<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Ebu Hanife | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/imam-ebu-hanife/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Nov 2017 12:06:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İmam Ebu Hanife | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İbn Kuteybe&#8217;nin İmam Ebu Hanifeye Yönelttiği Tenkidlere Dair</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ibn-kuteybenin-imam-ebu-hanifeye-yonelttigi-tenkidlere-dair/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ibn-kuteybenin-imam-ebu-hanifeye-yonelttigi-tenkidlere-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jul 2017 19:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Kuteybe'nin İmam Ebu Hanifeye Yönelttiği Tenkidlere Dair]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanife]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16555</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbni Kuteybe ehl-i hadis mektebinden bir alimdir . hadis ekolüne mensup bazı alimlerin istishaba , istihsana , reye ve hatta kıyasa karşı mesafeli oldukları bunları istimal eden ehl-i rey bir de ehl-i kelamla aralarının pek iyi olmadığı bilinen bir husustur Bu Esbaba binaen İbni Kuteybe Tevil-ül Muhtelif-ül Hadis eserinde iki üç sayfayı ehl-i reyin üstadı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-kuteybenin-imam-ebu-hanifeye-yonelttigi-tenkidlere-dair/">İbn Kuteybe’nin İmam Ebu Hanifeye Yönelttiği Tenkidlere Dair</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ibn-kuteybenin-imam-ebu-hanifeye-yonelttigi-tenkidlere-dair/imami-azam-kimdir-kisaca-hayai-ebu-hanife-2014/" rel="attachment wp-att-16556"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16556" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/imami-azam-kimdir-kisaca-hayai-ebu-hanife-2014.jpg" alt="" width="379" height="231" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/imami-azam-kimdir-kisaca-hayai-ebu-hanife-2014.jpg 468w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/imami-azam-kimdir-kisaca-hayai-ebu-hanife-2014-300x183.jpg 300w" sizes="(max-width: 379px) 100vw, 379px" /></a></p>
<p>İbni Kuteybe ehl-i hadis mektebinden bir alimdir . hadis ekolüne mensup bazı alimlerin istishaba , istihsana , reye ve hatta kıyasa karşı mesafeli oldukları bunları istimal eden ehl-i rey bir de ehl-i kelamla aralarının pek iyi olmadığı bilinen bir husustur</p>
<p>Bu Esbaba binaen İbni Kuteybe Tevil-ül Muhtelif-ül Hadis eserinde iki üç sayfayı ehl-i reyin üstadı olan İmam Ebu Hanife&#8217;yi tenkide ayırmıştır</p>
<div class="text_exposed_show">
<p>İbni Kuteybe Ebu Hanifenin ehl-i rey olduğndan evvelden verdiği bazı hükümlerden sonradan döndüğünü ehl-i reyin hususiyetinin ancak çelişki olduğuna değinmiştir . halbuki içtİhad zannidir bir müçtehidin aynı mevzuda iki farklı zamanda farklı içtihadda bulunması gayet tabiidir .</p>
<p>İmam Şafii ehli hadis taraftarlarınca pek sevilen bir alim olduğu halde onun Bağdat Ve Mısırdaki görüşleri arasında zıtlık mevcuttur . evvelki bazı içtihadlarından dönmüştir ( kavl-i kadim ve kavl-i cedid )</p>
<p>İmam Şafii sair ehl-i hadis gibi davranmaz . Ebu hanifeye pek hürmet ederdi . İmam Şafiinin bir şakirdi olan imam Ahmed de bu meselede hocasına tabi olmuştur</p>
<p>yine İbni Kuteybe Ebu Hanifenin bazı meselelerde sahih ahadise zıt oalarak ortaya koyduğu içtihadlarını tenkid meevzusu yapmıştır . bu meselede Onu bazı ashab-ı hadis de tenkid etmişleridir . musannef hadis külliyatı sahibi ebi şeybe gibi</p>
<p>fakat onların bu tenkidleri elbette cevapsız da kalmamıştır . hatta sonradan Suyuti , zehebi , ibni Hacer ve Şa&#8217;rani gibi şafii alimleri İmam Ebu Hanifeyi müdafa mahiyetinde eserler kaleme aldıkları gibi Zahid-i Kevseri de İbni Ebi Şeybenin iddialarına cevap vermiştir</p>
<p>bütün bunları bildikten sonra İbni Kuteybenin Tevil-ül Muhtelif adlı eseri ihtilafül hadis Alanında yazılmış mühim bir eserdir temin edilip okunması gerekir</p>
<p>İbni Abdilberr de şöyle demiştir :</p>
<p>&#8216; bir çok ehli hadis ebu hanifeyi zemmetmekte ifrata kaçmışlar ve hadlerini aşmışlardır . bunun sebebi onlara göre görüş ve kıyası güya ebu hanifenin eser üzerine tercıh etmesidir . ekser ehli ilim hadis sahih olduğu vakit kıyas ve nazar batıl olur dediler . ebu hanifenin haberi ahad kısmındandan kabul etmediği haberler de olmuştur . bunu inkar etmeyiz . ancak bunu ondan evvelki ulema da böyle yapmışlardır . muhtemelen ona o haber sahih yolla ulaşmamıştır &#8230;</p>
<p>ehl-i ilimden hiçbirisini görmedim ki ebu hanife gibi ayette ve sünnette görüş beyan etmemiş olsunlar . bunlar ya nesh ya da başka sebepten görüş ver kıyasları ortaya koydular ve bunda haklılar nitekim imam malik de öyle yapmıştır . Malik 70 meselesini sünnete muhalif görüşleriyle ortaya koymuştur &#8216;</p>
<p>( Cami-ul beyan-il ilim )</p>
<p>Hamid Cengiz</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-kuteybenin-imam-ebu-hanifeye-yonelttigi-tenkidlere-dair/">İbn Kuteybe’nin İmam Ebu Hanifeye Yönelttiği Tenkidlere Dair</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ibn-kuteybenin-imam-ebu-hanifeye-yonelttigi-tenkidlere-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlmin Fazileti Konusunda Hikayeler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ilmin-fazileti-konusunda-hikayeler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ilmin-fazileti-konusunda-hikayeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 15:59:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fahruddin Er-Râzi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa-Menkıbe-Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İlmin Fazileti]]></category>
		<category><![CDATA[İlmin Fazileti Konusunda Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanife]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15002</guid>

					<description><![CDATA[<p> 1) Anlatıldığına göre Harun er-Reşid ile birlikte pekçok fukaha bulunuyordu. Bunların arasında Ebû Yusuf da vardı. Derken bir adam getirildi. Diğer bir adam onun geceleyin evinden malını aldığını iddia ediyordu. Alan adam da o mecliste bunu ikrar etti. Oradaki fakihler onun elinin kesilmesine ittifakla hükmettiler. Ama Ebu Yusuf &#8220;Onun eli kesilmemeli&#8221; dedi. Alimler &#8220;Niçin?&#8221; dediler, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ilmin-fazileti-konusunda-hikayeler/">İlmin Fazileti Konusunda Hikayeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ilmin-fazileti-konusunda-hikayeler/siyer-kuran-ilim-4/" rel="attachment wp-att-15056"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-15056" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/siyer.kuran_.ilim_.jpg" alt="" width="400" height="293" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/siyer.kuran_.ilim_.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/siyer.kuran_.ilim_-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a> <strong>1)</strong> Anlatıldığına göre Harun er-Reşid ile birlikte pekçok fukaha bulunuyordu. Bunların arasında Ebû Yusuf da vardı. Derken bir adam getirildi. Diğer bir adam onun geceleyin evinden malını aldığını iddia ediyordu. Alan adam da o mecliste bunu ikrar etti. Oradaki fakihler onun elinin kesilmesine ittifakla hükmettiler. Ama Ebu Yusuf &#8220;Onun eli kesilmemeli&#8221; dedi. Alimler &#8220;Niçin?&#8221; dediler, bunun üzerine Ebu Yusuf, &#8220;O, aldığını ikrar etti. Almak ise, elini kesmeyi gerektirmez. Elinin kesilmesi için o malı çaldığını itiraf etmesi lazım&#8221; dedi. Böylece bütün fakîhler onu tasdik ettiler. Sonra alan adama &#8220;O malı çaldın mı?&#8221; diye sordular. O da &#8220;Evet&#8221; dedi. Bunun üzerine onlar yeniden onun elinin kesilmesi gerektiğine hükmettiler. Çünkü çaldığını ikrar etmişti. Ebu Yusuf, yine &#8220;Onun eli kesilmez. Çünkü o, aldığını ikrar etmesinden dolayı kendisine o malı tazmin vacib olduktan sonra, hırsızlık yaptığını ikrar etmiştir. Bundan sonra hırsızlığını ikrar ettiği için, bu ikrarından Ötürü o malı ödemesi de gerekmez. Dolayısı ile onun ikrarı hesaba katılmaz&#8221; dedi.</p>
<p><strong>2)</strong> Şâbî&#8217;nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Haccac&#8217;ın yanında idim, derken Horasan&#8217;daki Belh şehrinin fakihi olan Yahya b. Ma&#8217;mer, elleri kelebçeli olarak getirildi. Haccac, ona &#8220;Sen Hasan ile Hüseyin&#8217;in Hz.Peygamber (s.a.s.)&#8217;in neslinden olduğunu iddia ediyorsun (değil rm?)&#8221; ded(. O: &#8220;Evet&#8221; diye cevab verdi. Haccac, (Ya Kitabullah&#8217;dan apaçık bir delil getirirsin veya seni parça parça ederim&#8221; dedi. Bunun üzerine Yahya: &#8220;Sana Allah&#8217;ın kitabından apaçık bir delil getireceğim Ey Haccac!&#8217; dedi. Ben, Yahya&#8217;nın &#8220;Ey Haccac&#8221; diye hitab etme cüretine şaştım. Haccac, &#8220;Sakın bana: &#8220;Biz oğullarımızı siz oğullarınızı çağıralım&#8221; (Ali-imran,61) ayetin delil getirmeyesin?&#8221; dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Yahya, &#8220;Allah&#8217;ın kitabından o hususta daha açık bir ayet getireceğim. O da Cenab-ı Hakk&#8217;ın: &#8220;Daha evvel de Nuh&#8217;u ve onun neslinden Davud&#8217;u, Süleyman&#8217;ı, Eyyûb&#8217;u, Yusufu, Musa&#8217;yı ve Harun&#8217;u hidayete (nübüvvete) kavuşturduk. Biz muhsinleri işte böyle mükâfaatlandırırız. Zekeriyyar Yahya ve İsa&#8217;yı da (hidayete kavuşturduk)&#8221; (En&#8217;am.84-85) ayetidir. Hz.İsa (a.s.)&#8217;nın babası kimdi ki Allah onu Hz.Nuh (a.s.)&#8217;un zürriyyetinden saymıştır?&#8221; dedi. Haccac bunun üzerine uzun süre başını önüne eğdi. Sonra başını kaldırarak: &#8220;Sanki bu ayeti Kur&#8217;an&#8217;da daha önce hiç okumamışım. Bunun bağlarını çözün ve ona şu kadar mal verin&#8221; dedi.</p>
<p><strong>3)</strong> Hikaye edilir ki Medinelilerden bir gurup, imamın arkasında cemaatle namaz kılarken Kur&#8217;an okuma hususunda münazara etmek ve onu susturup kötülemek için Ebu Hanife&#8217;nin yanına geldiler. Ebu Hanife de: &#8220;Hepinizle birden münazara etmem mümkün değil. Onun için, bunu en iyi bileninize bırakın&#8221; dedi. Bunun üzerine onlar, içlerinden birisine işaret ettiler. Ebu Hanife &#8220;İçinizde en iyi bilen bu mudur?&#8221; dedi, Onlar &#8220;Evet&#8221; diye cevab verdiler. Ebu Hanife: &#8220;Bununla münazara etmek, sizin hepinizle münazara etmek sayılır mı?&#8221; dedi. Onlar da &#8220;Evet&#8221; dediler. Yine Ebu Hanife, devamla: &#8220;Onu susturmak, sizin hepinizi susturmak sayılır mı?&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Evet&#8221; dediler.</p>
<p>Sonra Ebu Hanife : &#8220;Onunla münazara eder ve delilimle onu susturursam, sizi delille susturmuş olur muyum?&#8221; dedi. Onlar yine: &#8220;Evet&#8221; dediler. Ebu Hanife: &#8220;Niçin böyle olur?&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Çünkü biz ona imam olarak razı olduk. Dolayısıyla onun sözü bizim sözümüz olmuş olur&#8221; dediler. Ebu Hanife şöyle buyurdu: &#8220;Biz namazımızda imamı seçtiğimiz zaman, onun kıraati bizim için de kıraat olur. Onun kıraati, bizim okumamızın yerine de geçer.&#8221; Böylece onlar Ebu Hanife (rh.)&#8217;nin kendilerini susturduğunu kabul ettiler.</p>
<p><strong>4)</strong> Ferezdak birisini şöyle diyerek hicvetti: &#8220;Halisa&#8217;nın (güzelliği) yanında bir incinin kaybolması gibi, sizin kapınızda benim de şuurum kayboldu.&#8221; Haltsa, Süleyman b.Abdulmelik&#8217;in sevgilisi idi. O, son derece akıllı ve edip idi. Süleyman b.Abdulmelik&#8217;in heybeti Mervanoğulları&#8217;nın hepsininkinden fazla idi. Bu beyt Halise&#8217;nin kulağına ulaşınca çok zoruna gitti ve Süleyman&#8217;ın huzuruna çıkıp Ferezdak&#8217;ı şikayet etti. Bunun üzerine Süleyman, Ferezdak&#8217;ın eli ayağı bağlanmış olarak en korkunç bir şekilde,getirilmesini emretti. Süleyman&#8217;ın heybetinden dolayı, onun huzuruna geldiğinde Ferezdak&#8217;ın ancak ayakta duracak kadar dermanı vardı.</p>
<p>Süleyman b.Abdulmelik ona beytini sen mi söyledin?&#8221; dedi. O da &#8220;Ben bunu böyle söylemedim. Benim kötülüğümü isteyen birisi bu beyti değiştirmiş. Ben şu şekilde söylemiştim: &#8220;İncinin Halisa&#8217;nın üzerinde parlaması gibi, benim şuurum da sizin kapınızda parladı&#8221; dedi. Halisa bu sözleri perde arkasından dinliyordu. Halisa&#8217;nın kızgınlığı geçti ve kendisine hakim olamıyarak perdenin arkasından çıktı, üzerindeki bütün zinet eşyalarını Ferazdak&#8217;a verdi. Bunların değeri bir milyon dirhemden daha fazla idi. Süleyman b.Abdulmelik, Ferezdak huzurundan çıkınca, onun peşine, zinet eşyalarını ondan yüzbin dinara satın alması için perdedarını gönderdi. Sonra o zinetleri Halisa&#8217;ya geri verdi.</p>
<p><strong>5)</strong> Halife Mansur, bir gün Ebu Hanife&#8217;yi çağırdı.Bu esnada Ebu Hanife&#8217;nin düşmanı olan er Rebi &#8220;Ey mü&#8217;minlerin emiri, -Ebu Hanife&#8217;yi kastederek- Bu adam senin dedene(1) karşı çıkıyor. Zira deden &#8216;İstisna-i munfasıl caizdir&#8217; dediği halde &#8216;Ebu Hanife cevazını inkâr ediyor&#8221;dedi. Bunun üzerine Ebu Hanife şöyle dedi: &#8216;Bu Rebi&#8217; var ya, bu, insanların sana bi&#8217;at etmelerinin vacib olmadığını iddia ediyor&#8217; dedi. Bunun üzerine Mansur, &#8216;Nasıl?&#8217; dedi. Ebu Hanife de: &#8220;Bunlar sana biat ediyor, sonra evlerine döndüklerinde &#8220;inşallah&#8221; diyorlar (istisna yapıyorlar) böylece biatları batıl oluyor&#8221; dedi. Mansur buna güldü ve şöyle dedi: &#8220;Ey Rebi, Ebu Hanife&#8217;den sakın.&#8221; Halifenin huzurundan çıkışta Rebi: &#8220;Ey Ebu Hanife, sen canıma kastettin&#8221; dedi. Ebu Hanife de: &#8220;Bunu başlatan sensin, ben kendimi müdafaa ettim&#8221; dedi.</p>
