu&#8217; olarak da rivayet edilmiştir. Fakat onu Ummi Seleme&#8217;den mevkuf olarak rivayet edenler daha çok ve hıfz bakımından daha ileridirler. Bunlar arasında Malik, İbn ishâk ve başkaları da vardır. <sup><sup>[6]</sup></sup>Ebu Davud der ki: Bu hadisi, Abdurrahman b. Abdullah b. Dinar, Muhammed b. Zeyd&#8217;den, o, annesinden, O da Um Seleme&#8217;den şöylece mer­fu&#8217; olarak rivayet etmektedir: Um Seleme Rasulullah (sav)&#8217;a sordu&#8230; <sup><sup>[7]</sup></sup></p>
<p>Ebu Ömer der ki: Burada sözü edilen Abdurrahman, hadis alimlerince za­yıf bir ravi olarak kabul edilmiştir. Şu kadar var ki, Buharı onun hadisinin bir bölümünü de rivayet etmiştir. Ancak, bu husustaki icma, gelen bu rivayet­ten daha güçlüdür</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(1)-Buharî, Salat 12; Müslim, Nikâh 84, Cilıâd 120; Müsned, III, 102.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(2)-</span>Tirmizî, Edeb 40; Ebu Dâvûd, Hamıram 1; Müsned, I 478. 479.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(3)-</span>Buhari, Salar 12.</p>
<p>Hadisi bu lafizlarla tespit edemedik. Ancak, evlenmek isteyen kimsenin, talip olduğu ha­nını:!bııkmnsını öğütleyen rivayetlerin bazıları; ez-Zeylaî, Nasbu&#8217;r-Râye, IV, 239 v.d.;İbn lineer. Bulüğu&#8217;l-Mer&amp;m, baskı yer ve yılı yok, s.179; Mııhanuned b. tsıniıil es-Snn&#8217;ânî, Subulu&#8217;s-Sel&amp;m, Mısır 1369/1950, 111, 113 v.d.; Şevkini, Neylü&#8217;l-Evtâr, Mısır tarihsiz, Vı. 124 v.d. da görülebilir.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(4)-</span>Muvatta, Salâtu&#8217;l-Cemaa 36.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(5)-</span>Bk. İbnAbdi&#8217;l-Berr, el-lstiskâr, V, 441.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(6)-E</span>bûDâvûd, Salât 83.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">(7)-</span> İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/305-307.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ortunmeye-dair-hukumler/">Örtünmeye Dair Hükümler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ortunmeye-dair-hukumler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Îblis&#8217;in Yanlış Kıyası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/iblisin-yanlis-kiyasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/iblisin-yanlis-kiyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 07:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[İblis]]></category>
		<category><![CDATA[İblis'in Yanlış Kıyası]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Dedi ki; Ben ondan daha hayırlıyım&#8221; buyruğu şu demek­tir: Beni ona secde etmekten alıkoyan, ona olan üstünlüğümdür. Bu, anlam itibariyle iblis&#8217;ten cevap mahiyetindedir. Nitekim: Bu ev kimindir? diye so­rarsak, muhatabın bize, bu evin sahibi Zeyd&#8217;tir demesi de bu kabildendir. Bu, bizzat cevabın verilmesi gereken kendisi olmamakla birlikte, cevap anlamı­na raci bir sözdür. &#8220;Beni [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iblisin-yanlis-kiyasi/">Îblis’in Yanlış Kıyası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir19.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8213" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir19.jpg" alt="Îblis'in Yanlış Kıyası" width="385" height="240" /></a></p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Dedi ki; Ben ondan daha hayırlıyım&#8221; buyruğu şu demek­tir: Beni ona secde etmekten alıkoyan, ona olan üstünlüğümdür. Bu, anlam itibariyle iblis&#8217;ten cevap mahiyetindedir. Nitekim: Bu ev kimindir? diye so­rarsak, muhatabın bize, bu evin sahibi Zeyd&#8217;tir demesi de bu kabildendir. Bu, bizzat cevabın verilmesi gereken kendisi olmamakla birlikte, cevap anlamı­na raci bir sözdür.</p>