<p><strong>6)</strong> Anlatıldığına göre bir müslüman, bir zımmîyi kasten öldürdü. Ebu Yusuf, zırnmıye karşılık müslümanın öldürülmesine hükmetti. Bu Zübeyde&#8217;nin kulağına ulaştı. Bunun üzerine Ebu Yusuf&#8217;a gelerek:&#8221;Müslümanı öldürmekten sakın&#8221; dedi. O, müslümanların işi ile çok ilgilenirdi. Ebu Yusuf ve fakihler bir araya toplandılar ve zımmi ile müslümanın velileri huzura getirildiler. Harun Reşid, Ebu Yusuf&#8217;a: &#8220;Bu müslümanın (kısasen) öldürüleceğine mi hükmedildi?&#8221; dedi. Ebu Yusuf da: &#8220;Ey mü&#8217;minlerin emiri, o benim görüşümdür. Ne var ki ben, zımmînin müslüman tarafından öldürüldüğü gün cizye verdiğine dair kuvvetli bir delil bulunmadıkça müsiümanın öldürülmesine hükmetmem&#8221; dedi. Zımminin akrabaları bunu getiremediler. Böylece de onun kanı boşa gitmiş oldu.</p>
<p><strong>7)</strong> el-Gadban, Haccac&#8217;ın düşmanı olan Abdjrrahman b.Muhammed el-şaş&#8217;e: &#8220;Haccac seni akşam yemeği yapmadan önce, son onu sabah yemeği yap. (O senin hesabını görmeden sen onun hesabını gör) dedikten sonra Haccac&#8217;ın huzuruna girerek ona: &#8220;Esselamü Aleyke&#8221;nin cevabı nedir?&#8221; dedi. O da &#8220;Ve aleykümüsselam&#8221; dedi ve hemen durumu anladı. Sonra şöyle dedi: &#8220;Ey Gadban Allah senin canını alsın. Benim sana selamı iade etmemle kendin için bir eman almış oldun. Ama Allah&#8217;a yemin olsun ki, eğer vefa ve keremin hakkı olmasaydı, şu andan itibaren soğuk su içemezdin.&#8221; Bu hâdisede ilmin faydasına bakın. İlim ne güzel şey. İlimle süslenenlere ne mutlu! Cehalete ve cahillik vadisine yuvarlananlara yazıklar osun.</p>
<p><strong>8)</strong> Ubdulmelik b.Mervan şairin &#8220;Bizde Süveyd, Butayn ve Ka&#8217;neb vardır. Yine bizde (içimizde) toy olan Emirü&#8217;l-Mü&#8217;minin vardır&#8221; beytini duyduğu zaman, onun getirilmesini emretti. Onu getirip huzuruna çıkarttılar. Abdulmelik ona beytini sen mi söyledin? dedi. O da: Ben ancak &#8220;emir&#8221; kelimesindeki &#8220;ra&#8221; harfinin nasbi ile &#8220;Yine bizde, Ey mü&#8217;minlerin emiri toy olanlar vardır&#8221; diyerek sana nida ettim, senden yardım istedim&#8221; dedi. Bunun üzerine Abdulmelik&#8217;in kızgınlığı gitti, adam da bilgisi ile ortaya koyduğu az bir sanat sayesinde ölümden kurtuldu. Bu az iş de zammeyi fethaya çevirmektir.</p>
<p><strong>9)</strong> Devlete hâkim olan Ebu Müslim, Süleyman b.Kesir&#8217;e şöyle dedi: Kulağıma geldiğine göre, sen bir mecliste imişsin. Yanında benim adım geçince, &#8220;Ey Allah&#8217;ım! onun yüzünü kara çıkar, boynunu kopar ve bana onun kanından içir.&#8221; demişsin, doğru mu?&#8221; Süleyman b.Kesir: &#8220;Evet, bunu dedim fakat, olgunlaşmamış üzüme baktığım zaman bunu üzüm için söyledim&#8221; dedi. Bu söz Ebu Müslim&#8217;in hoşuna gitti ve onu affetti.</p>
<p><strong>10)</strong> Adamın birisi Ebu Hanife&#8217;ye &#8220;Benimle konuşmadıkça hanımımla konuşmamaya yemin ettim. Hanımım da ben onunla konuşmadıkça eğer benimle konuşursa, sahib olduğu herşeyini sadaka olarak dağıtmaya yemin etti&#8221; dedi. Fakihler bu meselede şaşırdılar. Süfyan şöyle dedi: &#8220;İkisinden hangisi diğerine konuşursa yeminini bozmuş olur.&#8221; Ebu Hanife ise adama: &#8220;Git ve hanımına konuş. Bu takdirde hiçbiriniz için de yeminini bozma sözkonusu olmaz&#8221; dedi. Bunun üzerine adam Süfyan&#8217;a gidip, Ebu Hanife&#8217;nin dediklerini haber verdi. Süfyan da kızgın bir şekilde Ebu Hanife&#8217;nin yanına gelip; &#8220;Sen namusları mubah kılıyorsun&#8221; dedi. Ebu Hanife: &#8220;Bu ne demek oluyor?&#8221; dedi.</p>
<p>Süfyan, &#8220;Ebu Hanife&#8217;ye meseleyi yeniden sorunuz&#8221; dedi. Onlar meseleyi yeniden sordular, Ebu Hanife aynı fetvayı verdi. Bunun üzerine Süfyan: &#8220;Bunu nerden çıkarttın?&#8221; diye sordu. O da şöyle dedi: &#8220;Erkek yemin ettikten sonra, kadın da yemin ile ona karşılık vererek onunla konuşmuş oldu. Böylece adamın yemini düşmüş oldu. Eğer adam şimdi kadınla konuşursa ikisi de yeminlerini bozmuş olmazlar. Çünkü erkek kadınla yeminden sonra konuşmuş olur. Bu sebeble her ikisinin de yemini düşmüş olur.&#8221; Süfyan bu cevaba karşılık: &#8220;Allah sana, ilim hususunda bizim hiçbirimizin farkında olmadığı şeyleri açıyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>11)</strong> Hırsızlar bir adamın evine girip onun bütün malını alarak, hiç kimseye bunu söylememesi için üç talak üzerine ona yemin ettirdiler. Sabah oldu. Adam hırsızları, kendi malını satarlarken görmesine rağmen, yemin ettiği i kimseye birşey söyleyemedi. Adam bu meseleyi sormak üzere Ebu Hanife&#8217;ye geldi: Ebu Hanife de ona mescidinizin imamını ve mahalle halkını toplayıp bana getir&#8221; dedi. O da hepsini Ebu Hanife&#8217;nin yanına getirdi. Ebu Hanife onlara: &#8220;Siz, Allah&#8217;ın, şu adamın malını ona geri vermesini istiyor musunuz?&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Evet&#8221; cevabını verdiler. Bunun üzerine Ebu Hanife: &#8220;Herkesi toplayıp bir eve doldurun. Sonra onları birer birer evden çıkarıp, o adama: &#8220;Seni soyan bu mudur?&#8221; diye sorunuz. Eğer o, malını çalan hırsız değilse &#8220;hayır&#8221; desin, eğer hırsız ise sesini çıkarmasın. Eğer adam sesini çıkarmazsa siz o hırsızı yakalayın&#8221; dedi. Onlar da Ebu Hanife&#8217;nin kendilerine emrettiği şeyi yaptılar, Allah da o adama çatman malların geri verdi.</p>
<p><strong>12)</strong> Ebu Hanife&#8217;nin çevresinde, meclislerine devam eden bir genç vardı Birgün Ebu Hanife&#8217;ye: &#8220;Falancanın kızıyla evlenmek istiyorum. Hatta istettim Fakat onlar benden, gücümün üstünde mehir istediler&#8221; dedi. Ebu Hanife de: &#8220;Çaresini bul, borç al ve onunla evlen. Çünkü Allah Teala ondan sonra işini kolaylaştıracaktır&#8221; dedi. Sonra Ebu Hanife kendisi mehir miktarınca ona borç verdi ve evlendikten sonra o gence şunu söyledi: &#8220;Sen bu beldeden çıkıp, uzak bir beldeye gitmek ve yanında hanımını da götürmek istediğim açıkla&#8221; dedi. Genç bunu açıkladı. Bu durum kadının ailesine güç geldi ve şikayet edip fetva sormak için Ebu Hanife&#8217;nin yanına geldiler. İmam onlara: &#8220;Bu onun bileceği iştir&#8221; dedi. Onlar da: &#8220;Bunu savuşturmanın yolu nedir?&#8221; dediler. Bunun üzerine Ebu Hanife: &#8220;Bunun yolu, ondan aldığınız mihri ona geri vermek suretiyle onu hoşnud etmenizdir&#8221; dedi.</p>
<p>Onlar da Ebu Hanife&#8217;nin bu tavsiyesine uydular. Ebu Hanife bunu gelinin kocasına anlatınca, o: &#8220;Ben onlardan, bundan başka birşey daha istiyorum&#8221; dedi. Ebu Hanife de şöyle dedi: &#8216;Bu kadar parayı alırsan al, yoksa karın bir adama borçlu olduğunu söyleyecektir Sen de söylediği borç miktarını onun yerine ödemedikçe hanımınla beraber gidemeyeceksin. Hangisini istersin?&#8221; Adam bunun üzerine: &#8220;Allah Allah! Aman bunu duymasınlar. Ben onlardan başka şey istemiyorum&#8221; dedi ve mihir kadar paraya razı oldu. İşte Ebu Hanife&#8217;nin ilminin bereketiyle her iki tarafın da sıkıntısı giderilmiş oldu.</p>
<p>13) El-Leys b.Sa&#8217;d&#8217;dan rivayet edildiğine göre, adamın biri Ebu Hanife&#8217;ye şöyle dedi: &#8220;Benim huyu güzel olmayan bir oğlum var. Birçok para verip ona bir cariye alıyorum, o ise onu azad ediyor. Büyük bir mihir karşılığında onu bir kızla evlendiriyorum, o ise kalkıp onu boşuyor&#8221; dedi. Bunun üzerine Ebu Hanife ona, &#8220;Onunla beraber köle pazarına git. Eğer gözü bir cariyeye kayarsa, onu kendi malın olarak satın al ve oğlunla onu evlendir. Eğer oğlun onu boşarsa, o cariye mülkün olarak sana döner. Eğer azad etmek isterse, azad edemez&#8221; dedi. Elleys şöyle devam etti: &#8220;Allah&#8217;a yemin ederim ki hiçbir şey Ebu Hanife&#8217;nin hazır cevablılığı kadar beni hayrete düşürmemiştir. 14) Ebu Hanife&#8217;ye Ramazanda, gündüz hanımıyla cinsi münasebette bulunmaya yemin eden bir adamtn durumu sorulunca, kimse buna cevap veremedi. Bunun üzerine Ebu Hanife şöyle cevab verdi: &#8220;O adam karısı ile Ramazanda yolculuğa çıkar ve gündüz onunla münasebette bulunur.&#8221;</p>
<p><strong>15)</strong> Bir adam Haccac&#8217;a geldi ve &#8220;Benim dörtbin dirhemim çalındı &#8221; dedi. Haccac: &#8220;Kimden şüpheleniyorsun?&#8221; dedi. O: &#8216;&#8221;Hiç kimseyi itham etmiyorum&#8221; diye cevab verdi. Haccac ona: &#8220;Belki de hanımın çalmıştır, ne dersin?&#8221; dedi. Adam: &#8220;Subhanalah! Hanımım böyle şey yapmayacak kadar iyidir&#8221; dedi. Haccac artarına (kokucusuna): &#8220;Bana, benzeri olmayan çok kokan bir esans yap&#8221; dedi. Attan da ona böyle bir koku yaptı. Sonra Haccac, o adamı çağırdı ve ona: &#8220;Şu kokudan sürün, başka kimse bundan sürünmesin&#8221; dedi. Daha sonra Haccac, kapıcılarına: &#8220;Mescidlerin kapılarında oturun&#8221; dedi ve o kokuyu onlara göstererek, &#8220;Kimde bu kokuyu duyarsanız, onu hemen yakalayın&#8221; dedi.</p>
<p>Böylece onlar, kendisinden bu koku fazlaca duyulan bir kişiyi görüp yakaladılar. Haccac, ona: &#8220;Bu kokuyu nereden aldın?&#8221; dedi. Adam da: &#8220;Onu satın aldım&#8221; dedi. Haccac: &#8220;Bana doğru söyle yoka seni öldürürüm &#8221; dedi. O adam da doğruyu söyledi. Bunun üzerine Haccac, parası çalınan adamı çağırdı ve: &#8216;İşte dörtbin dirhemini çalan adam! Sen hanımına dikkat et ve onu güzel terbiye et&#8221; dedi ve sonra dörtbin dirhemi o adamdan alıp sahibine verdi.</p>
<p>16) Harun Reşid bir gün Ebu Yusuf&#8217;a şöyle dedi: &#8220;Cafer b,İsa&#8217;nın çok hoşuna giden bir cariyesi var. O bunu sevdi de o cariyeyi satmayacağına, hibe etmeyeceğine ve azad etmeyeceğine yemin etti. Şimdi ise bu yemininden kurtulmak istiyor, ne dersin?&#8221; Bunun üzerine Ebu Yusuf: &#8220;O, cariyenin yarısını satsın, yarısını da hibe etsin. Böylece yeminini bozmasın&#8221; dedi. 17) Muhammed b.Hasan şöyle dedi: &#8220;Bir gece uyuyordum. Ansızın kapım çalındı. &#8220;Kapıya bakın, kimmiş o?&#8221; dedim. Kapıya bakanlar: &#8220;Halifenin habercisi seni çağırıyor&#8221; dediler. Canımdan korktum, kalkıp halifeye gittim.</p>
<p>Yanına girince O: &#8220;Sana birşey sormak için çağırdım. Muhammed&#8217;in annesi yani hanımım Zübeyde&#8217;ye &#8220;Ben adil hükümdarım. Adil hükümdarlar ise cennete gireceklerdir&#8221; dedim. O da &#8220;Sen zâlim ve asisin. Çünkü sen kendinin cennetlik olduğuna şahitlik ettin. Böylece, Allahü Teâlâ hakkında yalan söylemiş olduğundan kâfir oldun. Binaenaleyh ben de (müslüman olarak) sana haram oldum. &#8220;Bana yaklaşamazsın&#8221; dedi. Bunun üzerine Harun Reşid&#8217;e: &#8220;Ey mü&#8217;minlerin emiri bir günah işlediğin zaman o esnada veya daha sonra O&#8217;ndan korkar mısın?&#8221; dedim. O: &#8220;Evet, vallahi çok korkarım&#8221; dedi. Ben de: &#8220;Sana bir cennet değil iki cennetin verileceğine şehadet ederim dedim ve &#8220;Rabbinin huzurunda duracağından (hesab vereceğinden) korkan kimse için iki cennet vardır&#8221;(Rahman, 46) ayetini okudum. Bunun üzerine bana iltifat edip mülatefe yaptı, geri dönmemi emretti. Evime döndüğüm zaman atiyye keselerinin hemen bana gönderildiğini gördüm.</p>
<p><strong>18)</strong> Anlatıldığına göre Ebu Yusuf&#8217;a bir gece Harun Reşid&#8217;in elçisi gelip, kendisini hükümdarın acele istediğini söyledi. Ebu Yusuf canından korkup, cübbesini giyerek, endişeler içerisinde halifenin yanına gitti. Huzura çıkınca selam verdi, halife de selamını alıp, yanına oturttu. O esnada Ebu Yusuf&#8217;un korkusu dindi. Harun Reşid: &#8220;Sarayda bir zinet eşyası kayboldu. Sarayın bir cariyesini suçladım ve &#8220;Ya ithamımda beni tasdik (çaldığını itiraf) edersin, ya da seni öldürteceğini&#8221; diye yemin ettim. Ama sonra pişman oldum. Bana bir çare (çıkış yolu)bul!&#8221; dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Ebu Yusuf: &#8220;Müsaade et onun yanına gireyim&#8221; dedi. Harun Reşid, Ebu Yusuf&#8217;a müsaade etti. O da içeri girince ay parçası gibi olan bir cariye gördü. Ebu Yusuf odadakileri dışarı çıkardı ve sonra cariyeye: &#8220;O çalınan zinet sende mi?&#8221; dedi. Cariye: &#8220;Hayır, vallahi&#8221; dedi. Bunun üzerine Ebu Yusuf cariyeye, sana söyleyeceklerimi iyi öğren, ne eksik&#8217;ne de fazla söyleme. Halife seni çağırıp: &#8220;Zineti sen mi çaldın?&#8221; dediğinde &#8220;Evet&#8221; de. Yine o sana: &#8220;Onu ver&#8221; dediğinde: &#8220;Ben onu çalmadım&#8221; de. Sonra Ebu Yusuf, Harun Reşid&#8217;in huzuruna tekrar girdi ve cariyeyi getirtmesini söyledi. Cariye huzura gelince de Ebu Yusuf halifeye: &#8220;Ona zineti sor&#8221; dedi. Halife cariyeye: &#8220;O zineti sen mi çaldın?&#8221; deyince cariye: &#8220;Evet&#8221; dedi. Sonra Halife: &#8220;Onu ver&#8221; deyince de cariye: &#8220;Vallahi ben onu çalmadım&#8221; dedi.</p>
<p>Ebu Yusuf: &#8220;Ey mü&#8217;minlerin emiri, o ya çaldığını itiraf ederken veya inkar ederken seni tasdik etmiş oldu. Sen de böylece yemininden kurtuldun&#8221; dedi. Harun Reşid&#8217;in kızgınlığı geçti ve Ebu Yusuf&#8217;un evine 100.000 dirhem götürülmesini emretti. Yanındakiler: &#8220;Hazine memurları şimdi burada değil, bunu yarına ertelesek olmaz mı?&#8221; dediler. Harun Reşid, &#8220;Kadı Ebu Yusuf bizi bu gece vakti kurtardı, biz onun mükâfaatını yarına nasıl erteleriz?&#8221; dedi ve emretti de on kese altın yüklenip Ebu Yusuf ile beraber evine götürüldü.</p>
<p><strong>19)</strong> Bişr el-Merisi İmam Şafii&#8217;ye &#8220;Sen icmanın olduğunu iddia ediyorsun. Halbuki doğudaki ve batıdaki kimselerin bir hususta icma ettiklerini bilmek mümkün değildir&#8221; dedi. Bu münazara Harun Reşid&#8217;in yanında yapılıyordu. İmam Şafii, &#8220;Şu oturanın halife olduğuna bütün müslümanların icma ettiğini bilmiyor musun?&#8221; eleyince Bişr korkusundan bunu kabul etti ve sesi soluğu kesildi.</p>
<p><strong>20)</strong> Bir bedevi Hz.Hüseyin b.Ali (r.a.)&#8217;nin yanına gitti, ona selam verip bir istekte bulundu ve: &#8220;Deden (Hz.Muhammed (s.a.s)&#8217;in şöyle dediğini duydum: &#8220;Bir ihtiyacınız olduğu zaman bunu dört kimseden isteyiniz. Ya şerefli bir bedeviden, ya cömert bir efendiden, ya Kur&#8217;an&#8217;m hafızından veya ay yüzlü kimselerden.&#8221; Arablar senin ceddinle şeref buldu. Cömertlik sizin adetiniz ve huyunuzdur. Kur&#8217;an sizin evinizde indi.</p>
<p>Ay yüzlü kimseye gelince ben Allah&#8217;ın Resulünden şöyle dediğini duydum: &#8220;Bana bakmak istediğinizde (Hz.) Hasana ve (Hz.) Hüseyn&#8217;e bakınız.&#8221; Bunun üzerine Hz.Hüseyin: &#8220;İhtiyacın nedir?&#8221; dedi. Adam ihtiyacını yere yazdı. Hz.Hüseyin de: &#8220;Babam Ali&#8217;nin şöyle dediğini duydum: &#8220;Herkesin kıymeti yaptığı iyiliğe göredir.&#8221; Yine dedemin de şöyle dediğini duydum. Bağış, karşıdakinin bilgisine göredir. Ben sana üç soru soracağım. Eğer bunlardan birine cevab verirsen, elimde olanın üçte biri; eğer ikisini cevaplarsan üçte ikisi; eğer üçüne de cevap verirsen elimdekinin hepsi senin olacak. Bana Irak&#8217;tan ağzı kapalı bir kese gönderildi&#8221; dedi.</p>
<p>Bunun üzerine bedevi: &#8220;Sor Güç kuvvet ancak Allah&#8217;ındır&#8221; dedi. Hz.Hüseyin &#8220;Hangi amel daha üstündür?&#8221; diye sordu, bedevi: &#8220;Allah&#8217;a iman&#8221; dedi. Hz.Hüseyin &#8220;Kul, tehlikelerden nasıl kurtulur?&#8221; diye sordu, bedevi: &#8220;Allah&#8217;a son derece güvenerek&#8221; dedi. Hz.Hüseyin: &#8220;İnsanı süsleyen nedir?&#8221; diye sordu; bedevi: &#8220;Hilimle beraber olan ilimdir&#8221; cevabını verdi. Hz.Hüseyin: &#8220;Şayet ilmi Yoksa.?&#8217; diye sordu, o da: &#8216;Cömertlikle beraber bulunan ma&#8217; dedi. Hz Hüseyin &#8220;Ya bu da yoksa..?&#8217; dedi, bedevî: &#8220;Beraberinde sabır olan fakirlik &#8221; cevabını verdi. Hz.Hüseyin: &#8220;Ya bu da yoksa..?&#8221; dedi. O &#8220;Gökten düşüp onu yakan bir yıldırım&#8221; cevabını verdi. Bunun üzerine Hz.Hüseyin güldü ve keseyi ona attı.</p>
<p>(1)-Bundan maksad Abdullah İbn Abbas (r.a)&#8217;dır. Zira İbn Abbas&#8217;ın &#8220;İnaşaallah diyerek (Allah&#8217;ın iradesine bağlanmadıkça), hiçbir şey hakkında: &#8220;Yarın şöyle yapacağım&#8221; deme. Unuttuğunda Rabbini an ve şöyle de: &#8220;Umarım ki Rabb&#8217;im beni doğruya daha yakın olana eriştirir&#8221; (Kehf 23-24) âyetinin tefsiri ile ilgili olarak, şöyle dediği nakledilir: &#8220;Inşaallah demeyi unutan kimsenin bir sene dahi geçse demesi caizdir&#8221; (Taberanî, el-Hâkim) İbn Abbas hazretlerinin bu sözü hakkında tevcihler bulunmaktadır. Fukahanın çoğuna göze fasıla girmemelidir (Mesela bk. Tefsiru&#8217;l-Kasimî).</p>
<p>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 2/301-309.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ilmin-fazileti-konusunda-hikayeler/">İlmin Fazileti Konusunda Hikayeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ilmin-fazileti-konusunda-hikayeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müçtehid İmamlar ve Zühd Hayatı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muctehid-imamlar-ve-zuhd-hayati/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muctehid-imamlar-ve-zuhd-hayati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2016 22:05:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ahmed Rh.a. ve Zühd Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafiî (rh.a.) ve Zühd Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafii]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanîfe rh.a. ve zühd hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Mâlik Rh.a. ve Zühd Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Malik]]></category>
		<category><![CDATA[Müçtehid İmamlar ve Zühd Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12260</guid>

					<description><![CDATA[<p>       Parçalanmış Bilinçle Bütüne Kör Kalmak Ortasından dört bir yana doğru çizgi çizgi çatlamış bir pencere camından dışarıyı seyreden bir kimse, karşısındaki manzarayı bütün olarak görebilir mi? Bu nasıl mümkün değilse, varlığı, eşyayı ve olayları da böyle parçalanmış bir zihin yapısıyla bir bütün olarak görmek mümkün değildir. Sözü getirmek istediğimiz nokta, geçmişimizi değerlendirirken [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muctehid-imamlar-ve-zuhd-hayati/">Müçtehid İmamlar ve Zühd Hayatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="windowbg">      <a href="http://ilimcephesi.com/muctehid-imamlar-ve-zuhd-hayati/indir-129/" rel="attachment wp-att-12261"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12261" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/indir-4.jpg" alt="Müçtehid İmamlar ve Zühd Hayatı" width="420" height="282" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/indir-4.jpg 274w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/indir-4-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/indir-4-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" /></a></p>
<p><strong>Parçalanmış Bilinçle Bütüne Kör Kalmak</strong></p>
<p>Ortasından dört bir yana doğru çizgi çizgi çatlamış bir pencere camından dışarıyı seyreden bir kimse, karşısındaki manzarayı bütün olarak görebilir mi? Bu nasıl mümkün değilse, varlığı, eşyayı ve olayları da böyle parçalanmış bir zihin yapısıyla bir bütün olarak görmek mümkün değildir.</p>
<p>Sözü getirmek istediğimiz nokta, geçmişimizi değerlendirirken genellikle farkında olmadan düştüğümüz bir yanılgı, bir bilinç parçalanması&#8221; durumu. Özellikle İslâmî ilimler sahasında yaşanan ekolleşme vakıası, geçmişin kompartımanlara ayrılmış bir şekilde algılanmasına bir ölçüde zemin hazırlamış olsa da, meseleye yakından bakıldığında bunun da bir yanılsama olduğu görülecektir.</p>
<p>Bir başka şekilde söylersek, İslâmî ilimlerin herhangi bir dalından söz edildiğinde, o alanla ilgili olarak hemen akla gelen sembol isimlerin sanki sadece o ilim dalı ile sınırlı bir hayat sürdüğü ve diğer sahalarla hiç ilgilenmediği gibi bir kanaat oluşur kendiliğinden. Oysa onların sadece belli bir ilim dalı ile birlikte anılması ve başka ilim dalları bahse konu edildiğinde başka isimlerin ön plâna çıkması, onların İslâm&#8217;ı tek boyutlu yaşamış olmasından değil, bizim onları değerlendirmede düştüğümüz eksiklikten kaynaklanmaktadır. Biz farkında olmadan, bilinçaltımızda onları birbirinden keskin hatlarla ayıran çizgiler oluşmuştur adeta</p>
<p>Söz gelimi Fıkıh ilminden bahsedildiğinde aklımıza ilk gelen isimler, mezhep imamları ile onların izinden giden Fıkıh alimleri olur. Hadis ilmi söz konusu olduğunda Kütüb-i Sitte dediğimiz 6 temel Hadis kaynağını vücuda getiren Hadis alimleri ve diğer Hadis ulemasını anarız. Aynı durum Usul, Tefsir, Kelâm ilimleri için olduğu gibi, Tasavvuf adı altında sistemleşen zühd hayatı için de aynıyla vakidir.</p>
<p>Oysa şüphesiz o büyük insanların her birinin, diğer ilim dallarının iştigal sahasına giren hususiyetleri de vardı. Konuyu zahir ilimleri ve batın ilimleri diye iki kategoride ele alacak olursak, Hadis, Tefsir, Fıkıh, Kelâm gibi zahirî ilimlerde öne çıkan sembol isimler zühdiyyat olgusunun asla uzağında değildi. Zühd ve Tasavvuf sahasında ün yapmış isimler de keza zahir ilimlerine ilgisiz değildi.</p>
<p>Esasen bunda şaşılacak bir durum da yoktur. Hatta söylemek gerekir ki, bunun tersi anormal olurdu. Zira İslâm ancak bu şekilde bir bütün olarak yaşanabilir; Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;in bizden istediği de budur. Bu iki temel kaynağın, gerek ibadetlerin gerekse alışveriş, nikâh-talâk ve diğer hususların zahirî/dış şartlarına/rükünlerine yaptığı vurgu, bütün bunların batınî/iç boyutuna yaptığı vurgudan farklı değildir. İslâmî hayatın bu iki yönünün, örnek nesil olan Sahabe&#8217;de iç içe geçmiş olarak bir bütün halinde yaşandığını görüyor oluşumuz bundandır.</p>
<p>Bu sayıdan itibaren dört mezhep imamının hayatından zühd hayatıyla ilgili kesitler sunmaya çalışacağız. Onların hayatlarını anlatan kaynaklarda yer alan oldukça geniş malumattan sadece küçük bir yansıma olan bu seri yazı bize şunu gösterecek: Müçtehid imamların İslâmî kişiliği, sadece Mezhepler Tarihi veya Fıkhî meseleler bahse konu edildiğinde aklan gelen zahir boyutundan ibaret değildir. Onlar aynı zamanda âbid, zahid ve müttaki sıfatlarını bihakkın haiz, zahir ve batın ilimlerinde zirve isimlerdi. Allah Tealâ hepsinden razı olsun.</p>
<h2 class="windowbg2" style="text-align: center;">
<span style="color: #ff6600;"><strong>İmam Ebu Hanîfe rh.a. ve zühd hayatı</strong></span></h2>
<p class="windowbg2">
(İlmiyle amel eden) ulemanın yaşantıs<span style="color: #339966;">ı</span>nın ve güzel ahvalinin nakledilmesi bana Fıkh&#8217;ın pek çok bahsinden daha sevimli gelir. Çünkü bu nakillerde onların adabı anlatılmaktadır. (Abdülfettâh Ebu Gudde, el-Hâris el-Muhâsibî&#8217;nin Risâletu&#8217;l-Müsterşidîn&#8217;ine yazdığı takdim yazısı, s. 3-4.) diyerek salih kimselere olan muhabbetini dile getirmiş olan İmam Ebu Hanîfe rh.a.&#8217;in kendisi de şüphesiz salihler zümresindendi.</p>
<p><strong>Az konuşur, çok amel ederdi</strong></p>
<p>Abbasî halifesi Harun Reşid, onun ahval gidişatından bahsetmesini istediğinde talebesi İmam Ebu Yusuf rh.a., İmam Ebu Hanîfe hakkında şunları söylemişti:</p>
<p>&#8211; Allah Tealâ&#8217;nın haram kıldığı bir şeyin kendisine isabet etmesinden ve Din hususunda bilmediği bir konuda konuşmaktan şiddetle kaçınırdı. Allah Tealâ&#8217;ya itaat edilmesinden ve O&#8217;na karşı ma&#8217;siyet işlenmemesinden hoşlanırdı. Ehl-i dünyadan uzak durur, dünyalık üzerine kurulu güç ve kudreti elde etmek için kimseyle yarışmazdı. Her zaman suskun ve düşünceli bir hali vardı. Çokça salih amel işlerdi. Çok ve gereksiz konuşmazdı. Bildiği bir mesele kendisine sorulursa konuşur ve öncekilerden işittiği şekilde cevap verirdi. Eğer o konuda öncekilerden duyduğu bir şey yoksa, hakka (Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te belirtilmiş hususlara) kıyas yapardı. Kendi nefsini ve dinini korumak için hakka ittiba eder, ilmini ve malını hak yolunda cömertçe bezl ederdi. Kendinde olanla yetinir ve insanların bütününden istiğna ederdi. Tamahkârlığa meyletmez, gıybetten uzak dururdu. Hakkında konuştuğu kimseyi sadece hayırla yad ederdi.</p>
<p>Bu sözleri dinleyen Harun Reşid, bunun salihlerin ahlâkı olduğunu söyledi ve yanındaki görevliye:</p>
<p>&#8211; Bunları yazıp oğluma ver ki üzerinde düşünsün. dedi. Sonra da oğluna dönerek:</p>
<p>&#8211; Yavrucuğum! Bunları iyi belle ki, inşallah ileride bu konuda seni imtihan edeceğim. şeklinde konuştu. (Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe, s. 31-32.)</p>
<p>Az güler, genellikle kendisine soru sorulmadıkça konuşmazdı. Sanki az önce başına büyük bir bela gelmiş gibi hüzünlü ve düşünceli bir hali vardı. (Zehebî, Menâkıb, s. 18-19.)</p>
<p>Zühd hayatının ve Hadis ilminin imamlarından Abdullah b. Mübarek ki kendisi de İmam Ebu Hanîfe&#8217;nin talebelerindendi şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; Ebu Hanîfe aleyhine konuşan birini gördüğüm zaman, başına ilâhi bir bela gelir de ben de kendisiyle birlikte helak olurum diye korktuğum için bir daha onu ne görmek, ne de kendisiyle oturmak isterim. Allah Tealâ biliyor ki, ben böyle kimselerin söylediklerinden hoşnut değilim. Ebu Hanîfe, kendisini (şöyle veya böyle) zikredenlerin hepsinden daha hayırlıdır (Saymerî, a.g.e., 32.)</p>
<p class="windowbg">
<strong>Bir takva zirvesi</strong></p>
<p>Yine Abdullah b. Mübârek şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; Kûfe&#8217;ye geldiğimde bu şehrin en fakihini sordum; Ebu Hanîfe&#8217; dediler. En zahidini sordum, Ebu Hanîfe&#8217; dediler. En çok verâ sahibi kimdir diye sordum, yine Ebu Hanîfe&#8217; dediler. (Muvaffak el-Mekkî, Menâkıb, 168.)</p>
<p>Yine zühd hayatının önderlerinden Fudayl b. Iyâd k.s. şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; Ebu Hanîfe fakih bir adamdı. Fıkıh&#8217;taki üstünlüğü ile maruf, (aynı zamanda) verâsı ile meşhurdu. Zengindi; çevresinde bulunanlara harcamasıyla tanınırdı. Gece-gündüz demeden etrafına ilim öğretmede çok sabırlıydı. Geceleri ihya eder, çok konuşmazdı. Ancak kendisine helal-haram (Fıkıh) sahasına giren bir mesele geldiğinde konuşurdu. Hakkı ikame konusunda çok gayretli idi. Yöneticilerin malından parasından kaçardı (Süyutî, Tebyîdu&#8217;s-Sahife er-Resâilu&#8217;t-Tis&#8217; içinde, s. 301-302.)</p>
<p>İmam Ebu Yusuf anlatıyor:</p>
<p>&#8211; Bir keresinde Ebu Hanîfe ile birlikte yürüyorduk. Yanından geçtiğimiz gruptan birisi arkadaşına dönüp şöyle dedi: Bu Ebu Hanîfe&#8217;dir. Geceleri hiç uyumaz.&#8217; Bunun üzerine Ebu Hanîfe bana şöyle dedi: Allah&#8217;a yemin ederim ki yapmadığım bir şey söyleniyor değil.&#8217; Kendisi namaz, tazarru ve dua ile bütün geceyi ihya ederdi. (Zehebî, Siyeru A&#8217;lâmi&#8217;n-Nübelâ, 6/399.)</p>
<p>Hizmetçisinin anlattığına göre onun uyku zamanı yaz mevsiminde öğle ile ikindi arası, kış mevsiminde ise gecenin evveli idi. Nitekim Ebu&#8217;l-Cüveyriye şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; Ebu Hanîfe ile 6 ay beraber kaldım. Bir gece olsun yanını yere koyup uzandığını görmedim. (Zehebî, Menâkıb, s. 21-22.)</p>
<p class="windowbg2">
<strong>Kılı kırk yaran hassasiyet</strong></p>
<p>Yalan yere yemin etmek şöyle dursun, doğru bir şey üzerine yemin ettiğinde dahi bir dinar tasadduk etme konusunda kendi kendisine söz vermişti. Ne zaman ev halkının ihtiyaçları için bir harcama yapsa, ihtiyaç sahiplerine de aynı miktarda tasaddukta bulunurdu. Bir gece namaz kılarken kamer suresini okumuştu. Hayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) saat (kıyamet)dir. O saat cidden çok feci ve acıdır. mealindeki 46. ayete geldiği zaman ağlamaya başladı. Ağlaması ve niyazı tan yeri ağarana kadar sürdü. (Zehebî, Siyeru A&#8217;lâmi&#8217;n-Nübelâ, 6/400, 401.)</p>
<p>İmam Ahmed b. Hanbel rh.a.&#8217;in yanında birisi:</p>
<p>&#8211; Ebu Hanîfe&#8217;nin ilimde bir mevkii vardı.&#8221; şeklinde konuşmuştu. İmam Ahmed adamı azarlarcasına şöyle dedi:</p>
<p>&#8211; Sübhanallah! (Bu nasıl söz?) İlim, verâ, zühd ve ahireti dünyaya tercihte onun mevkiine yetişen kimse olmamıştır. (Zehebî, Menâkıb, s. 43.)</p>