<p>&#8220;Beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın.&#8221; Böylelikle o, ateşin çamurdan daha üstün olduğu görüşüne sahip olmuştur. Buna sebep ise ateşin yükselmesi, yukarı doğru çıkması ve hafifliğidir. Ayrıca ateş, ışık sa­çan bir cevherdir.</p>
<p>İbn Abbas, el-Hasen ve İbnSîrin der ki: İlk kıyas yapan İblistir ve yanlış kıyas yapmıştır. Buna göre her kim dinde yalnızca kendi görüşüne dayana­rak kıyas yapacak olursa, Allah onu İblis ile birlikte koyar. İbnSîrin der ki: Güneşe ve aya da ancak kıyaslar yapılarak ibadet olunmuştur.</p>
<p>Hakimler şöyle demişlerdir: Allah&#8217;ın düşmanı, ateşin çamura üstünlüğü­nü iddia etmek bakımından hataya düşmüştür. Her ne kadar her ikisi de ya­ratılmış ve cansın olmak bakımından aynı derecede bulunsalar bile, çamur dört bakımdan ateşten daha üstündür:</p>
<ol>
<li>Sağlamlık, sükûn, vakar, temkin, hilm, haya ve sabır çamurun özünden gelir. İşte kendisi için takdir olunmuş mutluluktan ayrı olarak, Âdem&#8217;i tev-beye, alçak gönüllülüğe, yalvarıp yakarmaya iten sebep budur. Bunun sonu­cunda mağfirete, seçilmişlîğe ve hidayete mazhar olmuştur.</li>
</ol>
<p>Hafiflik, serkeşlik, keskinlik, yükselmek ve kararsızlık da ateşin özünden­dir. İşte kendisi için takdir olunmuş bedbahtlıktan ayrı olarak, İblis&#8217;i büyüklenmeye ve bunda ısrar etmeye iten sebep budur. Bunun sonucunda ise o, helake, azaba, lanete ve bedbahtlığa hak kazanmıştır. Bu açıklamaları el-Kaf-fal yapmıştır.</p>
<ol start="2">
<li>Rivayetler, cennetin toprağının hoş kokulu misk olduğunu <sup>[1]</sup> ifade et­mekle birlikte, cennette ateş bulunduğunu, cehennemde de toprak bulun­duğunu ifade etmemektedir.</li>
<li>Ateş azaba sebeptir. Ateş, Allah&#8217;ın düşmanlarına azabıdır. Toprak ise aza­ba sebep değildir.</li>
<li>Çamurun ateşe ihtiyacı yoktur. Ama ateşin bir mekâna ihtiyacı vardır, onun mekânı da topraktır.</li>
</ol>
<p>Bu hususta beşinci bir sebep daha zikredilebilir, o da toprağın hem sec­de yeri, hem de temizlenme aracı olduğudur. Sahih hadiste ifade edildiği gi­bi. <sup><sup>[2]</sup></sup>Ateş ise, korkutma ve azap aracıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: &#8220;İşte Allah bununla kullarını korkutuyor.&#8221; (ez-Zümer, 39/161</p>
<p>İbn Abbas da der ki: İblis&#8217;e itaat kıyastan daha çok yakışırdı. Fakat o Rab-bine isyan etti. Sırf kendi görüşünden hareketle İlk kıyas yapan kişi odur. Nas-sa muhalefet halinde kıyas reddolunur.<sup><sup>[3]</sup></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1]Tirmizi, Cennet 2; Dârimî, Rikaak 100-. Müsned, II, 305, 445.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">[2]-</span>Buhâri, Teyemmüm 1, Salat 56; Müslim, Mescid 3-5; EbûDâvûd, Salât 24; Tirmizi, Mevâkıt 119: Siyer 5: Nesaî, Gusl 26; İbnMâce, Talıâre 90.</p>
<p><span style="font-size: 11.1111106872559px; line-height: 16.6666660308838px;">[3]-</span>İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 7/289-290.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iblisin-yanlis-kiyasi/">Îblis’in Yanlış Kıyası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/iblisin-yanlis-kiyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