<p>Sıcak bir günde güneşin altında oturduğunu gören birisi, niçin hemen yanındaki evin gölgesine girmediğini sorduğunda şöyle demişti:</p>
<p>&#8211; Bu evin sahibinden bir miktar alacağım var. Bu sebeple onun gölgesine girmeyi haksız menfaat elde etmek olarak gördüm. Böyle bir davranış başkaları için gerekli değildir. Ancak alim olan bir kimse, ilminden insanlara aktardığı kısmın daha fazlasıyla kendi nefsi için amel etmeye muhtaçtır. Bu sebeple onun evinin gölgesinde oturmayı doğru bulmadım. (Muvaffak el-Mekkî, Menâkıb, s. 166.)</p>
<p>Döneminin ileri gelen alimlerinden Hasan b. Salih rh.a. şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; Allah rahmet eylesin, Ebu Hanîfe çok verâ sahibi idi; harama düşme korkusuyla ve şüpheden kurtulmak için birçok helalı terk ederdi. Kendisini ve ilmini şüpheli şeylerden korumakta onun kadar hassasiyet gösteren bir fakih görmedim. Bütün hazırlığı kabir hayatı içindi. (Muvaffak el-Mekkî, aynı eser, s. 181.)</p>
<p>Abbasi halifesi Ebu Cafer el-Mansur, İmam Ebu Hanîfe&#8217;yi kadı olarak tayin etmek istemişti. İmam kabul etmedi ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:</p>
<p>&#8211; Yoksa bizim gidişatımızı mı beğenmiyorsun?</p>
<p>&#8211; Ben bu iş için uygun kişi değilim.</p>
<p>&#8211; Yalan söylüyorsun.</p>
<p>&#8211; Müminlerin emiri bu sözüyle benim bu iş için uygun kişi olmadığıma hükmetmiş oldu. Zira eğer ben yalan söyleyen birisi isem, kadılık görevine uygun değilim demektir. Yok eğer doğru sözlü birisi isem, size bu iş için uygun kişi olmadığımı haber vermiştim.</p>
<p>Bu konuşmanın ardından Ebu Cafer el-Mansur kendisini hapsetti. Hapiste işkence gördü ve bu halde iken (bir rivayette zehirlenerek) hayata gözlerini yumdu. (Saymerî, aynı eser, s. 62, Zehebî, aynı eser, 6/402.)</p>
<p>Allah ona rahmet eylesin ve kendisinden razı olsun.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;"><strong>İmam Şafiî (rh.a.) ve Zühd Hayatı </strong></span></h2>
<p>İpekle döşenmiş odaya girmeyecek, yalan yere olması şöyle dursun, doğru yere bile yemin etmeyecek kadar büyük bir hassasiyet sahibi olan İmam Şâfiî’nin (rh.a.), doyuncaya kadar yemek yemeyi hoş karşılamadığını görmek şaşırtıcı değildir.</p>
<p>Şöyle dediği nakledilmiştir: “Doyuncaya kadar yemek yemeyeli on altı sene oluyor. Bu süre zarfında bir kere doyuncaya kadar yemek yedim; onu da hemen geri çıkardım. Doyuncaya kadar yemek bedeni ağırlaştırır, kalbi katılaştırır, fetaneti (basiret, ince anlayış) köreltir, uyku getirir ve ibadet şevkini azaltır.”(İbn Ebî Hâtim, Âdâbu’ş-Şâfi’î, 106.)</p>
<p><strong>Teslimiyeti ve tevazusu</strong></p>
<p>Geceyi üçe böler ve birinci kısmı kitap yazımına, ikinci kısmını uykuya, üçüncü kısmını da namaza ayırırdı.(Fahreddîn er-Râzî, Menâkıbu’l-İmâm eş-Şâfi’î, 310.)</p>
<p>Ömrünün sonlarına doğru rahatsızlığı, görenleri acındıracak seviyeye ulaşmıştı. Bir gün olsun şikâyetçi olmadı, hatta şöyle dua etti: “Allahım! Eğer bu hastalıkta senin rızan varsa, onu artır.” Bu haldeyken zahidlerden İdris b. Yahya el-Me’âfirî kendisine haber gönderdi ve şöyle dedi:  “Sen bela insanı değilsin. (Ümmet adına ilimle meşgul olan birisin; bu görevini ifa etmek için sağlıklı olman gerekir.) Onun için Allah Tealâ’dan afiyet iste.”(a.g.e., 310.)</p>
<p>Sadece Fıkıh ilminde değil, başka pek çok sahada “imam”lığı bütün ümmet tarafından müsellem olan o büyük insanın tevazuu da ilimdeki  yüceliğiyle mütenasip idi. “Bütün emelim iki şeyi öğrenmekti: Atıcılık ve ilim. Atıcılık sahasında emelime ulaştım. Hatta öyle ustalaştım ki, onda on isabet ettiriyordum.”</p>
<p>Bu sözü nakleden Amr b. Sevâde diyor ki: “Diğer emeli olan ilim konusunda bir şey söylemedi ve sustu. Bunun üzerine ben dedim ki: Allah’a yemin ederim ki, ilimde elde ettiğin derece atıcılıktaki derecenden daha ileridir.”(Ebû Nu’aym, Hilyetu’l-Evliyâ, 9/86.)</p>
<p><strong>Rabbi’nin himayesi altında </strong></p>
<p>Abbasî halifesi Harun Reşid, bir gün son derece kızgın bir şekilde görevlilerden birini çağırıp, İmam Şâfiî’yi kastederek: “Şu Hicazlı nerede? Derhal onu bulup bana getir!” dedi. Görevli, İmam Şâfiî’yi seven biriydi. Halife’nin hışmına uğrayacağından endişe eder vaziyette İmam’ın evine gitti. Durumu anlattı; birlikte saraya gittiler. Yolda giderken İmam’ın dudaklarının kıpırdamasından bir şeyler okuduğunu anlamıştı.</p>
<p>Huzura alındığında Harun Reşid ayağa kalktı, İmam’ı buyur etti ve önüne oturdu. O kızgın halinden eser kalmamıştı. Uzun süre konuştular. Ardından İmam’a bir kese altın hediye etti ve görevliye, onu evine kadar götürmesini emretti. İmam, saraydan ayrılınca kesedeki altınların hepsini halka dağıttı. Harun Reşid’deki bu değişikliğin sebebini anlayan görevli, İmam’a saraya giderken ne okuduğunu sordu.</p>
<p>İmam, Âl-i İmrân Sûresinin, “Allah, kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti” diye başlayan 18. ve 19. ayetlerini okuduğunu söyledi ve ardından, okuduğu uzun duayı nakletti.</p>
<p>Bu duayı ezberleyen görevli daha sonra şöyle diyecekti: “Harun Reşid bana ne zaman kızacak olsa, bu duayı okudum, kızgınlığı hemen yatıştı. Bu, Şâfiî’den kaynaklanan bir bereketti.”(Ebû Nu’aym, a.g.e., 9/87-88.)</p>
<p><strong>Kalp hassasiyeti</strong></p>
<p>Abdullah b. Abdilhakem anlatıyor: “Bir sohbette abid ve zahidlerden bahsediyorduk. Söz Zünnûn’a geldi. O sırada Ömer b. Nübâte yanımıza geldi ve ne konuştuğumuzu sordu. Biz, abid ve zahidlerin menkıbelerini konuştuğumuzu ve Zünnûn’dan bahsettiğimizi söyledik.</p>
<p>Şöyle dedi:  Allah’a yemin olsun ki, Şâfiî’den daha fasih, daha çok verâ sahibi bir kimse görmedim. Bir gün ben, o ve Hâris b. Lebîd Safa tepesine çıkmıştık. Hâris, “İşte bu, sizi ve öncekileri bir araya topladığımız o hüküm günüdür.” (Mürselât, 38).ayetini okudu. Şâfiî’nin sarsıldığını ve şiddetli bir şekilde ağladığını gördüm. Sonra şöyle dedi: “İlâhi! Yalancıların sözlerinden ve gafillerin yüz çevirmesinden sana sığınırım. İlâhi! Ariflerin kalpleri senin emrine boyun eğmiş, müştakların kalpleri seninle sarhoş olmuştur. İlâhi! Kereminden bana bağışta bulun. Rahmet ve mağfiretinin örtüsüyle beni ört. Kereminle beni affeyle ey merhametlilerin en merhametlisi…”(Fahreddîn er-Râzî, a.g.e., 311.)</p>
<p>Kur’an ayetleri okunduğunda yaşadığı halet-i ruhiye, Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in hadisleri konusunda da aynıyla vaki idi. Bir gün büyük fakih ve muhaddis Süfyân b. Uyeyne’nin meclisine gitti. Süfyan b. Uyeyne, kalbi rikkate getiren bir hadis rivayet etti. İmam Şâfiî, hadisi duyar duymaz bayıldı. Orada bulunanlar Süfyan b. Uyeyne’ye hitaben, “Ebû Muhammed! Muhammed b. İdris (İmam Şâfiî) neredeyse öldü!” dediler. Bunun üzerine, Süfyan b. Uyeyne: “Eğer Muhammed b. İdris öldüyse, zamanının en üstünü öldü demektir.” karşılığını verdi.(Ebû Nu’aym, a.g.e., 9/102)</p>
<p>Muarızlarıyla ilmî münazaralarda bulunurken, onlara nasihat etmekten başka bir amaç taşımazdı. İlmî münazaralarda aradığı tek şey hakkın ortaya çıkmasıydı. Şöyle derdi: “Münazarada bulunduğum hiç kimse olmadı ki, iddiasında kendisine başarı verilsin, tahkim ve yardıma mazhar olsun diye arzu etmemiş olayım. Münazarada bulunduğum kimselere Allah Tealâ’nın yardım etmesini, kendilerini (sürçmelerden) korumasını temenni ederim. Münazara anında Allah Tealâ’nın, hakkı benim dilime mi, yoksa muhatabımın diline mi yerleştirdiğine aldırmam (muhatabım hakkı söylediği zaman, benden sadır olmuş gibi kabul ederim).”(Ebû Nu’aym, a.g.e., 9/126.)</p>
<p><strong>Dostluğa dair tavsiyeleri</strong></p>
<p>Arkadaşlarından birisine şöyle tavsiyede bulunmuştu: “Bir arkadaşının hoşlanmadığın bir şey yaptığına dair bir haber alırsan, sakın ola ki hemen ona karşı düşmanlık besleyip dostluğu kesme. Böyle yaparsan, yakînen bildiğin bir şeyi şüphe sebebiyle terk etmiş olursun.</p>
<p>Böyle bir durum olursa, o arkadaşına, “Senin şöyle şöyle yaptığına dair bana bir haber ulaştı.” de. O haberi sana getireni zikretmen de uygun olur. Eğer inkâr ederse, “Sen ondan daha doğru söyledin ve bu işten uzaksın.” de ve daha fazla bir şey söyleme. Eğer itiraf ederse ve o işi yapmakta bir mazeretini bulursan, o mazereti kabul et. Eğer o işi yaptığını reddetmezse, “O işi yapmaktaki amacın neydi?” diye sor.</p>
<p>Eğer bir özür beyan ederse kabul et. Eğer arkadaşın herhangi bir mazeret beyan etmez ve sen de bir çıkış yolu bulamazsan, onun o işi yaptığını kabul et ve onun bir kusur işlediğini düşün. Bundan sonra muhayyersin; dilersen ona, o işin misliyle –fazlasıyla değil– mukabele et; istersen kendisini affet. Affetmek takvaya ve kereme daha uygundur.</p>
<p>Çünkü Yüce Allah, “Bir kötülüğün karşılığı, misli bir kötülüktür. Ama kim affedip ıslah ederse, onun ecri Allah’a aittir.” (Şura, 40.) buyurmuştur.</p>
<p>Eğer onun hareketinin misliyle kendisine mukabele etmen gerektiği konusunda nefsin seninle çekişirse, arkadaşının sana karşı önceki iyi ahvalini hatırla. Bu kötülüğü sebebiyle onun son hali, senin nazarında önceki iyiliklerini eksiltmesin. Zira bu, bizzat zulümdür. Salih bir kişi şöyle demiş- tir: Allah Tealâ, benim bir kötülüğüme mukabil bana onun daha fazlasıyla mukabele ederek hakkımı eksiltmeyen kimseye rahmet eylesin.”</p>
<p>Eğer bir dostun varsa, ona sımsıkı sarıl. Zira dost edinmek zor, dosttan ayrılmak ise kolaydır. O salih kişi, dosttan ayrılmanın kolaylığını şöyle bir benzetmeyle açıklardı: Bir çocuk, büyük bir taşı kuyuya atar. Onu oraya atmak o çocuk için kolaydır. Ama onu oradan çıkarmak, yetişkin insanlar için zordur. Sana tavsiyem budur, vesselam.”</p>
<p><strong>Hikmetli sözlerinden</strong></p>
<p>* Kendisine dünya sevgisi ve dünyevî arzuların galebe çaldığı kimse ehl-i dünyaya kulluk etmek zorunda kalır. Kanaat sahibi olan kimse ise, ehl-i dünyaya boyun eğme zilletinden kurtulur.</p>
<p>* Ahiret nimetlerinin kadrini bilmeyen kimse dünyaya karşı nasıl zahid olur? Aldatıcı arzulardan kurtulamamış kimse dünyadan nasıl kurtulur? İnsanların elinden ve dilinden salim olmadığı kimse, insanlardan nasıl güvende olur? Sözüyle Azîz ve Celîl olan Allah’ı murad etmeyen kimse nasıl olur da hikmetli konuşur?</p>
<p>* Dört şey vardır ki, azı bile çoktur: Hastalık, fakirlik, düşmanlık ve ateş (Cehennem azabı).<br />
* Hem dünya hem de dünyanın yaratıcısının sevgisini aynı anda kalbinde taşıdığını söyleyen kimse yalancıdır.(İbn Abdilberr, el-İntikâ, 156 vd.)</p>
<p>Allah’ın rahmeti üzerine olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;">İmam Mâlik Rh.a. ve Zühd Hayatı</span></h2>
<p style="text-align: left;">Medine alimlerinin ilminin vârisi. Hicret yurdu imamı, yüzüne bakanların ahireti hatırladığı Mâlik b. Enes rahmetullahi aleyh&#8230; Bu güzide alimimizin Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz&#8217;i rüyasında görmediği bir gece dahi olmadığı rivayet edilmiştir.</p>
<p>Malikî mezhebinin imamı Mâlik b. Enes rh .a . Medine&#8217;de, Mescid -i Nebî&#8217;de ders verirken Hz. Ömer r.a.&#8217; ın hüküm ve meşveret için oturduğu yerde otururdu. Evi de büyük sahabi Abdullah b. Mes&#8217;ud r.a.&#8217; ın oturduğu evdi. ( Ebu Nuaym , Hilyetu&#8217;l -Evliya, 6/346)</p>
<p>Salih zatlarla birlikte bulunmaya ayrı bir önem verir ve şöyle derdi:</p>
<p>“Kalbimde bir kasvet hissettiğim zaman Muhammed b. Münkedir&#8217;e gider, bir süre yüzüne bakarım. Bu, günlerce bana bir ibret ve nasihat olarak yeter.” (Kadı İyâd , Tertîbu&#8217;l &#8211; Medârik , 1/179)</p>
<p><strong>Peygamber saygısının zirvesi</strong></p>
<p>Kendisine talebelik etmiş olan İmam Şâfiî rh.a. anlatıyor:</p>
<p>Mâlik&#8217;in kapısında bağlı cins atlar ve bir de katır gördüm ve “ne güzel!” dedim. “Al, hepsi benden sana hibe olsun.” dedi. “Binmen için birini kendine ayır.” dedim; şöyle karşılık verdi:</p>
<p>&#8211; “Allah&#8217;ın Peygamberi&#8217;nin gezdiği toprakta hayvan sırtında gezmekten hayâ ediyorum.” (Aynı eser, aynı yer.)</p>
<p>Talebelerinden biri şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; “Mâlik bizimle beraber oturduğu zaman sanki bizden biriymiş gibi olur, bizimle beraber söze dalar, bizden daha çok tevazu gösterirdi. Fakat hadis-i şerif rivayetine başladığı zaman, artık sözü bizde heybet hissi uyandırır; sanki bizi tanımıyormuş, biz de kendisini tanımıyormuşuz gibi konuşurdu.” ( Ebu Zehra, İmam Mâlik , 53)</p>
<p>Hadis dersine çıkmadan önce abdest alır, güzel elbiselerini giyer, güzel koku sürünürdü. Ders boyunca vakar ve sekinetin muhafazasına dikkat ederdi.</p>
<p>Bir keresinde Ebu Hâzim&#8217;in meclisine gitmiş, yer bulamadığı için ayakta kalmıştı. Ebu Hâzim&#8217;in naklettiği hadisleri yazmadığını görenler bunun sebebini sorduklarında şöyle demişti:</p>
<p>&#8211; “Hz. Peygamber s.a.v.&#8217;in hadislerini ayakta iken almayı uygun görmedim.” (el- Halîlî , el- İrşâd , 26)</p>
<p>Ayakta iken, yürürken veya acele bir işi varken hadis rivayet etmekten hoşlanmaz ve şöyle derdi:</p>
<p>&#8211; “ Rasul -i Ekrem s.a.v.&#8217;den rivayet ettiğim hadisin anlamını iyi kavramak isterim.” ( Ebu Nuaym , a. g.e ., 6/347)</p>
<p><strong>Gece ibadeti</strong></p>
<p>Yine Kadı Iyâd&#8217;ın naklettiğine göre İmam Mâlik rh .a .&#8217;in her gece kılmayı alışkanlık haline getirdiği belli bir miktar gece namazı vardı. Cuma geceleri ise bütün geceyi ihya ederdi.</p>
<p>Bir keresinde namaz kılarken Fatiha&#8217;dan sonra Tekâsür Suresi&#8217;ni okumaya başladı. “Sonra, andolsun ki o gün her nimetten sorguya çekileceksiniz.” mealindeki ayete geldiği zaman uzun uzun ağladı. Bir taraftan ayeti tekrar ediyor, bir taraftan da ağlıyordu. Nihayet tan yerinin ağardığını hissettiğinde rükû ve secde yaparak namazını tamamladı.</p>
<p>Zorlama altında söylenen boşama sözünün geçerli olmayacağı konusunda fetva verdiği zaman, bu fetva Emevî sultanları tarafından halktan zorla alınan biatın geçerli olmayacağı görüşünde olduğu şeklinde yorumlanmış, İmam Mâlik rh .a . bu yüzden takibata uğramıştı. Hatta kendisine sopa atılmış, işkenceden dolayı omuzu çıkmıştı. ( İbn Abdilberr , el- İntikâ , 87)</p>
<p>Bu takibat sürecinde bile gece namazını aynen devam ettirmişti. Kendisine, “Bari bu durumda gece namazını biraz hafiflet” denildiğinde şöyle mukabele etmi şti:</p>
<p>&#8211; “Allah için amel işleyen bir kimseye gereken, o amelini güzelleştirmektir.” (Kadı Iyâd , a. g.e ., 1/178)</p>
<p><strong>Allah korkusu ve sorumluluk duygusu</strong></p>
<p>İmam Mâlik rh .a . kendisine sorulan bütün sorulara cevap vermez, çoğu zaman susmayı veya bilmiyorum demeyi tercih ederdi. Öyle meseleler olurdu ki, üzerinde on yıl, hatta yirmi yıl düşünür, araştırma yapar, buna rağmen kalbi mutmain olmadığı için o konuda kesin bir şey söylemezdi.</p>
<p>Öğrencisi İbn Vehb şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; “Mâlik , sorulan bir soruya cevap vermeden önce (o kadar uzun süre susardı ki), bir kimse elindeki boş bir sayfayı ‘bilmiyorum&#8217; kelimesiyle doldurmak istese bunu yapabilirdi.” (Kadı Iyâd , a. g.e ., 1/147)</p>
<p>Meclisinde bulunanların çok soru sormasından hoşlanmaz, kimi zaman da soru soran kişiye:</p>
<p>&#8211; “Yazıklar olsun sana! Beni kendinle Allah Tealâ arasında hüccet kılmak mı istiyorsun? Ben önce kendimi nasıl kurtaracağıma bakayım; seni sonra kurtarırım” dediği olurdu. (Aynı eser, 1/146)</p>
<p>Kendisine bir mesele sormak için Mağrib&#8217;den kalkıp altı ay yol teptikten sonra Medine&#8217;ye gelen birine, “bir araştırayım, yarın gel” demişti. Ertesi gün adam tekrar geldi ve neticeyi sordu. İmam Mâlik “bilmiyorum” cevabını verdi. Adam, “Benim geldiğim yerde insanlar yeryüzünde senden daha alim birisi bulunmadığını söylüyor!” deyince şöyle mukabele etti:</p>
<p>&#8211; “Onlara gittiğinde benim ‘bu işin altından kalkamıyorum&#8217; dediğimi söyle.”</p>
<p>Yine kendisine sorulan yirmi sorunun ancak ikisine, uzun süre “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” dedikten sonra cevap vermişti. Kendisine; “Sen de bilmiyorum dersen kim bilir?” dendiğinde şöyle mukabele etmi şti:</p>
<p>&#8211; “Yazık &#8230; Beni ne zannediyorsunuz? Ben neyim ki sizin bilmediğinizi bileyim?” (A. g.e ., 1/146-147)</p>
<p><strong>Öğüt ve tavsiyeleri</strong></p>
<p>Kendisinden tavsiye isteyen birisine şöyle demişti:</p>
<p>&#8211; “Allah Tealâ&#8217;dan ittika et ve hadisi ancak ona ehil olan kimseden al.”</p>
<p>Şu öğüt ve tavsiyeler de ona aittir:</p>
<p>&#8211; “İlim talep eden kimseye düşen, vakar, sekinet ve haşyeti muhafaza etmek ve kendisinden önce yaşamış olanların izine uymaktır.”</p>
<p>&#8211; “Din konusunda şahsi görüşleriyle hareket edenlerden uzak durun. Onlar Ehl -i Sünnet&#8217;in düşmanıdır.” ( Ebu Nuaym , a. g.e ., 6/348 vd .)</p>
<p>&#8211; “İlim bir nurdur ki, ancak takva ve Allah korkusu ile dolu olan kalp ile ünsiyet eder.”</p>
<p>Kendisine, “İlim öğrenmek farz mıdır?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermi ştir:</p>
<p>&#8211; “Hayır ! İnsanların hepsi alim olacak değildir. Halk arasında öyleleri var ki, onlara ilim talep etmelerini emretmem. (Mecburi olanın dışındaki) ilim insanların hepsine farz değildir.”</p>
<p>Bu konuda talebesi İbn Vehb&#8217;e şu tavsiyede bulunmu ştur:</p>
<p>&#8211; “İşittiğin şeyleri hayatına tatbik et ve bununla yetin. Başkalarının menfaati için kendi sırtına yük alma. İnsanların en bedbahtı, ahiretini dünya için satandır. Ondan daha bedbahtı ise, kendi ahiretini başkasının dünyası için satandır.”</p>
<p>Yine şöyle demiştir:</p>
<p>&#8211; “Kendisine ilim nasip edilen ve ilimde parmakla gösterilecek seviyeye ulaşan kimsenin, nefsiyle baş başa kaldığında başına topraklar saçıp nefsini azarlaması, riyaset (üstünlük) sebebiyle rehavete kapılmaması gerekir. Zira kabrine uzanıp da üstüne toprak atıldığında elde ettiği riyaset onun aleyhine olacaktır.”</p>
<p>&#8211; “İstemediğin şeyi sorup da istediğin şeyi unutma. Zira muhtaç olmadığı bir şeyi satın alan kimse, ihtiyaç duyduğu şeyi satmış olur.”</p>
<p>&#8211; “Sana soru soran herkese cevap vermen, ilmi ortadan kaldıran hususlardandır. Duyduğu her şeyi nakledenlerin önderi olma. Sorulmadığın şey hakkında konuşman da ilmi ortadan kaldıran sebeplerdendir.”</p>
<p>&#8211; “Allah Tealâ&#8217;ya taat çerçevesinde bir ilim öğrendiğin zaman, onun eseri üzerinde belli olsun.”</p>
<p>&#8211; “Kişi dilini muhafaza etmedikçe imanı kemale ermez.” (Kadı Iyâd, a.g.e., 1/185-186)</p>
<p>Allah ondan razı olsun.</p>
<p style="text-align: left;">
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;"><strong>İmam Ahmed Rh.a. ve Zühd Hayatı</strong></span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>O, dört hak mezhepten biri olan Hanbelî mezhebinin imamı. Büyük muhaddis ve fakih. Hadis rivayetlerini topladığı Müsned adlı kitabı dokuz önemli hadis kaynağından biri. Onun ilmi ve hayatı dinî ilimlerle uğraşanlar için hakiki ve tam bir ibret vesikası. Zira o sadece bilgisiyle değil; ameliyle, takvasıyla, zühd ve verâsıyla semamızda bir yıldız. Cenab-ı Hak ondan razı olsun.</p>
<p>Aşağıda zikredeceğimiz “mihne olayı”nın failleri olan Mutezile dışında bütün Ümmet-i Muhammed’in, hatta gayrimüslimlerin hürmet ve muhabbetine mazhar olan bu büyük imam, ilim ve amel yanında kanaat, zühd, istiğna ve tevazuuyla da Hak ve halk nazarında müstesna bir mevki elde etmiştir.</p>
<p>Yakın arkadaşı ve yardımcısı el-Merrûzî’nin anlattığına göre, bir gün hıristiyan bir tabip, yanında bir rahip bulunduğu halde İmam Ahmed b. Hanbel’in evine gelir. Tabip yanındaki rahibi göstererek, “Ebû Abdillah’ı (Ahmed b. Hanbel) görmek için benimle birlikte geldi” der. el-Merrûzi onları içeriye alır. Rahip, İmam Ahmed’e şöyle der: “Yıllardır seni görmek istiyordum. Senin varlığın sadece İslâm için değil, bütün mahlukat için hayır ve salâhtır. Bizim cemaatimiz arasında senden razı olmayan yoktur.”</p>
<p>Bunun üzerine el-Merrûzî der ki: “Öyle umuyorum ki, ülkenin bütün şehirlerinde senin için dua ediliyor” dedim, şöyle mukabele etti: “Ey Ebû Bekr ! Bir kimse kendi nefsini bilirse, insanların sözü ona bir fayda vermez.” (Zehebî , a. g.e ., 11/211)</p>
<p>Meşhur alimlerimizden Zehebî , döneminde ve daha sonra yaşayan birçok velinin İmam Ahmed b. Hanbel’den övgüyle bahsettiğini, kendisiyle teberrükte bulunduklarını ve hakkında, “ Ahmed b. Hanbel’in yüzüne bir kere bakmak bizim nazarımızda bir sene nafile ibadete denktir” dendiğini zikreder ve bu söz üzerine şu yorumda bulunur: “Bu, aşırılık ifadesidir ve uygun değildir. Bununla birlikte bu sözü söyleten, Allah’ın bir velisine Allah için duyulan muhabbettir.” (Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ , 11/211)</p>
<p><strong>Zühd ve kanaat örneği</strong></p>
<p>“Dünyalığın azı yeterli olur da, çoğu yeterli olmaz” diyen İmam Ahmed , iki kere yürüyerek Bağdat’tan Hicaz’a hac için gitmiş ve bu yolculuğu esnasında sadece 14 dirhem parayla yetinmiştir.</p>
<p>“Kitâbu’z-Zühd” isimli bir de eseri bulunan bu büyük imamın, bu eserini okuturken de muhtevasına ve yazılış maksadına uygun hareket etmesi şaşırtıcı değildir.</p>
<p>Öğrencilerinden İshak b. Hâni anlatıyor: “Bir gün sabah erkenden Kitâbu’z-Zühd’ü okumak için İmam Ahmed’e gittim. O yanıma gelmeden önce yere bir hasır serdim ve üzerine bir de minder koydum. Yanıma geldiğinde “Bu nedir?” dedi. “Oturman için hazırladım.” dedim. “Onu kaldır! Zira zühd konusunun işlendiği bir meclisin hakkı, ancak zühde riayetle verilmiş olur” dedi. Kaldırdım, toprağa oturdu ve derse öyle başladık.” (İbn Ebî Ya’lâ, Tabakâtu’l-Hanâbile, 1/10)</p>
<p>Bir keresinde dua etmesini isteyen arkadaşları ve kendisi için şöyle dua etmişti: “Allahım. Bizim arzu ettiğimizden daha fazlasını verdiğini biliyorsun. Bizi de senin hoşnut olduğunu yapan kimseler eyle. Allahım. Senden, göklere ve yere hitaben ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin! Dediler ki: İsteyerek geldik.’ (Fussılet, 11) buyurduğun şeyi yapma (sana taati isteyerek gelme) kudreti vermeni diliyoruz. Allahım . Bizi razı olduğun şeyleri yapmaya muvaffak kıl. Allahım, senin rızana kavuşturan dışındaki her türlü fakirlikten ve senin için gösterilen dışındaki her türlü zilletten sana sığınıyoruz.” (Zehebî, a.g.e ., 11/229)</p>
<p><strong>Mihne olayındaki tutumu</strong></p>
<p>Bilindiği gibi Mutezile’nin, Kur’an’ın mahluk olduğu görüşü, Abbasî halifesi Me’mun döneminden (h. 218) itibaren 15 yıl boyunca devletin resmi mezhebi olarak kabul edildi ve bu görüşü kabul etmeyen yüzlerce alim takibata, tutuklama ve işkenceye maruz kaldı.</p>
<p>Bu alimlerin başında İmam Ahmed b. Hanbel geliyordu. Hak bildiği yolda gözünü budaktan esirgemeyen bu büyük imam, Kur’an’ın mahluk olduğu görüşüne şiddetle karşı çıktığı için tutuklanıp sorgulanmış, iki seneden fazla hapiste kalmış ve işkence görmüştü. Zindandayken yüz elli kişi sırayla kendisini kamçılamıştı. Kaynaklar o gece büyük bir deprem olduğunu ve etkisinin Abadan’dan bile hissedildiğini nakleder. (Tâcuddîn es-Sükbî, Tabakâtu’ş-Şâfi’iyye, 1/205)</p>
<p>Bir keresinde yine kırbaçlanırken şalvarının bağı çözülmüş ve şalvarı belinden aşağıya doğru kaymaya başlamıştı. Bunun üzerine yediği şiddetli kırbaç darbelerine aldırmayarak gözünü semaya diktiği ve bir şeyler söylediği görüldü. Bunun üzerine şalvarı tekrar eski yerine geldi.</p>
<p>Aradan zaman geçip bu çile ve işkence dönemi sona erdiğinde, bir gün kırbaçlandığı dönem hatırlatıldı ve o esnada gözünü semaya dikerek ne söylediği soruldu. İmam şöyle dua ettiğini söyledi: “ Allahım ! Arş’ı dolduran ismin adına senden isteğim odur ki, eğer bu meselede benim inancım doğru ise avret yerimin açılmasına ve rezil olmama müsaade etme.” (es-Sübkî, a.g.e ., 1/214)</p>
<p><strong>İlim ve zühd ehlinin şahitliği</strong></p>
<p>“Bağdat’tan ayrıldığımda, arkamda Ahmed b. Hanbel’den daha efdal, bilgili, fakih ve müttaki birisini bırakmadım.”</p>
<p>Bu sözün sahibi İmam Şâfiî’dir. İmam Ahmed b. Hanbel , büyük Hadis imamlarından olan arkadaşı İshak b. Râhûye’ye, “Benimle gel. Seni eşi benzeri görülmemiş birisine götüreyim.” der ve onu alıp İmam Şâfiî’ye götürür. Olayı nakleden İshak b. Râhûye diyor ki: “Şâfiî de Ahmed b. Hanbel gibisini görmemiştir.” (Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, 11/195-196)</p>
<p>Zünnûn el- Mısrî’nin “Efendimiz” dediği İmam Ahmed’i , İmam Nesâî de şöyle anlatıyor: “Ahmed b. Hanbel , Hadis bilgisi, Fıkıh, verâ, zühd ve sabır hasletlerinin hepsine sahip birisi idi.”</p>
<p>İmam Ebû Dâvûd da onun hakkında şöyle der: “Ahmed b. Hanbel’in meclisleri ahiret meclisi idi. O meclislerinde dünyaya ait bir şey konuşmazdı. Onun dünyayı zikrettiğine asla şahit olmadım.” (Zehebî , a. g.e ., 11/19-199)</p>
<p>Allah ondan razı olsun</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bkn:Ebubekir Sifil &#8211; Hikemiyat,syf;227-243</p>
<header class="entry-header">
<h1 class="entry-title"></h1>
</header>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muctehid-imamlar-ve-zuhd-hayati/">Müçtehid İmamlar ve Zühd Hayatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muctehid-imamlar-ve-zuhd-hayati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa İslamoğlu&#8217;nun İmam Evzai&#8217;ye iftirası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-islamoglunun-imam-evzaiye-iftirasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-islamoglunun-imam-evzaiye-iftirasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 23:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Azam'a Hücumlar Neden İleri Geliyordu?]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ezvai(r.a.) İmam Azam'ın (r.a.) Vefat Haberine Sevindi mi.]]></category>
		<category><![CDATA[Evzai'nin İmam Azam'ı tadili]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu'nun İmam Evzai Antipatisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu'nun İmam Evzai'ye iftirası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10541</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmam Azam&#8217;a Hücumlar Neden İleri Geliyordu? Onun hakkında ihtilaflar acaba neden ileri geliyordu. Bu­nun sebepleri ne idi? İleride yeri gelince bu bahse temas edeceğiz. Ancak bur da o sebeplerden birini, diğerlerinin esası sayılabilecek olanını hemen açıklayalım ki, o da şudur: Ebu Hanife haiz ol­duğu şahsi nüfuz ve ilmî kudreti ile fıkha öyle bir istikamet verdi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-islamoglunun-imam-evzaiye-iftirasi/">Mustafa İslamoğlu’nun İmam Evzai’ye iftirası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/mustafa-islamoglunun-imam-evzaiye-iftirasi/bosresim-3/" rel="attachment wp-att-10542"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10542" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/bosresim-2.jpg" alt="Mustafa İslamoğlu'nun İmam Evzai'ye iftirası" width="347" height="260" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/bosresim-2.jpg 320w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/bosresim-2-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" /></a><br />
<strong>İmam Azam&#8217;a Hücumlar Neden İleri Geliyordu?</strong></p>
<p>Onun hakkında ihtilaflar acaba neden ileri geliyordu. Bu­nun sebepleri ne idi? İleride yeri gelince bu bahse temas edeceğiz. Ancak bur da o sebeplerden birini, diğerlerinin esası sayılabilecek olanını hemen açıklayalım ki, o da şudur: Ebu Hanife haiz ol­duğu şahsi nüfuz ve ilmî kudreti ile fıkha öyle bir istikamet verdi ki, bu ders halkasının hudutlarını aştı, hatta kendi muhitini geçe­rek diğer islâm ülkelerine yayıldı, islâm devletinin birçok yerlerinde onun görüşünden ve düşüncelerinden bahsedilir oldu. Bun­lar muvafık, muhalif herkesçe duyuldu. Muhalif olan beğenmiyor­du, muvafık olan ona taraftar çıkıyordu. Yalnız naslara bağlanıp başka şeye bakmayan birinci grubu muhalifler, dinde re&#8217;y ve kıya­sı mutlak olarak bid&#8217;at sayıyorlar, bunları şiddetle inkâr ediyor­lardı. Çok defalar vera&#8217; ve takva sahibi olan o büyük imamın kail olmadığı şeyleri onun görüşü hilafına dahi olsa, öyle imiş gibi he­sap edip ona ezbere hücum ediyorlar, delilini ve söyleyenini bil­meden, bidat görüşü diye dil uzatıyorlardı. Belki de İmam-ı Azam&#8217;ı görseler, onun delilini ne veçhile olduğunu bilseler, hücum eden bu keskin diller biraz hafiflerdi. Hatta belki onu takdir edip ona muvafakat ederlerdi. Bu hususta şunu rivayet ederler: Ebu Hanife ile çağdaş olan Suriye&#8217;li fakih Evzâî bir defa Abdullah b. Mübârek&#8217;e sordu:</p>
<p>— Kûfe&#8217;de çıkan ve Ebu Hanife denen bu bidatçi kimdir?</p>
<p>İbni Mübarek buna cevap vermedi. Yalnız gayet ince ve müşkil bazı meseleleri ortaya atıp onların anlaşılış tarzını, fetvalarını arz etti. Evzâî&#8217;nin bunlar hoşuna gitti ve:</p>
<p>— Bu fetvaları veren kim? diye sordu. O da :<br />
— Irak&#8217;ta gördüğüm bir üstat, dedi. Evzâî:<br />
— Bu, üstatların en şereflisi; git, onunla çokça görüş, dedi. O zaman îbn-i Mübarek:<br />
— İşte Ebu Hanife budur, cevabını verdi.</p>
<p>Sonraları Ebu Hanife ile Evzâî Mekke&#8217;de buluştular, görüştü­ler. İbni Mübârek&#8217;in zikrettiği bazı meseleleri müzakere, mübahase ettiler. Ebu Hanife onlar hakkındaki görüşünü açıkladı. Ay­rıldıktan sonra Evzâî, Abdullah b . Mübârek&#8217;e : «Doğrusu ben, bu zatın ilminin çokluğuna, aklının üstünlüğüne hayran kaldım. Ona gıpta ettim. Allah&#8217;tan af dilerim, ben onun hakkında gayet yanılı­yormuşum. Sen ondan ayrılma, o bana eriştirdiklerinden çok bambaşka imiş» [İbn-i Hacer Heysemi, Hayrâtu&#8217;l-Hisan, s. 33.] dedi. Ebu Hanife Hazretleri, kuvvetli şahsiyeti, derin tesiri, geniş nüfuzu ile beraber aynı zamanda fetva verme ve hüküm çıkarmada, Hadisleri anlama ve onlardan ahkâm alma hususunda yeni bir tarz ve buluş sahibiydi. Bu usulünü talebeleri arasında olduğu gibi onlarla görüşenler içinde de otuz seneden fazla bir müddet yaymağa gayret etti. Böyle bir durumda olan kimse elbette ki, acı tenkitlere hedef olacaktır, hatta şahsına hücumlar yöneltilecek, görüşleri tez­yif olunacak aleyhinde bulunanlar çıkacaktır. (1)<br />
***</p>
<p><strong>Evzâî (Ö. 157)</strong></p>
<p>Ebu Hanife&#8217;nin muasırlarından olan İmam Evzâî de, onu hadise muha­lefetle suçlamıştır. O şöyle der:</p>
<p>&#8220;Biz Ebu Hanife&#8217;yi rey ile hüküm verdiğin­den dolayı ayıplamayız. Nitekim hepimiz rey ile hüküm veririz. Fakat biz onu, kendisine bir hadis ulaştığı halde başka bir görüşle hadise muhalefet ettiğinden dolayı kınıyoruz&#8221;. [1] Ahmet b. Hanbel de, Evzâi’nin Ebu Hanife&#8217;den hiç rivayet almadığını, çünkü bu konuda onu ayıpladığını söyler.[2] Evzâî ile Ebu Hanife ve talebeleri arasındaki ilmî çekişme maruftur. İmam Muhammed&#8217;in, Ebu Hanife&#8217;den rivayet ettiği, &#8220;es-Siyerü&#8217;s-Sağîr&#8221; isim­li kitabı Evzâî&#8217;ye ulaşınca, kitabın kime ait olduğunu sormuş, İmam Muhammed&#8217;in olduğunu öğrenince de:<br />
&#8220;Iraklılar nerede, bu konuda bir kitap tas­nif etmek nerde&#8221; diyerek onları küçük görmüştür.[3] Çünkü ona göre Hicaz ve Şam dururken daha sonra fetholunmuş olan Irak ehlinin, Hz. Pey­gamber ve ashabının siyer ve meğâzisi konusunda kitap yazacak bir bilgiye sahip olmaları beklenemezdi. Evzâî&#8217;nin bu sözü kendisine ulaşan İmam Muhammed, buna kızarak, &#8220;es-Siyerü&#8217;l-Kebîr&#8217;i&#8221; tasnif etmiştir.[4] Ayrıca Ebu Yusuf un, Evzâi&#8217;nin Siyer&#8217;ine yazdığı reddiye de meşhurdur.[5]</p>
<p>[1] İbn Kuteybe, Tevil, (Türkçesi), 71-72.<br />
[2] Ahmed b. Hanbel, Kitabu&#8217;l-İlel, II, 202.<br />
[3] Ebu Yusuf, er-Redd (Afgani&#8217;nin girişi) 2.<br />
[4] Age.,2-3.<br />
[5] Bkz. Ebu Yusuf, er-Redd Alâ Siyeril-Evzâî, Beyrut, t.y. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife&#8217;nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 232</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Evzai&#8217;nin İmam Azam&#8217;ı tadili:</strong></p>
<p>Evzaî, &#8220;meselelerin zor­luklarını insanlar içinde en iyi bilen o idi&#8221; [Tehânevî. Kavaid,199.] demektedir. Ebu Hanife ile Evzâî arasında geçtiği bildirilen meşhur münazara da bu hususu teyit etmektedir: &#8220;Süfyan b. Uyeyne rivayet ediyor: Ebu Hanife ve Evzâî, Mekke&#8217;de Dârü&#8217;l-Hannatîn (buğdaycılar çarşısı)&#8217;de buluştular. Evzâî, Ebu Hanife&#8217;ye hitaben:</p>
<p>Siz rükûya varırken ve rükûdan kalkarken niçin ellerinizi kaldırmıyor­sunuz? Diye sordu. Ebu Hanife şöyle cevap verdi:</p>
<p>Çünkü bu konuda Resulullah (s.a.v.)&#8217;dan gelen sahih bir şey yok. Evzâî:</p>
<p>Nasıl sahih bir şey olmaz. Zührî, Sâlim&#8217;den, o babasından, o da Resu­lullah (s.a.v.)&#8217;dan rivayet etti ki, &#8220;Hz. Peygamber, namaza başlarken, rükûya varırken ve rükûdan kalkarken ellerini kaldırırdı&#8221; deyince, Ebu Hanife şöyle karşılık verdi:</p>
<p>Hammad, İbrahim&#8217;den, o Alkame ve Esved&#8217;den, onlar da İbn Mes&#8217;ud&#8217;dan rivayet ettiler ki, &#8220;Hz. Peygamber sadece namaza başlarken elle­rini kaldırırdı ve bundan fazla bir şey yapmazdı&#8221;. Evzâî dedi ki:</p>
<p>Sana, Zühri’den Salim ve babası yoluyla gelen bir hadis rivayet ediyo­rum, sen, &#8220;bize Hammad, İbrahim&#8217;den rivayet etti&#8221; diyorsun. Ebu Hanife şöyle cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Hammad, Zührî&#8217;den, İbrahim&#8217;de Salim&#8217;den daha fakih idiler. Alkame fıkıhta İbn Ömer&#8217;den geri kalmazdı. İbn Ömer&#8217;in sahabilik fazileti varsa, Esved&#8217;in de birçok faziletleri var. Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;a gelince, o, Abdullah&#8217;dır&#8221; dedi ve bunun üzerine Evzâî sustu.[Mekkî, Menâkib, 113-114; Zebîdî, Ukudü’l-Cevâhir, I. 43.]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Ezvai(r.a.) İmam Azam&#8217;ın (r.a.) Vefat Haberine Sevindi mi..!?</strong></p>
<p>Bu başlık altında tabiinin büyük âlimlerinden Evzaî’ye, Ebu Hanîfe’nin ölüm haberi geldiğinde ne söylediği ile ilgili rivayeti ele alacağız.</p>
<p>İbn Rızk&gt; İbn Selâm&gt; Hasan b. Ali&gt;Ebu Tevbe &gt; Seleme İbn Külsüm. “Ebû Hanîfe’nin ölüm haberi Evzaî’ye geldiğinde, ‘elhamdülillah, o, İslamı adım adım tahrip ediyordu’, dedi.”(Hatîb, Tarih Bağdat, cilt 13, sayfa 398.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Senedin İncelenmesi</strong></p>
<p>Senetteki İbn Rızk, hicri 412 yılında vefat etmiştir. İbn Selâm’ın ismi Ahmed b. Cafer’dir. Hicri 278 ile 365 yılları arasında yaşamıştır. Hatîb el-Bağdâdî, kendisinden kitabında hadis uyduran bir yalancı olarak bahsetmektedir.(Hatip,Tarihi Bağdat,cilt 4,sayfa 59) Ebbâr’ın ismi, Ahmed b. Ali’dir. İbn Hazm, Ebbâr hakkında meçhuldür ifadesini kullanmıştır.(İbn Hacer, Lisânü’l-Mizân , cilt 1, sayfa 231.) Seleme b. Külsüm ile ilgili olarak Darekutnî, “yanılması çok” demiştir.(Darekutnî, el-Ilel,sayfa 23; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, cilt 4,sayfa 136.)<br />
Rivayetimiz senet açısından kabul edilebilecek durumda değildir. Çünkü senet içerisinde hadis uyduran, çok yanılan ve meçhul olan raviler bulunmaktadır. Buradan hareketle, Ebu Hanîfe’nin vefatı üzerine Evzai’nin söylediği iddia edilen ifadelerin sahih bir dayanağının olmadığını söyleyebiliriz. Evzai, Şam’ın fakihidir. Ebu Hanife ile aynı yıllarda biri Şam’da, diğeri Kufe’de yaşamışlardır. Birbirleriyle karşılaşılıncaya kadar Evzaî, Ebu Hanife hakkında menfi düşüncelere sahiptir. İki büyük âlim, Mekke’de karşılaşmışlardır.<br />
İbnü’l-Mübârek’in söylediği bazı meseleleri müzakere ettiler. Ebu Hanife, bu meseleler hakkındaki görüşlerini açıklamıştır. Ayrıldıktan sonra Evzaî, Abdullah b. Mübârek’e (181/803), “doğrusu ben bu zatın ilminin çokluğuna, aklının üstünlüğüne hayran kaldım. Ona gıpta ettim. Allah’tan af dilerim, ben onun hakkında yanılıyormuşum. Sen ondan ayrılma. O, benim duyduklarımdan çok farklı demiştir.(el-Heytemi, İbn Hacer, Hayrâtü’l-Hısân, s.33)</p>
<p>Buradan, Evzaî’nin görüşme öncesi hayatında imam hakkında farklı düşündüğü ortaya çıkmaktadır. Daha önceki düşünceleri ve söyledikleri hakkında Allah’tan af diliyor. Bu kişinin, Ebu Hanîfe’nin vefat haberini duyduğunda rivayetimizde geçen ifadelerini kullanması mümkün değildir. Aktarmış olduğumuz rivayetin hem senet, hem de metin açısından kabul edilemeyeceğini göstermektedir. (2)</p>
<p><strong>Zâhid Kevserî:</strong> &#8216;Ebû Hanîfe’yi cerh edici rivayetler ehl-i bidat mensuplarının gayretiyle uydurulmuştur.&#8217;</p>
<p>Mevcut kaynaklara göre Ebu Hanîfe’yi tenkit edenlerin başında Buhârî gelmektedir. Buhârî el-Câmiu’s-sahîh’inin bab başlıklarında isim zikretmeden, “Kale ba‘zu’n-nâs” (insanlardan biri şöyle dedi) ifadesini kullanarak Ebu Hanîfe’yi tenkit etmiş (Buhârî, “Îmân”, 36; Vehbi Süleyman Gavecî, s. 203-265), diğer eserlerinde de onun İslâm dinine zarar veren Mürcie’ye mensup olduğuna ilişkin rivayetleri zikretmiştir (et-Târîhu’l-kebir, VIII, 81; M. Rıza el-Hakîmî, s. 343). Hadisçilerden İbn Hibbân, Ebu Hanîfe’nin aleyhindeki zayıf rivayetleri naklettikten sonra hakkında görülen rüyalara dayanıp onu akidesi bozuk bir kişi olarak göstermeye çalışmıştır (Kitâbü’l-Mecrûhîn, III, 63-72). Muhaddislerin Ebu Hanîfe’yi eleştirmesinde, nakil yanında akla da başvurmasının etkili olduğu kabul edilmektedir. Esasen bunların, yalancılıkla itham edilen râvilerin nakillerine dayanarak Ebu Hanîfe’yi kötülemeleri kendi metotlarına aykırıdır, rüyalara başvurmalarının ise hiçbir ilmî değeri yoktur. Zâhid Kevserî, bu rivayetlerin Ebu Hanîfe’ye muhalif olan ehl-i bid‘at mensuplarının gayretiyle uydurulup yayıldığını kabul eder (et-Terhîb, s. 299-307). (3)<br />
***</p>
<p><strong>Mustafa İslamoğlu&#8217;nun İmam Evzai Antipatisi</strong></p>
<p>M. İslamoğlu: İmam Azam&#8217;ın ölüm fermanını imzalıyor bunlar..İdeolojik hadisçiler. Kim imzalıyor? İdeolojik hadisçi Evzai..Ölüm fetvası veriyor İmam Azam&#8217;a&#8230;.Bunu söyleyenleri size hazreti falan diye okutuyorlar farkında mısınız? (4)</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p><strong>1. a-</strong>Kaynaklarda İmam Evza&#8217;inin İmam Azam&#8217;ı hem cerh ettiği hem de tadili geçmektedir..İmam Azam&#8217;ın biyografisinde cerh ve tadil olarak nakledilenlerin birçoğunun şüpheli olduğunu yukarıdaki örnekte görmüş olduk..Mustafa İslamoğlu&#8217;nun olayları tek taraflı nakletmesi ve tadilden bahsetmemesi ilme ihanettir..Biz ilme ihanet etmeme adına Evza&#8217;iye nispet edilen cerhi bütünüyle alıntıladık..Alıntılanan kısımda da görebileceği gibi İmam Evzai&#8217;nin İmam Azam&#8217;ı tekfir ettiği ve ölüm fermanını imzaladığı iddiası Mustafa İslamoğlu&#8217;nun zihnindeki bir kurgudan ibarettir..İslamoğlu&#8217;nun zikrettiği isimlerden sadece Süfyan es-Sevri&#8217;den böyle bir rivayet gelmiştir (5)..Ve bu rivayetlerin de güvenilmez olduğunu Kevseri&#8217;den naklen yukarıda ifade ettik..Öyle ki Sevri&#8217;den<br />
meşhur olan rivayet İmam Azam&#8217;ı tadil etmesidir:</p>
<p>Yahya b. Main (ö.233) zamanına kadar Ebu Hanife&#8217;nin cerhe uğramadığı [ki Süfyan-ı Sevri bu tarihten çok önce (ö. 161 ) vefat etmiş bulunuyordu] , ancak Ahmed b. Hanbel mihnesi, yani halk-ı Kur&#8217;an meselesinden sonra muhaddislerin gruplara ayrılmasıyla, bu konuda herkesin önüne geleni söylediği belirtilmektedir.[Keşmîrî, Feyzul-Bârî, I, 169.]</p>
<p>Kendi döneminde veya ondan kısa bir süre sonra, Ebu Hanife aleyhin­de konuştuğu bildirilen birçok kimsenin, aynı zamanda onun için övücü sözler sarf ettikleri nakledilir. [Maalesef Mustafa İslamoğlu gibiler bu rivayetleri tek taraflı ve genelde cerh merkezli olarak vermektedir..Oysa Süfyan&#8217;dan tadil de mervidir.] Mesela İmam Malik, Sufyân-ı Sevrî, Süfyan b.Uyeyne, Şu&#8217;be, Yahya b. Main ve daha birçok kimsenin her iki türden ifadeleri nakledilmiştir. Bunun gibi, Hatib Bağdâdi&#8217;nin, &#8220;Tarih&#8221;inde, Ebu Hani­fe aleyhine konuşanlar listesine aldığı bazı kimseler [Bu çalışması nedeniyle Hatib Bağdâdi çok büyük bir takdiri (?) hak ediyor..Ne de olsa dedikodu nakli bu. Her alim yapamaz!], onun şeyhinin şeyhle­rinden olan İbnu&#8217;d-Dahîl&#8217;in listesinde methedenler safındadır.[Krş. Bağdadi, Tarih, XIV, 369-370 ve Te&#8217;nîb, 33.]</p>
<p>Ebu Hanife&#8217;yi, muasırlarından ve kendi dönemine yakın yaşamış kim­selerden ta&#8217;dil edenleri ihtiva eden bu geniş listeyi burada zikretmek yerin­de olacaktır:</p>
<p>1- Ebu Ca&#8217;fer Muhammed el-Bakır<br />
2- Hammad b. Ebî Süleyman<br />
3- Mis&#8217;ar b. Kidam<br />
4- Eyyüb es-Sahtiyânî<br />
5- A&#8217;meş<br />
6- Şu&#8217;be,<br />
7- Süfyan es-Sevrî<br />
8- Süfyan b. Uyeyne<br />
&#8230;<br />
67- Yahya b. Nasr. [Te&#8217;nîb, 33; el-İntika 122-137. İbn Abdilberr bu listede yer alan isimlerden 26 sının Ebu Hanife hakkındaki övgülerini kendisine ulaşan senedleriyle birlikle zikretmiştir. Ayrıca bu listeyi ona şeyhi Hakem b. Münzir&#8217;in, Ebu Yakub Yusuf b. Ahmed b. Yusuf el-Mekkî (İbnu&#8217;d-Dahil) den naklettiği, adı geçen şahsın bu isimleri kendisine ait &#8220;Fedâilu Ebi Hanife ve Ahbârihi&#8221; isimli kitabından derle­diğini belirtmiştir. (Bkz. el-İntika, I37)Ebu Hanife&#8217;yi övenlerin bir listesi için ayrıca bkz. Târihu Bağdad, XIII, 336-348; et-Tabakatu&#8217;s-Seniyye, I, 95-105.]</p>
<p>Bu listeye kitabında yer veren Kevserî, ne İbnu&#8217;d-Dahîl&#8217;in, ne de İbn Abdilberr&#8217;in Hanefi mezhebinden olmadıklarını belirtir.[Te’nîb, 34.] Ebu Hanife&#8217;yi ta&#8217;dil edenler arasında, Şu&#8217;be, Süfyân-ı Sevrî, Yahya b Main, Yahya b. Saîd el-Kattan gibi, ravileri cerhde sertlikleriyle tanınan [Bkz. Laknevî, er-Refu ve’t-Tekmil 275, 306] kimselerin yer alması dikkat çekicidir. Üstelik Şu&#8217;be, Irak&#8217;ta hadis ricali üze­rinde ilk konuşan ve daha sonra cerh ve ta&#8217;dil konusunda alem kabul edilen bir kimsedir.[Tehânevî, Kavâid, 195 (2 nolu dipnot).]&#8230; İmam Buhari&#8217;nin:</p>
<p>&#8220;Ondan başka kimsenin yanında kendimi küçük gör­medim&#8221; [Tehânevî, Kavaid, 197.] dediği şeyhi Ali İbnü&#8217;l-Medînî de Ebu Hanife&#8217;yi ta&#8217;dil edenler­dendir. O şöyle der:</p>
<p>&#8220;Ebu Hanife sikadır ve raviliğinde bir beis yoktur. On­dan Sevrî ve İbn Mübarek rivayet etmişlerdir&#8221;.[Tehânevî, Kavaid. 191.]..</p>
<p>İbn Hacer&#8217;in naklettiğine göre, Süfyân-ı Sevrî şöyle demiştir:</p>
<p>&#8220;Ebu Hanife&#8217;nin önünde, şahin önündeki serçeler gibiyiz. O gerçekten alimlerin efendisidir.&#8221; [Tehânevî, Kavaid. 199]..Nitekim Ebu Yusuf, &#8220;Sevri’nin Ebu Hanife&#8217;ye bağlılıkta ken­disinden ileride olduğunu&#8221; belirtmiştir. (6)[Tehânevî, Ebu Hanife, 34.] (7)</p>
<p><strong>b-</strong>İslamoğlu&#8217;nun iki Süfyan dediği alimlerden diğeri Süfyan bin Uyeyne&#8217;dir..<br />
Ondan İmam Azam hakkında yukarıda zikredilene ilave olarak şu övgü mervidir:</p>
<p>Süfyan b. Uyeyne&#8217;nin meclisinde bulunan Ebu Hanife ashabından Bişr b. Velid el-Kâdî, zor bir mesele ile karşılaşıldığı zaman, Süfyan&#8217;ın;</p>
<p>&#8220;Burada Ebu Hanife ashabından kimse var mı?&#8221; diye sorduğunu, kendisine işaret edilince de, &#8220;haydi cevap ver&#8221; dediği­ni ve kendisinin de cevap verdiğini belirtir. Bunun üzerine Süfyan:</p>
<p>&#8220;Dinde kurtuluş, fukahaya teslim olmaktır&#8221; demiştir.[Tehanevî, Kavâid, 201]</p>
<p><strong>c-</strong> Hammad b. Seleme, İslamoğlu&#8217;nun dediği gibi Buhari&#8217;nin hocası değildir..<br />
Ayrıca diyelim ki iki Süfyan&#8217;dan İmam Azam&#8217;ın küfre düştüğüne dair rivayet herhangi bir kitapta; örneğin Ahmed bin Hanbel&#8217;in el-İlel&#8217;inde geçmiş olsun..İslamoğlu, bu rivayeti iki açıdan kullanamaz..İlk olarak bu kişilere nispet edilen meşhur rivayet cerh değil tadildir..İslamoğlu, rivayetler içinden neye göre tercih yapmış ve tadile ilişkin olanları görmemiştir? İkinci olarak, bu gibi hem metin hem de sened itibariyle zayıf olan rivayetleri Buhari ve Müslim sahihlerini kabul etmeyen kişiler delil mahiyetinde kullanamaz..<br />
Kullandıkları an kendileriyle çelişkiye düşmüş olurlar..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2.</strong> İslamoğlu&#8217;nun İmam Evzai hakkındaki antipatisi aşikar..Peki, neden? Bu antipatinin sebebi olarak İmam Azam&#8217;ın cerh edildiği -çoğu uydurma olan- rivayetler sanılmasın..Bence mesele başka:</p>
<p>İslamoğlu: Evzai alim olmasına alimdi. Ama devlet kapısının alimi olunca Gaylan ed-Dımaşki&#8217;nin ölüm fetvasını Evzai verdi. (8) Evet ızdırabın nedeni, İmam Azam&#8217;dan ziyade, sapıkların önde gidenlerinden biri olan Gaylan ed-Dımaşki&#8217;dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3.</strong> Mustafa İslamoğlu&#8217;nun ateş püskürdüğü, ideolojik hadisçi, saray uleması dediği, onun bunun hakkında idam fermanını imzalayan biri olarak takdim ettiği İmam Evzai ehl-i sünnetin büyük alimlerinden biridir:</p>
<p>Zehebî, Ebu Hanife, Malik, Evzâî ve Sufyan&#8217;ı zikrettiği beşinci ta­bakanın sonunda da şöyle der: “Bu tabakadaki insanların zamanında İslam ve müslümanlar tam bir izzet içinde ve yoğun bir ilim atmosfe­rinde idiler&#8230; Bu dönemde Ebu Hanife, Malik ve Evzâî gibi fakihler ge­lip geçmiştir.” [Tezkiretu&#8217;l-Huffâz, 1/244]&#8230;Zehebî, İmam Mâlik&#8217;in terceme-i halinde İmam Şafiî’nin &#8216;ilim üç kişinin etrafında dönmektedir: Malik, Leys ve İbn Uyeyne&#8217; dediğini naklettikten sonra şöyle söyler:</p>
<p>“Ben de derim ki: Bilakis ilim, onlarla beraber yedi kişinin etrafın­da döner: Evzâî, Sevrî, Ma’mer, Ebu Hanife, Şube ve iki Hammad (Hammâd b. Seleme ve Hammad b. Zeyd) [Siyeru A&#8217;lâmi&#8217;n-Nubelâ, VIII/94.]&#8230;İbn Teymiyye Minhâcu&#8217;s-Sunne adlı eserinin başka bir yerinde şöyle söyler:</p>
<p>“&#8230;Malik, Sevrî, Evzâî, Leys b. Sa&#8217;d, Şafiî, Ahmed, İshak, Ebu Hanife, Ebu Yusuf gibi dinde imamlıkla tanınan İslam alimleri&#8230;” [Minhâcu&#8217;s-Sunne, 1/215-6]&#8230;Yine bir yerde de şöyle söyler:</p>
<p>“&#8230;İşte bu, Malik b. Enes, Sevrî, Leys b. Sa&#8217;d, Evzâî, Ebu Hanife, Şafii, Ahmed b. Hanbel, İshak, Davud, Muhammed b. Huzeyme, Mu­hammed b. Nasr el-Mervezî, Ebu Bekr b. Munzir, Muhammed b. Cerîr et-Taberî gibi kendilerine tabi olunan imamların ve öğrencilerinin görüşüdür.” [Minhâcu&#8217;s-Sunne, 1/173]</p>
<p>İmam Evzai, çağdaşı âlimler arasında saygın bir yere sahip olmuş, Şam (Suriye) bölgesinin fıkıh otoritesi sayılmıştır. Evzâî döneminin ve sonraki nesillerin fıkıh âlimleri ve imamları tarafından bağımsız fıkıh ekolü, ictihad usulü, re’y ve fetvaları bulunan bir müctehid ve imam olarak benimsenmiş, görüşleriyle amel edilmiş ve fıkıh tarihi içinde Süfyân b. Uyeyne, Hasan-ı Basrî, Süfyân es-Sevrî, Leys b. Sa‘d, İshak b. Râhûye, İbn Cerîr et-Taberî, Dâvûd ez-Zâhirî ve Ebu Sevr gibi mutlak müctehidler arasında yerini almıştır. (9)<br />
***<br />
(1) http://www.haznevi.net/icerikoku.aspx?KID=1907&amp;BID=32<br />
(2) https://islamkalesi.wordpress.com/category/mezhep-imamimiz-ebu-hanifera/<br />
(3) http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c10/c100126.pdf<br />
http://yusufsevkiyavuz.com/?p=57<br />
(4) https://www.youtube.com/watch?v=w7IKc4Rw_eE<br />
(Videonun 3. ve 4. dakikası)<br />
(5) http://www.davetulhaq.com/tr/forum/index.php?topic=13207.0<br />
(6) Ahmednazif&#8217;ten İslamoğlu&#8217;na, sevgilerimle&#8230;<br />
(7) Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife&#8217;nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 222-230<br />
ayrıca bkz: https://kafdergisi.wordpress.com/ebu-hanife-aleyhtarligi-ve-hadis-ilmindeki-yeri/<br />
(8) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/07/sapk-mutezile-imamlarndan-gaylan-ed.html<br />
ayrıca bkz: http://neyaziyoruzbiz.blogspot.com.tr/2014/10/mustafa-islamoglu-ebu-hanife-anlaysna.html<br />
(9) http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=110546</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-islamoglunun-imam-evzaiye-iftirasi/">Mustafa İslamoğlu’nun İmam Evzai’ye iftirası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-islamoglunun-imam-evzaiye-iftirasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Hanife &#8211; Fıkhu-l Ekber Tercümesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ekber-tercumesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ekber-tercumesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2015 14:15:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Kimseyi Zorlamamıştır]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Sıfatları]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Yaratması]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[Deccal Haktır]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkhu-l Ekber Tercümesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir]]></category>
		<category><![CDATA[Kulların Fiili]]></category>
		<category><![CDATA[Lehvi Mahfuz]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Haktır]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah&#8217;a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah&#8217;tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir. Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O&#8217;na hiçbir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ekber-tercumesi/">Ebu Hanife – Fıkhu-l Ekber Tercümesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/150.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7248" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/150.jpg" alt="Ebu Hanife - Fıkhu-l Ekber Tercümesi" width="352" height="222" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/150.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/150-300x189.jpg 300w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></a></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla</strong></p>
<p>Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah&#8217;a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah&#8217;tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.</p>
<p>Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O&#8217;na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez. İsimleri, zatî ve fiilî sıfatlarıyla daima var olmuş ve var olacaktır.</p>
<p>Allah&#8217;ın zatî sıfatları; hayat, kudret, ilim, semi, basar ve irâde sıfatlarıdır. Fiilî sıfatlar ise, tahlik (yaratma), terzik (rızık verme), inşa (yapma), ibda (örneksiz yaratma) ve sun&#8217; (san&#8217;atla yaratma) ve diğer fiilî sıfatlardır.</p>
<p>Allah, sıfatları ve isimleri ile var olmuş ve var olacaktır. O&#8217;nun isim ve sıfatlarından hiçbiri sonradan olma değildir. O ilmiyle daima bilir, ilim O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. O kudretiyle daima kadirdir, kudret O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Kelâm ile konuşur, kelâm O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Yaratması ile daima haliktır, yaratmak O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Fiili ile daima faildir, fiil O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Fail Allah&#8217;tır, fiil ise O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Yapılan şey, mahlûktur. Yüce Allah&#8217;ın fiili ise mahlûk değildir. Allah&#8217;ın ezeldeki sıfatları mahlûk ve sonradan olma değildir. Allah&#8217;ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan olduğunu söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah&#8217;ı inkâr etmiş olur.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm, Allah kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber&#8217;e indirilmiştir. Bizim Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur&#8217;ân mahlûk değildir. Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, firavn ve İblis&#8217;ten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir. Allah&#8217;ın kelâmı mahlûk değildir, fakat Musa&#8217;nın ve diğer yaratılmışların kelâmı mahlûktur. Kur&#8217;ân ise Allah&#8217;ın kelâmı olup, kadîm ve ezelîdir</p>
<p>Allah bir şey (varlık)&#8217;dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O&#8217;nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O&#8217;nun Kur&#8217;ân&#8217;da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. O&#8217;nun eli, kudreti veya nimetidir denilemez. Zîra bu takdirde sıfat iptal edilmiş olur. Bu, Kaderiyye ve Mutezile&#8217;nin görüşüdür. O&#8217;nun elinin, keyfiyetsiz sıfat olması gibi, gazabı ve rızası da keyfiyetsiz sıfatlarından iki sıfattır.</p>
<p>Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır. Allah&#8217;ın dilemesi, ilmi, kazası, takdiri ve Levh-i Mahfûz&#8217;daki yazısı olmadan, dünya ve âhirette hiçbir şey vaki olmaz. Ancak onun Levh-i Mahfûz&#8217;daki yazısı, hüküm olarak değil, vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek, O&#8217;nun nasıl olduğu bilinemeyen sıfatlarındandır. Allah, yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir, onun yarattığı zaman nasıl olacağını bilir. Var olanı, varlığı halinde var olarak bilir, onun yokluğunun nasıl olacağını bilir. Allah ayakta duranın ayakta duruş halini, oturduğu zaman da oturuş halini bilir. Bütün bu durumlarda Allah&#8217;ın ilminde ne bir değişme, ne de sonradan olma bir şey hâsıl olmaz. Değişme ve ihtilâf, yaratılanlarda olur.</p>
<p>Allah&#8217;ın <strong>&#8220;Allah Musa&#8217;ya hitap </strong>etti.&#8221;<span style="font-size: 13.3333px; line-height: 20px;"><b>(Nisa,164)</b></span>âyetinde belirttiği gibi. Musa Allah&#8217;ın kelâmını işitti. Şüphesiz ki Allah, Musa ile konuşmasından önce de, kelâm sıfatı ile muttasıftı. Yüce Allah yaratmadan da ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa&#8217;ya hitap ettiğinde, ezelde sıfatı olan kelâmı ile konuştu. O&#8217;nun sıfatlarının hepsi, mahlûkların sıfatlarından başkadır. O bilir, fakat bizim bildiğimiz gibi değil. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yettiği gibi değil. O görür, fakat bizim görmemiz gibi değil. O işitir, fakat bizim işittiğimiz gibi değil. O konuşur, fakat bizim konuşmamız gibi değil. Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahlûktur, fakat Allah&#8217;ın kelâmı mahlûk değildir.</p>
<p>Allah insanları küfür ve îmandan hâli olarak yaratmış, sonra onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kâfir olan; kendi fiili, hakkı inkâr ve reddetmesi ve Allah&#8217;ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır. İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah&#8217;ın muvaffakiyet ve yardımı ile îman etmiştir.</p>
<p>Allah Âdem&#8217;in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş, îmanı emredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rabb olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu, onların îmanıdır. İşte onlar bu fıtrat üzerine doğarlar. Bundan sonra küfre sapan bu fıtratı değiştirip bozmuş olur. İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur.</p>
<p>Allah, kullarının hiç birini îman veya küfre zorlamamış, onları mü&#8217;min veya kâfir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü esnasında kâfir olarak bilir. O kimse daha sonra iman ederse, imanı halinde mü&#8217;min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin onu sever.</p>
<p>Kulların hareket ve sükûn gibi bütün fiilleri hakikaten kendi kesbleri (kazançları)&#8217;dir. Onların yaratıcısı ise Yüce Allah&#8217;tır. Onların hepsi Allah&#8217;ın dilemesi, ilmi, hükmü ve kaderi ile olur.</p>
<p>Taatların hepsi, Allah&#8217;ın emri, muhabbeti, rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah&#8217;ın ilmi, kazası, takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.</p>
<p>Peygamberlerin hepsi de (salât ve selâm olsun) küçük, büyük günah, küfür ve çirkin hallerden münezzehtir. Fakat onların sürçme ve hataları vâki olmuştur. Hz. Muhammed, Allah&#8217;ın sevgili kulu, resulü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiç bir zaman puta tapmamış, göz açıp kapayacak bir an bile Allah&#8217;a ortak koşmamıştır. O, küçük büyük hiç bir günah işlememiştir.</p>
<p>Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Osman b. Affân Zû&#8217;n-Nûreyn, daha sonra Aliyyu&#8217;l-Murtaza&#8217;dır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz. Peygamber&#8217;in ashabının hepsini sadece hayırla anarız.</p>
<p>Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü&#8217;min deriz. Bir mü&#8217;minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.</p>
<p>Günahlar, mü&#8217;mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen kimse Cehennem&#8217;e girmez de demeyiz. Dünyadan mü&#8217;min olarak ayrılan kimse, fasık da olsa Cehennem&#8217;de ebedî kalacaktır, demeyiz.</p>
<p>Mürcie&#8217;nin dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affedilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü&#8217;min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz.</p>
<p>Allah&#8217;a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü&#8217;min olarak ölen kimsenin durumu Allah&#8217;ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem&#8217;de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz.</p>
<p>Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yok eder. Keza ucüb (kendi amelini üstün görmek) de böyledir.</p>
<p>Peygamberlerin mucizeleri ve velîlerin kerametleri haktır. Ancak, haberlerde belirtildiği üzere İblis, Firavun ve Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecek hallerine mucize de, keramet de demeyiz. Bu, onların hacetlerini yerine getirmedir. Zîra, Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar da buna aldanarak azgınlık ve küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz ve mümkündür.</p>
<p>Yüce Allah, yaratmadan önce de yaratıcı, rızıklandırmadan önce de rızık verici idi. Allah, âhirette görülecektir. Mü&#8217;minler Allah&#8217;ı Cennet&#8217;te, aralarında bir mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.</p>
<p>İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların îmanı, îman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakın ve tasdik yönünden artar ve eksilir. Mü&#8217;minler, îman ve tevhid hususunda birbirlerine müsavidirler. Fakat amel itibarıyla birbirlerinden farklıdırlar. İslâm, Allah&#8217;ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lügat itibariyle iman ve islâm arasında fark vardır. Fakat islâmsız îman, îmansız da islâm olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler. Din ise; iman, islâm ve şeriatlerin hepsine birden verilen isimdir.</p>
<p>Biz, Yüce Allah&#8217;ı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz. Hiçbir kimse Allah&#8217;a, O&#8217;nun şanına lâyık şekilde hakkıyla ibâdet etmeye kadir değildir. Fakat insan ancak Allah&#8217;ın kitabında, Resulünün bildirdiği ölçüde Allah&#8217;a ibâdet eder.</p>
<p>Bütün mü&#8217;minler; marifet, yakîn, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman konusunda birbirlerine müsavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda birbirlerinden farklıdırlar.</p>
<p>Yüce Allah, kullarına karşı lütufkârdır, adildir, kulun hakettiği sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işlediği günahtan dolayı cezalandırır. Keza kendisinden bir lütuf olarak bağışlar da.</p>
<p>Peygamberlerin (salât ve selâm olsun) şefaati haktır. Peygamberimizin (s.a.) şefaati, günahkâr mü&#8217;minler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı haketmiş olanlar için hak ve sabittir.</p>
<p>Kıyamet günü amellerin mizanla tartılacağı hususu haktır. Hz. Peygamberi&#8217;in havzı haktır. Kıyamet günü hasımlar arasında iyilikler alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadığı takdirde kötülüklerin atılması hak ve caizdir.</p>
<p>Cennet ve Cehennem hâlen yaratılmıştır, ebediyen de fâni olmayacaklardır. Huriler ebediyen ölmezler. Yüce Allah&#8217;ın cezası da, sevabı da ebedîdir.</p>
<p>Allah dilediğini kendisinin bir lütfü olarak hidâyete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Allah&#8217;ın sapıklığa düşürmesi, hızlânıdır. Hızlanın mânâsı ise, Allah&#8217;ın razı olacağı şeylerde onu muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu, Allah&#8217;ın adaleti gereğidir. Keza, Allah&#8217;ın günahkârları isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.</p>
<p>Şeytan, mü&#8217;min kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul îmanı terkederse, Şeytan da onun imanını alır, deriz.</p>
<p>Kabirde Münker ve Nekir&#8217;in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve asi mü&#8217;minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.</p>
<p>Âlimlerin, Allah&#8217;ın sıfatlarını Farsça (Arapça&#8217;dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah&#8217;ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah&#8217;ın yüzü demek caizdir. Allah&#8217;ın yakınlık ve uzaklığı, mesafenin uzunluk ve kısalığı ile değil, keramet ve zillet mânâsındadır. İtaatli olan kul, Allah&#8217;a keyfiyetsiz olarak yakın, âsi kul ise keyfiyetsiz olarak Allah&#8217;tan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek, yalvaran kula racidir. Keza Cennet&#8217;te komşuluk ve Allah&#8217;ın önünde bulunmak da keyfiyetsiz şeylerdir.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm, Allah&#8217;ın Resulüne (s.a.) indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır. Kelâm mânâsında Kur&#8217;ân âyetlerinin hepsi de fazilet ve büyüklük bakımından birbirine müsavidir. Fakat bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Âyete&#8217;l-Kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allah&#8217;ın yüceliği, azameti ve sıfatlarıdır. Bu âyette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak iki fazilet bir araya gelmiştir. Bu kısmında ise sadece zikir fazileti vardır. Kâfirlerin kıssalarında olduğu gibi. Bu âyetlerde zikredilenin bir fazileti yoktur, çünkü zikredilenler kâfirlerdir. Keza Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazilette müsavidir, aralarında farklılık yoktur.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in anne ve babası İslâm gelmeden önce öldüler. Kasım, Tâhir ve İbrahim Allah Resulünün oğulları, Fâtıma, Rukiyye, Zeynep ve Ümmü Gülsüm de kızları idiler.</p>
<p>İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup öğreneceği bir âlim buluncaya kadar, Allah katında doğru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi caiz değildir. Bu hususta tereddüt edilerek beklemek mazur görülmez. Eğer tereddüt ederek beklerse, kâfir olur.</p>
<p>Mîrac haberi haktır. Onu reddeden sapık bir bid&#8217;atçi olur. Deccal&#8217;in, Ye&#8217;cüc ve Me&#8217;cüc&#8217;ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa&#8217;nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır.</p>
<p>Yüce Allah, dilediğini doğru yola hidâyet eder.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong>Mustafa Öz &#8211; İmam Azam&#8217;ın 5 Eseri,</p>
<p>Marmara Üni.İlahiyat.Fak.Vakfı &#8211; 2 Mayıs 1981</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ekber-tercumesi/">Ebu Hanife – Fıkhu-l Ekber Tercümesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ekber-tercumesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Hanife Fıkhu-l Ebsat&#8217;dan Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ebsatdan-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ebsatdan-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2015 14:07:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a Mekan Tahsis Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife Fıkhu-l Ebsat'dan Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Had Cezası]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7244</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230;&#8230;&#8230; Ebû Hanife şöyle dedi: -Mütecaviz kimselerle, küfürlerinden dolayı değil, haddi tecavüzlerinden dolayı savaş et. Âdil zümre ve zâlim sultanla beraber ol. Fakat mütecavizlerle beraber olma. Cemaat ehlinde fasit ve zalimler mevcut olsa bile, onların içinde sana yardımcı olacak salih insanlar da vardır. Eğer cemaat zâlimler ve mütecavizlerden teşekkül ediyorsa, onlardan ayrıl. Çünkü Allah &#8220;Allah&#8217;ın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ebsatdan-alintilar/">Ebu Hanife Fıkhu-l Ebsat’dan Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/imamabese_big.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7245" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/imamabese_big.jpg" alt="Ebu Hanife Fıkhu-l Ebsat'dan Alıntılar" width="231" height="337" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/imamabese_big.jpg 458w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/imamabese_big-206x300.jpg 206w" sizes="(max-width: 231px) 100vw, 231px" /></a>&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong>Ebû Hanife şöyle dedi:</strong></p>
<p>-Mütecaviz kimselerle, küfürlerinden dolayı değil, haddi tecavüzlerinden dolayı savaş et. Âdil zümre ve zâlim sultanla beraber ol. Fakat mütecavizlerle beraber olma. Cemaat ehlinde fasit ve zalimler mevcut olsa bile, onların içinde sana yardımcı olacak salih insanlar da vardır. Eğer cemaat zâlimler ve mütecavizlerden teşekkül ediyorsa, onlardan ayrıl. Çünkü Allah &#8220;Allah&#8217;ın arzı geniş değil miydi? Hicret edeydiniz.&#8221;(en-Nisa,97), &#8220;Ey mü&#8217;min kullarım, benim arzım geniştir. Ancak bana kulluk edin,&#8221;(el-Ankebut,56)buyurmaktadır.</p>
<p><strong>Ebû Hanife şöyle dedi:</strong></p>
<p>-Bize Hammad&#8217;ın İbrahim&#8217;den, onun da İbnuMes&#8217;ud&#8217;dan rivayet ettiğine göre (Allah hepsinden razı olsun) Hz. Peygamber şöyle buyurdu: &#8220;Bir yerde ma&#8217;siyetler zuhur edip onu değiştirmeye gücün yetmezse, oradan başka yere git, orada Rabbine kulluk et.&#8221; Ebû Hanife şöyle devam etti: Bana ilim ehlinden birinin Hz. Peygamber&#8217;in ashabından birisinden verdiği habere göre, Hz. Peygamber &#8220;Fitneden korktuğu yeri bırakıp, fitneden korkmadığı bir yere giden kimse için Allah yetmiş sıddîk ecri yazar.&#8221; (Bk. el-Buharî, el-Iman, 12; İbnuMace, el-Fiten, 16.)buyurdu.</p>
<p><strong>Ebû Hanife şöyle dedi:</strong></p>
<p>-&#8220;Bilmiyorum, Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?&#8221; diyen kimse kâfir olur. Keza &#8220;Allah arş üzerindedir&#8221; diyen de; &#8220;Bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır?&#8221; diyen de böyledir.</p>
<p>Allah&#8217;a dua ederken yukarıya yönelinir, aşağıya değil. Çünkü aşağının rubûbiyet ve ulûhiyet vasfı ile ilgisi yoktur. Nitekim hadiste şöyle rivayet edilir: Bir adam Hz. Peygamber&#8217;e siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mü&#8217;min bir köle azad etmek vacip oldu. Bu kâfi midir? diye sordu. Hz. Peygamber de cariyeye &#8220;Sen mü&#8217;min misin?&#8221; diye sordu. Câriye de &#8220;Evet,&#8221; diye cevap verdi. Hz. Peygamber &#8220;Allah nerede?&#8221; diye sorunca, câriye semaya işaret etti. Bunun üzerine Peygamberimiz: &#8220;Bu câriyemü&#8217;mindir, azat et.&#8221; Buyurdu. (. Bk. Müslim, el-Mesacid, 33; Ebû Davud, es-Salat, 167.)</p>
<p><strong>Ebû Hanife şöyle dedi:</strong></p>
<p>-&#8220;Kabir azabını bilmem&#8221; diyen kimse, helake uğrayan Cehmiyye&#8217;dendir. Çünkü o, Allah&#8217;ın &#8220;Biz onları iki defa azaplandıracağız.&#8221;(et-Tevbe,101)-ki burada kabir azabı kastolunmaktadır- ve &#8220;Zâlimler, bundan başka azabauğrayacaklar.&#8221; (et-Tur,47)-Yani kabir azabına çarptırılacaklardır- âyetlerini inkâr etmiş olur. Eğer &#8216;Ben âyete inanıyorum, fakat tefsir ve te&#8217;viline inanmıyorum.&#8221; derse kâfir olur. Çünkü Kur&#8217;ân&#8217;da, te&#8217;vili tenzilinin aynı olan âyetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur.</p>
<p><strong>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</strong></p>
<p><strong>Ebu Hanifeye dediler;</strong> &#8220;Allah bütün insanları melekler gibi itaatkâr yaratmak isteseydi, buna kadir olur muydu? Bunu haber ver.&#8221; Eğer &#8220;Hayır,&#8221; diye cevap verirse, Allahı kendisini tavsif ettiğinden başkası ile vasıflandırmış olur. Zîra Allah Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Kullarının üzerine yegâne mutasarrıf O&#8217;dur.&#8221;(el-En’am,18), &#8220;O kullarının küfrüne razı olmaz.&#8221;(ez-Zümer,7) ve &#8220;O sizin üzerinizden size azap göndermeğe kadirdir.&#8221;(el-En’am,65.) buyurmaktadır. Eğer &#8220;kadirdir.&#8221; derse &#8220;Allah İblis&#8217;in itaat konusunda Cebrail gibi olmasını dileseydi, buna muktedir olmaz mıydı?&#8221; de. Eğer &#8220;Hayır,&#8221; derse kendi sözünü terketmiş ve Allah&#8217;ı sıfatlarından başkası ile vasıflandırmış olur. Eğer &#8220;Kulun zina etmesi, içki içmesi, namuslu insanlara dil uzatması Allah&#8217;ın izni ile değil midir?&#8221; diye söylerse &#8220;Evet,&#8221; denir. Eğer &#8220;O halde o kimseye niçin had cezası tatbik edilir?&#8221; derse: &#8220;Allah&#8217;ın emrettiği şey terkolunmaz,&#8221; denir. Çünkü o kimse kölesini kesse, bu Allah&#8217;ın dilemesi ile olur, insanlar da o kimseyi kötülerler.</p>
<p>Eğer kölesini azad ederse, insanlar da yaptığından dolayı onu öğerler. Bunların her ikisi de Allah&#8217;ın dilemesi ile vücuda gelir, o kimse bu fiilleri Allah&#8217;ın dilemesi ile işlemiş olur. Fakat kul Allah&#8217;ın dilemesi ile masiyet işlerse, işleyen kimsenin fiilinde ilâhî rıza ve doğruluk yoktur. &#8220;Niçin ona had cezası tatbik edilir?&#8221; sözü, onların prensiplerine göre fasit bir sualdir. Çünkü onlar bir çokmasiyetlerde de Allah&#8217;ın dilemesini kabul etmiyorlar. Ona göre içki içmek gibi bir fiilin haricinde had cezası gerekmiyor. Oysaki yaptığı bütün işleri Allah&#8217;ın dilemesi ile yapmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ebsatdan-alintilar/">Ebu Hanife Fıkhu-l Ebsat’dan Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-fikhu-l-ebsatdan-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
